Kadim Lugat
Şiirleri
Kadim Lugat perspektifinden derlenen şiir arşivi.
1567
toplam şiir
Asaf Halet Çelebi
52 şiir · 20.yy

Aziz Mahmut Hüdayi
313 şiir
Bâki
159 şiir · 16.yy

Cahit Zarifoğlu
149 şiir · 20.yy

Erdem Bayazıt
41 şiir · 20-21.yy

Eşrefoğlu Rumi
109 şiir

Fuzuli
79 şiir · 15-16.yy

İsmet Özel
69 şiir · 20-21.yy

Necip Fazıl Kısakürek
332 şiir · 20.yy

Niyazi-i Mısri
19 şiir
Şeyh Galib
15 şiir · 18.yy

Sezai Karakoç
59 şiir · 20-21.yy

Yunus Emre
171 şiir
Tüm Şiirler
🔍
A
Aç gözün bu nevm-i gaflet nice bir
Hâlik'ın ihsânına şükr edegör
Nefs ü şeytâna itâ'at nice bir
Râzık'ın in'âmına şükr edegör
Sana kim vermişdir insân olmağı
Ehl-i İslâm ehl-i îmân olmağı
İster isen yollar âsân olmağı
Hâlik'ın in'âmına şükr edegör
Şükr edersen Hâlik'a ger rûz ü şeb
İzdiyâd-ı ni'mete olur sebeb
Gaflet ile nic'olur hâlin aceb
Râzık'ın in'âmına şükr edegör
Tâlib isen ger safâ-yı vahdete
Râgıb isen zevk-i bezm-i vuslata
Ârif ol aldanma nevm-i gaflete
Hâlik'ın in'âmına şükr edegör
Zevk-i tâmma ermek istersen eğer
Mâsivâ hubbundan edegör hazer
Sıdk ile gûş et Hüdâyî'den haber
Râzık'ın in'âmına şükr edegör
Hâlik'ın ihsânına şükr edegör
Nefs ü şeytâna itâ'at nice bir
Râzık'ın in'âmına şükr edegör
Sana kim vermişdir insân olmağı
Ehl-i İslâm ehl-i îmân olmağı
İster isen yollar âsân olmağı
Hâlik'ın in'âmına şükr edegör
Şükr edersen Hâlik'a ger rûz ü şeb
İzdiyâd-ı ni'mete olur sebeb
Gaflet ile nic'olur hâlin aceb
Râzık'ın in'âmına şükr edegör
Tâlib isen ger safâ-yı vahdete
Râgıb isen zevk-i bezm-i vuslata
Ârif ol aldanma nevm-i gaflete
Hâlik'ın in'âmına şükr edegör
Zevk-i tâmma ermek istersen eğer
Mâsivâ hubbundan edegör hazer
Sıdk ile gûş et Hüdâyî'den haber
Râzık'ın in'âmına şükr edegör
Aç gözün gafletden uyan
İbâdet eyle her zamân
Receb şa'bân ü ramazân
Mübârek aylardır gelen
İbâdet eyle her zamân
Receb şa'bân ü ramazân
Mübârek aylardır gelen
Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.
Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.
Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.
Aceb bu nevm-i gafletden gözün açıp uyandın mı
Bu fânî âlemin zevk ü safâsından usandın mı
Hevâlarda izâ'at eyleyip sermâye-i ömrü
Bu hâl ile huzûr-ı Hakk'a varmakdan utandın mı
Bu fânî âlemin zevk ü safâsından usandın mı
Hevâlarda izâ'at eyleyip sermâye-i ömrü
Bu hâl ile huzûr-ı Hakk'a varmakdan utandın mı
Aceb mi Ka'beden eşref olursa kâmilin kalbi
Bunu cân ile isgâ et efendi kavl-i sâdıkdır
Binâsı Ka'be'nin mahlûk işidir seng ü hâk ile
Gönül hod dest-i kudretle yapılmış sun'-i Hâlik'dir
Bunu cân ile isgâ et efendi kavl-i sâdıkdır
Binâsı Ka'be'nin mahlûk işidir seng ü hâk ile
Gönül hod dest-i kudretle yapılmış sun'-i Hâlik'dir
Acep bu benim canım azad ola mı Ya Rab
Yoksa yedi Tamu’da yana kala mı Ya Rab
Acep bu benim halim yer altında ahvalim
Varıp yatacak yerim akrep dola mı Ya Rab
Allah olıcak kazı bizden ola mı razı
Görüp Habibi bizi Şefi ola mı Ya Rab
Can hulkuma geldik de Azrail’i gördük de
Ya canımı aldık da asan ola mı Ya Rab
Yunus kabre vardık da Münkür-Nekir geldik de
Bana sual sordak da dilim döne mi Ya Rab
Yoksa yedi Tamu’da yana kala mı Ya Rab
Acep bu benim halim yer altında ahvalim
Varıp yatacak yerim akrep dola mı Ya Rab
Allah olıcak kazı bizden ola mı razı
Görüp Habibi bizi Şefi ola mı Ya Rab
Can hulkuma geldik de Azrail’i gördük de
Ya canımı aldık da asan ola mı Ya Rab
Yunus kabre vardık da Münkür-Nekir geldik de
Bana sual sordak da dilim döne mi Ya Rab
Acep bu ne nesnedir bu dert ile firak bana
Canımı serhoş eyledi aşk ağusu tiryak bana
Kimin direnci var ise derdine derman istesin
Kesdi benim direncimi derman oldu bu derd bana
Aşk oduna yan der isen gönüllere gir der isen
Kara nurlar aydın ola ne kandil-ü çerağ bana
Gökten inen dört kitabı günde bin kez okur isen
Erenlere münkir isen didar ırak senden bana
Miskin Yunus erenlere tekebbür olma toprak ol
Topraktan biter küllisi gülistanı toprak bana
Canımı serhoş eyledi aşk ağusu tiryak bana
Kimin direnci var ise derdine derman istesin
Kesdi benim direncimi derman oldu bu derd bana
Aşk oduna yan der isen gönüllere gir der isen
Kara nurlar aydın ola ne kandil-ü çerağ bana
Gökten inen dört kitabı günde bin kez okur isen
Erenlere münkir isen didar ırak senden bana
Miskin Yunus erenlere tekebbür olma toprak ol
Topraktan biter küllisi gülistanı toprak bana
Acep değil deli olsa,
Aşk oduna yanan kişi,
Aşka yakın yürümesin,
İyi adın sanan kişi.
Kim sakınır iyi adın,
Bıraksın elden aşk odun,
Tezcek yoldurur kanadın,
Daldan dala konan kişi.
Saldı beni uzak yola,
Şu gözlerim dola dola
Dertli halinden ne bile,
Yüreği sağ olan kişi.
Âşıklar geçer arından,
Dönmez olur ikrarından
Şimdi ayrılmış yarından,
Yalan dava kılan kişi.
Yürek yanar, yaşım akar,
Şu gözlerim yola bakar.
Gayri yüze nice bakar,
Hak cemalin gören kişi.
Gözüm pınar olmuş akar,
Şu zârım ki arşa çıkar.
Mahv eyleyip varın yakar,
Mâsivayı koyan kişi.
Yunus kodu yola başı,
Vurur müddeiler taşı.
Hiçtir münafıkın işi,
Gelsin aşka doyan kişi.
Aşk oduna yanan kişi,
Aşka yakın yürümesin,
İyi adın sanan kişi.
Kim sakınır iyi adın,
Bıraksın elden aşk odun,
Tezcek yoldurur kanadın,
Daldan dala konan kişi.
Saldı beni uzak yola,
Şu gözlerim dola dola
Dertli halinden ne bile,
Yüreği sağ olan kişi.
Âşıklar geçer arından,
Dönmez olur ikrarından
Şimdi ayrılmış yarından,
Yalan dava kılan kişi.
Yürek yanar, yaşım akar,
Şu gözlerim yola bakar.
Gayri yüze nice bakar,
Hak cemalin gören kişi.
Gözüm pınar olmuş akar,
Şu zârım ki arşa çıkar.
Mahv eyleyip varın yakar,
Mâsivayı koyan kişi.
Yunus kodu yola başı,
Vurur müddeiler taşı.
Hiçtir münafıkın işi,
Gelsin aşka doyan kişi.
Acep değil senin için, bir can feda kılar isem,
Senin varlığın can yeter, hoştur cansız kalır isem.
Senin ki derdin olmaya, sözüm acep kelecidir,
Ne canım var, ne eydürem, bir dem sensiz olur isem.
Nice ki ben seni sevem, ecel eri ermeyiser,
Kaçan sunar Azrail el, ben seni canlanır isem.
Ger suretim düşer ise, nice zeval ere bana,
O kadimi kim sevenin, nice düşüp durur isem.
Dahi elest belirmeden ben aşık idim o maşuk,
Gözümü yüzüne tutam, yüz bin kaba girer isem.
Dahi cihana gelmeden, canım onu sever idi,
Minnet değil Yunus, sana nice tapı kılar isem.
Senin varlığın can yeter, hoştur cansız kalır isem.
Senin ki derdin olmaya, sözüm acep kelecidir,
Ne canım var, ne eydürem, bir dem sensiz olur isem.
Nice ki ben seni sevem, ecel eri ermeyiser,
Kaçan sunar Azrail el, ben seni canlanır isem.
Ger suretim düşer ise, nice zeval ere bana,
O kadimi kim sevenin, nice düşüp durur isem.
Dahi elest belirmeden ben aşık idim o maşuk,
Gözümü yüzüne tutam, yüz bin kaba girer isem.
Dahi cihana gelmeden, canım onu sever idi,
Minnet değil Yunus, sana nice tapı kılar isem.
Acep oldu halim bu aşk elinden,
Göremezem yolum bu aşk elinden.
Bu kamu âlemin tacı iken uş,
Ayaklarda kilim bu aşk elinden.
Garip bülbülleyin zarı kılarım,
Akar gözden selim bu aşk elinden.
Gazel yapraklayın benzim sarardı,
Kararıban ölem bu aşk elinden.
Yarın mahşerde ben yırtam yakamı,
Nice zara gelem bu aşk yüzünden.
Niderem ben yarin vaslından artık,
Büküldü kad balam bu aşk elinden.
Yunus sen Tapdug'una kıl dualar,
Deme ki; ne kılam bu aşk elinden.
Göremezem yolum bu aşk elinden.
Bu kamu âlemin tacı iken uş,
Ayaklarda kilim bu aşk elinden.
Garip bülbülleyin zarı kılarım,
Akar gözden selim bu aşk elinden.
Gazel yapraklayın benzim sarardı,
Kararıban ölem bu aşk elinden.
Yarın mahşerde ben yırtam yakamı,
Nice zara gelem bu aşk yüzünden.
Niderem ben yarin vaslından artık,
Büküldü kad balam bu aşk elinden.
Yunus sen Tapdug'una kıl dualar,
Deme ki; ne kılam bu aşk elinden.
Acep şu yerde var m'ola
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin
Kimseler garip olmasın
Hasret odına yanmasın
Hocam kimseler duymasın
Şöyle garip bencileyin
Nice bu dert ile yanam
Ecel ere bir gün ölem
Meğerki sinimde bulam
Şöyle garip bencileyin
Gezdim Urum ile Şam'ı
Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulamadım
Şöyle garip bencileyin
Söyler dilim ağlar gözüm
Gariplere göynür özüm
Meğerki gökte yıldızım
Şöyle garip bencileyin
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
Hey Emre'm Yunus biçare
Bulunmaz derdine çare
Var imdi gez şardan şara
Şöyle garip bencileyin
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin
Kimseler garip olmasın
Hasret odına yanmasın
Hocam kimseler duymasın
Şöyle garip bencileyin
Nice bu dert ile yanam
Ecel ere bir gün ölem
Meğerki sinimde bulam
Şöyle garip bencileyin
Gezdim Urum ile Şam'ı
Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulamadım
Şöyle garip bencileyin
Söyler dilim ağlar gözüm
Gariplere göynür özüm
Meğerki gökte yıldızım
Şöyle garip bencileyin
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
Hey Emre'm Yunus biçare
Bulunmaz derdine çare
Var imdi gez şardan şara
Şöyle garip bencileyin
Acep şu yerde varm'ola
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin
Gezdim Rum ile Şam'ı
Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulamadım
Şöyle garip bencileyin
Kimseler garip olmasın
Hasret oduna yanmasın
Hocam kimseler duymasın
Şöyle garip bencileyin
Söyler dilim ağlar gözüm
Gariplere göynür özüm
Meğer ki gökte yıldızım
Şöyle garip bencileyin
Nice bu dert ile yanam
Ecel ere bir gün ölem
Meğer ki sinimde bulam
Şöyle garip bencileyin
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
Hey Emre'm Yunus biçare
Bulunmaz derdine çare
Var imdi gez şardan şara
Şöyle garip bencileyin
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin
Gezdim Rum ile Şam'ı
Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulamadım
Şöyle garip bencileyin
Kimseler garip olmasın
Hasret oduna yanmasın
Hocam kimseler duymasın
Şöyle garip bencileyin
Söyler dilim ağlar gözüm
Gariplere göynür özüm
Meğer ki gökte yıldızım
Şöyle garip bencileyin
Nice bu dert ile yanam
Ecel ere bir gün ölem
Meğer ki sinimde bulam
Şöyle garip bencileyin
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
Hey Emre'm Yunus biçare
Bulunmaz derdine çare
Var imdi gez şardan şara
Şöyle garip bencileyin
Açı ver uşşâka doğru yolların
Sen inâyet eyle Allah'ım meded
Kâ'be-i matlûba ersin kulların
Sen inâyet eyle Allah'ım meded
Lutfun umar bir alay âvâreler
Pes kapından gayrı kande varalar
Ehl-i derde senden olur çâreler
Sen inâyet eyle Allah'ını meded
Fazlın ile çünki insân eyledin
Ehl-i İslâm ehl-i îmân eyledin
Nice lutf u nice ihsân eyledin
Sen inâyet eyle Allah'ım meded
Lutfuna yâ Rabbî gâyet yok durur
Bahr-ı ihsân a nihâyet yok durur
Addolunmaz rahmetin key çok durur
Sen inâyet eyle Allah'ım meded
Sensin ey Mevlâ çü Rabbü'l-âlemîn
Taht-ı teshîrindedir dünyâ vü dîn
Vaslın ihsân et Hüdâyî'ye hemîn
Sen inâyet eyle sultânım meded
Sen inâyet eyle Allah'ım meded
Kâ'be-i matlûba ersin kulların
Sen inâyet eyle Allah'ım meded
Lutfun umar bir alay âvâreler
Pes kapından gayrı kande varalar
Ehl-i derde senden olur çâreler
Sen inâyet eyle Allah'ını meded
Fazlın ile çünki insân eyledin
Ehl-i İslâm ehl-i îmân eyledin
Nice lutf u nice ihsân eyledin
Sen inâyet eyle Allah'ım meded
Lutfuna yâ Rabbî gâyet yok durur
Bahr-ı ihsân a nihâyet yok durur
Addolunmaz rahmetin key çok durur
Sen inâyet eyle Allah'ım meded
Sensin ey Mevlâ çü Rabbü'l-âlemîn
Taht-ı teshîrindedir dünyâ vü dîn
Vaslın ihsân et Hüdâyî'ye hemîn
Sen inâyet eyle sultânım meded
1
Çabuk akan tez giden
ilk geyik avında ölenler
çarpıntı başlarıdır insanlığın
Uzakta.Ta burada
Ünlü bir can sıkıntısını
Ufalar bir zümrüt sakal
Yeldeğirmeni
ve uçuşan leylekler
beyaz saçlı atın
kar yıllığını rüzgar hallerini
kahraman atın
madalya anına bitişik
dört nala koşan sesi
oradan uzaktan ta buradan
siyah
çatık kaşlı gelincik tohumlarına
benzer sezişliriyle
gelişir yapılı kaygılar
2
bir ayıp giyotin
çün ağaç sağa dönmez
soldan kuşatılır
çün ağaç şaşırır
ağaç ölür
Ama sapına kadar
Bilhassa büyük
Erkek
Tam erkek bir el
Yani kolun ucuna kadar gelmiş de
Yumruk bile olmuş
ve bilhassa bu büyük bir el
beynelmilel bir sabah seli
katlayıp büküp yapma çelikleri
gündelik insanı kaldırıp
bir de tanrıya şarkısını söylerse
Belirli bir yapısı
belli bir geçmişi olan
nereye değdiğini bilen
düğün yapısı fırçasıyla
toprak ve topraktan sonrasını
aynı çığlığı atan
ve karalar içinde
3
haydi
şu kaçar su durur mu
gök içimizden bir zenci çağırır
zenci zenci
bir büyük geniş başlı
şikayet mi ne olur
açık açık çağırır aşkını
burda mı daha mı uzakta
bütün bir geceye
dayar alnını
öyle ki alın
mübarek bir şeydir
Çabuk akan tez giden
ilk geyik avında ölenler
çarpıntı başlarıdır insanlığın
Uzakta.Ta burada
Ünlü bir can sıkıntısını
Ufalar bir zümrüt sakal
Yeldeğirmeni
ve uçuşan leylekler
beyaz saçlı atın
kar yıllığını rüzgar hallerini
kahraman atın
madalya anına bitişik
dört nala koşan sesi
oradan uzaktan ta buradan
siyah
çatık kaşlı gelincik tohumlarına
benzer sezişliriyle
gelişir yapılı kaygılar
2
bir ayıp giyotin
çün ağaç sağa dönmez
soldan kuşatılır
çün ağaç şaşırır
ağaç ölür
Ama sapına kadar
Bilhassa büyük
Erkek
Tam erkek bir el
Yani kolun ucuna kadar gelmiş de
Yumruk bile olmuş
ve bilhassa bu büyük bir el
beynelmilel bir sabah seli
katlayıp büküp yapma çelikleri
gündelik insanı kaldırıp
bir de tanrıya şarkısını söylerse
Belirli bir yapısı
belli bir geçmişi olan
nereye değdiğini bilen
düğün yapısı fırçasıyla
toprak ve topraktan sonrasını
aynı çığlığı atan
ve karalar içinde
3
haydi
şu kaçar su durur mu
gök içimizden bir zenci çağırır
zenci zenci
bir büyük geniş başlı
şikayet mi ne olur
açık açık çağırır aşkını
burda mı daha mı uzakta
bütün bir geceye
dayar alnını
öyle ki alın
mübarek bir şeydir
Açıl bâguñ gül ü nesrîni ol ruhsârı görsünler
Salın serv ü sanavber şîve-i retfârı görsünler
Kapuñda hâsıl itdi bu devâsuz derdi hep göñlüm
Ne derde mübtelâ oldı dil-i bîmârı görsünler
Açıldı dâglar sînemde çâk itdüm girîbânum
Mahabbet gül-şeninde açılan gül-nârı görsünler
Ten-i zârumda pehlûm üstühânı sayılur bir bir
Beni seyr itmeyen ahbâb mûsîkârı görsünler
Güzeller mihri-bân olmaz dimek yañlışdur ey Bâkî
Olur va’llâhi bi’llâhi hemân yalvarı görsünler
Salın serv ü sanavber şîve-i retfârı görsünler
Kapuñda hâsıl itdi bu devâsuz derdi hep göñlüm
Ne derde mübtelâ oldı dil-i bîmârı görsünler
Açıldı dâglar sînemde çâk itdüm girîbânum
Mahabbet gül-şeninde açılan gül-nârı görsünler
Ten-i zârumda pehlûm üstühânı sayılur bir bir
Beni seyr itmeyen ahbâb mûsîkârı görsünler
Güzeller mihri-bân olmaz dimek yañlışdur ey Bâkî
Olur va’llâhi bi’llâhi hemân yalvarı görsünler
Sıcak ilişkiler adına davet alıyorum
Biraz kan ve ilik hızlandırıcı olarak
Kardeşim dedim
Acılarıma da kardeş olur musun
Baltasını havaya kaldırdı
Yükselemezdi daha
Söyledim
- Haydi acılar haydi az daha
Dedim kardeşim
Omuz başlarımdaki şu yara
Ormanların serin gölgesindeki papatya değil
Arif bir bilinçle yürürken oldu
Yüce buyrukla
Aaah
Bu kadınlar kirletmiş
Başları kara geceler içnde yolunarak
Zindanlar nasıl dayanıyor katran duvarlar
Gebe karınların zonkuna
Kardeşim dedim
Sıcak ilişkilir
İşte çagrıyla çatlayan damar
Gövde sinir urganları kaçı olarak
Bir göz yaşı gibi
Sarktı dolandı kalpağrısına leylaklar
Biraz kan ve ilik hızlandırıcı olarak
Kardeşim dedim
Acılarıma da kardeş olur musun
Baltasını havaya kaldırdı
Yükselemezdi daha
Söyledim
- Haydi acılar haydi az daha
Dedim kardeşim
Omuz başlarımdaki şu yara
Ormanların serin gölgesindeki papatya değil
Arif bir bilinçle yürürken oldu
Yüce buyrukla
Aaah
Bu kadınlar kirletmiş
Başları kara geceler içnde yolunarak
Zindanlar nasıl dayanıyor katran duvarlar
Gebe karınların zonkuna
Kardeşim dedim
Sıcak ilişkilir
İşte çagrıyla çatlayan damar
Gövde sinir urganları kaçı olarak
Bir göz yaşı gibi
Sarktı dolandı kalpağrısına leylaklar
Açıldı çün bezm-i elest
Devr eyledi peymânesi
Andan içenler oldu mest
Ayılmadı mestânesi
Ol bâdeden kim nûş eder
İçdiği dem serhoş eder
Deryâ gibi ol cûş eder
Esrük olur dîvânesi
Savm-ı sivâyı kim tutar
İyd-i visâle ol yiter
Bülbül gibi dâ’im öter
Gülşen olur kâşânesi
Bayrama ol âşık erer
Kim Hak cemâlini görer
Dost bezminin zevkin sürer
Pür-nûr olur dil-hânesi
Aç gözünü Hak ile bak
Oku Hüdâyî'den sebak
Kâmil olurmuş ehli-i Hak
Doğmazdan evvel anesi
Devr eyledi peymânesi
Andan içenler oldu mest
Ayılmadı mestânesi
Ol bâdeden kim nûş eder
İçdiği dem serhoş eder
Deryâ gibi ol cûş eder
Esrük olur dîvânesi
Savm-ı sivâyı kim tutar
İyd-i visâle ol yiter
Bülbül gibi dâ’im öter
Gülşen olur kâşânesi
Bayrama ol âşık erer
Kim Hak cemâlini görer
Dost bezminin zevkin sürer
Pür-nûr olur dil-hânesi
Aç gözünü Hak ile bak
Oku Hüdâyî'den sebak
Kâmil olurmuş ehli-i Hak
Doğmazdan evvel anesi
Edip Cansever için
Kadını bir gürültüye sapladılar.
Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı
kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar
fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar
bombalar, bö sesleri, savaş alaborası...
Yaşamak bir tıkırtıydı, aldırmadılar.
Çocukların düşlerinde bir Markut
bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan
hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün
Markuuuut! Torbanı sarkıt.
Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık
öbür ucunda o kambersiz geçen düğün.
Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler
Markuuuut! Torbanı sarkıt.
Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün
güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın
korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların.
Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar
aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının?
Gömleğimi zorlayan kuş sesleri.
Kadını bir gürültüye sapladılar.
Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı
kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar
fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar
bombalar, bö sesleri, savaş alaborası...
Yaşamak bir tıkırtıydı, aldırmadılar.
Çocukların düşlerinde bir Markut
bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan
hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün
Markuuuut! Torbanı sarkıt.
Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık
öbür ucunda o kambersiz geçen düğün.
Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler
Markuuuut! Torbanı sarkıt.
Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün
güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın
korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların.
Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar
aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının?
Gömleğimi zorlayan kuş sesleri.
Açıver lutfedip doğru yolunu
Allâh'ım Allâh'ım güzel Allâh'ım
Sensin esirgeyen âşık kulunu
Allâh'ım Allâh'ım güzel Allâh'ım
Nice bir dünyâdan usanmayalım
Nice bir gafletten uyanmayalım
İr-gör sana hasretle yanmayalım
Allâh'ım Allâh'ım güzel Allâh'ım
Ger bizde yoğ-ise sana liyâkat
Fazlınla ey Mevlâ'm eyle inâyet
Hüdâyî kulunda kalmadı tâkat
Allâh'ım Allâh'ım güzel Allâh'ım
Allâh'ım Allâh'ım güzel Allâh'ım
Sensin esirgeyen âşık kulunu
Allâh'ım Allâh'ım güzel Allâh'ım
Nice bir dünyâdan usanmayalım
Nice bir gafletten uyanmayalım
İr-gör sana hasretle yanmayalım
Allâh'ım Allâh'ım güzel Allâh'ım
Ger bizde yoğ-ise sana liyâkat
Fazlınla ey Mevlâ'm eyle inâyet
Hüdâyî kulunda kalmadı tâkat
Allâh'ım Allâh'ım güzel Allâh'ım
Aşk gelmiyordu
ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin
Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz
Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden
Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması
eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur
Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı
(Ey veli dağları eğit yine
Mağaralardan em yine)
Kedilerin cübbe eteklerinde
İnsanlığın en berrak denizine uzanıp
İstirahat buyurduğu
Söyliyelim bir kez daha
Olmuştur
Aşk olmuştur
Çıkıp gelmesini beklediğim
Geniş çığlıklar atarak
Çıkıp gelirse
Morarmış yanağında zehir tutarak
Yıkarsa duvarlarımı
Etimi aralar aşkı kurcalarsa
Önümüze açtığım sofralar adına
beni tutun kaldırın ortadan
Çünkü hesap benden sorulacak
Sorulacaksa
Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke
Etine kan değdirilmiş kadın lekesi
Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek
Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi
Et kelimesi
Yırtınır anlamını öksürerek
Yer ayırtıp girince bilmecenin içine
Kaburgam derin ip ince ipliklerim
Elmacık kemiğimde güm güm vuran
Var olma hevesimin
Vahşet dolu sur kervan baloları
Hesabı benden sorulacak
Şimdi uyan kurbanım kaldır başını
Hizmetlim kendim ağlıyayım
Bir köpeğin ağzından
Düştü kelime
Başladı at yemeye
Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı
Bahar geldi ağaçlar açıklandı
çiçekler açıklandı
İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar
birden çatladı düğün
fakir kadın düğüne katlandı
bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk
kırdı çocuk ayıkladı
Birdenbire çatladı düğün
Tabanca çatladı
Gelin savruldu harmana rüzgar girdi
Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği
İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir
Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi
Bir köpek yiyorsun halk birikiyor
Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin
Bakıyorlar
Sancıyı iletiyor belleri
Sürtünüyorlar
Buğday havada durdurur kurşunu
Onlar başkası değil bir çift cami güvercini
Güvercin buğdayın ağzında sırayla
Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere
Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar
Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa
Çocuklar havadan anlar
Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında
Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda
Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur
Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu
Önce bir han
Odaları dolup boşalan ve alnının altı
Tahta merdiven bir Han
Yolcu soyununca camideki kubbe
Döşeğinde rahatça uyumalı
Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde
Sakallarından köşkler sarkan bir dede
yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne
Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden
Üç adım atar dizleri çözülür
Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın
Evet ve hayır kelimeleri
Bir evet/açlık
Eyup Sultan
Sebil uyuşmazlıkları
İki sebil biri daha sebil
-İçilip içilip genç kız içilip
İçilip içilip genç kız içilip
Eyup genç içilip içilip
-Dur sen ey Sen içilip Ben içilip
Sebil olduk öldü sebil
Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş seçdesine
Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam
Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır
Boşluğa sebil açılır
Güneş kendi admını yollar
Kaynayan kafayı ayıklar
Sorular soran sorular soran
Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri
Tesbih çeken bekçilere gece sualleri
Su tutmuş testiler
İçilip içilip
-İçilip içilip genç içilip kız içilip
Genç kuş eyup genç içilip
-Dur Sen içilip Ben içilip
Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım
Şehirde sen benim en çok sakladığım
İçine girip korktuğum
Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım
Sen benim durup durup saplandığım
Mutlu an biraz uzun olmasın
Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var
Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu
Baş üstüne sevgilim
Dağlarım
Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan
Yalnızlık ateşle birleşiyor
İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor
Delinmeler
Uyku genişliyor
İç organ genişliyor
Hazırlanması sinir uçlarının
Ve kalburdan sırayla dişli makinadan
Yivli burgudan et kıyımından
Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla
Planlanması
Aşk
Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes
Saçlarımı tut titreşiyorlar
Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi
Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla
Avucunda kına yerine horoz devriyesi
Dilimin tehlikelerini azarla
Bu limeler oraya çıkmaz
Ki taş olsun
Açılmasın diye insan torbası
Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun
Dagunca çölleri dolanıyoruz
Yuttuk kum yığınlarını
Düşmediğimiz kum kalmadı
Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları
yıkılsın
etin serin yosunları
Cezbe suyun akışına varmadan
daha oturmadan kayalara ayrılan yerine
ve başını dik tutup açıklamadan
Kadını bir hançerle dolanmadan
yolmadan karpuzun kabuklarını
muzu çakalca aralamadan
Çarpılsın
Ve biz uyandıracağız
Suya çağrılan akışımızı
ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin
Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz
Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden
Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması
eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur
Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı
(Ey veli dağları eğit yine
Mağaralardan em yine)
Kedilerin cübbe eteklerinde
İnsanlığın en berrak denizine uzanıp
İstirahat buyurduğu
Söyliyelim bir kez daha
Olmuştur
Aşk olmuştur
Çıkıp gelmesini beklediğim
Geniş çığlıklar atarak
Çıkıp gelirse
Morarmış yanağında zehir tutarak
Yıkarsa duvarlarımı
Etimi aralar aşkı kurcalarsa
Önümüze açtığım sofralar adına
beni tutun kaldırın ortadan
Çünkü hesap benden sorulacak
Sorulacaksa
Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke
Etine kan değdirilmiş kadın lekesi
Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek
Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi
Et kelimesi
Yırtınır anlamını öksürerek
Yer ayırtıp girince bilmecenin içine
Kaburgam derin ip ince ipliklerim
Elmacık kemiğimde güm güm vuran
Var olma hevesimin
Vahşet dolu sur kervan baloları
Hesabı benden sorulacak
Şimdi uyan kurbanım kaldır başını
Hizmetlim kendim ağlıyayım
Bir köpeğin ağzından
Düştü kelime
Başladı at yemeye
Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı
Bahar geldi ağaçlar açıklandı
çiçekler açıklandı
İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar
birden çatladı düğün
fakir kadın düğüne katlandı
bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk
kırdı çocuk ayıkladı
Birdenbire çatladı düğün
Tabanca çatladı
Gelin savruldu harmana rüzgar girdi
Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği
İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir
Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi
Bir köpek yiyorsun halk birikiyor
Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin
Bakıyorlar
Sancıyı iletiyor belleri
Sürtünüyorlar
Buğday havada durdurur kurşunu
Onlar başkası değil bir çift cami güvercini
Güvercin buğdayın ağzında sırayla
Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere
Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar
Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa
Çocuklar havadan anlar
Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında
Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda
Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur
Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu
Önce bir han
Odaları dolup boşalan ve alnının altı
Tahta merdiven bir Han
Yolcu soyununca camideki kubbe
Döşeğinde rahatça uyumalı
Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde
Sakallarından köşkler sarkan bir dede
yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne
Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden
Üç adım atar dizleri çözülür
Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın
Evet ve hayır kelimeleri
Bir evet/açlık
Eyup Sultan
Sebil uyuşmazlıkları
İki sebil biri daha sebil
-İçilip içilip genç kız içilip
İçilip içilip genç kız içilip
Eyup genç içilip içilip
-Dur sen ey Sen içilip Ben içilip
Sebil olduk öldü sebil
Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş seçdesine
Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam
Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır
Boşluğa sebil açılır
Güneş kendi admını yollar
Kaynayan kafayı ayıklar
Sorular soran sorular soran
Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri
Tesbih çeken bekçilere gece sualleri
Su tutmuş testiler
İçilip içilip
-İçilip içilip genç içilip kız içilip
Genç kuş eyup genç içilip
-Dur Sen içilip Ben içilip
Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım
Şehirde sen benim en çok sakladığım
İçine girip korktuğum
Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım
Sen benim durup durup saplandığım
Mutlu an biraz uzun olmasın
Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var
Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu
Baş üstüne sevgilim
Dağlarım
Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan
Yalnızlık ateşle birleşiyor
İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor
Delinmeler
Uyku genişliyor
İç organ genişliyor
Hazırlanması sinir uçlarının
Ve kalburdan sırayla dişli makinadan
Yivli burgudan et kıyımından
Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla
Planlanması
Aşk
Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes
Saçlarımı tut titreşiyorlar
Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi
Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla
Avucunda kına yerine horoz devriyesi
Dilimin tehlikelerini azarla
Bu limeler oraya çıkmaz
Ki taş olsun
Açılmasın diye insan torbası
Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun
Dagunca çölleri dolanıyoruz
Yuttuk kum yığınlarını
Düşmediğimiz kum kalmadı
Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları
yıkılsın
etin serin yosunları
Cezbe suyun akışına varmadan
daha oturmadan kayalara ayrılan yerine
ve başını dik tutup açıklamadan
Kadını bir hançerle dolanmadan
yolmadan karpuzun kabuklarını
muzu çakalca aralamadan
Çarpılsın
Ve biz uyandıracağız
Suya çağrılan akışımızı
Sıcak yaz göklerinde
Önde uzanan ovada
Birden bir ışık sağdan
Bir ışık soldan çıkar
Ve bunlar
Şimşek hızıyla birbirlerine ulaşırlar
Bunu halk adak için uğur sayar
Derler: Leyla ile Mecnun buluştular
Bu göz açıp kapama anında
Ne varsa dile muradında
Mutlak yerine gelir arzun
Yerde kavuşmayanlar gökte kavuşurlar
Ve bir uğurlu anda
Kavuşmak isteyenleri kavuştururlar
Önde uzanan ovada
Birden bir ışık sağdan
Bir ışık soldan çıkar
Ve bunlar
Şimşek hızıyla birbirlerine ulaşırlar
Bunu halk adak için uğur sayar
Derler: Leyla ile Mecnun buluştular
Bu göz açıp kapama anında
Ne varsa dile muradında
Mutlak yerine gelir arzun
Yerde kavuşmayanlar gökte kavuşurlar
Ve bir uğurlu anda
Kavuşmak isteyenleri kavuştururlar
Adım adım ileri,
Beş alemden içeri,
On sekiz bin hicabı,
Geçtim bir dağ içinde.
Yetmiş bin hicab geçtim,
Gizli perdeler açtım,
Ol dost ile buluştum,
Gördüm bir dağ içinde.
Gözler gibi görmedim,
Söz gibi söyleşmedim.
Musa gibi münacaat,
Ettim bir dağ içinde.
Gökler gibi gürledim,
Yeller gibi inledim,
Sular gibi çağladım,
Aktım bir dağ içinde.
Bir döşek döşemişler,
Nur ile bezemişler.
Dedim bu kimin ola,
Sordum bir dağ içinde.
Ayrılmadım pirimden,
Ayrılmadım şeyhimden,
Aşktan bir kadeh aldım,
İçtim bir dağ içinde.
Vardım ileri vardım,
Levhi elime aldım,
Ayetlerin okudum.
Yazdım bir dağ içinde.
Kalpten büyük dağ olmaz,
O Allaha doyulmaz.
Sohbetine kanılmaz,
Erdim bir dağ içinde.
Açtım Mekke kapısın,
Duydum o dost kokusun,
Erenlerin hepisin,
Gördüm bir dağ içinde
Yunus eydür: Gezerim,
Dost iledir pazarım,
O Allahın didarın,
Gördüm bir dağ içinde.
Beş alemden içeri,
On sekiz bin hicabı,
Geçtim bir dağ içinde.
Yetmiş bin hicab geçtim,
Gizli perdeler açtım,
Ol dost ile buluştum,
Gördüm bir dağ içinde.
Gözler gibi görmedim,
Söz gibi söyleşmedim.
Musa gibi münacaat,
Ettim bir dağ içinde.
Gökler gibi gürledim,
Yeller gibi inledim,
Sular gibi çağladım,
Aktım bir dağ içinde.
Bir döşek döşemişler,
Nur ile bezemişler.
Dedim bu kimin ola,
Sordum bir dağ içinde.
Ayrılmadım pirimden,
Ayrılmadım şeyhimden,
Aşktan bir kadeh aldım,
İçtim bir dağ içinde.
Vardım ileri vardım,
Levhi elime aldım,
Ayetlerin okudum.
Yazdım bir dağ içinde.
Kalpten büyük dağ olmaz,
O Allaha doyulmaz.
Sohbetine kanılmaz,
Erdim bir dağ içinde.
Açtım Mekke kapısın,
Duydum o dost kokusun,
Erenlerin hepisin,
Gördüm bir dağ içinde
Yunus eydür: Gezerim,
Dost iledir pazarım,
O Allahın didarın,
Gördüm bir dağ içinde.
Adımı dostdan yana
Atalım şimden gerü
Lâ-mekân illerine
Gidelim şimden gerü
Koyup gayrı sevdayı
İsteyelim Mevlâ'yı
Bu yalancı dünyâyı
N'idelim şimden gerü
Hak kelâmın gûş edip
Deryâ gibi cûş edip
Câm-ı aşkı nûş edip
Yudalım şimden gerü
Her kim ister dîdârı
Terk eder cümle vârı
Hân-ı vasl-ı dildârı
Tadalım şimden gerü
Ey Hüdâyî cânânı
İste bulsun cân anı
Geçen ahd ü peymânı
Güdelim şimden gerü
Atalım şimden gerü
Lâ-mekân illerine
Gidelim şimden gerü
Koyup gayrı sevdayı
İsteyelim Mevlâ'yı
Bu yalancı dünyâyı
N'idelim şimden gerü
Hak kelâmın gûş edip
Deryâ gibi cûş edip
Câm-ı aşkı nûş edip
Yudalım şimden gerü
Her kim ister dîdârı
Terk eder cümle vârı
Hân-ı vasl-ı dildârı
Tadalım şimden gerü
Ey Hüdâyî cânânı
İste bulsun cân anı
Geçen ahd ü peymânı
Güdelim şimden gerü
adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
ne in
ne cin
ne benî âdem
zamanlar içinde
kuşlar uçuyor
kervanlar geçiyor
bir iğne deliğinden
çarşılar kuruluyor
sarayları oyuncak
insanları karınca şehirler
zamanları gördün mü
bir iğne deliğinden?
adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
geçip gidenlere bakarak
adı olmayan yerlerde
ne in
ne cin
ne benî âdem
zamanlar içinde
kuşlar uçuyor
kervanlar geçiyor
bir iğne deliğinden
çarşılar kuruluyor
sarayları oyuncak
insanları karınca şehirler
zamanları gördün mü
bir iğne deliğinden?
adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
geçip gidenlere bakarak
bir adım attığım yerde
ne vardı ki
gitmemle kayboldu
her adımımda
sonsuz ben'leri koyuyorum
boşluga
ve yine ben dolmuyorum
geçip gittigim yerlerden
iç içe
öne
ve arkaya bakan
bir sürü
ben
ler
koymuşumdur
eskileri çocuk
şimdikiler ihtiyar
ne vardı ki
gitmemle kayboldu
her adımımda
sonsuz ben'leri koyuyorum
boşluga
ve yine ben dolmuyorum
geçip gittigim yerlerden
iç içe
öne
ve arkaya bakan
bir sürü
ben
ler
koymuşumdur
eskileri çocuk
şimdikiler ihtiyar
‘Adl ile fasl-ı nev-bahâr Kisrî-i nâmdârdur
Taht-ı zümürrüd üzre gül Husrev-i kâmkârdur
Câm-ı gurûr ‘âkıbet ‘âlemi görmez eyledi
Nergis-i bâg gûyiyâ Hürmüz-i tâcdârdur
Pertev-i âfitâbı gör yollaruña düşüp yatur
Ya’nî ruhuñ fütâdesi bende-i hâksârdur
Hâk-i rehüñ sabâ yili ‘âşıka armagan ider
Hak bu ki ayagun tozı tuhfe-i rûzgârdur
Mevsim-i gülde Bâkıyâ gül-şene vardugum bu kim
Nagme-i âhı bülbülüñ nâleme sâzkârdur
Taht-ı zümürrüd üzre gül Husrev-i kâmkârdur
Câm-ı gurûr ‘âkıbet ‘âlemi görmez eyledi
Nergis-i bâg gûyiyâ Hürmüz-i tâcdârdur
Pertev-i âfitâbı gör yollaruña düşüp yatur
Ya’nî ruhuñ fütâdesi bende-i hâksârdur
Hâk-i rehüñ sabâ yili ‘âşıka armagan ider
Hak bu ki ayagun tozı tuhfe-i rûzgârdur
Mevsim-i gülde Bâkıyâ gül-şene vardugum bu kim
Nagme-i âhı bülbülüñ nâleme sâzkârdur
Sevgiliden bir parça sevgi alıp bana verenler,
Buna karşılık canımı alıp sevgiliye verdiler.
Buna karşılık canımı alıp sevgiliye verdiler.
göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
affet senden habersiz aldığım her nefesten...
affet senden habersiz aldığım her nefesten...
Bütün azalarını harbe çağır
Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın
Saraylar damlar yeniden kurulsun
Ağaçlar içinden akan nehre
Dalçık günde bin kere ve gecelerde
Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın
Kalem yazsın yazsın
Küheylan bir aşık ol
Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın
Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan
Başlasın vuslat gününü toprağa
Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını
Şimdi üzgünüz arkadaş
Yolumuza çıkmayın üzgünüz...
Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin
-Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi
Hava çok hoş kuşların tuttuğu yerler berrak
-Konuş şimdi daveti duydun mu
Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda
-Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü
Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar
-Konuş şimdi bekliyor mu yalınayak çocukları ağacında buğday
Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar
Kalbin zengin davetleriyle oynar
Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında
Yaslanırlar güzel anaların kollarına
Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda
Adamlarımız yiğit
Kadınlarımız hamarat
Çocuklarımız dolu bilinç harmanı
Köpeklerse sayılı
Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala
(Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır)
Kırıldı da
Şimdi severiz türkmeni peştunu
Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramakta
Isın gökyüzü ısın
Çocukları kavrulmuş kadınlar yeniden hamarat yeniden gebe
Bunlar gübre insan değil
Gömlekler çelik zırh
Öyle bir çalgı çaldılar ki
Seslerin çağırıp koyunlara bile
Koyduğu zehirli gaz rüyaları
Analara şaşkın çocukların
Üç beş yaştakilerin
Yüzleri harp yarası
Harp yanığı
Ama öpülmekte okşanmakta yanakları
Hangisi hangisine mübadil
(Dünya bu olamazdı)
Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş
Yağmur peyderpey kar tane
Gamzem oyuyor düşüncemi
Kime eşitim nasıl nerdeyim
Gamlanmaktayım
Hayır bir tereddüttü geçti
Füsun bu karadağmağdeni
İsyan muannit
Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü sarı yaprak
Millet üzgün
Hani dengeler kuracaktık
batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik yapmak istemiyorum
bu kahveniz
yıldızlarınız şapkanız
buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz
buyrun cep feneriniz
Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun
Ve semirin
Hani dengeler kuracaktık
Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık
Hayır batının ulusları kızıllarla karışık
Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna
Cennetlik yapmak istemiyorum
Çevir tarihi çevir
BindörtyüzBİR
Bu kafa ne zaman köreldi
Çalınanlar siren besteleri
İmdatlarla düşün
Bu anne asla merhamet dışında
Gözleri nemli olmamıştı
Hayır batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil
Bindörtyüz bir
Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil
Ne bir karışıklık var
Ne bir dev rüya görmüş
Değil
Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi
Tünellere ses basılmış değil
Elbette bunlar değil
Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil
Bahsi kapatalım ve yatalım için de değil
Hiçbir şey değil hiç biri değil
Anlatabildik mi arkadaş. Acaba
Körebe bitti duvarı kaldır at
Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın
Dikil yanıma
Ellerimizde birer çakıl taşı
Onlarla dikilelim karşı karşıya
Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa
Görürsün berrak içi
Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin
Bu harp başka
Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta
Cellatlarla aynı kaptan yiyoruz
Aynı kirli hava
Aynı kafa ayağımızın bodrumunda
Hayır arkadaş bu hesap bambaşka
Ne son aylardayız ne bu son gün
Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe
Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak
Sanma ki harp derdinden geçtim
Düşünme ki dökeceğin kanlar hunhar
Derimin altında ne belalar baygın
Bir devlet taşıyorum başımda
Bu ev bana dayanmaz
Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın
Arkadaş
Şimdi yalnız savaş
Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın
Saraylar damlar yeniden kurulsun
Ağaçlar içinden akan nehre
Dalçık günde bin kere ve gecelerde
Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın
Kalem yazsın yazsın
Küheylan bir aşık ol
Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın
Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan
Başlasın vuslat gününü toprağa
Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını
Şimdi üzgünüz arkadaş
Yolumuza çıkmayın üzgünüz...
Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin
-Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi
Hava çok hoş kuşların tuttuğu yerler berrak
-Konuş şimdi daveti duydun mu
Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda
-Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü
Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar
-Konuş şimdi bekliyor mu yalınayak çocukları ağacında buğday
Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar
Kalbin zengin davetleriyle oynar
Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında
Yaslanırlar güzel anaların kollarına
Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda
Adamlarımız yiğit
Kadınlarımız hamarat
Çocuklarımız dolu bilinç harmanı
Köpeklerse sayılı
Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala
(Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır)
Kırıldı da
Şimdi severiz türkmeni peştunu
Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramakta
Isın gökyüzü ısın
Çocukları kavrulmuş kadınlar yeniden hamarat yeniden gebe
Bunlar gübre insan değil
Gömlekler çelik zırh
Öyle bir çalgı çaldılar ki
Seslerin çağırıp koyunlara bile
Koyduğu zehirli gaz rüyaları
Analara şaşkın çocukların
Üç beş yaştakilerin
Yüzleri harp yarası
Harp yanığı
Ama öpülmekte okşanmakta yanakları
Hangisi hangisine mübadil
(Dünya bu olamazdı)
Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş
Yağmur peyderpey kar tane
Gamzem oyuyor düşüncemi
Kime eşitim nasıl nerdeyim
Gamlanmaktayım
Hayır bir tereddüttü geçti
Füsun bu karadağmağdeni
İsyan muannit
Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü sarı yaprak
Millet üzgün
Hani dengeler kuracaktık
batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik yapmak istemiyorum
bu kahveniz
yıldızlarınız şapkanız
buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz
buyrun cep feneriniz
Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun
Ve semirin
Hani dengeler kuracaktık
Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık
Hayır batının ulusları kızıllarla karışık
Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna
Cennetlik yapmak istemiyorum
Çevir tarihi çevir
BindörtyüzBİR
Bu kafa ne zaman köreldi
Çalınanlar siren besteleri
İmdatlarla düşün
Bu anne asla merhamet dışında
Gözleri nemli olmamıştı
Hayır batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil
Bindörtyüz bir
Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil
Ne bir karışıklık var
Ne bir dev rüya görmüş
Değil
Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi
Tünellere ses basılmış değil
Elbette bunlar değil
Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil
Bahsi kapatalım ve yatalım için de değil
Hiçbir şey değil hiç biri değil
Anlatabildik mi arkadaş. Acaba
Körebe bitti duvarı kaldır at
Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın
Dikil yanıma
Ellerimizde birer çakıl taşı
Onlarla dikilelim karşı karşıya
Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa
Görürsün berrak içi
Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin
Bu harp başka
Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta
Cellatlarla aynı kaptan yiyoruz
Aynı kirli hava
Aynı kafa ayağımızın bodrumunda
Hayır arkadaş bu hesap bambaşka
Ne son aylardayız ne bu son gün
Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe
Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak
Sanma ki harp derdinden geçtim
Düşünme ki dökeceğin kanlar hunhar
Derimin altında ne belalar baygın
Bir devlet taşıyorum başımda
Bu ev bana dayanmaz
Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın
Arkadaş
Şimdi yalnız savaş
Ellerimin önündeki dallar da
Sarıldı yaprağa
Göremiyorum karşı yamacı
Erken mi yoldayım
Ben mi geciktim
Önümüzde bir çınar yükseliyor
Her gece atlılar geliyor ona
Destan söyleşip gidiyorlar
Esmerlikleri
Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha
Dostum üşüyorum dedin
Üşüme
Korkuyorum -Korkma
Kaçıyorum -Kaçma
Ürperiyorum düşünceden -ürper
Sabah trafik
Çınara kim bakar
Kim geçer dallarından
Bahar mı geliyor
Komşunun balkonunda
Çamaşırlar renk rengarenk
Kızlar göğüslerini
Baharın ağacına
İlk açan çiçeğine
Dayadılar
Arılarla erkekler boğuşuyor
Arılarla uçan bütün çiçeklerle
Ayaklarında taşınan tozlarla
Akıyorlar alıp götürülürken
Yaprak evlerin içindeki dişiliklere
Dostum geç kaldın
Güneş ne gün doğacaksa
Söylediler duymadın geç kaldın
Otur ağla sonra soframda doy
Ekmek tut zeytin tat
Açlığını eğlerken sen
Bak nasıl ayçağın erleri
Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
Karanlığı karaladılar yolları tuttular
At tepmedeler
Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip
Kelime ettiler söz bilediler
Zorun yamanı kolayladılar
Sahip olun taşa demire
Aleve
Küle bile
Sarıldı yaprağa
Göremiyorum karşı yamacı
Erken mi yoldayım
Ben mi geciktim
Önümüzde bir çınar yükseliyor
Her gece atlılar geliyor ona
Destan söyleşip gidiyorlar
Esmerlikleri
Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha
Dostum üşüyorum dedin
Üşüme
Korkuyorum -Korkma
Kaçıyorum -Kaçma
Ürperiyorum düşünceden -ürper
Sabah trafik
Çınara kim bakar
Kim geçer dallarından
Bahar mı geliyor
Komşunun balkonunda
Çamaşırlar renk rengarenk
Kızlar göğüslerini
Baharın ağacına
İlk açan çiçeğine
Dayadılar
Arılarla erkekler boğuşuyor
Arılarla uçan bütün çiçeklerle
Ayaklarında taşınan tozlarla
Akıyorlar alıp götürülürken
Yaprak evlerin içindeki dişiliklere
Dostum geç kaldın
Güneş ne gün doğacaksa
Söylediler duymadın geç kaldın
Otur ağla sonra soframda doy
Ekmek tut zeytin tat
Açlığını eğlerken sen
Bak nasıl ayçağın erleri
Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
Karanlığı karaladılar yolları tuttular
At tepmedeler
Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip
Kelime ettiler söz bilediler
Zorun yamanı kolayladılar
Sahip olun taşa demire
Aleve
Küle bile
Agardı berf île yir yir çemende cism-i nihâl
Niteki penbe-i dâg ile sîne-i abdâl
Zemîne bâd-ı hevâdan çok akçe düşdi yine
Pür itdi dâmen-i sahrâyı toldı ceyb-i cibâl
Meger ki hokka-i çarhuñ zamâne harrâtı
Döker tırâşesini kûh u deste berf-misâl
Zemîne dâmen-i ebr ile saçdı sîmi felek
Bu hâleti göricek mâ’ il oldı tâze nihâl
Bu fasl içinde şu kim sabrı kaldı ser-mâye
Olur nihâl-i çemen gibi gark-ı mâl u menâl
Cihânı berf ile yah tutdı kış kıyâmetdür
Aceb mi yir yüzine çıksa hep defâ’ in-i mâl
Pür oldı şâhları üzre yahdan âyineler
Garîb sûrete girdi bu fasl içinde gazâl
Meger ki ‘ âlem-i ‘ ulvîde nev-bahâr oldı
Döker şükûfe-i bâdâmı sahn-ı bâga şimâl
Sevâhil-i çemene çıkdı genc-i bâd-âverd
Yöneldi husrev-i nev-rûza devlet ü ikbal
Döşendi berf ser-â-pây sahn-ı sahrâya
Agardı rûy-ı zemîn sanki tahta-i remmâl
Nişân-ı pây-ı vuhûş u tuyûr sahrâda
Çizildi rîk-i sefîd üzre gûyiyâ eşkâl
Beyâz düşdi hele şekl-i tâli’ -i eyyâm
Misâl-i çihre-i baht-ı edîb-i ferruh-fâl
Ser-i efâzıl-ı âfâk müftî-i ‘ âlem
Sipihr-i fazl u kemâl âfitâb-ı câh u celâl
İmâm-ı saff-ı efâzıl emîr-i hayl-i kirâm
Emîn-i dîn ü düvel hvâce-i huceste-hısâl
Ebû Hanîfe-i sânî Ebu’ s-su’ ûd ol kim
Fezâ’ il içre efâzıl olupdur aña ‘ ıyâl
O kim yazılmış ezel tâk-ı bârgâhında
Melâz u melce’ -i erbâb-ı fazl u ehl-i kemâl
Şu deñlü şân-ı şerîfinde var anuñ ‘ azamet
Ki kendüsin yitürür meclisine gelse celâl
Durûb-ı tîg-i havâdisden özge bulmadılar
Şolar ki kendülerin aña tutdılar emsâl
Nücûm içinde Süreyyâ terâzû ile yürür
Ki sâdır olmaya eyyâm-ı devletinde vebâl
Kemîne-bende-i dîrînenem hudâvendâ
Bu bende cânibini lutfuñ itmesün ihmâl
Ma’ ârif ehline kapundañ irişür ma’ rûf
Fezâ’ il ehline tapuñdan irişür efzâl
Kerîm özüñle mükerrem cihânda lutf u kerem
Şerîf aduñla müşerref kabâle-i ikbâl
Arûs-ı dehre senâñı benem kılâde kılan
Güher edâ-yı girân-mâye rişte ince hayâl
Selâset-i kelimâtum safâ-yı eş’ ârum
Akar su gibi kılupdur kulûbı hep meyyâl
Terâne eylese bülbül çemende güftârum
Gelüp öñinde zemîn-bûs iderdi âb-ı zülâl
Velîkin âyine-i tab’ -ı safvet-âyînüñ
Bu rûzgârda var sûretinde gerd-i melâl
Fezâ-yı fakr u felâketde savlecân-ı kazâ
Getürdi gûy-sıfat döne döne başuma hâl
Hemîşe nergis-i ikbâl u baht hvâb-âlûd
Hemîşe turra-i tâli’ müşevveşü’ l-ahvâl
Nigîn-i baht u sivâr-ı sa’ âdet elde degül
Ayakda kodı zamâne niteki zer halhâl
Hezâr-bâr belâ pûtesinde kâl oldum
Henûz âteş-i mihnetde yok halâsa mecâl
Du’ â-yı devletine kıl ‘ azîmet ey Bâkî
Murâd neydügi ma’ lûm zâhir oldı me’ âl
Hemîşe tâ kıla keff-i direm-feşân-ı sabâ
Şitâda dâmen-i kühsâr u deşti mâl-â-mâl
Eyâdi-i keremüñ berr ü bahre şâmil ola
Niteki eyleye her cânibe şümûl-i şimâl
Cihân musahhar-ı fermân ola murâdâtuñ
Müyesser eyleye dâ’ im Müyessirü’ l-a’ mâl
Niteki penbe-i dâg ile sîne-i abdâl
Zemîne bâd-ı hevâdan çok akçe düşdi yine
Pür itdi dâmen-i sahrâyı toldı ceyb-i cibâl
Meger ki hokka-i çarhuñ zamâne harrâtı
Döker tırâşesini kûh u deste berf-misâl
Zemîne dâmen-i ebr ile saçdı sîmi felek
Bu hâleti göricek mâ’ il oldı tâze nihâl
Bu fasl içinde şu kim sabrı kaldı ser-mâye
Olur nihâl-i çemen gibi gark-ı mâl u menâl
Cihânı berf ile yah tutdı kış kıyâmetdür
Aceb mi yir yüzine çıksa hep defâ’ in-i mâl
Pür oldı şâhları üzre yahdan âyineler
Garîb sûrete girdi bu fasl içinde gazâl
Meger ki ‘ âlem-i ‘ ulvîde nev-bahâr oldı
Döker şükûfe-i bâdâmı sahn-ı bâga şimâl
Sevâhil-i çemene çıkdı genc-i bâd-âverd
Yöneldi husrev-i nev-rûza devlet ü ikbal
Döşendi berf ser-â-pây sahn-ı sahrâya
Agardı rûy-ı zemîn sanki tahta-i remmâl
Nişân-ı pây-ı vuhûş u tuyûr sahrâda
Çizildi rîk-i sefîd üzre gûyiyâ eşkâl
Beyâz düşdi hele şekl-i tâli’ -i eyyâm
Misâl-i çihre-i baht-ı edîb-i ferruh-fâl
Ser-i efâzıl-ı âfâk müftî-i ‘ âlem
Sipihr-i fazl u kemâl âfitâb-ı câh u celâl
İmâm-ı saff-ı efâzıl emîr-i hayl-i kirâm
Emîn-i dîn ü düvel hvâce-i huceste-hısâl
Ebû Hanîfe-i sânî Ebu’ s-su’ ûd ol kim
Fezâ’ il içre efâzıl olupdur aña ‘ ıyâl
O kim yazılmış ezel tâk-ı bârgâhında
Melâz u melce’ -i erbâb-ı fazl u ehl-i kemâl
Şu deñlü şân-ı şerîfinde var anuñ ‘ azamet
Ki kendüsin yitürür meclisine gelse celâl
Durûb-ı tîg-i havâdisden özge bulmadılar
Şolar ki kendülerin aña tutdılar emsâl
Nücûm içinde Süreyyâ terâzû ile yürür
Ki sâdır olmaya eyyâm-ı devletinde vebâl
Kemîne-bende-i dîrînenem hudâvendâ
Bu bende cânibini lutfuñ itmesün ihmâl
Ma’ ârif ehline kapundañ irişür ma’ rûf
Fezâ’ il ehline tapuñdan irişür efzâl
Kerîm özüñle mükerrem cihânda lutf u kerem
Şerîf aduñla müşerref kabâle-i ikbâl
Arûs-ı dehre senâñı benem kılâde kılan
Güher edâ-yı girân-mâye rişte ince hayâl
Selâset-i kelimâtum safâ-yı eş’ ârum
Akar su gibi kılupdur kulûbı hep meyyâl
Terâne eylese bülbül çemende güftârum
Gelüp öñinde zemîn-bûs iderdi âb-ı zülâl
Velîkin âyine-i tab’ -ı safvet-âyînüñ
Bu rûzgârda var sûretinde gerd-i melâl
Fezâ-yı fakr u felâketde savlecân-ı kazâ
Getürdi gûy-sıfat döne döne başuma hâl
Hemîşe nergis-i ikbâl u baht hvâb-âlûd
Hemîşe turra-i tâli’ müşevveşü’ l-ahvâl
Nigîn-i baht u sivâr-ı sa’ âdet elde degül
Ayakda kodı zamâne niteki zer halhâl
Hezâr-bâr belâ pûtesinde kâl oldum
Henûz âteş-i mihnetde yok halâsa mecâl
Du’ â-yı devletine kıl ‘ azîmet ey Bâkî
Murâd neydügi ma’ lûm zâhir oldı me’ âl
Hemîşe tâ kıla keff-i direm-feşân-ı sabâ
Şitâda dâmen-i kühsâr u deşti mâl-â-mâl
Eyâdi-i keremüñ berr ü bahre şâmil ola
Niteki eyleye her cânibe şümûl-i şimâl
Cihân musahhar-ı fermân ola murâdâtuñ
Müyesser eyleye dâ’ im Müyessirü’ l-a’ mâl
Agardı berf île yir yir çemende cism-i nihâl
Niteki penbe-i dâg ile sîne-i abdâl
Zemîne bâd-ı hevâdan çok akçe düşdi yine
Pür itdi dâmen-i sahrâyı toldı ceyb-i cibâl
Meger ki hokka-i çarhuñ zamâne harrâtı
Döker tırâşesini kûh u deste berf-misâl
Zemîne dâmen-i ebr ile saçdı sîmi felek
Bu hâleti göricek mâ’il oldı tâze nihâl
Bu fasl içinde şu kim sabrı kaldı ser-mâye
Olur nihâl-i çemen gibi gark-ı mâl u menâl
Cihânı berf ile yah tutdı kış kıyâmetdür
Aceb mi yir yüzine çıksa hep defâ’in-i mâl
Pür oldı şâhları üzre yahdan âyineler
Garîb sûrete girdi bu fasl içinde gazâl
Meger ki ‘âlem-i ‘ulvîde nev-bahâr oldı
Döker şükûfe-i bâdâmı sahn-ı bâga şimâl
Sevâhil-i çemene çıkdı genc-i bâd-âverd
Yöneldi husrev-i nev-rûza devlet ü ikbal
Döşendi berf ser-â-pây sahn-ı sahrâya
Agardı rûy-ı zemîn sanki tahta-i remmâl
Nişân-ı pây-ı vuhûş u tuyûr sahrâda
Çizildi rîk-i sefîd üzre gûyiyâ eşkâl
Beyâz düşdi hele şekl-i tâli’-i eyyâm
Misâl-i çihre-i baht-ı edîb-i ferruh-fâl
Ser-i efâzıl-ı âfâk müftî-i ‘âlem
Sipihr-i fazl u kemâl âfitâb-ı câh u celâl
İmâm-ı saff-ı efâzıl emîr-i hayl-i kirâm
Emîn-i dîn ü düvel hvâce-i huceste-hısâl
Ebû Hanîfe-i sânî Ebu’s-su’ûd ol kim
Fezâ’il içre efâzıl olupdur aña ‘ıyâl
O kim yazılmış ezel tâk-ı bârgâhında
Melâz u melce’-i erbâb-ı fazl u ehl-i kemâl
Şu deñlü şân-ı şerîfinde var anuñ ‘azamet
Ki kendüsin yitürür meclisine gelse celâl
Durûb-ı tîg-i havâdisden özge bulmadılar
Şolar ki kendülerin aña tutdılar emsâl
Nücûm içinde Süreyyâ terâzû ile yürür
Ki sâdır olmaya eyyâm-ı devletinde vebâl
Kemîne-bende-i dîrînenem hudâvendâ
Bu bende cânibini lutfuñ itmesün ihmâl
Ma’ârif ehline kapundañ irişür ma’rûf
Fezâ’il ehline tapuñdan irişür efzâl
Kerîm özüñle mükerrem cihânda lutf u kerem
Şerîf aduñla müşerref kabâle-i ikbâl
Arûs-ı dehre senâñı benem kılâde kılan
Güher edâ-yı girân-mâye rişte ince hayâl
Selâset-i kelimâtum safâ-yı eş’ârum
Akar su gibi kılupdur kulûbı hep meyyâl
Terâne eylese bülbül çemende güftârum
Gelüp öñinde zemîn-bûs iderdi âb-ı zülâl
Velîkin âyine-i tab’-ı safvet-âyînüñ
Bu rûzgârda var sûretinde gerd-i melâl
Fezâ-yı fakr u felâketde savlecân-ı kazâ
Getürdi gûy-sıfat döne döne başuma hâl
Hemîşe nergis-i ikbâl u baht hvâb-âlûd
Hemîşe turra-i tâli’ müşevveşü’l-ahvâl
Nigîn-i baht u sivâr-ı sa’âdet elde degül
Ayakda kodı zamâne niteki zer halhâl
Hezâr-bâr belâ pûtesinde kâl oldum
Henûz âteş-i mihnetde yok halâsa mecâl
Du’â-yı devletine kıl ‘azîmet ey Bâkî
Murâd neydügi ma’lûm zâhir oldı me’âl
Hemîşe tâ kıla keff-i direm-feşân-ı sabâ
Şitâda dâmen-i kühsâr u deşti mâl-â-mâl
Eyâdi-i keremüñ berr ü bahre şâmil ola
Niteki eyleye her cânibe şümûl-i şimâl
Cihân musahhar-ı fermân ola murâdâtuñ
Müyesser eyleye dâ’im Müyessirü’l-a’mâl
Niteki penbe-i dâg ile sîne-i abdâl
Zemîne bâd-ı hevâdan çok akçe düşdi yine
Pür itdi dâmen-i sahrâyı toldı ceyb-i cibâl
Meger ki hokka-i çarhuñ zamâne harrâtı
Döker tırâşesini kûh u deste berf-misâl
Zemîne dâmen-i ebr ile saçdı sîmi felek
Bu hâleti göricek mâ’il oldı tâze nihâl
Bu fasl içinde şu kim sabrı kaldı ser-mâye
Olur nihâl-i çemen gibi gark-ı mâl u menâl
Cihânı berf ile yah tutdı kış kıyâmetdür
Aceb mi yir yüzine çıksa hep defâ’in-i mâl
Pür oldı şâhları üzre yahdan âyineler
Garîb sûrete girdi bu fasl içinde gazâl
Meger ki ‘âlem-i ‘ulvîde nev-bahâr oldı
Döker şükûfe-i bâdâmı sahn-ı bâga şimâl
Sevâhil-i çemene çıkdı genc-i bâd-âverd
Yöneldi husrev-i nev-rûza devlet ü ikbal
Döşendi berf ser-â-pây sahn-ı sahrâya
Agardı rûy-ı zemîn sanki tahta-i remmâl
Nişân-ı pây-ı vuhûş u tuyûr sahrâda
Çizildi rîk-i sefîd üzre gûyiyâ eşkâl
Beyâz düşdi hele şekl-i tâli’-i eyyâm
Misâl-i çihre-i baht-ı edîb-i ferruh-fâl
Ser-i efâzıl-ı âfâk müftî-i ‘âlem
Sipihr-i fazl u kemâl âfitâb-ı câh u celâl
İmâm-ı saff-ı efâzıl emîr-i hayl-i kirâm
Emîn-i dîn ü düvel hvâce-i huceste-hısâl
Ebû Hanîfe-i sânî Ebu’s-su’ûd ol kim
Fezâ’il içre efâzıl olupdur aña ‘ıyâl
O kim yazılmış ezel tâk-ı bârgâhında
Melâz u melce’-i erbâb-ı fazl u ehl-i kemâl
Şu deñlü şân-ı şerîfinde var anuñ ‘azamet
Ki kendüsin yitürür meclisine gelse celâl
Durûb-ı tîg-i havâdisden özge bulmadılar
Şolar ki kendülerin aña tutdılar emsâl
Nücûm içinde Süreyyâ terâzû ile yürür
Ki sâdır olmaya eyyâm-ı devletinde vebâl
Kemîne-bende-i dîrînenem hudâvendâ
Bu bende cânibini lutfuñ itmesün ihmâl
Ma’ârif ehline kapundañ irişür ma’rûf
Fezâ’il ehline tapuñdan irişür efzâl
Kerîm özüñle mükerrem cihânda lutf u kerem
Şerîf aduñla müşerref kabâle-i ikbâl
Arûs-ı dehre senâñı benem kılâde kılan
Güher edâ-yı girân-mâye rişte ince hayâl
Selâset-i kelimâtum safâ-yı eş’ârum
Akar su gibi kılupdur kulûbı hep meyyâl
Terâne eylese bülbül çemende güftârum
Gelüp öñinde zemîn-bûs iderdi âb-ı zülâl
Velîkin âyine-i tab’-ı safvet-âyînüñ
Bu rûzgârda var sûretinde gerd-i melâl
Fezâ-yı fakr u felâketde savlecân-ı kazâ
Getürdi gûy-sıfat döne döne başuma hâl
Hemîşe nergis-i ikbâl u baht hvâb-âlûd
Hemîşe turra-i tâli’ müşevveşü’l-ahvâl
Nigîn-i baht u sivâr-ı sa’âdet elde degül
Ayakda kodı zamâne niteki zer halhâl
Hezâr-bâr belâ pûtesinde kâl oldum
Henûz âteş-i mihnetde yok halâsa mecâl
Du’â-yı devletine kıl ‘azîmet ey Bâkî
Murâd neydügi ma’lûm zâhir oldı me’âl
Hemîşe tâ kıla keff-i direm-feşân-ı sabâ
Şitâda dâmen-i kühsâr u deşti mâl-â-mâl
Eyâdi-i keremüñ berr ü bahre şâmil ola
Niteki eyleye her cânibe şümûl-i şimâl
Cihân musahhar-ı fermân ola murâdâtuñ
Müyesser eyleye dâ’im Müyessirü’l-a’mâl
sevgililer yüzüne karşılık geldim
kaygı bağırdı gözevlerimde
günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında
günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından yarılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi oldu an
başlar ikinci artık
beygirler uzağa kayıyorlar
bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler
bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak
bekardan korkan ev sahiplerinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi
yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşunuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi insanı saran etrafımızda
kelebek kanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar
seviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba
çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakaklarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarlarımda itişen uykulara
bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgâr vardır
bir oyuncakçı vitrininin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezalandırmış şekilleri
kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri
noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi
bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki
o içinden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini
Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim
kaygı bağırdı gözevlerimde
günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında
günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından yarılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi oldu an
başlar ikinci artık
beygirler uzağa kayıyorlar
bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler
bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak
bekardan korkan ev sahiplerinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi
yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşunuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi insanı saran etrafımızda
kelebek kanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar
seviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba
çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakaklarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarlarımda itişen uykulara
bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgâr vardır
bir oyuncakçı vitrininin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezalandırmış şekilleri
kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri
noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi
bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki
o içinden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini
Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim
Ağla gözüm ağla, gülmezem ayruk
Gönül dosta gider, gelmezem ayruk
Ne gam bunda bana, bin gez ölürsem
Anda ölüm olmaz, ölmezem ayruk
Yansın canım, yansın aşkın oduna
Aksın kanlı yaşım aksın, silmezem ayruk
Göyündüm aşk ile, ta kül olunca
Boyandım rengine, solmazam ayruk
Beni irşat eden mürşid-i kamil
Yeter, bir el almazam ayruk
Varlığım yokluğa denişmişem ben,
Bugün, cana, başa kalmazam ayruk
Fenadan bekaya göç eyler olduk
Yüneldim şol yola, dönmezem ayruk
Muhabbet bahrinin gavvası oldum,
Gerekmez, Ceyhuna dalmazam ayruk
Dilerim fazlından ayırmayasın
Hocam, senden özge sevmezem ayruk
Söyler aşık dilinden bunları Yunus
Eğer aşık isem, ölmezem ayruk
Gönül dosta gider, gelmezem ayruk
Ne gam bunda bana, bin gez ölürsem
Anda ölüm olmaz, ölmezem ayruk
Yansın canım, yansın aşkın oduna
Aksın kanlı yaşım aksın, silmezem ayruk
Göyündüm aşk ile, ta kül olunca
Boyandım rengine, solmazam ayruk
Beni irşat eden mürşid-i kamil
Yeter, bir el almazam ayruk
Varlığım yokluğa denişmişem ben,
Bugün, cana, başa kalmazam ayruk
Fenadan bekaya göç eyler olduk
Yüneldim şol yola, dönmezem ayruk
Muhabbet bahrinin gavvası oldum,
Gerekmez, Ceyhuna dalmazam ayruk
Dilerim fazlından ayırmayasın
Hocam, senden özge sevmezem ayruk
Söyler aşık dilinden bunları Yunus
Eğer aşık isem, ölmezem ayruk
Ağlamak göründü gönül
Ağlayalım senin ile
İnlemek göründü gönül
İnleyelim senin ile
Âdem ü Havvâ cennetden
Ayrı düşdüler ni'metden
Biz dahi derd ü hasretden
Ağlayalım senin ile
Kanı bu denlü enbiyâ
Kanı Muhammed Mustafâ
Çünki gitdi elden safâ
Ağlayalım senin ile
Erişince Hak'dan ihsân
Derdine olunca dermân
Bunu da hoş gör bir zamân
Ağlayalım senin ile
Aşkın oldu âşikâre
Kaldı Hüdâyî âvâre
Tâ olunca derde çâre
Ağlayalım senin ile
Bakma cinânın hûruna
Aldanmağıl kusûruna
Erince vahdet nûruna
Ağlayalım senin ile
Yüzümüz sürelim hâke
Âhımız çıksın eflâke
Tâ erince zât-ı pâke
Âh edelim senin ile
Ağlayalım senin ile
İnlemek göründü gönül
İnleyelim senin ile
Âdem ü Havvâ cennetden
Ayrı düşdüler ni'metden
Biz dahi derd ü hasretden
Ağlayalım senin ile
Kanı bu denlü enbiyâ
Kanı Muhammed Mustafâ
Çünki gitdi elden safâ
Ağlayalım senin ile
Erişince Hak'dan ihsân
Derdine olunca dermân
Bunu da hoş gör bir zamân
Ağlayalım senin ile
Aşkın oldu âşikâre
Kaldı Hüdâyî âvâre
Tâ olunca derde çâre
Ağlayalım senin ile
Bakma cinânın hûruna
Aldanmağıl kusûruna
Erince vahdet nûruna
Ağlayalım senin ile
Yüzümüz sürelim hâke
Âhımız çıksın eflâke
Tâ erince zât-ı pâke
Âh edelim senin ile
Kafesli evlerde ağlar çocuklar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.
Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...
1924
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.
Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...
1924
Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı;
Tek ses duysalar; Allah... Yoklayanlar nabzımı.
1973
Tek ses duysalar; Allah... Yoklayanlar nabzımı.
1973
Ah nice bir uyursun, uyanmaz mısın?
Göçtü kervan kaldık dağlar başında.
Çağrışır tellallar inanmaz mısın?
Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.
Emir Hac göçeli hayli zamandır,
Muhammed cümleye dindir, imandır.
Delilsiz gidilmez, yollar yamandır,
Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.
Bülbül olup dost bağında ötegör
İyi amellerle yükün tutagör
Efendimin kervanına yetegör
Göçtü kervan kaldık dağlar başında
Yunus sen bu dünyaya niye geldin?
Gece gündüz Hakk'ı zikretsin dilin.
Enbiyaya uğramaz ise yolun,
Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.
Göçtü kervan kaldık dağlar başında.
Çağrışır tellallar inanmaz mısın?
Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.
Emir Hac göçeli hayli zamandır,
Muhammed cümleye dindir, imandır.
Delilsiz gidilmez, yollar yamandır,
Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.
Bülbül olup dost bağında ötegör
İyi amellerle yükün tutagör
Efendimin kervanına yetegör
Göçtü kervan kaldık dağlar başında
Yunus sen bu dünyaya niye geldin?
Gece gündüz Hakk'ı zikretsin dilin.
Enbiyaya uğramaz ise yolun,
Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.
çayırkuşu engelsiz yapraklara
havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
bir ay gecesi tanrısıyla
elişi kağıtlarından ev demetlerini
ve deniz başlarında
küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
çayır kuşunu engelsiz yapraklara
çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
vurulmadan ve korkusuna
sebepsiz kapılmadan
duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
ve eski risimlerde
yerli oyulmuş
gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
vurulmadan ve korkulara
yazı sonu alınan bir kuştu
yerle gök arasında
kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
su altlarında ve yürek diplerinde
zarı delinerek bir an bekleyen
kanatları sabra
ve kabus sonlarına
çarpan konuşan ve sesler çeviren
yerler gök sonlarında
görülmeden tanınan
ve en gerektiği yerde anılan
civa sıcağı yurtlar
çamdan insanı çiğneyen sakızlar
korkuya öteye ve dünya seslerine
çarpan çalkanan
bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
açabilmiş çalılar
çayırkuşu insan ve toprak levhasında
gagası ışıyınca durur anlatır
bildirir ki güneştir
her an sabah sesi çıkaran
ve devran deyince
insanın isim verdiği yüceden
göğü kollayan ve ufuktan aranan
bir çift gözü en son şekliyle
her an bir zindan resminde çağıran
güneştir gagası
ışıyınca çayırkuşunun
bir savaş bütün bunlarla doludur
ölüm beyin düzlerinde
sık sık gezinen ve işte tamam yerine
her dokunuşta bir delik açılan
ve hepsi bir tek karanlığa açılan
havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
bir ay gecesi tanrısıyla
elişi kağıtlarından ev demetlerini
ve deniz başlarında
küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
çayır kuşunu engelsiz yapraklara
çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
vurulmadan ve korkusuna
sebepsiz kapılmadan
duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
ve eski risimlerde
yerli oyulmuş
gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
vurulmadan ve korkulara
yazı sonu alınan bir kuştu
yerle gök arasında
kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
su altlarında ve yürek diplerinde
zarı delinerek bir an bekleyen
kanatları sabra
ve kabus sonlarına
çarpan konuşan ve sesler çeviren
yerler gök sonlarında
görülmeden tanınan
ve en gerektiği yerde anılan
civa sıcağı yurtlar
çamdan insanı çiğneyen sakızlar
korkuya öteye ve dünya seslerine
çarpan çalkanan
bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
açabilmiş çalılar
çayırkuşu insan ve toprak levhasında
gagası ışıyınca durur anlatır
bildirir ki güneştir
her an sabah sesi çıkaran
ve devran deyince
insanın isim verdiği yüceden
göğü kollayan ve ufuktan aranan
bir çift gözü en son şekliyle
her an bir zindan resminde çağıran
güneştir gagası
ışıyınca çayırkuşunun
bir savaş bütün bunlarla doludur
ölüm beyin düzlerinde
sık sık gezinen ve işte tamam yerine
her dokunuşta bir delik açılan
ve hepsi bir tek karanlığa açılan
Tek tek kalktı eşyamız, ahşap ev bomboş kaldı;
Güneş gözünü yumdu, has odamız loş kaldı...
Güneş gözünü yumdu, has odamız loş kaldı...
"Kim yeni terleyen bıyığına, sakalına sevdalanmışsa
Ölünceye kadar bu daireden dışarıya ayak atamaz"
-Hafız-
Yaz günleri beni hatırlamıyor.
Salgılı bir hayvanla bitişiyorum yaz yaklaşınca
yayılıyorum ortasına sevgili tüylerimin
geniş uykulardayım, muazzam uykularda
yılların zulmünden haberim yok
ne de sürgün taşralı kızlar korosundan
geçiyor hazza yatkın dudaklarıyla gece
canımın ilmekleri arasından.
Beni artık kimseler arayıp da bulmasın
beyaz harmanilerin göklere açık sofrasında
yıktığım saltanatın dizinde inlediğim
aşkın en tabanında yattığım anlaşılmasın
çünkü ben çok gizli bir yanlışın
dehşetengiz yeteneğini ölçmek için
yepyeni bir hata için iniyorum Akdeniz'e
Meryemoğlu sanıp ben zavallı ademi
çarmıha çaktılar orda çok zaman önce.
Çok zaman önceydi ki otobüsler
mermer sütunlu şehirlerden sahil çardaklarına
nice yılgın havarilerle gidip geldi.
Hepimiz, yani taflan çiğnemekle güzelleşen çocuklar
havariler karşısında harami
gövdesinde hayvan kabarınca mecalsiz
kutlu bir tan çıkarmayı denedik
kayser makinasından
anneler
sevecen gözyaşlarıyla korurdular bizi.
Bizi sen ey beyhude ve baygın duyguların yırtıcısı
sen ey loş çalgıları uykulardan çıkarıp
Bahçelerin hayatına yerleştiren esrar
bizi bırakmıştın
acı güller salınırdı kanımın raddelerinde
ve ben güneş altında kendini bize öptüren neyse
gece onun kimlerle buluştuğunu araştırdım
o zaman yalın yürek kaldım şiddetin çölünde
aldanışların çölünde korkudan
denize dilimi soktum ayaklarımdan önce.
Bu kadar, bu kadardı Akdeniz
aslı yokmuş dinlediklerimin
eski moda güneş sanrılarından
bir şair cesedinden hiç farkı yok denizin.
Yok ve yaz günleri beni hatırlamıyor
boğulmuş hüznü gösteriyor bana memelerinden
geçiyorum bir yakıcı maviden derinleştirilmiş mora
geçiyorum ayaklarım altında kumları hıçkırtarak
Kara yaz! Karanlık yaz! Kararan vücutlardan
rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz.
(1974)
Ölünceye kadar bu daireden dışarıya ayak atamaz"
-Hafız-
Yaz günleri beni hatırlamıyor.
Salgılı bir hayvanla bitişiyorum yaz yaklaşınca
yayılıyorum ortasına sevgili tüylerimin
geniş uykulardayım, muazzam uykularda
yılların zulmünden haberim yok
ne de sürgün taşralı kızlar korosundan
geçiyor hazza yatkın dudaklarıyla gece
canımın ilmekleri arasından.
Beni artık kimseler arayıp da bulmasın
beyaz harmanilerin göklere açık sofrasında
yıktığım saltanatın dizinde inlediğim
aşkın en tabanında yattığım anlaşılmasın
çünkü ben çok gizli bir yanlışın
dehşetengiz yeteneğini ölçmek için
yepyeni bir hata için iniyorum Akdeniz'e
Meryemoğlu sanıp ben zavallı ademi
çarmıha çaktılar orda çok zaman önce.
Çok zaman önceydi ki otobüsler
mermer sütunlu şehirlerden sahil çardaklarına
nice yılgın havarilerle gidip geldi.
Hepimiz, yani taflan çiğnemekle güzelleşen çocuklar
havariler karşısında harami
gövdesinde hayvan kabarınca mecalsiz
kutlu bir tan çıkarmayı denedik
kayser makinasından
anneler
sevecen gözyaşlarıyla korurdular bizi.
Bizi sen ey beyhude ve baygın duyguların yırtıcısı
sen ey loş çalgıları uykulardan çıkarıp
Bahçelerin hayatına yerleştiren esrar
bizi bırakmıştın
acı güller salınırdı kanımın raddelerinde
ve ben güneş altında kendini bize öptüren neyse
gece onun kimlerle buluştuğunu araştırdım
o zaman yalın yürek kaldım şiddetin çölünde
aldanışların çölünde korkudan
denize dilimi soktum ayaklarımdan önce.
Bu kadar, bu kadardı Akdeniz
aslı yokmuş dinlediklerimin
eski moda güneş sanrılarından
bir şair cesedinden hiç farkı yok denizin.
Yok ve yaz günleri beni hatırlamıyor
boğulmuş hüznü gösteriyor bana memelerinden
geçiyorum bir yakıcı maviden derinleştirilmiş mora
geçiyorum ayaklarım altında kumları hıçkırtarak
Kara yaz! Karanlık yaz! Kararan vücutlardan
rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz.
(1974)
Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..
Yalnız göze güvenen şu kör akılcıya bak!
Başını kuma sokmuş deve kuşundan ahmak!
1976
Başını kuma sokmuş deve kuşundan ahmak!
1976
1.
Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim
düşünün: sabah çok yakın
oysa ışıltı yok ortalıkta
nerdeyse gece bitmiş ama sürmekte karanlık
henüz uyanmış bazıları
henüz uyumamış bazıları
bazıları uyanmış uykusuna doymadan
bazıları uykusuna varmadan doymuş
görüyorsunuz ilm-i hilaf ü cedel düzeniyle hayat
nasıl da sürüklüyor kendini
ve ben bunu kanıtlayabiliyorum
şu şair halimle
böylece size ey saygıdeğer erbab-i cumhuriyet
akıllı ve yetenekli olduğumu
kanıtlamış oluyorum
sizler de
bu derin bilgeliği kavrayarak
kendi değerinizi ortaya koymuş oluyorsunuz.
2.
Ütüsüz bir pantolon kadar tedbirliyim
tarihi bir gerçek kadar sıkılgan
bilmem ki Tesalya'daki Termofil
bir yiğitlik anısı
bir hayınlık anıtı mı olsa
yine bilmem quantum kuramını
öğrenen insan haklı mıdır
kendini ardıçkuşu sanmakta-
ben
yirminci yüzyılın sonlarında
en uzak uyanışlar ikliminde yaşadım
bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim sırasında
kadınlardan daha çok birinci şubeye vardım.
3.
En mutlu insanlar belki de
baca temizleyicileridir
öyle dar, öyle kara karanlık bir yerdedirler ki
yüreklerini geniş, dayanıklı
aydınlık tutmak zorundadırlar
buna yükümlü sayarlar kendilerini.
Baca temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz
başkalarınca sevilirler aynı zamanda
çünkü herkesi düşünmeyecek kadar mutlu
herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar.
4.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Bu sorunun karşılığını bulamıyorum
içinden çıkılmaz bi olay, ama önemsiz
köylüleri öldürmesek de olur
hatta onların kalın suratlarını
görmezlikten gelebiliriz
yapılacak çok şey var daha
sözgelimi ben, kendim
hiç hayıt ağacı görmemişim
görmeden ölürüm diye korkum da yok
değil mi ki albatrosu Baudelaire'den
Yves Bonnefoy'dan semenderi öğrendim
bir gün bakarsınız
şu güzelim bilgiç beynimi kırıp
teneşir tahtası olarak kullanabilirim.
(1974)
Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim
düşünün: sabah çok yakın
oysa ışıltı yok ortalıkta
nerdeyse gece bitmiş ama sürmekte karanlık
henüz uyanmış bazıları
henüz uyumamış bazıları
bazıları uyanmış uykusuna doymadan
bazıları uykusuna varmadan doymuş
görüyorsunuz ilm-i hilaf ü cedel düzeniyle hayat
nasıl da sürüklüyor kendini
ve ben bunu kanıtlayabiliyorum
şu şair halimle
böylece size ey saygıdeğer erbab-i cumhuriyet
akıllı ve yetenekli olduğumu
kanıtlamış oluyorum
sizler de
bu derin bilgeliği kavrayarak
kendi değerinizi ortaya koymuş oluyorsunuz.
2.
Ütüsüz bir pantolon kadar tedbirliyim
tarihi bir gerçek kadar sıkılgan
bilmem ki Tesalya'daki Termofil
bir yiğitlik anısı
bir hayınlık anıtı mı olsa
yine bilmem quantum kuramını
öğrenen insan haklı mıdır
kendini ardıçkuşu sanmakta-
ben
yirminci yüzyılın sonlarında
en uzak uyanışlar ikliminde yaşadım
bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim sırasında
kadınlardan daha çok birinci şubeye vardım.
3.
En mutlu insanlar belki de
baca temizleyicileridir
öyle dar, öyle kara karanlık bir yerdedirler ki
yüreklerini geniş, dayanıklı
aydınlık tutmak zorundadırlar
buna yükümlü sayarlar kendilerini.
Baca temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz
başkalarınca sevilirler aynı zamanda
çünkü herkesi düşünmeyecek kadar mutlu
herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar.
4.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Bu sorunun karşılığını bulamıyorum
içinden çıkılmaz bi olay, ama önemsiz
köylüleri öldürmesek de olur
hatta onların kalın suratlarını
görmezlikten gelebiliriz
yapılacak çok şey var daha
sözgelimi ben, kendim
hiç hayıt ağacı görmemişim
görmeden ölürüm diye korkum da yok
değil mi ki albatrosu Baudelaire'den
Yves Bonnefoy'dan semenderi öğrendim
bir gün bakarsınız
şu güzelim bilgiç beynimi kırıp
teneşir tahtası olarak kullanabilirim.
(1974)
Aklım başıma gelmedi, aşk şarabın tatmayınca.
kandeliğimi bilmedim, gerçek ere yetmeyince.
Kendi bilisiyle kişi hiç erişe mi menzile?
Allah'a eremez kalır, er eteğin tutmayınca.
Ger din îman gerek ise, iyi diril bu dünyâda,
Yarın anda bitmez işin, bugün bunda bitmeyince.
Bülbül dahi âşık güle, nazar Hak'tan olur kula,
Bir keleci gelmez dile, gönüllerde yanmayınca.
Gönüldeki bu razımı, sakınmaz derdim sözümü,
Âşık ne katlanır söze, aşk metaın satmayınca.
Bîçâre Yûnus'un sözün key âşık gerek anlaya,
O kuş dilidir, n'eylesin, öğütlenmez ötmeyince.
kandeliğimi bilmedim, gerçek ere yetmeyince.
Kendi bilisiyle kişi hiç erişe mi menzile?
Allah'a eremez kalır, er eteğin tutmayınca.
Ger din îman gerek ise, iyi diril bu dünyâda,
Yarın anda bitmez işin, bugün bunda bitmeyince.
Bülbül dahi âşık güle, nazar Hak'tan olur kula,
Bir keleci gelmez dile, gönüllerde yanmayınca.
Gönüldeki bu razımı, sakınmaz derdim sözümü,
Âşık ne katlanır söze, aşk metaın satmayınca.
Bîçâre Yûnus'un sözün key âşık gerek anlaya,
O kuş dilidir, n'eylesin, öğütlenmez ötmeyince.
Aklın ererse sor bana, ben evvelde kandayıdım,
Diler isen deyiverem ezeli vatandayıdım.
Kalu bela söylenmeden, tertib düzen eylenmeden,
Hak'tan ayrı değil idim, o ulu divandayıdım.
Eyyub ile derde esir, anlamadım çektim ceza,
Belkıs ile taht üzere mühr ü Süleyman'dayıdım.
Yunus ile balık beni çekdi deme yuttu bile,
Zekerya'yla kaçtım bile, Nuh ile tufandayıdım.
İsmail'e çaldım bıçak, bıçak bana kâr etmedi,
Hak beni azat eyledi, koç ile kurbandayıdım.
Yusuf ile ben kuyuda yattım, çefa çektim bile,
Yakub ile çok ağladım, bulunca figadayıdım.
Mirac Gecesi Ahmed'in döndürdüm arşta nalini,
Üveys ile vurdum tacı Mansur'la urgandaydıdım.
Ali ile vurdum kılıç, Ömer ile adl eyledim,
On sekiz yıl Kafdağı'nda Hamza'yla meydandayıdım.
Ezeliden dilimde uş Tanrı birdir, haktır Resul,
Bunu böyle bilir iken sanma ki gümandayıdım.
Yere bünyad vurulmadan, Âdem dünyaya gelmeden,
Öküz, balık eylenmeden, ben ezeli andayıdım.
Yunus senin aşık canın ezeli aşıklar ile,
Mülke bünyad vurulmadan seyran-ı cevlandayıdım.
Diler isen deyiverem ezeli vatandayıdım.
Kalu bela söylenmeden, tertib düzen eylenmeden,
Hak'tan ayrı değil idim, o ulu divandayıdım.
Eyyub ile derde esir, anlamadım çektim ceza,
Belkıs ile taht üzere mühr ü Süleyman'dayıdım.
Yunus ile balık beni çekdi deme yuttu bile,
Zekerya'yla kaçtım bile, Nuh ile tufandayıdım.
İsmail'e çaldım bıçak, bıçak bana kâr etmedi,
Hak beni azat eyledi, koç ile kurbandayıdım.
Yusuf ile ben kuyuda yattım, çefa çektim bile,
Yakub ile çok ağladım, bulunca figadayıdım.
Mirac Gecesi Ahmed'in döndürdüm arşta nalini,
Üveys ile vurdum tacı Mansur'la urgandaydıdım.
Ali ile vurdum kılıç, Ömer ile adl eyledim,
On sekiz yıl Kafdağı'nda Hamza'yla meydandayıdım.
Ezeliden dilimde uş Tanrı birdir, haktır Resul,
Bunu böyle bilir iken sanma ki gümandayıdım.
Yere bünyad vurulmadan, Âdem dünyaya gelmeden,
Öküz, balık eylenmeden, ben ezeli andayıdım.
Yunus senin aşık canın ezeli aşıklar ile,
Mülke bünyad vurulmadan seyran-ı cevlandayıdım.
İhtilal acentası...
Solun tam da ortası.
Moskof ’un oltası..
Eli, zulüm muştası.
Tek ümidi, cuntası
İnkılap, avantası...
Nemrut, onun atası...
Ölüm yolu, rotası..
Namlı servet çantası..
Ünlü küfür softası..
(1968)
Solun tam da ortası.
Moskof ’un oltası..
Eli, zulüm muştası.
Tek ümidi, cuntası
İnkılap, avantası...
Nemrut, onun atası...
Ölüm yolu, rotası..
Namlı servet çantası..
Ünlü küfür softası..
(1968)
‘Aks-i ‘izâruñ dîdede berg-i gül-i ter kendidür
La’lüñ hayâli sînede rûh-ı musavver kendidür
Şâm-ı gamuñda sâkin-i zulmet-sarây-ı mihnete
Câm-ı sabûhî subh-dem hûrşîd-i enver kendidür
İbrîk-i zerden sâkıyâ la’l-i müzâbı kıl revân
Altun olur işüñ hemân kibrît-i ahmer kendidür
Hûbân-ı şehrüñ hoş-teri şîrîn ü nâzük her yiri
Hvân-ı visâle sükkerî pâlûde-i ter kendidür
Bî-derd iken dil gûyiyâ bir migfer-i pûlâd idi
Şimdi hadeng-i cevr ile tâc-ı kalender kendidür
Geh bî-dil ü bî-hûş ider geh mest ü geh medhûş ider
‘Ayyâre-i gamzeñ gamı dârû-yı hûş-ber kendidür
Kahr-ı zamânuñ zehrini def’ itmez ey Bâkî devâ
İllâ şarâb-ı dil-gûşâ tiryâk-i ekber kendidür
La’lüñ hayâli sînede rûh-ı musavver kendidür
Şâm-ı gamuñda sâkin-i zulmet-sarây-ı mihnete
Câm-ı sabûhî subh-dem hûrşîd-i enver kendidür
İbrîk-i zerden sâkıyâ la’l-i müzâbı kıl revân
Altun olur işüñ hemân kibrît-i ahmer kendidür
Hûbân-ı şehrüñ hoş-teri şîrîn ü nâzük her yiri
Hvân-ı visâle sükkerî pâlûde-i ter kendidür
Bî-derd iken dil gûyiyâ bir migfer-i pûlâd idi
Şimdi hadeng-i cevr ile tâc-ı kalender kendidür
Geh bî-dil ü bî-hûş ider geh mest ü geh medhûş ider
‘Ayyâre-i gamzeñ gamı dârû-yı hûş-ber kendidür
Kahr-ı zamânuñ zehrini def’ itmez ey Bâkî devâ
İllâ şarâb-ı dil-gûşâ tiryâk-i ekber kendidür
Güneş çekildi demin,
Doğdu bir renk akşamı.
Bu, bütün günlerimin,
İçime denk akşamı.
Akşamı duya duya,
Sular yattı uykuya;
Kızıllık çöktü suya,
Sandım bir cenk akşamı...
Doğdu bir renk akşamı.
Bu, bütün günlerimin,
İçime denk akşamı.
Akşamı duya duya,
Sular yattı uykuya;
Kızıllık çöktü suya,
Sandım bir cenk akşamı...
I
Önce kim - "önce sen"
Dirilen bir işci olmalıyım. Öyle olmalıyım ta eskiden
(Ağlayarak) anlamlıydım olmalıyım anlıyarak
İşci türemedi hiç bir şey türemedi
bezirgan ölü tükendi köle ölü bitti
bir yazı sağdan sola kıvrılarak eğilip
bükülerek bir şekil almalıydı
önce kim - "önce o"
dirilen bir işçi olmalıydı
İşçilik kime kaldı görüyorsunuz
çocuklarım
"çocuklarım nerdesiniz" baba sofrayı hoplatarak
Baba tanrıya yalvar
malar
"işçi miyim değil miyim"
durmadan kendini yorarak kurcalayarak
soruyor (bu kim bizden değil)
Kendini darağacına atsa
ağırlığı az gelir boğulmaya - ve atmadı
Beni mi adasalar iyi olan beni
diledikleri yerine gelsin diye kurban
çünkü hep budanmışım gibi
koyun bazen horoz gibi algılıyorum bazen omuz etlerimi
"intiharla (oysa mı) bir çelişmeydik eskiden
yasaktık intiharla
canımızın hakkı üzerine
varamazdı elimiz
"intihar bulun intihar kurbanlara"
onların değişen sesi bu ağabeylerimin
sofrada apaçık duyuyorum işte
kendilerinden kaçıp koşuyorlar bu sofra boyunca
"nasıl olur ama tohumları babamın"
"nasıl olur ama başka bir ırk"
"Başka bir ırk mı" sürüyor onlardan
Bu ev sofrası kuruldukça
Camlar kaykılıyor ve bahçede ağaç
Tehlike kuşları kaldırıyor
Düşsel bir oyun olan çocuklar
Lar - onlar laronlar
hala sağdan sola yazılan babam
bozulmaz akıllar kullanıyor
yaşlanıyor ama bozulmuyor ve diyor
"çünkü bozulmazdan yapıldık
Bu ev sofrası kuruldu önce baba
Oraya pencereden ağaca ve kuşlara
"çünkü ağaç işarettir içimizin sorularına
kuş işarettir doğup ruhları
dev gibi sallanan çocuklara"
Bu ev sofrası kuruldukça ana
Oradan pencereden ağaca ve kuşlara
"çünkü ağaç problemdir çok karışık bundan böyle aklım
kuşlarsa uçar gider uzaklara"
O başka yargılar öteki başka bakar
Ellerindeki meşalelerle topraktaki kovuklara
Yaklaşan laronlar lar - onlar çocuklara
bakıp
bakıp sofraya. Ana
yemeğe yaklaşıp ekmekle koklaşarak
/ "bereketli küpler
yağ küpleri ne demek bilmez bunlar
geberesi dinsizler
gel ekmek keseyim seni" /
"Koklaşmak mı ekmekle savaşmak"
Anaya onların gönül kıran sesleri ağabeylerimin
İ'yle başlayan ve birbirinin aynı isimleri
Yani i ile i ve i'yle i
i olur mu i "diyor"
İki değişik ad olmalı onların ki
"iki değişik ağbeyim benim
yok mu ki"
Sofrada önce arkaya sallanarak
kız ekmekle alışveriş etmeden
"Kız o çünkü oğlan değil"
Küçük oğlan bakarken söylerken bunu anaya
Hepsi nedenli ayrı ekmek başında
Sarmışlar sımsıkı beni gibi
Hep adanmışım gibi
Yerine gelecek ne bana göre
Kurbana göre mi bu adak
"Kardeşim
Ben
Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi"
"Peki ama" küçük oğlan
"Ne demek kamaya saplanmak"
"Ağabeyim
Ben
Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi"
"Peki ama" i ve i
"Kim çizebilir senden başka senin yaşamını"
"Anneciğim ben
Kaskatı bir esirliğe keptirilmişim gibi"
"Peki ama" ana
"Kepmek mi ne kepmeki
Kendine iyi bak önce üşütme ciğerlerini"
"Kardeşim ben
Yüreğimden böğürmek üzereyim gibi"
"Peki ama" kız kardeş
"Yürekle böğürmek mi dedin.Öyle bir şey mi dedin"
"Babacığım ben
Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi"
"Peki ama" baba
"Ayakların... Apaçık uydurma ayaklar senin ki"
"Yepyeni güçlenen ayaklar onun ki" i ve i
"Bak kardeşim kamaya saplanmak
şu demektir ki...
................................." ben
"O var çünkü tanrı
O çizer onun yaşamını" baba
"Kaskatı bir esirlik.../çok acı/.. " i ve i
"kaskatı kaskatı kaska kask kask kask " kız
"Kendine iyi bak..." kız - anne
bakışarak ciğerim onlar benim
"Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi mi" küçük oğlan
Çünkü kardeşim dedem dedemin olmuşu muyum
ben
"Olmaz dedenin olmuşu - Ulmuş deden" i ve i
"Ulmuş mu yani benim babam" baba
"Dedem senin baban mı ki bana" ben
"ben dedem deyince..." ben
"hah hah haa-" i ve i
"hah hah haa-" ben
"bir kediyim ben" birden
"bi hayvanı evin" kedi
Sarmışlar sımsıkı beni
Hep adanmışım gibi
Yerine gelecek ne bana göre
Kurbana göre mi bu adak
Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi
Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi
Kaskatı bir esirliğe çöktürülmüşüm gibi
Yüreğim bögürmek üzere gibi
Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi
"Kandırma beni çocuklarım
bozulmaz'dan tutunun - bırakın öyle öleyim" baba
Baba halk oldu baba helk değil
Sarsılıyorum ve içimdeki hayvan perdeyi aralıyor ve
/ anlıyor. /
Bakamıyorum başkalarının yüzünden başka yüze
Kendime
En sağlam sesleri söyleyin ağzım
En geçerli ilkelerini dünyanın
Sessiz atılıyor (devinim kayarak)
Sofranın dibine kedi (sesler var)
Önce Hamit "kedi kayınca sofranın dibine..."
"Hamit mi Hamit kim" sofra
Elim korkunç uzanın üzerine kedinin
Öpmek ister gibiyim kedinin üçgenini
(Ellerini) Kollamak kapmak ve kaçmakını
Kedi yapmazsa bunu çünkü kedi değil
"Biz bir şey yapmalıyız galiba - ama neyi"
/ "daha yeni mi sordun bunu çok mu yeni" / ekmek
"Yüz yıldır sormadım
Soranın ardına varmadım da...
Elim yakanda dirlecek orada.." sofra
Sonra i ve i iç içe ses çıkarmadan
/ "ben i'yken"/ i ve /"Ben i'yken" / i
ve sesli olarak sonunculardan ayrılarak
altı asrın sonuçlarından
sonuncularından ve içeriklerinden
korkunç kaçarak
"bu yemek daha ne kadar sürecek hiç bir zaman
kediyi oradan kim kovacak hiç bir zaman
Baba sen
Önce yeni bir işçi savunması yap"
Baba anadan yaklaşık olarak
Bir erkeklik ayrımı üretti erkeklere üleştirdi
Fakat onlar babadan ayrılarak
Ana babadan tüs tüm yaklaşık olarak
Bir kızlık ayrımı yalınladı sivriltti
Kızlarla ortaya attı belirledi
Fakat kızlar anaya yaklaşık kalarak
...............................ötürü başkaldırarak
Kuzeyden güneye parıltılara avuç ve bağır açarak
Kuzeyden güneye parıltılar kafkas farları
Pırıl pırıl pır işçileri
Pırıl pır emekçileri
Parıltılar (ötürü) dayanamadan
"Bu yemek daha nasıl sürecek hiç bir zaman
Kediyi oradan kim çıkaracak hiç bir zaman
Kedi tıkınamaz sofranın altında
Kavanmadan
Babamızsan
Yeni bir işçi savunması yap
Dedeni savunduğum gibi ve padişahını"
baba hemen
ve hemen ben
Baba değilse fakat ben (cevval) hemen
- Abdülhamit -
Eşya ve şehir dürtülmüş gibi
türbelerden elktrik geçmiş gibi
"hortlak var" i ve i
Koro gibi bir aşikar dikleniş gibi
Duyuyoruz yoksa bir alisinasion isteği gibi
işte işte işte gark oluyorlar
"işte işte Han Han. Dünyadan ve besmeleli rahim
mazgallarından
Yumurtanın içindeki canlı kavgadan"
"boy atsın boy atsın"
Tarih ve zorbaların paçavralaşma işareti
"ah işte işaret"
- işte işte işaret
- Abdülhamit
"dur baba yeni bir işçi savunması yap" i ve i
i le i ve hemen ses olmadan birbirine kapanarak
/ "nedir ki bu Abdülhamit" /
Safra (görüyorsunuz) nasılda uzuyor ana çok uçta kalıyor
uzakta
Adeta
Öteden o ufacık bedenden
Kim sorabilir kim araştırabilir kimbilir
salondaki gizli bir düzlükten
"Anayım ama dayanamam daha da
"Çekilip ağlasam mı odaya
Acaba
Acaba mıyım yoksa ben"
Yeni bir işçi var ortada
İlk defa
ve sofra
Baba ana ve i ile i
Öldükten sonra dirilecek bendeki beden ve ruh
diyen ben
"inanıyor muyum gibi"
"ne gibi inanır buna baba ve ana"
"ve hakçası başkaları"
Küçük oğlan yarısı içten ses olmadan
"Babacığım anneciğim ağabeylerim
Kız ablam ve sen
Ben de dirilir miyim öldükten sonra
/ Ruhum da dirilir mi öldükten sonra /
Ben de / hesap verebilir miyim / öldükten sonra
Derslerime çalışır büyüklerimi dinlersem"
Kız ansızın açılır en cinlisi
"/ Bir kız neye inanır inanabilir ki
En iyisi en doğrusu şu ki
Güzelim ben - Erkeklerse
Kıza benzemiyor hiç
Bize dayanamıyorlar bir de hiç
Aklımda tutmalıyım büyüdükçe hep bunu
Aman hiç unutmasam bunu /
- sesizdi şimdi birden ses olarak -
Ya unutursam bir de"
döndük baktık
Kızardı yüzü
"Ne güzel kızarabiliyor yüzü" baba ana ve ben
Yeni bir işçi var ortada
Çok yeni bir işçi sürüyor dedemden
Ayakları ta oradan toprak diplerimden
"Abdülhamide ölüm" maymun
"maymuna ölüm" Abdülhamit
Çok yeni bir işçiyle geliyor dedemden
Güçlü mü
O kadar da mı güçlü
Daha değil yanılmıştık bir yerde
Eylem olmaz düşünüp düşünüp
Hah; demeden
Kedi sofranın altında üçgeniyle
Kedi dediğin böyle yaratılmıştır
"Ben kediyim sadece - Biliyorum da
Anlıyorum da işçi denince
Yakın buluyorum kendime
Galiba ciğer
Öyle bir şey
gibi bir şiy olmalı"
"Bağırıyorum sofranın üstüne
Bağıracağım yemeğin ve ekmeğin içine
Yeni bir işçi geliyor kendine"
"Sus" diyor i ve i
"Sus biz yücelteceğiz emeği"
"Asıl sen sus tanrı yüceltmiş bir kere"
Tanrı mı
"çok bulanıyoruz" i ve i
"Ekmeğe alın terinden önce kan
Duadan ve bereketten önce kan
(ben kazandım onlar da kazansı yeterince) den önce
kan kan
kan kin öfke
katık olmalı
herşeyden ve besmeleden önce"
Bir çok tanrı vardır
i için ve i için
sofrada birden bire ve i
Çünkü i için
"Tanrılar lar lar deme lar lar"
kız bu doygun duyarlı yanağı yaşlı
"Tanrılar denmez çünkü hiç söylenmedi
Küçükler ve aramızda ufacık var çocuklar"
( Kırılır
" - en çok onlar mı
" - en çok onlar )
Elim taş gibi tutuyor Hamitin ellerini
(Hamit kim daha belirmedi)
"Hiç belirmez o belirmeyecek de" i ve i
Sofrada değil miyiz büsbütün
"Güneş dönüp yeniden doğmalı" Hamit
Ana kim ata kim toprak kim
Halk neyin nesi
Sesini bileğinden alıyorum Hamitin
"Sofrayaçağırmadınız beni" çözüm
/ "Tanrı başka olmaz artırılmaz
başka tapacak yapıp artırıyorlar azalır ata" /
"uzak kal atadan ata geleceğin içinde" i ve i
"gelecek kazmanın içinde" i ve i korkutarak vakti
Takılıyorlar
"takıldınız işte" i ve i'ye baba
Ve sofra
(Kedi var)
Küçük çocuk ve kız hep birden
bağırarak korkutarak korkutarak
"Kazma nerede kazma nerede"
sakınarak i ve i korunarak
"düşecek: gibi başlarına kazma"
II
"Benim o bezirgan
O kervanı ben götürdüm Yemene
Çölde güneş
Gökten taş yağar gibi açılırken üzerimize
Oğullarım sizler
Sabır keseleri içinde
Ananızın muhabbetle beklediği zamanlar gelmeden
Belkemiğimden kurtulur bazen
Batardınız yüreğime
Oğlum sen -
sana verdiğim ada ne oldu
Ya sen -
sana verdiğim ada ne oldu
Ve neden her ikinizin adı da 'i' "
İ ile i yekinerek
"Herkes bu kez i'dir dünyada
Artık yok yürek soyluluk ruh
Etötesi
Üstünlük bilgide bile
Babamız sen..."
"Bana da bir i desen bir desen"
"Baba sen de bir i'sin kuşku yok
Saygımız olduğu için baba oluşuna
Baba diyoruz sana"
"Benim efendim i olamaz" ana
"Benim babam bir i ha
na sana"
"Bakkardeşim
Biz i dedikse o da bizim gibi
Bir ekonomik varlık herşeyden önce
Herkesle eşit bölüşmeli devletin gelirini"
"Ama sen
dün benim
harçlığımı... söyletme şimdi
oysa eşit eşit almıştık babamızdan"
"Kızım
O senin dün
harçlığını mı.. söyle"
"Hayır baba şaka şaka"
"Hayır şaka yok baba" i ve i
"Biz aldık onun harçlığını
elbette
kolunu bükerek elbette
salık verdik i olmayı ona
olmayınca elbette
kırmadık kolunu kardeş diye
ama ilerde
kırabiliriz de"
"Aaah" ana
"sütüm burnunuzdan gelir inşallah
önce senin
sonra da senin"
İ'ye ve i'ye
"Dur kadın" baba titrek doğrularak
ve kuşkuyla bakarak havaya
"kalksın sofra"
"Ama daha
baklava var
maraş işi fıstıklı kuru baklava"
"Kalksın sofra"
"Babacığım
Çok zaman ürettik son sofradan beri
Çok acı çektik
çok telef olduk
çok i telef old"
"Bu yezidler
Dünden olmuşlar bile
biz evlât mevlat dedikçe
ah yine de evlat
larım ne oldu size
o güzelim isimlerinize"
Sofra uzamaya başlıyor yine
elim akıyor altına sofranın
Göz gaga arıyor
Oyulmak için
Bir ateşe yatmak için
Kıvılcımlanarak atmacasıyla hep dürüst kalmanın
Can yakmamaya
Daha biraz daha
Karaçan yaralara göz yummanın
Acısıyla sofranın altında
Daha
Sancılı daha
Bir dünya kurdum kendime
Bir sofra altında
Bir sofra yüzüne çıkıp
Bir evden kaçıp
Bir eve kapanıp
İki kardeş iki ağabey ortasında
Bir yanım baba erkek
Bir yanım ana kadın
Çok sofra gördüm
Francala içinde iri kristal
Kanlı sorular
Koşuyor taylar o yöne
Fırtınadan ayakları tutulmuş
kısrak analarının
Ve kaslar koparca geriliyor masada
Çorba tasından bir giz çıkardım doydum
Birden ateşim çıkıyor
Dünya bulanık deviniyor
Şehir kusarak geçiyor kapıdan
Zil
Ve sesini kucakladım postacının
Hayır bir ulak bu
sınır boylarına yollanmış geçmişte
viyana taşduvarı dibinde hülyaya dalmış
kenti sonsuz bir kuşatmayla gönlünde
sevmiş sevmiş...
Elinde bir ferman gördüm dayanamadım
(Peki neden bana
1973 Temmuzunda)
merdivenleri yıpratıyordu ellerin
Tutunarak bir fetih haberine
Sarsılarak bir isyan bir yıkılma haberiyle
Aynı anda mermer merdiven ve ben
Tüm güç elindeymişçesine
Sesine bakıyorduk postacının
: herkes kendi içinden:
sesler şehirden
"akşam nerelerde kaldı
denizin dalgalarla kıyıya attığı rakı sofraları
şerefe arkadaşım nerede kaldı"
: herkes kendi içinden:
havada kanat vuruşları
"sen de gittin
otuz yıl hiç değişmedik
ne yalnızlık benden
ne ben senden geçtim ey yalnızlık
işte şimdi sende gittin elimden"
herkes kendi içinden:
"yaz geçip güz gelende
ecel geçirsin beni
madem yola gidiyorum
bulunsun benim de bir el sallayayım"
: herkes kendi içinden: bir komşu
Duvarlarıyla
"Yaşam sevincini yücelt. Hüznü kahrı felan filan
sen ki onu da alıp gittin
kanayan İbrahimi (hasta bir akraba) görmeye gittin"
Herkes toplansın
Herkes bu kez
Sesini yüksek bağlasın
Tüm aile susmuşken bir ateşin ortasında
O ses vuruyor elime sofranın altında
Havada asılı kalp atışları
Tümünü kaplayan alan içine bir yüz görüyorum
Alnında derin oluklar var bir kayayı
Oymuşlar gibi gözleri
Ağlamaya başlıyor baba "ah benim emeklerim"
Ağlıyor ana "ey ağlayan efendi
gönlümün tacı efendi
evimin direği
erlerin eri"
Ağlıyor bacı "ağlar ana
ya ağlar mıymış hiç baba"
O ses vuruyor elime sofranın altında
"Ağla evet gözlerim ağla sen
Bu gidişin zorları olsa da
Ağla ki ak çıkasın iniden
Ölüm lokma ağzında açsa da
Ölüm bu gelen çehresiz elsiz
Bir gezintideyiz olsa olsa
Bir de yanımdan geçerse bensiz
Durup kalakalmışım ortada"
Bir başka ses
Vuruyor bu sese elimle
"Köyde en büyük güce
Yaşamaya sürülü çoban köpekleri"
"Kurşun bitince yok öyle
Sürdü tüfeğine çobak köpeklerini"
"Evde en azgın köşede
Kadınları durmadan çarpıtır su perileri"
"Taşkın ve saf genç kalbime
Mezar taşı gibi vurur çağın devrimleri"
"Sen yargılanadur suç vardı güneşe
İnsan insana gebe ev eve bir öç haberi"
İstanbul kent olarak yıllar önce
Sürmeler çeker beğenirdi şehzadeleri
aç elini uzat dilenci eline
Biz Dağ Mağara Hikmet Kent İnsan Evren derken
Bir şarklı şair vardı kralı olan
Derdi ki kalın postallar giyeceğim
Bilgelik için değil
Sığınmak ve izlenmek için dağlara gideceğim
Birinci jandarma işlevi
Biz sustuk
Mağara hikmet erleri yerine
Konserve kutuları kustu
Üç dört beş ölü de kustu
"Anneciğim sen" ben
Değil mi öyle kardeşim sen daha küçüktün
Anneciğim sen
Kentleri tepeden gören yaylamızda
Bile dolanırdın yabani erikleri bademleri bile
Karıncalar üşüşen kışlık armutları
Bakışın avuçlarınla sever sıvazlar okşardın
Gezerdim yorulmasız kutlu kelimeler ederdin
Bakarak dokunarak doğadan alıp
Doğaya vererek"
"Sahi ben mi"
"Elbette
Sen ya" baba
"Anneciğim sen ne güzel
Beline dolalı önlüğüne..."
"Bırakın şimdi sofrada
Bağı yaylayı armut toplamayı"
"Rüzgarın döktüklerini yağmurun ve kuşların
Acımadıklarını
Evimize taşırdın"
"Bırakın dedik
Konuşulacaksa
Karar konuşulacak bu sofrada
Evet baba..."
"Anneciğim sen
Yaslan koluma dinle beni
Bak ben bir eli sofranın altında
Parmağına kimsenin duymadığı sesler çarpan
Ürküpp korkan
Bir evladınım
Anneciğim sen bir dağ haberi
Bizleri dağa sen alıştırdın
Dağı sen öğütledin bize
Ben dağa ölü umutsuz gittim diri indim
Ağabeylerim i ve i isimleri
Güçle gidip ölüleri inerken
İkinci ja ja ja ja ja
Anneciğim ancak sen içten ve derinden
Anladın inceliği
Ana sen
Bir dağ haberi
Taze uyabilen her güçlüğe
Dağları yıldızlar daha iyi izleniyor diye mi seversin
Ya evin erkekleri
Gecikince geceleri
Korkardık ama
Dağın kendisinden hiç korkmadım
Hiç bir pusu yoktu dağda senin için
Ve şehre
Her gün her an dönebilirdin
Zaten çocukların senin adına
Bir temas gibi
Gidip gelmekteydi"
(Baba kendine gel
Kendine gel anne
Bizler hep kendimizde miyiz
Korkmadan gözgöze gelmek için)
Önce kim - önce sen
"Dirilen bir işçi olmalıydım öyle oldum ta eskiden
Gülerek anlatmalıyım anlatarak
Çünkü çok zaman ürettik son sofradan beri
Dün akşam sofrasından beri"
"Baba ben" ben
Yeryüzünü dinledim
Erkek giysileri giyindim gördüm ki
Helalinden kadın
Ve bol ve düzgün çocuk gerekli
Baba ben yeryüzünü dinlerken
Biliyordum gövdemin tazılarıyla
Tazelenmedik hücrem kalmadı
Ne aç şu gövdem
Dursam çağırmasam bile
Ben bir ışıkla geceleri
Evimi karartan sevgisizlikleri denetlerken
Ekmek kemirir gövdem
Mezardan da öteye yeryüzü götürür kişiyi
Şiire çoktan başladım ama
At sürmeyi yeni belledim"
"Oğlum sen
Seziyorum
Yoksa anladığımdan değil kelimelerini
Tıpkı bir avuç sudan başladığım gibi
Ananın göğsüne yaslanıp
Sütünden hanlar kervansaraylar kışlalar altın
kubbeler
Demir çelik fabrikaları atom reaktörleri
Kuş ve balık dili okulları
Kitaplar uçaklar yaptığım gibi
Seziyorum oğlum sen
Kibar ve zarif bir çocuksun"
Beni adadılar beni koydular ortaya
Karşı duygular çıkarlar
Bende karşılaştı büyük
Çok büyük olmalıyım ki bende vuruştular
Ve gövdemin toprağı
Daha doymadı kana
Ozan beni harbetti
Işık beni koştu yine de
Daha karanlığım çok yerde
/ Ben şair olarak
Bitmez bir kartal çubuğu tüttürüyorum /
"Hayır anneciğim Nijerya Çad Uganda da
Hiç te uzak değil
İnsan orada da
Sabah kalkar işleri vardır
Tıpkı
Ve sonra
Akşam sofrası o uzaklarda
Dilini bilmediğim hoş omuzlu
Yuvarlak ve işlek omuzlu
O kız tarafından serilince
Bizim soframıza da değer bir ucu"
"Oğlum sen" ana
"Seziyorum
Yoksa anladığımdan değil kelimelerini
Tıpkı karnımda bir miktar sudan başladığın gibi
Göğsüme yaslanıp sütümden
İnsan toplayan sesli kubbeler çattığın gibi
Seziyorum ah ah seziyorum oğlum sen
Kibar ve zarif bir çocuksun"
Küçük kardeş
Çıkarıp oyuncaklarını koyuyor masaya
Misketler atıp
Bardakları kırıyor
Mum gibi duruyor ana
Küçük kardeş
Sürahiyi kaldırıyor başına
Bulaşıkları elleriyle
Taşıyıp sıvıyor dudaklara ve
Çıktığı kadar sesi
Bağırıyor
Mum gibi ben
Ağabeylerim kızkardeş ve baba
"Engellerseniz beni" küçük kardeş
"Pek çok ağaç devireceğim
Bırakırsanız
Bir konuk
Bir meltem olacağım yaprak arasında"
"Ah ne sorumsuz o küçük gezgin
Hayvan beslemenin
Zorunlu olmadığı kanısında
İkinci dünya harbi
Bir izci dalağı gibi şişer iner karşımda
Genaralleri psikolojiyi
Devlet devirme tekniğini
Kadınları bir yakut gibi taşıyıp
Tükürür gibi terketmeyi
Çocukları isyan etmekte
Genç kızları direnmekte yenmeyi
İyi bilir
Oto-stop yapmayı bile
Bin dokuz yüz'lerdeki buharlaşma
Dünya beş ayrı yerdeydi o zamanlar
Yeni yeni pervaneli uçaklar
İmparatorluktuk
hiç bir eskimo
padişah olmadı toprakta
Memurlar solunmuş havaları bir daha
Taşları
Vapurları bir daha
Ucuz kahramanlıkları durmamacasına
Soluyor cağımızda"
"Haydi bakalım topunuz
Soluyun şu havayı"
Kitaplardan bir cümle okuyor
Oda doluyor kelimelere
Harflerin içinden
En yakın komşuya çizilmiş cizginin içinden
Bir boğa yılanından
Parçalanmamış bir kuzu geçer gibi
Geçiyor i önde
"Haydi soluyun şu havayı" yarı yolda
Ölebilir yüreği yetersiz olan
Bir harfin katılaşmasından
"Anam sen bir aslan doğurmuşsun"
Diyor i
Yumruğunu kaldırıp vuruyor masaya
"Anam doğurduğun bir eğilmez kaplan"
Diyor i
Elini savurup indiriyor masaya
Baba bir karışık dalgınlık duyuyor ardından
Eli hançeresinde
Can'la hesaplaşarak bir yandan
Bir pervane gibi uçup çarpıyor cama
Ve bakıyor
Uzun uzun bahçedeki ağaçlara
III
Önce kim
Önce sen bu sefer
"kızaplam
ne kezzaplar akmakta yollardan"
"sen ha
bu kelimenle
umulmaz senin yaşındakilerden
bir çevik bir cevval oldun
öyle ki
derisinin altı közlerle yoklanan
kainata ve
şu aziz ruha
sarı karıncalaşarak buyuran
ve şehadat eden
veşehadet ederim diyen dilin
ve onaylayan yüreğinle
o delikanlılığa doğru
sular gibi büyük
temiz yüzünü dönen sen"
"kızaplam
ne kezzaplar akmakta yollardan"
"mendille taşınan sütlerin sonu
son damlası da akmakta"
"mendille süt taşımak ha
hah haay" i
"ne yalan ne yalan" yine i
"tanrı kıysın sana" ama bu
"an'nee"yıllar
"ah başladılar yine"
"hem söylüyorum
hem de içim yanıyor efendi beyim"
"bre hatun
sen
hep söylemiyor muyum sadece
bütün bunlar olmayan bir ev
düşün diye"
duvar açılıyor
ve içinden duyuluyor sesi
"neden biz onlardan efendiler
el sayısınca da
kas sayısınca da
baldır bel kürek kemiği
ve dalak sayısınca da beyabiler
çok olmayalım
Zaten -
efendiler beyabiler
hakkımız daha ilk dünya yıllarında
okul yıllarında efendiler beyabiler gençbeyler
neler neler olmuyolar
ölerek"
Bizim çocukluğumuzda övünecek olanın
Aşkıyla
Buyrun gençbeyler beyabiler
Duvarlardan duyulan sesini
Bismillahcı diye maruf
Yatıya gelen bir dağ aslanı
a l'ocasion de la fête rational
"sevgili beyim
ne yükler geçti üstümden
otuz yıl önce pazularının
şimdi -
şekerin
hipertansiyonun
emekli maaşın
tümbelan az inancın"
"hatun
maraşlı hafife almaklığını bırak
kader ironimizde
daha ne tenhalar yazılı olmalı
evlat acıları akan"
"ah et akan"
"çocukk"
"çorba geleneği insan tutması el yakınlığı
taze soğan yer sofrası
eski dülgerlikleri cömertlikler
kanlı geyikler akan"
"zaman kalfaları
takvim başları"
Bir mesele var
"zamanın kutbunu sordu abdülhamiti sani" bir azim seda
"aradık kanter içinde koştuk
nice köşker iplikçi rençber dervişten geçtik
öyle olduk ki candan / verilen mühletten geçtik"
"zamanın kutbu sendin ey abdülhamit"
halk dedi
"efendiler" sese ağız olan duvar
"geç beyler" i'ye baktı
"beyabiler" bana
gözlerini kısıp
eğilerek taşlıklarına sahillerin
dünya sakinlerine
ses kutularına
ses kapılarına hayvanlara açılan tabiat
önemli
bir söyleve başlıyacağını anlatan
bir çehre yolarak elindeki tomardan
"efendiler" dedi
"fatih sultan mehmet han
istanbula girdiğinde
bir dilbir vardı
öyle güzel
güzeldi ki
yurt gibiydi döşü
padişah değer verse yeri
koştu
atının önünde öptü yeri"
"beyabiler içim nasıl titrer bilseniz
önüne gençler gençlikler
fetihler serilen sultanı"
"tümü izinliydi bahadırlarının
velilerden"
ve geriliyor geriliyor şimdi
"düşünüyorum da halkın
bir çelik yay gibi çekilişini
kendi et duvarının
gerisinde devinip"
(padişahım çok yaşa
demişti. İhtiyar bir kadın
bir kent valisi ile gittiğimizde köyüne)
Önce kim - "önce sen"
Dirilen bir işci olmalıyım. Öyle olmalıyım ta eskiden
(Ağlayarak) anlamlıydım olmalıyım anlıyarak
İşci türemedi hiç bir şey türemedi
bezirgan ölü tükendi köle ölü bitti
bir yazı sağdan sola kıvrılarak eğilip
bükülerek bir şekil almalıydı
önce kim - "önce o"
dirilen bir işçi olmalıydı
İşçilik kime kaldı görüyorsunuz
çocuklarım
"çocuklarım nerdesiniz" baba sofrayı hoplatarak
Baba tanrıya yalvar
malar
"işçi miyim değil miyim"
durmadan kendini yorarak kurcalayarak
soruyor (bu kim bizden değil)
Kendini darağacına atsa
ağırlığı az gelir boğulmaya - ve atmadı
Beni mi adasalar iyi olan beni
diledikleri yerine gelsin diye kurban
çünkü hep budanmışım gibi
koyun bazen horoz gibi algılıyorum bazen omuz etlerimi
"intiharla (oysa mı) bir çelişmeydik eskiden
yasaktık intiharla
canımızın hakkı üzerine
varamazdı elimiz
"intihar bulun intihar kurbanlara"
onların değişen sesi bu ağabeylerimin
sofrada apaçık duyuyorum işte
kendilerinden kaçıp koşuyorlar bu sofra boyunca
"nasıl olur ama tohumları babamın"
"nasıl olur ama başka bir ırk"
"Başka bir ırk mı" sürüyor onlardan
Bu ev sofrası kuruldukça
Camlar kaykılıyor ve bahçede ağaç
Tehlike kuşları kaldırıyor
Düşsel bir oyun olan çocuklar
Lar - onlar laronlar
hala sağdan sola yazılan babam
bozulmaz akıllar kullanıyor
yaşlanıyor ama bozulmuyor ve diyor
"çünkü bozulmazdan yapıldık
Bu ev sofrası kuruldu önce baba
Oraya pencereden ağaca ve kuşlara
"çünkü ağaç işarettir içimizin sorularına
kuş işarettir doğup ruhları
dev gibi sallanan çocuklara"
Bu ev sofrası kuruldukça ana
Oradan pencereden ağaca ve kuşlara
"çünkü ağaç problemdir çok karışık bundan böyle aklım
kuşlarsa uçar gider uzaklara"
O başka yargılar öteki başka bakar
Ellerindeki meşalelerle topraktaki kovuklara
Yaklaşan laronlar lar - onlar çocuklara
bakıp
bakıp sofraya. Ana
yemeğe yaklaşıp ekmekle koklaşarak
/ "bereketli küpler
yağ küpleri ne demek bilmez bunlar
geberesi dinsizler
gel ekmek keseyim seni" /
"Koklaşmak mı ekmekle savaşmak"
Anaya onların gönül kıran sesleri ağabeylerimin
İ'yle başlayan ve birbirinin aynı isimleri
Yani i ile i ve i'yle i
i olur mu i "diyor"
İki değişik ad olmalı onların ki
"iki değişik ağbeyim benim
yok mu ki"
Sofrada önce arkaya sallanarak
kız ekmekle alışveriş etmeden
"Kız o çünkü oğlan değil"
Küçük oğlan bakarken söylerken bunu anaya
Hepsi nedenli ayrı ekmek başında
Sarmışlar sımsıkı beni gibi
Hep adanmışım gibi
Yerine gelecek ne bana göre
Kurbana göre mi bu adak
"Kardeşim
Ben
Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi"
"Peki ama" küçük oğlan
"Ne demek kamaya saplanmak"
"Ağabeyim
Ben
Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi"
"Peki ama" i ve i
"Kim çizebilir senden başka senin yaşamını"
"Anneciğim ben
Kaskatı bir esirliğe keptirilmişim gibi"
"Peki ama" ana
"Kepmek mi ne kepmeki
Kendine iyi bak önce üşütme ciğerlerini"
"Kardeşim ben
Yüreğimden böğürmek üzereyim gibi"
"Peki ama" kız kardeş
"Yürekle böğürmek mi dedin.Öyle bir şey mi dedin"
"Babacığım ben
Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi"
"Peki ama" baba
"Ayakların... Apaçık uydurma ayaklar senin ki"
"Yepyeni güçlenen ayaklar onun ki" i ve i
"Bak kardeşim kamaya saplanmak
şu demektir ki...
................................." ben
"O var çünkü tanrı
O çizer onun yaşamını" baba
"Kaskatı bir esirlik.../çok acı/.. " i ve i
"kaskatı kaskatı kaska kask kask kask " kız
"Kendine iyi bak..." kız - anne
bakışarak ciğerim onlar benim
"Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi mi" küçük oğlan
Çünkü kardeşim dedem dedemin olmuşu muyum
ben
"Olmaz dedenin olmuşu - Ulmuş deden" i ve i
"Ulmuş mu yani benim babam" baba
"Dedem senin baban mı ki bana" ben
"ben dedem deyince..." ben
"hah hah haa-" i ve i
"hah hah haa-" ben
"bir kediyim ben" birden
"bi hayvanı evin" kedi
Sarmışlar sımsıkı beni
Hep adanmışım gibi
Yerine gelecek ne bana göre
Kurbana göre mi bu adak
Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi
Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi
Kaskatı bir esirliğe çöktürülmüşüm gibi
Yüreğim bögürmek üzere gibi
Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi
"Kandırma beni çocuklarım
bozulmaz'dan tutunun - bırakın öyle öleyim" baba
Baba halk oldu baba helk değil
Sarsılıyorum ve içimdeki hayvan perdeyi aralıyor ve
/ anlıyor. /
Bakamıyorum başkalarının yüzünden başka yüze
Kendime
En sağlam sesleri söyleyin ağzım
En geçerli ilkelerini dünyanın
Sessiz atılıyor (devinim kayarak)
Sofranın dibine kedi (sesler var)
Önce Hamit "kedi kayınca sofranın dibine..."
"Hamit mi Hamit kim" sofra
Elim korkunç uzanın üzerine kedinin
Öpmek ister gibiyim kedinin üçgenini
(Ellerini) Kollamak kapmak ve kaçmakını
Kedi yapmazsa bunu çünkü kedi değil
"Biz bir şey yapmalıyız galiba - ama neyi"
/ "daha yeni mi sordun bunu çok mu yeni" / ekmek
"Yüz yıldır sormadım
Soranın ardına varmadım da...
Elim yakanda dirlecek orada.." sofra
Sonra i ve i iç içe ses çıkarmadan
/ "ben i'yken"/ i ve /"Ben i'yken" / i
ve sesli olarak sonunculardan ayrılarak
altı asrın sonuçlarından
sonuncularından ve içeriklerinden
korkunç kaçarak
"bu yemek daha ne kadar sürecek hiç bir zaman
kediyi oradan kim kovacak hiç bir zaman
Baba sen
Önce yeni bir işçi savunması yap"
Baba anadan yaklaşık olarak
Bir erkeklik ayrımı üretti erkeklere üleştirdi
Fakat onlar babadan ayrılarak
Ana babadan tüs tüm yaklaşık olarak
Bir kızlık ayrımı yalınladı sivriltti
Kızlarla ortaya attı belirledi
Fakat kızlar anaya yaklaşık kalarak
...............................ötürü başkaldırarak
Kuzeyden güneye parıltılara avuç ve bağır açarak
Kuzeyden güneye parıltılar kafkas farları
Pırıl pırıl pır işçileri
Pırıl pır emekçileri
Parıltılar (ötürü) dayanamadan
"Bu yemek daha nasıl sürecek hiç bir zaman
Kediyi oradan kim çıkaracak hiç bir zaman
Kedi tıkınamaz sofranın altında
Kavanmadan
Babamızsan
Yeni bir işçi savunması yap
Dedeni savunduğum gibi ve padişahını"
baba hemen
ve hemen ben
Baba değilse fakat ben (cevval) hemen
- Abdülhamit -
Eşya ve şehir dürtülmüş gibi
türbelerden elktrik geçmiş gibi
"hortlak var" i ve i
Koro gibi bir aşikar dikleniş gibi
Duyuyoruz yoksa bir alisinasion isteği gibi
işte işte işte gark oluyorlar
"işte işte Han Han. Dünyadan ve besmeleli rahim
mazgallarından
Yumurtanın içindeki canlı kavgadan"
"boy atsın boy atsın"
Tarih ve zorbaların paçavralaşma işareti
"ah işte işaret"
- işte işte işaret
- Abdülhamit
"dur baba yeni bir işçi savunması yap" i ve i
i le i ve hemen ses olmadan birbirine kapanarak
/ "nedir ki bu Abdülhamit" /
Safra (görüyorsunuz) nasılda uzuyor ana çok uçta kalıyor
uzakta
Adeta
Öteden o ufacık bedenden
Kim sorabilir kim araştırabilir kimbilir
salondaki gizli bir düzlükten
"Anayım ama dayanamam daha da
"Çekilip ağlasam mı odaya
Acaba
Acaba mıyım yoksa ben"
Yeni bir işçi var ortada
İlk defa
ve sofra
Baba ana ve i ile i
Öldükten sonra dirilecek bendeki beden ve ruh
diyen ben
"inanıyor muyum gibi"
"ne gibi inanır buna baba ve ana"
"ve hakçası başkaları"
Küçük oğlan yarısı içten ses olmadan
"Babacığım anneciğim ağabeylerim
Kız ablam ve sen
Ben de dirilir miyim öldükten sonra
/ Ruhum da dirilir mi öldükten sonra /
Ben de / hesap verebilir miyim / öldükten sonra
Derslerime çalışır büyüklerimi dinlersem"
Kız ansızın açılır en cinlisi
"/ Bir kız neye inanır inanabilir ki
En iyisi en doğrusu şu ki
Güzelim ben - Erkeklerse
Kıza benzemiyor hiç
Bize dayanamıyorlar bir de hiç
Aklımda tutmalıyım büyüdükçe hep bunu
Aman hiç unutmasam bunu /
- sesizdi şimdi birden ses olarak -
Ya unutursam bir de"
döndük baktık
Kızardı yüzü
"Ne güzel kızarabiliyor yüzü" baba ana ve ben
Yeni bir işçi var ortada
Çok yeni bir işçi sürüyor dedemden
Ayakları ta oradan toprak diplerimden
"Abdülhamide ölüm" maymun
"maymuna ölüm" Abdülhamit
Çok yeni bir işçiyle geliyor dedemden
Güçlü mü
O kadar da mı güçlü
Daha değil yanılmıştık bir yerde
Eylem olmaz düşünüp düşünüp
Hah; demeden
Kedi sofranın altında üçgeniyle
Kedi dediğin böyle yaratılmıştır
"Ben kediyim sadece - Biliyorum da
Anlıyorum da işçi denince
Yakın buluyorum kendime
Galiba ciğer
Öyle bir şey
gibi bir şiy olmalı"
"Bağırıyorum sofranın üstüne
Bağıracağım yemeğin ve ekmeğin içine
Yeni bir işçi geliyor kendine"
"Sus" diyor i ve i
"Sus biz yücelteceğiz emeği"
"Asıl sen sus tanrı yüceltmiş bir kere"
Tanrı mı
"çok bulanıyoruz" i ve i
"Ekmeğe alın terinden önce kan
Duadan ve bereketten önce kan
(ben kazandım onlar da kazansı yeterince) den önce
kan kan
kan kin öfke
katık olmalı
herşeyden ve besmeleden önce"
Bir çok tanrı vardır
i için ve i için
sofrada birden bire ve i
Çünkü i için
"Tanrılar lar lar deme lar lar"
kız bu doygun duyarlı yanağı yaşlı
"Tanrılar denmez çünkü hiç söylenmedi
Küçükler ve aramızda ufacık var çocuklar"
( Kırılır
" - en çok onlar mı
" - en çok onlar )
Elim taş gibi tutuyor Hamitin ellerini
(Hamit kim daha belirmedi)
"Hiç belirmez o belirmeyecek de" i ve i
Sofrada değil miyiz büsbütün
"Güneş dönüp yeniden doğmalı" Hamit
Ana kim ata kim toprak kim
Halk neyin nesi
Sesini bileğinden alıyorum Hamitin
"Sofrayaçağırmadınız beni" çözüm
/ "Tanrı başka olmaz artırılmaz
başka tapacak yapıp artırıyorlar azalır ata" /
"uzak kal atadan ata geleceğin içinde" i ve i
"gelecek kazmanın içinde" i ve i korkutarak vakti
Takılıyorlar
"takıldınız işte" i ve i'ye baba
Ve sofra
(Kedi var)
Küçük çocuk ve kız hep birden
bağırarak korkutarak korkutarak
"Kazma nerede kazma nerede"
sakınarak i ve i korunarak
"düşecek: gibi başlarına kazma"
II
"Benim o bezirgan
O kervanı ben götürdüm Yemene
Çölde güneş
Gökten taş yağar gibi açılırken üzerimize
Oğullarım sizler
Sabır keseleri içinde
Ananızın muhabbetle beklediği zamanlar gelmeden
Belkemiğimden kurtulur bazen
Batardınız yüreğime
Oğlum sen -
sana verdiğim ada ne oldu
Ya sen -
sana verdiğim ada ne oldu
Ve neden her ikinizin adı da 'i' "
İ ile i yekinerek
"Herkes bu kez i'dir dünyada
Artık yok yürek soyluluk ruh
Etötesi
Üstünlük bilgide bile
Babamız sen..."
"Bana da bir i desen bir desen"
"Baba sen de bir i'sin kuşku yok
Saygımız olduğu için baba oluşuna
Baba diyoruz sana"
"Benim efendim i olamaz" ana
"Benim babam bir i ha
na sana"
"Bakkardeşim
Biz i dedikse o da bizim gibi
Bir ekonomik varlık herşeyden önce
Herkesle eşit bölüşmeli devletin gelirini"
"Ama sen
dün benim
harçlığımı... söyletme şimdi
oysa eşit eşit almıştık babamızdan"
"Kızım
O senin dün
harçlığını mı.. söyle"
"Hayır baba şaka şaka"
"Hayır şaka yok baba" i ve i
"Biz aldık onun harçlığını
elbette
kolunu bükerek elbette
salık verdik i olmayı ona
olmayınca elbette
kırmadık kolunu kardeş diye
ama ilerde
kırabiliriz de"
"Aaah" ana
"sütüm burnunuzdan gelir inşallah
önce senin
sonra da senin"
İ'ye ve i'ye
"Dur kadın" baba titrek doğrularak
ve kuşkuyla bakarak havaya
"kalksın sofra"
"Ama daha
baklava var
maraş işi fıstıklı kuru baklava"
"Kalksın sofra"
"Babacığım
Çok zaman ürettik son sofradan beri
Çok acı çektik
çok telef olduk
çok i telef old"
"Bu yezidler
Dünden olmuşlar bile
biz evlât mevlat dedikçe
ah yine de evlat
larım ne oldu size
o güzelim isimlerinize"
Sofra uzamaya başlıyor yine
elim akıyor altına sofranın
Göz gaga arıyor
Oyulmak için
Bir ateşe yatmak için
Kıvılcımlanarak atmacasıyla hep dürüst kalmanın
Can yakmamaya
Daha biraz daha
Karaçan yaralara göz yummanın
Acısıyla sofranın altında
Daha
Sancılı daha
Bir dünya kurdum kendime
Bir sofra altında
Bir sofra yüzüne çıkıp
Bir evden kaçıp
Bir eve kapanıp
İki kardeş iki ağabey ortasında
Bir yanım baba erkek
Bir yanım ana kadın
Çok sofra gördüm
Francala içinde iri kristal
Kanlı sorular
Koşuyor taylar o yöne
Fırtınadan ayakları tutulmuş
kısrak analarının
Ve kaslar koparca geriliyor masada
Çorba tasından bir giz çıkardım doydum
Birden ateşim çıkıyor
Dünya bulanık deviniyor
Şehir kusarak geçiyor kapıdan
Zil
Ve sesini kucakladım postacının
Hayır bir ulak bu
sınır boylarına yollanmış geçmişte
viyana taşduvarı dibinde hülyaya dalmış
kenti sonsuz bir kuşatmayla gönlünde
sevmiş sevmiş...
Elinde bir ferman gördüm dayanamadım
(Peki neden bana
1973 Temmuzunda)
merdivenleri yıpratıyordu ellerin
Tutunarak bir fetih haberine
Sarsılarak bir isyan bir yıkılma haberiyle
Aynı anda mermer merdiven ve ben
Tüm güç elindeymişçesine
Sesine bakıyorduk postacının
: herkes kendi içinden:
sesler şehirden
"akşam nerelerde kaldı
denizin dalgalarla kıyıya attığı rakı sofraları
şerefe arkadaşım nerede kaldı"
: herkes kendi içinden:
havada kanat vuruşları
"sen de gittin
otuz yıl hiç değişmedik
ne yalnızlık benden
ne ben senden geçtim ey yalnızlık
işte şimdi sende gittin elimden"
herkes kendi içinden:
"yaz geçip güz gelende
ecel geçirsin beni
madem yola gidiyorum
bulunsun benim de bir el sallayayım"
: herkes kendi içinden: bir komşu
Duvarlarıyla
"Yaşam sevincini yücelt. Hüznü kahrı felan filan
sen ki onu da alıp gittin
kanayan İbrahimi (hasta bir akraba) görmeye gittin"
Herkes toplansın
Herkes bu kez
Sesini yüksek bağlasın
Tüm aile susmuşken bir ateşin ortasında
O ses vuruyor elime sofranın altında
Havada asılı kalp atışları
Tümünü kaplayan alan içine bir yüz görüyorum
Alnında derin oluklar var bir kayayı
Oymuşlar gibi gözleri
Ağlamaya başlıyor baba "ah benim emeklerim"
Ağlıyor ana "ey ağlayan efendi
gönlümün tacı efendi
evimin direği
erlerin eri"
Ağlıyor bacı "ağlar ana
ya ağlar mıymış hiç baba"
O ses vuruyor elime sofranın altında
"Ağla evet gözlerim ağla sen
Bu gidişin zorları olsa da
Ağla ki ak çıkasın iniden
Ölüm lokma ağzında açsa da
Ölüm bu gelen çehresiz elsiz
Bir gezintideyiz olsa olsa
Bir de yanımdan geçerse bensiz
Durup kalakalmışım ortada"
Bir başka ses
Vuruyor bu sese elimle
"Köyde en büyük güce
Yaşamaya sürülü çoban köpekleri"
"Kurşun bitince yok öyle
Sürdü tüfeğine çobak köpeklerini"
"Evde en azgın köşede
Kadınları durmadan çarpıtır su perileri"
"Taşkın ve saf genç kalbime
Mezar taşı gibi vurur çağın devrimleri"
"Sen yargılanadur suç vardı güneşe
İnsan insana gebe ev eve bir öç haberi"
İstanbul kent olarak yıllar önce
Sürmeler çeker beğenirdi şehzadeleri
aç elini uzat dilenci eline
Biz Dağ Mağara Hikmet Kent İnsan Evren derken
Bir şarklı şair vardı kralı olan
Derdi ki kalın postallar giyeceğim
Bilgelik için değil
Sığınmak ve izlenmek için dağlara gideceğim
Birinci jandarma işlevi
Biz sustuk
Mağara hikmet erleri yerine
Konserve kutuları kustu
Üç dört beş ölü de kustu
"Anneciğim sen" ben
Değil mi öyle kardeşim sen daha küçüktün
Anneciğim sen
Kentleri tepeden gören yaylamızda
Bile dolanırdın yabani erikleri bademleri bile
Karıncalar üşüşen kışlık armutları
Bakışın avuçlarınla sever sıvazlar okşardın
Gezerdim yorulmasız kutlu kelimeler ederdin
Bakarak dokunarak doğadan alıp
Doğaya vererek"
"Sahi ben mi"
"Elbette
Sen ya" baba
"Anneciğim sen ne güzel
Beline dolalı önlüğüne..."
"Bırakın şimdi sofrada
Bağı yaylayı armut toplamayı"
"Rüzgarın döktüklerini yağmurun ve kuşların
Acımadıklarını
Evimize taşırdın"
"Bırakın dedik
Konuşulacaksa
Karar konuşulacak bu sofrada
Evet baba..."
"Anneciğim sen
Yaslan koluma dinle beni
Bak ben bir eli sofranın altında
Parmağına kimsenin duymadığı sesler çarpan
Ürküpp korkan
Bir evladınım
Anneciğim sen bir dağ haberi
Bizleri dağa sen alıştırdın
Dağı sen öğütledin bize
Ben dağa ölü umutsuz gittim diri indim
Ağabeylerim i ve i isimleri
Güçle gidip ölüleri inerken
İkinci ja ja ja ja ja
Anneciğim ancak sen içten ve derinden
Anladın inceliği
Ana sen
Bir dağ haberi
Taze uyabilen her güçlüğe
Dağları yıldızlar daha iyi izleniyor diye mi seversin
Ya evin erkekleri
Gecikince geceleri
Korkardık ama
Dağın kendisinden hiç korkmadım
Hiç bir pusu yoktu dağda senin için
Ve şehre
Her gün her an dönebilirdin
Zaten çocukların senin adına
Bir temas gibi
Gidip gelmekteydi"
(Baba kendine gel
Kendine gel anne
Bizler hep kendimizde miyiz
Korkmadan gözgöze gelmek için)
Önce kim - önce sen
"Dirilen bir işçi olmalıydım öyle oldum ta eskiden
Gülerek anlatmalıyım anlatarak
Çünkü çok zaman ürettik son sofradan beri
Dün akşam sofrasından beri"
"Baba ben" ben
Yeryüzünü dinledim
Erkek giysileri giyindim gördüm ki
Helalinden kadın
Ve bol ve düzgün çocuk gerekli
Baba ben yeryüzünü dinlerken
Biliyordum gövdemin tazılarıyla
Tazelenmedik hücrem kalmadı
Ne aç şu gövdem
Dursam çağırmasam bile
Ben bir ışıkla geceleri
Evimi karartan sevgisizlikleri denetlerken
Ekmek kemirir gövdem
Mezardan da öteye yeryüzü götürür kişiyi
Şiire çoktan başladım ama
At sürmeyi yeni belledim"
"Oğlum sen
Seziyorum
Yoksa anladığımdan değil kelimelerini
Tıpkı bir avuç sudan başladığım gibi
Ananın göğsüne yaslanıp
Sütünden hanlar kervansaraylar kışlalar altın
kubbeler
Demir çelik fabrikaları atom reaktörleri
Kuş ve balık dili okulları
Kitaplar uçaklar yaptığım gibi
Seziyorum oğlum sen
Kibar ve zarif bir çocuksun"
Beni adadılar beni koydular ortaya
Karşı duygular çıkarlar
Bende karşılaştı büyük
Çok büyük olmalıyım ki bende vuruştular
Ve gövdemin toprağı
Daha doymadı kana
Ozan beni harbetti
Işık beni koştu yine de
Daha karanlığım çok yerde
/ Ben şair olarak
Bitmez bir kartal çubuğu tüttürüyorum /
"Hayır anneciğim Nijerya Çad Uganda da
Hiç te uzak değil
İnsan orada da
Sabah kalkar işleri vardır
Tıpkı
Ve sonra
Akşam sofrası o uzaklarda
Dilini bilmediğim hoş omuzlu
Yuvarlak ve işlek omuzlu
O kız tarafından serilince
Bizim soframıza da değer bir ucu"
"Oğlum sen" ana
"Seziyorum
Yoksa anladığımdan değil kelimelerini
Tıpkı karnımda bir miktar sudan başladığın gibi
Göğsüme yaslanıp sütümden
İnsan toplayan sesli kubbeler çattığın gibi
Seziyorum ah ah seziyorum oğlum sen
Kibar ve zarif bir çocuksun"
Küçük kardeş
Çıkarıp oyuncaklarını koyuyor masaya
Misketler atıp
Bardakları kırıyor
Mum gibi duruyor ana
Küçük kardeş
Sürahiyi kaldırıyor başına
Bulaşıkları elleriyle
Taşıyıp sıvıyor dudaklara ve
Çıktığı kadar sesi
Bağırıyor
Mum gibi ben
Ağabeylerim kızkardeş ve baba
"Engellerseniz beni" küçük kardeş
"Pek çok ağaç devireceğim
Bırakırsanız
Bir konuk
Bir meltem olacağım yaprak arasında"
"Ah ne sorumsuz o küçük gezgin
Hayvan beslemenin
Zorunlu olmadığı kanısında
İkinci dünya harbi
Bir izci dalağı gibi şişer iner karşımda
Genaralleri psikolojiyi
Devlet devirme tekniğini
Kadınları bir yakut gibi taşıyıp
Tükürür gibi terketmeyi
Çocukları isyan etmekte
Genç kızları direnmekte yenmeyi
İyi bilir
Oto-stop yapmayı bile
Bin dokuz yüz'lerdeki buharlaşma
Dünya beş ayrı yerdeydi o zamanlar
Yeni yeni pervaneli uçaklar
İmparatorluktuk
hiç bir eskimo
padişah olmadı toprakta
Memurlar solunmuş havaları bir daha
Taşları
Vapurları bir daha
Ucuz kahramanlıkları durmamacasına
Soluyor cağımızda"
"Haydi bakalım topunuz
Soluyun şu havayı"
Kitaplardan bir cümle okuyor
Oda doluyor kelimelere
Harflerin içinden
En yakın komşuya çizilmiş cizginin içinden
Bir boğa yılanından
Parçalanmamış bir kuzu geçer gibi
Geçiyor i önde
"Haydi soluyun şu havayı" yarı yolda
Ölebilir yüreği yetersiz olan
Bir harfin katılaşmasından
"Anam sen bir aslan doğurmuşsun"
Diyor i
Yumruğunu kaldırıp vuruyor masaya
"Anam doğurduğun bir eğilmez kaplan"
Diyor i
Elini savurup indiriyor masaya
Baba bir karışık dalgınlık duyuyor ardından
Eli hançeresinde
Can'la hesaplaşarak bir yandan
Bir pervane gibi uçup çarpıyor cama
Ve bakıyor
Uzun uzun bahçedeki ağaçlara
III
Önce kim
Önce sen bu sefer
"kızaplam
ne kezzaplar akmakta yollardan"
"sen ha
bu kelimenle
umulmaz senin yaşındakilerden
bir çevik bir cevval oldun
öyle ki
derisinin altı közlerle yoklanan
kainata ve
şu aziz ruha
sarı karıncalaşarak buyuran
ve şehadat eden
veşehadet ederim diyen dilin
ve onaylayan yüreğinle
o delikanlılığa doğru
sular gibi büyük
temiz yüzünü dönen sen"
"kızaplam
ne kezzaplar akmakta yollardan"
"mendille taşınan sütlerin sonu
son damlası da akmakta"
"mendille süt taşımak ha
hah haay" i
"ne yalan ne yalan" yine i
"tanrı kıysın sana" ama bu
"an'nee"yıllar
"ah başladılar yine"
"hem söylüyorum
hem de içim yanıyor efendi beyim"
"bre hatun
sen
hep söylemiyor muyum sadece
bütün bunlar olmayan bir ev
düşün diye"
duvar açılıyor
ve içinden duyuluyor sesi
"neden biz onlardan efendiler
el sayısınca da
kas sayısınca da
baldır bel kürek kemiği
ve dalak sayısınca da beyabiler
çok olmayalım
Zaten -
efendiler beyabiler
hakkımız daha ilk dünya yıllarında
okul yıllarında efendiler beyabiler gençbeyler
neler neler olmuyolar
ölerek"
Bizim çocukluğumuzda övünecek olanın
Aşkıyla
Buyrun gençbeyler beyabiler
Duvarlardan duyulan sesini
Bismillahcı diye maruf
Yatıya gelen bir dağ aslanı
a l'ocasion de la fête rational
"sevgili beyim
ne yükler geçti üstümden
otuz yıl önce pazularının
şimdi -
şekerin
hipertansiyonun
emekli maaşın
tümbelan az inancın"
"hatun
maraşlı hafife almaklığını bırak
kader ironimizde
daha ne tenhalar yazılı olmalı
evlat acıları akan"
"ah et akan"
"çocukk"
"çorba geleneği insan tutması el yakınlığı
taze soğan yer sofrası
eski dülgerlikleri cömertlikler
kanlı geyikler akan"
"zaman kalfaları
takvim başları"
Bir mesele var
"zamanın kutbunu sordu abdülhamiti sani" bir azim seda
"aradık kanter içinde koştuk
nice köşker iplikçi rençber dervişten geçtik
öyle olduk ki candan / verilen mühletten geçtik"
"zamanın kutbu sendin ey abdülhamit"
halk dedi
"efendiler" sese ağız olan duvar
"geç beyler" i'ye baktı
"beyabiler" bana
gözlerini kısıp
eğilerek taşlıklarına sahillerin
dünya sakinlerine
ses kutularına
ses kapılarına hayvanlara açılan tabiat
önemli
bir söyleve başlıyacağını anlatan
bir çehre yolarak elindeki tomardan
"efendiler" dedi
"fatih sultan mehmet han
istanbula girdiğinde
bir dilbir vardı
öyle güzel
güzeldi ki
yurt gibiydi döşü
padişah değer verse yeri
koştu
atının önünde öptü yeri"
"beyabiler içim nasıl titrer bilseniz
önüne gençler gençlikler
fetihler serilen sultanı"
"tümü izinliydi bahadırlarının
velilerden"
ve geriliyor geriliyor şimdi
"düşünüyorum da halkın
bir çelik yay gibi çekilişini
kendi et duvarının
gerisinde devinip"
(padişahım çok yaşa
demişti. İhtiyar bir kadın
bir kent valisi ile gittiğimizde köyüne)
Alan sensin veren sensin kılan sen
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Hakîkat üzre anlayıp bilen sen
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Tutan el ü ayak senden gelipdir
Gören göz ve kulak senden gelipdir
Efendi dil dudak senden gelipdir
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Hudâyâ biz bu zâtı kande bulduk
Yâ ef'âl ü sıfâtı kande bulduk
Fenâyı yâ sebâtı kande bulduk
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Bizim ahvâlimiz ey Hayy u Kayyûm
Cenâb-ı pâkine hep cümle ma'lûm
Buyurdun oldu illâ kaldı ma'dûm
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Hüdâyî'yi sen erişdir murâda
Senindir çünki hükm arz ü semâda
Efendi dahli yok gayrın arada
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Hakîkat üzre anlayıp bilen sen
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Tutan el ü ayak senden gelipdir
Gören göz ve kulak senden gelipdir
Efendi dil dudak senden gelipdir
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Hudâyâ biz bu zâtı kande bulduk
Yâ ef'âl ü sıfâtı kande bulduk
Fenâyı yâ sebâtı kande bulduk
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Bizim ahvâlimiz ey Hayy u Kayyûm
Cenâb-ı pâkine hep cümle ma'lûm
Buyurdun oldu illâ kaldı ma'dûm
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Hüdâyî'yi sen erişdir murâda
Senindir çünki hükm arz ü semâda
Efendi dahli yok gayrın arada
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Aldı benim gönlümü, n'olduğun bilemezem,
Yavı kıldım ben beni, isteyip bulamazam.
Gönülsüz girdim yola, halimden gelmez dile,
Bir dem derdim demeye, bir dertli bilemezem.
Şakirem derdim ile, sataştım güle güle,
Dertliler bulacağız ben beni bulamazam.
Aydurlar ise bana, senin gönlün kim aldı?
Nice haber vereyim, ağlarım aydamazam.
Bu benim gönlüm alan, doludur cümle âlem,
Nereye bakar isem, onsuz yer göremezem.
Ayık olup oturman, ayıksızlar getirmen,
Severem aşk esriğin, ben ayık olamazam.
Yunus’a kadeh sunan, Enel Hak demin vuran,
Bir cur’a sundu bana, içtim ayılamazam.
Yavı kıldım ben beni, isteyip bulamazam.
Gönülsüz girdim yola, halimden gelmez dile,
Bir dem derdim demeye, bir dertli bilemezem.
Şakirem derdim ile, sataştım güle güle,
Dertliler bulacağız ben beni bulamazam.
Aydurlar ise bana, senin gönlün kim aldı?
Nice haber vereyim, ağlarım aydamazam.
Bu benim gönlüm alan, doludur cümle âlem,
Nereye bakar isem, onsuz yer göremezem.
Ayık olup oturman, ayıksızlar getirmen,
Severem aşk esriğin, ben ayık olamazam.
Yunus’a kadeh sunan, Enel Hak demin vuran,
Bir cur’a sundu bana, içtim ayılamazam.
I
Ve Kudüs Şehri.
Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Altında bir krater saklayan şehir.
Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi.
Ne diyor ne diyor Kudüs bana şimdi
Hani Şam´dan bir şamdan getirecektin
Dikecektin Süleyman Peygamberin kabrine
Ruhları aydınlatan bir lâmba
İfriti döndürecek insana:
Söndürecek canavarın gözlerini
İfriti döndürecek insana
Ve Kudüs’ü terk ettiğin o ikindi
Birinci Cihan Harbi günü vakti
Kan sızdırıyor kaburga kemikleri
Karlı dağlardan indirdiğin atların
Bir evde perdeyi indiriyor bir kadın
Mahşerin perdesini kıyametin perdesini
Ağlıyor yere inen saçları
Göğü yırtan kefen beyaz elleri
Ve Kudüs şehri.
Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Yeşile dönmüş türbelerin demiri
Zamanın rüzgâr gibi esen zehriyle
Ve yatırlar patır patır kaçıyor geceleri
Boşaltıyorlar işgal edilmiş bir şehri boşaltır gibi
Kaçıyorlar Lût şehrinden kaçıyor gibi
Tuz heykele dönüşmemek için Tanrı gazabıyla
Susmuş minarelerin azabıyla
Yıkılmış cami kubbelerinin ıstırabıyla
Ve şehit kemiklerinin bakışı bir başka bakış
Artık burada taş bile durmak istemez
Ve ayı görmek istemez zeytin ağaçları
Eğilerek selâmlamazlar hilâli hurmalar
Artık ne Zekeriya ve ne İsa var
Sararmış bir tomar mı mucizeler
Ölülerin dirilişi şifa veren kelimeler
Ve ne de Miraçtan bir iz
Yerden yükselen kaya
Ve Kudüs şehri.
Artık yer şehri, toprak şehri.
Bakır yaprakların, çelik göğdelerin, acımasız yüreklerin
Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların.
Kurşundan çiçeklerin şehri.
Gülle kusuyor ana rahmi
Bomba parçalıyor beynini bebeğin
Tanklar saldırıyor evlere bir anda ev yok tank var
Uçak var gök yok utanç var
Ve kime karşı bütün bunlar
Masum müslümanlara karşı
Binlerce yıl oturdukları yurtta kalmak isteyenlere karşı
Ve kim tarafından bütün bunlar
Romanın, Babilin, Asurun ve Firavunların
Ve nice milletlerin zulmünü görenler tarafından
Zalime olan öcünü mazlûmdan almak
Zalim olmak ve en zalim olmak
Ve artık ne İbrahim ne Yakup ve ne Musa var
Tersinden okunan Tevrat hükümleri
Karaya boyanmış mezmurlar
Ve Kudüs şehri.
İçiyle ve ruhuyla suskun
Göklere kaçmış hayaliyle
Bir pervane gibi ışığa uçmuş gönlüyle
Bir başka âleme göçmüş hakikati
Tanrı katına varmış
İki elini kavuşturup divana durmuş
Hüküm istemiş
Yeryüzüne yeryüzü kadısına
Hüküm ki:
Haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir
Ve haksız yere insan öldürenin cezası ölüm
Ve fitne, arzı fesada verme, daha büyük suç adam öldürmekten
Fitne bastırılıncaya kadar savaşın!
Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar
Ey insanlık, ey insanlar
Ey gündüzden daha gündüz,
Hakikatten daha hakikat
Müslümanlar.
Ve Kudüs Şehri.
Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Altında bir krater saklayan şehir.
Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi.
Ne diyor ne diyor Kudüs bana şimdi
Hani Şam´dan bir şamdan getirecektin
Dikecektin Süleyman Peygamberin kabrine
Ruhları aydınlatan bir lâmba
İfriti döndürecek insana:
Söndürecek canavarın gözlerini
İfriti döndürecek insana
Ve Kudüs’ü terk ettiğin o ikindi
Birinci Cihan Harbi günü vakti
Kan sızdırıyor kaburga kemikleri
Karlı dağlardan indirdiğin atların
Bir evde perdeyi indiriyor bir kadın
Mahşerin perdesini kıyametin perdesini
Ağlıyor yere inen saçları
Göğü yırtan kefen beyaz elleri
Ve Kudüs şehri.
Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Yeşile dönmüş türbelerin demiri
Zamanın rüzgâr gibi esen zehriyle
Ve yatırlar patır patır kaçıyor geceleri
Boşaltıyorlar işgal edilmiş bir şehri boşaltır gibi
Kaçıyorlar Lût şehrinden kaçıyor gibi
Tuz heykele dönüşmemek için Tanrı gazabıyla
Susmuş minarelerin azabıyla
Yıkılmış cami kubbelerinin ıstırabıyla
Ve şehit kemiklerinin bakışı bir başka bakış
Artık burada taş bile durmak istemez
Ve ayı görmek istemez zeytin ağaçları
Eğilerek selâmlamazlar hilâli hurmalar
Artık ne Zekeriya ve ne İsa var
Sararmış bir tomar mı mucizeler
Ölülerin dirilişi şifa veren kelimeler
Ve ne de Miraçtan bir iz
Yerden yükselen kaya
Ve Kudüs şehri.
Artık yer şehri, toprak şehri.
Bakır yaprakların, çelik göğdelerin, acımasız yüreklerin
Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların.
Kurşundan çiçeklerin şehri.
Gülle kusuyor ana rahmi
Bomba parçalıyor beynini bebeğin
Tanklar saldırıyor evlere bir anda ev yok tank var
Uçak var gök yok utanç var
Ve kime karşı bütün bunlar
Masum müslümanlara karşı
Binlerce yıl oturdukları yurtta kalmak isteyenlere karşı
Ve kim tarafından bütün bunlar
Romanın, Babilin, Asurun ve Firavunların
Ve nice milletlerin zulmünü görenler tarafından
Zalime olan öcünü mazlûmdan almak
Zalim olmak ve en zalim olmak
Ve artık ne İbrahim ne Yakup ve ne Musa var
Tersinden okunan Tevrat hükümleri
Karaya boyanmış mezmurlar
Ve Kudüs şehri.
İçiyle ve ruhuyla suskun
Göklere kaçmış hayaliyle
Bir pervane gibi ışığa uçmuş gönlüyle
Bir başka âleme göçmüş hakikati
Tanrı katına varmış
İki elini kavuşturup divana durmuş
Hüküm istemiş
Yeryüzüne yeryüzü kadısına
Hüküm ki:
Haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir
Ve haksız yere insan öldürenin cezası ölüm
Ve fitne, arzı fesada verme, daha büyük suç adam öldürmekten
Fitne bastırılıncaya kadar savaşın!
Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar
Ey insanlık, ey insanlar
Ey gündüzden daha gündüz,
Hakikatten daha hakikat
Müslümanlar.
Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!
Allah diyelim daim,
Allah görelim n'eyler?
Yolda duralım kaim,
Allah görelim n'eyler?
Allah deyi kıl zarı,
Odur kamunun varı.
Ondan umalım yarı,
Allah görelim n'eyler?
Çıkarmayalım dilden,
Ayrılmayalım yardan.
Irılmayalım yoldan,
Allah görelim n'eyler?
Açlık sonu tokluktur,
Tokluk sonu yokluktur.
Bu yollar korkuluktur,
Allah görelim n'eyler?
Sen sanmadığın yerde,
Nagah açıla perde.
Derman erişe derde,
Allah görelim n'eyler?
Gündüz olalım saim,
Gece olalım kaim.
Allah diyelim daim,
Allah görelim n'eyler?
Adı sanı dillerde,
Sevgisi gönüllerde
Şu korkulu yollarda,
Allah görelim n'eyler?
Adı sanı uşatdım,
Küfrümü suya attım.
Miskinliğe el kattım,
Allah görelim n'eyler?
Her dem dalalım bahre,
Aldanmayalım dehre.
Sabreyleyelim kahra,
Allah görelim n'eyler?
Ar namusu bıraktım,
Külümü suya attım.
Dervişliğe el kattım,
Allah görelim n'eyler?
Mecnun gibi avare,
Âşık olmuşum yare.
De Yunus sen biçare,
Allah görelim n'eyler?
Yunus sanma andadır,
Bu aşk sana sendedir.
Can kayumu ondadır,
Allah görelim n'eyler?
N’etti bu Yunus, n’etti?
Bir doğru yola gitti.
Pirler eteğin tuttu,
Allah görelim n'eyler?
Allah görelim n'eyler?
Yolda duralım kaim,
Allah görelim n'eyler?
Allah deyi kıl zarı,
Odur kamunun varı.
Ondan umalım yarı,
Allah görelim n'eyler?
Çıkarmayalım dilden,
Ayrılmayalım yardan.
Irılmayalım yoldan,
Allah görelim n'eyler?
Açlık sonu tokluktur,
Tokluk sonu yokluktur.
Bu yollar korkuluktur,
Allah görelim n'eyler?
Sen sanmadığın yerde,
Nagah açıla perde.
Derman erişe derde,
Allah görelim n'eyler?
Gündüz olalım saim,
Gece olalım kaim.
Allah diyelim daim,
Allah görelim n'eyler?
Adı sanı dillerde,
Sevgisi gönüllerde
Şu korkulu yollarda,
Allah görelim n'eyler?
Adı sanı uşatdım,
Küfrümü suya attım.
Miskinliğe el kattım,
Allah görelim n'eyler?
Her dem dalalım bahre,
Aldanmayalım dehre.
Sabreyleyelim kahra,
Allah görelim n'eyler?
Ar namusu bıraktım,
Külümü suya attım.
Dervişliğe el kattım,
Allah görelim n'eyler?
Mecnun gibi avare,
Âşık olmuşum yare.
De Yunus sen biçare,
Allah görelim n'eyler?
Yunus sanma andadır,
Bu aşk sana sendedir.
Can kayumu ondadır,
Allah görelim n'eyler?
N’etti bu Yunus, n’etti?
Bir doğru yola gitti.
Pirler eteğin tuttu,
Allah görelim n'eyler?
Her şey, her şey şu tek müjdede;
Yoktur ölüm, Allah diyene
Canım kurban, başı secdede,
İki büklüm, Allah diyene
Akıl, kırık kanadı hiçin;
Derdi gücü 'nasıl' ve 'niçin'...
Bağlı, perçin üstüne perçin,
Benim gönlüm Allah diyene...
Yoktur ölüm, Allah diyene
Canım kurban, başı secdede,
İki büklüm, Allah diyene
Akıl, kırık kanadı hiçin;
Derdi gücü 'nasıl' ve 'niçin'...
Bağlı, perçin üstüne perçin,
Benim gönlüm Allah diyene...
Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel;
Bir aksamdı ki, zaman, donacak kadar güzel.
Bir aksamdı ki, zaman, donacak kadar güzel.
Allah dostu odur ki, nefsine tek pay biçmez;
Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez.
Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez.
Tende canım canda cananımdır Allah Hu diyen
Dide sırrım serde sübhanımdır Allah Hu diyen
Dest-i kudretle yazılmış yüzüne ayat-ı Hakk
Gönlümün tahtında sultanımdır Allah Hu diyen
Cümle azadan gelir zikr-i ene'l Hakk haresi
Cism içinde zar-ı efganımdır Allah Hu diyen
Giceler ta subh olunca inletir bu dert beni
Derdimin içinde dermanımdır Allah Hu diyen
Yere göğe sığmayan bir müminin kalbindedir
Katremin içinde ummanımdır Allah Hu diyen
Kisve-i tenden muarra seyreder bu gökleri
Çark uran abdalı uryanımdır Allah Hu diyen
Her kişiye kendinden akrab olan dost zatıdır
Ey Nİyazi dilde mihmanımdır Allah Hu diyen
Dide sırrım serde sübhanımdır Allah Hu diyen
Dest-i kudretle yazılmış yüzüne ayat-ı Hakk
Gönlümün tahtında sultanımdır Allah Hu diyen
Cümle azadan gelir zikr-i ene'l Hakk haresi
Cism içinde zar-ı efganımdır Allah Hu diyen
Giceler ta subh olunca inletir bu dert beni
Derdimin içinde dermanımdır Allah Hu diyen
Yere göğe sığmayan bir müminin kalbindedir
Katremin içinde ummanımdır Allah Hu diyen
Kisve-i tenden muarra seyreder bu gökleri
Çark uran abdalı uryanımdır Allah Hu diyen
Her kişiye kendinden akrab olan dost zatıdır
Ey Nİyazi dilde mihmanımdır Allah Hu diyen
Seni aramam için beni uzağa attın!
Alemi benim, beni kendin için yarattın!
Alemi benim, beni kendin için yarattın!
Düşünüyorum: O'ndan evvel zaman var mıydı?
Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
Allahumme salli ‘ale’r-Rasûli’l-Mustafâ ve’l-habîbi’l-Muctebâ
Râkibi’l-Burâki leylete’l-mi‘râci
Sâhibi’ş-şefâ‘ati’l-‘uzmâ yevme’l-ihtiyâci
Hâtemi’l-enbiyâ’i ve’l-murselîn
Ed-Dâ‘î ile’llahi bi-kemâli’l-yakîn
Râkibi’l-Burâki leylete’l-mi‘râci
Sâhibi’ş-şefâ‘ati’l-‘uzmâ yevme’l-ihtiyâci
Hâtemi’l-enbiyâ’i ve’l-murselîn
Ed-Dâ‘î ile’llahi bi-kemâli’l-yakîn
Allâhumme yâ Hâdî
Âsân eyle yolumuz
Sehhil ‘ubûre'l-vâdî
Tîz geçir tut elimiz
Esip mahabbet yeli
Vecde getirsin dili
Söylesin cân bülbülü
Handân olsun gülümüz
Ya Rab fazl u cûd eyle
Kemâl-i şühûd eyle
Hakkânî vücûd eyle
Islâh eyle hâlimiz
Dergâhına sürüp yüz
Kelâmın işitevüz
Cemâlini görsevüz
Vasla erse elimiz
Varlık defterini dür
Benliği aradan sür
Vahdet-i zâta irgür
Gider kîl ü kâlimiz
Hüdâyî der yâ Mevlâ
Ente'l-aliyyu'l-a‘lâ
Gencîne-i Ev-ednâ
Olsun re's ü mâlimiz
Âsân eyle yolumuz
Sehhil ‘ubûre'l-vâdî
Tîz geçir tut elimiz
Esip mahabbet yeli
Vecde getirsin dili
Söylesin cân bülbülü
Handân olsun gülümüz
Ya Rab fazl u cûd eyle
Kemâl-i şühûd eyle
Hakkânî vücûd eyle
Islâh eyle hâlimiz
Dergâhına sürüp yüz
Kelâmın işitevüz
Cemâlini görsevüz
Vasla erse elimiz
Varlık defterini dür
Benliği aradan sür
Vahdet-i zâta irgür
Gider kîl ü kâlimiz
Hüdâyî der yâ Mevlâ
Ente'l-aliyyu'l-a‘lâ
Gencîne-i Ev-ednâ
Olsun re's ü mâlimiz
Hayvana bak
İnsan ait bir grafiği gagalıyor
Hayvan hayvan olmaya ama
İnsana ait bir lakırdıyla
Dolanıyor
Yeryüzü bir İstanbul daha açarsa
Katsı mahsusayla söylüyorum
Kesik bir katır başı gibi
Ölü ağzından çıkarır çatal dilini
Haliç
Oysa aynı Haliç
Aldulhakim hazretlerinin
Ayağı altında nazarı önünde
Tahtı saadetinde
Berrak bir suydu
) alıp götürdüler
sarığını yere atıp tekmelediler
Haliç
o berrak su
zehir kustu
) sancılanıp ölen
üzüntüden
kapımızı her bırakıp giden
bir rahmet kucağı
bir siklet bir yük
) alıp götürdüler
neden tekrar başa dönüyorum bu mısrada
Ha? ! !
Çünkü şiir yetmedi
kalemi atıp ayağa kalkıyorum
bağırıyorum:
Öğürtülü karınlarına çarçakıl doldurun
Domuz başlarına çuvaldız sokun
Öyle bir hayal çatlatın
Böyle bir hayal çatın
Öyle bir gerçek
Böyle bir gerçek
Gözümün önünde resmi
Bir akrabası gösterdi
Bak dedi
Ne yaptılar
İlim ve hikmet dolu veliyi..
resim:
Ölümünden bir vakit önce
Sorgular
Gece Gündüz Gece
Ne ekmek ne su
Ne ibrik
Ne bir taharet köşeciği
Kolları bağlı
Gözleriyle abdest alıyordu
Zihniyle kılıyordu namazlarını
resim:
Mintanının baş düğmesi kopmuş
Aman Allahım başı açık
Karışık saçları alnı kaşları
Kocaman ve dolu bakışların üstüne sarkmış
Seksenaltı yılık ömrün üstüne
Ve yine de sabah güzel olack ha!
Koltuğun hemen altında
Saten geceliğin yırtmacı
Kan revan bir öpüş
Hırslı
Paralı
Az sonra saat dört kırkiki
Pi - Em
Kancık bir dörtnal sesi
Kaçıyorlar yine vurup
Haydi ahbap
Tekke miskinler tekkesi
Sen sız ve bekle
Bir gözün hafifçe aralık
Bilinç uyanık çünkü kan gölünde bu kayık
sız ve bekle
Elinde bir gürz bir takke
Tekke Takke. Ha Hay!
Ve güzel sabah olacak
) geçişleri anlıyor musun
Körpe beden körpe para
Hayvana bak gözün onda
Kafatasının içi insana ait bir beyin
Ayaklarında iskarpin
Nal içi
Gördün mü vur ha vur ha
Ve sabah güzel oldu
Şöyle yan gelmiş yatıyordu
Semiriyordu
Bir iğne ucuyla dokunsalar ağlıyordu
Havlıyordu
Acıya hiç dayanamıyordu
Şöyle bakıyoruz
Eğilip
Şöyle bakıyoruz
Silkinip
Şöyle bakıyoruz şöyle
Gözyaşı yassak
Gaflet idam
Acele el keser
Gevezelik dil
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
) Aktör gibi oynayın bu satırları
Halayını çekin halayını
Sporunuz bol olsun
Ballı börek ağzınıza lokma olsun
Merak etme sen
Şiştikçe şişiyor
Şiştikçe inceliyor derileri
İnsan ait bir grafiği gagalıyor
Hayvan hayvan olmaya ama
İnsana ait bir lakırdıyla
Dolanıyor
Yeryüzü bir İstanbul daha açarsa
Katsı mahsusayla söylüyorum
Kesik bir katır başı gibi
Ölü ağzından çıkarır çatal dilini
Haliç
Oysa aynı Haliç
Aldulhakim hazretlerinin
Ayağı altında nazarı önünde
Tahtı saadetinde
Berrak bir suydu
) alıp götürdüler
sarığını yere atıp tekmelediler
Haliç
o berrak su
zehir kustu
) sancılanıp ölen
üzüntüden
kapımızı her bırakıp giden
bir rahmet kucağı
bir siklet bir yük
) alıp götürdüler
neden tekrar başa dönüyorum bu mısrada
Ha? ! !
Çünkü şiir yetmedi
kalemi atıp ayağa kalkıyorum
bağırıyorum:
Öğürtülü karınlarına çarçakıl doldurun
Domuz başlarına çuvaldız sokun
Öyle bir hayal çatlatın
Böyle bir hayal çatın
Öyle bir gerçek
Böyle bir gerçek
Gözümün önünde resmi
Bir akrabası gösterdi
Bak dedi
Ne yaptılar
İlim ve hikmet dolu veliyi..
resim:
Ölümünden bir vakit önce
Sorgular
Gece Gündüz Gece
Ne ekmek ne su
Ne ibrik
Ne bir taharet köşeciği
Kolları bağlı
Gözleriyle abdest alıyordu
Zihniyle kılıyordu namazlarını
resim:
Mintanının baş düğmesi kopmuş
Aman Allahım başı açık
Karışık saçları alnı kaşları
Kocaman ve dolu bakışların üstüne sarkmış
Seksenaltı yılık ömrün üstüne
Ve yine de sabah güzel olack ha!
Koltuğun hemen altında
Saten geceliğin yırtmacı
Kan revan bir öpüş
Hırslı
Paralı
Az sonra saat dört kırkiki
Pi - Em
Kancık bir dörtnal sesi
Kaçıyorlar yine vurup
Haydi ahbap
Tekke miskinler tekkesi
Sen sız ve bekle
Bir gözün hafifçe aralık
Bilinç uyanık çünkü kan gölünde bu kayık
sız ve bekle
Elinde bir gürz bir takke
Tekke Takke. Ha Hay!
Ve güzel sabah olacak
) geçişleri anlıyor musun
Körpe beden körpe para
Hayvana bak gözün onda
Kafatasının içi insana ait bir beyin
Ayaklarında iskarpin
Nal içi
Gördün mü vur ha vur ha
Ve sabah güzel oldu
Şöyle yan gelmiş yatıyordu
Semiriyordu
Bir iğne ucuyla dokunsalar ağlıyordu
Havlıyordu
Acıya hiç dayanamıyordu
Şöyle bakıyoruz
Eğilip
Şöyle bakıyoruz
Silkinip
Şöyle bakıyoruz şöyle
Gözyaşı yassak
Gaflet idam
Acele el keser
Gevezelik dil
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
) Aktör gibi oynayın bu satırları
Halayını çekin halayını
Sporunuz bol olsun
Ballı börek ağzınıza lokma olsun
Merak etme sen
Şiştikçe şişiyor
Şiştikçe inceliyor derileri
Aman efendim, aman!
Galiba Âhir Zaman!
Manzarası yurdumun,
Tufan gününden yaman!
Göz görmez aydınlıkta;
Asümanedek duman.
Yer dumanmış ne çıkar,
Duman dolu âsüman.
Türk evi delik deşik;
Yıkı dökük hânüman.
Duraksız itiş kakış;
Süresiz karman-çorman.
Anne çocuk doğurur,
Köpek soyundan azman.
Beyinler zıpzıp kadar,
Mideler koskocaman.
Aziz fikir buğdayı,
Katıra mahsus saman.
Boş lâf, hep dalga dalga;
Uçsuz bucaksız umman.
Hayvanlık orkestrası:
Eşek, birinci keman.
Orman keleş, nebat kel;
Nebat adamlar orman.
Midelerde ihracat,
Günde beş milyon batman.
Milli servet matbaa,
Bilmem kaç milyar harman.
Yangın evinde satranç;
Plân, reform ve uzman.
Tam bir buçuk asırdır,
Maymunlardan eleman.
Bizdeki hale nispet
Maymun taklitten pişman.
Hangi yol Türke uygun,
Hangi parti tercüman?
Çıkamaz meydanlara;
Camide mahpus iman!
Silah küfrün belinde,
Küfrün elinde, ferman.
Cehle sorarsan ilim;
Zehre sorarsan, derman.
Rahmet, meçhul kelime;
Bilinmez isim, Rahmân.
Kutsal kitaptır fuhuş;
Ahlâk, okunmaz roman.
Tarih, kontra gerçeğe;
Hürriyet hakka düşman.
Millete kasdedenin
İsmi milli kahraman.
Yere batsın bu dünya,
Bu dünyadan hayr uman!
Genç adam, at yorganı!
Sana haram, uyuman!
Aman, efendim aman!
Efendim, aman, aman!
Galiba Âhir Zaman!
Manzarası yurdumun,
Tufan gününden yaman!
Göz görmez aydınlıkta;
Asümanedek duman.
Yer dumanmış ne çıkar,
Duman dolu âsüman.
Türk evi delik deşik;
Yıkı dökük hânüman.
Duraksız itiş kakış;
Süresiz karman-çorman.
Anne çocuk doğurur,
Köpek soyundan azman.
Beyinler zıpzıp kadar,
Mideler koskocaman.
Aziz fikir buğdayı,
Katıra mahsus saman.
Boş lâf, hep dalga dalga;
Uçsuz bucaksız umman.
Hayvanlık orkestrası:
Eşek, birinci keman.
Orman keleş, nebat kel;
Nebat adamlar orman.
Midelerde ihracat,
Günde beş milyon batman.
Milli servet matbaa,
Bilmem kaç milyar harman.
Yangın evinde satranç;
Plân, reform ve uzman.
Tam bir buçuk asırdır,
Maymunlardan eleman.
Bizdeki hale nispet
Maymun taklitten pişman.
Hangi yol Türke uygun,
Hangi parti tercüman?
Çıkamaz meydanlara;
Camide mahpus iman!
Silah küfrün belinde,
Küfrün elinde, ferman.
Cehle sorarsan ilim;
Zehre sorarsan, derman.
Rahmet, meçhul kelime;
Bilinmez isim, Rahmân.
Kutsal kitaptır fuhuş;
Ahlâk, okunmaz roman.
Tarih, kontra gerçeğe;
Hürriyet hakka düşman.
Millete kasdedenin
İsmi milli kahraman.
Yere batsın bu dünya,
Bu dünyadan hayr uman!
Genç adam, at yorganı!
Sana haram, uyuman!
Aman, efendim aman!
Efendim, aman, aman!
İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.
Dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
Tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.
Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
Forbes firmasına satan babamdı.
Budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güç bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.
İnsanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
Ezan sesi duyulmuyor
Haç dikilmiş minbere
Kâfir Yunan bayrak asmış
Camilere, her yere
Öyle ise gel kardeşim
Hep verelim elele
Patlatalım bombaları
Çanlar sussun her yerde
Çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
polistir babam
Cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly Pan-Am
drink Coca-Cola
Tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
Ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.
Orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.
Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
Nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
Hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.
(1974)
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.
Dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
Tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.
Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
Forbes firmasına satan babamdı.
Budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güç bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.
İnsanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
Ezan sesi duyulmuyor
Haç dikilmiş minbere
Kâfir Yunan bayrak asmış
Camilere, her yere
Öyle ise gel kardeşim
Hep verelim elele
Patlatalım bombaları
Çanlar sussun her yerde
Çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
polistir babam
Cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly Pan-Am
drink Coca-Cola
Tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
Ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.
Orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.
Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
Nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
Hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.
(1974)
Dinç bakan bir çocuk
Ana baba acınma yatak yorgan toprak
Ve ezgilerden elini çekmiş
Şimdi gördüğün resim net
İşte siyah karanlık cife
Ve işte ciğerlerinin üstünden kalksın diye
Parmaklarını kaburgalarına takmış
Bir savaşçı nefes
Dağ ona söyledi arzum şudur
- Gömleğimde uyu
Yanağını tenime koy
Bir savaşçı uyuyor
Biri baskın
Biri şehitlik işinde
Toprak söyledi: Doldum
Tenimde dur! FAKAT
+
Ana bir yangın yeri
Dehşet içinde saçı dağınık
Oysa sevin
Acın kutlu
Kocan oğulların şehit
İşte getiriyorlar onu da
anladın
yaşamakta olan son oğlun
İsli dağların yamacında
Beşon evlik bir köyün kıraç tarlasında
Toprağı bellerken durup
Ağırlaşmış yüzünü
Bakışını
Çok uzaklardaki atlılara çevirdi ana
Geceleriyse
Toprak damın çölünde
Bir aşağı bir yukarı
Dolanırken
Başını değer gibi alçalıp
Teselli gibi geçer bulutlar
Der ayrılığın adı yaman
Oldu kapı komşu malım
Dost bağım
Dizimdeki dermansızlık
Bu yaşın alameti değil
Baka baka kardeşim oldu yıldızlar
Ellerim ışıklı saçlarına değdi yıldızlar
Ana baba acınma yatak yorgan toprak
Ve ezgilerden elini çekmiş
Şimdi gördüğün resim net
İşte siyah karanlık cife
Ve işte ciğerlerinin üstünden kalksın diye
Parmaklarını kaburgalarına takmış
Bir savaşçı nefes
Dağ ona söyledi arzum şudur
- Gömleğimde uyu
Yanağını tenime koy
Bir savaşçı uyuyor
Biri baskın
Biri şehitlik işinde
Toprak söyledi: Doldum
Tenimde dur! FAKAT
+
Ana bir yangın yeri
Dehşet içinde saçı dağınık
Oysa sevin
Acın kutlu
Kocan oğulların şehit
İşte getiriyorlar onu da
anladın
yaşamakta olan son oğlun
İsli dağların yamacında
Beşon evlik bir köyün kıraç tarlasında
Toprağı bellerken durup
Ağırlaşmış yüzünü
Bakışını
Çok uzaklardaki atlılara çevirdi ana
Geceleriyse
Toprak damın çölünde
Bir aşağı bir yukarı
Dolanırken
Başını değer gibi alçalıp
Teselli gibi geçer bulutlar
Der ayrılığın adı yaman
Oldu kapı komşu malım
Dost bağım
Dizimdeki dermansızlık
Bu yaşın alameti değil
Baka baka kardeşim oldu yıldızlar
Ellerim ışıklı saçlarına değdi yıldızlar
Perde düşse ve her şey olduğu yerde donsa;
Görünse yıldız yıldız, fezada Anayasa...
Görünse yıldız yıldız, fezada Anayasa...
Anıcak korkar canım,
Vay vay ölüm elinden.
Titrer sünük-ü tenim,
Vay vay ölüm elinden.
Ev komadı girmedik,
Yer komadı yarmadık.
Bunculayın görmedik,
Vay vay ölüm elinden.
Ey atalar, analar,
Ağusuna kanalar.
Oğul diye yanalar,
Vay vay ölüm elinden.
Anc'analar buzular,
Göğüsleri sızılar.
Gider körpe kuzular,
Vay vay ölüm elinden.
Gel Yunus'um, gel şimdi,
Gözün yaşın sil şimdi.
Benim bağrım del şimdi,
Vay vay ölüm elinden.
Vay vay ölüm elinden.
Titrer sünük-ü tenim,
Vay vay ölüm elinden.
Ev komadı girmedik,
Yer komadı yarmadık.
Bunculayın görmedik,
Vay vay ölüm elinden.
Ey atalar, analar,
Ağusuna kanalar.
Oğul diye yanalar,
Vay vay ölüm elinden.
Anc'analar buzular,
Göğüsleri sızılar.
Gider körpe kuzular,
Vay vay ölüm elinden.
Gel Yunus'um, gel şimdi,
Gözün yaşın sil şimdi.
Benim bağrım del şimdi,
Vay vay ölüm elinden.
Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle
Kimbilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim sensiz
Bu sessizlikle
Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sessizlikle
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle
Kimbilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim sensiz
Bu sessizlikle
Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sessizlikle
Anın aşkı gerek bana
Gerekmez dünya ukbayı
Ki aşktır maksudum ancak
Kodum cümle temennayı
Mahabbet tadın evvelde
Kodu canım dimağında
Kamudan el çekip bu can
Anıp ister bu Mevlayı
Muhib mahbub mahabbet bil
Hakikatte bular birdir
Anınçün anı sevenler
Kodular külli sevdayı
Anın derdini bilmeyen
Cihanda nesne bilmedi
Gerekse varsın ol yüz yıl
Okusun ağ u karayı
Anın aşkı kitabından
Şular kim okudu bir harf
Hep ismi resmi mahvoldu
Unuttu hep masivayı
Ben ol şahbaz-ı kudsiyem
Kolundan uçtum ol şahın
Şikarım sürüp götürdüm
Kim avladım bu sahrayı
Avın aldım yine döndüm
Varıp şah koluna kondum
Cemaline bakıp her dem
Ederim hoş temaşayı
Ben ol serbaz-ı ünsiyem
Yolunda can u baş verdim
Bu gün gördüm ayan anı
Kodum va'de-i ferdayı
şerab-ı layezaliden
İçip hayran u mest geldim
Sözüm mestane anınçün
ider nükte-i garrayı
Niderim şol dili ben kim
Anın söylemeye razın
Niderim şol gözü ben kim
Ki görmeye dilarayı
Var Eşrefoğlu Rumi sen
Bu razı arife söyle
Ki her bir bihaber ami
Ne bilür bu muammayı
Gerekmez dünya ukbayı
Ki aşktır maksudum ancak
Kodum cümle temennayı
Mahabbet tadın evvelde
Kodu canım dimağında
Kamudan el çekip bu can
Anıp ister bu Mevlayı
Muhib mahbub mahabbet bil
Hakikatte bular birdir
Anınçün anı sevenler
Kodular külli sevdayı
Anın derdini bilmeyen
Cihanda nesne bilmedi
Gerekse varsın ol yüz yıl
Okusun ağ u karayı
Anın aşkı kitabından
Şular kim okudu bir harf
Hep ismi resmi mahvoldu
Unuttu hep masivayı
Ben ol şahbaz-ı kudsiyem
Kolundan uçtum ol şahın
Şikarım sürüp götürdüm
Kim avladım bu sahrayı
Avın aldım yine döndüm
Varıp şah koluna kondum
Cemaline bakıp her dem
Ederim hoş temaşayı
Ben ol serbaz-ı ünsiyem
Yolunda can u baş verdim
Bu gün gördüm ayan anı
Kodum va'de-i ferdayı
şerab-ı layezaliden
İçip hayran u mest geldim
Sözüm mestane anınçün
ider nükte-i garrayı
Niderim şol dili ben kim
Anın söylemeye razın
Niderim şol gözü ben kim
Ki görmeye dilarayı
Var Eşrefoğlu Rumi sen
Bu razı arife söyle
Ki her bir bihaber ami
Ne bilür bu muammayı
Anın derdi ile daim yine bu yüreğim yane
Kodu canımda aşk odun ezelden ta ebed yane
Beşarettir bana yanmak yolunda baş u can vermek
Bu bezirganlık özgedir erişmez sud u husrane
Bu aşk oldu beni yaksın tütünüm göklere çıksın
Eğer bu yüz bin canım varsa feda olsun o canane
Bu aşkın adeti yakmak ölür aşıkları daim
Şu kim aşk oduna yanmaz yazıldı adı hayvane
Anın aşkı bana yardır dilimde adı tekrardır
Gönül kevnine vermezler nazar kıl ehl-i irfane
Anın aşkı kime düştü dağıldı tadbiri şaştı
Mekanı lamekan oldu kılur kendini virane
Sefer kılur vücudunda bu aşkın taciri daim
Erer pazarına aşkın verir bin canı bir cane
Hayatın ruh ile sanman bu uşşakın eya gafil
Tecellisine ma'şukun bular can verdi şükrane
Gerkse zahid ü abid ol Eşrefoğlu Rumi sen
Çü vasıl olmadın Hakk'a yazılmaz adın insane
Ey aşıklar ey sadıklar ey esrükler ey ayıklar
Kayurmaz can u başından girenler işbu meydane
Kodu canımda aşk odun ezelden ta ebed yane
Beşarettir bana yanmak yolunda baş u can vermek
Bu bezirganlık özgedir erişmez sud u husrane
Bu aşk oldu beni yaksın tütünüm göklere çıksın
Eğer bu yüz bin canım varsa feda olsun o canane
Bu aşkın adeti yakmak ölür aşıkları daim
Şu kim aşk oduna yanmaz yazıldı adı hayvane
Anın aşkı bana yardır dilimde adı tekrardır
Gönül kevnine vermezler nazar kıl ehl-i irfane
Anın aşkı kime düştü dağıldı tadbiri şaştı
Mekanı lamekan oldu kılur kendini virane
Sefer kılur vücudunda bu aşkın taciri daim
Erer pazarına aşkın verir bin canı bir cane
Hayatın ruh ile sanman bu uşşakın eya gafil
Tecellisine ma'şukun bular can verdi şükrane
Gerkse zahid ü abid ol Eşrefoğlu Rumi sen
Çü vasıl olmadın Hakk'a yazılmaz adın insane
Ey aşıklar ey sadıklar ey esrükler ey ayıklar
Kayurmaz can u başından girenler işbu meydane
Bazen anlıyorum,
bazen anlamıyorum.
annemi,
babamı nenemi
annem şöyle der
göstererek beni:
cin gibi maşallah
cin ne demek?
gibi ne demek?
babam diyor ki
bana bakarak:
altını üstüne getirmiş evin.
hiç yapabilir miyim
dediklerini?
ninemse der bana:
topaç gibi
bir dedem açık insan
pek de zeki.
dilinden bal akar.
attaya gidelim der.
al sana şeker der.
göz kırpar.
okşar.
sever.
bir de gıdıklar.
dedemi çok anlıyorum.
bazen anlamıyorum.
annemi,
babamı nenemi
annem şöyle der
göstererek beni:
cin gibi maşallah
cin ne demek?
gibi ne demek?
babam diyor ki
bana bakarak:
altını üstüne getirmiş evin.
hiç yapabilir miyim
dediklerini?
ninemse der bana:
topaç gibi
bir dedem açık insan
pek de zeki.
dilinden bal akar.
attaya gidelim der.
al sana şeker der.
göz kırpar.
okşar.
sever.
bir de gıdıklar.
dedemi çok anlıyorum.
Başlarlar uykuda uyanmaya karşı dağlara bakmaya
Şehir canlarına okumuş alınlarına bir kara vurmuş
Daha çocukturlar ve anlarlar havanın yumuşamadığını
Babaların bayramlarda evin arka odalarına kapanıp
İlkin camları açıp
Bir dilim ekmeğe baktığını
Daha da anlarlar
Ailecek gecelere doğru tırmandıklarını zamanı
Sanki gün geçtikçe düşünceleri kocamanlaşmaktan
Anne yine birdenbire şiş ve sağa sola yalpalayarak koşmaktadır
Nasıl başlarlar anlamaya:
Acaba kalkınca pencereye yaslanan çocuk
Hareketi içine kapılır ırmakların
Bu elini sımsıkı tutan babandır
Hayata tümsekleri sarsmadan geçmesini tenbihler
Çocuk bu yumuşak sesin üzerine boylu boyunca uzanır
Hafifçe kısılmış sesi
Dikkatli ve kaçırmamaya çalışmaktadır
Fakat yıllar çoktan uzaklaştı
Boş tarlaların susuz ağızları göründü
Ve şehir
Yeniden arabalar insanlar
Kornalar büyük ve kalın
Su torbasının içindeki canı ürkütüyor
Baba dalgın ama geçişleri anlıyor
Ve denebilir ki
Orada çarpıntıların arasında
Açıp ellerini ışıklı sabahlara
Yemek saati ne de
Başının üzerine uçaklar asılı
Bir Afgan köyü saati
Biliyorum hakkımız yok kalplerine
Öyle uzaktık hiç ağlamamış seslerinden
Şehir canlarına okumuş alınlarına bir kara vurmuş
Daha çocukturlar ve anlarlar havanın yumuşamadığını
Babaların bayramlarda evin arka odalarına kapanıp
İlkin camları açıp
Bir dilim ekmeğe baktığını
Daha da anlarlar
Ailecek gecelere doğru tırmandıklarını zamanı
Sanki gün geçtikçe düşünceleri kocamanlaşmaktan
Anne yine birdenbire şiş ve sağa sola yalpalayarak koşmaktadır
Nasıl başlarlar anlamaya:
Acaba kalkınca pencereye yaslanan çocuk
Hareketi içine kapılır ırmakların
Bu elini sımsıkı tutan babandır
Hayata tümsekleri sarsmadan geçmesini tenbihler
Çocuk bu yumuşak sesin üzerine boylu boyunca uzanır
Hafifçe kısılmış sesi
Dikkatli ve kaçırmamaya çalışmaktadır
Fakat yıllar çoktan uzaklaştı
Boş tarlaların susuz ağızları göründü
Ve şehir
Yeniden arabalar insanlar
Kornalar büyük ve kalın
Su torbasının içindeki canı ürkütüyor
Baba dalgın ama geçişleri anlıyor
Ve denebilir ki
Orada çarpıntıların arasında
Açıp ellerini ışıklı sabahlara
Yemek saati ne de
Başının üzerine uçaklar asılı
Bir Afgan köyü saati
Biliyorum hakkımız yok kalplerine
Öyle uzaktık hiç ağlamamış seslerinden
Bulutların yeryüzüne doğru saçaklandığı vakitler
Sürüleri doyurmuş
Köylere emin bir gece yaymış
Serin ve ılık evlerin seccadelerinde
Yatsılarla nehrolmuş
Helal kadınlarıyla yukarılara bakıp akan
Huzurlu gürbüz ve yetişkin adamlar gibi
Adamlar gibi duruyorlar silahlarının başlarında
Meşakkate
Adeta ısrarla
Yılmadan
Sabretmektedirler
Biliyoruz
Gördüğümüz resimlerini
Aylardır birlikte yattıkları giysileri
Çok aşıyorlar
Boyları bosları
Yaşları başları
bakışları
renk renk
geniş
adımları iri
solukları sıcak yelpazeler gibi
gözüm görmüş gibi onları
kardeşim gibi gelir haberleri
hele saldırdılar mı
bakılsın gerek
topuklarıyla devirdikleri tank kütleleri
Ne yaman gönülleri
Çöl toprağı gibi yayılı kavruk esrarlı
Yanaklarına
Değer güneş
Ve bastıkları dağ şurdaysa
Ötekinde kıskançlık nöbeti
Hiç kimseden öğrenemezdin
Daha kesin
Gözünün önünde vurulan kardeşinden
Buhara kelimesini
Hiç kimse öğretemezdi sana
Daha kesin ve böyle emin
Ateş altında
Azık getiren kızkardeşinden
Buhara kelimesini
Bir ok işaretidir Buhara
Varılırken ve varılınca
Gösteren
Daha ikibin kilometre ilerisini
Ve buhara ki
Pirlerin
Asırlar önceki kader sürücülerin
İşte bugünleri anlatıp
Kollarına girip avuttukları şehir
Sürüleri doyurmuş
Köylere emin bir gece yaymış
Serin ve ılık evlerin seccadelerinde
Yatsılarla nehrolmuş
Helal kadınlarıyla yukarılara bakıp akan
Huzurlu gürbüz ve yetişkin adamlar gibi
Adamlar gibi duruyorlar silahlarının başlarında
Meşakkate
Adeta ısrarla
Yılmadan
Sabretmektedirler
Biliyoruz
Gördüğümüz resimlerini
Aylardır birlikte yattıkları giysileri
Çok aşıyorlar
Boyları bosları
Yaşları başları
bakışları
renk renk
geniş
adımları iri
solukları sıcak yelpazeler gibi
gözüm görmüş gibi onları
kardeşim gibi gelir haberleri
hele saldırdılar mı
bakılsın gerek
topuklarıyla devirdikleri tank kütleleri
Ne yaman gönülleri
Çöl toprağı gibi yayılı kavruk esrarlı
Yanaklarına
Değer güneş
Ve bastıkları dağ şurdaysa
Ötekinde kıskançlık nöbeti
Hiç kimseden öğrenemezdin
Daha kesin
Gözünün önünde vurulan kardeşinden
Buhara kelimesini
Hiç kimse öğretemezdi sana
Daha kesin ve böyle emin
Ateş altında
Azık getiren kızkardeşinden
Buhara kelimesini
Bir ok işaretidir Buhara
Varılırken ve varılınca
Gösteren
Daha ikibin kilometre ilerisini
Ve buhara ki
Pirlerin
Asırlar önceki kader sürücülerin
İşte bugünleri anlatıp
Kollarına girip avuttukları şehir
Anma mısın sen şol günü?
Gözün nesne görmez ola.
Düşe sûretin toprağa,
Dilin haber vermez ola.
Çün Azrâîl'i ne tuta?
Assı kılmaz ana ata,
Kimse doymaz o heybete,
Halktan medet ermez ola.
Gele sana can alıcı,
Dahi can alır kılıcı,
Aklını baştan alıcı,
Bir dem aman vermez ola.
Oğlan gider danışmana,
Salâdır dosta düşmana,
Sonra gelmeyin pişmana,
Sana assı kılmaz ola.
Evvel gele şu yuyucu,
Ardınca şu su koyucu,
İletip kefen sarıcı,
Bunlar hâlin bilmez ola.
Ağaç ata bindireler,
Sinden yana göndereler.
Yer altına indireler,
Kimse ayrık görmez ola.
Üç güne dek oturalar,
Hep işini bitireler.
Ol dem dile getireler,
Artık kimse anmaz ola.
Yunus miskin bu öğüdü,
Sen sana versen yeğ idi.
Bu şimdiki mahlûkata,
Öğüt assı kılmaz ola.
Gözün nesne görmez ola.
Düşe sûretin toprağa,
Dilin haber vermez ola.
Çün Azrâîl'i ne tuta?
Assı kılmaz ana ata,
Kimse doymaz o heybete,
Halktan medet ermez ola.
Gele sana can alıcı,
Dahi can alır kılıcı,
Aklını baştan alıcı,
Bir dem aman vermez ola.
Oğlan gider danışmana,
Salâdır dosta düşmana,
Sonra gelmeyin pişmana,
Sana assı kılmaz ola.
Evvel gele şu yuyucu,
Ardınca şu su koyucu,
İletip kefen sarıcı,
Bunlar hâlin bilmez ola.
Ağaç ata bindireler,
Sinden yana göndereler.
Yer altına indireler,
Kimse ayrık görmez ola.
Üç güne dek oturalar,
Hep işini bitireler.
Ol dem dile getireler,
Artık kimse anmaz ola.
Yunus miskin bu öğüdü,
Sen sana versen yeğ idi.
Bu şimdiki mahlûkata,
Öğüt assı kılmaz ola.
Anmaz mısın sen şol günü cümle âlem hayrân ola,
Nidesini bilemeyip bî-hod u ser - gerdân ola.
İsrâfil sûrunu ura hep mahlûkat yerden dura,
Deriliben haşre vara kadı anda Sübhân ola.
Zebâniler çeke tuta ilete tamuya ata,
Deri yana sünğük tüte katı ulu efgan ola.
Mâlik çağıra tamuya çekip meydana getire,
Tanğrı korkusundan tamu zârî kılıp nâlân ola.
Mâlik eydür hey hey Tamu korkubanı ditrer kamu
Tanrı buyrugın tutmayan anda bişe biryân ola
Dağlar yerinden ırıla gökler heybetten yarıla,
Ildızlar bağı kırıla düşe yere galtân ola.
Yazıklar müzdler dartıla anca perdeler yırtıla,
Bilmediğin günahların anda sana ayân ola.
Cümle ıldız yere aka, Zebaniler ateş yaka,
Ne ana oğula baka, ne kardeşten derman ola.
Yunus aydur: İşbu sözü erenlere toprak yüzü,
Diler Hakk’ı göre gözü inâyet ger andan ola.
Nidesini bilemeyip bî-hod u ser - gerdân ola.
İsrâfil sûrunu ura hep mahlûkat yerden dura,
Deriliben haşre vara kadı anda Sübhân ola.
Zebâniler çeke tuta ilete tamuya ata,
Deri yana sünğük tüte katı ulu efgan ola.
Mâlik çağıra tamuya çekip meydana getire,
Tanğrı korkusundan tamu zârî kılıp nâlân ola.
Mâlik eydür hey hey Tamu korkubanı ditrer kamu
Tanrı buyrugın tutmayan anda bişe biryân ola
Dağlar yerinden ırıla gökler heybetten yarıla,
Ildızlar bağı kırıla düşe yere galtân ola.
Yazıklar müzdler dartıla anca perdeler yırtıla,
Bilmediğin günahların anda sana ayân ola.
Cümle ıldız yere aka, Zebaniler ateş yaka,
Ne ana oğula baka, ne kardeşten derman ola.
Yunus aydur: İşbu sözü erenlere toprak yüzü,
Diler Hakk’ı göre gözü inâyet ger andan ola.
Anmazmısın sen şol günü cümle alem uryan ola
Ne ata oğula baka ne kardaştan derman ola
Dağlar yerinden ayrıla heybetinden gök yarıla
Yıldızın bendi kırıla yere düşe perran ola
Malik tamuya çağıra zebaniler saf saf dura
Korkusundan yer yarıla titreyü ben hayran ola
Malik eder hey hey tamu kıyameti gördün ya'ni
Asileri getireler gire sende perran ola
Zebaniler yetip tuta getüre tamuya ata
Derü yanup sökük tuta dün gün işin efgan ola
Yunüs senin ki bu sözün kan yaşıla doldu gözün
Ol hazrete tuta yüzün yine derman andan ola
Ne ata oğula baka ne kardaştan derman ola
Dağlar yerinden ayrıla heybetinden gök yarıla
Yıldızın bendi kırıla yere düşe perran ola
Malik tamuya çağıra zebaniler saf saf dura
Korkusundan yer yarıla titreyü ben hayran ola
Malik eder hey hey tamu kıyameti gördün ya'ni
Asileri getireler gire sende perran ola
Zebaniler yetip tuta getüre tamuya ata
Derü yanup sökük tuta dün gün işin efgan ola
Yunüs senin ki bu sözün kan yaşıla doldu gözün
Ol hazrete tuta yüzün yine derman andan ola
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim! ...
(1926)
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim! ...
(1926)
Anne ölünce çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde bir siyah çubuk
Ağzında küçük bir leke
Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne
Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde bir siyah çubuk
Ağzında küçük bir leke
Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne
Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne
Anne girdin düşüme.
Yorganın olsun duam;
Mezarında üşüme.
Anlamam, anlatamam.
Düşen düştü peşime,
Artık vadeler tamam...
Yorganın olsun duam;
Mezarında üşüme.
Anlamam, anlatamam.
Düşen düştü peşime,
Artık vadeler tamam...
Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içinde mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içinde mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim
Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım
Her gelişin bir taze haberdi, unutmadım
Aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız
Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım
Can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda
Can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım
Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi
Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım
Ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde
Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım
Toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku
Senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım
Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri
İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah, unutmadım
O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım
Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı,
Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım! ..
Her gelişin bir taze haberdi, unutmadım
Aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız
Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım
Can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda
Can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım
Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi
Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım
Ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde
Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım
Toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku
Senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım
Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri
İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah, unutmadım
O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım
Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı,
Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım! ..
Aşk bu
Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
Ateşin saydam gövdesini kırarak
Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga
Delip geçecek dalıp yeryüzünü
Bak istersen avuçlarıma
Küçük parmağın hizasında o derin havzada
Göğüs göğüse iken ikimize
İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat'i
Sesin
Sırrım
Gözüm palaspandıras çehremde
Aşk bu
Çölün sarı sofrasında atlılar
Hepsinde
Gererken parçalanan elimde
Çelik yay parçaları
Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
Yiyip içmezik acıkmazık
:Başkanları
Uyutmasın vahalar diye
Koynuna doldurmuş yılanları:
/çocuk
Bir tane.Dayanmış yanağını cama
Karşı evin balkonuna bakıyor
Orada bir çocuk
Tutunmuş demirlere../
İki kadeh arasında ufak kara nehrim
Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur
Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde
Diz çökeyim söyle
Tahtın nerede
Bende kaynayan sende kaynak
Tıpatıp iki kristal küre
Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice
Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime
Öfkemi iyi belesin öfken
Aşk duraksar ve yara alır
Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya
İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı
/hava nasıl da yeşil/
Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
Nilüferler isteklerkoca bir dev
Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
Kaliforniyadaki silah fabrikalarını
/Doların egemenliğ halkın refahı:
Depolar boşalmalı/
Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
Kurşun kanatları gergin
Fosforlu mermiler yine taze
Yıldırımlanmış boğalar
Havanın katı gövdesini kırarak
Yararak hayat dolu sevdanın karnını
Pilot ağzı zehirli bir dil
Kentelenmiş çeneler arasından
Gözler ovaya başını çıkaran insanları
Haydi aşk aşk
De ki dağları delerim senin için
Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
Ve haydi hoşçakal
Kilimin üstünde
Bir ampül
Bir kırbaç bir ayakkabı
Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
Ateşin saydam gövdesini kırarak
Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga
Delip geçecek dalıp yeryüzünü
Bak istersen avuçlarıma
Küçük parmağın hizasında o derin havzada
Göğüs göğüse iken ikimize
İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat'i
Sesin
Sırrım
Gözüm palaspandıras çehremde
Aşk bu
Çölün sarı sofrasında atlılar
Hepsinde
Gererken parçalanan elimde
Çelik yay parçaları
Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
Yiyip içmezik acıkmazık
:Başkanları
Uyutmasın vahalar diye
Koynuna doldurmuş yılanları:
/çocuk
Bir tane.Dayanmış yanağını cama
Karşı evin balkonuna bakıyor
Orada bir çocuk
Tutunmuş demirlere../
İki kadeh arasında ufak kara nehrim
Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur
Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde
Diz çökeyim söyle
Tahtın nerede
Bende kaynayan sende kaynak
Tıpatıp iki kristal küre
Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice
Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime
Öfkemi iyi belesin öfken
Aşk duraksar ve yara alır
Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya
İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı
/hava nasıl da yeşil/
Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
Nilüferler isteklerkoca bir dev
Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
Kaliforniyadaki silah fabrikalarını
/Doların egemenliğ halkın refahı:
Depolar boşalmalı/
Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
Kurşun kanatları gergin
Fosforlu mermiler yine taze
Yıldırımlanmış boğalar
Havanın katı gövdesini kırarak
Yararak hayat dolu sevdanın karnını
Pilot ağzı zehirli bir dil
Kentelenmiş çeneler arasından
Gözler ovaya başını çıkaran insanları
Haydi aşk aşk
De ki dağları delerim senin için
Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
Ve haydi hoşçakal
Kilimin üstünde
Bir ampül
Bir kırbaç bir ayakkabı
Bu dünya bir kuyu havasız çömlek
Daralıyorum!
Kelime manayı boğan bir gömlek
Paralıyorum!
ALLAH ismi varken lügat ne demek
Karalıyorum!
Kapımı,buyursun diye o melek
Aralıyorum! !
Daralıyorum!
Kelime manayı boğan bir gömlek
Paralıyorum!
ALLAH ismi varken lügat ne demek
Karalıyorum!
Kapımı,buyursun diye o melek
Aralıyorum! !
Ey hep bir kelime arayan kalbim
Sonra arayan tekrar arayan kalbim
Sonra arayan tekrar arayan kalbim
Arayı arayı bulsam izini,
İzinin tozuna sürsem yüzümü.
Hak nasip eylese görsem yüzünü,
Ya Muhammed canım arzular seni.
Bir mübarek sefer olsada gitsem
Kabe yollarında kumlara batsam
Hup cemalin bir kez düşte seyretsem
Ya Muhammed canım arzular seni.
Zerrece kalmadı kalbimde hile
Sıtk ile girmişim ben hak yola
Ebu Bekir, Ömer, Osman'da bile
Ya Muhammed canım arzular seni.
Ali ile Hasan Hüseyin anda,
Sevgisi gönülde, muhabbeti canda.
Yarın mahşer gününde, ulu divanda
Ya Muhammed canım arzular seni.
Arafat dağıdır bizim dağımız
Anda kabul olur bizim duamız
Medine'de yatar Peygamberimiz
Ya Muhammed canım arzular seni
Yitirdim o dostu bilmem ne yanda?
Sevgisi gönülde, muhabbet canda.
Yarın mahşer günü ulu divanda,
Ya Muhammed canım arzular seni.
Yunus senin methin eder dillerde,
Sevilirsin bütün bu gönüllerde.
Ağlayı ağlayı gurbet ellerde,
Ya Muhammed canım arzular seni.
İzinin tozuna sürsem yüzümü.
Hak nasip eylese görsem yüzünü,
Ya Muhammed canım arzular seni.
Bir mübarek sefer olsada gitsem
Kabe yollarında kumlara batsam
Hup cemalin bir kez düşte seyretsem
Ya Muhammed canım arzular seni.
Zerrece kalmadı kalbimde hile
Sıtk ile girmişim ben hak yola
Ebu Bekir, Ömer, Osman'da bile
Ya Muhammed canım arzular seni.
Ali ile Hasan Hüseyin anda,
Sevgisi gönülde, muhabbeti canda.
Yarın mahşer gününde, ulu divanda
Ya Muhammed canım arzular seni.
Arafat dağıdır bizim dağımız
Anda kabul olur bizim duamız
Medine'de yatar Peygamberimiz
Ya Muhammed canım arzular seni
Yitirdim o dostu bilmem ne yanda?
Sevgisi gönülde, muhabbet canda.
Yarın mahşer günü ulu divanda,
Ya Muhammed canım arzular seni.
Yunus senin methin eder dillerde,
Sevilirsin bütün bu gönüllerde.
Ağlayı ağlayı gurbet ellerde,
Ya Muhammed canım arzular seni.
Arif ol kim bilesin esrarını
Bu gözünle göresin envarını
Heşt Bihişt'den fariğ ol can terkin ur
Bunda bul yari bugün ko yarını
Kim ki bunda bulmak ister yarini
Varsın ol hep yare versin varını
Yarini yarına koyan kimseler
Bellidir terk idemez ağyarını
Her kim ağyara uyup yari kodu
Ta ebed görmeye ol dildarını
Yare yar olmak gerek yar isteyen
Yar içün komak gerektir arını
Bunda bugün yare sen yar ol dahi
Fariğ ol var kim bulur yar yarını
Gayrıyı terk et ki ayne eresin
Yuyasın ayniyle gayrın barını
Yardan ayrı bir nefes olmayasın
Çün veresin yara gönül şarını
Kande baksan yarı göresin heman
Görmeyesin bir dahi deyyarını
Arif anladı vü gafil tanladı
Eşrefoğlu Rumi'nin sözlerini
Bu gözünle göresin envarını
Heşt Bihişt'den fariğ ol can terkin ur
Bunda bul yari bugün ko yarını
Kim ki bunda bulmak ister yarini
Varsın ol hep yare versin varını
Yarini yarına koyan kimseler
Bellidir terk idemez ağyarını
Her kim ağyara uyup yari kodu
Ta ebed görmeye ol dildarını
Yare yar olmak gerek yar isteyen
Yar içün komak gerektir arını
Bunda bugün yare sen yar ol dahi
Fariğ ol var kim bulur yar yarını
Gayrıyı terk et ki ayne eresin
Yuyasın ayniyle gayrın barını
Yardan ayrı bir nefes olmayasın
Çün veresin yara gönül şarını
Kande baksan yarı göresin heman
Görmeyesin bir dahi deyyarını
Arif anladı vü gafil tanladı
Eşrefoğlu Rumi'nin sözlerini
Arife sorgıl eğer sorar isen bu haberi
Sana arif verir ol senden içeru haberi
Haberi ister isen kim vereler can ile sor
Ki tene zahir olup gele belire eseri
Eseri can ile gönle erişip eyledi mest
Ol esreden yitirür Hallac-ı Mansur bu seri
Seyr ile bitmeye işin bu yola bakma güzaf
Mürg-ı ruhun döküser bunda nice bal u peri
Per-i akl ile uruc eyleyüp irmeye beşer
Kim anın nuruna doymaz ne melek ne beşeri
Beşeri sıfatı yak aşk oduna zerre koma
Gerü kendi gözün ile yüzüne kıl nazarı
Nazaro olalı ol binazarın Rumi sana
Gözetir oldu gözün daima Şam u seheri
Seheri gözler isen Eşrefoğlu ile bile
Ten ü candan geçüben Dost'a idesin seferi
Sana arif verir ol senden içeru haberi
Haberi ister isen kim vereler can ile sor
Ki tene zahir olup gele belire eseri
Eseri can ile gönle erişip eyledi mest
Ol esreden yitirür Hallac-ı Mansur bu seri
Seyr ile bitmeye işin bu yola bakma güzaf
Mürg-ı ruhun döküser bunda nice bal u peri
Per-i akl ile uruc eyleyüp irmeye beşer
Kim anın nuruna doymaz ne melek ne beşeri
Beşeri sıfatı yak aşk oduna zerre koma
Gerü kendi gözün ile yüzüne kıl nazarı
Nazaro olalı ol binazarın Rumi sana
Gözetir oldu gözün daima Şam u seheri
Seheri gözler isen Eşrefoğlu ile bile
Ten ü candan geçüben Dost'a idesin seferi
Arifler ortasında sofilik satmayalar,
İhlas ile aşka riyayı katmayalar.
Ya bildiğini eyit, ya bir bilirden işit,
Teslimlik ucunu tut sözü uzatmayalar.
Kur’an kelamım dedi, gönlüne evim dedi,
Gönül ev ıssın bilmez, âdemden tutmayalar.
Gönül sındı bulundu, hem Hakk’a yakın idi,
Yine dikerim diye, bütünü yırtmayalar.
Mumlu baldır şeriat, tortusuz yağdır tarikat,
Dost için balı yağa, pes niçin katmayalar.
Arif can verir duymaz, yalancı mala kıymaz,
Yalan ile gerçeği beraber tutmayalar.
Kıymetin duyar isen, neye değer iş bu dem,
Erenlerin manasın almaza satmayalar.
Miskin Adem yanıldı, Uçmak'ta buğday yedi,
İşi Hak’tan bilenler şeytandan tutmayalar.
Şirin hulklar eylegil, tatlı sözler söylegil,
Sohbetlerde Yunus’u hergiz unutmayalar.
İhlas ile aşka riyayı katmayalar.
Ya bildiğini eyit, ya bir bilirden işit,
Teslimlik ucunu tut sözü uzatmayalar.
Kur’an kelamım dedi, gönlüne evim dedi,
Gönül ev ıssın bilmez, âdemden tutmayalar.
Gönül sındı bulundu, hem Hakk’a yakın idi,
Yine dikerim diye, bütünü yırtmayalar.
Mumlu baldır şeriat, tortusuz yağdır tarikat,
Dost için balı yağa, pes niçin katmayalar.
Arif can verir duymaz, yalancı mala kıymaz,
Yalan ile gerçeği beraber tutmayalar.
Kıymetin duyar isen, neye değer iş bu dem,
Erenlerin manasın almaza satmayalar.
Miskin Adem yanıldı, Uçmak'ta buğday yedi,
İşi Hak’tan bilenler şeytandan tutmayalar.
Şirin hulklar eylegil, tatlı sözler söylegil,
Sohbetlerde Yunus’u hergiz unutmayalar.
Arz-ı dîdâr eyledikçe şâhid-i gülzâr-ı Hû
Şevk ile bülbüller eyler nağme-i ezkâr-ı Hû
Sâki-i bezm-i ezelden nûş edip câm-ı safâ
Mest eder âşıkları ol cür'a-i âsâr-ı Hû
Zevk-i dâ’im neş'e-i külliyyeden verir nişân
Kimde kim zâhir ola keyfiyyet-i esrâr-ı Hû
Levh-i dilden zulmet-i şirk ü hevâyı mahv eder
Pâk eder mir'ât-ı kalbi saykal-ı envâr-ı Hû
Refrefidir râh-ı Hak'da ol Hüdâyî âşıkın
Kar' eder ebvâb-ı gaybı 1â-cerem tekrâr-ı Hû
Şevk ile bülbüller eyler nağme-i ezkâr-ı Hû
Sâki-i bezm-i ezelden nûş edip câm-ı safâ
Mest eder âşıkları ol cür'a-i âsâr-ı Hû
Zevk-i dâ’im neş'e-i külliyyeden verir nişân
Kimde kim zâhir ola keyfiyyet-i esrâr-ı Hû
Levh-i dilden zulmet-i şirk ü hevâyı mahv eder
Pâk eder mir'ât-ı kalbi saykal-ı envâr-ı Hû
Refrefidir râh-ı Hak'da ol Hüdâyî âşıkın
Kar' eder ebvâb-ı gaybı 1â-cerem tekrâr-ı Hû
Çiledinmi
Dünya tutar inilemen
Ne saltanatı dünya pahada
Ne saltanatı dünya pahada
Ne kalbi altın mezarı şöhret
Yer şahit
Şahit bizler kardeşlerin
Alevli hüzünlerdin mevla için
Ne atın yıllar verdin hep
Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle
Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz
Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren
Ve yalın
Henüz gelmiş gibi kınından
Ne altın yıllar verdiğin hep
Ve ağır ağır çeviriyordun
O dalgın ve ağır yüzünü devrin
Yuya yuya o güzel Elçiye
Ne altın yıllar verdiğin hep
Biriki bronz kişi konabilseydi önüne
Ve ne altın yıllar daha çiledin
Artık yalnız değil adımların
Şimdi daha iri doğuyor sabahları
Horantası bir hayli arttı güneşin
Kişinin güzelliği ağa ustalarına göredir
senin köylün olayım
o uzak iklimleri erişilmez beldeye
bakabilemezdik senin götürmen olmasa
şu küçücük kalpte
(yaman halimiz helal ettiremezsek)
nice hakkın yüklü.
Dünya tutar inilemen
Ne saltanatı dünya pahada
Ne saltanatı dünya pahada
Ne kalbi altın mezarı şöhret
Yer şahit
Şahit bizler kardeşlerin
Alevli hüzünlerdin mevla için
Ne atın yıllar verdin hep
Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle
Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz
Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren
Ve yalın
Henüz gelmiş gibi kınından
Ne altın yıllar verdiğin hep
Ve ağır ağır çeviriyordun
O dalgın ve ağır yüzünü devrin
Yuya yuya o güzel Elçiye
Ne altın yıllar verdiğin hep
Biriki bronz kişi konabilseydi önüne
Ve ne altın yıllar daha çiledin
Artık yalnız değil adımların
Şimdi daha iri doğuyor sabahları
Horantası bir hayli arttı güneşin
Kişinin güzelliği ağa ustalarına göredir
senin köylün olayım
o uzak iklimleri erişilmez beldeye
bakabilemezdik senin götürmen olmasa
şu küçücük kalpte
(yaman halimiz helal ettiremezsek)
nice hakkın yüklü.
Nâdanı terk etmedin yârânı arzularsın,
Hayvânı sen geçmedin insânı arzularsın.
“Men arefe nefsehû fakad arefe Rabbehû”
Nefsini sen bilmedin Subhânı arzularsın.
Sen bu evin kapusın henüz bulup açmadın,
İçindeki kenz-i bî-pâyânı arzularsın.
Taşra üfürmek ile yalunlanır mı ocak,
Yönün Hakk’a dönmedin ihsânı arzularsın.
Dağlar gibi kuşatmış benlik günâhı seni,
Günâhın bilmeden gufrânı arzularsın.
Cevizin yeşil kabını yemekle dad bulunmaz,
Zâhir ile ey fakîh Kur’ânı arzularsın.
Şarâbı sen içmedin sarhoş u mest olmadın,
Nice Hakk emrine fermânı arzularsın.
Gurbetliğe düşmedin mihnete sataşmadın,
Kebab olup pişmedin büryânı arzularsın.
Yabandasın evin yok bir yanmış ocağın yok.
Issız dağın başında mihmânı arzularsın.
Ben bağı ile bostanı gezdim hıyâr bulmadım,
Sen söğüt ağacından rummânı arzularsın.
Başsız kabak gibi bir tekerleme söz ile
Yunusleyin Niyâzi irfânı arzularsın.
Hayvânı sen geçmedin insânı arzularsın.
“Men arefe nefsehû fakad arefe Rabbehû”
Nefsini sen bilmedin Subhânı arzularsın.
Sen bu evin kapusın henüz bulup açmadın,
İçindeki kenz-i bî-pâyânı arzularsın.
Taşra üfürmek ile yalunlanır mı ocak,
Yönün Hakk’a dönmedin ihsânı arzularsın.
Dağlar gibi kuşatmış benlik günâhı seni,
Günâhın bilmeden gufrânı arzularsın.
Cevizin yeşil kabını yemekle dad bulunmaz,
Zâhir ile ey fakîh Kur’ânı arzularsın.
Şarâbı sen içmedin sarhoş u mest olmadın,
Nice Hakk emrine fermânı arzularsın.
Gurbetliğe düşmedin mihnete sataşmadın,
Kebab olup pişmedin büryânı arzularsın.
Yabandasın evin yok bir yanmış ocağın yok.
Issız dağın başında mihmânı arzularsın.
Ben bağı ile bostanı gezdim hıyâr bulmadım,
Sen söğüt ağacından rummânı arzularsın.
Başsız kabak gibi bir tekerleme söz ile
Yunusleyin Niyâzi irfânı arzularsın.
Aşık eteğin tutmak gerek akıbet zeval olmaya
Aşkdan bir elif okuyan kimseden sual olmaya
Aşk dediğin bilir isen eğer aşka gönül verir isen
Aşk yoluna mal ne olur can dahi muhal olmaya
Asil zadeler nişanın eğer bilmek diler isen
Her sözün manası var sözü sebük-sal olmaya
Ariflerden nişan budur her gönülde hazır ola
Kendini teslim eyleye sözde kıyl-u kal olmaya
Görmez misinsen arıyı her bir çiçekten bal eder
Sinek ile pervanenin yuvasında bal olmaya
Eğer güher ister isen hizmet ile ariflere
Cahile bin söyler isen manada miskal olmaya
Miskin Yunus zehr-i katil aşk elinden tiryak olur
İlm-ü amel zühd-ü ta’at pes aşıksız helal olmaya
Aşkdan bir elif okuyan kimseden sual olmaya
Aşk dediğin bilir isen eğer aşka gönül verir isen
Aşk yoluna mal ne olur can dahi muhal olmaya
Asil zadeler nişanın eğer bilmek diler isen
Her sözün manası var sözü sebük-sal olmaya
Ariflerden nişan budur her gönülde hazır ola
Kendini teslim eyleye sözde kıyl-u kal olmaya
Görmez misinsen arıyı her bir çiçekten bal eder
Sinek ile pervanenin yuvasında bal olmaya
Eğer güher ister isen hizmet ile ariflere
Cahile bin söyler isen manada miskal olmaya
Miskin Yunus zehr-i katil aşk elinden tiryak olur
İlm-ü amel zühd-ü ta’at pes aşıksız helal olmaya
Aşıklar iki cihanda nefs muradın almayalar
Ağlayalar dün ü güni şad oluben gülmeyeler
İlm ü amel terk ideler Dost ile ahdi berk ideler
Yüz tutub Dost'a gideler aldanup da kalmayalar
Sekiz uçmak bezeklerin huri gılman ve köşklerin
Arz ideler aşıklara hergiz nazar kılmayalar
Aşıkların maşuk ile candan öte esrarını
Şol sır içinde sırrını feriştehler bilmeyeler
Aşıklar Dost didarını kanda baksalar göreler
Musa gibi munacata Tur'u tayin etmeyeler
Tur ne hacet aşıklara çün her yerde maşuk bile
Daim münacat edeler bir dem ayrı olmayalar
Vahdet-i sırra erenler ol Dost ile dost olanlar
Ol denizde gark olanlar ad ü sana gelmeyeler
Eşrefoğlu rumi sende aşk içinde mahvola gör
Ta ki sende senliğinden zerre gübar bulmayalar
Ağlayalar dün ü güni şad oluben gülmeyeler
İlm ü amel terk ideler Dost ile ahdi berk ideler
Yüz tutub Dost'a gideler aldanup da kalmayalar
Sekiz uçmak bezeklerin huri gılman ve köşklerin
Arz ideler aşıklara hergiz nazar kılmayalar
Aşıkların maşuk ile candan öte esrarını
Şol sır içinde sırrını feriştehler bilmeyeler
Aşıklar Dost didarını kanda baksalar göreler
Musa gibi munacata Tur'u tayin etmeyeler
Tur ne hacet aşıklara çün her yerde maşuk bile
Daim münacat edeler bir dem ayrı olmayalar
Vahdet-i sırra erenler ol Dost ile dost olanlar
Ol denizde gark olanlar ad ü sana gelmeyeler
Eşrefoğlu rumi sende aşk içinde mahvola gör
Ta ki sende senliğinden zerre gübar bulmayalar
Aşıklar ortasında sofilik satmayalar
İhlas ile aşka riyayı katmayalar
Ya bildiğini eyit ya bir bilirden işit
Teslimlik ucunu tut sözü uzatmayalar
Kur’an kelamım dedi gönlüne evim dedi
Gönül ev ıssın bilmez ademden tutmayalar
Gönül sındı bulundu hem Hakk’a yakın idi
Yine dikerim diye bütünü yırtmayalar
Mumlu baldır şeri’at tortusuz yağdır tarikat
Dost içün balı yağa pes niçün katmayalar
Arif can verir duymaz yalancı mala kıymaz
Yalanıla gerçeği beraber tutmayalar
Kıymetin duyarısan neye değer iş bu dem
Erenlerin manasın almaza satmayalar
Miskin Adem yanıldı Uçmakda buğday yedi
İşi Hakk’dan bilenler şeytandan tutmayalar
Şirin hulklar eylegil tatlı sözler söylegil
Sohbetlerde Yunus’u hergiz unutmayalar
İhlas ile aşka riyayı katmayalar
Ya bildiğini eyit ya bir bilirden işit
Teslimlik ucunu tut sözü uzatmayalar
Kur’an kelamım dedi gönlüne evim dedi
Gönül ev ıssın bilmez ademden tutmayalar
Gönül sındı bulundu hem Hakk’a yakın idi
Yine dikerim diye bütünü yırtmayalar
Mumlu baldır şeri’at tortusuz yağdır tarikat
Dost içün balı yağa pes niçün katmayalar
Arif can verir duymaz yalancı mala kıymaz
Yalanıla gerçeği beraber tutmayalar
Kıymetin duyarısan neye değer iş bu dem
Erenlerin manasın almaza satmayalar
Miskin Adem yanıldı Uçmakda buğday yedi
İşi Hakk’dan bilenler şeytandan tutmayalar
Şirin hulklar eylegil tatlı sözler söylegil
Sohbetlerde Yunus’u hergiz unutmayalar
Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş Türkçesi;
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...
Aşk beni yağma kıluptur sen beni sorma bana
Ben beni bulımazım nite haber verem sana
Nuş ideliden ol harabat-ı muganın camını
Aklım esrük canım esrük ne sorarsan sır ana
Ol şarabı kim ben içtim farig-i peymaneyem
Sakisi ol baki nurdur cehd edüp eriş ana
Bu vücudum katresin bahre irürdüm mest olup
Bu kamu mevc-i deryadur direm önden sona
Suretim aşık veli içim dolu maşuk benim
Aşık u maşuk birdir hemen kalma tana
Gel bu birlik şerbetinden bir kadeh nuş eylegil
Bir bakıp bir göresin dağılmayasın dört yana
Ben bu birlik dediğim yokluktur anlarsan sözüm
İkilik bu varlığın komaz varasın aslına
Sen bu yokluktan kaçarsın bir işit yokluk nedir
Bir mücella ayinedir Dost yüzün görmekliğe
Eşrefoğlu Rumi ikilik defterin yaktı oda
Bir olup birlik bulup birle birliğe
Ben beni bulımazım nite haber verem sana
Nuş ideliden ol harabat-ı muganın camını
Aklım esrük canım esrük ne sorarsan sır ana
Ol şarabı kim ben içtim farig-i peymaneyem
Sakisi ol baki nurdur cehd edüp eriş ana
Bu vücudum katresin bahre irürdüm mest olup
Bu kamu mevc-i deryadur direm önden sona
Suretim aşık veli içim dolu maşuk benim
Aşık u maşuk birdir hemen kalma tana
Gel bu birlik şerbetinden bir kadeh nuş eylegil
Bir bakıp bir göresin dağılmayasın dört yana
Ben bu birlik dediğim yokluktur anlarsan sözüm
İkilik bu varlığın komaz varasın aslına
Sen bu yokluktan kaçarsın bir işit yokluk nedir
Bir mücella ayinedir Dost yüzün görmekliğe
Eşrefoğlu Rumi ikilik defterin yaktı oda
Bir olup birlik bulup birle birliğe
Aşk bezirganı, sermaye canı
Bahadır gördüm, cana kıyanı
Zehi bahadır can terkin urur
Kılıç mı keser himmet giyeni
Kamusun bir gör, kemterin er gör
Alu görmegil, palas giyeni
Tez çıkarırlar fevkal'ulaya
Bin İsa gibi dünya yakanı
Tez indirirler tahtesseraya
Bir Karun gibi dünya kovanı
Aşık olanın nişanı vardır
Melamet olur belli beyanı
Zühdüm var deyu ta'n eylemegil
Merdut ederler mağrur olanı
İlmim var deyu mağrur olmagil
Hak kabul etti kefen soyanı
Atlası kodu, abalar geydi
İbrahim Ethem Sırdan duyanı
Çün Mansur gördü, Ol benem dedi
Od'a yaktılar, işittik anı
Od'a yandırdın, külün savurdun
Öyle mi gerek Seni seveni
Zinhar ey Yunus, gördüm demegil
Od'a yakarlar gördüm deyeni
Bahadır gördüm, cana kıyanı
Zehi bahadır can terkin urur
Kılıç mı keser himmet giyeni
Kamusun bir gör, kemterin er gör
Alu görmegil, palas giyeni
Tez çıkarırlar fevkal'ulaya
Bin İsa gibi dünya yakanı
Tez indirirler tahtesseraya
Bir Karun gibi dünya kovanı
Aşık olanın nişanı vardır
Melamet olur belli beyanı
Zühdüm var deyu ta'n eylemegil
Merdut ederler mağrur olanı
İlmim var deyu mağrur olmagil
Hak kabul etti kefen soyanı
Atlası kodu, abalar geydi
İbrahim Ethem Sırdan duyanı
Çün Mansur gördü, Ol benem dedi
Od'a yaktılar, işittik anı
Od'a yandırdın, külün savurdun
Öyle mi gerek Seni seveni
Zinhar ey Yunus, gördüm demegil
Od'a yakarlar gördüm deyeni
Aşk davası kılan kişi hiç anmaya hırs-u heva
Aşk evine girenlere ayruk ne meyl-ü ne vefa
Gerçek aşık olan kişi anmaya dünya ahiret
Aşık değildir ol kişi yürüye izzeti kova
Her kim izzeden geçmedi aşıklık bühtandır ona
Hergiz girdiği yok durur aşk ile izzet bir eve
Dili ile aşk diyenler bilmediler aşk neydiğin
Benim cevabım sen ayıt aşka izzet midir baha
İzzet-ü erkan kamusu bunlardur dünya sevgisi
Aşkdan haber ayıtmasın kim dünya izzetin seve
Dünya ve izzet aşk ile bunlar saz-kar olmadı
Vallah nükte benim değil aşk hazırdır görmez reva
Her kimde kim aşk var ise ayruk ne sığar ol yere
Dost döşeğine geçmez at-u katır yahud deve
Bu cümle aşık olanlar aşk ile geldiler bile
Müşahedeye gark olan düşmeyiserdir ol eve
Yunus’u aşık deyüben zinhar özenip gelmeniz
Çok bezirgan ziyan eder varıcağız ırak çava
Aşk evine girenlere ayruk ne meyl-ü ne vefa
Gerçek aşık olan kişi anmaya dünya ahiret
Aşık değildir ol kişi yürüye izzeti kova
Her kim izzeden geçmedi aşıklık bühtandır ona
Hergiz girdiği yok durur aşk ile izzet bir eve
Dili ile aşk diyenler bilmediler aşk neydiğin
Benim cevabım sen ayıt aşka izzet midir baha
İzzet-ü erkan kamusu bunlardur dünya sevgisi
Aşkdan haber ayıtmasın kim dünya izzetin seve
Dünya ve izzet aşk ile bunlar saz-kar olmadı
Vallah nükte benim değil aşk hazırdır görmez reva
Her kimde kim aşk var ise ayruk ne sığar ol yere
Dost döşeğine geçmez at-u katır yahud deve
Bu cümle aşık olanlar aşk ile geldiler bile
Müşahedeye gark olan düşmeyiserdir ol eve
Yunus’u aşık deyüben zinhar özenip gelmeniz
Çok bezirgan ziyan eder varıcağız ırak çava
Aşk erine dünyada çi harir ü çi palas
Zira kim gönül onun tutmadı kibir ile yas
Aşk amel ile biter layık olursa yiter
Gerekse üryan yürü gerekse geygil libas
Dilersen kim eresin feragat menziline
Var kanaat darında nefsin boğazından as
Nefsinin varlığını akl-ı külle ulaştır
Varlığın yoğa değişir cevher ol olma muhas
Bu kamu günahların yuyan miskinliğinmiş
Var Yunus sen miskin ol gel tama’ın yayın as
Zira kim gönül onun tutmadı kibir ile yas
Aşk amel ile biter layık olursa yiter
Gerekse üryan yürü gerekse geygil libas
Dilersen kim eresin feragat menziline
Var kanaat darında nefsin boğazından as
Nefsinin varlığını akl-ı külle ulaştır
Varlığın yoğa değişir cevher ol olma muhas
Bu kamu günahların yuyan miskinliğinmiş
Var Yunus sen miskin ol gel tama’ın yayın as
Aşk erinin gönlü dolu padişahın hazinesidir
Aşksız adem ne anlasın şeriatın manasıdır
Aşkdır aşıklar dermanı aşkdan hasıldır muradı
Aşık kişinin sohbeti aşksız kişiye beladır
Kimi avrat-oğlan sever kimi mülk-hanuman sever
Kim sermaye dükkan sever bu dünya halden haledir
Aşık bu dünyayı n’ider akibet bir gün terk eder
Aşk eteğin tutmuş gider her kim gelirse saladır
Bezm-i Ezel’de paduşah elime sundu bir kadeh
İçeliden kılarım ah bilmezem ki ne beladır
Çün ezelden Yunus seni aşk ile esridi canın
Dergahına her-dem onun valih-ü hayran kala dur
Aşksız adem ne anlasın şeriatın manasıdır
Aşkdır aşıklar dermanı aşkdan hasıldır muradı
Aşık kişinin sohbeti aşksız kişiye beladır
Kimi avrat-oğlan sever kimi mülk-hanuman sever
Kim sermaye dükkan sever bu dünya halden haledir
Aşık bu dünyayı n’ider akibet bir gün terk eder
Aşk eteğin tutmuş gider her kim gelirse saladır
Bezm-i Ezel’de paduşah elime sundu bir kadeh
İçeliden kılarım ah bilmezem ki ne beladır
Çün ezelden Yunus seni aşk ile esridi canın
Dergahına her-dem onun valih-ü hayran kala dur
Aşk ile biliş canlara ezel-ebed olmayısar
Gümrah olup bu cihanda kimse baki kalmayasar
Bir dona kan bulaşıcak yunmayınca mismil olmaz
Gönül pası yunmayınca namaz eda olmayısar
Gönül pasın ise kibir-ü kini kodun ise
İkrar bütün olmayınca erden nazar omayısar
Bu murdarı devşirenler bu su ile yunur sanır
Erden himmet olmayınca ömür geçer yunmayısar
Yunus imdi sen Hakk’a er dün-ü gün gönlün Hakk’a ver
Gönül gözü görmeyince bu baş gözü görmeyiser
Gümrah olup bu cihanda kimse baki kalmayasar
Bir dona kan bulaşıcak yunmayınca mismil olmaz
Gönül pası yunmayınca namaz eda olmayısar
Gönül pasın ise kibir-ü kini kodun ise
İkrar bütün olmayınca erden nazar omayısar
Bu murdarı devşirenler bu su ile yunur sanır
Erden himmet olmayınca ömür geçer yunmayısar
Yunus imdi sen Hakk’a er dün-ü gün gönlün Hakk’a ver
Gönül gözü görmeyince bu baş gözü görmeyiser
Aşk ile gelen erenler içer ağuyu nuş eder
Taptuğa çıkmayan çaylar deniz ile savaş eder
Biz bu yoldan üşenmedik erenlerden usanmadık
Kimseyi yavuz sanmadık her ne eder kolmaş eder
Kolmaşa verdik sözünü söz ile döğdük yüzünü
Yaban canavarı gibi belinler ondan şeş eder
Bu sohbete gelmeyenler Hakk nefesi almayanlar
Sürün onu bundan gitsin durur ise çok iş eder
Cahildir manaden almaz oturur kararı gelmez
Öleceğini hiç bilmez yüz bin yıllık teşviş eder
Dağ ne kadar yüksek ise yol onun üstünden aşar
Yunus Emre’m yolsuzlara yol gösterir ve hoş eder
Taptuğa çıkmayan çaylar deniz ile savaş eder
Biz bu yoldan üşenmedik erenlerden usanmadık
Kimseyi yavuz sanmadık her ne eder kolmaş eder
Kolmaşa verdik sözünü söz ile döğdük yüzünü
Yaban canavarı gibi belinler ondan şeş eder
Bu sohbete gelmeyenler Hakk nefesi almayanlar
Sürün onu bundan gitsin durur ise çok iş eder
Cahildir manaden almaz oturur kararı gelmez
Öleceğini hiç bilmez yüz bin yıllık teşviş eder
Dağ ne kadar yüksek ise yol onun üstünden aşar
Yunus Emre’m yolsuzlara yol gösterir ve hoş eder
Aşk ile ol aşıkı
Sıdk ile ol sıdıkı
Mahbubudur Halıkı
Sultan Abdülkadiri
Aşık olan ülfete
Irak demez Bağdat'a
Kadrin bilir ziyade
Sultan Abdülkadiri
Devlet dilersen devlet
İzzet dilersen izzet
Eşiğinde kıl hizmet
Sultan Abdülkadiri
Dervişlerin mahremi
Evliyalar hemdemi
Sultan Abdülkadiri
Sıdk ile ol sıdıkı
Mahbubudur Halıkı
Sultan Abdülkadiri
Aşık olan ülfete
Irak demez Bağdat'a
Kadrin bilir ziyade
Sultan Abdülkadiri
Devlet dilersen devlet
İzzet dilersen izzet
Eşiğinde kıl hizmet
Sultan Abdülkadiri
Dervişlerin mahremi
Evliyalar hemdemi
Sultan Abdülkadiri
Aşk ile viran olan imaret ta ebed
Hardır ol her dü cihan oldu selamet ta ebed
Aşk ile aşka uyanlar göre ma'şuk yüzünü
Nef ile nefse uyan oldu melamet ta ebed
Aşık isen teni terk et canı ko canana git
Tene cana kalanın işi hacalet ta ebed
Sen vücudun safhasından yu gider benlik adın
İki cihan devletinden ol feragat ta ebed
Var riyaset bütin uşat yire sal namusunu
Halk içinde nefsi hor et bul saadet ta ebed
Çek mezellet darına kibr ü kine verme aman
Şöhreti ko külli şöhret oldu afet ta ebed
Kim ki şöhret bendine bunda giriftar olduysa
Akıbet toprak olup kıldı nedamet ta ebed
Yürü var dünya ile fahr eyleme Firavn gibi
Bitmez illa ol tefahürden şakavet ta ebed
Fakr ile fakreyle çün "Elfakrı fahri"der Resul
Mala mülke mağrur olma dime heyhat ta ebed
Cifedir dünya anın talibi itler der Nebi
Cife kovan kişinin işi hasret ta ebed
Cid eliyle can gözüne çek mücahit milini
Nefs ile hiç dostluk etme kıl adavet ta ebed
Meskenet ayinesinde bak cemal-i Dost'u gör
Hep hevalardan beri ol Hakk'a yüz tut ta ebed
Kes enaniyet peşini meskenet sikkiniyle
Kaz çıkar benlik kökünü ardına at ta ebed
İşbu yolda günde bin kez ger seni öldüreler
Teslim ol yüzün çevirme vir iradet ta ebed
Aşıka bu yolda can virmek gerek elbette kim
Şöyledir bu aşk içinde örf ü adet ta ebed
Kim ki can virmedi bunda sa'yi oldu hep heba
Gitmedi nefsinden anın hiç habaset ta ebed
Eşrefoğlu Rumi her kim pendini tutar ise
Görmeye iki cihanda ol melamet ta ebed
Hardır ol her dü cihan oldu selamet ta ebed
Aşk ile aşka uyanlar göre ma'şuk yüzünü
Nef ile nefse uyan oldu melamet ta ebed
Aşık isen teni terk et canı ko canana git
Tene cana kalanın işi hacalet ta ebed
Sen vücudun safhasından yu gider benlik adın
İki cihan devletinden ol feragat ta ebed
Var riyaset bütin uşat yire sal namusunu
Halk içinde nefsi hor et bul saadet ta ebed
Çek mezellet darına kibr ü kine verme aman
Şöhreti ko külli şöhret oldu afet ta ebed
Kim ki şöhret bendine bunda giriftar olduysa
Akıbet toprak olup kıldı nedamet ta ebed
Yürü var dünya ile fahr eyleme Firavn gibi
Bitmez illa ol tefahürden şakavet ta ebed
Fakr ile fakreyle çün "Elfakrı fahri"der Resul
Mala mülke mağrur olma dime heyhat ta ebed
Cifedir dünya anın talibi itler der Nebi
Cife kovan kişinin işi hasret ta ebed
Cid eliyle can gözüne çek mücahit milini
Nefs ile hiç dostluk etme kıl adavet ta ebed
Meskenet ayinesinde bak cemal-i Dost'u gör
Hep hevalardan beri ol Hakk'a yüz tut ta ebed
Kes enaniyet peşini meskenet sikkiniyle
Kaz çıkar benlik kökünü ardına at ta ebed
İşbu yolda günde bin kez ger seni öldüreler
Teslim ol yüzün çevirme vir iradet ta ebed
Aşıka bu yolda can virmek gerek elbette kim
Şöyledir bu aşk içinde örf ü adet ta ebed
Kim ki can virmedi bunda sa'yi oldu hep heba
Gitmedi nefsinden anın hiç habaset ta ebed
Eşrefoğlu Rumi her kim pendini tutar ise
Görmeye iki cihanda ol melamet ta ebed
Aşk imamdır bize gönül cemaat
Kıblemiz dost yüzü daimdir salat
Can dost mihrabına secdeye vardı
Yüz yere vuruban eder münacaht
Beş vakt tertibimiz bir vakte geldi
Beş bölük oluban kim kıla taat
Şeriat eydür bize şartı bırakma
Şart ol kişiyedir eder hiyanet
Dost yüzün görücek şirk yağmalandı
Onun içün kapıda kaldı şeriat
Münacat gibi vakt olmaz arada
Kim ola dost ile bu demde halvet
Kimsenin dinine hilaf demeyiz
Din tamam olıcak doğar muhabbet
Erenler nefsidir şol devletimiz
On’içün fitneden olduk selamet
Kalu bela dedik evvel ki demde
Dahi bugündür ol dem-ü bu saat
Doğruluk bekleyen dost kapısında
Gümansız ol bulur İlahi devlet
Yunus öyle esirdir ol kapıda
Diler ki olmaya ebedi rahat
Kıblemiz dost yüzü daimdir salat
Can dost mihrabına secdeye vardı
Yüz yere vuruban eder münacaht
Beş vakt tertibimiz bir vakte geldi
Beş bölük oluban kim kıla taat
Şeriat eydür bize şartı bırakma
Şart ol kişiyedir eder hiyanet
Dost yüzün görücek şirk yağmalandı
Onun içün kapıda kaldı şeriat
Münacat gibi vakt olmaz arada
Kim ola dost ile bu demde halvet
Kimsenin dinine hilaf demeyiz
Din tamam olıcak doğar muhabbet
Erenler nefsidir şol devletimiz
On’içün fitneden olduk selamet
Kalu bela dedik evvel ki demde
Dahi bugündür ol dem-ü bu saat
Doğruluk bekleyen dost kapısında
Gümansız ol bulur İlahi devlet
Yunus öyle esirdir ol kapıda
Diler ki olmaya ebedi rahat
Aşk makamı alidir aşk kadim ezelidir
Aşk sözünü söyleyen cümle kudret dilidir
Diyen ol işiten ol gören ol gösteren ol
Her sözü söyleyen ol suret can menzilidir
Suret söz kanda buldu kanda söz işit oldu
Suret kendi geldi dil dil hikmetin yoludur
Suretler ün diyemez söz kendisi söylemez
İşler hicapsız olmaz risalet hasılıdır
Bu bizim işretimiz oldur bu lezzetimiz
İçip esridiğimiz aşk şerbeti gülüdür
Onu ona dersin onun söyleyen ol söz onun
Ol bizimdir biz onun gayrı tesbih dilidir
Yunus sözün tak kılan görmedi münkir olan
Ömrün zulmete salan ma’rifet yaksuludur
Aşk sözünü söyleyen cümle kudret dilidir
Diyen ol işiten ol gören ol gösteren ol
Her sözü söyleyen ol suret can menzilidir
Suret söz kanda buldu kanda söz işit oldu
Suret kendi geldi dil dil hikmetin yoludur
Suretler ün diyemez söz kendisi söylemez
İşler hicapsız olmaz risalet hasılıdır
Bu bizim işretimiz oldur bu lezzetimiz
İçip esridiğimiz aşk şerbeti gülüdür
Onu ona dersin onun söyleyen ol söz onun
Ol bizimdir biz onun gayrı tesbih dilidir
Yunus sözün tak kılan görmedi münkir olan
Ömrün zulmete salan ma’rifet yaksuludur
Ama sen uzaklardaydın ey kalbim
Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı
Ayın yıldızların çağlayarak
Berrak şelaler yaparak
Coşku içinde aktığı
Bir yerlerdeydi.
Hani bir gün bir çobana rastlamıştık
Adı Ferhat mıydı neydi
Koyunların, kuşların, böceklerin ve çiçeklerin
Sadakatten mest oldukları
Herbirinin gözlerinde
Kaybolur gibi kayar gibi
Dalıp gittiğimiz o saadet evreni
Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç
Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan
Yaslan göğsüme sevdiğim
Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir
Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir
Toprak gibidir
Sen ki bulut gibisin
Ay gibisin güneş gibi bazen
Usul usul inen
Yağmur tıpırtılarını
Dinler gibi
Dalıp gitmiştik
Sen konuşuyordun
İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun
Onlar ki konuklarımızdı
Adları Keremdi,Yusuftu, Kaystı
Hepside ezelden tanıdıktı dosttu.
Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı
Ayın yıldızların çağlayarak
Berrak şelaler yaparak
Coşku içinde aktığı
Bir yerlerdeydi.
Hani bir gün bir çobana rastlamıştık
Adı Ferhat mıydı neydi
Koyunların, kuşların, böceklerin ve çiçeklerin
Sadakatten mest oldukları
Herbirinin gözlerinde
Kaybolur gibi kayar gibi
Dalıp gittiğimiz o saadet evreni
Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç
Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan
Yaslan göğsüme sevdiğim
Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir
Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir
Toprak gibidir
Sen ki bulut gibisin
Ay gibisin güneş gibi bazen
Usul usul inen
Yağmur tıpırtılarını
Dinler gibi
Dalıp gitmiştik
Sen konuşuyordun
İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun
Onlar ki konuklarımızdı
Adları Keremdi,Yusuftu, Kaystı
Hepside ezelden tanıdıktı dosttu.
Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah'tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de...
Allah'tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de...
Aşk-ı ma'şûku edelden ihtiyâr
Aşk ile hoş zindedir şeydâ gönül
Yerde gökde eylemez oldu karâr
Bir kapıya bendedir şeydâ gönül
Ey Hüdâvend-i Kerîm ü Müste'ân
(Hâ’il) olmaz dillere kevn ü mekân
Sensiz eğlenmez kulûb-ı âşıkân
Sen bilirsin kandedir şeydâ gönül
Cânib-i matlûba per ü bâl açar
Tâir-i kudsî gibi dün gün uçar
Dil Hüdâyî arş ü kürsîden geçer
Sanmagıl ki bundadır şeydâ gönül
Aşk ile hoş zindedir şeydâ gönül
Yerde gökde eylemez oldu karâr
Bir kapıya bendedir şeydâ gönül
Ey Hüdâvend-i Kerîm ü Müste'ân
(Hâ’il) olmaz dillere kevn ü mekân
Sensiz eğlenmez kulûb-ı âşıkân
Sen bilirsin kandedir şeydâ gönül
Cânib-i matlûba per ü bâl açar
Tâir-i kudsî gibi dün gün uçar
Dil Hüdâyî arş ü kürsîden geçer
Sanmagıl ki bundadır şeydâ gönül
Öyle sofralar gördüm ki
İnsan kasları vardı tabaklarda
O eğik gövdeler önünde yalnızlık
Her şeyi birbirinden uzağa çarpıyordu
Bir kadın
Bir erkek
Gizlice soluyordu
Bir erkek av arkadaşından
Av durgunluğu gibi gösterip saklayarak
Kamışlıktaki sazların arasından
Ilık ve yapışkan fısıltıları
Ayırarak alarak
Urgan gibi bedenine doluyordu
Her şeye benzeyebilirken o
Hiçbir şey benzemezken ona
O ünlü borazan
Başlarsa saçlarımızın diplerinden
Üfürmeye. -Yırtıcı bir hayvan
Kimliği yapışır yakamıza
Bir erkek mi o
Göle yatmış bir güneş demetinde
O mor ışında
Bir köpek ölüsü gibi yatan
Hızla kayan
Yoksa bir yaban ördeği gölgesi mi
İnsan kasları vardı tabaklarda
O eğik gövdeler önünde yalnızlık
Her şeyi birbirinden uzağa çarpıyordu
Bir kadın
Bir erkek
Gizlice soluyordu
Bir erkek av arkadaşından
Av durgunluğu gibi gösterip saklayarak
Kamışlıktaki sazların arasından
Ilık ve yapışkan fısıltıları
Ayırarak alarak
Urgan gibi bedenine doluyordu
Her şeye benzeyebilirken o
Hiçbir şey benzemezken ona
O ünlü borazan
Başlarsa saçlarımızın diplerinden
Üfürmeye. -Yırtıcı bir hayvan
Kimliği yapışır yakamıza
Bir erkek mi o
Göle yatmış bir güneş demetinde
O mor ışında
Bir köpek ölüsü gibi yatan
Hızla kayan
Yoksa bir yaban ördeği gölgesi mi
Zühdünü ko, aşka düş ehl-i cenan etsin seni
Piyr-i aşka kulluk et canane can etsin seni
Bir zeman bülbül gib efganın ağdır göklere
Şol kadar kıl naleyi kim gülistan etsin seni
Ar u namusun bırak, şöhret kabasından soyun
Giy melamet hırkasın kim ol nihan etsin seni
Yüzünü yerler gibi ayaklar altında ko kim
Hak teala başlar üzre asüman etsin seni
Verme rahat nefsine daim gaza-yı ekber et
Ka'be-yi dil fetholup darül-eman etsin seni
Gel Niyazi'nin elinden bir kadeh nuş eyle kim
Mahvedip nam u nişanın bi-nişan etsin seni
Piyr-i aşka kulluk et canane can etsin seni
Bir zeman bülbül gib efganın ağdır göklere
Şol kadar kıl naleyi kim gülistan etsin seni
Ar u namusun bırak, şöhret kabasından soyun
Giy melamet hırkasın kim ol nihan etsin seni
Yüzünü yerler gibi ayaklar altında ko kim
Hak teala başlar üzre asüman etsin seni
Verme rahat nefsine daim gaza-yı ekber et
Ka'be-yi dil fetholup darül-eman etsin seni
Gel Niyazi'nin elinden bir kadeh nuş eyle kim
Mahvedip nam u nişanın bi-nişan etsin seni
Aşka düşürdün kendüzün
N'eyleyeyin gönül seni
Bir oldu gecen gündüzün
Âh n'ideyin gönül seni
Düşeli aşkına yârin
Yerde gökte yok karârın
Gitti elden ihtiyârın
N'eyleyelin gönül seni
Hakk ile her kim bileşdi
Vâdî-i hayrete düşdü
Aşk deryâsı başdan aşdı
Âh n'ideyin gönül seni
Âşık olaldan dîdâra
Derd ile kaldın âvâre
Döymez oldun intizâre
N'eyleyeyin gönül seni
Aşk ile hoş oldu başın
Ma'şûk ile doldu işin
Kalmadı gayrı teşvîşin
Âh n'ideyin gönül seni
Her gün Hakk'tan ihsân ola
Her müşkil iş âsân ola
Her derdine dermân ola
N'eyleyeyin gönül seni
Ma'şûktan ericek kemend
Uşşâkı eyler kayd ü bend
N'itsin Hüdâyî derd-mend
Âh n'ideyin gönül seni
N'eyleyeyin gönül seni
Bir oldu gecen gündüzün
Âh n'ideyin gönül seni
Düşeli aşkına yârin
Yerde gökte yok karârın
Gitti elden ihtiyârın
N'eyleyelin gönül seni
Hakk ile her kim bileşdi
Vâdî-i hayrete düşdü
Aşk deryâsı başdan aşdı
Âh n'ideyin gönül seni
Âşık olaldan dîdâra
Derd ile kaldın âvâre
Döymez oldun intizâre
N'eyleyeyin gönül seni
Aşk ile hoş oldu başın
Ma'şûk ile doldu işin
Kalmadı gayrı teşvîşin
Âh n'ideyin gönül seni
Her gün Hakk'tan ihsân ola
Her müşkil iş âsân ola
Her derdine dermân ola
N'eyleyeyin gönül seni
Ma'şûktan ericek kemend
Uşşâkı eyler kayd ü bend
N'itsin Hüdâyî derd-mend
Âh n'ideyin gönül seni
Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni
Aşkın aşıklar oldurur
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem
Bana seni gerek seni
Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene Ver anları
Bana seni gerek seni
Yunus'dürür benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni
Aşkın aşıklar oldurur
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem
Bana seni gerek seni
Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene Ver anları
Bana seni gerek seni
Yunus'dürür benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni
Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni
Ben yanaram dün ü günü bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinerem ne yokluğa yerinürem
Aşkın ile avunuram bana seni gerek seni
Aşkın aşıklar öldürür aşk denize daldırır
Tecelli ile doldurur bana seni gerek seni
Aşkın zincirini üzem deli olam dağa düşem
Sensin dün-ü gün endişem bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra bana seni gerek seni
Sufilere sohbet gerek ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek bana seni gerek seni
Ne Tamu da yer eyledim ne Uçmak’ta köşk bağladım
Senin içün çok ağladım bana seni gerek seni
Cennet cennet dedikleri bir ev ile birkaç huri
İsteyene vergil onu bana seni gerek seni
Yunus çağırırlar adım gün geçdikçe artar od'um
İki cihanda maksudum bana seni gerek seni
Ben yanaram dün ü günü bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinerem ne yokluğa yerinürem
Aşkın ile avunuram bana seni gerek seni
Aşkın aşıklar öldürür aşk denize daldırır
Tecelli ile doldurur bana seni gerek seni
Aşkın zincirini üzem deli olam dağa düşem
Sensin dün-ü gün endişem bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra bana seni gerek seni
Sufilere sohbet gerek ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek bana seni gerek seni
Ne Tamu da yer eyledim ne Uçmak’ta köşk bağladım
Senin içün çok ağladım bana seni gerek seni
Cennet cennet dedikleri bir ev ile birkaç huri
İsteyene vergil onu bana seni gerek seni
Yunus çağırırlar adım gün geçdikçe artar od'um
İki cihanda maksudum bana seni gerek seni
Aşkın bu gönlüm şehrini
Gele gide yol eyledi
Dahi Âdem halk olmadan
Sen sultâna kul eyledi
Hakk'ındır kudret ü kuvvet
Hakk'ındır lutf u inâyet
Eyleyip bize hidâyet
İhsânını bol eyledi
Ol verdi cism ile cânı
Ol verdi ilm ü irfânı
Hüdâyî bunca ihsânı
Evvel âhir ol eyledi
Gele gide yol eyledi
Dahi Âdem halk olmadan
Sen sultâna kul eyledi
Hakk'ındır kudret ü kuvvet
Hakk'ındır lutf u inâyet
Eyleyip bize hidâyet
İhsânını bol eyledi
Ol verdi cism ile cânı
Ol verdi ilm ü irfânı
Hüdâyî bunca ihsânı
Evvel âhir ol eyledi
Aşkın gamın bile çekmeğe bana bir yar bulunmadı
Avare olup yürürüm uş bir karar bulunmadı
Düşdüm gamın denizine mevcileri aştı başımdan
Heyhat ümidim gemisine bir kenar bulunmadı
Sırrımı can u gönül ki dilerdi taşra bıraka
İlla ki mahrem olmağa razıma deyyar bulunmadı
Vaslın şikar idem deyu düşdüm aşkın hevasına
Aşkın içinden beladan özge şikar bulunmadı
Ol gün ki bu aşkın ile doldu canım hasta mecruh
Günden güne artar dahi derdine timar bulunmadı
Derd ü firak u firkat içinde kaldım ey dirig
Ey vay intizarım gicelerine bir seher bulunmadı
Doymadı bu can hicrine diler kim bir sefer kıla
Çünki ikamet içinde vaslına zafer bulunmadı
Avare olup yürürüm uş bir karar bulunmadı
Düşdüm gamın denizine mevcileri aştı başımdan
Heyhat ümidim gemisine bir kenar bulunmadı
Sırrımı can u gönül ki dilerdi taşra bıraka
İlla ki mahrem olmağa razıma deyyar bulunmadı
Vaslın şikar idem deyu düşdüm aşkın hevasına
Aşkın içinden beladan özge şikar bulunmadı
Ol gün ki bu aşkın ile doldu canım hasta mecruh
Günden güne artar dahi derdine timar bulunmadı
Derd ü firak u firkat içinde kaldım ey dirig
Ey vay intizarım gicelerine bir seher bulunmadı
Doymadı bu can hicrine diler kim bir sefer kıla
Çünki ikamet içinde vaslına zafer bulunmadı
Aşkın ile aşıklar yansın ya Resulullah
İçip aşkın şarabın kansın ya Resulullah
Şol seni seven kişi komuş yoluna başı
İki cihan güneşi sensin ya Resulullah
Şol seni sevenlere kıl şefaat onlara
Mü’min olan tenlere cansın ya Resulullah
Aşıkım şol didara bülbülüm şol gülzara
Seni sevmeyen nara yansın ya Resulullah
Derviş Yunus’un canı alem şefaat kanı
İki cihan sultanı sensin ya Resulullah
İçip aşkın şarabın kansın ya Resulullah
Şol seni seven kişi komuş yoluna başı
İki cihan güneşi sensin ya Resulullah
Şol seni sevenlere kıl şefaat onlara
Mü’min olan tenlere cansın ya Resulullah
Aşıkım şol didara bülbülüm şol gülzara
Seni sevmeyen nara yansın ya Resulullah
Derviş Yunus’un canı alem şefaat kanı
İki cihan sultanı sensin ya Resulullah
Aşkın odu ciğerimi
Yaka geldi yaka gider
Garip başım bu sevdayı
Çeke geldi çeke gider
Firkat kar etti canıma
Gelsin aşıklar yanıma
Aşk zencirin dost boynuma
Taka geldi taka gider
Bülbül eder zar ü efgan
Aşk oduna yandı bu can
Benim gönülcüğüm hemen
Hak'tan geldi Hakk'a gider
Arifler durur sözüne
Gayri görünmez gözüne
Eşrefoğlu yar yüzüne
Baka geldi baka gider
Yaka geldi yaka gider
Garip başım bu sevdayı
Çeke geldi çeke gider
Firkat kar etti canıma
Gelsin aşıklar yanıma
Aşk zencirin dost boynuma
Taka geldi taka gider
Bülbül eder zar ü efgan
Aşk oduna yandı bu can
Benim gönülcüğüm hemen
Hak'tan geldi Hakk'a gider
Arifler durur sözüne
Gayri görünmez gözüne
Eşrefoğlu yar yüzüne
Baka geldi baka gider
Aşkın odu yüreğimde neler eyler neler eyler
Bugün bir aşk gördüm bu derdimden haber söyler
Gelin hey dertli gelin bu derdimden siz de alın
Dertli bilir dertli halin ya dertsizler bunda neyler
Kimisi dost yüzün gördü kimi dahi görem derdi
Aşık maşukuna erdi uş yine bayram eyler
Bugün Mansur olup nidem şeyhimin yüzünü görem
Maksadum bu idi erem aşık yine derdin söyler
Yunus aydur aşık oldum maşukun derdinden öldüm
Teveccüh maşuka kıldım onun ile gönlün eyler
Bugün bir aşk gördüm bu derdimden haber söyler
Gelin hey dertli gelin bu derdimden siz de alın
Dertli bilir dertli halin ya dertsizler bunda neyler
Kimisi dost yüzün gördü kimi dahi görem derdi
Aşık maşukuna erdi uş yine bayram eyler
Bugün Mansur olup nidem şeyhimin yüzünü görem
Maksadum bu idi erem aşık yine derdin söyler
Yunus aydur aşık oldum maşukun derdinden öldüm
Teveccüh maşuka kıldım onun ile gönlün eyler
Aşkından yanar yüreğim
Yandığım bana hoş gelir
Hakkı gerçek sevenlere
Cümle alem kardeş gelir
Bu dünya dopdolu kalleş
Her birinden bir taş gelir
Hakkı gerçek sevenlere
Cümle alem kardeş gelir
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmişiki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Cümle alem birdir bize
Biz dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun
Derviş Yunus söyler sözü
Yaş doludur iki gözü
Bilmeyen ne bilsin bizi
Bilenlere selam olsun
Yandığım bana hoş gelir
Hakkı gerçek sevenlere
Cümle alem kardeş gelir
Bu dünya dopdolu kalleş
Her birinden bir taş gelir
Hakkı gerçek sevenlere
Cümle alem kardeş gelir
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmişiki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Cümle alem birdir bize
Biz dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun
Derviş Yunus söyler sözü
Yaş doludur iki gözü
Bilmeyen ne bilsin bizi
Bilenlere selam olsun
Aşksız adem dünyada belli bilin yok durur
Her biri bir nesneye sevgisi var aşıkdur
Çalabın dünyasında yüz bin türlü sevgi var
Kabul et kendzüne gör kangısı layıkdır
Biri Rahmani’r-rahim biri Şeytan’-racim
Onun yazdığı müzdi sevgüsüne ta’allukdur
Dünyad Puygamber’in başına geldi bu aşk
Tercümanı Cebrail ma’şukası Halik’dır
Ömer ü Osman Ali Mustafa yarenleri
Bu dördünün ulusu Ebu Bekir-i Sıddık’dır
Alem fahri Muhammed Mi’rac’a ağdığında
Çalap’dan dilediği Ümmetine azıktır
Yunus senin ayıbını gözlegil ayrığı ko
Kimsenin ayıbına sen bakmagıl yazıkdır
Her biri bir nesneye sevgisi var aşıkdur
Çalabın dünyasında yüz bin türlü sevgi var
Kabul et kendzüne gör kangısı layıkdır
Biri Rahmani’r-rahim biri Şeytan’-racim
Onun yazdığı müzdi sevgüsüne ta’allukdur
Dünyad Puygamber’in başına geldi bu aşk
Tercümanı Cebrail ma’şukası Halik’dır
Ömer ü Osman Ali Mustafa yarenleri
Bu dördünün ulusu Ebu Bekir-i Sıddık’dır
Alem fahri Muhammed Mi’rac’a ağdığında
Çalap’dan dilediği Ümmetine azıktır
Yunus senin ayıbını gözlegil ayrığı ko
Kimsenin ayıbına sen bakmagıl yazıkdır
Aşksızlara verme öğüt,
Öğüdünden alır değil.
Aşksız kişi hayvan olur,
Hayvan öğüt bilir değil.
Eksik olman ehillerden,
Kaça görün cahillerden.
Tanrı bîzar bahîlerden,
Bahîl dîdâr görür değil.
Boz yapalak devlengece,
Emek yeme erte gece.
Onun işi göstepektir,
Salıp ördek alır değil.
Şah balaban, şâhin doğan,
Zîhî öğmüş onu öğen.
Doğan zaif olur ise,
Doğanlıktan kalır değil.
Kara taşa su koyarsan,
Elli yıl ıslatır isen.
Heman taş gine bayağı,
Hünerli taş olur değil.
Ol iki cihan güneşi,
Zâhir dünyasın değşirdi.
Câhil onu öldü sanır,
Ol Hub sağdır, ölür değil.
Yunus olma câhillerden,
Irak olma ehillerden,
Câhil ne var mümin ise,
Câhillikten kalır değil.
Öğüdünden alır değil.
Aşksız kişi hayvan olur,
Hayvan öğüt bilir değil.
Eksik olman ehillerden,
Kaça görün cahillerden.
Tanrı bîzar bahîlerden,
Bahîl dîdâr görür değil.
Boz yapalak devlengece,
Emek yeme erte gece.
Onun işi göstepektir,
Salıp ördek alır değil.
Şah balaban, şâhin doğan,
Zîhî öğmüş onu öğen.
Doğan zaif olur ise,
Doğanlıktan kalır değil.
Kara taşa su koyarsan,
Elli yıl ıslatır isen.
Heman taş gine bayağı,
Hünerli taş olur değil.
Ol iki cihan güneşi,
Zâhir dünyasın değşirdi.
Câhil onu öldü sanır,
Ol Hub sağdır, ölür değil.
Yunus olma câhillerden,
Irak olma ehillerden,
Câhil ne var mümin ise,
Câhillikten kalır değil.
Ağlıyorsun ha insan oğlu
Daha ısınmadı silah
Namluları sabahlıyor bir gece istekden bir şey
avlıyorsun
Gözün yorumu çabuk alımı hızlı
Kulak tadlarla dinliyor gaflet ağızları
Namluları aralanıyor bir sabah rüyandan bir şey
salıyorsun
Yitti yolun hakkı
Her kadın çıplak kürkler cam her biri beylik
istasyonu
Namluları isyan bir ecel ateşe kayıyorsun
Gıybetleniyor düşünmek dostluk
Soru var içi çelişkisiz ucu dosdoğru adaletli
Namluları kırabilirsen bir ezan arın
Gülüyorsun
Gününü tamam
Namluları kırabililirsen bir ezan arın
Vaktaki bir dem gönlüm
O'nun için mahzun:
Namlular çöker bir takvim. İstek izinli mübarek
Göz yerde sanki kent ıssız
Kulak uzlet
Namlu düşer ol vakit rüyalar gelir kalbe
Kazandın
Her kadın yok. Hepsi komşu sırdaş bazıları
Namlu sarsak. Elin şerbet kasesi
Yeryüzü yıldızlarıyla sema bakış dolu derin
Hikmet buluş her dem yeni
Namlu haslar beyninde sevgi ağzı
Daha ısınmadı silah
Namluları sabahlıyor bir gece istekden bir şey
avlıyorsun
Gözün yorumu çabuk alımı hızlı
Kulak tadlarla dinliyor gaflet ağızları
Namluları aralanıyor bir sabah rüyandan bir şey
salıyorsun
Yitti yolun hakkı
Her kadın çıplak kürkler cam her biri beylik
istasyonu
Namluları isyan bir ecel ateşe kayıyorsun
Gıybetleniyor düşünmek dostluk
Soru var içi çelişkisiz ucu dosdoğru adaletli
Namluları kırabilirsen bir ezan arın
Gülüyorsun
Gününü tamam
Namluları kırabililirsen bir ezan arın
Vaktaki bir dem gönlüm
O'nun için mahzun:
Namlular çöker bir takvim. İstek izinli mübarek
Göz yerde sanki kent ıssız
Kulak uzlet
Namlu düşer ol vakit rüyalar gelir kalbe
Kazandın
Her kadın yok. Hepsi komşu sırdaş bazıları
Namlu sarsak. Elin şerbet kasesi
Yeryüzü yıldızlarıyla sema bakış dolu derin
Hikmet buluş her dem yeni
Namlu haslar beyninde sevgi ağzı
gövdesinden kopmamış kelle
yukarı bakıyor
ağaçta düşüncesi var gibi
gövdesinden kopmuş kelle
hiçbir yere bakmıyor
hiçbir düşüncesi yok gibi
ağacın gövdesi var
kellenin gövdesi yok
sallanıyor yemiş gibi
sarılmış ağaca
saçlarından
kesilmiş insan başı da oluyor
kesilmiş manda başı olduğu gibi
ağaçta düşüncesi olan
o yemişi ağaç vermedi
sen taktın sonradan
kelle avcısı
kellenin pastırma eti
yemiş değil yiyemezsin
kellenin pıhtı kanı
şarap değil içemezsin
ıstırap kesilmemiş kellede olur
kesilmişinde değil
öç alamazsın
yukarı bakıyor
ağaçta düşüncesi var gibi
gövdesinden kopmuş kelle
hiçbir yere bakmıyor
hiçbir düşüncesi yok gibi
ağacın gövdesi var
kellenin gövdesi yok
sallanıyor yemiş gibi
sarılmış ağaca
saçlarından
kesilmiş insan başı da oluyor
kesilmiş manda başı olduğu gibi
ağaçta düşüncesi olan
o yemişi ağaç vermedi
sen taktın sonradan
kelle avcısı
kellenin pastırma eti
yemiş değil yiyemezsin
kellenin pıhtı kanı
şarap değil içemezsin
ıstırap kesilmemiş kellede olur
kesilmişinde değil
öç alamazsın
Ata belinden bir zaman anasına düştü gönül
Hakk’dan bize destur oldu hazineye düştü gönül
Onda beni can eyledi et ü sünük kan eyledi
Dört on günü diyeceğez değirtmeye düştü gönül
Yürür idim ondan pinhan Hakk buyruğu vermez aman
Vatanımdan ayırdılar bu dünyaya düştü gönül
Beni beşige vurdular elim ayağım sardılar
Önden acısın verdiler tuz içine düştü gönül
Günde iki kezçözerler başıma akça dizerler
Ağzıma emcek verdiler nefs kabzına düştü gönül
Bu nesneyi terk eyledim yürümeğe azmeyledim
On iki sünüğ yazarlar elden ele düştü gönül
Oğlan iken sultan kopar kim elin kim yüzün öper
Akıl bana yoldaş oldu sultanlığa düştü gönül
Bu çağ ile sakal biter görenin gül rengi tutar
Güzeller katında biter sev- sevüye düştü gönül
Hayırdan şerri çok sever işlemeğe becid iver
Nefsinin dileğin kovar nefs evine düştü gönül
Kırk beşinde suret döner kara sakala ağ iner
Bakıp heybetin görücek yoldurmağa düştü gönül
Yola gider başaramaz yiğitliğe eli varmaz
Bu nesneleri koyuban yuvanmağa düştü gönül
Oğul aydur bunadı ölmez kız aydur yerinden durmaz
Hiç kendi halinden bilmez haldan hala düştü gönül
Öliceğez şükr edeler çok şüküre erdi gönül
Allah adın zikr ederler çok şüküre erdi gönül
Su getireler yumağa kefen saralar komağa
Ağaç ata bindireler teneşire düştü gönül
Eğer var ise amelin gen olısar sinin senin
Eğer yok ise amelin oddan şarab içti gönül
Yunus anlayıver halin şuna uğrayasar yolun
Bunda elin erer iken hayr işlere düştü gönül
Hakk’dan bize destur oldu hazineye düştü gönül
Onda beni can eyledi et ü sünük kan eyledi
Dört on günü diyeceğez değirtmeye düştü gönül
Yürür idim ondan pinhan Hakk buyruğu vermez aman
Vatanımdan ayırdılar bu dünyaya düştü gönül
Beni beşige vurdular elim ayağım sardılar
Önden acısın verdiler tuz içine düştü gönül
Günde iki kezçözerler başıma akça dizerler
Ağzıma emcek verdiler nefs kabzına düştü gönül
Bu nesneyi terk eyledim yürümeğe azmeyledim
On iki sünüğ yazarlar elden ele düştü gönül
Oğlan iken sultan kopar kim elin kim yüzün öper
Akıl bana yoldaş oldu sultanlığa düştü gönül
Bu çağ ile sakal biter görenin gül rengi tutar
Güzeller katında biter sev- sevüye düştü gönül
Hayırdan şerri çok sever işlemeğe becid iver
Nefsinin dileğin kovar nefs evine düştü gönül
Kırk beşinde suret döner kara sakala ağ iner
Bakıp heybetin görücek yoldurmağa düştü gönül
Yola gider başaramaz yiğitliğe eli varmaz
Bu nesneleri koyuban yuvanmağa düştü gönül
Oğul aydur bunadı ölmez kız aydur yerinden durmaz
Hiç kendi halinden bilmez haldan hala düştü gönül
Öliceğez şükr edeler çok şüküre erdi gönül
Allah adın zikr ederler çok şüküre erdi gönül
Su getireler yumağa kefen saralar komağa
Ağaç ata bindireler teneşire düştü gönül
Eğer var ise amelin gen olısar sinin senin
Eğer yok ise amelin oddan şarab içti gönül
Yunus anlayıver halin şuna uğrayasar yolun
Bunda elin erer iken hayr işlere düştü gönül
İçimde bir fırın var, ateşi yakan ateş,
O ne alev deryası, çiçek bahçesine eş.
O ne alev deryası, çiçek bahçesine eş.
I
Bir ateşli hastalık
Orak ucu gibi geçmiş karnına
Bilinmez rahmet saatı
Birden çıtçıt - çıtçıt - çıt
İsyan davulunu o
Asmış boynuna
Baktı ki bu ölümün ayak sesleri
Darldı mekan
Can çekiliyor ayak uçlarından
Tırnaklar soğuyor hücreler sahipsiz kalıyor
Ve ömründe ilk kez
Başlıyor duaya
Bilinmez ne zaman birden açılır kapı
Korku ve recade cennet yanıkları
Neredeyse ilk kez ömründe başlıyor duaya
Ama aklı önden atıldı
Gönlü bir türlü titreşmedi:
"Hiç yönelmedim Tanrıya" dedi"onca zaman"
"Şimdi ölüm geldi
Yalvarmak boşuna"
Ama ölmedi orak uca çekildi
Ateş
Serin dağ başlarının
Ahu ceylanına benzedi
Dünya güzelleşti şarap lezzet kazandı
Rahmet saatı devrini tamamladı
İsyan davulu boyunda kaldı
Ölüm sanki hiç yokmuş
Olmayacakmışcasına uzağa durdu
Bir vade verilmiştir.
Bu iki fırsat yaratılmıştır
Bir kement atılmıştır
Cehennem soylu
Başını çevirdi gitti öteye
II
Bir ateşli hastalık
Kan kırmızı yuvarlar
Görüyorlar bizi bocalarken karanlıkla
Görüyorlar dördüncü zaman
Ve alemi melekut boyutunda
İzlenirken köşelerden
Hangi gizliden sözedebilirler
Hangi ate kalmadı rezil olmadık
Yoo ben ondan öndeyim
Mahcubluğum
Onun dehşetinden az değil
Ateş
Bulamaçlı bir buğu gibi
Sarıyor tenimi
Bismillah
Bir tertip antibiyotik
Çay
Şu aziz aspirin
Hep çarelere tevessül olarak
Yarab şifa sendendir
Etten ottan değil
Eğer kavi kulların olaydık
Yemeden doyar
Görmek için göz aramaz bakmazdık
Mikroplar
Hastalıklar şifalar
Emrimizde olurdu
Yine de taktirini gözlerdik
Onu yeğlerdik
Bir ateşli hastalık
Eklem ağrıları ve baş
Sanki yerinde değil
Karyolanın yanında bir uçurum hissi
Bahçede
Sularla oynayan çocukların arasına karışmak
Bir ateşli hastalık
Orak ucu gibi geçmiş karnına
Bilinmez rahmet saatı
Birden çıtçıt - çıtçıt - çıt
İsyan davulunu o
Asmış boynuna
Baktı ki bu ölümün ayak sesleri
Darldı mekan
Can çekiliyor ayak uçlarından
Tırnaklar soğuyor hücreler sahipsiz kalıyor
Ve ömründe ilk kez
Başlıyor duaya
Bilinmez ne zaman birden açılır kapı
Korku ve recade cennet yanıkları
Neredeyse ilk kez ömründe başlıyor duaya
Ama aklı önden atıldı
Gönlü bir türlü titreşmedi:
"Hiç yönelmedim Tanrıya" dedi"onca zaman"
"Şimdi ölüm geldi
Yalvarmak boşuna"
Ama ölmedi orak uca çekildi
Ateş
Serin dağ başlarının
Ahu ceylanına benzedi
Dünya güzelleşti şarap lezzet kazandı
Rahmet saatı devrini tamamladı
İsyan davulu boyunda kaldı
Ölüm sanki hiç yokmuş
Olmayacakmışcasına uzağa durdu
Bir vade verilmiştir.
Bu iki fırsat yaratılmıştır
Bir kement atılmıştır
Cehennem soylu
Başını çevirdi gitti öteye
II
Bir ateşli hastalık
Kan kırmızı yuvarlar
Görüyorlar bizi bocalarken karanlıkla
Görüyorlar dördüncü zaman
Ve alemi melekut boyutunda
İzlenirken köşelerden
Hangi gizliden sözedebilirler
Hangi ate kalmadı rezil olmadık
Yoo ben ondan öndeyim
Mahcubluğum
Onun dehşetinden az değil
Ateş
Bulamaçlı bir buğu gibi
Sarıyor tenimi
Bismillah
Bir tertip antibiyotik
Çay
Şu aziz aspirin
Hep çarelere tevessül olarak
Yarab şifa sendendir
Etten ottan değil
Eğer kavi kulların olaydık
Yemeden doyar
Görmek için göz aramaz bakmazdık
Mikroplar
Hastalıklar şifalar
Emrimizde olurdu
Yine de taktirini gözlerdik
Onu yeğlerdik
Bir ateşli hastalık
Eklem ağrıları ve baş
Sanki yerinde değil
Karyolanın yanında bir uçurum hissi
Bahçede
Sularla oynayan çocukların arasına karışmak
Ayaguñ topragın özler bulurken gökde yir kevkeb
İşigüñ cânibin gözler zehî ‘âlî-nazar kevkeb
Egerçi gök yüzinde ahter-i ferhunde-fer çokdur
Kanı hâl-i ruhuñ mânendi bir rûşen güher kevkeb
Ne bilsünler karañuda anuñ göz kıpdugın iller
Gice hâl-i ruhuñla bahs içün gelmiş meger kevkeb
Ne taşlar başdı seng-endâz-ı âhum deyr-i gerdûna
Düşen altun kayalardur degül vakt-i seher kevkeb
Mahabbet dâgı yak sînende ferr-i devlet isterseñ
Bilürsin olmaz ey Bâkî sa’âdet-bahş her kevkeb
İşigüñ cânibin gözler zehî ‘âlî-nazar kevkeb
Egerçi gök yüzinde ahter-i ferhunde-fer çokdur
Kanı hâl-i ruhuñ mânendi bir rûşen güher kevkeb
Ne bilsünler karañuda anuñ göz kıpdugın iller
Gice hâl-i ruhuñla bahs içün gelmiş meger kevkeb
Ne taşlar başdı seng-endâz-ı âhum deyr-i gerdûna
Düşen altun kayalardur degül vakt-i seher kevkeb
Mahabbet dâgı yak sînende ferr-i devlet isterseñ
Bilürsin olmaz ey Bâkî sa’âdet-bahş her kevkeb
Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri,
Dolaşıyor dışarıda, gün batışından beri,
Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime,
Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan,
Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan,
Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırdılar!
Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar,
Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden,
Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden,
Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu,
Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu
Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım
Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım,
Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya,
Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya
Dolaşıyor dışarıda, gün batışından beri,
Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime,
Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan,
Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan,
Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırdılar!
Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar,
Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden,
Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden,
Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu,
Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu
Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım
Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım,
Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya,
Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya
Ayaklarda kalur sünbül o zülf-i nîm-tâbâsâ
Saçuñla bahs iderse başa çıkmaz müşg-i nâbâsâ
Hevâñ içre ezel bir sadme urdı sarsar-ı âhum
Döner dûlâb-ı çarh ol dem bu demdür âsiyâbâsâ
Derûnuñ pür-ma’ârif hem-nişînüñ merd-i ‘ârif kıl
Açılma ey yüzi gül şahs-ı nâ-dâna kitâbâsâ
Kemânçe şekline girdüm elinde mutrib-i ‘aşkuñ
Keş-â-keşden halâs olmaz dahı sînem rebâbâsâ
Zer-efşân ol kef-i ihsân ile seyr eyle ‘âlemde
Cihân-gerd ü cevân-merd-i cihân ol âfitâbâsâ
Yüzüm üzre kadem basmaz cefâ vü cevrden geçmez
Yolında kıldugumdan n’oldı ben cismüm türâbâsâ
Tutarken câmı nâşî gelse tâc ü günbed altında
Mey-i gül-rengi pinhân eyle ey sûfî habâbâsâ
Hasûduñ dürd-i derdin çekme ey Bâkî bu bezm içre
Nedîmüñ yâr-ı hoş-meşreb gerek câm-ı şarâbâsâ
Saçuñla bahs iderse başa çıkmaz müşg-i nâbâsâ
Hevâñ içre ezel bir sadme urdı sarsar-ı âhum
Döner dûlâb-ı çarh ol dem bu demdür âsiyâbâsâ
Derûnuñ pür-ma’ârif hem-nişînüñ merd-i ‘ârif kıl
Açılma ey yüzi gül şahs-ı nâ-dâna kitâbâsâ
Kemânçe şekline girdüm elinde mutrib-i ‘aşkuñ
Keş-â-keşden halâs olmaz dahı sînem rebâbâsâ
Zer-efşân ol kef-i ihsân ile seyr eyle ‘âlemde
Cihân-gerd ü cevân-merd-i cihân ol âfitâbâsâ
Yüzüm üzre kadem basmaz cefâ vü cevrden geçmez
Yolında kıldugumdan n’oldı ben cismüm türâbâsâ
Tutarken câmı nâşî gelse tâc ü günbed altında
Mey-i gül-rengi pinhân eyle ey sûfî habâbâsâ
Hasûduñ dürd-i derdin çekme ey Bâkî bu bezm içre
Nedîmüñ yâr-ı hoş-meşreb gerek câm-ı şarâbâsâ
Uyan yârim, uyan, söndü yıldızlar,
Gün, karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.
Uyan yârim, sesler geldi derinden,
Karanlık oynadı, koptu yerinden;
İlk ışık, kapının eşiklerinden,
Şimdi bir gölgeyi kovmak üzredir.
Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı, kaldı aydınlık,
Bu aydınlık beni boğmak üzredir.
Gün, karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.
Uyan yârim, sesler geldi derinden,
Karanlık oynadı, koptu yerinden;
İlk ışık, kapının eşiklerinden,
Şimdi bir gölgeyi kovmak üzredir.
Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı, kaldı aydınlık,
Bu aydınlık beni boğmak üzredir.
Aydıverem ne kıldığım benim ile ol dil-pezir
Her dem yeni şive ile beni yine kılar esir
Her kancaru bakar isem oldur gözüme görünen
Ol serverin lutfu bizi bu vechile kıldı basir
Ömrüm nice olur ise azaldığım muhal durur
Seyyad elinden kim alır tuzağa düşücek nahçır
Akil isen gelip bana niteliğin sorma onun
Nice nişan aydıblem misli yok onun bi-nazır
Vade olundu kamuya kim bunda göründü ol Kadir
Benim yarim bunda durur bunda göründü ol Kadir
Yunus tevvecüh edeli Ka’be-i aşka can ilen
Oldu mugaylan dikeni ayağı altında harir
Her dem yeni şive ile beni yine kılar esir
Her kancaru bakar isem oldur gözüme görünen
Ol serverin lutfu bizi bu vechile kıldı basir
Ömrüm nice olur ise azaldığım muhal durur
Seyyad elinden kim alır tuzağa düşücek nahçır
Akil isen gelip bana niteliğin sorma onun
Nice nişan aydıblem misli yok onun bi-nazır
Vade olundu kamuya kim bunda göründü ol Kadir
Benim yarim bunda durur bunda göründü ol Kadir
Yunus tevvecüh edeli Ka’be-i aşka can ilen
Oldu mugaylan dikeni ayağı altında harir
Ayırma beni senden Yaradan
Düşüp ölürüm ben bu yaradan
Öldüğüm için ne gussa yerim
Alır canımı yine yaratan
Öldü diyeler gussam yiyeler
Ben bir kuş olam uçam oradan
Ağlama derim şol gözlerime
Kan yaş akıdır ağ u karadan
Yerler mi korum göl eylemedik
Seller akıdıp her bir dereden
Varam kul olam şeyh eşiğine
Hırka giyineni bin bir pareden
Sen bir gül isen ben bülbülüyüm
Düştüm dikene bilmem nereden
Miskin Yunus'un maksudu budur
Ere yârına çıka aradan
Düşüp ölürüm ben bu yaradan
Öldüğüm için ne gussa yerim
Alır canımı yine yaratan
Öldü diyeler gussam yiyeler
Ben bir kuş olam uçam oradan
Ağlama derim şol gözlerime
Kan yaş akıdır ağ u karadan
Yerler mi korum göl eylemedik
Seller akıdıp her bir dereden
Varam kul olam şeyh eşiğine
Hırka giyineni bin bir pareden
Sen bir gül isen ben bülbülüyüm
Düştüm dikene bilmem nereden
Miskin Yunus'un maksudu budur
Ere yârına çıka aradan
Erkenden aşındırır aşkını
Odaların köşelerine zamansız oturur
Duyarsa bir çocuğun
Oyundan çağrıldığını
Başının her seferinde döndüğü kumarı
Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır
Anlarsa yenilen bir kadının
Darda kaldığını
Kendi kendine ardaşak kaçağı
Arada bir bakınır ne yaptığına
Süresiz kapılır tablolara yangelir
Ve oturdu mu bir masaya
Hakkını verir çay içmenin
Bu adam kitapların uçlarına
Çizilmiş itilmiş resim
Korkmadan yaşar tebessüm gösterir
Ağır başıyla nöbet alır
Dağdan kaçar şehri çevirir
Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına
Erkenden aşındırır aşkını
Anlamaz bir kadının
Süresiz kapılıp yangeldiği tablolara
Severek tebessüm attığını
Ağır başıyla kopar dağdan
Nöbet alır şehri devirir.
Odaların köşelerine zamansız oturur
Duyarsa bir çocuğun
Oyundan çağrıldığını
Başının her seferinde döndüğü kumarı
Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır
Anlarsa yenilen bir kadının
Darda kaldığını
Kendi kendine ardaşak kaçağı
Arada bir bakınır ne yaptığına
Süresiz kapılır tablolara yangelir
Ve oturdu mu bir masaya
Hakkını verir çay içmenin
Bu adam kitapların uçlarına
Çizilmiş itilmiş resim
Korkmadan yaşar tebessüm gösterir
Ağır başıyla nöbet alır
Dağdan kaçar şehri çevirir
Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına
Erkenden aşındırır aşkını
Anlamaz bir kadının
Süresiz kapılıp yangeldiği tablolara
Severek tebessüm attığını
Ağır başıyla kopar dağdan
Nöbet alır şehri devirir.
Ayn-i ‘Âlî ol iki nergis-i câdûña fidâ
Yâ zülâl-i lebüñe yâ ruh-ı nîkûña fidâ
Elifi serv gibi bâg-ı mahabbetde bu gün
Kad-i mevzûnuñ ile ol iki bâzûña fidâ
Lâmı erbâb-ı gamuñ kadd-i dü-tâsı mânend
Zülf-i mergûbuñ ile kâkül-i hoş-bûña fidâ
Yâsı her lahza kemânuñ gibi pîçîde olup
Gamuñ okları ile ol iki ebrûña fidâ
Merdüm-i dîde gibi Bâkî kalan noktaları
Ol iki ya kaşuñ altındaki hindûña fidâ
Yâ zülâl-i lebüñe yâ ruh-ı nîkûña fidâ
Elifi serv gibi bâg-ı mahabbetde bu gün
Kad-i mevzûnuñ ile ol iki bâzûña fidâ
Lâmı erbâb-ı gamuñ kadd-i dü-tâsı mânend
Zülf-i mergûbuñ ile kâkül-i hoş-bûña fidâ
Yâsı her lahza kemânuñ gibi pîçîde olup
Gamuñ okları ile ol iki ebrûña fidâ
Merdüm-i dîde gibi Bâkî kalan noktaları
Ol iki ya kaşuñ altındaki hindûña fidâ
bana aynada bir suret göründü
benden başkası
bilmem memleket-i çinden midir
ya maçinden mi
sordum kimsin diye
bir kahkaha atıp
ben çin padişahının kızı
çoktandır aşıkınım dedi
dedim çık
o aynadan
hayalimi çalan
hayalim olmazsa olmasın
yalnız
var olduğuna inanmak için
ellerim sana dokunsun
bana çin padişahının kızı
gelemem
dedi
ancak bir gün
hayalin gibi seni de
bu aynanın içine alıp
kaybolacağım
benden başkası
bilmem memleket-i çinden midir
ya maçinden mi
sordum kimsin diye
bir kahkaha atıp
ben çin padişahının kızı
çoktandır aşıkınım dedi
dedim çık
o aynadan
hayalimi çalan
hayalim olmazsa olmasın
yalnız
var olduğuna inanmak için
ellerim sana dokunsun
bana çin padişahının kızı
gelemem
dedi
ancak bir gün
hayalin gibi seni de
bu aynanın içine alıp
kaybolacağım
Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
yavrum, bugün seni pek üzgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neşeni ne bugün, ne de dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Her gün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm.
yavrum, bugün seni pek üzgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neşeni ne bugün, ne de dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Her gün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm.
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasat yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasat yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Tozludur saçlarım, saçlarımdan
devrilmiş sarayların dumanları savrulur
yüzüm yanıktır
yüreğime bir karanfil sokuludur
ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı
benim göğsüme göğsüme vurup durur.
Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
bahar da sürgülenir içime katranlar da
hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.
Beni sular
kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda
ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular
umutlu sakinlikleri
lohusalıklarıyla.
Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
kökten dallara yürüyen sular gibi
yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne
yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir
dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye
torna tezgahlarında demir.
Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen
yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri
kanla dolar pazuları tarladakinin
hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki
gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm
yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.
Aynı adam Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim
teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş
portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla
anladım neden yorgunluk
gülümserlik getiriyor insana
hayatın bana başat
bana avrat oluşunu öğrendim
işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi
on beşinde bir arkadaş
inancını savunurken yargıca
anladı bulana durula akmakta olan şeyi.
Yürüyorum
azarlanıyorum fışkıran başaklarla
iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu
hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
gözlerim nemli değil.
gözlerim namlu.
(1968)
devrilmiş sarayların dumanları savrulur
yüzüm yanıktır
yüreğime bir karanfil sokuludur
ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı
benim göğsüme göğsüme vurup durur.
Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
bahar da sürgülenir içime katranlar da
hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.
Beni sular
kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda
ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular
umutlu sakinlikleri
lohusalıklarıyla.
Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
kökten dallara yürüyen sular gibi
yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne
yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir
dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye
torna tezgahlarında demir.
Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen
yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri
kanla dolar pazuları tarladakinin
hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki
gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm
yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.
Aynı adam Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim
teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş
portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla
anladım neden yorgunluk
gülümserlik getiriyor insana
hayatın bana başat
bana avrat oluşunu öğrendim
işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi
on beşinde bir arkadaş
inancını savunurken yargıca
anladı bulana durula akmakta olan şeyi.
Yürüyorum
azarlanıyorum fışkıran başaklarla
iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu
hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
gözlerim nemli değil.
gözlerim namlu.
(1968)
Çocukken gün battımı, bir köşede ağlardım;
Nihayet döne döne aynı noktaya vardım.
Nihayet döne döne aynı noktaya vardım.
Ne kadar göz bebeği varsa üst üste gelse
Yine ayrı manzarayı, ayrı görüş herkese..
Yine ayrı manzarayı, ayrı görüş herkese..
Ayrı düşmüş yârinden, bir garibim,
Visalin isteyip hicrana geldim.
Kararım yok cihandan tez giderim,
Bu fani diyara mihmana geldim.
Yusuf’um ben bugün Kenan ilinde,
Mısır’a giderek zindana geldim.
Bülbülüm, gülümden ayrı düşmüşüm,
Dost yoluna canı, kurbana geldim.
Eşrefoğlu Rumi bugün tevbe et!
Yarın demeyesin, pişmana geldim.
Visalin isteyip hicrana geldim.
Kararım yok cihandan tez giderim,
Bu fani diyara mihmana geldim.
Yusuf’um ben bugün Kenan ilinde,
Mısır’a giderek zindana geldim.
Bülbülüm, gülümden ayrı düşmüşüm,
Dost yoluna canı, kurbana geldim.
Eşrefoğlu Rumi bugün tevbe et!
Yarın demeyesin, pişmana geldim.
Hep ayrılık; isteğe varınca istek ölür,
Bir anda ölseler de insanlar tek tek ölür...
Bir anda ölseler de insanlar tek tek ölür...
Akşamı getiren sesleri dinle
Dinle de gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin
Güneşle köye in, beni bırak da
Küçüle küçüle kaybol ırakta
Şu yolu dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin
Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgara salıver gitsin
Dinle de gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin
Güneşle köye in, beni bırak da
Küçüle küçüle kaybol ırakta
Şu yolu dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin
Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgara salıver gitsin
Hangi hissin parmağı dokundu ki, derine,
Düştü bir gizli alev salkımı içerine?
Hangi kabus bastı ki, seni uykularında,
Birdenbire cehennem kaynadı sularında?
Örtüldü baştan başa tenin beyaz bir terle,
Duman duman yayılan incecik köpüklerle.
Hangi dert kaldı, söyle, bağrına üşüşmeyen,
Hangi ölüm şarkısı, bu dilinden düşmeyen?
Hangi öfkeyle yüzün, böyle karıştı yer yer,
Sana yan mı baktılar, bir şey mi söylediler?
Bir şey dinleme artık, artık bir şey dinleme!
Çağır, bütün günahkar ruhları cehenneme!
Karşına, sahil, kaya, insan kim çıkarsa vur!
Vur başına, alemde, kör, sağır, ne varsa vur!
Sal her taraftan, dağdan, gökten, pencereden sal!
Nihayet kala kala dünyada tek kişi kal!
Düştü bir gizli alev salkımı içerine?
Hangi kabus bastı ki, seni uykularında,
Birdenbire cehennem kaynadı sularında?
Örtüldü baştan başa tenin beyaz bir terle,
Duman duman yayılan incecik köpüklerle.
Hangi dert kaldı, söyle, bağrına üşüşmeyen,
Hangi ölüm şarkısı, bu dilinden düşmeyen?
Hangi öfkeyle yüzün, böyle karıştı yer yer,
Sana yan mı baktılar, bir şey mi söylediler?
Bir şey dinleme artık, artık bir şey dinleme!
Çağır, bütün günahkar ruhları cehenneme!
Karşına, sahil, kaya, insan kim çıkarsa vur!
Vur başına, alemde, kör, sağır, ne varsa vur!
Sal her taraftan, dağdan, gökten, pencereden sal!
Nihayet kala kala dünyada tek kişi kal!
Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü.
Bende tek aziz eşya annemin baş örtüsü...
Bende tek aziz eşya annemin baş örtüsü...
Azrail alır canımız
Kurur damarda kanımız
Yuyıcağaz kefenimiz
Saranlara selam olsun
Gider olduk dostumuza
Eremedik kasdımıza
Namaz için üstümüze
Duranlara selam olsun
Sözdür söylenir araya
Kimse döymez bu yaraya
İltüp bizi makbereye
Koyanlara selam olsun
Aşık oldur Hakk'ı seve
Hak derdine kıla deva
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun
Aşık Yunus söyler sözü
Kan yaş ile doldu gözü
Bilmeyenler bilsin bizi
Bilenlere selam olsun
Kurur damarda kanımız
Yuyıcağaz kefenimiz
Saranlara selam olsun
Gider olduk dostumuza
Eremedik kasdımıza
Namaz için üstümüze
Duranlara selam olsun
Sözdür söylenir araya
Kimse döymez bu yaraya
İltüp bizi makbereye
Koyanlara selam olsun
Aşık oldur Hakk'ı seve
Hak derdine kıla deva
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun
Aşık Yunus söyler sözü
Kan yaş ile doldu gözü
Bilmeyenler bilsin bizi
Bilenlere selam olsun
B
Üstüme söverek gel, bayılırım; fakat sövmen bir fikir öfkesine, bir düşünce sinirine bağlı olsun...
Böyle gelebiliyor musun?
Sen, yalnız kendine oyuncak edindiğin mukavva Dünya içinde sahte gerçekler imal edip bunları insanlara yutturmaktan anlıyorsun!
Güvenle gel, biterim; öyle ki, hiçbir desteğin olmasa da güvenindeki heybet bana yeter?
Böyle gelebiliyor musun?
Sen yalnız, arslanın iki ayağı arasına sığınıp, faaliyetine engel gördüğü kediyi rapor eden sıçana benziyorsun!
Fikrin yok, hakikatin yok, bilgin yok, ihlâsın yok, güvenin yok; ve düşün, bunlardan tek tek pay almış olarak ne çapta ahlâkın yok! ..
Böyle olunca, işte böyle perişan olur; ve kalemini vücudunda en uygun kılıfa sokup, suspus, oturursun!
Darısı Bâbıâli yokuşundan inip çıkarken bâb-ı âdi kulübesi sakinlerine mahsus bir eda takınanlara...
(22 Ocak 1962
Böyle gelebiliyor musun?
Sen, yalnız kendine oyuncak edindiğin mukavva Dünya içinde sahte gerçekler imal edip bunları insanlara yutturmaktan anlıyorsun!
Güvenle gel, biterim; öyle ki, hiçbir desteğin olmasa da güvenindeki heybet bana yeter?
Böyle gelebiliyor musun?
Sen yalnız, arslanın iki ayağı arasına sığınıp, faaliyetine engel gördüğü kediyi rapor eden sıçana benziyorsun!
Fikrin yok, hakikatin yok, bilgin yok, ihlâsın yok, güvenin yok; ve düşün, bunlardan tek tek pay almış olarak ne çapta ahlâkın yok! ..
Böyle olunca, işte böyle perişan olur; ve kalemini vücudunda en uygun kılıfa sokup, suspus, oturursun!
Darısı Bâbıâli yokuşundan inip çıkarken bâb-ı âdi kulübesi sakinlerine mahsus bir eda takınanlara...
(22 Ocak 1962
Yaklaşan seherle sözlüsün. Bir zamanlar
Dağ Taş ve toz toprak karlı yollar
Ve buzullar arasında çağlayan sularda
Aracıydın ekmeğine sevgili eşlerinin ve çocuklarının
Evet barışlasın bütün zamanlar
Dar sessizliğe bu dağlar
Bir yamaç kaymasını omuzlarsın yıllarla
Biz ne gülücükler biliriz senden
Ne rahmetler açıldı senden bize
Dağ Taş ve toz toprak karlı yollar
Ve buzullar arasında çağlayan sularda
Aracıydın ekmeğine sevgili eşlerinin ve çocuklarının
Evet barışlasın bütün zamanlar
Dar sessizliğe bu dağlar
Bir yamaç kaymasını omuzlarsın yıllarla
Biz ne gülücükler biliriz senden
Ne rahmetler açıldı senden bize
Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?
Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.
Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kim bilir ve hatta;
Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde...
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?
Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.
Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kim bilir ve hatta;
Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde...
Bağışlagıl kullarının günâhın
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Rahmeylegil işidip âh ü vâhın
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Kimi hayrân ise kimi ayıkdır
Kimi hayvân ise kimi âşıkdır
Kimi yalan ise kimi sâdıkdır
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Kimin dîvânına karşı dursunlar
Kimin eşiğine yüzler sürsünler
Mevlâların koyup kande varsınlar
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Kimi mecnûn ise kimi âkildir
Kimi nâkıs ise kimi kâmildir
Kimi mahcûb ise kimi vâsildir
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Hüdâyî'nin her günâhın bağışla
Ol kemlik etdiyse sen iylik işle
İhsân eyle lâkin etme sağışla
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Rahmeylegil işidip âh ü vâhın
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Kimi hayrân ise kimi ayıkdır
Kimi hayvân ise kimi âşıkdır
Kimi yalan ise kimi sâdıkdır
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Kimin dîvânına karşı dursunlar
Kimin eşiğine yüzler sürsünler
Mevlâların koyup kande varsınlar
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Kimi mecnûn ise kimi âkildir
Kimi nâkıs ise kimi kâmildir
Kimi mahcûb ise kimi vâsildir
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Hüdâyî'nin her günâhın bağışla
Ol kemlik etdiyse sen iylik işle
İhsân eyle lâkin etme sağışla
Ey Allah'ım el senindir kul senin
Daha dün sesler
Hatta insan sesleri
Karın altındaki
Toprağın içindeki köklerde
Toprağın altındaki bitki kökleri
Ne sabırlı bir rüya
Çektikleri
Beklerken kesilirken çürürken
Toprağın dokunulabilir teninde bahar
Yani şöyle (Dönüş yapıyorum)
Biz görenedek
Çiçekler dağlara yamaçlara
Vuranadek
Bahar, derisi altında yaşamanın
Bir inek yayılıyor orda
Bitkilerin karanlığında
Bir sümbül
Yeri hazır
Gelecekte uzak bir iklimden kelimesi
Demir bakır
Tuz granit
Bütün madenler
Suyun büyük çeneli ağzında
- Çalkala
Bahar
O sabah
Hamile bir kurt gibi yürüyor dağlarda
Azığım koynumda
Uçuşan rüzgarda
Bir ipekli fular gibi boynumda
Bahar
Bahar
Celladımızsın sen benim
Yaydığın etlere bak
Yeraltında akıyor esintin
Sesini işitiyorum
Yüreğimden bir adın daha geçiyor
Derken
Serpilip ırmak olacak bir su kalkıyor
Kımıltısız kuru topraktan
Düşünüyorum
Hatta insan sesleri
Karın altındaki
Toprağın içindeki köklerde
Toprağın altındaki bitki kökleri
Ne sabırlı bir rüya
Çektikleri
Beklerken kesilirken çürürken
Toprağın dokunulabilir teninde bahar
Yani şöyle (Dönüş yapıyorum)
Biz görenedek
Çiçekler dağlara yamaçlara
Vuranadek
Bahar, derisi altında yaşamanın
Bir inek yayılıyor orda
Bitkilerin karanlığında
Bir sümbül
Yeri hazır
Gelecekte uzak bir iklimden kelimesi
Demir bakır
Tuz granit
Bütün madenler
Suyun büyük çeneli ağzında
- Çalkala
Bahar
O sabah
Hamile bir kurt gibi yürüyor dağlarda
Azığım koynumda
Uçuşan rüzgarda
Bir ipekli fular gibi boynumda
Bahar
Bahar
Celladımızsın sen benim
Yaydığın etlere bak
Yeraltında akıyor esintin
Sesini işitiyorum
Yüreğimden bir adın daha geçiyor
Derken
Serpilip ırmak olacak bir su kalkıyor
Kımıltısız kuru topraktan
Düşünüyorum
Bahâr oldu yine açıldı güller
Murâda bülbül erdiği zamândır
Safâ buldu ferahnâk oldu diller
Sanasın dağlar u bâğlar cinândır
Saçıldı âb-ı rahmet kâ'inâta
Hayât erişdi eşcâr ü nebâta
Yetişdi her biri tâze hayâta
Basîret ehline günden ayândır
Ademden geldi her biri vücûda(*)
Müsebbih hem kıyâm eyler sücûda
Nihâyet yok atâ vü fazl-ı cûda
Hudâ'nın zât-ı pâkinden nişândır
Hüdâyî lutf-ı Hakk'ı fikr edegör
Kemâl-i fazlına hem şükr edegör
Hudâ'yı cân ü dilden zikr edegör
Ki zikr-i Hak hayât-ı câvidândır
Murâda bülbül erdiği zamândır
Safâ buldu ferahnâk oldu diller
Sanasın dağlar u bâğlar cinândır
Saçıldı âb-ı rahmet kâ'inâta
Hayât erişdi eşcâr ü nebâta
Yetişdi her biri tâze hayâta
Basîret ehline günden ayândır
Ademden geldi her biri vücûda(*)
Müsebbih hem kıyâm eyler sücûda
Nihâyet yok atâ vü fazl-ı cûda
Hudâ'nın zât-ı pâkinden nişândır
Hüdâyî lutf-ı Hakk'ı fikr edegör
Kemâl-i fazlına hem şükr edegör
Hudâ'yı cân ü dilden zikr edegör
Ki zikr-i Hak hayât-ı câvidândır
Bahâristân bahâristân
Güzeldir bâğ ile bostân
Safâ ile edip seyrân
Hemîşe şâd ola dostân
Güzeldir bâğ ile bostân
Safâ ile edip seyrân
Hemîşe şâd ola dostân
Micmer-i zerrîn-i mihri çarh gerdân eyledi
Ûd u ‘anber kıymetin bûy-ı gül erzân eyledi
Bülbül-i şûrîde-dil kıldı niyâz-ı ‘âşıkân
Gonca-i gannâc nâz-ı nâzenînân eyledi
Çıkdı bir yirden sadâ vü sît-ı mürgân-ı çemen
Gûyiyâ etfâl-i mekteb hatm-i Kur’ân eyledi
Mehd-i gülzâr üzre geldi dâye-i ebr-i bahâr
Tıfl-ı gonca agzın açdı meyl-i pistân eyledi
Tagılup cünd-i şitâ feth oldı mülk-i bâg u râg
Leşker-i ebr-i bahârî tîr-bârân eyledi
Irkını kat’ eyledi cünd-i şitânuñ nev-bahâr
Berg-i sûsen hidmet-i şemşîr-i bürrân eyledi
Nevbet-i sûr u sürûr oldı tonandı her nihâl
Nahl-bend-i nev-bahâr eşkâl u elvân eyledi
Nev-’arûs-ı gül gibi pîrâhen-i âl üstine
Lâle dürr-i jaleden gûy-ı girîbân eyledi
Her yaña mektûb uçurdı bâd-ı nev-rûzî yine
Berg-i nesrîni kebûter gibi perrân eyledi
Jâle kıldı her kenârı sâhil-i bahr-i
Aden Lâle hâk-i gülşeni kân-ı Bedahşân eyledi
Zülf-i dil-ber bendine düşmiş gibi âşüfte-hâl
Sünbül-i miskîn ‘aceb kendin perîşân eyledi
Lâle çâk-i pîrehen gösterdi gül çînî kabâ
Bülbül-i şûrîde hây u hûy-ı mestân eyledi
Yakdılar nergisleri etrafa saçıldı şirâr
Bâd âteş-bâzlar gibi gül-efşân eyledi
Lâle hâven yakdı sûsen âsmânîler yine
Şâh-ı gül taht-ı zümürrüd üzre seyrân eyledi
Tutdı etrâfın benefşe mülk-i Mısra döndi bâg
Sandılar seyr eyleyenler Nîl tugyân eyledi
Devr-i gül sanmañ cihânı böyle tezyîn eyleyen
Yümn-i ikbâl-i Hudâvend-i cihânbân eyledi
Şâh-ı ‘âdil Hân Murâd ol kim nesîm-i ‘adl ile
Lutfı bâg-ı ‘âlemi reşk-i gülistân eyledi
Âlemi gül gibi handân itdi devr-i devleti
Ahd-i ‘adli i’tidâl-i mâh-ı nîsan eyledi
Zûr-ı dest-i devleti gürz-i girân-ı satveti
Düşmen üzre hamle-i Sâm u Nerîmân eyledi
Sillesiyle kendüye geldi şecâ’at lâ-cerem
Düşmen-i dîne hücûm-ı şîr-i garrân eyledi
Tâ’atinde baglayup mânend-i Keyhusrev kemer
Hâkim-i Îrân kabûl-i pend-i pîrân eyledi
Abd-i Memlûkî gibi hâk-i cenâbı hıdmetin
Seyyid-i sâhib-velâyet Hân-ı Gîlân eyledi
Turmadı çekdi Sıfâhân semtine bâd-ı sabâ
Hâk-i payın sürme-i eşraf u a’yân eyledi
Bâkîye ez’âfın ihsân eyledi eltâf-ı şâh
Ol kerem kim Şeh Selîm ü Hân Süleymân eyledi
Anlar itdi hâkden eflâke gerçi ser-fırâz
Menzilin şâh-ı cihân eyvân-ı Keyvân eyledi
Hıdmet-i hâk-i cenâbından gelen kadr ü şeref
Ser-firâz-ı ehl-i dil mümtâz-ı akrân eyledi
Husrevâ sen serveri ol şâh-ı şâhân eyleyen
Ben kuluñ erbâb-ı tab’a mîr-i mîrân eyledi
Şeb-çerâg-ı zulmet-i zulm eyledi şemşîrüñi
Çarh-ı gerdân tîguñ elmâsın dırahşân eyledi
Matla’-ı subh-ı zaferden şâhid-i nusret yüzin
Gün gibi âyîne-i tîguñ nümâyân eyledi
Cümle yek-dildür du’â-yı devletüñde kâ’inât
Halk ikbâl-i cenâb-ı pâk-i Yezdân eyledi
Secdegâh itsün cihâna hâk-i dergâhuñ o kim
Âsitânuñ kıble-i ikbâl-i şâhân eyledi
Ûd u ‘anber kıymetin bûy-ı gül erzân eyledi
Bülbül-i şûrîde-dil kıldı niyâz-ı ‘âşıkân
Gonca-i gannâc nâz-ı nâzenînân eyledi
Çıkdı bir yirden sadâ vü sît-ı mürgân-ı çemen
Gûyiyâ etfâl-i mekteb hatm-i Kur’ân eyledi
Mehd-i gülzâr üzre geldi dâye-i ebr-i bahâr
Tıfl-ı gonca agzın açdı meyl-i pistân eyledi
Tagılup cünd-i şitâ feth oldı mülk-i bâg u râg
Leşker-i ebr-i bahârî tîr-bârân eyledi
Irkını kat’ eyledi cünd-i şitânuñ nev-bahâr
Berg-i sûsen hidmet-i şemşîr-i bürrân eyledi
Nevbet-i sûr u sürûr oldı tonandı her nihâl
Nahl-bend-i nev-bahâr eşkâl u elvân eyledi
Nev-’arûs-ı gül gibi pîrâhen-i âl üstine
Lâle dürr-i jaleden gûy-ı girîbân eyledi
Her yaña mektûb uçurdı bâd-ı nev-rûzî yine
Berg-i nesrîni kebûter gibi perrân eyledi
Jâle kıldı her kenârı sâhil-i bahr-i
Aden Lâle hâk-i gülşeni kân-ı Bedahşân eyledi
Zülf-i dil-ber bendine düşmiş gibi âşüfte-hâl
Sünbül-i miskîn ‘aceb kendin perîşân eyledi
Lâle çâk-i pîrehen gösterdi gül çînî kabâ
Bülbül-i şûrîde hây u hûy-ı mestân eyledi
Yakdılar nergisleri etrafa saçıldı şirâr
Bâd âteş-bâzlar gibi gül-efşân eyledi
Lâle hâven yakdı sûsen âsmânîler yine
Şâh-ı gül taht-ı zümürrüd üzre seyrân eyledi
Tutdı etrâfın benefşe mülk-i Mısra döndi bâg
Sandılar seyr eyleyenler Nîl tugyân eyledi
Devr-i gül sanmañ cihânı böyle tezyîn eyleyen
Yümn-i ikbâl-i Hudâvend-i cihânbân eyledi
Şâh-ı ‘âdil Hân Murâd ol kim nesîm-i ‘adl ile
Lutfı bâg-ı ‘âlemi reşk-i gülistân eyledi
Âlemi gül gibi handân itdi devr-i devleti
Ahd-i ‘adli i’tidâl-i mâh-ı nîsan eyledi
Zûr-ı dest-i devleti gürz-i girân-ı satveti
Düşmen üzre hamle-i Sâm u Nerîmân eyledi
Sillesiyle kendüye geldi şecâ’at lâ-cerem
Düşmen-i dîne hücûm-ı şîr-i garrân eyledi
Tâ’atinde baglayup mânend-i Keyhusrev kemer
Hâkim-i Îrân kabûl-i pend-i pîrân eyledi
Abd-i Memlûkî gibi hâk-i cenâbı hıdmetin
Seyyid-i sâhib-velâyet Hân-ı Gîlân eyledi
Turmadı çekdi Sıfâhân semtine bâd-ı sabâ
Hâk-i payın sürme-i eşraf u a’yân eyledi
Bâkîye ez’âfın ihsân eyledi eltâf-ı şâh
Ol kerem kim Şeh Selîm ü Hân Süleymân eyledi
Anlar itdi hâkden eflâke gerçi ser-fırâz
Menzilin şâh-ı cihân eyvân-ı Keyvân eyledi
Hıdmet-i hâk-i cenâbından gelen kadr ü şeref
Ser-firâz-ı ehl-i dil mümtâz-ı akrân eyledi
Husrevâ sen serveri ol şâh-ı şâhân eyleyen
Ben kuluñ erbâb-ı tab’a mîr-i mîrân eyledi
Şeb-çerâg-ı zulmet-i zulm eyledi şemşîrüñi
Çarh-ı gerdân tîguñ elmâsın dırahşân eyledi
Matla’-ı subh-ı zaferden şâhid-i nusret yüzin
Gün gibi âyîne-i tîguñ nümâyân eyledi
Cümle yek-dildür du’â-yı devletüñde kâ’inât
Halk ikbâl-i cenâb-ı pâk-i Yezdân eyledi
Secdegâh itsün cihâna hâk-i dergâhuñ o kim
Âsitânuñ kıble-i ikbâl-i şâhân eyledi
İlkin sakin kiraz bahçeleridir andığım eski günlerden
Şehrin çocuklara mahsus kaydıraklardan olduğu
Fi tarihinde kutsal sözleri kale almadıkları için
Harap bırakılmışlar tabiatüstü güçlerle
Bir kere elime aldım mı çocukluğumu
Üstüne kerametler yazılı derilerde
Geleceği bildiren derilerde
Başlar yeni bir mantığın bağbozumu
Paganini bakışıyla ölümü inkar eden
Anneleri şaşırtan çocukları büyüleyen
Sevimli kahinlikleriyle fakirleri sevindiren
Ve siz ey çingene kadınları
O yıllar savaş yıllarıydı geceleri karartma
Gündüzleri fırın önlerinde birikirdi halk
Biz çocuklarla büyükler arasındaki fark
Bir yanda şehir bir yanda kiraz bahçeleri
Şehrin çocuklara mahsus kaydıraklardan olduğu
Fi tarihinde kutsal sözleri kale almadıkları için
Harap bırakılmışlar tabiatüstü güçlerle
Bir kere elime aldım mı çocukluğumu
Üstüne kerametler yazılı derilerde
Geleceği bildiren derilerde
Başlar yeni bir mantığın bağbozumu
Paganini bakışıyla ölümü inkar eden
Anneleri şaşırtan çocukları büyüleyen
Sevimli kahinlikleriyle fakirleri sevindiren
Ve siz ey çingene kadınları
O yıllar savaş yıllarıydı geceleri karartma
Gündüzleri fırın önlerinde birikirdi halk
Biz çocuklarla büyükler arasındaki fark
Bir yanda şehir bir yanda kiraz bahçeleri
Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış
Nurlu ihtiyarın yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri,
İçi karanlıkla dolu gözleri;
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı,dudaklarında.
Yanan bir kağıtta küçük bir satır
Yazı gibi akşam onu karartır;
Artık o,silinen bir hatıradır,
Bu ıssız bahçenin uzaklarında...
Nurlu ihtiyarın yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri,
İçi karanlıkla dolu gözleri;
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı,dudaklarında.
Yanan bir kağıtta küçük bir satır
Yazı gibi akşam onu karartır;
Artık o,silinen bir hatıradır,
Bu ıssız bahçenin uzaklarında...
Bahr içinde katreyim bahr oldu hayran bana
Ferş içinde zerreyim arş oldu seyran bana
Dost göründü çun ayan kalmadı bir şey nihan
Tufan olursa cihan bir katre tufan bana
Surette ne'm var benim sirettedir madenim
Kopsa kıyamet bugün gelmez perişan bana
Kaf-ı dil ankasıyım sırrın aşinasıyım
Endişelen hasıyım ad oldu insan bana
Niyazi'nin dilinden Yunus'durur söyleyen
Herkese çun can gerek Yunus durur can bana
Ferş içinde zerreyim arş oldu seyran bana
Dost göründü çun ayan kalmadı bir şey nihan
Tufan olursa cihan bir katre tufan bana
Surette ne'm var benim sirettedir madenim
Kopsa kıyamet bugün gelmez perişan bana
Kaf-ı dil ankasıyım sırrın aşinasıyım
Endişelen hasıyım ad oldu insan bana
Niyazi'nin dilinden Yunus'durur söyleyen
Herkese çun can gerek Yunus durur can bana
Bak câm-ı ‘ayşa âyine-i pür-safâ budur
Gel gör habâb-ı sagarı necm-i hüdâ budur
La’l-i nigâra cân disem isbâta kâdirin
Erbâb-ı ‘aşk öñinde bu gün müdde’â budur
Göñlüm akıtdı şimdi beni turmaz agladur
Ol şûh-ı dil-sitân ile hep mâ-cerâ budur
Dil mûy-ı yâri memleket-i Çîne beñzedür
İller sevâd-ı mülk-i Huten dir hatâ budur
Agyâr diñler oldı pes-i perdeden bizi
‘Âlemde ehl-i ‘aşka görinmez belâ budur
Âheng-i âhı turma hemân eyle ey göñül
Sâz u nevâ-yı ‘aşka münâsib hevâ budur
Bâkî kelâmı cümleden a’lâ edâ eder
Hakk-ı suhanda hâsıl efendi edâ budur
Gel gör habâb-ı sagarı necm-i hüdâ budur
La’l-i nigâra cân disem isbâta kâdirin
Erbâb-ı ‘aşk öñinde bu gün müdde’â budur
Göñlüm akıtdı şimdi beni turmaz agladur
Ol şûh-ı dil-sitân ile hep mâ-cerâ budur
Dil mûy-ı yâri memleket-i Çîne beñzedür
İller sevâd-ı mülk-i Huten dir hatâ budur
Agyâr diñler oldı pes-i perdeden bizi
‘Âlemde ehl-i ‘aşka görinmez belâ budur
Âheng-i âhı turma hemân eyle ey göñül
Sâz u nevâ-yı ‘aşka münâsib hevâ budur
Bâkî kelâmı cümleden a’lâ edâ eder
Hakk-ı suhanda hâsıl efendi edâ budur
Ey gönul
Erkanı devlet icre hemet kalmadı
Kimden umarsın kerem
Ehli muruvvet kalmadı
Nefsi nefsine oldu alim
cumlesi hayret dir
Kimseden kimseye
hiç derman ve takat kalmadı
Erkanı devlet icre hemet kalmadı
Kimden umarsın kerem
Ehli muruvvet kalmadı
Nefsi nefsine oldu alim
cumlesi hayret dir
Kimseden kimseye
hiç derman ve takat kalmadı
Bâkî cemâl-i Pâdişeh-i dil-pezîri gör
Mir’ât-i sun’-ı Hazret-i Hayy-i Kadîri gör
Pîr-i ‘Azîz-i Mısr-ı vücûd itdi intikâl
Mîr-i cevân-ı çâpük-i Yûsuf-nazîri gör
Gün togdı şimdi gâyete irdi sepîde-dem
Ruhsâr-ı hûb-ı husrev-i rûşen-zamîri gör
Behrâm-ı vakti gûra yitürdi bu saydgâh
Var işigine hidmet-i Şâh Erdşîri gör
Ber-bâd kıldı taht-ı Süleymânı rûzgâr
Sultân Selîm Hân-ı Sikender-serîri gör
Vardı peleng-i küh-ı vegâ hvâb-ı râhate
Kühsâr-ı kibriyâda turan nerre şîri gör
Cevlâne gitdi ravzaya tâvûs-ı bâg-ı kuds
Ferr-i hümây-ı evc-i sa’âdet-mesîri gör
İkbâl ü baht-ı husrev-i âfâk müstedâm
Rûh-ı revân-ı şâha Tahiyyât ve’s-selâm
Mir’ât-i sun’-ı Hazret-i Hayy-i Kadîri gör
Pîr-i ‘Azîz-i Mısr-ı vücûd itdi intikâl
Mîr-i cevân-ı çâpük-i Yûsuf-nazîri gör
Gün togdı şimdi gâyete irdi sepîde-dem
Ruhsâr-ı hûb-ı husrev-i rûşen-zamîri gör
Behrâm-ı vakti gûra yitürdi bu saydgâh
Var işigine hidmet-i Şâh Erdşîri gör
Ber-bâd kıldı taht-ı Süleymânı rûzgâr
Sultân Selîm Hân-ı Sikender-serîri gör
Vardı peleng-i küh-ı vegâ hvâb-ı râhate
Kühsâr-ı kibriyâda turan nerre şîri gör
Cevlâne gitdi ravzaya tâvûs-ı bâg-ı kuds
Ferr-i hümây-ı evc-i sa’âdet-mesîri gör
İkbâl ü baht-ı husrev-i âfâk müstedâm
Rûh-ı revân-ı şâha Tahiyyât ve’s-selâm
Âlâyiş-i dünyâdan el çekmege niyyet var
Yakında adem dirler bir şehre azîmet var
Uçdı bu fezâlardan mürg-ı dil-i nâlânım
Ârâm idemez oldum efkâr-ı seyâhat var
Nûş eylese bir âşık tâ haşre dek ayılmaz
Bezm-i feleğin bilmem câmında ne hâlet var
Bu hâlet ile ey dil sağ olmada âlemde
Derd ü gam-ı dilberle ölmekte letâfet var
Gitdükçe harâb eyler mülk-i dil-i vîrânı
Dehrün bu cefâsından bir şâha şikâyet var
Ser terkine kâ'ildir dünyâya gönül virmez
Terk ehlinin ey Bâkî başında sa'adet var.
Yakında adem dirler bir şehre azîmet var
Uçdı bu fezâlardan mürg-ı dil-i nâlânım
Ârâm idemez oldum efkâr-ı seyâhat var
Nûş eylese bir âşık tâ haşre dek ayılmaz
Bezm-i feleğin bilmem câmında ne hâlet var
Bu hâlet ile ey dil sağ olmada âlemde
Derd ü gam-ı dilberle ölmekte letâfet var
Gitdükçe harâb eyler mülk-i dil-i vîrânı
Dehrün bu cefâsından bir şâha şikâyet var
Ser terkine kâ'ildir dünyâya gönül virmez
Terk ehlinin ey Bâkî başında sa'adet var.
Bak, ölüm güzü kiskaniyor
simdi issizdir onun sevimli kedisi
ve herkes onun el degmedik yerleri oldugunu saniyor.
uzayor defterine ugrayan kan lekesi
senin kuslarin olurdu mevsimi yolculuklara çagiran
içli tasra kizlarin gizemli eviçleri
kapilarin olurdu korkudan çok denizlere açilan
o denize açilan ellerin nerde simdi?
yine bir güz büyümekte kaninda gölgelerin
o üzünç ordulari tarlalar çignemekte
bak, ölüm güzü kiskaniyor
mevsimi aska çagiran kuslarin nerde senin
güze el degdirmeyen ellerin nerde?
simdi issizdir onun sevimli kedisi
ve herkes onun el degmedik yerleri oldugunu saniyor.
uzayor defterine ugrayan kan lekesi
senin kuslarin olurdu mevsimi yolculuklara çagiran
içli tasra kizlarin gizemli eviçleri
kapilarin olurdu korkudan çok denizlere açilan
o denize açilan ellerin nerde simdi?
yine bir güz büyümekte kaninda gölgelerin
o üzünç ordulari tarlalar çignemekte
bak, ölüm güzü kiskaniyor
mevsimi aska çagiran kuslarin nerde senin
güze el degdirmeyen ellerin nerde?
Donyağından yapılmış sabunların
ürkütüp sindirdiği gözlerim vardı - ağır -
ağır yani çoraplı ve sürgün doğmanın
taşınmaz kıldığı.
Ben şenlikçisiydim pıhtı kanın
keten helvacılardan, bileycilerden
rugan çizme giyilen çağlardan geçerdim
barutun ve susamanın güzelliğiyle
tek yatmanın akmayan yüzüyle geçerdim.
Oraya, göğsüme iliklediğim hayvanı ayartmadan
direnmenin mayasını ellemeye.
Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın
kapardım kapımı gevşeyen bir yanımla
ve hergece yatağımda bir engerek bulmanın
süregen iğrentisiyle dolardım, sesim
öylece - Kusmuk Gibi - kalırdı ağzımda.
Çünkü heryerde bir göğün ufak kaldığı vardı
- akşama özgü göğsümü açardım
ey mutlu seri penceresi doğanın -
heryerde köpeksi koklaşmaların sürüp gittiği vardı
uyurken bir kadına doyar gibi kanardı ayaklarım
kanardı ve bir irin seliyle boğulurdum hersabah.
Oysa babam bilirdi yaşadığını aptes alırdı çünkü
anlatacak şeyleri vardı, eğilip kalkmaları
dualar okuması, doğum sancılarıyla bırakıp gitmesi anamı.
Ah, göğe uzatıyorum bir cumartesiyi
hayın bir çalgıyı kuşanıyorum göğün huysuz kuşlarıyla
GÖK! Bir kahkahaya geçirdikçe dişlerimi
bir tabut kalmıştır akşam olmaya
bir tabut beklenen bir aydınlıktır
beklenen bir ses gibi avlularda.
Anam kirliserin penceresinde doğanın
uykusu ayaklanır kanı birikir saçlarına
gözlerine uyuşuk bir hınç siner artık
ölü bir erkeği almıştır yatağına
o soğuk ölüyü, o kurutulmuş anıyı
birdenbire benim ağzıma takılır herşey
giderim akşama özgü göğsümü açmaya.
Ben nereye adımı yazsam
nereyi göstersem parmaklarımla
orası şapkalar yüklü bir vagondur,
nerede daralmış görsem bir adamı
akşamın güzel buğusunda eli-ayağı tutulmuş
bir çiçeğe uzanırken utandığını görsem
işte iğrentim yayılıyor derim, işte sırtlanlar soluyor ellerimde
kuşlar çoktan kapamışlar tarlalarını.
O zaman bir üzünç aralığında - herkes gibi - başlar korkum.
Ey irin mutluluğu!
Ey durmayıp ağrıyan kemiği usumun!
Uğunursam beni hazdan delirten hayvanın ortasında
ben koşarken derelerde birikirse çocukluğum,
piçliğim birikirse sesimin o hıncahınç boşluğunda
coşkunun en sağlam atıyla geliyorum
sövgüm büyüyor, ağartıyor günümü.
TAN! Ölü bir keçiyle saçlarımı taramanın vaktidir
sarı bir bilincin ötesini ellemek istemenin
bir üzünç aralığındayız artık TAN!
savulun, çıplaklığım geliyor ardımdan.
(1964)
ürkütüp sindirdiği gözlerim vardı - ağır -
ağır yani çoraplı ve sürgün doğmanın
taşınmaz kıldığı.
Ben şenlikçisiydim pıhtı kanın
keten helvacılardan, bileycilerden
rugan çizme giyilen çağlardan geçerdim
barutun ve susamanın güzelliğiyle
tek yatmanın akmayan yüzüyle geçerdim.
Oraya, göğsüme iliklediğim hayvanı ayartmadan
direnmenin mayasını ellemeye.
Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın
kapardım kapımı gevşeyen bir yanımla
ve hergece yatağımda bir engerek bulmanın
süregen iğrentisiyle dolardım, sesim
öylece - Kusmuk Gibi - kalırdı ağzımda.
Çünkü heryerde bir göğün ufak kaldığı vardı
- akşama özgü göğsümü açardım
ey mutlu seri penceresi doğanın -
heryerde köpeksi koklaşmaların sürüp gittiği vardı
uyurken bir kadına doyar gibi kanardı ayaklarım
kanardı ve bir irin seliyle boğulurdum hersabah.
Oysa babam bilirdi yaşadığını aptes alırdı çünkü
anlatacak şeyleri vardı, eğilip kalkmaları
dualar okuması, doğum sancılarıyla bırakıp gitmesi anamı.
Ah, göğe uzatıyorum bir cumartesiyi
hayın bir çalgıyı kuşanıyorum göğün huysuz kuşlarıyla
GÖK! Bir kahkahaya geçirdikçe dişlerimi
bir tabut kalmıştır akşam olmaya
bir tabut beklenen bir aydınlıktır
beklenen bir ses gibi avlularda.
Anam kirliserin penceresinde doğanın
uykusu ayaklanır kanı birikir saçlarına
gözlerine uyuşuk bir hınç siner artık
ölü bir erkeği almıştır yatağına
o soğuk ölüyü, o kurutulmuş anıyı
birdenbire benim ağzıma takılır herşey
giderim akşama özgü göğsümü açmaya.
Ben nereye adımı yazsam
nereyi göstersem parmaklarımla
orası şapkalar yüklü bir vagondur,
nerede daralmış görsem bir adamı
akşamın güzel buğusunda eli-ayağı tutulmuş
bir çiçeğe uzanırken utandığını görsem
işte iğrentim yayılıyor derim, işte sırtlanlar soluyor ellerimde
kuşlar çoktan kapamışlar tarlalarını.
O zaman bir üzünç aralığında - herkes gibi - başlar korkum.
Ey irin mutluluğu!
Ey durmayıp ağrıyan kemiği usumun!
Uğunursam beni hazdan delirten hayvanın ortasında
ben koşarken derelerde birikirse çocukluğum,
piçliğim birikirse sesimin o hıncahınç boşluğunda
coşkunun en sağlam atıyla geliyorum
sövgüm büyüyor, ağartıyor günümü.
TAN! Ölü bir keçiyle saçlarımı taramanın vaktidir
sarı bir bilincin ötesini ellemek istemenin
bir üzünç aralığındayız artık TAN!
savulun, çıplaklığım geliyor ardımdan.
(1964)
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
Baña ‘arz itmesün mihr-i seher ruh
Degül haddüñ gibi ferhunde ferruh
Katı açılmasun devrüñde gonca
İñen ‘arz itmesün gül-berg-i ter ruh
Alınmazdı göñül yâr olmayaydı
Ser-i zülfüñ gibi kec-bâze ger ruh
Tarâvet kesb ider olsañ ‘araknâk
Olur berg-i semenden tâzeter ruh
Dil-i Bâkî nice âbâd olur kim
Yıkar ol gamze-i fettân yakar ruh
Degül haddüñ gibi ferhunde ferruh
Katı açılmasun devrüñde gonca
İñen ‘arz itmesün gül-berg-i ter ruh
Alınmazdı göñül yâr olmayaydı
Ser-i zülfüñ gibi kec-bâze ger ruh
Tarâvet kesb ider olsañ ‘araknâk
Olur berg-i semenden tâzeter ruh
Dil-i Bâkî nice âbâd olur kim
Yıkar ol gamze-i fettân yakar ruh
Baña çok cevr itdügüñ’çün ey sipihr-i bî-vefâ
Âhumuñ dûd-ı kebûdı uydı ulaşdı saña
Eşkümüñ gevherlerin dizdüm işigi taşına
Yâre ‘arz idem diyü silmiş rakîb-i bed-likâ
Gömgök itdi sille-i âhum sipihrüñ sûretin
Gök yüzine bak inanmazsañ eger ey meh-likâ
Gözüme ‘âlem görinmez görmesem ruhsâruñı
‘Ârızuñ mir’âtıdur Âyîne-i âlem-nümâ
‘Aks-i hâl-i ‘ârızından sâkî-i gül-çihrenüñ
Lâle-i sîr-âb olur câm-ı şarâb-ı dil-güşâ
Ruhlaruñvasfında Bâkî bir gazel nazm itdi kim
Ehl-i diller kodılar adını mir’âtü’s-safâ
Âhumuñ dûd-ı kebûdı uydı ulaşdı saña
Eşkümüñ gevherlerin dizdüm işigi taşına
Yâre ‘arz idem diyü silmiş rakîb-i bed-likâ
Gömgök itdi sille-i âhum sipihrüñ sûretin
Gök yüzine bak inanmazsañ eger ey meh-likâ
Gözüme ‘âlem görinmez görmesem ruhsâruñı
‘Ârızuñ mir’âtıdur Âyîne-i âlem-nümâ
‘Aks-i hâl-i ‘ârızından sâkî-i gül-çihrenüñ
Lâle-i sîr-âb olur câm-ı şarâb-ı dil-güşâ
Ruhlaruñvasfında Bâkî bir gazel nazm itdi kim
Ehl-i diller kodılar adını mir’âtü’s-safâ
Bana derdin gerek derdin
Niderem mal ü ni'mayı
Bana aşkın gerek aşkın
Gerekmez özge gavgayı
Yeter bu başta bu sevda
Gerekmez bir dahi gavga
Muhammed Mustafa'dandır
Süre geldim bu sevdayı
Zehi gözler ki görürler
Cemali gülşenin Dost'un
Zehi tuti ve bülbüller
Ederler hoş temaşayı
Melamet yolunu tuttum
Selamet mülküne yetdim
Bu aşıklar makamıdır
Komazlar buna ra'nayı
Beni kodum ana gittim
Anın ile ana yetdim
Bu Rumi kuludur anın
Kim bile bu muammayı
Niderem mal ü ni'mayı
Bana aşkın gerek aşkın
Gerekmez özge gavgayı
Yeter bu başta bu sevda
Gerekmez bir dahi gavga
Muhammed Mustafa'dandır
Süre geldim bu sevdayı
Zehi gözler ki görürler
Cemali gülşenin Dost'un
Zehi tuti ve bülbüller
Ederler hoş temaşayı
Melamet yolunu tuttum
Selamet mülküne yetdim
Bu aşıklar makamıdır
Komazlar buna ra'nayı
Beni kodum ana gittim
Anın ile ana yetdim
Bu Rumi kuludur anın
Kim bile bu muammayı
Gece yanımızda bağrımızda
Bir tomurcuk ıslığı hayat şakrak. Söyle
Bu geç vakit kim tırmalayan kapısını
Gece yanımızda bağrımızda
Kolumda bir ışık gibisin
Yürüyoruz şehre atlılar gibi
Çiçek açan şehre bakıyoruz
Aşk ki bizim berrak gökdelenimizdir
Sargıları açıldı bileklerim zinde
Gözlerim tek tek geçiyor iklimleri
Şanlar içinde
Yabancılar yağıyor sabahları
Netlikle bulduğum sen misin
İçimde akar
O yeraltı suları sen misin
Bu araçlar biraz
Yana kaymalı
Gerçek esvaplar sahi delikanlılar
Mimikler dalışlar birden kavrayışlar
Dokunulmaz ısılarıyla gövden deniz ve martılar
Bir için
Akıyor iki yanında söğütdallarının kavisleriyle
Sevinçlerin
Bir silindir geçiyor üstümüzden
Esneklikle yumşa dayan ağırlıklara
Bakalit unufak oldu
Öfke kırıldı
Serçe öldü
Yalvarıyorum biraz daha
O zift ve zülüf çağında
Gerildi ev
Yorgunluklar ve neş'e
Duvarlar mukavves
Çatı bir eğri kaburga kemiği daha yükleniyor
İşte iki mavi bilye
Elimde aşkın ülkesine yol kağıdım
Bin asırlık başım
Kuzgun saçlarım
Benim için
Aynı yalvarışlarla uzanıyor musun hala
Senin He'n benim Hey'im
Bir tomurcuk ıslığı hayat şakrak. Söyle
Bu geç vakit kim tırmalayan kapısını
Gece yanımızda bağrımızda
Kolumda bir ışık gibisin
Yürüyoruz şehre atlılar gibi
Çiçek açan şehre bakıyoruz
Aşk ki bizim berrak gökdelenimizdir
Sargıları açıldı bileklerim zinde
Gözlerim tek tek geçiyor iklimleri
Şanlar içinde
Yabancılar yağıyor sabahları
Netlikle bulduğum sen misin
İçimde akar
O yeraltı suları sen misin
Bu araçlar biraz
Yana kaymalı
Gerçek esvaplar sahi delikanlılar
Mimikler dalışlar birden kavrayışlar
Dokunulmaz ısılarıyla gövden deniz ve martılar
Bir için
Akıyor iki yanında söğütdallarının kavisleriyle
Sevinçlerin
Bir silindir geçiyor üstümüzden
Esneklikle yumşa dayan ağırlıklara
Bakalit unufak oldu
Öfke kırıldı
Serçe öldü
Yalvarıyorum biraz daha
O zift ve zülüf çağında
Gerildi ev
Yorgunluklar ve neş'e
Duvarlar mukavves
Çatı bir eğri kaburga kemiği daha yükleniyor
İşte iki mavi bilye
Elimde aşkın ülkesine yol kağıdım
Bin asırlık başım
Kuzgun saçlarım
Benim için
Aynı yalvarışlarla uzanıyor musun hala
Senin He'n benim Hey'im
Vatanimda sular akar basibos;
Herkes birbirini kakar, basibos.
Bozkirlardan topal bir tren gecer;
Cocuk, merkep, öküz bakar, basibos.
Yanmaz da yürekler, atese atsan!
Bir kibrit bir orman yakar, basibos.
Tarih, kutuplara kacmis bir fener,
Buz denizlerinde cakar basibos.
Yirmidokuz harflik sözde aydinlar,
Yafta yazar, isim takar, basibos.
Allah'im, sen aci bu saf millete!
Aksam yatar, sabah kalkar, basibos.
Herkes birbirini kakar, basibos.
Bozkirlardan topal bir tren gecer;
Cocuk, merkep, öküz bakar, basibos.
Yanmaz da yürekler, atese atsan!
Bir kibrit bir orman yakar, basibos.
Tarih, kutuplara kacmis bir fener,
Buz denizlerinde cakar basibos.
Yirmidokuz harflik sözde aydinlar,
Yafta yazar, isim takar, basibos.
Allah'im, sen aci bu saf millete!
Aksam yatar, sabah kalkar, basibos.
Zonklayan başım benim, an pıhtısı, cerahat;
Ona yastıkla değil, secde yerinde rahat...
Ona yastıkla değil, secde yerinde rahat...
Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir
Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz
Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
'Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan
Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi
Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN
Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben
Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar
Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil
Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil
Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar
Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim
Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm
Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşmeler gibi
İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri
Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır
Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın
Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının
Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir
Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz
Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
'Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan
Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi
Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN
Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben
Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar
Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil
Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil
Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar
Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim
Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm
Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşmeler gibi
İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri
Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır
Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın
Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının
Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı
Gazel
Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
Bir elifdür sanasan kim yazılur cân içre
Yeridür sîne-i sûzânuma külhan deseler
Anca kim yandı ohun sîne-i sûzan içre
Cânı ten içre ne sahlardum eger bilse idüm
Ki degül gizlü gam-ı lâ'l-i lebün cân içre
Ala gör ohlarını dîdelerümden ey dil
Hayfdur olmaya nâ-geh ite müjgân içre
Çâk gönlüm yarasında yaraşur peykânun
Akd-i şebnem hoş olur gonca-i handân içre
Kaddüne serv demiş goncalarun ta'nından
Duramaz bâd-ı sabâ hîç gülistân içre
Ey Fuzûlî kime sûz-ı dilümi şerh edeyüm
Yoh menüm kimi yanan âteş-i hicrân içre
Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
Bir elifdür sanasan kim yazılur cân içre
Yeridür sîne-i sûzânuma külhan deseler
Anca kim yandı ohun sîne-i sûzan içre
Cânı ten içre ne sahlardum eger bilse idüm
Ki degül gizlü gam-ı lâ'l-i lebün cân içre
Ala gör ohlarını dîdelerümden ey dil
Hayfdur olmaya nâ-geh ite müjgân içre
Çâk gönlüm yarasında yaraşur peykânun
Akd-i şebnem hoş olur gonca-i handân içre
Kaddüne serv demiş goncalarun ta'nından
Duramaz bâd-ı sabâ hîç gülistân içre
Ey Fuzûlî kime sûz-ı dilümi şerh edeyüm
Yoh menüm kimi yanan âteş-i hicrân içre
Güneştir düşen turuncusunda menekşeler sunarım
Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye
Çocuklara kekik toplıyan o sevgiliye
Bir kekik uzatan çocuk anne deyince
Deniz dibinden çatı çeken
Çocuk üstüne arkadaş üstüne
Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner
Değişmiyen o gençliğiyle sevgili
Ölümden sonraki kurtulma gibi
Döner döner de gelir karşıma
Deniz dibinden cıkan ahtapot ölüleri
Eski utanmaları çeker su yüzüne
Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin
Altın hatıralar hükümetinin
Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış
Soy utanc soy anış soy sevgi
Gel artmaz azalmaz ey sevgi
Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye
Çocuklara kekik toplıyan o sevgiliye
Bir kekik uzatan çocuk anne deyince
Deniz dibinden çatı çeken
Çocuk üstüne arkadaş üstüne
Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner
Değişmiyen o gençliğiyle sevgili
Ölümden sonraki kurtulma gibi
Döner döner de gelir karşıma
Deniz dibinden cıkan ahtapot ölüleri
Eski utanmaları çeker su yüzüne
Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin
Altın hatıralar hükümetinin
Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış
Soy utanc soy anış soy sevgi
Gel artmaz azalmaz ey sevgi
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var
Dağlara vardık
Herbirimizin elinde gözleri ışık saçan birer deve
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Dervişlerin
Modern salonlar koltuk takımları büfeler
Baş köşede sadece bakılan bir şamdan gümüş bir sürmedenlik
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Anne çehizlerinin
Sevgililer kapadı toprağını
Çocuklar ne kadar hırçın
Alışverişten dönüyorlar geceleri
Babalar gözlerini dikmiş sanki kutsuyorlar şişeleri
Hepsi bir tek haftada değişebilir:
Dağa gerçek bir gezi
Ellerde yekpare bir deve sakin tabii renkte gözleri
Dervişlik kılık kıyafetten ayrılalı beri
Kim bilirse ki alıp verilen soluklar yalnız değil
Herşey bir tek haftada
Başla deyince başlayabilir
Evler eşyaları atıp insanları çağırabilir
Bir bakarsın ki kadınlar gizlice hafifçe sürmeli gözleri
Sevgililer yayar topraklarını
Delikanlılarda
Boyunlara kadar kızartan damarların
Açılır ilmikleri
Bir vakit diye anlatılır o zaman
Dağ ve şehir diye bölünmüştü insan
O dar buran gavur giysiler
İçlerinde kopralar göğüsleri sıkılıp duran
Ayaklar cepler kafanın içi, elin edip tuttuğu bir mezbele
Bir tek kalp temizce ve sinmiş
Taşırdı kamburu taşırdı kamburu
Bir vakit gelse de acıyla / Hatırlansa zorbela /
Anlatılsa
Herbirimizin elinde gözleri ışık saçan birer deve
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Dervişlerin
Modern salonlar koltuk takımları büfeler
Baş köşede sadece bakılan bir şamdan gümüş bir sürmedenlik
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Anne çehizlerinin
Sevgililer kapadı toprağını
Çocuklar ne kadar hırçın
Alışverişten dönüyorlar geceleri
Babalar gözlerini dikmiş sanki kutsuyorlar şişeleri
Hepsi bir tek haftada değişebilir:
Dağa gerçek bir gezi
Ellerde yekpare bir deve sakin tabii renkte gözleri
Dervişlik kılık kıyafetten ayrılalı beri
Kim bilirse ki alıp verilen soluklar yalnız değil
Herşey bir tek haftada
Başla deyince başlayabilir
Evler eşyaları atıp insanları çağırabilir
Bir bakarsın ki kadınlar gizlice hafifçe sürmeli gözleri
Sevgililer yayar topraklarını
Delikanlılarda
Boyunlara kadar kızartan damarların
Açılır ilmikleri
Bir vakit diye anlatılır o zaman
Dağ ve şehir diye bölünmüştü insan
O dar buran gavur giysiler
İçlerinde kopralar göğüsleri sıkılıp duran
Ayaklar cepler kafanın içi, elin edip tuttuğu bir mezbele
Bir tek kalp temizce ve sinmiş
Taşırdı kamburu taşırdı kamburu
Bir vakit gelse de acıyla / Hatırlansa zorbela /
Anlatılsa
Be hey kardaş hakk'ı bulammı dersin,
Hakk'a yarar amel işlemeyince
Tarikat sırrına eremmi dersin,
Kamil mürşid sana söylemeyince.
Özenirsen gardaş, tevhide özen.
Tevhiddir nefsinin kal'asın bozan
Hiç kendi kendine kaynarmı kazan
Çevre yanın ateş eylemeyince.
Değme kişi gönül evin düzemez
Hakk'ın taktirini kimse bozamaz.
Tarikat ummandır dalıp yüzemez,
Aşkın deryasını boylamayınca.
Aşkım galip geldi yüreğim harlar
Aşık olan ar-ı namusu neyler
Behey yunus sana söyleme derler
Ya ben öleyimmi söylemeyince.
Hakk'a yarar amel işlemeyince
Tarikat sırrına eremmi dersin,
Kamil mürşid sana söylemeyince.
Özenirsen gardaş, tevhide özen.
Tevhiddir nefsinin kal'asın bozan
Hiç kendi kendine kaynarmı kazan
Çevre yanın ateş eylemeyince.
Değme kişi gönül evin düzemez
Hakk'ın taktirini kimse bozamaz.
Tarikat ummandır dalıp yüzemez,
Aşkın deryasını boylamayınca.
Aşkım galip geldi yüreğim harlar
Aşık olan ar-ı namusu neyler
Behey yunus sana söyleme derler
Ya ben öleyimmi söylemeyince.
kendi göklerimden indim
kendi duvarlarıma
konduğum duvarlar yıkılsın
bahtiyâaar
havuzlarımda birkaç damla su içip
ağaçlarımın çiçekli dallarına uçtum
konduğum dallar kurusun
bahtiyâaar
seni bahçelerimde uyuttum
seni duvarlarımda sakladım
havuzlarıma güneşler vurduğu zaman
gözlerini açıp bana gülerdi
bahtiyâaar
kendi duvarlarıma
konduğum duvarlar yıkılsın
bahtiyâaar
havuzlarımda birkaç damla su içip
ağaçlarımın çiçekli dallarına uçtum
konduğum dallar kurusun
bahtiyâaar
seni bahçelerimde uyuttum
seni duvarlarımda sakladım
havuzlarıma güneşler vurduğu zaman
gözlerini açıp bana gülerdi
bahtiyâaar
Behey bülbül nedir feryâd
Var eyle Hak'dan istimdâd
Hudâyı yâd et olma yâd
Kul ol kim olasın âzâd
Karîn-i nefs-i emmâre
Karîb olur beğim mâre
Çeker ol sâhibin nâre
İşi dâ'im olur ifsâd
Hitâb-ı irci'î erse
Gönül matlûbunu bulsa
Sarây-ı vahdete girse
Olurdu kadr ile a'yâd
Acebdir hikmet-i Mevlâ
Kimi ednâ kimi a'lâ
Kimi Mecnûn kimi Leylâ
Kimi Şîrîn kimi Ferhâd
Hüdâyî yalvar Allâh'a
Yüz ur ol âlî dergâha
Şu kim meyleylemez câha
Dil ü cânı olur âbâd
Var eyle Hak'dan istimdâd
Hudâyı yâd et olma yâd
Kul ol kim olasın âzâd
Karîn-i nefs-i emmâre
Karîb olur beğim mâre
Çeker ol sâhibin nâre
İşi dâ'im olur ifsâd
Hitâb-ı irci'î erse
Gönül matlûbunu bulsa
Sarây-ı vahdete girse
Olurdu kadr ile a'yâd
Acebdir hikmet-i Mevlâ
Kimi ednâ kimi a'lâ
Kimi Mecnûn kimi Leylâ
Kimi Şîrîn kimi Ferhâd
Hüdâyî yalvar Allâh'a
Yüz ur ol âlî dergâha
Şu kim meyleylemez câha
Dil ü cânı olur âbâd
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?
Sen, kaçan ürkek ceylânsın dağda,
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
Oyuncak kırılır, haydi, ya insan,
Nasıl parçalanır, nasıl bölünür?
Söylerler, mezara kulak dayasan;
Bir daha ölmemek için ölünür.
Çekilmez akılda bu kadar sancı;
Akıl bir küçük diş, at, kurtulursun!
Ölmemenin olsa gerek ilacı;
Eski rafta ara, belki bulursun! ..
1972
Nasıl parçalanır, nasıl bölünür?
Söylerler, mezara kulak dayasan;
Bir daha ölmemek için ölünür.
Çekilmez akılda bu kadar sancı;
Akıl bir küçük diş, at, kurtulursun!
Ölmemenin olsa gerek ilacı;
Eski rafta ara, belki bulursun! ..
1972
BEN, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin...
BEN, yankısından kaçan çocuk kendi sesinin...
BEN, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
Allah'ın körebesi, cinlerin padişahı...
BEN, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
BEN tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların...
BEN, kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda...
BEN, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir...
BEN Allah diyenlerin boyunlarında vebal;
BEN bugünküne mazi, yarinkine istikbal...
BEN, BEN, BEN; haritada deniz görmüş, boğulmuş;
Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş...
Hep BEN, ayna ve hayal, hep BEN, pervane ve mum;
Ölü ve Münker-Nekir, başdönmesi uçurum...
BEN, yankısından kaçan çocuk kendi sesinin...
BEN, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
Allah'ın körebesi, cinlerin padişahı...
BEN, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
BEN tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların...
BEN, kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda...
BEN, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir...
BEN Allah diyenlerin boyunlarında vebal;
BEN bugünküne mazi, yarinkine istikbal...
BEN, BEN, BEN; haritada deniz görmüş, boğulmuş;
Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş...
Hep BEN, ayna ve hayal, hep BEN, pervane ve mum;
Ölü ve Münker-Nekir, başdönmesi uçurum...
Ben bir aceb ile geldim
Kimse halim bilmez benim
Ben söylerim ben dinlerim
Kimse dilim bilmez benim
Benim dilim kuş dilidir
Benim ilim dost ilidir
Ben bülbülüm dost gülümdür
Bilin gülüm solmaz benim
Ol dost bana gelsin demiş
Sundum kadeh alsın demiş
Aldım kadeh içtim şarap
Ayruk gönlüm ölmez benim
Ne durum var ne durağım
Hiç yerde yoktur kararım
Hakk'a münacat etmeğe
Belli yerim olmaz benim
Sor durduğum yeri bana
Gelirsen gösterem sana
Bir zerrece Hak'tan ayrı
Gözüm nesne görmez benim
Tur dağında bir tecelli
Gör Musa'ya neler kıldı
Yunus eydür Hak katında
Sözüm geri kalmaz benim
Kimse halim bilmez benim
Ben söylerim ben dinlerim
Kimse dilim bilmez benim
Benim dilim kuş dilidir
Benim ilim dost ilidir
Ben bülbülüm dost gülümdür
Bilin gülüm solmaz benim
Ol dost bana gelsin demiş
Sundum kadeh alsın demiş
Aldım kadeh içtim şarap
Ayruk gönlüm ölmez benim
Ne durum var ne durağım
Hiç yerde yoktur kararım
Hakk'a münacat etmeğe
Belli yerim olmaz benim
Sor durduğum yeri bana
Gelirsen gösterem sana
Bir zerrece Hak'tan ayrı
Gözüm nesne görmez benim
Tur dağında bir tecelli
Gör Musa'ya neler kıldı
Yunus eydür Hak katında
Sözüm geri kalmaz benim
Ben bu aşka düşeli
Allaha bilişeli
Eli yeşil asalı
Bize dervişler gelir
Dervişler sürer safa
Hükm eder kaftan kafa
Bile gelir Mustafa
Bize dervişler gelir
Yedilerle Kırklarla
Ak sakallı pirlerle
Yüzü balkır nurlarla
Bize dervişler gelir
Asaları elinde
Hakkın zikri dilinde
Teşbihleri belinde
Bize dervişler gelir
Bölük bölük dervişler
Hakkın buyruğun işler
Yunus eydür kardeşler
Bize dervişler gelir
Allaha bilişeli
Eli yeşil asalı
Bize dervişler gelir
Dervişler sürer safa
Hükm eder kaftan kafa
Bile gelir Mustafa
Bize dervişler gelir
Yedilerle Kırklarla
Ak sakallı pirlerle
Yüzü balkır nurlarla
Bize dervişler gelir
Asaları elinde
Hakkın zikri dilinde
Teşbihleri belinde
Bize dervişler gelir
Bölük bölük dervişler
Hakkın buyruğun işler
Yunus eydür kardeşler
Bize dervişler gelir
Ben derd ile ah ederim derdim bana derman imiş
İster idim hasret ile dost yanımda pinhan imiş
Kanda idim fikr ederim göğe bakıp şükrederim
Dost benim gönlüm evinde tenim içinde can imiş
Sanırdım kendim ayrıyım dost gayrıdır ben gayrıyım
Beni bu hayale salan bu sıfatı insan imiş
İnsan sıfatı kendi Hak insadadır Hak doğru bak
Bu insanın sıfatına cümle alem hayran imiş
Her kim ol insanı bile hayvan ise insan ola
Cümle yaradılmış kula insan dolu sultan imiş
Tehvid imiş cümle alem tehvidi bilendir Adem
Bu tevhidi inkar eden öz canına düşman imiş
İnsan olan buldu Hakk’ı meclis onun oldur saki
Hemen bu bi-çare Yunus aşk ile aşına imiş
İster idim hasret ile dost yanımda pinhan imiş
Kanda idim fikr ederim göğe bakıp şükrederim
Dost benim gönlüm evinde tenim içinde can imiş
Sanırdım kendim ayrıyım dost gayrıdır ben gayrıyım
Beni bu hayale salan bu sıfatı insan imiş
İnsan sıfatı kendi Hak insadadır Hak doğru bak
Bu insanın sıfatına cümle alem hayran imiş
Her kim ol insanı bile hayvan ise insan ola
Cümle yaradılmış kula insan dolu sultan imiş
Tehvid imiş cümle alem tehvidi bilendir Adem
Bu tevhidi inkar eden öz canına düşman imiş
İnsan olan buldu Hakk’ı meclis onun oldur saki
Hemen bu bi-çare Yunus aşk ile aşına imiş
Ben dervişim diyen kişi
Gaye gönül verme sakın
Canını aşk odu sanup
Nefs oduna urma sakın
Aşk odu âşıklar canın
Yakar dosta ulaştırır
At canını aşk oduna
İki sanup durma sakın
Aşk denizi derin olur
Yüz bin yüzgeçler boğulur
Kenarı yok bu denizin
Çıkam deyu sorma sakın
Bu denizin yüzgeçleri
Cansız olur bahrileri
Can terkini urmayınca
Bu denize girme sakın
Bahrisisin bu denizin
Eşrefoğlu Rumî sen de
Az az çıkar aşk gevherin
Kend'özünü yorma sakın
Gaye gönül verme sakın
Canını aşk odu sanup
Nefs oduna urma sakın
Aşk odu âşıklar canın
Yakar dosta ulaştırır
At canını aşk oduna
İki sanup durma sakın
Aşk denizi derin olur
Yüz bin yüzgeçler boğulur
Kenarı yok bu denizin
Çıkam deyu sorma sakın
Bu denizin yüzgeçleri
Cansız olur bahrileri
Can terkini urmayınca
Bu denize girme sakın
Bahrisisin bu denizin
Eşrefoğlu Rumî sen de
Az az çıkar aşk gevherin
Kend'özünü yorma sakın
Ben dervişim diyene, bir ün edesim gelir
Seğirdüben sesine, varıp yetesim gelir
Sırat kıldan incedir, kılıçtan keskincedir
Varıp anın üstüne, evler yapasım gelir
Altında gayya vardır, içi nar ile pürdür
Varuben ol gölgede, biraz yatasım gelir
Oda gölgedir deyu, ta'n eylemen hocalar
Hatırınız hoş olsun, biraz yanasım gelir
Ben günahımca yanam, rahmet suyunda yunam
İki kanat takınam, biraz uçasım gelir
Andan Cennete varam, Cennette huriler görem
Huri gılmanı, bir bir koşasım gelir
Derviş Yunus bu sözü, eğri büğrü söyleme
Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir
Seğirdüben sesine, varıp yetesim gelir
Sırat kıldan incedir, kılıçtan keskincedir
Varıp anın üstüne, evler yapasım gelir
Altında gayya vardır, içi nar ile pürdür
Varuben ol gölgede, biraz yatasım gelir
Oda gölgedir deyu, ta'n eylemen hocalar
Hatırınız hoş olsun, biraz yanasım gelir
Ben günahımca yanam, rahmet suyunda yunam
İki kanat takınam, biraz uçasım gelir
Andan Cennete varam, Cennette huriler görem
Huri gılmanı, bir bir koşasım gelir
Derviş Yunus bu sözü, eğri büğrü söyleme
Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir
Sis boruları ötmeğe başladı yavrular
Şimdi oradalar - Aşk delice kımıldamalı yatağından
Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından
Üstüne alevleri alarak
Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak
Sen kanın damarlara tutunamadığı anlardan
Beni karnınla
Bir göz boğuşmasına daha kandırarak
Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla
Üzülmüş
Belki dünya ile horlanmışım
Ansızın çık oradan görün orada
Bu siyah basmış kara akar deme -
Başka olmalı gövdemi denetleyişin
aşka hazır olan
... LARDAN. OKADIN'lardan
Halk aşksızsa sokaklar
banka dükkânlarıyla doludur
Ellerimi kâlb olmayan sularla
ıslamaya alışır o kızlar
- işte artık kaçmak - işte durmadan karşımızdayken bile -
- ılık ev girintileri
gizlesin daha köprüler
karanlık bedenleri
Her şey onlara göre - yamandırlar
Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle
Senin Asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın
Asya Asya ve Asya diye yalvarışın
Sana ansızın alın yazımı ve kendimi ekliyorum
Aşka hazır aşka aç ve davetli
Ansızın melek bekliyorum
Asya ile ayağa kalkan
Melekler ellerinde gelenekle
İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar
Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine
Nar doğuran - dikkatle nar doğuran
Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran
Nazlı baharlarla
Hiç ağlanmadı
'Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez
Anlaşılır
Ne yavuz kışlar
Kurt sıyrığı ayazlarla
Ne evren depdebesi bahar
Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla
Ayrıca söylenmez
'Biz çetin adamız ha'
Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar
Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle
İkiye yarıldım
Sen meleksi kadın bu gece
1000 yıl adına bilinmekle
Sen melek uyarmalarıyla
Uyarılan erkek
Bu gece bir şehvet azarladı
Hayvan kovdun
Yatağını yüceltenlerden oldun
Şimdi ev gebedir
Dağ kuşlukla uyanır - varsın uyansın -
Önce hafif bir uyku sisi
Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır
Daim
Melek kanatlarında hava görünmez
Uzaklar yinede görülür
Ay dostlukla anılan bir komşu evidir
Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü
İşte o kavim göçü
Dağlar ilk kez bizi
Çıplak ete kavuşun aşk sandı
Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen
Ilık bir hava bürüyen
Gözleri o - rengarenk gözleri çocuk gözleri develerin
Çözülür ayakları
Kavim bu
Boynuna kan yürümüş
(Gözüne bir şey görünmüş)
- Nedir o görünen / susalım /
Hayat her zerresi uyarılmış gibidir
- Çok acele
Kâlb bir bohçanın içinde atmaktadır
Omurgasından mızrakyürüyor kavmin boynuna
Develer en som bir duruşla - Raptedilmiş
Çocuklar ağızlarında Ey Nazlı Ölüm
Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla
Bütün bunlar nedir - sorulsa
Sorusuna
Ne can ne cevap kalmıştır
Kavim donmuş deve mıhlanmış
Kadın ateşle ateş doğumdan önce
Sığırlar kendi kendileriyle
Göz göze kalmıştır
Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama
Kendine varılan ilklim ve toprak
/ VAKİTTİR / namaza durmuştur
Bin bireydir kavim
Bir tür kararla eğrilip doğulmakta
Her candan bir cana
Bir candan bir cana
Sonsuza değin
Bir tavır bolluğudur kavim ama
Nihayet vaktidir VAKİT
Bu duruş en zarifi duruşların
Gidip endamlı dağlara
Beğendirmek için yeni gelinleri
O iklim kullanılır hep
İnsanın en bilgelerini
Onlarla karşılanmak için baharda
İklim aranır herşeyden önce her olayda
Şerbet taslarında
Bir topak okunmuş şeker dedenin avcunda
Genç bir kız kadar ağırdır
Bileceksin ey çocuk
Tatmıştın onu geçen baharda da
Kavim uyanan toprağı
Karşılarken - Uyanıktır -
Kavim Toprağı
Devirirken - Uyanıktır -
Kavimden biri varırken toprağa
- Uyanıktır O ve Kavim
Vardıktan sonra toprağa
Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır
O anne gibi verimlidir besmele çocuk için
O erkek
Karpuz dilimi gibi ortadadır
O en yaşlı gelin
Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir
O kavim için
'Kışları göç içinizedir' buyuruluyor
Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir
Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın
Yer ötesi ve yer eşit alınsın
Kadın ve erkek eşit durmaktadır - kadın arkadadır
İnsan hayada ve tanrıdadır
Ki kış ortasında kardan - bir duayla sıyrılıp
O derviş ağaç kupkuru dallarında
O meyvayı büyütüyor
O tiyek
Bir salkım - müthiş - üzüm
Uykuya tez doyanlar için
Saçlar uçuşur havalara sevinçle
şarkı şarkı içine
Cenkle bir üstün haberleşme ile
İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle
O coşkun mutlu savaş dülgerleri
Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar
Şimdi de açtılar
İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri
Deniz yüce bir soluk denizlidir - rotalar denizin kendisinedir
Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna
Bütün bir ömür ağartmıştır
Işıklar çoğalıyor içimizden birine
kime bu davet
Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri
Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar
- Rüzgar nereden eserse essin güzeldir
Alevler bir ayrı alemdir
Dirlik sevinçtir - göç içimizedir.
Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde
Sevine sevine
Sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına
Aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına
İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım
Yöremde mor lekeler gibi duran
Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden
Bütün meleklerden bir melek
- Bak diyor bakıyorum
ve bak diyor
Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor
İlkel bir sevinç destan ve kan
şiir en safından
sonra soyut heykeller
Hiç düşman yok - üzgün söyleniyor
- Olmayacak mı hiç
Eziyor gururum onları
- Görün ey güzel düşman ey güzel düşman
Saraylarda geçti ömrüm seninle
Yüzüm aydınlık bakar elemlere
Yangın yerlerine
Coşkuyla selamladım bütün bayrakları
Düşman kadınlarını
Tanrım bu dağları da sen yarattın
Bana kattın
Bir bir okşadım
Sema yapan kırları
Alemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz
Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin
çadırlarına
Develer de tutuştu
Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim
arkasında bütün devinimler
Kum kendi raksında beden aynı raksda
Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır
Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır
Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır
Kalb başa ve guddeye en yakın sırlara göre
Kumu ve balçıklı toprağı
Ağacın ve kayanın dizilimini
O tek kuşun yalnızca süzülüşü
Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü
Dinliyor kumu balçıklı toprağı
Ağacı kayayı ve kuşu
Uyku beladır göç içinizedir
Sabır ve zaman içinizdedir
Kadın ve çocuk içiçedir
Güneş vurmuyor- öyle söyleyin - üzerine döşeklerimizin
- Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına
(İşte böyle söyleyin)
Öyle ki o kadınlar
Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına
Melekler kırmızı yanar
Kalbe tutuşan herşey kırmızıdır
Hele kalb hazırsa
"kentten" bir er kalkar - Onun eri
Kollar semayı deryayı korkularından
Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza
Söyleyelim ya hay ya huu
- Yolları aydınlık kıl Yaradan
Kanla bir sabah
Akşam kanla
'... ateş.. ve öldüm...' deniyor
- Oysa sorular verilmişti ona
Sorular yığılmış
aynı kaynaktan olana
Işık ve karanlık hakkında
Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi
- Ateş ve öldün uykuyla
- Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara
Taze doğanlara
Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona
'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim
Yorgun geldim savaşmadım ama
Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim'
'Biz artık
Gitmeliyiz dağımıza'
- Hayır olmaz
Durmalıyız burada şahinim
'Kezzap içsem
Daha kuvvetle can çekişirdim'
(dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi
Heykel bekliyen kımıldamış
Abesle elele ahbab gibi
Avazı çıkınca bağırmıştır
- Durmadan deniyor ki vatanım neredir
Heykel ne diyor
Konuşmaz heykel
Felçtir
Karşılıklı
- Kaslarımız karşılıklı kasılsın
Olsun
- (Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında
- Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da
Diyor ki diyor ki
Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir
Kırbaçla ayağa kalkarlardı
'biz artık... anneciğim.. dağımıza..'
ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad
..ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları
Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman
Anne onları kapıya kadar uğurla gel
Delinen böğrüme bir sed geçer
'yapmayın yapmayın' çığlıkları
Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım
Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar
londra moskova vaşington berlin pekin
hava ceryanları sarsılan ikindiler
korkularımız intihar dönemlerinde
kötü bir alışkanlık peyda olmuştur
bağ budama hasat zekat
evlenme hoş görme
Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru
- İnce bir düşman yönelmiştir
- Hayır içimizden yönelmiştir
- Oh oh dıştan yönelmiştir
- Dıştan ve içten mi yönelmiştir
- Ne yönelmiş ne yönelememiştir
- Yönelememiş önele Miş
'Ey örtülerle donatılmış Mustafa'
- Oğlum sen artık
şarapnel gibi yağmalısın
düşmanı güzelce vurmulısın
'...biz artık dağımıza.. anneciğim..'
(Komşudan o ölü de kalktı
Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı)
(Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış
bir taş yığınıdır.-onların yerine bilardo masaları konmuştur-
şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar)
-Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller
Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler
Ey aşk /.. ve ey aşk mı dedin../
Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri
Gücendirilmiş gibi kayboldun
Yerine piç döller yolladın
Komşudan o ölü de kalktı
Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar
Kaş ve kalb zorla - kıvranarak
Erkeklik ve kadınlık
Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler
Bir değişime gibidir azrail -
Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar
O yere o ölü
insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır
alın kımıldasın
kâlb kıvransın
Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi
Bütün köy kımıldayacaktır / göl gibi
Azrail devinimle çevirir bir gölü
Bir insan kası - kadını kavrayan elleri
mezar kazar toprak karşı komaz aralanır
İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak
- Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençberlik ettin
Güneşin alnında bakır gibi göverdin
Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak
- ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası
hacı izzet süleyman oğlu hey
nice öldün
neyledin
nasıl becerdin
Köyden o ölü kalkar
Süslenmiş kordelalar takılmış bir koç
Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir
Bayram değil seyrandır
Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir
Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektir
Köyden o ölüde kalktı
- Sen de kalk hayvan sesleriyle yuvarla
Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak
Kasabaya bir ölü haberi uçursun
Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selası
/. Ölü ilk müezzin - minare uyarlamalarıyla dirilmektedir
Köyden kasabayı dürtmektedir. /
Bedir efendi durur selayı dinler - Kim'ola -
- (Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk
(Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım)
(Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar)
(O ufak çocuklardık - Bakışları)
(Olmaza karşı koyuşları)
(Şimdi köy acı'dan eğilmiştir)
(Ben ölümle eğiliyorum)
(Barsakları düğümlendi koyunlarımın)
Bedir efendi durdu selayı dinledi - Kim'ola -
Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar
Daha ilk namesinden alırlar ölüyü
Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak
Yokuşlara bir nefeste bayılırlar
- Öyle bir çocuk tanıdım
Karşılışınca başka çocuklarla hızlandı
Minarenin kapısında bir çocuk halkası
Müezzinle inecektir ölü
Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye
Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk
Kutlu çocuktur
Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük
Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde
Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış
Yeniden serpilmeye başlamıştır
Süleyman oğlu hacı izzet evlere
bir sepet incir gibi dağıldı
evlere süleyman oğlu hacı izzet
Müezzin kıs kıs gülmektedir
kasabada evler - bir hacı izzetin varlığını bilmemekten -
keder içindedir
nine: kim'ola hacı izzet
birazdan halk top gibi patlar
- kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş
- oh oh bülbüllüdenmiş
bütün evlere şimdi büyük
büyük bir memnunluk çağlamaktadır
Şimdi oradalar - Aşk delice kımıldamalı yatağından
Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından
Üstüne alevleri alarak
Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak
Sen kanın damarlara tutunamadığı anlardan
Beni karnınla
Bir göz boğuşmasına daha kandırarak
Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla
Üzülmüş
Belki dünya ile horlanmışım
Ansızın çık oradan görün orada
Bu siyah basmış kara akar deme -
Başka olmalı gövdemi denetleyişin
aşka hazır olan
... LARDAN. OKADIN'lardan
Halk aşksızsa sokaklar
banka dükkânlarıyla doludur
Ellerimi kâlb olmayan sularla
ıslamaya alışır o kızlar
- işte artık kaçmak - işte durmadan karşımızdayken bile -
- ılık ev girintileri
gizlesin daha köprüler
karanlık bedenleri
Her şey onlara göre - yamandırlar
Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle
Senin Asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın
Asya Asya ve Asya diye yalvarışın
Sana ansızın alın yazımı ve kendimi ekliyorum
Aşka hazır aşka aç ve davetli
Ansızın melek bekliyorum
Asya ile ayağa kalkan
Melekler ellerinde gelenekle
İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar
Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine
Nar doğuran - dikkatle nar doğuran
Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran
Nazlı baharlarla
Hiç ağlanmadı
'Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez
Anlaşılır
Ne yavuz kışlar
Kurt sıyrığı ayazlarla
Ne evren depdebesi bahar
Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla
Ayrıca söylenmez
'Biz çetin adamız ha'
Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar
Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle
İkiye yarıldım
Sen meleksi kadın bu gece
1000 yıl adına bilinmekle
Sen melek uyarmalarıyla
Uyarılan erkek
Bu gece bir şehvet azarladı
Hayvan kovdun
Yatağını yüceltenlerden oldun
Şimdi ev gebedir
Dağ kuşlukla uyanır - varsın uyansın -
Önce hafif bir uyku sisi
Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır
Daim
Melek kanatlarında hava görünmez
Uzaklar yinede görülür
Ay dostlukla anılan bir komşu evidir
Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü
İşte o kavim göçü
Dağlar ilk kez bizi
Çıplak ete kavuşun aşk sandı
Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen
Ilık bir hava bürüyen
Gözleri o - rengarenk gözleri çocuk gözleri develerin
Çözülür ayakları
Kavim bu
Boynuna kan yürümüş
(Gözüne bir şey görünmüş)
- Nedir o görünen / susalım /
Hayat her zerresi uyarılmış gibidir
- Çok acele
Kâlb bir bohçanın içinde atmaktadır
Omurgasından mızrakyürüyor kavmin boynuna
Develer en som bir duruşla - Raptedilmiş
Çocuklar ağızlarında Ey Nazlı Ölüm
Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla
Bütün bunlar nedir - sorulsa
Sorusuna
Ne can ne cevap kalmıştır
Kavim donmuş deve mıhlanmış
Kadın ateşle ateş doğumdan önce
Sığırlar kendi kendileriyle
Göz göze kalmıştır
Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama
Kendine varılan ilklim ve toprak
/ VAKİTTİR / namaza durmuştur
Bin bireydir kavim
Bir tür kararla eğrilip doğulmakta
Her candan bir cana
Bir candan bir cana
Sonsuza değin
Bir tavır bolluğudur kavim ama
Nihayet vaktidir VAKİT
Bu duruş en zarifi duruşların
Gidip endamlı dağlara
Beğendirmek için yeni gelinleri
O iklim kullanılır hep
İnsanın en bilgelerini
Onlarla karşılanmak için baharda
İklim aranır herşeyden önce her olayda
Şerbet taslarında
Bir topak okunmuş şeker dedenin avcunda
Genç bir kız kadar ağırdır
Bileceksin ey çocuk
Tatmıştın onu geçen baharda da
Kavim uyanan toprağı
Karşılarken - Uyanıktır -
Kavim Toprağı
Devirirken - Uyanıktır -
Kavimden biri varırken toprağa
- Uyanıktır O ve Kavim
Vardıktan sonra toprağa
Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır
O anne gibi verimlidir besmele çocuk için
O erkek
Karpuz dilimi gibi ortadadır
O en yaşlı gelin
Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir
O kavim için
'Kışları göç içinizedir' buyuruluyor
Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir
Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın
Yer ötesi ve yer eşit alınsın
Kadın ve erkek eşit durmaktadır - kadın arkadadır
İnsan hayada ve tanrıdadır
Ki kış ortasında kardan - bir duayla sıyrılıp
O derviş ağaç kupkuru dallarında
O meyvayı büyütüyor
O tiyek
Bir salkım - müthiş - üzüm
Uykuya tez doyanlar için
Saçlar uçuşur havalara sevinçle
şarkı şarkı içine
Cenkle bir üstün haberleşme ile
İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle
O coşkun mutlu savaş dülgerleri
Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar
Şimdi de açtılar
İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri
Deniz yüce bir soluk denizlidir - rotalar denizin kendisinedir
Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna
Bütün bir ömür ağartmıştır
Işıklar çoğalıyor içimizden birine
kime bu davet
Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri
Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar
- Rüzgar nereden eserse essin güzeldir
Alevler bir ayrı alemdir
Dirlik sevinçtir - göç içimizedir.
Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde
Sevine sevine
Sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına
Aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına
İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım
Yöremde mor lekeler gibi duran
Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden
Bütün meleklerden bir melek
- Bak diyor bakıyorum
ve bak diyor
Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor
İlkel bir sevinç destan ve kan
şiir en safından
sonra soyut heykeller
Hiç düşman yok - üzgün söyleniyor
- Olmayacak mı hiç
Eziyor gururum onları
- Görün ey güzel düşman ey güzel düşman
Saraylarda geçti ömrüm seninle
Yüzüm aydınlık bakar elemlere
Yangın yerlerine
Coşkuyla selamladım bütün bayrakları
Düşman kadınlarını
Tanrım bu dağları da sen yarattın
Bana kattın
Bir bir okşadım
Sema yapan kırları
Alemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz
Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin
çadırlarına
Develer de tutuştu
Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim
arkasında bütün devinimler
Kum kendi raksında beden aynı raksda
Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır
Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır
Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır
Kalb başa ve guddeye en yakın sırlara göre
Kumu ve balçıklı toprağı
Ağacın ve kayanın dizilimini
O tek kuşun yalnızca süzülüşü
Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü
Dinliyor kumu balçıklı toprağı
Ağacı kayayı ve kuşu
Uyku beladır göç içinizedir
Sabır ve zaman içinizdedir
Kadın ve çocuk içiçedir
Güneş vurmuyor- öyle söyleyin - üzerine döşeklerimizin
- Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına
(İşte böyle söyleyin)
Öyle ki o kadınlar
Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına
Melekler kırmızı yanar
Kalbe tutuşan herşey kırmızıdır
Hele kalb hazırsa
"kentten" bir er kalkar - Onun eri
Kollar semayı deryayı korkularından
Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza
Söyleyelim ya hay ya huu
- Yolları aydınlık kıl Yaradan
Kanla bir sabah
Akşam kanla
'... ateş.. ve öldüm...' deniyor
- Oysa sorular verilmişti ona
Sorular yığılmış
aynı kaynaktan olana
Işık ve karanlık hakkında
Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi
- Ateş ve öldün uykuyla
- Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara
Taze doğanlara
Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona
'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim
Yorgun geldim savaşmadım ama
Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim'
'Biz artık
Gitmeliyiz dağımıza'
- Hayır olmaz
Durmalıyız burada şahinim
'Kezzap içsem
Daha kuvvetle can çekişirdim'
(dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi
Heykel bekliyen kımıldamış
Abesle elele ahbab gibi
Avazı çıkınca bağırmıştır
- Durmadan deniyor ki vatanım neredir
Heykel ne diyor
Konuşmaz heykel
Felçtir
Karşılıklı
- Kaslarımız karşılıklı kasılsın
Olsun
- (Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında
- Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da
Diyor ki diyor ki
Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir
Kırbaçla ayağa kalkarlardı
'biz artık... anneciğim.. dağımıza..'
ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad
..ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları
Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman
Anne onları kapıya kadar uğurla gel
Delinen böğrüme bir sed geçer
'yapmayın yapmayın' çığlıkları
Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım
Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar
londra moskova vaşington berlin pekin
hava ceryanları sarsılan ikindiler
korkularımız intihar dönemlerinde
kötü bir alışkanlık peyda olmuştur
bağ budama hasat zekat
evlenme hoş görme
Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru
- İnce bir düşman yönelmiştir
- Hayır içimizden yönelmiştir
- Oh oh dıştan yönelmiştir
- Dıştan ve içten mi yönelmiştir
- Ne yönelmiş ne yönelememiştir
- Yönelememiş önele Miş
'Ey örtülerle donatılmış Mustafa'
- Oğlum sen artık
şarapnel gibi yağmalısın
düşmanı güzelce vurmulısın
'...biz artık dağımıza.. anneciğim..'
(Komşudan o ölü de kalktı
Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı)
(Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış
bir taş yığınıdır.-onların yerine bilardo masaları konmuştur-
şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar)
-Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller
Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler
Ey aşk /.. ve ey aşk mı dedin../
Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri
Gücendirilmiş gibi kayboldun
Yerine piç döller yolladın
Komşudan o ölü de kalktı
Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar
Kaş ve kalb zorla - kıvranarak
Erkeklik ve kadınlık
Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler
Bir değişime gibidir azrail -
Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar
O yere o ölü
insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır
alın kımıldasın
kâlb kıvransın
Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi
Bütün köy kımıldayacaktır / göl gibi
Azrail devinimle çevirir bir gölü
Bir insan kası - kadını kavrayan elleri
mezar kazar toprak karşı komaz aralanır
İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak
- Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençberlik ettin
Güneşin alnında bakır gibi göverdin
Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak
- ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası
hacı izzet süleyman oğlu hey
nice öldün
neyledin
nasıl becerdin
Köyden o ölü kalkar
Süslenmiş kordelalar takılmış bir koç
Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir
Bayram değil seyrandır
Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir
Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektir
Köyden o ölüde kalktı
- Sen de kalk hayvan sesleriyle yuvarla
Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak
Kasabaya bir ölü haberi uçursun
Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selası
/. Ölü ilk müezzin - minare uyarlamalarıyla dirilmektedir
Köyden kasabayı dürtmektedir. /
Bedir efendi durur selayı dinler - Kim'ola -
- (Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk
(Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım)
(Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar)
(O ufak çocuklardık - Bakışları)
(Olmaza karşı koyuşları)
(Şimdi köy acı'dan eğilmiştir)
(Ben ölümle eğiliyorum)
(Barsakları düğümlendi koyunlarımın)
Bedir efendi durdu selayı dinledi - Kim'ola -
Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar
Daha ilk namesinden alırlar ölüyü
Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak
Yokuşlara bir nefeste bayılırlar
- Öyle bir çocuk tanıdım
Karşılışınca başka çocuklarla hızlandı
Minarenin kapısında bir çocuk halkası
Müezzinle inecektir ölü
Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye
Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk
Kutlu çocuktur
Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük
Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde
Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış
Yeniden serpilmeye başlamıştır
Süleyman oğlu hacı izzet evlere
bir sepet incir gibi dağıldı
evlere süleyman oğlu hacı izzet
Müezzin kıs kıs gülmektedir
kasabada evler - bir hacı izzetin varlığını bilmemekten -
keder içindedir
nine: kim'ola hacı izzet
birazdan halk top gibi patlar
- kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş
- oh oh bülbüllüdenmiş
bütün evlere şimdi büyük
büyük bir memnunluk çağlamaktadır
Ben Dost hevasına düştüm
Özge heva neme gerek
Başımda Dost sevdası var
Dahi sevda neme gerek
Ey zahid-i dünya perest
Var zühdünü arz eyleme
Ben aşık-ı şurideyem
Zerk u riya neme gerek
Ben Dost yolunda nakdümü
Hep oynayıp öldürmüşem
Çün gitti külli varlığım
Havf u reca neme gerek
Ben laubali giderim
İki cihanı niderim
Meylim yok sekiz uçmağ'a
Pes masiva neme gerek
Ben uykumu fikretmezem
Düş görüp tabir etmezem
Ben gelmezem ben gitmezem
Beka fena neme gerek
Ben mest-i ezel gelmişem
Ben ta ebed mest giderim
Hiç ayılmaz esrüklüğüm
Zühd ü takva neme gerek
Ben Dost ile peymanımı
Elest'den ön berkitmişem
Ben Dost'u ıyan görmüşem
Hayal u rüya neme gerek
Gerçi suretde insanım
Ben sultan-ı ins ü canım
Ben fariğ-i dü cihanım
İşbu gavga neme gerek
Ben Eşrefoğlu Rumi'yem
Ben bakiyem ben kadimem
Ben ol mür-i lahutiyem
Arz u sema neme gerek
Özge heva neme gerek
Başımda Dost sevdası var
Dahi sevda neme gerek
Ey zahid-i dünya perest
Var zühdünü arz eyleme
Ben aşık-ı şurideyem
Zerk u riya neme gerek
Ben Dost yolunda nakdümü
Hep oynayıp öldürmüşem
Çün gitti külli varlığım
Havf u reca neme gerek
Ben laubali giderim
İki cihanı niderim
Meylim yok sekiz uçmağ'a
Pes masiva neme gerek
Ben uykumu fikretmezem
Düş görüp tabir etmezem
Ben gelmezem ben gitmezem
Beka fena neme gerek
Ben mest-i ezel gelmişem
Ben ta ebed mest giderim
Hiç ayılmaz esrüklüğüm
Zühd ü takva neme gerek
Ben Dost ile peymanımı
Elest'den ön berkitmişem
Ben Dost'u ıyan görmüşem
Hayal u rüya neme gerek
Gerçi suretde insanım
Ben sultan-ı ins ü canım
Ben fariğ-i dü cihanım
İşbu gavga neme gerek
Ben Eşrefoğlu Rumi'yem
Ben bakiyem ben kadimem
Ben ol mür-i lahutiyem
Arz u sema neme gerek
Kendinden birşeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım
Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin
Artık ölebilirdim
Bütün İstanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım
Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin
Artık ölebilirdim
Bütün İstanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı
Ben yürürm yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne akîlem ne divâne
Gel gör beni aşk neyledi
Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi
Akarsularım çağlarım
Dertli ciğerim dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım
Gel gör beni aşk neyledi
Ya elim al kaldır beni
Ya vaslına erdir beni
Çok ağlattın güldür beni
Gel gör beni aşk neyledi
Ben yürürüm ilden ile
Şeyh anarım dilden dile
Gurbette halim kim bile
Gel gör beni aşk neyledi
Mecnun oluban yürürüm
O yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum
Gel gör beni aşk neyledi
Miskin Yunus bîçâreyim
Baştan ayağa yâreyim
Dost ilinden âvâreyim
Gel gör beni aşk neyledi
Aşk boyadı beni kana
Ne akîlem ne divâne
Gel gör beni aşk neyledi
Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi
Akarsularım çağlarım
Dertli ciğerim dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım
Gel gör beni aşk neyledi
Ya elim al kaldır beni
Ya vaslına erdir beni
Çok ağlattın güldür beni
Gel gör beni aşk neyledi
Ben yürürüm ilden ile
Şeyh anarım dilden dile
Gurbette halim kim bile
Gel gör beni aşk neyledi
Mecnun oluban yürürüm
O yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum
Gel gör beni aşk neyledi
Miskin Yunus bîçâreyim
Baştan ayağa yâreyim
Dost ilinden âvâreyim
Gel gör beni aşk neyledi
Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane
ne akilem ne divane
gel gör beni aşk neyledi
akar sulayın çağlarım
dertli ciğerim dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım
gel gör beni aşk neyledi
miskin yunus bi'çareyim
dost ilinden avareyim
gell gör beni aşk neyledi
Aşk boyadı beni kane
ne akilem ne divane
gel gör beni aşk neyledi
akar sulayın çağlarım
dertli ciğerim dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım
gel gör beni aşk neyledi
miskin yunus bi'çareyim
dost ilinden avareyim
gell gör beni aşk neyledi
Bencileyin yüzü kara
Gelmemiştir hiç bir dahi
Ben ettiğim yazukları
İtmemiştir hiç bir dahi
Daim işim nefs arzusu
Silinmedi gönlüm pası
Bencileyin Hakk'a asi
Olmamıştır hiç bir dahi
Geydim dervişler donunu
İlla varmadım yolunu
Yolu ben azduğumlayın
Azmamıştır hiç bir dahi
Ömrüm erişti ahire
Dürüşmedim hiç bir hayra
Bencileyin gönlü kara
Gelmemiştir hiç bir dahi
Her amelim dolu riya
Layık işim yok Tanrı'ya
Bu ben düştüğüm korkuya
Düşmemiştir hiç bir dahi
Adem donun donanmışam
hayvanleyin dirilimişem
Öyle kim nefse uymuşam
Uymamıştır hiç bir dahi
Bezirganlığa gelmişem
Geçmez metai almışam
Öyle kim ben aldanmışam
Aldanmadı hiç bir dahi
Eşrefoğlu Rumi nide
İşbu derdi ile gide
Öyle kim ah u zar ide
İtmemiştir hiç bir dahi
Gelmemiştir hiç bir dahi
Ben ettiğim yazukları
İtmemiştir hiç bir dahi
Daim işim nefs arzusu
Silinmedi gönlüm pası
Bencileyin Hakk'a asi
Olmamıştır hiç bir dahi
Geydim dervişler donunu
İlla varmadım yolunu
Yolu ben azduğumlayın
Azmamıştır hiç bir dahi
Ömrüm erişti ahire
Dürüşmedim hiç bir hayra
Bencileyin gönlü kara
Gelmemiştir hiç bir dahi
Her amelim dolu riya
Layık işim yok Tanrı'ya
Bu ben düştüğüm korkuya
Düşmemiştir hiç bir dahi
Adem donun donanmışam
hayvanleyin dirilimişem
Öyle kim nefse uymuşam
Uymamıştır hiç bir dahi
Bezirganlığa gelmişem
Geçmez metai almışam
Öyle kim ben aldanmışam
Aldanmadı hiç bir dahi
Eşrefoğlu Rumi nide
İşbu derdi ile gide
Öyle kim ah u zar ide
İtmemiştir hiç bir dahi
Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, asılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.
Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.
Kime ne, asılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.
Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.
Bendene eyle hidâyet ey Rahîm
Tâ ola âsân sırât-ı müstakîm
Rahmetin bî-had durur fazlın azîm
Lutf u ihsân hep senindin ey Rahîm
Tâ ola âsân sırât-ı müstakîm
Rahmetin bî-had durur fazlın azîm
Lutf u ihsân hep senindin ey Rahîm
Beni bunda veribiyen bilirim ne işe geldim
Kararım yok bu dünyada giderim yumuşa geldim
Dünyaya çok gelip gittim erenler etegin tuttum
Kudret ününü işittim kaynayuban cuşa geldim
Sert söz ile gönül yıktım od oldum canları yaktım
Sırrımı aleme çaktım bu halka temaşa geldim
Ben oldum İdris-i terzi Şit olduk dokudum bezi
Davut’un görklü avazı ah edip nalişe geldim
Aşık oldum şoy yüze nisar oldum bal ağıza
Nazar kıldım kara göze siyah olup kaşa geldim
Musa oldum Tur’a vardım koç olup kurbana geldim
Ali olup kılıç saldım meydana güreşe geldim
Deniz kenarında ova kuyuya işleyen kova
İsa ağzında ki dua oluban ben işe geldim
Ay olup aleme doğdum bulut olup göğe ağdım
Yağmur olup yere yağdım nur olup güneşe geldim
Kal-ü kilden geçenlere yolda gözün açanlara
Anlayuban seçenlere vaka olup düşe geldim
Benim dertliler dermanı benim ol marifet kanı
Benim Musa-i İmran’ı Tur dağından aşa geldim
Yolum sana oldu durak sebakın söyleyendir Hakk
Yunus Emre dilinde Hak olup dile düşe geldim
Kararım yok bu dünyada giderim yumuşa geldim
Dünyaya çok gelip gittim erenler etegin tuttum
Kudret ününü işittim kaynayuban cuşa geldim
Sert söz ile gönül yıktım od oldum canları yaktım
Sırrımı aleme çaktım bu halka temaşa geldim
Ben oldum İdris-i terzi Şit olduk dokudum bezi
Davut’un görklü avazı ah edip nalişe geldim
Aşık oldum şoy yüze nisar oldum bal ağıza
Nazar kıldım kara göze siyah olup kaşa geldim
Musa oldum Tur’a vardım koç olup kurbana geldim
Ali olup kılıç saldım meydana güreşe geldim
Deniz kenarında ova kuyuya işleyen kova
İsa ağzında ki dua oluban ben işe geldim
Ay olup aleme doğdum bulut olup göğe ağdım
Yağmur olup yere yağdım nur olup güneşe geldim
Kal-ü kilden geçenlere yolda gözün açanlara
Anlayuban seçenlere vaka olup düşe geldim
Benim dertliler dermanı benim ol marifet kanı
Benim Musa-i İmran’ı Tur dağından aşa geldim
Yolum sana oldu durak sebakın söyleyendir Hakk
Yunus Emre dilinde Hak olup dile düşe geldim
Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı
Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı
Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı
Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı
Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı
Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı
Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı
Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı
Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı
Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı
Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı
Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı
Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı
Beni sorma bana bende değilem
Suretim boş yürür tondan içeri
Severem ben seni candan içeri
Yolum ütmez bu erkandan içeri
Kesildi takadım dizde derman yok
Bu mezhep imiş dinden içeri
Şeriat tarikat yoldur varana
Hakikat marifet andan içeri
Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleyman'dan içeri
Nereye bakarsam dopdolusun
Seni kanda koyam benden içeri
O bir dilber dürür yokdur nişanı
Nişan olur mu nişandan içeri
Beni benden alana ermez elim
Kadem kim basa sultandan içeri
Kime didar güninden şule değse
Anun şulesi var günden içeri
Senin aşkın beni benden alıpdır
Ne şirin dert bu dermandan içeri
Dinin terkedenin küfürdür işi
Bu ne küfürdür imandan içeri
Geçeriken Yunus şeş oldu dosta
Ki kaldı kapuda andan içeri
Suretim boş yürür tondan içeri
Severem ben seni candan içeri
Yolum ütmez bu erkandan içeri
Kesildi takadım dizde derman yok
Bu mezhep imiş dinden içeri
Şeriat tarikat yoldur varana
Hakikat marifet andan içeri
Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleyman'dan içeri
Nereye bakarsam dopdolusun
Seni kanda koyam benden içeri
O bir dilber dürür yokdur nişanı
Nişan olur mu nişandan içeri
Beni benden alana ermez elim
Kadem kim basa sultandan içeri
Kime didar güninden şule değse
Anun şulesi var günden içeri
Senin aşkın beni benden alıpdır
Ne şirin dert bu dermandan içeri
Dinin terkedenin küfürdür işi
Bu ne küfürdür imandan içeri
Geçeriken Yunus şeş oldu dosta
Ki kaldı kapuda andan içeri
Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş Çalap
Derdim vardır inilerim
Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyam ne acıyım
Ben Mevla'ya duacıyım
Derdim vardır inilerim
Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevla'ya aşık oldum
Anın için inilerim
Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım kırdılar
Dolaba layık gördüler
Derdim vardır inilerim
Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu imkan Hak'tan geldi
Derdim vardır inilerim
Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün beni neler çekerim
Derdim vardır inilerim
Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fani de kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş Çalap
Derdim vardır inilerim
Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyam ne acıyım
Ben Mevla'ya duacıyım
Derdim vardır inilerim
Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevla'ya aşık oldum
Anın için inilerim
Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım kırdılar
Dolaba layık gördüler
Derdim vardır inilerim
Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu imkan Hak'tan geldi
Derdim vardır inilerim
Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün beni neler çekerim
Derdim vardır inilerim
Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fani de kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim
Benim burda kararım yok
Ben burdan gitmeye geldim
Bezirgânım metaim çok
Alana satmaya geldim
Ben gelmedim dava için
Benim işim sevi için
Gönüller dost evi için
Gönüller yapmaya geldim
Dost esriği deliliğim
Aşıklar bilir neliğim
Devşiriben ikiliğim
Birliğe yetmeye geldim
O hocamdır ben kuluyum
Dost bahçesi bülbülüyüm
O hocamın bahçesine
Şad olup ötmeye geldim
Burda biliş olan canlar
Orda bilişirler imiş
Bilişi ben hocam ile
Halim arzetmeye geldim
Siz Yunus'tan sorun haber
Dost kanda ise anda var
Haberi gel gör benden al
Ben onu görmeye geldim
Ben burdan gitmeye geldim
Bezirgânım metaim çok
Alana satmaya geldim
Ben gelmedim dava için
Benim işim sevi için
Gönüller dost evi için
Gönüller yapmaya geldim
Dost esriği deliliğim
Aşıklar bilir neliğim
Devşiriben ikiliğim
Birliğe yetmeye geldim
O hocamdır ben kuluyum
Dost bahçesi bülbülüyüm
O hocamın bahçesine
Şad olup ötmeye geldim
Burda biliş olan canlar
Orda bilişirler imiş
Bilişi ben hocam ile
Halim arzetmeye geldim
Siz Yunus'tan sorun haber
Dost kanda ise anda var
Haberi gel gör benden al
Ben onu görmeye geldim
Benim canım uyanıktır dost yüzüne bakan benim
Hem denize karışmağa ırmak olup akan benim
Irmak gibi ben çağlarım gah gülerim gah ağlarım
Nefsim cigerin dağlarım kibr-ü kini yıkan benim
Kırdım bu nefsin çerisin bir ettim burc-u barusun
Pak eyledim içerisin mülketini yuyan benim
Ben hazrete tuttum yüzüm ol aşk eri açtı gözüm
Gösterdi bana kend-özüm ayet-i küll denen benim
Şah didarın gördüm ayan gümansızım belli beyan
Kafir ola inanmayan ol didara bakan benim
Benim durur bu cümle iş hikmet ile bu yaz-ı kış
Ben bilirim yad-u biliş ırılmazsız duran benim
Bu cümle canda oynayan damarlarında kaynayan
Külli lisanda söyleyen külli dili diyen benim
Nemrud od’un İbrahim’e ben bağ-u bostan eyledim
Küfür yüzünden doğuban yine od’u yakan benim
Ol Hallac-ı Mansur ile söyler idim Ene’l Hakk’ı
Hem yine onun boynuna dar urganın takan benim
Ol Hak Habibi Mustafa Mirac’a edecek sefer
Ol dem canım fikr eyledim ol sırrını duyan benim
Şimdi adım Yunus durur ol demde İsmail idi
Ol dost için Arafat’a kurban olup çıkan benim
Bu çarh benim hükmümdedir her kanda ben oturmuşum
Mülk benimdir hükm-ederim yapan benim yıkan benim
Sa’d benim Said benim Yunus dahi benimledir
İlm-i ledündür üstadım ol esrarı duyan benim
Hem denize karışmağa ırmak olup akan benim
Irmak gibi ben çağlarım gah gülerim gah ağlarım
Nefsim cigerin dağlarım kibr-ü kini yıkan benim
Kırdım bu nefsin çerisin bir ettim burc-u barusun
Pak eyledim içerisin mülketini yuyan benim
Ben hazrete tuttum yüzüm ol aşk eri açtı gözüm
Gösterdi bana kend-özüm ayet-i küll denen benim
Şah didarın gördüm ayan gümansızım belli beyan
Kafir ola inanmayan ol didara bakan benim
Benim durur bu cümle iş hikmet ile bu yaz-ı kış
Ben bilirim yad-u biliş ırılmazsız duran benim
Bu cümle canda oynayan damarlarında kaynayan
Külli lisanda söyleyen külli dili diyen benim
Nemrud od’un İbrahim’e ben bağ-u bostan eyledim
Küfür yüzünden doğuban yine od’u yakan benim
Ol Hallac-ı Mansur ile söyler idim Ene’l Hakk’ı
Hem yine onun boynuna dar urganın takan benim
Ol Hak Habibi Mustafa Mirac’a edecek sefer
Ol dem canım fikr eyledim ol sırrını duyan benim
Şimdi adım Yunus durur ol demde İsmail idi
Ol dost için Arafat’a kurban olup çıkan benim
Bu çarh benim hükmümdedir her kanda ben oturmuşum
Mülk benimdir hükm-ederim yapan benim yıkan benim
Sa’d benim Said benim Yunus dahi benimledir
İlm-i ledündür üstadım ol esrarı duyan benim
Benim gibi yüzü kara,
Gelmemiştir başka biri.
Benim gibi büyük hata,
Etmemiştir başka biri.
Olamadım insan hası,
Silinmedi gönül pası,
Benim gibi Hakk’a asi,
Olmamıştır başka biri.
Ruhum hasta, vücut yara,
Soluğum olmadı hayra,
Benim gibi bahtı kara,
Gelmemiştir başka biri.
Amellerim dolu riya,
Layık işim yok Mevla’ya,
Benim gibi bir korkuya,
Düşmemiştir başka biri.
Eşrefoğlu kime kızar?
Gün geçtikçe nefsi azar,
Benim gibi ah ile zâr,
Etmemiştir başka biri.
Gelmemiştir başka biri.
Benim gibi büyük hata,
Etmemiştir başka biri.
Olamadım insan hası,
Silinmedi gönül pası,
Benim gibi Hakk’a asi,
Olmamıştır başka biri.
Ruhum hasta, vücut yara,
Soluğum olmadı hayra,
Benim gibi bahtı kara,
Gelmemiştir başka biri.
Amellerim dolu riya,
Layık işim yok Mevla’ya,
Benim gibi bir korkuya,
Düşmemiştir başka biri.
Eşrefoğlu kime kızar?
Gün geçtikçe nefsi azar,
Benim gibi ah ile zâr,
Etmemiştir başka biri.
Benim gönlüm gözüm aşktan doludur
Dilim söyler yari yüzüm suludur
Öd ağacı gibi yanar vücudum
Tütünüm göklere seher yelidir
Çokal cevşen bu aşk oduna döymez
Oku cana batar katı yalıdır
Senin aşkın deniz ben bir balıcak
Balık sudan çıka hemen ölüdür
Okurum şahımı kendi dilimce
Şahım aydur bana her-dem geli dur
Seni sevenlerin ola mı aklı
Bir dem uslu ise her dem delidir
Yunus sen Tabduk’a kılgıl dualar
Aşıklar meydanı Arş’dan uludur
Dilim söyler yari yüzüm suludur
Öd ağacı gibi yanar vücudum
Tütünüm göklere seher yelidir
Çokal cevşen bu aşk oduna döymez
Oku cana batar katı yalıdır
Senin aşkın deniz ben bir balıcak
Balık sudan çıka hemen ölüdür
Okurum şahımı kendi dilimce
Şahım aydur bana her-dem geli dur
Seni sevenlerin ola mı aklı
Bir dem uslu ise her dem delidir
Yunus sen Tabduk’a kılgıl dualar
Aşıklar meydanı Arş’dan uludur
Benim işbı garib canım aceb düşdü bu sahraya
yolunu Dost'a varmağa bunu edindi sermaye
Meğer bu can bu sevdayı ezelden tuta geldiydi
Yine ol Dost'a varmağa bunu edindi sermaye
Bu sevda bir aceb sevda götürür başına gavga
Nicenin tac ü tahtını bu sevda verdi yağmaya
Bu sevda dediğin aşktır bu sahra dediğim dünya
Bu sahrada bı esfelden bu aşkdur ilten alaya
Niceler işbu sahrada yolun yabana bırakmış
Vatanından cüda düşmüş dolaşmış,dolaşmış bu harabaya
Veli her sevda aşk olmaz aşıklar diridir ölmez
Ölen Şol kimselerdir kim gönül verdi şu dünyaya
Bu aşkı Hak bu canlara delil olmağa gönderdi
Bulan aşk odun aşk ile hakikat erdi Mevlaya
Gel imdi bul aşkı ki bunda göresin Dost'u
Görenler muntazır olmaz bugün ol Dost'u ferdaya
Sen ey gönlü kara münkir gider inkarı içinden
Didarım gtörmeyiser der Hak ol münkir-i amaya
Eğer dersen ki aşıkım bu aşk yolunda sadıkım
Budur bu da'viye mana koyasın canı ortaya
Eşrefoğlu Rumi sen bu aşkdan her giz ayrılma
Bu aşk cuşiyledir katre taşup varduğu deryaya
Bu aşk bir derd ahıdır gidenin Hakk'a rahıdır
Bu aşka berk yapış zinhar kayıkma dünya ve ukbaya
yolunu Dost'a varmağa bunu edindi sermaye
Meğer bu can bu sevdayı ezelden tuta geldiydi
Yine ol Dost'a varmağa bunu edindi sermaye
Bu sevda bir aceb sevda götürür başına gavga
Nicenin tac ü tahtını bu sevda verdi yağmaya
Bu sevda dediğin aşktır bu sahra dediğim dünya
Bu sahrada bı esfelden bu aşkdur ilten alaya
Niceler işbu sahrada yolun yabana bırakmış
Vatanından cüda düşmüş dolaşmış,dolaşmış bu harabaya
Veli her sevda aşk olmaz aşıklar diridir ölmez
Ölen Şol kimselerdir kim gönül verdi şu dünyaya
Bu aşkı Hak bu canlara delil olmağa gönderdi
Bulan aşk odun aşk ile hakikat erdi Mevlaya
Gel imdi bul aşkı ki bunda göresin Dost'u
Görenler muntazır olmaz bugün ol Dost'u ferdaya
Sen ey gönlü kara münkir gider inkarı içinden
Didarım gtörmeyiser der Hak ol münkir-i amaya
Eğer dersen ki aşıkım bu aşk yolunda sadıkım
Budur bu da'viye mana koyasın canı ortaya
Eşrefoğlu Rumi sen bu aşkdan her giz ayrılma
Bu aşk cuşiyledir katre taşup varduğu deryaya
Bu aşk bir derd ahıdır gidenin Hakk'a rahıdır
Bu aşka berk yapış zinhar kayıkma dünya ve ukbaya
Ruhuma bir kefen bezi yeter de;
Yetmez aç nefsime sırma ve ipek.
Çare yok yüzünden düştüğüm derde,
Yesem de toprakla karışık kepek.
Güneşle bir tutsam girmez hizaya,
Dar bulur sığmam der dipsiz fezaya.
Kuyruk sallar, sonra hırlar ezaya,
Benim nefsim, benim nefsim ne köpek!
Yetmez aç nefsime sırma ve ipek.
Çare yok yüzünden düştüğüm derde,
Yesem de toprakla karışık kepek.
Güneşle bir tutsam girmez hizaya,
Dar bulur sığmam der dipsiz fezaya.
Kuyruk sallar, sonra hırlar ezaya,
Benim nefsim, benim nefsim ne köpek!
Benim sahip-kıran devran benimdir
Benim key pehlivan meydan benimdir
Haramiden benim korkum kayım yok
Bu zor-u bu kuvvet Hakk’tan benimdir
Ebu Bekir-ü Ömer ol din ulusu
Aliyy-i Murteza Osman benimdir
Topu kim alısar çevgahımızdan
Bu çevgan top ile meydan benimdir
Bana gelsin yoksul olan bay ola
Bu mal-u sermaye dükkan benimdir
Hasan’dır cismim içre nur-i iman
Hüseyn-i sahibü’l irfan benimdir
Yunus’um ben Yunus iş bu cihanda
Benim sultan kulu sultan benimdir
Benim key pehlivan meydan benimdir
Haramiden benim korkum kayım yok
Bu zor-u bu kuvvet Hakk’tan benimdir
Ebu Bekir-ü Ömer ol din ulusu
Aliyy-i Murteza Osman benimdir
Topu kim alısar çevgahımızdan
Bu çevgan top ile meydan benimdir
Bana gelsin yoksul olan bay ola
Bu mal-u sermaye dükkan benimdir
Hasan’dır cismim içre nur-i iman
Hüseyn-i sahibü’l irfan benimdir
Yunus’um ben Yunus iş bu cihanda
Benim sultan kulu sultan benimdir
Benim şeyhim seni Hakk'a yetürür
Nice müşkülleri onda bitirür
Muhammed'in sancağına götürür
Abdülkadir Sultan derler şeyhime
Giderler gazaya çalarlar satır
Daima yaparlar hoş gönül hatır
Bağdat'ta türbesi nur olmuş yatır
Abdülkadir Sultan derler şeyhime
Aşığın yüreği yanar tutuşur
Çiğlerin var ise var onda pişir
Her kanda çağırsan gelip yetişir
Abdülkadir Sultan derler şeyhime
Daim Allah ile şeyhimin işi
Dost deyince akar gözünün yaşı
Eşrefoğlu Rumi anın dervişi
Abdülkadir Rumi derler şeyhime
Nice müşkülleri onda bitirür
Muhammed'in sancağına götürür
Abdülkadir Sultan derler şeyhime
Giderler gazaya çalarlar satır
Daima yaparlar hoş gönül hatır
Bağdat'ta türbesi nur olmuş yatır
Abdülkadir Sultan derler şeyhime
Aşığın yüreği yanar tutuşur
Çiğlerin var ise var onda pişir
Her kanda çağırsan gelip yetişir
Abdülkadir Sultan derler şeyhime
Daim Allah ile şeyhimin işi
Dost deyince akar gözünün yaşı
Eşrefoğlu Rumi anın dervişi
Abdülkadir Rumi derler şeyhime
Benüm tek hîç kim zâr ü perîşân olmasun yâ Râb
Esîr-i derd-i ışk u dâg-ı hicrân olmasun yâ Râb
Dem-â-dem cevrlerdür çekdüğüm bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasun yâ Râb
Görüp endîşe-i katlümde ol mâhı budur derdüm
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasun yâ Râb
Çıharmak itseler tenden çeküp peykânın ol servün
Çıhan olsun dil-i mecrûh peykân olmasun yâ Râb
Cefâ vü cevr ile mu’tâdem anlarsuz n’olur hâlüm
Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasun yâ Râb
Dimen kim adli yoh yâ zulmi çoh her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasun yâ Râb
Fuzûlî buldı genc-i âfiyet meyhâne küncinde
Mübârek mülkdür ol mülk vîrân olmasun yâ Râb
Esîr-i derd-i ışk u dâg-ı hicrân olmasun yâ Râb
Dem-â-dem cevrlerdür çekdüğüm bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasun yâ Râb
Görüp endîşe-i katlümde ol mâhı budur derdüm
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasun yâ Râb
Çıharmak itseler tenden çeküp peykânın ol servün
Çıhan olsun dil-i mecrûh peykân olmasun yâ Râb
Cefâ vü cevr ile mu’tâdem anlarsuz n’olur hâlüm
Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasun yâ Râb
Dimen kim adli yoh yâ zulmi çoh her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasun yâ Râb
Fuzûlî buldı genc-i âfiyet meyhâne küncinde
Mübârek mülkdür ol mülk vîrân olmasun yâ Râb
Berat’e
Bana soruyorsun şu resimdekiler kim, diye.
Emin ol kim olduklarını çıkaramadım. Görünüşe bakılırsa mutlular. Fakat insanlara tavsiyem şudur ki, nasıl “zenginin parası, parasızın çenesini yorarsa”, başkalarının mutlu görünümü, insanı kendi mutlu olma imkanını, kabiliyetini görmekten alıkoymamalı. Filmler, resimler birer hayaldir. Başka insanların dış görünümleri de bizi aldatmasın. İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir.Ve önemli olan yaşanılan “an”dır. Onu ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir. Yoksa deniz kenarında fotoğrafçılar tarafından düzenlenmiş bir mutluluk tablosu sahtedir ve bazı saf kimselerin duygularını istismar etmekten başka bir şey ifade etmez.
Acaba anlatabiliyor muyum?
Bana soruyorsun şu resimdekiler kim, diye.
Emin ol kim olduklarını çıkaramadım. Görünüşe bakılırsa mutlular. Fakat insanlara tavsiyem şudur ki, nasıl “zenginin parası, parasızın çenesini yorarsa”, başkalarının mutlu görünümü, insanı kendi mutlu olma imkanını, kabiliyetini görmekten alıkoymamalı. Filmler, resimler birer hayaldir. Başka insanların dış görünümleri de bizi aldatmasın. İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir.Ve önemli olan yaşanılan “an”dır. Onu ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir. Yoksa deniz kenarında fotoğrafçılar tarafından düzenlenmiş bir mutluluk tablosu sahtedir ve bazı saf kimselerin duygularını istismar etmekten başka bir şey ifade etmez.
Acaba anlatabiliyor muyum?
Hengâm-ı şeb ki küngüre-i kasr-ı âsmân
Zeyn olmış idi şu’lelenüp şem’-i ahterân
Hayl-i kevâkib içre yanup meş’al-i kamer
Sahn-ı semâda rûşen idi râh-ı keh-keşân
Dest urmış idi kilk-i şihâba debîr-i çarh
Tugrâ-nüvîs-i hükm-i Hudâvend-i ins ü cân
Bezm-i felekde urmış idi Zühre sâza çeng
Ayş u safâda hurrem ü handân u şâdmân
Bu çarh-ı çenberîde tutup devr usûlini
Deffâf-ı mihr kılmış idi çihresin nihân
Bir tîg-i zer-nişân ile girmişdi ‘arsaya
Şemşîr-bâz-ı ma’reke-i sahn-ı âsmân
Tedbîr-i mu’zamât-ı umûr-ı cihân içün
Yakmışdı şem’-i fıkreti Bircîs-i nükte-dân
Bâlâ-yı çarh-ı heftüme Keyvân-ı kühne-sâl
Oturmış idi niteki Hindû-yı pîl-bân
Âyâ bu zîb ü zînet-i ‘âlem nedür diyü
İbret göziyle nâzır iken dehre nâ-gehân
Etrâfa saldı şa’şa’asın gûşe gûşe mihr
Oldı ufukda mühr-i Süleymân gibi ‘ayân
Kıldı bu hâli dîde-i’ibret müşâhade
Tuydı bu sırrı ‘âkıbetü’l-emr gûş-ı cân
Kim bu nizâmı virmedi ‘âlem sarâyına
İllâ ki yümn-i devlet-i Şâh-ı cihân-sitân
Bâlâ-nişîn-i mesned-i şâhân-ı tâc-dâr
Vâlâ-nişân-ı ma’reke-i ‘arsa-i Keyân
Cemşîd-i ‘ayş ü ‘işret ü Dârâ-yı dâr u gîr
Kisrî-i ‘adl ü re’fet ü İskender-i zamân
Sultân-ı şark u garb şehenşâh-ı bahr u ber
Dârâ-yı dehr Şâh Süleymân-ı kâm-rân
Ol şeh-süvâr-ı memleket-i ‘adl ü dâd kim
Atı öñince olsa revâ husrevân revân
Ser-keşlik itdi emrine beñzer peleng-i çarh
Zencîr ile getürdi yine keh-keşân keşân
Sâhib-vücûd-ı memleket-i lutf u cûd o kim
Mebzûl hvân-ı lutfına mahsûl-i bahr u kân
Müştâk bûy-ı hulkına ‘attâr-ı nev-bahâr
Muhtâc dest-i himmetine hvâce-i hazân
Devrüñde kimse cevr-i sitemgerden iñlemez
Bî-şer’ ider iderse eger çeng ü ney fıgân
Adluñ katında cevr ü sitem dâd-ı Keykubâd
Hışmuñ yanında lutf u kerem kahr-ı Kahramân
Lerzende görse havfuñ ile teb tutar sanur
Bağlar şihâb gerden-i gerdûna rîsmân
Tîguñ ‘adem diyârına rûşen tarîkdur
A’dâ-yı dîni turma kılıçdan geçür hemân
Deryâ-misâl ‘askerüñ içre ‘alemlerüñ
Feth ü zafer sefinesine açdı bâdbân
Minkârına dilerse alur çarhı dânevâr
Ankâ-yı Kâf-ı kadrüñe bir tu’medür cihân
Çevgân urupdur aña ezel dest-i himmetüñ
Ol dem bu dem-durur ki döner gûy-ı âsmân
Bâg-ı senâ vü gülşen-i medhûñde mürg-i dil
Bu nazm-ı rûh-bahşı okur su gibi revân
Cân olmayaydı ol dehen ey şûh-ı dil-sitân
Niçün olurdı cân gibi ya dîdeden nihân
Ruhsâruñ üzre turralar olmış girih girih
Gûyâ Hicâza bagladılar Şâmiyân miyân
Görsün nihâl-i serv-i sanavber-hırâmuñı
Ayruk çemende beslemesün bâgbân bân
La’lüñ hayâli hokka-i hâtırda var iken
Yâkût-ı nâba olmamış idi mekân kân
Bârîk-bîn olanlar ider kaşlaruñ hayâl
Dendâduñı tasavvur ider tab’-ı hurde-dân
Mesken şeh-i mahabbetüñe tahtgâh-ı dil
Menzil hayâl-i la’lüñe halvet-sarây-ı cân
Kıldı sücûd haddüñe karşu gül ü semen
Itdi kıyâm kâmetüñe serv-i bûstân
Tutdı cihânı pertev-i hüsnüñ güneş gibi
Toldı sadâ-yı ‘aşkuñ ile kâh-ı Kün fe-kân
Eflâke çıkdı velvele-i ‘arsa-i zemîn
İndi zemîne gulgule-i âsmâniyân
Bâkî-sıfat ne bülbül-i rengîn-edâ gele
Ne ola tal’atuñ gibi ferhunde gülsitân
Hüsnüñ güliyle bâg-ı cihân gülşen-i İrem
Her sû hezâr bülbül ü sad gûne dâstân
Dergâh-ı Hakka yüz tutalum ber-mezîd ola
Câh u celâl-i saltanat u baht-ı câvidân
Tâ şem’-i âfitâb-ı cihân-tâba subh-dem
Devrân ufukda vaz’ ide bir sim şem’dân
Şem’-i bekâñı bâd-ı fenâdan nigâh ide
Dâmân-ı ‘avn u ‘ismet-i dârende-i cihân
Bezmûñde baht sâkî vü ikbâl hem-nişîn
Câm-ı sipihr sâgar-ı pûlâd-ı zer-nişân
Zeyn olmış idi şu’lelenüp şem’-i ahterân
Hayl-i kevâkib içre yanup meş’al-i kamer
Sahn-ı semâda rûşen idi râh-ı keh-keşân
Dest urmış idi kilk-i şihâba debîr-i çarh
Tugrâ-nüvîs-i hükm-i Hudâvend-i ins ü cân
Bezm-i felekde urmış idi Zühre sâza çeng
Ayş u safâda hurrem ü handân u şâdmân
Bu çarh-ı çenberîde tutup devr usûlini
Deffâf-ı mihr kılmış idi çihresin nihân
Bir tîg-i zer-nişân ile girmişdi ‘arsaya
Şemşîr-bâz-ı ma’reke-i sahn-ı âsmân
Tedbîr-i mu’zamât-ı umûr-ı cihân içün
Yakmışdı şem’-i fıkreti Bircîs-i nükte-dân
Bâlâ-yı çarh-ı heftüme Keyvân-ı kühne-sâl
Oturmış idi niteki Hindû-yı pîl-bân
Âyâ bu zîb ü zînet-i ‘âlem nedür diyü
İbret göziyle nâzır iken dehre nâ-gehân
Etrâfa saldı şa’şa’asın gûşe gûşe mihr
Oldı ufukda mühr-i Süleymân gibi ‘ayân
Kıldı bu hâli dîde-i’ibret müşâhade
Tuydı bu sırrı ‘âkıbetü’l-emr gûş-ı cân
Kim bu nizâmı virmedi ‘âlem sarâyına
İllâ ki yümn-i devlet-i Şâh-ı cihân-sitân
Bâlâ-nişîn-i mesned-i şâhân-ı tâc-dâr
Vâlâ-nişân-ı ma’reke-i ‘arsa-i Keyân
Cemşîd-i ‘ayş ü ‘işret ü Dârâ-yı dâr u gîr
Kisrî-i ‘adl ü re’fet ü İskender-i zamân
Sultân-ı şark u garb şehenşâh-ı bahr u ber
Dârâ-yı dehr Şâh Süleymân-ı kâm-rân
Ol şeh-süvâr-ı memleket-i ‘adl ü dâd kim
Atı öñince olsa revâ husrevân revân
Ser-keşlik itdi emrine beñzer peleng-i çarh
Zencîr ile getürdi yine keh-keşân keşân
Sâhib-vücûd-ı memleket-i lutf u cûd o kim
Mebzûl hvân-ı lutfına mahsûl-i bahr u kân
Müştâk bûy-ı hulkına ‘attâr-ı nev-bahâr
Muhtâc dest-i himmetine hvâce-i hazân
Devrüñde kimse cevr-i sitemgerden iñlemez
Bî-şer’ ider iderse eger çeng ü ney fıgân
Adluñ katında cevr ü sitem dâd-ı Keykubâd
Hışmuñ yanında lutf u kerem kahr-ı Kahramân
Lerzende görse havfuñ ile teb tutar sanur
Bağlar şihâb gerden-i gerdûna rîsmân
Tîguñ ‘adem diyârına rûşen tarîkdur
A’dâ-yı dîni turma kılıçdan geçür hemân
Deryâ-misâl ‘askerüñ içre ‘alemlerüñ
Feth ü zafer sefinesine açdı bâdbân
Minkârına dilerse alur çarhı dânevâr
Ankâ-yı Kâf-ı kadrüñe bir tu’medür cihân
Çevgân urupdur aña ezel dest-i himmetüñ
Ol dem bu dem-durur ki döner gûy-ı âsmân
Bâg-ı senâ vü gülşen-i medhûñde mürg-i dil
Bu nazm-ı rûh-bahşı okur su gibi revân
Cân olmayaydı ol dehen ey şûh-ı dil-sitân
Niçün olurdı cân gibi ya dîdeden nihân
Ruhsâruñ üzre turralar olmış girih girih
Gûyâ Hicâza bagladılar Şâmiyân miyân
Görsün nihâl-i serv-i sanavber-hırâmuñı
Ayruk çemende beslemesün bâgbân bân
La’lüñ hayâli hokka-i hâtırda var iken
Yâkût-ı nâba olmamış idi mekân kân
Bârîk-bîn olanlar ider kaşlaruñ hayâl
Dendâduñı tasavvur ider tab’-ı hurde-dân
Mesken şeh-i mahabbetüñe tahtgâh-ı dil
Menzil hayâl-i la’lüñe halvet-sarây-ı cân
Kıldı sücûd haddüñe karşu gül ü semen
Itdi kıyâm kâmetüñe serv-i bûstân
Tutdı cihânı pertev-i hüsnüñ güneş gibi
Toldı sadâ-yı ‘aşkuñ ile kâh-ı Kün fe-kân
Eflâke çıkdı velvele-i ‘arsa-i zemîn
İndi zemîne gulgule-i âsmâniyân
Bâkî-sıfat ne bülbül-i rengîn-edâ gele
Ne ola tal’atuñ gibi ferhunde gülsitân
Hüsnüñ güliyle bâg-ı cihân gülşen-i İrem
Her sû hezâr bülbül ü sad gûne dâstân
Dergâh-ı Hakka yüz tutalum ber-mezîd ola
Câh u celâl-i saltanat u baht-ı câvidân
Tâ şem’-i âfitâb-ı cihân-tâba subh-dem
Devrân ufukda vaz’ ide bir sim şem’dân
Şem’-i bekâñı bâd-ı fenâdan nigâh ide
Dâmân-ı ‘avn u ‘ismet-i dârende-i cihân
Bezmûñde baht sâkî vü ikbâl hem-nişîn
Câm-ı sipihr sâgar-ı pûlâd-ı zer-nişân
Döğülmeye söğülmeye koğulmaya billâh
Hep râzıyım ammâ ki efendim senin olsam
Eylesen tûtîye tâlim-i edâ-yı kelîmât
Sözü insan olur ammâ özü insan olmaz
Ey dil ki hecre doymayıp istersin ol mehi
Şükr et bu hâle yoksa gelir yüz belâ sana
Cevr odı yaktı beni yanımda durma ey gönül
Bir tutuşmuş âteşem kurb-ı civârımdan sakın
Edemem terk Fuzûlî ser-i kûyın yârin
Vatanımdır vatanımdır vatanımdır vatanım
Ey Fuzûlî câna yetmişem gönülden şükr kim
Bağladım bir dil-bere kurtardım ancan cânımı
Cân u dil kaydını çekmekten özüm kurtardım
Cânı cânâneye ettim dili dildâra fedâ
Ah eylediğim serv-i hırâmânın içindir
Kan ağladığım gonce-i handânın içindir
Dostum âlem seninçün ger olur düşmen bana
Gam değil zîrâ yetersin dost ancak sen bana
Esîr-i gurbetiz biz senden özge âşinâmız yok
Ayağın kesme başınçin bizim mihnet-serâlardan
Kıldı zülfün tek perişan hâlimi hâlin senin
Bir gün ey bî-derd sormazsın nedir hâlin senin
Ne yanar kimse bana âteş- i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı
Cân u ten oldukça menden derd ü gam eksik değil
Çıksa can hâk olsa ten ne can gerek ne ten bana
Avâreler felekzedeler mübtelâlarız
Alemde bir muhabbete kalmış gedâlarız
Hâlî etmiştir mahabbet beni benden dostlar
Ayb kılman âlemde görseniz bî-pervâ beni
Demen kim adli yok yâ zulmü çok her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasın yâ Rab
Tutuştu gam oduna şâd gördüğün gönlüm
Mukayyed oldu ol âzâd gördüğün gönlüm
Hep râzıyım ammâ ki efendim senin olsam
Eylesen tûtîye tâlim-i edâ-yı kelîmât
Sözü insan olur ammâ özü insan olmaz
Ey dil ki hecre doymayıp istersin ol mehi
Şükr et bu hâle yoksa gelir yüz belâ sana
Cevr odı yaktı beni yanımda durma ey gönül
Bir tutuşmuş âteşem kurb-ı civârımdan sakın
Edemem terk Fuzûlî ser-i kûyın yârin
Vatanımdır vatanımdır vatanımdır vatanım
Ey Fuzûlî câna yetmişem gönülden şükr kim
Bağladım bir dil-bere kurtardım ancan cânımı
Cân u dil kaydını çekmekten özüm kurtardım
Cânı cânâneye ettim dili dildâra fedâ
Ah eylediğim serv-i hırâmânın içindir
Kan ağladığım gonce-i handânın içindir
Dostum âlem seninçün ger olur düşmen bana
Gam değil zîrâ yetersin dost ancak sen bana
Esîr-i gurbetiz biz senden özge âşinâmız yok
Ayağın kesme başınçin bizim mihnet-serâlardan
Kıldı zülfün tek perişan hâlimi hâlin senin
Bir gün ey bî-derd sormazsın nedir hâlin senin
Ne yanar kimse bana âteş- i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı
Cân u ten oldukça menden derd ü gam eksik değil
Çıksa can hâk olsa ten ne can gerek ne ten bana
Avâreler felekzedeler mübtelâlarız
Alemde bir muhabbete kalmış gedâlarız
Hâlî etmiştir mahabbet beni benden dostlar
Ayb kılman âlemde görseniz bî-pervâ beni
Demen kim adli yok yâ zulmü çok her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasın yâ Rab
Tutuştu gam oduna şâd gördüğün gönlüm
Mukayyed oldu ol âzâd gördüğün gönlüm
a
Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
aksarayda ve üç kulaç derinde
beklemek daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor
topyekûn bahriyeden ve murtazadan
çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor
delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar
derin yataklarda anlaşılmış
haydarpaşadan binip kurtalanda
trenden iner gibi bir kız
beklemek daha başka şey
sen benim kızlığını bildiğim
kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla
minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın
başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın
bunca tanışıklığımız varken
sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse benimle kutsaldır
buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş
bin türlü makam geçmiştir derim
b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik
bir de
öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu
her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri
senin kır çiçekleri ayarında laleliğin
mayland'da hiç ama aşk değil
bir tutam göz ağrısı
aşk değil
kana bulanmış bir yürek
bir etek serüveni
sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri
güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder
sendeki santa luçiya gözleri
benimkisi harzemşah
c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşadım kıvranışlarında
gözlerinde 'harikulâde' yaş bulutları
Yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska
göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz
bunca çıldırdım hem ilgisiz
koridor görüp ölüyordum
çizmeli tülbentli kız
saçlarında yirmi yedi yıl lodos
laleliden otobüse biniyor
kimbilir nerede oturuyor
her çizgisi ezmeyle bilenmiş
üç 'aziz' bakışını yakaladım
bin yıldır cephane taramış
hep blek börd bir gözdeyiz
sıra kimin
benimse - rölans
Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
aksarayda ve üç kulaç derinde
beklemek daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor
topyekûn bahriyeden ve murtazadan
çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor
delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar
derin yataklarda anlaşılmış
haydarpaşadan binip kurtalanda
trenden iner gibi bir kız
beklemek daha başka şey
sen benim kızlığını bildiğim
kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla
minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın
başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın
bunca tanışıklığımız varken
sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse benimle kutsaldır
buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş
bin türlü makam geçmiştir derim
b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik
bir de
öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu
her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri
senin kır çiçekleri ayarında laleliğin
mayland'da hiç ama aşk değil
bir tutam göz ağrısı
aşk değil
kana bulanmış bir yürek
bir etek serüveni
sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri
güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder
sendeki santa luçiya gözleri
benimkisi harzemşah
c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşadım kıvranışlarında
gözlerinde 'harikulâde' yaş bulutları
Yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska
göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz
bunca çıldırdım hem ilgisiz
koridor görüp ölüyordum
çizmeli tülbentli kız
saçlarında yirmi yedi yıl lodos
laleliden otobüse biniyor
kimbilir nerede oturuyor
her çizgisi ezmeyle bilenmiş
üç 'aziz' bakışını yakaladım
bin yıldır cephane taramış
hep blek börd bir gözdeyiz
sıra kimin
benimse - rölans
Halim, açık denizde düdük çalan bir gemi;
Kim duyar, ötelerden haber veren bestemi? ....
Kim duyar, ötelerden haber veren bestemi? ....
Beni bu sabah iri anla
Taşıp
Deli deli dağlardan inerek
Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi
Yekpare bir suyum ben
Kocaman sev
Şikayetim gözlerimden kim
Ayetlerden ayırdın
Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin
Bilirem aydınlık için
Karanlık da gerekli
Bazan var'ı
Anlarsın yok ile
Sevgilim
Vazgeçilmez malzemem aletim
İhtiyar cam bakıcısı
Söyle nerde kaybuldu
Bizimi onlarını ayırırken tuttuğun yarğı
Bilmedin bile nasıl gelindi
Birkaç yüz sene yollar
Tırnak kadar plaka
Programın yazıldığı
Ucunda bir kılıç
Sonra bir kılıç ucunda bir plaka
Tırnak kadar büyüklüğü o kadar ince
Proglanmış Ve Bunlar Gibi
Terzide murdar kafa biçildi
Silindir bir şapka
için yontulup
Traşlandı
Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit
Gerdir yüreğinin kirişini
Fakat beni bu sabah yakın anla
Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında
Sesim yeleleri parlar bir at
Paslı dilini çarpan
Sen ki şimdi hele
Duayı erteledin
Akşamı aradançıkardınsa bile
Çocuğuna bakmadın
Un-ufak yapayalnız karın
Önünde bütün varlığın bir diz'inin
Terziden sen de sen de
murdar bir baş edindin
camlar daha da kıvrak
Kalb hor..
Taşıp
Deli deli dağlardan inerek
Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi
Yekpare bir suyum ben
Kocaman sev
Şikayetim gözlerimden kim
Ayetlerden ayırdın
Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin
Bilirem aydınlık için
Karanlık da gerekli
Bazan var'ı
Anlarsın yok ile
Sevgilim
Vazgeçilmez malzemem aletim
İhtiyar cam bakıcısı
Söyle nerde kaybuldu
Bizimi onlarını ayırırken tuttuğun yarğı
Bilmedin bile nasıl gelindi
Birkaç yüz sene yollar
Tırnak kadar plaka
Programın yazıldığı
Ucunda bir kılıç
Sonra bir kılıç ucunda bir plaka
Tırnak kadar büyüklüğü o kadar ince
Proglanmış Ve Bunlar Gibi
Terzide murdar kafa biçildi
Silindir bir şapka
için yontulup
Traşlandı
Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit
Gerdir yüreğinin kirişini
Fakat beni bu sabah yakın anla
Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında
Sesim yeleleri parlar bir at
Paslı dilini çarpan
Sen ki şimdi hele
Duayı erteledin
Akşamı aradançıkardınsa bile
Çocuğuna bakmadın
Un-ufak yapayalnız karın
Önünde bütün varlığın bir diz'inin
Terziden sen de sen de
murdar bir baş edindin
camlar daha da kıvrak
Kalb hor..
Beyza-i zâğı kosan tâvûs ile
Gülşen-i cennetde yapsan âşiyân
Dürlü ni'metlerle etsen terbiyet
Zâğdır andan zuhûr eden hemân
Gülşen-i cennetde yapsan âşiyân
Dürlü ni'metlerle etsen terbiyet
Zâğdır andan zuhûr eden hemân
Beyza-i zâğı koyup tâvûs-ı kudsün altına
Cennetü'l-me'vâ içinde ana yapsan âşiyân
Terbiyet etsen anı envâ'-ı ni'metle beğim
Zâğdır ancak yine andan zuhûr eden hemân
Cennetü'l-me'vâ içinde ana yapsan âşiyân
Terbiyet etsen anı envâ'-ı ni'metle beğim
Zâğdır ancak yine andan zuhûr eden hemân
Süreyyâ sanmañ üstinde görince şîr-i gerdûnı
Atıldı âsmâne kûhsâr-ı kahrı kaplanı
Elinden ol kadar düşmen yimişdür boz doganı kim
Kızılelmadan eyvâ kopdı nâ-geh işidüp anı
Çalındı kûslar tabl u nekâre saldı âvâze
Dügün bayram idi gûyâ guzâta ceng meydânı
Kimi şemşîr-bâz oldı kimi cân-bâz bu halkuñ
Temâşâ eyleseñ ol günde görseñ hâl-i insânı
Ser-encâm-ı cadû âhir ne hâle irişür dirken
Hezârân kelleler tûp itdi nâ-geh çarh çevgânı
Dil-âverler oyunlar oynadı küffâre ol gün kim
Gören bâzîçe-i takdirüñ oldı deng ü hayrânı
Çıkup yelkenlüler Rûmî siperden bâdbânlarla
Yine gösterdiler cûş u hurûş-ı bahr-i ‘ummânı
Nehengâsâ dil-âverler ‘adûyı yutdılar gitdi
Aceb deryâ imiş hakkâ bu leşkergâh-ı ‘Osmânî
Ser-i bî-magz-ı düşmenden fezâda kâseler toldı
Sibâ’-ı kûh u deşte kıldılar tertîb-i mihmânî
Meger kim ugramış gerdûn öñinde seyl-i hûn içre
Şafak sandı şebângeh halk dâmânındaki kanı
Dem-i a’dâ ile deşt-i cihânı lâle-zâr itdi
Sipâh-ı berk-reftâr-ı Tatâruñ tîr-bârânı
Hudâvendâ sen ol İskender-i pâkîze-meşrebsin
Akıtdı tab’-ı pâküñ ayagına Âb-ı hayvânı
Ne cünbiş kıldı kim âhir dil-i düşmende yir itdi
Meger gösterdi ol nîze hırâm-ı kadd-i hûbânı
Misâl-i halka-i zülf-i girih-gîr-i ham-ender-ham
Biri birine koydı tîg-i kahruñ kâfiristânı
Licâmuñda sitâm olmak yaraşur çarhuñ ecrâmı
Semendüñ sîne-bendinde gül-i zer mâh-ı tâbânı
Bilürsin anı mürg-i beyza-i pûlâd-ı nusretdür
Aceb mi dâne divşürse elinde tîg-i bürrânı
Hemân âyîne-i sırr-ı Hudâdur tab’-ı şâhâne
Müberrâ gıll u gışdan kalbi sâf u sâde sultânî
Mücellâ sînesi âyînedâr-ı şâhid-i gaybî
Musaffâ hâtırı sûret-pezîr-i râz-ı pinhânî
Hemân oldur niyâzum senden ey Keyhusrev-i sânî
Ki gûş-ı hûşa mengûş eyle dürr-i pend-i pîrânı
Sikendersin karînûn feylesûfân-ı cihân olsun
Hakîmân-ı zamâne hîçe saymaz şahs-ı nâ-dânı
Niyaz it Hakka ey Bâkî vücûdın hıfz ide Bârî
Hatâlardan nigehdâr olsun ol Dârâ-yı devrânı
Hudâvendâ Hudâ ol zât-ı pâke hırz-ı cân olsun
Du’â-yı müstecâb-ı tâ’ifân-ı ‘arş-ı Rahmânî
Belâ gird-âbına salsun ‘adûñı nâ-bedîd itsün
Fenâ deryâsına gark eyleyen Fir’avn u Hâmânı
Hemîşe feth-i fîrûzı livânâ iltivâ itsün
Kapuña iltica kılsun cihânuñ hân u hâkânı
Atıldı âsmâne kûhsâr-ı kahrı kaplanı
Elinden ol kadar düşmen yimişdür boz doganı kim
Kızılelmadan eyvâ kopdı nâ-geh işidüp anı
Çalındı kûslar tabl u nekâre saldı âvâze
Dügün bayram idi gûyâ guzâta ceng meydânı
Kimi şemşîr-bâz oldı kimi cân-bâz bu halkuñ
Temâşâ eyleseñ ol günde görseñ hâl-i insânı
Ser-encâm-ı cadû âhir ne hâle irişür dirken
Hezârân kelleler tûp itdi nâ-geh çarh çevgânı
Dil-âverler oyunlar oynadı küffâre ol gün kim
Gören bâzîçe-i takdirüñ oldı deng ü hayrânı
Çıkup yelkenlüler Rûmî siperden bâdbânlarla
Yine gösterdiler cûş u hurûş-ı bahr-i ‘ummânı
Nehengâsâ dil-âverler ‘adûyı yutdılar gitdi
Aceb deryâ imiş hakkâ bu leşkergâh-ı ‘Osmânî
Ser-i bî-magz-ı düşmenden fezâda kâseler toldı
Sibâ’-ı kûh u deşte kıldılar tertîb-i mihmânî
Meger kim ugramış gerdûn öñinde seyl-i hûn içre
Şafak sandı şebângeh halk dâmânındaki kanı
Dem-i a’dâ ile deşt-i cihânı lâle-zâr itdi
Sipâh-ı berk-reftâr-ı Tatâruñ tîr-bârânı
Hudâvendâ sen ol İskender-i pâkîze-meşrebsin
Akıtdı tab’-ı pâküñ ayagına Âb-ı hayvânı
Ne cünbiş kıldı kim âhir dil-i düşmende yir itdi
Meger gösterdi ol nîze hırâm-ı kadd-i hûbânı
Misâl-i halka-i zülf-i girih-gîr-i ham-ender-ham
Biri birine koydı tîg-i kahruñ kâfiristânı
Licâmuñda sitâm olmak yaraşur çarhuñ ecrâmı
Semendüñ sîne-bendinde gül-i zer mâh-ı tâbânı
Bilürsin anı mürg-i beyza-i pûlâd-ı nusretdür
Aceb mi dâne divşürse elinde tîg-i bürrânı
Hemân âyîne-i sırr-ı Hudâdur tab’-ı şâhâne
Müberrâ gıll u gışdan kalbi sâf u sâde sultânî
Mücellâ sînesi âyînedâr-ı şâhid-i gaybî
Musaffâ hâtırı sûret-pezîr-i râz-ı pinhânî
Hemân oldur niyâzum senden ey Keyhusrev-i sânî
Ki gûş-ı hûşa mengûş eyle dürr-i pend-i pîrânı
Sikendersin karînûn feylesûfân-ı cihân olsun
Hakîmân-ı zamâne hîçe saymaz şahs-ı nâ-dânı
Niyaz it Hakka ey Bâkî vücûdın hıfz ide Bârî
Hatâlardan nigehdâr olsun ol Dârâ-yı devrânı
Hudâvendâ Hudâ ol zât-ı pâke hırz-ı cân olsun
Du’â-yı müstecâb-ı tâ’ifân-ı ‘arş-ı Rahmânî
Belâ gird-âbına salsun ‘adûñı nâ-bedîd itsün
Fenâ deryâsına gark eyleyen Fir’avn u Hâmânı
Hemîşe feth-i fîrûzı livânâ iltivâ itsün
Kapuña iltica kılsun cihânuñ hân u hâkânı
sümüklüböcek yuvasına kaç
akmamüstüdür
şimdi kocakarı maşayla kovalar seni
kıvılcımlar sıçrar
ve ateşin üstündeki boru devrilir
sümüklüböcek yuvasına kaç
tuzluğun bir gözünde biber kokusu var
hafiz hanımın sesi bu kokuya benzer
beni kurtar hafız hanım
kıvılcımlar sıçradığı zaman
kocakarı insanı kovalar
akşamları
akmamüstüdür
şimdi kocakarı maşayla kovalar seni
kıvılcımlar sıçrar
ve ateşin üstündeki boru devrilir
sümüklüböcek yuvasına kaç
tuzluğun bir gözünde biber kokusu var
hafiz hanımın sesi bu kokuya benzer
beni kurtar hafız hanım
kıvılcımlar sıçradığı zaman
kocakarı insanı kovalar
akşamları
Bihâr-ı lutfuna gâyet bulunmaz
Sana yâ Rab nice bin bin şükürler
İbâda fazl u cûdun add olunmaz
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
Bir avuç hâkden insân edersin
Yine hem mazhar-ı irfân edersin
Nice lutf u nice ihsân edersin
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
Kalem olup şecerler cümleten hep
Yedi deryâ ana olsa mürekkeb
Yazılmaz binde bir ihsânın ey Rab
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
İnâyet eyledin çün kâinâta
Kimi ef'âle erdi kim sıfâta
Kimini mazhar etdin nûr-ı zâta
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
Hüdâyî bendeni îcâd eden sen
Cenâb-ı pâkine irşâd eden sen
Visâlin lezzetiyle şâd eden sen
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
Sana yâ Rab nice bin bin şükürler
İbâda fazl u cûdun add olunmaz
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
Bir avuç hâkden insân edersin
Yine hem mazhar-ı irfân edersin
Nice lutf u nice ihsân edersin
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
Kalem olup şecerler cümleten hep
Yedi deryâ ana olsa mürekkeb
Yazılmaz binde bir ihsânın ey Rab
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
İnâyet eyledin çün kâinâta
Kimi ef'âle erdi kim sıfâta
Kimini mazhar etdin nûr-ı zâta
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
Hüdâyî bendeni îcâd eden sen
Cenâb-ı pâkine irşâd eden sen
Visâlin lezzetiyle şâd eden sen
Sana yâ Rab nice çok çok şükürler
Bilenlere sormak gerek
Bu tendeki can neyimiş
Can hod hakkın kudretidir
Damardaki kan neyimiş
Fikir yumuş oğlanıdır
Endişe kaygı kanıdır
Bu ah u vah aşk donudur
Taht oturan han neyimiş
Şükür onun birliğine
Yoğiken uş var eyledi
Çünkü asıldan biz yoğuz
Mülk ü hanuman neyimiş
Çalap viribidi bizi
Var dünyayı görür deyü
Bu dünya hod baki değil
Mülke Süleyman neyimiş
Sorun Tapduklu Yunus'a
Bu dünyadan ne anladı
Bu dünyanın kenarı yok
Sen neyimiş ben neyimiş
Bu tendeki can neyimiş
Can hod hakkın kudretidir
Damardaki kan neyimiş
Fikir yumuş oğlanıdır
Endişe kaygı kanıdır
Bu ah u vah aşk donudur
Taht oturan han neyimiş
Şükür onun birliğine
Yoğiken uş var eyledi
Çünkü asıldan biz yoğuz
Mülk ü hanuman neyimiş
Çalap viribidi bizi
Var dünyayı görür deyü
Bu dünya hod baki değil
Mülke Süleyman neyimiş
Sorun Tapduklu Yunus'a
Bu dünyadan ne anladı
Bu dünyanın kenarı yok
Sen neyimiş ben neyimiş
Bilenlere sormak gerek bu tendeki can neymiş
Can hod Hak’ın kudretidir damarda ki kan neymiş
Fikir yumuş oğlanıdır endişe kaygı kanidir
Bu ah-u vah aşk donudur taht oturan han neymiş
Şükür onun birliğine yok iken uş var eyledi
Çünkü asıldan biz yoğuz mülk-ü hunuman neymiş
Çalap veribdi bizi var dünyayı görün diye
Bu dünya hod baki değil mülke Süleyman neymiş
Sorun Taptuklu Yunus’a bu dünyadan ne anladı
Bu dünyanın kararı yok sen neymiş ben neymiş
Can hod Hak’ın kudretidir damarda ki kan neymiş
Fikir yumuş oğlanıdır endişe kaygı kanidir
Bu ah-u vah aşk donudur taht oturan han neymiş
Şükür onun birliğine yok iken uş var eyledi
Çünkü asıldan biz yoğuz mülk-ü hunuman neymiş
Çalap veribdi bizi var dünyayı görün diye
Bu dünya hod baki değil mülke Süleyman neymiş
Sorun Taptuklu Yunus’a bu dünyadan ne anladı
Bu dünyanın kararı yok sen neymiş ben neymiş
Bilini kuçmadadur ol sanemüñ derd ü belâ
Yogsa ‘âşıklara şîrîn lebi hâzır helvâ
Ser-i zülfiyle hatın örter imiş dirler o şûh
Açmadı kimseye ammâ orayı bâd-ı sabâ
Âteş urmış yüzi gül hırmenine ol mâhuñ
Devr-i sâgarda ruhı ‘aksini kılmış peydâ
Kızarup ruhları gülgûne-i tâb-ı mülden
Şu’le-i sâgar-ı mey destine yakmış hınnâ
Meclis-i meyde leb-i yâre tolaşur dirler
Elüme girmeye mi bir dahı câm-ı sahbâ
Öykünürdi lebüñe câm-ı mey ammâ dönmiş
Bu gün almışlar ele bir yire gelmiş zurafâ
Lûle-i hâme ile çeşme-i dilden Bâkî
Eyledi kâ’ide-i Âb-ı hayâtı icrâ
Yogsa ‘âşıklara şîrîn lebi hâzır helvâ
Ser-i zülfiyle hatın örter imiş dirler o şûh
Açmadı kimseye ammâ orayı bâd-ı sabâ
Âteş urmış yüzi gül hırmenine ol mâhuñ
Devr-i sâgarda ruhı ‘aksini kılmış peydâ
Kızarup ruhları gülgûne-i tâb-ı mülden
Şu’le-i sâgar-ı mey destine yakmış hınnâ
Meclis-i meyde leb-i yâre tolaşur dirler
Elüme girmeye mi bir dahı câm-ı sahbâ
Öykünürdi lebüñe câm-ı mey ammâ dönmiş
Bu gün almışlar ele bir yire gelmiş zurafâ
Lûle-i hâme ile çeşme-i dilden Bâkî
Eyledi kâ’ide-i Âb-ı hayâtı icrâ
Bilinirmiş sözünden,
Aşk parlarmış yüzünden,
Gitmezmiş yaş gözünden,
Çeşme gibi akarmış.
Aşk erinin nişanı,
Bilmek dilersen anı,
Ona bu mülk-i fani,
Zindan olur bakarmış.
Eşrefoğlu Rumi gel,
Yediğin olsun helal
Haramdan gelmişse mal,
Ateş olur yakarmış.
Aşk parlarmış yüzünden,
Gitmezmiş yaş gözünden,
Çeşme gibi akarmış.
Aşk erinin nişanı,
Bilmek dilersen anı,
Ona bu mülk-i fani,
Zindan olur bakarmış.
Eşrefoğlu Rumi gel,
Yediğin olsun helal
Haramdan gelmişse mal,
Ateş olur yakarmış.
Bilir var mı bu yolu
Kande (durur) dost ili
Söyle (ey) cân bülbülü
Kande (durur) dost ili
(Ey) âşıklar sâdıklar
(Ey) derd ile yanıklar
Dün ü gün uyanıklar
Kande (durur) dost ili
Bunda iken biliniz
Sonra ermez eliniz
Arayuban bulunuz
Kande (durur) dost ili
Ağyârını süre gör
Dost dîdârın göre gör
Bir bilire sora gör
Kande (durur) dost ili
Hüdâyî'yi bildin mi
Maksûdunu buldun mu
Aşkın ile doldun mu
Kande (durur) dost ili
Kande (durur) dost ili
Söyle (ey) cân bülbülü
Kande (durur) dost ili
(Ey) âşıklar sâdıklar
(Ey) derd ile yanıklar
Dün ü gün uyanıklar
Kande (durur) dost ili
Bunda iken biliniz
Sonra ermez eliniz
Arayuban bulunuz
Kande (durur) dost ili
Ağyârını süre gör
Dost dîdârın göre gör
Bir bilire sora gör
Kande (durur) dost ili
Hüdâyî'yi bildin mi
Maksûdunu buldun mu
Aşkın ile doldun mu
Kande (durur) dost ili
Ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona
Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa
Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa
Ne hah yerleşip oturdum
Ne bir ayak yeri eşeledim
Ne bir dam aradım başımda
Perişan toztoprak içinde eşyam
Yanlardan
Arkadan otların arasından
Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına
Yerim ve yurdum belli değil
Yeni atamdım aşkın tıpanlarına
Neyin memuruyum ben nerdeyim
Artıyor çizgi çizgi
Fahrenayt ellidokuz atmışbir
Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
Çatıda alnımın
Hüznüm ağam oldu eyvah
Bir şey yap silkip at
Çare ne - herneyse
Titrek elime zor
Çalkalanıyorsa bir yerde
Ölüyorsa bir yerde
Bağlantılarım tam otomatik
Arzı mıyım ben
Tırnak arlarına kıymık giren ellerin
Hadi düşün beni
İçim otursun aklım
Durulsun diye
Ankara gölü gören bir dağ
Sisler ve katran
Ruhum
Bir iki yaşımda
Aynı boyda çam ağaçları
İki titrek ışık'ız
Güneş altında iki insan gövdesi
Bir gün yağmurlar
Açlıklar perişan saçlar dudaklar
Daima biraz fazlasıyla önünde
Dalgakıranların
Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsesiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın
Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa
Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa
Ne hah yerleşip oturdum
Ne bir ayak yeri eşeledim
Ne bir dam aradım başımda
Perişan toztoprak içinde eşyam
Yanlardan
Arkadan otların arasından
Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına
Yerim ve yurdum belli değil
Yeni atamdım aşkın tıpanlarına
Neyin memuruyum ben nerdeyim
Artıyor çizgi çizgi
Fahrenayt ellidokuz atmışbir
Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
Çatıda alnımın
Hüznüm ağam oldu eyvah
Bir şey yap silkip at
Çare ne - herneyse
Titrek elime zor
Çalkalanıyorsa bir yerde
Ölüyorsa bir yerde
Bağlantılarım tam otomatik
Arzı mıyım ben
Tırnak arlarına kıymık giren ellerin
Hadi düşün beni
İçim otursun aklım
Durulsun diye
Ankara gölü gören bir dağ
Sisler ve katran
Ruhum
Bir iki yaşımda
Aynı boyda çam ağaçları
İki titrek ışık'ız
Güneş altında iki insan gövdesi
Bir gün yağmurlar
Açlıklar perişan saçlar dudaklar
Daima biraz fazlasıyla önünde
Dalgakıranların
Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsesiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın
Bilmem n'ideyim
Aşkın elinden
Kande gideyim
Aşkın elinden
Meskenim dağlar
Gözyaşına çağlar
Durmaz kan ağlar
Aşkın elinden
Kaddim yay oldu
Bağrım nay oldu
İşim vay oldu
Aşkın elinden
Dinle zarımı
Kodum arımı
Verdim serimi
Aşkın elinden
Varım vereyim
Kadre ereyim
Üryan olayım
Aşkın elinden
Yunus'un sözü
Kül olmuş özü
Kan ağlar gözü
Aşkın elinden
Aşkın elinden
Kande gideyim
Aşkın elinden
Meskenim dağlar
Gözyaşına çağlar
Durmaz kan ağlar
Aşkın elinden
Kaddim yay oldu
Bağrım nay oldu
İşim vay oldu
Aşkın elinden
Dinle zarımı
Kodum arımı
Verdim serimi
Aşkın elinden
Varım vereyim
Kadre ereyim
Üryan olayım
Aşkın elinden
Yunus'un sözü
Kül olmuş özü
Kan ağlar gözü
Aşkın elinden
Varlık yalnız Bir'dedir, Toplam bölüm hep birde...
Devam eden yalnız bir, sayıda dört tekbirde...
Devam eden yalnız bir, sayıda dört tekbirde...
Gecenin dürüstlüğünden herkes kuşkulanır
korkulur o kuş yüklü iniltilerden
ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben
çağdaş serüvenler adına
bütün fotoğraflarını yakan
yakan ve bekleyen.
Çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara
yine de ağartamaz tanımını gecenin.
Ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın
ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim
ağartamaz
çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur
ben yakarım çağımın ellerini. Ben bekliyenim.
Gecenin kıyısında benden konuşulur.
Kara bir irin akıyor
öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların.
Kara bir salgıdır çünkü büyük
serüvenler ve çocukların soluk alışları da.
Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten
bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına.
(1964)
korkulur o kuş yüklü iniltilerden
ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben
çağdaş serüvenler adına
bütün fotoğraflarını yakan
yakan ve bekleyen.
Çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara
yine de ağartamaz tanımını gecenin.
Ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın
ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim
ağartamaz
çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur
ben yakarım çağımın ellerini. Ben bekliyenim.
Gecenin kıyısında benden konuşulur.
Kara bir irin akıyor
öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların.
Kara bir salgıdır çünkü büyük
serüvenler ve çocukların soluk alışları da.
Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten
bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına.
(1964)
Bir an dilim tutamadım,
Aşk koymaz beni söyletir.
Tuhaflığı atamadım,
Aşkın âdeti böyledir.
Bu aşk beni deli kıldı,
Aklımı başımdan aldı,
Mecnun gibi dağa saldı,
Ah çektirip hep inletir.
Aşktır beni benden alan,
Eşinden tutup ayıran,
Kimdir aşka karşı duran,
Şahları baştan çıkartır.
Tuhaftır bu aşkın işi,
Dayanmaz ona her kişi,
Gözlerden akıtır yaşı,
Yürekleri hep yandırır.
Kimde Allah aşkı varsa,
İçinde ateş yanarsa,
Dili Hak diye anarsa,
Onun sohbeti tatlıdır.
Aşktır gönülde nur olan,
Aşktır Musa’ya Tur olan,
Aşktır İsa’ya yâr olan,
Ölüyü diri kıldırır.
Gel âşık ol şad olasın,
Kederden azat olasın,
Aşkından murat alasın,
Tutar yükseğe daldırır.
Eşrefoğlu Rumi söyler,
Köye şehre haber eyler,
Kim ki âşık olmak ister,
Ağır yükleri kaldırır.
Aşk koymaz beni söyletir.
Tuhaflığı atamadım,
Aşkın âdeti böyledir.
Bu aşk beni deli kıldı,
Aklımı başımdan aldı,
Mecnun gibi dağa saldı,
Ah çektirip hep inletir.
Aşktır beni benden alan,
Eşinden tutup ayıran,
Kimdir aşka karşı duran,
Şahları baştan çıkartır.
Tuhaftır bu aşkın işi,
Dayanmaz ona her kişi,
Gözlerden akıtır yaşı,
Yürekleri hep yandırır.
Kimde Allah aşkı varsa,
İçinde ateş yanarsa,
Dili Hak diye anarsa,
Onun sohbeti tatlıdır.
Aşktır gönülde nur olan,
Aşktır Musa’ya Tur olan,
Aşktır İsa’ya yâr olan,
Ölüyü diri kıldırır.
Gel âşık ol şad olasın,
Kederden azat olasın,
Aşkından murat alasın,
Tutar yükseğe daldırır.
Eşrefoğlu Rumi söyler,
Köye şehre haber eyler,
Kim ki âşık olmak ister,
Ağır yükleri kaldırır.
Bir aşk-ı pâk ihsân ede
Ol Kâdir ü Hayy ü Vedûd
Hubb-ı sivâ dilden gide
Cânım ede Hakk'ı şühûd
Mevlâ tecellî eyleye
Diller tesellî eyleye
İhsân-ı küllî eyleye
Zâhir ola envâr-ı cûd
Gel enfüs ü âfâka bak
Hakk'ı bulan 'uşşâka bak
Bir 'âlem-i ıtlâka bak
Gitsin izâfât u kuyûd
Âriflere irfân gerek
Âşıklara cânân gerek
Sâdıklara burhân gerek
Verne zid-da'vâhâ çi sûd
Koyup Hüdâyî cân ü ten
Vahdet diyârına giden
Fânî vücûdu terk eden
Bulmaz mı Hakkânî vücûd
Ol Kâdir ü Hayy ü Vedûd
Hubb-ı sivâ dilden gide
Cânım ede Hakk'ı şühûd
Mevlâ tecellî eyleye
Diller tesellî eyleye
İhsân-ı küllî eyleye
Zâhir ola envâr-ı cûd
Gel enfüs ü âfâka bak
Hakk'ı bulan 'uşşâka bak
Bir 'âlem-i ıtlâka bak
Gitsin izâfât u kuyûd
Âriflere irfân gerek
Âşıklara cânân gerek
Sâdıklara burhân gerek
Verne zid-da'vâhâ çi sûd
Koyup Hüdâyî cân ü ten
Vahdet diyârına giden
Fânî vücûdu terk eden
Bulmaz mı Hakkânî vücûd
Bir ay gördüm bu gece kamu burçlardan yüce
Esritti gönlüm canım bilmezim halim nice
Ol ayın şulesinden âlem münevver oldu
Sanasın kim açıldı uçmaktan bir deriçe
Ol Muhammed nurudur Halilullah sırrıdır
Gönlümdeki çırağı yandırdı Ulu Hoca
Müddei bizi görmez gözüne girersevüz
Gerekse yüz kez varsın Kabe'ye ulu hacca
Âşıkların sözünden kan yaş akar gözünden
Bülbüller söyleşicek nöbet değmez turaca
Kur'ağacı n'ederler kesip oda yakarlar
Her kim âşık olmadı benzer kuru ağaca
Yunus'u öğen öğsün söğenler dahi söğsün
Aşk ile yola geldik yanalım erte gece
Esritti gönlüm canım bilmezim halim nice
Ol ayın şulesinden âlem münevver oldu
Sanasın kim açıldı uçmaktan bir deriçe
Ol Muhammed nurudur Halilullah sırrıdır
Gönlümdeki çırağı yandırdı Ulu Hoca
Müddei bizi görmez gözüne girersevüz
Gerekse yüz kez varsın Kabe'ye ulu hacca
Âşıkların sözünden kan yaş akar gözünden
Bülbüller söyleşicek nöbet değmez turaca
Kur'ağacı n'ederler kesip oda yakarlar
Her kim âşık olmadı benzer kuru ağaca
Yunus'u öğen öğsün söğenler dahi söğsün
Aşk ile yola geldik yanalım erte gece
Bir ben seni seven değil
Cümle alemdir sevici
Yüz bin ola her köşede
Yoluna canlar verici
Ben kim olam seni sevem
Ya yoluna canım verem
Sevenleri göriceğiz
Ben de bir boynun eğici
Varın sorun mürşitlere
Varmıdır bu derde çare
Hiç olur mu Dost'a ere
Düşman ile dost olucu
Düşman dediğim nefsindir
Şol tama' ile hırsındır
keser tama' tamarını
Dost'a aşıkım deyici
Aşık nefsine uymadı
Canını verdi doymadı
Kim ki canına kıymadı
Oldur ol yalan da'vici
Aşık kendüden el yudu
Dünya vü ahreti kodu
Hiç anmaz bilişi yadı
Kendüzün yoğa sayıcı
Durmaz akar gözü yaşı
Hiç onulmaz bağrı başı
Ah ile zar olur işi
Kimse yok halin sorucu
Eşrefoğlu Rumi gibi
Şöyle mücrim eksikli kul
Arasalar bulunmaya
Nefsi hevasın koyucu
Yani ol da aşıkım der
Doyunca yer yatar uyur
Nefsine dileğin verir
Zi utanmaz laf urucu
Cümle alemdir sevici
Yüz bin ola her köşede
Yoluna canlar verici
Ben kim olam seni sevem
Ya yoluna canım verem
Sevenleri göriceğiz
Ben de bir boynun eğici
Varın sorun mürşitlere
Varmıdır bu derde çare
Hiç olur mu Dost'a ere
Düşman ile dost olucu
Düşman dediğim nefsindir
Şol tama' ile hırsındır
keser tama' tamarını
Dost'a aşıkım deyici
Aşık nefsine uymadı
Canını verdi doymadı
Kim ki canına kıymadı
Oldur ol yalan da'vici
Aşık kendüden el yudu
Dünya vü ahreti kodu
Hiç anmaz bilişi yadı
Kendüzün yoğa sayıcı
Durmaz akar gözü yaşı
Hiç onulmaz bağrı başı
Ah ile zar olur işi
Kimse yok halin sorucu
Eşrefoğlu Rumi gibi
Şöyle mücrim eksikli kul
Arasalar bulunmaya
Nefsi hevasın koyucu
Yani ol da aşıkım der
Doyunca yer yatar uyur
Nefsine dileğin verir
Zi utanmaz laf urucu
Binlerce binlerce çocuk
koşarak dokumuş benim kumaşımı
hançeremdeki bu şehrin
o geçimsiz mushafı
vardım dayandığım parmaklığına o büyük hesapların
Hazırım ey kalaycı çırakları ve güyümcüler
ey rakı sürülmüş yaralarım gövdeleşin
kırçıl acılarım benim
gök de bir mendil takınsın boynuna
benim kağşayan umutlarım gövdeleşin
koşarak dokumuş benim kumaşımı
hançeremdeki bu şehrin
o geçimsiz mushafı
vardım dayandığım parmaklığına o büyük hesapların
Hazırım ey kalaycı çırakları ve güyümcüler
ey rakı sürülmüş yaralarım gövdeleşin
kırçıl acılarım benim
gök de bir mendil takınsın boynuna
benim kağşayan umutlarım gövdeleşin
Bal akıyor kayalar
Sarp yalçın bir bal
Yakınında ne ayı pençesi ne insan eli
Komşu bir şelale
Komşu kuvvetler
Bazı iradeler
Geceyi katlayıp balyaladılar
Boynu vurulacakmış gibi
Korkuyla büzülüyor uykusunda diktatör
Sıcak o afrika
Saf yüreği yolunarak yaratıldı masaya
Eldivenli beyaz bir el
Rulet gibi döndürüyor onu
Birbirine çevrilebilir bir dabe olarak
Ortada
Karanın yanında vahşi hayvanları da
İri demir parmaklıklı yumruğun zamiri olarak
kafes odalarda siyahın yanında
Eldivenli ve beyaz
Döndürüyor afrikayı
- Buradan daha iyi görünüyor majeste
- Tank you
Geçiyor kraliçe
Bırakıyor uzun eteklerini geceye
Şimdi bir eksersiz daha
Baştan alalım yeni bir çabayla
Bal
Kaya
Üzerine hala pazarlık yapılmamış
Simsiyah kaşlar ve beyaz gözaklarında
Kırmızı kılcal damarlar
Vahşi hayvanlar kafesinde
Parmaklıkları tutuyor
Batıda bir ada devletinde
Gemi-vinç-kara Gemi-vinç-kara
Sarp yalçın bir bal
Yakınında ne ayı pençesi ne insan eli
Komşu bir şelale
Komşu kuvvetler
Bazı iradeler
Geceyi katlayıp balyaladılar
Boynu vurulacakmış gibi
Korkuyla büzülüyor uykusunda diktatör
Sıcak o afrika
Saf yüreği yolunarak yaratıldı masaya
Eldivenli beyaz bir el
Rulet gibi döndürüyor onu
Birbirine çevrilebilir bir dabe olarak
Ortada
Karanın yanında vahşi hayvanları da
İri demir parmaklıklı yumruğun zamiri olarak
kafes odalarda siyahın yanında
Eldivenli ve beyaz
Döndürüyor afrikayı
- Buradan daha iyi görünüyor majeste
- Tank you
Geçiyor kraliçe
Bırakıyor uzun eteklerini geceye
Şimdi bir eksersiz daha
Baştan alalım yeni bir çabayla
Bal
Kaya
Üzerine hala pazarlık yapılmamış
Simsiyah kaşlar ve beyaz gözaklarında
Kırmızı kılcal damarlar
Vahşi hayvanlar kafesinde
Parmaklıkları tutuyor
Batıda bir ada devletinde
Gemi-vinç-kara Gemi-vinç-kara
Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi
Sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar
Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor
Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor
Başlıyor içinde sonsuz susuzluk
Avuçlarının içi terliyor.
Sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar
Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor
Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor
Başlıyor içinde sonsuz susuzluk
Avuçlarının içi terliyor.
Bir güzel meth edeyim bari alem yanmasın
Pervaneler gibi herdem can-u alem yanmasın
Hüsnüne mağrurlanırsın Yusuf-u Kenan'mısın
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın
Ebruların şemine yanmaktadır pervaneler
Al yanağın gamzesine dizilmiş durdaneler
Zülcelalın hikmetinden ne doğurur anneler
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın
Gözlerin inkara benzer ebrular keman olur
Her kaçan yüzüne baksam katlime ferman olur
Yüzünü görse bir kafir şüphesiz iman bulur
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın
Ey Fuzuli yeter eyledin bunca cefa
Serimi yoluna koydum gelmedin sen insafa
Güzellerin padişahı ya Muhammet Mustafa
Mah yüzüne bir nikap çek ben yandım el yanmasın
Pervaneler gibi herdem can-u alem yanmasın
Hüsnüne mağrurlanırsın Yusuf-u Kenan'mısın
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın
Ebruların şemine yanmaktadır pervaneler
Al yanağın gamzesine dizilmiş durdaneler
Zülcelalın hikmetinden ne doğurur anneler
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın
Gözlerin inkara benzer ebrular keman olur
Her kaçan yüzüne baksam katlime ferman olur
Yüzünü görse bir kafir şüphesiz iman bulur
Mah yüzüne bir nikap tut ben yandım el yanmasın
Ey Fuzuli yeter eyledin bunca cefa
Serimi yoluna koydum gelmedin sen insafa
Güzellerin padişahı ya Muhammet Mustafa
Mah yüzüne bir nikap çek ben yandım el yanmasın
sana ey kanımda eriyen kadın
can nasıl dayansın, nasıl dayansın?
mezara çekmekse beni maksadın
önümde o siyah gözlerin yansın.
bir sütun alevsin, bir sütun duman,
yalnız seni görür gözünü yuman.
senden ateşine bir deva uman
bari gitsin kara toprağa kansın.
bir çukur solumda, bir taş sağımda
kabre girdiğim gün bu genç çağımda
öyle bir yüksel ki sen toprağımda
görenler ruhumu tütüyor sansın
can nasıl dayansın, nasıl dayansın?
mezara çekmekse beni maksadın
önümde o siyah gözlerin yansın.
bir sütun alevsin, bir sütun duman,
yalnız seni görür gözünü yuman.
senden ateşine bir deva uman
bari gitsin kara toprağa kansın.
bir çukur solumda, bir taş sağımda
kabre girdiğim gün bu genç çağımda
öyle bir yüksel ki sen toprağımda
görenler ruhumu tütüyor sansın
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Bir gönülü yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Binde bir ise az değil
Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hakk'ı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil
Erden sana nazar ola
İçin dışın pür nur ola
Beli kurtulmuştan ola
Şol kişi kim gammaz değil
Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka matahların satar
Yükü gevherdir tuz değil
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Bir gönülü yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Binde bir ise az değil
Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hakk'ı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil
Erden sana nazar ola
İçin dışın pür nur ola
Beli kurtulmuştan ola
Şol kişi kim gammaz değil
Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka matahların satar
Yükü gevherdir tuz değil
Bir korku düştü canıma, acep n’ola benim halim
Derman olmaz ise bana, acep n’ola benim halim
Canım tenimden üzüle, gitmek yararı düzüle
Bu suret nakşı bozula, acep n’ola benim halim
Dünya donların soyucak, yuyucu tenim yuyucak
İletip kabre koyucak, acep n’ola benim halim
Eller gidip ben kalıcak, sinde yalnız olucak
Münkerle Nekir gelicek, acep n’ola benim halim
Ne ayak tuta, ne elim, ne aklım kala, ne bilim
Cevap vermez ise dilim, acep n’ola benim halim
Mezardan duru gelicek, hak terazi kurulacak
Amelimiz görülecek, acep n’ola benim halim
Miskin Yunus eydür sözü, kan yaş ile dolu gözü
Dergahına tutar yüzü, acep n’ola benim halim
Derman olmaz ise bana, acep n’ola benim halim
Canım tenimden üzüle, gitmek yararı düzüle
Bu suret nakşı bozula, acep n’ola benim halim
Dünya donların soyucak, yuyucu tenim yuyucak
İletip kabre koyucak, acep n’ola benim halim
Eller gidip ben kalıcak, sinde yalnız olucak
Münkerle Nekir gelicek, acep n’ola benim halim
Ne ayak tuta, ne elim, ne aklım kala, ne bilim
Cevap vermez ise dilim, acep n’ola benim halim
Mezardan duru gelicek, hak terazi kurulacak
Amelimiz görülecek, acep n’ola benim halim
Miskin Yunus eydür sözü, kan yaş ile dolu gözü
Dergahına tutar yüzü, acep n’ola benim halim
Bir lebi gonca yüzü gülzar dersen işte sen
Har-ı gamda andelib-i zar dersen işte ben
Lebleri mül saçları sünbül yanagı berk-i gül
Bir semenber serv-i hoşreftar dersen işte sen
Payine yüzler sürer her serv-i dil-cuyun revan
Su gibi bir aşık-ı didar dersen işet ben
Zülfü sahir turrası tarrar şuh-ı şivekar
Çeşmi cadü gamzesi mekkar dersen işte sen
Firkatinde teşne leb hatır perişan haste dil
Künc-i gamda bi-kes ü bi-mar dersen işte ben
Gözleri sabr u selamet ülkesini tarac eden
Bir amansız gamzesi Tatar dersen işte sen
Bakiya Ferhad ile Mecnun-ı şeydadan bedel
Aşık-ı bi-sabr ü dil kim var dersen işte ben
Har-ı gamda andelib-i zar dersen işte ben
Lebleri mül saçları sünbül yanagı berk-i gül
Bir semenber serv-i hoşreftar dersen işte sen
Payine yüzler sürer her serv-i dil-cuyun revan
Su gibi bir aşık-ı didar dersen işet ben
Zülfü sahir turrası tarrar şuh-ı şivekar
Çeşmi cadü gamzesi mekkar dersen işte sen
Firkatinde teşne leb hatır perişan haste dil
Künc-i gamda bi-kes ü bi-mar dersen işte ben
Gözleri sabr u selamet ülkesini tarac eden
Bir amansız gamzesi Tatar dersen işte sen
Bakiya Ferhad ile Mecnun-ı şeydadan bedel
Aşık-ı bi-sabr ü dil kim var dersen işte ben
Bir nazarda kalmayalım
Gel dosta gidelim gönül
Hasret ile ölmeyelim
Gel dosta gidelim gönül
Kulaguz ol gel sen bana
Günilelüm dosttan yana
Bakmayalım önden sona
Gel dosta gidelim gönül
Ölüm haberi gelmeden
Ecel yakamız almadan
Azrail hamle kılmadan
Gel dosta gidelim gönül
Gel gidelim can turmadın
Surat terkini urmadın
Araya düşman girmedin
Gel dosta gidelim gönül
Gel gidelim kalma ırak
Dost için kılalım yarak
Şeyhün katındadır durak
Gel dosta gidelim gönül
Terk edelim ili şarı
Dost için kılalım zarı
Ele götürelim yarı
Gel dosta gidelim gönül
Bu dünyaya kalmayalım
Fanidar aldanmayalım
Biriken ayrılmayalım
Gel dosta gidelim gönül
Biz bu cihandan geçelim
Ol dost iline uçalım
Arzu hevadan geçelim
Gel dosta gidelim gönül
Bu dünya olmaz payidar
Aç gözünü canın uyar
Gel ol bana yoldaşı yar
Gel dosta gidelim gönül
Gerçek erene varalım
Yarin haberin soralım
Yunus Emre'yi alalım
Gel dosta gidelim gönül
Gel dosta gidelim gönül
Hasret ile ölmeyelim
Gel dosta gidelim gönül
Kulaguz ol gel sen bana
Günilelüm dosttan yana
Bakmayalım önden sona
Gel dosta gidelim gönül
Ölüm haberi gelmeden
Ecel yakamız almadan
Azrail hamle kılmadan
Gel dosta gidelim gönül
Gel gidelim can turmadın
Surat terkini urmadın
Araya düşman girmedin
Gel dosta gidelim gönül
Gel gidelim kalma ırak
Dost için kılalım yarak
Şeyhün katındadır durak
Gel dosta gidelim gönül
Terk edelim ili şarı
Dost için kılalım zarı
Ele götürelim yarı
Gel dosta gidelim gönül
Bu dünyaya kalmayalım
Fanidar aldanmayalım
Biriken ayrılmayalım
Gel dosta gidelim gönül
Biz bu cihandan geçelim
Ol dost iline uçalım
Arzu hevadan geçelim
Gel dosta gidelim gönül
Bu dünya olmaz payidar
Aç gözünü canın uyar
Gel ol bana yoldaşı yar
Gel dosta gidelim gönül
Gerçek erene varalım
Yarin haberin soralım
Yunus Emre'yi alalım
Gel dosta gidelim gönül
Bir pâdişâha kul ol kim
Mülkü zâil olmaz ola
Bir gülşene bülbül ol kim
Hîç sararıp solmaz ola
Kendin ummâna sala gör
Gavvâs oluban dala gör
Bir dürlü cevher bula gör
Kimsede bulunmaz ola
Gerçek âşık olsa sâlik
Görünür küllü şey' hâlik
Bir mülke ola gör mâlik
Kimse elden almaz ola
Koyalım lâf ü güzâfı
Gel eyleyelim insâfı
Gönül ol vakt olur sâfî
K'ana keder gelmez ola
Sırrını keşf etme yâda
Verme hâsılını bâda
Bir dost edin kim dünyâda
Hîç senden ayrılmaz ola
Gerçek seven cânânını
Verir tenini cânını
Derd odur ki dermânını
Hak'dan gayrı bilmez ola
Bülbül olup ötmek gerek
Güller gibi bitmek gerek
Bir âleme yetmek gerek
Fenâ eli ermez ola
Zâhidlere uçmak gerek
Ârif Hakk'a uçmak gerek
Bir çeşmeden içmek gerek
İçenler ayılmaz ola
Bir kapıya mülâzım ol
Dün gün Hüdâyî kâ’im ol
Bir özge ilme âlim ol
Melek anı bilmez ola
Mülkü zâil olmaz ola
Bir gülşene bülbül ol kim
Hîç sararıp solmaz ola
Kendin ummâna sala gör
Gavvâs oluban dala gör
Bir dürlü cevher bula gör
Kimsede bulunmaz ola
Gerçek âşık olsa sâlik
Görünür küllü şey' hâlik
Bir mülke ola gör mâlik
Kimse elden almaz ola
Koyalım lâf ü güzâfı
Gel eyleyelim insâfı
Gönül ol vakt olur sâfî
K'ana keder gelmez ola
Sırrını keşf etme yâda
Verme hâsılını bâda
Bir dost edin kim dünyâda
Hîç senden ayrılmaz ola
Gerçek seven cânânını
Verir tenini cânını
Derd odur ki dermânını
Hak'dan gayrı bilmez ola
Bülbül olup ötmek gerek
Güller gibi bitmek gerek
Bir âleme yetmek gerek
Fenâ eli ermez ola
Zâhidlere uçmak gerek
Ârif Hakk'a uçmak gerek
Bir çeşmeden içmek gerek
İçenler ayılmaz ola
Bir kapıya mülâzım ol
Dün gün Hüdâyî kâ’im ol
Bir özge ilme âlim ol
Melek anı bilmez ola
Bir kaç balıkçı belirdi
Başları kollarının üzerine eğilmiş
Dinler gibi oltalarıyla balık dilini
Martı kendiyle halkalanır:
haydi ana
sen karadan
ben kumsaldan
Sen bulgur çuvalından peynir ceresinden
nice yufka ekmeği külekten
kış yemişini şireyi tahta sandıktan
aç misafir sofralarını nişe kokularıyla
Çamaşırı bakır leğenlerde dengele
taş mutfaklarda
arınırken odun ateşiyle ısınan sağlam sularda
Ben
birden
kıyıya çekilmiş sığ sularda
taşlarda çırpınan kofana
Bir kaç balıkçı daha belirdi
Gözleri ellerinin üzerinde siperlenmiş
Nöbetini bekler gibi kaderin
Başları kollarının üzerine eğilmiş
Dinler gibi oltalarıyla balık dilini
Martı kendiyle halkalanır:
haydi ana
sen karadan
ben kumsaldan
Sen bulgur çuvalından peynir ceresinden
nice yufka ekmeği külekten
kış yemişini şireyi tahta sandıktan
aç misafir sofralarını nişe kokularıyla
Çamaşırı bakır leğenlerde dengele
taş mutfaklarda
arınırken odun ateşiyle ısınan sağlam sularda
Ben
birden
kıyıya çekilmiş sığ sularda
taşlarda çırpınan kofana
Bir kaç balıkçı daha belirdi
Gözleri ellerinin üzerinde siperlenmiş
Nöbetini bekler gibi kaderin
Bir sakiden içtik şarap arştan yüce meyhanesi
Ol sakinin mestleriyiz canlar anın peymanesi
Aşk odına yananların külli vücudu nâr olur
Ol od bir oda benzemez hiç belirmez zebanesi
Bu meclisin mestlerinin Enelhak olur demleri
Yüz hallac-ı Mansur gibi anın kemin divanesi
Ol meclis kim bizde vardır anda ciğer kebap olur
Ol şem'a kim bizde yanar ay ü güneş pervanesi
Ol meclisin sermestleri şol Şah-ı Edhem gibidir
Belh şehrince yüz bin ola her köşede viranesi
Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil
Bilmez misin cahillerin nice geçer zemanesi
Ol sakinin mestleriyiz canlar anın peymanesi
Aşk odına yananların külli vücudu nâr olur
Ol od bir oda benzemez hiç belirmez zebanesi
Bu meclisin mestlerinin Enelhak olur demleri
Yüz hallac-ı Mansur gibi anın kemin divanesi
Ol meclis kim bizde vardır anda ciğer kebap olur
Ol şem'a kim bizde yanar ay ü güneş pervanesi
Ol meclisin sermestleri şol Şah-ı Edhem gibidir
Belh şehrince yüz bin ola her köşede viranesi
Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil
Bilmez misin cahillerin nice geçer zemanesi
Bir yire cem’ olalum hâtırı mahzûnlar ile
Zâr zâr aglaşalum dîde-i pür-hûnlar ile
Gülmenüñ oynamanuñ ‘âlemi gitdi şimdi
Hâlümüz söyleşelüm hâli diger-gûnlar ile
Şöyle bî-hûş u harâb eyledi efsâne-i gam
Aklumuz başumuza gelmeye efsûnlar ile
Nakd-i vakt oldı bize eşk-i sefîd ü ruh-ı zerd
Derd ü gam tâlibiyüz akçeler altunlar ile
Ni’met-i rahmet-i Rahmâna yitişdi o velî
Biz ciger hûnı yirüz bunda ciger-hûnlar ile
Kondı sahn-ı çemene ravza-i firdevs içre
Sâyebânlar kurılup çetr-i hümâyûnlar ile
Kapusında işigi hidmetin eyler gılmân
Hûriler karşu turur atlas u eksûnlar ile
Minnet Allâha kemâl-i kerem-i Rabbânî
Eyledi iki cihân devletini erzânî
Zâr zâr aglaşalum dîde-i pür-hûnlar ile
Gülmenüñ oynamanuñ ‘âlemi gitdi şimdi
Hâlümüz söyleşelüm hâli diger-gûnlar ile
Şöyle bî-hûş u harâb eyledi efsâne-i gam
Aklumuz başumuza gelmeye efsûnlar ile
Nakd-i vakt oldı bize eşk-i sefîd ü ruh-ı zerd
Derd ü gam tâlibiyüz akçeler altunlar ile
Ni’met-i rahmet-i Rahmâna yitişdi o velî
Biz ciger hûnı yirüz bunda ciger-hûnlar ile
Kondı sahn-ı çemene ravza-i firdevs içre
Sâyebânlar kurılup çetr-i hümâyûnlar ile
Kapusında işigi hidmetin eyler gılmân
Hûriler karşu turur atlas u eksûnlar ile
Minnet Allâha kemâl-i kerem-i Rabbânî
Eyledi iki cihân devletini erzânî
başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilk önce damarlarımızda duyuyor çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz
bize ait olan ne kadar uzakta!
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilk önce damarlarımızda duyuyor çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz
bize ait olan ne kadar uzakta!
Sizin oynadığınız uzun eşek, birdir bir,
Ya bizimki o tek yol bir tanedir bir'dir bir!
Ya bizimki o tek yol bir tanedir bir'dir bir!
Nuri Pakdil'e
Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı
Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın
Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana
O inanmışlar çağının.
Zaman akar yer direnir gökyüzü kanat gerer
Siz ölümsüz çiçeği taşırsınız göğsünüzde
Karanlığın ormanında iman güneşidir gözünüz
Soluğunuz umutsuz ceylanların gözyaşına sünger.
Gün doğar rüzgar eser bulut dolanır
Rahmet şarkısı söyler yağmurlar
Alnınız en soylu isyandır demir külçelere
Gürültü susar ses donar sevgi tohumu patlar
Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.
Ey bizim sabır yüklü toprağımızın kutsal ağacı
Sen bize hayatsın umutsun mezarlar kadar derin
Bizi tutan bir şey varsa dirilten o sensin
Üzerinde uyuduğumuz yavru kuşların tüy renkli sıcaklığı.
Ey damarlarımızda donan buz yüzlü heykeller beldesinden
Yıkıntılar sonrası sığındığım şefkat anası
Ey dağları yerinden oynatan ses ey mermeri toz eden rüzgar
Ey alemi donatan ışık toprağa can veren el.
Gün olur toprak uyanır ağaç uyanır uyanır böcekler
Sarı bozkır titrer çıplak ağaçlar yeşerir gök yıkanır kirli dumanlardan
Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler
Yemyeşil bir rüzgar eser yıldızlar arasından.
Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
Çatlayacak yalanın çelik kabuğu
Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu.
Güzlek,1966
Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı
Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın
Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana
O inanmışlar çağının.
Zaman akar yer direnir gökyüzü kanat gerer
Siz ölümsüz çiçeği taşırsınız göğsünüzde
Karanlığın ormanında iman güneşidir gözünüz
Soluğunuz umutsuz ceylanların gözyaşına sünger.
Gün doğar rüzgar eser bulut dolanır
Rahmet şarkısı söyler yağmurlar
Alnınız en soylu isyandır demir külçelere
Gürültü susar ses donar sevgi tohumu patlar
Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.
Ey bizim sabır yüklü toprağımızın kutsal ağacı
Sen bize hayatsın umutsun mezarlar kadar derin
Bizi tutan bir şey varsa dirilten o sensin
Üzerinde uyuduğumuz yavru kuşların tüy renkli sıcaklığı.
Ey damarlarımızda donan buz yüzlü heykeller beldesinden
Yıkıntılar sonrası sığındığım şefkat anası
Ey dağları yerinden oynatan ses ey mermeri toz eden rüzgar
Ey alemi donatan ışık toprağa can veren el.
Gün olur toprak uyanır ağaç uyanır uyanır böcekler
Sarı bozkır titrer çıplak ağaçlar yeşerir gök yıkanır kirli dumanlardan
Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler
Yemyeşil bir rüzgar eser yıldızlar arasından.
Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
Çatlayacak yalanın çelik kabuğu
Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu.
Güzlek,1966
Birgün senin defterini
Dürerler bir eyyam gelir
Kamu aklını başına
Dererler bir eyyam gelir
Tevhide uydur sözünü
Mevlaya döndür yüzünü
Eynine kefen bezini
Sararlar bir eyyam gelir
Azrail ala canını
Unuttura her sanını
Kara toprağa tenini
Kararlar bir eyyam gelir
Tenha kabrinde kalacak
Amellerin arz olacak
Mahşer yerine yalıncak
Sürerler bir eyyam gelir
Yunus eydür evvel baştan
Ayırır seni kardaştan
Ne ettin kurudan yaştan
Sorarlar bir eyyam gelir
Dürerler bir eyyam gelir
Kamu aklını başına
Dererler bir eyyam gelir
Tevhide uydur sözünü
Mevlaya döndür yüzünü
Eynine kefen bezini
Sararlar bir eyyam gelir
Azrail ala canını
Unuttura her sanını
Kara toprağa tenini
Kararlar bir eyyam gelir
Tenha kabrinde kalacak
Amellerin arz olacak
Mahşer yerine yalıncak
Sürerler bir eyyam gelir
Yunus eydür evvel baştan
Ayırır seni kardaştan
Ne ettin kurudan yaştan
Sorarlar bir eyyam gelir
Biz cihan sarayını gerçekte viran bilmişiz;
Esenlik hazinesini bu virane içinde gizli bilmişiz.
Gerçi suretperest, taklit ile kendini alim bilir;
Gerçekler aleminde biz onu cahil bilmişiz.
Habersizler, şarabi, rahatlık içkisi sanırlar;
Biz zamanın bilgesiyiz; onu dökmüş; kan bilmişiz.
Anladık ki, alem mülkü kimseye vefa eylemez;
O zamandan beridir; onu Süleyman mülkü bilmişiz.
Ey Fuzuli! Ayrı sanmışın mescidi meyhaneden;
Meğer ne hata imiş ki, biz seni hep irfan ehli bilmişiz!
Esenlik hazinesini bu virane içinde gizli bilmişiz.
Gerçi suretperest, taklit ile kendini alim bilir;
Gerçekler aleminde biz onu cahil bilmişiz.
Habersizler, şarabi, rahatlık içkisi sanırlar;
Biz zamanın bilgesiyiz; onu dökmüş; kan bilmişiz.
Anladık ki, alem mülkü kimseye vefa eylemez;
O zamandan beridir; onu Süleyman mülkü bilmişiz.
Ey Fuzuli! Ayrı sanmışın mescidi meyhaneden;
Meğer ne hata imiş ki, biz seni hep irfan ehli bilmişiz!
Biz dünyadan gider olduk kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun
Ecel büke belimizi söyletmeye dilimizi
Hasta iken halımızı soranlara selam olsun
Tenim ortaya açıla yakasız gömlek biçile
Bizi bir arı veçhile yuyanlara selam olsun
Azrail alır canımız kurur damarda kanımız
Yayıcağız kefenimiz saranlara selam olsun
Sözdür söylenir araya kimse döymez bu yaraya
İltip bizi makbereye koyanlara selam olsun
Bunda hep gelenler gider hergiz gelmez yola gider
Bizim halimizden haber soranlara selam olsun
Aşık oldur Hakk’ı seve Hakk derdine kıla deva
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun
Miskin Yunus söyler sözü kan yaş ile doldu gözü
Bilmeyen ne bilsin bizi bilenlere selam olsun
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun
Ecel büke belimizi söyletmeye dilimizi
Hasta iken halımızı soranlara selam olsun
Tenim ortaya açıla yakasız gömlek biçile
Bizi bir arı veçhile yuyanlara selam olsun
Azrail alır canımız kurur damarda kanımız
Yayıcağız kefenimiz saranlara selam olsun
Sözdür söylenir araya kimse döymez bu yaraya
İltip bizi makbereye koyanlara selam olsun
Bunda hep gelenler gider hergiz gelmez yola gider
Bizim halimizden haber soranlara selam olsun
Aşık oldur Hakk’ı seve Hakk derdine kıla deva
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun
Miskin Yunus söyler sözü kan yaş ile doldu gözü
Bilmeyen ne bilsin bizi bilenlere selam olsun
Biz kimseye kin tutmayız
Ağyar bile dosttur bize
Nerde ıssızlık varise
Mahalleyi şardır bize
Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Cümle alem birdir bize
Dünya haramdır hamlara
Lakin helaldir haslara
İçinde sevgi olmayan
O dünya murdardır bize
Yunus eydür ya hak deriz
Hakkı cemalde ararız
Dergahına yüz süreriz
O gülü gülzardır bize
Ağyar bile dosttur bize
Nerde ıssızlık varise
Mahalleyi şardır bize
Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Cümle alem birdir bize
Dünya haramdır hamlara
Lakin helaldir haslara
İçinde sevgi olmayan
O dünya murdardır bize
Yunus eydür ya hak deriz
Hakkı cemalde ararız
Dergahına yüz süreriz
O gülü gülzardır bize
Bir sabah
Uyandık ki
Her taraf kar kar
Uyuyorduk hepimiz
Ah
Nasıl yağar
Hiçbirimiz olmadan
Uyandık ki
Her taraf kar kar
Uyuyorduk hepimiz
Ah
Nasıl yağar
Hiçbirimiz olmadan
Bize bizden olan yakîn ü karîb
Koma firkat elinde bizi garîb
Kereminden visâlin eyle nasîb
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Çün emîn eyledin emânetine
Yine sen lâyık eyle hizmetine
Mazhar et rahmet ü inâyetine
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Dest-gîr olmaz isen ey Rahmân
Azdırır bizi nefs ile şeytân
Sen esirge efendi bizi hemân
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Enbiyâ gördüğü atâlar içün
Evliyâ sürdüğü safâlar içün
Ehl-i derde olan devâlar içün
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Gerçi hoşdur efendi sabr-ı cemîl
Zu'âfâda velî bizâ'a kalîl
Kerem et kalmasın Hüdâyî alîl
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Koma firkat elinde bizi garîb
Kereminden visâlin eyle nasîb
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Çün emîn eyledin emânetine
Yine sen lâyık eyle hizmetine
Mazhar et rahmet ü inâyetine
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Dest-gîr olmaz isen ey Rahmân
Azdırır bizi nefs ile şeytân
Sen esirge efendi bizi hemân
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Enbiyâ gördüğü atâlar içün
Evliyâ sürdüğü safâlar içün
Ehl-i derde olan devâlar içün
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Gerçi hoşdur efendi sabr-ı cemîl
Zu'âfâda velî bizâ'a kalîl
Kerem et kalmasın Hüdâyî alîl
Meded et yâ enîs-i küll-i garîb
Bize fazlı ile eden inâyet
Efendim sevdiğim sultânım Allah
Rızâsı yoluna ede hidâyet
Efendim sevdiğim sultânım Allah
Efendim sevdiğim sultânım Allah
Rızâsı yoluna ede hidâyet
Efendim sevdiğim sultânım Allah
Bize vuslat kapısın aç
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Efendi âb-ı rahmet saç
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Yeter firkatde bîmâr et
Meded bu derde tîmâr et
Kemâl-i fazlın izhâr et
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Senindir lutf ile ihsân
Neye kâdir olur insân
Yine senden olur dermân
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Cemâlinden nikâbı al
Bizi vuslat iline sal
Sana ma'lûm durur her hâl
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Hüdâyî'ye hidâyet et
Karîn-i bezm-i vahdet et
Kerem lutf u inâyet et
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Efendi âb-ı rahmet saç
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Yeter firkatde bîmâr et
Meded bu derde tîmâr et
Kemâl-i fazlın izhâr et
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Senindir lutf ile ihsân
Neye kâdir olur insân
Yine senden olur dermân
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Cemâlinden nikâbı al
Bizi vuslat iline sal
Sana ma'lûm durur her hâl
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Hüdâyî'ye hidâyet et
Karîn-i bezm-i vahdet et
Kerem lutf u inâyet et
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Bize zevk-i visâlin eyle ihsân
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
Olavuz tâ anınla şâd u hândan
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
Yeter yakdı ibâdı nâr-ı hasret
Safâ versin kulûba nûr-ı vuslat
Efendi lutfuna yokdur nihâyet
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
İbâdın dâ'imâ işi hatâdır
Sana lâyık olan lutf u atâdır
Visâlin derd-i uşşâka devâdır
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
Bir avuç hâki insân eyleyen sen
Ana yolları âsân eyleyen sen
Dahi envâ-ı ihsân eyleyen sen
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
Hüdâyî bendeni kıl gamdan âzâd
Visâlinle ola tâ hurrem ü şâd
Olupdur çünki fazl u lutfa mu'tâd
Meded sultânım Allah'ım meded hay
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
Olavuz tâ anınla şâd u hândan
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
Yeter yakdı ibâdı nâr-ı hasret
Safâ versin kulûba nûr-ı vuslat
Efendi lutfuna yokdur nihâyet
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
İbâdın dâ'imâ işi hatâdır
Sana lâyık olan lutf u atâdır
Visâlin derd-i uşşâka devâdır
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
Bir avuç hâki insân eyleyen sen
Ana yolları âsân eyleyen sen
Dahi envâ-ı ihsân eyleyen sen
Meded ey Kâdir Allah'ım meded hay
Hüdâyî bendeni kıl gamdan âzâd
Visâlinle ola tâ hurrem ü şâd
Olupdur çünki fazl u lutfa mu'tâd
Meded sultânım Allah'ım meded hay
Zat-ı Hakk'da mahrem-i irfan olan anlar bizi
İlm-i sır'da bahr-i bi-payan olan anlar bizi
Bu fena gülzarına talib olanlar anlamaz
Vech-i baki hüsnüne hayran olan anlar bizi
Dünye vü ukba'yı tamir eylemekten geçmişiz
Her taraftan yıkılıp viyran olan anlar bizi
Biz şol Abdal'ız bırakdık eğnimizden şalımız
Varlığından soyunup üryan olan anlar bizi
Kahr u lütfu şey'-i vahid bilmeyen çekdi azab
Ol azabdan kurtulup sultan olan anlar bizi
Zahid'a ayık dururken anlamazsın sen bizi
Cür'a-yı safi içip mestan olan anlar bizi
Arifin her bir sözünü duymağa insan gerek
Bu cihanda sanmanız hayvan olan anlar bizi
Ey Niyazi katremiz deryaye saldık biz bu gün
Katre nice anlasın umman olan anlar bizi
Haklı koyup LAMEKAN ilinde menzil tutalı
Mısri'ya şol canlara canan olan anlar bizi
İlm-i sır'da bahr-i bi-payan olan anlar bizi
Bu fena gülzarına talib olanlar anlamaz
Vech-i baki hüsnüne hayran olan anlar bizi
Dünye vü ukba'yı tamir eylemekten geçmişiz
Her taraftan yıkılıp viyran olan anlar bizi
Biz şol Abdal'ız bırakdık eğnimizden şalımız
Varlığından soyunup üryan olan anlar bizi
Kahr u lütfu şey'-i vahid bilmeyen çekdi azab
Ol azabdan kurtulup sultan olan anlar bizi
Zahid'a ayık dururken anlamazsın sen bizi
Cür'a-yı safi içip mestan olan anlar bizi
Arifin her bir sözünü duymağa insan gerek
Bu cihanda sanmanız hayvan olan anlar bizi
Ey Niyazi katremiz deryaye saldık biz bu gün
Katre nice anlasın umman olan anlar bizi
Haklı koyup LAMEKAN ilinde menzil tutalı
Mısri'ya şol canlara canan olan anlar bizi
Bizi fazliyle insân eylemişdir
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Yine hem ehl-i îmân eylemişdir
Gör e ihsânın ol Hayy ü Kadîm'in
Kalem olsa nebâtât ile eşcâr
Mürekkeb olsa deryâlarla enhâr
Yazılmaz ni'met-i sultân-ı Gaffâr
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Ânın hükmündedir dünyâ vü ukbâ
Yed-i kudretdedir ednâ vü a'lâ
Uyan gafletden ol bir merd-i dânâ
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Bizi fazliyle irgürdü hayâta
Delâlet etdi ef'âl ü sıfâta
Hidâyet eyledi envâr-ı zâta
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kadîm'in
Olıcak bir kişide ilm ü irfân
Komaz ol sâhibin kim ede isyân
Yürü var Halik'a şükr eyle her ân
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Getirdi bizi fazliyle vücûda
Dahi hem mazhar etdi lutf u cûda
Umarız irevüz nûr-ı şühûda
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Buyurur in teuddû ni'meta'llâh
Ola gör imdi bu ma'nâdan âgâh
Hüdâyî ni'mete şükr eyle her gâh
Gör e ihsânın ol Hayy ü Kadîm'in
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Yine hem ehl-i îmân eylemişdir
Gör e ihsânın ol Hayy ü Kadîm'in
Kalem olsa nebâtât ile eşcâr
Mürekkeb olsa deryâlarla enhâr
Yazılmaz ni'met-i sultân-ı Gaffâr
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Ânın hükmündedir dünyâ vü ukbâ
Yed-i kudretdedir ednâ vü a'lâ
Uyan gafletden ol bir merd-i dânâ
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Bizi fazliyle irgürdü hayâta
Delâlet etdi ef'âl ü sıfâta
Hidâyet eyledi envâr-ı zâta
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kadîm'in
Olıcak bir kişide ilm ü irfân
Komaz ol sâhibin kim ede isyân
Yürü var Halik'a şükr eyle her ân
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Getirdi bizi fazliyle vücûda
Dahi hem mazhar etdi lutf u cûda
Umarız irevüz nûr-ı şühûda
Gör e lutfunu ol Rabb ü Kerîm'in
Buyurur in teuddû ni'meta'llâh
Ola gör imdi bu ma'nâdan âgâh
Hüdâyî ni'mete şükr eyle her gâh
Gör e ihsânın ol Hayy ü Kadîm'in
Bizi insân eden sensin
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Kemâl ihsân eden sensin
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Cihânı eyleyip peydâ
Bize kıldın vücûd i'tâ
Hem etdin aşk ile ihyâ
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Bu zâtı kanda bulurduk
Sıfâtı kanda bulurduk
Hayâtı kanda bulurduk
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
İbâdı eyleyip îcâd
Kulûbu eyleyip âbâd
Edersin kendine irşâd
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Senindir kudret ü kuvvet
Arada gayrılar âlet
Bulunmaz lutfuna gâyet
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Hüdâyî'ye hüdâ geldi
Cenâbından atâ geldi
Mahabbetden safâ geldi
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Kemâl ihsân eden sensin
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Cihânı eyleyip peydâ
Bize kıldın vücûd i'tâ
Hem etdin aşk ile ihyâ
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Bu zâtı kanda bulurduk
Sıfâtı kanda bulurduk
Hayâtı kanda bulurduk
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
İbâdı eyleyip îcâd
Kulûbu eyleyip âbâd
Edersin kendine irşâd
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Senindir kudret ü kuvvet
Arada gayrılar âlet
Bulunmaz lutfuna gâyet
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Hüdâyî'ye hüdâ geldi
Cenâbından atâ geldi
Mahabbetden safâ geldi
Şükür yâ Rabbi yâ Rabbi
Bizi insân edüben eyledi ehl-i islâm
Hâlik'ın ni'metine hamd ü senâ eyleyelim
Kâlıba sıhhat ü hem kalbe safâ verdi tamâm
Hâlik'ın lutfuna gel hamd ü senâ eyleyelim
Olup eşcâr kalem olsa mürekkeb ummân
Lutfunun binde birin yazmağa yokdur imkân
Aczden gayrı neye kâdir olurmuş insân
Hâlik'ın ni'metine hamd ü senâ eyleyelim
Lutf u ihsânına gâyet mi var ey Hayy ü Kadîm
Yine rahmetle nazar et bize ey Rabb-ı Kerîm
Bu Hüdâyî kuluna eyledin ihsân-ı azîm
Hâlik'ın lutfuna gel hamd ü senâ eyleyelim
Hâlik'ın ni'metine hamd ü senâ eyleyelim
Kâlıba sıhhat ü hem kalbe safâ verdi tamâm
Hâlik'ın lutfuna gel hamd ü senâ eyleyelim
Olup eşcâr kalem olsa mürekkeb ummân
Lutfunun binde birin yazmağa yokdur imkân
Aczden gayrı neye kâdir olurmuş insân
Hâlik'ın ni'metine hamd ü senâ eyleyelim
Lutf u ihsânına gâyet mi var ey Hayy ü Kadîm
Yine rahmetle nazar et bize ey Rabb-ı Kerîm
Bu Hüdâyî kuluna eyledin ihsân-ı azîm
Hâlik'ın lutfuna gel hamd ü senâ eyleyelim
Bizi varlık hicâbından halâs et
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Kerem kıl bâde-nûş-ı bezm-i hâs et
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Münevver eyleyip nûr-ı şerî'at
Sırât-ı müstakîm olsun tarîkat
İhâta eylesin bahr-ı hakîkat
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Tarîkat potasında nefsi kâl et
Bu kâl içinde koma ehl-i hâl et
Esirge lâyık-ı bezm-i visâl et
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Geçir âşıkların savt u sadâdan
Güzer kılsın cemî'-i mâsivâdan
Hayât ersin ana bûy-ı bekâdan
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Esirge bu Hüdâyî derd-mendi
Ki zîrâ mahz-ı fazlına dayandı
Sarây-ı vahdete irgür efendi
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Kerem kıl bâde-nûş-ı bezm-i hâs et
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Münevver eyleyip nûr-ı şerî'at
Sırât-ı müstakîm olsun tarîkat
İhâta eylesin bahr-ı hakîkat
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Tarîkat potasında nefsi kâl et
Bu kâl içinde koma ehl-i hâl et
Esirge lâyık-ı bezm-i visâl et
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Geçir âşıkların savt u sadâdan
Güzer kılsın cemî'-i mâsivâdan
Hayât ersin ana bûy-ı bekâdan
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Esirge bu Hüdâyî derd-mendi
Ki zîrâ mahz-ı fazlına dayandı
Sarây-ı vahdete irgür efendi
Meded ey pâdişâhlar pâdişâhı
Kırılır da bir gün tüm dişliler
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizim
Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşların yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim
Kurtulur dil tarih ahlak ve iman
Görürler nasılmış neymiş kahraman
Yer ve gök su vermem dediği zaman
Her tarlayı sular arkımız bizim
Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda ŞARKIMIZ bizim...
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizim
Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşların yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim
Kurtulur dil tarih ahlak ve iman
Görürler nasılmış neymiş kahraman
Yer ve gök su vermem dediği zaman
Her tarlayı sular arkımız bizim
Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda ŞARKIMIZ bizim...
Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,
İyi insanlar iyi atlara binip gitti.
İyi insanlar iyi atlara binip gitti.
Şimdi bütün şehir bir adama yöneldi
Adam dedimse senin benim gibi bir adam
Ama kadın değil bura önemli.
çünkü ben hiç görmedim bir kadının insanlar
tarafından asıldığını / kafasını ucu ilmekli ipe
uzattığını hiç duymadım / aslında görmekten öte
bu duymaktan öte.
Dedim ya şimdi bütün kent bir adama yöneldi
durmuşlar bir meydanda bekleşiyorlardı /
birşeyler anlatıyorlardı / biri vardı iyi ettim de
şemsiyemi aldım diyordu / besbelli yağmurdan
korkmuştu / öteki öğünüyordu yiyeceklerini
unutmadığından ötürü / hele biri vardı bayağı
kızıyordu karanlık adamların sarı idamlığı hâlâ
getirmediklerine.
Sonra beklenen çağ geldi
Kalabalık uğuldadı büyüdü
Daha çok yöneldiler bir noktaya
Karanlık adamların yanında sarı idamlığa
iyi bakıyorlardı.
İdamlık bir noktayı geçiyordu belliydi
Bakıyordu ama görmüyordu. Belliydi
Ezikti inceydi gölge gibiydi
Kalabalığa bakıp bağırmıyordu
Adımlarını dar atıyordu
bana kalsa buna gitmek demezdim / gitmek
istememek de demezdim / biz buna kabulleniş
diyemezdik/ biz bunda direniş de aramamalıydık
/ bu belki bir bağdı / koparılamayan / müşterek /
oluşumuzun içinde.
Adamın kafasında koskoca bir güneş var diyorum ben
Adamın kafasında sultanahmedin güvercinleri
Gülhanenin ağaçları
Oturacak yerleri parkların
Sonra yedi yıl hücrede beklemek göksüz
Dostoyevskinin göğe açılan penceresi. Yaşama tutkusu
Adamın dar adımları bunu anlamalıyız diyorum ben
Adamın göğe bakmayı unutması bu beni boğacak
Kalabalık bağırıyor / anlamıyorum
Canavar diyorlar / anlamıyorum
Niye ağlamıyor bu adam / bağıramıyor
ayaklar boşlukta / üç ayaklı terazi sallanıyor /
kalabalık simit yiyor sigara içiyor / siz hiç
gördünüz mü mosmor uzun ıslak paçaları korkak
idamlığı insanlar gördü / ayaklarına kara kan
oturmuş ben çorap sandım diyor biri.
Meydan boşalıyor caddelerde kapkara kalabalık
Yüzlerinde sezginin bozgunluğu
Demirleri kemiren parmaklar yorgun başıboş
Gözlere mermer gibi oturmuş korku
Ayaklarda boğuk bir telaş
Kör umursamaz bir sağırlık taşlarda
Üç ayaklı terazi sallanıyor boşlukta.
İstanbul, 1960
Adam dedimse senin benim gibi bir adam
Ama kadın değil bura önemli.
çünkü ben hiç görmedim bir kadının insanlar
tarafından asıldığını / kafasını ucu ilmekli ipe
uzattığını hiç duymadım / aslında görmekten öte
bu duymaktan öte.
Dedim ya şimdi bütün kent bir adama yöneldi
durmuşlar bir meydanda bekleşiyorlardı /
birşeyler anlatıyorlardı / biri vardı iyi ettim de
şemsiyemi aldım diyordu / besbelli yağmurdan
korkmuştu / öteki öğünüyordu yiyeceklerini
unutmadığından ötürü / hele biri vardı bayağı
kızıyordu karanlık adamların sarı idamlığı hâlâ
getirmediklerine.
Sonra beklenen çağ geldi
Kalabalık uğuldadı büyüdü
Daha çok yöneldiler bir noktaya
Karanlık adamların yanında sarı idamlığa
iyi bakıyorlardı.
İdamlık bir noktayı geçiyordu belliydi
Bakıyordu ama görmüyordu. Belliydi
Ezikti inceydi gölge gibiydi
Kalabalığa bakıp bağırmıyordu
Adımlarını dar atıyordu
bana kalsa buna gitmek demezdim / gitmek
istememek de demezdim / biz buna kabulleniş
diyemezdik/ biz bunda direniş de aramamalıydık
/ bu belki bir bağdı / koparılamayan / müşterek /
oluşumuzun içinde.
Adamın kafasında koskoca bir güneş var diyorum ben
Adamın kafasında sultanahmedin güvercinleri
Gülhanenin ağaçları
Oturacak yerleri parkların
Sonra yedi yıl hücrede beklemek göksüz
Dostoyevskinin göğe açılan penceresi. Yaşama tutkusu
Adamın dar adımları bunu anlamalıyız diyorum ben
Adamın göğe bakmayı unutması bu beni boğacak
Kalabalık bağırıyor / anlamıyorum
Canavar diyorlar / anlamıyorum
Niye ağlamıyor bu adam / bağıramıyor
ayaklar boşlukta / üç ayaklı terazi sallanıyor /
kalabalık simit yiyor sigara içiyor / siz hiç
gördünüz mü mosmor uzun ıslak paçaları korkak
idamlığı insanlar gördü / ayaklarına kara kan
oturmuş ben çorap sandım diyor biri.
Meydan boşalıyor caddelerde kapkara kalabalık
Yüzlerinde sezginin bozgunluğu
Demirleri kemiren parmaklar yorgun başıboş
Gözlere mermer gibi oturmuş korku
Ayaklarda boğuk bir telaş
Kör umursamaz bir sağırlık taşlarda
Üç ayaklı terazi sallanıyor boşlukta.
İstanbul, 1960
Doğuyor çocuklar
Türkiyede
Cezairde
Kenyada
Eskimolar ülkesinde
Dünya ne uzun
Ne kısa
Milyarlarca milyarlarca çocuk
Geldi yeryüzüne
Her birinde bir çift göz
Baktılar yer-gök aleme
Şimdi gözler
Eğleşir eşyada
İki kere milyarlarca gözle
Baktılar nehirlere
Yanyana akıp
Karışmayan
Tuzlu suyu tatlı suya
Kuşlara
Dağlarda dolanan kartala
Şurada bir savaş var kan akıyor
Şurada. İki kere müslüman kan
Ve milyarlarca çocuk
Tarih boyunca
Büyüyüp
Avuçladı dünyayı
Giderken
Bıraktılar hep
Doğuyor çocuklar
Çinde
Afganistanda
Türkiyede
Şimşek sabahta yıldız gecede
Doğumlara artık ebeler
Anneler de karışmıyor
Ya bu sonbahar
Dünyanın mevcudu ne
Nereye gitti
Doğup doğup boy atan nağra atanlar
Ne sesleri kaldı
Ne cisimleri
Ah çocuklar çocuklar
İçiniz kararmasın sakın
Açıp
Okuyunca bu şiiri
Şimdi biraz
Baksın dikkatle bana gözleriniz
Ögrenelim şu duayı
Yol boyunca
Beşikten başlayıp
Mezarlara kadar
Önce besmele
En güzel kelime
Allahım
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra
Allahım
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum
Allahım
O güzeller güzeli
Hangi iyilik diledi senden
Dilerim ben de öylelerini
Allahım
Peygamber efendimiz
Hangi şerlerden sığındıysa sana
Upuzak tut benden de onları
Allahım
Yol boyunca
Tarih boyunca
Başıboş bırakma bizi
Türkiyede
Cezairde
Kenyada
Eskimolar ülkesinde
Dünya ne uzun
Ne kısa
Milyarlarca milyarlarca çocuk
Geldi yeryüzüne
Her birinde bir çift göz
Baktılar yer-gök aleme
Şimdi gözler
Eğleşir eşyada
İki kere milyarlarca gözle
Baktılar nehirlere
Yanyana akıp
Karışmayan
Tuzlu suyu tatlı suya
Kuşlara
Dağlarda dolanan kartala
Şurada bir savaş var kan akıyor
Şurada. İki kere müslüman kan
Ve milyarlarca çocuk
Tarih boyunca
Büyüyüp
Avuçladı dünyayı
Giderken
Bıraktılar hep
Doğuyor çocuklar
Çinde
Afganistanda
Türkiyede
Şimşek sabahta yıldız gecede
Doğumlara artık ebeler
Anneler de karışmıyor
Ya bu sonbahar
Dünyanın mevcudu ne
Nereye gitti
Doğup doğup boy atan nağra atanlar
Ne sesleri kaldı
Ne cisimleri
Ah çocuklar çocuklar
İçiniz kararmasın sakın
Açıp
Okuyunca bu şiiri
Şimdi biraz
Baksın dikkatle bana gözleriniz
Ögrenelim şu duayı
Yol boyunca
Beşikten başlayıp
Mezarlara kadar
Önce besmele
En güzel kelime
Allahım
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra
Allahım
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum
Allahım
O güzeller güzeli
Hangi iyilik diledi senden
Dilerim ben de öylelerini
Allahım
Peygamber efendimiz
Hangi şerlerden sığındıysa sana
Upuzak tut benden de onları
Allahım
Yol boyunca
Tarih boyunca
Başıboş bırakma bizi
Nisbetleri bozuldu,yedi ses,yedi rengin;
Mart kedisinin dili,bizimkinden çok zengin...
1974
Mart kedisinin dili,bizimkinden çok zengin...
1974
Bu âciz kulların sensiz edemez,
Ya Rab, bu âcizi senden ayırma!
Seni sevmek benim dinim imanım,
Ya Rab, imanımı dinden ayırma!
Şeyhim güldür, gülün yaprağıyım ben,
Ya Rab, yaprağımı gülden ayırma!
Yapraklar sarardı, döndüm hazana,
Ya Rab, hazanımı daldan ayırma!
Dostun bahçesinin bülbülüyüm ben,
Ya Rab, bülbülünü gülden ayırma!
Balık gölden çıksa ölür diyorlar,
Ya Rab, balığını gölden ayırma!
Eşrefoğlu Rumi fakir kulundur,
Ya Rab, fakir kulu Şah’tan ayırma!
Ya Rab, bu âcizi senden ayırma!
Seni sevmek benim dinim imanım,
Ya Rab, imanımı dinden ayırma!
Şeyhim güldür, gülün yaprağıyım ben,
Ya Rab, yaprağımı gülden ayırma!
Yapraklar sarardı, döndüm hazana,
Ya Rab, hazanımı daldan ayırma!
Dostun bahçesinin bülbülüyüm ben,
Ya Rab, bülbülünü gülden ayırma!
Balık gölden çıksa ölür diyorlar,
Ya Rab, balığını gölden ayırma!
Eşrefoğlu Rumi fakir kulundur,
Ya Rab, fakir kulu Şah’tan ayırma!
Bu âciz kullarına Rabb-i Kâdir
İnâyet ede kuvvetler vereydi
Yolunda hidmete tevfîk edip hem
Kuvâya dahi sıhhatlar vereydi
İnâyet ede kuvvetler vereydi
Yolunda hidmete tevfîk edip hem
Kuvâya dahi sıhhatlar vereydi
Bu aşk düştü canımıza bahar eyledi kışımız
Kaygu bulutların sürdü komadı hiç teşvişimiz
Dilimizde ol dost adı canımızda ol dost dadı
Gönlümüzü ol dost aldı unuttuk yad bilişimiz
Dosttur heman endişemiz dostu sevmektir pişemiz
Ol dostu sevmekten özge bir dahı yoktur işimiz
Ol sultandır ben ona kul her dem yeni yeni nüzul
Andandır bu cümle usul andandır her bahşişimiz
Her dem bakarız ol yüze her gün bayram kadir bize
Biz dostu ayan görürüz düş değil bu görüşümüz
Kanda baksak dost görünür sanma dost doğar dolunur
Yer gök dopdolu dostdurur bu sözde yok yanlışımız
Biz dost ile diriyiz dostsuz olursak ölürüz
Dosttur bize ten can dost ile her cünbişimiz
Eşrefoğlu Rumi aydır dost bizi şöyle alıptır
Mahlukattan kesiliptir alışımız verişimiz
Kaygu bulutların sürdü komadı hiç teşvişimiz
Dilimizde ol dost adı canımızda ol dost dadı
Gönlümüzü ol dost aldı unuttuk yad bilişimiz
Dosttur heman endişemiz dostu sevmektir pişemiz
Ol dostu sevmekten özge bir dahı yoktur işimiz
Ol sultandır ben ona kul her dem yeni yeni nüzul
Andandır bu cümle usul andandır her bahşişimiz
Her dem bakarız ol yüze her gün bayram kadir bize
Biz dostu ayan görürüz düş değil bu görüşümüz
Kanda baksak dost görünür sanma dost doğar dolunur
Yer gök dopdolu dostdurur bu sözde yok yanlışımız
Biz dost ile diriyiz dostsuz olursak ölürüz
Dosttur bize ten can dost ile her cünbişimiz
Eşrefoğlu Rumi aydır dost bizi şöyle alıptır
Mahlukattan kesiliptir alışımız verişimiz
Bu cihana gelmeden maşuk ile bir idim
Kul huva’llah sıfatlı bir bi-nişan nur idim
Ol dem ki dirlik idi Hakk ile birlik idi
Ol payansız devirde ne Musa ne Tur idim
Bile idim hazrette ol bi kıyas kudrette
Ne şerikim var idi ne kimseyle yar idim
Yer gök yaratılmadan kalu bela denmeden
Levh-kalem çalınmadan Mirac’a kadir idim
Nice kez geldim gittim delim suret yaattım
Bu şimdiki devrede Yunus’aldar idim
Kul huva’llah sıfatlı bir bi-nişan nur idim
Ol dem ki dirlik idi Hakk ile birlik idi
Ol payansız devirde ne Musa ne Tur idim
Bile idim hazrette ol bi kıyas kudrette
Ne şerikim var idi ne kimseyle yar idim
Yer gök yaratılmadan kalu bela denmeden
Levh-kalem çalınmadan Mirac’a kadir idim
Nice kez geldim gittim delim suret yaattım
Bu şimdiki devrede Yunus’aldar idim
Bu dervişlik yoluna
Sıdk ile gelen gelsin
Hak'tan özge ne ki var
Gönlünden silen gelsin
Dervişlik dedikleri
Nihayetsiz denizdir
Bu payansız denizin
Mevcini duyan gelsin
Dervişlik dedikleri
Bir tükenmez kan olur
Has u am kul u sultan
Bu kandan alan gelsin
Derviş dolu nur doğar
Her lahza göğe ağar
Ben diyem doğru haber
Canına kıyan gelsin
Dervişin gözü açık
Dün ü güni uyanık
Bu söze Tanrım tanık
Bakmadan gören gelsin
Dervişin kulağı sak
Hak'tan alır ol sebak
Deprenmeden dil dudak
Sözü işiten gelsin
Dervişin kolu uzun
Çıkarır münkir gözün
Şarktan garba düpdüzün
Sonmadık iren gelsin
Dervişler Hakk'ın dostu
Canları ezel mesti
Aşk şem'ini yaktılar
Pervane olan gelsin
Bu Eşrefoğlu Rumi
Dervişliğe geleli
Nefsindendir çektiği
Nefsin öldüren gelsin
Sıdk ile gelen gelsin
Hak'tan özge ne ki var
Gönlünden silen gelsin
Dervişlik dedikleri
Nihayetsiz denizdir
Bu payansız denizin
Mevcini duyan gelsin
Dervişlik dedikleri
Bir tükenmez kan olur
Has u am kul u sultan
Bu kandan alan gelsin
Derviş dolu nur doğar
Her lahza göğe ağar
Ben diyem doğru haber
Canına kıyan gelsin
Dervişin gözü açık
Dün ü güni uyanık
Bu söze Tanrım tanık
Bakmadan gören gelsin
Dervişin kulağı sak
Hak'tan alır ol sebak
Deprenmeden dil dudak
Sözü işiten gelsin
Dervişin kolu uzun
Çıkarır münkir gözün
Şarktan garba düpdüzün
Sonmadık iren gelsin
Dervişler Hakk'ın dostu
Canları ezel mesti
Aşk şem'ini yaktılar
Pervane olan gelsin
Bu Eşrefoğlu Rumi
Dervişliğe geleli
Nefsindendir çektiği
Nefsin öldüren gelsin
Bu dünya bir tamam'dan eksiklikler âlemi;
Kopuşlar, ayrılıklar, kesiklikler âlemi...
Kopuşlar, ayrılıklar, kesiklikler âlemi...
Bu dünya bir ejderhadır bilesin
Bu ejderhayı sen niçin sevesin?
Bu dünya ağılı bir yılandır,
Cefası çok, sefası da yalandır.
Bunun ağısını tatlı sanırlar,
Geçici zevklere hep aldanırlar.
Kim ki dünya ile yoldaş olmuştur,
Gözü gönlü, haram ile dolmuştur.
Bu dünya cifedir, pis kokuludur,
Dışı yaldız, içi pislik doludur.
Dünya düşkünleri bunu duyamaz,
Haramın tadına asla doyamaz.
Eşrefoğlu Rumi bırak dünyayı!
Dünya ehline ver yalan sevdayı!
Bu ejderhayı sen niçin sevesin?
Bu dünya ağılı bir yılandır,
Cefası çok, sefası da yalandır.
Bunun ağısını tatlı sanırlar,
Geçici zevklere hep aldanırlar.
Kim ki dünya ile yoldaş olmuştur,
Gözü gönlü, haram ile dolmuştur.
Bu dünya cifedir, pis kokuludur,
Dışı yaldız, içi pislik doludur.
Dünya düşkünleri bunu duyamaz,
Haramın tadına asla doyamaz.
Eşrefoğlu Rumi bırak dünyayı!
Dünya ehline ver yalan sevdayı!
Bu dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun
Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
Soranlara selam olsun
Tenim ortaya açıla
Yakasız gömlek biçile
Bizi bir asan vech ile
Yuyanlara selam olsun
Azrail alır canımız
Kurur damarda kanımız
Yuyacağın kefenimiz
Saranlara selam olsun
Sala verin kastımıza
Gider olduk dostumuza
Namaz için üstümüze
Duranlara selam olsun
Dünyaya gelenler gider
Herkes gelmez yola gider
Bizim halimizden haber
Soranlara selam olsun
Miskin Yunus söyler sözün
Yaş doldurmuş iki gözün
Bizi bilmeyen ne bilsin
Bilenlere selam olsun
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun
Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
Soranlara selam olsun
Tenim ortaya açıla
Yakasız gömlek biçile
Bizi bir asan vech ile
Yuyanlara selam olsun
Azrail alır canımız
Kurur damarda kanımız
Yuyacağın kefenimiz
Saranlara selam olsun
Sala verin kastımıza
Gider olduk dostumuza
Namaz için üstümüze
Duranlara selam olsun
Dünyaya gelenler gider
Herkes gelmez yola gider
Bizim halimizden haber
Soranlara selam olsun
Miskin Yunus söyler sözün
Yaş doldurmuş iki gözün
Bizi bilmeyen ne bilsin
Bilenlere selam olsun
Bu dünyaya verme gönül
Dünya sana kalır değil
Dünya seven dost katına
Yüz ağiyle varır değil
Bu dünyanın muhabbeti
Şol ağulu bal gibidir
Ağusun bilen ol bala
Parmağını banar değil
Bu dünyanın zehri katı
Cana erer mazarratı
Zehrini bilmeyen bunun
Kendüyü sakınır değil
Bu dünyayı derip yığma
Ahir koyup gitsen gerek
Koyup gideceğin sanan
Dünyayı devşirir değil
Aşıkların gönül kuşu
Düşmez dünya tuzağına
Gerçek eren bu dünyayı
Hiç muhale alır değil
Eşrefoğlu Rumi sen de
Eğer şaha mahrem isen
Himmetin gözüne kevneyn
Zerre denlü gelir değil
Dünya sana kalır değil
Dünya seven dost katına
Yüz ağiyle varır değil
Bu dünyanın muhabbeti
Şol ağulu bal gibidir
Ağusun bilen ol bala
Parmağını banar değil
Bu dünyanın zehri katı
Cana erer mazarratı
Zehrini bilmeyen bunun
Kendüyü sakınır değil
Bu dünyayı derip yığma
Ahir koyup gitsen gerek
Koyup gideceğin sanan
Dünyayı devşirir değil
Aşıkların gönül kuşu
Düşmez dünya tuzağına
Gerçek eren bu dünyayı
Hiç muhale alır değil
Eşrefoğlu Rumi sen de
Eğer şaha mahrem isen
Himmetin gözüne kevneyn
Zerre denlü gelir değil
Bu fena mülkünde ben nice nice hayran olam
Ye nice handan olam ye nice bir giryan olam
Geh feleklerden meleklerden dileklerden dileyem
Gah arş u şemste gerdun olam gerdan olam
Adımım attım yedi dört onsekizden ben öte
Dokuzu yolda kodum şah emrine ferman olam
Dost ferah kıldı terahtan ben teberra eyledim
Suret-i insan olam hem can olam hem kan olam
Gah bir müfti müderris geh mümeyyiz gah temiz
Gah bir müdbir-ü nakıs (naks) ile noksan olam
Gah batn-ı hut içinde Yunus ile söyleşem
Geh çıkam arş üzere bir can olam Selman olam
Gah inem esfellere şeytan ile şerler düzem
Geh çıkam arş üzre vü seyran (olam) cevlan olam
Gah işidirem işitmezem işümezem aceb
Nice bir nisyan olam hayvan olam insan olam
Gah ma'kuulat-ı mahsulat takrir-ü beyan
Gah maksurat olam geh sahib-i Keyvan olam
Nice bir surette insan ü sıfatta canver
Nice bir tilki olam ya kurt u ya arslan olam
Nice bir tecrid ü ferd ü mücerred münferid
Ye nice (cin) nice ins ü nice bir şeytan olam
Nice bir aşk meydanında nefs atın seyittirem
Ye nice bir başımı tup eyleyip çevgan olam
Gah birlik içre birlik eyleyem ol bir ile
Geh dönem derya olam katre olam umman olam
Gah düzahta yanam Fir'avn ile Haman ile
Gah cennete varam gılman ile Rıdvan olam
Gah bir gaazi olam Efrenk ile cenk eyleyem
Geh dönem Efrenk olam nisyan ile isyan olam
Gah ola odlar yakam diler yıkam canlar yakam
Gah varam arşa çıkam geh şah u geh sultan olam
Nice bir dertler ile odlara yanam yakılam
Nice bir şakir olam zakir olam mihman olam
Gönlümün gencine renc irgörmeden bir yol bulam
Yahu deryaya girem bi reng ü bi elvan olam
Ye nice bir ben diyem sensin diyem utanmadan
Ye nice deksiz olam dilsiz olam hayran olam
Nice bir balçıkt' olan alçakta olam har olam
Gah varam gevher olam yakuut olam mercan olam
Ademilikten çıkam uçam melekler mülküne
Levn olam bi levn olam geh kevn olam bi kan olam
Gah zındandan çıkam azad olam abad olam
Geh yine der-ban olam mahbus olam zindan olam
Dar olam girdar olam Mansur olam ber-dar olam
Ten olam hem can olam hem in olam hem an olam
Yunus'a Taptuğ u Saltuğ u Barak'tandır nasib
Çün gönülden cuş kıldı ben nice pinhan olam
Yunus imdi bu sözüben aşıka di aşıka
Kim sana ben sıdk olam hem derd ü hem derman olam
Gah halis gah muhlis olam uş Furkaan ile
Gah Rahman'ur-Rahim ya Hayy ü ya Mennan olam
Geh dönem bir şems olam zerremde yüzbin arş ola
Geh yien tuğyn olam alemlere tufan olam
Evveli Hu ahırı Hu ya Hu illa Hu olam
Evvel ahır ol kala vu ' Men aleyha fan ' olam
Ye nice handan olam ye nice bir giryan olam
Geh feleklerden meleklerden dileklerden dileyem
Gah arş u şemste gerdun olam gerdan olam
Adımım attım yedi dört onsekizden ben öte
Dokuzu yolda kodum şah emrine ferman olam
Dost ferah kıldı terahtan ben teberra eyledim
Suret-i insan olam hem can olam hem kan olam
Gah bir müfti müderris geh mümeyyiz gah temiz
Gah bir müdbir-ü nakıs (naks) ile noksan olam
Gah batn-ı hut içinde Yunus ile söyleşem
Geh çıkam arş üzere bir can olam Selman olam
Gah inem esfellere şeytan ile şerler düzem
Geh çıkam arş üzre vü seyran (olam) cevlan olam
Gah işidirem işitmezem işümezem aceb
Nice bir nisyan olam hayvan olam insan olam
Gah ma'kuulat-ı mahsulat takrir-ü beyan
Gah maksurat olam geh sahib-i Keyvan olam
Nice bir surette insan ü sıfatta canver
Nice bir tilki olam ya kurt u ya arslan olam
Nice bir tecrid ü ferd ü mücerred münferid
Ye nice (cin) nice ins ü nice bir şeytan olam
Nice bir aşk meydanında nefs atın seyittirem
Ye nice bir başımı tup eyleyip çevgan olam
Gah birlik içre birlik eyleyem ol bir ile
Geh dönem derya olam katre olam umman olam
Gah düzahta yanam Fir'avn ile Haman ile
Gah cennete varam gılman ile Rıdvan olam
Gah bir gaazi olam Efrenk ile cenk eyleyem
Geh dönem Efrenk olam nisyan ile isyan olam
Gah ola odlar yakam diler yıkam canlar yakam
Gah varam arşa çıkam geh şah u geh sultan olam
Nice bir dertler ile odlara yanam yakılam
Nice bir şakir olam zakir olam mihman olam
Gönlümün gencine renc irgörmeden bir yol bulam
Yahu deryaya girem bi reng ü bi elvan olam
Ye nice bir ben diyem sensin diyem utanmadan
Ye nice deksiz olam dilsiz olam hayran olam
Nice bir balçıkt' olan alçakta olam har olam
Gah varam gevher olam yakuut olam mercan olam
Ademilikten çıkam uçam melekler mülküne
Levn olam bi levn olam geh kevn olam bi kan olam
Gah zındandan çıkam azad olam abad olam
Geh yine der-ban olam mahbus olam zindan olam
Dar olam girdar olam Mansur olam ber-dar olam
Ten olam hem can olam hem in olam hem an olam
Yunus'a Taptuğ u Saltuğ u Barak'tandır nasib
Çün gönülden cuş kıldı ben nice pinhan olam
Yunus imdi bu sözüben aşıka di aşıka
Kim sana ben sıdk olam hem derd ü hem derman olam
Gah halis gah muhlis olam uş Furkaan ile
Gah Rahman'ur-Rahim ya Hayy ü ya Mennan olam
Geh dönem bir şems olam zerremde yüzbin arş ola
Geh yien tuğyn olam alemlere tufan olam
Evveli Hu ahırı Hu ya Hu illa Hu olam
Evvel ahır ol kala vu ' Men aleyha fan ' olam
Bu gece kim leyle-i mi'râc'dır
Zevk-ı vasla kulların muhtâcdır
Fazlın ile aradan gitsin hicâb
Hûb cemâlin görelim ref' et nikâb
Ente Rabbî ente Hayrü'n-Nâsirîn
İki âlemde kerem senden hemîn
Ente Rabbî ente Fettâh ü Kerîm
Ente Hayyî ente Kayyûm ü Kadîm
Zevk-ı vasla kulların muhtâcdır
Fazlın ile aradan gitsin hicâb
Hûb cemâlin görelim ref' et nikâb
Ente Rabbî ente Hayrü'n-Nâsirîn
İki âlemde kerem senden hemîn
Ente Rabbî ente Fettâh ü Kerîm
Ente Hayyî ente Kayyûm ü Kadîm
Bu gönül deriçesinde yine bir nur oldu peyda
Aklımı başımdan aldı beni kıldı delü şeyda
Temamet gönül cihanın o nurun şu'lesi tutdu
Yer ü gök tecelli doldu dağ u taş u ku u sahra
Ne ki var cemi eşya nikabın götürdü yüzden
Kamusunu gördüm ol Dost ma'şuk oldu her ca
Nereye kim bakar isem gözüm anı görür ancak
Görünen oldur hem gören kanı gelsün imdi bina
Ne vücud var,ne adem,ne zaman var,ne mekan
Ne piş ü pes,ne fevk u taht,ne yesar hod yümma
Kamu vahdet oldu kesret,götürüldü nur u zulmet
Dolu arş u ferş tamamet oldu anı görmez ama
Meğer Eşrefoğlu Rumi gene kendüden varuptur
Halka bir edna kalıptır pes anındur işbu gavga
Aklımı başımdan aldı beni kıldı delü şeyda
Temamet gönül cihanın o nurun şu'lesi tutdu
Yer ü gök tecelli doldu dağ u taş u ku u sahra
Ne ki var cemi eşya nikabın götürdü yüzden
Kamusunu gördüm ol Dost ma'şuk oldu her ca
Nereye kim bakar isem gözüm anı görür ancak
Görünen oldur hem gören kanı gelsün imdi bina
Ne vücud var,ne adem,ne zaman var,ne mekan
Ne piş ü pes,ne fevk u taht,ne yesar hod yümma
Kamu vahdet oldu kesret,götürüldü nur u zulmet
Dolu arş u ferş tamamet oldu anı görmez ama
Meğer Eşrefoğlu Rumi gene kendüden varuptur
Halka bir edna kalıptır pes anındur işbu gavga
Bu haber ma'lûmu olsun sâmi'in
Şem'e olmaz ihtiyâcı câmi'in
Halik anın emrini tedbîr eyledi
Zikr ü tesbîh ile ta'mîr eyledi
Şem'e olmaz ihtiyâcı câmi'in
Halik anın emrini tedbîr eyledi
Zikr ü tesbîh ile ta'mîr eyledi
Kim bilebilir
Evler nerelerden geçer hangi düzlükler
Ay dogarken kararır
Gezdin çarşı pazar
Şurada bir dolunay
Seç al
Bir sıra gümüş bilezik
Küçük küçük halkalar
Genç bir kız durdu şavkında
Hülya dolu bakışlar
Ve bir çocuk bir kaç ihtiyar
Bir çeşme tasından
Aynı teselliden paylaştılar
Ömür doyumlarla ballanmış yine
Toprakla çevrilmiş ayaklar
Bir kamyon geçiyor
Ah ve inleme dolu
Işıldıyorbir an
Şehre bakan bir köylü ağzı
Altın kaplama bir diş ve ölesiye
Şaşkın ve çok derin suskunluğu
Kim bilebilir
Hangi rüzgara eğildi
Kıvrımını çoktan almış bu yaman ezgi
Dolandın büyük camilerin avlusunu
Ağaçlar gözden kaçırıyor türbeleri
Başını eğmiş saklanır gibi
Mezar taşları
Evler nerelerden geçer hangi düzlükler
Ay dogarken kararır
Gezdin çarşı pazar
Şurada bir dolunay
Seç al
Bir sıra gümüş bilezik
Küçük küçük halkalar
Genç bir kız durdu şavkında
Hülya dolu bakışlar
Ve bir çocuk bir kaç ihtiyar
Bir çeşme tasından
Aynı teselliden paylaştılar
Ömür doyumlarla ballanmış yine
Toprakla çevrilmiş ayaklar
Bir kamyon geçiyor
Ah ve inleme dolu
Işıldıyorbir an
Şehre bakan bir köylü ağzı
Altın kaplama bir diş ve ölesiye
Şaşkın ve çok derin suskunluğu
Kim bilebilir
Hangi rüzgara eğildi
Kıvrımını çoktan almış bu yaman ezgi
Dolandın büyük camilerin avlusunu
Ağaçlar gözden kaçırıyor türbeleri
Başını eğmiş saklanır gibi
Mezar taşları
Bu ne derttir acep derman belirmez
Yu bu ne yaradır zahmi belirmez
Benim gönlüm acep aşktan usanmaz
Varır aşka düşer hiç bana tanmaz
Döner gönlüm bana öğüt verir hoş
Aşık olan gönül aşktan usanmaz
Aşık ki cana kaldı aşık olmaz
Canın terk etmeyen maşuk bulmaz
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
Satarım canımı hiç kimse almaz
Aşık bir kişidir bu dünya malın
Ahiret korkusun bir çöpe saymaz
Bu dünyadan ahireten içeri
Aşkın yeri var kimse bilmez
Aşık öldü diye sala verirler
Ölen hayvan durur aşıklar ölmez
Aşıklar meydanı Arş’dan yücedir
Çalarlar çevganı topu belirmez
Begüm arif isen yürü yolunca
Bunda başlar yiter kanlar sorulmaz
Erenler kapısı Hazret kapısı
Bu kapuya gelen mahrum görünmez
Yunus bu deryaya gark oldu gitdi
Geri gelmekliğe aklı dirilmez
Yu bu ne yaradır zahmi belirmez
Benim gönlüm acep aşktan usanmaz
Varır aşka düşer hiç bana tanmaz
Döner gönlüm bana öğüt verir hoş
Aşık olan gönül aşktan usanmaz
Aşık ki cana kaldı aşık olmaz
Canın terk etmeyen maşuk bulmaz
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
Satarım canımı hiç kimse almaz
Aşık bir kişidir bu dünya malın
Ahiret korkusun bir çöpe saymaz
Bu dünyadan ahireten içeri
Aşkın yeri var kimse bilmez
Aşık öldü diye sala verirler
Ölen hayvan durur aşıklar ölmez
Aşıklar meydanı Arş’dan yücedir
Çalarlar çevganı topu belirmez
Begüm arif isen yürü yolunca
Bunda başlar yiter kanlar sorulmaz
Erenler kapısı Hazret kapısı
Bu kapuya gelen mahrum görünmez
Yunus bu deryaya gark oldu gitdi
Geri gelmekliğe aklı dirilmez
Bu yağmur... bu yağmur... bu kıldan ince
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur...
Bu yağmur... bu yağmur... bir gün dinince.
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bu yağmur kanımı boğan bir iplik
Tenimde acısız yatan bir bıçak
Bu yağmur yerde taş ve bende kemik
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur delilik vehminden üstün;
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün
Sulardan, seslerden ve gecelerden.
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur...
Bu yağmur... bu yağmur... bir gün dinince.
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bu yağmur kanımı boğan bir iplik
Tenimde acısız yatan bir bıçak
Bu yağmur yerde taş ve bende kemik
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur delilik vehminden üstün;
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün
Sulardan, seslerden ve gecelerden.
Bugün işbu yola merdane geldim
Visali şem'ine pervane geldim
Elime aşk çevkanını aldım
Top edip başımı meydane geldim
Ezel nuş etmişem aşkın şarabın
Ebed ayılmazam mestane geldim
Susamış canları kandırmak için
Elimde dop dolu peymane geldim
Kayırmazam hezaran müddeiden
Anın aşkıyla çin bigane geldim
Namusum şişesini taşa çaldım
Niderim arı çün divane geldim
Ol meclis mestiyem hem sakisiyem
Sürerim devrimi devrane geldim
Seladur dertli gönüller seladur
Tabib ü haceyem dermane geldim
Ben ol şahinem uçdum şah kolundan
Şikar eğlemeğecevlane geldim
Seladur kim gelirse şaha iletem
Delil olmağa her insane geldim
İman donun Muhammed meclisinde
Giyip tavusleyin cevlane geldim
Aşıklar darını gördüm diklimiş
Kararı kalmadı meydane geldim
Benim bu Eşrefoğlu Rumi mücrim
Ki aşıklara ihsane geldim
Visali şem'ine pervane geldim
Elime aşk çevkanını aldım
Top edip başımı meydane geldim
Ezel nuş etmişem aşkın şarabın
Ebed ayılmazam mestane geldim
Susamış canları kandırmak için
Elimde dop dolu peymane geldim
Kayırmazam hezaran müddeiden
Anın aşkıyla çin bigane geldim
Namusum şişesini taşa çaldım
Niderim arı çün divane geldim
Ol meclis mestiyem hem sakisiyem
Sürerim devrimi devrane geldim
Seladur dertli gönüller seladur
Tabib ü haceyem dermane geldim
Ben ol şahinem uçdum şah kolundan
Şikar eğlemeğecevlane geldim
Seladur kim gelirse şaha iletem
Delil olmağa her insane geldim
İman donun Muhammed meclisinde
Giyip tavusleyin cevlane geldim
Aşıklar darını gördüm diklimiş
Kararı kalmadı meydane geldim
Benim bu Eşrefoğlu Rumi mücrim
Ki aşıklara ihsane geldim
Bugün sohbet bizim oldu bize bizim diyen gelsin
İçirdi aşk bize şehdin nuş eyleyip yudan gelsin
Kanaat hırkası içre selamet başını çektim
Melamet göynegin biçtim arif olup giyen gelsin
Bu aşk meydanı içinde çağırdım bir avaz ettim
Müezzinlik bizim oldu imam oldum uyan gelsin
Bu ummanda delim türlü güher vardır ele girmez
Bahasız inci bulunmaz cana başa kıyan gelsin
Suret nakşın gidermekle gönül mükü temiz olmaz
Akar rahmet suyu çağlar gönül kirin yuyan gelsin
İy dostlar işidin sözüm dün etmişim bu gündüzüm
Ben yavu kıldım kend-özüm bu Hak yola giren gelsin
Yunus miskin onu görmüş eline hem divan almış
Alimler okuyamamış bu manadan duyan gelsin
İçirdi aşk bize şehdin nuş eyleyip yudan gelsin
Kanaat hırkası içre selamet başını çektim
Melamet göynegin biçtim arif olup giyen gelsin
Bu aşk meydanı içinde çağırdım bir avaz ettim
Müezzinlik bizim oldu imam oldum uyan gelsin
Bu ummanda delim türlü güher vardır ele girmez
Bahasız inci bulunmaz cana başa kıyan gelsin
Suret nakşın gidermekle gönül mükü temiz olmaz
Akar rahmet suyu çağlar gönül kirin yuyan gelsin
İy dostlar işidin sözüm dün etmişim bu gündüzüm
Ben yavu kıldım kend-özüm bu Hak yola giren gelsin
Yunus miskin onu görmüş eline hem divan almış
Alimler okuyamamış bu manadan duyan gelsin
Bulan özünü gören yüzünü
Bir yüzü dahi görmek dilemez
Vuslatta olan hayrette kalan
Aklın diremez kendin bulamaz
Her şam u seher odlara yanar
Her benzi solar ağlar gülemez
Aşık olagör sadık olagör
Cehd eylemeyen menzil alamaz
Meftun olalı mecnun olalı
Bu Mısri dahi akla gelemez
Bir yüzü dahi görmek dilemez
Vuslatta olan hayrette kalan
Aklın diremez kendin bulamaz
Her şam u seher odlara yanar
Her benzi solar ağlar gülemez
Aşık olagör sadık olagör
Cehd eylemeyen menzil alamaz
Meftun olalı mecnun olalı
Bu Mısri dahi akla gelemez
Bülbül ki âşiyân-ı kadîmi koyup gelir
Gülden meğer ki bûy-ı mahabbet duyup gelir
Güller gülâb-i hubb-i ezel yâdına dilâ
Odlara yakılıp kamudan el yuyup gelir
Bâd-ı hazândan aldı fenâ bûyu zevkini
Eşcâr dürlü dürlü libâsın soyup gelir
Gûş eyleyip vücûdun zenb-i kelâmını
Pervâne nâr-ı aşk ile varın yuyup gelir
Çünki Hüdâyî mahv ola nefsin ru'ûneti
Ol kalbe kalb rûha o sırra uyup gelir
Gülden meğer ki bûy-ı mahabbet duyup gelir
Güller gülâb-i hubb-i ezel yâdına dilâ
Odlara yakılıp kamudan el yuyup gelir
Bâd-ı hazândan aldı fenâ bûyu zevkini
Eşcâr dürlü dürlü libâsın soyup gelir
Gûş eyleyip vücûdun zenb-i kelâmını
Pervâne nâr-ı aşk ile varın yuyup gelir
Çünki Hüdâyî mahv ola nefsin ru'ûneti
Ol kalbe kalb rûha o sırra uyup gelir
Bulmag isterdi ‘aşk içinde murâd
Yâr-ı Şîrîn degül midür Ferhâd
Defter-i fazl u dâniş evrâkın
Sarsar-ı âhum eyledi ber-bâd
Günbed-i çarh u şu’le-i âhum
Tîg-i elmâs u migfer-i pûlâd
Şeş-der-i gamda zâr kaldı göñül
Olmadı vuslatuñ kapusı güşâd
Bâkî hecrüñ gamıyla cân virdi
Dâd ey pâdişâh-ı ‘âlem dâd
Yâr-ı Şîrîn degül midür Ferhâd
Defter-i fazl u dâniş evrâkın
Sarsar-ı âhum eyledi ber-bâd
Günbed-i çarh u şu’le-i âhum
Tîg-i elmâs u migfer-i pûlâd
Şeş-der-i gamda zâr kaldı göñül
Olmadı vuslatuñ kapusı güşâd
Bâkî hecrüñ gamıyla cân virdi
Dâd ey pâdişâh-ı ‘âlem dâd
Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti
Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti
Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma
Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından
Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde
Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş
Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
Kapılıp gidiyorum saçının sellerine
Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar
Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın
Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi
Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım
Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
Güzlek 1971
Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti
Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma
Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından
Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde
Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş
Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
Kapılıp gidiyorum saçının sellerine
Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar
Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın
Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi
Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım
Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
Güzlek 1971
Bulmasın yol nefs ile İblîs-i dâl
Sen inâyet et meded yâ Müste'ân
Olavuz tâ lâyık-ı bezm-i visâl
Sen inâyet et meded yâ Müste'ân
Âşık u sâdık yolunda hâk ola
Cân ü dil Hubb-ı sivâdan pâk ola
Aradan varlık hicâbı çâk ola
Sen inâyet et meded yâ Müste'ân
Ger Hüdâyî'ye olursa feth-i bâb
Ref' ola zulmânî nûrânî hicâb
Erişe sırra hitâb-ı müstetâb
Sen inâyet et meded yâ Müste'ân
Sen inâyet et meded yâ Müste'ân
Olavuz tâ lâyık-ı bezm-i visâl
Sen inâyet et meded yâ Müste'ân
Âşık u sâdık yolunda hâk ola
Cân ü dil Hubb-ı sivâdan pâk ola
Aradan varlık hicâbı çâk ola
Sen inâyet et meded yâ Müste'ân
Ger Hüdâyî'ye olursa feth-i bâb
Ref' ola zulmânî nûrânî hicâb
Erişe sırra hitâb-ı müstetâb
Sen inâyet et meded yâ Müste'ân
Bulunmaz rahmet ü gufrâna gâyet
Sana yâ Rab nice bin bin şükürler
Bulunmaz lutf u ihsâna nihâyet
Sana yâ Rabbenâ çok çok şükürler
İbâdın hâlini tedbîr edersin
Kimin bende kimini mîr edersin
Gönüller hânesin ta'mîr edersin
Sana yâ Rabbenâ çok çok şükürler
Buyurdun in te'uddû ni'meta'llâh
Garîk-i ni'metindir bende vü şâh
Hüdâyî'ye inâyet eyle her gâh
Sana yâ Rabbenâ çok çok şükürler
Sana yâ Rab nice bin bin şükürler
Bulunmaz lutf u ihsâna nihâyet
Sana yâ Rabbenâ çok çok şükürler
İbâdın hâlini tedbîr edersin
Kimin bende kimini mîr edersin
Gönüller hânesin ta'mîr edersin
Sana yâ Rabbenâ çok çok şükürler
Buyurdun in te'uddû ni'meta'llâh
Garîk-i ni'metindir bende vü şâh
Hüdâyî'ye inâyet eyle her gâh
Sana yâ Rabbenâ çok çok şükürler
Bunda gelen eğer pîr ü civândır
Uryân gelip yine uryân giderler
Eğer gedâ eğer şâh-ı cihândır
Bunda uryân gelip uryân giderler
Beğenmeyen kişi bunda abâyı
Bir gün olur bu halkın hâk-pâyı
Soyarlar eğninden atlâs kabâyı
Bunda uryân gelip uryân giderler
Terk eyle erkenden nefsin hevâsın
Sâdık kul ol gözle Mevlâ rızâsın
Komazlar kişinin fâhir libâsın
Uryân gelip yine uryân giderler
Olmaz sevdâdan geç ol Hakk'a tâlib
Maksûd ise eğer hayr-ı metâlib
Bunda kalır beğim mâl ü menâsıb
Uryân gelip yine uryân giderler
Ko dünyâ fikrini tûl-i emeldir
Seninle gidecek hüsn-i ameldir
Yollarda yük ağırlığı haleldir
Bunda uryân gelip uryân giderler
Aldanıp kalma bu fânî sarâya
Nazar eyle Muhammed Mustafâ'ya
Eğer dünyâya ger mülk-i bekâya
Uryân gelip yine uryân giderler
Yâ Rab Hüdâyî'ye eyle hidâyet
Kılmaya tâ senden gayrıya rağbet
Yetmez mi kişiye pend ü nasîhat
Bunda uryân gelip uryân giderler
Uryân gelip yine uryân giderler
Eğer gedâ eğer şâh-ı cihândır
Bunda uryân gelip uryân giderler
Beğenmeyen kişi bunda abâyı
Bir gün olur bu halkın hâk-pâyı
Soyarlar eğninden atlâs kabâyı
Bunda uryân gelip uryân giderler
Terk eyle erkenden nefsin hevâsın
Sâdık kul ol gözle Mevlâ rızâsın
Komazlar kişinin fâhir libâsın
Uryân gelip yine uryân giderler
Olmaz sevdâdan geç ol Hakk'a tâlib
Maksûd ise eğer hayr-ı metâlib
Bunda kalır beğim mâl ü menâsıb
Uryân gelip yine uryân giderler
Ko dünyâ fikrini tûl-i emeldir
Seninle gidecek hüsn-i ameldir
Yollarda yük ağırlığı haleldir
Bunda uryân gelip uryân giderler
Aldanıp kalma bu fânî sarâya
Nazar eyle Muhammed Mustafâ'ya
Eğer dünyâya ger mülk-i bekâya
Uryân gelip yine uryân giderler
Yâ Rab Hüdâyî'ye eyle hidâyet
Kılmaya tâ senden gayrıya rağbet
Yetmez mi kişiye pend ü nasîhat
Bunda uryân gelip uryân giderler
Artist milletizdir.
Bizde defaten ölünür
ve kalkılır ki sofralardan
hamdüsenalarla palalarla
el yıkanmadan
ağız misvaklanmadan
zinhar vurulmaz ha
ne dosta ne düşmana
Bizde defaten ölünür
ve kalkılır ki sofralardan
hamdüsenalarla palalarla
el yıkanmadan
ağız misvaklanmadan
zinhar vurulmaz ha
ne dosta ne düşmana
Buyruğun tut Rahmân'ın
Tevhîde gel tevhîde
Tâzelensin îmânın
Tevhîde gel tevhîde
Yaban yerlere bakma
Cânın odlara yakma
Her gördüğüne akma
Tevhîde gel tevhîde
Mâsivâdan gözün yum
Ne umarsan Hak'dan um
Gitsin gönülden hümûm
Tevhîde gel tevhîde
Zâhirde kalan kişi
Güç etme âsân işi
Gider gayrı teşvîşi
Tevhîde gel tevhîde
Şirki başdan savarsan
Hak bilmeğe iversen
Yaradanı seversen
Tevhîde gel tevhîde
Sen seni ne sanırsın
Fânîye dayanırsın
Hoş bir gün uyanırsın
Tevhîde gel tevhîde
Emri yerine yetir
İhmâli ko iş bitir
Sıdk ile îmân getir
Tevhîde gel tevhîde
Uyanı gör gafletden
Geç bu fânî lezzetden
İç kevseri vahdetden
Tevhîde gel tevhîde
Hüdâyî'yi gûş eyle
Şevke gelip cûş eyle
Bu Kevserden nûş eyle
Tevhîde gel tevhîde
Tevhîde gel tevhîde
Tâzelensin îmânın
Tevhîde gel tevhîde
Yaban yerlere bakma
Cânın odlara yakma
Her gördüğüne akma
Tevhîde gel tevhîde
Mâsivâdan gözün yum
Ne umarsan Hak'dan um
Gitsin gönülden hümûm
Tevhîde gel tevhîde
Zâhirde kalan kişi
Güç etme âsân işi
Gider gayrı teşvîşi
Tevhîde gel tevhîde
Şirki başdan savarsan
Hak bilmeğe iversen
Yaradanı seversen
Tevhîde gel tevhîde
Sen seni ne sanırsın
Fânîye dayanırsın
Hoş bir gün uyanırsın
Tevhîde gel tevhîde
Emri yerine yetir
İhmâli ko iş bitir
Sıdk ile îmân getir
Tevhîde gel tevhîde
Uyanı gör gafletden
Geç bu fânî lezzetden
İç kevseri vahdetden
Tevhîde gel tevhîde
Hüdâyî'yi gûş eyle
Şevke gelip cûş eyle
Bu Kevserden nûş eyle
Tevhîde gel tevhîde
Buyruğun tut Rahman'ın, tevhide gel tevhide
Tazelensin imanın, tevhide gel tevhide.
Yaban yerlere bakma, cânın odlara yakma
Her gördüğüne akma, tevhide gel tevhide.
Mâsivâdan gözün yum, ne umarsan Hak'tan um
Gitsin gönülden hümum, tevhide gel tevhide.
Zahirde kalan kişi, güç etme âsân işi
Gider gayri teşvişi, tevhide gel tevhide.
Şirki baştan savarsan, Hak bilmeye iversen
Yaradan'ı seversen, tevhide gel tevhide.
Emri yerine getir, erkenden işi bitir
Sıdk ile iman getir, tevhide gel tevhide.
Sen seni ne sanırsın, fâniye dayanırsın
Üş bir gün uyanırsın, tevhide gel tevhide.
Uyanagör gafletten, geç bu fani lezzetten
İç kevser-i vahdetten, tevhide gel tevhide.
Hüdayî'yi gûş eyle, şevke gelip çûş eyle
Bu kevserden nûş eyle, tevhide gel tevhide.
Tazelensin imanın, tevhide gel tevhide.
Yaban yerlere bakma, cânın odlara yakma
Her gördüğüne akma, tevhide gel tevhide.
Mâsivâdan gözün yum, ne umarsan Hak'tan um
Gitsin gönülden hümum, tevhide gel tevhide.
Zahirde kalan kişi, güç etme âsân işi
Gider gayri teşvişi, tevhide gel tevhide.
Şirki baştan savarsan, Hak bilmeye iversen
Yaradan'ı seversen, tevhide gel tevhide.
Emri yerine getir, erkenden işi bitir
Sıdk ile iman getir, tevhide gel tevhide.
Sen seni ne sanırsın, fâniye dayanırsın
Üş bir gün uyanırsın, tevhide gel tevhide.
Uyanagör gafletten, geç bu fani lezzetten
İç kevser-i vahdetten, tevhide gel tevhide.
Hüdayî'yi gûş eyle, şevke gelip çûş eyle
Bu kevserden nûş eyle, tevhide gel tevhide.
Buyruk senin fermân senin
Derd ehline dermân senin
Müzniblere gufrân senin
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Sensin bizi îcâd eden
Doğru yola irşâd eden
İhsânına mu'tâd eden
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Kullarına eyle nazar
Gitsin gönüllerden keder
Kalmaya varlıkdan eser
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Ref' et cemâlinden nikâb
Zâ'il ola tâ ki hicâb
İhsânın olsun bî-hisâb
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Ey Vâhid ü Ferd ü Ahad
Ey Kâdir ü Hayy ü Samed
Eyle Hüdâyî'ye meded
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Derd ehline dermân senin
Müzniblere gufrân senin
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Sensin bizi îcâd eden
Doğru yola irşâd eden
İhsânına mu'tâd eden
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Kullarına eyle nazar
Gitsin gönüllerden keder
Kalmaya varlıkdan eser
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Ref' et cemâlinden nikâb
Zâ'il ola tâ ki hicâb
İhsânın olsun bî-hisâb
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Ey Vâhid ü Ferd ü Ahad
Ey Kâdir ü Hayy ü Samed
Eyle Hüdâyî'ye meded
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Lutf u kerem ihsân senin
Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.
Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur yolu izinden git, KILAVUZ’un!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!
Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
(1938)
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.
Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur yolu izinden git, KILAVUZ’un!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!
Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
(1938)
I
Kuru dalı ağacın
Artık çok yaşlı, beli solgun
Ve yok tomurcuklanmak umudu
Böyle bakıyor çocuksuz geleceğine
Taş dolu ve güneşle kavrulu kuyuya
Dikmiş gözlerini yıllardır
Bakmakta gibi bir çöllü
Oysa o seçilmişlerdendir
Bir peygamberdir o
Adı ibrahimdir
Gür bir ağızdır o
Bid şelale başıdır
O kupkuru ve iklimsiz görünen
Bir hayat çanağıdır
İbrahim
Yıldızlara bakıyordu sayısız
Gece
İbrahim aleyhisselam
Irmak ağzı olundu
Çoğalarak genişleyerek akmak
İstiyordu ve işitildi
Günler geçiyor
İki hanımı iki ayrı hayat kaynağı
Birinden büyük akıyor
Ötekinden en büyük
Derken
Doğuyor o mührü taşıyan
Çünkü istendi ve işitildi
Büyüdün
Çocuk
Hangi çöle ilk adım
Anne
Götür
Hangi yöne çevrilecek yüzü
Anne bak
Kenan ilinden bu kervan
Develer arşı inmeye başlar
Yol süresi
Kırk kum gecesi
Tepeler
Tutmak ister gibi herbiri
Gelenleri
İşte tepeler içindeki vadi
Üç çıkışlı
Biri denize kuzeye ve güneye
İşte çocuk işte anne
Uçsuz bacaksız çöl
Hiç kimse yok içinde
Senle varılıyor o yere
Senle bitiyor her yön her mekan
Ayrılıp kaldınız kervan ıpıssız yürüdü kayboldu
Baktınız
Ancak bir melek anlatmasıyla anlaşılabilir
O acele
Yanıyor çölde çocuk, ah ecel
Koş anne
Yedi kez / Safadan Merveye
Ve bak çabuk çabuk ufuklara
Ne insan var ne cin ne de bir çizi
Korkma korkma korkma
Gel
Tamam sesi duyuldu
Çocuk suyu buldu
Akan rızık öyle bol
Kervanlar dönebilir
İnsanlar toplanabilir
Ağaç açabilir
Baba gel zamanı
Boyutları ve yönleri
Ve yeri
Ezelden belli
Evi bil ve kur
Baba gününde gelecektir
Duvar yükselecektir
Ak taş doğu kanatta
Bembeyaz parıldayacaktır
Kavimler konuğun olsun
Taş taş üstüne konsun
Çadır yanına çadır konsun
Büyü ey belde
Canlan
Ve hüzırlan
Bir gün
Olgun bir incir gibi
Patlayacak ve balını dökeceksin yeryüzüne
II
Tepeler arasına
Demet demet iniyor çehreler
Ap ak yüzler kavisli kaşlar
Kalın dudakları beşerin
Öpülen bir rüya katıyor içine
Adım adım doluyor vadi
Gözleri mercan develer
Yüzleri ipekliler
Atlas zenginlik genişlik
Biri diğerinden yumuşak
Biri ötekinde görevli
Tepeler içinde vadi
Vadi içinde Kabe
Sana geliyorlar
Böyle istendin Ve işitildin
Her kime seslendinse
Geliyor
Ve yüzyıllar ne çabuk
Eteklerine kara otlar takılarak
Günah kapıları arlanarak
Ak Taş benek benek kararıyor
Vadi insan doldu
Kimi elini alnına atarak
Deprendiren bir rüya görüyor
Çadırını yıkıyor o sabah
Kimi elinde Kabeden bir taş
Yaban illerde öpmek için
Kabeyi öpmek yerine
Kimi gözyaşını yolluyor önden
Kuzey güney gurbetlerine
Kâbe taşlarına şimdi
Doğuda batıda putlar
Değiyor
Hadi Hacca gidelim
İbrahimi hoş edelim dedikçe
İkisini birden tutan eller
Geldikçe Kabeye bunlarla geldiler
Put araya girdi
Ezada
Gerek Sevinçte mutlulukta
Vadi insanları artık
Öte dünya şüphesi
Yürekleri
Vadi insan dolu
Hani o su
Unutuldu
Kuyusuna taş üstüne taş atıldı
Beldeden kovulan eller
Cürhümiler
Kinlerini beleyip berkiterek
Hani o su
İsmailin topuğuyla bulduğu
Huzaa
Düş suyun ardına
Hayır kader
Kitlendi üstlerine
Sıyırdı palasını şeytan
Biri
Puta tapar Moaiblerden
Hübel'i getirip dikiyor Kâbeye
III
İbrahim soyundan Kureyş
Diğer bir kol Huzaa
Çekilip bırakılınca titreyen
Çeliği
Arap kılıçlarının
Kureyşten Kusayy
Huzaadan Huleylin kızı
Buluşuyor
Dağın ikiye ayırdığı ırmak
Kusayyın elinde Kâbe anahtarları
Vergileri o toplar
O bakar hacılara
Kusayy şöyle dedi
Artık çadırlardan çıkalım
Evler kuralım
Dar'un Nedve
En büyük evin
Kusayın
Kusayy öldü oğluna bırakarak şu kelimeleri
Sen açmadıkça Kabeye kimse girmesin
Kureyşin bayrağı senin elinde
Hacılar
Doymasın içmesine yemesine
Sen vermedikçe
Abdul Menaf oğulları Haşim ve dostları
Kadınları
Kâbe yanında
Bir tas güzel koku içinde parmakları
And içtiler birlik için
Sürerek ellerini kabe duvarlarına
Böylece görev ikiye bölündü
Abdul Menafta vergi
Abdud Dar'da Kâbe anahtarları
Haşim ne güzel
Nasıl titretici sesin
. Siz Allahın evinin yakınlarısınız
İşte hacılar geliyor
Onlar Allahın misafirleridir
Hiçbir misafir, onunkiler kadar
Cömertlik beklenmez
Haşim kurar yaz kervanını
Kışınki de onun
Yol Mekkeden Şama
Yol üzerinden Yesrip / Medine
Burada yahudiler
Ve birbirleriyle kardeş iki oymak
Evs ve Hazreç
Haşim ve Yesripten Selma
Evlendiler
Bir oğulları varken öldü Haşim
Kardeşi Muttalip Mekkeye götürürken oğlu
Görenler şöyle dediler
Bu Abdulmuttalip / Muttalibin kölesi
Hayır dedi Muttalip
Ama adı Abdulmuttalip kaldı.
Kuru dalı ağacın
Artık çok yaşlı, beli solgun
Ve yok tomurcuklanmak umudu
Böyle bakıyor çocuksuz geleceğine
Taş dolu ve güneşle kavrulu kuyuya
Dikmiş gözlerini yıllardır
Bakmakta gibi bir çöllü
Oysa o seçilmişlerdendir
Bir peygamberdir o
Adı ibrahimdir
Gür bir ağızdır o
Bid şelale başıdır
O kupkuru ve iklimsiz görünen
Bir hayat çanağıdır
İbrahim
Yıldızlara bakıyordu sayısız
Gece
İbrahim aleyhisselam
Irmak ağzı olundu
Çoğalarak genişleyerek akmak
İstiyordu ve işitildi
Günler geçiyor
İki hanımı iki ayrı hayat kaynağı
Birinden büyük akıyor
Ötekinden en büyük
Derken
Doğuyor o mührü taşıyan
Çünkü istendi ve işitildi
Büyüdün
Çocuk
Hangi çöle ilk adım
Anne
Götür
Hangi yöne çevrilecek yüzü
Anne bak
Kenan ilinden bu kervan
Develer arşı inmeye başlar
Yol süresi
Kırk kum gecesi
Tepeler
Tutmak ister gibi herbiri
Gelenleri
İşte tepeler içindeki vadi
Üç çıkışlı
Biri denize kuzeye ve güneye
İşte çocuk işte anne
Uçsuz bacaksız çöl
Hiç kimse yok içinde
Senle varılıyor o yere
Senle bitiyor her yön her mekan
Ayrılıp kaldınız kervan ıpıssız yürüdü kayboldu
Baktınız
Ancak bir melek anlatmasıyla anlaşılabilir
O acele
Yanıyor çölde çocuk, ah ecel
Koş anne
Yedi kez / Safadan Merveye
Ve bak çabuk çabuk ufuklara
Ne insan var ne cin ne de bir çizi
Korkma korkma korkma
Gel
Tamam sesi duyuldu
Çocuk suyu buldu
Akan rızık öyle bol
Kervanlar dönebilir
İnsanlar toplanabilir
Ağaç açabilir
Baba gel zamanı
Boyutları ve yönleri
Ve yeri
Ezelden belli
Evi bil ve kur
Baba gününde gelecektir
Duvar yükselecektir
Ak taş doğu kanatta
Bembeyaz parıldayacaktır
Kavimler konuğun olsun
Taş taş üstüne konsun
Çadır yanına çadır konsun
Büyü ey belde
Canlan
Ve hüzırlan
Bir gün
Olgun bir incir gibi
Patlayacak ve balını dökeceksin yeryüzüne
II
Tepeler arasına
Demet demet iniyor çehreler
Ap ak yüzler kavisli kaşlar
Kalın dudakları beşerin
Öpülen bir rüya katıyor içine
Adım adım doluyor vadi
Gözleri mercan develer
Yüzleri ipekliler
Atlas zenginlik genişlik
Biri diğerinden yumuşak
Biri ötekinde görevli
Tepeler içinde vadi
Vadi içinde Kabe
Sana geliyorlar
Böyle istendin Ve işitildin
Her kime seslendinse
Geliyor
Ve yüzyıllar ne çabuk
Eteklerine kara otlar takılarak
Günah kapıları arlanarak
Ak Taş benek benek kararıyor
Vadi insan doldu
Kimi elini alnına atarak
Deprendiren bir rüya görüyor
Çadırını yıkıyor o sabah
Kimi elinde Kabeden bir taş
Yaban illerde öpmek için
Kabeyi öpmek yerine
Kimi gözyaşını yolluyor önden
Kuzey güney gurbetlerine
Kâbe taşlarına şimdi
Doğuda batıda putlar
Değiyor
Hadi Hacca gidelim
İbrahimi hoş edelim dedikçe
İkisini birden tutan eller
Geldikçe Kabeye bunlarla geldiler
Put araya girdi
Ezada
Gerek Sevinçte mutlulukta
Vadi insanları artık
Öte dünya şüphesi
Yürekleri
Vadi insan dolu
Hani o su
Unutuldu
Kuyusuna taş üstüne taş atıldı
Beldeden kovulan eller
Cürhümiler
Kinlerini beleyip berkiterek
Hani o su
İsmailin topuğuyla bulduğu
Huzaa
Düş suyun ardına
Hayır kader
Kitlendi üstlerine
Sıyırdı palasını şeytan
Biri
Puta tapar Moaiblerden
Hübel'i getirip dikiyor Kâbeye
III
İbrahim soyundan Kureyş
Diğer bir kol Huzaa
Çekilip bırakılınca titreyen
Çeliği
Arap kılıçlarının
Kureyşten Kusayy
Huzaadan Huleylin kızı
Buluşuyor
Dağın ikiye ayırdığı ırmak
Kusayyın elinde Kâbe anahtarları
Vergileri o toplar
O bakar hacılara
Kusayy şöyle dedi
Artık çadırlardan çıkalım
Evler kuralım
Dar'un Nedve
En büyük evin
Kusayın
Kusayy öldü oğluna bırakarak şu kelimeleri
Sen açmadıkça Kabeye kimse girmesin
Kureyşin bayrağı senin elinde
Hacılar
Doymasın içmesine yemesine
Sen vermedikçe
Abdul Menaf oğulları Haşim ve dostları
Kadınları
Kâbe yanında
Bir tas güzel koku içinde parmakları
And içtiler birlik için
Sürerek ellerini kabe duvarlarına
Böylece görev ikiye bölündü
Abdul Menafta vergi
Abdud Dar'da Kâbe anahtarları
Haşim ne güzel
Nasıl titretici sesin
. Siz Allahın evinin yakınlarısınız
İşte hacılar geliyor
Onlar Allahın misafirleridir
Hiçbir misafir, onunkiler kadar
Cömertlik beklenmez
Haşim kurar yaz kervanını
Kışınki de onun
Yol Mekkeden Şama
Yol üzerinden Yesrip / Medine
Burada yahudiler
Ve birbirleriyle kardeş iki oymak
Evs ve Hazreç
Haşim ve Yesripten Selma
Evlendiler
Bir oğulları varken öldü Haşim
Kardeşi Muttalip Mekkeye götürürken oğlu
Görenler şöyle dediler
Bu Abdulmuttalip / Muttalibin kölesi
Hayır dedi Muttalip
Ama adı Abdulmuttalip kaldı.
Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta?
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
Batıyla doğu arasında
Bir ekmek hattında
Elinde bir çift yün çorap
Gördüm onu bir avrupalı gibi geçiyordum oralardan
Elinde bir çift yün çorap
Anlatamadım galiba o çadırlar onundu
Gördüm onu elinde bir çift yün çorap
Sanki tutuyordu obanın kaderini aklını
Elinde bir çift yün çorap gördüm onu
Binlerce yıllık dikkatlerin ördüğü
Hürlüğün
Ve kadınları
Uçlarını kaldırıp sokmuşlar kuşaklarına
Kendi gölgelerinin
Ve çocukları
İradelerini çözsün diye
Dolayıp bırakmışlar babalarının ayakları altına
O
Elinde bir çift yün çorapla
Binlerce yıllık bir örgünün sabahı
Tam gün doğarken atların alınlarına
Oba baş çadırının varlığını duyarak arkasında
Bakıyor diğer çadırlara
Bir kuzuya bir karıncaya
Herkes biliyor ki orda
Her an başlayabilir yaşamaya
Hayat..
Rüzgarda
Kat kat etekleri savrularak
Kadınlar
Karşı yamaç
Oflaz otlar
Böyle bir fotoğraf
Görünüşte
Bir ruhunun dosyası kayıtlı değil
Elinde kırbaç ve sopa
Onu uzaktan geçer sanırsın
Yıllar ve çocuklar
Canlarını vererek
Koyunlar ve sığırlar
Sütlerin ve yapağlarını
Koyarak ortaya
Gelişen düşünce:
Elinde bir çift yün çorap
Daha o sabah bitti. "Al Buyur" dendi
Elini uzatırken
Dedeleri gibi baktı ona
Çiçek ve binbir çeşit ot kokuyor
Dağ kokuyor sabah
Bu oba
Sanki doğu-batı ekmek hattına kayıtlı değill
Bilmezliğin güvenli çobanı güdüyor becerileri
Kadın kokuyor oba çadırlarının içi
Saf bal kokuyor
Nurdüz yaylabaşındayız
Kahramanlık buraya kadar
Alabilicek hiç bir şey yok burda
Para sayarak
Şimdi bir kaş kalınlığı in
İşte aydın'ın köşk'ünün başçayır köyü
Say bakalım videolu kahvahaneleri
Sofular mollalar yatsıya gitsin hele
Tezgahın altından porno meyd in'Amerika
Meyd'in fransa almanya
Çiğ kabarığı dudak
Aşkından kendini alevlere bıraktığı gibi
Serin bir metal parçası arıyor
Bir humma bakınıyor
Nurdüzde
Elinde bir çift yün çorapla duruyor
Bir kaç saniye-başlarken güne
Hiç bir şey bozulmamış sağlıklı bir insan saflığıyla
Elinde kalabilir
Sanki doğu-batı oraya atlayabilir
Bir ekmek hattında
Elinde bir çift yün çorap
Gördüm onu bir avrupalı gibi geçiyordum oralardan
Elinde bir çift yün çorap
Anlatamadım galiba o çadırlar onundu
Gördüm onu elinde bir çift yün çorap
Sanki tutuyordu obanın kaderini aklını
Elinde bir çift yün çorap gördüm onu
Binlerce yıllık dikkatlerin ördüğü
Hürlüğün
Ve kadınları
Uçlarını kaldırıp sokmuşlar kuşaklarına
Kendi gölgelerinin
Ve çocukları
İradelerini çözsün diye
Dolayıp bırakmışlar babalarının ayakları altına
O
Elinde bir çift yün çorapla
Binlerce yıllık bir örgünün sabahı
Tam gün doğarken atların alınlarına
Oba baş çadırının varlığını duyarak arkasında
Bakıyor diğer çadırlara
Bir kuzuya bir karıncaya
Herkes biliyor ki orda
Her an başlayabilir yaşamaya
Hayat..
Rüzgarda
Kat kat etekleri savrularak
Kadınlar
Karşı yamaç
Oflaz otlar
Böyle bir fotoğraf
Görünüşte
Bir ruhunun dosyası kayıtlı değil
Elinde kırbaç ve sopa
Onu uzaktan geçer sanırsın
Yıllar ve çocuklar
Canlarını vererek
Koyunlar ve sığırlar
Sütlerin ve yapağlarını
Koyarak ortaya
Gelişen düşünce:
Elinde bir çift yün çorap
Daha o sabah bitti. "Al Buyur" dendi
Elini uzatırken
Dedeleri gibi baktı ona
Çiçek ve binbir çeşit ot kokuyor
Dağ kokuyor sabah
Bu oba
Sanki doğu-batı ekmek hattına kayıtlı değill
Bilmezliğin güvenli çobanı güdüyor becerileri
Kadın kokuyor oba çadırlarının içi
Saf bal kokuyor
Nurdüz yaylabaşındayız
Kahramanlık buraya kadar
Alabilicek hiç bir şey yok burda
Para sayarak
Şimdi bir kaş kalınlığı in
İşte aydın'ın köşk'ünün başçayır köyü
Say bakalım videolu kahvahaneleri
Sofular mollalar yatsıya gitsin hele
Tezgahın altından porno meyd in'Amerika
Meyd'in fransa almanya
Çiğ kabarığı dudak
Aşkından kendini alevlere bıraktığı gibi
Serin bir metal parçası arıyor
Bir humma bakınıyor
Nurdüzde
Elinde bir çift yün çorapla duruyor
Bir kaç saniye-başlarken güne
Hiç bir şey bozulmamış sağlıklı bir insan saflığıyla
Elinde kalabilir
Sanki doğu-batı oraya atlayabilir
C
Câhidû fî'llâhi yâ ehle's-salâh
İnne ‘umre'l-mer'i yemdî ke'r-riyâh
Cennet ehline gerek ilm ü amel
Lâ-cerem uçmağa lâzımdır cenâh
Yâ ibâda'llâhi kûmû va'budû
Ve'zkurûhu fi'l-guduvvi ve'r-revâh
Akla bakma er tecellî nûruna
Şem'a hâcet kalmaz oldukda sabâh
Ey Hüdâyî'den nasîhat isteyen
Hakk'a kul ol bulmak istersen felâh
İnne ‘umre'l-mer'i yemdî ke'r-riyâh
Cennet ehline gerek ilm ü amel
Lâ-cerem uçmağa lâzımdır cenâh
Yâ ibâda'llâhi kûmû va'budû
Ve'zkurûhu fi'l-guduvvi ve'r-revâh
Akla bakma er tecellî nûruna
Şem'a hâcet kalmaz oldukda sabâh
Ey Hüdâyî'den nasîhat isteyen
Hakk'a kul ol bulmak istersen felâh
Câm-ı şarâb la’l-i lebüñ mübtelâsıdur
Şol bûseler ki andan alur kan bahâsıdur
Rişteyle baglayup lebin ol şûh didi kim
Mihmân-ı hvân-ı vasluma bu diş kirâsıdur
Hatt-ı ruhuñ ki dahı hicâb-ı hafâdadur
‘Aşk ehlinüñ efendi görinmez belâsıdur
Bâlâ-yı ser-nişîmen-i şeh-bâz-ı ‘aşkdur
Farkumda na’l sûreti şâhîn yuvasıdur
Bâkî suhanda saña bu gün hem-cenâh yok
Tab’-ı bülendüñ evc-i belâgat hümâsıdur
Şol bûseler ki andan alur kan bahâsıdur
Rişteyle baglayup lebin ol şûh didi kim
Mihmân-ı hvân-ı vasluma bu diş kirâsıdur
Hatt-ı ruhuñ ki dahı hicâb-ı hafâdadur
‘Aşk ehlinüñ efendi görinmez belâsıdur
Bâlâ-yı ser-nişîmen-i şeh-bâz-ı ‘aşkdur
Farkumda na’l sûreti şâhîn yuvasıdur
Bâkî suhanda saña bu gün hem-cenâh yok
Tab’-ı bülendüñ evc-i belâgat hümâsıdur
Camiler serbest ama bütün yolları yasak;
Onlar meydana hakim,bizse camide tutsak...
1974
Onlar meydana hakim,bizse camide tutsak...
1974
üsküdarda
üsküpüler dokusa gerek
kumrular
camları parıldıyor
üsküdar evlerinin
akşamüstleri
camlı odalarda
ne olsa gerek
istanbula bakıp da
beni görmeyen çocuklar
camlı odalarda
üsküpüler dokusa gerek
kumrular
camları parıldıyor
üsküdar evlerinin
akşamüstleri
camlı odalarda
ne olsa gerek
istanbula bakıp da
beni görmeyen çocuklar
camlı odalarda
Câmuñ etrâfın kaçan kim seyr ider âvâreler
Çarh-ı mînâfâmı gûyâ devr ider seyyâreler
Yazamaz ebrûlaruñ râsına beñzer bir hilâl
Mâh-ı tâbân bunca yıllardur misâlin karalar
Sen meh-i bedrüñ ziyâsın virmek olmaz ‘âleme
İttifâkî bir yire cem’ olsalar meh-pâreler
Bir Kul oglı âfetüñ kûyında kaldı cân u dil
Kapuya çıkmaz görinmez n’eylesün bî-çâreler
Sâkıyâ gülgûneveş gel bâde-i gülgûnı sür
Lâle-reng olsun kızarsun ol iki ruhsâreler
Derdine dil zahmınuñ ‘aşkuñla dermân eyledüm
Şimdi ‘aşkuñ derdine düşdüm bulınmaz çâreler
Şâh-bâz-ı tab’umuñ pervâzın urmaz kimseler
Çâre ey Bâkî hemân olur öñince varalar
Çarh-ı mînâfâmı gûyâ devr ider seyyâreler
Yazamaz ebrûlaruñ râsına beñzer bir hilâl
Mâh-ı tâbân bunca yıllardur misâlin karalar
Sen meh-i bedrüñ ziyâsın virmek olmaz ‘âleme
İttifâkî bir yire cem’ olsalar meh-pâreler
Bir Kul oglı âfetüñ kûyında kaldı cân u dil
Kapuya çıkmaz görinmez n’eylesün bî-çâreler
Sâkıyâ gülgûneveş gel bâde-i gülgûnı sür
Lâle-reng olsun kızarsun ol iki ruhsâreler
Derdine dil zahmınuñ ‘aşkuñla dermân eyledüm
Şimdi ‘aşkuñ derdine düşdüm bulınmaz çâreler
Şâh-bâz-ı tab’umuñ pervâzın urmaz kimseler
Çâre ey Bâkî hemân olur öñince varalar
Can bir ulu kimsedir beden onun aletidir
Her ne lokma yer isen bedenin kuvvetidir
Ne denli yer isen çok ol denli yürüsen tok
Cana hiç assı yokdur hep suret maslahattır
Bu can nimeti kanı gelin bulalım anı
Asayiş kılan canı evliya sohbetidir
Sohbet canı semirtir hem aşıkın ömrüdür
Hakk Çalab’ın emriyle erenin himmetidir
Erenin yüzü suyu himmeti Arş’tan ulu
Kimi görsen bu hu-lu eren inayetirdir
İnayet onun işi anlamaz değme bir kişi
Bilgil bu hüma kuşu aşıklar devletidir
Yunus’un yanar içi kamudan gönlül kiçi (geçip)
Soy saylamamak suçu erenin himmetidir
Her ne lokma yer isen bedenin kuvvetidir
Ne denli yer isen çok ol denli yürüsen tok
Cana hiç assı yokdur hep suret maslahattır
Bu can nimeti kanı gelin bulalım anı
Asayiş kılan canı evliya sohbetidir
Sohbet canı semirtir hem aşıkın ömrüdür
Hakk Çalab’ın emriyle erenin himmetidir
Erenin yüzü suyu himmeti Arş’tan ulu
Kimi görsen bu hu-lu eren inayetirdir
İnayet onun işi anlamaz değme bir kişi
Bilgil bu hüma kuşu aşıklar devletidir
Yunus’un yanar içi kamudan gönlül kiçi (geçip)
Soy saylamamak suçu erenin himmetidir
Yumuşak canına ve ince çizgisine
Huzur akıtan düş sesi
Ve halkalanmış yüreğinin bir yerine
Lekesiz güneş çizgisi
Bu yaşlı bir ırmak asıl bundan sonra
Bir öğle sonrası menekşeden rampaya
Kıvırcık göğüsleriyle eğildiler
Geçti yalnızlık bir serüven konuştular
Bir fidan bulup diktiler ırmağa
İçinin bir yerine köşeli bir taş gibi
Ad veremedi geçişine can eriğin
Pembe duruşuna horoz rengi öpücüklerle
Ve bir an bir duygulu adam
Mola verdi yanlarına
İlk acıtan diken
Can eriğine yaklaşan yeni bir dünya treni
Sahipsiz noktalarda durdular
İki ay geçici karanlık
Ve bir güneş çizgisi yine bir öğle sonrası
Havuzlu
Ve unutulmaz çimenli
Dört duvarlı bahçede
Kurşun gibi kesin
Tüy gibi yumuşak
İpince gelişi can eriğinin
Huzur akıtan düş sesi
Ve halkalanmış yüreğinin bir yerine
Lekesiz güneş çizgisi
Bu yaşlı bir ırmak asıl bundan sonra
Bir öğle sonrası menekşeden rampaya
Kıvırcık göğüsleriyle eğildiler
Geçti yalnızlık bir serüven konuştular
Bir fidan bulup diktiler ırmağa
İçinin bir yerine köşeli bir taş gibi
Ad veremedi geçişine can eriğin
Pembe duruşuna horoz rengi öpücüklerle
Ve bir an bir duygulu adam
Mola verdi yanlarına
İlk acıtan diken
Can eriğine yaklaşan yeni bir dünya treni
Sahipsiz noktalarda durdular
İki ay geçici karanlık
Ve bir güneş çizgisi yine bir öğle sonrası
Havuzlu
Ve unutulmaz çimenli
Dört duvarlı bahçede
Kurşun gibi kesin
Tüy gibi yumuşak
İpince gelişi can eriğinin
Can olgıl can içinde kalma güman içinde
İstediğin bulasın yakın zaman içinde
Rükü sücuda kalma ameline dayanma
İlm-ü amel gark olur naz u niyan içinde
İkilği terk itgil birlik makamın tutgıl
Canlar canın bulasın iş bu mekan içinde
Oruç namaz zekat hac cürm ü cinayet durur
Fakir bundan azaddır hass-ı havan içinde
Şeriat korucudur hakikat yorucudur
Senin için korunur hasıl yoran içinde
Canlar canın bulasın sen dahi can olasın
Aşk ile teferrücün ola miyan içinde
Ayne’l-yakın görüpdür Yunus Mecnun kalupdur
Bir ile bir olupdur Hakke-l beyan içinde
İstediğin bulasın yakın zaman içinde
Rükü sücuda kalma ameline dayanma
İlm-ü amel gark olur naz u niyan içinde
İkilği terk itgil birlik makamın tutgıl
Canlar canın bulasın iş bu mekan içinde
Oruç namaz zekat hac cürm ü cinayet durur
Fakir bundan azaddır hass-ı havan içinde
Şeriat korucudur hakikat yorucudur
Senin için korunur hasıl yoran içinde
Canlar canın bulasın sen dahi can olasın
Aşk ile teferrücün ola miyan içinde
Ayne’l-yakın görüpdür Yunus Mecnun kalupdur
Bir ile bir olupdur Hakke-l beyan içinde
Cân terkini urmadan
Cânân eline girmez
Zünnârını kırmadan
İmân eline girmez
Ey lâf urucu nâ-merd
Âhen döğülür mü serd
Olmadan esîr-i derd
Dermân eline girmez
Su gibi arınmazsan
Yerlere sürünmezsen
Taşlarla urunmazsan
Ummân eline girmez
Nâz olur işi hûbun
Çokdur gamı mahbûbun
Sarpdır yolu matlûbun
Âsân eline girmez
Sen bu yolu bilmeden
Erkân edeb almadan
Sıdk ile kul olmadan
Sultân eline girmez
Cânân eline girmez
Zünnârını kırmadan
İmân eline girmez
Ey lâf urucu nâ-merd
Âhen döğülür mü serd
Olmadan esîr-i derd
Dermân eline girmez
Su gibi arınmazsan
Yerlere sürünmezsen
Taşlarla urunmazsan
Ummân eline girmez
Nâz olur işi hûbun
Çokdur gamı mahbûbun
Sarpdır yolu matlûbun
Âsân eline girmez
Sen bu yolu bilmeden
Erkân edeb almadan
Sıdk ile kul olmadan
Sultân eline girmez
Cân ü dilden Hâlık'ı zikr edelim
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Lutf -ı bî-pâyânına şükr edelim
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Ehl-i îmân ehl-i İslâm eyledi
Bunca lutf u bunca in'âm eyledi
Fazl ü ihsânını itmâm eyledi
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Etdi lutfundan Habîb'in ümmeti
Hem nasîb etdi sarây-ı vahdeti
Umarız envâ'-ı feth ü nusreti
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Yardım etdi çün inâyet askeri
Rehber oldu enbiyânın serveri
Eyledi nûr-ı hakîkat mazharı
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Şems-i vahdetden erişdi sırr-ı nûr
Hâsıl oldu kalbe envâ'-ı sürûr
Ey Hüdâyî ola gör abd-i şekûr
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Lutf -ı bî-pâyânına şükr edelim
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Ehl-i îmân ehl-i İslâm eyledi
Bunca lutf u bunca in'âm eyledi
Fazl ü ihsânını itmâm eyledi
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Etdi lutfundan Habîb'in ümmeti
Hem nasîb etdi sarây-ı vahdeti
Umarız envâ'-ı feth ü nusreti
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Yardım etdi çün inâyet askeri
Rehber oldu enbiyânın serveri
Eyledi nûr-ı hakîkat mazharı
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Şems-i vahdetden erişdi sırr-ı nûr
Hâsıl oldu kalbe envâ'-ı sürûr
Ey Hüdâyî ola gör abd-i şekûr
Hoş sa'âdet ehli etmiş Hak bizi
Cân virürdüm cevher-i cân istese cânân eger
Bezl iderdüm yolına zî-kıymet olsa cân eger
Îd ü gül hem-sohbet oldı câm-ı zer sundı hilâl
Göklere çıksa yiridür na’re-i mestân eger
Aldanurdum gül-bün-i ‘ömrüñ yüze güldügine
Ahdine tursa zamâne dönmese devrân eger
Hvâr u zâr olmazdı bülbül hâre yâr olmazdı gül
Aksine devr itmeyeydi günbed-i gerdân eger
Aglamazdum zahm-ı hârından bu fânî gülşenüñ
Bir güle baksa hele ol gonca-i handân eger
Cû’ u zillet derdidür etfâli giryân eyleyen
Aglamazdı tıfl-ı dil olsa elinde nân eger
Harc kim bî-dahl ola mevcûd olan nâ-bûd olur
Olsa mâlüñ fı’1-mesel mahsûl-i bahr u kân eger
Lâ-cerem bir gün zemîn-i huşk olur deryâ-yı
Nîl Menba’ından yagmasa bir nice dem bârân eger
Derd ü mihnet çekme dergâhında ey Bâkî yüri
Arz kıl bilmezse hâlüñ hazret-i Sultân eger
Ol ki hûrşîd-i cihân-tâba zekât-ı zer virür
Kâse-gerdân olsa şehrinde meh-i tâbân eger
Feyz-i envâr-ı kef-i zer-bahşı besdür ‘âleme
Akmaz olsa çeşme-i hûrşîd-i nûr-efşân eger
Kasr-ı kadrüñ âsmân eyler olursa dest-gîr
Himmet-i vâlâ-yı şâhenşâh-ı ‘âlî-şân eger
Biz gedâ mihmâniyüz lâyık görürse hükm anuñ
İşiginde nâne muhtâc oldugın mihmân eger
Gelmeye bir dahı misli dehre biñ sa’y itseler
Heft ahter nüh felek yanınca çâr erkân eger
Nûh ‘ömrin virsün Allâhum hatâdan saklasun
Yıksa bünyâd-ı sarây-ı ‘âlemi tûfân eger
Bezl iderdüm yolına zî-kıymet olsa cân eger
Îd ü gül hem-sohbet oldı câm-ı zer sundı hilâl
Göklere çıksa yiridür na’re-i mestân eger
Aldanurdum gül-bün-i ‘ömrüñ yüze güldügine
Ahdine tursa zamâne dönmese devrân eger
Hvâr u zâr olmazdı bülbül hâre yâr olmazdı gül
Aksine devr itmeyeydi günbed-i gerdân eger
Aglamazdum zahm-ı hârından bu fânî gülşenüñ
Bir güle baksa hele ol gonca-i handân eger
Cû’ u zillet derdidür etfâli giryân eyleyen
Aglamazdı tıfl-ı dil olsa elinde nân eger
Harc kim bî-dahl ola mevcûd olan nâ-bûd olur
Olsa mâlüñ fı’1-mesel mahsûl-i bahr u kân eger
Lâ-cerem bir gün zemîn-i huşk olur deryâ-yı
Nîl Menba’ından yagmasa bir nice dem bârân eger
Derd ü mihnet çekme dergâhında ey Bâkî yüri
Arz kıl bilmezse hâlüñ hazret-i Sultân eger
Ol ki hûrşîd-i cihân-tâba zekât-ı zer virür
Kâse-gerdân olsa şehrinde meh-i tâbân eger
Feyz-i envâr-ı kef-i zer-bahşı besdür ‘âleme
Akmaz olsa çeşme-i hûrşîd-i nûr-efşân eger
Kasr-ı kadrüñ âsmân eyler olursa dest-gîr
Himmet-i vâlâ-yı şâhenşâh-ı ‘âlî-şân eger
Biz gedâ mihmâniyüz lâyık görürse hükm anuñ
İşiginde nâne muhtâc oldugın mihmân eger
Gelmeye bir dahı misli dehre biñ sa’y itseler
Heft ahter nüh felek yanınca çâr erkân eger
Nûh ‘ömrin virsün Allâhum hatâdan saklasun
Yıksa bünyâd-ı sarây-ı ‘âlemi tûfân eger
Cana cefa kıl ya vefa
Kahrın da hoş, lutfun da hoş,
Ya derd gönder ya deva,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.
Hoştur bana senden gelen:
Ya hilat-ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken..
Kahrında hoş lutfun da hoş.
Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa,
İkiside cana safa:
Kahrın da hoş, lutfun da hoş.
Ger bağ-u ger bostan ola.
Ger bendü ger zindan ola,
Ger vasl-ü ger hicran ola,
Kahrın da hoş, lutfun da hoş.
Ey padişah-ı Lemyezel!
Zat-ı ebed, hayy-ı ezel!
Ey lutfu bol, kahrı güzel!
Kahrında hoş, lutfun da hoş.
Ağlatırsın zari zari,
Verirsen cennet-ü huri,
Layık görür isen nari,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.
Gerek ağlat, gerek güldür,
Gerek yaşat gerek öldür,
Aşık Yunus sana kuldur,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.
Kahrın da hoş, lutfun da hoş,
Ya derd gönder ya deva,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.
Hoştur bana senden gelen:
Ya hilat-ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken..
Kahrında hoş lutfun da hoş.
Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa,
İkiside cana safa:
Kahrın da hoş, lutfun da hoş.
Ger bağ-u ger bostan ola.
Ger bendü ger zindan ola,
Ger vasl-ü ger hicran ola,
Kahrın da hoş, lutfun da hoş.
Ey padişah-ı Lemyezel!
Zat-ı ebed, hayy-ı ezel!
Ey lutfu bol, kahrı güzel!
Kahrında hoş, lutfun da hoş.
Ağlatırsın zari zari,
Verirsen cennet-ü huri,
Layık görür isen nari,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.
Gerek ağlat, gerek güldür,
Gerek yaşat gerek öldür,
Aşık Yunus sana kuldur,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.
Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever
Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever
Her kimün âlemde mıkdârıncadur tab'ınde meyl
Men leb-i cânânumu Hızr Ab-ı Hayvânın sever
Başa dem düştükçe taksîr eylemez eyler meded
Ol sebebden muttasıl çeşmüm ciger kanın sever
Müşg-i Çîn âvâre olmuşdur vatandan men kimi
Hansı şûhun bilmezem zülf-i perîşânın sever
Şu ki ser-gerdân gezer başında vardur ki hevâ
Gâlibâ bir gül-ruhun serv-i hırâmânın sever
Akıbet rusvâ olub mey-tek düşer il ağzına
Kim ki bir ser-mest sâkî lâ'l-i handânın sever
N'olacakdur terk-i ışk etme Fuzûlî vehm edüb
Gâyeti derler ola bir bende sultânın sever
Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever
Her kimün âlemde mıkdârıncadur tab'ınde meyl
Men leb-i cânânumu Hızr Ab-ı Hayvânın sever
Başa dem düştükçe taksîr eylemez eyler meded
Ol sebebden muttasıl çeşmüm ciger kanın sever
Müşg-i Çîn âvâre olmuşdur vatandan men kimi
Hansı şûhun bilmezem zülf-i perîşânın sever
Şu ki ser-gerdân gezer başında vardur ki hevâ
Gâlibâ bir gül-ruhun serv-i hırâmânın sever
Akıbet rusvâ olub mey-tek düşer il ağzına
Kim ki bir ser-mest sâkî lâ'l-i handânın sever
N'olacakdur terk-i ışk etme Fuzûlî vehm edüb
Gâyeti derler ola bir bende sultânın sever
Canım ben ondan bundan ezeli aşık geldim
Aşkı kılavuz tutdum aşka ulaşıp gelidim
Değilem kal ü kilde ya yetmiş iki dilde
Yad yok bana bu ilde ande bilişip geldim
Geçtim hod-bin ilinden el çektim dükelinden
Ol ikilik babından birliğe bitip geldim
Dört kişidir yoldaşım vefadarım razdaşım
Üç ile hoştur başım birine buşup geldim
Ol dördün birisi can biri din biri iman
Biri nefsimdir düşman onda savaşıp geldim
Biri kılı kırk yardılar birin yol gösterdiler
Bu mülke göndardiler o yola düşüp geldim
Aşk şerbetinden içtim on iki ırmak geçtim
Denizler bendin deştim ummandan taşıp geldim
Azrail ne kişidir kasd edesi canıma
Ben emanet ıssıyla onda bitişip geldim
Aradım çıktım uca eğlendim teferrüce
Eren soyun soylayıp ol soya düşüp geldim
Yunus Emre’ye ne gam aşık melamet bendim
Küfrüm imana şol dem ondan değişip geldim
Aşkı kılavuz tutdum aşka ulaşıp gelidim
Değilem kal ü kilde ya yetmiş iki dilde
Yad yok bana bu ilde ande bilişip geldim
Geçtim hod-bin ilinden el çektim dükelinden
Ol ikilik babından birliğe bitip geldim
Dört kişidir yoldaşım vefadarım razdaşım
Üç ile hoştur başım birine buşup geldim
Ol dördün birisi can biri din biri iman
Biri nefsimdir düşman onda savaşıp geldim
Biri kılı kırk yardılar birin yol gösterdiler
Bu mülke göndardiler o yola düşüp geldim
Aşk şerbetinden içtim on iki ırmak geçtim
Denizler bendin deştim ummandan taşıp geldim
Azrail ne kişidir kasd edesi canıma
Ben emanet ıssıyla onda bitişip geldim
Aradım çıktım uca eğlendim teferrüce
Eren soyun soylayıp ol soya düşüp geldim
Yunus Emre’ye ne gam aşık melamet bendim
Küfrüm imana şol dem ondan değişip geldim
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Mü'min olanların çoktur cefâsı,
Ahirette olur zevk-u sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
Kûrsûnün üstünde cevlân eyleyen.
Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
Anı seven günahlardan beridir,
On sekiz bin âlemin serveridir,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
Sana uymayanlar gider imânsız,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Mü'min olanların çoktur cefâsı,
Ahirette olur zevk-u sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
Kûrsûnün üstünde cevlân eyleyen.
Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
Anı seven günahlardan beridir,
On sekiz bin âlemin serveridir,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
Sana uymayanlar gider imânsız,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.
Canımı uryan edüp saldım bu aşk deryasına
Nagehan aşkın sataştım dürr-i bi hemtasına
Can u baş u din ü dünya verdim aldım derd-i yar
Merhem ol derd oldu ancak yüreğim yarasına
İlm ü akl ü zühd ü takva çün hicab oldu bana
Külli sevdadan geçüp düştüm anın sevdasına
Masivadan göz yumup gördüm anın didarını
Kendüzümden el yudum girdim fena sahrasına
Ol fenadan bir fenaya bir fenadan key fena
Key fenadan sonra eriştim anın bekasına
Bir bekadır ol beka hergiz fena irmez ana
Aklını ko gel eresin bu sırrın manasına
Akl ile aşka girilmez aşk aklı mahv eder
Akl aşkın ol sebebden gelemez yurasına
Akil ister cennet ü hur ü kusur gılman ola
Aşıkın hiç meyli yoktur cennet ü ni'masına
Aşık ol kim göresin dost yüzünü bunda bugün
Mağrur olma zahidin ol va'de-i ferdasına
Va'de-i ferdaya göymez aşık-ı şurideler
Göz karar derd ü şer erer zülfünün karasına
Eşrefoğlu Rumi aşkdan hoş haber verdi yine
Müddeinin hiç kulak urmaz kuru da'vasına
Müddeinin her sözünde vardurur niçe garaz
Talib isen girme zinhar müddei arasına
Nagehan aşkın sataştım dürr-i bi hemtasına
Can u baş u din ü dünya verdim aldım derd-i yar
Merhem ol derd oldu ancak yüreğim yarasına
İlm ü akl ü zühd ü takva çün hicab oldu bana
Külli sevdadan geçüp düştüm anın sevdasına
Masivadan göz yumup gördüm anın didarını
Kendüzümden el yudum girdim fena sahrasına
Ol fenadan bir fenaya bir fenadan key fena
Key fenadan sonra eriştim anın bekasına
Bir bekadır ol beka hergiz fena irmez ana
Aklını ko gel eresin bu sırrın manasına
Akl ile aşka girilmez aşk aklı mahv eder
Akl aşkın ol sebebden gelemez yurasına
Akil ister cennet ü hur ü kusur gılman ola
Aşıkın hiç meyli yoktur cennet ü ni'masına
Aşık ol kim göresin dost yüzünü bunda bugün
Mağrur olma zahidin ol va'de-i ferdasına
Va'de-i ferdaya göymez aşık-ı şurideler
Göz karar derd ü şer erer zülfünün karasına
Eşrefoğlu Rumi aşkdan hoş haber verdi yine
Müddeinin hiç kulak urmaz kuru da'vasına
Müddeinin her sözünde vardurur niçe garaz
Talib isen girme zinhar müddei arasına
Canını aşk yoluna vermeyen aşık mıdır
Cehd eyleyip ol dosta ermeyen aşık mıdır
Aşık butasından içip nefs dileğinden geçip
Hak yoluna er seçip durmayan aşık mıdır
Dost sevgisin gönülde can ile berkitmeyen
Tul-i emel defterin dürmeyen aşık mıdır
Daim rizayet çekip halvetlere diz çöküp
Hak didarı eserin görmeyen aşık mıdır
Aşka tanışık sığmaz değme can göge ağmaz
Pervane od’a değmez yanmayan aşık mıdır
Kişi dertli olıcak derman isteyen olur
Kendi derdin dermanın sormayan aşık mıdır
İy Yunus sen dostunun cefasına katlangil
Yüreğine aşk okun vurmayan aşık mıdır
Cehd eyleyip ol dosta ermeyen aşık mıdır
Aşık butasından içip nefs dileğinden geçip
Hak yoluna er seçip durmayan aşık mıdır
Dost sevgisin gönülde can ile berkitmeyen
Tul-i emel defterin dürmeyen aşık mıdır
Daim rizayet çekip halvetlere diz çöküp
Hak didarı eserin görmeyen aşık mıdır
Aşka tanışık sığmaz değme can göge ağmaz
Pervane od’a değmez yanmayan aşık mıdır
Kişi dertli olıcak derman isteyen olur
Kendi derdin dermanın sormayan aşık mıdır
İy Yunus sen dostunun cefasına katlangil
Yüreğine aşk okun vurmayan aşık mıdır
Canlar cananını buldum
Bu canım yağma olsun
Aşsı ziyadan geçtim
Dükkanım yağma olsun
İkilikten usandım
Birlik hanına kandım
Derd-i şarabın içtim
Dermanım yağma olsun
Ben benliğimden geçtim
Gözünü hicabın açtım
Dost vasfına eriştim
Gümanım yağma olsun
Yunus ne hoş demişsin
Bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum
Kovanım yağma olsun
Bu canım yağma olsun
Aşsı ziyadan geçtim
Dükkanım yağma olsun
İkilikten usandım
Birlik hanına kandım
Derd-i şarabın içtim
Dermanım yağma olsun
Ben benliğimden geçtim
Gözünü hicabın açtım
Dost vasfına eriştim
Gümanım yağma olsun
Yunus ne hoş demişsin
Bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum
Kovanım yağma olsun
Canlar canın ister isen bu cism u candan fariğ ol
Gerçek Hakk'a aşık isen iki cihandan fariğ ol
Bu meydana girdin ise nefsin boynun urdun ise
Kibr u kini sürdün ise dost u düşmandan fariğ ol
Aşk şerbetin içtin ise can gözünü açtın ise
Dost ile buluştun ise assı ziyandan fariğ ol
Gafletten ayıldın ise kendözüne geldin ise
Fesad işetn döndün ise tertip düzenden fariğ ol
Ölmezden evvel öldün ise ger sen seni bildin ise
Yola boyun verdin ise bu ad u sandan fariğ ol
Mürşid elin tuttun ise dünyayı terk ettin ise
Hak sözün işittin ise veren elinden fariğ ol
Eşrefoğlu rumi sen de eğer gerçeklerden isen
Fariğ ol bu cümlesinden kevn ü mekandan fariğ ol
Gerçek Hakk'a aşık isen iki cihandan fariğ ol
Bu meydana girdin ise nefsin boynun urdun ise
Kibr u kini sürdün ise dost u düşmandan fariğ ol
Aşk şerbetin içtin ise can gözünü açtın ise
Dost ile buluştun ise assı ziyandan fariğ ol
Gafletten ayıldın ise kendözüne geldin ise
Fesad işetn döndün ise tertip düzenden fariğ ol
Ölmezden evvel öldün ise ger sen seni bildin ise
Yola boyun verdin ise bu ad u sandan fariğ ol
Mürşid elin tuttun ise dünyayı terk ettin ise
Hak sözün işittin ise veren elinden fariğ ol
Eşrefoğlu rumi sen de eğer gerçeklerden isen
Fariğ ol bu cümlesinden kevn ü mekandan fariğ ol
Canlar canını buldum bu canım yağma olsun
Assı ziyandan geçdim dükkanım yağma olsun
Ben benliğimden geçdim gözüm hicabın açdım
Dost vaslına ulaşdım gümanım yağma olsun
Benden benliğim gitdi hep mülkümü dost tutdu
La-mekan kavmi oldum mekanım yağma olsun
İkilikden usandım aşk donunu donandım
Derdi hanına kandım dermanım yağma olsun
Varlık çün sefer kıldı ondan dost bize geldi
Viran gönül nur doldu cihanım yağma olsun
Geçdim bitmez sağınçdan usandım yaz-u kışdan
Bostanlar başın buldum bostanım yağma olsun
Taalluktan üzüştüm ol dostdan yana uçtum
Aşk divanına düştüm divanım yağma olsun
Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun
Assı ziyandan geçdim dükkanım yağma olsun
Ben benliğimden geçdim gözüm hicabın açdım
Dost vaslına ulaşdım gümanım yağma olsun
Benden benliğim gitdi hep mülkümü dost tutdu
La-mekan kavmi oldum mekanım yağma olsun
İkilikden usandım aşk donunu donandım
Derdi hanına kandım dermanım yağma olsun
Varlık çün sefer kıldı ondan dost bize geldi
Viran gönül nur doldu cihanım yağma olsun
Geçdim bitmez sağınçdan usandım yaz-u kışdan
Bostanlar başın buldum bostanım yağma olsun
Taalluktan üzüştüm ol dostdan yana uçtum
Aşk divanına düştüm divanım yağma olsun
Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun
Canlar feda yoluna bu can kayusu değil
Sen canı gerek bana cihan kayusu değil
Canlar içinde cansın sensin genc-i pinhansın
Çün ayan gördüm seni pinhan kayusu değil
Canlar içinde cansın sen canlara sultansın
Bize din-ü imansın iman kayusu değil
Yudum yaramı sildim yaram kimdendir bildim
Bana yarum kayusu yaram kayusu değil
Aşkın beni faş etdi saklayım derdim veli
Çün seni ayan gördüm pinhan kayusu değil
Derman ola mı bana derdim benim kim ola
Dertli varayım sana derman kayusu değil
Gelin aşık olalım aşka cevlan kılalım
Esrik olup yatmışım cevlan kayusu değil
Aşkın oku demreni dokunur yüreğime
Aşk için ben öleyim derman kayusu değil
Can-u gönülü n’etdim aşkın oduna atdım
Sıdk-ı dahi unuttum güman kayusu değil
Aşkın burcundan uçtum cevlan uruban geçtim
Ben dost ile buluşdum cevlan kayusu değil
Bahr ummana dalmışım onda sedef bulmuşum
Gevher alıp gelmişim umman kayusu değil
Durduğum yer Tur ola baktığım didar ola
Ne hacet Musa bana sen-ben kayusu değil
Yunus’u öğütlerler kalk kervan göçtü derler
Ben menzile erişdim kervan kayusu değil
Sen canı gerek bana cihan kayusu değil
Canlar içinde cansın sensin genc-i pinhansın
Çün ayan gördüm seni pinhan kayusu değil
Canlar içinde cansın sen canlara sultansın
Bize din-ü imansın iman kayusu değil
Yudum yaramı sildim yaram kimdendir bildim
Bana yarum kayusu yaram kayusu değil
Aşkın beni faş etdi saklayım derdim veli
Çün seni ayan gördüm pinhan kayusu değil
Derman ola mı bana derdim benim kim ola
Dertli varayım sana derman kayusu değil
Gelin aşık olalım aşka cevlan kılalım
Esrik olup yatmışım cevlan kayusu değil
Aşkın oku demreni dokunur yüreğime
Aşk için ben öleyim derman kayusu değil
Can-u gönülü n’etdim aşkın oduna atdım
Sıdk-ı dahi unuttum güman kayusu değil
Aşkın burcundan uçtum cevlan uruban geçtim
Ben dost ile buluşdum cevlan kayusu değil
Bahr ummana dalmışım onda sedef bulmuşum
Gevher alıp gelmişim umman kayusu değil
Durduğum yer Tur ola baktığım didar ola
Ne hacet Musa bana sen-ben kayusu değil
Yunus’u öğütlerler kalk kervan göçtü derler
Ben menzile erişdim kervan kayusu değil
Cânları hasret oduna yandırır
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Lezzetinden âlemin usandırır
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Görmez eyler ağlamakdan gözleri
Hem sarardır soldurur gül yüzleri
Karanu eyler nice gündüzleri
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Ayrılık olur safâ yoluna sed
Nâr-ı hicre yakmagıl yâ Rab meded
Tamu odundan eşed durur eşed
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Yandırıp pervâneyi sûzân eden
Bülbül-i şûrîdeyi nâlân eden
Dilleri ma'mûr iken vîrân eden
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Lezzetinden âlemin usandırır
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Görmez eyler ağlamakdan gözleri
Hem sarardır soldurur gül yüzleri
Karanu eyler nice gündüzleri
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Ayrılık olur safâ yoluna sed
Nâr-ı hicre yakmagıl yâ Rab meded
Tamu odundan eşed durur eşed
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Yandırıp pervâneyi sûzân eden
Bülbül-i şûrîdeyi nâlân eden
Dilleri ma'mûr iken vîrân eden
Ayrılık âh ayrılık vâh ayrılık
Cefa vü renc ü ihnettir adı aşk
Firak'ı derd-i firkattır adı aşk
Verüp rahatları mihnetle alıp
Dün ü gün ah u hasrettir adı aşk
Bir oddur kim cana düşmüş yanadur
Yürek oldu hararettir adı aşk
Kararı yok bu aşkın bi karardır
Ki dürlü dürlü halettir adı aşk
Münezzehtir gehi iki cihandan
Dükaliden ferağattir adı aşk
Gönülde derd-i yar ancak hemindir
Bu halktan kamu uzlettir adı aşk
Bu aşkı kimse vasfetmez dil ile
Gam u gussa vü hayrettir adı aşk
Sıfattır ma'şuka bu aşk-ı aşık
Ki aşk u maşuk bir zattır adı aşk
Bu aşkı ol bilirkim aşık oldu
Nice tevhid-i vahdettir adı aşk
Sorarsan aşkı Eşrefoğlu Rumi
Tamam Dost ile vuslattır adı aşk
Firak'ı derd-i firkattır adı aşk
Verüp rahatları mihnetle alıp
Dün ü gün ah u hasrettir adı aşk
Bir oddur kim cana düşmüş yanadur
Yürek oldu hararettir adı aşk
Kararı yok bu aşkın bi karardır
Ki dürlü dürlü halettir adı aşk
Münezzehtir gehi iki cihandan
Dükaliden ferağattir adı aşk
Gönülde derd-i yar ancak hemindir
Bu halktan kamu uzlettir adı aşk
Bu aşkı kimse vasfetmez dil ile
Gam u gussa vü hayrettir adı aşk
Sıfattır ma'şuka bu aşk-ı aşık
Ki aşk u maşuk bir zattır adı aşk
Bu aşkı ol bilirkim aşık oldu
Nice tevhid-i vahdettir adı aşk
Sorarsan aşkı Eşrefoğlu Rumi
Tamam Dost ile vuslattır adı aşk
Cefanın, mihnetin, adıdır bu aşk.
Zilletin, firkatin, adıdır bu aşk.
Rahatı bırakıp, zorluğu alıp,
Çilenin, hasretin, adıdır bu aşk.
Bir ateş ki, cana düşmüş yanıyor,
Yanan hararetin adıdır bu aşk.
Sınır tanımayan, kararsız olan,
Çeşitli haletin adıdır bu aşk.
Hak, hukuk, ne varsa, hepsini atıp,
Candan feragatin adıdır bu aşk.
Bütün varlıklardan uzaklaşarak,
Herkesten uzletin adıdır bu aşk.
Anlatamaz aşkı, kimse dil ile,
Kederin, hayretin adıdır bu aşk.
Mâşukun sıfatı, aşığın aşkı,
Aşkla mâşuk, zatın adıdır bu aşk.
Aşk nedir bilenler, âşık oldular,
Tevhid-i vahdetin adıdır bu aşk.
Sorulursa Eşrefoğlu Rumi’ye,
Dost ile vuslatın adıdır bu aşk.
Zilletin, firkatin, adıdır bu aşk.
Rahatı bırakıp, zorluğu alıp,
Çilenin, hasretin, adıdır bu aşk.
Bir ateş ki, cana düşmüş yanıyor,
Yanan hararetin adıdır bu aşk.
Sınır tanımayan, kararsız olan,
Çeşitli haletin adıdır bu aşk.
Hak, hukuk, ne varsa, hepsini atıp,
Candan feragatin adıdır bu aşk.
Bütün varlıklardan uzaklaşarak,
Herkesten uzletin adıdır bu aşk.
Anlatamaz aşkı, kimse dil ile,
Kederin, hayretin adıdır bu aşk.
Mâşukun sıfatı, aşığın aşkı,
Aşkla mâşuk, zatın adıdır bu aşk.
Aşk nedir bilenler, âşık oldular,
Tevhid-i vahdetin adıdır bu aşk.
Sorulursa Eşrefoğlu Rumi’ye,
Dost ile vuslatın adıdır bu aşk.
Ateş benim yıkayan, yuyan, emzirem annem!
Bir arınma kurnası olsa gerek cehennem...
Bir arınma kurnası olsa gerek cehennem...
Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında.
Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
her şeyi gördüm içim rahat
gök yarıldı, çamura can verildi
linç edilmem için artık bütün deliller elde
kazandım nefretini fahişelerin
lanet ediyor bana bakireler de.
Sözlerim var köprüleri geçirmez
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
uçtum ama uçuşum
radarlarla izlendi
gayret ettim ve sövdüm
bu da geçti polis kayıtlarına.
Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
ruhum sahte
evi Nepal'de kalmış
Slovakyalı salyangozdur ruhum
sınıfları doğrudan geçip
gerçekleri gören gençlerin gözünde.
Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben
kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
sanki ne anlıyorum?
Ola ki
şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum
çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
devlet sırrıyla birlikte insanın
sinematografik bir hayatı olabilir
o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
ve sonunda estetik bir
idam belki!
Evet, evet ruhu olmak
bütün bunları sağlayamaz insana.
Doğruysa bu yargı
bu sonuç
bu çıkarsama
neden peki her şeyi bulandırıyor
ertelenen bir konferans
geç kalkan bir otobüs?
Milli şefin treni niçin beyaz?
Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e?
Ne saçma! Ne budalaca!
Dört İncil'den Yuhanna'yı
tercih edişim niye?
Ben oysa
herkes gibi
herkesin ortasında
burada, bu istasyonda, bu siyah
paltolu casusun eşliğinde
en okunaklı çehremle bekliyorum
oyundan çıkmıyorum
korkuyorum sıram geçer
biletim yanar diye
önümde bir yığın açalya
bir sürü çarkıfelek
gergin çenekli cesetleriyle
önümde binlerce çiçek
korkuyorum sıra sende
sen de başla ve bitir diyecek.
Yo, hayır
yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
söyleyin
aynada iskeletini
görmeye kadar varan kaç
kaç kişi var şunun şurasında?
Gelin
bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
Bana kötü
bana terkettiğiniz düşünceleri verin
o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
onları verin, yakınmalarınızı
artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
ben aştım onları dediğiniz ne varsa
bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
verin bana
verin taammüden işlediğiniz suçları da.
Bedelinde biliyorum size çek
yazmam yakışık almaz
bunca kaybolmuş talan
parayla ölçülür mü ya?
Bakın ben, bir çok tuhaf
marifetimin yanısıra
ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim
üstüme yoktur ödeme hususunda
sözün gelişi
üyesi olduğunuz dernek toplantısında
bir söyleve ne dersiniz?
Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında!
Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
kazanana vertigolar, nostaljiler
karasevdalar çıkar.
Yapılsın adil pazarlık
yapılsın yapılacaksa
işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
Ne yapsam
döl saçan her rüzgarın
vebası bende kalacak
varsın bende biriksin
durgun suyun sayhası
yumuşatmayı bilen ateş
öğüt sahibi toprak
nasıl olsa geri verecek
benim kılıcımı.
(1984)
Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
her şeyi gördüm içim rahat
gök yarıldı, çamura can verildi
linç edilmem için artık bütün deliller elde
kazandım nefretini fahişelerin
lanet ediyor bana bakireler de.
Sözlerim var köprüleri geçirmez
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
uçtum ama uçuşum
radarlarla izlendi
gayret ettim ve sövdüm
bu da geçti polis kayıtlarına.
Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
ruhum sahte
evi Nepal'de kalmış
Slovakyalı salyangozdur ruhum
sınıfları doğrudan geçip
gerçekleri gören gençlerin gözünde.
Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben
kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
sanki ne anlıyorum?
Ola ki
şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum
çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
devlet sırrıyla birlikte insanın
sinematografik bir hayatı olabilir
o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
ve sonunda estetik bir
idam belki!
Evet, evet ruhu olmak
bütün bunları sağlayamaz insana.
Doğruysa bu yargı
bu sonuç
bu çıkarsama
neden peki her şeyi bulandırıyor
ertelenen bir konferans
geç kalkan bir otobüs?
Milli şefin treni niçin beyaz?
Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e?
Ne saçma! Ne budalaca!
Dört İncil'den Yuhanna'yı
tercih edişim niye?
Ben oysa
herkes gibi
herkesin ortasında
burada, bu istasyonda, bu siyah
paltolu casusun eşliğinde
en okunaklı çehremle bekliyorum
oyundan çıkmıyorum
korkuyorum sıram geçer
biletim yanar diye
önümde bir yığın açalya
bir sürü çarkıfelek
gergin çenekli cesetleriyle
önümde binlerce çiçek
korkuyorum sıra sende
sen de başla ve bitir diyecek.
Yo, hayır
yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
söyleyin
aynada iskeletini
görmeye kadar varan kaç
kaç kişi var şunun şurasında?
Gelin
bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
Bana kötü
bana terkettiğiniz düşünceleri verin
o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
onları verin, yakınmalarınızı
artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
ben aştım onları dediğiniz ne varsa
bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
verin bana
verin taammüden işlediğiniz suçları da.
Bedelinde biliyorum size çek
yazmam yakışık almaz
bunca kaybolmuş talan
parayla ölçülür mü ya?
Bakın ben, bir çok tuhaf
marifetimin yanısıra
ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim
üstüme yoktur ödeme hususunda
sözün gelişi
üyesi olduğunuz dernek toplantısında
bir söyleve ne dersiniz?
Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında!
Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
kazanana vertigolar, nostaljiler
karasevdalar çıkar.
Yapılsın adil pazarlık
yapılsın yapılacaksa
işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
Ne yapsam
döl saçan her rüzgarın
vebası bende kalacak
varsın bende biriksin
durgun suyun sayhası
yumuşatmayı bilen ateş
öğüt sahibi toprak
nasıl olsa geri verecek
benim kılıcımı.
(1984)
Cem' olmuş dervişleri
Pirim Abdülkadir'in
Yolunda sadıkları
Pirim Abdülkadir'in
Elim verdim eline
Kurban olam diline
Canlar feda yoluna
Pirim Abdülkadir'in
Arısının balıyım
Bahçesinin gülüyüm
Bağının bülbülüyüm
Pirim Abdülkadir'in
İnkar eden ol eri
Mürşit eder şeytanı
Aslıdürür Geylani
Pirim Abdülkadir'in
Sana direm hey kişi
Kalpten çıkar teşvişi
Oda yanmaz derivişi
Pirim Abdülkadir'in
Evliyalar rehberi
Hakkın sırra mazharı
Başında kudret gülü
Pirim Abdülkadir'in
Hak katında uludur
İki cihan doludur
Eşrefoğlu kuludur
Pirim Abdülkadir'in
Pirim Abdülkadir'in
Yolunda sadıkları
Pirim Abdülkadir'in
Elim verdim eline
Kurban olam diline
Canlar feda yoluna
Pirim Abdülkadir'in
Arısının balıyım
Bahçesinin gülüyüm
Bağının bülbülüyüm
Pirim Abdülkadir'in
İnkar eden ol eri
Mürşit eder şeytanı
Aslıdürür Geylani
Pirim Abdülkadir'in
Sana direm hey kişi
Kalpten çıkar teşvişi
Oda yanmaz derivişi
Pirim Abdülkadir'in
Evliyalar rehberi
Hakkın sırra mazharı
Başında kudret gülü
Pirim Abdülkadir'in
Hak katında uludur
İki cihan doludur
Eşrefoğlu kuludur
Pirim Abdülkadir'in
Sözde İslam... Bir ferdi bir ferdine kaynamaz;
Bu halle utanmadan,camide saf saf namaz!
1974
Bu halle utanmadan,camide saf saf namaz!
1974
Camilerde cemaat yerinde hep cemadat;
Siner de köşelerde Haktan beklerler imdat! ..
1977
Siner de köşelerde Haktan beklerler imdat! ..
1977
Cemi'-i tâlibin matlûbu Allâh
Bizi sen matlab-ı a'lâya irgür
Kamu âşıkların mahbûbu Allâh
Bizi sen maksad-ı aksâya irgür
Habîbin gör gönül şân-ı bülendin
Ki artırmaz garîb-i müst-mendin
Salıp meydâna şol himmet semendin
Niyâzın Hazret-i Mevlâ'ya irgür
Nukûşa bakma nakkâşa nazar et
Mehâlikden sanemlerden hazer et
Ko esmâyı müsemmâya (güzer) et
Şuhûdun zirve-i ulyâya irgür
Bulan bir dürr-i pâk-i bî-nazîri
Ganîden fark eder lâ-büd fakîri
Efendi eyleme sûret esîri
Geçir sûretden ü ma'nâya irgür
Hüdâyî'yi erişdir feth-i bâba
Varalım Hazret-i ni'me'l-meâba
Geçir zerrâtı irgür âftâba
Efendi katreden deryâya irgür
Bizi sen matlab-ı a'lâya irgür
Kamu âşıkların mahbûbu Allâh
Bizi sen maksad-ı aksâya irgür
Habîbin gör gönül şân-ı bülendin
Ki artırmaz garîb-i müst-mendin
Salıp meydâna şol himmet semendin
Niyâzın Hazret-i Mevlâ'ya irgür
Nukûşa bakma nakkâşa nazar et
Mehâlikden sanemlerden hazer et
Ko esmâyı müsemmâya (güzer) et
Şuhûdun zirve-i ulyâya irgür
Bulan bir dürr-i pâk-i bî-nazîri
Ganîden fark eder lâ-büd fakîri
Efendi eyleme sûret esîri
Geçir sûretden ü ma'nâya irgür
Hüdâyî'yi erişdir feth-i bâba
Varalım Hazret-i ni'me'l-meâba
Geçir zerrâtı irgür âftâba
Efendi katreden deryâya irgür
Cemi'i enbiyalardan
Muhammed cümlenin şahı
Yüzü nurundan almışalar
Felekler şems ile mahı
Yedi kat gökleri geçti
Kadem arş üstüne bastı
Erişti kabekavseyn'e
Tvaf eyledi dergahı
Anın seyri sülukundan
Melekler aciz olmuşalar
Ki bin yılda varamazlar
O dir demde varıp rahı
Vereydim canımı kurban
Senin yoluna ey Ahmed
Aceb bir kez yüzün görsem
Seher vakti sehergahı
Bu Eşrefoğlu Rumi'nin
Günahı çokdürür gayet
Şefaat kıl ya Muhammed
Yüzün şems ü kamer mahı
Muhammed cümlenin şahı
Yüzü nurundan almışalar
Felekler şems ile mahı
Yedi kat gökleri geçti
Kadem arş üstüne bastı
Erişti kabekavseyn'e
Tvaf eyledi dergahı
Anın seyri sülukundan
Melekler aciz olmuşalar
Ki bin yılda varamazlar
O dir demde varıp rahı
Vereydim canımı kurban
Senin yoluna ey Ahmed
Aceb bir kez yüzün görsem
Seher vakti sehergahı
Bu Eşrefoğlu Rumi'nin
Günahı çokdürür gayet
Şefaat kıl ya Muhammed
Yüzün şems ü kamer mahı
Cenâb-Hân Selîm-i ma'delet kâr
Ki oldur merkez-i pergâr-ı dünyâ
Edüp takdim-i adlâ-yı mesâlih
Cihân-ı kıldı ma'mûrüz'-zevâyâ
geçüp tedkîk-i Oklides-i re'yi
Hikemde oldu Eflatun'dan a'lâ
Sezâdır olsa pây-endâz-ı râhî
Kumaş-ı atlas-ı gerdûn-ı hadrâ
Mühimmât-ı umûr-ı ceng-ı yekser
Aristo gibi tedbîr etti hakkâ
Edüp ez-cümle ihyâyı fenn-i harbi
o sûretde musanna' kim görenler
olur hayretle çün nakş-ı heyûlâ
Kılup te'sîs-i eşkâl-i mehâret
Binâsı oldu kıstâs-ı temâşa
Bu mısrâ geldi bir târîh Galib
Mühendishâne-i nev-resmi vâlâ
Ki oldur merkez-i pergâr-ı dünyâ
Edüp takdim-i adlâ-yı mesâlih
Cihân-ı kıldı ma'mûrüz'-zevâyâ
geçüp tedkîk-i Oklides-i re'yi
Hikemde oldu Eflatun'dan a'lâ
Sezâdır olsa pây-endâz-ı râhî
Kumaş-ı atlas-ı gerdûn-ı hadrâ
Mühimmât-ı umûr-ı ceng-ı yekser
Aristo gibi tedbîr etti hakkâ
Edüp ez-cümle ihyâyı fenn-i harbi
o sûretde musanna' kim görenler
olur hayretle çün nakş-ı heyûlâ
Kılup te'sîs-i eşkâl-i mehâret
Binâsı oldu kıstâs-ı temâşa
Bu mısrâ geldi bir târîh Galib
Mühendishâne-i nev-resmi vâlâ
Cenâb-ı pâkine lâyık amel yok
Yine âhir kerem Mevlâ senindir
Nesi var kulun eksiklikden artuk
Yine lutf u kerem Mevlâ senindir
Buyurur lâ-tekilnî Fahr-i Âlem
Bizi ısmarlamagıl nefse bir dem
Hem a'lemsin hem erhamsın hem ekrem
Yine âhir kerem Mevlâ senindir
Usâtı rahmetin zeyli bürürken
Kapına ağlayıp yüzler sürerken
Kime yalvaralar yâ sen dururken
Yine lutf u kerem Mevlâ senindir
Uyar gafletden aç gönül gözünü
Cenâbından yana döndür yüzünü
Koma âşıkların algıl özünü
Hemân ön son kerem Mevlâ Senindir
Hüdâyî'ye nasîb et feth-i bâbı
Cemâlinden götür lutf et nikâbı
Gider zulmânî nûrânî hicâbı
Yine âhir kerem Mevlâ senindir
Yine âhir kerem Mevlâ senindir
Nesi var kulun eksiklikden artuk
Yine lutf u kerem Mevlâ senindir
Buyurur lâ-tekilnî Fahr-i Âlem
Bizi ısmarlamagıl nefse bir dem
Hem a'lemsin hem erhamsın hem ekrem
Yine âhir kerem Mevlâ senindir
Usâtı rahmetin zeyli bürürken
Kapına ağlayıp yüzler sürerken
Kime yalvaralar yâ sen dururken
Yine lutf u kerem Mevlâ senindir
Uyar gafletden aç gönül gözünü
Cenâbından yana döndür yüzünü
Koma âşıkların algıl özünü
Hemân ön son kerem Mevlâ Senindir
Hüdâyî'ye nasîb et feth-i bâbı
Cemâlinden götür lutf et nikâbı
Gider zulmânî nûrânî hicâbı
Yine âhir kerem Mevlâ senindir
Cennet-i kûyuña meyl eylese Tûbâ yiridür
Âsitânuñ dilese gökde Mesîhâ yiridür
Kaddüñüñ cilvegehi sîne-i pür-dâgumdur
Sahn-ı gül-şen nitekim serv-i dil-ârâ yiridür
Tâze dâgumla ser ü sîne n’ola zeyn olsa
Kûh u dest ey yüzi gül lâle-i hamrâ yiridür
Âbı hoş hâki hevâ ehline gâyet dil-keş
‘Âlemüñ kûy-ı hârâbât bir a’lâ yiridür
Nâm u neng ehli ne bilsün reviş-i rindânı
Meykede bencileyin ‘âşık-ı şeydâ yiridür
Cilve-i hüsn-i ruhuñ virdi revâc u revnak
‘Arsa-i ‘âleme kim seyr ü temâşâ yiridür
Vasf-ı la’lin okı ey hüsn kitâbın okuyan
Meded Allâhı severseñ katı zîbâ yiridür
Bâkıyâ tâc-ı Sikender yaraşur farkında
Ol ki zîr-i kademi bûse-i Dârâ yiridür
Âsitânuñ dilese gökde Mesîhâ yiridür
Kaddüñüñ cilvegehi sîne-i pür-dâgumdur
Sahn-ı gül-şen nitekim serv-i dil-ârâ yiridür
Tâze dâgumla ser ü sîne n’ola zeyn olsa
Kûh u dest ey yüzi gül lâle-i hamrâ yiridür
Âbı hoş hâki hevâ ehline gâyet dil-keş
‘Âlemüñ kûy-ı hârâbât bir a’lâ yiridür
Nâm u neng ehli ne bilsün reviş-i rindânı
Meykede bencileyin ‘âşık-ı şeydâ yiridür
Cilve-i hüsn-i ruhuñ virdi revâc u revnak
‘Arsa-i ‘âleme kim seyr ü temâşâ yiridür
Vasf-ı la’lin okı ey hüsn kitâbın okuyan
Meded Allâhı severseñ katı zîbâ yiridür
Bâkıyâ tâc-ı Sikender yaraşur farkında
Ol ki zîr-i kademi bûse-i Dârâ yiridür
Cennette huriler gezer,
Huriden ahdim geçer.
Ahde hikmet ne gerek,
Gönlümden Yunus geçer.
Şol dağdan ırmak akar,
Irmaktan bahtım geçer.
Bahta hayret ne gerek,
Gönlümden Yunus geçer.
Beytullah’a güneş doğar,
Güneşten cânım geçer.
Câna zulmet ne gerek,
Gönlümden Yunus geçer.
Selçuk Uzman tarafından Yunus'a yazılmıştır...
Huriden ahdim geçer.
Ahde hikmet ne gerek,
Gönlümden Yunus geçer.
Şol dağdan ırmak akar,
Irmaktan bahtım geçer.
Bahta hayret ne gerek,
Gönlümden Yunus geçer.
Beytullah’a güneş doğar,
Güneşten cânım geçer.
Câna zulmet ne gerek,
Gönlümden Yunus geçer.
Selçuk Uzman tarafından Yunus'a yazılmıştır...
seni rüyalarımda buldum
ve çok beğendiğim için
oradan çıkmak istemedim
şimdi derinlikte
ve genişlikteyiz
ve bizzat
rüya
ben'im
kendi kendimi görüyorum
ve kendi içimde seyretmekteyim
bir cebim var ki
karanlıktır
oradan oyuncak güneşler
bahçeler
ve denizler çıkar
ve bıkınca onları başka bir cebime atarım
en güzel oyuncağım sen
bahçelerimin beni eğlendirmediği zaman
gel
ve beni avut
ve çok beğendiğim için
oradan çıkmak istemedim
şimdi derinlikte
ve genişlikteyiz
ve bizzat
rüya
ben'im
kendi kendimi görüyorum
ve kendi içimde seyretmekteyim
bir cebim var ki
karanlıktır
oradan oyuncak güneşler
bahçeler
ve denizler çıkar
ve bıkınca onları başka bir cebime atarım
en güzel oyuncağım sen
bahçelerimin beni eğlendirmediği zaman
gel
ve beni avut
Cevr ü cefâña kâ’il olurdum velî şehâ
Mahsûs olaydı ol da cihânda hemân baña
Sabr u karâr u ‘akl alıcı bir perî imiş
Âdem sanurdum ol sanemi gerçi sûretâ
Bir kez tavâfın itmegi bin ‘ömre virmezin
Ey hâcî saña Ka’be baña kûy-i dil-rübâ
Evvel vefâya va’deler itmişken ey sanem
Cevr itdüñ âhir eylemedüñ va’deye vefâ
Vassâfısın o serv-kadüñ râstı bu kim
Tab’-ı bülend-tarzuña ahsent Bâkıyâ
Mahsûs olaydı ol da cihânda hemân baña
Sabr u karâr u ‘akl alıcı bir perî imiş
Âdem sanurdum ol sanemi gerçi sûretâ
Bir kez tavâfın itmegi bin ‘ömre virmezin
Ey hâcî saña Ka’be baña kûy-i dil-rübâ
Evvel vefâya va’deler itmişken ey sanem
Cevr itdüñ âhir eylemedüñ va’deye vefâ
Vassâfısın o serv-kadüñ râstı bu kim
Tab’-ı bülend-tarzuña ahsent Bâkıyâ
Cihân bâgına virdi revnak-ı firdevs-i a’lâyı
Temâşâ eyle sun’-ı Hazret-i Bârî Te’âlâyı
Uyandur çeşm-i cânı hvâb-ı râhatdan seher-hîz ol
Çemen bülbülleriyle subh-dem zikr eyle Mevlâyı
Cihâna zîb ü fer virdi yine meşşâta-i kudret
Arûs-ı nev gibi ârâyiş itdi kühne dünyâyı
Zamâne hâl-i Hindû-yı benefşe zînetin görsün
Nisâr itsün Sitânbûla Semerkand ü Buhârâyı
İrişdi hâkden bûy-ı bahûr-ı Meryem eflâke
Mu’attar eyledi göklerde dâmân-ı Mesîhâyı
Gülüñ pîrâhen-i Yûsuf gibi dâmânı çâk olmış
Nesîm-i perde-der kıldı meger mekr-i Zelîhâyı
Ne mümkin dest-res dâmân-ı vasl-ı yâre ey Bâkî
Felek nâ-mihrbân düşmen kâvî dildâr her-câyî
Talup gavvâs-ı dil kaldı derûn-ı bahr-i hayretde
Sanur arayı arayı bulam ol dürr-i yek-tâyı
Sözin lü’lû-yı lâlâdan zamâne tutdı zî-kıymet
Neden şâh-ı cihân bî-kıymet eyler böyle lâlâyı
Mehemmed Hân-ı Gâzî âl-i ‘Osmânuñ ser-efrâzı
Cihânuñ kâr-sâzı ol sezâ-yı kâr-fermâyî
Ziyâ-bahş olsun âfâka cemâl-i ‘âlem-efrûzı
Fürûzân eyledükçe tal’at-i nev-rûz dünyâyı
Temâşâ eyle sun’-ı Hazret-i Bârî Te’âlâyı
Uyandur çeşm-i cânı hvâb-ı râhatdan seher-hîz ol
Çemen bülbülleriyle subh-dem zikr eyle Mevlâyı
Cihâna zîb ü fer virdi yine meşşâta-i kudret
Arûs-ı nev gibi ârâyiş itdi kühne dünyâyı
Zamâne hâl-i Hindû-yı benefşe zînetin görsün
Nisâr itsün Sitânbûla Semerkand ü Buhârâyı
İrişdi hâkden bûy-ı bahûr-ı Meryem eflâke
Mu’attar eyledi göklerde dâmân-ı Mesîhâyı
Gülüñ pîrâhen-i Yûsuf gibi dâmânı çâk olmış
Nesîm-i perde-der kıldı meger mekr-i Zelîhâyı
Ne mümkin dest-res dâmân-ı vasl-ı yâre ey Bâkî
Felek nâ-mihrbân düşmen kâvî dildâr her-câyî
Talup gavvâs-ı dil kaldı derûn-ı bahr-i hayretde
Sanur arayı arayı bulam ol dürr-i yek-tâyı
Sözin lü’lû-yı lâlâdan zamâne tutdı zî-kıymet
Neden şâh-ı cihân bî-kıymet eyler böyle lâlâyı
Mehemmed Hân-ı Gâzî âl-i ‘Osmânuñ ser-efrâzı
Cihânuñ kâr-sâzı ol sezâ-yı kâr-fermâyî
Ziyâ-bahş olsun âfâka cemâl-i ‘âlem-efrûzı
Fürûzân eyledükçe tal’at-i nev-rûz dünyâyı
Cihanı hiçe satmaktır adı aşk
Döküp varlığı gitmektir adı aşk
Elinde sükkeri ayruğa sunup
Ağuyu kendi yutmaktır adı aşk
Bela yağmur gibi gökten yağarsa
Başını ona tutmaktır adı aşk
Bu alem sanki oddan bir denizdir
Ana kendini atmaktır adı aşk
Var eşrefoğlu Rumi bil hakikat
Vücudu fani etmektir adı aşk
Döküp varlığı gitmektir adı aşk
Elinde sükkeri ayruğa sunup
Ağuyu kendi yutmaktır adı aşk
Bela yağmur gibi gökten yağarsa
Başını ona tutmaktır adı aşk
Bu alem sanki oddan bir denizdir
Ana kendini atmaktır adı aşk
Var eşrefoğlu Rumi bil hakikat
Vücudu fani etmektir adı aşk
Cümle alem terkin urup dost ben terkin uramazam
Ondan ayrı buçuk zaman ben onsuzun duramazam
Ondan ayrı dirliğim yok dirliğim bir durur benim
Kadim odur görür beni ben ölüyüm göremezem
Huri gelip aydur ise gönül bana vergi diye
Dosttan artık kimseneye ben gönlümü veremezem
Dost diye geçti bu ömrüm başarmadım dost kulluğun
Koyam başara ol beni ben hiç bir iş başarmazam
Bir kezden ol oldum ahi benden ümit yoktur bana
Ben olısam pes ol kanı ben bu sırra eremezem
Dostlar öğüt verir bana gitgil onun yakınından
Daha yakın varam meğer ordan ayruk varımazam
Değmeler aydur Yunus’a katlan bugün-yarın diye
Cehd edeyim bugününmü yarına irgürimezem
Ondan ayrı buçuk zaman ben onsuzun duramazam
Ondan ayrı dirliğim yok dirliğim bir durur benim
Kadim odur görür beni ben ölüyüm göremezem
Huri gelip aydur ise gönül bana vergi diye
Dosttan artık kimseneye ben gönlümü veremezem
Dost diye geçti bu ömrüm başarmadım dost kulluğun
Koyam başara ol beni ben hiç bir iş başarmazam
Bir kezden ol oldum ahi benden ümit yoktur bana
Ben olısam pes ol kanı ben bu sırra eremezem
Dostlar öğüt verir bana gitgil onun yakınından
Daha yakın varam meğer ordan ayruk varımazam
Değmeler aydur Yunus’a katlan bugün-yarın diye
Cehd edeyim bugününmü yarına irgürimezem
Cümle hicâblardan geçir
Rabb'im meded Mevlâ meded
Vaslın şarâbından içir
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Aşkın ile doldur bizi
Çok ağladık güldür bizi
Tut elimiz kaldır bizi
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Olmayıcak senden kerem
Yol varamazız bir kadem
Budur sözümüz dem-be-dem
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Keşf olup ef'âl ü sıfât
Kılsın tecellî nûr-ı zât
Tâ bulavuz bâkî hayât
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Senden eğer te'yîd ola
Her hâlimiz tevhîd ola
Göster cemâlin ıyd ola
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Bir âşık erişse sana
Ol ıyd-ı ekberdir ana
Budur murâd önden sona
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Feth et bize mu'ammâyı
Tâ bulavuz müsemmâyı
Erişsin zevka Hüdâyî
Rabbi'm meded Mevlâ'm meded
Rabb'im meded Mevlâ meded
Vaslın şarâbından içir
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Aşkın ile doldur bizi
Çok ağladık güldür bizi
Tut elimiz kaldır bizi
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Olmayıcak senden kerem
Yol varamazız bir kadem
Budur sözümüz dem-be-dem
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Keşf olup ef'âl ü sıfât
Kılsın tecellî nûr-ı zât
Tâ bulavuz bâkî hayât
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Senden eğer te'yîd ola
Her hâlimiz tevhîd ola
Göster cemâlin ıyd ola
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Bir âşık erişse sana
Ol ıyd-ı ekberdir ana
Budur murâd önden sona
Rabb'im meded Mevlâ'm meded
Feth et bize mu'ammâyı
Tâ bulavuz müsemmâyı
Erişsin zevka Hüdâyî
Rabbi'm meded Mevlâ'm meded
Cür’adân abdâla gerçi mahzenü’l-esrârdur
Rind-i dürd-âşâma sâgar matla’u’l-envârdur
Gülsitân-ı bezme sâgar gonca-i sîr-âb ise
Âteşîn ruhsârı sâkînüñ de bir gül-nârdur
Her gedâ-tab’ anlamaz âyîn-i Cemdür bezm-i mey
Bunda bir şâhâne tavr u özge ‘âlem vardur
Dâm-ı âgûş içre düşmez ol tezerv-i hoş-hırâm
Dâne-i eşküm egerçi lü’lû-yı şeh-vârdur
‘Aşk ile kaddüñ büküp Zünnûn-ı vakt olsañ yine
Kâm-rân ol kimsedür kim Mâlik-i Dînârdur
Mihr-i ‘âlem-tâb olupdur ol büt-i mehveş bu gün
Aña nisbet mâh-ı enver sûret-i dîvârdur
Ol sanemden Bâkıyâ bir bûse da’vâ kıl yüri
Söylemezse öp hemân agzın sükût ikrârdur
Rind-i dürd-âşâma sâgar matla’u’l-envârdur
Gülsitân-ı bezme sâgar gonca-i sîr-âb ise
Âteşîn ruhsârı sâkînüñ de bir gül-nârdur
Her gedâ-tab’ anlamaz âyîn-i Cemdür bezm-i mey
Bunda bir şâhâne tavr u özge ‘âlem vardur
Dâm-ı âgûş içre düşmez ol tezerv-i hoş-hırâm
Dâne-i eşküm egerçi lü’lû-yı şeh-vârdur
‘Aşk ile kaddüñ büküp Zünnûn-ı vakt olsañ yine
Kâm-rân ol kimsedür kim Mâlik-i Dînârdur
Mihr-i ‘âlem-tâb olupdur ol büt-i mehveş bu gün
Aña nisbet mâh-ı enver sûret-i dîvârdur
Ol sanemden Bâkıyâ bir bûse da’vâ kıl yüri
Söylemezse öp hemân agzın sükût ikrârdur
Cûybâr-ı vâdî-i gam eşk-i çeşm-i ter yiter
Rûy-ı zerd ol cûybâra berg-i nîlûfer yiter
Agzı la’lîn hokka yâkût-ı müferrih lebleri
Cevherî terkîb isterseñ leb-i dil-ber yiter
Hvâce ursun başına destâr-ı mermerşâhîyi
Lâubâlî ‘âşıkuñ farkında bir sâgar yiter
Pâdişâh-ı ‘aşka besdür gûşe-i külhan serîr
Bister-i sincâb ise maksûd hâkister yiter
Bâkıyâ meyi eylemez ârâyiş-i dünyâya dil
Rûy-ı zerd ü gevher-i eşküm zer ü zîver yiter
Rûy-ı zerd ol cûybâra berg-i nîlûfer yiter
Agzı la’lîn hokka yâkût-ı müferrih lebleri
Cevherî terkîb isterseñ leb-i dil-ber yiter
Hvâce ursun başına destâr-ı mermerşâhîyi
Lâubâlî ‘âşıkuñ farkında bir sâgar yiter
Pâdişâh-ı ‘aşka besdür gûşe-i külhan serîr
Bister-i sincâb ise maksûd hâkister yiter
Bâkıyâ meyi eylemez ârâyiş-i dünyâya dil
Rûy-ı zerd ü gevher-i eşküm zer ü zîver yiter
D
Da'vet eyle bizi lütf et kapuna
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Nice bir hasret olavuz tapuna
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Neye iltür bilmezem bu hâl bizi
Kendi kendimize koma al bizi
Aşkın şevkın deryâsına sal bizi
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Hicâblardan geçir sana varalım
El kavuşup dîvânına duralım
Arş-ı maksûda yüzümüz sürelim
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Nefsimizle biz bir iş edemeziz
Senden yana bir adım atamazız
Vaslın hânın zevk edip tadamazız
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Nice bir hasret olavuz tapuna
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Neye iltür bilmezem bu hâl bizi
Kendi kendimize koma al bizi
Aşkın şevkın deryâsına sal bizi
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Hicâblardan geçir sana varalım
El kavuşup dîvânına duralım
Arş-ı maksûda yüzümüz sürelim
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Nefsimizle biz bir iş edemeziz
Senden yana bir adım atamazız
Vaslın hânın zevk edip tadamazız
Sen esirge kerem eyle yâ Mevlâ
Dâg-ı gam nakd-ı dil ü raht-ı revânum gözedür
Dîdebân oldı meger hâne-i cânum gözedür
Gamzeler tîg-zen olmışdur ol ebrû kavvâs
Râh-ı ‘aşkı bu gün ol kaşı kemânum gözedür
Hirmen-i cân u dile âteş urup giñ yirden
Şerer-i âh ile âlûde duhânum gözedür
Gözeden ‘âlemi müjgânuñ ile gamzeñdür
Dime ey şâh-ı cihân tîg u sinânum gözedür
Çeşm-zahm-ı felegi n’eyledi gör ey Bâkî
Dime bir dahı beni şâh-ı cihânum gözedür
Dîdebân oldı meger hâne-i cânum gözedür
Gamzeler tîg-zen olmışdur ol ebrû kavvâs
Râh-ı ‘aşkı bu gün ol kaşı kemânum gözedür
Hirmen-i cân u dile âteş urup giñ yirden
Şerer-i âh ile âlûde duhânum gözedür
Gözeden ‘âlemi müjgânuñ ile gamzeñdür
Dime ey şâh-ı cihân tîg u sinânum gözedür
Çeşm-zahm-ı felegi n’eyledi gör ey Bâkî
Dime bir dahı beni şâh-ı cihânum gözedür
Parçlanmaktan arınmış evcil olan
Yabana koşar bir aman
Kaçıp kuytulardan
Derisini sıvazlıyan yangınla yalaz
Ve döşüne varan bileklerini
Kent
dev dev bir kedi sokulmalığı
belirdikçe daha ağır fakat hareketli
Yarmaktan arındın evcil
(yani
sofrada
elimle birlikte ekmeğe uzanır eli) kurtağzı
gibi istekli
herbir yaprağında soluk soluğa
o ulu insan
insan
yaban çiçeklerini
Sonbahar günleri sağlık ve istekle
sikkeler çaktım uçurumlu gövdene
Güvendim
Demiri alıp ısıran boşluklarına
Yüz metre kayayı
Yedi vuruşta indim
Hep birlikte omuzum
demir halka ay
gibi
şekillenen bildiklerim
O buzul yarda kar yataklarında
Dağla armızda
Yalnız ve yalnız
Dostluk vardı aramızda
Adem:
buzulun bıçakcısında öldürülmeden kelimeleri
peki ama nerede gururum
ne oldu ona demişti
Ak hafif saygı duyarak
Soyunarak dağ keçisi sargılarından
- ille dert mi ola alemde
- dağsözün dinledik iflah olduk
Cilo kar yalabı
Süphan halat aklı başında sağlam
Değişik gergin
Burulurken iklimin kar kırmaları
Her yükseklikte
Dağla yanyana durur bedenim
Cilo Cilo karağlarken
Buz kaymağı yanağın
Dağ ve hava blokuyla
ben
dağ hava ve ben üçümüzün
gözü yekdiğerinin zirvesinde
dağ insan zirvesine tırmanıyordu bende
hava yatay bir uçurumla karşılaşır hemen
en küçük bir korku kabarmışsa ciğerlerimde
Bu küçük urganın
Küçük derli toplu ve ejder ağızlarıyla
O uzak kişilik çığrışlarıyla
Altta ormanlara
Aşıp ummana kavuşan ulamalarında
(büyük kent - insan - ilişkiler - kitaplık vesaire gibi)
Bir öz konuşma başlar
Şiir ve mahalliler üzerine
eksi bir eksi onbir
eksi bir eksi yirmibir
1
Şimdi uzak su kaplan kası aşındırır ışıltıyı
Bir ipek ince halı
Serilir metabolizması üzerine ve dürülüp içine
Aşktan rençberliğe azamet eyleyen dervişlerin
Haydin kalkalım
Adaşım ve kanilişkim olan beyaz çiçekler
Kömüre başkaldıran kara açmamak için
Ve kadın vuruşundan başka
Yaklaşım bilmeyen böcekler
Şimdi uzak şu kadar
Durmadan olaha habire
2
1974 yazında
dünyada
toprağın hırçın çalkantılarından yadiğar
sarp üzerine sarp bir tepesinin önündeyiz
tüm hazırlıklarımızla
o kış başparmağım donmuştu
yeni yeni çözüldü donu
Şimdi ulanıp dolanıyoruz urganlara
Yükselirkenlerde
Solucanların toprak yemesi gibi durmadan
Etimden geçiyor dağın derisi
Biraz daha
Karlar başlıyor
Ve ecdadım nasıl oralara tırmanmışsa
Kanımda bir gürcü beygiri
Tesbih gibi aklımı çekerek
Götürüyor oralara
ve sonra açlığın verdiği korkularla
bir kaygı basıp giriyor içime
Esenliğimi - dedim ki
ben gidiyorum
ardımdan postala
Bir tek an'dır dağcılık
Sineğin camda
kımıldamadan
durduğu bir kaç saniyeyi hatırla
Ve ne uzun oldu duyargalarım
Şimdi kayanının yapısındaki tuz
granit
fosfat
alüminyum
demir ve çarpıntı yataklarından
Aşk ihtilacındaki bir delikanlı gibi geçiyorum
Sanki
Duyargalarımın
duyargalarının
duyargayarı ile
duyuyor gibi
O yozgatlı çocuk
ayak bileğini tuttu - Kırılmıştı
O gibi
daha inceleri
dağı fobilerden uzak
teknik-sağlam halat-
uçurumlardan bakabilme yeteneği
düğümcülük sananlar
dağcı bir kere hata yapar tasasıyla yatıp kalkarlar
Düşerek
Çarparak koldan ayaktan
ve belden kırıldılar
Ya o niksarlı
üzgündü
buzul görmeye dayanamıyorum
demiş
ağlamıştı
Ya gaziantepli fazlı
krater gölündeki kar suyuna atmıştı kendini
Yabana koşar bir aman
Kaçıp kuytulardan
Derisini sıvazlıyan yangınla yalaz
Ve döşüne varan bileklerini
Kent
dev dev bir kedi sokulmalığı
belirdikçe daha ağır fakat hareketli
Yarmaktan arındın evcil
(yani
sofrada
elimle birlikte ekmeğe uzanır eli) kurtağzı
gibi istekli
herbir yaprağında soluk soluğa
o ulu insan
insan
yaban çiçeklerini
Sonbahar günleri sağlık ve istekle
sikkeler çaktım uçurumlu gövdene
Güvendim
Demiri alıp ısıran boşluklarına
Yüz metre kayayı
Yedi vuruşta indim
Hep birlikte omuzum
demir halka ay
gibi
şekillenen bildiklerim
O buzul yarda kar yataklarında
Dağla armızda
Yalnız ve yalnız
Dostluk vardı aramızda
Adem:
buzulun bıçakcısında öldürülmeden kelimeleri
peki ama nerede gururum
ne oldu ona demişti
Ak hafif saygı duyarak
Soyunarak dağ keçisi sargılarından
- ille dert mi ola alemde
- dağsözün dinledik iflah olduk
Cilo kar yalabı
Süphan halat aklı başında sağlam
Değişik gergin
Burulurken iklimin kar kırmaları
Her yükseklikte
Dağla yanyana durur bedenim
Cilo Cilo karağlarken
Buz kaymağı yanağın
Dağ ve hava blokuyla
ben
dağ hava ve ben üçümüzün
gözü yekdiğerinin zirvesinde
dağ insan zirvesine tırmanıyordu bende
hava yatay bir uçurumla karşılaşır hemen
en küçük bir korku kabarmışsa ciğerlerimde
Bu küçük urganın
Küçük derli toplu ve ejder ağızlarıyla
O uzak kişilik çığrışlarıyla
Altta ormanlara
Aşıp ummana kavuşan ulamalarında
(büyük kent - insan - ilişkiler - kitaplık vesaire gibi)
Bir öz konuşma başlar
Şiir ve mahalliler üzerine
eksi bir eksi onbir
eksi bir eksi yirmibir
1
Şimdi uzak su kaplan kası aşındırır ışıltıyı
Bir ipek ince halı
Serilir metabolizması üzerine ve dürülüp içine
Aşktan rençberliğe azamet eyleyen dervişlerin
Haydin kalkalım
Adaşım ve kanilişkim olan beyaz çiçekler
Kömüre başkaldıran kara açmamak için
Ve kadın vuruşundan başka
Yaklaşım bilmeyen böcekler
Şimdi uzak şu kadar
Durmadan olaha habire
2
1974 yazında
dünyada
toprağın hırçın çalkantılarından yadiğar
sarp üzerine sarp bir tepesinin önündeyiz
tüm hazırlıklarımızla
o kış başparmağım donmuştu
yeni yeni çözüldü donu
Şimdi ulanıp dolanıyoruz urganlara
Yükselirkenlerde
Solucanların toprak yemesi gibi durmadan
Etimden geçiyor dağın derisi
Biraz daha
Karlar başlıyor
Ve ecdadım nasıl oralara tırmanmışsa
Kanımda bir gürcü beygiri
Tesbih gibi aklımı çekerek
Götürüyor oralara
ve sonra açlığın verdiği korkularla
bir kaygı basıp giriyor içime
Esenliğimi - dedim ki
ben gidiyorum
ardımdan postala
Bir tek an'dır dağcılık
Sineğin camda
kımıldamadan
durduğu bir kaç saniyeyi hatırla
Ve ne uzun oldu duyargalarım
Şimdi kayanının yapısındaki tuz
granit
fosfat
alüminyum
demir ve çarpıntı yataklarından
Aşk ihtilacındaki bir delikanlı gibi geçiyorum
Sanki
Duyargalarımın
duyargalarının
duyargayarı ile
duyuyor gibi
O yozgatlı çocuk
ayak bileğini tuttu - Kırılmıştı
O gibi
daha inceleri
dağı fobilerden uzak
teknik-sağlam halat-
uçurumlardan bakabilme yeteneği
düğümcülük sananlar
dağcı bir kere hata yapar tasasıyla yatıp kalkarlar
Düşerek
Çarparak koldan ayaktan
ve belden kırıldılar
Ya o niksarlı
üzgündü
buzul görmeye dayanamıyorum
demiş
ağlamıştı
Ya gaziantepli fazlı
krater gölündeki kar suyuna atmıştı kendini
Burçlarında ceylan taşıyan yücelere ey
Ayın hüzün saati gözlerinden
Kuytu yerlerine sümbüller dökülen
Nergisler açan eteklerinde
Göklerden muştular indiren güvercinleriyle
Dorukları bembeyaz yaşmaklarıyla
Güneşe uzanan ağaçlarıyla
Zamanı hiç geçmeyecekmiş gibi donduran
Ey bir yanıyla derin sulara dayanan
Ey dağlar nerdesiniz ey.
Kim bizi senden koparan
Hangi ses çağıran bulvarlara
Dengemizi bozan intihar vitrini bulvarlara
Ayın hüzün saati gözlerinden
Kuytu yerlerine sümbüller dökülen
Nergisler açan eteklerinde
Göklerden muştular indiren güvercinleriyle
Dorukları bembeyaz yaşmaklarıyla
Güneşe uzanan ağaçlarıyla
Zamanı hiç geçmeyecekmiş gibi donduran
Ey bir yanıyla derin sulara dayanan
Ey dağlar nerdesiniz ey.
Kim bizi senden koparan
Hangi ses çağıran bulvarlara
Dengemizi bozan intihar vitrini bulvarlara
Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Sular dibinde mâhiyle
Sahralarda âhû ile
Abdal olup yâhû ile
Çağırayım Mevlâm seni
Gök yüzünde İsâ ile
Tûr dağında Mûsâ ile
Elimdeki asâ ile
Çağırayım Mevlâm seni
Derdi öküş Eyyûb ile
Gözü yaşlı Ya’kûb ile
Ol Muhammed mahbûb ile
Çağırayım Mevlâm seni
Hamd ü şükrullah ile,
Vasf-ı Kulhüvallah ile
Daima zikrullah ile,
Çağırayım Mevlam seni
Bilmişim dünya halini
Terk ettim kıyl ü kâlini
Baş açık ayak yalını
Çağırayım Mevlâm seni
Yûnus okur diller ile
Ol kumru bülbüller ile
Hakkı seven kullar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Çağırayım Mevlâm seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Sular dibinde mâhiyle
Sahralarda âhû ile
Abdal olup yâhû ile
Çağırayım Mevlâm seni
Gök yüzünde İsâ ile
Tûr dağında Mûsâ ile
Elimdeki asâ ile
Çağırayım Mevlâm seni
Derdi öküş Eyyûb ile
Gözü yaşlı Ya’kûb ile
Ol Muhammed mahbûb ile
Çağırayım Mevlâm seni
Hamd ü şükrullah ile,
Vasf-ı Kulhüvallah ile
Daima zikrullah ile,
Çağırayım Mevlam seni
Bilmişim dünya halini
Terk ettim kıyl ü kâlini
Baş açık ayak yalını
Çağırayım Mevlâm seni
Yûnus okur diller ile
Ol kumru bülbüller ile
Hakkı seven kullar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Al eline bir değnek
Tırman dağlara, söyle
Şehir farksız olsun tek
Mukavvadan bir köyle
Uzasan göğe ersen
Cücesin şehirde sen
Bir dev olmak istersen
Dağlarda şarkı söyle
Tırman dağlara, söyle
Şehir farksız olsun tek
Mukavvadan bir köyle
Uzasan göğe ersen
Cücesin şehirde sen
Bir dev olmak istersen
Dağlarda şarkı söyle
Sarmış deniz kızları gibi dalgalar bizi,
Uzun saçları gümüş, şeffaf tenleri fosfor.
Yumuşak başlarıyla sarsarak teknemizi,
Yolcu, gittiğin sahil nerde diye bağırıyor.
Ne bir kıyıdan eser, ne bir ışıktan eser,
Sulardan daha derin, yolun karanlıkları.
Dalgalar, yürüyünüz, arayalım beraber,
Başımızı dövecek yalçın kayalıkları! ..
Uzun saçları gümüş, şeffaf tenleri fosfor.
Yumuşak başlarıyla sarsarak teknemizi,
Yolcu, gittiğin sahil nerde diye bağırıyor.
Ne bir kıyıdan eser, ne bir ışıktan eser,
Sulardan daha derin, yolun karanlıkları.
Dalgalar, yürüyünüz, arayalım beraber,
Başımızı dövecek yalçın kayalıkları! ..
Yanakları saçları gözleri yanmış
Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki ağlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları
Yahudi doğramış analarını
Binlerce çocuk topların betonların altında
Beyrutun gözyaşları şimdi
Kudüsün yanıbaşında
Müslümanlarsa uzakta
Sanki başka
Gelinmez bir dünyada
Acın bir vadi
Zehirli çiçekler bir ova gibi karşımda
Gözüm baksın sadece
Ayrıntıları
Kıvrılıp kırılmış bilekleri
Kemikten yakılmış etleri
Kuma serilmiş cesetleri
Büyük ajansların yaydığı resimleri
Bir seyirci gibi görsün dursun
Bir kadın gibi ağlasın..
Beyrut yengeç kıskacında
Çoğu müslüman kafir yanında
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin
Sen filistin hokkaları doldur kanla
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar bir şamar olsun
Filistin sen işine bak kar toprağını
Yoğur gazabını yaradanın..
Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde
Çam ormanlarının salınışında
Kuşların cıvıldayışında
Otların serin tenlerinde
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini
Bir ateş bulutu var en bildik yerde
En emin yerde
Ve bak asıl ölen yaylalar villalar tok karınlar
Hissiz dudaklar gayretsiz kalpler
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar
Farzet körsün olabilir
Elele tut
Taş al ve at
Kafiri bulur
Hani ceylanların
Hani cihat marşın
Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın
En arka safta bile kalmadın
Cengi attın dünyaya daldın
Tezeğe konan sinekler gibi
Dönüyor burgaç
Dünya üstten yanlardan daralıyor
Ovalardan
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi
Bir gün ister istemez
Karşısında olacaksın kaçtıklarının
Dua et
O gün henüz mahşer olmasın
Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki ağlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları
Yahudi doğramış analarını
Binlerce çocuk topların betonların altında
Beyrutun gözyaşları şimdi
Kudüsün yanıbaşında
Müslümanlarsa uzakta
Sanki başka
Gelinmez bir dünyada
Acın bir vadi
Zehirli çiçekler bir ova gibi karşımda
Gözüm baksın sadece
Ayrıntıları
Kıvrılıp kırılmış bilekleri
Kemikten yakılmış etleri
Kuma serilmiş cesetleri
Büyük ajansların yaydığı resimleri
Bir seyirci gibi görsün dursun
Bir kadın gibi ağlasın..
Beyrut yengeç kıskacında
Çoğu müslüman kafir yanında
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin
Sen filistin hokkaları doldur kanla
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar bir şamar olsun
Filistin sen işine bak kar toprağını
Yoğur gazabını yaradanın..
Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde
Çam ormanlarının salınışında
Kuşların cıvıldayışında
Otların serin tenlerinde
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini
Bir ateş bulutu var en bildik yerde
En emin yerde
Ve bak asıl ölen yaylalar villalar tok karınlar
Hissiz dudaklar gayretsiz kalpler
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar
Farzet körsün olabilir
Elele tut
Taş al ve at
Kafiri bulur
Hani ceylanların
Hani cihat marşın
Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın
En arka safta bile kalmadın
Cengi attın dünyaya daldın
Tezeğe konan sinekler gibi
Dönüyor burgaç
Dünya üstten yanlardan daralıyor
Ovalardan
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi
Bir gün ister istemez
Karşısında olacaksın kaçtıklarının
Dua et
O gün henüz mahşer olmasın
Uç benim boynumun soytarısı
kirle her cemreyi bana doğru olan
unuttum güçbela soluyan perdeleri
dudaklarımı ısırdıkça kabaran akşam
unuttum onu da.
Zaten bir tanım değil midir
tavsayan düşüp kalkmalara
hüznün hacanası diye bildiğim akşam
bir tanım değil midir o kıyısız ellerimiz
fırça çekmeye doğru ölümün bacısına
parmak atmaya doğru şiir okuyaraktan
aşk -bir tanım değil midir-
kusturucu güzellikler ardından.
Her tanım bir ağı parçalıyor gibi çevremizde
azgın atlar boşandıkça sesimin avlusundan
uç benim boynumun soytarısı
dölle ovalı yüreğimi akarsuyunnan
göğsümde serinleyen akçıl kuşların
esirgeyen bağışlayan DİRENME'nin adıyla
indir koynumun yılgısını mor bulutların ordan
indir, indir de
geceleyin dupduru bir iniltiyi
bağrımdaki sağırlıkla değiştirmeye doğru-
Fırlamayım, bıktım tanımlanmaktan.
Leş yiyen akçıl kuşları sevrim çünkü
akçıl gçmen kuşları çünkü
çünkü özentisiz taşra yanakları
gibi çarşılara ilşkin
firegili göklerin altında olmak gibi
yatırları severim
paskalya tatilini.
Her tanım zorlu kilitlerdir belki de
çaput yıldızları aşka dayalı duran
uç benim boynumun soytarısı
böğrümde avrupalı atları koşuşturan
aşkım, tanımım, yanaşmam.
kirle her cemreyi bana doğru olan
unuttum güçbela soluyan perdeleri
dudaklarımı ısırdıkça kabaran akşam
unuttum onu da.
Zaten bir tanım değil midir
tavsayan düşüp kalkmalara
hüznün hacanası diye bildiğim akşam
bir tanım değil midir o kıyısız ellerimiz
fırça çekmeye doğru ölümün bacısına
parmak atmaya doğru şiir okuyaraktan
aşk -bir tanım değil midir-
kusturucu güzellikler ardından.
Her tanım bir ağı parçalıyor gibi çevremizde
azgın atlar boşandıkça sesimin avlusundan
uç benim boynumun soytarısı
dölle ovalı yüreğimi akarsuyunnan
göğsümde serinleyen akçıl kuşların
esirgeyen bağışlayan DİRENME'nin adıyla
indir koynumun yılgısını mor bulutların ordan
indir, indir de
geceleyin dupduru bir iniltiyi
bağrımdaki sağırlıkla değiştirmeye doğru-
Fırlamayım, bıktım tanımlanmaktan.
Leş yiyen akçıl kuşları sevrim çünkü
akçıl gçmen kuşları çünkü
çünkü özentisiz taşra yanakları
gibi çarşılara ilşkin
firegili göklerin altında olmak gibi
yatırları severim
paskalya tatilini.
Her tanım zorlu kilitlerdir belki de
çaput yıldızları aşka dayalı duran
uç benim boynumun soytarısı
böğrümde avrupalı atları koşuşturan
aşkım, tanımım, yanaşmam.
Seni dağladılar, değil mi kalbim,
Her yanın, içi su dolu kabarcık.
Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.
Sensin gökten gelen oklara hedef;
Oyası ateşle işlenen gergef.
Çekme üç beş günlük dünyaya esef!
Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
(1972)
Her yanın, içi su dolu kabarcık.
Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.
Sensin gökten gelen oklara hedef;
Oyası ateşle işlenen gergef.
Çekme üç beş günlük dünyaya esef!
Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
(1972)
Sofrada değişir her şey, ekmek değişmez;
Ne kanun! Değişmez'e hasret çekmek değişmez.
Ne kanun! Değişmez'e hasret çekmek değişmez.
Gazel
Dehenin derdüme dermân dediler cânânum
Bildiler derdümi yohdur dediler dermânun
Olsa mahbûblarun ışkı cehennem sebebi
Hûr u gılmânı kalur kendüsine Rıdvân'un
Geçdi meyhâneden il mest-i mey-i ışkun olup
Ne meleksen ki harâb etdün evin şeytânun
Urmazam sıhhat içün merhem ohun yarasına
İsterem çıhmaya zevk-i elem-i peykânun
Ne bilür ohumayan Mushaf-ı hüsnün şerhin
Yere gökden ne içün indügini Kur'ân'un
Yerden ey dil göge kovmuşdu sirişküm melegi
Anda hem koymayacakdur oları efgânum
Ey Fuzûlî oluben garka-i girdâb-ı cünûn
Gör ne kahrın çekerem döne döne devrânun
Dehenin derdüme dermân dediler cânânum
Bildiler derdümi yohdur dediler dermânun
Olsa mahbûblarun ışkı cehennem sebebi
Hûr u gılmânı kalur kendüsine Rıdvân'un
Geçdi meyhâneden il mest-i mey-i ışkun olup
Ne meleksen ki harâb etdün evin şeytânun
Urmazam sıhhat içün merhem ohun yarasına
İsterem çıhmaya zevk-i elem-i peykânun
Ne bilür ohumayan Mushaf-ı hüsnün şerhin
Yere gökden ne içün indügini Kur'ân'un
Yerden ey dil göge kovmuşdu sirişküm melegi
Anda hem koymayacakdur oları efgânum
Ey Fuzûlî oluben garka-i girdâb-ı cünûn
Gör ne kahrın çekerem döne döne devrânun
Mayın tarlasına düşmüş bir deliyim, hudutta;
Gözüm, sekizinci renk ve dördüncü bulutta....
Gözüm, sekizinci renk ve dördüncü bulutta....
gülünç şapkalarını sahipsiz şapkalarıyla
bazen mavi yanaklı bir yıldızın,
kızdan heykellerini
utanç ve yenilgen
bir gardrop odasında
tanrıya benzer
herşeyim
dünyada
üryan dolaşan bebeğin
özgürlüğün ama herşeyin
özgüre ödünç verilen geleceğin
erişilecek bir üst bir alt kent
bir de
içine durup demir atılacak
bu binek aşkların
delikanlılar sofrasında
kamçılı bağırışları
derken
merhem
yok merhem
derken
avuç içlerinin kadın bölmelerine
kadının iki havuç hacmindeki kadının
en usta hücrelerime
en yanıltıcı en dolup en boşalan
ve en boşa atılan
yıkan hücrelerime
bükülen dizlerime
ve kasılan karın etlerime
kendime gelince ben kim oluyorum
cevherim neyse nereden geliyor
nereden nereye ne mi
duvarların fayans çinko benzerleri
kendime gelince
gözlerini cihan gözlerini
ellerini kollarını parmaklarını
göğsüme göğsüme tam yüzüme
uzatan eşya beyleri
çanak çömlek
varlığına vardığım hücre gece
her yandan karanlıklar biçilir
dikilir üstümüze
yolda kamyonlarla süt satanlar
düşleri
evleri ufalayan ve büyüyen çocuklarından
değerli bir yoldaşlıkla
ödünç alan ihtiyar babalar
ateş yanan sokaktan geçiyorlar
delikanlılar baba ve adam
delikanlılar ve aşk
delikanlılar sevdalı oluşlardan
bir yıldız poyrazı
isa meryem kadar
bir balıkla girince sulara
insanlar kelime hücrelerinde
isanın denizlere dağılan saçlarında
-isa da tam denizlere göre
insanlar isaya göre
eşyalarıyla ve hayvanlarıyla
yaşar akıp giden uslarıyla
geliştire geliştire
bütün ölmek ve öldürmek sınavlarını
anılarda bırakmak için
tanrının ve meryemin yavrularını
delikanlı bir çağanoz fabrikasında
yürekleri devrilir doğum günü bayraklarıyla
kentlere çağrılan ve insan biçimleriyle
nefret biçilen
ve bunları düzenli anneler şeklinde
yalnız düşman getiren
babanın gecelerine
delikanlı
bir sahnenin perdelerinden sonra
katmerli kadife ve kapanan perdelerinden sonra
açılıp kapanan karanlık küçük odalarda
ve karanlık küçük odalarda
bazen mavi yanaklı bir yıldızın,
kızdan heykellerini
utanç ve yenilgen
bir gardrop odasında
tanrıya benzer
herşeyim
dünyada
üryan dolaşan bebeğin
özgürlüğün ama herşeyin
özgüre ödünç verilen geleceğin
erişilecek bir üst bir alt kent
bir de
içine durup demir atılacak
bu binek aşkların
delikanlılar sofrasında
kamçılı bağırışları
derken
merhem
yok merhem
derken
avuç içlerinin kadın bölmelerine
kadının iki havuç hacmindeki kadının
en usta hücrelerime
en yanıltıcı en dolup en boşalan
ve en boşa atılan
yıkan hücrelerime
bükülen dizlerime
ve kasılan karın etlerime
kendime gelince ben kim oluyorum
cevherim neyse nereden geliyor
nereden nereye ne mi
duvarların fayans çinko benzerleri
kendime gelince
gözlerini cihan gözlerini
ellerini kollarını parmaklarını
göğsüme göğsüme tam yüzüme
uzatan eşya beyleri
çanak çömlek
varlığına vardığım hücre gece
her yandan karanlıklar biçilir
dikilir üstümüze
yolda kamyonlarla süt satanlar
düşleri
evleri ufalayan ve büyüyen çocuklarından
değerli bir yoldaşlıkla
ödünç alan ihtiyar babalar
ateş yanan sokaktan geçiyorlar
delikanlılar baba ve adam
delikanlılar ve aşk
delikanlılar sevdalı oluşlardan
bir yıldız poyrazı
isa meryem kadar
bir balıkla girince sulara
insanlar kelime hücrelerinde
isanın denizlere dağılan saçlarında
-isa da tam denizlere göre
insanlar isaya göre
eşyalarıyla ve hayvanlarıyla
yaşar akıp giden uslarıyla
geliştire geliştire
bütün ölmek ve öldürmek sınavlarını
anılarda bırakmak için
tanrının ve meryemin yavrularını
delikanlı bir çağanoz fabrikasında
yürekleri devrilir doğum günü bayraklarıyla
kentlere çağrılan ve insan biçimleriyle
nefret biçilen
ve bunları düzenli anneler şeklinde
yalnız düşman getiren
babanın gecelerine
delikanlı
bir sahnenin perdelerinden sonra
katmerli kadife ve kapanan perdelerinden sonra
açılıp kapanan karanlık küçük odalarda
ve karanlık küçük odalarda
Dem-i subh irdi getür bâdeyi sohbet demidür
Mey-i nâb ile pür it sagarı ‘işret demidür
Yâr ise mahrem-i agyâr göñül hem-dem-i zâr
Gözlerüm kan akıdursa n’ola gayret demidür
Çok belâ çekdi senüñ çeng-i gamunda dil-i zâr
Nâyveş nâleler eylerse şikâyet demidür
‘Aşkuñı saklar idüm sînede ammâ şimdi
Âh idersem beni ‘ayb eyleme fürkat demidür
Mihneti dil ser-i zülfinde çeker ey Bâkî
Kâfiristâna düşen kimsede mihnet demidür
Mey-i nâb ile pür it sagarı ‘işret demidür
Yâr ise mahrem-i agyâr göñül hem-dem-i zâr
Gözlerüm kan akıdursa n’ola gayret demidür
Çok belâ çekdi senüñ çeng-i gamunda dil-i zâr
Nâyveş nâleler eylerse şikâyet demidür
‘Aşkuñı saklar idüm sînede ammâ şimdi
Âh idersem beni ‘ayb eyleme fürkat demidür
Mihneti dil ser-i zülfinde çeker ey Bâkî
Kâfiristâna düşen kimsede mihnet demidür
Dem-i vasluñ irişse çeşm-i ‘âşıkda bükâ artar
Sular tugyân ider evvel bahâr oldukça mâ artar
Kıyâs eyler mi Nîl-i Mısra ol Yûsuf-likâ yaşum
Anuñ mikyâsı yokdur turmaz ol mâ dâ’imâ artar
Bu nûh dûlâbı gerdân eyleyen seyl-âb-ı eşkümdür
Yaşum ser-çeşmesinden bahs idersem mâ-cerâ artar
Sular çaglar tuyûr âvâzesinden kûhsâr iñler
Bahar eyyâmıdur şimden girü şît u sadâ artar
Güzellik burcına bir mâh-ı nevdür ol hilâl-ebrû
Çerâg-ı hüsnine günden güne turmaz ziyâ artar
Dil-i dervîş-i dil-rîşüñ du’â-yı subhgâhından
Belâlar eksilür câh u celâl u kibriyâ artar
Toyılmaz hvân-ı ihsâna kanâ ‘at gelmez insâna
Kerem gördükçe ey Bâkî gedâlardan recâ artar
Sular tugyân ider evvel bahâr oldukça mâ artar
Kıyâs eyler mi Nîl-i Mısra ol Yûsuf-likâ yaşum
Anuñ mikyâsı yokdur turmaz ol mâ dâ’imâ artar
Bu nûh dûlâbı gerdân eyleyen seyl-âb-ı eşkümdür
Yaşum ser-çeşmesinden bahs idersem mâ-cerâ artar
Sular çaglar tuyûr âvâzesinden kûhsâr iñler
Bahar eyyâmıdur şimden girü şît u sadâ artar
Güzellik burcına bir mâh-ı nevdür ol hilâl-ebrû
Çerâg-ı hüsnine günden güne turmaz ziyâ artar
Dil-i dervîş-i dil-rîşüñ du’â-yı subhgâhından
Belâlar eksilür câh u celâl u kibriyâ artar
Toyılmaz hvân-ı ihsâna kanâ ‘at gelmez insâna
Kerem gördükçe ey Bâkî gedâlardan recâ artar
Hayatsız kalmıştım. Birden Dürin
Chopin'in yedi mumaralı valsiyle
balkonda belirdi
cildi çürüyen İstanbul'un üstünden korkulu göz
sonbahar üstüne çöktü. Süsünden öldü şehir
hüznünden oldu. Bir de o gün Şevki bey
biraz çekil kardeşim demesin mi Chopin'e
ravii meçhul
ama inanmak serbest
ben kimseye yetim olduğumu
söylemedim üstelik vesayet altında falan değilim. Sadece
hayatsız kalmıştım. Büyüyünce geçti.
Chopin'in yedi mumaralı valsiyle
balkonda belirdi
cildi çürüyen İstanbul'un üstünden korkulu göz
sonbahar üstüne çöktü. Süsünden öldü şehir
hüznünden oldu. Bir de o gün Şevki bey
biraz çekil kardeşim demesin mi Chopin'e
ravii meçhul
ama inanmak serbest
ben kimseye yetim olduğumu
söylemedim üstelik vesayet altında falan değilim. Sadece
hayatsız kalmıştım. Büyüyünce geçti.
Denizin bir gülüşünü arıyor çocuklar ellerinde oltaları
Geçmişin günün geleceğin yükünü üstünde
Pul pul taşıyan balıkları
Denizin bir gülüşünü yakalıyor çocuklar ellerinde oltaları
Karaköy 1960
Geçmişin günün geleceğin yükünü üstünde
Pul pul taşıyan balıkları
Denizin bir gülüşünü yakalıyor çocuklar ellerinde oltaları
Karaköy 1960
Deniz oldu birkaç kadeh susaslığım kanmaz benim
İniltilerim kesilmez gözüm yaşı dinmez benim
Gel varalım bizim ile ki giresin bahçelere
Daim öter bülbülleri gülistanım solmaz benim
Bizim ilin bahçeleri daim tazedir gülleri
Ma'muredurur bostanım ağyar gülüm üzmez benim
Mansur kadehin nice kez ma'şuka sundu elime
Dört yanımda od vurdular kimse hâlim bilmez benim
Yana yana kül oluban sen ma'şukanın yolunda
Günde bin kez yanar isem dosttan yüzüm dönmez benim
Canım aşkın külüngüne Ferhat olup tuttum başım
Daim dağları keserim Şirin'im hiç sormaz benim
Yunus eydur ey sultanım aşkın ile yandı canım
Gel kılar isen dermanım artık canım ölmez benim
İniltilerim kesilmez gözüm yaşı dinmez benim
Gel varalım bizim ile ki giresin bahçelere
Daim öter bülbülleri gülistanım solmaz benim
Bizim ilin bahçeleri daim tazedir gülleri
Ma'muredurur bostanım ağyar gülüm üzmez benim
Mansur kadehin nice kez ma'şuka sundu elime
Dört yanımda od vurdular kimse hâlim bilmez benim
Yana yana kül oluban sen ma'şukanın yolunda
Günde bin kez yanar isem dosttan yüzüm dönmez benim
Canım aşkın külüngüne Ferhat olup tuttum başım
Daim dağları keserim Şirin'im hiç sormaz benim
Yunus eydur ey sultanım aşkın ile yandı canım
Gel kılar isen dermanım artık canım ölmez benim
Denizin kentini yaktım
Vızıldayıp duran kafamın ortasında
Denizin kentini yaktım
Hurma şırıltılarıyla
Denizin kentini yaktım
Beni çocukluğumdan koparan
Denizin kentini yaktım
Bir kent kadın kabuklarından
Denizin kentini yaktım
Miras kalmış bir alevle
Denizin kentini yaktım
Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle
Tanrıyı anarak kalbi atan
Cami sütunları boğdu
Sararmış gözyaşlarıyla
Kararmış denizin kentini
İstanbul ey sevgili şehir
Dön dön karadan gelen sesime
Son veren zaman yatırında
Denizden getirilen biçimine
Vızıldayıp duran kafamın ortasında
Denizin kentini yaktım
Hurma şırıltılarıyla
Denizin kentini yaktım
Beni çocukluğumdan koparan
Denizin kentini yaktım
Bir kent kadın kabuklarından
Denizin kentini yaktım
Miras kalmış bir alevle
Denizin kentini yaktım
Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle
Tanrıyı anarak kalbi atan
Cami sütunları boğdu
Sararmış gözyaşlarıyla
Kararmış denizin kentini
İstanbul ey sevgili şehir
Dön dön karadan gelen sesime
Son veren zaman yatırında
Denizden getirilen biçimine
Bâga reşk itse revâ ravza-i firdevs-i berîn
Şol kadar zînet ü fer virdi yine Ferverdîn
İrişür bâd-ı seherden nefehât-ı cennât
Mevsim-i Ürdibihişt irdi bihişt oldı zemîn
Demidür lâle yaka bezm-i bahâra meş’al
Gonca-i zanbak ola nergise şem’-i bâlîn
Görinür sahn-ı çemenden yine şâh-ı nergis
Âsmândan nitekim hey’et-i ‘ıkd-ı Pervîn
Bâguñ evrâk-ı bahar u katerât-ı şeb-nem
Dâmenin eyledi pür-sim ü zer ü dürr-i semîn
Nergis-i bâga nazar kıl ne dimekdür bu kim
Câm-ı zerrîn ile ‘ayş eyleye bir hâk-nişîn
Sâhil-i bahr-i ‘Adendür meger etrâf-ı çemen
Dest-i mihr anuñ içün oldı bu gün gevher-çîn
Goncaveş bâg-ı belâda nice bir hâsıl ola
Girih-i hâtır u teşvîş-i dil ü çîn-i cebîn
Bâga ‘azm eyle yüri turma ki sahn-ı gülşen
Cân-fezâdur niteki meclis-i mahdûm-ı güzîn
Hâsıl-ı ‘ömr-i girân-mâye-i Şeyhü’l-islâm
Pertev-i lutf-ı Hudâ nûr-ı hüdâ revnak-ı dîn
Menba’-ı mekremet ü lutf Mehemmed Çelebi
Vâhib-i fazl u ‘atâ sâhib-i ‘izz ü temkîn
Bâg-ı kadrinde anuñ sahn-ı sipihr ü encüm
Bir çemendür ki dökilmiş aña berg-i nesrîn
Kef-i kân hâsiyetinden görüp ihsân nic’olur
Yirlere geçdi hayâdan utanup genc-i defîn
Def’-i Ye’cûc-ı gama işigidür sedd-i sedîd
Men’-i ceyş-i eleme dergehidür hışn-ı hasîn
Nisbet olınsa eger fazlına zannum bu kim
Menzil-i vehmdedür mu’tekad-ı ehl-i yakîn
Defter-i devletine mihver-i eflâk kalem
Hâtem-i kadrine bu günbed-i firûze nigîn
Kabza-i kudretine kavs kemân-ı Rüstem
Nâvek-i re’yine per şeh-per-i Cibrîl-i emîn
Meclis-i ‘işretine bâde şafak bâdiye çarh
Nukl encüm meh ü hûrşîd iki câm-ı zerrîn
Goncaveş tab’ pes-i perde-i ‘uzletde seher
Sakin olmışdı ser-efgende vü dil-teng ü gamîn
Mülhim-i gayb göñül âyinesin karşu tutup
Eyledi tûti-i câna bu kelâmı telkîn
Ruhuña beñzer idi âyine olsa rengîn
Öykünürdi lebüñe la’l olaydı şîrîn
Secde kıldı göricek mâh kaşuñ mihrâbın
Bilmeyen şöyle hayâl eyledi kim ola cebîn
Kime kîn itdi yine çîni var ebrûlaruñuñ
Olmış ol çeşm-i gazâlânelerüñ âhû-yı Çîn
Dil-i âşüfte-sıfat cevr ile pâ-mâl itme
Hindû-yı halka be-gûşuñdur o zülf-i miskîn
Hûn-ı dil sanma görinenleri müjgânumda
Dîde gülzâr-ı ‘izâruñdan olupdur gül-çîn
Ebr-i nîsân gibi bu kilk-i güher-bârına
Eyledi gûş-ı cihânı sadef-i dürr-i semîn
Gerden-i dehre yine silk-i cevâhir takdum
Riştedür ma’ni-i bârîk ü güher lafz-ı güzîn
Serverâ şi’r degül nutk-ı Mesîhâdur bu
Tutalum gayrılar eş’ârı ola sihr-i mübîn
Ne ‘aceb ger ola bu nazm-ı revân rûh-efzâ
Ki senüñ midhat-i cân-perverüñe oldı karîn
Hâsıl ey kân-ı kerem irdi bu gün ol dem kim
Eser-i ‘âtıfet ü lutf zuhûr ide hemîn
Lâyık-ı devlet ü şâyeste-i ikbâl oldur
Kalmaya Bâkî-i bî-çâre melûl ü gamgîn
Söz tamâm oldı niyâz eyleyelüm dergâha
İşidüp diye feleklerde melekler âmîn
Nitekim mâşıta-i dehr ‘arûs-ı çemenüñ
Çihresin eyleye ârâyiş-i zib ü tezyîn
Lutf tab ‘ehline ola nitekim hâlet-bahş
Çihre-i dil-ber ü şi’r-i ter ü âvâz-ı hazîn
Hûr-sîmâlar ile şöyle pür olsun haremüñ
Görüp îmâna gele anı sanem-hâne-i Çîn
Şöyle eş’âr-ı güher-bâr okına aduña kim
Cân u dilden ide Hassân aña yüz bin tahsîn
Andelîbân-ı hoş-elhân-ı gülistân-ı senâ
İdeler medhüñ ile hoş nagamât-ı rengîn
Şol kadar zînet ü fer virdi yine Ferverdîn
İrişür bâd-ı seherden nefehât-ı cennât
Mevsim-i Ürdibihişt irdi bihişt oldı zemîn
Demidür lâle yaka bezm-i bahâra meş’al
Gonca-i zanbak ola nergise şem’-i bâlîn
Görinür sahn-ı çemenden yine şâh-ı nergis
Âsmândan nitekim hey’et-i ‘ıkd-ı Pervîn
Bâguñ evrâk-ı bahar u katerât-ı şeb-nem
Dâmenin eyledi pür-sim ü zer ü dürr-i semîn
Nergis-i bâga nazar kıl ne dimekdür bu kim
Câm-ı zerrîn ile ‘ayş eyleye bir hâk-nişîn
Sâhil-i bahr-i ‘Adendür meger etrâf-ı çemen
Dest-i mihr anuñ içün oldı bu gün gevher-çîn
Goncaveş bâg-ı belâda nice bir hâsıl ola
Girih-i hâtır u teşvîş-i dil ü çîn-i cebîn
Bâga ‘azm eyle yüri turma ki sahn-ı gülşen
Cân-fezâdur niteki meclis-i mahdûm-ı güzîn
Hâsıl-ı ‘ömr-i girân-mâye-i Şeyhü’l-islâm
Pertev-i lutf-ı Hudâ nûr-ı hüdâ revnak-ı dîn
Menba’-ı mekremet ü lutf Mehemmed Çelebi
Vâhib-i fazl u ‘atâ sâhib-i ‘izz ü temkîn
Bâg-ı kadrinde anuñ sahn-ı sipihr ü encüm
Bir çemendür ki dökilmiş aña berg-i nesrîn
Kef-i kân hâsiyetinden görüp ihsân nic’olur
Yirlere geçdi hayâdan utanup genc-i defîn
Def’-i Ye’cûc-ı gama işigidür sedd-i sedîd
Men’-i ceyş-i eleme dergehidür hışn-ı hasîn
Nisbet olınsa eger fazlına zannum bu kim
Menzil-i vehmdedür mu’tekad-ı ehl-i yakîn
Defter-i devletine mihver-i eflâk kalem
Hâtem-i kadrine bu günbed-i firûze nigîn
Kabza-i kudretine kavs kemân-ı Rüstem
Nâvek-i re’yine per şeh-per-i Cibrîl-i emîn
Meclis-i ‘işretine bâde şafak bâdiye çarh
Nukl encüm meh ü hûrşîd iki câm-ı zerrîn
Goncaveş tab’ pes-i perde-i ‘uzletde seher
Sakin olmışdı ser-efgende vü dil-teng ü gamîn
Mülhim-i gayb göñül âyinesin karşu tutup
Eyledi tûti-i câna bu kelâmı telkîn
Ruhuña beñzer idi âyine olsa rengîn
Öykünürdi lebüñe la’l olaydı şîrîn
Secde kıldı göricek mâh kaşuñ mihrâbın
Bilmeyen şöyle hayâl eyledi kim ola cebîn
Kime kîn itdi yine çîni var ebrûlaruñuñ
Olmış ol çeşm-i gazâlânelerüñ âhû-yı Çîn
Dil-i âşüfte-sıfat cevr ile pâ-mâl itme
Hindû-yı halka be-gûşuñdur o zülf-i miskîn
Hûn-ı dil sanma görinenleri müjgânumda
Dîde gülzâr-ı ‘izâruñdan olupdur gül-çîn
Ebr-i nîsân gibi bu kilk-i güher-bârına
Eyledi gûş-ı cihânı sadef-i dürr-i semîn
Gerden-i dehre yine silk-i cevâhir takdum
Riştedür ma’ni-i bârîk ü güher lafz-ı güzîn
Serverâ şi’r degül nutk-ı Mesîhâdur bu
Tutalum gayrılar eş’ârı ola sihr-i mübîn
Ne ‘aceb ger ola bu nazm-ı revân rûh-efzâ
Ki senüñ midhat-i cân-perverüñe oldı karîn
Hâsıl ey kân-ı kerem irdi bu gün ol dem kim
Eser-i ‘âtıfet ü lutf zuhûr ide hemîn
Lâyık-ı devlet ü şâyeste-i ikbâl oldur
Kalmaya Bâkî-i bî-çâre melûl ü gamgîn
Söz tamâm oldı niyâz eyleyelüm dergâha
İşidüp diye feleklerde melekler âmîn
Nitekim mâşıta-i dehr ‘arûs-ı çemenüñ
Çihresin eyleye ârâyiş-i zib ü tezyîn
Lutf tab ‘ehline ola nitekim hâlet-bahş
Çihre-i dil-ber ü şi’r-i ter ü âvâz-ı hazîn
Hûr-sîmâlar ile şöyle pür olsun haremüñ
Görüp îmâna gele anı sanem-hâne-i Çîn
Şöyle eş’âr-ı güher-bâr okına aduña kim
Cân u dilden ide Hassân aña yüz bin tahsîn
Andelîbân-ı hoş-elhân-ı gülistân-ı senâ
İdeler medhüñ ile hoş nagamât-ı rengîn
Bi-hamdi’llâh şeref buldı yine mülk-i
Süleymânî Cülûs itdi sa’âdet tahtına İskender-i sânî
Togup gün gibi zerrîn tâc ile burc-ı sa’âdetden
Yitişdi şarkdan garba ziyâ-yı ‘adl u ihsânı
Beşâretler zemîne âsmânuñ gözleri aydın
Cihânı rûşen itdi pertev-i envâr-ı Yezdânî
Perî gözden nihân olmak ne mümkindür zamânında
Cihânı şöyle nûrânî kılupdur rûy-ı rahşânı
Metâ’-ı ma’rifet geldi revâcın buldugı demler
Zer-efşân eylesün nergisler evrâk-ı gülistânı
Biraz uyhu yüzin görsün felekde dîde-i encüm
Ki çeşm-i baht-ı bî-dârı yiter dehrüñ nigehbânı
Hudâvend-i cihân sultân-ı ‘âdil şâh-ı deryâ-dil
Ser-efrâz u serîr-efrûz-ı tâc u taht-ı sultânî
Penâh-ı dîn ü devlet pâdişâh-ı âsmân-rif’at
Cenâb-ı Şeh Selîm ibni Süleymân Hân-ı ‘Osmânî
Şehenşâh-ı hümâyûn-tâli’ u ferhunde-tal’atdur
Cihân-ı saltanatda ol sa’âdet tahtınuñ hânı
Elinde Hazret-i Dâvûduñ âhendür ki mûm oldı
Ziyâ-bahş olsa âfâka n’ola şemşîr-i bürrânı
Su gibi nâr-ı kahrından erir bir demde
Rûyîn-ten Tokınsa şu’le-i şemşîri nerm eyler Nerîmânı
İner Seyf âyeti gibi ser-i a’dâya şemşîri
Hadîs-i tîg-i pulâdın nice şerh ide Kirmânî
Alevlerdür duhân içre görinür tîgler gûyâ
Ne dem gerd-i siyâhı rezmgâhı kılsa zulmânî
İderler reh-nümâlıklar ‘adem mülkine a’dâya
Guzâtuñ ellerinde nîzeler şem’-i şebistânî
Müselles gösterür dâyim temâşâ eyleseñ elde
Meger kim pâre-i elmâsdur câm-ı dırahşânı
Hudâvendâ sen ol çâpük-süvâr-ı mülk ü devletsin
Ki rahş-ı himmetüñ evvel kademde aldı meydânı
Semenderveş semendüñ yanar od içre atar kendin
Su gibi akıdur degse şirâr-ı na’li sindânı
Felekler farkına basdı kadem devrüñde fazl ehli
Nice pâ-mâl ide dünyâ-yı fânî ehl-i ‘irfânı
Kef-i cûduñ keremler kim kılupdur ehl-i ‘irfâna
Ol ihsanı gül ü nesrîne kılmaz ebr-i nîsânî
Sehâ resminde haddinden tecâvüz eylemez deryâ
Kef-i cûduñ taşırgatmaz kerem vaktinde ‘ummânı
Perîşân itmedi devrüñde hergiz kimseyi kimse
Meger meclisde yârân-ı safâ gül-berg-i handânı
Kafâdâr oldılar şîr ü peleng âhûya sahrâda
İderler şol kadar şimdi ri’âyet hakk-ı cîrânı
Felek gırbâl ile zer buldı dirler hâk-i râhuñda
Miyân-ı hâlede seyr eyleyenler mâh-ı tâbânı
Aña her gûşeden bir ta’ne taşın kondururlardı
Nigînüñle mu’ârız görseler mühr-i Süleymânı
Sabâ gibi güzâr itdüm seher gülzâr-ı medhüñde
Bu ebyâtı terennüm kıldı bir mürg-i hoş-elhânî
Nihâl-i hoş-hırâmuñdur cihân gülzârınuñ bânı
Müsellemdür saña âyîn ü üslûb-ı cihânbânî
Cünûnın gördiler cûlar nihâl-i sîm-sîmâñâ
Gümiş zencîr ile bend itdiler serv-i hırâmânı
Gedâ-yı âsitânuñ âsmâna ser-fürû kılmaz
Begenmez hâsılı kemter kuluñ eyvân-ı Keyvânı
Senâ-hvânuñ olurdı mâh-ı Ken’ân tal’atuñ görse
Saña Yûsuf diyeydi iller aña Yûsuf-ı sânî
Getür câm-ı sürûr-encâmı ey sâkî yiter çekdük
Cefâ-yı devr-i gerdûnı belâ-yı çarh-ı gerdânı
Benem ol ‘âşık-ı şûrîde kim turmaz revân eyler
Dilinden Âb-ı hayvânı gözinden dürr-i galtânı
Zuhûr itdi Zahîrüñ sırrı tab’-ı nükte-dânumda
Akıtdı kendüye şi’rüm revân-ı pâk-i Selmânı
Belâgat kûsın urdum husrevâne heft kişverde
Suhan menşûrına çekdüm bu gün tugrâ-yı Hâkânî
Egerçi pîr-i dânâdur göñül fenn-i belâgatda
Velî olmaz debistân-ı senâñuñ tıfl-ı nâ-dânı
Nisâr-ı şâha lâyık mümkin olsa bir güher bulmak
Kazardum tîşe-i endîşe birle kân-ı imkânı
Du’â-yı devlet-i şâh-ı cihâna başla ey Bâkî
Hudâ pâyende kılsun tâc u taht-ı zıll-ı Yezdânı
Zümürrüd tahtına çıkdukça şâh-ı leşker-i encüm
Cihanı efser-i zerrîn ile kıldukça nûrânî
Ser-efrâz ol serîr-i saltanatda gün gibi dâyim
Münevver kılsun ikbâlüñ bu nüh fîrûze eyvânı
Ziyâ-bahş ol rikâbuñ şu’lesinden mâh u hûrşîde
Semend-i bahtuñ itsün ‘arsa-i ‘âlemde cevlânı
Süleymânî Cülûs itdi sa’âdet tahtına İskender-i sânî
Togup gün gibi zerrîn tâc ile burc-ı sa’âdetden
Yitişdi şarkdan garba ziyâ-yı ‘adl u ihsânı
Beşâretler zemîne âsmânuñ gözleri aydın
Cihânı rûşen itdi pertev-i envâr-ı Yezdânî
Perî gözden nihân olmak ne mümkindür zamânında
Cihânı şöyle nûrânî kılupdur rûy-ı rahşânı
Metâ’-ı ma’rifet geldi revâcın buldugı demler
Zer-efşân eylesün nergisler evrâk-ı gülistânı
Biraz uyhu yüzin görsün felekde dîde-i encüm
Ki çeşm-i baht-ı bî-dârı yiter dehrüñ nigehbânı
Hudâvend-i cihân sultân-ı ‘âdil şâh-ı deryâ-dil
Ser-efrâz u serîr-efrûz-ı tâc u taht-ı sultânî
Penâh-ı dîn ü devlet pâdişâh-ı âsmân-rif’at
Cenâb-ı Şeh Selîm ibni Süleymân Hân-ı ‘Osmânî
Şehenşâh-ı hümâyûn-tâli’ u ferhunde-tal’atdur
Cihân-ı saltanatda ol sa’âdet tahtınuñ hânı
Elinde Hazret-i Dâvûduñ âhendür ki mûm oldı
Ziyâ-bahş olsa âfâka n’ola şemşîr-i bürrânı
Su gibi nâr-ı kahrından erir bir demde
Rûyîn-ten Tokınsa şu’le-i şemşîri nerm eyler Nerîmânı
İner Seyf âyeti gibi ser-i a’dâya şemşîri
Hadîs-i tîg-i pulâdın nice şerh ide Kirmânî
Alevlerdür duhân içre görinür tîgler gûyâ
Ne dem gerd-i siyâhı rezmgâhı kılsa zulmânî
İderler reh-nümâlıklar ‘adem mülkine a’dâya
Guzâtuñ ellerinde nîzeler şem’-i şebistânî
Müselles gösterür dâyim temâşâ eyleseñ elde
Meger kim pâre-i elmâsdur câm-ı dırahşânı
Hudâvendâ sen ol çâpük-süvâr-ı mülk ü devletsin
Ki rahş-ı himmetüñ evvel kademde aldı meydânı
Semenderveş semendüñ yanar od içre atar kendin
Su gibi akıdur degse şirâr-ı na’li sindânı
Felekler farkına basdı kadem devrüñde fazl ehli
Nice pâ-mâl ide dünyâ-yı fânî ehl-i ‘irfânı
Kef-i cûduñ keremler kim kılupdur ehl-i ‘irfâna
Ol ihsanı gül ü nesrîne kılmaz ebr-i nîsânî
Sehâ resminde haddinden tecâvüz eylemez deryâ
Kef-i cûduñ taşırgatmaz kerem vaktinde ‘ummânı
Perîşân itmedi devrüñde hergiz kimseyi kimse
Meger meclisde yârân-ı safâ gül-berg-i handânı
Kafâdâr oldılar şîr ü peleng âhûya sahrâda
İderler şol kadar şimdi ri’âyet hakk-ı cîrânı
Felek gırbâl ile zer buldı dirler hâk-i râhuñda
Miyân-ı hâlede seyr eyleyenler mâh-ı tâbânı
Aña her gûşeden bir ta’ne taşın kondururlardı
Nigînüñle mu’ârız görseler mühr-i Süleymânı
Sabâ gibi güzâr itdüm seher gülzâr-ı medhüñde
Bu ebyâtı terennüm kıldı bir mürg-i hoş-elhânî
Nihâl-i hoş-hırâmuñdur cihân gülzârınuñ bânı
Müsellemdür saña âyîn ü üslûb-ı cihânbânî
Cünûnın gördiler cûlar nihâl-i sîm-sîmâñâ
Gümiş zencîr ile bend itdiler serv-i hırâmânı
Gedâ-yı âsitânuñ âsmâna ser-fürû kılmaz
Begenmez hâsılı kemter kuluñ eyvân-ı Keyvânı
Senâ-hvânuñ olurdı mâh-ı Ken’ân tal’atuñ görse
Saña Yûsuf diyeydi iller aña Yûsuf-ı sânî
Getür câm-ı sürûr-encâmı ey sâkî yiter çekdük
Cefâ-yı devr-i gerdûnı belâ-yı çarh-ı gerdânı
Benem ol ‘âşık-ı şûrîde kim turmaz revân eyler
Dilinden Âb-ı hayvânı gözinden dürr-i galtânı
Zuhûr itdi Zahîrüñ sırrı tab’-ı nükte-dânumda
Akıtdı kendüye şi’rüm revân-ı pâk-i Selmânı
Belâgat kûsın urdum husrevâne heft kişverde
Suhan menşûrına çekdüm bu gün tugrâ-yı Hâkânî
Egerçi pîr-i dânâdur göñül fenn-i belâgatda
Velî olmaz debistân-ı senâñuñ tıfl-ı nâ-dânı
Nisâr-ı şâha lâyık mümkin olsa bir güher bulmak
Kazardum tîşe-i endîşe birle kân-ı imkânı
Du’â-yı devlet-i şâh-ı cihâna başla ey Bâkî
Hudâ pâyende kılsun tâc u taht-ı zıll-ı Yezdânı
Zümürrüd tahtına çıkdukça şâh-ı leşker-i encüm
Cihanı efser-i zerrîn ile kıldukça nûrânî
Ser-efrâz ol serîr-i saltanatda gün gibi dâyim
Münevver kılsun ikbâlüñ bu nüh fîrûze eyvânı
Ziyâ-bahş ol rikâbuñ şu’lesinden mâh u hûrşîde
Semend-i bahtuñ itsün ‘arsa-i ‘âlemde cevlânı
Cihân-ı ma’delet kân-ı mürüvvet
Penâh-ı mülk ü millet nusratü’d-dîn
Şeh-i ‘âdil Süleymân Hân-ı
Gâzî Mu’izzü’d-devle sultânü’s-selâtîn
Ne hoş kıldı görüñ âsâr-ı lutfı
Cihân-ı sûret ü ma’nâyı tezyîn
Virüp fazl u kemâli husrevâne
Ma’ânî mülkine tertîb ü âyîn
Yine nazm eylemiş bir ‘ıkd-ı gevher
İder biñ kerre Hassân görse tahsîn
Misâl-i hurde-i pîrûze hattı
Mücellâ safhası bir levh-i sîmîn
Ya hod zîbâ ter ü tâze benefşe
Der-âgûş eylemiş gül-berg-i nesrîn
Beyâzı gurre-i subh-ı sa’âdet
Sevâdı sürme-i çeşm-i cihân-bîn
Sevâd-ı hatt içinde noktalardan
Şeb-i târîk içinde şekl-i Pervîn
Egerçi noktadur sûretde anlar
Velî ma’nâ yüzinde hâl-i müşgîn
Edâsı Selsebîl-i bâg-ı
Rıdvân Hurûfı ravzadan gelmiş reyâhîn
Ne deryâdur bu şi’rüñ bahri yâ Rab
Ki andan kâ’inât olmış güher-çîn
Nice nâzükdür ol şi’r-i şeker-bâr
Leb-i dil-ber gibi şîrîn ü rengîn
Pes-i âyîne-i tab’ından itdi
Yine tûtî-sıfat Bâkîye telkîn
Şikâr itmek nedür ma’nâ hümâsın
Bulınsa tab’-ı şâhî gibi şâhîn
Kemâlin añlayup bir bir öñinde
Komışlar yüz yire şâhân-ı pîşîn
Cihânda geydügince şâh-ı encüm
Zümürrüd tahtı üzre tâc-ı zerrîn
Hudâ virsün serîr-i saltanatda
Sa’âdet tâcı birle ‘izz ü temkîn
Belâlardan emîn olsun cihânda
İlâhî izzetüñ hakkıçün âmîn
Penâh-ı mülk ü millet nusratü’d-dîn
Şeh-i ‘âdil Süleymân Hân-ı
Gâzî Mu’izzü’d-devle sultânü’s-selâtîn
Ne hoş kıldı görüñ âsâr-ı lutfı
Cihân-ı sûret ü ma’nâyı tezyîn
Virüp fazl u kemâli husrevâne
Ma’ânî mülkine tertîb ü âyîn
Yine nazm eylemiş bir ‘ıkd-ı gevher
İder biñ kerre Hassân görse tahsîn
Misâl-i hurde-i pîrûze hattı
Mücellâ safhası bir levh-i sîmîn
Ya hod zîbâ ter ü tâze benefşe
Der-âgûş eylemiş gül-berg-i nesrîn
Beyâzı gurre-i subh-ı sa’âdet
Sevâdı sürme-i çeşm-i cihân-bîn
Sevâd-ı hatt içinde noktalardan
Şeb-i târîk içinde şekl-i Pervîn
Egerçi noktadur sûretde anlar
Velî ma’nâ yüzinde hâl-i müşgîn
Edâsı Selsebîl-i bâg-ı
Rıdvân Hurûfı ravzadan gelmiş reyâhîn
Ne deryâdur bu şi’rüñ bahri yâ Rab
Ki andan kâ’inât olmış güher-çîn
Nice nâzükdür ol şi’r-i şeker-bâr
Leb-i dil-ber gibi şîrîn ü rengîn
Pes-i âyîne-i tab’ından itdi
Yine tûtî-sıfat Bâkîye telkîn
Şikâr itmek nedür ma’nâ hümâsın
Bulınsa tab’-ı şâhî gibi şâhîn
Kemâlin añlayup bir bir öñinde
Komışlar yüz yire şâhân-ı pîşîn
Cihânda geydügince şâh-ı encüm
Zümürrüd tahtı üzre tâc-ı zerrîn
Hudâ virsün serîr-i saltanatda
Sa’âdet tâcı birle ‘izz ü temkîn
Belâlardan emîn olsun cihânda
İlâhî izzetüñ hakkıçün âmîn
Hat-ı müşgfâmuñla ey gonca-i ter
Şekerdür o lebler mümessek mükerrer
Ne zîbâ yaraşmış o leblerle dendân
Ne hûb imtizâc eylemiş şîr ü şekker
Göñül nakdini aldı ‘ayyâr-ı gamzeñ
Gamuñdan virüp câna dârû-yı hüş-ber
Egerçi ser-âmed geçer şâh-ı sünbül
Mu’anber saçuñla kaçan ola hem-ser
Tolar bûy-ı müşgîn-i zülfüñle ‘âlem
Döner nâfe-i miske çarh-ı müdevver
Meger çîn-i zülfüñde pinhân olupdur
Gubâr-ı der-i şehryâr-ı muzaffer
Cihân-ı kerem Hân Süleymân-ı Gâzî
Şeh-i âsmân-taht u hûrşîd-efser
Hudâvend-i kâmil şehenşâh-ı ‘âdil
Cihân-dâr-ı mukbil şeh-i dâd-güster
Vücûd-ı şerîfiyle dünyâ müşerref
Zamîr-i münîriyle ‘âlem münevver
O Şâh-ı felek-kadr kim dergehine
Mülûk-i cihân bende ‘âlem musahhar
Rikâbında kürsî gerek tâc-ı
Kisrâ Ola şol zamân kim süvâr-ı tek-âver
Mülûk-i zamâne öñince revâne
Rikâb-ı hümâyûnda Hâkân u Kayser
Ne yaña buyursa revâdur getürmek
Devâtın Aristû silâhın Sikender
Eger peyk olurlarsa lâyık öñince
İnüp tâc-ı zerrîn ile heft ahter
Saçar bezme nûrı döker rezme nârı
O tâc-ı murassa’ o tîg-i mücevher
Hat-ı nazm-ı pâki çemenzâr-ı cennet
Elinde kalem çeşme-i âb-ı Kevser
Buhâr-ı bahûrıyla ‘âlem dimâgın
Kılupdur mu’attar o kilk-i mu’anber
Zamân-ı kitâbetde kilk ü mürekkeb
Elinde olur var ise ‘ûd u ‘anber
Nazar ehline mîl-i kuhlü’l-cevâhir
Reg-i cân-ı bed-hvâha nebtîz ü nişter
Nesîm-i revân-bahş-ı subh-ı safâdan
Suhan gülşeninde hırâman sanavber
O güftâr-ı mevzûn u reftâr-ı dil-keş
O sîmâ-yı matbu’ u bâlâ-yı hoş-ter
Selâtîne dîvân olur çünki lâzım
N’ola kılsa tertîb-i dîvân u defter
Debîr-i felek yazmaga vâridâtın
Eşi’’a getürmişdür altun kalemler
Yazınmaga mânend-i nazm-ı
Süreyyâ Varaklar zer-efşân ider çarh-ı ahdar
Yanar şem’-i Nâhid öñinde şihâbuñ
Çeker her gice subha dek cedvel-i zer
Aña cild-i garrâ müzehheb mutallâ
Meh-i ‘âlem-ârâ vü hûrşîd-i enver
Suhan matla’ından güneş gibi togsun
Kosunlar şerîf adını genc-i gevher
Fesâhat gülistânı içre dem-â-dem
Su gibi revân ide bülbüller ezber
Senâsında Bâkî-sıfat ola ‘âciz
Hezârân ola ‘andelîb-i suhanver
Du’â idelüm rûy-ı ikbâl u bahtı
Dem-â-dem ola gül gibi tâze vü ter
İlâhî be-âb-ı ruh-ı âl-i Ahmed
Be-nûr-ı cebîn-i mübîn-i Peyem-ber
Be-dîn-i güzîn-i Nebiyy-i mükerrem
Be-rûh-ı revân-ı Rasûl-i mutahhar
Ümîdin revâ eyle ‘ömrin ziyâde
Mühimmin müheyyâ murâdın müyesser
Şekerdür o lebler mümessek mükerrer
Ne zîbâ yaraşmış o leblerle dendân
Ne hûb imtizâc eylemiş şîr ü şekker
Göñül nakdini aldı ‘ayyâr-ı gamzeñ
Gamuñdan virüp câna dârû-yı hüş-ber
Egerçi ser-âmed geçer şâh-ı sünbül
Mu’anber saçuñla kaçan ola hem-ser
Tolar bûy-ı müşgîn-i zülfüñle ‘âlem
Döner nâfe-i miske çarh-ı müdevver
Meger çîn-i zülfüñde pinhân olupdur
Gubâr-ı der-i şehryâr-ı muzaffer
Cihân-ı kerem Hân Süleymân-ı Gâzî
Şeh-i âsmân-taht u hûrşîd-efser
Hudâvend-i kâmil şehenşâh-ı ‘âdil
Cihân-dâr-ı mukbil şeh-i dâd-güster
Vücûd-ı şerîfiyle dünyâ müşerref
Zamîr-i münîriyle ‘âlem münevver
O Şâh-ı felek-kadr kim dergehine
Mülûk-i cihân bende ‘âlem musahhar
Rikâbında kürsî gerek tâc-ı
Kisrâ Ola şol zamân kim süvâr-ı tek-âver
Mülûk-i zamâne öñince revâne
Rikâb-ı hümâyûnda Hâkân u Kayser
Ne yaña buyursa revâdur getürmek
Devâtın Aristû silâhın Sikender
Eger peyk olurlarsa lâyık öñince
İnüp tâc-ı zerrîn ile heft ahter
Saçar bezme nûrı döker rezme nârı
O tâc-ı murassa’ o tîg-i mücevher
Hat-ı nazm-ı pâki çemenzâr-ı cennet
Elinde kalem çeşme-i âb-ı Kevser
Buhâr-ı bahûrıyla ‘âlem dimâgın
Kılupdur mu’attar o kilk-i mu’anber
Zamân-ı kitâbetde kilk ü mürekkeb
Elinde olur var ise ‘ûd u ‘anber
Nazar ehline mîl-i kuhlü’l-cevâhir
Reg-i cân-ı bed-hvâha nebtîz ü nişter
Nesîm-i revân-bahş-ı subh-ı safâdan
Suhan gülşeninde hırâman sanavber
O güftâr-ı mevzûn u reftâr-ı dil-keş
O sîmâ-yı matbu’ u bâlâ-yı hoş-ter
Selâtîne dîvân olur çünki lâzım
N’ola kılsa tertîb-i dîvân u defter
Debîr-i felek yazmaga vâridâtın
Eşi’’a getürmişdür altun kalemler
Yazınmaga mânend-i nazm-ı
Süreyyâ Varaklar zer-efşân ider çarh-ı ahdar
Yanar şem’-i Nâhid öñinde şihâbuñ
Çeker her gice subha dek cedvel-i zer
Aña cild-i garrâ müzehheb mutallâ
Meh-i ‘âlem-ârâ vü hûrşîd-i enver
Suhan matla’ından güneş gibi togsun
Kosunlar şerîf adını genc-i gevher
Fesâhat gülistânı içre dem-â-dem
Su gibi revân ide bülbüller ezber
Senâsında Bâkî-sıfat ola ‘âciz
Hezârân ola ‘andelîb-i suhanver
Du’â idelüm rûy-ı ikbâl u bahtı
Dem-â-dem ola gül gibi tâze vü ter
İlâhî be-âb-ı ruh-ı âl-i Ahmed
Be-nûr-ı cebîn-i mübîn-i Peyem-ber
Be-dîn-i güzîn-i Nebiyy-i mükerrem
Be-rûh-ı revân-ı Rasûl-i mutahhar
Ümîdin revâ eyle ‘ömrin ziyâde
Mühimmin müheyyâ murâdın müyesser
Râh-ı çeşmümden dile tâb-ı ruh-ı cânân gelür
Hâne-i câna ziyâ-yı mihr-i nûr-efşân gelür
Vasl-ı yâra cân ile oldur hırîdâr oldugum
Gelse biñ nakd-i revâne bir demi erzân gelür
Bâğbân-ı gülşen-i ‘aşkuñ olan ‘âşıklara
Dâgı gül dûd-ı kebûdı sünbül ü reyhân gelür
Nûş-ı cân eyler göñül cem’iyyet-i hâtır bulur
Târmâr eyler yine ol gözleri mestân gelür
Câm-ı gül-gûn nûş ider hûn-âbe-i eşkin döker
Beñzine bir pâre ‘âşık derdmendüñ kan gelür
Senden ayrılmak katı müşkil belâdur dûstum
Yoluña ölmek egerçi ‘âşıka âsân gelür
Bulsa câm-ı la’l-i cân-bahş-ı lebüñden cür’a hâk
Hâk içinde mürde-i sad-sâle cisme cân gelür
Sâdıkam cândan baña ‘aşkuñ ‘azîz oldı disem
Sanma girçek ‘âşıkuñdan dûstum yalan gelür
Cânuma canlar katar gelse peyâm-ı vasl-ı yâr
San nesîm-i lutf-ı şâhenşâh-ı ‘âlî-şân gelür
Hân Murâd ol kâ’inâtuñ kıble-i ikbâli kim
Ka’be-i dergâhına şâhân u dervîşân gelür
Şehr-i dârü’1-mülk-i ‘adlin seyr iden ‘âriflere
Hıtta-i ma’mûre-i ‘âlem dih-i vîrân gelür
Âleme çekdi simât-ı ni’met-i bî-minnetin
Şâhlar şeh-zâdeler dergâhına mihmân gelür
Âsitânı hâkini kıldı Kırım hânı konak
İrte bir gün seyr idüñ hâkân-ı Türkistân gelür
Bir hatâ zann eyleyüp ebrûların çîn eylese
Cân atar dergâhına Fagfûr ile Hâkân gelür
Perçem-i tûgından irdükçe Frengistâna tâb
Sâye-i serv-i bülend-i kaddin özler bân gelür
Şâdmân olsun ‘Acemler gözleri aydın yine
Mîr Haydar nûr-ı çeşm-i husrev-i Îrân gelür
Kanı ol gelmez diyü bahs eyleyen câhilceler
Hak budur kim ‘âkıle anlar katı nâ-dân gelür
El süvâr oldı kümeyt-i hâmeye şimden girü
Sanma Bâkî gibi şâhâ fâris-i meydân gelür
Şimdi gûş-ı cân ile diñler cihân eş’ârumı
Medhüñ itsem bir yire mecmû’-ı ins ü cân gelür
Okudukça na’tuñı her gûşeden gûş itmege
Cân-ı Selmân rûh-ı pâk-i Hazret-i Hassân gelür
Bî-nihâyet lutfuña lâyık edâ mümkin degül
Gerçi ma’nâ hâtıra bî-hadd ü bî-pâyân gelür
Arsa-i sîmîn-i subh üstinde dâ’im gûy-ı zer
Tâ ham-ı çevgân-ı gerdûn içre ser-gerdân gelür
Hasm-ı gerden-keş izüñ tozına kılsun ser-fürû
Ser-fürû kılmazsa bir gün kellesi galtân gelür
Hâne-i câna ziyâ-yı mihr-i nûr-efşân gelür
Vasl-ı yâra cân ile oldur hırîdâr oldugum
Gelse biñ nakd-i revâne bir demi erzân gelür
Bâğbân-ı gülşen-i ‘aşkuñ olan ‘âşıklara
Dâgı gül dûd-ı kebûdı sünbül ü reyhân gelür
Nûş-ı cân eyler göñül cem’iyyet-i hâtır bulur
Târmâr eyler yine ol gözleri mestân gelür
Câm-ı gül-gûn nûş ider hûn-âbe-i eşkin döker
Beñzine bir pâre ‘âşık derdmendüñ kan gelür
Senden ayrılmak katı müşkil belâdur dûstum
Yoluña ölmek egerçi ‘âşıka âsân gelür
Bulsa câm-ı la’l-i cân-bahş-ı lebüñden cür’a hâk
Hâk içinde mürde-i sad-sâle cisme cân gelür
Sâdıkam cândan baña ‘aşkuñ ‘azîz oldı disem
Sanma girçek ‘âşıkuñdan dûstum yalan gelür
Cânuma canlar katar gelse peyâm-ı vasl-ı yâr
San nesîm-i lutf-ı şâhenşâh-ı ‘âlî-şân gelür
Hân Murâd ol kâ’inâtuñ kıble-i ikbâli kim
Ka’be-i dergâhına şâhân u dervîşân gelür
Şehr-i dârü’1-mülk-i ‘adlin seyr iden ‘âriflere
Hıtta-i ma’mûre-i ‘âlem dih-i vîrân gelür
Âleme çekdi simât-ı ni’met-i bî-minnetin
Şâhlar şeh-zâdeler dergâhına mihmân gelür
Âsitânı hâkini kıldı Kırım hânı konak
İrte bir gün seyr idüñ hâkân-ı Türkistân gelür
Bir hatâ zann eyleyüp ebrûların çîn eylese
Cân atar dergâhına Fagfûr ile Hâkân gelür
Perçem-i tûgından irdükçe Frengistâna tâb
Sâye-i serv-i bülend-i kaddin özler bân gelür
Şâdmân olsun ‘Acemler gözleri aydın yine
Mîr Haydar nûr-ı çeşm-i husrev-i Îrân gelür
Kanı ol gelmez diyü bahs eyleyen câhilceler
Hak budur kim ‘âkıle anlar katı nâ-dân gelür
El süvâr oldı kümeyt-i hâmeye şimden girü
Sanma Bâkî gibi şâhâ fâris-i meydân gelür
Şimdi gûş-ı cân ile diñler cihân eş’ârumı
Medhüñ itsem bir yire mecmû’-ı ins ü cân gelür
Okudukça na’tuñı her gûşeden gûş itmege
Cân-ı Selmân rûh-ı pâk-i Hazret-i Hassân gelür
Bî-nihâyet lutfuña lâyık edâ mümkin degül
Gerçi ma’nâ hâtıra bî-hadd ü bî-pâyân gelür
Arsa-i sîmîn-i subh üstinde dâ’im gûy-ı zer
Tâ ham-ı çevgân-ı gerdûn içre ser-gerdân gelür
Hasm-ı gerden-keş izüñ tozına kılsun ser-fürû
Ser-fürû kılmazsa bir gün kellesi galtân gelür
İtdi şehri şeref-i makdem-i Sultân-ı cihân
Reşk-i bâg-ı İrem ü gayret-i gülzâr-ı cinân
Şâdmân oldı bu gün devr-i kühen-sâl yine
Vuslat-ı Yûsuf ile niteki pîr-i Ken’ân
Rûşen oldı açılup dîde-i Ya’kûb-ı emel
Demidür menzil-i ‘işret ola Beytü’l-ahzân
Ol zamân irdi ki biñ şevk ile tâvûs-ı neşât
İde sahn-ı harem-i bâg-ı cihânda cevlân
Mehçe-i râyet-i mansûr-ı cihân-efrûzı
Matla’-ı subh-ı zaferden yine oldı tâbân
Umaruz kim bulına Ka’be-i maksûda vüsûl
Geçdi çün devlet ile yirlü yirine erkân
Devlet ikbâl kılup eyledi tâli’ yârî
Hâsılı üstümüze döndi sipihr-i gerdân
Nice dem derd ile dem-beste kalup gonca-sıfat
Bagrumuz delmiş idi mihnet-i hâr-ı hicrân
Hamdü li’llâh visâl-i Şeh-i ferhunde-hısâl
Kalbümüz açdı yine niteki verd-i handân
Güher-i kân-ı kerem nakd-i hayât-ı ‘âlem
Rûhdur cismi cihân milketine hükmi revân
Hâfız-ı dîn-î kavî hâmî-i şer’-i
Nebevî Tâyi’-i emr-i Hudâ tâbi’-i nass-ı Kur’ân
Husrev-i Cem-’azamet dâver-i Hâkân-satvet
Belki eñ kem kulı Cem ‘abd-i hakîri Hâkân
Dâver-i devr-i zamân Şâh Süleymân ol kim
Yüz sürer pây-i semendine mülûk-i devrân
Şâh-ı Cemşîd-haşem Husrev-i hurşîd-’alem
Ser ü ser-dâr-ı ser-efrâz-ı selâtîn-i zamân
Hâk-i râhı güher-i tâc-ı selâtîn-i cihân
Ayağı topragıdur sürme-i ‘ayn-ı a’yân
Tâc-dârân-ı cihân sâye-nişîn-i ‘alemi
Ser-fırâzân-ı memâlik yolına ser-bâzân
Güher-i tâcı ziyâsıyla memâlik rûşen
Hançer-i ‘adli cilâsıyla cihân pür-leme’ân
Harem-i kadrine bir günbed-i zerkâr felek
Aña bir tâk-ı murassa’ kemer-i kâh-keşân
Âteş-i şu’le-i şemşîr-i cihân-tâbından
Küfr ü ilhâd kütüb-hânesin itdi sûzân
Tâcdârâ başına teng ola tâc-ı Dârâ
Hidmet-i hâk-i derüñ bilmez ise rif’at-i şân
Felek-i saltanatuñ seb’a-i seyyâresidür
Kâmkârâ o yedi ser-’alem-i nûr-efşân
Eyledi leşger-i mansûruñ o bayraklar ile
Vâdî-i nusret ü deşt-i zaferi lâlesitân
Gâzîler pây-i semendin yine hınnâladılar
Hûn-ı a’dayı o dem k’eylediler seyl-i revân
Tûp idüp kellelerin ‘arsada tîguñ dâyim
Düşmen-i dîni bu üslûba kılur ser-gerdân
Ser-i a’dâñı boyar kana dem-â-dem kılıcuñ
Anlara halk anuñ’çün didiler sürh-serân
Lutf-ı Hakk ile bu gün oldı eyâ kân-ı kerem
Bir nice fazl senüñ şân-ı şerîfüñde ‘ayân
Adl ü dâd-ı ‘Ömer ü sıdk u safâ-yı Sıddîk
İlm ü ‘irfân-ı ‘Alî hilm ü hayâ-yı ‘Osmân
Saña Kisrîyi ‘adâletde mu’âdil tutsam
Fazladur sende olan devlet-i dîn ü îmân
Ravza-i dîn ü çemenzâr-ı şerî’at olalı
Matar-ı lutfuñ ile milket-i Rûm âbâdân
Menzil-i zendeka vü mecma’-ı ilhâd olalı
Sarsar-ı kahruñ ile hıtta-i Îrân vîrân
Mahv olupdur ser-i şemşîr-i cihân-gîrüñ ile
Levh-i ‘âlemde olan nakş-ı dalâl u tugyân
Halk râhatda sehâb-ı keremüñ feyzinden
Belî uyhu getürür tab’a hevâ-yı bârân
Bâreka’llâh zehî Pâdişeh-i ‘âdil kim
Şarkdan garba degin buldı cihân emn ü emân
Levhaşa’llâh zehî saltanat-ı kâhire kim
Kâfdan Kâfa cihân cümle mutî’-i fermân
Arsa-i medh ü senânuñ bulımaz pâyânın
Peyk-i endîşe eger biñ yıl olursa pûyân
Oldı vasf-ı suhan-ârâñ ile şi’r-i Bâkî
Rif’at-i pâyede hem-sâye-i nazm-ı Selmân
İrdi Selmâna sözi şi’ri kemâlin buldı
Lutfuña kaldı eyâ husrev-i sâhib-dîvân
Bahr-i nazm içre bu gün dürr-i girân-mâye iken
Hâk-i zilletde kalupdur nitekim gevher-i kân
Hâkden kaldur eyâ dâver-i dîn-perver kim
Nushadur cümle ser-â-pây Hadîs ü Kur’ân
Serverâ devr-i felekden yine şekvâmuz var
Tapuñâ ‘arz idelüm ruhsat olursa el-ân
Muktedâ-yı ‘ulemâ Hazret-i Kâdî-zâde
Ma’din-i fazl u hüner menba’-ı ‘ilm ü ‘irfân
Ol zamân kim birisin medrese-i ‘âliyenüñ
Eyledüñ aña kemâl-i keremüñden ihsân
Bu tarîkuñ nice yıl künc-i medârisde yatup
Elemin çekmiş iken her birümüz nice zamân
Şeref-i hidmetine yüz süre geldük gûyâ
Cûylar kim olalar tâlib-i bahr-i ‘ummân
Arsa-i bahse girüp cevherümüz ‘arz itdük
Tîgveş her birümüz şimdi kalupdur ‘uryân
Zillet ü mihnet ile şimdi tamâm üç yıldur
Yaturuz zâviye-i hücrede bî-nâm u nişân
İrdiler pâye-i a’lâya ser-â-ser emsâl
Buldılar mertebe-i ‘âliye cümle akrân
Ne revâdur fuzalâ kala kıbâb altında
Kim görüpdür k’ola deryâyı habâb içre nihân
Mihnet-i fakr belâ gayret-i akrân müşkil
Fukarâ bendelerüñ arada deng ü hayrân
Bir yıl emrüñle binâ hidmetine nâzır olup
Gördük ol maslahat-ı hayrı bi-kadri’1-imkân
Bu fakîr anda turup hidmete meşgûl oldum
İtmeyüp zerrece sa’yinde kusûr u noksân
Hâsılı cûd u kerem vakti irişdi şimdi
Lutfuña nâzıruz ey Pâdişeh-ı ‘âli-şân
Sûz-ı dilden bu kadar yanmaz idüm hidmetüñe
Câna kâr eylemese âteş-i dâg-ı hirmân
Merhamet mevsimi ihsân demidür sultânum
Lutf kıl her ne ise devletüñe lâyık olan
Bezl ile az ola mı ni’met-i cûd u keremüñ
Yimeden eksile mi hvân-ı Halîlü’r-Rahmân
Serverâ tevsen-i eyyâm katı ser-keşdür
Aña lutf eyle iñen eyleme irhâ-yı ‘inân
Emr-i ‘âlî yine dergâh-ı mu’allâñuñdur
Hele biz eyleyelüm vâki’-i ahvâli beyân
Zehre-i çûn u çirâ kimsede yokdur hâşâ
Südde-i devletüñüñdür yine bâkî fermân
Her seher tâ ki nücûm üzre niyâm-ı şebden
Çıkara tîg-i cihân-gîrini mihr-i rahşân
Kılıcuñ üstün ola niteki tîg-i hûrşîd
Sâye-i saltanatuñda ola âsûde cihân
Reşk-i bâg-ı İrem ü gayret-i gülzâr-ı cinân
Şâdmân oldı bu gün devr-i kühen-sâl yine
Vuslat-ı Yûsuf ile niteki pîr-i Ken’ân
Rûşen oldı açılup dîde-i Ya’kûb-ı emel
Demidür menzil-i ‘işret ola Beytü’l-ahzân
Ol zamân irdi ki biñ şevk ile tâvûs-ı neşât
İde sahn-ı harem-i bâg-ı cihânda cevlân
Mehçe-i râyet-i mansûr-ı cihân-efrûzı
Matla’-ı subh-ı zaferden yine oldı tâbân
Umaruz kim bulına Ka’be-i maksûda vüsûl
Geçdi çün devlet ile yirlü yirine erkân
Devlet ikbâl kılup eyledi tâli’ yârî
Hâsılı üstümüze döndi sipihr-i gerdân
Nice dem derd ile dem-beste kalup gonca-sıfat
Bagrumuz delmiş idi mihnet-i hâr-ı hicrân
Hamdü li’llâh visâl-i Şeh-i ferhunde-hısâl
Kalbümüz açdı yine niteki verd-i handân
Güher-i kân-ı kerem nakd-i hayât-ı ‘âlem
Rûhdur cismi cihân milketine hükmi revân
Hâfız-ı dîn-î kavî hâmî-i şer’-i
Nebevî Tâyi’-i emr-i Hudâ tâbi’-i nass-ı Kur’ân
Husrev-i Cem-’azamet dâver-i Hâkân-satvet
Belki eñ kem kulı Cem ‘abd-i hakîri Hâkân
Dâver-i devr-i zamân Şâh Süleymân ol kim
Yüz sürer pây-i semendine mülûk-i devrân
Şâh-ı Cemşîd-haşem Husrev-i hurşîd-’alem
Ser ü ser-dâr-ı ser-efrâz-ı selâtîn-i zamân
Hâk-i râhı güher-i tâc-ı selâtîn-i cihân
Ayağı topragıdur sürme-i ‘ayn-ı a’yân
Tâc-dârân-ı cihân sâye-nişîn-i ‘alemi
Ser-fırâzân-ı memâlik yolına ser-bâzân
Güher-i tâcı ziyâsıyla memâlik rûşen
Hançer-i ‘adli cilâsıyla cihân pür-leme’ân
Harem-i kadrine bir günbed-i zerkâr felek
Aña bir tâk-ı murassa’ kemer-i kâh-keşân
Âteş-i şu’le-i şemşîr-i cihân-tâbından
Küfr ü ilhâd kütüb-hânesin itdi sûzân
Tâcdârâ başına teng ola tâc-ı Dârâ
Hidmet-i hâk-i derüñ bilmez ise rif’at-i şân
Felek-i saltanatuñ seb’a-i seyyâresidür
Kâmkârâ o yedi ser-’alem-i nûr-efşân
Eyledi leşger-i mansûruñ o bayraklar ile
Vâdî-i nusret ü deşt-i zaferi lâlesitân
Gâzîler pây-i semendin yine hınnâladılar
Hûn-ı a’dayı o dem k’eylediler seyl-i revân
Tûp idüp kellelerin ‘arsada tîguñ dâyim
Düşmen-i dîni bu üslûba kılur ser-gerdân
Ser-i a’dâñı boyar kana dem-â-dem kılıcuñ
Anlara halk anuñ’çün didiler sürh-serân
Lutf-ı Hakk ile bu gün oldı eyâ kân-ı kerem
Bir nice fazl senüñ şân-ı şerîfüñde ‘ayân
Adl ü dâd-ı ‘Ömer ü sıdk u safâ-yı Sıddîk
İlm ü ‘irfân-ı ‘Alî hilm ü hayâ-yı ‘Osmân
Saña Kisrîyi ‘adâletde mu’âdil tutsam
Fazladur sende olan devlet-i dîn ü îmân
Ravza-i dîn ü çemenzâr-ı şerî’at olalı
Matar-ı lutfuñ ile milket-i Rûm âbâdân
Menzil-i zendeka vü mecma’-ı ilhâd olalı
Sarsar-ı kahruñ ile hıtta-i Îrân vîrân
Mahv olupdur ser-i şemşîr-i cihân-gîrüñ ile
Levh-i ‘âlemde olan nakş-ı dalâl u tugyân
Halk râhatda sehâb-ı keremüñ feyzinden
Belî uyhu getürür tab’a hevâ-yı bârân
Bâreka’llâh zehî Pâdişeh-i ‘âdil kim
Şarkdan garba degin buldı cihân emn ü emân
Levhaşa’llâh zehî saltanat-ı kâhire kim
Kâfdan Kâfa cihân cümle mutî’-i fermân
Arsa-i medh ü senânuñ bulımaz pâyânın
Peyk-i endîşe eger biñ yıl olursa pûyân
Oldı vasf-ı suhan-ârâñ ile şi’r-i Bâkî
Rif’at-i pâyede hem-sâye-i nazm-ı Selmân
İrdi Selmâna sözi şi’ri kemâlin buldı
Lutfuña kaldı eyâ husrev-i sâhib-dîvân
Bahr-i nazm içre bu gün dürr-i girân-mâye iken
Hâk-i zilletde kalupdur nitekim gevher-i kân
Hâkden kaldur eyâ dâver-i dîn-perver kim
Nushadur cümle ser-â-pây Hadîs ü Kur’ân
Serverâ devr-i felekden yine şekvâmuz var
Tapuñâ ‘arz idelüm ruhsat olursa el-ân
Muktedâ-yı ‘ulemâ Hazret-i Kâdî-zâde
Ma’din-i fazl u hüner menba’-ı ‘ilm ü ‘irfân
Ol zamân kim birisin medrese-i ‘âliyenüñ
Eyledüñ aña kemâl-i keremüñden ihsân
Bu tarîkuñ nice yıl künc-i medârisde yatup
Elemin çekmiş iken her birümüz nice zamân
Şeref-i hidmetine yüz süre geldük gûyâ
Cûylar kim olalar tâlib-i bahr-i ‘ummân
Arsa-i bahse girüp cevherümüz ‘arz itdük
Tîgveş her birümüz şimdi kalupdur ‘uryân
Zillet ü mihnet ile şimdi tamâm üç yıldur
Yaturuz zâviye-i hücrede bî-nâm u nişân
İrdiler pâye-i a’lâya ser-â-ser emsâl
Buldılar mertebe-i ‘âliye cümle akrân
Ne revâdur fuzalâ kala kıbâb altında
Kim görüpdür k’ola deryâyı habâb içre nihân
Mihnet-i fakr belâ gayret-i akrân müşkil
Fukarâ bendelerüñ arada deng ü hayrân
Bir yıl emrüñle binâ hidmetine nâzır olup
Gördük ol maslahat-ı hayrı bi-kadri’1-imkân
Bu fakîr anda turup hidmete meşgûl oldum
İtmeyüp zerrece sa’yinde kusûr u noksân
Hâsılı cûd u kerem vakti irişdi şimdi
Lutfuña nâzıruz ey Pâdişeh-ı ‘âli-şân
Sûz-ı dilden bu kadar yanmaz idüm hidmetüñe
Câna kâr eylemese âteş-i dâg-ı hirmân
Merhamet mevsimi ihsân demidür sultânum
Lutf kıl her ne ise devletüñe lâyık olan
Bezl ile az ola mı ni’met-i cûd u keremüñ
Yimeden eksile mi hvân-ı Halîlü’r-Rahmân
Serverâ tevsen-i eyyâm katı ser-keşdür
Aña lutf eyle iñen eyleme irhâ-yı ‘inân
Emr-i ‘âlî yine dergâh-ı mu’allâñuñdur
Hele biz eyleyelüm vâki’-i ahvâli beyân
Zehre-i çûn u çirâ kimsede yokdur hâşâ
Südde-i devletüñüñdür yine bâkî fermân
Her seher tâ ki nücûm üzre niyâm-ı şebden
Çıkara tîg-i cihân-gîrini mihr-i rahşân
Kılıcuñ üstün ola niteki tîg-i hûrşîd
Sâye-i saltanatuñda ola âsûde cihân
Te’âla’llâh zehî tâk-ı bülend-i âsmânâsâ
Hezâr ahsent ey burc-ı felek-kadr u semâ-sîmâ
Aceb beyt-i musanna’dur bulınmaz degme dîvânda
Ferah-bahş u safâ-güster neşât-engîz ü rûh-efzâ
İki mısrâ’ iki yanında hoş mevzûn u dil-keşdür
Der-i devlet-sarây-ı dil-güşâ bir matla’-ı garrâ
Harîm-i hâsa yol virmez açılmaz şahs-ı nâ-dâna
Nigâr-ı pâk-dâmendür münakkaş perdesi gûyâ
Murassa’ câmlarla bir ‘aceb şâhâne meclisdür
Düşinde görmedi Cem böyle ‘işret-hâne-i zîbâ
Görüp ol câm-ı gül-rengi seherden eyler âhengi
Sanur güllerle zeyn olmış kafesdür bülbül-i şeydâ
Nedür ol gûşe-i bâmındaki âvîzeler dirseñ
O zîbâ turraya bir şânedür kim itdiler peydâ
Dem-â-dem sîm ü zer micmer kılur ol turraya hem-ser
Duhân-ı ‘ûd u ‘anberden kemend-i zülf-i müşgâsâ
Libâs-ı hüsn ile bir şûh-ı sîm-endâma dönmişdür
Der ü dîvârı zeyn olmış ser-â-ser atlas u dîbâ
Letâfetde ruhâmı sîm-i hâmı itdi bî-ragbet
Mücellâ mermeri mevcin görenler sandılar hârâ
İrem bâgı aña nisbet degül bir taşına kıymet
Egerçi kıymeti taş iledür bünyâdı ser-tâ-pâ
Zülâlinden ‘ibâretdür nesîminden kinâyetdür
Safâ-yı çeşme-i Kevser hevâ-yı Cennetü’l-me’vâ
Nice matbû’ u mevzûn olmaz ol kasr-ı mu’allâ kim
Aña mi’mâr ola tedbir-i sâhib-re’y-i mülk-ârâ
Cihân-ı himmetüñ bahr-i firâvânı Ferîdûn Beg
Ki üstine habâb olmış anuñ ol kubbe-i ‘ulyâ
Sütûr-ı nâmesinden mülk ü millet sebzesi hurrem
Sütûn-ı hâmesinden dîn ü devlet haymesi ber-pâ
Sadef gûşın müzeyyen kılmag içün dürr-i lafzından
Kelâmın istimâ’ eyler pes-i dîvârdan deryâ
Dühûl-i meclis-i hâsına ruhsat mümkin olmazsa
Buhârîden gelür diñler hadîsin tâlib-i ma’nâ
Hezârân mürdeye bir demde lutfuñ tâze cân virdi
Mesîhâ resm ü âyînin muhassal eyledüñ ihyâ
Cihânda bir kurı adı kalupdur çeşme-i Hızruñ
Sen eylersin bu gün Âb-ı hayât ahkâmını icrâ
Kef-i cûduñ vücûd iklîmine bir tarh-ı nev saldı
‘İmâret buldı lutfuñla sarây-ı kühne-i dünyâ
Sipihrüñ nitekim câm-ı zümürrüdfâmı devr eyler
Olur ‘işret-sarây-ı halk tâ nüh günbed-i hadrâ
Cihânda sâgar-ı devlet murâduñ üzre devr itsün
Göñül hoşlıkların kılsun müyesser Hazret-i Mevlâ
Nigehdâruñ Hudâvend-i zemîn ü âsmân olsun
Cihân turdukça âbâd olsun ol tâk-ı felek-fersâ
Hezâr ahsent ey burc-ı felek-kadr u semâ-sîmâ
Aceb beyt-i musanna’dur bulınmaz degme dîvânda
Ferah-bahş u safâ-güster neşât-engîz ü rûh-efzâ
İki mısrâ’ iki yanında hoş mevzûn u dil-keşdür
Der-i devlet-sarây-ı dil-güşâ bir matla’-ı garrâ
Harîm-i hâsa yol virmez açılmaz şahs-ı nâ-dâna
Nigâr-ı pâk-dâmendür münakkaş perdesi gûyâ
Murassa’ câmlarla bir ‘aceb şâhâne meclisdür
Düşinde görmedi Cem böyle ‘işret-hâne-i zîbâ
Görüp ol câm-ı gül-rengi seherden eyler âhengi
Sanur güllerle zeyn olmış kafesdür bülbül-i şeydâ
Nedür ol gûşe-i bâmındaki âvîzeler dirseñ
O zîbâ turraya bir şânedür kim itdiler peydâ
Dem-â-dem sîm ü zer micmer kılur ol turraya hem-ser
Duhân-ı ‘ûd u ‘anberden kemend-i zülf-i müşgâsâ
Libâs-ı hüsn ile bir şûh-ı sîm-endâma dönmişdür
Der ü dîvârı zeyn olmış ser-â-ser atlas u dîbâ
Letâfetde ruhâmı sîm-i hâmı itdi bî-ragbet
Mücellâ mermeri mevcin görenler sandılar hârâ
İrem bâgı aña nisbet degül bir taşına kıymet
Egerçi kıymeti taş iledür bünyâdı ser-tâ-pâ
Zülâlinden ‘ibâretdür nesîminden kinâyetdür
Safâ-yı çeşme-i Kevser hevâ-yı Cennetü’l-me’vâ
Nice matbû’ u mevzûn olmaz ol kasr-ı mu’allâ kim
Aña mi’mâr ola tedbir-i sâhib-re’y-i mülk-ârâ
Cihân-ı himmetüñ bahr-i firâvânı Ferîdûn Beg
Ki üstine habâb olmış anuñ ol kubbe-i ‘ulyâ
Sütûr-ı nâmesinden mülk ü millet sebzesi hurrem
Sütûn-ı hâmesinden dîn ü devlet haymesi ber-pâ
Sadef gûşın müzeyyen kılmag içün dürr-i lafzından
Kelâmın istimâ’ eyler pes-i dîvârdan deryâ
Dühûl-i meclis-i hâsına ruhsat mümkin olmazsa
Buhârîden gelür diñler hadîsin tâlib-i ma’nâ
Hezârân mürdeye bir demde lutfuñ tâze cân virdi
Mesîhâ resm ü âyînin muhassal eyledüñ ihyâ
Cihânda bir kurı adı kalupdur çeşme-i Hızruñ
Sen eylersin bu gün Âb-ı hayât ahkâmını icrâ
Kef-i cûduñ vücûd iklîmine bir tarh-ı nev saldı
‘İmâret buldı lutfuñla sarây-ı kühne-i dünyâ
Sipihrüñ nitekim câm-ı zümürrüdfâmı devr eyler
Olur ‘işret-sarây-ı halk tâ nüh günbed-i hadrâ
Cihânda sâgar-ı devlet murâduñ üzre devr itsün
Göñül hoşlıkların kılsun müyesser Hazret-i Mevlâ
Nigehdâruñ Hudâvend-i zemîn ü âsmân olsun
Cihân turdukça âbâd olsun ol tâk-ı felek-fersâ
Derd ile giryân olayın bir zamân
Aşk ile sûzân olayın bir zamân
Rûz u şeb feryâd edip gül şevkına
Bülbül-i nâlân olayın bir zamân
Erişem şâyed ki bahr-i Kulzüm'e(*)
Katre-i nîsân olayın bîr zamân
Nâr-ı aşka cân atıp pervâne-veş(*)
Yanayın biryân olayın bir zamân
Gördüğüm Leyli sanıp Mecnûn gibi
Vâlih ü hayrân olayın bir zamân
Kalmayınca tâ vücûdumdan eser
Hâk ile yeksân olayın bir zamân
Vâsıl olunca hakîkat gencine
Yıkılup vîran olayın bir zamân
Hazret-i Yûsuf'la İsmâ'îl gibi
Kul olup kurbân olayın bir zamân
Zerreler gibi gehi edip zuhûr
Geh yine pinhân olayın bir zamân
Erişem şâyed sarây-ı vahdete
Tekyede mihmân olayın bir zamân
Cân ü ten kaydından olmağa halâs
Soyunup uryân olayın bir zamân
Aşk ile sûzân olayın bir zamân
Rûz u şeb feryâd edip gül şevkına
Bülbül-i nâlân olayın bir zamân
Erişem şâyed ki bahr-i Kulzüm'e(*)
Katre-i nîsân olayın bîr zamân
Nâr-ı aşka cân atıp pervâne-veş(*)
Yanayın biryân olayın bir zamân
Gördüğüm Leyli sanıp Mecnûn gibi
Vâlih ü hayrân olayın bir zamân
Kalmayınca tâ vücûdumdan eser
Hâk ile yeksân olayın bir zamân
Vâsıl olunca hakîkat gencine
Yıkılup vîran olayın bir zamân
Hazret-i Yûsuf'la İsmâ'îl gibi
Kul olup kurbân olayın bir zamân
Zerreler gibi gehi edip zuhûr
Geh yine pinhân olayın bir zamân
Erişem şâyed sarây-ı vahdete
Tekyede mihmân olayın bir zamân
Cân ü ten kaydından olmağa halâs
Soyunup uryân olayın bir zamân
Derdli olan kullarına kıl devâ
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Tâ ki seni zikr edeler dâ'imâ
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Aldamasın halkı bu gaflet meded
Gâfile tevfîk ü hidâyet meded
Kullarına lutf ü inâyet meded
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Bir kul efendiden olıcak ırak
Cânına te'sîr eder anın firâk
Derdlilere ayn-ı inâyetle bak
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Âşık u sâdık kulu koma garîb
Gülden ırak olmaya tâ andelîb
Eyle ana gülşen-i vaslın nasîb
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Müznib olan gâfile gufrân senin
Derdlilerin derdine dermân senin
Kullarına lutf ile ihsân senin
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Mevce gelib bahr-i kerem yemm-i cûd
Lutfun ile âleme verdin vücûd
Fazlın ile ver yine nûr-ı şühûd
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Lutf ile göster bize yâ Rab cemâl
Tâ olavuz lâyık-ı bezm-i visâl
Fazlın ile bula Hüdâyî kemâl
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Tâ ki seni zikr edeler dâ'imâ
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Aldamasın halkı bu gaflet meded
Gâfile tevfîk ü hidâyet meded
Kullarına lutf ü inâyet meded
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Bir kul efendiden olıcak ırak
Cânına te'sîr eder anın firâk
Derdlilere ayn-ı inâyetle bak
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Âşık u sâdık kulu koma garîb
Gülden ırak olmaya tâ andelîb
Eyle ana gülşen-i vaslın nasîb
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Müznib olan gâfile gufrân senin
Derdlilerin derdine dermân senin
Kullarına lutf ile ihsân senin
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Mevce gelib bahr-i kerem yemm-i cûd
Lutfun ile âleme verdin vücûd
Fazlın ile ver yine nûr-ı şühûd
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Lutf ile göster bize yâ Rab cemâl
Tâ olavuz lâyık-ı bezm-i visâl
Fazlın ile bula Hüdâyî kemâl
Yâ Ahad ü yâ Samed ü yâ Kerîm
Hayal kurmakla başım hiç hoş değildir. Gelecekten beklediği nelerse onları kafada keyfince şekillendirip sonra onlara uymayan durumlarla karşılaşınca hayalleri yıkılan kimselerden değilim. Güvendiğim dağlara kar falan yağmış değil. Derinden bir düşkırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-i kadr, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum. Evet, bizzat kendim bir düşkırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. Ve hepimiz öyleyiz.
Tahrir Vazifeleri
Tahrir Vazifeleri
Dermân aradım derdime
Derdim bana dermân imiş
Bürhân aradım aslıma
Aslım bana bürhân imiş
Sağ u solum gözler idim
Dost yüzünü görsem deyû
Ben taşrada arar idim
Ol cân içinde cân imiş
Öyle sanırdım ayrıyam
Dost gayrıdır ben gayrıyam
Benden görüp işiteni
Bildim ki ol cânân imiş
Savm-u salât u hac ile
Sanma ki biter zâhid işin
İnsan-ı kâmil olmağa
Lâzım olan irfân imiş
Kande gelir yolun senin
Ya kande varır menzilin
Nerden gelip gittiğini
Anlamayan hayvân imiş
Mürşid gerektir bildire
Hakk’ı sana hakka’l-yakîn
Mürşîdi olmayanların
Bildikleri gümân imiş
Her mürşîde dil verme
Kim yolunu sarpa uğradır
Mürşîdi kâmil olanın
Gâyet yolu âsân imiş
Anla hemen bir sözdürür
Yokuş değildir düzdürür
Âlem kamu bir yüzdürür
Gören onu hayrân imiş
İşte Niyâzî’nin sözün
Bir nesne örtmez Hak yüzün
Hak’tan âyân bir nesne yok
Gözsüzlere pinhân imiş
Derdim bana dermân imiş
Bürhân aradım aslıma
Aslım bana bürhân imiş
Sağ u solum gözler idim
Dost yüzünü görsem deyû
Ben taşrada arar idim
Ol cân içinde cân imiş
Öyle sanırdım ayrıyam
Dost gayrıdır ben gayrıyam
Benden görüp işiteni
Bildim ki ol cânân imiş
Savm-u salât u hac ile
Sanma ki biter zâhid işin
İnsan-ı kâmil olmağa
Lâzım olan irfân imiş
Kande gelir yolun senin
Ya kande varır menzilin
Nerden gelip gittiğini
Anlamayan hayvân imiş
Mürşid gerektir bildire
Hakk’ı sana hakka’l-yakîn
Mürşîdi olmayanların
Bildikleri gümân imiş
Her mürşîde dil verme
Kim yolunu sarpa uğradır
Mürşîdi kâmil olanın
Gâyet yolu âsân imiş
Anla hemen bir sözdürür
Yokuş değildir düzdürür
Âlem kamu bir yüzdürür
Gören onu hayrân imiş
İşte Niyâzî’nin sözün
Bir nesne örtmez Hak yüzün
Hak’tan âyân bir nesne yok
Gözsüzlere pinhân imiş
Dertli isen gel hemen,
Tez bulursun dermanı!
Ey çaresiz gül hemen,
Tez bulursun sultanı.
Yolu bâtıl eyleme!
Öyle boş söz söyleme!
Canını feda eyle!
Tez bulursun cananı.
Uzaklara kaç şerden,
Dost edin salihlerden,
Sular gibi ak yerden,
Tez bulursun ummanı.
Toprak ol ayaklara,
Tozun kalksın göklere,
Bakmazsan yükseklere,
Tez bulursun ihsanı.
Onu görmeyen kimse,
Göremez ahirette,
Delil vardır sözüme,
Okur isen Kur’anı.
Gel Eşrefoğlu Rumi,
Esirgeme ihsanı!
Bırak iki cihanı!
Tez bulursun Sübhanı.
Tez bulursun dermanı!
Ey çaresiz gül hemen,
Tez bulursun sultanı.
Yolu bâtıl eyleme!
Öyle boş söz söyleme!
Canını feda eyle!
Tez bulursun cananı.
Uzaklara kaç şerden,
Dost edin salihlerden,
Sular gibi ak yerden,
Tez bulursun ummanı.
Toprak ol ayaklara,
Tozun kalksın göklere,
Bakmazsan yükseklere,
Tez bulursun ihsanı.
Onu görmeyen kimse,
Göremez ahirette,
Delil vardır sözüme,
Okur isen Kur’anı.
Gel Eşrefoğlu Rumi,
Esirgeme ihsanı!
Bırak iki cihanı!
Tez bulursun Sübhanı.
Dertli ne ağlayıp gezersin burda
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Nice dertli kondu göçtü burada
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Bu dert benim munisimdir yarimdir
Arşa çıkan benim ah ü zarımdır
Seni ağlatan lutf ıssı kerimdir
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Daim Hakk'a cemalini dile dur
Zikr ile mevlayı dilden anadur
Kahrı kime ise lütfu onadır
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Sevdaya salma şu garib başını
Akıtır gözünden kanlı yaşını
Kerimdir onarır kulun işini
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Yunus senin gözlerinde çok hal var
Önünde uğrayıp geçecek yol var
Gece gündüz dur da mevlaya yalvar
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Nice dertli kondu göçtü burada
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Bu dert benim munisimdir yarimdir
Arşa çıkan benim ah ü zarımdır
Seni ağlatan lutf ıssı kerimdir
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Daim Hakk'a cemalini dile dur
Zikr ile mevlayı dilden anadur
Kahrı kime ise lütfu onadır
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Sevdaya salma şu garib başını
Akıtır gözünden kanlı yaşını
Kerimdir onarır kulun işini
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Yunus senin gözlerinde çok hal var
Önünde uğrayıp geçecek yol var
Gece gündüz dur da mevlaya yalvar
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Derûnun ser-te-ser aşk ile dolsun
Dil ü cân matlab-ı a'lâyı bulsun
Vücûdun mülkü ko Allah'ın olsun
Sarây-ı sırrına sultân ola Hak
Ko kibr ü ucbu nefsin hâk edegör
Enâniyyet hicâbın çâk edegör
Derûnun mâsivâdan pâk edegör
Sarây-ı kalbine mihmân ola Hak
Edegör rûz u şeb kat'-ı menâzil
Olunca Kâ'be-i a'mâle vâsıl
Şuhûdunda olıcak kişi kâmil
Ana hem dîn ü hem îmân ola Hak
Tarîk olup sana râh-ı hidâyet
Olursa rehberin Fahr-ı Risâlet
Tecellî ede ger nûr-ı hüviyyet
Senin her derdine dermân ola Hak
Hüdâyî mazhar-ı envâr-ı Hak ol
Ko gayrı tâlib-i dîdâr-ı Hak ol
Yürü var mahzen-i esrâr-ı Hak ol
Ki her bir katrede ummân ola Hak
Dil ü cân matlab-ı a'lâyı bulsun
Vücûdun mülkü ko Allah'ın olsun
Sarây-ı sırrına sultân ola Hak
Ko kibr ü ucbu nefsin hâk edegör
Enâniyyet hicâbın çâk edegör
Derûnun mâsivâdan pâk edegör
Sarây-ı kalbine mihmân ola Hak
Edegör rûz u şeb kat'-ı menâzil
Olunca Kâ'be-i a'mâle vâsıl
Şuhûdunda olıcak kişi kâmil
Ana hem dîn ü hem îmân ola Hak
Tarîk olup sana râh-ı hidâyet
Olursa rehberin Fahr-ı Risâlet
Tecellî ede ger nûr-ı hüviyyet
Senin her derdine dermân ola Hak
Hüdâyî mazhar-ı envâr-ı Hak ol
Ko gayrı tâlib-i dîdâr-ı Hak ol
Yürü var mahzen-i esrâr-ı Hak ol
Ki her bir katrede ummân ola Hak
Derviş olan aşık gerek yolunda hem sadık gerek
Bağrı anın yanık gerek can gözleri açık gerek
Alçaktan alçak yürüye toprak içinde çürüye
Aşk ateşinde eriye altın gibi sızmak gerek
Zikr-i Hakka meşgul ola, yana yana ta kül ola
Her kim diler makbul ola tevhide boyanmak gerek
Eyven kişi yol alamaz maksudunu tez bulamaz
Yoğ olmayan var olamaz varını dağıtmak gerek
Dervişlerin en alçağı buğday içinde burçağı
Bu Mısri gibi balçığı her bir ayak basmak gerek
Bağrı anın yanık gerek can gözleri açık gerek
Alçaktan alçak yürüye toprak içinde çürüye
Aşk ateşinde eriye altın gibi sızmak gerek
Zikr-i Hakka meşgul ola, yana yana ta kül ola
Her kim diler makbul ola tevhide boyanmak gerek
Eyven kişi yol alamaz maksudunu tez bulamaz
Yoğ olmayan var olamaz varını dağıtmak gerek
Dervişlerin en alçağı buğday içinde burçağı
Bu Mısri gibi balçığı her bir ayak basmak gerek
Dervişliğin yoluna,
Sıdk ile gelen gelsin!
Ne varsa Haktan başka,
Gönlünden silen gelsin!
Dervişliğe geliniz,
Uçsuz bucaksız deniz,
Denizi isterseniz,
Yüzmeyi bilen gelsin!
Derviş dolu nur doğar,
Her an göklere ağar,
Dervişlik onu boğar,
Canına kıyan gelsin!
Olmaz Hakka uymadan,
Derviş anlar duymadan,
Dil dudak oynamadan,
Sözümü duyan gelsin!
Dervişin gözü açık,
Gece gündüz uyanık,
Sözüme Rabbim tanık,
Bakmadan gören gelsin!
Bu Eşrefoğlu Rumi,
Dervişliğe gireli,
Nefsindendir çektiği,
Nefsini boğan gelsin!
Sıdk ile gelen gelsin!
Ne varsa Haktan başka,
Gönlünden silen gelsin!
Dervişliğe geliniz,
Uçsuz bucaksız deniz,
Denizi isterseniz,
Yüzmeyi bilen gelsin!
Derviş dolu nur doğar,
Her an göklere ağar,
Dervişlik onu boğar,
Canına kıyan gelsin!
Olmaz Hakka uymadan,
Derviş anlar duymadan,
Dil dudak oynamadan,
Sözümü duyan gelsin!
Dervişin gözü açık,
Gece gündüz uyanık,
Sözüme Rabbim tanık,
Bakmadan gören gelsin!
Bu Eşrefoğlu Rumi,
Dervişliğe gireli,
Nefsindendir çektiği,
Nefsini boğan gelsin!
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
Bir şey koptu içimden, şey, her şeyi tutan bir şey,
Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey;
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu;
Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allahın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç;
Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç.
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.
(1947)
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
Bir şey koptu içimden, şey, her şeyi tutan bir şey,
Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey;
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu;
Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allahın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç;
Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç.
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.
(1947)
Devrim odur ki, kalbten fâniliği devirsin;
Yaşamaktan murad ne, hesabını bildirsin! ..
Yaşamaktan murad ne, hesabını bildirsin! ..
Devşir aklın alli ala eyleme
Sil gözün yaşın gavga eyleme
Demedim mi sana benden özgeye
Gözün açuban temaşa eyleme
Daima görmek diler isen beni
Eşiğimden özge me'va eyleme
Gahi vasl ü gahi mahcub oluben
Gah nevha vü gah telala eyleme
Özge yarin var imiş var imdi var
Dahi vaslımı temenna eyleme
Aşık isen sen de aşıklar gibi
Rumi'ye gönlünü herca eyleme
Sil gözün yaşın gavga eyleme
Demedim mi sana benden özgeye
Gözün açuban temaşa eyleme
Daima görmek diler isen beni
Eşiğimden özge me'va eyleme
Gahi vasl ü gahi mahcub oluben
Gah nevha vü gah telala eyleme
Özge yarin var imiş var imdi var
Dahi vaslımı temenna eyleme
Aşık isen sen de aşıklar gibi
Rumi'ye gönlünü herca eyleme
Oradaydık hepimiz,müheyya bekliyorduk
salaştı mukadderat,bozulmuş bir nışandı
gebe rüzgar,ihanete uğramış deniz,kerrat cetveli
dünyaya sokunmuştuk,dünya hamdı
külsüzdü ocak,tellal çarşısız
ağzımız noksandı.
Rımbaud'nun haberi yoktu Menelik'ten
Nijinski delirmişti
Mahler'in beş yaşındaki kızı ölmemisti daha
nehre Haşim annesiyle karanlık geceler
bazı çıkardı
zonklardı öpülmek için kavlamış dudaklarımız
bekliyorduk;alnımızın çatında
hepimizin bir çarpı.
Kopmamış birer çığlık diyesilerdi bıze
verilmemiş birer söz
daha hıç çıkılmamış
birer iskeleydi bedenlerimiz
alnımız birer sayıltı
azalarımız yerli yerine çakılmamıştı
bir çift göz,bır yumruk yürek arasında
darma dumandık
küşümle kapanırdı yüzümüz
çünkü kazınmıştı oraya yekten
başkalarına ait bir çarpı.
Yaşamak çarpısı derlerdi buna,yaşamak çarpıntısı.
Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık?
Yokuşu göze almak mı? Niçin?
Bir geçit
nereye açılmak için gerekti bize?
Susmak bilmiyordu tepemizde ses,saklı ve açık:
Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene!
Sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri
değil mi ki hepimizin
işaretli ve yarım
dünyaya sarkık.
salaştı mukadderat,bozulmuş bir nışandı
gebe rüzgar,ihanete uğramış deniz,kerrat cetveli
dünyaya sokunmuştuk,dünya hamdı
külsüzdü ocak,tellal çarşısız
ağzımız noksandı.
Rımbaud'nun haberi yoktu Menelik'ten
Nijinski delirmişti
Mahler'in beş yaşındaki kızı ölmemisti daha
nehre Haşim annesiyle karanlık geceler
bazı çıkardı
zonklardı öpülmek için kavlamış dudaklarımız
bekliyorduk;alnımızın çatında
hepimizin bir çarpı.
Kopmamış birer çığlık diyesilerdi bıze
verilmemiş birer söz
daha hıç çıkılmamış
birer iskeleydi bedenlerimiz
alnımız birer sayıltı
azalarımız yerli yerine çakılmamıştı
bir çift göz,bır yumruk yürek arasında
darma dumandık
küşümle kapanırdı yüzümüz
çünkü kazınmıştı oraya yekten
başkalarına ait bir çarpı.
Yaşamak çarpısı derlerdi buna,yaşamak çarpıntısı.
Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık?
Yokuşu göze almak mı? Niçin?
Bir geçit
nereye açılmak için gerekti bize?
Susmak bilmiyordu tepemizde ses,saklı ve açık:
Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene!
Sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri
değil mi ki hepimizin
işaretli ve yarım
dünyaya sarkık.
Dil beste-i kemend-i ser-i zülf-i yârdur
Cân haste-i kirişme-i çeşm-i nigârdur
Bir gamze ile lahzada biñ âdem öldürür
Hûnî gözüñ ki âhû-yı merdüm-şikârdur
Kucmak degül garaz seni dîdârdur murâd
Deryâ-yı iştiyâk begüm bî-kenârdur
Gird-âb-ı gamda sarsar-ı âhumla fülk-i dil
Elbette bir kenâra çıkar rûzgârdur
Bâkî sürûd-i bezm-i tarab-hâne-i hayâl
Savt u sarîr-i hâme-i gevher-nişârdur
Dil çeşme-i belâgat aña lûledür kalem
Âb-ı zülâli şi’r-i selâset-şi’ârdur
Cân haste-i kirişme-i çeşm-i nigârdur
Bir gamze ile lahzada biñ âdem öldürür
Hûnî gözüñ ki âhû-yı merdüm-şikârdur
Kucmak degül garaz seni dîdârdur murâd
Deryâ-yı iştiyâk begüm bî-kenârdur
Gird-âb-ı gamda sarsar-ı âhumla fülk-i dil
Elbette bir kenâra çıkar rûzgârdur
Bâkî sürûd-i bezm-i tarab-hâne-i hayâl
Savt u sarîr-i hâme-i gevher-nişârdur
Dil çeşme-i belâgat aña lûledür kalem
Âb-ı zülâli şi’r-i selâset-şi’ârdur
Dil derd-i ‘aşk-ı yâr ile bezm-i belâdadur
Kad çeng ü nâle nây u ciger hûnı bâdedür
Ten hâk-i rehde dîde zülâl-i visâlde
Cân âteş-i fırâkda hâtır hevâdadur
Kuçmak nasîb olur mı miyânuñ kemer gibi
Cânâ niteki hançer-i hicrân aradadur
Ferzâne-i cihânsın o ruhlarla sen bu gün
Şâhân-ı hüsn atuñ öñince piyâdedür
Men’ eyleme yanuñca sürinsün ko sâyevâr
Bâkî kuluñ da pâdişehüm bir fütâdedür
Kad çeng ü nâle nây u ciger hûnı bâdedür
Ten hâk-i rehde dîde zülâl-i visâlde
Cân âteş-i fırâkda hâtır hevâdadur
Kuçmak nasîb olur mı miyânuñ kemer gibi
Cânâ niteki hançer-i hicrân aradadur
Ferzâne-i cihânsın o ruhlarla sen bu gün
Şâhân-ı hüsn atuñ öñince piyâdedür
Men’ eyleme yanuñca sürinsün ko sâyevâr
Bâkî kuluñ da pâdişehüm bir fütâdedür
Dil derdini gamuñla dil-efgâr olan bilür
Bimâr hâlini yine bîmâr olan bilür
‘Aşkuñ gamıyla sırrını eşk-i revânumuñ
Cûyâ-yı yâr u ‘âşık-ı dîdâr olan bilür
Âsîb-i rüzgârı gül-istân-ı dehrde
Sen serv-i gül-’izâra hevâdâr olan bilür
Cân acısını haste-i derd-i firâk olup
Dil-dâde-i nigâr-ı sitemkâr olan bilür
Sevdâ-yı zülf-i yâr ile Bâkî ne çekdügin
Bend-i kemend-i ‘aşka giriftâr olan bilür
Bimâr hâlini yine bîmâr olan bilür
‘Aşkuñ gamıyla sırrını eşk-i revânumuñ
Cûyâ-yı yâr u ‘âşık-ı dîdâr olan bilür
Âsîb-i rüzgârı gül-istân-ı dehrde
Sen serv-i gül-’izâra hevâdâr olan bilür
Cân acısını haste-i derd-i firâk olup
Dil-dâde-i nigâr-ı sitemkâr olan bilür
Sevdâ-yı zülf-i yâr ile Bâkî ne çekdügin
Bend-i kemend-i ‘aşka giriftâr olan bilür
1 Dil mergzâr-ı mihr ü vefâ mürg-i zârıdur
Dîdâr-ı yâr hüsn ü bahâ nev-bahârıdur
2 Bir âbdur ki akdugı yir lâlezâr olur
Tîgun ki gülsitân-ı safâ cûybârıdur
3 Zülfüñ duhân-ı meş’ale-i bezm-i hüsndür
Agzuñ çerâg-ı lutf u melâhat şirârıdur
4 ‘Uşşâkı zîr-i hâke iletse n’ola gamuñ
Derd-i mahabbet ehl-i dilüñ yâr-ı gârıdur
5 Câm-ı zer ile buldı ziyâ bezm-i devleti
Nergis ki tahtgâh-ı çemen tâcdârıdur
6 Çeşm ü çerâg-ı merdüm-i sâhib-nazar yiter
Câm-ı şarâb-ı nâb ki Cem yâdgârıdur
7 Bâkî hümâ-yı evc-i sa’âdet zamânede
Şâhîn bakışlu Şâh Selîmüñ şikârıdur
Dîdâr-ı yâr hüsn ü bahâ nev-bahârıdur
2 Bir âbdur ki akdugı yir lâlezâr olur
Tîgun ki gülsitân-ı safâ cûybârıdur
3 Zülfüñ duhân-ı meş’ale-i bezm-i hüsndür
Agzuñ çerâg-ı lutf u melâhat şirârıdur
4 ‘Uşşâkı zîr-i hâke iletse n’ola gamuñ
Derd-i mahabbet ehl-i dilüñ yâr-ı gârıdur
5 Câm-ı zer ile buldı ziyâ bezm-i devleti
Nergis ki tahtgâh-ı çemen tâcdârıdur
6 Çeşm ü çerâg-ı merdüm-i sâhib-nazar yiter
Câm-ı şarâb-ı nâb ki Cem yâdgârıdur
7 Bâkî hümâ-yı evc-i sa’âdet zamânede
Şâhîn bakışlu Şâh Selîmüñ şikârıdur
Dil ne mihnetden kaçar hergiz ne gamdan incinür
Hecr elinden çekdügi cevr ü sitemden incinür
Katlüme engüşt-i yâr itsün işaret gam degül
Kangı nâ-dândur o kim hükm-i kalemden incinür
Olsa kahruñla mukayyed lutfıdur ihsânıdur
Yâr eger incinse de mahz-ı keremden incinür
Kâmeti servin nem-i eşküm ser-efrâz eyledi
N’oldı ol nâzük-nihâle şimdi nemden incinür
Gözlerüm yaşını sûfî istemez yem kıldugum
Görmedüm bir böyle hâr ‘âlemde yemden incinür
Hûn-ı eşküm bir zamân âlûde kıldı işigin
Baña dil-ber Bâkıyâ dahı o demden incinür
Hecr elinden çekdügi cevr ü sitemden incinür
Katlüme engüşt-i yâr itsün işaret gam degül
Kangı nâ-dândur o kim hükm-i kalemden incinür
Olsa kahruñla mukayyed lutfıdur ihsânıdur
Yâr eger incinse de mahz-ı keremden incinür
Kâmeti servin nem-i eşküm ser-efrâz eyledi
N’oldı ol nâzük-nihâle şimdi nemden incinür
Gözlerüm yaşını sûfî istemez yem kıldugum
Görmedüm bir böyle hâr ‘âlemde yemden incinür
Hûn-ı eşküm bir zamân âlûde kıldı işigin
Baña dil-ber Bâkıyâ dahı o demden incinür
Dil-i sad-çâki ser-i zülf-i perîşâne çeker
Bilür ol mûy gamın her ne ise şâne çeker
Kim çıkar başa ser-i zülf-i girih-gîrüñ ile
Yine ol silsile çevrin dil-i dîvâne çeker
Kaşlaruñ bükdi bilin gerçi kemân-ı ‘aşkı
Âşıkun Rüstem-i Destân ile hasmâne çeker
Yâre ser kılsa fidâ mûr-sıfat cân-ı za’îf
Pîş-keş pây-ı melahdur ki Süleymâna çeker
Ne çeker adını eshâb-ı riyâ ikide bir
Tutalum rind-i gedâ bir iki peymâne çeker
Sîneme nîzelerin ol müjeler togrıldur
Üstüme hançerin ol gamze-i mestâne çeker
Mûr-ı endîşe ki peygûle-i gamdur vatanı
Turmayup hâli hayâlin getürür dâne çeker
Ayagı topragı tâc-ı ser-i eşrâf-ı cihân
Sürme-i hâk-i rehin dîde-i a’yâne çeker
Hûblar tutsa rikâbın yiridür cümle kaçan
Esb-i nâzı felek ol husrev-i hûbâne çeker
Âb-rûyın gören ol hançer-i âteş-tâbı
Sâde-rû hûb sanur sîne-i ‘uryâne çeker
Dâmen-i şâhid-i ma’nâya biri dest uramaz
Çog olur gerçi ser-i fikri girîbâne çeker
Ehl-i dil gûşe-i bî-tûşe-i mihnetde yatur
Hvân-ı ihsanı felek merdüm-i nâ-dâne çeker
Tâli’uñla nice bir ceng ü cidal ey Bâkî
Âkıbet kevkeb-i bahtuñ seni dîvâne çeker
Devlet-i şâh-ı cevân-bahta du’â kıl ki seni
Kimse çekmez ilerü himmet-i şâhâne çeker
Bilür ol mûy gamın her ne ise şâne çeker
Kim çıkar başa ser-i zülf-i girih-gîrüñ ile
Yine ol silsile çevrin dil-i dîvâne çeker
Kaşlaruñ bükdi bilin gerçi kemân-ı ‘aşkı
Âşıkun Rüstem-i Destân ile hasmâne çeker
Yâre ser kılsa fidâ mûr-sıfat cân-ı za’îf
Pîş-keş pây-ı melahdur ki Süleymâna çeker
Ne çeker adını eshâb-ı riyâ ikide bir
Tutalum rind-i gedâ bir iki peymâne çeker
Sîneme nîzelerin ol müjeler togrıldur
Üstüme hançerin ol gamze-i mestâne çeker
Mûr-ı endîşe ki peygûle-i gamdur vatanı
Turmayup hâli hayâlin getürür dâne çeker
Ayagı topragı tâc-ı ser-i eşrâf-ı cihân
Sürme-i hâk-i rehin dîde-i a’yâne çeker
Hûblar tutsa rikâbın yiridür cümle kaçan
Esb-i nâzı felek ol husrev-i hûbâne çeker
Âb-rûyın gören ol hançer-i âteş-tâbı
Sâde-rû hûb sanur sîne-i ‘uryâne çeker
Dâmen-i şâhid-i ma’nâya biri dest uramaz
Çog olur gerçi ser-i fikri girîbâne çeker
Ehl-i dil gûşe-i bî-tûşe-i mihnetde yatur
Hvân-ı ihsanı felek merdüm-i nâ-dâne çeker
Tâli’uñla nice bir ceng ü cidal ey Bâkî
Âkıbet kevkeb-i bahtuñ seni dîvâne çeker
Devlet-i şâh-ı cevân-bahta du’â kıl ki seni
Kimse çekmez ilerü himmet-i şâhâne çeker
Dilin zikr eyler Allah'ı niçün kalbin olur gâfil
Hudâ her yerde hâzırken nedendir arada hâ'il
Tecellî etse envâr-ı kelâm-ı Semme vechu'llâh
Yanardı cümle mevcûdat olurdu perdeler zâ'il
Olan bu neş'e-i dünyâda Mutû râhına sâlik
Olupdur Küllü şey'in hâlikün sırrı ana hâsıl
Şu kim vahdet şarâbın hazm ede bezm-i şerî'atda
Tarîkatda odur kâmil hakîkatda odur vâsıl
Hudâ her yerde hâzırken nedendir arada hâ'il
Tecellî etse envâr-ı kelâm-ı Semme vechu'llâh
Yanardı cümle mevcûdat olurdu perdeler zâ'il
Olan bu neş'e-i dünyâda Mutû râhına sâlik
Olupdur Küllü şey'in hâlikün sırrı ana hâsıl
Şu kim vahdet şarâbın hazm ede bezm-i şerî'atda
Tarîkatda odur kâmil hakîkatda odur vâsıl
Diller aceb hayrân olur
Esrâr-ı zikru'llâh ile
Yollar beğim âsân olur
Âsâr-ı zikru'llâh ile
Nefsin hevâsından kesil
Zikr eyle Hakk'ı muttasıl
Saykallanır mir'ât-ı dil
Tekrâr-ı zikru'llâh ile
Ger ister isen kurb-ı Hak
Al ehl-i irfândan sebak
Geldi zuhûra her varak
Eşcâr-ı zikru'llâh ile
Ref' olsa zulmânî hicâb
Dilden giderdi ıztırâb
Yap yap gönül kasrını yap
Mi'mâr-ı zikru'llâh ile
Zikri bulup habl-i metîn
Muhkem tutar ehl-i yakîn
Dâ'im eder i'lâ-yı dîn
İzhâr-i zikru'llâh ile
İsterse ger kalbin safâ
Zikr eyle Hakk'ı dâ'imâ
Bîmâr olan bulur şifâ
Tîmâr-ı zikru'llâh ile
Dilden kederler dûr olur
Mahzûn olan mesrûr olur
Zulmet Hüdâyî nûr olur
Envâr-ı zikru'llâh ile
Esrâr-ı zikru'llâh ile
Yollar beğim âsân olur
Âsâr-ı zikru'llâh ile
Nefsin hevâsından kesil
Zikr eyle Hakk'ı muttasıl
Saykallanır mir'ât-ı dil
Tekrâr-ı zikru'llâh ile
Ger ister isen kurb-ı Hak
Al ehl-i irfândan sebak
Geldi zuhûra her varak
Eşcâr-ı zikru'llâh ile
Ref' olsa zulmânî hicâb
Dilden giderdi ıztırâb
Yap yap gönül kasrını yap
Mi'mâr-ı zikru'llâh ile
Zikri bulup habl-i metîn
Muhkem tutar ehl-i yakîn
Dâ'im eder i'lâ-yı dîn
İzhâr-i zikru'llâh ile
İsterse ger kalbin safâ
Zikr eyle Hakk'ı dâ'imâ
Bîmâr olan bulur şifâ
Tîmâr-ı zikru'llâh ile
Dilden kederler dûr olur
Mahzûn olan mesrûr olur
Zulmet Hüdâyî nûr olur
Envâr-ı zikru'llâh ile
Dilsizler haberini kulaksız dinleyesi
Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası
Dinlemeden anladık anlamadan eyledik
Gerçek erin bu yolda yokluktur sermayesi
Biz sevdik aşık olduk sevildik maşuk olduk
Her dem yeni dirlikte sizden kim usanası
Yetmiş iki dilcedi araya sınır düştü
Ol bakışı biz baktık yermedik am-u hası
Miskin yunus ol veli yerde gökte dopdolu
Her taş altında gizli bin imran oğlu musi.
Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası
Dinlemeden anladık anlamadan eyledik
Gerçek erin bu yolda yokluktur sermayesi
Biz sevdik aşık olduk sevildik maşuk olduk
Her dem yeni dirlikte sizden kim usanası
Yetmiş iki dilcedi araya sınır düştü
Ol bakışı biz baktık yermedik am-u hası
Miskin yunus ol veli yerde gökte dopdolu
Her taş altında gizli bin imran oğlu musi.
Ağzıma soğuk kurtlar dolacak, gözüme kum;
Dipsiz kuyu, sürdükçe zaman, sürecek uykum...
Dipsiz kuyu, sürdükçe zaman, sürecek uykum...
Ey bir emre hazırlanan simsiyah gecede
Karanlığı emip emip de gebe kalan
Ey her depremden sonra biraz daha doğrulan
Herkesin
Veba girmiş bir şehrin hem halkı
Hem seyircisi olduğu bir günde
Ey düştüğü yerden kalkmaya hazırlanan ülke.
Her damlası bir zafer müjdecisi
Bir posta eri gibi
Yağmur yüzümüze değince
Çıkacağız yola.
Çıkacağız yola
Hesap günü gelince
Yağmur yüzümüze değince
Güneş bir mızrak boyu yükselince.
Karanlığı emip emip de gebe kalan
Ey her depremden sonra biraz daha doğrulan
Herkesin
Veba girmiş bir şehrin hem halkı
Hem seyircisi olduğu bir günde
Ey düştüğü yerden kalkmaya hazırlanan ülke.
Her damlası bir zafer müjdecisi
Bir posta eri gibi
Yağmur yüzümüze değince
Çıkacağız yola.
Çıkacağız yola
Hesap günü gelince
Yağmur yüzümüze değince
Güneş bir mızrak boyu yükselince.
Biz şehir ahalisi, kara şemsiyeliler!
Kapçıklar! Evraklılar! Örtü severler!
Çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir
Bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler
Nezaketten, haklılardan yanayızdır hepimiz
Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler
Yaşamak deriz -Oh, dear- ne kadar tekdüze
Katliamlar ne kötü be birader
Güneş neredeysek orada bulur bizi
Ya cünup ve yalancı veya miskin ve ülser
Falımız neyse çıksın diye açarız indeksleri
Sayılar bizi bulur, o ayıp işaretler
Saframızla kesemizi birleştiren anatomi bilgisi
Hadım tarih, kundakçı matematik, geri kafalı gramer
Evet bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza
Verem Olmak Üretimi Düşürür ibaresini çizer
Biz şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler
Kalırız orda senetler, ahizeler ve tren tarifesiyle
Kimbilir kimden umarız emr-i b'il-ma'ruf
Kimbilir kimden umarız neyh-i ani'l-münker
Bize yalnız oğulları asılmış bir kadının
Memeleri ve boynu itimat telkin eder.
Kapçıklar! Evraklılar! Örtü severler!
Çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir
Bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler
Nezaketten, haklılardan yanayızdır hepimiz
Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler
Yaşamak deriz -Oh, dear- ne kadar tekdüze
Katliamlar ne kötü be birader
Güneş neredeysek orada bulur bizi
Ya cünup ve yalancı veya miskin ve ülser
Falımız neyse çıksın diye açarız indeksleri
Sayılar bizi bulur, o ayıp işaretler
Saframızla kesemizi birleştiren anatomi bilgisi
Hadım tarih, kundakçı matematik, geri kafalı gramer
Evet bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza
Verem Olmak Üretimi Düşürür ibaresini çizer
Biz şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler
Kalırız orda senetler, ahizeler ve tren tarifesiyle
Kimbilir kimden umarız emr-i b'il-ma'ruf
Kimbilir kimden umarız neyh-i ani'l-münker
Bize yalnız oğulları asılmış bir kadının
Memeleri ve boynu itimat telkin eder.
Dîvân ider vakt-i seher nev-rûz-ı sultânî meger
Devrân ufukdan gösterür taht-ı zümürrüd tâc-ı zer
‘Âlem müzeyyen pertev-i hûrşîd-i ‘âlem-tâb ile
Nat’-ı ser-â-ser saldılar rûy-ı zemîne ser-be-ser
Fasl-ı şitâda beyza-i sîmîn idi gûy-ı zemîn
Aldı kanadı altına sîmürg-i zerrîn-bâl ü per
Hvâb-ı ‘ademden dîde-i ezhârı bî-dâr eyledi
Tahrîk-i bâd-ı subh-dem âvâze-i mürg-i seher
Bâkî nisâr-ı makdem-i sultân-ı ‘âlî-şân içün
Destinde şâh-ı gül tutar la’lîn tabak lü’lû-yı ter
Sultân Murâd-ı tâcver fermân-revâ-yı bahr u ber
Sâhib-kırân-ı dâd-ger şâhenşeh-i ‘âlî-nazar
Destân-sarâ-yı midhati şâh-ı tarabda nagme-sâz
Tâvûs-ı baht u devleti bâm-ı felekde cilveger
Devrân ufukdan gösterür taht-ı zümürrüd tâc-ı zer
‘Âlem müzeyyen pertev-i hûrşîd-i ‘âlem-tâb ile
Nat’-ı ser-â-ser saldılar rûy-ı zemîne ser-be-ser
Fasl-ı şitâda beyza-i sîmîn idi gûy-ı zemîn
Aldı kanadı altına sîmürg-i zerrîn-bâl ü per
Hvâb-ı ‘ademden dîde-i ezhârı bî-dâr eyledi
Tahrîk-i bâd-ı subh-dem âvâze-i mürg-i seher
Bâkî nisâr-ı makdem-i sultân-ı ‘âlî-şân içün
Destinde şâh-ı gül tutar la’lîn tabak lü’lû-yı ter
Sultân Murâd-ı tâcver fermân-revâ-yı bahr u ber
Sâhib-kırân-ı dâd-ger şâhenşeh-i ‘âlî-nazar
Destân-sarâ-yı midhati şâh-ı tarabda nagme-sâz
Tâvûs-ı baht u devleti bâm-ı felekde cilveger
Divaneler Divaneler
Durun durun aşka sala
Aşk esiri mestaneler
Varın varın aşka sala
Mest-i elestler kandesiz
Mestane mestler kandesiz
Saki duruptur muntazır
Erin erin aşka sala
Merdaneler Merdaneler
Erlik demi bugündürür
Baş veriben can terkini
Urun urun aşka sala
Ey nice hamle edelim
Üş bu fenadan gidelim
Binin binin aşk atına
Sürün sürün aşka sala
Rah-ı muhabbete girip
Dâva-yı aşk eden kişi
Tan'eylemez âşıklara
Girin girin aşka sala
Akil ne bilir aşkı kim
Mağrur oluptur aklına
Aşkı bugün bu Yunus'a
Sorun sorun aşka sala
Durun durun aşka sala
Aşk esiri mestaneler
Varın varın aşka sala
Mest-i elestler kandesiz
Mestane mestler kandesiz
Saki duruptur muntazır
Erin erin aşka sala
Merdaneler Merdaneler
Erlik demi bugündürür
Baş veriben can terkini
Urun urun aşka sala
Ey nice hamle edelim
Üş bu fenadan gidelim
Binin binin aşk atına
Sürün sürün aşka sala
Rah-ı muhabbete girip
Dâva-yı aşk eden kişi
Tan'eylemez âşıklara
Girin girin aşka sala
Akil ne bilir aşkı kim
Mağrur oluptur aklına
Aşkı bugün bu Yunus'a
Sorun sorun aşka sala
Dışını gerçi lâle vü âle sarmış
Velî hoş bûyu yok kalbi kararmış
Gülü gör kim bu denli hâr içinde
Ne hoş sultân geçer ezhâr içinde
Gel imdi sûrete mağrûr olma
Meânî meclisinden dûr olma
Velî hoş bûyu yok kalbi kararmış
Gülü gör kim bu denli hâr içinde
Ne hoş sultân geçer ezhâr içinde
Gel imdi sûrete mağrûr olma
Meânî meclisinden dûr olma
Doğa seyiriyor gördüm döşüm
Okşanıyor gibi duyarak
Bir yılan ve arkasında halkı
Doğruldu kayadan gerilenerek
Bir bütünlükle kayayı toprağı
Kuşların çevirdiği havayı
Kapsanarak bir bütünlükle
Ve ışık boşluk bırakmadan akıyordu
Yere yapışmış ve doğudan
Ve batıya şeffaf hırçınlanmadan dehşetli
Güneş bakıyordu kayalardan
Kumları sıyırarak denize
Bir yılan doğruldu uzun
Kayasını güneşi ve ovuğunu sevmekten bilge
"Uzaklara bakışım unutulmaz ısınışım"
Ses ver komşu kızı
Çiçeklere su ver
Dudağında açan gülleri göster
Başörtülerin ne hoş ne güzel
Kınalı ellerinle
Şu akrebe bir yelken bir dümen ver
Hey komşu kadın
Dost kadın
Zeynep miydi senin adın
Ormanda ağaçlara
Tırmanırsa
Binlerce çocuk
Bahçede
Bir tek erik ağacına
Yoksa tırmanacak bir çocuk
Doğa seyirmeye başlar ve aşksızlık
Bir yılan doğrulmalığı giyer ve güneş
Tende çalışır
Teni burar burar ve güneş
Dönüşür kayalardan denize dökülen şelalelere
Ana
Ekmek tahtasında bir yufka ve bir düş
Kurar gibi gidip gelen el
Eğilen ekmeğe sıcaklığını veren beden
Sacın alevini alan incelik
İçinde tereyağı eriyen bazlamayı
Ana
Aç çocuğa bir atlı gibi yetiştirir
Yoksa çocuk
Elde kalmaz dağılır
Yuvadan kopmak isteyecektir
Okşanıyor gibi duyarak
Bir yılan ve arkasında halkı
Doğruldu kayadan gerilenerek
Bir bütünlükle kayayı toprağı
Kuşların çevirdiği havayı
Kapsanarak bir bütünlükle
Ve ışık boşluk bırakmadan akıyordu
Yere yapışmış ve doğudan
Ve batıya şeffaf hırçınlanmadan dehşetli
Güneş bakıyordu kayalardan
Kumları sıyırarak denize
Bir yılan doğruldu uzun
Kayasını güneşi ve ovuğunu sevmekten bilge
"Uzaklara bakışım unutulmaz ısınışım"
Ses ver komşu kızı
Çiçeklere su ver
Dudağında açan gülleri göster
Başörtülerin ne hoş ne güzel
Kınalı ellerinle
Şu akrebe bir yelken bir dümen ver
Hey komşu kadın
Dost kadın
Zeynep miydi senin adın
Ormanda ağaçlara
Tırmanırsa
Binlerce çocuk
Bahçede
Bir tek erik ağacına
Yoksa tırmanacak bir çocuk
Doğa seyirmeye başlar ve aşksızlık
Bir yılan doğrulmalığı giyer ve güneş
Tende çalışır
Teni burar burar ve güneş
Dönüşür kayalardan denize dökülen şelalelere
Ana
Ekmek tahtasında bir yufka ve bir düş
Kurar gibi gidip gelen el
Eğilen ekmeğe sıcaklığını veren beden
Sacın alevini alan incelik
İçinde tereyağı eriyen bazlamayı
Ana
Aç çocuğa bir atlı gibi yetiştirir
Yoksa çocuk
Elde kalmaz dağılır
Yuvadan kopmak isteyecektir
bir çam vardı önünde
doğduğum odanın
çöpten yapraklarında
güneşi
rüzgârla sallayıp
kafesten
içeri dolduran bir çam
sedirinde iskambilden kuleler yıkılmış odada
loş ve sessiz ikindilerin acısıydı
sızan
gözlerim dalardı
kafesten
duvara
ve duvardan
kafese
seyretmeyi
güneşi
yüz bir güneşti
kafesin her deliginden
giren
susmuş bir çocukla şaka eden
yüz ikindi güneşi
doğduğum odanın
çöpten yapraklarında
güneşi
rüzgârla sallayıp
kafesten
içeri dolduran bir çam
sedirinde iskambilden kuleler yıkılmış odada
loş ve sessiz ikindilerin acısıydı
sızan
gözlerim dalardı
kafesten
duvara
ve duvardan
kafese
seyretmeyi
güneşi
yüz bir güneşti
kafesin her deliginden
giren
susmuş bir çocukla şaka eden
yüz ikindi güneşi
Doğu derki Batıya, güneşi fethetsen de,
Ruh gerçeği bendedir, madde yalanı sende
(1982 )
Ruh gerçeği bendedir, madde yalanı sende
(1982 )
(Leyla'nin doğumu için Mecnun'un sonradan söylediği)
I.
Çiğ düştü göklerden
Ve bir bahar günü doğdun sen
Güvercinler geçti menekşelerden
Ve bir bahar günü doğdun sen
Kendi kendine ayna olan nergislerden
Leylakların gün doğuşu ürperişinden
Zambakların kıyı kıyı bakışından
Geldin sen
Ve rüzgarlar karları süpürdüğünde
Ve insanı çıldırtan kuş sesleri işitildiğinde
Birdenbire aydınlandı annenin yüzü
Ve bir bahar günü doğdun sen
İlkin horozların gözüne göründün
Dünyaya haber verdiler ötelerden
Baban yeni dönmüştü eve ıraklardan
Birden aydınlandı annenin yüzü
Ve bir bahar günü doğdun sen
Marta bakan biliyordu geleceğini
Nisana bakan görüyordu alaca renklerini
Kızıl ve yeşil seherini
Mayısa bakan buldu seni
Ve bir bahar günü doğdun sen
Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda
Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda
Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da
Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla
Melekler gökten geldi armağanlarla
Ve bir bahar günü doğdun sen
Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen
Şimdi her baharda doğan çocuklarla
Sen en aşılmaz boya tenlerinde saçlarında
Sen görünür görünmez ufuklarda
Karlar erir erir kaçar kaçar da
Gökler yağmur biçiminde güler ağlar ağlar da
Güneş öğünerek yansır yansır da sularda
Gelirsin her baharda
Bir diriliş gibi ölü dünyaya
Ölüler gölgenden ateş ala ala
Ekilip biçilip yankı yapa yapa
Yaz sıcaklığından arta arta
Birer birer çıktılar gönlümüzün aynasına tarlasına
Ki bir bahar günü doğdun sen
Güller dönüştüler yatak çarşaflarına
Leylaklar yaklaştılar korka korka
Nergisler benliğimizin ortasından baka
Gelip fon oldular insanın
Bir kere daha
Sende yeniden yaratılışına
Bir bahar hali yaratışına
Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen
II.
Sonbahar benim ölümüm kırmızı kırmızı yanışım karaağaçlarda
Senin ak doğumunu daha çok ortaya koymak için
Toplayıp gelişim güzü bütün sarılarımla loşluklarımla
Çürüyen solan evrenin karşı koyuşu
Senin baharda doğusunun anısına
Ah o ne sıtmadır güneşteki sıtma baharda
Her an senin doğumun yaşamaktan gelen
Ve güzün güneşte bir kuruyuş bir dağılma
Benim ölümümden gelen haykırış ve ağlayışlarla
Bir ömür boyu oldum salt ölüm kemiği
Parlamak için senin doğumundan gelen fosforlarla
Eve girmekte geç kalan çocuklar görecektir geceleri
Aşk baharının sessiz direnişini
yanıp duran ışıklarda
Yaz güneşi biriktirdi biriktirdi
Sonbahar yapraklarda delirdi
Kış derin çizgileriyle devrildi
Bahar gül tanklarıyla çiçek çağlayanlarıyla belirdi
Ve bir bahar günü doğdun sen
I.
Çiğ düştü göklerden
Ve bir bahar günü doğdun sen
Güvercinler geçti menekşelerden
Ve bir bahar günü doğdun sen
Kendi kendine ayna olan nergislerden
Leylakların gün doğuşu ürperişinden
Zambakların kıyı kıyı bakışından
Geldin sen
Ve rüzgarlar karları süpürdüğünde
Ve insanı çıldırtan kuş sesleri işitildiğinde
Birdenbire aydınlandı annenin yüzü
Ve bir bahar günü doğdun sen
İlkin horozların gözüne göründün
Dünyaya haber verdiler ötelerden
Baban yeni dönmüştü eve ıraklardan
Birden aydınlandı annenin yüzü
Ve bir bahar günü doğdun sen
Marta bakan biliyordu geleceğini
Nisana bakan görüyordu alaca renklerini
Kızıl ve yeşil seherini
Mayısa bakan buldu seni
Ve bir bahar günü doğdun sen
Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda
Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda
Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da
Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla
Melekler gökten geldi armağanlarla
Ve bir bahar günü doğdun sen
Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen
Şimdi her baharda doğan çocuklarla
Sen en aşılmaz boya tenlerinde saçlarında
Sen görünür görünmez ufuklarda
Karlar erir erir kaçar kaçar da
Gökler yağmur biçiminde güler ağlar ağlar da
Güneş öğünerek yansır yansır da sularda
Gelirsin her baharda
Bir diriliş gibi ölü dünyaya
Ölüler gölgenden ateş ala ala
Ekilip biçilip yankı yapa yapa
Yaz sıcaklığından arta arta
Birer birer çıktılar gönlümüzün aynasına tarlasına
Ki bir bahar günü doğdun sen
Güller dönüştüler yatak çarşaflarına
Leylaklar yaklaştılar korka korka
Nergisler benliğimizin ortasından baka
Gelip fon oldular insanın
Bir kere daha
Sende yeniden yaratılışına
Bir bahar hali yaratışına
Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen
II.
Sonbahar benim ölümüm kırmızı kırmızı yanışım karaağaçlarda
Senin ak doğumunu daha çok ortaya koymak için
Toplayıp gelişim güzü bütün sarılarımla loşluklarımla
Çürüyen solan evrenin karşı koyuşu
Senin baharda doğusunun anısına
Ah o ne sıtmadır güneşteki sıtma baharda
Her an senin doğumun yaşamaktan gelen
Ve güzün güneşte bir kuruyuş bir dağılma
Benim ölümümden gelen haykırış ve ağlayışlarla
Bir ömür boyu oldum salt ölüm kemiği
Parlamak için senin doğumundan gelen fosforlarla
Eve girmekte geç kalan çocuklar görecektir geceleri
Aşk baharının sessiz direnişini
yanıp duran ışıklarda
Yaz güneşi biriktirdi biriktirdi
Sonbahar yapraklarda delirdi
Kış derin çizgileriyle devrildi
Bahar gül tanklarıyla çiçek çağlayanlarıyla belirdi
Ve bir bahar günü doğdun sen
Dökilmiş zülf-i müşgâsâ o kadd-i dil-sitân üzre
Döşenmiş sâye-i Tûbâ bihişt-i câvidân üzre
Ten-i pâki ‘arak-rîz olmış ol serv-i gül-endâmuñ
Dökilmiş katre-i şeb-nem nihâl-i ergavân üzre
19
Gören bezm-i mahabbetde vücûdum nahl-i gül sandı
Ser-â-pâ taze dâgumdan bu cism-i nâ-tevân üzre
Hamâ’il gibi dâ’im dâg-ı derdüm ‘âşık-ı bî-dil
Kosun baş üstine dirse n’ola va’llâhi cân üzre
İzâr-ı nâzenînin pür-gubâr-ı müşg-i Çîn itmiş
Yüz urmış hâk-i pây-ı husrev-i sâhib-kırân üzre
Harîm-i cân u dilde tâb-ı hüsnüñden nişân virdi
Safâ-yı tal’at-ı nev-rûz bâg u bûstân üzre
Göñül bâg-ı cihânda ârzû-yı berg-i ayş eyler
Felek mahz-ı hayât-ı bî-sebâta imtinân üzre
Cihân-ı ma’delet kân-ı mürüvvet Hân Murâd ol kim
Vücûdı sâye-i lutf-ı İlâhîdür cihân üzre
Nişân-ı baht u devlet gevher-i kân-ı sa’âdetdür
Gubâr-ı na’l-i esbi tâc-ı fark-ı husrevân üzre
Dili dürr-i ma’ârifden kefi bezl-i ‘avârifden
Dem-â-dem eyler isbât-ı fazîlet bahr u kân üzre
Memâlik zıll-ı rif’ atde halâ’ik hvâb-ı râhatde
Cihân âsûde ‘adlinde zamân emn ü emân üzre
Zamâne âteş urdı hırmen-i a’dâ-yı bed-kîşe
Düşelden şu’le-i şemşîri Azerbâycân üzre
Hirâsân oldı a’yân-ı Horâsân gözlerin açdı
Sabâ gerd-i siyâhın sürmesiyle İsfahân üzre
Dilerse akıdur âb-ı revânı hâk-i Tebrîze
Dilerse hâk-i Tebrîzi döker âb-ı revân üzre
Du’â-yı devletinden soñra vâcib saña ey Bâkî
Tevekküldür Hudâvend-i zemîn ü âsmân üzre
Döşenmiş sâye-i Tûbâ bihişt-i câvidân üzre
Ten-i pâki ‘arak-rîz olmış ol serv-i gül-endâmuñ
Dökilmiş katre-i şeb-nem nihâl-i ergavân üzre
19
Gören bezm-i mahabbetde vücûdum nahl-i gül sandı
Ser-â-pâ taze dâgumdan bu cism-i nâ-tevân üzre
Hamâ’il gibi dâ’im dâg-ı derdüm ‘âşık-ı bî-dil
Kosun baş üstine dirse n’ola va’llâhi cân üzre
İzâr-ı nâzenînin pür-gubâr-ı müşg-i Çîn itmiş
Yüz urmış hâk-i pây-ı husrev-i sâhib-kırân üzre
Harîm-i cân u dilde tâb-ı hüsnüñden nişân virdi
Safâ-yı tal’at-ı nev-rûz bâg u bûstân üzre
Göñül bâg-ı cihânda ârzû-yı berg-i ayş eyler
Felek mahz-ı hayât-ı bî-sebâta imtinân üzre
Cihân-ı ma’delet kân-ı mürüvvet Hân Murâd ol kim
Vücûdı sâye-i lutf-ı İlâhîdür cihân üzre
Nişân-ı baht u devlet gevher-i kân-ı sa’âdetdür
Gubâr-ı na’l-i esbi tâc-ı fark-ı husrevân üzre
Dili dürr-i ma’ârifden kefi bezl-i ‘avârifden
Dem-â-dem eyler isbât-ı fazîlet bahr u kân üzre
Memâlik zıll-ı rif’ atde halâ’ik hvâb-ı râhatde
Cihân âsûde ‘adlinde zamân emn ü emân üzre
Zamâne âteş urdı hırmen-i a’dâ-yı bed-kîşe
Düşelden şu’le-i şemşîri Azerbâycân üzre
Hirâsân oldı a’yân-ı Horâsân gözlerin açdı
Sabâ gerd-i siyâhın sürmesiyle İsfahân üzre
Dilerse akıdur âb-ı revânı hâk-i Tebrîze
Dilerse hâk-i Tebrîzi döker âb-ı revân üzre
Du’â-yı devletinden soñra vâcib saña ey Bâkî
Tevekküldür Hudâvend-i zemîn ü âsmân üzre
Döksün sehâb kaddin añup katre katre kan
İtsün nihâl-i nârveni nahl-i ergavân
Bu acılarla çeşm-i nücüm olsun eşk-bâr
Âfâkı tutsun âteş-i dilden çıkan duhân
Kılsun kebûd câmelerin âsmân siyâh
Geysün libâs-ı mâtem-i Şâhı bütün cihân
Yaksun derûn-ı sîne-i ins ü perîde dâg
Nâr-ı firâk-ı Şâh Süleymân-ı kâm-rân
Kıldı fırâz-ı küngüre-i ‘arşı cilvegâh
Lâyık degüldi şânına hakkâ bu hâkdân
Mürg-i revânı göklere irdi hümâ gibi
Kaldı hazîz-i hâkde bir iki üstühân
Çâpük-süvâr-ı ‘arsa-i kevn ü mekân idi
İkbâl ü ‘izzet olmış idi yâr ü hem-’inân
Ser-keşlik itdi tevsen-i baht-ı sitîzekâr
Düşdi zemîne sâye-i eltâf-ı Kirdgâr
İtsün nihâl-i nârveni nahl-i ergavân
Bu acılarla çeşm-i nücüm olsun eşk-bâr
Âfâkı tutsun âteş-i dilden çıkan duhân
Kılsun kebûd câmelerin âsmân siyâh
Geysün libâs-ı mâtem-i Şâhı bütün cihân
Yaksun derûn-ı sîne-i ins ü perîde dâg
Nâr-ı firâk-ı Şâh Süleymân-ı kâm-rân
Kıldı fırâz-ı küngüre-i ‘arşı cilvegâh
Lâyık degüldi şânına hakkâ bu hâkdân
Mürg-i revânı göklere irdi hümâ gibi
Kaldı hazîz-i hâkde bir iki üstühân
Çâpük-süvâr-ı ‘arsa-i kevn ü mekân idi
İkbâl ü ‘izzet olmış idi yâr ü hem-’inân
Ser-keşlik itdi tevsen-i baht-ı sitîzekâr
Düşdi zemîne sâye-i eltâf-ı Kirdgâr
Doktor bir kavisim var bir kavisim var
Geçen günden beri bir kavisim var
Ondan bir akıntı mıdır yarasalar
Bir kavis önünde linç mi demek kurtarılacak bir kent ki
Yeşil bir toprak selameti
Bir kabrin bir cihanlık cömertliği cesareti
Kitaplardan kitaplara
Atılarak erişilmiş bir saygı saati
Bir kırağı yaprağında son direniş çiçekleri
Ölen bir hristiyanda bir yahudi zambak sesi
Çarşıların boşluğunda ben bir eski çeşme yası
Affedersiniz doktor siz süryani misiniz
(Hayır ben süryani değilim ama arkadaşım süryani)
Ben çok İncil gördüm çıkmamış boyaları
Biraz daha gerilmiş yazıldığı ceylan derisi
Ama silinmiş ölüme karşı dayatan
Lazarı ayağa kaldıran muştu defnesi
Bütün defnelerı kırdık bir güveç neşesi
Fırınlar açıldı narlar kurudu
Kuyu deştik sular çekildi
Doğ ey kuyruklu yıldızı ülker kümesi
Bilirim en çorak toprağın bile var bir kehaneti
Bir kerameti
Bir gelecek zaman ticareti
Demet demet muştuları
Demet demet nimetleri
Doktor siz süryani misiniz
Yani eski bir süryani
(Hayır ben süryani değilim ama arkadaşım süryani)
Bilirim bilirim incilden yola çıktınız
Ama yolu çabuk şaşırdınız
İncilden kendinize bir şeyler katacağınıza
Kendinizden incile çok şeyler kattınız
Sevdiniz öyle sevdiniz ki sevdiğinizi tutup mermere işlediniz
Ama sonra tutup mermere taptınız
Mermeri kadeh kadeh
Bir alacakaranlık gibi içtiniz
Sonra kustunuz mermeri
Çağlarca kustunuz mermeri
Ey mermer kusan ırk
Ey oruçsuz tiyatro
Acıkmış iftarsız acıkmışlar
Güneşten başka ne bulmuşsa yemiş olanlar
Doğuya hücum demek doğuya hücum var
İşte size bir kent ki
Yanlış yanan bir linç ampulünden
Size eşsiz bir şölen var
Kemiklerimin ışıklarından
İyi sanat doğrusu misyonerlik
Doktorluk gibi doktor
(Hayır ben süryani değilim ama bir arkadaşım var)
Siz Çin diyorsunuz anlıyorum
Bir pirinç hastalığı falan
Geçiyorsunuz da bengisulardan
Bir hızır hızarından
Bir tabut pınarından
Gözümün hastalığından
Nasıl ki Meryem de bir çocuk sezmişti Cebrail sularından
Nasıl ki yeşil sancaklar inmişti bir gün Diyarbekir surlarından
Kurtarıyordunuz beni
Bana bir gemi gibi yaklaşan
Üsküdar akşamlarından
Fatih camii gibi aydınlıktınız
Bir fakir ölüsü kadar sessiz ve sade
Sağımda kırgın solumda çılgın
Önümde Yakup Yusuf ve İshaktınız
Arkada kaynak sular kadar berraktınız
Dün akşam üzeri güneşi siz batırdınız
Başkası değil doktor güneşi siz batırdınız
Ama inandım ki doktorsunuz değilsiniz süryani
Doktorsunuz doktordan başka bir şey değilsiniz yani
Geçen günden beri bir kavisim var
Ondan bir akıntı mıdır yarasalar
Bir kavis önünde linç mi demek kurtarılacak bir kent ki
Yeşil bir toprak selameti
Bir kabrin bir cihanlık cömertliği cesareti
Kitaplardan kitaplara
Atılarak erişilmiş bir saygı saati
Bir kırağı yaprağında son direniş çiçekleri
Ölen bir hristiyanda bir yahudi zambak sesi
Çarşıların boşluğunda ben bir eski çeşme yası
Affedersiniz doktor siz süryani misiniz
(Hayır ben süryani değilim ama arkadaşım süryani)
Ben çok İncil gördüm çıkmamış boyaları
Biraz daha gerilmiş yazıldığı ceylan derisi
Ama silinmiş ölüme karşı dayatan
Lazarı ayağa kaldıran muştu defnesi
Bütün defnelerı kırdık bir güveç neşesi
Fırınlar açıldı narlar kurudu
Kuyu deştik sular çekildi
Doğ ey kuyruklu yıldızı ülker kümesi
Bilirim en çorak toprağın bile var bir kehaneti
Bir kerameti
Bir gelecek zaman ticareti
Demet demet muştuları
Demet demet nimetleri
Doktor siz süryani misiniz
Yani eski bir süryani
(Hayır ben süryani değilim ama arkadaşım süryani)
Bilirim bilirim incilden yola çıktınız
Ama yolu çabuk şaşırdınız
İncilden kendinize bir şeyler katacağınıza
Kendinizden incile çok şeyler kattınız
Sevdiniz öyle sevdiniz ki sevdiğinizi tutup mermere işlediniz
Ama sonra tutup mermere taptınız
Mermeri kadeh kadeh
Bir alacakaranlık gibi içtiniz
Sonra kustunuz mermeri
Çağlarca kustunuz mermeri
Ey mermer kusan ırk
Ey oruçsuz tiyatro
Acıkmış iftarsız acıkmışlar
Güneşten başka ne bulmuşsa yemiş olanlar
Doğuya hücum demek doğuya hücum var
İşte size bir kent ki
Yanlış yanan bir linç ampulünden
Size eşsiz bir şölen var
Kemiklerimin ışıklarından
İyi sanat doğrusu misyonerlik
Doktorluk gibi doktor
(Hayır ben süryani değilim ama bir arkadaşım var)
Siz Çin diyorsunuz anlıyorum
Bir pirinç hastalığı falan
Geçiyorsunuz da bengisulardan
Bir hızır hızarından
Bir tabut pınarından
Gözümün hastalığından
Nasıl ki Meryem de bir çocuk sezmişti Cebrail sularından
Nasıl ki yeşil sancaklar inmişti bir gün Diyarbekir surlarından
Kurtarıyordunuz beni
Bana bir gemi gibi yaklaşan
Üsküdar akşamlarından
Fatih camii gibi aydınlıktınız
Bir fakir ölüsü kadar sessiz ve sade
Sağımda kırgın solumda çılgın
Önümde Yakup Yusuf ve İshaktınız
Arkada kaynak sular kadar berraktınız
Dün akşam üzeri güneşi siz batırdınız
Başkası değil doktor güneşi siz batırdınız
Ama inandım ki doktorsunuz değilsiniz süryani
Doktorsunuz doktordan başka bir şey değilsiniz yani
Dölenmez gönlümüz senden ayruğa
Var ise sevdiğim sendedir sende
Hîç avunmaz oldu aza ve çoğa
Var ise sevdiğim Sendedir sende
Şu âşık kim aşkın dolusun içdi
Kendiden el yuyup gayrıdan geçdi
Gönül mürgü eski yuvadan uçdu
Var ise sevdiğim sendedir sende
Dîvâne gönlüme bilmezem n'oldu
Kendüyü yitirip hayretde kaldı
Aranıp aranıp bulunmaz oldu
Deli gönlüm meger sendedir sende
Doymaz oldu yürek hasret-i yâre
Derd ile kalmışım şöyle âvâre
Bunu bildim ki yok gayrıdan çâre
Var ise gönlüm sendedir sende
Gerçek âşık olan cândan el siler
Vahdet sarâyına erişmek diler
Hüdâyî çokdan ol yollarda yeler
Deli gönlüm meger sendedir sende
Var ise sevdiğim sendedir sende
Hîç avunmaz oldu aza ve çoğa
Var ise sevdiğim Sendedir sende
Şu âşık kim aşkın dolusun içdi
Kendiden el yuyup gayrıdan geçdi
Gönül mürgü eski yuvadan uçdu
Var ise sevdiğim sendedir sende
Dîvâne gönlüme bilmezem n'oldu
Kendüyü yitirip hayretde kaldı
Aranıp aranıp bulunmaz oldu
Deli gönlüm meger sendedir sende
Doymaz oldu yürek hasret-i yâre
Derd ile kalmışım şöyle âvâre
Bunu bildim ki yok gayrıdan çâre
Var ise gönlüm sendedir sende
Gerçek âşık olan cândan el siler
Vahdet sarâyına erişmek diler
Hüdâyî çokdan ol yollarda yeler
Deli gönlüm meger sendedir sende
Bir gündü, hava ılık
Ve cadde kalabalık
Bir kadın sapıverdi önümden dönemece;
Yalnız bir endam gördüm, arkasından, ipince.
Ve görmeden sevdiğim, işte bu kadın dedim,
Çarpıldım sendeledim.
Bir gündü mevsim bayat
Ve esnemekte hayat.....
Dönemeçten bir tabut çıktı ve üç beş adam;
Yalnız bir ahenk sezdim, çerçevede bir endam.
Ve tabutta, incecik, o kadın var, anladım;
Bir köşede ağladım.....
Ve cadde kalabalık
Bir kadın sapıverdi önümden dönemece;
Yalnız bir endam gördüm, arkasından, ipince.
Ve görmeden sevdiğim, işte bu kadın dedim,
Çarpıldım sendeledim.
Bir gündü mevsim bayat
Ve esnemekte hayat.....
Dönemeçten bir tabut çıktı ve üç beş adam;
Yalnız bir ahenk sezdim, çerçevede bir endam.
Ve tabutta, incecik, o kadın var, anladım;
Bir köşede ağladım.....
Yine akşam oldu,
Yalnızlık omuzlarıma çivisini çaktı yine,
Uzaklık aynı gerçi,
Heryerdeyken olan uzaklığın pek değişmedi,
Yine akşam oldu orda olduğu gibi,
Görebiliyorum seni burdan da,
Aynısıydı ordayken de,
Uzaklıktan korkmuyorum belki de,
Orada da aynıydı uzaklık gerçi
Donuklaşmış oldu artık bu,
Bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi,
Galiba ben baştan kaybetmişim,
Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş...
Yalnızlık omuzlarıma çivisini çaktı yine,
Uzaklık aynı gerçi,
Heryerdeyken olan uzaklığın pek değişmedi,
Yine akşam oldu orda olduğu gibi,
Görebiliyorum seni burdan da,
Aynısıydı ordayken de,
Uzaklıktan korkmuyorum belki de,
Orada da aynıydı uzaklık gerçi
Donuklaşmış oldu artık bu,
Bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi,
Galiba ben baştan kaybetmişim,
Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş...
Bakıp cemal-i yare çağırırım dost dost
Dil oldu pare pare çağırırım dost dost
Aşkın ile dolmuşum zühdümü yanılmışım
Mest-i müdam olmuşum çağırırım dost dost
Mescid ü meyhanede, hanede viyranede
Ka'be'de büthanede çağırırım dost dost
Sular gibi çağ çağ dolaşırım dağ dağ
Hayran bana sol u sağ çağırırım dost dost
Geldim cihane garib, oldum güle andelib
Herdem ciğerler delip çağırırım dost dost
Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp
Aşk ile daim uçup çağırırım dost dost
Aradığım candadır, canda ve hem tendedir
Bilir iken bendedir çağırırım dost dost
Gah düşerim mutlak'a, gah asl u geh mülhak'a
Bakıp kamudan Hakk'a çağırırım dost dost
Dolunmaz ol hal ü had min-el ezel ta ebed
Unulmaz asla bu derd çağırırım dost dost
Hep görünen dost yüzü andan ayırmam gözü
Gitmez dilimden sözü çağırırım dost dost
Derya olunca nefes parelenince kafes
Ta kesilince bu ses çağırırım dost dost
Ne yerdeyim ne gökde, ne ölüyüm ne zinde
Her yerde her zamanda çağırırım dost dost
Geldim o dost ilinden koka koka gülünden
Niyazi'nin dilinden çağırırım dost dost
Dil oldu pare pare çağırırım dost dost
Aşkın ile dolmuşum zühdümü yanılmışım
Mest-i müdam olmuşum çağırırım dost dost
Mescid ü meyhanede, hanede viyranede
Ka'be'de büthanede çağırırım dost dost
Sular gibi çağ çağ dolaşırım dağ dağ
Hayran bana sol u sağ çağırırım dost dost
Geldim cihane garib, oldum güle andelib
Herdem ciğerler delip çağırırım dost dost
Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp
Aşk ile daim uçup çağırırım dost dost
Aradığım candadır, canda ve hem tendedir
Bilir iken bendedir çağırırım dost dost
Gah düşerim mutlak'a, gah asl u geh mülhak'a
Bakıp kamudan Hakk'a çağırırım dost dost
Dolunmaz ol hal ü had min-el ezel ta ebed
Unulmaz asla bu derd çağırırım dost dost
Hep görünen dost yüzü andan ayırmam gözü
Gitmez dilimden sözü çağırırım dost dost
Derya olunca nefes parelenince kafes
Ta kesilince bu ses çağırırım dost dost
Ne yerdeyim ne gökde, ne ölüyüm ne zinde
Her yerde her zamanda çağırırım dost dost
Geldim o dost ilinden koka koka gülünden
Niyazi'nin dilinden çağırırım dost dost
Gazel
Dost bî-pervâ felek bî-rahm ü devran bî-sükûn
Derd çoh hem-derd yoh düşmen kavî tâli' zebûn
Sâye-i ümmîd zâ'il âfitâb-ı şevk germ
Rütbe-i idbâr âlî pâye-i tedbîr dûn
Akl dun-himmet sadâ-yı tâ'ne yer yerden bülend
Baht kem-şefkat belâ-yı ışk gün günden füzûn
Men garîb ü râh-ı mülk-i vasl pür-teşvîş ü mekr
Men harîf-i sâde-levh ü dehr pür-nakş-ı füsûn
Her sehî-kad cilvesi bir seyl-i tûfân-ı belâ
Her hilâl-ebrû kaşı bir ser-hat-ı meşk-i cünûn
Yelde berg-i lâle tek temkîn-i dâniş bî-sebât
Suda aks-i serv tek te'sir-i devlet vâj-gûn
Ser-had-i matlûba pür-mihnet tarîk-i imtihân
Menzil-i maksûda pür-âsîb râh-ı âzmûn
Şâhid-i maksad nevâ-yı çeng tek perde-nişîn
Sâğar-ı işret habâb-ı sâf-ı sahbâ tek nigûn
Tefrika hâsıl tarîk-i mülk-i cem'iyyet mahûf
Ah bilmen neyleyem yoh bir muvâfık reh-nümûn
Çihre-i zerdin Fuzûlî'nün dutupdur eşk-i âl
Gör ana ne rengler geçmiş sipihr-i nîl-gûn
Dost bî-pervâ felek bî-rahm ü devran bî-sükûn
Derd çoh hem-derd yoh düşmen kavî tâli' zebûn
Sâye-i ümmîd zâ'il âfitâb-ı şevk germ
Rütbe-i idbâr âlî pâye-i tedbîr dûn
Akl dun-himmet sadâ-yı tâ'ne yer yerden bülend
Baht kem-şefkat belâ-yı ışk gün günden füzûn
Men garîb ü râh-ı mülk-i vasl pür-teşvîş ü mekr
Men harîf-i sâde-levh ü dehr pür-nakş-ı füsûn
Her sehî-kad cilvesi bir seyl-i tûfân-ı belâ
Her hilâl-ebrû kaşı bir ser-hat-ı meşk-i cünûn
Yelde berg-i lâle tek temkîn-i dâniş bî-sebât
Suda aks-i serv tek te'sir-i devlet vâj-gûn
Ser-had-i matlûba pür-mihnet tarîk-i imtihân
Menzil-i maksûda pür-âsîb râh-ı âzmûn
Şâhid-i maksad nevâ-yı çeng tek perde-nişîn
Sâğar-ı işret habâb-ı sâf-ı sahbâ tek nigûn
Tefrika hâsıl tarîk-i mülk-i cem'iyyet mahûf
Ah bilmen neyleyem yoh bir muvâfık reh-nümûn
Çihre-i zerdin Fuzûlî'nün dutupdur eşk-i âl
Gör ana ne rengler geçmiş sipihr-i nîl-gûn
Dost yoluna gidenlere
N'idem ana n'itmek gerek
Kimin ile yoldaş olup
Kimleri terketmek gerek
Evvel murşid elin tuta
Kalmaya dunya ahrete
Hiç demeye hâlim nite
Bildiğin unutmak gerek
Meşgul ola riyâzata
Bel bağlaya ibadete
Müştak ola ol Hazret'e
Ne uzanıp yatmak gerek
Şöyle kim geçe kendüden
Ne canın ana ne hod ten
Cansız gider dosta giden
Aydım dahi nitmek gerek
Cansızlar varmaz bu yola
Canım diyen yolda kala
Can terkeden dostu bula
Candan sefer etmek gerek
Eşrefoğlu Rumî yârı
Sevenlerin budur kârı
Ol dost için ağıları
Şeker gibi yutmak gerek
N'idem ana n'itmek gerek
Kimin ile yoldaş olup
Kimleri terketmek gerek
Evvel murşid elin tuta
Kalmaya dunya ahrete
Hiç demeye hâlim nite
Bildiğin unutmak gerek
Meşgul ola riyâzata
Bel bağlaya ibadete
Müştak ola ol Hazret'e
Ne uzanıp yatmak gerek
Şöyle kim geçe kendüden
Ne canın ana ne hod ten
Cansız gider dosta giden
Aydım dahi nitmek gerek
Cansızlar varmaz bu yola
Canım diyen yolda kala
Can terkeden dostu bula
Candan sefer etmek gerek
Eşrefoğlu Rumî yârı
Sevenlerin budur kârı
Ol dost için ağıları
Şeker gibi yutmak gerek
Dostile ettiğin ahdi unutma
Gel gönül dost illerine gidelim
Sakın bu fânîde sen vatan tutma
Gel gönül dost illerine gidelim
Kudretimiz yettiğince aşalım
Pervâz urup yüce beller aşalım
Senin ile dost iline düşelim
Gel gönül dost illerine gidelim
Cânân iline varup görmek dilersen
Hayat iklîmine irmek dilersen
Solmaz gülşen gülün dermek dilersen
Gel gönül dost illerine gidelim
Dosttan yana kanad bulup uçalım
Ağ u karaya bakmayup geçelim
Hızır gibi âb-ı hayat içelim
Gel gönül dost illerine gidelim
Hakk'dan Hüdâyî'ye ihsân olurdu
Her vechile yollar âsân olurdu
Zerresi gün gibi rahşân olurdu
Gel gönül dost illerine gidelim
Gel gönül dost illerine gidelim
Sakın bu fânîde sen vatan tutma
Gel gönül dost illerine gidelim
Kudretimiz yettiğince aşalım
Pervâz urup yüce beller aşalım
Senin ile dost iline düşelim
Gel gönül dost illerine gidelim
Cânân iline varup görmek dilersen
Hayat iklîmine irmek dilersen
Solmaz gülşen gülün dermek dilersen
Gel gönül dost illerine gidelim
Dosttan yana kanad bulup uçalım
Ağ u karaya bakmayup geçelim
Hızır gibi âb-ı hayat içelim
Gel gönül dost illerine gidelim
Hakk'dan Hüdâyî'ye ihsân olurdu
Her vechile yollar âsân olurdu
Zerresi gün gibi rahşân olurdu
Gel gönül dost illerine gidelim
Dosttan haber kim getire sorun seher yellerine
Vay bu ayrılık firakı yetmesin hiç kullarına
Vay bu ayrılık firakı dünya kime kaldı baki
Ol padişah olmuş saki kadeh sunar kullarına
Ol kadehin içi dolu içen ondan olur deli
Ol hocanın talipleri bel bağlamış yollarına
Hocanın talibi çoktur hiç birinden kemter yoktur
Hepsinin matlubu Hak'tır uymaz nefsin ellerine
Nefsine muhalif işi durmaz akar gözü yaşı
Bunda nefse uyan kişi dalmaz kevser göllerine
Kevser havzuna dalanlar ölmezden önden ölenler
Nefsini düşman bilenler konar Tuba dallarına
Tuba dalından uçanlar cennet kapısın açanlar
Şaraben tahûr içenler banmaz dünya ballarına
Kumrular kanat kakıcak dudular şeker dökicek
Bahçede bülbül öticek iltür haber illerine
Biçare Yunus n'eylesin derdini kime söylesin
Bir dem teferrüc eylesin bu dünyanın hallerine
Vay bu ayrılık firakı yetmesin hiç kullarına
Vay bu ayrılık firakı dünya kime kaldı baki
Ol padişah olmuş saki kadeh sunar kullarına
Ol kadehin içi dolu içen ondan olur deli
Ol hocanın talipleri bel bağlamış yollarına
Hocanın talibi çoktur hiç birinden kemter yoktur
Hepsinin matlubu Hak'tır uymaz nefsin ellerine
Nefsine muhalif işi durmaz akar gözü yaşı
Bunda nefse uyan kişi dalmaz kevser göllerine
Kevser havzuna dalanlar ölmezden önden ölenler
Nefsini düşman bilenler konar Tuba dallarına
Tuba dalından uçanlar cennet kapısın açanlar
Şaraben tahûr içenler banmaz dünya ballarına
Kumrular kanat kakıcak dudular şeker dökicek
Bahçede bülbül öticek iltür haber illerine
Biçare Yunus n'eylesin derdini kime söylesin
Bir dem teferrüc eylesin bu dünyanın hallerine
Dôstum âlem senünçün ger olur düşmen bana
Gam degül zîrâ yetersin dôst ancak sen bana
Işka saldum ben beni pend almayup bir dôstdan
Hîç düşmen eylemez anı ki itdüm ben bana
Cân ü ten oldukça benden derd ü dâğ eksük degül
Çıhsa cân hâk olsa ten ni cân gerek ni ten bana
Vasl kadrin bilmedüm fürkat belâsın çekmedin
Zulmet-i hecr itdi çoh târîk işi rûşen bana
Dûd ü ahkerdür bana serv ile gül ey bâğbân
N’eylerem ben gülşeni gülşen sana külhan bana
Gamze tîgin çekdi ol mâh olma gâfil ey gönül
Kim mukarrerdür bu gün ölmek sana şîven bana
Ey Fuzûlî çıhsa can çıhman tarîk-i ışkdan
Reh-güzâr-ı ehl-i ışk üzre kılun medfen bana
Gam degül zîrâ yetersin dôst ancak sen bana
Işka saldum ben beni pend almayup bir dôstdan
Hîç düşmen eylemez anı ki itdüm ben bana
Cân ü ten oldukça benden derd ü dâğ eksük degül
Çıhsa cân hâk olsa ten ni cân gerek ni ten bana
Vasl kadrin bilmedüm fürkat belâsın çekmedin
Zulmet-i hecr itdi çoh târîk işi rûşen bana
Dûd ü ahkerdür bana serv ile gül ey bâğbân
N’eylerem ben gülşeni gülşen sana külhan bana
Gamze tîgin çekdi ol mâh olma gâfil ey gönül
Kim mukarrerdür bu gün ölmek sana şîven bana
Ey Fuzûlî çıhsa can çıhman tarîk-i ışkdan
Reh-güzâr-ı ehl-i ışk üzre kılun medfen bana
Ben ölünce etsin dostlarım bayram;
Üstüste tam kırk gün, kırk gece düğün!
Açı doyurmaksa kabirde meram,
Yemeğim fatiha, günde beş öğün.
Hey gidi, gölgeler ülkesi dünya!
Bir görünmez şeyin gölgesi dünya!
Boşlukta ayrılık bölgesi dünya!
Bu dünyada yeme, içme ve dövün!
(1972)
Üstüste tam kırk gün, kırk gece düğün!
Açı doyurmaksa kabirde meram,
Yemeğim fatiha, günde beş öğün.
Hey gidi, gölgeler ülkesi dünya!
Bir görünmez şeyin gölgesi dünya!
Boşlukta ayrılık bölgesi dünya!
Bu dünyada yeme, içme ve dövün!
(1972)
Bıçak soksan gölgeme,
Sıcacık kanım damlar.
Gir de bak bir ülkeme:
Başsız başsız adamlar...
Ağlayın, su yükselsin!
Belki kurtulur gemi.
Anne, seccaden gelsin;
Bize dua et, emi!
Sıcacık kanım damlar.
Gir de bak bir ülkeme:
Başsız başsız adamlar...
Ağlayın, su yükselsin!
Belki kurtulur gemi.
Anne, seccaden gelsin;
Bize dua et, emi!
Dün ü gün durma zikr et ol Hüda'yı
Ki anın zikri verir cana safayı
Bu fani ömrü Dost yoluna harc et
Dilersen bulasın ömr-i bekayı
Belasını anın baş üzre çek kim
Diye Dost dahi sana "dost biyayi"
Sözün işitme değme bir habisin
Refik edinme her bir binevayı
Nice bir nice bu tenperver olmak
Nice kılmak bu nefse merhabayı
Meğer gergessin avın oldu murdar
Hemin sayd idemezsin sen hümayı
Cihan yüzüne geldiğine bakma
Döner yüzü eder bir gün cefayı
Dilersen Hak kıla sende tecelli
Gönülde koma hergiz masivayı
Meleklerden öte seyran gerekse
Bu cismin sıkletine kıl devayı
Gözünden sil enaniyet sebalin
Dolu Hak göresin arz u semayı
Bu aşk bahrinde Eşrefoğlu Rumi
Çıkardı dürri ol giran behayı
Bu deryanın kenarın bekle zinhar
Ko bir türlü dahi tedbir ü rayi
Bu gevher eline düşe gümansız
Edesin Hakk'a hamd ile senayı
Ki anın zikri verir cana safayı
Bu fani ömrü Dost yoluna harc et
Dilersen bulasın ömr-i bekayı
Belasını anın baş üzre çek kim
Diye Dost dahi sana "dost biyayi"
Sözün işitme değme bir habisin
Refik edinme her bir binevayı
Nice bir nice bu tenperver olmak
Nice kılmak bu nefse merhabayı
Meğer gergessin avın oldu murdar
Hemin sayd idemezsin sen hümayı
Cihan yüzüne geldiğine bakma
Döner yüzü eder bir gün cefayı
Dilersen Hak kıla sende tecelli
Gönülde koma hergiz masivayı
Meleklerden öte seyran gerekse
Bu cismin sıkletine kıl devayı
Gözünden sil enaniyet sebalin
Dolu Hak göresin arz u semayı
Bu aşk bahrinde Eşrefoğlu Rumi
Çıkardı dürri ol giran behayı
Bu deryanın kenarın bekle zinhar
Ko bir türlü dahi tedbir ü rayi
Bu gevher eline düşe gümansız
Edesin Hakk'a hamd ile senayı
Ki ne ne zaman bulandı sularda:çoğalan
Yıkan yüzler azgın yüzler
Seni ehli kaplan bir adın kırbaç bir adın kaplan
Nam vermek için doğruldun
Alnından öpsünler için bir vuruşta yıkıldın
Suyu biz böyle geçeriz
Bizi afet sanırlar
Yıkan yüzler azgın yüzler
Seni ehli kaplan bir adın kırbaç bir adın kaplan
Nam vermek için doğruldun
Alnından öpsünler için bir vuruşta yıkıldın
Suyu biz böyle geçeriz
Bizi afet sanırlar
Düşeli aşkın bu canım iline
Beni bıraktı bu halkın diline
Gözlerimden yaş ile kan akıtır
İllâ yaşım dilemezem siline
Zira aktıkça gözümden kanlı yaş
Hoş teselliler gelür ben kuluna
Hoş yaraşur aşıklara göz yaşı
Kim ki aşıksa gözünden biline
Ben bu aşktan bir nefes ayrılmazam
Ger yüreğim şerha şerha deline
Aşk ile ben bir demimi vermezem
Aşksızın olan ömrün bin yılına
İsmi resmi Esrefoglu Rumi'nin
Kül olup savruldu aşkın yeline
Kalmadı nam ü nişanı zerrece
Garka varup gitti aşkın seline
Beni bıraktı bu halkın diline
Gözlerimden yaş ile kan akıtır
İllâ yaşım dilemezem siline
Zira aktıkça gözümden kanlı yaş
Hoş teselliler gelür ben kuluna
Hoş yaraşur aşıklara göz yaşı
Kim ki aşıksa gözünden biline
Ben bu aşktan bir nefes ayrılmazam
Ger yüreğim şerha şerha deline
Aşk ile ben bir demimi vermezem
Aşksızın olan ömrün bin yılına
İsmi resmi Esrefoglu Rumi'nin
Kül olup savruldu aşkın yeline
Kalmadı nam ü nişanı zerrece
Garka varup gitti aşkın seline
Düşeli aşkın derdine,
Bela bana düçar oldu.
Âhım arttı günden güne,
Gözüm yaşı pınar oldu.
Dünyaları gözüm görmez,
Akar kanlı yaşım durmaz,
Dert ateşi aman vermez,
İçim dışım yanar oldu.
Çaresi yok, ne derttir bu?
Getirmiyor göze uyku,
İçimdeki feci korku,
Ciğerimi yakar oldu.
Herkes düşmez Hak aşkına,
Yanıp döndüm bir şaşkına,
Düşeli ben bu sevdaya,
Dünya bana çok dar oldu.
Eşrefoğlu yüzüm soldu,
İniltim cihana doldu.
Görenler şaşırıp kaldı,
Beni bana sorar oldu.
Bela bana düçar oldu.
Âhım arttı günden güne,
Gözüm yaşı pınar oldu.
Dünyaları gözüm görmez,
Akar kanlı yaşım durmaz,
Dert ateşi aman vermez,
İçim dışım yanar oldu.
Çaresi yok, ne derttir bu?
Getirmiyor göze uyku,
İçimdeki feci korku,
Ciğerimi yakar oldu.
Herkes düşmez Hak aşkına,
Yanıp döndüm bir şaşkına,
Düşeli ben bu sevdaya,
Dünya bana çok dar oldu.
Eşrefoğlu yüzüm soldu,
İniltim cihana doldu.
Görenler şaşırıp kaldı,
Beni bana sorar oldu.
Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..
Bana biricik gıda, aç ve susuz düşünmek;
Sizinse düşünceniz, yemek, yatmak, eşinmek!
1974
Sizinse düşünceniz, yemek, yatmak, eşinmek!
1974
Doğan güneşler her gün ayni da her gün yeni;
Ezelden ebede dek, iste İslam düzeni!..
Ezelden ebede dek, iste İslam düzeni!..
E
Bir yer var ki, orada sayı üstü endâze;
Ne solmak, ne yıpranmak, her şey ebedi taze...
Ne solmak, ne yıpranmak, her şey ebedi taze...
Ebr-i bârân ki yagar bâg u gülistân üzre
Katreler kim dökilür sünbül ü reyhân üzre
Cûylar kim tolanur dâmen-i sahrâlarda
Jâleler kim görinür lâle-i Nu’mân üzre
Hep o göz yaşlarıdur akdı bisât-ı arza
Aglaşur ehl-i semâ Hazret-i Sultân üzre
Matemin tutsa n’ola ‘âlem-i ‘ulvîde melek
Sâye-i rahmet-i Rahmân idi insân üzre
Bu fenâ gülşeninüñ hâr u hasından göçürüp
Kurdılar bâr-gehin ravza-i Rıdvân üzre
Cism-i pâkin götürüp hâkden aldı Rıdvân
Döşedi hvâbgehin gurfe-i gufrân üzre
Ser-be-ser salmış idi sâye-i fazl u ihsân
Şeh-per-i ‘atıfeti hayl-i yetîmân üzre
Aglañ ey hayl-i yetîmân u garîban aglañ
Yâd idüp ni’met-i Sultânı fırâvân aglañ
Katreler kim dökilür sünbül ü reyhân üzre
Cûylar kim tolanur dâmen-i sahrâlarda
Jâleler kim görinür lâle-i Nu’mân üzre
Hep o göz yaşlarıdur akdı bisât-ı arza
Aglaşur ehl-i semâ Hazret-i Sultân üzre
Matemin tutsa n’ola ‘âlem-i ‘ulvîde melek
Sâye-i rahmet-i Rahmân idi insân üzre
Bu fenâ gülşeninüñ hâr u hasından göçürüp
Kurdılar bâr-gehin ravza-i Rıdvân üzre
Cism-i pâkin götürüp hâkden aldı Rıdvân
Döşedi hvâbgehin gurfe-i gufrân üzre
Ser-be-ser salmış idi sâye-i fazl u ihsân
Şeh-per-i ‘atıfeti hayl-i yetîmân üzre
Aglañ ey hayl-i yetîmân u garîban aglañ
Yâd idüp ni’met-i Sultânı fırâvân aglañ
Yetişir boğuştuğum gece gündüz ecelle;
Allah Rahim ve Rahman, Allah Aziz ve Celle...
Allah Rahim ve Rahman, Allah Aziz ve Celle...
Edeb yolun gözleyen
Erkânı bilmek gerek
Hakk'ı bilmek isteyen
İnsânı bilmek gerek
Men arefe men aref
Kad arefe va'teref
Kullar isterse şeref
Sultân'ı bilmek gerek
Şeklin insân eyledi
Ehl-i îmân eyledi
Bunca ihsân eyledi
İhsânı bilmek gerek
Derddir âşıkın işi
Yokdur gayrı teşvîşi
Kur'ân'ı bilen kişi
Furkân'ı bilmek gerek
Mâsivâdan elin yu
Kandırmasın değme su
Hüdâyî katreyi ko
Ummânı bilmek gerek
Erkânı bilmek gerek
Hakk'ı bilmek isteyen
İnsânı bilmek gerek
Men arefe men aref
Kad arefe va'teref
Kullar isterse şeref
Sultân'ı bilmek gerek
Şeklin insân eyledi
Ehl-i îmân eyledi
Bunca ihsân eyledi
İhsânı bilmek gerek
Derddir âşıkın işi
Yokdur gayrı teşvîşi
Kur'ân'ı bilen kişi
Furkân'ı bilmek gerek
Mâsivâdan elin yu
Kandırmasın değme su
Hüdâyî katreyi ko
Ummânı bilmek gerek
Ederdi cânib-i Mevlâ'ya rağbet
Kulun olsaydı zikre iştigâli
Tulû' ederdi envâr-ı muhabbet
Havâtırdan derûnu olsa hâli
Gözünden perde zâ'il olsa mutlak
Katı zâhir durur mahfî değil Hak
Ana vâsıl durur eşyâ muhakkak
Velî mahcûb olan bilmez visâli
Kimin kim nûr-ı Hak ola delîli
Sırât-ı müstakîm olur sebîli
Yürü hâl ehli ol ko kâl ü kîli
Cemîle erişen bulur cemâli
Sülûk ehli safâya vâsıl olsa
Erip zevke murâdı hâsıl olsa
Ma'ârif cennetine dâhil olsa
Hayât bulup içer ayn-ı zülâli
Dolarsa sırrına nûr-ı hakîkat
Gerekdir zâhirinde farz u sünnet
Ede gör cem' ile farka ri'âyet
Hüdâyî bulmak istersen kemâli
Kulun olsaydı zikre iştigâli
Tulû' ederdi envâr-ı muhabbet
Havâtırdan derûnu olsa hâli
Gözünden perde zâ'il olsa mutlak
Katı zâhir durur mahfî değil Hak
Ana vâsıl durur eşyâ muhakkak
Velî mahcûb olan bilmez visâli
Kimin kim nûr-ı Hak ola delîli
Sırât-ı müstakîm olur sebîli
Yürü hâl ehli ol ko kâl ü kîli
Cemîle erişen bulur cemâli
Sülûk ehli safâya vâsıl olsa
Erip zevke murâdı hâsıl olsa
Ma'ârif cennetine dâhil olsa
Hayât bulup içer ayn-ı zülâli
Dolarsa sırrına nûr-ı hakîkat
Gerekdir zâhirinde farz u sünnet
Ede gör cem' ile farka ri'âyet
Hüdâyî bulmak istersen kemâli
I
Boynuma bir ip at
Kölen diye yollarda gezdir beni
II
Gözlerini süzüyorsun
Bir balık gibi akıyorsun kaldırımlarda
Bir daha yüreğini kaparsan bana
'Bu yaprağı parampaça yaparım'
Çiçekleri sarı yapraklar ve bir ocak ayı
Ağız ağıza sin ve cim harfleri
Ateş kararıyor, bu içimin alevleri
Acı çekiyorum elimden alınmışsın gibi
Bir mektup hikayemiz olacak
Baştan başa notalar bülbül ağızları
Dik kafalı bir baş görüyorlar
Başını eğmiş dalların yaprağında
Zayıf bir çocuk yüzü, gülümsüyor
Dikkatle bak, korku dolu bakışları
O boğulurken gülücükler
Saçılıyor
Ölüm bir kuş kaldırıyor mezarlıktan
Ak kanatları, hayat yok oluyor
Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
'Yaşamak' bir perde gibi kalkıyor aramızdan
Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi
O mavi gözleri görmüş olmalıyım
Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında
Uçuşlu saçlar bukleler
Üstünde uyuyan eller
Sevgim uzanıyor
Soluk soluğa uyandırıyor menekşeleri
Görüyorum kıpırdanışlarını
Uykunda gül açan yanaklarını
Boynuma bir ip at
Kölen diye yollarda gezdir beni
II
Gözlerini süzüyorsun
Bir balık gibi akıyorsun kaldırımlarda
Bir daha yüreğini kaparsan bana
'Bu yaprağı parampaça yaparım'
Çiçekleri sarı yapraklar ve bir ocak ayı
Ağız ağıza sin ve cim harfleri
Ateş kararıyor, bu içimin alevleri
Acı çekiyorum elimden alınmışsın gibi
Bir mektup hikayemiz olacak
Baştan başa notalar bülbül ağızları
Dik kafalı bir baş görüyorlar
Başını eğmiş dalların yaprağında
Zayıf bir çocuk yüzü, gülümsüyor
Dikkatle bak, korku dolu bakışları
O boğulurken gülücükler
Saçılıyor
Ölüm bir kuş kaldırıyor mezarlıktan
Ak kanatları, hayat yok oluyor
Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
'Yaşamak' bir perde gibi kalkıyor aramızdan
Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi
O mavi gözleri görmüş olmalıyım
Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında
Uçuşlu saçlar bukleler
Üstünde uyuyan eller
Sevgim uzanıyor
Soluk soluğa uyandırıyor menekşeleri
Görüyorum kıpırdanışlarını
Uykunda gül açan yanaklarını
Efendim güzel Allah'ım
Meded eyle meded eyle
Rahmeti çok pâdişâhm
Meded eyle meded eyle
Esîr-i nefs-i dûn etme
Mâsivâya zebûn etme
Derd ile bağrım hûn etme
Meded eyle meded eyle
Senin hod rahmetin çokdur
Bâb-ı ihsânın açıkdır
Fazl ü cûda gâyet yokdur
Meded eyle meded eyle
Sensin veren her murâdı
İnâyet eyle yâ Hâdî
Olalım lutfun âzâdı
Meded eyle meded eyle
Eyle Hüdâyî'ye nazar
Tâ ola fazlına mazhar
Her murâdın kıl müyesser
Meded eyle meded eyle
Meded eyle meded eyle
Rahmeti çok pâdişâhm
Meded eyle meded eyle
Esîr-i nefs-i dûn etme
Mâsivâya zebûn etme
Derd ile bağrım hûn etme
Meded eyle meded eyle
Senin hod rahmetin çokdur
Bâb-ı ihsânın açıkdır
Fazl ü cûda gâyet yokdur
Meded eyle meded eyle
Sensin veren her murâdı
İnâyet eyle yâ Hâdî
Olalım lutfun âzâdı
Meded eyle meded eyle
Eyle Hüdâyî'ye nazar
Tâ ola fazlına mazhar
Her murâdın kıl müyesser
Meded eyle meded eyle
Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir
Benim feyz-i hayâtım hâsıl-ı rûh-ı revânımsın
Eğer sermâye-i ömrümde kârım varsa sendendir
Veren bu sûret-i mevhûme revnak reng-i hüsnündür
Gülistân-ı hayâlim nevbâharım varsa sendendir
Felekden zerre mikdâr olmadım devrinde rencide
Ger ey mihr-i münîr âh u zârım varsa sendendir
Senin pervâne-i hicrânınam sen şem’-i vuslatsın
Be-her şeb hâhiş-i bûs u kenârım varsa sendendir
Şehîd-i aşkın oldum lâle-zâr-ı dâğdır sinem
Çerâğ-ı türbetim şem’-i mezarım varsa sendendir
Gören sergeştelikde girdâb-ı dest zann eyler
Fenâ-ender-fenâyım her ne varım varsa sendendir
Niçün âvâre kıldın gevher-i galtânın olmışken
Gönül âyînesinde bir gubârım varsa sendendir
Şafak-tâb eyledin peymânemi hûnâb ile sâkî
Sabâh-ı sohbet-i meyde humarım varsa sendendir
Sanadır ilticâsı Gâlibin yâ Hazret-i Mevlâ
Başımda bir külâh-ı iftihârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir
Benim feyz-i hayâtım hâsıl-ı rûh-ı revânımsın
Eğer sermâye-i ömrümde kârım varsa sendendir
Veren bu sûret-i mevhûme revnak reng-i hüsnündür
Gülistân-ı hayâlim nevbâharım varsa sendendir
Felekden zerre mikdâr olmadım devrinde rencide
Ger ey mihr-i münîr âh u zârım varsa sendendir
Senin pervâne-i hicrânınam sen şem’-i vuslatsın
Be-her şeb hâhiş-i bûs u kenârım varsa sendendir
Şehîd-i aşkın oldum lâle-zâr-ı dâğdır sinem
Çerâğ-ı türbetim şem’-i mezarım varsa sendendir
Gören sergeştelikde girdâb-ı dest zann eyler
Fenâ-ender-fenâyım her ne varım varsa sendendir
Niçün âvâre kıldın gevher-i galtânın olmışken
Gönül âyînesinde bir gubârım varsa sendendir
Şafak-tâb eyledin peymânemi hûnâb ile sâkî
Sabâh-ı sohbet-i meyde humarım varsa sendendir
Sanadır ilticâsı Gâlibin yâ Hazret-i Mevlâ
Başımda bir külâh-ı iftihârım varsa sendendir
Eğer doğru yoldan taşra (gitdimse)
Efendim sultânım estagfiru'llâh
Rızâna muhalif her ne (etdimse)
Efendim sultânım estagfiru'llâh
Kulun işi sehv ü gaflet ü nisyân
Efendiden afv ü rahmet ü gufrân
Yine senden olur her derde dermân
Efendim sultânım estagfiru'llâh
Yüz urduk sana ey Settârü'l-uyûb
Senin elindedir ıslâh-ı kulûb
Ente'l-Kerîm ente Gaffârü'z-zünûb
Efendim sultânım estagfiru'llâh
Efendim sultânım estagfiru'llâh
Rızâna muhalif her ne (etdimse)
Efendim sultânım estagfiru'llâh
Kulun işi sehv ü gaflet ü nisyân
Efendiden afv ü rahmet ü gufrân
Yine senden olur her derde dermân
Efendim sultânım estagfiru'llâh
Yüz urduk sana ey Settârü'l-uyûb
Senin elindedir ıslâh-ı kulûb
Ente'l-Kerîm ente Gaffârü'z-zünûb
Efendim sultânım estagfiru'llâh
Eğer Sidre eğer Tûbâ
Eğer ulâ eğer uhrâ
Eğer dünyâ eğer ukbâ
Senindir hep güzel Mevlâ
Eğer ulâ eğer uhrâ
Eğer dünyâ eğer ukbâ
Senindir hep güzel Mevlâ
Ekseriya geceleri uyumaz,
Kâh tesbih çeker, kâh kılar namaz.
İnsanları övmez ve kötülemez,
Bu yaramaz yahut bu iyi demez.
Sıkı tutar Hakkın her fermanını,
Hak yoluna teslim eder canını.
Boş geçmez bir ânı ve bir saati,
Tesbih olur dilindeki âdeti.
Ya İlahi, imdat eyle sen bize!
İhsan eyle, sabır ver dilimize!
Eşrefoğlu Rumi sen tut dilini!
Hazrete arz eyle her an hâlini!
Kâh tesbih çeker, kâh kılar namaz.
İnsanları övmez ve kötülemez,
Bu yaramaz yahut bu iyi demez.
Sıkı tutar Hakkın her fermanını,
Hak yoluna teslim eder canını.
Boş geçmez bir ânı ve bir saati,
Tesbih olur dilindeki âdeti.
Ya İlahi, imdat eyle sen bize!
İhsan eyle, sabır ver dilimize!
Eşrefoğlu Rumi sen tut dilini!
Hazrete arz eyle her an hâlini!
Göz attığım her şeyde işte o şeydir eksik;
Mekân kopuk kopuktur, zamanda kesik kesik...
Mekân kopuk kopuktur, zamanda kesik kesik...
Aşiyan-i mürg-i dil zülf-i perişanındadır
Kanda olsam ey peri gönlüm senin yanındadır
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır
Çekme damen naz edip üftadelerden vehm kıl
Göklere açılmasın eller ki damanındadır
Bes ki hicranındadır hasiyyet-i kat'-i hayat
Ol hayat ehline hayranem ki hicranındadır
Ey Fuzuli şem'-veş mutlak açılmaz yanmadan
Tablar kim sünbül rişte-i canındadır
Kanda olsam ey peri gönlüm senin yanındadır
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır
Çekme damen naz edip üftadelerden vehm kıl
Göklere açılmasın eller ki damanındadır
Bes ki hicranındadır hasiyyet-i kat'-i hayat
Ol hayat ehline hayranem ki hicranındadır
Ey Fuzuli şem'-veş mutlak açılmaz yanmadan
Tablar kim sünbül rişte-i canındadır
el-Hamdu leke ve’ş-şukru
Yâ men lehu’l-fadlu’l-‘azîmu
Yessir lenâ zevka’l-visâli
Yâ Muste‘ânu yâ Kerîmu
Yâ men lehu’l-fadlu’l-‘azîmu
Yessir lenâ zevka’l-visâli
Yâ Muste‘ânu yâ Kerîmu
Elâ ey gevher-i kân-ı risâlet
Sana bin bin salât ile tahiyyet
Hakîkat bâğının serv-i bülendi
Gül-i sad-berg-i gülzâr-ı sa'âdet
Fekâne kâbe kavseyni ev-ednâ
Uluvv-ı şânına eyler şehâdet
Nebîler gerçi halkı da'vet edip
Kamusu etdiler irşâd-ı ümmet
Velî sen geçip ef'âl ü sıfâtı
İbâdı etdin asl-ı zâta da'vet
Anınçün hâtem oldun enbiyâya
Seninle bitdi bünyân-ı nübüvvet
Habîbâ ger Halîl olduysa ceddin
Sen oldun kutb-ı eflâk-ı muhabbet
İki şakk oldu mâh engüştün ile
Çü gördü sende nûr-ı şems-i vahdet
Meded eyle Hüdâyî derd-mende
Şefâ'at yâ Resûla'llâh şefâ'at
Sana bin bin salât ile tahiyyet
Hakîkat bâğının serv-i bülendi
Gül-i sad-berg-i gülzâr-ı sa'âdet
Fekâne kâbe kavseyni ev-ednâ
Uluvv-ı şânına eyler şehâdet
Nebîler gerçi halkı da'vet edip
Kamusu etdiler irşâd-ı ümmet
Velî sen geçip ef'âl ü sıfâtı
İbâdı etdin asl-ı zâta da'vet
Anınçün hâtem oldun enbiyâya
Seninle bitdi bünyân-ı nübüvvet
Habîbâ ger Halîl olduysa ceddin
Sen oldun kutb-ı eflâk-ı muhabbet
İki şakk oldu mâh engüştün ile
Çü gördü sende nûr-ı şems-i vahdet
Meded eyle Hüdâyî derd-mende
Şefâ'at yâ Resûla'llâh şefâ'at
Elâ yâ es‘ade’l-evlâd
Da‘i’d-dunyâ ve hemme’z-zâd
Ve cânib kulle mâ ta‘tâd
Ve lâzim hidmete’l-ustâd
Tecevva‘ key terâ’r-Rezzâk
Ve halli’n-nefse ve’l-âfâk
Ve sir fî âlemi’l-ıtlâk
Hunâke’l-kadru ve’l-a‘yâd
Fe hassil ahsene’z-zâdi
Ve kum va‘bur ‘ale’l-vâdî
Fe men lem yehdihi’l-Hâdî
Tehayyer mâ lehû min hâd
Te‘âlev eyyuhe’t-tullâb
İlâ men yerhamu’l-evvâb
‘Asâ en yefteha’l-ebvâb
Lehu’l-cûdu lehu’l-imdâd
Tecellâ Rabbunâ’r-Rahmân
Lehu’l-fadlu lehu’l-ihsân
Fe ennâ yuflihu’l-insân
İzâ lem yakbeli’l-irşâd
Da‘i’d-dunyâ ve hemme’z-zâd
Ve cânib kulle mâ ta‘tâd
Ve lâzim hidmete’l-ustâd
Tecevva‘ key terâ’r-Rezzâk
Ve halli’n-nefse ve’l-âfâk
Ve sir fî âlemi’l-ıtlâk
Hunâke’l-kadru ve’l-a‘yâd
Fe hassil ahsene’z-zâdi
Ve kum va‘bur ‘ale’l-vâdî
Fe men lem yehdihi’l-Hâdî
Tehayyer mâ lehû min hâd
Te‘âlev eyyuhe’t-tullâb
İlâ men yerhamu’l-evvâb
‘Asâ en yefteha’l-ebvâb
Lehu’l-cûdu lehu’l-imdâd
Tecellâ Rabbunâ’r-Rahmân
Lehu’l-fadlu lehu’l-ihsân
Fe ennâ yuflihu’l-insân
İzâ lem yakbeli’l-irşâd
Elin altındadır dünyâ vü ukbâ
Eden sensin kamu emvât ü ihyâ
Murâdın tâlibin eylersen i'tâ
Bize de vaslın ihsân eyle Mevlâ
Eden sensin kamu emvât ü ihyâ
Murâdın tâlibin eylersen i'tâ
Bize de vaslın ihsân eyle Mevlâ
Elveda ey mah-i taban elveda
Elveda ey mihr-i Yezdan elveda
Elveda ey afitab-ı şer'i din
elveda ey mah-i taban elveda
Gündüzün bayram idi saimlere
Her geçen bir kadr idi kaimlere
Nurdan bir tac idin alemlere
Elveda ey mah-i taban elveda
Leylet ül kadr ü berat idin bize
Hem dahi savm ü salat idin bize
Nar-ı duzehten necat idin bize
Elveda ey mah-i taban elveda
Yılda bir gez şehri seyran eyledin
Kendüzin bu halka mihman eyledir
sonra tavus gibi cevlan eyledin
Elveda ey mah-i taban elveda
Hazrete bizden şikayet eyleme
Aybımız çoktur hakaret eyleme
Eşrefoğlu'na melamet eyleme
Elveda ey mah-i taban elveda
Elveda ey mihr-i Yezdan elveda
Elveda ey afitab-ı şer'i din
elveda ey mah-i taban elveda
Gündüzün bayram idi saimlere
Her geçen bir kadr idi kaimlere
Nurdan bir tac idin alemlere
Elveda ey mah-i taban elveda
Leylet ül kadr ü berat idin bize
Hem dahi savm ü salat idin bize
Nar-ı duzehten necat idin bize
Elveda ey mah-i taban elveda
Yılda bir gez şehri seyran eyledin
Kendüzin bu halka mihman eyledir
sonra tavus gibi cevlan eyledin
Elveda ey mah-i taban elveda
Hazrete bizden şikayet eyleme
Aybımız çoktur hakaret eyleme
Eşrefoğlu'na melamet eyleme
Elveda ey mah-i taban elveda
Bir anlık emanetle ne türlü övünelim;
Gel, rahmet kapısında ağlaşıp dövünelim! ..
Gel, rahmet kapısında ağlaşıp dövünelim! ..
Ey genç adam, bu düstur sana emanet olsun:
Ötelerden habersiz nizama lanet olsun! ..
1975
Ötelerden habersiz nizama lanet olsun! ..
1975
Butun insanlığı dövsen havanda,
Zerre zerre herkes yine yalınız.
boşlukta yol alan uçsuz kervanda,
Her şey tek basına, dağ, tas ve yıldız.
Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;
Esini kaybetmiş herkes esinde.
İçinizde yiv yiv derinlesirde,
Çıksın karsınıza en yakınınız|
Zerre zerre herkes yine yalınız.
boşlukta yol alan uçsuz kervanda,
Her şey tek basına, dağ, tas ve yıldız.
Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;
Esini kaybetmiş herkes esinde.
İçinizde yiv yiv derinlesirde,
Çıksın karsınıza en yakınınız|
Ente Mahmûd Ente Ma‘bûd
Ente Matlûb Ente Maksûd
Ente Ma‘bûd Ente Maksûd
Ente Mevcûd Ente Ma‘bûd
Ente Matlûb Ente Maksûd
Ente Ma‘bûd Ente Maksûd
Ente Mevcûd Ente Ma‘bûd
Er, gönlü dolu Hak nuru,
Yapış erin eteğine!
Yıkıp kibri ve gururu,
Yapış erin eteğine!
Sakın erden olma ırak,
Sekiz cennet ere durak,
İki elle tutunarak,
Yapış erin eteğine!
Katlanmadan çok zahmete,
Ulaşırsın her rahmete,
Uğramazsın hiç mihnete,
Yapış erin eteğine!
Almış isen eren eli,
Gözetirsin sağı solu,
Bulmak için doğru yolu,
Yapış erin eteğine!
Gâfil olma hiçbir zaman!
Nefse fırsat verme aman!
İster isen sağlam iman,
Yapış erin eteğine!
Eşrefoğlu vesikası,
Er dediğim insan hası,
Şudur sözün hülasası,
Yapış erin eteğine!
Yapış erin eteğine!
Yıkıp kibri ve gururu,
Yapış erin eteğine!
Sakın erden olma ırak,
Sekiz cennet ere durak,
İki elle tutunarak,
Yapış erin eteğine!
Katlanmadan çok zahmete,
Ulaşırsın her rahmete,
Uğramazsın hiç mihnete,
Yapış erin eteğine!
Almış isen eren eli,
Gözetirsin sağı solu,
Bulmak için doğru yolu,
Yapış erin eteğine!
Gâfil olma hiçbir zaman!
Nefse fırsat verme aman!
İster isen sağlam iman,
Yapış erin eteğine!
Eşrefoğlu vesikası,
Er dediğim insan hası,
Şudur sözün hülasası,
Yapış erin eteğine!
Ere mi âşık cemâlin nûruna
Rahmetin gufrânın ayıdır senin
Vara mı sâdık visâlin Tûr'una
Lutf ile ihsânın ayıdır senin
Ma'siyetden kulların sâ’im ola
Tâ'atında her biri kâ’im ola
Iyd-ı vaslın umarız dâ’im ola
Rahmet ü ihsânın ayıdır senin
Kadr-i vaslın kim ede mi'râcını
Urunur lâ-büd sa'âdet tâcını
Sen esirge kulların muhtâcını
Lutf ile ihsânın ayıdır senin
Ger cenâbından atâ ihsân ola
Cân ü diller derdine dermân ola
Zerreler gün katre(ler) ummân ola
Rahmetin ihsânın ayıdır senin
Ger Hüdâyî fazlına ola karîn
Kadre erişir yeter ana hemîn
Kıl inâyet kıl hidâyet yâ mu'în
Lutf ile ihsânın ayıdır senin
Rahmetin gufrânın ayıdır senin
Vara mı sâdık visâlin Tûr'una
Lutf ile ihsânın ayıdır senin
Ma'siyetden kulların sâ’im ola
Tâ'atında her biri kâ’im ola
Iyd-ı vaslın umarız dâ’im ola
Rahmet ü ihsânın ayıdır senin
Kadr-i vaslın kim ede mi'râcını
Urunur lâ-büd sa'âdet tâcını
Sen esirge kulların muhtâcını
Lutf ile ihsânın ayıdır senin
Ger cenâbından atâ ihsân ola
Cân ü diller derdine dermân ola
Zerreler gün katre(ler) ummân ola
Rahmetin ihsânın ayıdır senin
Ger Hüdâyî fazlına ola karîn
Kadre erişir yeter ana hemîn
Kıl inâyet kıl hidâyet yâ mu'în
Lutf ile ihsânın ayıdır senin
Erenlerin gönlünde ol sultan dükkan açtı
Nice bizim gibiler anda konuban geçti
Cümle erenler uçtu dağlar yazılar geçti
Aşk kazanına düştü kaynayıbanı pişti
Bu dünyanın meseli benzer murdar gövdeye
İtler gövdeye düştü Hak dostu kodu geçti
Aşıkmı diyem ona can terkini urmadı
Aşık ona diyeler kim melamete düştü
Yine esridi Yunus Taptuk yüzün görelden
Meğer onun gölünden bir cur'a şerbet içti
Nice bizim gibiler anda konuban geçti
Cümle erenler uçtu dağlar yazılar geçti
Aşk kazanına düştü kaynayıbanı pişti
Bu dünyanın meseli benzer murdar gövdeye
İtler gövdeye düştü Hak dostu kodu geçti
Aşıkmı diyem ona can terkini urmadı
Aşık ona diyeler kim melamete düştü
Yine esridi Yunus Taptuk yüzün görelden
Meğer onun gölünden bir cur'a şerbet içti
Erilmez yare biyar olmayınca
Cihanın halkı ağyar olmayınca
Hakikat alemine yol varılmaz
Bu mülkten külli bizar olmayınca
O vahdet bahrine kimse ulaşmaz
Akup göz yaşı pınar olmayınca
Müyesser olmaz ol yarin visali
Yolunda varı isar olmayınca
Bu dünya cifesin nefs iti komaz
Gönülde azm-i didar olmayınca
Gönül cem' oluben Dost'a yönelmez
Bu dünya karı tarmar olmayınca
Gönül Dost'a özenmez derdlü olmaz
Bir ehl-i derde uyar olmayınca
Gönüle dolmaz ol yarin hayali
Hayal-i gayri yuyar olmayınca
Gönül ayinesi pasdan silinmez
Dilinde Dost tekrar olmayınca
Gönül bu aşka her giz mahrem olmaz
Tamam derde giriftar olmayınca
Cihanda kimse aşkdan haz etmez
Koyup namusu biar olmayınca
Kişi bu aşk içinde gerçek olmaz
Vefa koyup cefakar olmayınca
Cefasız kimse ermedi vefaya
Gül olmaz bellidir har olmayınca
Visal-i şerbetine kimse kanmaz
Yürek derd ile yanar olmayınca
Kime kim zerre derdi yaver oldu
Komaz aşkdan haberdar olmayınca
Ko gitsin dertsizi hayvandır ol kim
Yedilmez ana yular olmayınca
Var evvel derdli ol andan em iste
Timar yok sana bimar olmayınca
Sözünü ehl-i derdin etme inkar
Yolu bulmazsın ikrar olmayınca
Var Eşrefoğlu Rumi gibi sen de
Dolanma vasl-ı dildar olmayınca
Cihanın halkı ağyar olmayınca
Hakikat alemine yol varılmaz
Bu mülkten külli bizar olmayınca
O vahdet bahrine kimse ulaşmaz
Akup göz yaşı pınar olmayınca
Müyesser olmaz ol yarin visali
Yolunda varı isar olmayınca
Bu dünya cifesin nefs iti komaz
Gönülde azm-i didar olmayınca
Gönül cem' oluben Dost'a yönelmez
Bu dünya karı tarmar olmayınca
Gönül Dost'a özenmez derdlü olmaz
Bir ehl-i derde uyar olmayınca
Gönüle dolmaz ol yarin hayali
Hayal-i gayri yuyar olmayınca
Gönül ayinesi pasdan silinmez
Dilinde Dost tekrar olmayınca
Gönül bu aşka her giz mahrem olmaz
Tamam derde giriftar olmayınca
Cihanda kimse aşkdan haz etmez
Koyup namusu biar olmayınca
Kişi bu aşk içinde gerçek olmaz
Vefa koyup cefakar olmayınca
Cefasız kimse ermedi vefaya
Gül olmaz bellidir har olmayınca
Visal-i şerbetine kimse kanmaz
Yürek derd ile yanar olmayınca
Kime kim zerre derdi yaver oldu
Komaz aşkdan haberdar olmayınca
Ko gitsin dertsizi hayvandır ol kim
Yedilmez ana yular olmayınca
Var evvel derdli ol andan em iste
Timar yok sana bimar olmayınca
Sözünü ehl-i derdin etme inkar
Yolu bulmazsın ikrar olmayınca
Var Eşrefoğlu Rumi gibi sen de
Dolanma vasl-ı dildar olmayınca
Erişdi hicrânın demi
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Ağlatmasın mı âdemi
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Elden çıkardık mâhımız
Eflâke çıksın âhımız
Rahm eylesin Allâh'ımız
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Her şeb terâvih tâ'atı
Dîne verirdi zîneti
Müşkil değil mi firkatı
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Ol ey Hüdâyî subh ü şâm
Zikr-i Hudâ'da ber-devâm
Gitdi meded şehr-i sıyâm
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Ağlatmasın mı âdemi
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Elden çıkardık mâhımız
Eflâke çıksın âhımız
Rahm eylesin Allâh'ımız
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Her şeb terâvih tâ'atı
Dîne verirdi zîneti
Müşkil değil mi firkatı
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Ol ey Hüdâyî subh ü şâm
Zikr-i Hudâ'da ber-devâm
Gitdi meded şehr-i sıyâm
Ey mâh-ı gufrân elveda'
Erişdir fazlın ile nûr-ı zâta
İnâyet eyle Sultân'ım inâyet
Erişsin cân ü dil bâkî hayâta
İnâyet eyle Sultân'ım inâyet
Şu kim sebk etdi senden ana hüsnâ
Sa'âdetden ol aldı hazz-ı evfâ
Olalım vâsıl-ı matlûb-ı a'lâ
İnâyet eyle Sultân'ım inâyet
Koyup sırrım hevâyı mâsivâyı
Makâm olsun ana vahdet sarâyı
Hüdâyî anlayıp bilsin Hudâyı
İnâyet eyle Sultân'ım inâyet
İnâyet eyle Sultân'ım inâyet
Erişsin cân ü dil bâkî hayâta
İnâyet eyle Sultân'ım inâyet
Şu kim sebk etdi senden ana hüsnâ
Sa'âdetden ol aldı hazz-ı evfâ
Olalım vâsıl-ı matlûb-ı a'lâ
İnâyet eyle Sultân'ım inâyet
Koyup sırrım hevâyı mâsivâyı
Makâm olsun ana vahdet sarâyı
Hüdâyî anlayıp bilsin Hudâyı
İnâyet eyle Sultân'ım inâyet
Erişilmez yâre bi-yâr olmadıkça,
Bütün cihan ona ağyar olmadıkça.
Hakiki âleme bir yol bulunamaz,
Şu dünya mülkünden bizar olmadıkça.
O vahdet denizine kolay ulaşılmaz,
Akıp gözyaşları pınar olmadıkça.
Yalnız özenmekle insan dertli olmaz,
Varıp dert ehline uyar olmadıkça.
Şu gönlün aynası pasından silinmez,
Dille dostun adı tekrar olmadıkça.
Visal şerbetini içen kanmaz asla,
Yürek aşk derdiyle yanar olmadıkça.
Eşrefoğlu doğru sözü etme inkâr,
Yolu bulamazsın ikrar olmadıkça.
Bütün cihan ona ağyar olmadıkça.
Hakiki âleme bir yol bulunamaz,
Şu dünya mülkünden bizar olmadıkça.
O vahdet denizine kolay ulaşılmaz,
Akıp gözyaşları pınar olmadıkça.
Yalnız özenmekle insan dertli olmaz,
Varıp dert ehline uyar olmadıkça.
Şu gönlün aynası pasından silinmez,
Dille dostun adı tekrar olmadıkça.
Visal şerbetini içen kanmaz asla,
Yürek aşk derdiyle yanar olmadıkça.
Eşrefoğlu doğru sözü etme inkâr,
Yolu bulamazsın ikrar olmadıkça.
Ey genç adam, yolumu adım adım bilirsin!
Erken gel, beni evde bulamayabilirsin!
Erken gel, beni evde bulamayabilirsin!
Ermeğe vahdet nûruna
Şirki aradan süre gör
Salma bu günü yarına
Menzile evvel ere gör
Gül gibi yakan çâk eyle
Aşk ile varın hâk eyle
Su gibi yolun pâk eyle
Dost dîdârını göre gör
Âşık olan mü'min ölmez
Müşrik hod kendüyi bilmez
Âhir bunda kimse kalmaz
Yükün evvelden ıra göı
Sâdıklar yolunu tutup
Hakk'ın dergâhına yitüp
Âşık bülbül gibi ötüp
Dost güllerinden dere gör
Doğru yola giden erler
Sırâtı bunda geçerler
Bilmez isen bu yolu ger
Var bir bilire sora gör
Hulleyi bunda biçerler
Kevseri bunda içerler
Cenneti bunda açarlar
Durma kapıyı ura gör
Ölmezden önden ölüben
Kalbin nûr ile doluban
Hakk'ı Hüdâyî buluban
Bâkî hayâta ire gör
Şirki aradan süre gör
Salma bu günü yarına
Menzile evvel ere gör
Gül gibi yakan çâk eyle
Aşk ile varın hâk eyle
Su gibi yolun pâk eyle
Dost dîdârını göre gör
Âşık olan mü'min ölmez
Müşrik hod kendüyi bilmez
Âhir bunda kimse kalmaz
Yükün evvelden ıra göı
Sâdıklar yolunu tutup
Hakk'ın dergâhına yitüp
Âşık bülbül gibi ötüp
Dost güllerinden dere gör
Doğru yola giden erler
Sırâtı bunda geçerler
Bilmez isen bu yolu ger
Var bir bilire sora gör
Hulleyi bunda biçerler
Kevseri bunda içerler
Cenneti bunda açarlar
Durma kapıyı ura gör
Ölmezden önden ölüben
Kalbin nûr ile doluban
Hakk'ı Hüdâyî buluban
Bâkî hayâta ire gör
Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir
Duygular paketlenmiş, tecime elverişli
gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir
gazeteler tutuklamış dünya kelimesini
o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir
Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız
ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir
söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız
öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir
Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir
Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.
1973
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir
Duygular paketlenmiş, tecime elverişli
gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir
gazeteler tutuklamış dünya kelimesini
o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir
Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız
ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir
söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız
öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir
Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir
Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.
1973
Gecekondu yapısı, bir üfürüklük eser...
Elbet beklenen rüzgar bir gün Kıbleden eser!..
Elbet beklenen rüzgar bir gün Kıbleden eser!..
Eşidin ey yarenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmıyan gönül misal-i taşa benzer
Taş gönülden ne biter dilinden ağu tüter
Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer
Aşk erinin gül yüzü yumşanır muma döner
Taş gönüller kararmış şol yavuz kışa benzer
Münkirler işin bilmez işi ileri gelmez
Nice tâbir eylesen anlanmaz düşe benzer
Hırs anı almışdürür nefsine kalmışdürür
Kendi tatlı canına yavuz yoldaşa benzer
Aşk kudret küresidir sızdırır âşıkları
Kalden hale döndürür andan gümüşe benzer
Âşık canı dinlenmez tâ dosta ermeyince
Dünyada kararı yok pervazı kuşa benzer
Ol Sultan kapısında ol Hazret tapusunda
Aşıkların yıldızı her dem çavuşa benzer
Geç Yunus endişeden ney gerek bu pîşeden
Önden ere aşk gerek andan dervişe benzer
Aşkı olmıyan gönül misal-i taşa benzer
Taş gönülden ne biter dilinden ağu tüter
Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer
Aşk erinin gül yüzü yumşanır muma döner
Taş gönüller kararmış şol yavuz kışa benzer
Münkirler işin bilmez işi ileri gelmez
Nice tâbir eylesen anlanmaz düşe benzer
Hırs anı almışdürür nefsine kalmışdürür
Kendi tatlı canına yavuz yoldaşa benzer
Aşk kudret küresidir sızdırır âşıkları
Kalden hale döndürür andan gümüşe benzer
Âşık canı dinlenmez tâ dosta ermeyince
Dünyada kararı yok pervazı kuşa benzer
Ol Sultan kapısında ol Hazret tapusunda
Aşıkların yıldızı her dem çavuşa benzer
Geç Yunus endişeden ney gerek bu pîşeden
Önden ere aşk gerek andan dervişe benzer
Eşidin ey yarenler eve dervişler geldi
Can şükrane verelim eve dervişler geldi
Her kim görür yüzünü unutur kendözunü
İlm-i bâtından okur eve dervişler geldi
Dervişler uçar kuşlar Hak bezminde sarhoşlar
Zehi devletli başlar eve dervişler geldi
Dervişler yüzü sulu görenler olur deli
Batını arştan ulu eve dervişler geldi
Şeydi Balı'm ilinden şeker damlar dilinden
Dost bahçesi yolundan eve dervişler geldi
Yunus kulun umusuz kimsesi yok yalınız
Feda olsun canımız eve dervişler geldi
Can şükrane verelim eve dervişler geldi
Her kim görür yüzünü unutur kendözunü
İlm-i bâtından okur eve dervişler geldi
Dervişler uçar kuşlar Hak bezminde sarhoşlar
Zehi devletli başlar eve dervişler geldi
Dervişler yüzü sulu görenler olur deli
Batını arştan ulu eve dervişler geldi
Şeydi Balı'm ilinden şeker damlar dilinden
Dost bahçesi yolundan eve dervişler geldi
Yunus kulun umusuz kimsesi yok yalınız
Feda olsun canımız eve dervişler geldi
Esirge hey inâyet ıssı Mevlâ
Cemî'-i zenbime estagfiru'llâh
Yine senden olur her derde dermân
Cemî'-i zenbime estagfiru'llâh
Cemî'-i zenbime estagfiru'llâh
Yine senden olur her derde dermân
Cemî'-i zenbime estagfiru'llâh
Eski yarem var idi yürekte açıldı yine
Yer yüzüne kanlı yaşım yine saçıldı yine
Yüreğimin şerha şerha yareleri bitmedi
Noldu yine noldu yine yare açıldı yine
Yine ayın yenisidir deliliğim depreşir
Akl u fikrim konağından yine içildi yine
Tevbe vermiş idi zahid aşk şarabın içmeyem
Sındı tevbem dolu dolu yine içildi yine
Dediler idi bana kim aşk kitabın okuma
Fala bakayım dedim ol sayfa açıldı yine
Terziye ısmarladım Rumi'ye zahid donu biç
Tutmadı sözümü aşık donu biçildi yine
Yer yüzüne kanlı yaşım yine saçıldı yine
Yüreğimin şerha şerha yareleri bitmedi
Noldu yine noldu yine yare açıldı yine
Yine ayın yenisidir deliliğim depreşir
Akl u fikrim konağından yine içildi yine
Tevbe vermiş idi zahid aşk şarabın içmeyem
Sındı tevbem dolu dolu yine içildi yine
Dediler idi bana kim aşk kitabın okuma
Fala bakayım dedim ol sayfa açıldı yine
Terziye ısmarladım Rumi'ye zahid donu biç
Tutmadı sözümü aşık donu biçildi yine
Evet hatırladım
Küçük basit şeyler
Yetiyor kederlenmeye
Ya mutluluğa
Küçük basit şeyler
Yetiyor kederlenmeye
Ya mutluluğa
Demirden sağnaklar altında uyur sevdiğim
göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların
onu yaralar kıpırdatıyor
ve o sertelmektedir yaralardan
kasıklarına boşalmaktadır nal sesleri
saçları bukleli bir çocuğu öperek uyandıran
içimize güneşler bırakan nal sesleri.
Keserle yontulmuş bir ağzı var sabahın
varınca bayrakları, marşları duyuyorum
başım çılgınca sarsılan dallarla uğraşıyor
durup dineliyorum bütün taframla
bütün taframla, bütün yumruklarım, bütün
hantal yüreklerin olduğu orda.
Kesik kolları var aşkın
döl ve inat barındıran.
Hırpanî bir okşayışla akşam
yanaşınca çocuklara
ben karakavruk yüzümün arkasında
kırbaçlayarak büyüttüğüm ağrıyı bırakıyorum
bana ne çerçilerden, çerilerden, kullardan
halksa kal'am onu kal'a kılan benim
boşanır damarlarıma yılların kahraman gürültüsü
çünkü kavganın göbeğidir benim yerim.
Ay vurunca çatlatır göğsümdeki mahşeri
çünkü kavganın göbeğidir benim yerim
canlarım, kollarında Parti pazubentleri
dik başlar, erkek haykırışlarla
göndere, en yukarlara çekiyorlar
en yukarlara çatlıycak kadar aşkî yüreklerini.
Yıllardır çocuk başları akıyor yamacımızdan
yıllardır balçıklı bir hayvan çeperlerimizde
kentlimiz cebinde cinayet fotoğraflarıyla sofraya oturuyor
köylü -biraz sessizlik- ne tuhaf bir kelime?
Asfalt yakıyor genzimi
asfalt adamlarını topluyor aramızdan
yıkılıp omuzdaşlarının seslerine
yıkılıp bir boran içinde toplayarak çiçeklerimi.
Ben merd-i meydan
yani toprağın ve kanın gürzü
güllerin bin yıllık mezarı bendedir
yukardan bakarım efendilerin pusatlarına
insanların bütün sabahlarını merak ederim
gök hırpalanmaktadır merakımdan
ıtır kokan benim yumruklarımdır
benim kavgamdır o, aşk diye tanınan.
Alanlara çok bilenmiş yüreğim alanlara
vurulsun kösleri şu gâvur sevdamızın
vursun isyanın bacısı olan kanım karanlığa
Zülküf de vursun.
Yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim.
göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların
onu yaralar kıpırdatıyor
ve o sertelmektedir yaralardan
kasıklarına boşalmaktadır nal sesleri
saçları bukleli bir çocuğu öperek uyandıran
içimize güneşler bırakan nal sesleri.
Keserle yontulmuş bir ağzı var sabahın
varınca bayrakları, marşları duyuyorum
başım çılgınca sarsılan dallarla uğraşıyor
durup dineliyorum bütün taframla
bütün taframla, bütün yumruklarım, bütün
hantal yüreklerin olduğu orda.
Kesik kolları var aşkın
döl ve inat barındıran.
Hırpanî bir okşayışla akşam
yanaşınca çocuklara
ben karakavruk yüzümün arkasında
kırbaçlayarak büyüttüğüm ağrıyı bırakıyorum
bana ne çerçilerden, çerilerden, kullardan
halksa kal'am onu kal'a kılan benim
boşanır damarlarıma yılların kahraman gürültüsü
çünkü kavganın göbeğidir benim yerim.
Ay vurunca çatlatır göğsümdeki mahşeri
çünkü kavganın göbeğidir benim yerim
canlarım, kollarında Parti pazubentleri
dik başlar, erkek haykırışlarla
göndere, en yukarlara çekiyorlar
en yukarlara çatlıycak kadar aşkî yüreklerini.
Yıllardır çocuk başları akıyor yamacımızdan
yıllardır balçıklı bir hayvan çeperlerimizde
kentlimiz cebinde cinayet fotoğraflarıyla sofraya oturuyor
köylü -biraz sessizlik- ne tuhaf bir kelime?
Asfalt yakıyor genzimi
asfalt adamlarını topluyor aramızdan
yıkılıp omuzdaşlarının seslerine
yıkılıp bir boran içinde toplayarak çiçeklerimi.
Ben merd-i meydan
yani toprağın ve kanın gürzü
güllerin bin yıllık mezarı bendedir
yukardan bakarım efendilerin pusatlarına
insanların bütün sabahlarını merak ederim
gök hırpalanmaktadır merakımdan
ıtır kokan benim yumruklarımdır
benim kavgamdır o, aşk diye tanınan.
Alanlara çok bilenmiş yüreğim alanlara
vurulsun kösleri şu gâvur sevdamızın
vursun isyanın bacısı olan kanım karanlığa
Zülküf de vursun.
Yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim.
Dünyanın ağırlığına eklesek yıldızları ayı güneşi,
Gene de ağır basarsın ey kalbim
Ey kalbimin güneşi…
Gene de ağır basarsın ey kalbim
Ey kalbimin güneşi…
Evvel benem, ahir benem
Canlara can olan benem
Azıp yolda kalmışlara
Hızır meded eren benem
Bir karara tuttum karar
Sırrıma benim kim erer
Gözsüz beni nerde görür
Gönülde gizlenen benem
Kün deminde nazar eden
Bir nazarda dünya düzen
Kudretinden han döşeyen
Aş nöbetin vuran benem
Düz döşedim bu yerleri
Baskı kodum bu dağları
Sayvan gerdim bu gökleri
Göğü tutup duran benem
Dahi acep aşıklara
ikrar-u din, iman oldum
Halkın gönlünde küfr ile
İslam ile iman benem
Halk içinde dirlik düzen
Dört kitabın doğru yazan
Ak üstüne kara dizen
O yazılan Kur'an benem
Dost ile birliğe yeten
Buyruğu ne ise tutan
Mülk bezeyip dünya düzen
O bahçevan heman benem
Diller damaklar şaşıran
Aşk kazanını taşıran
Hamza'yı kaftan aşıran
O ağulu yılan benem
YUNUS değil bunu diyen
Kendiliğidir söyleyen
Kafirdürür inanmayan
Evvel ahir heman benem
Canlara can olan benem
Azıp yolda kalmışlara
Hızır meded eren benem
Bir karara tuttum karar
Sırrıma benim kim erer
Gözsüz beni nerde görür
Gönülde gizlenen benem
Kün deminde nazar eden
Bir nazarda dünya düzen
Kudretinden han döşeyen
Aş nöbetin vuran benem
Düz döşedim bu yerleri
Baskı kodum bu dağları
Sayvan gerdim bu gökleri
Göğü tutup duran benem
Dahi acep aşıklara
ikrar-u din, iman oldum
Halkın gönlünde küfr ile
İslam ile iman benem
Halk içinde dirlik düzen
Dört kitabın doğru yazan
Ak üstüne kara dizen
O yazılan Kur'an benem
Dost ile birliğe yeten
Buyruğu ne ise tutan
Mülk bezeyip dünya düzen
O bahçevan heman benem
Diller damaklar şaşıran
Aşk kazanını taşıran
Hamza'yı kaftan aşıran
O ağulu yılan benem
YUNUS değil bunu diyen
Kendiliğidir söyleyen
Kafirdürür inanmayan
Evvel ahir heman benem
Ey a gafil aç gözünü bir bak bu dünya haline
Hiç kimse geldi mi bunda düşmedi ecel eline
Niceleri Sultan edip tahta çıkardı bir zaman
Ahır yere vurdu anı irgürmedi visaline
Bu dünyayı benim sanup zinhar buna verme gönül
Nice senin gibilerin gülüp geçti sakalına
Bu fenaya aldanmagıl ol bekanın kaydı görgil
İşbu geçer dünya için girme halkın vebaline
Gör gör bunu fenasını çekme zinhar belasını
Tiz tiz nice noksan erer bir bak bunun kemaline
An şol günü yer devrile gökler çatlayıp yarıla
Mahluk bir yere derile İsrafil suru çalına
Atan anan kardaşların yad olup senden ayrıla
Şol ettiğin zulumlerin hep dadı senden alına
Şol dünyaya benim diyen atlar binip harir giyen
Kara toprak olup yatır kimse bilmez ki hali ne
Arif olan baktı gördü bunun mekr ü hilelerin
Bir parmağın da banmadı bunun ağulu balına
Buna gönül verenlerin ahır mağbunluktur işi
Akil olan aldanmadı bunun yalnış hayaline
Eşrefoğlu Rumi sen de ahir toprak olısarsın
Toprak olmadan toprak ol aldanma anın aline
Seni yavuz sananlara sen hayır dualar eyle
Kim kime ne sanır ise ahır geliser yoluna
Hiç kimse geldi mi bunda düşmedi ecel eline
Niceleri Sultan edip tahta çıkardı bir zaman
Ahır yere vurdu anı irgürmedi visaline
Bu dünyayı benim sanup zinhar buna verme gönül
Nice senin gibilerin gülüp geçti sakalına
Bu fenaya aldanmagıl ol bekanın kaydı görgil
İşbu geçer dünya için girme halkın vebaline
Gör gör bunu fenasını çekme zinhar belasını
Tiz tiz nice noksan erer bir bak bunun kemaline
An şol günü yer devrile gökler çatlayıp yarıla
Mahluk bir yere derile İsrafil suru çalına
Atan anan kardaşların yad olup senden ayrıla
Şol ettiğin zulumlerin hep dadı senden alına
Şol dünyaya benim diyen atlar binip harir giyen
Kara toprak olup yatır kimse bilmez ki hali ne
Arif olan baktı gördü bunun mekr ü hilelerin
Bir parmağın da banmadı bunun ağulu balına
Buna gönül verenlerin ahır mağbunluktur işi
Akil olan aldanmadı bunun yalnış hayaline
Eşrefoğlu Rumi sen de ahir toprak olısarsın
Toprak olmadan toprak ol aldanma anın aline
Seni yavuz sananlara sen hayır dualar eyle
Kim kime ne sanır ise ahır geliser yoluna
Ey aceb bilsem nedir Yarab bu derdin çaresi
Gün gün artar hiç onulmaz yüreğinin yaresi
Yüreğimin yaresine hiç tabib kılmaz ilaç
Ey aceb var mı dahi benim gibi biçaresi
Çaresi biçareliktir yine bu derdin heman
Çün bela burcundadır aşıkların seyyaresi
Gözü yaşlı bağrı başlı yüreği delik delik
Olmuşam alem içinde aşkının avaresi
Her kim inler bu beladan varsın ol aşık değil
Görsün ana neyleyiser nefsinin mekkaresi
Dünyayı mekkareye her kim dolaştı ta ebed
Gitmedi gitmeyiser anın yüzünün karası
Her kimin gönlünde zerre denli dünya hubbü var
Anı mahrum etti bilsin nefsinin emmaresi
Dost yolunda aşıkı ger kılsalar yüz bin pare
Dönmeye Dost Dost deyü çağıra her bir paresi
Eşrefoğlu Rumi bu derde giriftar olalı
Düştü bu deryaya kim yoktur anın kenaresi
Gün gün artar hiç onulmaz yüreğinin yaresi
Yüreğimin yaresine hiç tabib kılmaz ilaç
Ey aceb var mı dahi benim gibi biçaresi
Çaresi biçareliktir yine bu derdin heman
Çün bela burcundadır aşıkların seyyaresi
Gözü yaşlı bağrı başlı yüreği delik delik
Olmuşam alem içinde aşkının avaresi
Her kim inler bu beladan varsın ol aşık değil
Görsün ana neyleyiser nefsinin mekkaresi
Dünyayı mekkareye her kim dolaştı ta ebed
Gitmedi gitmeyiser anın yüzünün karası
Her kimin gönlünde zerre denli dünya hubbü var
Anı mahrum etti bilsin nefsinin emmaresi
Dost yolunda aşıkı ger kılsalar yüz bin pare
Dönmeye Dost Dost deyü çağıra her bir paresi
Eşrefoğlu Rumi bu derde giriftar olalı
Düştü bu deryaya kim yoktur anın kenaresi
Ey Alîm ü Habîr olan Mevlâ
Ey Semî' ü Basîr olan Mevlâ
Kullara lutf ile inâyet et
Ey mu'în ü nasîr olan Mevlâ
Zu'afâyı sakın belâlardan
Ey Kavî vü Kadîr olan Mevlâ
Ey Semî' ü Basîr olan Mevlâ
Kullara lutf ile inâyet et
Ey mu'în ü nasîr olan Mevlâ
Zu'afâyı sakın belâlardan
Ey Kavî vü Kadîr olan Mevlâ
Ey Aliyy ü Azîm olan Mevlâ
Ey Azîz ü Hakîm olan Mevlâ
Ey vücûdu Kadîm olan Mevlâ
Ey atâsı amîm olan Mevlâ
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Kulların kimi ehl-i tâ'atdır
Kimisi mazhar-ı inâyetdir
Kimi mest-i mey-i mahabbetdir
Sana lâyık efendi rahmetdir
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Âşık erişse ger Habîbe n'ola
Gül nasîb olsa andelîbe n'ola
Vatan anılsa bir garîbe n'ola
Hastalar varsalar tabîbe n'ola
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Nice bir ehl-i kîl ü kâl olalım
Bedre irgür yeter hilâl olalım
Vâsıl-ı şems-i bî-zevâl olalım
Sâkin-i suffe-i kemâl olalım
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Şol ki etmez seni özünde taleb
Bârid âhen döğüp çeker o ta'ab
Varlık cümleten senindir heb
Sen esirge Hüdâyî'yi yâ Rab
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Ey Azîz ü Hakîm olan Mevlâ
Ey vücûdu Kadîm olan Mevlâ
Ey atâsı amîm olan Mevlâ
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Kulların kimi ehl-i tâ'atdır
Kimisi mazhar-ı inâyetdir
Kimi mest-i mey-i mahabbetdir
Sana lâyık efendi rahmetdir
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Âşık erişse ger Habîbe n'ola
Gül nasîb olsa andelîbe n'ola
Vatan anılsa bir garîbe n'ola
Hastalar varsalar tabîbe n'ola
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Nice bir ehl-i kîl ü kâl olalım
Bedre irgür yeter hilâl olalım
Vâsıl-ı şems-i bî-zevâl olalım
Sâkin-i suffe-i kemâl olalım
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Şol ki etmez seni özünde taleb
Bârid âhen döğüp çeker o ta'ab
Varlık cümleten senindir heb
Sen esirge Hüdâyî'yi yâ Rab
Ey cevâd ü Kerîm olan Mevlâ
Ey Ra'ûf ü Rahîm olan Mevlâ
Ey Allahım beni senden ayırma
Beni senin didarından ayırma
Seni sevmek benim dinim imanım
İlahi dini imandan ayırma
Sararıben solup döndüm hazana
İlahi hazanımı daldan ayırma
Şeyhim güldür ben anın yaprağıyam
İlahi yaprağım gülden ayırma
Ben ol Dost bahçesinin bülbülüyem
İlahi bülbülüm gülden ayırma
Balığın canını suda dediler
İlahi balığım gölden ayırma
Eşrefoğlu senin kemter kulundur
İlahi kulu sultandan ayırma
Beni senin didarından ayırma
Seni sevmek benim dinim imanım
İlahi dini imandan ayırma
Sararıben solup döndüm hazana
İlahi hazanımı daldan ayırma
Şeyhim güldür ben anın yaprağıyam
İlahi yaprağım gülden ayırma
Ben ol Dost bahçesinin bülbülüyem
İlahi bülbülüm gülden ayırma
Balığın canını suda dediler
İlahi balığım gölden ayırma
Eşrefoğlu senin kemter kulundur
İlahi kulu sultandan ayırma
Ey bâr-gâh-ı dil-keş ü eyvân-ı dil-güşâ
Dâmet leke’s-sa’âdetü ve’l-’ızz u ve’l-’ulâ
Câm-ı sarâyuñ olmadan el-hak safâ budur
Âyîne-i Sikender ü Câm-ı cihân-nümâ
Ümmîd-i hâk-bûs-ı cenâbuñla âsmân
Yıllardurur ki kâmetini eyledi dü-tâ
Halk-ı cihâna melce’ olaldan penâhına
Hûrşîd-i çarh sâye gibi eyler ilticâ
Rif’atde âsmâna deger âsitânesi
Kıymetde nakd-i encüm irişmez aña bahâ
Her gûşesinde micmere-gerdân nesîm-i subh
Her suffesinde bâd-ı sehergâh ‘ıtr-sâ
Dâmet leke’s-sa’âdetü ve’l-’ızz u ve’l-’ulâ
Câm-ı sarâyuñ olmadan el-hak safâ budur
Âyîne-i Sikender ü Câm-ı cihân-nümâ
Ümmîd-i hâk-bûs-ı cenâbuñla âsmân
Yıllardurur ki kâmetini eyledi dü-tâ
Halk-ı cihâna melce’ olaldan penâhına
Hûrşîd-i çarh sâye gibi eyler ilticâ
Rif’atde âsmâna deger âsitânesi
Kıymetde nakd-i encüm irişmez aña bahâ
Her gûşesinde micmere-gerdân nesîm-i subh
Her suffesinde bâd-ı sehergâh ‘ıtr-sâ
Ey beni çılgın eden: benden bu kaçış hali nedir?
Niye sormazsınki, bu çılgın gönlümün ahvali nedir?
Eğer bana halk içinde ilgi göstermezsen mazursun:
Ama tenhada da yüz vermezsin, bu korku nedir?
Halimi bilmediğin için bana açmıyorsan, anlarım;
Ya halimi bilip de kasten bilmezden gelmek nedir?
Bülbülün gayreti gül arzusu yolundadır derler;
Ama gulu gördüğünde meyletmez, peki bu dava nedir?
O peri yüzlü, ben rüsvaya hiç etmez iltifat...
Ey Fuzuli! Bilmem ki, ben rüsvanın sucu nedir?
Niye sormazsınki, bu çılgın gönlümün ahvali nedir?
Eğer bana halk içinde ilgi göstermezsen mazursun:
Ama tenhada da yüz vermezsin, bu korku nedir?
Halimi bilmediğin için bana açmıyorsan, anlarım;
Ya halimi bilip de kasten bilmezden gelmek nedir?
Bülbülün gayreti gül arzusu yolundadır derler;
Ama gulu gördüğünde meyletmez, peki bu dava nedir?
O peri yüzlü, ben rüsvaya hiç etmez iltifat...
Ey Fuzuli! Bilmem ki, ben rüsvanın sucu nedir?
Ey bu gönlüm şehrini bin lutf ile âbâd eden
On sekiz bin âlemi bir emr ile îcâd eden
Zât-ı bî-çûnun mekânlardan münezzehdir senin
Pes seni ya kande bulsun ağlayıp feryâd eden
Kasr-ı kurba irgürüp ihsâna mazhar olmağa
Âşıka varlık cibâlin kesdirip Ferhâd eden
Kimseye ölmezden ön göstermeyip dîdârını
İrgürüp bâkî hayâta lîk sonra şâd eden
Sen inâyet sen hidâyet kıl Hüdâyî bendene
Çün ki sensin her murâda irgürüp irşâd eden
On sekiz bin âlemi bir emr ile îcâd eden
Zât-ı bî-çûnun mekânlardan münezzehdir senin
Pes seni ya kande bulsun ağlayıp feryâd eden
Kasr-ı kurba irgürüp ihsâna mazhar olmağa
Âşıka varlık cibâlin kesdirip Ferhâd eden
Kimseye ölmezden ön göstermeyip dîdârını
İrgürüp bâkî hayâta lîk sonra şâd eden
Sen inâyet sen hidâyet kıl Hüdâyî bendene
Çün ki sensin her murâda irgürüp irşâd eden
Ey çok kitaplar okuyan sen mi tutarsın bana dak
Tâ bilesin sırrı ayan gel aşktan oku bir sebak
Ger sen seni bildin ise sûret terkin urdun ise
Sıfat nedir bildin ise ne kim edersen bana hak
Bilmeyesin bed-nâm u nâm bir ola sana has u âm
Bildim ise ilmi tamam gel aşkdan oku bir sebak
Okumagıl ilmin yüzün ilme amel gerek güzin
Aç gönülden bâtın gözün âşık ma’şûk hâline bak
Bakgıl âşık ne işdedir ma’şûka ol cünbiştedir
İkisi bir teşviştedir iki sanıp bakma ırak
İkilikten geçemedin hâli hâlden seçemedin
Dosttan yana uçamadın fakılık oldu sana fak
Cübbe vü hırka tâc ü taht verse gerekti aşka baç
Dörtyüz mürîd ü elli hac terkeyledi Abdülrezzak
Onun gibi din ulusu hâc öptü çaldı nâkûsu
Sen dahî bırak nâmusu gel beri putun oda yak
Âşık ma’şûk birdir bile aşktan gelir her söz dile
Bîçâre YÛNUS ne bile ne kara okudu ne ak
Tâ bilesin sırrı ayan gel aşktan oku bir sebak
Ger sen seni bildin ise sûret terkin urdun ise
Sıfat nedir bildin ise ne kim edersen bana hak
Bilmeyesin bed-nâm u nâm bir ola sana has u âm
Bildim ise ilmi tamam gel aşkdan oku bir sebak
Okumagıl ilmin yüzün ilme amel gerek güzin
Aç gönülden bâtın gözün âşık ma’şûk hâline bak
Bakgıl âşık ne işdedir ma’şûka ol cünbiştedir
İkisi bir teşviştedir iki sanıp bakma ırak
İkilikten geçemedin hâli hâlden seçemedin
Dosttan yana uçamadın fakılık oldu sana fak
Cübbe vü hırka tâc ü taht verse gerekti aşka baç
Dörtyüz mürîd ü elli hac terkeyledi Abdülrezzak
Onun gibi din ulusu hâc öptü çaldı nâkûsu
Sen dahî bırak nâmusu gel beri putun oda yak
Âşık ma’şûk birdir bile aşktan gelir her söz dile
Bîçâre YÛNUS ne bile ne kara okudu ne ak
Ey derdime dermânım
Rahm et dil-i müştâka
Cân tahtına sultânım
Baksan n'ola uşşâka
Bülbül oluban öten
Cân oynayuban üten
Aşkın eteğin tutan
Çâk etmeye mi yaka
İhsânını küllî et
Bizi mütesellî et
Lutfula tecellî et
Kahrın koma kim yaka
Sîb aşlayıcak bîde
Evvelki resim gide
Bâkî ki zuhûr ede
Fânî eriyip aka
Hüdâyî'ye yol soran
Vahdet iline eren
Dostun dîdârın gören
Gayra ola mı baka
Rahm et dil-i müştâka
Cân tahtına sultânım
Baksan n'ola uşşâka
Bülbül oluban öten
Cân oynayuban üten
Aşkın eteğin tutan
Çâk etmeye mi yaka
İhsânını küllî et
Bizi mütesellî et
Lutfula tecellî et
Kahrın koma kim yaka
Sîb aşlayıcak bîde
Evvelki resim gide
Bâkî ki zuhûr ede
Fânî eriyip aka
Hüdâyî'ye yol soran
Vahdet iline eren
Dostun dîdârın gören
Gayra ola mı baka
Ey derdlilerin derdine dermân eden Allah
Müznib kuluna rahmet ü gufrân eden Allah
Âşıklarına vuslatın ihsân eden Allah
Kullarına yollarını âsân eden Allah
Mevce gelicek bahr-ı kerem lücce-i rahmet
Hazırladı taliblerine gülşen-i cennet
Sâdıklarına umarız ihsân ede vuslat
Kullarına yollarını âsân eden Allah
Çokdur keremi lutfu o Rahmân u Rahîm'in
İhsânına gâyet mi var ol Hayy u Kadîm'in
Bî-had keremin gördü Hüdâyî o Kerîm'in
Kullarına yollarını âsân eden Allah
Müznib kuluna rahmet ü gufrân eden Allah
Âşıklarına vuslatın ihsân eden Allah
Kullarına yollarını âsân eden Allah
Mevce gelicek bahr-ı kerem lücce-i rahmet
Hazırladı taliblerine gülşen-i cennet
Sâdıklarına umarız ihsân ede vuslat
Kullarına yollarını âsân eden Allah
Çokdur keremi lutfu o Rahmân u Rahîm'in
İhsânına gâyet mi var ol Hayy u Kadîm'in
Bî-had keremin gördü Hüdâyî o Kerîm'in
Kullarına yollarını âsân eden Allah
Ey deret Ka‘be-i erbâb-ı necât
Kıbletî vechuke fî kulli salât
Zât-ı pâk-i tû munezzeh zî-cihât
Der gehet ka‘be-i ehli derecât
Kıbletî vechuke fî kulli salât
Zât-ı pâk-i tû munezzeh zî-cihât
Der gehet ka‘be-i ehli derecât
Ey dervişim diyen kişi gayre gönül verme sakın
Canını aşk odu sanıp nefs oduna urma sakın
Aşkın odu aşıkların canın yakar ol Dost için
At bu canı aşk oduna iki sanıp durma sakın
Aşk deryası derim olur yüz bin yüzgeçler boğulur
Kenarı yok bu deryanın çıkam deyu çıkma sakın
Bu deryanın yüzgeçleri cansız olur bahrileri
Can terkini urmayınca bu deryaya girme sakın
Bahrisisin bu deryanın Eşrefoğlun Rumi sen de
Az az çıkar aşk güherin kendözünü yorma sakın
Canını aşk odu sanıp nefs oduna urma sakın
Aşkın odu aşıkların canın yakar ol Dost için
At bu canı aşk oduna iki sanıp durma sakın
Aşk deryası derim olur yüz bin yüzgeçler boğulur
Kenarı yok bu deryanın çıkam deyu çıkma sakın
Bu deryanın yüzgeçleri cansız olur bahrileri
Can terkini urmayınca bu deryaya girme sakın
Bahrisisin bu deryanın Eşrefoğlun Rumi sen de
Az az çıkar aşk güherin kendözünü yorma sakın
Ey dil gerekse vâsıta-i devlet-i ebed
Olmaz nigâruñ işigi taşı gibi sened
Nâ-dân elinden alma eger irse destüñe
Şeh-bâz-ı âşiyâne-i devlet yeden bi-yed
Gösterdi gâh zülfi karasın gehî kaşın
Deryâ-yı hüsn-i dûst ‘ayân itdi cezr ü med
Derd-i mahabbet eylese cismi ‘aceb mi zerd
İksîr-i ‘aşk-ı pâk ile altun olur cesed
Âyîne gibi halka mürâ’îlik eylemez
Bâkî safâ-yı hâtır ile geydi bir nemed
Olmaz nigâruñ işigi taşı gibi sened
Nâ-dân elinden alma eger irse destüñe
Şeh-bâz-ı âşiyâne-i devlet yeden bi-yed
Gösterdi gâh zülfi karasın gehî kaşın
Deryâ-yı hüsn-i dûst ‘ayân itdi cezr ü med
Derd-i mahabbet eylese cismi ‘aceb mi zerd
İksîr-i ‘aşk-ı pâk ile altun olur cesed
Âyîne gibi halka mürâ’îlik eylemez
Bâkî safâ-yı hâtır ile geydi bir nemed
Ey dil ü cân içinde cânânım
Kerem et yap bu kalb-i vîrânım
Ele al hâtır-ı perîşânım
Kudret-i tâmme ıssı sultânım
Rahmet-i âmme ıssı sultânım
Kullarındır efendi pîr ü civân
Sana muhtâç durur zemîn ü zamân
Nazar-ı lutfun isteriz her ân
Kudret-i tâmme ıssı sultânım
Rahmet-i âmme ıssı Sultân'ım
Ger Hüdâyî garîbe olsa nazar
Kalmaya hem sivâdan anda eser
Ere matlûba gide cümle keder
Kudret-i tâmme ıssı sultânım
Rahmet-i âmme ıssı sultânım
Kerem et yap bu kalb-i vîrânım
Ele al hâtır-ı perîşânım
Kudret-i tâmme ıssı sultânım
Rahmet-i âmme ıssı sultânım
Kullarındır efendi pîr ü civân
Sana muhtâç durur zemîn ü zamân
Nazar-ı lutfun isteriz her ân
Kudret-i tâmme ıssı sultânım
Rahmet-i âmme ıssı Sultân'ım
Ger Hüdâyî garîbe olsa nazar
Kalmaya hem sivâdan anda eser
Ere matlûba gide cümle keder
Kudret-i tâmme ıssı sultânım
Rahmet-i âmme ıssı sultânım
Ey dost senin yoluna,
Canım veresim gelir,
Aşkla yanan ateşe,
Varıp giresim gelir.
Beni sana vereyim,
Sensiz beni nideyim,
Huzuruna geleyim,
Bensiz varasım gelir.
Senin için gelmişse,
Yetmiş kez öldürülse,
Hem de bin kez ölmeye,
Başı veresim gelir.
Eşrefoğlu durarak,
Aradan çıkartarak,
Senin ile bakarak,
Seni göresim gelir.
Canım veresim gelir,
Aşkla yanan ateşe,
Varıp giresim gelir.
Beni sana vereyim,
Sensiz beni nideyim,
Huzuruna geleyim,
Bensiz varasım gelir.
Senin için gelmişse,
Yetmiş kez öldürülse,
Hem de bin kez ölmeye,
Başı veresim gelir.
Eşrefoğlu durarak,
Aradan çıkartarak,
Senin ile bakarak,
Seni göresim gelir.
Ey giyip gülgûn demâdem azm-i cevlân eyleyen
Her taraf cevlân edip döndükçe yüz kan eyleyen
Ey beni mahrum edip bezm-i visâlinden müdâm
Gayri, hân-ı iltifatı üzre mihmân eyleyen!
Ey demadem reşk tiğiyle benim kanım döküp
Mey içip ağyâr ile seyr-i gülistân eyleyen.
Bunca kim efgaanımı ey mâh, işittin giceler
Dimedin bir gice; ''Kimdir bunca efgaan eyleyen.''
Aşk derdiyle olur aşık mizâcı müstakîm
Düşmenimdir dostlar, bu derde derman eyleyen.
Derd-i hicrân, natüvan etmiş Fuzûlî hasteyi,
Yok mudur Yâ Rabb devâ-yı derd-i hicrân eyleyen!
Her taraf cevlân edip döndükçe yüz kan eyleyen
Ey beni mahrum edip bezm-i visâlinden müdâm
Gayri, hân-ı iltifatı üzre mihmân eyleyen!
Ey demadem reşk tiğiyle benim kanım döküp
Mey içip ağyâr ile seyr-i gülistân eyleyen.
Bunca kim efgaanımı ey mâh, işittin giceler
Dimedin bir gice; ''Kimdir bunca efgaan eyleyen.''
Aşk derdiyle olur aşık mizâcı müstakîm
Düşmenimdir dostlar, bu derde derman eyleyen.
Derd-i hicrân, natüvan etmiş Fuzûlî hasteyi,
Yok mudur Yâ Rabb devâ-yı derd-i hicrân eyleyen!
Ey gönül ayru değilsin yârdan
Sırr-ı pâk-i Mustafâ Muhtârdan
Mâsivâya bakma âşık ârif ol
Yâri istersen sakın ağyârdan
Varlığın bâr-ı girândır ey refîk
Âkil isen kurtul erken bârdan
Fânîyi tebdîl ede gör bakîye
Kaçma ey dil assılı bâzârdan
Verd-i bî-hemtâyadır şevk u tarab
Bülbülün zârı değil gülzârdan
Gösterip kesretde vahdet sırrını
Bir aceb terkîb olupdur çârdan
Kenz-i sır eşbâh ile mahfûf olup
Gülşene havlu çekilmiş hârdan
Sırr-ı pâk-i Mustafâ Muhtârdan
Mâsivâya bakma âşık ârif ol
Yâri istersen sakın ağyârdan
Varlığın bâr-ı girândır ey refîk
Âkil isen kurtul erken bârdan
Fânîyi tebdîl ede gör bakîye
Kaçma ey dil assılı bâzârdan
Verd-i bî-hemtâyadır şevk u tarab
Bülbülün zârı değil gülzârdan
Gösterip kesretde vahdet sırrını
Bir aceb terkîb olupdur çârdan
Kenz-i sır eşbâh ile mahfûf olup
Gülşene havlu çekilmiş hârdan
Ey gönül şol şâh-ı âlî-şânı gör
Nûr-i pâk-i Hazret-i Rahmân'ı gör
Zerrede Hurşîd-i âlem-tâba bak
Katrede şol bahr-i bî-pâyânı gör
Taşradan bakma vücûd iklîmine
Gir serîr-i sînede sultânı gör
Nice bir levs-i sivâda kalasın
Aç gözün vâsıl olan yârânı gör
Olma hod-bîn ü Hudâ-bîn ol beğim
Mahz-ı fazliyle olan ihsânı gör
Nûr-i pâk-i Hazret-i Rahmân'ı gör
Zerrede Hurşîd-i âlem-tâba bak
Katrede şol bahr-i bî-pâyânı gör
Taşradan bakma vücûd iklîmine
Gir serîr-i sînede sultânı gör
Nice bir levs-i sivâda kalasın
Aç gözün vâsıl olan yârânı gör
Olma hod-bîn ü Hudâ-bîn ol beğim
Mahz-ı fazliyle olan ihsânı gör
Ey gönüller derdine dermân eden
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Nutfe-i nâ-çîze cân ihsân eden
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Âsitânın hastaya dârü'ş-şifâ
Şerbet-i vaslın kamu derde devâ
Çâre et kim kaldım uş ben mübtelâ
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Geh yerim pervâne gibi oldu nâr
Eyledim bülbül gibi geh âh ü zâr
Bir mekânda etmedi gönlüm karâr
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Nâr-ı firkatde biraz oldum harîk
Bahr-i hayretde biraz oldum garîk
Âkıbet girdâba erişdi tarîk
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Tâkatim tak oldu büküldü belim
Geldi erişdi kafâdan uş ölüm
Tut elim lutfeyle açıver yolum
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Ne fenâ bâğında uçdu andelîb
Ne bekâ bûyundan erişdi nasîb
Vâdi-i hayretde kaldım ben garîb
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Ne erişdi câna sağlıkdan sürûr
Ne makâm-ı râhat olmuşdur kubûr
Hîç bir hâl ile bulmadım huzûr
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Zâtın envârın yeter etdin nihân
Zulmet-i hayretde kaldı akl ü cân
Derdimin dermânı vaslındır hemân
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Taşı gevher toprağı insân eden
Zerreyi gün katreyi ummân eden
Ey kamu müşkilleri âsân eden
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Nutfe-i nâ-çîze cân ihsân eden
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Âsitânın hastaya dârü'ş-şifâ
Şerbet-i vaslın kamu derde devâ
Çâre et kim kaldım uş ben mübtelâ
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Geh yerim pervâne gibi oldu nâr
Eyledim bülbül gibi geh âh ü zâr
Bir mekânda etmedi gönlüm karâr
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Nâr-ı firkatde biraz oldum harîk
Bahr-i hayretde biraz oldum garîk
Âkıbet girdâba erişdi tarîk
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Tâkatim tak oldu büküldü belim
Geldi erişdi kafâdan uş ölüm
Tut elim lutfeyle açıver yolum
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Ne fenâ bâğında uçdu andelîb
Ne bekâ bûyundan erişdi nasîb
Vâdi-i hayretde kaldım ben garîb
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Ne erişdi câna sağlıkdan sürûr
Ne makâm-ı râhat olmuşdur kubûr
Hîç bir hâl ile bulmadım huzûr
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Zâtın envârın yeter etdin nihân
Zulmet-i hayretde kaldı akl ü cân
Derdimin dermânı vaslındır hemân
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Taşı gevher toprağı insân eden
Zerreyi gün katreyi ummân eden
Ey kamu müşkilleri âsân eden
Bir onulmaz derde tuş oldum meded
Ey gülleri handân edip bülbülleri nâlân eden
Gâh hûb cemâlin gösterip gâh gizleyip pinhân eden
Sen Semme vechu'llâh dedin hem Zâhir ü Bâtın adın
Gâh gösterip gâh gizledin aklı odur hayrân eden
Etmez senin âşıkların mülk-i Süleymân'a nazar
Ancak cemâlin nûrudur cânlarına dermân eden
Kimini saldın Kâ'be'ye kimi eder Arş'ın tavâf
Uşşâka vaslın kıl atâ ey herkese ihsân eden
Eyle Hüdâyî'ye atâ cûdunla Hakkânî vücûd
Ey nutfeyi insân edip ey katreyi ummân eden
Gâh hûb cemâlin gösterip gâh gizleyip pinhân eden
Sen Semme vechu'llâh dedin hem Zâhir ü Bâtın adın
Gâh gösterip gâh gizledin aklı odur hayrân eden
Etmez senin âşıkların mülk-i Süleymân'a nazar
Ancak cemâlin nûrudur cânlarına dermân eden
Kimini saldın Kâ'be'ye kimi eder Arş'ın tavâf
Uşşâka vaslın kıl atâ ey herkese ihsân eden
Eyle Hüdâyî'ye atâ cûdunla Hakkânî vücûd
Ey nutfeyi insân edip ey katreyi ummân eden
Ey Hazret-i Rahmân'ım
Tevfîk ü hidâyet et
Âlemlere sultânım
Tevfîk ü hidâyet et
Sen Kâdir-i mutlaksın
Hem erham ü eşfaksm
İhsân edici Hak'sın
Tevfîk ü hidâyet et
Sıdk ile giren yola
Matlûbunu tîz bula
Devlet yeter ol kula
Tevfîk ü hidâyet et
Yâ Bâtın ü yâ Zâhir
Yâ hâzır u yâ nâsır
Ente'l-Melikü'l-Kâdir
Tevfîk ü hidâyet et
Bî-çâre Hüdâyî ger
İhsâna ola mazhar
Hoş zevk ü safâ eyler
Tevfîk ü hidâyet et
Tevfîk ü hidâyet et
Âlemlere sultânım
Tevfîk ü hidâyet et
Sen Kâdir-i mutlaksın
Hem erham ü eşfaksm
İhsân edici Hak'sın
Tevfîk ü hidâyet et
Sıdk ile giren yola
Matlûbunu tîz bula
Devlet yeter ol kula
Tevfîk ü hidâyet et
Yâ Bâtın ü yâ Zâhir
Yâ hâzır u yâ nâsır
Ente'l-Melikü'l-Kâdir
Tevfîk ü hidâyet et
Bî-çâre Hüdâyî ger
İhsâna ola mazhar
Hoş zevk ü safâ eyler
Tevfîk ü hidâyet et
Ey hevasına tapan
Tevbeye gel tevbeye
Hakk'a tap Hak'tan utan
Tevbeya gel tevbeye
Nice nefse uyasın
Nice dünya koğasın
Vakt ola usanasın
Tevbeye gel tevbeye
Nice beslersin teni
Yılan çiyan yer anı
Ko teni besle canı
Tevbeye gel tevbeye
Sen teni sandın seni
Bilmedin senden teni
Odlara yaktın canı
Tevbeye gel tevbeye
Sen dünya-perest oldun
Nefsin ile dost oldun
Sanma dirisin öldün
Tevbeye gel tevbeye
Gör bu müekkilleri
Yazarlar hayr u şerri
Günahdan olgıl beri
Tevbeye gel tevbeye
Ey miskin ademoğlu
Usan tutma alemi
Esmeden ölüm yeli
Tevbeye gel tevbeye
Ölüm gelicek naçar
Dilin tanını şaşar
Erken işini başar
Tevbeye gel tevbeye
Göçer bu dünya kalmaz
Ömür payidar olmaz
Son pişman fayda kılmaz
Tevbeye gel tevbeye
Tevbe suyuyla arın
Dimegil bugün yarın
Göresin Hak didarın
Tevbeye gel tevbeye
Eşrefoğlu Rumi sen
Tevbe kıl erken uyan
Olma yolunda yalan
Tevbeye gel tevbeye
Tevbeye gel tevbeye
Hakk'a tap Hak'tan utan
Tevbeya gel tevbeye
Nice nefse uyasın
Nice dünya koğasın
Vakt ola usanasın
Tevbeye gel tevbeye
Nice beslersin teni
Yılan çiyan yer anı
Ko teni besle canı
Tevbeye gel tevbeye
Sen teni sandın seni
Bilmedin senden teni
Odlara yaktın canı
Tevbeye gel tevbeye
Sen dünya-perest oldun
Nefsin ile dost oldun
Sanma dirisin öldün
Tevbeye gel tevbeye
Gör bu müekkilleri
Yazarlar hayr u şerri
Günahdan olgıl beri
Tevbeye gel tevbeye
Ey miskin ademoğlu
Usan tutma alemi
Esmeden ölüm yeli
Tevbeye gel tevbeye
Ölüm gelicek naçar
Dilin tanını şaşar
Erken işini başar
Tevbeye gel tevbeye
Göçer bu dünya kalmaz
Ömür payidar olmaz
Son pişman fayda kılmaz
Tevbeye gel tevbeye
Tevbe suyuyla arın
Dimegil bugün yarın
Göresin Hak didarın
Tevbeye gel tevbeye
Eşrefoğlu Rumi sen
Tevbe kıl erken uyan
Olma yolunda yalan
Tevbeye gel tevbeye
Ey Hudâ i'tikâdı sen verdin
Emrine inkiyâdı sen verdin
Fazlına i'timâdı sen verdin
Bendene her murâdı sen verdin
Kande buldu bu cism ile cânı
Kanden aldı bu ilm ü irfânı
Kim eder bunca lutf u ihsânı
Bendene her murâdı sen verdin
Sen verirsin Hüdâyî'ye kurbet
Sensin eden îbâdını da'vet
Fazlın ile olur sana vuslat
Bendene her murâdı sen verdin
Emrine inkiyâdı sen verdin
Fazlına i'timâdı sen verdin
Bendene her murâdı sen verdin
Kande buldu bu cism ile cânı
Kanden aldı bu ilm ü irfânı
Kim eder bunca lutf u ihsânı
Bendene her murâdı sen verdin
Sen verirsin Hüdâyî'ye kurbet
Sensin eden îbâdını da'vet
Fazlın ile olur sana vuslat
Bendene her murâdı sen verdin
Ey ilâh-i men û ilâh-i heme
Vey penâh-i men û penâh-i heme
Rahmetet râ çû hadd û gâyet nîst
Afv kon yâ Kerîm gunâh-i heme
Vey penâh-i men û penâh-i heme
Rahmetet râ çû hadd û gâyet nîst
Afv kon yâ Kerîm gunâh-i heme
Ey kâ'inâtı var eden
İhsân senin gufrân senin
Âlemleri izhâr eden
İhsân senin gufrân senin
Toprağı insân eyledin
Enva'-ı ihsân eyledin
Yolları âsân eyledin
İhsân senin gufrân senin
Şâhâ eğer bay ü gedâ
İhsânın umar dâ'imâ
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Rahmet senin gufrân senin
Erse hidâyet askeri
Kullar olur gamdan berî
Eyle inâyet mazharı
İhsân senin gufrân senin
Erip Hüdâyî'ye kerem
Fazlınla olsun mugtenem
Gitsin aradan derd ü gam
Rahmet senin gufrân senin
İhsân senin gufrân senin
Âlemleri izhâr eden
İhsân senin gufrân senin
Toprağı insân eyledin
Enva'-ı ihsân eyledin
Yolları âsân eyledin
İhsân senin gufrân senin
Şâhâ eğer bay ü gedâ
İhsânın umar dâ'imâ
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Rahmet senin gufrân senin
Erse hidâyet askeri
Kullar olur gamdan berî
Eyle inâyet mazharı
İhsân senin gufrân senin
Erip Hüdâyî'ye kerem
Fazlınla olsun mugtenem
Gitsin aradan derd ü gam
Rahmet senin gufrân senin
Sana ey kanımda eriyen kadın
Can nasıl dayansın, nasıl dayansın?
Mezara çekmekse beni maksadın
Önümde o siyah gözlerin yansın.
Bir sütun alevsin, bir sütun duman,
Yalnız seni görür gözünü yuman.
Senden ateşine bir deva uman
Bari gitsin kara toprağa kansın.
Bir çukur solumda, bir taş sağımda
Kabre girdiğim gün bu genç çağımda
Öyle bir yüksel ki sen toprağımda
Görenler ruhumu tütüyor sansın
Can nasıl dayansın, nasıl dayansın?
Mezara çekmekse beni maksadın
Önümde o siyah gözlerin yansın.
Bir sütun alevsin, bir sütun duman,
Yalnız seni görür gözünü yuman.
Senden ateşine bir deva uman
Bari gitsin kara toprağa kansın.
Bir çukur solumda, bir taş sağımda
Kabre girdiğim gün bu genç çağımda
Öyle bir yüksel ki sen toprağımda
Görenler ruhumu tütüyor sansın
Ey kerem kânı hudâvend-i Alîm
Kullara lutf ile ihsân et meded
Hâliku'1-kül Hâdî-i Dâr-ı Na'îm
Yolların fazlınla âsân et meded
Kullara lutf ile ihsân et meded
Hâliku'1-kül Hâdî-i Dâr-ı Na'îm
Yolların fazlınla âsân et meded
Ey kerem kânı ibâdın dâ’imâ işi kusûr
N'ola ger fazlın ile sen rahmet etsen yâ Gafûr
Fazlına ihsânına mevkûfdur cümle umûr
Dâ’imâ işi ibâdın zillet-i cürm ü kusûr
N'ola ger fazlın ile sen rahmet etsen yâ Gafûr
Fazlına ihsânına mevkûfdur cümle umûr
Dâ’imâ işi ibâdın zillet-i cürm ü kusûr
Ey melek-sîmâ ki senden özge hayrandur sana
Hak bilür insan dimez her kim ki insandur sana
Virmeyen cânın sana bulmaz hayât-ı câvidân
Zinde-i câvîd ana dirler ki kurbandur sana
Âlemi pervâne-i şem’-i cemâlün kıldı ışk
Cân-ı âlemsin fidâ her lahza bin candur sana
Âşıka şevkunla cân virmek inen müşkil degül
Çün Mesîh-i vaktsin can virmek âsandur sana
Çıhma yârum giceler âğyâr ta’nından sakın
Sen meh-i evc-i melâhatsin bu noksandur sana
Pâdişahum zulm idüp âşık seni zâlim dimiş
Hûb olanlardan yaman gelmez bu bühtandur sana
Ey Fuzûlî hûb-rûlardan tegâfüldür yaman
Ger cefâ hem gelse anlardan bir ihsandur sana
Hak bilür insan dimez her kim ki insandur sana
Virmeyen cânın sana bulmaz hayât-ı câvidân
Zinde-i câvîd ana dirler ki kurbandur sana
Âlemi pervâne-i şem’-i cemâlün kıldı ışk
Cân-ı âlemsin fidâ her lahza bin candur sana
Âşıka şevkunla cân virmek inen müşkil degül
Çün Mesîh-i vaktsin can virmek âsandur sana
Çıhma yârum giceler âğyâr ta’nından sakın
Sen meh-i evc-i melâhatsin bu noksandur sana
Pâdişahum zulm idüp âşık seni zâlim dimiş
Hûb olanlardan yaman gelmez bu bühtandur sana
Ey Fuzûlî hûb-rûlardan tegâfüldür yaman
Ger cefâ hem gelse anlardan bir ihsandur sana
Ey Mün'im ü muhsin ilâh
Ey rahmeti çok pâdişâh
Zabtındadır halk-ı cihân
Bir dahi yok püşt ü penâh
Ey rahmeti çok pâdişâh
Zabtındadır halk-ı cihân
Bir dahi yok püşt ü penâh
Gazel
Ey musavvir yâr timsâline sûret vermedün
Zülf ü ruh çekdün velî tâb u terâvet vermedün
Işk sevdâsından ey nâsih meni men' eyledün
Yoh imiş aklın mana yahşi nasîhat vermedün
Dün ki fursat düşdü hâk-i dergehünden kâm alam
N'oldu ey göz yaşı göz açmağa fursat vermedün
Göz yumup âlemde isterdüm açam ruhsâruna
Cânum aldun göz yumup açınca möhlet vermedün
Bu mıdur rahmün ki hâlün eyler iken kasd-i cân
Çıhdı hattun kim anı men'e de ruhsât vermedün
Verme hüsn ehline yâ Rab kudret-i resm-i cefâ
Çün vefâ çekmekde ışk ehline tâkat vermedün
Ey Fuzûlî öldün efgân etmedün rahmet sana
Rahm kıldun halka efgânunla zahmet vermedün
Ey musavvir yâr timsâline sûret vermedün
Zülf ü ruh çekdün velî tâb u terâvet vermedün
Işk sevdâsından ey nâsih meni men' eyledün
Yoh imiş aklın mana yahşi nasîhat vermedün
Dün ki fursat düşdü hâk-i dergehünden kâm alam
N'oldu ey göz yaşı göz açmağa fursat vermedün
Göz yumup âlemde isterdüm açam ruhsâruna
Cânum aldun göz yumup açınca möhlet vermedün
Bu mıdur rahmün ki hâlün eyler iken kasd-i cân
Çıhdı hattun kim anı men'e de ruhsât vermedün
Verme hüsn ehline yâ Rab kudret-i resm-i cefâ
Çün vefâ çekmekde ışk ehline tâkat vermedün
Ey Fuzûlî öldün efgân etmedün rahmet sana
Rahm kıldun halka efgânunla zahmet vermedün
Ey nefs yeter sehv ü zelel
İnsâfa gel insâfa gel
Terk eyleyip tûl-i emel
İnsâfa gel insâfa gel
Bu âdet ü bid'at nedir
Bu şöhret ü zînet nedir
Bu kuru germiyyet nedir
İnsâfa gel insâfa gel
Bir gün eser bâd-ı ecel
Ten bâğına verir halel
İhlâs ile eyle amel
İnsâfa gel insâfa gel
İfsâdı ko ey nefs-i dûn
Kad dalle kavmün müfsidûn
Tâlibleri etme zebûn
İnsâfa gel insâfa gel
Etme Hüdâyî'ye inâd
Fermâna eyle inkiyâd
Etmez misin Mevlâ'yı yâd
İnsâfa gel insâfa gel
İnsâfa gel insâfa gel
Terk eyleyip tûl-i emel
İnsâfa gel insâfa gel
Bu âdet ü bid'at nedir
Bu şöhret ü zînet nedir
Bu kuru germiyyet nedir
İnsâfa gel insâfa gel
Bir gün eser bâd-ı ecel
Ten bâğına verir halel
İhlâs ile eyle amel
İnsâfa gel insâfa gel
İfsâdı ko ey nefs-i dûn
Kad dalle kavmün müfsidûn
Tâlibleri etme zebûn
İnsâfa gel insâfa gel
Etme Hüdâyî'ye inâd
Fermâna eyle inkiyâd
Etmez misin Mevlâ'yı yâd
İnsâfa gel insâfa gel
Ey nefs yeter sehv ü zülel
İnsâfa gel insâfa gel
Terkeyleyüp tûl-i emel
İnsâfa gel insâfa gel
Bu âdet ü bid'at nedir?
Bu şöhret ü ziynet nedir?
Bu kuru keremiyyet nedir? (s.94)
İnsâfa gel insâfa gel
Bir gün eser bâd-ı ecel
Ten bâğına verir halel
İhlâsile eyle amel
İnsâfa gel insâfa gel
İfsâdı ko ey nefs-i dûn
"Kad dalle kavmun muktedûn"
Tâlibleri etme zebûn
İnsâfa gel insâfa gel
Etme Hüdâyî'ye inâd
Fermâna eyle inkıyâd
Etmez misin Mevlâ'yı yâd
İnsâfa gel insâfa gel
İnsâfa gel insâfa gel
Terkeyleyüp tûl-i emel
İnsâfa gel insâfa gel
Bu âdet ü bid'at nedir?
Bu şöhret ü ziynet nedir?
Bu kuru keremiyyet nedir? (s.94)
İnsâfa gel insâfa gel
Bir gün eser bâd-ı ecel
Ten bâğına verir halel
İhlâsile eyle amel
İnsâfa gel insâfa gel
İfsâdı ko ey nefs-i dûn
"Kad dalle kavmun muktedûn"
Tâlibleri etme zebûn
İnsâfa gel insâfa gel
Etme Hüdâyî'ye inâd
Fermâna eyle inkıyâd
Etmez misin Mevlâ'yı yâd
İnsâfa gel insâfa gel
Ey nefsim olma ehl-i şer
İnsâfa gel insâfa gel
Kuru hevâ ise yeter
Fikrinde yok mudur ecel
Şunlar ki doğru gitmedi
Fermân-ı Hakk'ı tutmadı
Assı ziyân fark etmedi
Hayvân durur bel hüm edal
Buyruğu yerine yetir
İhmâli ko işin bitir
Hakk'a tamâm îmân getir
İhlâs ile eyle amel
Estağfiru'llâh el-‘azîm
Min külli mâ lâ-yestakîm
Ente'l-Kerîm ente'r-Rahîm
İgfir lenâ yevme'z-zelel
Ey Kâdir ü Ferd ü Ahad
Eyle Hüdâyî'ye meded
Nefs olmasın ortada sed
İhsânına eyle mahal
İnsâfa gel insâfa gel
Kuru hevâ ise yeter
Fikrinde yok mudur ecel
Şunlar ki doğru gitmedi
Fermân-ı Hakk'ı tutmadı
Assı ziyân fark etmedi
Hayvân durur bel hüm edal
Buyruğu yerine yetir
İhmâli ko işin bitir
Hakk'a tamâm îmân getir
İhlâs ile eyle amel
Estağfiru'llâh el-‘azîm
Min külli mâ lâ-yestakîm
Ente'l-Kerîm ente'r-Rahîm
İgfir lenâ yevme'z-zelel
Ey Kâdir ü Ferd ü Ahad
Eyle Hüdâyî'ye meded
Nefs olmasın ortada sed
İhsânına eyle mahal
Ey pâdişâh-ı bî-vezîr
İhsân cenâbından senin
Ey bî-şebîh ü bî-nazîr
İhsân cenâbından senin
Her şey'e sen verdin vücûd
Cümle sana eyler sücûd
Cânım seni kılsın şuhûd
İhsân cenâbından senin
Kapındaki bî-çâreler
Koyup ya kande varalar
Ayrık kime yalvaralar
İhsân cenâbından senin
Her emri tedbîr eyleyen
Eşyâya te'sîr eyleyen
Cân ü teni bir eyleyen
İhsân cenâbından senin
Sana Hüdâyî ey Kerîm
İster sırât-ı müstakîm
Sensin çü Rahmân ü Rahîm
İhsân cenâbından senin
İhsân cenâbından senin
Ey bî-şebîh ü bî-nazîr
İhsân cenâbından senin
Her şey'e sen verdin vücûd
Cümle sana eyler sücûd
Cânım seni kılsın şuhûd
İhsân cenâbından senin
Kapındaki bî-çâreler
Koyup ya kande varalar
Ayrık kime yalvaralar
İhsân cenâbından senin
Her emri tedbîr eyleyen
Eşyâya te'sîr eyleyen
Cân ü teni bir eyleyen
İhsân cenâbından senin
Sana Hüdâyî ey Kerîm
İster sırât-ı müstakîm
Sensin çü Rahmân ü Rahîm
İhsân cenâbından senin
Ey pâdişâh-ı bî-zevâl
Senden atâ senden kerem
Ey bî-şebîh ü bî-misâl
Senden kerem senden kerem
Derdlilere dermân eden
Kullarına ihsân eden
Ey nutfeyi insân eden
Senden atâ senden kerem
Sen ey Ganî perverdigâr
Etdin keremler bî-şumâr
İhsânına gâyet mi var
Senden atâ senden kerem
Kula inâyet hep senin
Yola hidâyet hep senin
Lutf ile rahmet hep senin
Senden atâ senden kerem
Abdin işi cürm ü kusûr
Afvın umarız yâ Gafûr
Tâ kim ere kalbe sürûr
Senden atâ senden kerem
Ey Evvel ü Âhir olan
Ey Bâtın ü Zâhir olan
Ey hâzır ü nâzır olan
Senden atâ senden kerem
Ey Kâdir ü Hayy u Vedûd
Umar Hüdâyî fazl ü cûd
Tâ kim bula bâkî vücûd
Senden atâ senden kerem
Senden atâ senden kerem
Ey bî-şebîh ü bî-misâl
Senden kerem senden kerem
Derdlilere dermân eden
Kullarına ihsân eden
Ey nutfeyi insân eden
Senden atâ senden kerem
Sen ey Ganî perverdigâr
Etdin keremler bî-şumâr
İhsânına gâyet mi var
Senden atâ senden kerem
Kula inâyet hep senin
Yola hidâyet hep senin
Lutf ile rahmet hep senin
Senden atâ senden kerem
Abdin işi cürm ü kusûr
Afvın umarız yâ Gafûr
Tâ kim ere kalbe sürûr
Senden atâ senden kerem
Ey Evvel ü Âhir olan
Ey Bâtın ü Zâhir olan
Ey hâzır ü nâzır olan
Senden atâ senden kerem
Ey Kâdir ü Hayy u Vedûd
Umar Hüdâyî fazl ü cûd
Tâ kim bula bâkî vücûd
Senden atâ senden kerem
Ey Resûl-i Mustafâ vü Müctebâ
V'ey Habîb-i Murtazâ vü Muktedâ
Küntü kenz esrârının miftâhısın
Zat-ı pâkin mazhar-ı tâmm-ı Hudâ
Arş-ı a'zam cilve-gâh iken sana
Seyrine Sidre ola mı müntehâ
Lev denevtü deyicek Rûhü'l-emîn
Sen revân oldun pes ey Hayrü'l-verâ
Bârgâh-ı vahdete erdin hemîn
Kaldı Mevlâ gitdi cümle mâ-sivâ
Böyle bir nûr etdi neslinden zuhûr
Tan mı İsmâîl ederse cân fedâ
N'ola eylersen Hüdâyî'ye nazar
Ceddim ü pîrimsin ey kân-ı atâ
V'ey Habîb-i Murtazâ vü Muktedâ
Küntü kenz esrârının miftâhısın
Zat-ı pâkin mazhar-ı tâmm-ı Hudâ
Arş-ı a'zam cilve-gâh iken sana
Seyrine Sidre ola mı müntehâ
Lev denevtü deyicek Rûhü'l-emîn
Sen revân oldun pes ey Hayrü'l-verâ
Bârgâh-ı vahdete erdin hemîn
Kaldı Mevlâ gitdi cümle mâ-sivâ
Böyle bir nûr etdi neslinden zuhûr
Tan mı İsmâîl ederse cân fedâ
N'ola eylersen Hüdâyî'ye nazar
Ceddim ü pîrimsin ey kân-ı atâ
Ey safâ-yı ‘ârızuñdan çeşme-i hûrşîde âb
Şu’le-i şem’-i cemâlüñ nûr-bahş-ı âfitâb
Gice hüsnüñ şevkıne encüm sürûr u sûrda
Çarh âteş-bâzdur gûyâ elinde mâh-tâb
Sanma şeb-nemdür düşen hecr-i ruhuñda subh-dem
Kubbe-i gerdûn çıkardı tâb-ı âhumla gül-âb
Hasret-i câm-ı lebüñ şol deñlü te’sîr itdi kim
Kıpkızıl dîvâne mey baş açuk abdâluñ habâb
Bâde nûş itseñ kenâr-ı câma gelse leblerüñ
Duhter-i rez gûşına gûyâ takarlar la’l-i nâb
Dehri enfâsuñ mu’attar kıldı ey Bâkî yine
Tîb-i hâtır virdi beñzer ol hıtâb-ı müstetâb
Şu’le-i şem’-i cemâlüñ nûr-bahş-ı âfitâb
Gice hüsnüñ şevkıne encüm sürûr u sûrda
Çarh âteş-bâzdur gûyâ elinde mâh-tâb
Sanma şeb-nemdür düşen hecr-i ruhuñda subh-dem
Kubbe-i gerdûn çıkardı tâb-ı âhumla gül-âb
Hasret-i câm-ı lebüñ şol deñlü te’sîr itdi kim
Kıpkızıl dîvâne mey baş açuk abdâluñ habâb
Bâde nûş itseñ kenâr-ı câma gelse leblerüñ
Duhter-i rez gûşına gûyâ takarlar la’l-i nâb
Dehri enfâsuñ mu’attar kıldı ey Bâkî yine
Tîb-i hâtır virdi beñzer ol hıtâb-ı müstetâb
Ey sözlerin aslın bilen gel de bu söz nerden gelir
Söz aslını anlamayan sanır bu söz benden gelir
Söz kılar kayguyu şad söz kılar bilişi yad
Eğer horluk eğer izzet her kişiye sözden gelir
Söz karadan aktan değil yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil Hâlık avazından gelir
Ne elif okudum ne cim varlığından kelecim
Bilmeye yüzbin müneccim tâalüm n’ıldızdan gelir
Şu’le bize Ay’dan değil aşk eri bu soydan değil
Rızkımsa bu evden değil deryâ-yı ummandan gelir
Biz bir behâne arada ayrık de elden ne gele
Hak çün emir eyler cana bu keleci ondan gelir
YÛNUS bir derd ile âh et kahr evinde neyler rahat
Bu derde derman kefâret bir âh ile suzdan gelir
Söz aslını anlamayan sanır bu söz benden gelir
Söz kılar kayguyu şad söz kılar bilişi yad
Eğer horluk eğer izzet her kişiye sözden gelir
Söz karadan aktan değil yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil Hâlık avazından gelir
Ne elif okudum ne cim varlığından kelecim
Bilmeye yüzbin müneccim tâalüm n’ıldızdan gelir
Şu’le bize Ay’dan değil aşk eri bu soydan değil
Rızkımsa bu evden değil deryâ-yı ummandan gelir
Biz bir behâne arada ayrık de elden ne gele
Hak çün emir eyler cana bu keleci ondan gelir
YÛNUS bir derd ile âh et kahr evinde neyler rahat
Bu derde derman kefâret bir âh ile suzdan gelir
Ey tâlib-i dîdâr olan
Gel Hakk'a pervâz edelim
Ey derd ile bîmâr olan
Gel Hakk'a pervâz edelim
Menzil uzaktır himmet et
Cân ile yolda hizmet et
Vârın nisâr-ı Hazret et
Gel Hakk'a pervâz edelim
"Emmâre bi's-sû"i bırak
Olma Hakk ehlinden ırak
Gör sıdk ile yola..râk (sh.99)
Gel Hakk'a pervâz edelim
Bir gün bi-kem gitsen gerek
Dünyâ'yı terk etsen gerek
Fikrin nedir nitsen gerek
Gel Hakk'a pervâz edelim
Şol kimse kim açtı gözin
Cânâna tabşırdı özin
Dinle Hüdâyî'nin sözin
Gel Hakk'a pervâz edelim
Gel Hakk'a pervâz edelim
Ey derd ile bîmâr olan
Gel Hakk'a pervâz edelim
Menzil uzaktır himmet et
Cân ile yolda hizmet et
Vârın nisâr-ı Hazret et
Gel Hakk'a pervâz edelim
"Emmâre bi's-sû"i bırak
Olma Hakk ehlinden ırak
Gör sıdk ile yola..râk (sh.99)
Gel Hakk'a pervâz edelim
Bir gün bi-kem gitsen gerek
Dünyâ'yı terk etsen gerek
Fikrin nedir nitsen gerek
Gel Hakk'a pervâz edelim
Şol kimse kim açtı gözin
Cânâna tabşırdı özin
Dinle Hüdâyî'nin sözin
Gel Hakk'a pervâz edelim
Ey tâlib-i dünyâ olan
Tahsîl edip n'itsen gerek
Olsan eğer şâh-ı cihân
Bir gün koyup gitsen gerek
Çeksen nice yıllar ta'ab
Olsa senin Şâm u Haleb
Kabri anar mısın aceb
Toprak olup batsan gerek
Bî-çâre dalıp gaflete
İhmâl edersin tâ'ate
Ömrün ererse gâyete
Emri kaçan tutsan gerek
Bildin mi nefs ahvâlini
Duydun mu mekr ü âlini
Görüp kıyâmet hâlini
Her zevki unutsan gerek
Âdet edinme tokluğu
Vahdetde ol ko çokluğu
Yoldaş edersen yokluğu
Dost iline yitsen gerek
Tahsîl edip n'itsen gerek
Olsan eğer şâh-ı cihân
Bir gün koyup gitsen gerek
Çeksen nice yıllar ta'ab
Olsa senin Şâm u Haleb
Kabri anar mısın aceb
Toprak olup batsan gerek
Bî-çâre dalıp gaflete
İhmâl edersin tâ'ate
Ömrün ererse gâyete
Emri kaçan tutsan gerek
Bildin mi nefs ahvâlini
Duydun mu mekr ü âlini
Görüp kıyâmet hâlini
Her zevki unutsan gerek
Âdet edinme tokluğu
Vahdetde ol ko çokluğu
Yoldaş edersen yokluğu
Dost iline yitsen gerek
Ey tâlib-i Mevlâ olan
Kulluk yolun gütmek gerek
Ey matlab-ı a'lâ olan
Ednâyı terk etmek gerek
Gâlib olup hubb-ı vatan
Vahdet diyârına giden
Sığmaz oraya cân ü ten
Sırr ile seyr etmek gerek
Mevlâ nazar etse kula
Tevfîk ede doğru yola
Her kim ki maksûdun bula
Şükrün anın etmek gerek
Kulluk yolun gütmek gerek
Ey matlab-ı a'lâ olan
Ednâyı terk etmek gerek
Gâlib olup hubb-ı vatan
Vahdet diyârına giden
Sığmaz oraya cân ü ten
Sırr ile seyr etmek gerek
Mevlâ nazar etse kula
Tevfîk ede doğru yola
Her kim ki maksûdun bula
Şükrün anın etmek gerek
Ey Vâhid ü Ferd ü Ahad
Senden sana sığınırın
Ey Kâdir ü Hayy ü Ebed
Senden sana sığınırın
Varlık senindir ser-te-ser
Sen halk edersin hayr ü şer
Yok gayrıdan nef' ü zarar
Senden sana sığınırın
Dedin sen ey keydi metîn
Va'llâhü hayrü'l-mâkirîn
Zabtındadır dünyâ vü dîn
Senden sana sığınırın
Yâ Rabbenâ izzet senin
Kesretdeki vahdet senin
Kudret senin kuvvet senin
Senden sana sığınırın
Göster Hüdâyî'ye cemâl
Men' etmeyip dest-i celâl
Lutf et sarây-ı vasla sal
Senden sana sığınırın
Senden sana sığınırın
Ey Kâdir ü Hayy ü Ebed
Senden sana sığınırın
Varlık senindir ser-te-ser
Sen halk edersin hayr ü şer
Yok gayrıdan nef' ü zarar
Senden sana sığınırın
Dedin sen ey keydi metîn
Va'llâhü hayrü'l-mâkirîn
Zabtındadır dünyâ vü dîn
Senden sana sığınırın
Yâ Rabbenâ izzet senin
Kesretdeki vahdet senin
Kudret senin kuvvet senin
Senden sana sığınırın
Göster Hüdâyî'ye cemâl
Men' etmeyip dest-i celâl
Lutf et sarây-ı vasla sal
Senden sana sığınırın
Ey Vâhid ü Ferd ü Samed
Senden meded senden meded
Ey Lem yekun küfven Ahad
Senden meded senden meded
Zulmânî nûrânî hicâb
Açılsın olsun feth-i bâb
Ref' et cemâlinden nikâb
Senden meded senden meded
Ey katreyi ummân eden
Ey nutfeyi insân eden
Ey derdlere dermân eden
Senden meded senden meded
Kurtarmayınca Yaradan
Dil kurtulur mu yaradan
Döndürme yüz bî-çâreden
Senden meded senden meded
Yâ Rab Hüdâyî derd-mend
Âvâre kaldı müstemend
Vaslından olsun behre-mend
Senden meded senden meded
Senden meded senden meded
Ey Lem yekun küfven Ahad
Senden meded senden meded
Zulmânî nûrânî hicâb
Açılsın olsun feth-i bâb
Ref' et cemâlinden nikâb
Senden meded senden meded
Ey katreyi ummân eden
Ey nutfeyi insân eden
Ey derdlere dermân eden
Senden meded senden meded
Kurtarmayınca Yaradan
Dil kurtulur mu yaradan
Döndürme yüz bî-çâreden
Senden meded senden meded
Yâ Rab Hüdâyî derd-mend
Âvâre kaldı müstemend
Vaslından olsun behre-mend
Senden meded senden meded
Ey yaranlar ey kardaşlar
Korkaram ben ölem deyü
Öldüğümü kayırmazsam
Ettiğimi bulam deyü
Bir gün görünür gözüme
Aybım uralar yüzüme
Endişe'den del'olmuşam
N'idem ben ne kılam deyü
Eğer gerçek kul imişsem
Ona kulluk kılayıdım
Ağlayaydım bu dünyada
Yarın anda gülem deyü
Hemin geldim bu dünyaya
Nefsime kulluk eyleyü
İyi amel işlemedim
Azabtan kurtulam deyü
Ey biçare miskin Yunus
Günahın çok n'eyleyesin
Sığındım ol Allah'ıma
Dedi hem af kılam deyü
Korkaram ben ölem deyü
Öldüğümü kayırmazsam
Ettiğimi bulam deyü
Bir gün görünür gözüme
Aybım uralar yüzüme
Endişe'den del'olmuşam
N'idem ben ne kılam deyü
Eğer gerçek kul imişsem
Ona kulluk kılayıdım
Ağlayaydım bu dünyada
Yarın anda gülem deyü
Hemin geldim bu dünyaya
Nefsime kulluk eyleyü
İyi amel işlemedim
Azabtan kurtulam deyü
Ey biçare miskin Yunus
Günahın çok n'eyleyesin
Sığındım ol Allah'ıma
Dedi hem af kılam deyü
Ey zâhir ü pinhân olan
Âşık seni bulsa n'ola
Âlemlere sultân olan
Sâdık seni bulsa n'ola
Gökçek cemâlin gizleyen
Uşşâkı hayretde koyan
Ey Semme vechu'llâh diyen
Âşık seni bulsa n'ola
Mi'râc'a edip da'veti
Veren Habîb'e vuslatı
Tâlibden alsan gafleti
Âşık seni bulsa n'ola
Kimi sıfâta irgüren
Kimini zâta irgüren
Bakî hayâta irgüren
Âşık seni bulsa n'ola
Eyle Hüdâyî'ye atâ
Geçir kamudan mutlaka
Bulsun bekâ-ender-bekâ
Sâdık seni bulsa n'ola
Âşık seni bulsa n'ola
Âlemlere sultân olan
Sâdık seni bulsa n'ola
Gökçek cemâlin gizleyen
Uşşâkı hayretde koyan
Ey Semme vechu'llâh diyen
Âşık seni bulsa n'ola
Mi'râc'a edip da'veti
Veren Habîb'e vuslatı
Tâlibden alsan gafleti
Âşık seni bulsa n'ola
Kimi sıfâta irgüren
Kimini zâta irgüren
Bakî hayâta irgüren
Âşık seni bulsa n'ola
Eyle Hüdâyî'ye atâ
Geçir kamudan mutlaka
Bulsun bekâ-ender-bekâ
Sâdık seni bulsa n'ola
Eyâ reh-nümâ-yı gürûh-ı kirâm
Aleyke's-salâtü aleyke's-selâm
Seninle bulundu tarîk-i hüdâ
Seninle bilindi sıyâm ü kıyâm
Habîb-i Hudâ'sın sivâdan ne gam
Güneşden sakınsa aceb mi gamâm
Nice nâkıs etdi çü burhân taleb
O dem bedrin etdin işini tamâm
Hüdâyî garîbe şefâ'at meded
Sana çünki Mahmûd olupdur makâm
Aleyke's-salâtü aleyke's-selâm
Seninle bulundu tarîk-i hüdâ
Seninle bilindi sıyâm ü kıyâm
Habîb-i Hudâ'sın sivâdan ne gam
Güneşden sakınsa aceb mi gamâm
Nice nâkıs etdi çü burhân taleb
O dem bedrin etdin işini tamâm
Hüdâyî garîbe şefâ'at meded
Sana çünki Mahmûd olupdur makâm
Eyler seherde gulgule
Dost gülşeninin bülbülü
İster vere cânın güle
Dost gülşeninin bülbülü
Feryâd edersin rûz u şeb
Bu derdine n'oldu sebeb
Gülden ne eylersin taleb
Dost gülşeninin bülbülü
Bin cân ile âşık olan
Yolunda hoş sâdık olan
Dost bezmine lâyık olan
Dost güllerinin bülbülü
Bülbül ki ârif cânıdır
Dost ilinin mihmânıdır
Derd ehlinin yârânıdır
Dost gülşeninin bülbülü
Dost bâğına kılmak nazar
Cânında etdi mi eser
Vergil Hüdâyî'ye haber
Cân gülşeninin bülbülü
Dost gülşeninin bülbülü
İster vere cânın güle
Dost gülşeninin bülbülü
Feryâd edersin rûz u şeb
Bu derdine n'oldu sebeb
Gülden ne eylersin taleb
Dost gülşeninin bülbülü
Bin cân ile âşık olan
Yolunda hoş sâdık olan
Dost bezmine lâyık olan
Dost güllerinin bülbülü
Bülbül ki ârif cânıdır
Dost ilinin mihmânıdır
Derd ehlinin yârânıdır
Dost gülşeninin bülbülü
Dost bâğına kılmak nazar
Cânında etdi mi eser
Vergil Hüdâyî'ye haber
Cân gülşeninin bülbülü
Eylesün la’lini dermân dil-i bîmâra meded
Dûstlar işte ben öldüm baña bir çâre meded
Zahm-ı sînemden okuñ pârelerin hep alma
Tursun Allâhı severseñ hele bir pâre meded
Güher-i câmı yitürdük bizi gam öldüriyor
Sâkıyâ gel bulı vir kanda ise ara meded
İhtirâz itmedüñüz aldılar elden câmı
Vâkıf itmeñ sakınuñ kimseyi esrâra meded
Gice tenhâ işigi hâkine yüzler süreyin
Sakınuñ kimse haber virmesün agyâre meded
Mededüñ kalmadı feryâd u figân eyleyecek
Saña kimden ire ey Bâkî-i bî-çâre meded
Dûstlar işte ben öldüm baña bir çâre meded
Zahm-ı sînemden okuñ pârelerin hep alma
Tursun Allâhı severseñ hele bir pâre meded
Güher-i câmı yitürdük bizi gam öldüriyor
Sâkıyâ gel bulı vir kanda ise ara meded
İhtirâz itmedüñüz aldılar elden câmı
Vâkıf itmeñ sakınuñ kimseyi esrâra meded
Gice tenhâ işigi hâkine yüzler süreyin
Sakınuñ kimse haber virmesün agyâre meded
Mededüñ kalmadı feryâd u figân eyleyecek
Saña kimden ire ey Bâkî-i bî-çâre meded
Ölürken aynı âhenk, salâ sesinden sızan:
Kulağıma doğduğum günde okunan ezan.
Kulağıma doğduğum günde okunan ezan.
Gazel
Ezel kâtipleri uşşâk bahtın kare yazmışlar
Bu mazmûn ile hat ol safha-i ruhsâre yazmışlar
Havâs-ı hâk-i pâyun şerhini tahkîk edîp merdüm
Gubâr îlen beyâz-ı dîde-i hûnbûre yazmışlar
Girip büthâneye kılsan tekellüm cân bulur şeksiz
Musavvirler ne sûret kim der ü dîvâne yazmışlar
Muharrirler yazanda her kime âlemde bir rûzî
Bana her gün dil-i sad-pâreden bir pâre yazmışlar
Yazanda Vâmık u Ferhâd u Mecnûn vasfın ehl-i derd
Fuzûlî adını gördüm ser-i tumâre yazmışlar
Ezel kâtipleri uşşâk bahtın kare yazmışlar
Bu mazmûn ile hat ol safha-i ruhsâre yazmışlar
Havâs-ı hâk-i pâyun şerhini tahkîk edîp merdüm
Gubâr îlen beyâz-ı dîde-i hûnbûre yazmışlar
Girip büthâneye kılsan tekellüm cân bulur şeksiz
Musavvirler ne sûret kim der ü dîvâne yazmışlar
Muharrirler yazanda her kime âlemde bir rûzî
Bana her gün dil-i sad-pâreden bir pâre yazmışlar
Yazanda Vâmık u Ferhâd u Mecnûn vasfın ehl-i derd
Fuzûlî adını gördüm ser-i tumâre yazmışlar
Ezelden aşk ile biz yana geldik
Hakîkat şem'ine pervâne geldik
Tenezzül eyleyip vahdet ilinden
Bu kesret âlemin seyrâna geldik
Geçip fermân ile bunca avâlim
Gezerken âlem-i insâna geldik
Fenâ buldu vücûd-ı fânî mutlak
Bırakdık katreyi ummâna geldik
Geçip âhir bu kesret âleminden
Hüdâyî halvet-i sultân'a geldik
Nemiz ola Hudâyâ sana lâyık
Hemân bir lutf ile ihsâna geldik
Umarız irevüz bâkî huzûra
Civâr-ı Hazret-i Rahmân'a geldik
Hakîkat şem'ine pervâne geldik
Tenezzül eyleyip vahdet ilinden
Bu kesret âlemin seyrâna geldik
Geçip fermân ile bunca avâlim
Gezerken âlem-i insâna geldik
Fenâ buldu vücûd-ı fânî mutlak
Bırakdık katreyi ummâna geldik
Geçip âhir bu kesret âleminden
Hüdâyî halvet-i sultân'a geldik
Nemiz ola Hudâyâ sana lâyık
Hemân bir lutf ile ihsâna geldik
Umarız irevüz bâkî huzûra
Civâr-ı Hazret-i Rahmân'a geldik
Ezelden aşk oduna yane geldim
İçdim aşkın şarabın kane geldim
Cüda düşmüş yarinden bir garibim
Visalin isteyü hicrane geldim
Şu bülbülüm ki gülden ayrı düşdüm
Firakıyle bu haristane geldim
Kararım yok cihandan tiz giderim
Bu suret mülküne mihmane geldim
Benim Yusuf bugün Ken'aneli'nde
Beden mısrındaki zindane geldim
Bana düzehtir ansız kamu cennet
Anın gayrına çün bigane geldim
Ben nefsin leşkerin kırmağa daim
Bahadır oluben meydane geldim
Gaza etmekliğe bu nefs'i şoma
O Dost yoluna can kurbane geldim
Şikarım süre bu sahraya çıktım
Adam iletmeğe Sultan'e geldim
Hakk'ı bilmeğe geldim bunda bellü
Ne cennet hur u ne rıdvane geldim
Hakka bildim ki adem doğru yoldur
Anınçün azm edüp insane geldim
Bugün bil Dost'u Eşrefoğlu Rumi
Yarın deme ki vah pişmane geldim
İçdim aşkın şarabın kane geldim
Cüda düşmüş yarinden bir garibim
Visalin isteyü hicrane geldim
Şu bülbülüm ki gülden ayrı düşdüm
Firakıyle bu haristane geldim
Kararım yok cihandan tiz giderim
Bu suret mülküne mihmane geldim
Benim Yusuf bugün Ken'aneli'nde
Beden mısrındaki zindane geldim
Bana düzehtir ansız kamu cennet
Anın gayrına çün bigane geldim
Ben nefsin leşkerin kırmağa daim
Bahadır oluben meydane geldim
Gaza etmekliğe bu nefs'i şoma
O Dost yoluna can kurbane geldim
Şikarım süre bu sahraya çıktım
Adam iletmeğe Sultan'e geldim
Hakk'ı bilmeğe geldim bunda bellü
Ne cennet hur u ne rıdvane geldim
Hakka bildim ki adem doğru yoldur
Anınçün azm edüp insane geldim
Bugün bil Dost'u Eşrefoğlu Rumi
Yarın deme ki vah pişmane geldim
Ezelden şâh-ı ‘aşkuñ bende-i fermânıyuz cânâ
Mahabbet mülkinün sultân-ı ‘âlî-şânıyuz cânâ
Sehâb-ı lutfuñ âbın teşne-dillerden dirîg itme
Bu deştüñ bagrı yanmış Lâle-i Nu’mânıyuz cânâ
Zamâne bizde gevher sezdügiçün dil-hırâş eyler
Anuñ’çün bagrumuz hûndur ma’ârif kânıyuz cânâ
Mükedder kılmasun gerd-i küdûret çeşme-i cânı
Bilürsin âb-rûy-ı milket-i ‘Osmânîyüz cânâ
Cihânı câm-ı nazmum şi’r-i Bâkî gibi devr eyler
Bu bezmüñ şimdi biz de Câmî-i devrânıyuz cânâ
Mahabbet mülkinün sultân-ı ‘âlî-şânıyuz cânâ
Sehâb-ı lutfuñ âbın teşne-dillerden dirîg itme
Bu deştüñ bagrı yanmış Lâle-i Nu’mânıyuz cânâ
Zamâne bizde gevher sezdügiçün dil-hırâş eyler
Anuñ’çün bagrumuz hûndur ma’ârif kânıyuz cânâ
Mükedder kılmasun gerd-i küdûret çeşme-i cânı
Bilürsin âb-rûy-ı milket-i ‘Osmânîyüz cânâ
Cihânı câm-ı nazmum şi’r-i Bâkî gibi devr eyler
Bu bezmüñ şimdi biz de Câmî-i devrânıyuz cânâ
F
Beri bak ben o zamanlar genç idim tek başıma çılgınca
Neler yaptım bilir misin etrafımda başka gençler bulamayınca
İt resmini kartonun bir yüzüne özene bezene yaptım
Öte yüzüne çiziverdim geniş bir kafes
Don lastiği takıp noktasız suratla
Dondurtduğum zaman kartonu
Noktalarını koyup sür’atle
Döndürtdüğüm zaman kart-önü
Kafese girmiş görünüyordu it
Etmiyordu ihtiva karbondioksit
Benim dışa verdiğim nefes
Nasıl Abdullah Yüce idiyse
Ve idiyse Hamiyet Yüceses
Vitrinde güllü lokum
Yeminler olsun tokum.
Serde gençlik beni bağlar sanmayındı hoppacılık şartına
Ah, bulaydım, bir olaydı diri bir kız beni görüp örtüne
Yakam dar parça pörçüktür paçam yenlerim ucucuna yetişir
Saçlarım dökülmediğinden olsa gerek ki tarağım şimşir
İyi de neden kazara senin cebinden çıkıveriyor benim tarak
Ki senin ensene kadar alnın açık istikbalin benden parlak
Okuyup yazabilirdin madem bu mührü bana neden kazıttın
Haklamak varken Calut’u ilk fırsatta mahremiyle azıttın
Löksün rafa senin gibilerini kaldırmak pek ağır masraf ister
Satsan seni kim alır deppoda çok yer kaplar senin gibiler
Bir benim bulduğum çare sana bol bol gol atmak
Ha bir karış ha bir milim girmiş mi sen ona bak
Kısa yolu elden ayaktan düşmeden tarif etsem mollaya
Veriversem Coni’ye ders öyle Monreo James belleye
Ey yârenler unutmayın benim çağım kehribarî çağ idi
İki kusurluca gözüm sağa sola bakmaktandır seğridi
Biri bari deseydi ya bu seğrime zelzeleye delalet
Biri bari deseydi ya çok hakkın geçti helal et
Ne gezer iftiranın haddi yok ben mi nadim olayım
Zorluk bilanço tutturmakta harcanmakta kolayım
Konuş konuş ne mümkün ciddiye aldırmak patlangıcı
Siz kozalak dersiniz bizim köylüye sorsan gıcı
Hasılı yetişmem iktiza etti bizzat kendim
Nikâh neden masada kıyılıyor bunu çok merak ettim
Durur muyum balıklama elâlemlik deryalarına daldım
Anahtar deliğine kadar eğildiğimle kaldım
Kalp kaslarım mükemmel çalışırdı
Ruhuma koydun mu karbon kağıdı çıkarırdı yüz nüsha
Karbon kağıdından üçüncü hamura iftira kara leke
Nesini arıtacaktım İspanyol paça giyenlerin
Fikir kazınacak yer mi vardı zihinlerinde
Ben o zamanlar gençtim De Gaulle, Kennedy, İnönü, Bayar sağdılar
Jetli füzeli ihtilâl aşırtmalı yıllardaydık
Tarihe sadeceleyin karışmıştı mancınık
Yadırgılı kalıntıydı altın dişli kadınlar
Domuzlar körfezi işgal ettiği için
Her ihtiyar köpek saygındı ve düşündürücüydü
O günlerde udîler bile düşünürdü
Azdı sayısı kahvesini tahmisçilerden satın alanların
Gençtim tığ gibiydim ne rüzgâr
Kaçın kur’ası ibaresinden kirleniyordu
Ne de bir mavna gocunurdu
Görünen ve görünmeyen
Münasebetli ve münasebetsiz
Yerlerine kına kırmızısı
Türbe yeşili çalınmaktan
Kulaklarımdaki gençlik çınlamasında
Kimin beni andığı ki besbelli
Döş ileri kefel geri bizi sol pezevenkler
Redifi refakatinde yürüttü bizi kumandan
Edirne’den ve Van’dan
Beni başkasına benzetme ben Türküm
Tavan bilip Edirne’yi büyüdüm Van’ı taban.
Neler yaptım bilir misin etrafımda başka gençler bulamayınca
İt resmini kartonun bir yüzüne özene bezene yaptım
Öte yüzüne çiziverdim geniş bir kafes
Don lastiği takıp noktasız suratla
Dondurtduğum zaman kartonu
Noktalarını koyup sür’atle
Döndürtdüğüm zaman kart-önü
Kafese girmiş görünüyordu it
Etmiyordu ihtiva karbondioksit
Benim dışa verdiğim nefes
Nasıl Abdullah Yüce idiyse
Ve idiyse Hamiyet Yüceses
Vitrinde güllü lokum
Yeminler olsun tokum.
Serde gençlik beni bağlar sanmayındı hoppacılık şartına
Ah, bulaydım, bir olaydı diri bir kız beni görüp örtüne
Yakam dar parça pörçüktür paçam yenlerim ucucuna yetişir
Saçlarım dökülmediğinden olsa gerek ki tarağım şimşir
İyi de neden kazara senin cebinden çıkıveriyor benim tarak
Ki senin ensene kadar alnın açık istikbalin benden parlak
Okuyup yazabilirdin madem bu mührü bana neden kazıttın
Haklamak varken Calut’u ilk fırsatta mahremiyle azıttın
Löksün rafa senin gibilerini kaldırmak pek ağır masraf ister
Satsan seni kim alır deppoda çok yer kaplar senin gibiler
Bir benim bulduğum çare sana bol bol gol atmak
Ha bir karış ha bir milim girmiş mi sen ona bak
Kısa yolu elden ayaktan düşmeden tarif etsem mollaya
Veriversem Coni’ye ders öyle Monreo James belleye
Ey yârenler unutmayın benim çağım kehribarî çağ idi
İki kusurluca gözüm sağa sola bakmaktandır seğridi
Biri bari deseydi ya bu seğrime zelzeleye delalet
Biri bari deseydi ya çok hakkın geçti helal et
Ne gezer iftiranın haddi yok ben mi nadim olayım
Zorluk bilanço tutturmakta harcanmakta kolayım
Konuş konuş ne mümkün ciddiye aldırmak patlangıcı
Siz kozalak dersiniz bizim köylüye sorsan gıcı
Hasılı yetişmem iktiza etti bizzat kendim
Nikâh neden masada kıyılıyor bunu çok merak ettim
Durur muyum balıklama elâlemlik deryalarına daldım
Anahtar deliğine kadar eğildiğimle kaldım
Kalp kaslarım mükemmel çalışırdı
Ruhuma koydun mu karbon kağıdı çıkarırdı yüz nüsha
Karbon kağıdından üçüncü hamura iftira kara leke
Nesini arıtacaktım İspanyol paça giyenlerin
Fikir kazınacak yer mi vardı zihinlerinde
Ben o zamanlar gençtim De Gaulle, Kennedy, İnönü, Bayar sağdılar
Jetli füzeli ihtilâl aşırtmalı yıllardaydık
Tarihe sadeceleyin karışmıştı mancınık
Yadırgılı kalıntıydı altın dişli kadınlar
Domuzlar körfezi işgal ettiği için
Her ihtiyar köpek saygındı ve düşündürücüydü
O günlerde udîler bile düşünürdü
Azdı sayısı kahvesini tahmisçilerden satın alanların
Gençtim tığ gibiydim ne rüzgâr
Kaçın kur’ası ibaresinden kirleniyordu
Ne de bir mavna gocunurdu
Görünen ve görünmeyen
Münasebetli ve münasebetsiz
Yerlerine kına kırmızısı
Türbe yeşili çalınmaktan
Kulaklarımdaki gençlik çınlamasında
Kimin beni andığı ki besbelli
Döş ileri kefel geri bizi sol pezevenkler
Redifi refakatinde yürüttü bizi kumandan
Edirne’den ve Van’dan
Beni başkasına benzetme ben Türküm
Tavan bilip Edirne’yi büyüdüm Van’ı taban.
Fakrımı irgür tamâma yâ Ganî
Tâ ki bu yoklukla bulayım seni
Sohbet-i cânâna ermek isteyen
Yoluna harc eylesin cân ü teni
Bir gül-i bî-hâr-ı bâkî kıl taleb
Terk et ey bülbül bu fânî gülşeni
Zât-ı bî-çûne ermeyince kişi
Hâsıl olmaz murâdı bitmez işi
Gönül hîç bir nefes eğlenmez oldu
Yürek dün gün yanar dinlenmez oldu
Meded cânım firâk oduna yandı
Hatâ bizden atâ senden efendi
Ekûlu târeten yâ Rabbi zidnî
Ve uhrâ leyte ummî lem telidnî
Tâ ki bu yoklukla bulayım seni
Sohbet-i cânâna ermek isteyen
Yoluna harc eylesin cân ü teni
Bir gül-i bî-hâr-ı bâkî kıl taleb
Terk et ey bülbül bu fânî gülşeni
Zât-ı bî-çûne ermeyince kişi
Hâsıl olmaz murâdı bitmez işi
Gönül hîç bir nefes eğlenmez oldu
Yürek dün gün yanar dinlenmez oldu
Meded cânım firâk oduna yandı
Hatâ bizden atâ senden efendi
Ekûlu târeten yâ Rabbi zidnî
Ve uhrâ leyte ummî lem telidnî
Silindi akçemizin yazısı ve turası;
Bizi yere batıran batının faturası...
1976
Bizi yere batıran batının faturası...
1976
Fazl ü ihsânını tamâm ediver
Meded eyle meded İlâhî meded
İki âlemde ber-devâm ediver
Meded eyle meded İlâhî meded
Kulluğundur Efendi izzetimiz
Hizmet etmektedir sa'âdetimiz
Sana lâyık kanı ibâdetimiz
Meded eyle meded İlâhî meded
Kereminden bizi edip îcâd
Mahz-ı fazlınla verdin isti'dâd
Eyledin çünki lutfuna mu'tâd
Meded eyle meded İlâhî meded
Nice bir derd ile hazîn olalım
Nice bir hem-dem-i enîn olalım
Fazl ü ihsânına karîn olalım
Meded eyle meded İlâhî meded
Bir avuç hâki eyledin insân
Kudretinle zuhûra geldi cihân
Zu'afâyı esirge ey Rahmân
Meded eyle meded İlâhî meded
Ey kamu hâle âlim ü dânâ
Lutfun ile olur fenâ vü bekâ
Bir efendi dahi yok ey Mevlâ
Meded eyle meded İlâhî meded
Nârı etdin Halîl'ine gülizâr
Dağ ü taş eyledi su üzre karâr
Kıl inâyet Hüdâyî'ye her bâr
Meded eyle meded İlâhî meded
Meded eyle meded İlâhî meded
İki âlemde ber-devâm ediver
Meded eyle meded İlâhî meded
Kulluğundur Efendi izzetimiz
Hizmet etmektedir sa'âdetimiz
Sana lâyık kanı ibâdetimiz
Meded eyle meded İlâhî meded
Kereminden bizi edip îcâd
Mahz-ı fazlınla verdin isti'dâd
Eyledin çünki lutfuna mu'tâd
Meded eyle meded İlâhî meded
Nice bir derd ile hazîn olalım
Nice bir hem-dem-i enîn olalım
Fazl ü ihsânına karîn olalım
Meded eyle meded İlâhî meded
Bir avuç hâki eyledin insân
Kudretinle zuhûra geldi cihân
Zu'afâyı esirge ey Rahmân
Meded eyle meded İlâhî meded
Ey kamu hâle âlim ü dânâ
Lutfun ile olur fenâ vü bekâ
Bir efendi dahi yok ey Mevlâ
Meded eyle meded İlâhî meded
Nârı etdin Halîl'ine gülizâr
Dağ ü taş eyledi su üzre karâr
Kıl inâyet Hüdâyî'ye her bâr
Meded eyle meded İlâhî meded
Fazlına nihâyet mi var
Kerîm Allah Rahîm Allah
İhsânına gâyet mi var
Kerîm Allah Rahîm Allah
Âlemi var eden sensin
Düşmanı yâr eden sensin
Fazlın izhâr eden sensin
Kerîm Allah Rahîm Allah
Kullara ihsân senindir
Afv ile gufrân senindir
Derdlere dermân senindir
Kerîm Allah Rahîm Allah
Halka hayâtı sen verdin
Cevher-i zâtı sen verdin
Bunca sıfâtı sen verdin
Kerîm Allah Rahîm Allah
Senden inâyet isteriz
Lutf u hidâyet isteriz
Bâkî sa'âdet isteriz
Kerîm Allah Rahîm Allah
Hâki insân eden sensin
Ehl-i îmân eden sensin
Lutf u ihsân eden sensin
Kerîm Allah Rahîm Allah
Hüdâyî kulun ey Mevlâ
Fazl u lutfun eyler recâ
Sen inâyet et dâ’imâ
Kerîm Allah Rahîm Allah
Kerîm Allah Rahîm Allah
İhsânına gâyet mi var
Kerîm Allah Rahîm Allah
Âlemi var eden sensin
Düşmanı yâr eden sensin
Fazlın izhâr eden sensin
Kerîm Allah Rahîm Allah
Kullara ihsân senindir
Afv ile gufrân senindir
Derdlere dermân senindir
Kerîm Allah Rahîm Allah
Halka hayâtı sen verdin
Cevher-i zâtı sen verdin
Bunca sıfâtı sen verdin
Kerîm Allah Rahîm Allah
Senden inâyet isteriz
Lutf u hidâyet isteriz
Bâkî sa'âdet isteriz
Kerîm Allah Rahîm Allah
Hâki insân eden sensin
Ehl-i îmân eden sensin
Lutf u ihsân eden sensin
Kerîm Allah Rahîm Allah
Hüdâyî kulun ey Mevlâ
Fazl u lutfun eyler recâ
Sen inâyet et dâ’imâ
Kerîm Allah Rahîm Allah
Fazlınla insân eyledin
Bin bin şükürler ey Kerîm
Envâ'-i ihsân eyledin
Çok çok şükürler ey Kerîm
Verdin bize yâ Rab vücûd
Hem lem'a-i nûr-ı şühûd
Etdi zuhûr âsâr-ı cûd
Bin bin şükürler ey Kerîm
Cem' olsa ger Rûm u Arab
Add olmağa in'âm-ı Rab
İhsâya kâbil mi aceb
Çok çok şükürler ey Kerîm
Dün gün Hakk'ı zikr ede gör
İhsânını fikr edegör
Durma hemân şükr ede gör
Bin bin şükürler ey Kerîm
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Etdin Hüdâyî'ye atâ
Cân ü dile verdin safâ
Çok çok şükürler ey Kerîm
Bin bin şükürler ey Kerîm
Envâ'-i ihsân eyledin
Çok çok şükürler ey Kerîm
Verdin bize yâ Rab vücûd
Hem lem'a-i nûr-ı şühûd
Etdi zuhûr âsâr-ı cûd
Bin bin şükürler ey Kerîm
Cem' olsa ger Rûm u Arab
Add olmağa in'âm-ı Rab
İhsâya kâbil mi aceb
Çok çok şükürler ey Kerîm
Dün gün Hakk'ı zikr ede gör
İhsânını fikr edegör
Durma hemân şükr ede gör
Bin bin şükürler ey Kerîm
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Etdin Hüdâyî'ye atâ
Cân ü dile verdin safâ
Çok çok şükürler ey Kerîm
Fazlıyla insân eyledi
El-hamdüli'llâhi'1-Kerîm
Envâ'-ı ihsân eyledi
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Ol Kâdir ü Hayy u Vedûd
Âlemlere verdi vücûd
Etdi zuhûr âsâr-ı cûd
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Cem' olsa ger Rûm ü Arab
Add olmağa in'âm-ı Rab
İhsâya kâbil mi aceb
Eş-şükrü li'llâhi'l- Kerîm
Durma hemân zikr ede gör
İhsânını fikr ede gör
İn'âmına şükr ede gör
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Ol Hâlik-ı kevn ü mekân
Kulların eyler imtihân
Şükr et Hüdâyî her zamân
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
El-hamdüli'llâhi'1-Kerîm
Envâ'-ı ihsân eyledi
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Ol Kâdir ü Hayy u Vedûd
Âlemlere verdi vücûd
Etdi zuhûr âsâr-ı cûd
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Cem' olsa ger Rûm ü Arab
Add olmağa in'âm-ı Rab
İhsâya kâbil mi aceb
Eş-şükrü li'llâhi'l- Kerîm
Durma hemân zikr ede gör
İhsânını fikr ede gör
İn'âmına şükr ede gör
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Ol Hâlik-ı kevn ü mekân
Kulların eyler imtihân
Şükr et Hüdâyî her zamân
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Fe leyse’l-kâlu ke’l-hâli
Ve leyse’l-‘ilmu ke’l-‘ayni
Ve eyne’n-nâkisu’l-a‘mâ
Ve eyne sâhibu’l-a‘yni
Ve leyse’l-‘ilmu ke’l-‘ayni
Ve eyne’n-nâkisu’l-a‘mâ
Ve eyne sâhibu’l-a‘yni
Felek, bağrımı kan etmeden, gönlüm açılıp serpilmedi;
Beni böyle ağlatıp inletmeden sevindirmedi.
Kılmadan zulm ile yüz parça su yaralı göğsümü,
Bu bahçede, gül gibi, bir anlık bile güldürmedi.
Şükür ki, felek muradımı verdi de; ümitsiz kılıp,
Bu aşk ve sevgi isinde beni pişman eylemedi.
Dert yokmuş kimsede; yoksa, ask feyzi tabibi
Kimde dert gördü de, o derde derman eylemedi? ..
İnsanoğlu sabırsızdır; yoksa zaman
Hangi isi yavaş yavaş kolaya döndürmedi? ..
Gözyaslarımın seli yeryüzünü kapladı, ama mutluyum;
Çünkü o sel, sabrımın binasını viran eylemedi...
Aşk alış verisinde, dosta kavuşma kazancını elde ettim;
Ey Fuzuli! Canana canini veren, asla ziyan eylemedi...
Beni böyle ağlatıp inletmeden sevindirmedi.
Kılmadan zulm ile yüz parça su yaralı göğsümü,
Bu bahçede, gül gibi, bir anlık bile güldürmedi.
Şükür ki, felek muradımı verdi de; ümitsiz kılıp,
Bu aşk ve sevgi isinde beni pişman eylemedi.
Dert yokmuş kimsede; yoksa, ask feyzi tabibi
Kimde dert gördü de, o derde derman eylemedi? ..
İnsanoğlu sabırsızdır; yoksa zaman
Hangi isi yavaş yavaş kolaya döndürmedi? ..
Gözyaslarımın seli yeryüzünü kapladı, ama mutluyum;
Çünkü o sel, sabrımın binasını viran eylemedi...
Aşk alış verisinde, dosta kavuşma kazancını elde ettim;
Ey Fuzuli! Canana canini veren, asla ziyan eylemedi...
Fenâ bulup hayât alam şu dem kim aşk-ı yârimden
Mahabbet isteyen gelsin haber sorsun mezârımdan
Nesîm-i rûh-ı Rahmân'dan nefes ererse ger câna
Bahâristân ola âlem safâ-yı nev-bahârımdan
Fenâ-ender-fenâ buldu vücûdum mülkü ser-tâ-ser
Görünür bir beden kaldı hemân ancak hisârımdan
Geçip dünyâ vü ukbâyı erem vahdet sarâyına
Fakîre ger kerem ere Ganî Perverdigâr'ımdan
Cenâb-ı pâkine lâyık Hüdâyî'nin nesi ola
Meğer kim armağan iltem kemâl-i iftikârımdan
Mahabbet isteyen gelsin haber sorsun mezârımdan
Nesîm-i rûh-ı Rahmân'dan nefes ererse ger câna
Bahâristân ola âlem safâ-yı nev-bahârımdan
Fenâ-ender-fenâ buldu vücûdum mülkü ser-tâ-ser
Görünür bir beden kaldı hemân ancak hisârımdan
Geçip dünyâ vü ukbâyı erem vahdet sarâyına
Fakîre ger kerem ere Ganî Perverdigâr'ımdan
Cenâb-ı pâkine lâyık Hüdâyî'nin nesi ola
Meğer kim armağan iltem kemâl-i iftikârımdan
Ferman-ı aşka can iledür inkiyadumuz
Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadumuz
Baş eğmezüz edaniye dünya-yı dun içün
Allah'adur tevekülümüz i'timadumuz
Biz mükteka-yı zerkeş-i caha dayanmazuz
Hakk'un kemali lütfunadır istinadumuz
Zühd ü salaha eylemezüz iltica hele
Tutdı egerçi alem-i kevn-i fesadumuz
Meyden safa-yı batın-ı humdur garaz heman
Erbab-ı zahir anlayamazlar muradumuz
Minnet Huda'ya devlet-i dünya fena bulur
Baki kalur sahife-i alemde adumuz
*************************
Güncel Türkçe Uyarlama
Aşkın fermanına boyun eğmekliğimiz ta candan ve yürektendir. Bu uğurda alın yazımıza karış zerre inadımız ve karşı koymamız söz konusu değildir.
Şu alçak dünyanın birtakım geçici menfaatleri uğruna aşağılık kimselere boyun eğmeyiz. Bu yolda bütün tevvekülümüz, bütün güvencimiz Allah'adır. O'nun hükmüne rıza gösteririz.
Biz geçip gidici mevkii ve makam ile makam ile edin,lmiş altın işlemeli yastıklara sırtımızı verip dayanmayız. Bütün dayanağız Cenabıhakk'ın noksansız ve sınırsız lütfunadır.
Hele sofuluk ve gözü kapalı dindarlığa asla sığınmayız. Velev fesadımız bütün mevcudat alemini tutmuş bile olsa!
Bizim içkiden anladığımız küpün içindeki safadadır. Her şeyi, gördükleri dış yüzüyle değerlendirip hüküm verenler, bizim meramımızı asla anlayamazlar.
Dünya devleti geçip gider ve yok olur ama Allah'a binlerce şükürler olsun ki, bizim adımız alemin sayfasında Baki kalır.
Uyarlama: Xalide Efendiyeva Hanımefendiye teşekkür ve hürmetle
antoloji.com
Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadumuz
Baş eğmezüz edaniye dünya-yı dun içün
Allah'adur tevekülümüz i'timadumuz
Biz mükteka-yı zerkeş-i caha dayanmazuz
Hakk'un kemali lütfunadır istinadumuz
Zühd ü salaha eylemezüz iltica hele
Tutdı egerçi alem-i kevn-i fesadumuz
Meyden safa-yı batın-ı humdur garaz heman
Erbab-ı zahir anlayamazlar muradumuz
Minnet Huda'ya devlet-i dünya fena bulur
Baki kalur sahife-i alemde adumuz
*************************
Güncel Türkçe Uyarlama
Aşkın fermanına boyun eğmekliğimiz ta candan ve yürektendir. Bu uğurda alın yazımıza karış zerre inadımız ve karşı koymamız söz konusu değildir.
Şu alçak dünyanın birtakım geçici menfaatleri uğruna aşağılık kimselere boyun eğmeyiz. Bu yolda bütün tevvekülümüz, bütün güvencimiz Allah'adır. O'nun hükmüne rıza gösteririz.
Biz geçip gidici mevkii ve makam ile makam ile edin,lmiş altın işlemeli yastıklara sırtımızı verip dayanmayız. Bütün dayanağız Cenabıhakk'ın noksansız ve sınırsız lütfunadır.
Hele sofuluk ve gözü kapalı dindarlığa asla sığınmayız. Velev fesadımız bütün mevcudat alemini tutmuş bile olsa!
Bizim içkiden anladığımız küpün içindeki safadadır. Her şeyi, gördükleri dış yüzüyle değerlendirip hüküm verenler, bizim meramımızı asla anlayamazlar.
Dünya devleti geçip gider ve yok olur ama Allah'a binlerce şükürler olsun ki, bizim adımız alemin sayfasında Baki kalır.
Uyarlama: Xalide Efendiyeva Hanımefendiye teşekkür ve hürmetle
antoloji.com
Feryâduma irmezse n’ola ol boyı şimşâd
Kûyında feleklerden aşar nâle vü feryâd
Devrüñde güle niçün olur bende benefşe
Üstine kılıçlar mı tutar sûsen-i âzâd
Bir gonca benefşe koparup tâcına sokmış
Taglarda külüng atdugı dem başına Ferhâd
Eşkâl-i vefâ resmi kabûl itmede kalbüñ
Âyînedür ammâ begüm âyîne-i pûlâd
‘Ahdüñde eger ‘âleme bir dahıgelürse
Kullıklar ider sen yüzi hûrşîde Ferahşâd
İbrâmı gel ey sâkî-i gül-çihre ko sen de
Almışdur olan ‘aklumuz ol şûh-ı perî-zâd
Rengîn ider evsâf-ı ruhuñ hâme-i Bâkî
Ol sûreti virmez sanemâ nakşına Bih-zâd
Kûyında feleklerden aşar nâle vü feryâd
Devrüñde güle niçün olur bende benefşe
Üstine kılıçlar mı tutar sûsen-i âzâd
Bir gonca benefşe koparup tâcına sokmış
Taglarda külüng atdugı dem başına Ferhâd
Eşkâl-i vefâ resmi kabûl itmede kalbüñ
Âyînedür ammâ begüm âyîne-i pûlâd
‘Ahdüñde eger ‘âleme bir dahıgelürse
Kullıklar ider sen yüzi hûrşîde Ferahşâd
İbrâmı gel ey sâkî-i gül-çihre ko sen de
Almışdur olan ‘aklumuz ol şûh-ı perî-zâd
Rengîn ider evsâf-ı ruhuñ hâme-i Bâkî
Ol sûreti virmez sanemâ nakşına Bih-zâd
Yirminci asrın ablak yüzlü feza pilotu
Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu?
Bir odun parçasına at diye binen çocuk
Başında çelik külah, sırtında plastik gocuk.
Uzakları yenmiş Fatih edasındasın|
Dibsizliğin dibini bulmak sevdasındasın...
Allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış...Farkında değilsin ki, Ay Dünyaya bir karış
Fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe;
Seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe
Kavanozda, kendini deryada sanan balık;
Ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık;
Fezada 'Allah diye bir şey yok' iddiası
Gel gör, kaç füzeye denk, bir mu'minin duası;
Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler;
Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler.
Bilmediler; kalptedir, kalptedir asil feza;
Kalptedir, olumsuzluk kefili kutsi imza.
Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not;
Bizdedir ve bizdedir Arşa giden astronot,
Ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde,
Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.
Bizimkiler ışığa gem vuranda binerler;
Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler......
Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu?
Bir odun parçasına at diye binen çocuk
Başında çelik külah, sırtında plastik gocuk.
Uzakları yenmiş Fatih edasındasın|
Dibsizliğin dibini bulmak sevdasındasın...
Allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış...Farkında değilsin ki, Ay Dünyaya bir karış
Fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe;
Seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe
Kavanozda, kendini deryada sanan balık;
Ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık;
Fezada 'Allah diye bir şey yok' iddiası
Gel gör, kaç füzeye denk, bir mu'minin duası;
Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler;
Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler.
Bilmediler; kalptedir, kalptedir asil feza;
Kalptedir, olumsuzluk kefili kutsi imza.
Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not;
Bizdedir ve bizdedir Arşa giden astronot,
Ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde,
Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.
Bizimkiler ışığa gem vuranda binerler;
Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler......
Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı,
Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?
Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?
Fikriniz nedir kardaşlar
Nic'olur bizim hâlimiz
Hak tarîkinde yoldaşlar
Nic'olur bizim hâlimiz
Tâ'at ü uzlet bizde yok
Celvet ü halvet bizde yok
Şevk ü mahabbet bizde yok
Nic'olur bizim hâlimiz
Aldı bizi hemm-i dünyâ
Unutuldu dâr-ı ukbâ
Ger kerem etmezse Mevlâ
Nic'olur bizim hâlimiz
Derdmend insân gör n'ider
Muttasıl dünyâ cem' ider
Âhir bunda koyup gider
Nic'olur bizim hâlimiz
Dünyâyı muhkem tutarlar
Dîni yabana atarlar
Cenneti yoğa satarlar
Nic'olur bizim hâlimiz
Âkil isen eğer yâ hû
Mâsivâdan var elin yu
Aldadı halkı bir câdû
Nic'olur bizim hâlimiz
Kimisi bulduğun kapar
Kimi doğru yoldan sapar
Nefsi hevâsına tapar
Nic'olur bizim hâlimiz
Âdet ü bid'at nice bir
Zînet ü şöhret nice bir
Kuru germiyyet nice bir
Nic'olur bizim hâlimiz
Yohsa kabre girilmez mi
Hak katına varılmaz mı
Soru hesâb sorulmaz mı
Nic'olur bizim hâlimiz
Sırat köprüsün geçmeden
Dost illerine uçmadan
Kevser şarâbın içmeden
Nic'olur bizim hâlimiz
Hüdâyî gözün aç gözün
Hakk'a tapşıra gör özün
Eğer Hakk olmazsa sözün
Nic'olur bizim hâlimiz
Nic'olur bizim hâlimiz
Hak tarîkinde yoldaşlar
Nic'olur bizim hâlimiz
Tâ'at ü uzlet bizde yok
Celvet ü halvet bizde yok
Şevk ü mahabbet bizde yok
Nic'olur bizim hâlimiz
Aldı bizi hemm-i dünyâ
Unutuldu dâr-ı ukbâ
Ger kerem etmezse Mevlâ
Nic'olur bizim hâlimiz
Derdmend insân gör n'ider
Muttasıl dünyâ cem' ider
Âhir bunda koyup gider
Nic'olur bizim hâlimiz
Dünyâyı muhkem tutarlar
Dîni yabana atarlar
Cenneti yoğa satarlar
Nic'olur bizim hâlimiz
Âkil isen eğer yâ hû
Mâsivâdan var elin yu
Aldadı halkı bir câdû
Nic'olur bizim hâlimiz
Kimisi bulduğun kapar
Kimi doğru yoldan sapar
Nefsi hevâsına tapar
Nic'olur bizim hâlimiz
Âdet ü bid'at nice bir
Zînet ü şöhret nice bir
Kuru germiyyet nice bir
Nic'olur bizim hâlimiz
Yohsa kabre girilmez mi
Hak katına varılmaz mı
Soru hesâb sorulmaz mı
Nic'olur bizim hâlimiz
Sırat köprüsün geçmeden
Dost illerine uçmadan
Kevser şarâbın içmeden
Nic'olur bizim hâlimiz
Hüdâyî gözün aç gözün
Hakk'a tapşıra gör özün
Eğer Hakk olmazsa sözün
Nic'olur bizim hâlimiz
Bir sesti öyle
Kıskıvrak bir zaman urgan gibi boynuna dolalı
Belleten
Heheyleyen
Höreleyen
Üstadım kırk ağzınız
Fil yüreği gibi bir yüreğiniz olmalı
Belleten
Eşeleyen külleri
İşte bir küçükköz
İste bir nine parmağı
Bir sesti öyle
Bir çırpıda hem kiriş ve ok
Gögsünü yaymadınsa yay önüne
Üstadım birelif kılıcınız olmalı
İnce uzun bir merhametle
Bir gürzünüz olmalı dolgun bir kaf
Yedi devi arka arkaya yollamalı
Zırhsız ve kalkansız
Bir kılıç ve gürz
Kıraç toprak
Obasız bir çöl
O ses ıssız dolaşan bir sesti öyle
Bir sesti öyle
Bastı apansız kalabalık evler dolusu uykuları
Taki vakit saat
Saanki güz
İklim sapsarı
Anılar
Ne çok dostun var
Hatırladık Kaldırımlar'ı
Tek dostumuzdu
Hani çocuktuk ve sevdalı
Bir gün baktık bir sesti öyle
Hapishanede
Zırhsız ve kalkansız
Kılıç dizlerinin üzerinde
Gürz yerde
Baktık
Bir nazar
Besinliyor üçünü de
Bir damar denize açılan
Salan küçük çaylara derelere
Büyük ırmaklara da suları
Kıskıvrak bir zaman urgan gibi boynuna dolalı
Belleten
Heheyleyen
Höreleyen
Üstadım kırk ağzınız
Fil yüreği gibi bir yüreğiniz olmalı
Belleten
Eşeleyen külleri
İşte bir küçükköz
İste bir nine parmağı
Bir sesti öyle
Bir çırpıda hem kiriş ve ok
Gögsünü yaymadınsa yay önüne
Üstadım birelif kılıcınız olmalı
İnce uzun bir merhametle
Bir gürzünüz olmalı dolgun bir kaf
Yedi devi arka arkaya yollamalı
Zırhsız ve kalkansız
Bir kılıç ve gürz
Kıraç toprak
Obasız bir çöl
O ses ıssız dolaşan bir sesti öyle
Bir sesti öyle
Bastı apansız kalabalık evler dolusu uykuları
Taki vakit saat
Saanki güz
İklim sapsarı
Anılar
Ne çok dostun var
Hatırladık Kaldırımlar'ı
Tek dostumuzdu
Hani çocuktuk ve sevdalı
Bir gün baktık bir sesti öyle
Hapishanede
Zırhsız ve kalkansız
Kılıç dizlerinin üzerinde
Gürz yerde
Baktık
Bir nazar
Besinliyor üçünü de
Bir damar denize açılan
Salan küçük çaylara derelere
Büyük ırmaklara da suları
Firkat cehennemden eşed
Mevlâ meded Mevlâ meded
Nefs olmasın ortada sed
Mevlâ meded Mevlâ meded
Bulsun gönül cem'iyyeti
Mahv eyle isneyniyyeti
Göster sivâyı vahdeti
Mevlâ meded Mevlâ meded
Nefse azâb ise yeter
Bir lutf ile işim biter
Eyle inâyetle nazar
Mevlâ meded Mevlâ meded
Açılsa ma'nâ gülleri
Şevk eylese bülbülleri
Görünse lâhût illeri
Mevlâ meded Allah meded
Zâhir olup âsâr-ı cûd
Ersin kemâline şühûd
Vergil Hüdâyî'ye vücûd
Mevlâ meded Mevlâ meded
Mevlâ meded Mevlâ meded
Nefs olmasın ortada sed
Mevlâ meded Mevlâ meded
Bulsun gönül cem'iyyeti
Mahv eyle isneyniyyeti
Göster sivâyı vahdeti
Mevlâ meded Mevlâ meded
Nefse azâb ise yeter
Bir lutf ile işim biter
Eyle inâyetle nazar
Mevlâ meded Mevlâ meded
Açılsa ma'nâ gülleri
Şevk eylese bülbülleri
Görünse lâhût illeri
Mevlâ meded Allah meded
Zâhir olup âsâr-ı cûd
Ersin kemâline şühûd
Vergil Hüdâyî'ye vücûd
Mevlâ meded Mevlâ meded
Manzaraya bakın
Üç sincap ağzılarında birer ceviz
Kıpırtılı bir şaşkınlıkla titretiyorlar tabiatı
Yanımda
Geniş ve adaleli ayakları
Dik gövdesi
Ve okşa diye elimin altına uzattığı başıyla
Bir pars / leopar
Şimdi de bakın bana
Sağlam çehrem
Şöyle yandan tepeden cepheden bir kere daha
Nasıl sessiz
Ak ve sert
Mermeri bir dikkat
Kıvamında bir insan soyu olmalıyım
Geçiyor dünya
Yorgun eşya
Sincap sıçrıyor ağacına
Ceviz yuvarlanıyor
Pars sağına doğru
Kaskatı
Şöyle biraz kayıyor
Manzaraya bakın
Zaman
Bir esintiyle dalgalandı yine
Fotağraf
Bir sincap ve benden kurulu
Bir diyaframa aralanıyor
Bir saniye
Hayır daha az
Şelale iniyor ve kalkıyor
Üç sincap ağzılarında birer ceviz
Kıpırtılı bir şaşkınlıkla titretiyorlar tabiatı
Yanımda
Geniş ve adaleli ayakları
Dik gövdesi
Ve okşa diye elimin altına uzattığı başıyla
Bir pars / leopar
Şimdi de bakın bana
Sağlam çehrem
Şöyle yandan tepeden cepheden bir kere daha
Nasıl sessiz
Ak ve sert
Mermeri bir dikkat
Kıvamında bir insan soyu olmalıyım
Geçiyor dünya
Yorgun eşya
Sincap sıçrıyor ağacına
Ceviz yuvarlanıyor
Pars sağına doğru
Kaskatı
Şöyle biraz kayıyor
Manzaraya bakın
Zaman
Bir esintiyle dalgalandı yine
Fotağraf
Bir sincap ve benden kurulu
Bir diyaframa aralanıyor
Bir saniye
Hayır daha az
Şelale iniyor ve kalkıyor
çocukluk arkadaşım petit-poucet
yamyam devin kilerindedir
küçük kızkardeşi ormanda ağlıyor
tin tin eder kabâcik
beni bırakıp giden babâcık
ormanlardan
güneşli tarlalara koşan çizmeli kedi
ne olur
kurtar benim marquis de carabasse'imi
yanan paris'in çocuklarını
öperek ağlamak istiyorum
belki masallarımla uyurlar
(1940)
yamyam devin kilerindedir
küçük kızkardeşi ormanda ağlıyor
tin tin eder kabâcik
beni bırakıp giden babâcık
ormanlardan
güneşli tarlalara koşan çizmeli kedi
ne olur
kurtar benim marquis de carabasse'imi
yanan paris'in çocuklarını
öperek ağlamak istiyorum
belki masallarımla uyurlar
(1940)
G
Su gaflet yükü insana bak;
Kendinden varlık cakasında.
Ve aşksız yobaz... İsi gücü,
Namazla Cennet takasında.
Tam dört asırdır Müslümanlık,
Cansız etiket markasında.
Kuran kalbi kor ezbercide,
Din, üfürükçü muskasında.
Bati, Bati der çırpınırlar,
Bati tükürük hokkasında.
Makine dimdik demirden put,
İnsanoğlu ruh laçkasında.
Hürriyet nemde söyleyeyim:
Hakka esaret halkasında.
Zamanda hersek kopuk, kesik;
Biçkisi kader makasında.
Ey insan, sana son sığınak,
Son peygamberin hırkasında!
Kendinden varlık cakasında.
Ve aşksız yobaz... İsi gücü,
Namazla Cennet takasında.
Tam dört asırdır Müslümanlık,
Cansız etiket markasında.
Kuran kalbi kor ezbercide,
Din, üfürükçü muskasında.
Bati, Bati der çırpınırlar,
Bati tükürük hokkasında.
Makine dimdik demirden put,
İnsanoğlu ruh laçkasında.
Hürriyet nemde söyleyeyim:
Hakka esaret halkasında.
Zamanda hersek kopuk, kesik;
Biçkisi kader makasında.
Ey insan, sana son sığınak,
Son peygamberin hırkasında!
Gâh olur ol dost cemâli gönlümüze düşe gelir
Anın içün aşk deryâsı kaynayuban cûşa gelir
Gâh olur lutfu yüzünden gösterir envâr-ı cemâl
Gâh olur celâl perdesi her yanadan üşe gelir
Ketb olup ahvâl-i âlem kân mâ kân ceffe'l-kalem
Yâ nic'etsin benî-Âdem yazılan hod başa gelir
Bu dedi kim tevhîd-i sırf muktezâ-yı cem'le cem'
Lîk farka nazır olup buyruk tutmak hoşa gelir
Cem' ile farkı fark eyle kâmil olagör Hüdâyî
Ancak birine bakarsan başa çok endîşe gelir
Anın içün aşk deryâsı kaynayuban cûşa gelir
Gâh olur lutfu yüzünden gösterir envâr-ı cemâl
Gâh olur celâl perdesi her yanadan üşe gelir
Ketb olup ahvâl-i âlem kân mâ kân ceffe'l-kalem
Yâ nic'etsin benî-Âdem yazılan hod başa gelir
Bu dedi kim tevhîd-i sırf muktezâ-yı cem'le cem'
Lîk farka nazır olup buyruk tutmak hoşa gelir
Cem' ile farkı fark eyle kâmil olagör Hüdâyî
Ancak birine bakarsan başa çok endîşe gelir
Gâlib olsa kişide hubb-ı Habîb-i medenî
Zerrece gelmez ana zînet-i dünyâ-yı denî
Terk edip bid'atı râh-ı sünene sâlik olur
Bezl eder Hakk'a ibâdet yoluna cân ü teni
Zerrece gelmez ana zînet-i dünyâ-yı denî
Terk edip bid'atı râh-ı sünene sâlik olur
Bezl eder Hakk'a ibâdet yoluna cân ü teni
Gâr-ı sardırma Habîb'im olalı aşkın nihân
Başını üstünde hamâm-ı gam yapıpdır âşiyân
Ankebût-ı dâğ-ı mihnet perde çekmişdir ana
Bu değildir gördüğün ey yâr-ı sâdık her zamân
Âfitâbım bir hilâl-ebrû kulundur mâh-ı nev
Âsumân şeh-nişînindir sipihridir nişân
Dolanır her şeb çerâğ-ı encüm ile kevkebi
Bir tarîk ile sana yol bulmak ister keh-keşân
Şâne ile âşinâ olup sabâya uymasa
Dostum çıkmazdı başdan kâkül-i anber-feşân
Müşkilin es-sabru miftâhü'l-ferecle hâil edip
Ba'de usrin yüsr fikriyle nazar kıl her zamân
Sûret-i bî-ma'nîden pâk eyleyip dil deyrini
Halvet ü celvetde zikru'llâhı et vird-i zebân
Başını üstünde hamâm-ı gam yapıpdır âşiyân
Ankebût-ı dâğ-ı mihnet perde çekmişdir ana
Bu değildir gördüğün ey yâr-ı sâdık her zamân
Âfitâbım bir hilâl-ebrû kulundur mâh-ı nev
Âsumân şeh-nişînindir sipihridir nişân
Dolanır her şeb çerâğ-ı encüm ile kevkebi
Bir tarîk ile sana yol bulmak ister keh-keşân
Şâne ile âşinâ olup sabâya uymasa
Dostum çıkmazdı başdan kâkül-i anber-feşân
Müşkilin es-sabru miftâhü'l-ferecle hâil edip
Ba'de usrin yüsr fikriyle nazar kıl her zamân
Sûret-i bî-ma'nîden pâk eyleyip dil deyrini
Halvet ü celvetde zikru'llâhı et vird-i zebân
Perdenin ardı perde, perdenin ardı perde,
Her siper aşıldıkça gaye öbür siperde...
Her siper aşıldıkça gaye öbür siperde...
Gayr ile her dem nedür seyr-i gülistân etdüğün
Bezm edüp halvet kılup yüz lutf u ihsân etdüğün
Ahd bünyadın mürüvvetdür mi vîrân etdüğün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Lahza lahza müddeî pendin dür-i gûş eyledün
Kana kana gayr câm-ı şevkini nûş eyledün
Vara vara ahd ü peymânı ferâmûş eyledün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğüm
Gayre salup mihrüni bizden savutdun âkıbet
Terk-i mihr etdün tarîk-i zulm dutdun âkıbet
Ahdler peymânlar etmişdün unuttun âkıbet
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğüm
Cürmümüz n’oldı ki bizden eyledün bîzârlığ
Biz gamun çekdük sen etdün özgeye gam-hârlığ
Sizde âdet bu mıdur beyle olur mı yârlığ
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdügün
Çerh tek bed-mihrliğ resmini bünyâd eyledün
Yahşi adun var iken döndün yaman ad eyledün
Döne döne bizi gam-nâk özgeni şâd eyledün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Gönlümüz min-ba‘d zülfünçün perîşân olmasun
Bağrumuz la‘lün hevâsiyle dahi kan olmasun
Bî-vefâsen çeşmümüz yâdunla giryân olmasun
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Va‘de-i vasl ile aldun sabrumuz ârâmumuz
Olmadı her gün visâlünden müyesser kâmumuz
Geçdi hecr ile Fuzûlîden beter eyyâmumuz
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Bezm edüp halvet kılup yüz lutf u ihsân etdüğün
Ahd bünyadın mürüvvetdür mi vîrân etdüğün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Lahza lahza müddeî pendin dür-i gûş eyledün
Kana kana gayr câm-ı şevkini nûş eyledün
Vara vara ahd ü peymânı ferâmûş eyledün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğüm
Gayre salup mihrüni bizden savutdun âkıbet
Terk-i mihr etdün tarîk-i zulm dutdun âkıbet
Ahdler peymânlar etmişdün unuttun âkıbet
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğüm
Cürmümüz n’oldı ki bizden eyledün bîzârlığ
Biz gamun çekdük sen etdün özgeye gam-hârlığ
Sizde âdet bu mıdur beyle olur mı yârlığ
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdügün
Çerh tek bed-mihrliğ resmini bünyâd eyledün
Yahşi adun var iken döndün yaman ad eyledün
Döne döne bizi gam-nâk özgeni şâd eyledün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Gönlümüz min-ba‘d zülfünçün perîşân olmasun
Bağrumuz la‘lün hevâsiyle dahi kan olmasun
Bî-vefâsen çeşmümüz yâdunla giryân olmasun
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Va‘de-i vasl ile aldun sabrumuz ârâmumuz
Olmadı her gün visâlünden müyesser kâmumuz
Geçdi hecr ile Fuzûlîden beter eyyâmumuz
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Gayrıyı gönülden sür
Lutf et meded Allah'ım
Maksûduma sen irgür
Lutf et meded Allah'ım
Envâr-ı şerî‘atdan
Etvâr-ı tarîkatdan
Esrâr-ı hakîkatdan
Lutf et meded Allah'ım
Her şâm ü seher zârem
Kalmadı dahi çârem
Ayruk kime yalvaram
Lutf et meded Allah'ım
Aşkınla içim doldur
Çok ağlamışım güldür
Ben düşmüşü sen kaldır
Lutf et meded Allah'ım
Cân ile olup âşık
Yolunda olan sâdık
Kıl vuslatına lâyık
Lutf et meded Allah'ım
Her yana akın saldım
Âhir kapına geldim
Gâyet de zebûn oldum
Lutf et meded Allah'ım
Lutf et meded Allah'ım
Maksûduma sen irgür
Lutf et meded Allah'ım
Envâr-ı şerî‘atdan
Etvâr-ı tarîkatdan
Esrâr-ı hakîkatdan
Lutf et meded Allah'ım
Her şâm ü seher zârem
Kalmadı dahi çârem
Ayruk kime yalvaram
Lutf et meded Allah'ım
Aşkınla içim doldur
Çok ağlamışım güldür
Ben düşmüşü sen kaldır
Lutf et meded Allah'ım
Cân ile olup âşık
Yolunda olan sâdık
Kıl vuslatına lâyık
Lutf et meded Allah'ım
Her yana akın saldım
Âhir kapına geldim
Gâyet de zebûn oldum
Lutf et meded Allah'ım
Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir;
Ben kimim, sâki olan kimdir, mey ü sahbâ nedir?
Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
Sorsa canân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir.
Vasldan çün âşıkı müstağni eyler bir visâl
Âşıka mâ’şuktan her dem bu istiğnâ nedir?
Hikmet-i dünyâ vü mâfîhâ bilen ârif değil.
Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâfîhâ nedir.
Âh ü feryadın Fuzûlî incidipdir âlemi
Ger belâ-yı aşk ile hoşnûd isen gavgâ nedir
Ben kimim, sâki olan kimdir, mey ü sahbâ nedir?
Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
Sorsa canân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir.
Vasldan çün âşıkı müstağni eyler bir visâl
Âşıka mâ’şuktan her dem bu istiğnâ nedir?
Hikmet-i dünyâ vü mâfîhâ bilen ârif değil.
Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâfîhâ nedir.
Âh ü feryadın Fuzûlî incidipdir âlemi
Ger belâ-yı aşk ile hoşnûd isen gavgâ nedir
Gece gündüz demez, ibadet eder,
Hazrete giderken yüzü pek aktır.
Ölmeden önce de ölenler olur,
Ölümsüz dirliğe tek o layıktır.
Elin çek uzaklaş, cümle cihandan!
İş bu cihan sana, yalnız uğraktır.
Eşrefoğlu Rumi, geç bu şöhretten!
Âşık olanlara şöhret tuzaktır.
Hazrete giderken yüzü pek aktır.
Ölmeden önce de ölenler olur,
Ölümsüz dirliğe tek o layıktır.
Elin çek uzaklaş, cümle cihandan!
İş bu cihan sana, yalnız uğraktır.
Eşrefoğlu Rumi, geç bu şöhretten!
Âşık olanlara şöhret tuzaktır.
Gece gündüz durma zikr et Hüda’yı!
Onun zikri verir cana safayı.
Fani ömrünü dost yoluna harc et!
Dilersen bulasın ömr-i bekayı.
Şu dünya yüzüne gülse de bakma!
Yüzünü çevirir eder cefayı.
Dilersen Hak kıla sana ihsanı,
Gönülden çıkarıp at masivayı!
Eşrefoğlu kavuşursun nimete,
Edersen Mevla’ya hamdü senayı.
Onun zikri verir cana safayı.
Fani ömrünü dost yoluna harc et!
Dilersen bulasın ömr-i bekayı.
Şu dünya yüzüne gülse de bakma!
Yüzünü çevirir eder cefayı.
Dilersen Hak kıla sana ihsanı,
Gönülden çıkarıp at masivayı!
Eşrefoğlu kavuşursun nimete,
Edersen Mevla’ya hamdü senayı.
Günlerimize
o ilkel sesleri karışır ya
gemileri annelerinden çok seven çocukların
bir adam gelir ya
devinen bir sancıdır artık
gelir eski günlerden
ve uzar sanki uzar
ırzına geçilmiş bir kahramanlık.
Sinsi gülüşlerimizdir şimdi pis bir suda yıkanan
korkulardır katar katar inenler gökyüzünden.
Ay sürekli yükselirse içimizde
çirkin ama güçlü bir tanrıya taptığımızdandır
ondan ki sıkıcıyız bu eski ayaklarla
ondan ki ulu bir tiksintiye hazırlanmışız,
Kemerlerimizdeki en güzel geyik ölüm.
Ama kim? Ben miyim burda bir esrime mi
nedir bu kuşların uçuşunda gördüğüm?
Aptalca beklerim o hiç sökmeyecek şafağı.
Oysa yüreğimden akan o derin suda
kırmızılar öylesine yırtılır ki
siner kan,
huysuz kemanlar dolar şahdamarıma,
yansır kin savaşçıları, gürül gürül ordular
utancın köpürttüğü yanaklarımdan.
Köz komamış ateşinden bize o adam
şimdi gülüşlerimiz yırtıcı, gülüşlerimiz korkunç
ağır, kara bir zırh taşıdığımızdan.
(1963)
o ilkel sesleri karışır ya
gemileri annelerinden çok seven çocukların
bir adam gelir ya
devinen bir sancıdır artık
gelir eski günlerden
ve uzar sanki uzar
ırzına geçilmiş bir kahramanlık.
Sinsi gülüşlerimizdir şimdi pis bir suda yıkanan
korkulardır katar katar inenler gökyüzünden.
Ay sürekli yükselirse içimizde
çirkin ama güçlü bir tanrıya taptığımızdandır
ondan ki sıkıcıyız bu eski ayaklarla
ondan ki ulu bir tiksintiye hazırlanmışız,
Kemerlerimizdeki en güzel geyik ölüm.
Ama kim? Ben miyim burda bir esrime mi
nedir bu kuşların uçuşunda gördüğüm?
Aptalca beklerim o hiç sökmeyecek şafağı.
Oysa yüreğimden akan o derin suda
kırmızılar öylesine yırtılır ki
siner kan,
huysuz kemanlar dolar şahdamarıma,
yansır kin savaşçıları, gürül gürül ordular
utancın köpürttüğü yanaklarımdan.
Köz komamış ateşinden bize o adam
şimdi gülüşlerimiz yırtıcı, gülüşlerimiz korkunç
ağır, kara bir zırh taşıdığımızdan.
(1963)
Hirliyim, böylece büyüyor baldirlarim ve boynumun öpülen yeri
iri bir kus kendini agartiyor koltukaltlarimda
geceyi hor görüyorum böylece gecenin bütün itligini
irkilip terliyerek bir erkek sesi olarak yatagimda
tanrim, Pekos Bil'im gözet beni
Beni çünkü buram agrir, bacaklarimi hor görürüm aynalarda
bagrima bir gül tünemistir, kanar yanaklari bir oglanin
yagmurdan
hüznü hor görürüm çürütür çünkü o kusu koltukaltlarimda
hirliyim böylece büyür askin bir salgidan öteye geçemedigi
tanrim, Pekos Bil'im üsüt beni.
Üsüt, yirtsin öpüslerimi pasli tenekeler, soyunup org çalayim
ceketimle örteyim gecenin bütün itligini
tanrim, Pekos Bil'im uçur beni.
iri bir kus kendini agartiyor koltukaltlarimda
geceyi hor görüyorum böylece gecenin bütün itligini
irkilip terliyerek bir erkek sesi olarak yatagimda
tanrim, Pekos Bil'im gözet beni
Beni çünkü buram agrir, bacaklarimi hor görürüm aynalarda
bagrima bir gül tünemistir, kanar yanaklari bir oglanin
yagmurdan
hüznü hor görürüm çürütür çünkü o kusu koltukaltlarimda
hirliyim böylece büyür askin bir salgidan öteye geçemedigi
tanrim, Pekos Bil'im üsüt beni.
Üsüt, yirtsin öpüslerimi pasli tenekeler, soyunup org çalayim
ceketimle örteyim gecenin bütün itligini
tanrim, Pekos Bil'im uçur beni.
Kimbilir nerdesiniz,
Geçen dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz?
Yıldızların,korkarım,
Düştüğü yerdesiniz;
Geçen dakikalarım?
Acaba tütsü yaksam
Görünür mü yüzünüz?
Acaba tütsü yaksam?
Siz benim yüzümsünüz
Eğilip suya baksam,
Görünür mü yüzünüz?
Gitti bütün güzeller;
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.
Gün geldi,saat çaldı,
Aranızda verin yer;
Sararmış biri kaldı!
Geçen dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz?
Yıldızların,korkarım,
Düştüğü yerdesiniz;
Geçen dakikalarım?
Acaba tütsü yaksam
Görünür mü yüzünüz?
Acaba tütsü yaksam?
Siz benim yüzümsünüz
Eğilip suya baksam,
Görünür mü yüzünüz?
Gitti bütün güzeller;
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.
Gün geldi,saat çaldı,
Aranızda verin yer;
Sararmış biri kaldı!
Hasret bir rüzgâr, kapı kapı aralar geçer;
Gördüğüm her güzel şey, beni yaralar geçer...
Gördüğüm her güzel şey, beni yaralar geçer...
Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir!
Mezarda geçer akça neyse, onu biriktir!
Mezarda geçer akça neyse, onu biriktir!
1
Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;
Gelin, gelin, onu açın geceler!
Beni yâdedermiş gibi, bütün gün
Ötün kulağımda, çın, çın, geceler!
Geceler çekmeyin benimçin hüzün,
Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;
Bırakın nâşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alın da kaçın geceler!
2
İnsanlar içinde en yalnız insan;
Düşün, taş duvara başın gömülü!
Ve kapan sükûta, granitten, taştan,
Mazgallı bir kale gibi örülü.
Gözünü tavandan ayırma ki, sen,
Üşürsün, gölgeni yerde görürsen.
Dikilir karşına, mumu söndürsen,
Ölüler içinde en yalnız ölü…
3.
Sesimi alıp da kaybetse rüzgâr,
Versem gözlerimi bir sonsuz renge!
İçimde bir mahşer uğultusu var;
Ruhumdur çağıran, tenimi cenge.
Gözlerim bir kuyu, dilim kördüğüm,
Bir görünmez âlem olsa gördüğüm;
Mermer bir kabuğa girip, ördüğüm,
Kapansam içimden gelen âhenge…
Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;
Gelin, gelin, onu açın geceler!
Beni yâdedermiş gibi, bütün gün
Ötün kulağımda, çın, çın, geceler!
Geceler çekmeyin benimçin hüzün,
Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;
Bırakın nâşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alın da kaçın geceler!
2
İnsanlar içinde en yalnız insan;
Düşün, taş duvara başın gömülü!
Ve kapan sükûta, granitten, taştan,
Mazgallı bir kale gibi örülü.
Gözünü tavandan ayırma ki, sen,
Üşürsün, gölgeni yerde görürsen.
Dikilir karşına, mumu söndürsen,
Ölüler içinde en yalnız ölü…
3.
Sesimi alıp da kaybetse rüzgâr,
Versem gözlerimi bir sonsuz renge!
İçimde bir mahşer uğultusu var;
Ruhumdur çağıran, tenimi cenge.
Gözlerim bir kuyu, dilim kördüğüm,
Bir görünmez âlem olsa gördüğüm;
Mermer bir kabuğa girip, ördüğüm,
Kapansam içimden gelen âhenge…
Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Esten,dosttan,sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda,yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir,yağı zehir,balı zehir dünyada,
Butun fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin,yokluk nasıl,yasamak ne,top yekun?
Akli yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun,ne öğrendin,ne bildinse berhava;
Yer çökmeden,gök iki sak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin,kilitlerin yalnız Onda şifresi;
İşte,işte o eteğe sarılmadan geçilmez!
Esten,dosttan,sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda,yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir,yağı zehir,balı zehir dünyada,
Butun fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin,yokluk nasıl,yasamak ne,top yekun?
Akli yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun,ne öğrendin,ne bildinse berhava;
Yer çökmeden,gök iki sak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin,kilitlerin yalnız Onda şifresi;
İşte,işte o eteğe sarılmadan geçilmez!
Geh perde-i envâr ile kendüzünü pinhân eden
Geh Küntü kenz esrârını âlemlere i'lân eden
Eyyûb'a dermân eyleyip Ya'kûb'u nâlân eyleyip
Kul eylemişken Yûsuf'u Mısr eline sultân eden
Tûra tecellî eyleyip diller tesellî eyleyip
Musâ'ya deyip Len terân ol vech ile ihsân eden
Varıp sarây-ı vahdete seyr etmeğe sırr-ı Habîb
Mi'râca da'vet eyleyip eltâf-ı bî-pâyân eden
Geh Küntü kenz esrârını âlemlere i'lân eden
Eyyûb'a dermân eyleyip Ya'kûb'u nâlân eyleyip
Kul eylemişken Yûsuf'u Mısr eline sultân eden
Tûra tecellî eyleyip diller tesellî eyleyip
Musâ'ya deyip Len terân ol vech ile ihsân eden
Varıp sarây-ı vahdete seyr etmeğe sırr-ı Habîb
Mi'râca da'vet eyleyip eltâf-ı bî-pâyân eden
Yüzün bir sebepsiz korkuyla uçuk,
O gün başucuma karalarla gel
Arkanda, çepçevre, kızıl bir ufuk,
Tepende simsiyah kargalarla gel
Elinden, dal gibi düşerken ümit,
Ne bir hasret dinle, ne bir ah işit;
Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git,
Kırık bir tekne ol, dalgalarla gel.
O gün başucuma karalarla gel
Arkanda, çepçevre, kızıl bir ufuk,
Tepende simsiyah kargalarla gel
Elinden, dal gibi düşerken ümit,
Ne bir hasret dinle, ne bir ah işit;
Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git,
Kırık bir tekne ol, dalgalarla gel.
Gel berü ey derde dermân isteyen
Câna bakmaz vasl-ı cânân isteyen
Mâsivâ esnâmını eyler şikest
Kat' eder zünnârı îmân isteyen
Kulluk eder sıdk ile Mevlâ'sına
Cân ü dil tahtında sultân isteyen
Fânî varlıkdan geçip bulur hayât
Katreyi kor bahr-i ummân isteyen
Milk-i bâkî isteyen kor fâniyi
Küllüğe bakmaz gülistân isteyen
Bâl açar tavûs-ı kudsîler gibi
Lâ-mekân mülkünde cevlân isteyen
Hizmete bel bağlayıp eyler niyâz(*)
Bâb-ı Hak'dan lutf u ihsân isteyen
Mâsivâ nâsûtuna kılmaz nazar(*)
Âlem-i lâhûtu seyrân isteyen
Verseler almaz Süleymân mülkünü
Ey Hüdâyî vech-i Rahmân isteyen
Câna bakmaz vasl-ı cânân isteyen
Mâsivâ esnâmını eyler şikest
Kat' eder zünnârı îmân isteyen
Kulluk eder sıdk ile Mevlâ'sına
Cân ü dil tahtında sultân isteyen
Fânî varlıkdan geçip bulur hayât
Katreyi kor bahr-i ummân isteyen
Milk-i bâkî isteyen kor fâniyi
Küllüğe bakmaz gülistân isteyen
Bâl açar tavûs-ı kudsîler gibi
Lâ-mekân mülkünde cevlân isteyen
Hizmete bel bağlayıp eyler niyâz(*)
Bâb-ı Hak'dan lutf u ihsân isteyen
Mâsivâ nâsûtuna kılmaz nazar(*)
Âlem-i lâhûtu seyrân isteyen
Verseler almaz Süleymân mülkünü
Ey Hüdâyî vech-i Rahmân isteyen
Gel bu aşkın şerbetinden bir kadeh nuş eylegil
Gel bu aşk ile başını ta ebed hoş eylegil
Gel beru gel aşk elinde dolu peymane getür
Gel bu mecliste bu gün sen canı sarhoş eylegil
Gel bu aşıklar önünde yere sal namusunu
Gel bu zühdü aşka değiş aklı medhuş eylegil
Gel bu aşk pazarına gir yoğa sat hep varını
Gel beru külli hevesden gönlünü hoş eylegil
Gel bikülli masivadan yüz çevir yum gözünü
Gel bugün can gözün aç Dost yüzüne duş eylegil
Gel bu aşk ile bugün katreni deryaya ilet
Gel beru derya ile derya olup cuş eylegil
Gel bu aşk deryasının dermek dilersen dürlerin
Gel bu Eşrefoğlu Rumi sözlerin guş eylegil
Gel bu aşk ile başını ta ebed hoş eylegil
Gel beru gel aşk elinde dolu peymane getür
Gel bu mecliste bu gün sen canı sarhoş eylegil
Gel bu aşıklar önünde yere sal namusunu
Gel bu zühdü aşka değiş aklı medhuş eylegil
Gel bu aşk pazarına gir yoğa sat hep varını
Gel beru külli hevesden gönlünü hoş eylegil
Gel bikülli masivadan yüz çevir yum gözünü
Gel bugün can gözün aç Dost yüzüne duş eylegil
Gel bu aşk ile bugün katreni deryaya ilet
Gel beru derya ile derya olup cuş eylegil
Gel bu aşk deryasının dermek dilersen dürlerin
Gel bu Eşrefoğlu Rumi sözlerin guş eylegil
Gel ey dil halka-i müşgîn-i zülf-i pür-şikenden geç
Düşersin dâm-ı tezvîre reh-i mekr ü fitenden geç
Saña cây-ı hırâm ey nahl-i bâlâ gül-şen-i cândur
Nesîm-i nev-bahârî gibi gel sahn-ı çemenden geç
Neden bu menzil-i hâkîde ârâm ihtiyâr itmek
Senüñ cândur yirüñ ey tîr-i dil-ber sen bedenden geç
Bu bâzâr içre düşmez dâne-i eşküm gibi gevher
Gel ey cân riştesi şimden girü dürr-i ‘Adenden geç
Kemend-i zülfı ey Bâkî saña çok bend geçmişdür
Velî sen gamze-i hûn-rîzi cevrin gör geçenden geç
Düşersin dâm-ı tezvîre reh-i mekr ü fitenden geç
Saña cây-ı hırâm ey nahl-i bâlâ gül-şen-i cândur
Nesîm-i nev-bahârî gibi gel sahn-ı çemenden geç
Neden bu menzil-i hâkîde ârâm ihtiyâr itmek
Senüñ cândur yirüñ ey tîr-i dil-ber sen bedenden geç
Bu bâzâr içre düşmez dâne-i eşküm gibi gevher
Gel ey cân riştesi şimden girü dürr-i ‘Adenden geç
Kemend-i zülfı ey Bâkî saña çok bend geçmişdür
Velî sen gamze-i hûn-rîzi cevrin gör geçenden geç
Gel ey kardeş, Hakkı bulayım dersen,
Bir kamil mürşide varmasan olmaz,
Resulün cemalini göreyim dersen,
Bir kamil mürşide varmasan olmaz.
Niceler gittiler mürşid arayı,
Arayanlar buldu derde devayı,
Bin kez okur isen aktan karayı,
Bir kamil mürşide varmasan olmaz.
Gel şimdi kardeşler gidelim bile,
Nice aşıkların bağrını dele,
Cebrail delildir, Ahmet'e bile,
Bir kamil mürşide varmazsan olmaz.
Kadılar mollalar cümle geldiler,
Kitapların hep bir yere koydular.
Sen bu ilmi kimden aldın dediler.
Bir kamil mürşide varmasan olmaz.
YUNUS EMRE bunda mana var dedi,
Bir kamil mürşide sen de var şimdi,
Hazret Musa'ya Hızır'a var dedi,
Bir kamil mürşide varmasan olmaz.
Bir kamil mürşide varmasan olmaz,
Resulün cemalini göreyim dersen,
Bir kamil mürşide varmasan olmaz.
Niceler gittiler mürşid arayı,
Arayanlar buldu derde devayı,
Bin kez okur isen aktan karayı,
Bir kamil mürşide varmasan olmaz.
Gel şimdi kardeşler gidelim bile,
Nice aşıkların bağrını dele,
Cebrail delildir, Ahmet'e bile,
Bir kamil mürşide varmazsan olmaz.
Kadılar mollalar cümle geldiler,
Kitapların hep bir yere koydular.
Sen bu ilmi kimden aldın dediler.
Bir kamil mürşide varmasan olmaz.
YUNUS EMRE bunda mana var dedi,
Bir kamil mürşide sen de var şimdi,
Hazret Musa'ya Hızır'a var dedi,
Bir kamil mürşide varmasan olmaz.
Gel gel beru dertli isen
Dermanı iste bul bugün
Gel imdi ey avare kul
Sultan'ı iste bul bugün
Da'vayı batıl eyleme
Beyhude sözler söyleme
Gerçek isen can terkin ur
Cananı iste bul bugün
Terkeyle bu kıyl u kali
Hiç kimseye bakma ali
Zaif ol karınca gibi
Ol canı iste bul bugün
Yık sureti yıklımadan
Boz nakşını bozulmadan
Su gibi alçağa yürü
Ummanı iste bul gugün
Toprak ol düş ayaklara
Toz ol kalkasın göklere
Zerre gibi avare ol
Tabanı iste bul bugün
Baştan bu gavgayı gider
Dost'a giden halver gider
Gel gir gönül hücresine
Pinhanı iste bul bugün
Alet esbab elde iken
Yoldan ayır benlik seddin
Gir bu insan kalıbına
İnsanı iste bul bugün
Sendedir ol genc-i nihan
Sendedir ol tutma güman
Senden sana veren alan
Mihmanı iste bul bugün
Uslu isen yabanı ko
Sen sana gel sendedir o
Senden ana yoldur ulu
Sen seni iste bul bugün
Ayruğu ko sana dolaş
Senden kesil sana ulaş
Senden içerisünde ol
Nihanı iste bul bugün
Bundan dahi diyem haber
Alem sana ayinedir
Taklidi ko gel bu tahkik
İmanı iste bul bugün
Aşık isen sen ol yüze
Göyme yarınki va'deye
Cehd eyle gel bunda iken
Sen anı iste bul bugün
Kim bunda görmese anı
Anda dahi görmeyiser
İşbı sözüme sen delil
Kur'an'ı iste bul bugün
Arif anı bunda görür
Yarınki va'deyi nider
Gel arif ol gör sen dahi
Var cani iste bul bugün
Eşrefoğlu Rumi gibi
Sen den seni elden bırak
İki cihanı isteme
Sübhan'ı iste bul bugün
Dermanı iste bul bugün
Gel imdi ey avare kul
Sultan'ı iste bul bugün
Da'vayı batıl eyleme
Beyhude sözler söyleme
Gerçek isen can terkin ur
Cananı iste bul bugün
Terkeyle bu kıyl u kali
Hiç kimseye bakma ali
Zaif ol karınca gibi
Ol canı iste bul bugün
Yık sureti yıklımadan
Boz nakşını bozulmadan
Su gibi alçağa yürü
Ummanı iste bul gugün
Toprak ol düş ayaklara
Toz ol kalkasın göklere
Zerre gibi avare ol
Tabanı iste bul bugün
Baştan bu gavgayı gider
Dost'a giden halver gider
Gel gir gönül hücresine
Pinhanı iste bul bugün
Alet esbab elde iken
Yoldan ayır benlik seddin
Gir bu insan kalıbına
İnsanı iste bul bugün
Sendedir ol genc-i nihan
Sendedir ol tutma güman
Senden sana veren alan
Mihmanı iste bul bugün
Uslu isen yabanı ko
Sen sana gel sendedir o
Senden ana yoldur ulu
Sen seni iste bul bugün
Ayruğu ko sana dolaş
Senden kesil sana ulaş
Senden içerisünde ol
Nihanı iste bul bugün
Bundan dahi diyem haber
Alem sana ayinedir
Taklidi ko gel bu tahkik
İmanı iste bul bugün
Aşık isen sen ol yüze
Göyme yarınki va'deye
Cehd eyle gel bunda iken
Sen anı iste bul bugün
Kim bunda görmese anı
Anda dahi görmeyiser
İşbı sözüme sen delil
Kur'an'ı iste bul bugün
Arif anı bunda görür
Yarınki va'deyi nider
Gel arif ol gör sen dahi
Var cani iste bul bugün
Eşrefoğlu Rumi gibi
Sen den seni elden bırak
İki cihanı isteme
Sübhan'ı iste bul bugün
Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi
İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi
Miskin adem-oğlanını
Benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter
Yere tohum saçmış gibi
Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi
Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi
Bir miskini gördün ise
Bir eskice verdin ise
Yarın anda sana gele
Hulle donun biçmiş gibi
Yunus Emre bu dünyada
İki kişi kalır derler
Meger Hızır, İlyas ola
Ãb-i hayat içmiş gibi
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi
İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi
Miskin adem-oğlanını
Benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter
Yere tohum saçmış gibi
Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi
Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi
Bir miskini gördün ise
Bir eskice verdin ise
Yarın anda sana gele
Hulle donun biçmiş gibi
Yunus Emre bu dünyada
İki kişi kalır derler
Meger Hızır, İlyas ola
Ãb-i hayat içmiş gibi
Niye yazıyorum ki bunları.
İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi farkedince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim. Ona böyle yazdım. Merhametle bakarak gülümsedim. Görünüşü acımayı da zorlaştırıyor insana...
İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi farkedince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim. Ona böyle yazdım. Merhametle bakarak gülümsedim. Görünüşü acımayı da zorlaştırıyor insana...
Gelin diyelim şevk ile
Lâ ilâhe illa'llah
Aşk ile sıdk u zevk ile
Lâ ilâhe illa'llah
Cehennemden âzâd eder
Dost yoluna irşâd eder
Gamgîn gönüller şâd eder
Lâ ilâhe illa'llah
Cennet onunla açılır
Mü'minlere nûr saçılır
Dost illerine göçülür
Lâ ilâhe illa'llah
Açılalım güller ile
Ötelim bülbüller ile
Diyelim pâk diller ile
Lâ ilâhe illa'llah
Kanı bir kalbi uyanık
Kanı bir ciğeri yanık
Doğru yol isteyen âşık
Lâ ilâhe illa'llah
Derdlilerin dermânıdır
Hakk'ın bize ihsânıdır
Tesbîhlerin sultânıdır
Lâ ilâhe illa'llah
İster isen hayr-ı ezkâr
Durma hemân tevhîde var
Hüdâyî'ye yol soran yâr
Lâ ilâhe illa'llah
Lâ ilâhe illa'llah
Aşk ile sıdk u zevk ile
Lâ ilâhe illa'llah
Cehennemden âzâd eder
Dost yoluna irşâd eder
Gamgîn gönüller şâd eder
Lâ ilâhe illa'llah
Cennet onunla açılır
Mü'minlere nûr saçılır
Dost illerine göçülür
Lâ ilâhe illa'llah
Açılalım güller ile
Ötelim bülbüller ile
Diyelim pâk diller ile
Lâ ilâhe illa'llah
Kanı bir kalbi uyanık
Kanı bir ciğeri yanık
Doğru yol isteyen âşık
Lâ ilâhe illa'llah
Derdlilerin dermânıdır
Hakk'ın bize ihsânıdır
Tesbîhlerin sultânıdır
Lâ ilâhe illa'llah
İster isen hayr-ı ezkâr
Durma hemân tevhîde var
Hüdâyî'ye yol soran yâr
Lâ ilâhe illa'llah
Gelin ey dostân isteyelim (sıdk ile) Mevlâ'yı
Olup ol matlaba tâlib koyalım gayrı sevdâyı
Hakîkat üzre eşyâyı görüp bilmek nasîb ola
Mecâzî mevce bakmayıp bulalım asl-ı deryâyı
Rızâsı Tûr'ına varan cemâli nûrunu gören
Hitâbı zevkine eren eder özge temâşâyı
Şular kim ehl-i kâl oldu seni bilmek muhâl oldu
Meğer aklı ikâl oldu kodu hayretde dânâyı
Geçip varlık hicâbından varan vahdet sarâyına
Erişir Kâbe kavseyn'e bilir sırr-ı Ev-ednâ'yı
Hüdâyî'ye bu yollarda hidâyet rehber olursa
Olur maksûduna vâsıl bulur lâ-büd müsemmâyı
Olup ol matlaba tâlib koyalım gayrı sevdâyı
Hakîkat üzre eşyâyı görüp bilmek nasîb ola
Mecâzî mevce bakmayıp bulalım asl-ı deryâyı
Rızâsı Tûr'ına varan cemâli nûrunu gören
Hitâbı zevkine eren eder özge temâşâyı
Şular kim ehl-i kâl oldu seni bilmek muhâl oldu
Meğer aklı ikâl oldu kodu hayretde dânâyı
Geçip varlık hicâbından varan vahdet sarâyına
Erişir Kâbe kavseyn'e bilir sırr-ı Ev-ednâ'yı
Hüdâyî'ye bu yollarda hidâyet rehber olursa
Olur maksûduna vâsıl bulur lâ-büd müsemmâyı
Gelin sorun ey yarenler ol vaktin ben kande idim
Aşk denizine daluben derya-yı ummanda idim
Bu yerler bunda gelmeden gökler melâik dolmadan
Mülke bünyad urulmadan mülkü yaradanda idim
Kaygu eli ermez idi gussa gözü görmez idi
Endişe şehrinden taşra bir ulu mekânda idim
Bu işlerde olan kişi terk ede cümle teşvişi
İçeriden içeriye key lâtif nihanda idim
Benim gibi bu cihana yüz bin gelirse az ola
Benim gelişim şimdidir Üstad'da Kuran'da idim
Dört kitabı okumadan itip sancıp kakımadan
Ezber ettim sebakımı bu aşka hanende idim
Padişahtan destur oldu bizi bunda mülke saldı
İki cihan uçmak oldu uçmakta Rıdvan'da idim
Ol Hak beni bekler idi her kandeysem saklar idi
Aşk urganı ucundaki ol kandil-i canda idim
Yıldız idim nice zaman gökte nıelâik arzuman
Cebbar-ı âlem hükm eder ben ol zaman anda idim
Yüz yetmiş bin feriştehler saf bağlayıp durıcağız
Cebrail'i anda gördüm ol ulu divanda idim
Doksan bin kelimeyi Hak söyleşicek Habîb ile
Otuz bini sırr olıcak ben ol sırr olanda idim
Yunus eydür ben ol vaktin benim ile değil idim
Ben ol olup ol ben olup derya-yı ummanda idim
Aşk denizine daluben derya-yı ummanda idim
Bu yerler bunda gelmeden gökler melâik dolmadan
Mülke bünyad urulmadan mülkü yaradanda idim
Kaygu eli ermez idi gussa gözü görmez idi
Endişe şehrinden taşra bir ulu mekânda idim
Bu işlerde olan kişi terk ede cümle teşvişi
İçeriden içeriye key lâtif nihanda idim
Benim gibi bu cihana yüz bin gelirse az ola
Benim gelişim şimdidir Üstad'da Kuran'da idim
Dört kitabı okumadan itip sancıp kakımadan
Ezber ettim sebakımı bu aşka hanende idim
Padişahtan destur oldu bizi bunda mülke saldı
İki cihan uçmak oldu uçmakta Rıdvan'da idim
Ol Hak beni bekler idi her kandeysem saklar idi
Aşk urganı ucundaki ol kandil-i canda idim
Yıldız idim nice zaman gökte nıelâik arzuman
Cebbar-ı âlem hükm eder ben ol zaman anda idim
Yüz yetmiş bin feriştehler saf bağlayıp durıcağız
Cebrail'i anda gördüm ol ulu divanda idim
Doksan bin kelimeyi Hak söyleşicek Habîb ile
Otuz bini sırr olıcak ben ol sırr olanda idim
Yunus eydür ben ol vaktin benim ile değil idim
Ben ol olup ol ben olup derya-yı ummanda idim
Gelin şükr edelim
Derdlere dermân gelsin
Hakk'ı zikr edelim
Cânlara cânân gelsin
Varımız hâk idelim
Yakalar çâk idelim
Kalbimiz pâk idelim
Tahtına sultân gelsin
Terk eyle cümle vârı
Koma elden ikrârı
Mahv-et şekk ü inkârı
Yerine îmân gelsin
Bakma yalan dünyâya
Akma kuru sevdâya
Yalvar Gânî Mevlâ'ya
Lutfile ihsân gelsin
Varlığın eyle zâil
Ola-gör Hakk'a vâsıl
Geç katreden ey gâfil
Bahrile ummân gelsin
Tealluk defterin dür
Mâsivâyı dilden sür
Hakk'ı anla bile gör
İlmile irfân gelsin
Hüdâyî aç gözünü
Pâk eyle kend'özünü
Hakk'a döndür yüzünü
Her işin âsân gelsin
Derdlere dermân gelsin
Hakk'ı zikr edelim
Cânlara cânân gelsin
Varımız hâk idelim
Yakalar çâk idelim
Kalbimiz pâk idelim
Tahtına sultân gelsin
Terk eyle cümle vârı
Koma elden ikrârı
Mahv-et şekk ü inkârı
Yerine îmân gelsin
Bakma yalan dünyâya
Akma kuru sevdâya
Yalvar Gânî Mevlâ'ya
Lutfile ihsân gelsin
Varlığın eyle zâil
Ola-gör Hakk'a vâsıl
Geç katreden ey gâfil
Bahrile ummân gelsin
Tealluk defterin dür
Mâsivâyı dilden sür
Hakk'ı anla bile gör
İlmile irfân gelsin
Hüdâyî aç gözünü
Pâk eyle kend'özünü
Hakk'a döndür yüzünü
Her işin âsân gelsin
Geliniz Hâlik'ı zikr eyleyelim
El-hamdü li'llâh e'ş-sükrü li'llâh
Lutf u ihsânına şükreyleyelim
El-hamdü li'llâh eş-sükrü li'llâh
O sultândır eden kulların irşâd
Men lem yehdi'llâhu mâlehu min hâd
Gönül kasrın ede lutf ile âbâd
El-hamdü li'llâh eş-sükrü li'llâh
Şu dem ki lutf ere dest-i kudretden
Dili îkâz eder nevm-i gafletden
Alır nûr-ı ziyâ şems-i vahdetden
El-hamdü li'llâh eş-sükrü li'llâh
Hak gibi maksad-ı aksâ olur mu
Vuslat gibi zevk-i a'lâ olur mu
Böyle bir ni'met-i uzmâ olur mu
El-Hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Hüdâyî kim bula esrâr-ı tevhîd
Olur ol bülbül-i gülzâr-ı tevhîd
Verir câna safâ envâr-ı tevhîd
El-Hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
El-hamdü li'llâh e'ş-sükrü li'llâh
Lutf u ihsânına şükreyleyelim
El-hamdü li'llâh eş-sükrü li'llâh
O sultândır eden kulların irşâd
Men lem yehdi'llâhu mâlehu min hâd
Gönül kasrın ede lutf ile âbâd
El-hamdü li'llâh eş-sükrü li'llâh
Şu dem ki lutf ere dest-i kudretden
Dili îkâz eder nevm-i gafletden
Alır nûr-ı ziyâ şems-i vahdetden
El-hamdü li'llâh eş-sükrü li'llâh
Hak gibi maksad-ı aksâ olur mu
Vuslat gibi zevk-i a'lâ olur mu
Böyle bir ni'met-i uzmâ olur mu
El-Hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Hüdâyî kim bula esrâr-ı tevhîd
Olur ol bülbül-i gülzâr-ı tevhîd
Verir câna safâ envâr-ı tevhîd
El-Hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Gelip geçmiş enbiyanın,
Cümlesinin odur şahı,
Almışlar yüzünden nuru,
Felekler şems ile mahı.
Yedi kat gökleri geçti,
Çıktı arş üstüne bastı,
Kâbekavseyn’e erişti,
Tavaf eyledi dergâhı.
Canımı kurban verseydim,
Varıp yanına girseydim,
Bir kez yüzün görseydim,
Seher vakti sehergâhı.
Eşrefoğlu Rumi şayet,
Günahların çoksa gayet,
Şefaat eder o Ahmed,
Yüzün şems-ü kamer mahı.
Cümlesinin odur şahı,
Almışlar yüzünden nuru,
Felekler şems ile mahı.
Yedi kat gökleri geçti,
Çıktı arş üstüne bastı,
Kâbekavseyn’e erişti,
Tavaf eyledi dergâhı.
Canımı kurban verseydim,
Varıp yanına girseydim,
Bir kez yüzün görseydim,
Seher vakti sehergâhı.
Eşrefoğlu Rumi şayet,
Günahların çoksa gayet,
Şefaat eder o Ahmed,
Yüzün şems-ü kamer mahı.
Pervane dediğin, ceraga gelir;
Sular, kıvrım kıvrım, ırmağa gelir.
Bülbül kovuldu mu dil bahçesinden,
Gak gak, karga; vak vak, kurbağa gelir.
O yon ki, ezelle ebed arası
Ne sola kıvrılır, ne sağa gelir.
Gam çekme, böyle gitmez bu devran,
Nihayet sonuncu durağa gelir.
Hasretle beklenen gelir mutlaka;
Sultan fikir, sanlı otağa gelir.
Yırtılır günesin kapkara zari,
Dünyamız yepyeni bir cağa gelir.
Füzeler kağnıya döner ve nöbet,
Işıktan da hızlı Burama gelir.
Gökyüzü, yeryüzü, helalleşirler,
Nur, kaçtığı yerden toprağa gelir.
Birleşir, kupkuru dalla yanık kok,
Yemyeşil bir ışık, yaprağa gelir.
Kalma nine burcundan çakar işaret;
Millet, dalga dalga bayrağa gelir.
Sular, kıvrım kıvrım, ırmağa gelir.
Bülbül kovuldu mu dil bahçesinden,
Gak gak, karga; vak vak, kurbağa gelir.
O yon ki, ezelle ebed arası
Ne sola kıvrılır, ne sağa gelir.
Gam çekme, böyle gitmez bu devran,
Nihayet sonuncu durağa gelir.
Hasretle beklenen gelir mutlaka;
Sultan fikir, sanlı otağa gelir.
Yırtılır günesin kapkara zari,
Dünyamız yepyeni bir cağa gelir.
Füzeler kağnıya döner ve nöbet,
Işıktan da hızlı Burama gelir.
Gökyüzü, yeryüzü, helalleşirler,
Nur, kaçtığı yerden toprağa gelir.
Birleşir, kupkuru dalla yanık kok,
Yemyeşil bir ışık, yaprağa gelir.
Kalma nine burcundan çakar işaret;
Millet, dalga dalga bayrağa gelir.
Genç yaşlı ölenleri,
Göreceksin sen dahi.
Dostun arkadaşın gitti,
Gideceksin sen dahi.
Boş işe gide gele,
Ömrünü verme yele!
Canını Azrail’e,
Vereceksin sen dahi.
Rumi sen ol mükellef!
Ömrünü etme telef!
Örnek olmalı selef,
Öleceksin sen dahi.
Göreceksin sen dahi.
Dostun arkadaşın gitti,
Gideceksin sen dahi.
Boş işe gide gele,
Ömrünü verme yele!
Canını Azrail’e,
Vereceksin sen dahi.
Rumi sen ol mükellef!
Ömrünü etme telef!
Örnek olmalı selef,
Öleceksin sen dahi.
bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"zaman bendedir ve mekân bana emanettir! " şuurunda bir gençlik...
devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, allah'ın kur'an'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...
gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız? " diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...
halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında "hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti hakka kölelikte bulan bir gençlik...
emekçiye "benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! ama sen de, zulüm gördüğün iddiasiyle, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın! ", kapitaliste ise "allah buyruğunu ve resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ", ihtarını edecek... kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...
birbuçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, türkün de yine birbuçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin islâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna islâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...
"kim var! " diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım! " cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur! " duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...
can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nisbette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...
büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...
bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tekbaşına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...
annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! " diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...
tek cümleyle, allah'ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, o'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve o'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...
bu gençliği karşımda görüyorum. maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür allah'a hamd etme makamındayım. genç adam! bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.
surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ..
Allah'ın selâmı üzerine olsun! "
"zaman bendedir ve mekân bana emanettir! " şuurunda bir gençlik...
devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, allah'ın kur'an'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...
gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız? " diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...
halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında "hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti hakka kölelikte bulan bir gençlik...
emekçiye "benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! ama sen de, zulüm gördüğün iddiasiyle, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın! ", kapitaliste ise "allah buyruğunu ve resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ", ihtarını edecek... kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...
birbuçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, türkün de yine birbuçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin islâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna islâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...
"kim var! " diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım! " cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur! " duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...
can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nisbette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...
büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...
bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tekbaşına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...
annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! " diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...
tek cümleyle, allah'ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, o'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve o'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...
bu gençliği karşımda görüyorum. maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür allah'a hamd etme makamındayım. genç adam! bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.
surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ..
Allah'ın selâmı üzerine olsun! "
Ger kadimi Dost gerekse ol kadimi iste bul
Andan özgesinden arın var anın derdiyle dol
Andan ayrı hep fenadır baki oldur layezel
Dün üzgün sen hizmet eyle var ana gerçek kul ol
Kim ana gerçek kul olsa ta ebed azad olur
Hiç zeval ermez ana çün Dost anı kıldı kabul
Dünyanın lezzetine aldanma kim tizcek geçer
Heşt behişt'ten fariğ ol kim bulasım Hazret'e yol
Var götür külli hevesten gönlünü ey yol eri
Varlığın yokluğa değşür ölümünden öndin öl
Ölümünden öndin ölendir bugün Dost'u gören
Bu sözüm hakdır inan öyle buyurdu Resul
Bundan içeru dahi sözüm var diyem anlar isen
Var seni külli yitir ta sen gidesin kala ol
Andan anın gözi ile bak her neye bakar isen
Hak görüne sana külli fevk u taht u sağ u sol
Eşrefoğlu Rumi'nin tut pendini talip isen
Hak nuru ta gönlüne senin dahi ide nüzul
Andan özgesinden arın var anın derdiyle dol
Andan ayrı hep fenadır baki oldur layezel
Dün üzgün sen hizmet eyle var ana gerçek kul ol
Kim ana gerçek kul olsa ta ebed azad olur
Hiç zeval ermez ana çün Dost anı kıldı kabul
Dünyanın lezzetine aldanma kim tizcek geçer
Heşt behişt'ten fariğ ol kim bulasım Hazret'e yol
Var götür külli hevesten gönlünü ey yol eri
Varlığın yokluğa değşür ölümünden öndin öl
Ölümünden öndin ölendir bugün Dost'u gören
Bu sözüm hakdır inan öyle buyurdu Resul
Bundan içeru dahi sözüm var diyem anlar isen
Var seni külli yitir ta sen gidesin kala ol
Andan anın gözi ile bak her neye bakar isen
Hak görüne sana külli fevk u taht u sağ u sol
Eşrefoğlu Rumi'nin tut pendini talip isen
Hak nuru ta gönlüne senin dahi ide nüzul
Ger verilse bir kişiye ömr-i Nûh
Hâsıl olsa ana envâ'-ı fütûh
Menzilidir âkibet tahte't-türâb
Kimseye bâkî değildir bu harâb
Hâsıl olsa ana envâ'-ı fütûh
Menzilidir âkibet tahte't-türâb
Kimseye bâkî değildir bu harâb
Gerçi ey dil yâr içün yüz verdi yüz mihnet sana
Zerrece kat'-ı mahabbet etmedün rahmet sana
Işk ehlin âteş-i hicrâna eylersen kebâb
Döne döne imtihân etdün budur âdet sana
Saklama nakd-i gam-ı ışkını ey cân zâhir et
Kim verem habs-i bedenden çıkmağa ruhsat sana
Çâre-i bihbûdumu sordum mu'âlicden dedi
Derd derd-i ışk ise mümkin degül sıhhat sana
Dutaram yarın kıyâmetde habîbüm dâmenün
Mest isen gaflet şarâbından bu gün möhlet sana
İncidür nâlem seni veh n'ola ger bir tîğ ile
Çeşm-i cellâdun ede ihsân mana minnet sana
Sende dün gördüm Fuzûlî meyl-i mihrâb-ı namâz
Terk-i ışk etmek mi istersen nedür niyyet sana
Zerrece kat'-ı mahabbet etmedün rahmet sana
Işk ehlin âteş-i hicrâna eylersen kebâb
Döne döne imtihân etdün budur âdet sana
Saklama nakd-i gam-ı ışkını ey cân zâhir et
Kim verem habs-i bedenden çıkmağa ruhsat sana
Çâre-i bihbûdumu sordum mu'âlicden dedi
Derd derd-i ışk ise mümkin degül sıhhat sana
Dutaram yarın kıyâmetde habîbüm dâmenün
Mest isen gaflet şarâbından bu gün möhlet sana
İncidür nâlem seni veh n'ola ger bir tîğ ile
Çeşm-i cellâdun ede ihsân mana minnet sana
Sende dün gördüm Fuzûlî meyl-i mihrâb-ı namâz
Terk-i ışk etmek mi istersen nedür niyyet sana
Gerçi gâyet mestdür ol nergis-i hûn-rîzler
Katı geçkindür velî ol gamze-i ser-tîzler
Sen yatursın mesned-i hüsn üzre hvâb-ı nâzda
Halkı uyutmaz figân u nâle-i şeb-hîzler
Yakdılar dil kişverin cevr ile tâlân itdiler
Dil-berân-ı şûh u şehr-âşûb u şûr-engîzler
Meclis-i ‘aşkuñda çengî Zühre deffâf âfıtâb
N’eylesün raks itmesün mi zerre-i nâçîzler
Gam degül Bâkî iñen açılmasa ol gül-’izâr
Ser-girân olurlar ekser gonca-i nev-hîzler
Katı geçkindür velî ol gamze-i ser-tîzler
Sen yatursın mesned-i hüsn üzre hvâb-ı nâzda
Halkı uyutmaz figân u nâle-i şeb-hîzler
Yakdılar dil kişverin cevr ile tâlân itdiler
Dil-berân-ı şûh u şehr-âşûb u şûr-engîzler
Meclis-i ‘aşkuñda çengî Zühre deffâf âfıtâb
N’eylesün raks itmesün mi zerre-i nâçîzler
Gam degül Bâkî iñen açılmasa ol gül-’izâr
Ser-girân olurlar ekser gonca-i nev-hîzler
Gerçi nefse güç gelir dünyâdan ayrılmak kişi
Lîk merzât-ı İlâhiyye gözetmek hûbdur
Nice bin yıllar otursa âkibet eyler sefer
Lîk merzât-ı ilâhiyye gözetmek hûbdur
Lîk merzât-ı İlâhiyye gözetmek hûbdur
Nice bin yıllar otursa âkibet eyler sefer
Lîk merzât-ı ilâhiyye gözetmek hûbdur
Gerdûn-ı dûna ‘âkil iseñ kılma i’timâd
Dönsün piyâle Devr-i Kamerden budur murâd
Sâkî şarâb rûşen imiş çün revân-ı Cem
Câm-ı sabûhı güldürelüm k’ola rûhı şâd
Sûfî safâ-yı câm ile dilden keder gider
Rindân-ı sîne-sâf ile gel eyleme ‘inâd
Lâyık budur ki biz kılavuz cürme i’tirâf
Vâbeste-i ‘inâyetidür mebde’ü me’âd
Fikr-i me’âl ü zikr-i me’âd eylemez gibi
Ol sûret-i salâha giren mebde’-i fesâd
Bâkî kifâyet eyler işâret efendüñe
Mahlas yerine yazdurasın ahlasu’l-’ibâd
Dönsün piyâle Devr-i Kamerden budur murâd
Sâkî şarâb rûşen imiş çün revân-ı Cem
Câm-ı sabûhı güldürelüm k’ola rûhı şâd
Sûfî safâ-yı câm ile dilden keder gider
Rindân-ı sîne-sâf ile gel eyleme ‘inâd
Lâyık budur ki biz kılavuz cürme i’tirâf
Vâbeste-i ‘inâyetidür mebde’ü me’âd
Fikr-i me’âl ü zikr-i me’âd eylemez gibi
Ol sûret-i salâha giren mebde’-i fesâd
Bâkî kifâyet eyler işâret efendüñe
Mahlas yerine yazdurasın ahlasu’l-’ibâd
- I -
Geşt ü güzâr-ı bâg ne hoşdur nigâr ile
Bir nev-resîde gonca-dehen gül-’izâr ile
Çün tâzelendi gülşen-i ‘âlem bahâr ile
Hoşdur çemende seyr idelüm tâze yâr ile
Tâ düşmenüñ yüregi yana tâze yarıla
- II-
Erkân-ı ‘aşka zerk u riyâdan halel virüp
Zühd adın anma tab’a n’idersin kesel virüp
Bâg-ı bihişt çünki alınmaz bedel virüp
Nakd-i cinân degül mi bu kim devlet el virüp
Vasl-ı habîbe fursat ola nev-bahâr ile
- I I I -
Terk eyle zühdi mezheb-i rindân-ı ‘aşka gir
Nakd-i revânı bir büt-i zibâ-cemâle vir
Bir kaç piyâle bâde çeküp deyr-i bâga ir
Bülbül kitâbın almış ele pendi bu ki dir
Hoşdur piyâle bir sanem-i gül-’izâr ile
-IV-
Hâtır harâb u ‘akl müşevveş sen irmeseñ
Gülzâr-ı cennet olmaya dil-keş sen irmeseñ
Güller çemende görinür âteş sen irmeseñ
Ey nev-bahâr-ı hüsn Hızırveş sen irmeseñ
Gülşen gözüme dûzah olur intizâr ile
-V-
Olsun hezâr-ı zâr u dil-efkâr çâkerüñ
Kılsun figân u nâleler üftâde-i derüñ
Dellâl-i hüsni mürg-i çemendür gül-i terüñ
İncinme âh-ı ‘âşıka cânâ ki güllerüñ
Artar cemâli revnakı âh-ı hezâr ile
-VI-
Virmiş ‘izâr-ı yâra safâ hatt-ı dil-güşâ
Yazmış ruhında sûre-i Ve’ş-şemsi Ve’d-duhâ
Bulmış cemâli âyinesi mâhveş cilâ
Mir’ât-ı hüsne sanma keder irişe dilâ
Nûr âyeti yazılsa hat-ı müşg-bâr ile
-VII-
Seyl-âb gibi saldı belâ leşkeri akın
Tîr-i kazâya oldı ber-â-ber ırak yakın
Seng-i fenâya çaldı hevâ sabr zevrakın
Ta’n itme emr-i Hakka yüri müdde’î sakın
Ahvâl-i ‘aşk çünki degül ihtiyâr ile
-VIII-
Gül gibi şi’r-i Bâkîye bir dem kulaguñ ur
Derd-i derûnı bülbül-i şürîde-hâle sor
Gel bir kenâra meclis-i mihr ü vefâyı kur
Sun la’l-i cân-fezâyı Selîme şehâ k’olur
Yâruñ safâ-yı vuslatı bûs u kenâr ile
Geşt ü güzâr-ı bâg ne hoşdur nigâr ile
Bir nev-resîde gonca-dehen gül-’izâr ile
Çün tâzelendi gülşen-i ‘âlem bahâr ile
Hoşdur çemende seyr idelüm tâze yâr ile
Tâ düşmenüñ yüregi yana tâze yarıla
- II-
Erkân-ı ‘aşka zerk u riyâdan halel virüp
Zühd adın anma tab’a n’idersin kesel virüp
Bâg-ı bihişt çünki alınmaz bedel virüp
Nakd-i cinân degül mi bu kim devlet el virüp
Vasl-ı habîbe fursat ola nev-bahâr ile
- I I I -
Terk eyle zühdi mezheb-i rindân-ı ‘aşka gir
Nakd-i revânı bir büt-i zibâ-cemâle vir
Bir kaç piyâle bâde çeküp deyr-i bâga ir
Bülbül kitâbın almış ele pendi bu ki dir
Hoşdur piyâle bir sanem-i gül-’izâr ile
-IV-
Hâtır harâb u ‘akl müşevveş sen irmeseñ
Gülzâr-ı cennet olmaya dil-keş sen irmeseñ
Güller çemende görinür âteş sen irmeseñ
Ey nev-bahâr-ı hüsn Hızırveş sen irmeseñ
Gülşen gözüme dûzah olur intizâr ile
-V-
Olsun hezâr-ı zâr u dil-efkâr çâkerüñ
Kılsun figân u nâleler üftâde-i derüñ
Dellâl-i hüsni mürg-i çemendür gül-i terüñ
İncinme âh-ı ‘âşıka cânâ ki güllerüñ
Artar cemâli revnakı âh-ı hezâr ile
-VI-
Virmiş ‘izâr-ı yâra safâ hatt-ı dil-güşâ
Yazmış ruhında sûre-i Ve’ş-şemsi Ve’d-duhâ
Bulmış cemâli âyinesi mâhveş cilâ
Mir’ât-ı hüsne sanma keder irişe dilâ
Nûr âyeti yazılsa hat-ı müşg-bâr ile
-VII-
Seyl-âb gibi saldı belâ leşkeri akın
Tîr-i kazâya oldı ber-â-ber ırak yakın
Seng-i fenâya çaldı hevâ sabr zevrakın
Ta’n itme emr-i Hakka yüri müdde’î sakın
Ahvâl-i ‘aşk çünki degül ihtiyâr ile
-VIII-
Gül gibi şi’r-i Bâkîye bir dem kulaguñ ur
Derd-i derûnı bülbül-i şürîde-hâle sor
Gel bir kenâra meclis-i mihr ü vefâyı kur
Sun la’l-i cân-fezâyı Selîme şehâ k’olur
Yâruñ safâ-yı vuslatı bûs u kenâr ile
Gider şekk ü inkârı
Tevhîde gel tevhîde
Muhkem eyle ikrârı
Tevhîde gel tevhîde
Koyup kuru taklîdi
Cândan eyle tevhîdi
Bulmağa her ümîdi
Tevhîde gel tevhîde
Sûrete tapma sakın
Ma'nâ yüzüne bakın
Olmağa Hakk'a yakın
Tevhîde gel tevhîde
Sakın nefse inanma
Kendünü bildim sanma
Şirk âteşine yanma
Tevhîde gel tevhîde
Olmaz sevdâlardan geç
Mevti anar mısın hîç
Yolcu gider kalma geç
Tevhîde gel tevhîde
İster isen doğru yol
Bir efendiye kul ol
Bu kesretde vahdet bul
Tevhîde gel tevhîde
Olmasın nefsin hâ'il
Bâkî mülke ol vâsıl
Geç fânîden ey gâfil
Tevhîde gel tevhîde
Terk edip kibr ü kîni
İhyâ ede gör dîni
İste Hakk-ı yakîni
Tevhîde gel tevhîde
Hak yolunu ararsan
Şirk âsârın sürersen
Hüdâyî'ye sorarsan
Tevhîde gel tevhîde
Tevhîde gel tevhîde
Muhkem eyle ikrârı
Tevhîde gel tevhîde
Koyup kuru taklîdi
Cândan eyle tevhîdi
Bulmağa her ümîdi
Tevhîde gel tevhîde
Sûrete tapma sakın
Ma'nâ yüzüne bakın
Olmağa Hakk'a yakın
Tevhîde gel tevhîde
Sakın nefse inanma
Kendünü bildim sanma
Şirk âteşine yanma
Tevhîde gel tevhîde
Olmaz sevdâlardan geç
Mevti anar mısın hîç
Yolcu gider kalma geç
Tevhîde gel tevhîde
İster isen doğru yol
Bir efendiye kul ol
Bu kesretde vahdet bul
Tevhîde gel tevhîde
Olmasın nefsin hâ'il
Bâkî mülke ol vâsıl
Geç fânîden ey gâfil
Tevhîde gel tevhîde
Terk edip kibr ü kîni
İhyâ ede gör dîni
İste Hakk-ı yakîni
Tevhîde gel tevhîde
Hak yolunu ararsan
Şirk âsârın sürersen
Hüdâyî'ye sorarsan
Tevhîde gel tevhîde
Giderim ben yol sıra yavlak uzanmış bir ağaç
Böyle lâtif böyle şirin gönlüm aydur birkaç sır aç
Böyl’uzamak ne manâdır çünkü bu dünya fânîdir
Bu fuzûllük nişânıdır gel beri miskinliğe geç
Böyle lâtif beziniben böyle şirîn düzünüben
Gönül Hakk’a uzanuban dilek nedir neye muhtâç
Ağaç karır devrân döner kuş budağa birkez konar
Dahi sana kuş konmamış ne güvercin ne hod turaç
Bir gün sana zevâl ere yüce kaddin ine yere
Budakların oda gire kaynaya kazan kıza saç
Er sırrıdır sırrın senin er yeridir yerin senin
Ne yerdedir yerin senin sana sorarım ey ağaç
Yunus Emre sen bir nice eksikliğin yüz bin onca
Kur’ağaca yol sorunca teferrüclen yoluna geç
Böyle lâtif böyle şirin gönlüm aydur birkaç sır aç
Böyl’uzamak ne manâdır çünkü bu dünya fânîdir
Bu fuzûllük nişânıdır gel beri miskinliğe geç
Böyle lâtif beziniben böyle şirîn düzünüben
Gönül Hakk’a uzanuban dilek nedir neye muhtâç
Ağaç karır devrân döner kuş budağa birkez konar
Dahi sana kuş konmamış ne güvercin ne hod turaç
Bir gün sana zevâl ere yüce kaddin ine yere
Budakların oda gire kaynaya kazan kıza saç
Er sırrıdır sırrın senin er yeridir yerin senin
Ne yerdedir yerin senin sana sorarım ey ağaç
Yunus Emre sen bir nice eksikliğin yüz bin onca
Kur’ağaca yol sorunca teferrüclen yoluna geç
Girdim aşkın denizine bahrılayın yüzer oldum
Geştediben denizleri Hızır'layın gezer oldum
Cemalini gördüm düşte çok aradım yazda kışta
Bulamadım dağda taşta denizleri süzer oldum
Sordum deniz malikine ırak değil salığına
Girdim gönül sınığına gönülleri düzer oldum
Viran gönlüm eyledim şar bunculayın şar nerde var
Haznesinden aldım gevher dükkan yüzün bozar oldum
Ben ol dükkan-dar kuluyum gevherler ile doluyum
Dost bağının bülbülüyüm budaktan gül üzer oldum
Ol budakta biter iman iman bitse gider güman
Dün gün isim budur heman nefsime bir Tatar oldum
Canım bu tene gireli nazarım yoktur altına
Düştüm ayaklar altına topraklayın tozar oldum
Tenim toprak tozar yolca nefsim iltir beni önce
Gördüm nefsin burcu yüce kazma aldım kazar oldum
Kaza kaza indim yere gördüm nefsin yüzü kara
Hümeti yok Peygamber'e bentlerini bozar oldum
Bu nefs ile dünya fani bu dünyaya gelen hanı
Aldattın ey dünya beni işlerinden bezer oldum
Yunus sordu girdi yola kamu gurbetleri bile
Kendi ciğerim kanıyla vasf-ı halim yazar oldum
Geştediben denizleri Hızır'layın gezer oldum
Cemalini gördüm düşte çok aradım yazda kışta
Bulamadım dağda taşta denizleri süzer oldum
Sordum deniz malikine ırak değil salığına
Girdim gönül sınığına gönülleri düzer oldum
Viran gönlüm eyledim şar bunculayın şar nerde var
Haznesinden aldım gevher dükkan yüzün bozar oldum
Ben ol dükkan-dar kuluyum gevherler ile doluyum
Dost bağının bülbülüyüm budaktan gül üzer oldum
Ol budakta biter iman iman bitse gider güman
Dün gün isim budur heman nefsime bir Tatar oldum
Canım bu tene gireli nazarım yoktur altına
Düştüm ayaklar altına topraklayın tozar oldum
Tenim toprak tozar yolca nefsim iltir beni önce
Gördüm nefsin burcu yüce kazma aldım kazar oldum
Kaza kaza indim yere gördüm nefsin yüzü kara
Hümeti yok Peygamber'e bentlerini bozar oldum
Bu nefs ile dünya fani bu dünyaya gelen hanı
Aldattın ey dünya beni işlerinden bezer oldum
Yunus sordu girdi yola kamu gurbetleri bile
Kendi ciğerim kanıyla vasf-ı halim yazar oldum
Gitti, su yollarını kıvrım kıvrım bilenler,
Bir ot yığını kaldı; kökünden kesilenler...
Bir ot yığını kaldı; kökünden kesilenler...
Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum.
Artık boş odalarda ölümü bekliyorum...
Artık boş odalarda ölümü bekliyorum...
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere...
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere...
Suların karardığı bir çağda birtakım günah yüklü
gemiler harekete hazırdı / iyice biliyorum
gölgeler vardı / kalın tasmaları vardı gölgelerin /
ürkek sesler suları yarıyordu / bakıyorsunuz
kuşlar bayağı gülüyordu / karanlık gölgeleri
ürkütüyordu / onlar bağlı olmayı hoş
görüyorlardı / korkarken ölümü düşünüyorlardı
muhakkak.
Kafaları kalındı belliydi
Gözleri kalındı belliydi
Kulakları kalındı belliydi
Aslında kafalarının kalın olması / gözlerinin kalın olması
önemliydi onlar için / incelik dedin mi kötülük
geliyordu akıllarına.
Onlar bir gemiye bindiler
- ben ona günah yüklü gemi dedim
Onlar oturup tasmalarından ötürü gönendiler
- ben onlara gölge dedim
Halbuki bana bakıp yadsıyorlardı / benim onları
tasmalarından ötürü küçük gördüğüm belliydi /
benim onları başında ve sonunda sevdiğim
belliydi / ama anlaşamadığımız muhakkaktı.
İşte ben bu noktada durdum
Denize baktım iyi dedim
Korkulu dağlara baktım iyi dedim
Doğrusu hep doğaya bakıp iyi diyordum.
Ama gölgeler giysilerle ilgileniyorlardı / utanıyordum
Hep araçlardan söz ediyorlardı / ben utanıyordum
Sonra bir çağ geldi / baktım kafamda karıncalar vardı /
sonra yapılardan yollardan bıkmıştım / ıssız
sokaklar beni ürkütüyordu / kötü meydanlarda
boğuluyordum / suları borulara almalarına
kızıyordum / hele hele hep düğmelere basıp
yaşamalarına çok çok içerlemiştim / sonra
kalkıp afrikaya gittim / ohh afrikaya.
Maraş 1958
gemiler harekete hazırdı / iyice biliyorum
gölgeler vardı / kalın tasmaları vardı gölgelerin /
ürkek sesler suları yarıyordu / bakıyorsunuz
kuşlar bayağı gülüyordu / karanlık gölgeleri
ürkütüyordu / onlar bağlı olmayı hoş
görüyorlardı / korkarken ölümü düşünüyorlardı
muhakkak.
Kafaları kalındı belliydi
Gözleri kalındı belliydi
Kulakları kalındı belliydi
Aslında kafalarının kalın olması / gözlerinin kalın olması
önemliydi onlar için / incelik dedin mi kötülük
geliyordu akıllarına.
Onlar bir gemiye bindiler
- ben ona günah yüklü gemi dedim
Onlar oturup tasmalarından ötürü gönendiler
- ben onlara gölge dedim
Halbuki bana bakıp yadsıyorlardı / benim onları
tasmalarından ötürü küçük gördüğüm belliydi /
benim onları başında ve sonunda sevdiğim
belliydi / ama anlaşamadığımız muhakkaktı.
İşte ben bu noktada durdum
Denize baktım iyi dedim
Korkulu dağlara baktım iyi dedim
Doğrusu hep doğaya bakıp iyi diyordum.
Ama gölgeler giysilerle ilgileniyorlardı / utanıyordum
Hep araçlardan söz ediyorlardı / ben utanıyordum
Sonra bir çağ geldi / baktım kafamda karıncalar vardı /
sonra yapılardan yollardan bıkmıştım / ıssız
sokaklar beni ürkütüyordu / kötü meydanlarda
boğuluyordum / suları borulara almalarına
kızıyordum / hele hele hep düğmelere basıp
yaşamalarına çok çok içerlemiştim / sonra
kalkıp afrikaya gittim / ohh afrikaya.
Maraş 1958
Gonca lebüñe ‘âşık-ı hûnîn-ciger geçer
Nergis gözüñe bende-i sâhib-nazar geçer
Bencileyin günin geçürür âh u vâh ile
Sencileyin vefâsuzı her kim sever geçer
Sakın sakın ki ey kaşı yâ tîr-i âhdan
Ger gök demür olursa felekler deler geçer
Bu göz ü kaş u gamze vü hâl ü hat ile yâr
Âşûb-ı dehr ü fitne-i Devr-i Kamer geçer
Her kim ki meyl ider zen-i dünyâya Bâkıyâ
Merdâneler içinde anı sanma er geçer
Nergis gözüñe bende-i sâhib-nazar geçer
Bencileyin günin geçürür âh u vâh ile
Sencileyin vefâsuzı her kim sever geçer
Sakın sakın ki ey kaşı yâ tîr-i âhdan
Ger gök demür olursa felekler deler geçer
Bu göz ü kaş u gamze vü hâl ü hat ile yâr
Âşûb-ı dehr ü fitne-i Devr-i Kamer geçer
Her kim ki meyl ider zen-i dünyâya Bâkıyâ
Merdâneler içinde anı sanma er geçer
Gönlüm alanın sözünü daim söyleyesim gelir
Derd honıla aşıkları daim toylayasım gelir
Dünya nedir dost yoluna aşık anı terketmeye
Bir canım var ol dost için kurban eyleyesim gelir
Aceb şürıde bülbülüm dün-ü gün kılarım zarı
Dost bahçesine güllerin daim yaylayasım gelir
Pervane gibi bi karar yarin cemali şem'ine
Düşüp tutuşuban her dem yanıp parlayasım gelir
Mansur gibi hayran-u mest anın vahdet deryasını
Enel'I-Hak demini urup girip boylayasım gelir
Eşrefoğlu Rumi aydır maksudum Allah derdidir
Bir dem dertsiz olunsam can ısmarlayasım gelir
Derd honıla aşıkları daim toylayasım gelir
Dünya nedir dost yoluna aşık anı terketmeye
Bir canım var ol dost için kurban eyleyesim gelir
Aceb şürıde bülbülüm dün-ü gün kılarım zarı
Dost bahçesine güllerin daim yaylayasım gelir
Pervane gibi bi karar yarin cemali şem'ine
Düşüp tutuşuban her dem yanıp parlayasım gelir
Mansur gibi hayran-u mest anın vahdet deryasını
Enel'I-Hak demini urup girip boylayasım gelir
Eşrefoğlu Rumi aydır maksudum Allah derdidir
Bir dem dertsiz olunsam can ısmarlayasım gelir
Çün sana gönlüm mübtela düştü
Derd ü gam bana aşina düştü
Zühd ü takva'ya yar idim evvel
Aşk ile benden hep cüda düştü
Vaiz eydür gel aşkı terk eyle
Bendeyim sabrım bi-vefa düştü
Nice terk etsin aşkı şol aşık
Ana karşı sen mehlika düştü
Vechini görsem dağılır aklım
Zülfün ana çün mukteda düştü
Kim seni buldu, kendi yok oldu
Vaslına ey dost can baha düştü
Aşka uşşakın davet etmişsin
Can kulağına ol seda düştü
Bu Niyazi'nin hiç vücudunda
Zerre komadı hep yaka düştü
Derd ü gam bana aşina düştü
Zühd ü takva'ya yar idim evvel
Aşk ile benden hep cüda düştü
Vaiz eydür gel aşkı terk eyle
Bendeyim sabrım bi-vefa düştü
Nice terk etsin aşkı şol aşık
Ana karşı sen mehlika düştü
Vechini görsem dağılır aklım
Zülfün ana çün mukteda düştü
Kim seni buldu, kendi yok oldu
Vaslına ey dost can baha düştü
Aşka uşşakın davet etmişsin
Can kulağına ol seda düştü
Bu Niyazi'nin hiç vücudunda
Zerre komadı hep yaka düştü
Gönül hayalle avunup, vuslata meyletmez;
Gönül dışında bir yar olduğunu aşık hayal etmez.
Hakikat ehli, kendini güzellik ve cemale kaptırmamalı;
Gerçek aşk asla bir kusur kabul etmez...
Kamil aşk isteyen, sekil güzelliğinden sakınır;
Çünkü sekle bağlanmak, aşığı olgunluk sahibi etmez.
Şekilcilik, aşk ehlinin cehaletine delildir;
Halbuki, akilli olan, bir gün ayrılınacak olanla birleşmez.
Dost, gönülde yerleşse, gözde niçin dolaşsın?
Muhabbet, sabit olsa, öz mekanından göçüp gitmez...
Gönül levhası masiva lekesinden daima beri olmalı;
Tevhit ehli olan, idrak sayfasına zülüften ve benden nakış çekmez...
Mana ehli, sekil için iradesini kaybetmez asla;
Hakikat cevherini mecaz cahilliğine çiğnetmez...
Gönül ehli olan, suret ehlinin hilesine bağlanmaz;
Fuzuli ise bağlanmıştır; demek ki hali idrak etmez...
Gönül dışında bir yar olduğunu aşık hayal etmez.
Hakikat ehli, kendini güzellik ve cemale kaptırmamalı;
Gerçek aşk asla bir kusur kabul etmez...
Kamil aşk isteyen, sekil güzelliğinden sakınır;
Çünkü sekle bağlanmak, aşığı olgunluk sahibi etmez.
Şekilcilik, aşk ehlinin cehaletine delildir;
Halbuki, akilli olan, bir gün ayrılınacak olanla birleşmez.
Dost, gönülde yerleşse, gözde niçin dolaşsın?
Muhabbet, sabit olsa, öz mekanından göçüp gitmez...
Gönül levhası masiva lekesinden daima beri olmalı;
Tevhit ehli olan, idrak sayfasına zülüften ve benden nakış çekmez...
Mana ehli, sekil için iradesini kaybetmez asla;
Hakikat cevherini mecaz cahilliğine çiğnetmez...
Gönül ehli olan, suret ehlinin hilesine bağlanmaz;
Fuzuli ise bağlanmıştır; demek ki hali idrak etmez...
Göñül her nagme kim çeng-i gamuñda ihtira’ eyler
Koyup elden felekde Zühre sâzın istimâ’ eyler
Güzeller şevkıne sohbetde sûfî çalgusuz oynar
Velî her bilmeyen eyle sanur anı semâ’ eyler
Yola ‘azm itmiş ol ser-keş baña yâ Hû dimez bir kez
Çeküp atı başın agyâr ile turmış vedâ’ eyler
Beni da’vâ-yı katlüñden murâduñ baş u cân ise
Yoluña hey benüm ‘ömrüm senüñle kim nizâ’ eyler
Saçuñ târına peyveste kılursa rişte-i cânı
‘Alâ’ikden geçüp Bâkî cihândan inkıtâ’ eyler
Koyup elden felekde Zühre sâzın istimâ’ eyler
Güzeller şevkıne sohbetde sûfî çalgusuz oynar
Velî her bilmeyen eyle sanur anı semâ’ eyler
Yola ‘azm itmiş ol ser-keş baña yâ Hû dimez bir kez
Çeküp atı başın agyâr ile turmış vedâ’ eyler
Beni da’vâ-yı katlüñden murâduñ baş u cân ise
Yoluña hey benüm ‘ömrüm senüñle kim nizâ’ eyler
Saçuñ târına peyveste kılursa rişte-i cânı
‘Alâ’ikden geçüp Bâkî cihândan inkıtâ’ eyler
Göñül tekmil-i fenn-i ‘aşk iden üstâd-ı kâmildür
Anuñ yanında kimdür Kûh-ken Mecnûn ne câhildür
‘Îzâr-ı yâre ay ile yanaşdı zülf-i Hindûsı
Velî ayrılmadı yanından anuñ bir nice yıldur
Sürâhî üştür-i ser-mestdür gerden-firâz olmış
Lebüñ şevki ile câm-ı şarâb-ı nâb kanzildür
Degül dâg-ı siyehler nüshalardur hırz-ı cân içün
Nişân-ı darb-ı tîguñ sînede bend-i hamâ’ildür
N’ola rahm eylemezse Bâkıyâ ahvâl-i ‘uşşâka
Dil-i sengîni cânânuñ rakîbe katı mâ’ildür
Anuñ yanında kimdür Kûh-ken Mecnûn ne câhildür
‘Îzâr-ı yâre ay ile yanaşdı zülf-i Hindûsı
Velî ayrılmadı yanından anuñ bir nice yıldur
Sürâhî üştür-i ser-mestdür gerden-firâz olmış
Lebüñ şevki ile câm-ı şarâb-ı nâb kanzildür
Degül dâg-ı siyehler nüshalardur hırz-ı cân içün
Nişân-ı darb-ı tîguñ sînede bend-i hamâ’ildür
N’ola rahm eylemezse Bâkıyâ ahvâl-i ‘uşşâka
Dil-i sengîni cânânuñ rakîbe katı mâ’ildür
Gönül verme bu fânî mülke zinhâr
Yürü var himmetin ukbâya eyle
Ne dünyâ geç iki âlemden ey yâr
Tedârik Hazret-i Mevlâ'ya eyle
Makâm-ı Kâbe kavseyn'i güzer et
Teveccüh sırr-ı Ev-ednâ'ya eyle
Yürü var himmetin ukbâya eyle
Ne dünyâ geç iki âlemden ey yâr
Tedârik Hazret-i Mevlâ'ya eyle
Makâm-ı Kâbe kavseyn'i güzer et
Teveccüh sırr-ı Ev-ednâ'ya eyle
Gönül verme sivâya âkil isen
Gel Allah'a murâdın hâsıl olsun
Hakk'ı iste eğer ehl-i dil isen
Gel Allah'a safâlar hâsıl olsun
Halâs olmak dilersen derd ü gamdan
Esîr-i sûret olma geç sanemden
Vücûda er ne istersin ademden
Gel Allah'a murâdın hâsıl olsun
Sakın aldanma bu fâni na'îme
Sivâdan geç eriş Rabb-ı Rahîm'e
Hüdâyî himmet et zevk-i azîme
Gel Allah'a murâdın hâsıl olsun
Gel Allah'a murâdın hâsıl olsun
Hakk'ı iste eğer ehl-i dil isen
Gel Allah'a safâlar hâsıl olsun
Halâs olmak dilersen derd ü gamdan
Esîr-i sûret olma geç sanemden
Vücûda er ne istersin ademden
Gel Allah'a murâdın hâsıl olsun
Sakın aldanma bu fâni na'îme
Sivâdan geç eriş Rabb-ı Rahîm'e
Hüdâyî himmet et zevk-i azîme
Gel Allah'a murâdın hâsıl olsun
Gönülde bin gamum vardur ki pinhân eylemek olmaz
Bu hem bir gam ki il ta’nından efgân eylemek olmaz
Ne müşkil derd olursa bulınur âlemde dermânı
Ne müşkil derd imiş ışkun ki dermân eylemek olmaz
Fenâ mülkine çoh azm itme ey dil çekme zahmet kim
Bu tedbîr ile def’-i derd-i hicrân eylemek olmaz
Sahın gönlüm yıharsın pendden dem urma ey nâsih
Hevâ-yı nefs ile bir mülki vîrân eylemek olmaz
Dehânun üzre la’lün istemiş dil def’i müşkildür
Görinmez hîç cürmi yoh yire kan eylemek olmaz
Du’âlar eylerem benden yana bir dem güzâr itmez
Ne çâre sihr ile servi hırâmân eylemek olmaz
Fuzûlî âlem-i kayd içresin dem urma ışkundan
Kemâl-i cehl ile da’vâ-yı irfân eylemek olmaz
Bu hem bir gam ki il ta’nından efgân eylemek olmaz
Ne müşkil derd olursa bulınur âlemde dermânı
Ne müşkil derd imiş ışkun ki dermân eylemek olmaz
Fenâ mülkine çoh azm itme ey dil çekme zahmet kim
Bu tedbîr ile def’-i derd-i hicrân eylemek olmaz
Sahın gönlüm yıharsın pendden dem urma ey nâsih
Hevâ-yı nefs ile bir mülki vîrân eylemek olmaz
Dehânun üzre la’lün istemiş dil def’i müşkildür
Görinmez hîç cürmi yoh yire kan eylemek olmaz
Du’âlar eylerem benden yana bir dem güzâr itmez
Ne çâre sihr ile servi hırâmân eylemek olmaz
Fuzûlî âlem-i kayd içresin dem urma ışkundan
Kemâl-i cehl ile da’vâ-yı irfân eylemek olmaz
Gördünse cânân illerin
Bülbül haber vergil bize
Kokdunsa yârin güllerin
Bülbül haber vergil bize
Feryâd edersin rûz ü şeb
Bu derdine n'oldu sebeb
Gülden ne eylersin taleb
Bülbül haber vergil bize
Aşkıyla ser-mest olduğun
Gülden nice bûy aldığın
Anda ne hâlet bulduğun
Bülbül haber vergil bize
Gülden dikenden bendi kes
Allahu bes bâkî heves
Uşşâka olup dest-res
Bülbül haber vergil bize
Pervâne-veş yak bâl ü per
Tâ kalmaya senden eser
Vuslatda kalmazsan eğer
Bülbül haber vergil bize
Varlık konağından göçüp
Cisr-i mecâzîden geçip
Vahdet şarâbından içip
Bülbül haber vergil bize
Yok eyleyip hep varını
Buldun mu sen de yârini
Keşf eyleyip esrârını
Bülbül haber vergil bize
Kendinden el sildin ise
Ölmezden ön öldün ise
Maksûdunu buldun ise
Bülbül haber vergil bize
Senden fenâ buldun mu sen
Gülden alıp bûy-ı hasen
Bir oldu mu cân ile ten
Bülbül haber vergil bize
Bülbül haber vergil bize
Kokdunsa yârin güllerin
Bülbül haber vergil bize
Feryâd edersin rûz ü şeb
Bu derdine n'oldu sebeb
Gülden ne eylersin taleb
Bülbül haber vergil bize
Aşkıyla ser-mest olduğun
Gülden nice bûy aldığın
Anda ne hâlet bulduğun
Bülbül haber vergil bize
Gülden dikenden bendi kes
Allahu bes bâkî heves
Uşşâka olup dest-res
Bülbül haber vergil bize
Pervâne-veş yak bâl ü per
Tâ kalmaya senden eser
Vuslatda kalmazsan eğer
Bülbül haber vergil bize
Varlık konağından göçüp
Cisr-i mecâzîden geçip
Vahdet şarâbından içip
Bülbül haber vergil bize
Yok eyleyip hep varını
Buldun mu sen de yârini
Keşf eyleyip esrârını
Bülbül haber vergil bize
Kendinden el sildin ise
Ölmezden ön öldün ise
Maksûdunu buldun ise
Bülbül haber vergil bize
Senden fenâ buldun mu sen
Gülden alıp bûy-ı hasen
Bir oldu mu cân ile ten
Bülbül haber vergil bize
Görüp dört nûru Cibrîl-i mükerrem
Var ortasında hem bir nûr-ı a'zam
Dedi yâ Rab nedir bu penç envâr
Diledi olmak anlardan haberdâr
Dedi Cebrâîl'e ol Rabb-i ekrem
Muhammed nûrudur ol nûr-ı a'zam
O dört envâr dahi o dört velîdir
Ebû Bekr ü Ömer Osmân Alî'dir
Var ortasında hem bir nûr-ı a'zam
Dedi yâ Rab nedir bu penç envâr
Diledi olmak anlardan haberdâr
Dedi Cebrâîl'e ol Rabb-i ekrem
Muhammed nûrudur ol nûr-ı a'zam
O dört envâr dahi o dört velîdir
Ebû Bekr ü Ömer Osmân Alî'dir
Göstermeseydi bâdesini sâgar-ı zücâc
Zevk itmez idi bezm-i safâdan göñül mizâc
Bî-derd olana eylemede turmadın devâ
Ol cân tabîb hastesine eylemez ‘ilâc
Bir pâre nân-ı huşk ile ‘ömrüñ geçerse ger
Açma bu râzı kimseye ‘arz itme ihtiyâc
Mecnûnı gör ki komadı ‘aşkını Leylînüñ
Nâmûs u nengi kodı vü terk itdi taht u tâc
Hayretde kaluram göricek Bâkî nergisi
Bunca zer ile ayagı gûr içre gözi aç
Zevk itmez idi bezm-i safâdan göñül mizâc
Bî-derd olana eylemede turmadın devâ
Ol cân tabîb hastesine eylemez ‘ilâc
Bir pâre nân-ı huşk ile ‘ömrüñ geçerse ger
Açma bu râzı kimseye ‘arz itme ihtiyâc
Mecnûnı gör ki komadı ‘aşkını Leylînüñ
Nâmûs u nengi kodı vü terk itdi taht u tâc
Hayretde kaluram göricek Bâkî nergisi
Bunca zer ile ayagı gûr içre gözi aç
Görmemek için bakan,mavi,siyah,ela,göz!
Köre görünse şaşmam sana görünmeyen öz!
1977
Köre görünse şaşmam sana görünmeyen öz!
1977
Odalarda oturdum
Odaları kapladım
Sokaklara
..........
..........
Odaları kapladım
Sokaklara
..........
..........
Gözüm seni görmek için
Elim sana ermek için
Bugün canım yolda kodum
Yarın seni bulmak için
Bu gün canım yolda koyam
Yarın ivazın veresin
Arz eyleme uçmağını
Hiç arzum yok uçmak için
Benim uçmak neme gerek
Hergiz gönlüm ona bakmaz
İşbu benim zarılığım
Değildürür bir bağ için
Uçmak uçmağım dediğin
Mü'minleri yeltediğin
Vardır ola birkaç huri
Arzum yoktur koçmak için
Bunda dahi verdin bize
Ol huriyi çiftü helal
Ondan geçti arzum tamam
Arzum sana ermek için
Sufilere ver sen onu
Bana seni gerek seni
Haşa ben terkedem seni
Şol bir evle çardak için
Yunus hasretdürür sana
Hasretini göster ona
İşin zulüm değil ise
Dad eylegil istedi çün
Elim sana ermek için
Bugün canım yolda kodum
Yarın seni bulmak için
Bu gün canım yolda koyam
Yarın ivazın veresin
Arz eyleme uçmağını
Hiç arzum yok uçmak için
Benim uçmak neme gerek
Hergiz gönlüm ona bakmaz
İşbu benim zarılığım
Değildürür bir bağ için
Uçmak uçmağım dediğin
Mü'minleri yeltediğin
Vardır ola birkaç huri
Arzum yoktur koçmak için
Bunda dahi verdin bize
Ol huriyi çiftü helal
Ondan geçti arzum tamam
Arzum sana ermek için
Sufilere ver sen onu
Bana seni gerek seni
Haşa ben terkedem seni
Şol bir evle çardak için
Yunus hasretdürür sana
Hasretini göster ona
İşin zulüm değil ise
Dad eylegil istedi çün
Gözüm seni görmek için elim sana ermek için
Bu gün canım yolda kodum yarın seni bulmak için
Bu gün canım yolda koyam yarın ivazın veresin
Arz eyleme uçmağını hiç arzum yok uçmak için
Benim uçmak neme gerek hergiz gönlüm ona bakmaz
İşbu benim zarılığım değildürür bir bağ için
Uçmak uçmağım dediğin mü'minleri yeltediğin
Vardır ola bir kaç huri arzum yoktur koçmak için
Bunda dahi verdin bize ol huriyi çiftü helal
Ondan geçti arzum tamam arzum sana ermek için
Sufilere ver sen onu bana seni gerek seni
Haşa ben terkedem seni şol bir evle çardak için
Yunus hasretdürür sana hasretini göster ona
İşin zulüm değil ise dad eylegil istedi çün.
Bu gün canım yolda kodum yarın seni bulmak için
Bu gün canım yolda koyam yarın ivazın veresin
Arz eyleme uçmağını hiç arzum yok uçmak için
Benim uçmak neme gerek hergiz gönlüm ona bakmaz
İşbu benim zarılığım değildürür bir bağ için
Uçmak uçmağım dediğin mü'minleri yeltediğin
Vardır ola bir kaç huri arzum yoktur koçmak için
Bunda dahi verdin bize ol huriyi çiftü helal
Ondan geçti arzum tamam arzum sana ermek için
Sufilere ver sen onu bana seni gerek seni
Haşa ben terkedem seni şol bir evle çardak için
Yunus hasretdürür sana hasretini göster ona
İşin zulüm değil ise dad eylegil istedi çün.
Gözüm yaşına ol la’l-i leb-i sîr-âb olur bâ’is
Dem-â-dem kana ey sâkî şarâb-ı nâb olur bâ’is
Semâ’a girse n’ola câm-ı meyden zâhid-i hüşyâr
Ki raks-ı zerreye hurşîd-i ‘âlem-tâb olur bâ’is
Sürâhî nâlesin artursa n’ola câm-ı sahbâdan
Figân-ı ‘andelîbe çün gül-i sîr-âb olur bâ’is
Firâk-ı dürr-i dendânuñla cârî gözlerüm yaşı
Bu bahr-i bî-kerâna ol dür-i nâ-yâb olur bâ’is
Vücûdum hânesin seyle virür Bâkî gözüm yaşı
Fenâ-yı dâr-ı bî-bünyâduma bu âb olur bâ’is
Dem-â-dem kana ey sâkî şarâb-ı nâb olur bâ’is
Semâ’a girse n’ola câm-ı meyden zâhid-i hüşyâr
Ki raks-ı zerreye hurşîd-i ‘âlem-tâb olur bâ’is
Sürâhî nâlesin artursa n’ola câm-ı sahbâdan
Figân-ı ‘andelîbe çün gül-i sîr-âb olur bâ’is
Firâk-ı dürr-i dendânuñla cârî gözlerüm yaşı
Bu bahr-i bî-kerâna ol dür-i nâ-yâb olur bâ’is
Vücûdum hânesin seyle virür Bâkî gözüm yaşı
Fenâ-yı dâr-ı bî-bünyâduma bu âb olur bâ’is
Gözün aç imdi uyan
Tevbeye gel tevbeye
Gaflet uykusuna kan
Tevbeye gel tevbeye
Nice bir nefs arzusu
Nice dünya kaygusu
ya nice nice isyan
Tevbeye gel tevbeye
Ey dünyayı cem'eden
Sonra koyuban giden
Olmadın sen peşiman
Tevbeye gel tevbeye
Verme dünyaya gönül
Nefsi ko Hakk'a ol kul
Tab ziyanı assı sen
Tevbeye gel tevbeye
Ne yatarsın tururu
Korku çoktur ilerü
Nagah göçer karüban
Tevbeye gel tevbeye
Gelenler kamu gitti
Sevdiğini terk itti
Girdiler kabre uryan
Tevbeye gel tevbeye
Dervişliğin yoluna
Aşk ile geldin ise
Geç bitmez endişeden
Tevbeye gel tevbeye
Eşrefoğlu Rumi sen
Nefsine ver tevbeyi
Nefsin eyle müslüman
Tevbeye gel tevbeye
Tevbeye gel tevbeye
Gaflet uykusuna kan
Tevbeye gel tevbeye
Nice bir nefs arzusu
Nice dünya kaygusu
ya nice nice isyan
Tevbeye gel tevbeye
Ey dünyayı cem'eden
Sonra koyuban giden
Olmadın sen peşiman
Tevbeye gel tevbeye
Verme dünyaya gönül
Nefsi ko Hakk'a ol kul
Tab ziyanı assı sen
Tevbeye gel tevbeye
Ne yatarsın tururu
Korku çoktur ilerü
Nagah göçer karüban
Tevbeye gel tevbeye
Gelenler kamu gitti
Sevdiğini terk itti
Girdiler kabre uryan
Tevbeye gel tevbeye
Dervişliğin yoluna
Aşk ile geldin ise
Geç bitmez endişeden
Tevbeye gel tevbeye
Eşrefoğlu Rumi sen
Nefsine ver tevbeyi
Nefsin eyle müslüman
Tevbeye gel tevbeye
Gubâr-ı hattuñ olmaz çünki hayrân olmaga bâ’is
Nedür la’l-i lebüñ çak böyle handân olmaga bâ’is
Hevâ-yı zülfi kılmışdur seni ey ebr âvâre
Gözüñ yaşı budur seyl-i fırâvân olmaga bâ’is
Olurken rûz u şeb hem-sâye ol ruhsâr-ı zîbâya
Nedür zülf-i dil-âvîzüñ perîşân olmaga bâ’is
Yakarlar hep fetîl-i dâg olur destâr ile câme
Budur abdâllar ‘aşkuñda ‘uryân olmaga bâ’is
Meger başuñ ser-i kûyında tûp olmak hevâsıdur
Dem-â-dem Bâkıyâ koluñda çevgân olmaga bâ’is
Nedür la’l-i lebüñ çak böyle handân olmaga bâ’is
Hevâ-yı zülfi kılmışdur seni ey ebr âvâre
Gözüñ yaşı budur seyl-i fırâvân olmaga bâ’is
Olurken rûz u şeb hem-sâye ol ruhsâr-ı zîbâya
Nedür zülf-i dil-âvîzüñ perîşân olmaga bâ’is
Yakarlar hep fetîl-i dâg olur destâr ile câme
Budur abdâllar ‘aşkuñda ‘uryân olmaga bâ’is
Meger başuñ ser-i kûyında tûp olmak hevâsıdur
Dem-â-dem Bâkıyâ koluñda çevgân olmaga bâ’is
Gül gibi halkı nesîm-i hulkı handân eylesün
Nev-bahâr-ı ‘adli âfâkı gülistân eylesün
Âsmânuñ gûşe-i bâm-ı zümürrüdfâmına
Kadri tâvûsı çıkup gün gibi cevlân eylesün
Kârgâh-ı dîn ü devletde düşen düşvâr işin
Hak Te’âlâ hazreti lutfından âsân eylesün
Târ-ı zülf ü turra-i hûbân-ı müşgîn-mû gibi
Sâl-i ikbâlin Huda bî-hadd ü pâyân eylesün
Karşusında ayagın tursun mülûk el baglasun
Kendü çıksun bârgâh-ı ‘adle dîvân eylesün
Şevket-i İskender ü dârât-ı Dârâ bî-kusûr
Mesnedin şimden girü taht-ı Süleymân eylesün
Mülk-i Mısra nitekim bir bendesin sultân ider
Bir kulın salsun diyâr-ı Çîne hâkân eylesün
Sâye-i Yezdân penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Nev-bahâr-ı ‘adli âfâkı gülistân eylesün
Âsmânuñ gûşe-i bâm-ı zümürrüdfâmına
Kadri tâvûsı çıkup gün gibi cevlân eylesün
Kârgâh-ı dîn ü devletde düşen düşvâr işin
Hak Te’âlâ hazreti lutfından âsân eylesün
Târ-ı zülf ü turra-i hûbân-ı müşgîn-mû gibi
Sâl-i ikbâlin Huda bî-hadd ü pâyân eylesün
Karşusında ayagın tursun mülûk el baglasun
Kendü çıksun bârgâh-ı ‘adle dîvân eylesün
Şevket-i İskender ü dârât-ı Dârâ bî-kusûr
Mesnedin şimden girü taht-ı Süleymân eylesün
Mülk-i Mısra nitekim bir bendesin sultân ider
Bir kulın salsun diyâr-ı Çîne hâkân eylesün
Sâye-i Yezdân penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Gül meclisinde lâle yine kıldı âşikâr
Âyîn-i bezm-i ‘işret-i Cemşîd-i kâmkâr
Gül-zâre gel ki cümle cihândan nümûnedür
Sahn-ı çemende hâsıl olur seyr-i her diyâr
Döndi diyâr-ı Rûma semenlerle sahn-ı bâg
Gûyâ sevâd-ı mülk-i Habeşdür benefşezâr
Sahrâyı kıldı lâle Bedahşâñ vilâyeti
Gülzârı itdi tâze çemen mülk-i sebzezâr
Dûlâb kurdı kavs-i kuzah bâg-ı ‘âleme
Mîz-âb gibi her yañadan akdı cûybâr
Çarh oklarını atdı yine gülşene sehâb
Altun göbeklü bir siper-i la’l tutdı hâr
Gösterdi âb ‘aks-i gül-i bâgı nitekim
Nusret yüzini âyîne-i tîg-i şehryâr
Ol kim gubâr-ı dergehine intisâb ile
Eflâke irdi küngüre-i tâc-ı iftihâr
Mülk-i sühanda nevbetümüz çaldı rûzgâr
Âfâkı tutdı velvele-i kûs-ı iştihar
Bâkî ne deñlü sözlerüñ âb-ı revân ise
Akar su gibi yirde gerek rûy-ı i’tizâr
Kandan gedâ-yı bî-ser ü pâlar senüñ gibi
Kandan edâ-yı medh-i şehenşâh-ı tâcdâr
Yüz sür Cenâb-ı Hakka niyâz u tazarru’ it
Olsun mezîd ‘ömr-i Hudâvend-i rûzgâr
Kadr ü şerefde her gicesi Leyletü’l-berât
Eyyâm-ı ‘ömr-i devleti nev-rûz u nev-bahâr
Pâ-mâl-i esb-i devleti küffâr-i hâksâr
Hâkân-ı Çîn mutî’ ola şâh-ı ‘Acem gibi
Kesr-i ‘adû vü feth-i memâlik ‘ale’d-devâm
Gürz-i girânı kelle-i düşmende zam gibi
Âyîn-i bezm-i ‘işret-i Cemşîd-i kâmkâr
Gül-zâre gel ki cümle cihândan nümûnedür
Sahn-ı çemende hâsıl olur seyr-i her diyâr
Döndi diyâr-ı Rûma semenlerle sahn-ı bâg
Gûyâ sevâd-ı mülk-i Habeşdür benefşezâr
Sahrâyı kıldı lâle Bedahşâñ vilâyeti
Gülzârı itdi tâze çemen mülk-i sebzezâr
Dûlâb kurdı kavs-i kuzah bâg-ı ‘âleme
Mîz-âb gibi her yañadan akdı cûybâr
Çarh oklarını atdı yine gülşene sehâb
Altun göbeklü bir siper-i la’l tutdı hâr
Gösterdi âb ‘aks-i gül-i bâgı nitekim
Nusret yüzini âyîne-i tîg-i şehryâr
Ol kim gubâr-ı dergehine intisâb ile
Eflâke irdi küngüre-i tâc-ı iftihâr
Mülk-i sühanda nevbetümüz çaldı rûzgâr
Âfâkı tutdı velvele-i kûs-ı iştihar
Bâkî ne deñlü sözlerüñ âb-ı revân ise
Akar su gibi yirde gerek rûy-ı i’tizâr
Kandan gedâ-yı bî-ser ü pâlar senüñ gibi
Kandan edâ-yı medh-i şehenşâh-ı tâcdâr
Yüz sür Cenâb-ı Hakka niyâz u tazarru’ it
Olsun mezîd ‘ömr-i Hudâvend-i rûzgâr
Kadr ü şerefde her gicesi Leyletü’l-berât
Eyyâm-ı ‘ömr-i devleti nev-rûz u nev-bahâr
Pâ-mâl-i esb-i devleti küffâr-i hâksâr
Hâkân-ı Çîn mutî’ ola şâh-ı ‘Acem gibi
Kesr-i ‘adû vü feth-i memâlik ‘ale’d-devâm
Gürz-i girânı kelle-i düşmende zam gibi
Gül yüzüñ vasfında bülbül kılsa elhânı dürüst
Bâgda bir goncanuñ kalmaz girîbânı dürüst
Olsa ‘irfân ehline cânân olınca şöyle kim
Zülf-i müşgîni şikeste ‘ahd ü peymânı dürüst
Dil-berüñ ‘ahdi bütün ammâ vefâsı süst olur
‘Âşıkuñ göñli şikeste ‘ahd ü peymânı dürüst
Cevşen-i pûlâd-ı çarhı çâk çâk itdüm dahı
Âh-ı âteş-bârumuñ şemşîr-i bürrânı dürüst
Âteş-i sûz-ı firâkuñ bir harâret virdi kim
Nûş ider bir demde dil deryâ-yı ‘ummânı dürüst
Bâkıyâ fennüñde tutmaz kimse noksânuñ senüñ
Hamdü li’llâh tab’ mevzûn ‘akl mîzânı dürüst
Bâgda bir goncanuñ kalmaz girîbânı dürüst
Olsa ‘irfân ehline cânân olınca şöyle kim
Zülf-i müşgîni şikeste ‘ahd ü peymânı dürüst
Dil-berüñ ‘ahdi bütün ammâ vefâsı süst olur
‘Âşıkuñ göñli şikeste ‘ahd ü peymânı dürüst
Cevşen-i pûlâd-ı çarhı çâk çâk itdüm dahı
Âh-ı âteş-bârumuñ şemşîr-i bürrânı dürüst
Âteş-i sûz-ı firâkuñ bir harâret virdi kim
Nûş ider bir demde dil deryâ-yı ‘ummânı dürüst
Bâkıyâ fennüñde tutmaz kimse noksânuñ senüñ
Hamdü li’llâh tab’ mevzûn ‘akl mîzânı dürüst
Gül-sitân bezm-i şarâb u câm-ı mey güldür baña
Kulkul-i halk-i surâhî savt-ı bülbüldür baña
Ârızuñda ol iki zülf-i girih-gîrün senüñ
Suya konmış iki garrâ tâze sünbüldür baña
Seng-i bî-dâduñla serde zahm-ı hûnînüm ki var
Gûşe-i destârda rengîn karanfüldür baña
Mest ü medhûşam veli hâli mey-i engûrdan
La’l-i nâbuñ hâleti keyfiyyet-i müldür baña
Hayder-i Kerrârıyam meydân-ı nazmuñ Bâkıyâ
Nevk-i hâme Zü1fekâr u tab’ Düldüldür baña
Kulkul-i halk-i surâhî savt-ı bülbüldür baña
Ârızuñda ol iki zülf-i girih-gîrün senüñ
Suya konmış iki garrâ tâze sünbüldür baña
Seng-i bî-dâduñla serde zahm-ı hûnînüm ki var
Gûşe-i destârda rengîn karanfüldür baña
Mest ü medhûşam veli hâli mey-i engûrdan
La’l-i nâbuñ hâleti keyfiyyet-i müldür baña
Hayder-i Kerrârıyam meydân-ı nazmuñ Bâkıyâ
Nevk-i hâme Zü1fekâr u tab’ Düldüldür baña
Bu gömlek dikiş tutmaz hep söküle söküle;
Bütüne gel deseler ve gitsek güle güle...
Bütüne gel deseler ve gitsek güle güle...
Gülgûn kabâsı ol sanemüñ sanki lâledür
Cism-i latîfi lâle-i hamrâda jâledür
Karşumda allar geyüp ol lâle-ruh yine
Gülgûnîlerle ‘aklum alur san piyâledür
Tâk-ı cefâda manzara-i çeşm-i dil-rübâ
Kûy-i belâda hâne-i câna havâledür
Sünbül takınmış alnına sanmân o gül-’izâr
Çıkmış külâh-gûşeye târ-ı külâledür
Kûyuñdan itse ‘azm-i sefer cân-ı mübtelâ
Zâd-ı reh ana gussa vü nâle nevâledür
Bir bezme mîr-i meclis olupdur göñül k’aña
Bahr-i muhît cür’a vü gerdûn piyâledür
Bâkî sipihr âhum okına siper tutar
Fark-ı felekde zâhir olan sanma hâledür
Cism-i latîfi lâle-i hamrâda jâledür
Karşumda allar geyüp ol lâle-ruh yine
Gülgûnîlerle ‘aklum alur san piyâledür
Tâk-ı cefâda manzara-i çeşm-i dil-rübâ
Kûy-i belâda hâne-i câna havâledür
Sünbül takınmış alnına sanmân o gül-’izâr
Çıkmış külâh-gûşeye târ-ı külâledür
Kûyuñdan itse ‘azm-i sefer cân-ı mübtelâ
Zâd-ı reh ana gussa vü nâle nevâledür
Bir bezme mîr-i meclis olupdur göñül k’aña
Bahr-i muhît cür’a vü gerdûn piyâledür
Bâkî sipihr âhum okına siper tutar
Fark-ı felekde zâhir olan sanma hâledür
Gülistânda gülü handân eden dost
Ana bülbülleri nâlân eden dost
Dilerse katreyi ummân eden dost
Kimini kul kimin sultân eden dost
Bakarsan âleme bir özge üslûb
Kimi tâlib olupdur kimi matlûb
Kimini ağladıp mânend-i Ya'kûb
Kimini Yûsuf-ı Ken'ân eden dost
Tılısm olup benî-Âdemde sûret
Konulmuş anda esrâr-ı hakîkat
Mukaddem görünüp şevk ü mahabbet
Tecellî-i cemâl ihsân eden dost
Habîb'e emrin ile hısn olup gâr
Halîl'e gülşen oldu şiddet-i nâr
Za'îfin eylesen derdine tîmâr
Ne var ey derdlere dermân eden dost
Şunu kim ede Mevlâ mazhar-ı zât
Hüdâyî tan mı bulsa nice lezzât
Cemâline edip insânı mir'ât
Kemâl-i hüsnünü seyrân eden dost
Ana bülbülleri nâlân eden dost
Dilerse katreyi ummân eden dost
Kimini kul kimin sultân eden dost
Bakarsan âleme bir özge üslûb
Kimi tâlib olupdur kimi matlûb
Kimini ağladıp mânend-i Ya'kûb
Kimini Yûsuf-ı Ken'ân eden dost
Tılısm olup benî-Âdemde sûret
Konulmuş anda esrâr-ı hakîkat
Mukaddem görünüp şevk ü mahabbet
Tecellî-i cemâl ihsân eden dost
Habîb'e emrin ile hısn olup gâr
Halîl'e gülşen oldu şiddet-i nâr
Za'îfin eylesen derdine tîmâr
Ne var ey derdlere dermân eden dost
Şunu kim ede Mevlâ mazhar-ı zât
Hüdâyî tan mı bulsa nice lezzât
Cemâline edip insânı mir'ât
Kemâl-i hüsnünü seyrân eden dost
Gülşene altun varaklar zeyn idüp bâd-ı hazân
Güyiyâ zer-kûblar dükkânı oldı gülsitân
Rişte-i bârân gümiş tel sîm-keş ebr-i harîf
İki çarha döndiler gûyâ zemîn ü âsmân
Berg-i bîdi bâgda âb-ı revân üzre görüp
Didiler akmış gılâfından bu tîg-i zer-nişân
Reh-güzâr-ı bâga ser-tâ-pâ dökilmiş berg-i zer
Sandum altun tebsiler konmış simât-ı husrevân
Bâgda gerdân ider evrâkı sanmañ gird-bâd
İndiler seyyâreler kılmaga seyr-i bûstân
Perr ü bâl açmış yeşil tûtî iken berg-i çenâr
Zerd olup ser-pençe-i şeh-bâza dönmişdür hemân
Râygân aldum sanurdı la’l u yâkûtı velî
Şimdi nakd altun sayar turmış nihâl-i ergavân
Kanlu yaş dökmiş ruh-ı zerd ü gubâr-âlûdına
Var ise dehrüñ fenâsın añdı mîr-i ‘âşıkân
Saltanat tâcın geyen ‘âlemde magrûr olmasun
Nice sultân börkin almışdur begüm bâd-ı hazân
Gerçi merdâne soyındı girdi meydâne dıraht
Geldi kış basdı velîkin virmedi asla emân
Dest-bürd-i sarsarı âhir görüp şâh-ı çenâr
Didi el arkası yirde âferînler pehlevân
Jâle vü berg-i hazândan pür-zer ü gevher çemen
Gülşene varın nisâr itdi meger deryâ vü kân
Gevher-i sîr-âb şeb-nem gûşvâr-ı zer varak
Sahn-ı büstân oldı gûyâ çâr-sûy-ı zer-gerân
Şöyle beñzer kim hat-ı âyât-ı rahmetdür çemen
Bâd-ı subh itmişdür altun hall ile yir yir nişân
Bir yeşil garrâ zer-efşân kâgıd olmışdur çemen
Yaraşur yazılsa ger medh-i edîb-i nükte-dân
Hvâce-i ‘âlî-nazar ser-çeşme-i fazl u hüner
Dâver-i ferhunde-ahter kâm-bahş u kâmrân
Âfitâb-ı ‘âlem-ârâ-yı sipihr-i fazl o kim
Buldı re’y-i enveri feyziyle nûr u fer cihân
Ayagı topragıdur kühl-i cevâhir encüme
Âsitânı hâkidür iklîl-i fark-ı Farkadân
Rûzgâruñ şiddetinden gülşen-i bahtı masûn
Nitekim bâd-ı hazândan sahn-ı gülzâr-ı cinân
Safha-i âyîne-i ‘âlem-nümây-ı tab’ına
Cümle-i dünyâ vü mâ-fihâ musavverdür ‘ayân
Râh-ı bâga berg-i zer düşmiş degüldür serverâ
Reh-güzâruñda yüzin ferş itdi mâh-ı âsmân
Eyleyüpdür feyz-i hûrşîd-i kemâl-i sun’ ile
Zât-i pâküñ gevherin perverde kân-ı Kün fe-kân
Meclisüñde kalbi altun gibi sâfî olmayan
Kâl ocagından halâs olmaz kılursañ imtihân
Âfet-i bâd-ı hazândan tâ ebed mahfûz olur
Bâg-ı dehre hüsn-i tedbîrüñ olursa bâgbân
Sarsar-ı gam fikrüm evrâkın perîşân eyledi
Çihre-i zerdüm belâdan buldı reng-i za’ferân
Cür’a-i câm-ı belâ-encâm-ı gam bî-hûş idüp
Âkıbet kıldı humâr-ı derd ü mihnet ser-girân
Cür’aveş ayakda kodı sâkî-i devrân beni
Dest-gîr ol ey emîr-i meclis-i devr-i zamân
Himmetüñ şimşâdınuñ şâh-ı bülendi var iken
Kanda yapsun şâh-bâz-ı tab’-ı Bâkî âşiyân
Destüme alsam kalem nazm-ı bedi’ümle benem
Nîze-bâz-ı ‘arsa-i mülk-i ma’ânî vü beyân
Ben kemend-endâz-ı meydân-ı belâgat olalı
Halka-i teslîme geçmişdür ser-i gerden-keşân
Pehlevân-ı ‘arsa-i nazmem diyen ferzâneler
Bir iki zâr u zebûnumdur za’îf ü nâ-tevân
Muttasıl şi’rüm yazarken hâme turmaz deprenür
Neydür anı gûyiyâ lerzân ider âb-ı revân
Bâg u bustân içre tâ ola bisât-ı sebzeye
Subh-dem berg-ı hazândan katre-i şeb-nem çekân
Her seher sahn-ı zümürrüd-gûn-ı gerdûn üstine
Âfıtâb altun tabakdan tâ ola gevher-feşân
Mesned-i rif’atde genc-efşân-ı ihsân ol müdâm
Ömr ü devlet pâydâr ikbâl ü ‘izzet câvidân
Güyiyâ zer-kûblar dükkânı oldı gülsitân
Rişte-i bârân gümiş tel sîm-keş ebr-i harîf
İki çarha döndiler gûyâ zemîn ü âsmân
Berg-i bîdi bâgda âb-ı revân üzre görüp
Didiler akmış gılâfından bu tîg-i zer-nişân
Reh-güzâr-ı bâga ser-tâ-pâ dökilmiş berg-i zer
Sandum altun tebsiler konmış simât-ı husrevân
Bâgda gerdân ider evrâkı sanmañ gird-bâd
İndiler seyyâreler kılmaga seyr-i bûstân
Perr ü bâl açmış yeşil tûtî iken berg-i çenâr
Zerd olup ser-pençe-i şeh-bâza dönmişdür hemân
Râygân aldum sanurdı la’l u yâkûtı velî
Şimdi nakd altun sayar turmış nihâl-i ergavân
Kanlu yaş dökmiş ruh-ı zerd ü gubâr-âlûdına
Var ise dehrüñ fenâsın añdı mîr-i ‘âşıkân
Saltanat tâcın geyen ‘âlemde magrûr olmasun
Nice sultân börkin almışdur begüm bâd-ı hazân
Gerçi merdâne soyındı girdi meydâne dıraht
Geldi kış basdı velîkin virmedi asla emân
Dest-bürd-i sarsarı âhir görüp şâh-ı çenâr
Didi el arkası yirde âferînler pehlevân
Jâle vü berg-i hazândan pür-zer ü gevher çemen
Gülşene varın nisâr itdi meger deryâ vü kân
Gevher-i sîr-âb şeb-nem gûşvâr-ı zer varak
Sahn-ı büstân oldı gûyâ çâr-sûy-ı zer-gerân
Şöyle beñzer kim hat-ı âyât-ı rahmetdür çemen
Bâd-ı subh itmişdür altun hall ile yir yir nişân
Bir yeşil garrâ zer-efşân kâgıd olmışdur çemen
Yaraşur yazılsa ger medh-i edîb-i nükte-dân
Hvâce-i ‘âlî-nazar ser-çeşme-i fazl u hüner
Dâver-i ferhunde-ahter kâm-bahş u kâmrân
Âfitâb-ı ‘âlem-ârâ-yı sipihr-i fazl o kim
Buldı re’y-i enveri feyziyle nûr u fer cihân
Ayagı topragıdur kühl-i cevâhir encüme
Âsitânı hâkidür iklîl-i fark-ı Farkadân
Rûzgâruñ şiddetinden gülşen-i bahtı masûn
Nitekim bâd-ı hazândan sahn-ı gülzâr-ı cinân
Safha-i âyîne-i ‘âlem-nümây-ı tab’ına
Cümle-i dünyâ vü mâ-fihâ musavverdür ‘ayân
Râh-ı bâga berg-i zer düşmiş degüldür serverâ
Reh-güzâruñda yüzin ferş itdi mâh-ı âsmân
Eyleyüpdür feyz-i hûrşîd-i kemâl-i sun’ ile
Zât-i pâküñ gevherin perverde kân-ı Kün fe-kân
Meclisüñde kalbi altun gibi sâfî olmayan
Kâl ocagından halâs olmaz kılursañ imtihân
Âfet-i bâd-ı hazândan tâ ebed mahfûz olur
Bâg-ı dehre hüsn-i tedbîrüñ olursa bâgbân
Sarsar-ı gam fikrüm evrâkın perîşân eyledi
Çihre-i zerdüm belâdan buldı reng-i za’ferân
Cür’a-i câm-ı belâ-encâm-ı gam bî-hûş idüp
Âkıbet kıldı humâr-ı derd ü mihnet ser-girân
Cür’aveş ayakda kodı sâkî-i devrân beni
Dest-gîr ol ey emîr-i meclis-i devr-i zamân
Himmetüñ şimşâdınuñ şâh-ı bülendi var iken
Kanda yapsun şâh-bâz-ı tab’-ı Bâkî âşiyân
Destüme alsam kalem nazm-ı bedi’ümle benem
Nîze-bâz-ı ‘arsa-i mülk-i ma’ânî vü beyân
Ben kemend-endâz-ı meydân-ı belâgat olalı
Halka-i teslîme geçmişdür ser-i gerden-keşân
Pehlevân-ı ‘arsa-i nazmem diyen ferzâneler
Bir iki zâr u zebûnumdur za’îf ü nâ-tevân
Muttasıl şi’rüm yazarken hâme turmaz deprenür
Neydür anı gûyiyâ lerzân ider âb-ı revân
Bâg u bustân içre tâ ola bisât-ı sebzeye
Subh-dem berg-ı hazândan katre-i şeb-nem çekân
Her seher sahn-ı zümürrüd-gûn-ı gerdûn üstine
Âfıtâb altun tabakdan tâ ola gevher-feşân
Mesned-i rif’atde genc-efşân-ı ihsân ol müdâm
Ömr ü devlet pâydâr ikbâl ü ‘izzet câvidân
Hızla yol alan dünyanın sıcağıdır başımda
Geriye kalan hayattır yoran
Aklınla yapayalnız başbaşa
Nice alevli geceler geçtin
Toprağı yaymış ev sermiş üstüne. Nerde o bayrak arayan
Kurt kancaları ancak bir odadan ötekine sarka
Kadınlar ki çocuğu gezgin gibi dolanır
Aydınlık bir mağarada kalınır akşamları
Hızla sular aktı üzerimizden
Ayaktayız ama ya bu kurşun damlaları
Küçücük bir kurt oydu can evimizi
Taş gibi ağırlaştık gözümüze indirdik tenteleri
Dedeler neneler yaşlı denizlerde
Gittiler güneşin şavkına, soyunup sahile yorgun dertleri
De hazırlanalım kahramanlık gün doğmadan kalkmakta
Bu çocuklarla yolumuz ilelebet Allahla yürekleri
Ey Zarif yine başını örtüden çıkardın
Çok bal döktün yine yaktın gemileri
Geriye kalan hayattır yoran
Aklınla yapayalnız başbaşa
Nice alevli geceler geçtin
Toprağı yaymış ev sermiş üstüne. Nerde o bayrak arayan
Kurt kancaları ancak bir odadan ötekine sarka
Kadınlar ki çocuğu gezgin gibi dolanır
Aydınlık bir mağarada kalınır akşamları
Hızla sular aktı üzerimizden
Ayaktayız ama ya bu kurşun damlaları
Küçücük bir kurt oydu can evimizi
Taş gibi ağırlaştık gözümüze indirdik tenteleri
Dedeler neneler yaşlı denizlerde
Gittiler güneşin şavkına, soyunup sahile yorgun dertleri
De hazırlanalım kahramanlık gün doğmadan kalkmakta
Bu çocuklarla yolumuz ilelebet Allahla yürekleri
Ey Zarif yine başını örtüden çıkardın
Çok bal döktün yine yaktın gemileri
Gün togdı şâh-ı ‘âlem uyanmaz mı hvâbdan
Kılmaz mı cilve hayme-i gerdûn-cenâbdan
Yollarda kaldı gözlerümüz gelmedi haber
Hâk-i cenâb-ı südde-i devlet-me’âbdan
Reng-i ‘izârı gitdi yatur kendü huşk-leb
Şol gül gibi ki ayru düşüpdür gül-âbdan
Gâhî hicâb-ı ebre girür husrevâ felek
Yâd eyledükçe lutfuñı terler hicâbdan
Tıfl-ı sirişki yirlere girsün du’âm odur
Her kim gamuñdan aglamaya şeyh u şâbdan
Yansun yakılsun âteş-i hecrüñle âfitâb
Derdüñle kara çullara girsün sehâbdan
Yâd eylesün hünerlerüñi kanlar aglasun
Tîguñ boyınca karaya batsun kırâbdan
Derd ü gamuñla çâk-i girîbân idüp kalem
Pîrâhenini pârelesün gussadan ‘alem
Kılmaz mı cilve hayme-i gerdûn-cenâbdan
Yollarda kaldı gözlerümüz gelmedi haber
Hâk-i cenâb-ı südde-i devlet-me’âbdan
Reng-i ‘izârı gitdi yatur kendü huşk-leb
Şol gül gibi ki ayru düşüpdür gül-âbdan
Gâhî hicâb-ı ebre girür husrevâ felek
Yâd eyledükçe lutfuñı terler hicâbdan
Tıfl-ı sirişki yirlere girsün du’âm odur
Her kim gamuñdan aglamaya şeyh u şâbdan
Yansun yakılsun âteş-i hecrüñle âfitâb
Derdüñle kara çullara girsün sehâbdan
Yâd eylesün hünerlerüñi kanlar aglasun
Tîguñ boyınca karaya batsun kırâbdan
Derd ü gamuñla çâk-i girîbân idüp kalem
Pîrâhenini pârelesün gussadan ‘alem
Gün yüzin ‘arz eyledi nev-rûzda ol meh-likâ
Mihr altun kaplu bir âyîne virdi rû-nümâ
Nev-bahârun nakşına bir savt-ı rengîn bagladı
Başladı sâz u nevâya bülbül-i destân-serâ
Göklere irdi yine gül-bâng-i mürg-i hoş-nevâ
Sahn-ı gülşen gördi bir a’lâ makâm-ı dil-güşâ
Micmer-i gülde nesîm-i subhgâhî ‘ûd-sûz
Safha-i gül-zârda bâd-ı bahârî ‘ıtr-sâ
Leblerin yâd eylese yâruñ lisân-ı hâl ile
Nakl ider şîrîn hikâyet gonca-i rengîn-edâ
Gûş tutsa şâh-ı gül çıksa libâs-ı âl ile
Kıssa-ı rengîne başlar lâle-i la’lîn-kabâ
Goncaveş câm-ı dil-i Bâkîyi pür-hûn itdiler
Dem-be-dem zârî kılur gül-zâr-ı bezmüñden cüdâ
Mihr altun kaplu bir âyîne virdi rû-nümâ
Nev-bahârun nakşına bir savt-ı rengîn bagladı
Başladı sâz u nevâya bülbül-i destân-serâ
Göklere irdi yine gül-bâng-i mürg-i hoş-nevâ
Sahn-ı gülşen gördi bir a’lâ makâm-ı dil-güşâ
Micmer-i gülde nesîm-i subhgâhî ‘ûd-sûz
Safha-i gül-zârda bâd-ı bahârî ‘ıtr-sâ
Leblerin yâd eylese yâruñ lisân-ı hâl ile
Nakl ider şîrîn hikâyet gonca-i rengîn-edâ
Gûş tutsa şâh-ı gül çıksa libâs-ı âl ile
Kıssa-ı rengîne başlar lâle-i la’lîn-kabâ
Goncaveş câm-ı dil-i Bâkîyi pür-hûn itdiler
Dem-be-dem zârî kılur gül-zâr-ı bezmüñden cüdâ
Sanırım, insanların her suçunda ben varım;
Günah uzun bir kervan, tâ ucunda ben varım!
Günah uzun bir kervan, tâ ucunda ben varım!
Birara neydi o bulutlar
Somurtkan dudakları yere sarkan
Arkasında deniz alev alan adam
Çehrem sarsılıyor bakmaktan
Güneş inip suya dokun
Nehre yaslanıp baş aşağı koşan bir yaşlı ağaç ol
Somurtkan dudakları yere sarkan
Arkasında deniz alev alan adam
Çehrem sarsılıyor bakmaktan
Güneş inip suya dokun
Nehre yaslanıp baş aşağı koşan bir yaşlı ağaç ol
Gözlerinde gök sancısı
İçlerinde okyanus uğultusu uzun mızraklarla
yararak karanlığı
Gelip dayandılar şehrin sivrilmiş tırnaklarına
Çarpık dudaklarıyla kırpılmış saçlarıyla
Soyguna uğramış yüzleriyle
Barbar ellerin işgal ettiği sonra terk ettiği
Harabe kadınlar
Gidip gidip gelirlerdi camekanlı çarşıda
Bu kirazı kim yer kim satar
Hangi savaştan arta kalmış bu çocuklar.
Sonsuz devirleri aşarak savaşçılar geldiler
Ve akşamın ipini kestiler
Gece putun üstüne devrildi put yere devrildi
Yanlış pazarlara sürülmüş yılgın uykusu şehrin
Ortasından bölündü.
Kollarını derin balkonlara dayamış bilinçleri
ustura savaşçılar
Taradılar gözleriyle ağır ağır şehrin saçlarını
Ayıkladılar bir bir bitlerini
Fosfor ellerini uzatarak balkonun uçsuz uzantısından
Yanan şehri tuttular
Şu bizim atımızdır deniz hipodrom
Nehrin yatağını öp sen ey savaşçı
Birikinti gölleri geç apartmanları geç kaldırımları
Bir bir ayıkla mezarları.
Güneşçağ öncüleri yolları tuttu dua erleri tuttu
Yüzleri Mekke ülkesi gözleri Medine çeşmesi
Elleri altınçağ mimarı.
Ankara 1966
İçlerinde okyanus uğultusu uzun mızraklarla
yararak karanlığı
Gelip dayandılar şehrin sivrilmiş tırnaklarına
Çarpık dudaklarıyla kırpılmış saçlarıyla
Soyguna uğramış yüzleriyle
Barbar ellerin işgal ettiği sonra terk ettiği
Harabe kadınlar
Gidip gidip gelirlerdi camekanlı çarşıda
Bu kirazı kim yer kim satar
Hangi savaştan arta kalmış bu çocuklar.
Sonsuz devirleri aşarak savaşçılar geldiler
Ve akşamın ipini kestiler
Gece putun üstüne devrildi put yere devrildi
Yanlış pazarlara sürülmüş yılgın uykusu şehrin
Ortasından bölündü.
Kollarını derin balkonlara dayamış bilinçleri
ustura savaşçılar
Taradılar gözleriyle ağır ağır şehrin saçlarını
Ayıkladılar bir bir bitlerini
Fosfor ellerini uzatarak balkonun uçsuz uzantısından
Yanan şehri tuttular
Şu bizim atımızdır deniz hipodrom
Nehrin yatağını öp sen ey savaşçı
Birikinti gölleri geç apartmanları geç kaldırımları
Bir bir ayıkla mezarları.
Güneşçağ öncüleri yolları tuttu dua erleri tuttu
Yüzleri Mekke ülkesi gözleri Medine çeşmesi
Elleri altınçağ mimarı.
Ankara 1966
her şey güneşi seviyor
hattâ denizler bile
denizlerde nefes alan sen bile
ve biz
güneşi değil ışığını seven insanlarız
güneş içime vuruyor
güneşin ışığı var
güneş yok
güneşin ışığını kim anlatabilecek
pazar pazar gezmek
dağ dağ dolaşmak
ve ormanlarda kalmak
güneşin ışığını anlatacak olanı arıyorum
güneş içime vuruyor
hattâ denizler bile
denizlerde nefes alan sen bile
ve biz
güneşi değil ışığını seven insanlarız
güneş içime vuruyor
güneşin ışığı var
güneş yok
güneşin ışığını kim anlatabilecek
pazar pazar gezmek
dağ dağ dolaşmak
ve ormanlarda kalmak
güneşin ışığını anlatacak olanı arıyorum
güneş içime vuruyor
Günler gelip geçmekdedir
Kuşlar gibi uçmakdadır
Ehl-i fesâdın yeri nâr
Ehl-i salâh uçmakdadır
Kuşlar gibi uçmakdadır
Ehl-i fesâdın yeri nâr
Ehl-i salâh uçmakdadır
Tırnağı pençe,dili ok,ağzı kan çukuru;
Yasak dedin mi, çözük kör nefsinin uçkuru...
1974
Yasak dedin mi, çözük kör nefsinin uçkuru...
1974
Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..
Bir ağaç bir mezartaşını yutuyordu çarşıkapıda
"İçimizde kıpırdanırken İstanbul"
Bir çocuk mabedlerin susamışlığını satıyordu
Sesini hatırlayamadığımız bir su testisinde
Güneş sanki günahımızdı üstümüzde.
Sonra bu güvercinler niye varlar
Bir anıyı yaşatmak için mi
Ölümsüz bir ses mi taşımak için ötelere
Avuç içlerinde camilerin.
Çarşıkapı 1966
"İçimizde kıpırdanırken İstanbul"
Bir çocuk mabedlerin susamışlığını satıyordu
Sesini hatırlayamadığımız bir su testisinde
Güneş sanki günahımızdı üstümüzde.
Sonra bu güvercinler niye varlar
Bir anıyı yaşatmak için mi
Ölümsüz bir ses mi taşımak için ötelere
Avuç içlerinde camilerin.
Çarşıkapı 1966
Güzel Allah'ım, senden ne gelecekse gelsin;
Sen ki; rahmetinle de, kahrınla da güzelsin...
Sen ki; rahmetinle de, kahrınla da güzelsin...
Ölüm güzel şey budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber
Koşu koşuver nargözlüm
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde
Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım
Ruhsatlım sevdamsın berigel
Kanın höpürtülü başın dik
O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşegel
Dorukta yeni ay ince işaret
Ne kem gözler gezinir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur
Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahana
Mutluyuz tüm dünyaya duyur
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde
Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım
Ruhsatlım sevdamsın berigel
Kanın höpürtülü başın dik
O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşegel
Dorukta yeni ay ince işaret
Ne kem gözler gezinir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur
Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahana
Mutluyuz tüm dünyaya duyur
H
Hâb-ı gafletden uyar uyanayın
Mâsivâdan cümleten usanayın
Firkat ile nice bir dîvâneyin
Şerbet-i vaslın içir uslanayın
Pâdişâhâ sen bilirsin sâdıkı
Sen bilirsin bezm-i vasla lâyıkı
Hüsnüne pervâne etdin âşıkı
Ger murâdın yakmak ise yanayın
Mâsivâdan el çek ey âşık kesil
Fikrin ü zikrin ol olsun muttasıl
Ol kadar hayretde olsun cân ü dil
Kande bakarsam efendim sanayın
İsteyicek bir fakîri ol Ganî
Eyler esrâr-ı ma'ârif mahzeni
Bâtınım etdi hakâyık hirmeni
Zâhirâ gerçi bir ednâ dâneyin
Koma yâ Rabbi Hüdâyî yirine
Bakma noksanınbininde birine
Ger irâdet vârid ise pîrine
Kevser-i vahdetden içir kanayın
Mâsivâdan cümleten usanayın
Firkat ile nice bir dîvâneyin
Şerbet-i vaslın içir uslanayın
Pâdişâhâ sen bilirsin sâdıkı
Sen bilirsin bezm-i vasla lâyıkı
Hüsnüne pervâne etdin âşıkı
Ger murâdın yakmak ise yanayın
Mâsivâdan el çek ey âşık kesil
Fikrin ü zikrin ol olsun muttasıl
Ol kadar hayretde olsun cân ü dil
Kande bakarsam efendim sanayın
İsteyicek bir fakîri ol Ganî
Eyler esrâr-ı ma'ârif mahzeni
Bâtınım etdi hakâyık hirmeni
Zâhirâ gerçi bir ednâ dâneyin
Koma yâ Rabbi Hüdâyî yirine
Bakma noksanınbininde birine
Ger irâdet vârid ise pîrine
Kevser-i vahdetden içir kanayın
Altımızda kayan bu ölü şehri durdursana
Ey gücü toprak kadar eski
Ey gücü yer kadar ağır çocuk
Büyüyen elimin üstüne koy elini
Sana bir yürek vuruşu gibi belirli
Gelen zamanı haber veriyorum
Ankara 1967
Ey gücü toprak kadar eski
Ey gücü yer kadar ağır çocuk
Büyüyen elimin üstüne koy elini
Sana bir yürek vuruşu gibi belirli
Gelen zamanı haber veriyorum
Ankara 1967
Ne kadar vatan varsa, o vatandan haberci,
Gurbet dediğin senin, Yaradandan haberci...
Gurbet dediğin senin, Yaradandan haberci...
Su geceni durdursam, çekip de eteğinden;
Soruversem: Haberin var mi öleceğinden?
Soruversem: Haberin var mi öleceğinden?
Hadden efzûn mihrüm ol nâ-mihrbân bilmezlenür
Hep bilür çok sevdügüm ammâ hemân bilmezlenür
Âşinâlık virmeyüp bîgâne resmin kullanur
Nâz ider her gördügince bir zamân bilmezlenür
İltifât-ı hâl-i dervîşe ‘ulüvv-i şân komaz
Hep bilür ahvâli şâh-ı kâm-rân bilmezlenür
Gamzesi zahm urdugınca la’li dermân itmede
Gerçi kim dil derdin ol âşûb-ı cân bilmezlenür
Nâz u istignâ ile Bâkîye tokınmaz geçer
Râst gelse yolda ol serv-i revân bilmezlenür
Hep bilür çok sevdügüm ammâ hemân bilmezlenür
Âşinâlık virmeyüp bîgâne resmin kullanur
Nâz ider her gördügince bir zamân bilmezlenür
İltifât-ı hâl-i dervîşe ‘ulüvv-i şân komaz
Hep bilür ahvâli şâh-ı kâm-rân bilmezlenür
Gamzesi zahm urdugınca la’li dermân itmede
Gerçi kim dil derdin ol âşûb-ı cân bilmezlenür
Nâz u istignâ ile Bâkîye tokınmaz geçer
Râst gelse yolda ol serv-i revân bilmezlenür
Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayrân olur
Bir dem gelir şâdân olur bir dem gelir giryân olur
Bir dem sanasın kış gibi şol zemheri olmuş gibi
Bir dem beşâretden doğar hoş bağ ile bostân olur
Bir dem gelir söyleyemez bir sözü şerh eyleyemez
Bir dem dilinden dür döker dertlilere dermân olur
Bir dem çıkar arş üzere bir dem iner taht-es-serâ
Bir dem sanasın katredir bir dem taşar ummân olur
Bir dem cehâletde kalır hiç nesneyi bilmez olur
Bir dem dalar hikmetlere Câlînus u Lokmân olur
Bir dem dev olur yâ peri vîrâneler olur yeri
Bir dem uçar Belkîs ile sultân-ı ins ü cân olur
Bir dem varır mescitlere yüz sürer anda yerlere
Bir dem varır deyre girer İncil okur ruhbân olur
Bir dem gelir Îsâ gibi ölmüşleri diri kılar
Bir dem girer kibr evine Fir'avn ile Hâmân olur
.
Bir dem döner Cebrâil'e rahmet saçar her mahfile
Bir dem gelir gümrâh olur miskin Yunus hayrân olur
Bir dem gelir şâdân olur bir dem gelir giryân olur
Bir dem sanasın kış gibi şol zemheri olmuş gibi
Bir dem beşâretden doğar hoş bağ ile bostân olur
Bir dem gelir söyleyemez bir sözü şerh eyleyemez
Bir dem dilinden dür döker dertlilere dermân olur
Bir dem çıkar arş üzere bir dem iner taht-es-serâ
Bir dem sanasın katredir bir dem taşar ummân olur
Bir dem cehâletde kalır hiç nesneyi bilmez olur
Bir dem dalar hikmetlere Câlînus u Lokmân olur
Bir dem dev olur yâ peri vîrâneler olur yeri
Bir dem uçar Belkîs ile sultân-ı ins ü cân olur
Bir dem varır mescitlere yüz sürer anda yerlere
Bir dem varır deyre girer İncil okur ruhbân olur
Bir dem gelir Îsâ gibi ölmüşleri diri kılar
Bir dem girer kibr evine Fir'avn ile Hâmân olur
.
Bir dem döner Cebrâil'e rahmet saçar her mahfile
Bir dem gelir gümrâh olur miskin Yunus hayrân olur
Hak bizi fazlıyla îcâd eyledi
Lutf u ihsân etdi ol Rabb-i Kerîm
Hem yine yoluna irşâd eyledi
Lutf u ihsân etdi ol Rabb-i Kerîm
Âkil isen nevm-i gafletden uyan
Nâdim olur nefs ü şeytâna uyan
Gayra bakmaz sırr-ı tevhîdi duyan
Lutf u ihsân etdi ol Rabb-i Kerîm
Sıdk ile olan Hüdâyî Hakk'a kul
Vâsıl olur Hazret-i Mevlâ'ya ol
Hakk ile olur yine Hakk'a vusûl
Lutf u ihsân etdi ol Rabb-i Kerîm
Lutf u ihsân etdi ol Rabb-i Kerîm
Hem yine yoluna irşâd eyledi
Lutf u ihsân etdi ol Rabb-i Kerîm
Âkil isen nevm-i gafletden uyan
Nâdim olur nefs ü şeytâna uyan
Gayra bakmaz sırr-ı tevhîdi duyan
Lutf u ihsân etdi ol Rabb-i Kerîm
Sıdk ile olan Hüdâyî Hakk'a kul
Vâsıl olur Hazret-i Mevlâ'ya ol
Hakk ile olur yine Hakk'a vusûl
Lutf u ihsân etdi ol Rabb-i Kerîm
Hak Çalabım Hak Çalabım
Sencileyin yok Çalabım
Günahlıyım yarlığagıl
Ey rahmeti çok Çalabım
Bey eydürem kim Ey Gani
Nedir bu derdin dermanı
Zinhar esirgeme beni
Aşk odına yak Çalabım
Gel kogıl beni yanayım
Baştan başa usanayım
Ol sevdiğin Muhammed'e
Olayım çırak Çalabım
Ne yoksul u baylardasın
Ne köşk ü saraylardasın
Girdin müminler gönlüne
Eyledin durak Çalabım
Kullar senin sen kulların
Günahları çok bunların
Uçmağına al bunları
Binsinler burak Çalabım
Ne ilmim var ne taatım
Ne gücüm var ne kuvvetim
Meğer senin inayetin
Kıla yüzüm ak Çalabım
Yarlığagıl sen Yunus'u
Bu günahlı kullar ile
Eğer yargılamaz isen
Key kati firak Çalabım
Sencileyin yok Çalabım
Günahlıyım yarlığagıl
Ey rahmeti çok Çalabım
Bey eydürem kim Ey Gani
Nedir bu derdin dermanı
Zinhar esirgeme beni
Aşk odına yak Çalabım
Gel kogıl beni yanayım
Baştan başa usanayım
Ol sevdiğin Muhammed'e
Olayım çırak Çalabım
Ne yoksul u baylardasın
Ne köşk ü saraylardasın
Girdin müminler gönlüne
Eyledin durak Çalabım
Kullar senin sen kulların
Günahları çok bunların
Uçmağına al bunları
Binsinler burak Çalabım
Ne ilmim var ne taatım
Ne gücüm var ne kuvvetim
Meğer senin inayetin
Kıla yüzüm ak Çalabım
Yarlığagıl sen Yunus'u
Bu günahlı kullar ile
Eğer yargılamaz isen
Key kati firak Çalabım
Hak cihana doludur
Kimseler Hakk'ı bilmez
Onu sen senden iste
O senden ayrı olmaz
Dünyaya inanırsın
Rızka benimdir dersin
Niçin yalan söylersin
Çün sen dediğin olmaz
Ahret yavlak ıraktır
Doğruluk gey yaragtır
Ayrılık sarp firaktır
Hiç varan geri gelmez
Dünyaya gelen göçer
Bir bir şerbetin içer
Bu bir köprüdür geçer
Cahiller onu bilmez
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünyaya kimse kalmaz
Yunus sözün anlarsan
Ma'nisini dinlersen
Sana bir amel gerek
Bunda kimesne kalmaz
Kimseler Hakk'ı bilmez
Onu sen senden iste
O senden ayrı olmaz
Dünyaya inanırsın
Rızka benimdir dersin
Niçin yalan söylersin
Çün sen dediğin olmaz
Ahret yavlak ıraktır
Doğruluk gey yaragtır
Ayrılık sarp firaktır
Hiç varan geri gelmez
Dünyaya gelen göçer
Bir bir şerbetin içer
Bu bir köprüdür geçer
Cahiller onu bilmez
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünyaya kimse kalmaz
Yunus sözün anlarsan
Ma'nisini dinlersen
Sana bir amel gerek
Bunda kimesne kalmaz
Hak gönderdi Cebrail'i
Gelsin Muhammed'im demiş
Al burakı çek önüne
Binsin Muhammed'im demiş
Cebrail burakı yeder
Uçan kuştan katı gider
Bu yalan dünyayı n'ider
Gelsin Muhammed'im demiş
Medine şehrine geçsin
Önünce melekler uçsun
Cennetin kapısın açsın
Girsin Muhammed'im demiş
Gelsin Muhammed'im gelsin
Arşımı seyr edip görsün
Cennetin güllerin dersin
Koksun Muhammed'im demiş
Yakın edem ırakları
Kabul edem dilekleri
Yeşil donlu melekleri
Görsün Muhammed'im demiş
Yaratmayaydım ben anı
Yaratmaz idim âdemi
Arşın üstüne kademi
Bassın Muhammed'im demiş
Yedi kat gökleri görsün
Hem arşımı seyran kılsın
Uçmak hullelerin giysin
Gezsin Muhammed'im demiş
Rıdvan cennetleri açsın
Ayağına gevher saçsın
Şaraban tahur'dan içsin
Kansın Muhammed'im demiş
Gök yüzündeki yıldızlar
Hem melekler onu gözler
Hep subhanellezı sözler
Bilsin Muhammed'im demiş
Yunus Emre'm kemter kişi
Durmuz akar gözü yaşı
Cümle peygamberler taşı
Olsun Muhammed'im demiş
Gelsin Muhammed'im demiş
Al burakı çek önüne
Binsin Muhammed'im demiş
Cebrail burakı yeder
Uçan kuştan katı gider
Bu yalan dünyayı n'ider
Gelsin Muhammed'im demiş
Medine şehrine geçsin
Önünce melekler uçsun
Cennetin kapısın açsın
Girsin Muhammed'im demiş
Gelsin Muhammed'im gelsin
Arşımı seyr edip görsün
Cennetin güllerin dersin
Koksun Muhammed'im demiş
Yakın edem ırakları
Kabul edem dilekleri
Yeşil donlu melekleri
Görsün Muhammed'im demiş
Yaratmayaydım ben anı
Yaratmaz idim âdemi
Arşın üstüne kademi
Bassın Muhammed'im demiş
Yedi kat gökleri görsün
Hem arşımı seyran kılsın
Uçmak hullelerin giysin
Gezsin Muhammed'im demiş
Rıdvan cennetleri açsın
Ayağına gevher saçsın
Şaraban tahur'dan içsin
Kansın Muhammed'im demiş
Gök yüzündeki yıldızlar
Hem melekler onu gözler
Hep subhanellezı sözler
Bilsin Muhammed'im demiş
Yunus Emre'm kemter kişi
Durmuz akar gözü yaşı
Cümle peygamberler taşı
Olsun Muhammed'im demiş
Hak'dan özge nesne yokdur gayrıdan ümmîdi kes
Aç gözün merdâne bak Allah bes bâkî heves
Kande akl-ı kâsırın kande hayâl-i vasl-ı dost
Mürg-i Ankâ'yı şikâr etmek ola mı bir meges
Mâye-i ömrü yeter ednâya harc et her zamân
Matlab-ı a'lâyı bulmak kasdın eyle her nefes
Ey hevâ-yı nefse düşmüş gaflet ehli derd-mend
Tut elin bir kâmilin bulmak dilersen dest-res
Bahr-ı irfânda yedi deryâ değil bir katrece
Kande kaldı ey Hüdâyî Nil ü Ceyhûn u Ares
Aç gözün merdâne bak Allah bes bâkî heves
Kande akl-ı kâsırın kande hayâl-i vasl-ı dost
Mürg-i Ankâ'yı şikâr etmek ola mı bir meges
Mâye-i ömrü yeter ednâya harc et her zamân
Matlab-ı a'lâyı bulmak kasdın eyle her nefes
Ey hevâ-yı nefse düşmüş gaflet ehli derd-mend
Tut elin bir kâmilin bulmak dilersen dest-res
Bahr-ı irfânda yedi deryâ değil bir katrece
Kande kaldı ey Hüdâyî Nil ü Ceyhûn u Ares
Hak'tan bana nazar oldu
Hak kapısın açar oldum
Girdim Hakk'ın haznesine
Dürr ü gevher saçar oldum
Devlet tacı başa kondu
Aşk kadehi bana sundu
Canım içti aşktan kandı
Karay'aktan seçer oldum
Esritti aşka düşürdü
Ben ham idim aşk pişirdi
Aklımı başa devşirdi
Hayrı şerden seçer oldum
Hayra döndü benim işim
Endişeden azad başım
Nefsimin başını kestim
Kanatlandım uçar oldum
Göçenler menzile yetti
Vardı anda karar etti
Ömür geçti kavil yetti
Könüldüm uş geçer oldum
Miskin Yunus bilişeli
Can u gönül verişeli
Tapduk'uma erişeli
Gizli razım saçar oldum
Hak kapısın açar oldum
Girdim Hakk'ın haznesine
Dürr ü gevher saçar oldum
Devlet tacı başa kondu
Aşk kadehi bana sundu
Canım içti aşktan kandı
Karay'aktan seçer oldum
Esritti aşka düşürdü
Ben ham idim aşk pişirdi
Aklımı başa devşirdi
Hayrı şerden seçer oldum
Hayra döndü benim işim
Endişeden azad başım
Nefsimin başını kestim
Kanatlandım uçar oldum
Göçenler menzile yetti
Vardı anda karar etti
Ömür geçti kavil yetti
Könüldüm uş geçer oldum
Miskin Yunus bilişeli
Can u gönül verişeli
Tapduk'uma erişeli
Gizli razım saçar oldum
Allah'a hakikatten yola çıkmak, meşakkat;
Allah'tan yola çıkıp varılan şey, hakikat...
Allah'tan yola çıkıp varılan şey, hakikat...
Hakîkat yolunu soyla
Gider gayrı sevdâyı
Gece gündüz sa'y eyle
Tâ bulunca Mevlâ'yı
Ef'âl ü sıfâta er
Kasd et nûr-ı zâta er
Bir bâkî hayâta er
Bul matlab-ı a'lâyı
Ey Hüdâyî bâl açıp
Matlabdan yana uçup
Kâbe kavseyn'i geçip
Bul sırr-ı Ev-ednâ'yı
Gider gayrı sevdâyı
Gece gündüz sa'y eyle
Tâ bulunca Mevlâ'yı
Ef'âl ü sıfâta er
Kasd et nûr-ı zâta er
Bir bâkî hayâta er
Bul matlab-ı a'lâyı
Ey Hüdâyî bâl açıp
Matlabdan yana uçup
Kâbe kavseyn'i geçip
Bul sırr-ı Ev-ednâ'yı
Hakiykatin ma'nisin şerh ile bilmediler
Erenler bu dirliği riye dirilmediler
Hakiykat bir denizdir şeriattır gemisi
Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar
Bular geldi tapıya şeriat tuttu durur
İçeri giribeni ne varın bilmediler
Dört kitabı şerh eden asıdır hakıykatte
Zira tevsir okuyup ma'nisin bilmediler
Yunus adın sadıktır bu yola geldin ise
Adın değşirmeyenler bu yola gelmediler.
Erenler bu dirliği riye dirilmediler
Hakiykat bir denizdir şeriattır gemisi
Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar
Bular geldi tapıya şeriat tuttu durur
İçeri giribeni ne varın bilmediler
Dört kitabı şerh eden asıdır hakıykatte
Zira tevsir okuyup ma'nisin bilmediler
Yunus adın sadıktır bu yola geldin ise
Adın değşirmeyenler bu yola gelmediler.
Hakk'a kul olmak istersen
Edeb gözle edeb gözle
Murâdın bulmak istersen
Edeb gözle edeb gözle
Nedir bu kibr ü hıkd ü kîn
Utanmaz mısın ey miskîn
Nice bir olasın hod-bîn
Edeb gözle edeb gözle
Rızâ'u'llâh murâd ise
Sakın aldanma telbîse
Nazar et hâl-i İblîse
Edeb gözle edeb gözle
Seni nefsin yabanda kor
Şeyâtîne karîn olur
Yürü var bir bilire sor
Edeb gözle edeb gözle
Edeb erkân yolundan doy
Kalıp olma yabanda toy
Tarîk-i enbiyâya uy
Edeb gözle edeb gözle
Bu kibr ile riyâdan geç
Yürü olmaz hevâdan geç
Cemi'-i mâsivâdan geç
Edeb gözle edeb gözle
Şu fâsid zu'munu terk it
Sırât-ı müstakîme git
Ulular menziline yit
Edeb gözle edeb gözle
Edeb gözle edeb gözle
Murâdın bulmak istersen
Edeb gözle edeb gözle
Nedir bu kibr ü hıkd ü kîn
Utanmaz mısın ey miskîn
Nice bir olasın hod-bîn
Edeb gözle edeb gözle
Rızâ'u'llâh murâd ise
Sakın aldanma telbîse
Nazar et hâl-i İblîse
Edeb gözle edeb gözle
Seni nefsin yabanda kor
Şeyâtîne karîn olur
Yürü var bir bilire sor
Edeb gözle edeb gözle
Edeb erkân yolundan doy
Kalıp olma yabanda toy
Tarîk-i enbiyâya uy
Edeb gözle edeb gözle
Bu kibr ile riyâdan geç
Yürü olmaz hevâdan geç
Cemi'-i mâsivâdan geç
Edeb gözle edeb gözle
Şu fâsid zu'munu terk it
Sırât-ı müstakîme git
Ulular menziline yit
Edeb gözle edeb gözle
Hakk'a mazhar olduğun fikr et beğim
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Lutfa mazhar olduğun fikr et beğim
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Nice bir bu resm ü âdet nice bir
Nice bir izhâr-ı bid'at nice bir
Nice bir bu nevm-i gaflet nice bir
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Dûna bakmaz himmeti bâlâ olan
Dîni gözler âkil ü dânâ olan
Yarın a'mâdır bugün a'mâ olan
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Bilmeyenler matlabın a'lâsını
İhtiyâr eyler cihân gavgâsını
Nefsini bilen bilir Mevlâ'sını
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Kim ki oldu cân ü dilden Hakk'a kul
Mâsivâyı terk edip buldu vüsûl
Pendini eyle Hüdâyî'nin kabûl
Ârif ol ko gafleti merdâne bak
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Lutfa mazhar olduğun fikr et beğim
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Nice bir bu resm ü âdet nice bir
Nice bir izhâr-ı bid'at nice bir
Nice bir bu nevm-i gaflet nice bir
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Dûna bakmaz himmeti bâlâ olan
Dîni gözler âkil ü dânâ olan
Yarın a'mâdır bugün a'mâ olan
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Bilmeyenler matlabın a'lâsını
İhtiyâr eyler cihân gavgâsını
Nefsini bilen bilir Mevlâ'sını
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Kim ki oldu cân ü dilden Hakk'a kul
Mâsivâyı terk edip buldu vüsûl
Pendini eyle Hüdâyî'nin kabûl
Ârif ol ko gafleti merdâne bak
Hakk'a şükür gitdi safer
Geldi rebî'-i mu'teber
Dünyâya teşrîf eyledi
Bu ayda ol hayr-ı beşer
Ol ayda etmişdir zuhûr
Mahbûb-ı Hak Hayrü'l-beşer
İki cihân sultânını
Sıdk ile sevdinse eğer
Ânı ri'âyet edegör
Eyle hevâlardan hazer
Hem nevm-i gafletden uyan
Tâ'atda ol şâm ü seher
Kullarına Kâdir Hudâ
Lutfu ile ede nazar
Dünyâ anın ukbâ anın
Yok gayrıdan nef' ü zarar
El-mü'minûne fî'n-na'îm
Ve'l müşrikûne fî's-sakar
Gûş et Hüdâyî'nin sözin
Budur hakîkatde haber
Geldi rebî'-i mu'teber
Dünyâya teşrîf eyledi
Bu ayda ol hayr-ı beşer
Ol ayda etmişdir zuhûr
Mahbûb-ı Hak Hayrü'l-beşer
İki cihân sultânını
Sıdk ile sevdinse eğer
Ânı ri'âyet edegör
Eyle hevâlardan hazer
Hem nevm-i gafletden uyan
Tâ'atda ol şâm ü seher
Kullarına Kâdir Hudâ
Lutfu ile ede nazar
Dünyâ anın ukbâ anın
Yok gayrıdan nef' ü zarar
El-mü'minûne fî'n-na'îm
Ve'l müşrikûne fî's-sakar
Gûş et Hüdâyî'nin sözin
Budur hakîkatde haber
Hakk'ı kor kendi hevâsına gider
Nefs elinden n'idelim neyleyelim
Muktezâsında ne dikkatler eder
Nefs elinden n'idelim neyleyelim
Sûret-i Hak'da edip tezvîri
Aldadır nice civân u pîri
Hîç anar mı göre ki taksîri
Nefs elinden n'idelim neyleyelim
Etse teklîf-i Hüdâyi o kabûl
Olsa bin cân ile Mevlâ'sına kul
Açılırdı ana ebvâb-ı vusûl
Nefs elinden n'idelim neyleyelim
Nefs elinden n'idelim neyleyelim
Muktezâsında ne dikkatler eder
Nefs elinden n'idelim neyleyelim
Sûret-i Hak'da edip tezvîri
Aldadır nice civân u pîri
Hîç anar mı göre ki taksîri
Nefs elinden n'idelim neyleyelim
Etse teklîf-i Hüdâyi o kabûl
Olsa bin cân ile Mevlâ'sına kul
Açılırdı ana ebvâb-ı vusûl
Nefs elinden n'idelim neyleyelim
Hakk'ı koyup bâtıla meyl ü muhabbet neden?
Tâbi-i şeytân olup fitne vü şirret neden?
Râh-ı salâha gidüp sulh u sülûk ehli ol
Nefse uyup herkese hiddet ü şiddet neden?
Bir kapunun kulları bir erin oğulları
Birbirini şer sanup buğz u adâvet neden?
Kanı cihânın kişi malını cem' eylese
Bir gün olur kor gider buhlile haset neden?
Devlet-i dünyâ-yı dûn bir kuru sivâ iken
Kaniye mağrûr olup ziynet ü şöhret neden?
Mülk-i Süleymân-ile taht-ı Skender kanı?
Bildin ise bunları fânîye rağbet neden?
Aç gözünü imdi gel nûr-i basîretle bak
Meslek-i hayrı koyup şerre azîmet neden?
Sünnet-i Fahr-ı rusül oldu çü hayr-ı sübül
Mesleki tahvîl edip âdet ü bid'at neden?
Aklını der başına dinle Hüdâyî'yi gel
Hakk sözü gûş ede-gör böyle sefâhat neden?
Tâbi-i şeytân olup fitne vü şirret neden?
Râh-ı salâha gidüp sulh u sülûk ehli ol
Nefse uyup herkese hiddet ü şiddet neden?
Bir kapunun kulları bir erin oğulları
Birbirini şer sanup buğz u adâvet neden?
Kanı cihânın kişi malını cem' eylese
Bir gün olur kor gider buhlile haset neden?
Devlet-i dünyâ-yı dûn bir kuru sivâ iken
Kaniye mağrûr olup ziynet ü şöhret neden?
Mülk-i Süleymân-ile taht-ı Skender kanı?
Bildin ise bunları fânîye rağbet neden?
Aç gözünü imdi gel nûr-i basîretle bak
Meslek-i hayrı koyup şerre azîmet neden?
Sünnet-i Fahr-ı rusül oldu çü hayr-ı sübül
Mesleki tahvîl edip âdet ü bid'at neden?
Aklını der başına dinle Hüdâyî'yi gel
Hakk sözü gûş ede-gör böyle sefâhat neden?
Hakk'ı sev Hak sevenlerden tolundurmaz cemalini
Veli sevmeyene hergiz tadırmaz vasl-ı balını
Budur bil adet-i Mevla sevmez sevmeyeni asla
Kovar kurb-imcivarından eder buğ'd u azabını
Tamu odundan artuktur anın ayrılığı odu
Yanmasın kimesne oda bu ayrılık firakını
Bana ansız gerekmez cen bana ansız ne din iman
Cemal-i kabesin buldum iden hoş bir tavafını
Bana iman ü din oldur sevem hem ben anı kamil
Ki kıble edinem daim anın zülf-i siyahını
Bu akl u bu gönül bu can bu mal u mülk bu hanüman
Kamusunu verdim aldım anın aşkı belasını
Bana ne ilm ü ne fetva bana ne zühd ü ne takva
Beni şüride vü şeyda içirdi aşkı camını
İçip camını mest oldum "Enelhak" demini urdum
Ne beni ne anı bildim veremezem nişanını
Ki ondan yine bir camı dolu sundu ve içirdi
Beni bir sahva çıkardı ki aldan seçtim alını
Şarab-ı safi içildi alından alı seçildi
Yüzünden burka açıldı ayan eyledi razını
Bu razı ol bilir kim aşk anı mahv u fena kıldı
Fenasız ömre erişti bulup Dost'un bekasını
Bu Eşrefoğlu Rumi'nin sözün arif bilür arif
Ne bilsün değme bir nadan bu uşşakın kelamını
Veli sevmeyene hergiz tadırmaz vasl-ı balını
Budur bil adet-i Mevla sevmez sevmeyeni asla
Kovar kurb-imcivarından eder buğ'd u azabını
Tamu odundan artuktur anın ayrılığı odu
Yanmasın kimesne oda bu ayrılık firakını
Bana ansız gerekmez cen bana ansız ne din iman
Cemal-i kabesin buldum iden hoş bir tavafını
Bana iman ü din oldur sevem hem ben anı kamil
Ki kıble edinem daim anın zülf-i siyahını
Bu akl u bu gönül bu can bu mal u mülk bu hanüman
Kamusunu verdim aldım anın aşkı belasını
Bana ne ilm ü ne fetva bana ne zühd ü ne takva
Beni şüride vü şeyda içirdi aşkı camını
İçip camını mest oldum "Enelhak" demini urdum
Ne beni ne anı bildim veremezem nişanını
Ki ondan yine bir camı dolu sundu ve içirdi
Beni bir sahva çıkardı ki aldan seçtim alını
Şarab-ı safi içildi alından alı seçildi
Yüzünden burka açıldı ayan eyledi razını
Bu razı ol bilir kim aşk anı mahv u fena kıldı
Fenasız ömre erişti bulup Dost'un bekasını
Bu Eşrefoğlu Rumi'nin sözün arif bilür arif
Ne bilsün değme bir nadan bu uşşakın kelamını
Hakkâ ki zîb ü zînet-i ikbâl ü câh idi
Şâh-ı Sikender-efser ü Dârâ-sipâh idi
Gerdûn ayagı tozına eylerdi ser-fürû
Dünyâya hâk-i bârgehi secdegâh idi
Kemter gedâyı az ‘atâsı kılurdı bay
Bir lutfı çok mürüvveti çok pâdişâh idi
Hâk-i cenâb-ı hazreti dergâh-ı devleti
Fazl u belâgat ehline ümmîdgâh idi
Hükm-i kazâya virdi rızâyı egerçi kim
Şâh-ı kazâ-tevân u kader-destgâh idi
Gerdûn-ı dûna zâr u zebûn oldı sanmañuz
Maksûdı terk-i câh ile kurb-i İlâh idi
Cân u cihânı gözlerümüz görmese n’ola
Rûşen cemâli ‘âleme hûrşîd ü mâh idi
Hûrşîde baksa gözleri halkuñ tola gelür
Zîrâ görince hâtıra ol meh-likâ gelür
Şâh-ı Sikender-efser ü Dârâ-sipâh idi
Gerdûn ayagı tozına eylerdi ser-fürû
Dünyâya hâk-i bârgehi secdegâh idi
Kemter gedâyı az ‘atâsı kılurdı bay
Bir lutfı çok mürüvveti çok pâdişâh idi
Hâk-i cenâb-ı hazreti dergâh-ı devleti
Fazl u belâgat ehline ümmîdgâh idi
Hükm-i kazâya virdi rızâyı egerçi kim
Şâh-ı kazâ-tevân u kader-destgâh idi
Gerdûn-ı dûna zâr u zebûn oldı sanmañuz
Maksûdı terk-i câh ile kurb-i İlâh idi
Cân u cihânı gözlerümüz görmese n’ola
Rûşen cemâli ‘âleme hûrşîd ü mâh idi
Hûrşîde baksa gözleri halkuñ tola gelür
Zîrâ görince hâtıra ol meh-likâ gelür
Hakkı, batılı tanı!
Tevbeye gel, tevbeye!
Ateşte yakma canı!
Tevbeye gel, tevbeye!
Hain nefsine tapan,
Helale haram katan,
Yaratanından utan!
Tevbeye gel, tevbeye!
Ölmeden önce uyan!
Yalnız Mevla’ya dayan!
Hakkın rengine boyan!
Tevbeye gel, tevbeye!
Nefsin ile dost olma!
Mazlum âhını alma!
Tevbeden geri kalma!
Tevbeye gel, tevbeye!
İstiyorsan felahı,
Unutma hiç Allah’ı!
Bırakıp her günahı,
Tevbeye gel, tevbeye!
Kimse sevmez tembeli,
Kötülükten çek eli!
Esmeden ölüm yeli!
Tevbeye gel, tevbeye!
Kalbin henüz atarken,
El ve ayak tutarken,
Otururken, yatarken,
Tevbeye gel, tevbeye!
Göçer bu dünya, kalmaz,
Ömür payidar olmaz,
Gafiller öğüt almaz,
Tevbeye gel, tevbeye!
İyi değil şişmanlık,
Nefsine et düşmanlık,
Faydasız son pişmanlık,
Tevbeye gel, tevbeye!
Düşün nedir zararın!
Tevbe suyuyla arın!
Deme bugün ve yarın!
Tevbeye gel, tevbeye!
Gözün aç, artık uyan!
Tevbe adını duyan,
Hak yoluna baş koyan,
Tevbeye gel, tevbeye!
Gelenler çekip gitti,
Sevdiğini terk etti,
Sanma ki, her şey bitti,
Tevbeye gel tevbeye!
Derdini ele dökme!
Başını öyle dikme!
Eşrefoğlu gecikme!
Tevbeye gel, tevbeye!
Tevbeye gel, tevbeye!
Ateşte yakma canı!
Tevbeye gel, tevbeye!
Hain nefsine tapan,
Helale haram katan,
Yaratanından utan!
Tevbeye gel, tevbeye!
Ölmeden önce uyan!
Yalnız Mevla’ya dayan!
Hakkın rengine boyan!
Tevbeye gel, tevbeye!
Nefsin ile dost olma!
Mazlum âhını alma!
Tevbeden geri kalma!
Tevbeye gel, tevbeye!
İstiyorsan felahı,
Unutma hiç Allah’ı!
Bırakıp her günahı,
Tevbeye gel, tevbeye!
Kimse sevmez tembeli,
Kötülükten çek eli!
Esmeden ölüm yeli!
Tevbeye gel, tevbeye!
Kalbin henüz atarken,
El ve ayak tutarken,
Otururken, yatarken,
Tevbeye gel, tevbeye!
Göçer bu dünya, kalmaz,
Ömür payidar olmaz,
Gafiller öğüt almaz,
Tevbeye gel, tevbeye!
İyi değil şişmanlık,
Nefsine et düşmanlık,
Faydasız son pişmanlık,
Tevbeye gel, tevbeye!
Düşün nedir zararın!
Tevbe suyuyla arın!
Deme bugün ve yarın!
Tevbeye gel, tevbeye!
Gözün aç, artık uyan!
Tevbe adını duyan,
Hak yoluna baş koyan,
Tevbeye gel, tevbeye!
Gelenler çekip gitti,
Sevdiğini terk etti,
Sanma ki, her şey bitti,
Tevbeye gel tevbeye!
Derdini ele dökme!
Başını öyle dikme!
Eşrefoğlu gecikme!
Tevbeye gel, tevbeye!
Haktan gelen şerbeti
İçtik elhamdülillah
Şol kudret denizini
Geçtik elhamdülillah
Kuru idik yaş olduk
Ayak idik baş olduk
Havalandık kuş olduk
Uçtuk elhamdülillah
Vardığımız illere
Şol sefa gönüllere
Halka Taptuk manisin
Saçtık elhamdülillah
Balım Sultan ilinden
Şeker damlar dilinden
Dost bağının yolundan
Geçtik elhamdülillah
Beri gel barışalım
Yad isen bilişelim
Atımız eyerlendi
Eştik elhamdülillah
İndik Rum'u kışladık
Çok hayrı şer işledik
Üç bahar geldi geçti
Göçtük elhamdülillah
Dirildik pınar olduk
İrkildik ırmak olduk
Aktık denize dolduk
Aktık elhamdülillah
Taptuk'un tapusunda
Kul olduk kapısında
Yunus miskin çiğ idik
Piştik elhamdülillah
İçtik elhamdülillah
Şol kudret denizini
Geçtik elhamdülillah
Kuru idik yaş olduk
Ayak idik baş olduk
Havalandık kuş olduk
Uçtuk elhamdülillah
Vardığımız illere
Şol sefa gönüllere
Halka Taptuk manisin
Saçtık elhamdülillah
Balım Sultan ilinden
Şeker damlar dilinden
Dost bağının yolundan
Geçtik elhamdülillah
Beri gel barışalım
Yad isen bilişelim
Atımız eyerlendi
Eştik elhamdülillah
İndik Rum'u kışladık
Çok hayrı şer işledik
Üç bahar geldi geçti
Göçtük elhamdülillah
Dirildik pınar olduk
İrkildik ırmak olduk
Aktık denize dolduk
Aktık elhamdülillah
Taptuk'un tapusunda
Kul olduk kapısında
Yunus miskin çiğ idik
Piştik elhamdülillah
Haktan utan olma asi
Gel ikrar eylegil ere
Er dediğim Tanrı hası
Gel ikrar eylegil ere
Zinhar erden olma ırak
Sekiz uçmak ere durak
Etmeyesin yarın firak
Gel ikrar eylegil ere
Er gönlü dolu Hak nuru
Ere müştak uçmak huri
Ko ol münkir-i tekbiri
Gel ikrar eylegil ere
Erdir ol Hazret'e varan
Didarını şeksiz gören
Yüklülere meded iren
Gel ikrar eylegil ere
Erenleri kim sevmeye
Tamu dibinde kaynaya
Kimse şefaat kılmaya
Gel ikrar eylegil ere
Er ilter seni cennete
Hem ulaştırır rahmete
Uğramayasın mihnete
Gel ikrar eylegil ere
Aldınsa erenler elin
Doğru vardın ise yolun
Gir uçmak içine salın
Gel ikrar eylegil ere
Eşrefoğlu Rumi nola
Erenler yolunda ola
Kan bahası didar ola
Gel ikrar eylegil ere
Gerçeklere budur nişan
Gerçek anmaz can ü cihan
Hak'tan ister isen iman
Gel ikrar eylegilere
Gel ikrar eylegil ere
Er dediğim Tanrı hası
Gel ikrar eylegil ere
Zinhar erden olma ırak
Sekiz uçmak ere durak
Etmeyesin yarın firak
Gel ikrar eylegil ere
Er gönlü dolu Hak nuru
Ere müştak uçmak huri
Ko ol münkir-i tekbiri
Gel ikrar eylegil ere
Erdir ol Hazret'e varan
Didarını şeksiz gören
Yüklülere meded iren
Gel ikrar eylegil ere
Erenleri kim sevmeye
Tamu dibinde kaynaya
Kimse şefaat kılmaya
Gel ikrar eylegil ere
Er ilter seni cennete
Hem ulaştırır rahmete
Uğramayasın mihnete
Gel ikrar eylegil ere
Aldınsa erenler elin
Doğru vardın ise yolun
Gir uçmak içine salın
Gel ikrar eylegil ere
Eşrefoğlu Rumi nola
Erenler yolunda ola
Kan bahası didar ola
Gel ikrar eylegil ere
Gerçeklere budur nişan
Gerçek anmaz can ü cihan
Hak'tan ister isen iman
Gel ikrar eylegilere
Pencereme vurmayın, ödüm patlayabilir;
Dokunmayın, vücudum boşluğa kayabilir...
Dokunmayın, vücudum boşluğa kayabilir...
Halâs et kalbimiz hubb-ı sivâdan
Kerem senden inâyet senden Allah
Geçe tâ nefsimiz olmaz hevâdan
Kerem senden inâyet senden Allah
Temevvüc eyleyip bahr-i inâyet
Zuhûra geldi pes âsâr-ı kudret
Efendi fazlına yokdur nihâyet
Kerem senden inâyet senden Allah
Kulak tutan Hüdâyî Hak kelâma
Geçip noksândan erişmiş tamâma
İnâyet Hak'dan olur hâs u âma
Kerem senden inâyet senden Allah
Kerem senden inâyet senden Allah
Geçe tâ nefsimiz olmaz hevâdan
Kerem senden inâyet senden Allah
Temevvüc eyleyip bahr-i inâyet
Zuhûra geldi pes âsâr-ı kudret
Efendi fazlına yokdur nihâyet
Kerem senden inâyet senden Allah
Kulak tutan Hüdâyî Hak kelâma
Geçip noksândan erişmiş tamâma
İnâyet Hak'dan olur hâs u âma
Kerem senden inâyet senden Allah
iki taşı birbirine vurup
acayip âleminden çıkardın
ağzı var
dili yok
halayıklarımı
zebercetten sarayımdaki halayıklarım
saz benizli
badem gözlüdürler
saçları salkım salkım
omuzlarındadır
ve yaptıklari işi sessiz yaparlar
zebercetten sarayımda hamamlar yaptırdım
tepe camları zümrütten
ve akîki yemâniden
ve kurnası var
necef taşından
acayip âleminden çıkardın
ağzı var
dili yok
halayıklarımı
zebercetten sarayımdaki halayıklarım
saz benizli
badem gözlüdürler
saçları salkım salkım
omuzlarındadır
ve yaptıklari işi sessiz yaparlar
zebercetten sarayımda hamamlar yaptırdım
tepe camları zümrütten
ve akîki yemâniden
ve kurnası var
necef taşından
Bilmem hangi alemden bu toprağa düşeli,
Yataklara serildim cam kırığı döşeli.
Kaam bir cenk meydanı kokusu kan ve barut,
Elindeyse düşünme,gücün yeterse unut!
Takılıyor yerdeki gölgelere ayağım,
Sanki arz delinecek ve ben yutulacağım.
Bana yanmak düşüyor yangın görsem resimde,
Yaşıyorum zamanın koptuğu bir kesimde
Alırken dilenciyim veririken de borçluyum,
Kalmadı eşya ile aramda hiç bir uyum
Taş taş üstüne koysam bozuk diyorlar devir,
Bir ok çeksem diyorlar peşinden koş ve çevir!
Nefes alırken bile inkisar ve pişmanlık,
Kimse edemez bana benim kadar düşmanlık.
İşte; şüpheci aklı çatlatan korkunç nokta;
O ki,sonsuz var,nasıl aranır dipsiz yokta
Varlıkta, yoklukta herşey onun kulu,
Bu noktaya vardım mı el tutuk dil burkulu!
Allah’ı hakikate soran kafa ne sakat,
Hakikatte ne? Hakkın muradıdır hakikat.
Balonunu kaçırmış çocuk gibi ağla dur,
Rabbim böyle emretmiş ya dize gel ya kudur!
Hayat bir zar içinde hayatı örten bir zar
Bana da hayat yeri “Bağlum”köyünde mezar...
1982
Yataklara serildim cam kırığı döşeli.
Kaam bir cenk meydanı kokusu kan ve barut,
Elindeyse düşünme,gücün yeterse unut!
Takılıyor yerdeki gölgelere ayağım,
Sanki arz delinecek ve ben yutulacağım.
Bana yanmak düşüyor yangın görsem resimde,
Yaşıyorum zamanın koptuğu bir kesimde
Alırken dilenciyim veririken de borçluyum,
Kalmadı eşya ile aramda hiç bir uyum
Taş taş üstüne koysam bozuk diyorlar devir,
Bir ok çeksem diyorlar peşinden koş ve çevir!
Nefes alırken bile inkisar ve pişmanlık,
Kimse edemez bana benim kadar düşmanlık.
İşte; şüpheci aklı çatlatan korkunç nokta;
O ki,sonsuz var,nasıl aranır dipsiz yokta
Varlıkta, yoklukta herşey onun kulu,
Bu noktaya vardım mı el tutuk dil burkulu!
Allah’ı hakikate soran kafa ne sakat,
Hakikatte ne? Hakkın muradıdır hakikat.
Balonunu kaçırmış çocuk gibi ağla dur,
Rabbim böyle emretmiş ya dize gel ya kudur!
Hayat bir zar içinde hayatı örten bir zar
Bana da hayat yeri “Bağlum”köyünde mezar...
1982
Nedir Allah’ım nedir bu diyarin şu hali?
Bezginlikten ruhunu kaybetmiş bir ahali;
Ve bir mecnun idare,tam da hastahanelik...
Öyle davranışlar ki,destanlık,efsanelik...
Ne bilgi,ne düşünce,ne gelenek,ne nizam;
Anladıkları tek şey,zam ve zam üstüne zam.
Binada mukavemet hesabı var bilmezler;
Önün uçurum dersin,eğil bak,eğilmezler.
Resmi geliri dört ise,gideri kırk,aile
Ahlaki-iktisadi,bu ne biçim haile?
İş mi; kullanılamaz insan gücünü ihraç!
Milli aczi satarak elde edilen haraç...
Bu iş,gavurdan,milli acze kira istemek;
Ben bir beygir gücüyüm,onu sen kullan, demek!
Üstelik,gelen para küflendikçe kasada;
Bataklıkla kuraklık, yanyana piyasada.
Habire enflasyonla sağlanan ödemeler;
Ve üstelik, bu vatan kalkınıyor, demeler...
Bir deli ki,avlanır,güya giderken ava;
Ağız yolunu bilemez kaşık çalar pilava.
Hepsinden baskını şu:Particilik gayreti!
Kahramanları sahte,dünyaları iğreti.
Alternatif, paralel,boş kelimelerden sis;
Heposinde “ben”davası; aşk ölü,vicdan hasis
Mehmetçiğin sırtından birbirini gammazlar;
Kıbrıs’ta köprü kurar,hükümet kuaramazlar!
Kurt,kuzuve ot nasıl geçirilir karşıya?
Oy boncuğu sürmenin tam zamanı çarşıya.
Bütün hesapları bu,bütün kaygıları bu! ..
Ve rejim ellerinde el sürülmez bir tabu.
Örter de toprak saçıp köpek kazuratını,
Gezdirir mini etek köpeklik beraatını.
İslam’a serbest olan,camilerde mahpusluk;
İman,fikir,ruh,lisan,suyu kesilmiş musluk.
Kalpleri dinler sağır,kılavuzluk eder kör;
Dindara çağ dışı der,çağı bilmez profösör...
Ruhsal,parasal,soyut,boyut,yaşam,eğilim...
Ya bunlar türkçe değil,yahut ben türk değilim!
Oysa halis türk benim,bunlar işgalcilerim;
Allah türke acısın,yalnız bunu dilerim.
1973
Bezginlikten ruhunu kaybetmiş bir ahali;
Ve bir mecnun idare,tam da hastahanelik...
Öyle davranışlar ki,destanlık,efsanelik...
Ne bilgi,ne düşünce,ne gelenek,ne nizam;
Anladıkları tek şey,zam ve zam üstüne zam.
Binada mukavemet hesabı var bilmezler;
Önün uçurum dersin,eğil bak,eğilmezler.
Resmi geliri dört ise,gideri kırk,aile
Ahlaki-iktisadi,bu ne biçim haile?
İş mi; kullanılamaz insan gücünü ihraç!
Milli aczi satarak elde edilen haraç...
Bu iş,gavurdan,milli acze kira istemek;
Ben bir beygir gücüyüm,onu sen kullan, demek!
Üstelik,gelen para küflendikçe kasada;
Bataklıkla kuraklık, yanyana piyasada.
Habire enflasyonla sağlanan ödemeler;
Ve üstelik, bu vatan kalkınıyor, demeler...
Bir deli ki,avlanır,güya giderken ava;
Ağız yolunu bilemez kaşık çalar pilava.
Hepsinden baskını şu:Particilik gayreti!
Kahramanları sahte,dünyaları iğreti.
Alternatif, paralel,boş kelimelerden sis;
Heposinde “ben”davası; aşk ölü,vicdan hasis
Mehmetçiğin sırtından birbirini gammazlar;
Kıbrıs’ta köprü kurar,hükümet kuaramazlar!
Kurt,kuzuve ot nasıl geçirilir karşıya?
Oy boncuğu sürmenin tam zamanı çarşıya.
Bütün hesapları bu,bütün kaygıları bu! ..
Ve rejim ellerinde el sürülmez bir tabu.
Örter de toprak saçıp köpek kazuratını,
Gezdirir mini etek köpeklik beraatını.
İslam’a serbest olan,camilerde mahpusluk;
İman,fikir,ruh,lisan,suyu kesilmiş musluk.
Kalpleri dinler sağır,kılavuzluk eder kör;
Dindara çağ dışı der,çağı bilmez profösör...
Ruhsal,parasal,soyut,boyut,yaşam,eğilim...
Ya bunlar türkçe değil,yahut ben türk değilim!
Oysa halis türk benim,bunlar işgalcilerim;
Allah türke acısın,yalnız bunu dilerim.
1973
Halk etdi Mevlâ kulların
El-hamdü li'llâhi'l-Kerîm
Gösterdi doğru yolların
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Mevce gelip bahr-i kerem
Açıldı ebvâb-ı ni'am
Şükr eyle imdi dem-be-dem
El-hamdü li'llâhi'l-Kerîm
Hükmündedir dünyâ vü dîn
Hem evvelîn ü âhirîn
Oldur yine âhir mu'in
El-hamdü li'llâhi'l-Kerîm
Kullarını îcâd eder
Doğru yola irşâd eder
Gamgîn gönüller şâd eder
El-hamdü li'llâhi'l-Kerîm
Lutfundan ol Kâdir Hudâ
Kullarına etdi atâ
Şükr et Hüdâyî dâ'imâ
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
El-hamdü li'llâhi'l-Kerîm
Gösterdi doğru yolların
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Mevce gelip bahr-i kerem
Açıldı ebvâb-ı ni'am
Şükr eyle imdi dem-be-dem
El-hamdü li'llâhi'l-Kerîm
Hükmündedir dünyâ vü dîn
Hem evvelîn ü âhirîn
Oldur yine âhir mu'in
El-hamdü li'llâhi'l-Kerîm
Kullarını îcâd eder
Doğru yola irşâd eder
Gamgîn gönüller şâd eder
El-hamdü li'llâhi'l-Kerîm
Lutfundan ol Kâdir Hudâ
Kullarına etdi atâ
Şükr et Hüdâyî dâ'imâ
Eş-şükrü li'llâhi'r-Rahîm
Halktan el etek çektim,
Nice gözyaşları döktüm,
Varıp çürük tohum ektim,
Ne olacak benim hâlim?
Aşk ateşi vurdu cana,
Pervane ateşte yana,
Sığmıyorum şu cihana,
Ne olacak benim hâlim?
Terk edeyim beni benden,
Geçip bu can ile tenden,
Yüce Rabbim imdat senden,
Ne olacak benim hâlim?
Gel Eşrefoğlu bilesin,
Dost dergahına gelesin,
Ölmeden önce ölesin,
Ne olacak benim hâlim?
Nice gözyaşları döktüm,
Varıp çürük tohum ektim,
Ne olacak benim hâlim?
Aşk ateşi vurdu cana,
Pervane ateşte yana,
Sığmıyorum şu cihana,
Ne olacak benim hâlim?
Terk edeyim beni benden,
Geçip bu can ile tenden,
Yüce Rabbim imdat senden,
Ne olacak benim hâlim?
Gel Eşrefoğlu bilesin,
Dost dergahına gelesin,
Ölmeden önce ölesin,
Ne olacak benim hâlim?
O sabah ezan sesi gelmedi camimizden
Korktum bütün inslar,bütün insanlık adına
Korktum bütün inslar,bütün insanlık adına
Hac yolunda bir merhale
Kalbin ve cesedin azık yeri
Tekkeler zaviyeler medreseler ve ulema
Yemiş yüklü ağaçların kolları kökleri
Saf ve seven bir göz gibi bakan şehir
Şimdi tüller arkasına geçmiş gibi
Büllbül yolar dudağını
Bakınca kara aklın batağına
Yetmişbin şehit
Sayısınca billur kase
Öyle bir sarsan ses
Gür gümrah dalmış Hak'la yarenliğe
İçinden akan nehir
İki yakayı çatan nehir
Ak durmadan ak
Yetmişbin kola ayrıl beş kıt'a ak
Sarıklar kan oldu
Ak sakal kan oldu
Demek bitmedi kerbela
Hama kerbelası dehrin
Nasıl kuru dudakları devlet olduysa Hüseynin
Şehit ağzını değdir üstüne ölü kalbimin
Bülbüller anıp susar sesini
Nice tevhit çekti dillerin
..ve üstüm başım perişan benim
Elim hayret kısa kamalarım kayıp
De şehit nefesini değdir üstüne ciğerimin
Kalbin ve cesedin azık yeri
Tekkeler zaviyeler medreseler ve ulema
Yemiş yüklü ağaçların kolları kökleri
Saf ve seven bir göz gibi bakan şehir
Şimdi tüller arkasına geçmiş gibi
Büllbül yolar dudağını
Bakınca kara aklın batağına
Yetmişbin şehit
Sayısınca billur kase
Öyle bir sarsan ses
Gür gümrah dalmış Hak'la yarenliğe
İçinden akan nehir
İki yakayı çatan nehir
Ak durmadan ak
Yetmişbin kola ayrıl beş kıt'a ak
Sarıklar kan oldu
Ak sakal kan oldu
Demek bitmedi kerbela
Hama kerbelası dehrin
Nasıl kuru dudakları devlet olduysa Hüseynin
Şehit ağzını değdir üstüne ölü kalbimin
Bülbüller anıp susar sesini
Nice tevhit çekti dillerin
..ve üstüm başım perişan benim
Elim hayret kısa kamalarım kayıp
De şehit nefesini değdir üstüne ciğerimin
Handân olur ma'nâ gülü
Âsâr-ı zikru'llâh ile
Şevke gelir cân bülbülü
Gülzâr-ı zikru'llâh ile
Servi-asâ cânân olur
Cân mazhar-ı irfân olur
Kalbin bahâristân olur
Ezhâr-ı zikru'llâh ile
Kün zâkire'r-Rabbi'r-Rahîm
Hazâ sırâtün müstakîm
Zâkir bulur bâkî na'îm
İksâr-ı zikru'llâh ile
Tûbâ li kavmin zâkirîn
Büşrâ bî-envâri'l-yakîn
Kuvvet bulur ashâb-ı dîn
Ensâr-ı zikru'llâh ile
Tevhîd ile ağyârı sür
Vahdet sarâyında otur
Hısn-ı dili hıfz ede gör
Dizdâr-ı zikru'llâh ile
Kılma sivâya iltifât
Tâ kim tecellî ede zât
Dil-teşnesi bulur hayât
Enhâr-ı zikru'llâh ile
Çün mevce geldi bahr-i cûd
Buldu bu âlemler vücûd
Hakk'ı Hüdâyî kıl şühûd
Envâr-ı zikru'llâh ile
Âsâr-ı zikru'llâh ile
Şevke gelir cân bülbülü
Gülzâr-ı zikru'llâh ile
Servi-asâ cânân olur
Cân mazhar-ı irfân olur
Kalbin bahâristân olur
Ezhâr-ı zikru'llâh ile
Kün zâkire'r-Rabbi'r-Rahîm
Hazâ sırâtün müstakîm
Zâkir bulur bâkî na'îm
İksâr-ı zikru'llâh ile
Tûbâ li kavmin zâkirîn
Büşrâ bî-envâri'l-yakîn
Kuvvet bulur ashâb-ı dîn
Ensâr-ı zikru'llâh ile
Tevhîd ile ağyârı sür
Vahdet sarâyında otur
Hısn-ı dili hıfz ede gör
Dizdâr-ı zikru'llâh ile
Kılma sivâya iltifât
Tâ kim tecellî ede zât
Dil-teşnesi bulur hayât
Enhâr-ı zikru'llâh ile
Çün mevce geldi bahr-i cûd
Buldu bu âlemler vücûd
Hakk'ı Hüdâyî kıl şühûd
Envâr-ı zikru'llâh ile
Eski hane,eşyası boşaltılmış barhane;
Şimdi mektep salhane,işyeri kumarhane...
1976
Şimdi mektep salhane,işyeri kumarhane...
1976
Gözüne mil çekersen
Görünür gerçek dünya
Aynalarda sen, hep sen
Dost, sevgili, hep riya..!
Kaç, kurtul kelimeden
Ağlamdan,gülmeden !
Hani ya sen ölmeden,
Ölecektin, hani ya....?
Görünür gerçek dünya
Aynalarda sen, hep sen
Dost, sevgili, hep riya..!
Kaç, kurtul kelimeden
Ağlamdan,gülmeden !
Hani ya sen ölmeden,
Ölecektin, hani ya....?
Hansı gülşen gülbüni serv-i hıramanunca var
Hansı gülbün üzre gonce la’l-i handanunca var
Hansı gülzar içre bir gül açılur hüsnün kimi
Hansı gül bergi leb-i la’l-i dür-efşanunca var
Hansı bağun var bir nahli kadün tek bar-ver
Hansı nahlün hasılı sib-i zenahdanunca var
Hansı huni sen kimi cellada olmuşdur esir
Hansı celladun kılıcı nevk-i müjganunca var
Hansı bezm olmış münevver bir kadün tek şem’den
Hansı şem’ün şu’lesi ruhsar-ı tabanunca var
Hansı yerde tapılur nisbet sana bir genc-i hüsn
Hansı gencün ejderi zülf-i perişanunca var
Hansı gülşen bülbüin derler Fuzuli sen kimi
Hansı bülbül nalesi feryad-u efganunca var
Hansı gülbün üzre gonce la’l-i handanunca var
Hansı gülzar içre bir gül açılur hüsnün kimi
Hansı gül bergi leb-i la’l-i dür-efşanunca var
Hansı bağun var bir nahli kadün tek bar-ver
Hansı nahlün hasılı sib-i zenahdanunca var
Hansı huni sen kimi cellada olmuşdur esir
Hansı celladun kılıcı nevk-i müjganunca var
Hansı bezm olmış münevver bir kadün tek şem’den
Hansı şem’ün şu’lesi ruhsar-ı tabanunca var
Hansı yerde tapılur nisbet sana bir genc-i hüsn
Hansı gencün ejderi zülf-i perişanunca var
Hansı gülşen bülbüin derler Fuzuli sen kimi
Hansı bülbül nalesi feryad-u efganunca var
Har kaçan anarsam seni
Kararım kalmaz Allah'ım
Senden gayri gözüm yaşın
Kimseler silmez Allahım
Sensin ismi baki olan
Sensin dillerde okunan
Senin aşkına dokunan
Kendini bilmez Allahım
Sen yarattın cism ü canı
Sensin düzen bu cihanı
Mülk senindir kerem kânı
Kimsenin olmaz Allahım
Okunur dilde destanın
Açılır bağ u bostanın
Sen baktığın gülistanın
Gülleri solmaz Allahım
Aşkın bahrine dalmayan
Canını feda kılmayan
Senin cemalin görmeyen
Meydana gelmez Allahım
Âşık Yunus seni ister
Lûtf eyle cemalin göster
Cemalin gören âşıklar
Ebedi ölmez Allahım
Kararım kalmaz Allah'ım
Senden gayri gözüm yaşın
Kimseler silmez Allahım
Sensin ismi baki olan
Sensin dillerde okunan
Senin aşkına dokunan
Kendini bilmez Allahım
Sen yarattın cism ü canı
Sensin düzen bu cihanı
Mülk senindir kerem kânı
Kimsenin olmaz Allahım
Okunur dilde destanın
Açılır bağ u bostanın
Sen baktığın gülistanın
Gülleri solmaz Allahım
Aşkın bahrine dalmayan
Canını feda kılmayan
Senin cemalin görmeyen
Meydana gelmez Allahım
Âşık Yunus seni ister
Lûtf eyle cemalin göster
Cemalin gören âşıklar
Ebedi ölmez Allahım
Hâr-ı gamda ‘andelîb eyler figân u zârlar
Goncalarla salınur sahn-ı çemende hârlar
Bende-i fermân olup gîsû-yı kâfir-kîşüñe
Hidmete bil baglayupdur ey sanem zünnârlar
Goncaâsâ kan ile tolmış göñüller açmagı
Leblerüñden ögrenür var ise şîrînkârlar
Sünbül-i ter zülfüñüñ Hindî gulâmıdur senüñ
Hâksârıdur gül-i ruhsâruñuñ gülzârlar
Fürkatüñde tañ mı şeftâlu dilerse cân u dil
Mîve-i bî-vakt iderler ârzû bîmârlar
Hâl-i yâruñ müşg bir hûnîn kefen maktûlidür
Âl vâlâya sarupdur sanmañuz ‘attârlar
Hak budur Bâkî nazîr olmaz bu mu’ciz nazmuña
Şi’re âgâz itseler şimden girü sehhârla
Goncalarla salınur sahn-ı çemende hârlar
Bende-i fermân olup gîsû-yı kâfir-kîşüñe
Hidmete bil baglayupdur ey sanem zünnârlar
Goncaâsâ kan ile tolmış göñüller açmagı
Leblerüñden ögrenür var ise şîrînkârlar
Sünbül-i ter zülfüñüñ Hindî gulâmıdur senüñ
Hâksârıdur gül-i ruhsâruñuñ gülzârlar
Fürkatüñde tañ mı şeftâlu dilerse cân u dil
Mîve-i bî-vakt iderler ârzû bîmârlar
Hâl-i yâruñ müşg bir hûnîn kefen maktûlidür
Âl vâlâya sarupdur sanmañuz ‘attârlar
Hak budur Bâkî nazîr olmaz bu mu’ciz nazmuña
Şi’re âgâz itseler şimden girü sehhârla
Harf-i gama devât u kalem şekl-i âhdur
Aña mürekkeb âhda dûd-ı siyâhdur
Nakş-ı hatuñla yazıludur safha-i derûn
Odlara yakma yazug efendi günâhdur
Haddüñ katında mihr-i felek bir zavalludur
Alnuñ yanında bedr ise bir sîr-i mâhdur
Hum gibi sen de tasfiye-i bâtın it yüri
Dergâh-ı mey-fürûş ulu hânkâhdur
Na’l u elifler ile göñülde nisân-ı ‘aşk
Tugrâ-yı hükm-i husrev-i ‘âlem-penâhdur
Sultân-ı ‘aşka bende satar şimdi kendüyi
Bâkî de hak budur ki ‘aceb pâdişâhdur
Aña mürekkeb âhda dûd-ı siyâhdur
Nakş-ı hatuñla yazıludur safha-i derûn
Odlara yakma yazug efendi günâhdur
Haddüñ katında mihr-i felek bir zavalludur
Alnuñ yanında bedr ise bir sîr-i mâhdur
Hum gibi sen de tasfiye-i bâtın it yüri
Dergâh-ı mey-fürûş ulu hânkâhdur
Na’l u elifler ile göñülde nisân-ı ‘aşk
Tugrâ-yı hükm-i husrev-i ‘âlem-penâhdur
Sultân-ı ‘aşka bende satar şimdi kendüyi
Bâkî de hak budur ki ‘aceb pâdişâhdur
harpût
kulaklarını sarkıt
eski korkutlar çıkıyor
karanlıklardan
bacadan düşen
harpût
görmek istemiyorum
gözümden ye beni
duymak istemiyorum
kulağımdan ye beni
düşünmek istemiyorum
kafamdan beni yût
harpût
kulaklarını sarkıt
eski korkutlar çıkıyor
karanlıklardan
bacadan düşen
harpût
görmek istemiyorum
gözümden ye beni
duymak istemiyorum
kulağımdan ye beni
düşünmek istemiyorum
kafamdan beni yût
harpût
Hâsılım yok ser-i kûyunda belâdan gayrı
Garazım yok reh-i aşkında fenâdan gayrı
Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cisminde hevâdan gayrı
Perde çek çehreme hicran günü ey kanlu sirişk
Ki gözüm görmeye ol mâhlikadan gayrı
Yetti bi-kesliğim ol gayete kim çevremde
Kimse yok çizgine gird-âb-ı belâdan gayrı
Bozma ey mevc gözüm yaşı habâbın ki bu seyı
Komadı hiç imâret bu binadan gayrı
Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-i sebâdan gayrı
Bez-mi aşk içre FUZULİ nice âh eylemeyem
Ne temettu' bulunur neyde sadâdan gayrı
Garazım yok reh-i aşkında fenâdan gayrı
Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cisminde hevâdan gayrı
Perde çek çehreme hicran günü ey kanlu sirişk
Ki gözüm görmeye ol mâhlikadan gayrı
Yetti bi-kesliğim ol gayete kim çevremde
Kimse yok çizgine gird-âb-ı belâdan gayrı
Bozma ey mevc gözüm yaşı habâbın ki bu seyı
Komadı hiç imâret bu binadan gayrı
Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-i sebâdan gayrı
Bez-mi aşk içre FUZULİ nice âh eylemeyem
Ne temettu' bulunur neyde sadâdan gayrı
Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda
Söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda...
Söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda...
Hemşeri miyiz benden saklama
Aşina saçların
Hele başını arkaya atışın
Sanki yakın komşu doğuştan sürmeli gözlerin
İliklerime kadar ürperiyorum karşında
Aynı kentin hamurundan değilsek
Söyle hangi bağ
Nerdeki dostluk dolamış kaslarını boynumuza
Çoğu zaman
Kabzasında
İkimizin birden kavrama izleri
Olan
Uzun ve enli bir kılıç geliyor yanıma
Yoksa
Göksümü kaldırarak
Gökyüzünü doğru açtığım bağır
Darbe üstüne darbe yiyor
Kafa büyüklüğünde taşlarla
Doğru söyle hemşerimiyiz
Aynı kentin hamurundan değilsek
Nasıl kalkıyor haykırşımızdan aynı kuşaklar
Bir gürühsa yüzüstü kapaklanıyor
Bir gürbüz vakit suç ve günah dolu
Kaçak
Deli dolu
Kıstırıyoruz onu bir tenhada
Bir sen anlıyorsun bunu bir ben
Zaten ortada bir sen varsın bir ben
Elmacık kemiklerini arıyorum buluyorum
Çıkık
Yüzlerini
Pembe ve gergin
Ellerini
Gizli ve sıcak
Göğüslerini
Çöldeki sıcak
Doğru söyle çabuk söyle hemşerimiyiz
Boşuna mı bu kadar telaşlanışım
Yoluna baş kuydu şahsım
Mırıldandığım dava yonttuğum heykel
Vurduğum gülbank
Bir hasret bu yağma bu soylu kıyım
Aşina saçların
Hele başını arkaya atışın
Sanki yakın komşu doğuştan sürmeli gözlerin
İliklerime kadar ürperiyorum karşında
Aynı kentin hamurundan değilsek
Söyle hangi bağ
Nerdeki dostluk dolamış kaslarını boynumuza
Çoğu zaman
Kabzasında
İkimizin birden kavrama izleri
Olan
Uzun ve enli bir kılıç geliyor yanıma
Yoksa
Göksümü kaldırarak
Gökyüzünü doğru açtığım bağır
Darbe üstüne darbe yiyor
Kafa büyüklüğünde taşlarla
Doğru söyle hemşerimiyiz
Aynı kentin hamurundan değilsek
Nasıl kalkıyor haykırşımızdan aynı kuşaklar
Bir gürühsa yüzüstü kapaklanıyor
Bir gürbüz vakit suç ve günah dolu
Kaçak
Deli dolu
Kıstırıyoruz onu bir tenhada
Bir sen anlıyorsun bunu bir ben
Zaten ortada bir sen varsın bir ben
Elmacık kemiklerini arıyorum buluyorum
Çıkık
Yüzlerini
Pembe ve gergin
Ellerini
Gizli ve sıcak
Göğüslerini
Çöldeki sıcak
Doğru söyle çabuk söyle hemşerimiyiz
Boşuna mı bu kadar telaşlanışım
Yoluna baş kuydu şahsım
Mırıldandığım dava yonttuğum heykel
Vurduğum gülbank
Bir hasret bu yağma bu soylu kıyım
Hatâ ile eğer zenb etse insân
Efendim lutf ile ihsân senindir
Kulun işi sehv ü gaflet ü nisyân
Efendim sultânım ihsân senindir
Ente'r-Rahîm ente tağfîru'z-zünûb
Ente'l-Kerîm ente testüru'l-‘uyûb
Ente'l-Kâdir ente tuslihu'l-kulûb
Efendim sultânım ihsân senindir
Hudâyâ kıl bize fazlınla rahmet
Bulavuz tâ ki cennet içre cennet
Hüdâyî kuluna eyle inâyet
Efendim sultânım ihsân senindir
Efendim lutf ile ihsân senindir
Kulun işi sehv ü gaflet ü nisyân
Efendim sultânım ihsân senindir
Ente'r-Rahîm ente tağfîru'z-zünûb
Ente'l-Kerîm ente testüru'l-‘uyûb
Ente'l-Kâdir ente tuslihu'l-kulûb
Efendim sultânım ihsân senindir
Hudâyâ kıl bize fazlınla rahmet
Bulavuz tâ ki cennet içre cennet
Hüdâyî kuluna eyle inâyet
Efendim sultânım ihsân senindir
Renk renk hâtıralarım oda oda silindi;
Anne kokan bir Türkçem vardı, o da silindi.
Anne kokan bir Türkçem vardı, o da silindi.
Hattım hisabın bil dedin gavgalara saldın beni
Zülfüm hayalin kıl dedin sevdalara saldın beni
Geh ebr veş giryan edip geh bad veş püyan edip
Mecnun-ı sergerdan edip sahralara saldın beni
Vaslım dilersin çün dedin lutf edeyin olsun dedin
Yarın dedin birgün dedin ferdalara saldın beni
Yusuf gibi izzette sen Yakub veş mihnette ben
Dil sakin-i beytül hazen tenhalara saldın beni
Baki sıfat verdin elem ettin gözüm yaşını yem
Kıldın garik-i bahr-ı gam deryalara saldın beni
Zülfüm hayalin kıl dedin sevdalara saldın beni
Geh ebr veş giryan edip geh bad veş püyan edip
Mecnun-ı sergerdan edip sahralara saldın beni
Vaslım dilersin çün dedin lutf edeyin olsun dedin
Yarın dedin birgün dedin ferdalara saldın beni
Yusuf gibi izzette sen Yakub veş mihnette ben
Dil sakin-i beytül hazen tenhalara saldın beni
Baki sıfat verdin elem ettin gözüm yaşını yem
Kıldın garik-i bahr-ı gam deryalara saldın beni
Bu akşam bir sızı duyup etimde
Kadın, kadın diye içimi oydum
Ruhuma bir serin yer istedim de
Alnımı mermerin üstüne koydum
Birden karanlıklar sökülüverdi
Odama bir hayal dökülüverdi
Karşımda kıvrıldı,bükülüverdi
Onu gözlerimle çırılçıplak soydum
Artık ben ne günah olsa işlerim
Yumuşak yastığa geçti dişlerim
Bir an kadar sürdü can verişlerim
Ey kadın bu akşam sana da doydum
Kadın, kadın diye içimi oydum
Ruhuma bir serin yer istedim de
Alnımı mermerin üstüne koydum
Birden karanlıklar sökülüverdi
Odama bir hayal dökülüverdi
Karşımda kıvrıldı,bükülüverdi
Onu gözlerimle çırılçıplak soydum
Artık ben ne günah olsa işlerim
Yumuşak yastığa geçti dişlerim
Bir an kadar sürdü can verişlerim
Ey kadın bu akşam sana da doydum
Elindeyse zamana geçme dur diye dayat!
Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat...
1978
Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat...
1978
Hayat, mayat diyorlar
Benim gözüm mayat'ta.
Hayatin eksiği var:
Hayat eksik hayatta.
Takınsam, kanat, manat;
Kuş, muş olsam seğirtsem.
Bomboş vatana inat,
Matan'a doğru gitsem...
Benim gözüm mayat'ta.
Hayatin eksiği var:
Hayat eksik hayatta.
Takınsam, kanat, manat;
Kuş, muş olsam seğirtsem.
Bomboş vatana inat,
Matan'a doğru gitsem...
Hayr ü şer bunda her ne kim ede kul
Âhiretde cezâsını bula ol
Kâfir ü müslim eğerçi cümle kul
Lîk îmân ehlinindir Hakk'a yol
Âhiretde cezâsını bula ol
Kâfir ü müslim eğerçi cümle kul
Lîk îmân ehlinindir Hakk'a yol
Kuyruğu etrafında dönen kedi hayrette;
Âlim ki, hayreti yok, ne boş yere gayrette!
Âlim ki, hayreti yok, ne boş yere gayrette!
Hâzin-i esrâr-ı lâhût ol ki sultânlık budur
Kenz-i lâ-yefnâya mâlik ol beğim hânlık budur
Tavk-ı tâ'at bağlayıp ifrît-i nefsin boynuna
Âsaf-ı akla ri'âyet kıl Süleymânlık budur
Âdem-i kalb olduğuna mazhar-ı envâr-ı Hak
Secde-i şükr eylemezsen ayn-ı şeytânlık budur
Sidre-i irfân-ı Hakk'ın müntehâsın bulmağa
Âlem-i vahdetde cevlân et ki insânlık budur
Kâbe kavseyn'in Hüdâyî fehm edip cem'iyyetin
Vâsıl ol sırr-ı ev ednâ'ya müselmânlık budur
Kenz-i lâ-yefnâya mâlik ol beğim hânlık budur
Tavk-ı tâ'at bağlayıp ifrît-i nefsin boynuna
Âsaf-ı akla ri'âyet kıl Süleymânlık budur
Âdem-i kalb olduğuna mazhar-ı envâr-ı Hak
Secde-i şükr eylemezsen ayn-ı şeytânlık budur
Sidre-i irfân-ı Hakk'ın müntehâsın bulmağa
Âlem-i vahdetde cevlân et ki insânlık budur
Kâbe kavseyn'in Hüdâyî fehm edip cem'iyyetin
Vâsıl ol sırr-ı ev ednâ'ya müselmânlık budur
Kim ölüyor hayvanların
Kızışarak daraldığı zamanda
Bir pazu marazında yıkılmadı o kollar
Güç istifi kanın
Saklanmış kadınlıkların
Ve kız kaleleri
Ehli hicablarca saklı
Muhasaralanmış önlerine perdeler akmış
Atmacalar
Gezgin kuşlar
Yeni çığlıklar yepyeni
Hücum sesleri
Hangisi
Daha önde belirsiz buyruk mu ermi
Dayanamayıp çöken duvarlardan
Gerilip yırtılan kaslardan en çok çocuk
davetleri
O av etleri rahleler sandukalar
Karanlıkla katılaşan nöbetci baskıncı silüetleri
Ve açın güller bir sabah daha açın
Bakın Tanrı konuğu insanlar bütün türleriyle
Şu bizim yeryüzünde
Toprakta gel! gel! nöbetleri
Kızışarak daraldığı zamanda
Bir pazu marazında yıkılmadı o kollar
Güç istifi kanın
Saklanmış kadınlıkların
Ve kız kaleleri
Ehli hicablarca saklı
Muhasaralanmış önlerine perdeler akmış
Atmacalar
Gezgin kuşlar
Yeni çığlıklar yepyeni
Hücum sesleri
Hangisi
Daha önde belirsiz buyruk mu ermi
Dayanamayıp çöken duvarlardan
Gerilip yırtılan kaslardan en çok çocuk
davetleri
O av etleri rahleler sandukalar
Karanlıkla katılaşan nöbetci baskıncı silüetleri
Ve açın güller bir sabah daha açın
Bakın Tanrı konuğu insanlar bütün türleriyle
Şu bizim yeryüzünde
Toprakta gel! gel! nöbetleri
vurma kazmayı
ferhâaad
he'nin iki gözü iki çesme
âaahhh
dağın içinde ne var ki
güm güm öter
ya senin içinde ne var
ferhâaad
ejderha bakışlı he'nin
iki gözü iki çeşme
ve ayaklar altında yamyassı
kasrında şirin de böyle ağlıyor
ferhâaad
ferhâaad
he'nin iki gözü iki çesme
âaahhh
dağın içinde ne var ki
güm güm öter
ya senin içinde ne var
ferhâaad
ejderha bakışlı he'nin
iki gözü iki çeşme
ve ayaklar altında yamyassı
kasrında şirin de böyle ağlıyor
ferhâaad
Helal kıldı ma'şuka aşık kendi kanını
Ma'şuk nakşından okur aşk eri Kur'anını
Yardan ayrı olunca asılıp ölmek yeğdir
Aşık kendi bırakır boynuna urganını
Gitmez aşık gözünden hergiz ma'şuk hayali
Nitekim zilha verir Yusuf'un nişanını
Dirlik budur aşıka ma'şuk yolunda öle
Sorarlar ise aydam aşıkın burhanını
Belkıys ile Süleyman aşka düştü bir zaman
İsteyip bulmadılar bu derdin dermanını
Gökteki Harut Marut aşk için indi yere
Zühre yüzün görecek unuttu Rahman'ını
Güzaf görmen siz aşkı kime oğradı ise
Sultanı iltir baştan yitirir hanmanını
Ferhat bu aşk yolunda başın külünge tuttu
Hüsrev Şirin derdinden dosta verdi canını
Leyli'yle Mecnun işi acebdür ( ür ) bu halka
Abdürrezzak terk etti aşk için imanını
Zemane vefaları cefa gelir yunüs'a
Bir doğru yer bulucak fidi kılar canını
Ma'şuk nakşından okur aşk eri Kur'anını
Yardan ayrı olunca asılıp ölmek yeğdir
Aşık kendi bırakır boynuna urganını
Gitmez aşık gözünden hergiz ma'şuk hayali
Nitekim zilha verir Yusuf'un nişanını
Dirlik budur aşıka ma'şuk yolunda öle
Sorarlar ise aydam aşıkın burhanını
Belkıys ile Süleyman aşka düştü bir zaman
İsteyip bulmadılar bu derdin dermanını
Gökteki Harut Marut aşk için indi yere
Zühre yüzün görecek unuttu Rahman'ını
Güzaf görmen siz aşkı kime oğradı ise
Sultanı iltir baştan yitirir hanmanını
Ferhat bu aşk yolunda başın külünge tuttu
Hüsrev Şirin derdinden dosta verdi canını
Leyli'yle Mecnun işi acebdür ( ür ) bu halka
Abdürrezzak terk etti aşk için imanını
Zemane vefaları cefa gelir yunüs'a
Bir doğru yer bulucak fidi kılar canını
Hep fesad işlerime
Estağfirullah tevbe
Yaman teşvişlerime
Estağfirullah tevbe
Gözümün baktığına
Gönlümün aktığına
Kulağım çaktığına
Estağfirullah tevbe
Dilimin gıybetine
Nefsimin lezzetine
Hep azam lezzetine
Estağfirullah tevbe
Bildim suçumu bildim
Döndüm Çalabım tuttum
Geldim kapına geldim
Estağfirullah tevbe
Benden suçumu sorma
Ayıbım yüzüme urma
Mahrum beni döndürme
Estağfirullah tevbe
Settarül'uyub sensin
Gaffar üz zünub sensin
Fettah ül kulub sensin
Estağfirullah tevbe
Gerçi kim günahım çok
Rahmetin dahi artuk
Asine kapun açık
Estağfirullah tevbe
Nefs bendine tutuldum
Şeytana esir oldum
Her hata kim ben kıldım
Estağfirullah tevbe
Eşrefoğlu Rumi'nin
Şol çok günahlarının
Kefaretidir anın
Estağfirullah tevbe
Tevbeyi tacil edin
Gelin cennete gidin
Ey müminler siz edin
Estağfirullah tevbe
Arzu yılanlarının
Canları soktuğunun
Tiryaki ol ağunun
Estağfirullah tevbe
Estağfirullah tevbe
Yaman teşvişlerime
Estağfirullah tevbe
Gözümün baktığına
Gönlümün aktığına
Kulağım çaktığına
Estağfirullah tevbe
Dilimin gıybetine
Nefsimin lezzetine
Hep azam lezzetine
Estağfirullah tevbe
Bildim suçumu bildim
Döndüm Çalabım tuttum
Geldim kapına geldim
Estağfirullah tevbe
Benden suçumu sorma
Ayıbım yüzüme urma
Mahrum beni döndürme
Estağfirullah tevbe
Settarül'uyub sensin
Gaffar üz zünub sensin
Fettah ül kulub sensin
Estağfirullah tevbe
Gerçi kim günahım çok
Rahmetin dahi artuk
Asine kapun açık
Estağfirullah tevbe
Nefs bendine tutuldum
Şeytana esir oldum
Her hata kim ben kıldım
Estağfirullah tevbe
Eşrefoğlu Rumi'nin
Şol çok günahlarının
Kefaretidir anın
Estağfirullah tevbe
Tevbeyi tacil edin
Gelin cennete gidin
Ey müminler siz edin
Estağfirullah tevbe
Arzu yılanlarının
Canları soktuğunun
Tiryaki ol ağunun
Estağfirullah tevbe
Her kim bu yolda hâk ola
Aşk ile sîne-çâk ola
Erip sarây-ı vahdete
Kalbi sivâdan pâk ola
Aşk ile sîne-çâk ola
Erip sarây-ı vahdete
Kalbi sivâdan pâk ola
Her kim der ise daim
La ilahe illallah
Gönlünde dura kaim
La ilahe illallah
Endişesi Hak ola
Gönlü nur ile dola
Mahşeredek dey'gele
La ilahe illallah
Şu dem ki göçe canı
La havfı ola şanı
Çürütmeye hiç teni
La ilahe illallah
Aldatamaya şeytan
Munisi ola Rahman
Hem kurterıser iman
La ilahe illallah
Ol gün ki kare yüzler
Hem söylemeye sözler
Hoş hüccet olup söyler
La ilahe illallah
Var Eşrefoğlu Rumi
Terk etme bu kelamı
Değil aleddevamı
La ilahe illallah
Cehd eyle masivayı
Tarih edergör gönülden
Tevhide can u dilden
La ilahe illallah
La ilahe illallah
Gönlünde dura kaim
La ilahe illallah
Endişesi Hak ola
Gönlü nur ile dola
Mahşeredek dey'gele
La ilahe illallah
Şu dem ki göçe canı
La havfı ola şanı
Çürütmeye hiç teni
La ilahe illallah
Aldatamaya şeytan
Munisi ola Rahman
Hem kurterıser iman
La ilahe illallah
Ol gün ki kare yüzler
Hem söylemeye sözler
Hoş hüccet olup söyler
La ilahe illallah
Var Eşrefoğlu Rumi
Terk etme bu kelamı
Değil aleddevamı
La ilahe illallah
Cehd eyle masivayı
Tarih edergör gönülden
Tevhide can u dilden
La ilahe illallah
Her kim diyorsa daim,
La ilahe illallah...
Gönlünde dura kaim,
La ilahe illallah...
Endişesi Hak ola,
Gönlü hep nurla dola,
Azık olmalı yola,
La ilahe illallah...
Yabanda koymaz seni,
Ateşe kıymaz seni,
Çürütmez asla teni,
La ilahe illallah...
Unutma hiç Rahmanı!
Kov bununla şeytanı!
Gel tazele imanı!
La ilahe illallah...
Kararır o gün yüzler,
Hem söylemeye sözler,
Hoş hüccet olup söyler,
La ilahe illallah...
Bırakma asla elden!
Düşürme sakın dilden!
Söyle canıgönülden!
La ilahe illallah...
Gel Eşrefoğlu Rumi,
Yay herkese selamı!
Terk etme bu kelamı!
La ilahe illallah...
La ilahe illallah...
Gönlünde dura kaim,
La ilahe illallah...
Endişesi Hak ola,
Gönlü hep nurla dola,
Azık olmalı yola,
La ilahe illallah...
Yabanda koymaz seni,
Ateşe kıymaz seni,
Çürütmez asla teni,
La ilahe illallah...
Unutma hiç Rahmanı!
Kov bununla şeytanı!
Gel tazele imanı!
La ilahe illallah...
Kararır o gün yüzler,
Hem söylemeye sözler,
Hoş hüccet olup söyler,
La ilahe illallah...
Bırakma asla elden!
Düşürme sakın dilden!
Söyle canıgönülden!
La ilahe illallah...
Gel Eşrefoğlu Rumi,
Yay herkese selamı!
Terk etme bu kelamı!
La ilahe illallah...
Her kime kim şule bıraktı bu aşk
Aleme düpdüz anı çaktı aşk
Atlası çıkardı giydirdi palas
Tahtlarından şahları yıktı bu aşk
İki alemde gönül bağlamadı
Her kimin kim gönlüne aktı bu aşk
Yazılarda Mecnun'u hayran kodu
Leyli'ye çün bir nazar kıldı bu aşk
Hem de oldu bir nefes Mansur ile
Boynuna urganını taktı bu aşk
Harut'u Marut'u indirdi yere
Zühreyi aldı göğe çıktı bu aşk
Nicelere bağladı zünnarını
Zühd harmanını oda yaktı bu aşk
Eşrefoğlu Rumi aşka pek yapış
Çün sana da geldi yolaktı bu aşk
Aleme düpdüz anı çaktı aşk
Atlası çıkardı giydirdi palas
Tahtlarından şahları yıktı bu aşk
İki alemde gönül bağlamadı
Her kimin kim gönlüne aktı bu aşk
Yazılarda Mecnun'u hayran kodu
Leyli'ye çün bir nazar kıldı bu aşk
Hem de oldu bir nefes Mansur ile
Boynuna urganını taktı bu aşk
Harut'u Marut'u indirdi yere
Zühreyi aldı göğe çıktı bu aşk
Nicelere bağladı zünnarını
Zühd harmanını oda yaktı bu aşk
Eşrefoğlu Rumi aşka pek yapış
Çün sana da geldi yolaktı bu aşk
1
Onlardı uzak yerler seçtiler
ve sayesiz ilahları
Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar
ve taşlaşan boğulu kalan nağra
bir sarnıç kemeri eğrisinde
dünden bugüne seyirten
telaşşız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar
hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar
ipe saldıran yığınlar çün osmanlı kanları
melekmeşen at yangınları
ülkeyi kol gezen projektör bakışlar
hayvanlar bile altında rahat uyuyan
ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri
ağırlaşan bir çiçekte
sultan sıcaklığına çarpıp
ummana sıçrayan çekirgeler
aşk donanmış bir havada
şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin
el çırpan iskele ve sancakları
-Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber
tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz
gerek kanatılan gelinler
davulun orta yerinden bir baş soğan
katlayıp ince ağızlarında çingen
içlerin boşalan surlarına zurna
Toplanan şimdilik sürgüne eklenen
değerli çocuklar
arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri
ucuna takılan yaşmak çeşitleri
mavi çok renkli tülbentler
iri gözyaşı boncukları
içine kainatlar sıkışan
caminin yürek konmamış kayalıklarında
durmadan her lahza yeniden arınan
henüz bir böceklik yer açılan
elleri aynı kumaytan
içlerinde bir haremi tavşan
açık duran kapılarının arkasında
çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli
bu bir an yüzümü hayvanlara dikip
çamurlu
-Ey babilin yorumaz artıkları
dışımda açıkça bir tazı koşuyor
ölümlerde yorulup
bir güle kapanan
gelincikte bekleşen
2
sonunda ak tavşan ölüme benzeyince
koşup bir ölümün önüne titremeler içinde
diz çöken adamlar beynime atıldılar
ağırlıkları safra taşları yanlarında
bellerine kancalı tırpanları
saçaktan akan buz parçaları
ona birazda ben katılacaktım
çünkü herhangibir hazırlık yapmışlardı
taş duvarın dibindeydik ölümünden
ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle
alnımı bana bıraksınlar
hiç yalnızlık korkutmayan alnımı
karnımdaki boşluklara
saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma
ama onların vakti yoktu onlar için
ve onlar için çocuk duvara kadar
gidip gelecekti salıncak ceviz dalında
ve komşunun ölüm çocukları
güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri
Öldürmeye alışmaları karar kılışları
Toprağı karıştırıp şaşkınlıkla içlerine giriyorum onların
Ansızın bir kravat bazen bir kaç sene deniz
renkli horozlar ve karanlık doğan yarasa
sık sık anne tekrarı
ve kalbinde allah yazan çocuk
kızlar hızlanan gelinler
erkeklerde insen uğultuları
çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan
ve dönülen bayrak
Beni buruyorlar renklerin gidip gelişleriyle
içinde kanlı zincirler elden ele
yıldız süzerken kadınların karınlarında doğururken
dilleri terleri damaklarıyla ısırdıkları pamuklar
ağızdan ağıza
ve meydanlara
cılk çıkan yığılan çocuklar
bağıran balık
suyu zorlayan midye
üzerimizden akan gemi karınları
- Çocuk kanlarla sarsıldı
öğrenciliğim korkunç öğretmenlerim
sızı olduğum kızlar
onların şehvetime dokunup kalışları
anı
akıllı bir öğrencinin alayındayım
kanımı ve kamalarını arıyorlar
aceleyle elleriyle cepleriyle
bedenime kanımı yapışık olarak
ya da kumaşa emdirerek
akıtacak olan
ve bedenimi arayan korkumu
açıklıyorlar önüme
(korkumu ölümümle ağzıma kilitlemişim)
İnsanlar salıncak altlarında solur
-Güneş hep aynı artist çocuktu
Nilüfer ipi çok ince parmaklarıyla
dağlara göklere en yakın elmacık kemikleriyle tutmuş
yüzüme gülerek severek
3
Şimdi yağmur birikiyor kubbelerin içine
ak yürek baraj büyüyor
yarış su pirinç ve içinde canlı çevrilen insanın
çiçekle döşenen başı
Balıkçı tezgahları
Kayıkçı tezgahları
Ekmek tezgahları
yağmur alınlara doğruldu
secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen
ateşli hastalar gibi
Onlardı uzak yerler seçtiler
ve sayesiz ilahları
Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar
ve taşlaşan boğulu kalan nağra
bir sarnıç kemeri eğrisinde
dünden bugüne seyirten
telaşşız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar
hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar
ipe saldıran yığınlar çün osmanlı kanları
melekmeşen at yangınları
ülkeyi kol gezen projektör bakışlar
hayvanlar bile altında rahat uyuyan
ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri
ağırlaşan bir çiçekte
sultan sıcaklığına çarpıp
ummana sıçrayan çekirgeler
aşk donanmış bir havada
şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin
el çırpan iskele ve sancakları
-Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber
tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz
gerek kanatılan gelinler
davulun orta yerinden bir baş soğan
katlayıp ince ağızlarında çingen
içlerin boşalan surlarına zurna
Toplanan şimdilik sürgüne eklenen
değerli çocuklar
arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri
ucuna takılan yaşmak çeşitleri
mavi çok renkli tülbentler
iri gözyaşı boncukları
içine kainatlar sıkışan
caminin yürek konmamış kayalıklarında
durmadan her lahza yeniden arınan
henüz bir böceklik yer açılan
elleri aynı kumaytan
içlerinde bir haremi tavşan
açık duran kapılarının arkasında
çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli
bu bir an yüzümü hayvanlara dikip
çamurlu
-Ey babilin yorumaz artıkları
dışımda açıkça bir tazı koşuyor
ölümlerde yorulup
bir güle kapanan
gelincikte bekleşen
2
sonunda ak tavşan ölüme benzeyince
koşup bir ölümün önüne titremeler içinde
diz çöken adamlar beynime atıldılar
ağırlıkları safra taşları yanlarında
bellerine kancalı tırpanları
saçaktan akan buz parçaları
ona birazda ben katılacaktım
çünkü herhangibir hazırlık yapmışlardı
taş duvarın dibindeydik ölümünden
ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle
alnımı bana bıraksınlar
hiç yalnızlık korkutmayan alnımı
karnımdaki boşluklara
saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma
ama onların vakti yoktu onlar için
ve onlar için çocuk duvara kadar
gidip gelecekti salıncak ceviz dalında
ve komşunun ölüm çocukları
güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri
Öldürmeye alışmaları karar kılışları
Toprağı karıştırıp şaşkınlıkla içlerine giriyorum onların
Ansızın bir kravat bazen bir kaç sene deniz
renkli horozlar ve karanlık doğan yarasa
sık sık anne tekrarı
ve kalbinde allah yazan çocuk
kızlar hızlanan gelinler
erkeklerde insen uğultuları
çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan
ve dönülen bayrak
Beni buruyorlar renklerin gidip gelişleriyle
içinde kanlı zincirler elden ele
yıldız süzerken kadınların karınlarında doğururken
dilleri terleri damaklarıyla ısırdıkları pamuklar
ağızdan ağıza
ve meydanlara
cılk çıkan yığılan çocuklar
bağıran balık
suyu zorlayan midye
üzerimizden akan gemi karınları
- Çocuk kanlarla sarsıldı
öğrenciliğim korkunç öğretmenlerim
sızı olduğum kızlar
onların şehvetime dokunup kalışları
anı
akıllı bir öğrencinin alayındayım
kanımı ve kamalarını arıyorlar
aceleyle elleriyle cepleriyle
bedenime kanımı yapışık olarak
ya da kumaşa emdirerek
akıtacak olan
ve bedenimi arayan korkumu
açıklıyorlar önüme
(korkumu ölümümle ağzıma kilitlemişim)
İnsanlar salıncak altlarında solur
-Güneş hep aynı artist çocuktu
Nilüfer ipi çok ince parmaklarıyla
dağlara göklere en yakın elmacık kemikleriyle tutmuş
yüzüme gülerek severek
3
Şimdi yağmur birikiyor kubbelerin içine
ak yürek baraj büyüyor
yarış su pirinç ve içinde canlı çevrilen insanın
çiçekle döşenen başı
Balıkçı tezgahları
Kayıkçı tezgahları
Ekmek tezgahları
yağmur alınlara doğruldu
secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen
ateşli hastalar gibi
Hevâ-yı nefse mağlûb olmasınlar
Uyar kullarını uyar ilâhî
Kalup gafletde mahcûb olmasınlar
Uyar kullarını uyar ilâhî
Tecellî eylemezse nûr-ı vahdet
Seni koyup ederler gayra rağbet
Mu'attal etdi halkı nevm-i gaflet
Uyar kullarını uyar ilâhî
Sivâ hubbu kulûb-ı nâsı aldı
Sanasın her biri ummâna daldı
Cenâbından hemân ihsâna kaldı
Uyar kullarını uyar ilâhî
Uyar kullarını uyar ilâhî
Kalup gafletde mahcûb olmasınlar
Uyar kullarını uyar ilâhî
Tecellî eylemezse nûr-ı vahdet
Seni koyup ederler gayra rağbet
Mu'attal etdi halkı nevm-i gaflet
Uyar kullarını uyar ilâhî
Sivâ hubbu kulûb-ı nâsı aldı
Sanasın her biri ummâna daldı
Cenâbından hemân ihsâna kaldı
Uyar kullarını uyar ilâhî
Neye baksam aynı şey,neyi görsem aynı şey,
Olan sensin hey gidi hakikat sultanı hey.
Olan sensin hey gidi hakikat sultanı hey.
Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış
Bu eski heykelin yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri
İçi karanlıkla dolu gözleri.
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı dudaklarında.
Yanan bir kağıtta nasıl bir satır
Kaybolursa, akşam onu karaltır.
Artık o silinen bir hatıradır
Bir ıssız bahçenin uzaklarında.
Bu eski heykelin yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri
İçi karanlıkla dolu gözleri.
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı dudaklarında.
Yanan bir kağıtta nasıl bir satır
Kaybolursa, akşam onu karaltır.
Artık o silinen bir hatıradır
Bir ıssız bahçenin uzaklarında.
Âlemin küfre göre, hem başı, hem sonu "hiç"
"İki hiç" arasında varlık olur mu hiç?
"İki hiç" arasında varlık olur mu hiç?
Sayılarda çoğalmak, niçin, ne olmak için?
Bir tek hiçtir çarpışı, kırk milyona bir hiçin...
Bir tek hiçtir çarpışı, kırk milyona bir hiçin...
Hiçbir kişi bilmez bizi,
Biz ne işin içindeyiz.
Ne hırsımız baydır bizim,
Ne nefsimiz içindeyiz.
Bir kimsenin devletine,
Tanediben biz gülmeyiz.
Ne münkiriz âlemlere,
Ne Tersanın haçındayız.
Biz bunun neliğin bildik,
Dünyanın nesine kaldık.
Arzumuz nefs için değil,
Dünya teferrücündeyiz.
Yunus aydır her sultanım,
Özge şahım vardır benim,
Ko dünya altın gümüşün,
Ne bakur u tuncundayız.
Biz ne işin içindeyiz.
Ne hırsımız baydır bizim,
Ne nefsimiz içindeyiz.
Bir kimsenin devletine,
Tanediben biz gülmeyiz.
Ne münkiriz âlemlere,
Ne Tersanın haçındayız.
Biz bunun neliğin bildik,
Dünyanın nesine kaldık.
Arzumuz nefs için değil,
Dünya teferrücündeyiz.
Yunus aydır her sultanım,
Özge şahım vardır benim,
Ko dünya altın gümüşün,
Ne bakur u tuncundayız.
Baktığımız her ufkun öte yanına hasret;
Bir ömür ürüyoruz, nereye varsak hicret...
Bir ömür ürüyoruz, nereye varsak hicret...
Elveda Vatanım; doğduğum toprak
Bedenimin eczası;
Akan suyu biten meyvası
Damarlarımda kan olan!
Acizlendiğimde gözyaşları dökerek
Üstünde umutlar yeşerttiğim;
Sokaklarını, bahçelerini, çeşmelerini
Ezbere bildiğim.
Anılarımın tarlası;
Kimliğimin mayası;
Çocuklarımı büyüttüğüm;
Kadınımla paylaştığım;
Anamı babamı emanet ettiğim toprak,
Elveda!
Bedenimin eczası;
Akan suyu biten meyvası
Damarlarımda kan olan!
Acizlendiğimde gözyaşları dökerek
Üstünde umutlar yeşerttiğim;
Sokaklarını, bahçelerini, çeşmelerini
Ezbere bildiğim.
Anılarımın tarlası;
Kimliğimin mayası;
Çocuklarımı büyüttüğüm;
Kadınımla paylaştığım;
Anamı babamı emanet ettiğim toprak,
Elveda!
Hidmet eyle pîrine sıdk ile sen
Hak yolunda bezl ede gör cân ü ten
Her ne kim emr ede et anı kabûl
Kapusında ola gör cân ile kul
Hak yolunda bezl ede gör cân ü ten
Her ne kim emr ede et anı kabûl
Kapusında ola gör cân ile kul
pencereden giren mehtap
bu evde hırsız var
mehtapta
pencerede oturmuş
beni görüyorum
kapıyı çalsam
içerden ben çıkacağım
içerden çıkacak beni
ne kadar görmek istiyorum
penceredeki beni uyandırmalıyım
içerde hırsız var
içerdeki hırsızın
ben olacağımdan korkuyorum
bu evde hırsız var
mehtapta
pencerede oturmuş
beni görüyorum
kapıyı çalsam
içerden ben çıkacağım
içerden çıkacak beni
ne kadar görmek istiyorum
penceredeki beni uyandırmalıyım
içerde hırsız var
içerdeki hırsızın
ben olacağımdan korkuyorum
40.
Konuşacak Mehdi
Geldi derleniş günü
Derleniş toparlanış vakti
Artık her gün her gece
Bir kadir günü ve gecesi
Kuran iniyor dağlardan tepelerden
Yağmue onun yedeğinde
Horazlar en keskin sesleriyle ötmede
Koyunlar ışıldıyor yünlerinde
Yeni ve keskin bir bilgelik keçilerde
Doğudan batıya bir şimşek atlardan
Heyamolalarla inip çıkan
Bir eleğimsağma develerden
Kadınlar örtünürler Meryem örtülerini
Bacalar yeniden tüter
Odunların en sertınin yanışından
Bırakarak gökyüzünde bir ocak sisi
Dağlarda bir başka çoşkunluk çağlıyor
Menekşede çiğde kekikte ses var
Bir vahiy uğultusu arılarda
Karıncalarda hikmet suskunluğu
Barışı ve çalışkanlığı sağduyunun
Derleniş toparlanış diriliş saati
Geldi
Yükseldi bir ağartı müslüman ufuklardan
Müslüman mevsim ve iklimlerden
Kelimeler sıçradı yıllarca beklemişlerdi taşlarda
Bir başkalaşım oldu yazılarda
Seslerin durduğu yerde
Gizlice süren bir ayet sonu yumuşaklığı
Duruşlar bir süreden inmişcesine ağırbaşlı
Davranışlar ölçülü tartılı
Büyük dönüş başlamadan önce
Kendini bırak evrenin koştuğu o Bütüne
Bir kanat çırpmasıyla karıştığı Varlığa
Düzeltip dünyayı yeniden
Toplumu dirilten insanı erdiren
Şeytanı bir duvar ucunda sıkıştıran
Dam saçaklarında koğalayıp
Eski sınırına iten
Kentlere mutluluğu
Bir ikindi anıtı gibi getiren
Her eve mermer dağıtan
Şelale paylaştıran
Kan kanalı uzatan
Engebeli bir gebelikte
Yatağından korkan kadınlara
Süt verin süt verin çocuklara
Alarak nar incir gibi yemişlerden
Şit evi sığnağı zeytinlerden
Meryemin dayanağı hurmadan
Tükenin var olan varlığıyla Varlığın
Ki göreceksiniz kesin kesin
Yüzünüzü nereye çevirirseniz çevirin
O'dur var olan var eden
Biçim veren değiştiren
Dağıtan toplayan
Hiç olmamışa çeviren
Bir çırpıda gelip
Geçmişe döndüren zamanı
Sesi seslendiren yeri yerlendiren
Sonra açıp yeli yürüyen bir kabir gibi
İçine yeri yerleştiren gömen
Bir kan pıhtısından meniden
Bir insan türeten
Sonra onu büyüten
Sözüne kulak yapan ağız yapan
İşine onda bir yetenek özü mayalandıran
İnanış veren sabır veren
Kur'an'a da şeytana da
Eş yapan yoldaş yapan sırasında
Bir örtü gibi birden açan dünyayı
Sonra birden toplayan ortalığı
En büyük kolleksiyon sahibi
Kafataslarından kemiklerden
Güneşten aydan yıldızlardan
Cennet ve cehennemlerin
Kaybolduğu doğduğu girdabından
Her çağ bir başka ses
Duyulan mızrabından
Doğmamış ve ölmeyen
Gelmemiş ve gitmeyen
Artık her gün her gece
Bir kadir günü ve gecesi
Kur'an iniyor dağlardan tepelerden
Yağmur onun yedeğinde
Horazlar en keskin sesleriyle ötmede
Koyunlar ışıldıyor yünlerinde
Yeni ve keskin bir bilgelik keçilerde
Doğudan batıya bir şimşek atlardan
Heyamolalarla inip çıkan
Bir eleğimsağma develerden
Kadınlar örtünürler Meryem örtülerini
Bacalar yeniden tüter
Odunların en sertınin yanışından
Bırakarak gökyüzünde bir ocak sisi
Dağlarda bir başka çoşkunluk çağlıyor
Menekşede çiğde kekikte ses var
Bir vahiy uğultusu arılarda
Karıncalarda hikmet suskunluğu
Barışı ve çalışkanlığı sağduyunun
Derleniş toparlanış diriliş saati
Geldi
Yükseldi bir ağartı müslüman ufuklardan
Müslüman mevsim ve iklimlerden
Kelimeler sıçradı yıllarca beklemişlerdi taşlarda
Bir başkalaşım oldu yazılarda
Seslerin durduğu yerde
Gizlice süren bir ayet sonu yumuşaklığı
Duruşlar bir süreden inmişcesine ağırbaşlı
Davranışlar ölçülü tartılı
Büyük dönüş başlamadan önce
Kendini bırak evrenin koştuğu o Bütüne
Bir kanat çırpmasıyla karıştığı Varlığa
Düzeltip dünyayı yeniden
Toplumu dirilten insanı erdiren
Şeytanı bir duvar ucunda sıkıştıran
Dam saçaklarında koğalayıp
Eski sınırına iten
Kentlere mutluluğu
Bir ikindi anıtı gibi getiren
Her eve mermer dağıtan
Şelale paylaştıran
Kan kanalı uzatan
Engebeli bir gebelikte
Yatağından korkan kadınlara
Süt verin süt verin çocuklara
Alarak nar incir gibi yemişlerden
Şit evi sığnağı zeytinlerden
Meryemin dayanağı hurmadan
Tükenin var olan varlığıyla Varlığın
Ki göreceksiniz kesin kesin
Yüzünüzü nereye çevirirseniz çevirin
O'dur var olan var eden
Biçim veren değiştiren
Dağıtan toplayan
Hiç olmamışa çeviren
Bir çırpıda gelip
Geçmişe döndüren zamanı
Sesi seslendiren yeri yerlendiren
Sonra açıp yeli yürüyen bir kabir gibi
İçine yeri yerleştiren gömen
Bir kan pıhtısından meniden
Bir insan türeten
Sonra onu büyüten
Sözüne kulak yapan ağız yapan
İşine onda bir yetenek özü mayalandıran
İnanış veren sabır veren
Kur'an'a da şeytana da
Eş yapan yoldaş yapan sırasında
Bir örtü gibi birden açan dünyayı
Sonra birden toplayan ortalığı
En büyük kolleksiyon sahibi
Kafataslarından kemiklerden
Güneşten aydan yıldızlardan
Cennet ve cehennemlerin
Kaybolduğu doğduğu girdabından
Her çağ bir başka ses
Duyulan mızrabından
Doğmamış ve ölmeyen
Gelmemiş ve gitmeyen
Konuşacak Mehdi
Geldi derleniş günü
Derleniş toparlanış vakti
Artık her gün her gece
Bir kadir günü ve gecesi
Kuran iniyor dağlardan tepelerden
Yağmue onun yedeğinde
Horazlar en keskin sesleriyle ötmede
Koyunlar ışıldıyor yünlerinde
Yeni ve keskin bir bilgelik keçilerde
Doğudan batıya bir şimşek atlardan
Heyamolalarla inip çıkan
Bir eleğimsağma develerden
Kadınlar örtünürler Meryem örtülerini
Bacalar yeniden tüter
Odunların en sertınin yanışından
Bırakarak gökyüzünde bir ocak sisi
Dağlarda bir başka çoşkunluk çağlıyor
Menekşede çiğde kekikte ses var
Bir vahiy uğultusu arılarda
Karıncalarda hikmet suskunluğu
Barışı ve çalışkanlığı sağduyunun
Derleniş toparlanış diriliş saati
Geldi
Yükseldi bir ağartı müslüman ufuklardan
Müslüman mevsim ve iklimlerden
Kelimeler sıçradı yıllarca beklemişlerdi taşlarda
Bir başkalaşım oldu yazılarda
Seslerin durduğu yerde
Gizlice süren bir ayet sonu yumuşaklığı
Duruşlar bir süreden inmişcesine ağırbaşlı
Davranışlar ölçülü tartılı
Büyük dönüş başlamadan önce
Kendini bırak evrenin koştuğu o Bütüne
Bir kanat çırpmasıyla karıştığı Varlığa
Düzeltip dünyayı yeniden
Toplumu dirilten insanı erdiren
Şeytanı bir duvar ucunda sıkıştıran
Dam saçaklarında koğalayıp
Eski sınırına iten
Kentlere mutluluğu
Bir ikindi anıtı gibi getiren
Her eve mermer dağıtan
Şelale paylaştıran
Kan kanalı uzatan
Engebeli bir gebelikte
Yatağından korkan kadınlara
Süt verin süt verin çocuklara
Alarak nar incir gibi yemişlerden
Şit evi sığnağı zeytinlerden
Meryemin dayanağı hurmadan
Tükenin var olan varlığıyla Varlığın
Ki göreceksiniz kesin kesin
Yüzünüzü nereye çevirirseniz çevirin
O'dur var olan var eden
Biçim veren değiştiren
Dağıtan toplayan
Hiç olmamışa çeviren
Bir çırpıda gelip
Geçmişe döndüren zamanı
Sesi seslendiren yeri yerlendiren
Sonra açıp yeli yürüyen bir kabir gibi
İçine yeri yerleştiren gömen
Bir kan pıhtısından meniden
Bir insan türeten
Sonra onu büyüten
Sözüne kulak yapan ağız yapan
İşine onda bir yetenek özü mayalandıran
İnanış veren sabır veren
Kur'an'a da şeytana da
Eş yapan yoldaş yapan sırasında
Bir örtü gibi birden açan dünyayı
Sonra birden toplayan ortalığı
En büyük kolleksiyon sahibi
Kafataslarından kemiklerden
Güneşten aydan yıldızlardan
Cennet ve cehennemlerin
Kaybolduğu doğduğu girdabından
Her çağ bir başka ses
Duyulan mızrabından
Doğmamış ve ölmeyen
Gelmemiş ve gitmeyen
Artık her gün her gece
Bir kadir günü ve gecesi
Kur'an iniyor dağlardan tepelerden
Yağmur onun yedeğinde
Horazlar en keskin sesleriyle ötmede
Koyunlar ışıldıyor yünlerinde
Yeni ve keskin bir bilgelik keçilerde
Doğudan batıya bir şimşek atlardan
Heyamolalarla inip çıkan
Bir eleğimsağma develerden
Kadınlar örtünürler Meryem örtülerini
Bacalar yeniden tüter
Odunların en sertınin yanışından
Bırakarak gökyüzünde bir ocak sisi
Dağlarda bir başka çoşkunluk çağlıyor
Menekşede çiğde kekikte ses var
Bir vahiy uğultusu arılarda
Karıncalarda hikmet suskunluğu
Barışı ve çalışkanlığı sağduyunun
Derleniş toparlanış diriliş saati
Geldi
Yükseldi bir ağartı müslüman ufuklardan
Müslüman mevsim ve iklimlerden
Kelimeler sıçradı yıllarca beklemişlerdi taşlarda
Bir başkalaşım oldu yazılarda
Seslerin durduğu yerde
Gizlice süren bir ayet sonu yumuşaklığı
Duruşlar bir süreden inmişcesine ağırbaşlı
Davranışlar ölçülü tartılı
Büyük dönüş başlamadan önce
Kendini bırak evrenin koştuğu o Bütüne
Bir kanat çırpmasıyla karıştığı Varlığa
Düzeltip dünyayı yeniden
Toplumu dirilten insanı erdiren
Şeytanı bir duvar ucunda sıkıştıran
Dam saçaklarında koğalayıp
Eski sınırına iten
Kentlere mutluluğu
Bir ikindi anıtı gibi getiren
Her eve mermer dağıtan
Şelale paylaştıran
Kan kanalı uzatan
Engebeli bir gebelikte
Yatağından korkan kadınlara
Süt verin süt verin çocuklara
Alarak nar incir gibi yemişlerden
Şit evi sığnağı zeytinlerden
Meryemin dayanağı hurmadan
Tükenin var olan varlığıyla Varlığın
Ki göreceksiniz kesin kesin
Yüzünüzü nereye çevirirseniz çevirin
O'dur var olan var eden
Biçim veren değiştiren
Dağıtan toplayan
Hiç olmamışa çeviren
Bir çırpıda gelip
Geçmişe döndüren zamanı
Sesi seslendiren yeri yerlendiren
Sonra açıp yeli yürüyen bir kabir gibi
İçine yeri yerleştiren gömen
Bir kan pıhtısından meniden
Bir insan türeten
Sonra onu büyüten
Sözüne kulak yapan ağız yapan
İşine onda bir yetenek özü mayalandıran
İnanış veren sabır veren
Kur'an'a da şeytana da
Eş yapan yoldaş yapan sırasında
Bir örtü gibi birden açan dünyayı
Sonra birden toplayan ortalığı
En büyük kolleksiyon sahibi
Kafataslarından kemiklerden
Güneşten aydan yıldızlardan
Cennet ve cehennemlerin
Kaybolduğu doğduğu girdabından
Her çağ bir başka ses
Duyulan mızrabından
Doğmamış ve ölmeyen
Gelmemiş ve gitmeyen
Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
nasıl sileceğimi öğretmediniz
Bir kentten daha geçtim
Buğdayları yakıyorlardı
Yedikleri pirinçti
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
Öpüp çıkıp gittim yelelerini
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
nasıl sileceğimi öğretmediniz
Bir kentten daha geçtim
Buğdayları yakıyorlardı
Yedikleri pirinçti
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
Öpüp çıkıp gittim yelelerini
Sabahtır
Alkışlar gecenin
Sıcak damları sükûn yapılarıyla
Aydınlatır bir ucundan
Kahvaltı sofrasında çay tasını
Düzgün uysal Işıklı bir de ağız
Gizlice götürür hücreyi bütüne
Ve akla her gelen telgraf telinde
Öpüşür iki güvercin
İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla
Bu geçen mızrak
Kalın kararlı
Atanın değer biçilmez atıyla
Kuşkusuz yolunda gerek
Mızrak geçer ışığı
Geçer geceyi dolduran karanlığı da
Alkışlar gecenin
Sıcak damları sükûn yapılarıyla
Aydınlatır bir ucundan
Kahvaltı sofrasında çay tasını
Düzgün uysal Işıklı bir de ağız
Gizlice götürür hücreyi bütüne
Ve akla her gelen telgraf telinde
Öpüşür iki güvercin
İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla
Bu geçen mızrak
Kalın kararlı
Atanın değer biçilmez atıyla
Kuşkusuz yolunda gerek
Mızrak geçer ışığı
Geçer geceyi dolduran karanlığı da
Marifetli hokkabaz, başını kaldır da bak!
Gökte bir oynayan var, yıldızlarla kaydırak...
Gökte bir oynayan var, yıldızlarla kaydırak...
Hoş geldi bana mey-kedenin âb ü havâsı
Billâh güzel yerde yapılmış yıkılası
Zibâ yaraşır hil’at-i nâz ol boyu serve
İki kolumu etsem ana bel dolaması
Dikkatler ile seyr ederiz yâri serâpâ
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı
Dünyâ değer ol mâh-likaa dilber-i garrâ
Yusuf’ta dahi yoktur anı hüsn ü behâsı
Meddâh olalı çeşm-i gazâlânına Bâki
Öğrendi gazel tarzını Rûm’un şuarâsı
Billâh güzel yerde yapılmış yıkılası
Zibâ yaraşır hil’at-i nâz ol boyu serve
İki kolumu etsem ana bel dolaması
Dikkatler ile seyr ederiz yâri serâpâ
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı
Dünyâ değer ol mâh-likaa dilber-i garrâ
Yusuf’ta dahi yoktur anı hüsn ü behâsı
Meddâh olalı çeşm-i gazâlânına Bâki
Öğrendi gazel tarzını Rûm’un şuarâsı
Tardiyye
Hoş geldin eyâ berîd-i cânân
Gel ver bana bir nüvîd-i cânân
Cân ola fedâ-yı ıyd-i cânân
Bî-sûd ola mı ümîd-i cânân
Yârin bize bir selâmı yok mu
Yârabbî ne intizârdır bu
Geçmez mi nice rûzigârdır bu
Duysam ki ne şîvekârdır bu
Hep gussa vü hârhârdır bu
Vuslat gibi merâmı yok mu
Ey Hızr-ı fütâdegân söyle
Bu sırrı edip iyân söyle
Ol sen bana tercemân söyle
Ketm etme yegân yegân söyle
Gam defterinin tamâmı yok mu
Kâm aldı bu çerhden gedâlar
Ferdâlara kaldı âşinâlar
Durmaz mı o ahdler vefâlar
Geçmez mi bu etdiğim duâlar
Hâl-i dilin intizâmı yok mu
Dil hayret-i gamla lâl kaldı
Gâlib gibi bî-mecâl kaldı
Gönderdiğim arz-ı hâl kaldı
El'ân bir ihtimâl kaldı
İnsâfın o yerde nâmı yok mu
(Şeyh Gâlip'in Tardiyyesini
Bugünün Türkçesi ile
Yeniden Söyleyiş)
Hoş geldin, ey habercisi cânânın!
Gel de ver müjdesini cânânın.
Bayramına canım fedâ cânânın.
Ümidinde yok mu fayda cânânın;
Yârin bize bir selâmı yok mu?
Nasıl bir bekleyiş, Ya Rahman bu?
Hiç geçmez mi, nasıl bir zaman bu?
Duydum düşkünlüğünü naza bunun,
Verdiği hep sıkıntı eza bunun;
Kavuşmak gibi bir merâmı yok mu?
Ey düşkünlerin Hızır'ı, söyle
Apaçık eyle bu sırrı, söyle
Hâlime sen ol tercüman, söyle
Teker teker saklamadan söyle;
Gam defterinin tamamı yok mu?
Keyf aldı tâlihden dilenenler,
Yarına kaldı iyi bilinenler.
Nerede o ahdler, o vefalar?
Geçmez mi bu ettiğim dualar?
Gönül hâlinin intizamı yık mu?
Gamla şaşkın gönül dilsiz kaldı,
Galip gibi mecalsiz kaldı.
Gönderdiğim arzıhal haldı,
Şimdi bir tek ihtimal kaldı;
İnsafın o yerde namı yok mu?
Osman TUĞLU
Hoş geldin eyâ berîd-i cânân
Gel ver bana bir nüvîd-i cânân
Cân ola fedâ-yı ıyd-i cânân
Bî-sûd ola mı ümîd-i cânân
Yârin bize bir selâmı yok mu
Yârabbî ne intizârdır bu
Geçmez mi nice rûzigârdır bu
Duysam ki ne şîvekârdır bu
Hep gussa vü hârhârdır bu
Vuslat gibi merâmı yok mu
Ey Hızr-ı fütâdegân söyle
Bu sırrı edip iyân söyle
Ol sen bana tercemân söyle
Ketm etme yegân yegân söyle
Gam defterinin tamâmı yok mu
Kâm aldı bu çerhden gedâlar
Ferdâlara kaldı âşinâlar
Durmaz mı o ahdler vefâlar
Geçmez mi bu etdiğim duâlar
Hâl-i dilin intizâmı yok mu
Dil hayret-i gamla lâl kaldı
Gâlib gibi bî-mecâl kaldı
Gönderdiğim arz-ı hâl kaldı
El'ân bir ihtimâl kaldı
İnsâfın o yerde nâmı yok mu
(Şeyh Gâlip'in Tardiyyesini
Bugünün Türkçesi ile
Yeniden Söyleyiş)
Hoş geldin, ey habercisi cânânın!
Gel de ver müjdesini cânânın.
Bayramına canım fedâ cânânın.
Ümidinde yok mu fayda cânânın;
Yârin bize bir selâmı yok mu?
Nasıl bir bekleyiş, Ya Rahman bu?
Hiç geçmez mi, nasıl bir zaman bu?
Duydum düşkünlüğünü naza bunun,
Verdiği hep sıkıntı eza bunun;
Kavuşmak gibi bir merâmı yok mu?
Ey düşkünlerin Hızır'ı, söyle
Apaçık eyle bu sırrı, söyle
Hâlime sen ol tercüman, söyle
Teker teker saklamadan söyle;
Gam defterinin tamamı yok mu?
Keyf aldı tâlihden dilenenler,
Yarına kaldı iyi bilinenler.
Nerede o ahdler, o vefalar?
Geçmez mi bu ettiğim dualar?
Gönül hâlinin intizamı yık mu?
Gamla şaşkın gönül dilsiz kaldı,
Galip gibi mecalsiz kaldı.
Gönderdiğim arzıhal haldı,
Şimdi bir tek ihtimal kaldı;
İnsafın o yerde namı yok mu?
Osman TUĞLU
Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen
Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen
Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma
Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma
Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma
Başkasın kendini sûretle heyûla sanma
Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma
Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın
Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın
Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın
Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın
Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın
Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende
Sendedir mâ’den-i envâr-ı fütüvvet sende
Gizli gizli dahi vardır nice hâlet sende
Ma’rifet sende hüner sende hakiykât sende
Nazar etsen yer ü gök duzâh u cennet sende
Arş u kürsiyy ü melek sendedir sende
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Hayftır şâh iken âlemde gedâ olmayasın
Keder-âlûde-i ümmîd ü recâ olmayasın
Vâdî-i ye’se düşüp hiç ü hebâ olmayasın
Yanılıp rehrev-i sahrâ-yı belâ olmayasın
Âdeme muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın
Secdeler eyle ki merdûd-i Hüdâ olmayasın
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Merk-i hâtif gibi bu kayd-ı sivâdan güzer et
Erişen hâr u hasa âteş-i aşkı siper et
Dâmenin tutmaya âsâr-ı alâyık hazer et
Şems veş hâhiş-i Munlâ ile azm-i sefer et
Sâf kıl âyineni kâbil-i aks-i suver et
Hele bir cem’-i havâs eyle de Gâlib nazar et
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen
Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen
Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma
Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma
Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma
Başkasın kendini sûretle heyûla sanma
Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma
Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın
Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın
Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın
Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın
Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın
Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende
Sendedir mâ’den-i envâr-ı fütüvvet sende
Gizli gizli dahi vardır nice hâlet sende
Ma’rifet sende hüner sende hakiykât sende
Nazar etsen yer ü gök duzâh u cennet sende
Arş u kürsiyy ü melek sendedir sende
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Hayftır şâh iken âlemde gedâ olmayasın
Keder-âlûde-i ümmîd ü recâ olmayasın
Vâdî-i ye’se düşüp hiç ü hebâ olmayasın
Yanılıp rehrev-i sahrâ-yı belâ olmayasın
Âdeme muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın
Secdeler eyle ki merdûd-i Hüdâ olmayasın
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Merk-i hâtif gibi bu kayd-ı sivâdan güzer et
Erişen hâr u hasa âteş-i aşkı siper et
Dâmenin tutmaya âsâr-ı alâyık hazer et
Şems veş hâhiş-i Munlâ ile azm-i sefer et
Sâf kıl âyineni kâbil-i aks-i suver et
Hele bir cem’-i havâs eyle de Gâlib nazar et
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Hubb-ı Hak ve Hubb-ı dehr-i dûn
Cem' beyne't-tıb ve'n-nûn
Aklını başına devşir
Ko sivâ hubbunu hey mecnûn
Cem' beyne't-tıb ve'n-nûn
Aklını başına devşir
Ko sivâ hubbunu hey mecnûn
Hüda davet eder elhamdülillah
Bu can dosta gider elhamdülillah
Hakikat Şehrine Çün rihlet oldu
Gönül durmaz uyar elhamdülillah
Duyaldan can ü dil vaslı habibi
Hem okur hem yazar elhamdülillah
Yakın geldi tulua Şems-i ruhum
Bugün kevnim doğar elhamdülillah
İlim dedikleridir halveti yar
Kamu ağyar gider elhamdülillah
Şehadet mansıbıdır ali mansıb
Bize veriliser elhamdülillah
Görüde mani yüzünden cemali
Bozuldu hep suver elhamdülillah
Biliştik bunda hem ihsanlar etti
Nasibimiz kadar elhamdülillah
Ne gam giderse dünyadan Niyazi
Visaline erer elhamdülillah
Bu can dosta gider elhamdülillah
Hakikat Şehrine Çün rihlet oldu
Gönül durmaz uyar elhamdülillah
Duyaldan can ü dil vaslı habibi
Hem okur hem yazar elhamdülillah
Yakın geldi tulua Şems-i ruhum
Bugün kevnim doğar elhamdülillah
İlim dedikleridir halveti yar
Kamu ağyar gider elhamdülillah
Şehadet mansıbıdır ali mansıb
Bize veriliser elhamdülillah
Görüde mani yüzünden cemali
Bozuldu hep suver elhamdülillah
Biliştik bunda hem ihsanlar etti
Nasibimiz kadar elhamdülillah
Ne gam giderse dünyadan Niyazi
Visaline erer elhamdülillah
Hudâyâ cümle-i âlem
Sana âşık seni özler
Melek cinn ü benî-Âdem
Sana âşık seni özler
Zemîn olmuş yolunda hâk
Eder deryâ yakalar çâk
Dün ü gün raks eder eflâk
Sana âşık seni özler
Seherde açılan güller
Öten şûrîde bülbüller
Benefşelerle sünbüller
Sana âşık seni özler
Eğer mihr ü eğer zerre
Eğer bahr ü eğer katre
Eğer Tûbâ eğer Sidre
Sana âşık seni özler
Eğer Hûrî eğer Gılmân
Eğer Mâlik eğer Rıdvân
Sekiz cennet yedi nîrân
Sana âşık seni özler
Eğer gâib eğer hâzır
Eğer bâtın eğer zâhir
Eğer mü'min eğer kâfir
Sana âşık seni özler
Kamunun matlabı birdir
Yâ niçün ba'zı kâfirdir
Aceb hâlât aceb sırdır
Sana âşık seni özler
Kimine kapı açılmaz
Kimi geçer gider ilmez
Kimi bilir kimi bilmez
Sana âşık seni özler
Eğer dağlar eğer beller
Ayağa yüz süren yollar
Akan sular esen yeller
Sana âşık seni özler
Eğer Mecnûn eğer Leylâ
Eğer Vâmık eğer Azrâ
Eğer kûh u eğer sahrâ
Sana âşık seni özler
Eğer kâ’im eğer kâ’id
Eğer zâhid eğer âbid
Eğer râki' eğer sâcid
Sana âşık seni özler
Eğer bâğ u eğer bustân
Eğer sünbül eğer reyhân
Efendi hep bahâristân
Sana âşık seni özler
Hüdâyî'ye erip hâlât
Visâlinden bula lezzât
Efendi cümle mevcûdât
Sana âşık seni özler
Sana âşık seni özler
Melek cinn ü benî-Âdem
Sana âşık seni özler
Zemîn olmuş yolunda hâk
Eder deryâ yakalar çâk
Dün ü gün raks eder eflâk
Sana âşık seni özler
Seherde açılan güller
Öten şûrîde bülbüller
Benefşelerle sünbüller
Sana âşık seni özler
Eğer mihr ü eğer zerre
Eğer bahr ü eğer katre
Eğer Tûbâ eğer Sidre
Sana âşık seni özler
Eğer Hûrî eğer Gılmân
Eğer Mâlik eğer Rıdvân
Sekiz cennet yedi nîrân
Sana âşık seni özler
Eğer gâib eğer hâzır
Eğer bâtın eğer zâhir
Eğer mü'min eğer kâfir
Sana âşık seni özler
Kamunun matlabı birdir
Yâ niçün ba'zı kâfirdir
Aceb hâlât aceb sırdır
Sana âşık seni özler
Kimine kapı açılmaz
Kimi geçer gider ilmez
Kimi bilir kimi bilmez
Sana âşık seni özler
Eğer dağlar eğer beller
Ayağa yüz süren yollar
Akan sular esen yeller
Sana âşık seni özler
Eğer Mecnûn eğer Leylâ
Eğer Vâmık eğer Azrâ
Eğer kûh u eğer sahrâ
Sana âşık seni özler
Eğer kâ’im eğer kâ’id
Eğer zâhid eğer âbid
Eğer râki' eğer sâcid
Sana âşık seni özler
Eğer bâğ u eğer bustân
Eğer sünbül eğer reyhân
Efendi hep bahâristân
Sana âşık seni özler
Hüdâyî'ye erip hâlât
Visâlinden bula lezzât
Efendi cümle mevcûdât
Sana âşık seni özler
Hümâ-yı dil karâr etmez
Aceb telvîni var ancak
Görenler Hak cemâlini
Su gibi bî-karâr ancak
Tecellâ Rabbüne'l-Mennân
Lehû fî-külli yevmin şân
Rumûzu eyleyen iz'ân
Ma'ârif ehli yâr ancak
Olup dil derd ile şeydâ
Sivâyı görse nâ-peydâ
Hudâ etmek vücûd i'tâ
Mahall-i iftihâr ancak
Görüp dostun cemâlini
Murâd edin visâlini
Gider varlık cibâlini
Demirden kûhsâr ancak
Hüdâyî feyz-i akdesden
Nasîb alırsa cân ü ten
Olurdu her işin ahsen
Kamuya ol medâr ancak
Aceb telvîni var ancak
Görenler Hak cemâlini
Su gibi bî-karâr ancak
Tecellâ Rabbüne'l-Mennân
Lehû fî-külli yevmin şân
Rumûzu eyleyen iz'ân
Ma'ârif ehli yâr ancak
Olup dil derd ile şeydâ
Sivâyı görse nâ-peydâ
Hudâ etmek vücûd i'tâ
Mahall-i iftihâr ancak
Görüp dostun cemâlini
Murâd edin visâlini
Gider varlık cibâlini
Demirden kûhsâr ancak
Hüdâyî feyz-i akdesden
Nasîb alırsa cân ü ten
Olurdu her işin ahsen
Kamuya ol medâr ancak
O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
Azrail'e 'hoş geldin! ' diyebilmekte hüner...
Azrail'e 'hoş geldin! ' diyebilmekte hüner...
Hûnî göz ile ol müje vü ebruvânı gör
Tîr ü kemân elinde iki Türkmânı gör
Hatt-ı siyâh u turra-i ‘anber-feşâna bak
Evvel zuhûr-ı fıtne-i Âhir-i zamânı gör
Çekdi kapuñ gedâlıgına ‘âkıbet saçuñ
‘Ömr-i dırâz u saltanat-ı câvidânı gör
Aldanma câh u bahtına kalmaz bu rûzgâr
Bâg u bahârı n’eyledi bâd-ı hazânı gör
Pîrâne-ser elüñde ‘asâveş piyâle tut
Nâ-geh tokınsa bâd-ı havâdis tayanı gör
Zahm-ı hadeng-i âh ile deldüm şu deñlü kim
Kef-gîre döndi günbed-i heft âsmânı gör
Devrinde kimse görmedi emn ü selâmeti
Uydı zamâne tavrına ol bî-emânı gör
Bâkî cemâl-i şâha nigâh eyle aç gözüñ
Çeşm ü çerâg-ı dûde-i ‘Osmâniyânı gör
Şâh-i bülend-kevkebe mâh-ı felek-cenâb
Sultân Murâd Hân-ı sipihr-âsitânı gör
Tîr-i cefâ-yı çarh-ı sitemgerden iñleme
Şemşîr-i ‘adl-i husrev-i sâhib-kırânı gör
Tîr ü kemân elinde iki Türkmânı gör
Hatt-ı siyâh u turra-i ‘anber-feşâna bak
Evvel zuhûr-ı fıtne-i Âhir-i zamânı gör
Çekdi kapuñ gedâlıgına ‘âkıbet saçuñ
‘Ömr-i dırâz u saltanat-ı câvidânı gör
Aldanma câh u bahtına kalmaz bu rûzgâr
Bâg u bahârı n’eyledi bâd-ı hazânı gör
Pîrâne-ser elüñde ‘asâveş piyâle tut
Nâ-geh tokınsa bâd-ı havâdis tayanı gör
Zahm-ı hadeng-i âh ile deldüm şu deñlü kim
Kef-gîre döndi günbed-i heft âsmânı gör
Devrinde kimse görmedi emn ü selâmeti
Uydı zamâne tavrına ol bî-emânı gör
Bâkî cemâl-i şâha nigâh eyle aç gözüñ
Çeşm ü çerâg-ı dûde-i ‘Osmâniyânı gör
Şâh-i bülend-kevkebe mâh-ı felek-cenâb
Sultân Murâd Hân-ı sipihr-âsitânı gör
Tîr-i cefâ-yı çarh-ı sitemgerden iñleme
Şemşîr-i ‘adl-i husrev-i sâhib-kırânı gör
Hûrşîd kim fezâ-yı felekdür mesîr aña
Degmez gedâlar içre işigüñde yir aña
Takdı hilâl halkasını gûş-ı hidmete
Oldı sipihr bende-i fermân-pezîr aña
Yüz sürmez idi südde-i devlet-me’âbına
Kul olmayaydı husrev-i gerdûn-serîr aña
Görmez misâl-i kâmetüñi çeşm-i râst-bîn
Ahvel baka meger ki görenler nazîr aña
Bâkî suhanda fark-ı sipihre kadem basar
Lutf-ı Hudâ olursa eger dest-gîr aña
Degmez gedâlar içre işigüñde yir aña
Takdı hilâl halkasını gûş-ı hidmete
Oldı sipihr bende-i fermân-pezîr aña
Yüz sürmez idi südde-i devlet-me’âbına
Kul olmayaydı husrev-i gerdûn-serîr aña
Görmez misâl-i kâmetüñi çeşm-i râst-bîn
Ahvel baka meger ki görenler nazîr aña
Bâkî suhanda fark-ı sipihre kadem basar
Lutf-ı Hudâ olursa eger dest-gîr aña
Hûrşîd-i ruhuñ kendüyi kim göstere cânâ
Minnet mi kalur mihr-i ziyâ-güstere cânâ
Bir yirde ki pertev sala envâr-ı tecellî
Hâcet mi kalur mihr ü meh-i envere cânâ
Haşr ide mi bir yirde senüñle beni devrân
Hasret kala mı yogsa dem-i mahşere cânâ
Sen seng-dilüñ şol ki derûnında yir eyler
Âlemde hemân sikke kazar mermere cânâ
Zer saklamaya gonca-sıfat ‘âkil odur kim
Gül gibi olan nakdi koya sâgare cânâ
Ben şâh-nazar rind-i cihân aña direm kim
Nergis gibi göz dikmeye sîm ü zere cânâ
Tûtî gibi hoş nükteler ögretdi dehânuñ
Bâkî gibi üstâd-ı suhan-pervere cânâ
Redd olmaz o leblerden olan turma du’â kıl
Dârâ-yı cihân Şâh-ı Ferîdün-fere cânâ
Minnet mi kalur mihr-i ziyâ-güstere cânâ
Bir yirde ki pertev sala envâr-ı tecellî
Hâcet mi kalur mihr ü meh-i envere cânâ
Haşr ide mi bir yirde senüñle beni devrân
Hasret kala mı yogsa dem-i mahşere cânâ
Sen seng-dilüñ şol ki derûnında yir eyler
Âlemde hemân sikke kazar mermere cânâ
Zer saklamaya gonca-sıfat ‘âkil odur kim
Gül gibi olan nakdi koya sâgare cânâ
Ben şâh-nazar rind-i cihân aña direm kim
Nergis gibi göz dikmeye sîm ü zere cânâ
Tûtî gibi hoş nükteler ögretdi dehânuñ
Bâkî gibi üstâd-ı suhan-pervere cânâ
Redd olmaz o leblerden olan turma du’â kıl
Dârâ-yı cihân Şâh-ı Ferîdün-fere cânâ
Hüsn ile saña öykünemez çün gül-i ra’nâ
Hüzn ile baña beñzeyemez bülbül-i şeydâ
Cân almada nâzüklik ile la’lüñe söz yok
Hâlüñ dahı bir dânedurur fitnede ammâ
Tugrası berâtuñ yazılur ekseri altun
Rûyuñda kaşuñ zerd olur ise n’ola şâhâ
Bezm içre sürâhi gibi kan agladugum bu
Sâkî lebüñe kan yagı oldı mey-i hamrâ
İller yiye şeftâlûsını bâg-ı cemâlüñ
Ey sîb-zekan Bâkî nice bir diye eyvâ
Hüzn ile baña beñzeyemez bülbül-i şeydâ
Cân almada nâzüklik ile la’lüñe söz yok
Hâlüñ dahı bir dânedurur fitnede ammâ
Tugrası berâtuñ yazılur ekseri altun
Rûyuñda kaşuñ zerd olur ise n’ola şâhâ
Bezm içre sürâhi gibi kan agladugum bu
Sâkî lebüñe kan yagı oldı mey-i hamrâ
İller yiye şeftâlûsını bâg-ı cemâlüñ
Ey sîb-zekan Bâkî nice bir diye eyvâ
Ey hame eser senin değildir
Ey şeb bu seher senin değildir
Envar-ı füyuz-ı Mürşid-i Rum
Afaka Fürugum etti malum
Kıldı beni tıfl-ı mısra' asa
Doğdum doğalı suhanle ber pa
Ben tıfl idim eylemezdim ülfet
Bulmuştu sözüm temam şöhret
Bi-minnet ü üstad-ı talim
Ser-name-i tab'ım etti tanzim
Allah Allah zihi inayet
Na- baliga hikmet-i belagat
Feyz erdi cenab-ı Mevlevi'den
Aldım nice ders Mesnevi'den
Güya ki o bahr-ı bi gerane
Olmuş hum-ı rengden nişane
Dil hemçü şegaal o bahre düştü
Hem-cinslerim başıma üştü
Tavus-ı behişte eyledim naz
Amma ki yok iktidar- ı pervaz
Boş boşuna ney veş ettim efgan
Ben söyledim oldu şem' giryan
Olmuştu bu sine dik-i hikmet
Ni'met leb-i gayre oldu kısmet
Sinemde ne aşk var ne tabiş
Ebna- yı zemana bir nümayiş
Müjdemden alındı aşinalar
Gitti hepisi deyip dualar
Ben kaldım o söz lebimde kaldı
Keşt-i murat lenger aldı
Canımda ne suziş-i taleb var
Gönlümde ne neşe-i tarab var
Bu resme kalır gidersem eyvah
Tevfikına mazhar ede Allah
Ey şeb bu seher senin değildir
Envar-ı füyuz-ı Mürşid-i Rum
Afaka Fürugum etti malum
Kıldı beni tıfl-ı mısra' asa
Doğdum doğalı suhanle ber pa
Ben tıfl idim eylemezdim ülfet
Bulmuştu sözüm temam şöhret
Bi-minnet ü üstad-ı talim
Ser-name-i tab'ım etti tanzim
Allah Allah zihi inayet
Na- baliga hikmet-i belagat
Feyz erdi cenab-ı Mevlevi'den
Aldım nice ders Mesnevi'den
Güya ki o bahr-ı bi gerane
Olmuş hum-ı rengden nişane
Dil hemçü şegaal o bahre düştü
Hem-cinslerim başıma üştü
Tavus-ı behişte eyledim naz
Amma ki yok iktidar- ı pervaz
Boş boşuna ney veş ettim efgan
Ben söyledim oldu şem' giryan
Olmuştu bu sine dik-i hikmet
Ni'met leb-i gayre oldu kısmet
Sinemde ne aşk var ne tabiş
Ebna- yı zemana bir nümayiş
Müjdemden alındı aşinalar
Gitti hepisi deyip dualar
Ben kaldım o söz lebimde kaldı
Keşt-i murat lenger aldı
Canımda ne suziş-i taleb var
Gönlümde ne neşe-i tarab var
Bu resme kalır gidersem eyvah
Tevfikına mazhar ede Allah
Tarz-ı selefe takaddüm ettim
Bir başka lügat tekellüm ettim
Ben olmadım ol güruha pey-rev
Uymuş beli Gencevi'ye Hüsrev
Billah bu özge maceradır
Sen bakma ki defteri beladır
Zannetme ki şöyle böyle bir söz
Gel sen dahi söyle böyle bir söz
Erbab- suhan tamam ma'lum
İşte kalem işte kişver-i rum
Gördün mü bu vadi-i kemini
Divan yolu sanma bu zemini
Engüşt-i hata uzatma öyle
Beş beytine bir nazire söyle
Az vaktte söyledimse anı
Na- puhteliğin değil nişanı
Gördük nice şahlar gedalar
Bir anda yapar onu babalar
Gencinede resm-i nev gözettim
Ben açtım o genci ben tükettim
Esrarını mesneviden aldım
Çaldım beli miri malı çaldım
Fehmetmeğe sen de himmet eyle
Ol gevheri bulda sirkat eyle
Çok görme bu hikmeti beyanım
Tevfika havale eyle canım
İn dem ki zi şairi eser nist
Sultan-ı suhan menem diger nist
Bir başka lügat tekellüm ettim
Ben olmadım ol güruha pey-rev
Uymuş beli Gencevi'ye Hüsrev
Billah bu özge maceradır
Sen bakma ki defteri beladır
Zannetme ki şöyle böyle bir söz
Gel sen dahi söyle böyle bir söz
Erbab- suhan tamam ma'lum
İşte kalem işte kişver-i rum
Gördün mü bu vadi-i kemini
Divan yolu sanma bu zemini
Engüşt-i hata uzatma öyle
Beş beytine bir nazire söyle
Az vaktte söyledimse anı
Na- puhteliğin değil nişanı
Gördük nice şahlar gedalar
Bir anda yapar onu babalar
Gencinede resm-i nev gözettim
Ben açtım o genci ben tükettim
Esrarını mesneviden aldım
Çaldım beli miri malı çaldım
Fehmetmeğe sen de himmet eyle
Ol gevheri bulda sirkat eyle
Çok görme bu hikmeti beyanım
Tevfika havale eyle canım
İn dem ki zi şairi eser nist
Sultan-ı suhan menem diger nist
tarz-ı selefe tekaddüm ettim
bir başka lügat tekellüm ettim
ben olmadım ol gürûha pey-rev
uymuş belî Gencevî'ye Hüsrev
billah bu özge mâcerâdır
sen bakma ki defter-i belâdır
zannetme ki şöyle böyle bir söz
gel sen dahi söyle böyle bir söz
erbâb-ı sühan tamâm malûm
işte kalem işte kişver-i Rûm
gördün mü bu vâdi-i kemîni
dîvân yolu sanma bu zemîni
engüşt-i hatâ uzatma öyle
beş beytine bir nazîre söyle
az vaktde söyledimse anı
nâ-puhteliğin değil nişânı
gördük nice şâhlar gedâlar
bir anda yapar anı babalar
gencînede resm-i nev gözettim
ben açtım o genci ben tükettim
esrârını Mesnevî'den aldım
çaldımsa da mîrî malı çaldım
fehmetmeğe sen de himmet eyle
ol gevheri bul da sirkat eyle
çok görme bu hikmet-i beyânım
tevfîka havâle eyle cânım
în dem ki zi şâirî eser nîst
sultân-ı sühan menem diger nîst
bir başka lügat tekellüm ettim
ben olmadım ol gürûha pey-rev
uymuş belî Gencevî'ye Hüsrev
billah bu özge mâcerâdır
sen bakma ki defter-i belâdır
zannetme ki şöyle böyle bir söz
gel sen dahi söyle böyle bir söz
erbâb-ı sühan tamâm malûm
işte kalem işte kişver-i Rûm
gördün mü bu vâdi-i kemîni
dîvân yolu sanma bu zemîni
engüşt-i hatâ uzatma öyle
beş beytine bir nazîre söyle
az vaktde söyledimse anı
nâ-puhteliğin değil nişânı
gördük nice şâhlar gedâlar
bir anda yapar anı babalar
gencînede resm-i nev gözettim
ben açtım o genci ben tükettim
esrârını Mesnevî'den aldım
çaldımsa da mîrî malı çaldım
fehmetmeğe sen de himmet eyle
ol gevheri bul da sirkat eyle
çok görme bu hikmet-i beyânım
tevfîka havâle eyle cânım
în dem ki zi şâirî eser nîst
sultân-ı sühan menem diger nîst
Hüsnün oldukca füzûn ışk ehli artuk zâr olur
Hüsn her mikdâr olursa ışk ol mikdâr olur
Cennet içün men' eden âşıkları dildârdan
Bilmemiş kim cenneti âşıklarun dîdâr olur
Işk derdinden olur âşık mizâcı müstakîm
Âşıkun derdine dermân etseler bîmâr olur
Zâhid-i bî-hod ne bilsün zevkini ışk ehlinün
Bir aceb meydür mahabbet kim içen hüşyâr olur
Işk sevdasına sarf eyler Fuzûlî ömrünü
Bilmezem bu hâb-ı gafletden kaçan bîdâr olur
Hüsn her mikdâr olursa ışk ol mikdâr olur
Cennet içün men' eden âşıkları dildârdan
Bilmemiş kim cenneti âşıklarun dîdâr olur
Işk derdinden olur âşık mizâcı müstakîm
Âşıkun derdine dermân etseler bîmâr olur
Zâhid-i bî-hod ne bilsün zevkini ışk ehlinün
Bir aceb meydür mahabbet kim içen hüşyâr olur
Işk sevdasına sarf eyler Fuzûlî ömrünü
Bilmezem bu hâb-ı gafletden kaçan bîdâr olur
Hüsnüñ ziyâsı pertev-i nûr-ı kıdem gibi
Rûşen cemâlüñ âyinesi subh-dem gibi
Âlem harîm-i hürmet-i kûyuñda muhterem
Vasluñ harâm ‘âşıka sayd-ı Harem gibi
Çeşmüm devât-ı surha dönüp hûn-ı eşk ile
Cismüm boyandı kana ser-â-pâ kalem gibi
Derdüm hisâba gelmedi kıldum muhâsebe
Göz yaşı dâne dâne dökildi rakam gibi
Sen sag ol ey visâli hayât-ı cihân olan
Ben bu firâka döymeyem âhir ölem gibi
Bâkî ne gam penâhuñ ola rûzgârda
Sultân Mehemmed ol şeh-i sâhib-kerem gibi
Meşhûr bezm-i devlet-i şâh-ı yegânede
Tab’un safa-yı meşreb ile Câm-ı Cem gibi
Ol şeh-süvâr-ı ‘arsa-i ikbâl ü baht kim
Şâhân-ı dehr atı öñince hadem gibi
Kadr-i bülend ü câh ile mümtâz u ser-firâz
Hayl-i mülûk-i ‘âlem içinde ‘alem gibi
Hakdan niyâzum ol ki ‘adûsı zamânede
Râhat yirini bulmaya kûy-ı ‘adem gibi
Âsîb-i rüzgâr-ı hazândan emîn ola
Gülzâr-ı ‘ömr-i devleti bâg-ı İrem gibi
Pâ-mâl-i esb-i devleti küffâr-i hâksâr
Hâkân-ı Çîn mutî’ ola şâh-ı ‘Acem gibi
Kesr-i ‘adû vü feth-i memâlik ‘ale’d-devâm
Gürz-i girânı kelle-i düşmende zam gibi
Rûşen cemâlüñ âyinesi subh-dem gibi
Âlem harîm-i hürmet-i kûyuñda muhterem
Vasluñ harâm ‘âşıka sayd-ı Harem gibi
Çeşmüm devât-ı surha dönüp hûn-ı eşk ile
Cismüm boyandı kana ser-â-pâ kalem gibi
Derdüm hisâba gelmedi kıldum muhâsebe
Göz yaşı dâne dâne dökildi rakam gibi
Sen sag ol ey visâli hayât-ı cihân olan
Ben bu firâka döymeyem âhir ölem gibi
Bâkî ne gam penâhuñ ola rûzgârda
Sultân Mehemmed ol şeh-i sâhib-kerem gibi
Meşhûr bezm-i devlet-i şâh-ı yegânede
Tab’un safa-yı meşreb ile Câm-ı Cem gibi
Ol şeh-süvâr-ı ‘arsa-i ikbâl ü baht kim
Şâhân-ı dehr atı öñince hadem gibi
Kadr-i bülend ü câh ile mümtâz u ser-firâz
Hayl-i mülûk-i ‘âlem içinde ‘alem gibi
Hakdan niyâzum ol ki ‘adûsı zamânede
Râhat yirini bulmaya kûy-ı ‘adem gibi
Âsîb-i rüzgâr-ı hazândan emîn ola
Gülzâr-ı ‘ömr-i devleti bâg-ı İrem gibi
Pâ-mâl-i esb-i devleti küffâr-i hâksâr
Hâkân-ı Çîn mutî’ ola şâh-ı ‘Acem gibi
Kesr-i ‘adû vü feth-i memâlik ‘ale’d-devâm
Gürz-i girânı kelle-i düşmende zam gibi
I
Verimsiz bezgin
Geçti günler
Uçtu çekip karnından kopardığım tüyler
Şen miyim martıları koluma takarak
Bir güç denemesiyle pazularım
Kahverengi-kendi kendine canlı-kabararak
Birara bütün kuvvetlerim elimde
Öyle ki dalgalar gibiyim
Bir okyanus kalbinde
Çevirdim hem üç kere numaranı
Birileri bir cumartesi
Müthiş morarıp genişlediğini bildirdiler
Şaka mı bu hayır şırrak bir şok
Üzülmüyorum korkmuyorum ağlamıyorum
Sadece
"Melenkoliniz uğradı" diyor pansiyoncu kadın
"Haber vereyim dedim yoktunuz dünden beri
bekliyor odanızda"
Elimle
Kendi elimi tutuyorum
Yan yana gidiyormuşum gibi kendimle
Ah yine bir aldatmaca durma koş
Bu ses
Telefonun olabilir
Yineliyorum kendimi
Önüne itiyorum hayalinin ölü seslerin
146 31 çift sıfırdan 18 çalıyor
Kaldırıyorum ahizeyi
Mazara şu
Beton kalıplarının içine akıyorsun harçla
Gelebilir miyim mümkün mü
Vıdı vıdı çenebaz sokaklar
Düşman baltalar vitrinler yola doğru küstah
Gelir miyim dersin
Yaban çehrelerin tırpanlarını göze alarak
Koca kent bir sancı dayanamayıp kalabalığa
İlk eczaneye dalacağım
Hani şöyle birden sessizlik yumuşak
Minik hafif eller cam tezgahta
Sürüngen
Em
Aspirin
- Bana bir aspirin
- Kutu tablet?
- Farketmez
Isırmasın da timsah gibi
Ilık kocaman bakışlar
Şaşırmak isteyerek
Biri saklasın beni
Eskilerin yüzaklarından
Bir incelik gösterin
İncinmesin yüreğim
Hala içerdeyim dikkatle bakıyor eczacı kadın
- Otuz liranız yok muydu
Olabilirdi sancıyla susuyor bakışım
Biri bağırarak konuşuyur
Biri giriyor
Veya öyle bir sükut
Başka?
Hava sıcak nemli ağır
Ağustos temmuz
Kuru havaları arıyorum
Bir de isteğim var
Dişlerim onaltı yaşımdaki gibi olabilir mi bir gecede
Bakışlar boşuna
Kırmızı dudak izleri mektuplar boyunca
Bir yalan
Ansızın uyanıyorum her gece
Biliyorum bahçede dolanıyorlar
Solukları kapı önünde
Beni istiyorlar
Onlarla yemek yiyorum düşümde
Kendimi yalnız bildiğim her gece
Yalvarışım ağlayışım
Cenkleşiyorum kendimle
Medet
İmdat
Bir ses kaydına
Upuzun iniltiler bekliyorum
Danışman olarak gırdapları
Yeryüzünden arta kalan bütün deprem kırıntılarını
Geçti günler
Uçtu çekip karnından kopardığım tüyler
Şen miyim martıları koluma takarak
Bir güç denemesiyle pazularım
Kahverengi-kendi kendine canlı-kabararak
Birara bütün kuvvetlerim elimde
Öyle ki dalgalar gibiyim
Bir okyanus kalbinde
Çevirdim hem üç kere numaranı
Birileri bir cumartesi
Müthiş morarıp genişlediğini bildirdiler
Şaka mı bu hayır şırrak bir şok
Üzülmüyorum korkmuyorum ağlamıyorum
Sadece
"Melenkoliniz uğradı" diyor pansiyoncu kadın
"Haber vereyim dedim yoktunuz dünden beri
bekliyor odanızda"
Elimle
Kendi elimi tutuyorum
Yan yana gidiyormuşum gibi kendimle
Ah yine bir aldatmaca durma koş
Bu ses
Telefonun olabilir
Yineliyorum kendimi
Önüne itiyorum hayalinin ölü seslerin
146 31 çift sıfırdan 18 çalıyor
Kaldırıyorum ahizeyi
Mazara şu
Beton kalıplarının içine akıyorsun harçla
Gelebilir miyim mümkün mü
Vıdı vıdı çenebaz sokaklar
Düşman baltalar vitrinler yola doğru küstah
Gelir miyim dersin
Yaban çehrelerin tırpanlarını göze alarak
Koca kent bir sancı dayanamayıp kalabalığa
İlk eczaneye dalacağım
Hani şöyle birden sessizlik yumuşak
Minik hafif eller cam tezgahta
Sürüngen
Em
Aspirin
- Bana bir aspirin
- Kutu tablet?
- Farketmez
Isırmasın da timsah gibi
Ilık kocaman bakışlar
Şaşırmak isteyerek
Biri saklasın beni
Eskilerin yüzaklarından
Bir incelik gösterin
İncinmesin yüreğim
Hala içerdeyim dikkatle bakıyor eczacı kadın
- Otuz liranız yok muydu
Olabilirdi sancıyla susuyor bakışım
Biri bağırarak konuşuyur
Biri giriyor
Veya öyle bir sükut
Başka?
Hava sıcak nemli ağır
Ağustos temmuz
Kuru havaları arıyorum
Bir de isteğim var
Dişlerim onaltı yaşımdaki gibi olabilir mi bir gecede
Bakışlar boşuna
Kırmızı dudak izleri mektuplar boyunca
Bir yalan
Ansızın uyanıyorum her gece
Biliyorum bahçede dolanıyorlar
Solukları kapı önünde
Beni istiyorlar
Onlarla yemek yiyorum düşümde
Kendimi yalnız bildiğim her gece
Yalvarışım ağlayışım
Cenkleşiyorum kendimle
Medet
İmdat
Bir ses kaydına
Upuzun iniltiler bekliyorum
Danışman olarak gırdapları
Yeryüzünden arta kalan bütün deprem kırıntılarını
Ağır ceza reisi duruşmaya girerken
safir bir göz yapışıyor kırmızı yakasına
kırmızı yakaları var yargıç cübbelerinin
Fransız ihtilalelinden kalma.
Burslu okuduğu yıllardan kalma ceza reisinin
garip bir tarafı var
kaşlarını çatınca bir çocukluk
dolduruyor yüzünü
ürkünç bir uğursuzluk
gülümsediği sıra.
Garip bir tarafı var valinin
makam arabasına binerken her seferinde
bakır bir dudak karışıyor kırmızı saçlarına
saçlarını parmaklarıyla taradığı zamanlar
bu dudak
öpüyor onu hain bir yumuşaklıkla.
Safir göz görünmüyor yargıca
kendini valiye vermiyor bakır dudak
görmüyor alay komutanı tekmil alırken
gömleğine bir damla civanın sızdığını
bir gözyaşı, bir ukde anlamı kazanarak.
Kimse görmüyor buruşuk pardesüsüyle bir babanın
kırılgan bir yelpaze olduğunu akşam eve girince
karısı
katlanmış kilimlerle uyum içinde
kolunu büküyor, dayıyor elini yanağına
büyük kız kanepede bu ara
bir göl gezintisine çıkmıştır
kelebek ölülerinden bir ırmakta
sürüklenmektedir lisebirdeki oğlan.
Kız için
sırlara karışmaktır
bir gölün ortasında olmak
erkek kardeşi bir türlü
varamaz herhangi bir sırra…
İki yanında neden akar binlerce bu kelebek?
Binlerce kanatlı çekirge neden uçar
beyninin yukarsında?
Evde soba yanıyor
önce çalılar geçiyor çocukların boğazından
sonra ağaç kökleri yırtıyor damarlarını
bütün ailenin.
Dışarda soğuk
safirden, bakırdan, cıvadan bir gece uçuyor
gece uçarken kulaklarına dokunuyor bekçinin
bekçi
mavi zehir şiddetinde düdük çalarak
bir soru soruyor karanlığa
bütün cevaplar sendedir, saklama
diyor karanlık ona
bekçi en saklı yerinden bir banka broşürü
bir piyango bileti çıkarıp gösteriyor
copunu gösteriyor lisebirdeki oğlana
sonra acılı olduğu açıkça anlaşılan
bir kadına bıyık buruyor
buruk bir sabah
başlıyor acılı olduğu
açıkça anlaşılmayan
dünyada.
Ağır ceza reisi
santa luçia söylüyor traş olurken
maiyet memurluğundan beri aksatmadan
yaptığı gibi vali sabah sabah
parlatıyor
zaten pırıl pırıl olan siyah
kunduralarını.
Kışlada alay komutanı
barakaların kar altında öksüz
duruşlarına bakarak
susuyor, söylemiyor bildiği tek şiiri
'güzel olan hiçbir şey hülasa edilemez'
demiş çünkü Valéry.
Çünkü serbest düşünme zamanı geçti artık
şimdi mesai saati
disiplin kurulunun toplantısı var
arşivde sicil belgeleri damgalanacak
tayinler imzaya girecek
teftişe gidecek generaller
rüya, okşayış, Tevrat
gibi kelimeler
gündemin dışında.
Yurttaşlar uygunadım çalışmalarıyla
söktüler kariha yarımküresini yerinden
bir pusula koydular açtıkları boşluğa
titreyen, korkak ibresiyle bu pusula
kuzeyi gösteriyor serbest
düşünme zamanlarında;
safir bir göz görünce karıştırıyor yönü
tırnaklarını yiyor bakır bir
dudak ona yaklaşınca;
cıvadan bir gözyaşı
bari olsun istiyor
bütün mesai boyunca.
Buruşuk pardesülü adam dalgın
gittikçe daha dalgın, elinde cetvel
masada hesap makinesi, pusula
yetmiyor dibe dalmasına
bağlıyor kalın bir urganla beline
ağır bir sandık
salıyor kendini
yeşil yosunların
kırmızı balıkların
uçan kabarcıkların
derinliklerine
orada
bir sandık buluyor
yakutlar, altınlar, pırlantalar
adam dibe inmek için beline bağladığı
sandığını keşfediyor dibe ulaştığında.
Öyleyse adamın eyvah ışıdı yüreği
eve dönmesine gerekçe
bulamıyacak bir daha.
Eyvah çattı kaşlarını, ayağa kalktı yargıç
elindeki kalemi
gülümsüyor, kıracak!
Atıldı öne, denize doğru lisebirdeki oğlan
denize, yakuta, entegral hesaplarına.
Kardeşim!
diye haykırdı ablası arkasından
fırladı kanepeden
kopardı kafasını bekçinin
safirden bir baltayla.
Anneleri
mutfakta kalan son bakır sahanı
alüminyum olanıyla değiştirdi.
Mesainin bitimine on kala
istifa etti vali
çamurlu bir yoldan
yayan yürüdü sınıf arkadaşı
olan nalbantın dükkanına.
Alay komutanı oğlu için
otomobil satın aldı
Mercury marka.
Kış geçti, öksürük haplarıyla
geçti cumartesi
hiçbirşey söylemeyen sözlere varmak için
herşeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti
incir… yarpuz… karamela…
la havle ve la kuvvete illa billah.
(1981)
safir bir göz yapışıyor kırmızı yakasına
kırmızı yakaları var yargıç cübbelerinin
Fransız ihtilalelinden kalma.
Burslu okuduğu yıllardan kalma ceza reisinin
garip bir tarafı var
kaşlarını çatınca bir çocukluk
dolduruyor yüzünü
ürkünç bir uğursuzluk
gülümsediği sıra.
Garip bir tarafı var valinin
makam arabasına binerken her seferinde
bakır bir dudak karışıyor kırmızı saçlarına
saçlarını parmaklarıyla taradığı zamanlar
bu dudak
öpüyor onu hain bir yumuşaklıkla.
Safir göz görünmüyor yargıca
kendini valiye vermiyor bakır dudak
görmüyor alay komutanı tekmil alırken
gömleğine bir damla civanın sızdığını
bir gözyaşı, bir ukde anlamı kazanarak.
Kimse görmüyor buruşuk pardesüsüyle bir babanın
kırılgan bir yelpaze olduğunu akşam eve girince
karısı
katlanmış kilimlerle uyum içinde
kolunu büküyor, dayıyor elini yanağına
büyük kız kanepede bu ara
bir göl gezintisine çıkmıştır
kelebek ölülerinden bir ırmakta
sürüklenmektedir lisebirdeki oğlan.
Kız için
sırlara karışmaktır
bir gölün ortasında olmak
erkek kardeşi bir türlü
varamaz herhangi bir sırra…
İki yanında neden akar binlerce bu kelebek?
Binlerce kanatlı çekirge neden uçar
beyninin yukarsında?
Evde soba yanıyor
önce çalılar geçiyor çocukların boğazından
sonra ağaç kökleri yırtıyor damarlarını
bütün ailenin.
Dışarda soğuk
safirden, bakırdan, cıvadan bir gece uçuyor
gece uçarken kulaklarına dokunuyor bekçinin
bekçi
mavi zehir şiddetinde düdük çalarak
bir soru soruyor karanlığa
bütün cevaplar sendedir, saklama
diyor karanlık ona
bekçi en saklı yerinden bir banka broşürü
bir piyango bileti çıkarıp gösteriyor
copunu gösteriyor lisebirdeki oğlana
sonra acılı olduğu açıkça anlaşılan
bir kadına bıyık buruyor
buruk bir sabah
başlıyor acılı olduğu
açıkça anlaşılmayan
dünyada.
Ağır ceza reisi
santa luçia söylüyor traş olurken
maiyet memurluğundan beri aksatmadan
yaptığı gibi vali sabah sabah
parlatıyor
zaten pırıl pırıl olan siyah
kunduralarını.
Kışlada alay komutanı
barakaların kar altında öksüz
duruşlarına bakarak
susuyor, söylemiyor bildiği tek şiiri
'güzel olan hiçbir şey hülasa edilemez'
demiş çünkü Valéry.
Çünkü serbest düşünme zamanı geçti artık
şimdi mesai saati
disiplin kurulunun toplantısı var
arşivde sicil belgeleri damgalanacak
tayinler imzaya girecek
teftişe gidecek generaller
rüya, okşayış, Tevrat
gibi kelimeler
gündemin dışında.
Yurttaşlar uygunadım çalışmalarıyla
söktüler kariha yarımküresini yerinden
bir pusula koydular açtıkları boşluğa
titreyen, korkak ibresiyle bu pusula
kuzeyi gösteriyor serbest
düşünme zamanlarında;
safir bir göz görünce karıştırıyor yönü
tırnaklarını yiyor bakır bir
dudak ona yaklaşınca;
cıvadan bir gözyaşı
bari olsun istiyor
bütün mesai boyunca.
Buruşuk pardesülü adam dalgın
gittikçe daha dalgın, elinde cetvel
masada hesap makinesi, pusula
yetmiyor dibe dalmasına
bağlıyor kalın bir urganla beline
ağır bir sandık
salıyor kendini
yeşil yosunların
kırmızı balıkların
uçan kabarcıkların
derinliklerine
orada
bir sandık buluyor
yakutlar, altınlar, pırlantalar
adam dibe inmek için beline bağladığı
sandığını keşfediyor dibe ulaştığında.
Öyleyse adamın eyvah ışıdı yüreği
eve dönmesine gerekçe
bulamıyacak bir daha.
Eyvah çattı kaşlarını, ayağa kalktı yargıç
elindeki kalemi
gülümsüyor, kıracak!
Atıldı öne, denize doğru lisebirdeki oğlan
denize, yakuta, entegral hesaplarına.
Kardeşim!
diye haykırdı ablası arkasından
fırladı kanepeden
kopardı kafasını bekçinin
safirden bir baltayla.
Anneleri
mutfakta kalan son bakır sahanı
alüminyum olanıyla değiştirdi.
Mesainin bitimine on kala
istifa etti vali
çamurlu bir yoldan
yayan yürüdü sınıf arkadaşı
olan nalbantın dükkanına.
Alay komutanı oğlu için
otomobil satın aldı
Mercury marka.
Kış geçti, öksürük haplarıyla
geçti cumartesi
hiçbirşey söylemeyen sözlere varmak için
herşeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti
incir… yarpuz… karamela…
la havle ve la kuvvete illa billah.
(1981)
Bu yolun sahtekarı yoktu,yeni türedi;
Çile kalktı bahçede ısırganlar üredi.
1978
Çile kalktı bahçede ısırganlar üredi.
1978
Islâh ediver hâli
Esirge inâyet et
Âsân ediver yolu
Esirge inâyet et
Sen sâbit ü kâ’imsin
Hem Bâki vü dâ’imsin
Ahvâlime âlimsin
Esirge inâyet et
Zikrin olıcak dilde
Sâlik kala mı belde
Bizi bu uzak yolda
Esirge inâyet et
Tâliblere kuvvet ver
Âşıklara kurbet ver
Sâdıklara vuslat ver
Esirge inâyet et
Lutfunla Hüdâyî'den
Ger râzı olasın sen
Her hâli olur ahsen
Esirge inâyet et
Esirge inâyet et
Âsân ediver yolu
Esirge inâyet et
Sen sâbit ü kâ’imsin
Hem Bâki vü dâ’imsin
Ahvâlime âlimsin
Esirge inâyet et
Zikrin olıcak dilde
Sâlik kala mı belde
Bizi bu uzak yolda
Esirge inâyet et
Tâliblere kuvvet ver
Âşıklara kurbet ver
Sâdıklara vuslat ver
Esirge inâyet et
Lutfunla Hüdâyî'den
Ger râzı olasın sen
Her hâli olur ahsen
Esirge inâyet et
Iyd-ı adhâya erişdirdin bizi
Sana çok hamd ü şükürler ey Kerîm
Zevk-ı a'lâya erişdirdin bizi
Sana çok hamd ü şükürler ey Kerîm
Sana çok hamd ü şükürler ey Kerîm
Zevk-ı a'lâya erişdirdin bizi
Sana çok hamd ü şükürler ey Kerîm
J
Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar
belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam
nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar
etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam
bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar
izin kağıdım yanar konuşacak olursam
bu senet bankalar kapanmadan
ruhumun rengini kapatmayacak olursa
ölür kuyuya düşen çocuk
çocuğun mercan saati çatlar mutlaka
koşup haber vermeliyim
yetkili memura
bahar geliyor, ilerliyor yeminler
alnımı kapıp getirmeliyim
denizi karşılamaya
kırlangıcın kanadındaki kezzap
leylakta sıkışan buhar için
nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam
nabzımı çünkü ben kasadan fiş alarak
yağmuru, selvileri zor durumda bıraktım
benim yongalarımdan yapıldı bu çelenkler
ben papatyaları şımartmadım diye oldu
Mata Hari'ler casus, Al Capone'lar gangster
inmem gerek gözbebeklerimin altına
beynimin ortasına büzülmeliyim
genşeyip kımıldayabilirim oradan sonra
dum di dum
duridum dubida
kendi kalbimle zamanım arasındaki sarkaç
püskürtüyor beni dünyaya
bırakıyorum zerreciklerime kadar emsin beni
Atlantik ve Pasifik ve beş kıta
koşmam gerek
yetişmem gerek yazgıma
tutmam gerek, sormam gerek, bilmem gerek
esenlemem, kargışlamam, irkitmem gerek niçin
niçin, niçin, niçin
kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin
(1981)
belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam
nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar
etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam
bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar
izin kağıdım yanar konuşacak olursam
bu senet bankalar kapanmadan
ruhumun rengini kapatmayacak olursa
ölür kuyuya düşen çocuk
çocuğun mercan saati çatlar mutlaka
koşup haber vermeliyim
yetkili memura
bahar geliyor, ilerliyor yeminler
alnımı kapıp getirmeliyim
denizi karşılamaya
kırlangıcın kanadındaki kezzap
leylakta sıkışan buhar için
nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam
nabzımı çünkü ben kasadan fiş alarak
yağmuru, selvileri zor durumda bıraktım
benim yongalarımdan yapıldı bu çelenkler
ben papatyaları şımartmadım diye oldu
Mata Hari'ler casus, Al Capone'lar gangster
inmem gerek gözbebeklerimin altına
beynimin ortasına büzülmeliyim
genşeyip kımıldayabilirim oradan sonra
dum di dum
duridum dubida
kendi kalbimle zamanım arasındaki sarkaç
püskürtüyor beni dünyaya
bırakıyorum zerreciklerime kadar emsin beni
Atlantik ve Pasifik ve beş kıta
koşmam gerek
yetişmem gerek yazgıma
tutmam gerek, sormam gerek, bilmem gerek
esenlemem, kargışlamam, irkitmem gerek niçin
niçin, niçin, niçin
kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin
(1981)
K
Eski şairliklerim gitti gözümden
Gayridir başka bir hal kuşanıyorum
Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları
Az'la doymak yap deş insan zamanlarını
At al at bin at kuşan da ciğerin koş
Davran bre çocuk doyma ilk sulardan
Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın
Nice hançer dürdün sabır balyaladın
Göğsümde bir küçücük derya buldum
Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım
Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala
Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası
De Zarif inle. Ta ki huzra vardın
Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın
Gayridir başka bir hal kuşanıyorum
Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları
Az'la doymak yap deş insan zamanlarını
At al at bin at kuşan da ciğerin koş
Davran bre çocuk doyma ilk sulardan
Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın
Nice hançer dürdün sabır balyaladın
Göğsümde bir küçücük derya buldum
Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım
Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala
Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası
De Zarif inle. Ta ki huzra vardın
Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın
Zamanın tık_tıkları
Güder yaratıkları
Kan sızan pençesinde
Beynimin yırtıkları
Hayal, dalgıç ki arar
Denizde batıkları
Bu ne dünya,ne dünya
Çer çöpten çattıkları
Bak şu maymun soyuna
Ortaya attıkları
Azizi ekmek fikirde
Teneke artıkları
Ve evlerde baş köşe
Batının pırtıkları
Görünmezi görmeye
Eremez mantıkları
Ya şu sözde müminler
Şiltenin kıtıkları?
Yetmez mi bunca zaman
Yan gelip yattıkları
Bir nesil özlüyorum
Doğrultsun yatıkları
Somunları taş olsun
Zehirde katıkları
Yorganları devirsin
Dişlesin yastıkları!
Bir damla gözyaşına
Sonsuzluk sattıkları
Hakka dönünüz Hakka,
Hakkın yarattıkları! !
(1978)
Güder yaratıkları
Kan sızan pençesinde
Beynimin yırtıkları
Hayal, dalgıç ki arar
Denizde batıkları
Bu ne dünya,ne dünya
Çer çöpten çattıkları
Bak şu maymun soyuna
Ortaya attıkları
Azizi ekmek fikirde
Teneke artıkları
Ve evlerde baş köşe
Batının pırtıkları
Görünmezi görmeye
Eremez mantıkları
Ya şu sözde müminler
Şiltenin kıtıkları?
Yetmez mi bunca zaman
Yan gelip yattıkları
Bir nesil özlüyorum
Doğrultsun yatıkları
Somunları taş olsun
Zehirde katıkları
Yorganları devirsin
Dişlesin yastıkları!
Bir damla gözyaşına
Sonsuzluk sattıkları
Hakka dönünüz Hakka,
Hakkın yarattıkları! !
(1978)
Serin karanlığıma bir çingene düşerdi
gökyüzüne birikirdi hazineleri kışın
dağların dağlarda birikirdi gölgeleri
ürkütülmüş gölgeler kapımda çoğaldıkça
yüreğime o tedirgin çocuklarda düşerdi
kar yürürdü gözlerime tüyden ayaklarıyla
kar yürürdü çünkü kar
o temiz eldiveni gökyüzünün
tüfengimin ıssızlığını büyütürdü
bir dönülmez kaçışa uzanırdı çocuklar
ve o üzünç bitkisi çocuklarda ölürdü
artık üşümek çince bir çiçektir oralarda
yolcuların taşıyamadığı bir çiçektir
çünkü kardan yorulunca biz sıcak sulara
inip sepet öreriz ve 'gecenin
uzun ağzı sulardı saksıları'
ve hala ay dağınık saçlara benzer oralarda
serçelerin ayaklarına bağladığı karanlık
kimseyi çağıramaz kendi adıyla.
(1963)
gökyüzüne birikirdi hazineleri kışın
dağların dağlarda birikirdi gölgeleri
ürkütülmüş gölgeler kapımda çoğaldıkça
yüreğime o tedirgin çocuklarda düşerdi
kar yürürdü gözlerime tüyden ayaklarıyla
kar yürürdü çünkü kar
o temiz eldiveni gökyüzünün
tüfengimin ıssızlığını büyütürdü
bir dönülmez kaçışa uzanırdı çocuklar
ve o üzünç bitkisi çocuklarda ölürdü
artık üşümek çince bir çiçektir oralarda
yolcuların taşıyamadığı bir çiçektir
çünkü kardan yorulunca biz sıcak sulara
inip sepet öreriz ve 'gecenin
uzun ağzı sulardı saksıları'
ve hala ay dağınık saçlara benzer oralarda
serçelerin ayaklarına bağladığı karanlık
kimseyi çağıramaz kendi adıyla.
(1963)
Gök gürledi
Canı sarsılmadı şimşek çakışından
Ve yağışlar dilinden döküleni epritemedi
Sert esen poyrazın dayattığı siliklik
Ağustos sıcağı gerekçesiyle pelteleşme
Dilsizlik sağırlık çolaklık körlük
Mızrak değdiremediler güzelim gövdesine
Değiştirilsin aniden coğrafya dersinde konu
Kaçmak isterken vuruldu.
Burukluk enginine düşsek kalfadır aradığımız
Yücelik katlarına çıksak gözleri yakan yazıt
Kıt
Vurulduğunu bilmesek
Daha da kıt kalırdı hakkında malumatımız
Oydu dalgınlık arastamızdan belli belirsiz
Belli belirsiz belki utangaç geçiveren karaltı
Göz göze geldiğimizde bize düşen yutkunuş
Paydoslar çalkantısından yara almamış çehre
Türkçe konuşmasıyla hayranlık uyandıran
Duruşu çocuklara örnek olur diye korktuğumuz
Kanamayı durdurmak için gerek duyduklarımızın ilki
Neye acıktığımızı tek fark eden oydu
Kaçmak isterken vuruldu.
Tarihten kopmuş yaprakları sığaya çeken hançer
Denk getirilmiş bütün şeylerin kırbası
Kırbacı kötülükten zevk çıkaranların
Neyi ihmal ettiysek utanmamıza sebep
Bize bundan böyle onu hep
Yakınımızda peyda olan hışırtı
Yakınlık yakınmalarımızda kopan tel
Bize bundan böyle hep onu hatırlatacak
Çalılar aşk acısı çingeneler
Ondan aldıkları komutla
Tecavüz tadı yaydılar ortalığa
Vitrinlere mitralyöz
Kaldıysa inek fışkısı neonlu lambalara
İşini tek koluyla görürdü
Tek koluyla eziyet ederdi sakız çiğneyen erkeklere
Çiğ renkleri tek koluyla canından bıktırtırdı
Boştaydı, bizi kollamak üzere boştaydı öbür kolu
Kaçmak isterken vuruldu.
Cesedinin savcılıkça görüldüğünü söylediler bize
Rafta matlup kataloglu kayda geçen cansız bedeni
Cansız ama kim hele bir
Canlanma furyası açılsın onsuz edecek
Her an itirafı gereken şeymiş gibi kalacak akıllarda
Yüz yıkar saç tarar diş fırçalarken
Giyinirken buluşur karşılaşır vedalaşırken
Neden uğramaz oldu bize artık sorusu
Kefeyi ağdıracak ciğeri gerdirecek
Düştüğü yerin tozuna bulanmış karnındaki kıllar
Dizlerine kadar ıslak kollarında tırnak izleri var
Bu bir elmas kol düğmesi tekidir ki yelek
Astarına teyellenmiş bulundu
Kaçmak isterken vuruldu.
Kapandı mahremiyetine kapanıp yere düştü
Kan yok işte kan çekilmiş meleksi çehresinden
Kül gibi benzi gövdesinin görebildiğimiz yerleri külrengi
Kaçı aklındaydı acaba annesinin tembihlediklerinin
En küçük kardeşine en son neyi vaat etti
Fütursuz ömürler kısadır bilmez miydi
Bilmez miydi herkesten iyi bunu
Kaçmak isterken vuruldu.
Ey pazarlıkçı dul kadınların dillerindeki yapışkan!
Ey kusurları tadat edip vakit öldüren tembel amcazadeler!
Ey gişelerin önünde sabırsızca bekleşenlerin bahanesi!
Ey gövdelerin pişmanlığı!
Ey en çürük meyvesi dünya dillerinin!
Bayramın hamursuzu!
İftar vaktinin kuşkusu!
Haçın dumuru!
Kaçmak isterken vuruldu.
Yetti yokuşların yarılandığı saatte hatırdan çıkarıldığı
Endamını ilginç bulmak yetti kilosunda esrar bulmak
Yazın kumsalda el yapımı kunduralarını görmek
Kışın ayağında sandalet omuzunda harmani
Yetti alelusul yetti ayaküstü yetti baştan savma
Yetti saydamlığın inkarı
Her kıpırdayan şeye ateş etmek emri alan nemrutun
Silahından fırlayan kurşun değil
Beklentisindeki asit öldürdü onu
Kaçmak isterken vuruldu.
Bakakaldık bakakaldık bakakaldık bak gücümüz
Sessiz kalmakla ıssız kalmak arasına sarkıtıldığımız kadarmış
Yıldızların zillerini çaldıramıyoruz karanlık bastırınca
Acı gün yasa kesiyor vurduramıyoruz güneşe gongunu
Bir sevişme fasılasından santur imal edemiyoruz
Dolunay imbiğinden damıtamıyoruz bir çalpara
Bizi sarmış bizi sarmış bizi sarmış baştanbaşa mucizesizlik
Ferman okuyan kölenin yan tarafında mahcubiyetinden
Kıvrılmış son sayfanın ütüsünde hiçbir keramet yoktu
Kaçmak isterken vuruldu.
Canı sarsılmadı şimşek çakışından
Ve yağışlar dilinden döküleni epritemedi
Sert esen poyrazın dayattığı siliklik
Ağustos sıcağı gerekçesiyle pelteleşme
Dilsizlik sağırlık çolaklık körlük
Mızrak değdiremediler güzelim gövdesine
Değiştirilsin aniden coğrafya dersinde konu
Kaçmak isterken vuruldu.
Burukluk enginine düşsek kalfadır aradığımız
Yücelik katlarına çıksak gözleri yakan yazıt
Kıt
Vurulduğunu bilmesek
Daha da kıt kalırdı hakkında malumatımız
Oydu dalgınlık arastamızdan belli belirsiz
Belli belirsiz belki utangaç geçiveren karaltı
Göz göze geldiğimizde bize düşen yutkunuş
Paydoslar çalkantısından yara almamış çehre
Türkçe konuşmasıyla hayranlık uyandıran
Duruşu çocuklara örnek olur diye korktuğumuz
Kanamayı durdurmak için gerek duyduklarımızın ilki
Neye acıktığımızı tek fark eden oydu
Kaçmak isterken vuruldu.
Tarihten kopmuş yaprakları sığaya çeken hançer
Denk getirilmiş bütün şeylerin kırbası
Kırbacı kötülükten zevk çıkaranların
Neyi ihmal ettiysek utanmamıza sebep
Bize bundan böyle onu hep
Yakınımızda peyda olan hışırtı
Yakınlık yakınmalarımızda kopan tel
Bize bundan böyle hep onu hatırlatacak
Çalılar aşk acısı çingeneler
Ondan aldıkları komutla
Tecavüz tadı yaydılar ortalığa
Vitrinlere mitralyöz
Kaldıysa inek fışkısı neonlu lambalara
İşini tek koluyla görürdü
Tek koluyla eziyet ederdi sakız çiğneyen erkeklere
Çiğ renkleri tek koluyla canından bıktırtırdı
Boştaydı, bizi kollamak üzere boştaydı öbür kolu
Kaçmak isterken vuruldu.
Cesedinin savcılıkça görüldüğünü söylediler bize
Rafta matlup kataloglu kayda geçen cansız bedeni
Cansız ama kim hele bir
Canlanma furyası açılsın onsuz edecek
Her an itirafı gereken şeymiş gibi kalacak akıllarda
Yüz yıkar saç tarar diş fırçalarken
Giyinirken buluşur karşılaşır vedalaşırken
Neden uğramaz oldu bize artık sorusu
Kefeyi ağdıracak ciğeri gerdirecek
Düştüğü yerin tozuna bulanmış karnındaki kıllar
Dizlerine kadar ıslak kollarında tırnak izleri var
Bu bir elmas kol düğmesi tekidir ki yelek
Astarına teyellenmiş bulundu
Kaçmak isterken vuruldu.
Kapandı mahremiyetine kapanıp yere düştü
Kan yok işte kan çekilmiş meleksi çehresinden
Kül gibi benzi gövdesinin görebildiğimiz yerleri külrengi
Kaçı aklındaydı acaba annesinin tembihlediklerinin
En küçük kardeşine en son neyi vaat etti
Fütursuz ömürler kısadır bilmez miydi
Bilmez miydi herkesten iyi bunu
Kaçmak isterken vuruldu.
Ey pazarlıkçı dul kadınların dillerindeki yapışkan!
Ey kusurları tadat edip vakit öldüren tembel amcazadeler!
Ey gişelerin önünde sabırsızca bekleşenlerin bahanesi!
Ey gövdelerin pişmanlığı!
Ey en çürük meyvesi dünya dillerinin!
Bayramın hamursuzu!
İftar vaktinin kuşkusu!
Haçın dumuru!
Kaçmak isterken vuruldu.
Yetti yokuşların yarılandığı saatte hatırdan çıkarıldığı
Endamını ilginç bulmak yetti kilosunda esrar bulmak
Yazın kumsalda el yapımı kunduralarını görmek
Kışın ayağında sandalet omuzunda harmani
Yetti alelusul yetti ayaküstü yetti baştan savma
Yetti saydamlığın inkarı
Her kıpırdayan şeye ateş etmek emri alan nemrutun
Silahından fırlayan kurşun değil
Beklentisindeki asit öldürdü onu
Kaçmak isterken vuruldu.
Bakakaldık bakakaldık bakakaldık bak gücümüz
Sessiz kalmakla ıssız kalmak arasına sarkıtıldığımız kadarmış
Yıldızların zillerini çaldıramıyoruz karanlık bastırınca
Acı gün yasa kesiyor vurduramıyoruz güneşe gongunu
Bir sevişme fasılasından santur imal edemiyoruz
Dolunay imbiğinden damıtamıyoruz bir çalpara
Bizi sarmış bizi sarmış bizi sarmış baştanbaşa mucizesizlik
Ferman okuyan kölenin yan tarafında mahcubiyetinden
Kıvrılmış son sayfanın ütüsünde hiçbir keramet yoktu
Kaçmak isterken vuruldu.
Kaddüñ katında kâmet-i şimşâd pest olur
Zülfüñ yanında revnak-ı ‘anber şikest olur
Tâb-ı ruhuñla la’lün añan ‘aklın aldurur
Şevk ile içse kişi meyi katı mest olur
Reftâra gelse kâmet-i ‘ar ‘ar-hırâm ile
Bâlâ-yı yâre serv-i çemen zîr-dest olur
Zinhâr eline âyine virmeñ o kâfirüñ
Zîrâ görince sûretini büt-perest olur
Bâkî çeker mi bâde-i engûr minnetin
Her kim ki mest-i cür’a-i câm-ı Elest olur
Zülfüñ yanında revnak-ı ‘anber şikest olur
Tâb-ı ruhuñla la’lün añan ‘aklın aldurur
Şevk ile içse kişi meyi katı mest olur
Reftâra gelse kâmet-i ‘ar ‘ar-hırâm ile
Bâlâ-yı yâre serv-i çemen zîr-dest olur
Zinhâr eline âyine virmeñ o kâfirüñ
Zîrâ görince sûretini büt-perest olur
Bâkî çeker mi bâde-i engûr minnetin
Her kim ki mest-i cür’a-i câm-ı Elest olur
Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı;
Elindeyse beyazdan, gelde sıyır beyazı! ..
Elindeyse beyazdan, gelde sıyır beyazı! ..
İşte
Bu çok yakıştı
Yanakları boyar elmalı şeker ve şoklarıyla
Bu son acı
Bülbülden kanaryadan geçtin
Bile bile girdin - labirentin
Bir sır yüklendin - dörtnal
Ak çocukluğun
Ak gençliğin toprakları
Zorluklar
Daha çocuktun
Elini uzatsan
Dokunsan bozulmazdı hayaller
Büyüdün ki yalanlar gayyalar
İnsan
Kader
Yayını kurmuş telaşsız şaşmaz avcın
Seni aramadı
Yerinden hiç kımıldamadı
Sen koş orda burda
Tasalı mutlu yalan
İşte son dönemeç son anı
İşte
Bak bu çok yaklaştı sana
Elin mallar kanburlar arasında
Sırtında dünya günlük gaileler
Derken irkildin dikeldin derken
Avcın bıraktı oku
Bir hayat daha
Ezberler nasıl,kalbler aklandı mı altın tabakta
Şimdiden bir bak
Dilin takılmasın
İki yol ağzında
İşte bakın
İçimizden biri daha
Elinde dünyadan bir çıkın
Bu çok yakıştı
Yanakları boyar elmalı şeker ve şoklarıyla
Bu son acı
Bülbülden kanaryadan geçtin
Bile bile girdin - labirentin
Bir sır yüklendin - dörtnal
Ak çocukluğun
Ak gençliğin toprakları
Zorluklar
Daha çocuktun
Elini uzatsan
Dokunsan bozulmazdı hayaller
Büyüdün ki yalanlar gayyalar
İnsan
Kader
Yayını kurmuş telaşsız şaşmaz avcın
Seni aramadı
Yerinden hiç kımıldamadı
Sen koş orda burda
Tasalı mutlu yalan
İşte son dönemeç son anı
İşte
Bak bu çok yaklaştı sana
Elin mallar kanburlar arasında
Sırtında dünya günlük gaileler
Derken irkildin dikeldin derken
Avcın bıraktı oku
Bir hayat daha
Ezberler nasıl,kalbler aklandı mı altın tabakta
Şimdiden bir bak
Dilin takılmasın
İki yol ağzında
İşte bakın
İçimizden biri daha
Elinde dünyadan bir çıkın
Kalıp değil bir fikir...
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın...
Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap...
Madeni som ıstırap;
Kadın...
Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak....
Tadı zehrinde erzak;
Kadın...
Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal...
Allah'a yol bir timsal;
Kadın...
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın...
Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap...
Madeni som ıstırap;
Kadın...
Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak....
Tadı zehrinde erzak;
Kadın...
Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal...
Allah'a yol bir timsal;
Kadın...
Mustafa Şekib'e
Her ayağın bastığı yerde sanki kalbim var,
kalbim ki vahşi bir zevk alır ezilişinden.
ömrümün geçtiği yolda bana sorsalar,
gidiyorum bir kadın bacağının peşinden.
Bir kadının içinden ağlayışı, gülüşü,
gözlerinden ziyade bacaklarına yakın,
bir lisandır onların duruşu, bükülüşü,
kadınlar! onlar varken konuşmayınız sakın.
Ince sütunlardaki ilahi güzelliğe
bacakların ruhudur şekil veren diyorum
bacakları bir kalın örtüde saklı diye
mermerde kalbi çarpan venüs’ü sevmiyorum.
Boynuma doladığın güzel putu görseler
insanlar öğrenirdi neye tapacağını.
kör olsam da açılır gözüm, ona sürseler
isa’nın eli diye, bir kadın bacağını.
Her ayağın bastığı yerde sanki kalbim var,
kalbim ki vahşi bir zevk alır ezilişinden.
ömrümün geçtiği yolda bana sorsalar,
gidiyorum bir kadın bacağının peşinden.
Bir kadının içinden ağlayışı, gülüşü,
gözlerinden ziyade bacaklarına yakın,
bir lisandır onların duruşu, bükülüşü,
kadınlar! onlar varken konuşmayınız sakın.
Ince sütunlardaki ilahi güzelliğe
bacakların ruhudur şekil veren diyorum
bacakları bir kalın örtüde saklı diye
mermerde kalbi çarpan venüs’ü sevmiyorum.
Boynuma doladığın güzel putu görseler
insanlar öğrenirdi neye tapacağını.
kör olsam da açılır gözüm, ona sürseler
isa’nın eli diye, bir kadın bacağını.
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Mangalın küle mahcubiyeti artar
Divitlerin ucu eğrilir akıtmaya başlar hokkalar
Ayırır denizin kibrini bin parçaya ünlü keman
Donup kalır kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kefesi kibrit çöpü hissiyle ağdırılan terazi
Duyulur arş-ı âlâda ipsiz birinin çürümüş tahta perdelere
Attığı yumruk tangır tungur
Kala kalır açık kalır tentürdiyot şişesinin kapağı
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
İşitmek istemezsin çığlık istemezsin ah ü enîn
Nedir bu dersin ciyak ciyak
Sırası mıydı şu öğle vakti.
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kilidiyle kırk yıldır nikâh altında kalan defter yanar
Kilit kalır nikel kilit alevlerin büktüğü nikel kilit
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Akvaryuma dalıp gitmek sırası bir türlü bize gelmez
Biblonun boyasındaki çatlağı fark ederiz
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Bir bahane uydurup baklacılar konserine gitmeyiz.
Mangalın küle mahcubiyeti artar
Divitlerin ucu eğrilir akıtmaya başlar hokkalar
Ayırır denizin kibrini bin parçaya ünlü keman
Donup kalır kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kefesi kibrit çöpü hissiyle ağdırılan terazi
Duyulur arş-ı âlâda ipsiz birinin çürümüş tahta perdelere
Attığı yumruk tangır tungur
Kala kalır açık kalır tentürdiyot şişesinin kapağı
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
İşitmek istemezsin çığlık istemezsin ah ü enîn
Nedir bu dersin ciyak ciyak
Sırası mıydı şu öğle vakti.
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kilidiyle kırk yıldır nikâh altında kalan defter yanar
Kilit kalır nikel kilit alevlerin büktüğü nikel kilit
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Akvaryuma dalıp gitmek sırası bir türlü bize gelmez
Biblonun boyasındaki çatlağı fark ederiz
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Bir bahane uydurup baklacılar konserine gitmeyiz.
oyluk kemiğimi çıkarıp
kendime bir kadıncık yaptım
ve bir şamar vurup
rafa oturttum
ben evden çıkınca
kadıncığım yemeklerimi pişirdi
söküklerimi dikti
ve akşam olunca
korkusundan
çıkıp rafa oturdu
geceleri kadıncığımın dizlerine korum başımı
ve üç kıil koparınca
uyurum
kendime bir kadıncık yaptım
ve bir şamar vurup
rafa oturttum
ben evden çıkınca
kadıncığım yemeklerimi pişirdi
söküklerimi dikti
ve akşam olunca
korkusundan
çıkıp rafa oturdu
geceleri kadıncığımın dizlerine korum başımı
ve üç kıil koparınca
uyurum
Kadr-i eşküm ol bilür kim kıymet-i gevher bile
Rûy-ı zerdüm hoş görür şol kim ‘ayâr-ı zer bile
Nefha-i ‘anber tutar zülfi hamından ‘âlemi
Kanda gitse iki yanında iki micmer bile
Sâye-i kaddüñde âhum başka sancak çekdügin
Tuydı hep mîr-i livâ belki şeh-i kişver bile
Sûz-ı ‘aşkuñdan dimâgum şol kadar âşüfte kim
Mey degül âsûde kılmaz dârû-yı hüş-ber bile
Küşte-i şemşîr-i ‘aşkuñ hâkden kaldursalar
Teng ola sahrâ-yı ‘âlem ‘arsa-i mahşer bile
Cân virür çokdur ser-i kûyuñda kurbân olmaga
Hâzır it şemşîr-i bürrânuñla bir hançer bile
Tâb-ı dilden ahker-i sûzâna döndi gözlerüm
Bu meseldür kim yanar huşküñ yanınca ter bile
İnkisâr-ı bâl ile zehr-i gam itse telhkâm
Şehd şîrîn itmez agzın ‘âşıkuñ sükker bile
Bâkıyâ çarh-ı sitemkâruñ ne cevr itdüklerin
Yek-be-yek ‘arz it ki şâh-ı ma’delet-güster bile
Hayli demdür hırka rehn-i hâne-i hammârdur
Havfum oldur ki ola dîvân ile defter bile
Korkaram çâpük-süvâr-ı ‘arsa-i ‘irfân iken
Esb nâ-geh bir gice bî-cev kala ester bile
Âsitânı hâkine muhtâç mutlak hâs u ‘âm
Yaluñuz kullar degül tahtında sultânlar bile
Cânına minnet bilür Dârâyı derbân eylese
Hak bu kim Dârâ degül yanınca İskender bile
Vâsıl olmaz pâye-i na’l-i semend-i kadrine
Efser-i Hâkân degül tâc-ı ser-i Kayser bile
Eşheb-i zerrîn-sitâm-ı bahtı cevlân eylesün
Nüh felek tâ devr ide âfâkı heft ahter bile
Rûy-ı zerdüm hoş görür şol kim ‘ayâr-ı zer bile
Nefha-i ‘anber tutar zülfi hamından ‘âlemi
Kanda gitse iki yanında iki micmer bile
Sâye-i kaddüñde âhum başka sancak çekdügin
Tuydı hep mîr-i livâ belki şeh-i kişver bile
Sûz-ı ‘aşkuñdan dimâgum şol kadar âşüfte kim
Mey degül âsûde kılmaz dârû-yı hüş-ber bile
Küşte-i şemşîr-i ‘aşkuñ hâkden kaldursalar
Teng ola sahrâ-yı ‘âlem ‘arsa-i mahşer bile
Cân virür çokdur ser-i kûyuñda kurbân olmaga
Hâzır it şemşîr-i bürrânuñla bir hançer bile
Tâb-ı dilden ahker-i sûzâna döndi gözlerüm
Bu meseldür kim yanar huşküñ yanınca ter bile
İnkisâr-ı bâl ile zehr-i gam itse telhkâm
Şehd şîrîn itmez agzın ‘âşıkuñ sükker bile
Bâkıyâ çarh-ı sitemkâruñ ne cevr itdüklerin
Yek-be-yek ‘arz it ki şâh-ı ma’delet-güster bile
Hayli demdür hırka rehn-i hâne-i hammârdur
Havfum oldur ki ola dîvân ile defter bile
Korkaram çâpük-süvâr-ı ‘arsa-i ‘irfân iken
Esb nâ-geh bir gice bî-cev kala ester bile
Âsitânı hâkine muhtâç mutlak hâs u ‘âm
Yaluñuz kullar degül tahtında sultânlar bile
Cânına minnet bilür Dârâyı derbân eylese
Hak bu kim Dârâ degül yanınca İskender bile
Vâsıl olmaz pâye-i na’l-i semend-i kadrine
Efser-i Hâkân degül tâc-ı ser-i Kayser bile
Eşheb-i zerrîn-sitâm-ı bahtı cevlân eylesün
Nüh felek tâ devr ide âfâkı heft ahter bile
Her şeyde bir tükeniş, her oluşta bir bitiş;
Gökten ses: Ölümsüzler kafilesine yetiş!
Gökten ses: Ölümsüzler kafilesine yetiş!
ne diye
bu şuna
şu buna
kafiye?
başa taş
aşa yaş
Hey'e ney
tuhaf şey
kafiye
mantığı
o mantık
hediye
sandığı
bu sandık!
o mantık
bu sandık-
ta sandık
ve yandık
ne yandık
hendese
kümese
tıkılmak
hadise
kırkayak
adese
oyuncak
vesvese
gökbayrak
ölümse
gel dese
tak tak tak
mu-hak-kak
sorular
sordular
neden çok
nasıl yok
niçin var
sanatsız
papağan
neden çok
ve atsız
kahraman
niçin yok
çok ve yok
yok ve çok
aç ve tok
tok ve aç
tut ve kaç
saklambaç
neden çok
nasıl yok
niçin var
niçin'i
boğarken
piçini
yatakta
bastılar
şafakta
astılar
ve derken
nasıl yok
niçin var
bir varmış
bir yokmuş
karamış
ve kokmuş
dünyamız
rüyamız
kapkara
manzara
gebeler
döşeksiz
ebeler
isteksiz
kubbeler
desteksiz
habbeler
süreksiz
türbeler
meleksiz
tövbeler
gerçeksiz
cübbeler
yüreksiz
cezbeler
şimşeksiz
izbeler
emeksiz
heybeler
ekmeksiz
kafiye
hikaye
dava tek
ölmemek
peygamber
ne haber
bir batan
var vatan
kandil loş
ocak boş
ve dağ dağ
elveda!
gitme kal
nefes al
emir tez
bekletmez
ve O nur
bulunur
işte iz
geliniz
toprak post
ALLAH DOST...
bu şuna
şu buna
kafiye?
başa taş
aşa yaş
Hey'e ney
tuhaf şey
kafiye
mantığı
o mantık
hediye
sandığı
bu sandık!
o mantık
bu sandık-
ta sandık
ve yandık
ne yandık
hendese
kümese
tıkılmak
hadise
kırkayak
adese
oyuncak
vesvese
gökbayrak
ölümse
gel dese
tak tak tak
mu-hak-kak
sorular
sordular
neden çok
nasıl yok
niçin var
sanatsız
papağan
neden çok
ve atsız
kahraman
niçin yok
çok ve yok
yok ve çok
aç ve tok
tok ve aç
tut ve kaç
saklambaç
neden çok
nasıl yok
niçin var
niçin'i
boğarken
piçini
yatakta
bastılar
şafakta
astılar
ve derken
nasıl yok
niçin var
bir varmış
bir yokmuş
karamış
ve kokmuş
dünyamız
rüyamız
kapkara
manzara
gebeler
döşeksiz
ebeler
isteksiz
kubbeler
desteksiz
habbeler
süreksiz
türbeler
meleksiz
tövbeler
gerçeksiz
cübbeler
yüreksiz
cezbeler
şimşeksiz
izbeler
emeksiz
heybeler
ekmeksiz
kafiye
hikaye
dava tek
ölmemek
peygamber
ne haber
bir batan
var vatan
kandil loş
ocak boş
ve dağ dağ
elveda!
gitme kal
nefes al
emir tez
bekletmez
ve O nur
bulunur
işte iz
geliniz
toprak post
ALLAH DOST...
billûr sarayında çengi dilârâ
bahçede bin kaplumbağa
ve inci ile donanmış fil
gidince açıldı kapılar
ne iç oğlanları var
ne cariyeler
kimse
yalnız bir kahkaha
bütün odalarda
her boş odaya girişimde
bir kahkaha
ve çıkışımda
bir kahkaha
bahçede bin kaplumbağa
ve inci ile donanmış fil
gidince açıldı kapılar
ne iç oğlanları var
ne cariyeler
kimse
yalnız bir kahkaha
bütün odalarda
her boş odaya girişimde
bir kahkaha
ve çıkışımda
bir kahkaha
Ne varsa çöplüğe at, belli başlı zamanlık;
Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık.
Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık.
dağ köyünde körbağırsak sancısa
konur karnın ağrıyan yanına
alev gibi tuğlalar
/ Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu
konur karnın ağrıyan yanına
alev gibi tuğlalar
/ Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu
I
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...
II
Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.
İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...
III
Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.
Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.
Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.
Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...
II
Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.
İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...
III
Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.
Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.
Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.
Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...
Sarardın üzüntüden, üç gün ağladın
baktım gözlerine şıçramış halkın gözleri
incesin
bardakta bir karanfile benzemiyor inceliğin
serçeler sekmiyor hayır, dudaklarında
ham demirden bir çanakta dövülmüş otlar olur
ısınmış taşlar olur yazları geceleyin
sazlar
kanımda Çiçek Dağı'nı vurur
doldurur öylece göz yerlerimi inceliğin
Tenimde iz bırakmış kar kokusu
terli, muğlak adamların hevesleriyle
harman edilmiş tenim
sevinçler artırmışım çiçekli
ve çiçeksiz bütün dağlardan.
Sarhoşken bağrıma akıtılan yıldızlar
özümü çekip ayırmış avuntulardan.
Şimdi sana bakıyorum, kalabalık gözlerin
ağlamasan bizi utandıracak sanki dünya
Valentina Tereşkova
ve çekik gözlü kadın komandolar
çünkü üç gün beslendiler senin gözyaşlarınla.
Sen ağlarken azığımız çoğaldı
elledik halkın ağrılarını cesurca
ağlamasan
kök inatla kavramıyor toprağı
boş umutlar içinde pervasız büyüyor kir
ağlıyorsun ihanete karşı şavkıyor pıçak
bir pıçak ki sevgilim, Sürmene işidir.
Bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin
üzgün, kara, ayaklanmaya hazır
ben yaralar kuşanıp katılırım onlara
onlara katılırım yedek mermi ve şarkılar alarak
seni alırım sonra her bir yanım çağıldar
bir oyuna kalkarız sıkılmış yumruklarla
yazarız duvarlara fırtınalı yazılar.
Bir gün burda, bu kalktığımız yerde
kendini yaşamakla taşıran bir güneş kabarcığı
zonklayan bir atardamar olduğu anlaşılır
el tutuşmuş çocuklar ki o zaman
senin gözyaşlarını heyecanla kapışır.
(1969)
baktım gözlerine şıçramış halkın gözleri
incesin
bardakta bir karanfile benzemiyor inceliğin
serçeler sekmiyor hayır, dudaklarında
ham demirden bir çanakta dövülmüş otlar olur
ısınmış taşlar olur yazları geceleyin
sazlar
kanımda Çiçek Dağı'nı vurur
doldurur öylece göz yerlerimi inceliğin
Tenimde iz bırakmış kar kokusu
terli, muğlak adamların hevesleriyle
harman edilmiş tenim
sevinçler artırmışım çiçekli
ve çiçeksiz bütün dağlardan.
Sarhoşken bağrıma akıtılan yıldızlar
özümü çekip ayırmış avuntulardan.
Şimdi sana bakıyorum, kalabalık gözlerin
ağlamasan bizi utandıracak sanki dünya
Valentina Tereşkova
ve çekik gözlü kadın komandolar
çünkü üç gün beslendiler senin gözyaşlarınla.
Sen ağlarken azığımız çoğaldı
elledik halkın ağrılarını cesurca
ağlamasan
kök inatla kavramıyor toprağı
boş umutlar içinde pervasız büyüyor kir
ağlıyorsun ihanete karşı şavkıyor pıçak
bir pıçak ki sevgilim, Sürmene işidir.
Bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin
üzgün, kara, ayaklanmaya hazır
ben yaralar kuşanıp katılırım onlara
onlara katılırım yedek mermi ve şarkılar alarak
seni alırım sonra her bir yanım çağıldar
bir oyuna kalkarız sıkılmış yumruklarla
yazarız duvarlara fırtınalı yazılar.
Bir gün burda, bu kalktığımız yerde
kendini yaşamakla taşıran bir güneş kabarcığı
zonklayan bir atardamar olduğu anlaşılır
el tutuşmuş çocuklar ki o zaman
senin gözyaşlarını heyecanla kapışır.
(1969)
Yıkılan sarayımdan tek bir nakış kalmadı;
Dışa mıhlandı gözler, içe bakış kalmadı.
(1983)
Dışa mıhlandı gözler, içe bakış kalmadı.
(1983)
Ben gurbet rüzgârının üflediği kamışım...
Bir su başında mahzun, yapayalnız kalmışım...
Bir su başında mahzun, yapayalnız kalmışım...
Mersiye
Kan ağlasın bu dîde-i dürbârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâdârım ağlasın
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
Başdan başa bu cism-i siyehkârım ağlasın
Ağyârım ağlasın bana hem yârım ağlasın
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr’ım ağlasın
Nâdîde bir güher telef etdim dirîg u âh
Hâk içre defnedîp gerü gitdim dirîg u âh
Zât-ı şerîfi âleme bir yâdigâr idi
Fakr u fenâ vü aşk u hüner berkarâr idi
Her şeb misâl-i şem benim ile yanar idi
Sâve gibi yanımda enîs-i nehâr idi
Hakkâ tamâm âşık idi yâr-ı gâr idi
Bir kaç zaman muammer olaydı ne var idi
Allâh verdi aldı yine kurb-i Hazrete
Biz kaldık ile intizâr rûz-i kıyâmete
Âhir nefesde sohbeti oldu muhabbet âh
Bir yâre urdu bağrıma âh derd-i firkat âh
Gelmezdi hîç kalb-i fakîre bu sûret âh
Ey kâş etmeyeydim o âşıkla sohbet âh
Telh etdi kâmımı o zehrnâk şerbet âh
Eyvâh elden o gül-i handânım aldı mevt
Esrâr’ım aldı cümle dil ü cânım aldı mevt
Meydân-ı Mevlevîde nişân âşikâr edip
Pervâz ederdi şevk ile Ankâ şikâr edip
Eylerdi nây u defle semâ âh u zâr edip
Bulmuşdu kân-ı matlabı Hak’da karâr edip
Almışdı müjde kûyuna yârın güzâr edip
Gitdi ne çâre Gâlib’i hasretli yâr edip
Olsun visâl-i Hazret-i pîrânla kâmyâb
Kıldı karîn-i kabri Fasîh-i felekcenâb
Kan ağlasın bu dîde-i dürbârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâdârım ağlasın
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
Başdan başa bu cism-i siyehkârım ağlasın
Ağyârım ağlasın bana hem yârım ağlasın
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr’ım ağlasın
Nâdîde bir güher telef etdim dirîg u âh
Hâk içre defnedîp gerü gitdim dirîg u âh
Zât-ı şerîfi âleme bir yâdigâr idi
Fakr u fenâ vü aşk u hüner berkarâr idi
Her şeb misâl-i şem benim ile yanar idi
Sâve gibi yanımda enîs-i nehâr idi
Hakkâ tamâm âşık idi yâr-ı gâr idi
Bir kaç zaman muammer olaydı ne var idi
Allâh verdi aldı yine kurb-i Hazrete
Biz kaldık ile intizâr rûz-i kıyâmete
Âhir nefesde sohbeti oldu muhabbet âh
Bir yâre urdu bağrıma âh derd-i firkat âh
Gelmezdi hîç kalb-i fakîre bu sûret âh
Ey kâş etmeyeydim o âşıkla sohbet âh
Telh etdi kâmımı o zehrnâk şerbet âh
Eyvâh elden o gül-i handânım aldı mevt
Esrâr’ım aldı cümle dil ü cânım aldı mevt
Meydân-ı Mevlevîde nişân âşikâr edip
Pervâz ederdi şevk ile Ankâ şikâr edip
Eylerdi nây u defle semâ âh u zâr edip
Bulmuşdu kân-ı matlabı Hak’da karâr edip
Almışdı müjde kûyuna yârın güzâr edip
Gitdi ne çâre Gâlib’i hasretli yâr edip
Olsun visâl-i Hazret-i pîrânla kâmyâb
Kıldı karîn-i kabri Fasîh-i felekcenâb
Polonyanın kanı beyazdı
İsyan bir bayraktı süt içinde
Porselenlerden yapılmış Polonya
Kırılan heykel ve heykel aşkları
Ve Venüsün kırık kolu Polonya
Polonya Polonya sana günaydın
Karanlıklardan çekip kaderini
İlk aydınlığa çıkardın
Ama ben Peşteye dönüyorum
Peşte bir kan çemberi
Işıklı çemberler içinde ölüler
Konuşturuyorlar sfenksleri
Öğretiyorlar kelimeyi doğan
Çocuklara kutsal kelimeleri
Kelime en güçlü silahtır
Tutar şehri ve insanı
Elektrik lambalarının altında
Kadın kanları
Kadınlar susmuştu
Konuşan erkekti
Kadın gömlekleri yırtılıyordu
Anne gömlekleri
Ve mesut dakikaları beklemiş
Bütün saatler
Tırak deyip durdu
Günah duvarına düşmüş
Şehrin beyaz kaderi
Ve kan aynasında
Macar gölgesi
Macar kası gergin
Kan büyüyordu
- İşin kötüsü gözüm görmüyor
- Silah ıslandı atamıyorum
- Çevrem kıpkırmızı oldu
Ellerim yapış yapış
- Kelimelerimi duyuyor musun?
................................................
Dünyaya kan ismi veriniz
Sokak fenerlerine asılmış
Güzel ve canlı ölüm
Aydınlatıyordu gerçeği
Telgraf direklerine çekilmiş
Düşman ölüleri bir bütün
Apayrı bir varlık insandan
Günah kadar çirkin
Ve Tanrı düzenine aykırı
Bir ur kocaman
Ölüm yayılıyordu ölüyordu gece bile
İşleyen makinalar kalmıştı yalnız
Ve onların kolları insanlar
Zalim kelimesinin gözbebeği
İnsan değil alet
Aletin aleti
Kör
- Tanrı onlarsız değil
Ama onlar - Tanrısız
Geride ve Peştede kan vardı
Budanın bir kelimelik heykeli kan içinde
Ve güneş yavaş yavaş yükseliyordu Peşte dağlarında
Ve kan pırıl pırıldı
Kızgın ve kaynar
Bin güneş yanıyordu kanda
Küçük fakat sağlam
İsyan bir bayraktı süt içinde
Porselenlerden yapılmış Polonya
Kırılan heykel ve heykel aşkları
Ve Venüsün kırık kolu Polonya
Polonya Polonya sana günaydın
Karanlıklardan çekip kaderini
İlk aydınlığa çıkardın
Ama ben Peşteye dönüyorum
Peşte bir kan çemberi
Işıklı çemberler içinde ölüler
Konuşturuyorlar sfenksleri
Öğretiyorlar kelimeyi doğan
Çocuklara kutsal kelimeleri
Kelime en güçlü silahtır
Tutar şehri ve insanı
Elektrik lambalarının altında
Kadın kanları
Kadınlar susmuştu
Konuşan erkekti
Kadın gömlekleri yırtılıyordu
Anne gömlekleri
Ve mesut dakikaları beklemiş
Bütün saatler
Tırak deyip durdu
Günah duvarına düşmüş
Şehrin beyaz kaderi
Ve kan aynasında
Macar gölgesi
Macar kası gergin
Kan büyüyordu
- İşin kötüsü gözüm görmüyor
- Silah ıslandı atamıyorum
- Çevrem kıpkırmızı oldu
Ellerim yapış yapış
- Kelimelerimi duyuyor musun?
................................................
Dünyaya kan ismi veriniz
Sokak fenerlerine asılmış
Güzel ve canlı ölüm
Aydınlatıyordu gerçeği
Telgraf direklerine çekilmiş
Düşman ölüleri bir bütün
Apayrı bir varlık insandan
Günah kadar çirkin
Ve Tanrı düzenine aykırı
Bir ur kocaman
Ölüm yayılıyordu ölüyordu gece bile
İşleyen makinalar kalmıştı yalnız
Ve onların kolları insanlar
Zalim kelimesinin gözbebeği
İnsan değil alet
Aletin aleti
Kör
- Tanrı onlarsız değil
Ama onlar - Tanrısız
Geride ve Peştede kan vardı
Budanın bir kelimelik heykeli kan içinde
Ve güneş yavaş yavaş yükseliyordu Peşte dağlarında
Ve kan pırıl pırıldı
Kızgın ve kaynar
Bin güneş yanıyordu kanda
Küçük fakat sağlam
Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan
saçlarıma bin küsür yalnızlığı takıp girdiğim şehre
insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksam
günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak
bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında
şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için
bir şahan tüylerini döker ardımsıra
artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım
böğrümde kambur çocuklardan bir payanda.
Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum
sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya
her yerimde urlar çıkıyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina
kangren oluyorum bahar geldiği için
urlarımı kesiyorum kör bir usturayla
ama kopmuyor onlar ve bana şehri dolaştırıyor
bırakabileceğim her şeyi bıraktırıyor bana
kızlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek
yükseliyor kız tortuları
tülbentlerden kanı süzülürken körpe yavruların
bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya
-Avluya çık
-Avluya kara bir şey bırakılmış
(bir bomba)
Kulaklarımız alışmıştı tıpırtısına yağmurun
şehre sıkıntının rahatlığı basmadan giriyorduk
filimler üç günde bir değişiyordu
bense ikircikliydim ama korkmuyordum
polis olan babamla tatil arasında uçuşup duruyordum durmadan
urlarım yoktu, suçum yoktu,
ve beyaz kuşlar kalkardı anamın hırkasından
şehre karışmayan bir dehliz değildim
sevinçle kovalıyordum kendimi
bunları ansımak başımı döndürüyor bazan
elbet bir hinlik vardır seni sevişimde
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan.
Azan bir hevestir artık tanyeri
söküp gövdesinde bir cehennem parçalamak ister insan
şehrin defterini dürüp uzanmak ister yanına
üstümüzü kuş sesinden bir lekeyle örtmeli
umudumuzu kapmaya gelen makinaları
bütün çirkefini şehrin çarpıtıp aşkımıza
solumak gece
terlemek gece
gece çarşaflara…
Açıklanacak, belletilecek olan belki
milât öncesi ve sonrası lâkırdıları
karışık banka hesapları, navlun
yani öylesine açık değil pek
hatta
-şehir mi, değil mi burası-
kötürüm bir kurt çantamı karıştırıyor
neden karıştırıyor, ne hakla
direnmeler, erzurumlar, kalfalar
gecenin ipini koparan gece safaları
-Var mısın yok yere ağlamaya… Ki bir sis
yanık bırakılmış bir fısıltı
şehri sarıyor, bir dehliz olan bana ulaşamıyor ama
herkesin içinde iğdiş bir bahar
bacakları eriyor memurların, evkızlarının
ve saat 24 vardiyasının işçileri
inmiyor ocaklarına.
Yufka mıdır
yufka mıdır benim bakışım dünyaya
ki acılarıyla başlatırım insanları
derimi yalayarak geçen mevsim
beni alır şehirden yıpranmış bakışlarla
her askere gidenin, her tören yorgununun
kondurur kemerinin kaşına.
Böylece ben, o küskün, o karışmayan dehliz
koca bir tomruğu yüklenirim arkadaşlarla
koca bir tomruğu kaldırıp kaldırıp
kümbetlere, bitkinliğin bordasına…
Kanın çığırından çıktığı saattir bu
memelerini bana sıkıca bastırdığın
hercai bir yürek somurtkan kepenklerin ardında
şehri acıtan çocukluğumuza değdikçe
biz seviştikçe bizi acıtan
kukumav kuşları, mânilerle dolu bir yatak
zaç yağı şişeleri kocaman.
Sen şimdi sevincimin akranısın
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan
doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim
yaralarımı onduranımsın
yatağımı hiç boş bırakmayan…
Yüzümü ellerimle yine kapayayım mı?
bekçi karısının belaltını mı anlatayım insanlara
yoksa onlara bilinmez bir toprak mı adayayım
değil
partizanlığım dalaşmak istiyor anla
bu sarsak hırgürüyle dünyanın
dalaşmak dalaşmak dalaşmak
böylece aşk akranım oluyor benim
ey bayırdan ve yokuştan uzaklara
ey çırpınan bir geyiktir memelerin
karnın ısırgan otları gibi aklımda.
(1966)
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan
saçlarıma bin küsür yalnızlığı takıp girdiğim şehre
insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksam
günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak
bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında
şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için
bir şahan tüylerini döker ardımsıra
artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım
böğrümde kambur çocuklardan bir payanda.
Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum
sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya
her yerimde urlar çıkıyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina
kangren oluyorum bahar geldiği için
urlarımı kesiyorum kör bir usturayla
ama kopmuyor onlar ve bana şehri dolaştırıyor
bırakabileceğim her şeyi bıraktırıyor bana
kızlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek
yükseliyor kız tortuları
tülbentlerden kanı süzülürken körpe yavruların
bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya
-Avluya çık
-Avluya kara bir şey bırakılmış
(bir bomba)
Kulaklarımız alışmıştı tıpırtısına yağmurun
şehre sıkıntının rahatlığı basmadan giriyorduk
filimler üç günde bir değişiyordu
bense ikircikliydim ama korkmuyordum
polis olan babamla tatil arasında uçuşup duruyordum durmadan
urlarım yoktu, suçum yoktu,
ve beyaz kuşlar kalkardı anamın hırkasından
şehre karışmayan bir dehliz değildim
sevinçle kovalıyordum kendimi
bunları ansımak başımı döndürüyor bazan
elbet bir hinlik vardır seni sevişimde
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan.
Azan bir hevestir artık tanyeri
söküp gövdesinde bir cehennem parçalamak ister insan
şehrin defterini dürüp uzanmak ister yanına
üstümüzü kuş sesinden bir lekeyle örtmeli
umudumuzu kapmaya gelen makinaları
bütün çirkefini şehrin çarpıtıp aşkımıza
solumak gece
terlemek gece
gece çarşaflara…
Açıklanacak, belletilecek olan belki
milât öncesi ve sonrası lâkırdıları
karışık banka hesapları, navlun
yani öylesine açık değil pek
hatta
-şehir mi, değil mi burası-
kötürüm bir kurt çantamı karıştırıyor
neden karıştırıyor, ne hakla
direnmeler, erzurumlar, kalfalar
gecenin ipini koparan gece safaları
-Var mısın yok yere ağlamaya… Ki bir sis
yanık bırakılmış bir fısıltı
şehri sarıyor, bir dehliz olan bana ulaşamıyor ama
herkesin içinde iğdiş bir bahar
bacakları eriyor memurların, evkızlarının
ve saat 24 vardiyasının işçileri
inmiyor ocaklarına.
Yufka mıdır
yufka mıdır benim bakışım dünyaya
ki acılarıyla başlatırım insanları
derimi yalayarak geçen mevsim
beni alır şehirden yıpranmış bakışlarla
her askere gidenin, her tören yorgununun
kondurur kemerinin kaşına.
Böylece ben, o küskün, o karışmayan dehliz
koca bir tomruğu yüklenirim arkadaşlarla
koca bir tomruğu kaldırıp kaldırıp
kümbetlere, bitkinliğin bordasına…
Kanın çığırından çıktığı saattir bu
memelerini bana sıkıca bastırdığın
hercai bir yürek somurtkan kepenklerin ardında
şehri acıtan çocukluğumuza değdikçe
biz seviştikçe bizi acıtan
kukumav kuşları, mânilerle dolu bir yatak
zaç yağı şişeleri kocaman.
Sen şimdi sevincimin akranısın
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan
doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim
yaralarımı onduranımsın
yatağımı hiç boş bırakmayan…
Yüzümü ellerimle yine kapayayım mı?
bekçi karısının belaltını mı anlatayım insanlara
yoksa onlara bilinmez bir toprak mı adayayım
değil
partizanlığım dalaşmak istiyor anla
bu sarsak hırgürüyle dünyanın
dalaşmak dalaşmak dalaşmak
böylece aşk akranım oluyor benim
ey bayırdan ve yokuştan uzaklara
ey çırpınan bir geyiktir memelerin
karnın ısırgan otları gibi aklımda.
(1966)
Kanaat et, sabır ile çık yola!
Kanaat edenler, hazine bula.
Sabr eden kulunu, Rabbimiz sever,
Kur’an-ı kerimde, onları över.
Sabreden kolayca, murada erer,
Çok kimseden önce, cennete girer.
Sabredenin ecri, hesapsız olur,
Sabreden çok geçmez, gerçeği bulur.
Günahtan kaçıp sabreden kişi,
Ahirette kolaylaşır her işi.
Kim ibadet zahmetine sabreder,
Sorgusuz sualsiz, cennete gider.
Kim ki sabreyleye kızdığı zaman,
Kuvvetlenir, parlar ondaki iman.
Kim yoğa sabrede, varını vere,
Ahirette pek çok karşılık göre.
Sabırla düşmana zafer bulunur,
Kısa bir zamanda çok yol alınır.
Ya İlahi, Eşrefoğlu Rumi’ye,
Sen güzel sabır ver, aşkına doya!
Kanaat edenler, hazine bula.
Sabr eden kulunu, Rabbimiz sever,
Kur’an-ı kerimde, onları över.
Sabreden kolayca, murada erer,
Çok kimseden önce, cennete girer.
Sabredenin ecri, hesapsız olur,
Sabreden çok geçmez, gerçeği bulur.
Günahtan kaçıp sabreden kişi,
Ahirette kolaylaşır her işi.
Kim ibadet zahmetine sabreder,
Sorgusuz sualsiz, cennete gider.
Kim ki sabreyleye kızdığı zaman,
Kuvvetlenir, parlar ondaki iman.
Kim yoğa sabrede, varını vere,
Ahirette pek çok karşılık göre.
Sabırla düşmana zafer bulunur,
Kısa bir zamanda çok yol alınır.
Ya İlahi, Eşrefoğlu Rumi’ye,
Sen güzel sabır ver, aşkına doya!
Kalıcı keser hammaddesi insan sahrası
Keser düzeltir ve yoluna verir
Upuzun yakıcı dili eski enli kelimelerin
İncelip ağırlaşarak çelik
İnce uçlarına doğru
Akıl almaz hızlanışlarla
Arka arkaya varışlarla
Yanağını yere koyup ağlıyan insanın kalbine yayılır
Karşı koyanı batırır basar geçer
Ne sağlam bırakır ne gelecek bırakır
Keser kılıç ağaç dalında asılıyken bile
Kabzadan alır rüzgarını
At biner gibi oturur et kemik içine
Kalbimiz iki parmağın arasında olana
Yöneldik kapısına
Safkan
Mahcub ve müştak
Kan Ve Toprak İçinde Yatırma Bizi
Keser düzeltir ve yoluna verir
Upuzun yakıcı dili eski enli kelimelerin
İncelip ağırlaşarak çelik
İnce uçlarına doğru
Akıl almaz hızlanışlarla
Arka arkaya varışlarla
Yanağını yere koyup ağlıyan insanın kalbine yayılır
Karşı koyanı batırır basar geçer
Ne sağlam bırakır ne gelecek bırakır
Keser kılıç ağaç dalında asılıyken bile
Kabzadan alır rüzgarını
At biner gibi oturur et kemik içine
Kalbimiz iki parmağın arasında olana
Yöneldik kapısına
Safkan
Mahcub ve müştak
Kan Ve Toprak İçinde Yatırma Bizi
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
tabutumun üstünde zar atıyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
başından başlayabilirim.
(1972)
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
tabutumun üstünde zar atıyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
başından başlayabilirim.
(1972)
Kanumı içmege ol âfet-i cânum özenür
Meyl ider ölmege dil rûh-ı revânum özenür
Tıfldur pend-i peder diñlemez ol mâh dahı
Şîr-i mâder yirine içmege kanum özenür
Ârzû eyler imiş bâr-ı belâ çekdügümi
Çekeyin bârî çün ol şûh-ı cihânum özenür
Pîrlikde bu dü-tâ kaddümi çeng eylemege
Neydügin bilmeyüp ol tâze cevânum özenür
Derd ü gam kaddümi ham kılsa göñül çekmez elem
Kemer itmek diler ol mûy-miyânum özenür
Tîr-i âh-ı seherî çekdügüm ister dildâr
Çekeyin n’olsa gerek kaşı kemânum özenür
Dimez ol husrev-i hûbân-ı cihân ey Bâkî
La’l-i şîrînüme Ferhâd-ı zamânum özenür
Meyl ider ölmege dil rûh-ı revânum özenür
Tıfldur pend-i peder diñlemez ol mâh dahı
Şîr-i mâder yirine içmege kanum özenür
Ârzû eyler imiş bâr-ı belâ çekdügümi
Çekeyin bârî çün ol şûh-ı cihânum özenür
Pîrlikde bu dü-tâ kaddümi çeng eylemege
Neydügin bilmeyüp ol tâze cevânum özenür
Derd ü gam kaddümi ham kılsa göñül çekmez elem
Kemer itmek diler ol mûy-miyânum özenür
Tîr-i âh-ı seherî çekdügüm ister dildâr
Çekeyin n’olsa gerek kaşı kemânum özenür
Dimez ol husrev-i hûbân-ı cihân ey Bâkî
La’l-i şîrînüme Ferhâd-ı zamânum özenür
Kendi yastıklarına gölge salmasın
Çocuklarının öpüşleri onlara anlat
Onlara anlat yağmur karşılıklı yağar
Ruhların içindeki müzikle karşılıklı
Kapalı çarşı içinde bir sigara
Bir keman kılıfı senin saçlarına sürünen yağ
Onlara anlat kadınların gözlerinin içinden geçer
Kapalı Çarşı ve Kapalı Çarşı’yı götüren saat
Bir inci gerdanlık dumanları içinde kapkara
Anlamağa başladığı ağır ve çekilmez kelimeler içinde dağ
Senin resmin ince gerdanlığın siyah parlaklığı içinde ışıklı
Işıklı ışıksız yandan ve önden ışıksız arkadan ve içten ışıklı
Onlara anlat ki insan kelimelerden ve şiirden yaratılmadı
Tüyler içinde gelen yeni dünya
Bir sandalye kadar hür olduğu gün
Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat
Benim aynamı küçültüp büyülten onlar
Benim aynamı aynalıktan çıkaran
Kapalı çarşılar içinde fikre ve gerçeğe
Neler neler etti anlarsın onlar
Şemsiyeler gibi
Felaketlerin en şakacısına açılıveren onlar
Kendi yastıklarına düşmesin
Dostlarının kadınları üstündeki gölgesi onlara anlat
Kapalı çarşılar içinde
Aslanların ağaç kabuğuna yazdığı şiir
Kapalı çarşı içerisinde
Açık ve keskin yumuşak ve güzel Kur'an sesleri
Kapalı çarşı içinde kapalı rüya çarşıları
Kapalı çarşı içinde öfke ve af çarşıları
Kapalı Çarşı’ya gittiğin zaman
Bir yangın sonrasının gazetelerini okudun
Bir gazete uzun ve kul olmuş bir gazeteydi Kapalı Çarşı
Mavi gözlü bir gazete
Kapalı Çarşı içinde bulutların en senin olanı
Sen bana kapalı çarşı
Şüphesiz o kadar satılan ve alınanlar var ki
Şüphesiz bir harita kırığı
Bir yapma deniz parçasıyla kapalı Kapalı Çarşı
Sen kapalı çarşılar üstüne yağmur yağanı
Yağmurun iyi ve doğru yağmadığını
onlara anlat
Çocuklarının öpüşleri onlara anlat
Onlara anlat yağmur karşılıklı yağar
Ruhların içindeki müzikle karşılıklı
Kapalı çarşı içinde bir sigara
Bir keman kılıfı senin saçlarına sürünen yağ
Onlara anlat kadınların gözlerinin içinden geçer
Kapalı Çarşı ve Kapalı Çarşı’yı götüren saat
Bir inci gerdanlık dumanları içinde kapkara
Anlamağa başladığı ağır ve çekilmez kelimeler içinde dağ
Senin resmin ince gerdanlığın siyah parlaklığı içinde ışıklı
Işıklı ışıksız yandan ve önden ışıksız arkadan ve içten ışıklı
Onlara anlat ki insan kelimelerden ve şiirden yaratılmadı
Tüyler içinde gelen yeni dünya
Bir sandalye kadar hür olduğu gün
Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat
Benim aynamı küçültüp büyülten onlar
Benim aynamı aynalıktan çıkaran
Kapalı çarşılar içinde fikre ve gerçeğe
Neler neler etti anlarsın onlar
Şemsiyeler gibi
Felaketlerin en şakacısına açılıveren onlar
Kendi yastıklarına düşmesin
Dostlarının kadınları üstündeki gölgesi onlara anlat
Kapalı çarşılar içinde
Aslanların ağaç kabuğuna yazdığı şiir
Kapalı çarşı içerisinde
Açık ve keskin yumuşak ve güzel Kur'an sesleri
Kapalı çarşı içinde kapalı rüya çarşıları
Kapalı çarşı içinde öfke ve af çarşıları
Kapalı Çarşı’ya gittiğin zaman
Bir yangın sonrasının gazetelerini okudun
Bir gazete uzun ve kul olmuş bir gazeteydi Kapalı Çarşı
Mavi gözlü bir gazete
Kapalı Çarşı içinde bulutların en senin olanı
Sen bana kapalı çarşı
Şüphesiz o kadar satılan ve alınanlar var ki
Şüphesiz bir harita kırığı
Bir yapma deniz parçasıyla kapalı Kapalı Çarşı
Sen kapalı çarşılar üstüne yağmur yağanı
Yağmurun iyi ve doğru yağmadığını
onlara anlat
Kapı kapı,bu yolun son kapısı ölümse!
Her kapıda ağlayıp,o kapıda gülümse.
Her kapıda ağlayıp,o kapıda gülümse.
Kapından gayra muhtâc olmayalım
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Hân-ı vasla doyur aç olmayalım
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Gülşende bülbülü zâr eden sensin
Düşmeni dost edip yâr eden sensin
Âlemleri yokdan var eden sensin
Sen yaratdın Mevlâ sen kerem eyle
Cânıma cânânı kimden umayın
Derdime dermânı kimden umayın
Lutf ile ihsânı kimden umayın
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Sensiz bir kişinin işi bitmedi
Kimse buyruksuz gelip gitmedi
Halk edicek kimse yardım etmedi
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Bilmeyenler gayrın nef'i var sandı
Bilicek gayra bakmakdan usandı
Sen esirge Hüdâyî-i derd-mendi
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Hân-ı vasla doyur aç olmayalım
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Gülşende bülbülü zâr eden sensin
Düşmeni dost edip yâr eden sensin
Âlemleri yokdan var eden sensin
Sen yaratdın Mevlâ sen kerem eyle
Cânıma cânânı kimden umayın
Derdime dermânı kimden umayın
Lutf ile ihsânı kimden umayın
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Sensiz bir kişinin işi bitmedi
Kimse buyruksuz gelip gitmedi
Halk edicek kimse yardım etmedi
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Bilmeyenler gayrın nef'i var sandı
Bilicek gayra bakmakdan usandı
Sen esirge Hüdâyî-i derd-mendi
Sen yaratdın yine sen kerem eyle
Bir duvarı sürüyor saçların bir hayvan parıltısı var gözlerinde
Binbir kement sardırıyor boynuma açık açık cinsini parlatışın
Bırak gamzelerin aksın odalarıma
Kapı vuruşlarım eve zindan oluşlarım
Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara
Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara
Binbir kement sardırıyor boynuma açık açık cinsini parlatışın
Bırak gamzelerin aksın odalarıma
Kapı vuruşlarım eve zindan oluşlarım
Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara
Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara
Derler ki,bu dünyada ne elde etsen kardır;
El atmadan bitende acaba ne kar vardır? ..
1978
El atmadan bitende acaba ne kar vardır? ..
1978
Dünyanın en uzun hüznü yağıyor,
Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne.
Kar yağıyor ve sen gidiyorsun,
Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun,
Belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimizi
O insan ve tabiat çağını.
Dön bana ve dinle!
Kuşlar uçuşuyor içimde.
Loş bir keman solosu gibi
Kuşların uçuştuğunu içimde,
Dön bana ve dinle.
Karanlık denizlerin dibinde,
Birtakım incilerin olduğunu
Birtakım incilere ve hatıralara
Neden bağlı olduğumuzu unutma.
Duy beni ve dinle!
Denizler boğuşuyor içimde.
Unutma diyorum ama sen anla,
Anlat bizim de yaşamak istediğimizi onlara...
Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne.
Kar yağıyor ve sen gidiyorsun,
Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun,
Belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimizi
O insan ve tabiat çağını.
Dön bana ve dinle!
Kuşlar uçuşuyor içimde.
Loş bir keman solosu gibi
Kuşların uçuştuğunu içimde,
Dön bana ve dinle.
Karanlık denizlerin dibinde,
Birtakım incilerin olduğunu
Birtakım incilere ve hatıralara
Neden bağlı olduğumuzu unutma.
Duy beni ve dinle!
Denizler boğuşuyor içimde.
Unutma diyorum ama sen anla,
Anlat bizim de yaşamak istediğimizi onlara...
Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın
Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın
Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip gider
Her affın içinde bir intikam gelip gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın
Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın
Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın
Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip gider
Her affın içinde bir intikam gelip gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın
Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın
Dünyayı yererken de yine onunla ilgim;
Nefse el süremiyor kara tahtada silgim...
(1982)
Nefse el süremiyor kara tahtada silgim...
(1982)
Kara taşa su koyarsan
Elli yıl ıslatır isen
O taş yine kaskatıdır
Hünerli taş olur değil
Taştan çıkar türlü sular
Ayağında neler pişer
Cahil gönül taştan beter
Yola gelmez gelir değil
Boz yapalak devlengece
Ekmek verme gündüz gece
Onun işi köstebektir
Salıp ördek alır değil
Şah balaban şahin doğan
Doğru övmüş onu öven
Doğan zayıf olsa bile
Doğanlıktan kalır değil
Elli yıl ıslatır isen
O taş yine kaskatıdır
Hünerli taş olur değil
Taştan çıkar türlü sular
Ayağında neler pişer
Cahil gönül taştan beter
Yola gelmez gelir değil
Boz yapalak devlengece
Ekmek verme gündüz gece
Onun işi köstebektir
Salıp ördek alır değil
Şah balaban şahin doğan
Doğru övmüş onu öven
Doğan zayıf olsa bile
Doğanlıktan kalır değil
Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeğe
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elinde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içmeğe çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Seni süt içmeğe çağırıyorum parmaklarımdan
Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeğe
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elinde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içmeğe çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Seni süt içmeğe çağırıyorum parmaklarımdan
Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik olum, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, olum yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da olum;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bolum...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taslarda donmuş sukuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, basacak taşlar;
Taslara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taslarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik olum, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, olum yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da olum;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bolum...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taslarda donmuş sukuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, basacak taşlar;
Taslara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taslarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!
Karaçay'ın Türküsü: Danseden İki Kardeş
Ben Karaçay ve eller pamuk gibi yumuşak
Eller hafifçe tutmuş birbirini
Ben güneşin altında garip dost garip ırmak
Ben doğmayan bir çocuk için söylenen ninni
Eller hafifçe tutmuş birbirini
Anlat bakır mangal yalnızlığını anlat
Anlat yalnızlığını rüyadan kalma halı
Ayaklara ışık tut vücutlara şarkı kat
Birbirinin içinde iki kardeşin eli
Anlat yalnızlığını rüyadan kalma halı
Aziz misafirlere bir öpücük bir çiçek
Onlar sabaha kadar dansedecek bu gece
Ve çocuk benden süslü cam çakıl isteyecek
Bense akar dururum yalnızca ve delice
Onlar sabaha kadar dansecek bu gece
Ben Karaçay ve eller pamuk gibi yumuşak
Eller hafifçe tutmuş birbirini
Ben güneşin altında garip dost garip ırmak
Ben doğmayan bir çocuk için söylenen ninni
Eller hafifçe tutmuş birbirini
Ben Karaçay ve eller pamuk gibi yumuşak
Eller hafifçe tutmuş birbirini
Ben güneşin altında garip dost garip ırmak
Ben doğmayan bir çocuk için söylenen ninni
Eller hafifçe tutmuş birbirini
Anlat bakır mangal yalnızlığını anlat
Anlat yalnızlığını rüyadan kalma halı
Ayaklara ışık tut vücutlara şarkı kat
Birbirinin içinde iki kardeşin eli
Anlat yalnızlığını rüyadan kalma halı
Aziz misafirlere bir öpücük bir çiçek
Onlar sabaha kadar dansedecek bu gece
Ve çocuk benden süslü cam çakıl isteyecek
Bense akar dururum yalnızca ve delice
Onlar sabaha kadar dansecek bu gece
Ben Karaçay ve eller pamuk gibi yumuşak
Eller hafifçe tutmuş birbirini
Ben güneşin altında garip dost garip ırmak
Ben doğmayan bir çocuk için söylenen ninni
Eller hafifçe tutmuş birbirini
Karaman da varlık dolu, Nurlanmıştır güzel yolu,
Aşıklar Yunus’un oğlu, Karaman da, Larende de...
***
Karaman da sağlık düzen, Görsün Aşıkların gezen,
İlim yollarında özen, Karaman da Larende de...
***
Karaman da çok Erenler, Mevlanayla hay dönerler,
Kültür sanatı severler, Karaman da Larende de...
***
Karaman’ın çok güzeli, Sazları okur gazeli,
Sadıklar gelmiş ezeli, Karaman da Larende de
***
Karaman da Yunus Hocam, Mehmet Beyim Lisan Amcam,
Mevlevi der gülüm goncam, Karaman da Larende de...
***
Aşık Mevlevi hep ağlar, Yunus un yolunda çağlar,
Ne güzeldir bahçe bağlar, Karaman da Larende de.
***
Aşık Mevlevi
Kaydeden: Erdal Canbulat - [email protected]
Aşıklar Yunus’un oğlu, Karaman da, Larende de...
***
Karaman da sağlık düzen, Görsün Aşıkların gezen,
İlim yollarında özen, Karaman da Larende de...
***
Karaman da çok Erenler, Mevlanayla hay dönerler,
Kültür sanatı severler, Karaman da Larende de...
***
Karaman’ın çok güzeli, Sazları okur gazeli,
Sadıklar gelmiş ezeli, Karaman da Larende de
***
Karaman da Yunus Hocam, Mehmet Beyim Lisan Amcam,
Mevlevi der gülüm goncam, Karaman da Larende de...
***
Aşık Mevlevi hep ağlar, Yunus un yolunda çağlar,
Ne güzeldir bahçe bağlar, Karaman da Larende de.
***
Aşık Mevlevi
Kaydeden: Erdal Canbulat - [email protected]
I.
Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin yollarda
Herkes bir yere gidiyor önünü alamıyorum
Çaresiz direniyorum bu dönüm noktalarında kimse
elini uzatmıyor
Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan
bir deniz gibi
Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu.
Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme
Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar
Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda
İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda
Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar
Biz bunun için mi geldik.
II.
Kara ağaç gibi bağlıyım katı bir çağ bu
Her şey bir makine düzenine gidiyor
- düzen diyorlar beni çağırıyorlar -
Irmak yatağına sığınıyorum sınırlı bir çağ bu
Baktığımız her şeyde bir yalan kabuğu
Bir mercek düzenine bağlanıyor gözlerimiz.
III.
Şu zaman çıkmazında alıp beni bir altmış yaşa
bağlıyorsunuz
Doğmadan ölüme yöneldik gerisi yok diyenler var
Sınırlı yıl oyunlarına inananlar var
Sizin güveniniz bir güneş düzeninde
Ben mezarların karanlık çağına dayanıyorum
Bir ağacı büyütüyorum her yerimle
Bir ağacı uyguluyorum - her şey bir ağaç düzeninde -
Yerde gökte ve her her yerde
Dallarında ben ağacın incecik köklerinde
Boğuluyorum - bağlanıyorum -
Ben mezarların karanlık çağına dayanıyorum.
IV.
Şu dar odanın katı yalnızlığında
Ve her şeyin çıplaklığında
Durup bir pencereyi deniyorum
Gizliliğin dışına çıkıyorum
Araçların
İnsanların
Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin
İçimde yalnız ve yapraksız
Bir kavak ağacı büyüyor - Çıplak ve göğe doğru -
Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun
Bir ağlama duvarı bu.
Yatak ve yorganın kuru yalnızlığında
Ve aklın dar yalnızlığında
Şehrin ve herşeyin
Ve kalabalığın yorgunluğunda
Saçların ve parmakların
Ve gözlerin ve gecenin bu bulanık çağında
Ve aynaların sığ görünümünde
Bunalıyorum.
V.
Susmanın kalesine sığınıyorum
Önümde karanlıktan duvarlar
Sırtımda insan yüklü bir gök var.
Maraş 1959
Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin yollarda
Herkes bir yere gidiyor önünü alamıyorum
Çaresiz direniyorum bu dönüm noktalarında kimse
elini uzatmıyor
Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan
bir deniz gibi
Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu.
Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme
Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar
Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda
İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda
Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar
Biz bunun için mi geldik.
II.
Kara ağaç gibi bağlıyım katı bir çağ bu
Her şey bir makine düzenine gidiyor
- düzen diyorlar beni çağırıyorlar -
Irmak yatağına sığınıyorum sınırlı bir çağ bu
Baktığımız her şeyde bir yalan kabuğu
Bir mercek düzenine bağlanıyor gözlerimiz.
III.
Şu zaman çıkmazında alıp beni bir altmış yaşa
bağlıyorsunuz
Doğmadan ölüme yöneldik gerisi yok diyenler var
Sınırlı yıl oyunlarına inananlar var
Sizin güveniniz bir güneş düzeninde
Ben mezarların karanlık çağına dayanıyorum
Bir ağacı büyütüyorum her yerimle
Bir ağacı uyguluyorum - her şey bir ağaç düzeninde -
Yerde gökte ve her her yerde
Dallarında ben ağacın incecik köklerinde
Boğuluyorum - bağlanıyorum -
Ben mezarların karanlık çağına dayanıyorum.
IV.
Şu dar odanın katı yalnızlığında
Ve her şeyin çıplaklığında
Durup bir pencereyi deniyorum
Gizliliğin dışına çıkıyorum
Araçların
İnsanların
Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin
İçimde yalnız ve yapraksız
Bir kavak ağacı büyüyor - Çıplak ve göğe doğru -
Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun
Bir ağlama duvarı bu.
Yatak ve yorganın kuru yalnızlığında
Ve aklın dar yalnızlığında
Şehrin ve herşeyin
Ve kalabalığın yorgunluğunda
Saçların ve parmakların
Ve gözlerin ve gecenin bu bulanık çağında
Ve aynaların sığ görünümünde
Bunalıyorum.
V.
Susmanın kalesine sığınıyorum
Önümde karanlıktan duvarlar
Sırtımda insan yüklü bir gök var.
Maraş 1959
Bak sabah olmuş
Sağ elim kement gibi bak sana uzattım
Ben karanlığım korkma ben karanlığım
Sessiz sabahların korkak idamlıkları kalkın
Ben sizi mavi sabahlara sararım.
Yeni bir çağa giriyoruz bakın
En serseri bombalar ensesinde kimsesizliğin
Öcünü kusuyor önünüze
Bunalan sessizliğin.
Ey sarı benizli idamlıklar kalkın
Yeni bir çağa giriyoruz bakın.
Beyaz çarşaflarla al kanlar donarsa
Senin kanın donarsa benim kanım donarsa
Ben serin mezarlara muştular götürürüm.
Sağ elim kement gibi bak sana uzattım
Ben karanlığım korkma ben karanlığım
Sessiz sabahların korkak idamlıkları kalkın
Ben sizi mavi sabahlara sararım.
Yeni bir çağa giriyoruz bakın
En serseri bombalar ensesinde kimsesizliğin
Öcünü kusuyor önünüze
Bunalan sessizliğin.
Ey sarı benizli idamlıklar kalkın
Yeni bir çağa giriyoruz bakın.
Beyaz çarşaflarla al kanlar donarsa
Senin kanın donarsa benim kanım donarsa
Ben serin mezarlara muştular götürürüm.
Kararı kalmadı canın
Nidem pes azm-i yar idem
Yıkam bünyadını nefsin
Dağıtam tar u mar idem
Düşem derdine ol yarin
Uram terkine ağyarın
Visaline bu hicranın
Ola bin can isar idem
Tasarrufdan elim çekem
Varam bir kuşede çökem
Dün ü gün gözyaşı dökem
İşim ah ile zar idem
Bana aşk oldu çün hadi
Gönülde urdu bünyadı
Koyam bu ehl ü evladı
Beni aşka uyar idem
Nice gurbet nice firkat
Nice bu halk ile ülfet
Bulamadım beni halvet
Ki bu derde timar idem
Uram aşk odunu cana
Nite ki yane pervane
Olam şöyle ki divane
Melamet ihtiyar idem
Belasın nuş idem aşkın
Sadasın guş idem Dost'un
İrem şahin varam Şahın
Cemalini şikar idem
Teallük katidem benden
Geçem bu can ile tenden
Tevelli çün gele andan
Benim nem var ki var idem
Var Eşrefoğlu Rumi var
Öligör ölmeden zinhar
Bu derde bu olur timar
Ki daim derd-i yar idem
Nidem pes azm-i yar idem
Yıkam bünyadını nefsin
Dağıtam tar u mar idem
Düşem derdine ol yarin
Uram terkine ağyarın
Visaline bu hicranın
Ola bin can isar idem
Tasarrufdan elim çekem
Varam bir kuşede çökem
Dün ü gün gözyaşı dökem
İşim ah ile zar idem
Bana aşk oldu çün hadi
Gönülde urdu bünyadı
Koyam bu ehl ü evladı
Beni aşka uyar idem
Nice gurbet nice firkat
Nice bu halk ile ülfet
Bulamadım beni halvet
Ki bu derde timar idem
Uram aşk odunu cana
Nite ki yane pervane
Olam şöyle ki divane
Melamet ihtiyar idem
Belasın nuş idem aşkın
Sadasın guş idem Dost'un
İrem şahin varam Şahın
Cemalini şikar idem
Teallük katidem benden
Geçem bu can ile tenden
Tevelli çün gele andan
Benim nem var ki var idem
Var Eşrefoğlu Rumi var
Öligör ölmeden zinhar
Bu derde bu olur timar
Ki daim derd-i yar idem
Karîn-i bezm-i hâs eyle
Meded senden Kerîm Allah
Alâyıkdan halâs eyle
Meded senden Kerîm Allah
Ta'alluk defterini dür
Yürekden gayra meyli sür
Sarây-ı vahdete irgür
Meded senden Kerîm Allah
Sana varmağa yok çârem
Onulmaz kaldı uş yârem
Meğer derd ile yalvaram
Meded senden Kerîm Allah
Geçip dünyâ vü ukbâdan
Geçir ednâ vü a'lâdan
Doyur sırr-ı Ev-ednâ'dan
Meded senden Kerîm Allah
Vücûdum cümle yok olsun
Fenâ-ender-fenâ gelsin
Bekâ içre bekâ bulsun
Meded senden Rahîm Allah
Olup Rıdvân'ına mâlik
Görünsün küllü şey hâlik
Erişsin matlaba sâlîk
Meded senden Kerîm Allah
Ta'ayyün lâ ta'ayyünden
Münezzehsin Hudâyâ sen
Yine sensin seni bilen
Meded senden Rahîm Allah
Meded senden Kerîm Allah
Alâyıkdan halâs eyle
Meded senden Kerîm Allah
Ta'alluk defterini dür
Yürekden gayra meyli sür
Sarây-ı vahdete irgür
Meded senden Kerîm Allah
Sana varmağa yok çârem
Onulmaz kaldı uş yârem
Meğer derd ile yalvaram
Meded senden Kerîm Allah
Geçip dünyâ vü ukbâdan
Geçir ednâ vü a'lâdan
Doyur sırr-ı Ev-ednâ'dan
Meded senden Kerîm Allah
Vücûdum cümle yok olsun
Fenâ-ender-fenâ gelsin
Bekâ içre bekâ bulsun
Meded senden Rahîm Allah
Olup Rıdvân'ına mâlik
Görünsün küllü şey hâlik
Erişsin matlaba sâlîk
Meded senden Kerîm Allah
Ta'ayyün lâ ta'ayyünden
Münezzehsin Hudâyâ sen
Yine sensin seni bilen
Meded senden Rahîm Allah
Ruhum kelle şekeri, vehimlerse karınca;
Kömürden kara rengim, onlar beni sarınca.
Kömürden kara rengim, onlar beni sarınca.
Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.
Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.
Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım
Ölüm ve acılar çatsaydı beni
Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak
Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.
Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım
Diri-gergin kasları konuşsaydım
“Kardeşler! ” deseydim “Kardeşlerim! ”
“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
“Bakın yaklaşıyor...”
Yazık, şairler kadar cesur değilim
Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan
Gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor.
Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı
Öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım
Bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında
Çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların
İnanmazdım dosyalara sığacağına
Gittikçe ışıldardım dükkânlar kararırken
Hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı.
Benim adım bilinen cevapların üstüne mühürlenmiş
Ellerim tütsülenmiş
Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında
Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar
Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar
Ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa
Gövdem açık bir hedef kılındı belâlara.
Ve bu yüzden yakışıksız oluyor
İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak
Ve bu yüzden göğsümde dakikalar
İnce parmaklar halinde geziniyor
Konvoylar geçiyor meşelikler arasından
Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak
Unutulacak diyorum, iyice unutulsun
Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.
(1972)
Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.
Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım
Ölüm ve acılar çatsaydı beni
Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak
Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.
Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım
Diri-gergin kasları konuşsaydım
“Kardeşler! ” deseydim “Kardeşlerim! ”
“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
“Bakın yaklaşıyor...”
Yazık, şairler kadar cesur değilim
Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan
Gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor.
Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı
Öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım
Bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında
Çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların
İnanmazdım dosyalara sığacağına
Gittikçe ışıldardım dükkânlar kararırken
Hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı.
Benim adım bilinen cevapların üstüne mühürlenmiş
Ellerim tütsülenmiş
Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında
Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar
Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar
Ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa
Gövdem açık bir hedef kılındı belâlara.
Ve bu yüzden yakışıksız oluyor
İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak
Ve bu yüzden göğsümde dakikalar
İnce parmaklar halinde geziniyor
Konvoylar geçiyor meşelikler arasından
Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak
Unutulacak diyorum, iyice unutulsun
Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.
(1972)
Ne gümüş bir çocukluk ölümün mavi cinleri
uykusunda bıraktığı saçlarındaki yangın
o balçıkla beslenen saçlarındaki yangın
ona doğru uzanınca akşamın kanlı eli
sönmüş ateşlerini öptü tapınağımın
ona cinleri sığındıran ay korkusudur
ne gümüş bir çocukluk ölüler gibi sağlam
ölüler gibi soyunmuş artık korkularından
onu ben ne kadar buldum desem yok olur
çünkü girilmez tarlasına ay kokusundan
ya güneş ya da morluk onu ben yağmurladım
takvimlere kinle baktığı zamansızlık içinde
belki de yumuşak tüylerini öptü akşamın
ya da oğlaklar sığınıyor çiçekliğine.
(1962)
uykusunda bıraktığı saçlarındaki yangın
o balçıkla beslenen saçlarındaki yangın
ona doğru uzanınca akşamın kanlı eli
sönmüş ateşlerini öptü tapınağımın
ona cinleri sığındıran ay korkusudur
ne gümüş bir çocukluk ölüler gibi sağlam
ölüler gibi soyunmuş artık korkularından
onu ben ne kadar buldum desem yok olur
çünkü girilmez tarlasına ay kokusundan
ya güneş ya da morluk onu ben yağmurladım
takvimlere kinle baktığı zamansızlık içinde
belki de yumuşak tüylerini öptü akşamın
ya da oğlaklar sığınıyor çiçekliğine.
(1962)
Tabutunuz
Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor
Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim
Kan akıtılmadan
kesildi damarlarınızın sıcaklığı
Söyleyin kim yokladı
Bir ateş salmayla içinizi
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Kalabalıklardan eli mızraklılardan
Otomobillerden nufus patlamasından
Ve o koca denizlerin kirlenip ağrımasından
Kaçıp
Bir kırevi çitinin arkasında papatyaların içinde
Önünüze çıkıveren teneşir tahtasında
Nasıl yalnız ve manasız ağlamakta
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Bir beyin mimarı bir yaşlı kadın
Kapının aralığını dolduran çocuklar
Giysilerinde başdöndüren bir sersemlikle
Eve dolan komşular ve damın üstünde gökten
Bir kartal ölüsü düştü
Daha girmeyin oraya - melekler hazır değil
Nasıl da alıştınız ölümünüze
Yaşamın daha en tatlı sevişmelerinde
Elleriniz en ılık anlarda beden tutmalarında
Gidiyorsunuz ya gülüşüyor çocuklar
Herbiri o kadar güzel ki artık
Salıncak çelik çomak ve rüyalar yok artık
Harp oyunları bile unutuldu dönemeçlerde
Ölüm gelemiyor tıkalı kapılar
Nasıl ki elinden
kurtularak kaçmak isteyişler
Seni nasıl sürüyordu içine çürüyen uygarlıkların
Oyuklarında
Kötü bilmece kutuları tarifler
Yozlaşan hünerler
Şimdi vuruyor eşyalaşan göğsümüze
Kabuğu yosun bağlayan döşümüze
İçerden o
Isın odanın köşelerini dolanarak
Yatarak değil dolanarak
Yatarak değil rolanarak
Bin uykusuz gece bitirdin
Yeni bir uykusuzluk binliği aç
Camlarada gece başladı bile
Artık oda açılabilir kendine
Can çağrılıyor odaya
Karanlıkta ve seninle dolsun odaya
Yürüdükçe dolandıkça oda durmuyor artık evin içinde
Senile deniz kıyılarında ormanlı sırtlarda
Kırda hayvanlarda
Düşündüğün buluşlarda bulunduğun kurtuluşlarda
İçinde sen olan bir oda
Koş o önden giden
İnsanı bulup onu durdurmaya
Güçlü kalın pazulu oğlu aslan yavrusu gibi olan
Önden giden insana.
Gebe bir kadını durdurdu erkekler
Saçlarından çekip yolunu kırbaçlıyarak
Başında dolanan ak kuşları
Serinlikleri kovalıyarak
Elin değiyordu ah ah bana
ben kendimden uçarak etimdeki didişmeleri
takılıp düşen kadınlarla kovalıyarak - birden
düşürülmüş
sahipsiz çehrelerle karşılıyorduk
fır dönen meydanlarda yardımsız yürüyemiyen insanlar
Hiç. - Soruyorduk bu beyaz kuş
bize gelen ellerinden
bulanarak ve o kız çocuğu (bu nasıl olur)
şak diye düşürdü yolda
gazete satan adamın gözlerinin içinde
çıkmıştı bakınıyordu gererek önünü
ve derinden durarak
tüllerinden kopan içim bırak ki dalgalansın
Ki kim kovaladı bu yönde kaplanları
bizi yiyen aç kurt mu o neden
o neden kıpırdıyarak
sarı mor bizi kimden daha iyi koruyarak
daha iyi bir konukluk
bizi sevdayla allaştıran
o umulmadık açlıkları kapımıza salan
ne olur ne olur bırak bırak iyice kendimde olayım
Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor
Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim
Kan akıtılmadan
kesildi damarlarınızın sıcaklığı
Söyleyin kim yokladı
Bir ateş salmayla içinizi
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Kalabalıklardan eli mızraklılardan
Otomobillerden nufus patlamasından
Ve o koca denizlerin kirlenip ağrımasından
Kaçıp
Bir kırevi çitinin arkasında papatyaların içinde
Önünüze çıkıveren teneşir tahtasında
Nasıl yalnız ve manasız ağlamakta
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Bir beyin mimarı bir yaşlı kadın
Kapının aralığını dolduran çocuklar
Giysilerinde başdöndüren bir sersemlikle
Eve dolan komşular ve damın üstünde gökten
Bir kartal ölüsü düştü
Daha girmeyin oraya - melekler hazır değil
Nasıl da alıştınız ölümünüze
Yaşamın daha en tatlı sevişmelerinde
Elleriniz en ılık anlarda beden tutmalarında
Gidiyorsunuz ya gülüşüyor çocuklar
Herbiri o kadar güzel ki artık
Salıncak çelik çomak ve rüyalar yok artık
Harp oyunları bile unutuldu dönemeçlerde
Ölüm gelemiyor tıkalı kapılar
Nasıl ki elinden
kurtularak kaçmak isteyişler
Seni nasıl sürüyordu içine çürüyen uygarlıkların
Oyuklarında
Kötü bilmece kutuları tarifler
Yozlaşan hünerler
Şimdi vuruyor eşyalaşan göğsümüze
Kabuğu yosun bağlayan döşümüze
İçerden o
Isın odanın köşelerini dolanarak
Yatarak değil dolanarak
Yatarak değil rolanarak
Bin uykusuz gece bitirdin
Yeni bir uykusuzluk binliği aç
Camlarada gece başladı bile
Artık oda açılabilir kendine
Can çağrılıyor odaya
Karanlıkta ve seninle dolsun odaya
Yürüdükçe dolandıkça oda durmuyor artık evin içinde
Senile deniz kıyılarında ormanlı sırtlarda
Kırda hayvanlarda
Düşündüğün buluşlarda bulunduğun kurtuluşlarda
İçinde sen olan bir oda
Koş o önden giden
İnsanı bulup onu durdurmaya
Güçlü kalın pazulu oğlu aslan yavrusu gibi olan
Önden giden insana.
Gebe bir kadını durdurdu erkekler
Saçlarından çekip yolunu kırbaçlıyarak
Başında dolanan ak kuşları
Serinlikleri kovalıyarak
Elin değiyordu ah ah bana
ben kendimden uçarak etimdeki didişmeleri
takılıp düşen kadınlarla kovalıyarak - birden
düşürülmüş
sahipsiz çehrelerle karşılıyorduk
fır dönen meydanlarda yardımsız yürüyemiyen insanlar
Hiç. - Soruyorduk bu beyaz kuş
bize gelen ellerinden
bulanarak ve o kız çocuğu (bu nasıl olur)
şak diye düşürdü yolda
gazete satan adamın gözlerinin içinde
çıkmıştı bakınıyordu gererek önünü
ve derinden durarak
tüllerinden kopan içim bırak ki dalgalansın
Ki kim kovaladı bu yönde kaplanları
bizi yiyen aç kurt mu o neden
o neden kıpırdıyarak
sarı mor bizi kimden daha iyi koruyarak
daha iyi bir konukluk
bizi sevdayla allaştıran
o umulmadık açlıkları kapımıza salan
ne olur ne olur bırak bırak iyice kendimde olayım
Perde-i şâm olıcak mihre nikâb-ı ruhsâr
Zâhir oldı gözüme hey’et-i ebrû-yı nigâr
Âfitâb üzre meger hâme-i dest-i kudret
Çekdi bir med nitekim hâcib-i rûy-ı dildâr
Kamerüñ altına yâ safha-i eflâk üzre
Râ yazupdur kalem-i sun’-ı Celîl ü Cebbâr
Bir güneş yüzlü firâkında felek hasret ile
Var ise hançere düşdi nitekim ‘âşık-ı zâr
Mevsim-i ‘ayş u tarabdur şeb-i ‘îd irdi diyü
Mutrib-ı çarh eline aldı meger mûsîkâr
Gûyiyâ hâzır olur irte salât-ı ‘îda
Dâl tâcın başına geydi sipihr-i gaddâr
Keh-rübâ sübhasın aldı ele çarh-ı sâlûs
Halka cevr eylemeden ya’nî ider istigfâr
Dehr bir şâh-ı sipend urdı felek micmerine
Meh-i nev sanma şafakda görinen zerd ü nizâr
Mâhı sayd itmek içün bahre şalup kullâbın
Meh-i nev tutdı meger sâhil-i deryâda karâr
Kara yaklaşdı şeb irdi diyü keştî-i hilâl
Bâdbân açmış ider sür’at ile ‘azm-i kenâr
Çizmege dâ’ire-i şemse-i mâhı felege
Aldı üstâd-ı zamân destine zerrîn pergâr
Mâh-ı nev dâm kurup dökdi kevâkib erzen
Umaruz k’ola yine ‘ayş u safâ mürgi şikâr
Kodı bir pâre yahı tâs-ı zer-endûda felek
Sıvara tâ Ramazân teşnelerin sakkâvâr
Eseridür görinen urdı mihekk-i şâma
Satıcak sayrafî-i dehre felek bir dînâr
Bâmdan düşdi dilâ taşt-ı meh-i nev bu gice
Güft ü gûy ile pür olsa n’ola şehr ü bâzâr
Urdı çevgân-ı zeri gûy-ı zümürrüd-gûna
Meh-i ‘îd oldı yine tevsen-i gerdûna süvâr
Kamerî yakalu bir hûb ser-â-ser geydi
Ola tâ bezm-i hudâvende felek hidmetkâr
Vâriş-i ‘ilm-i Nebî Hazret-i Kâdî-zâde
Efzal-i ehl-i zamân eşref-i eşrâf u kibâr
Füsehâ vü bülegâ bezmine mîr-i meclis
Ulemâ vü fuzalâ zümresine şâh-süvâr
Bû ‘Alî-hikmet ü Hâtem-kef ü Nu’mân-mezheb
Mustafâ-hulk u Mesîhâ-dem ü Yûsuf-dîdâr
Mâh-ı nev mîl-i zer almış ele kehhâl-sıfat
İşiginden çeke tâ dîde-i gerdûna gubâr
Eline girmek içün fazla-i hvân-ı keremi
Meh-i nev destin açar niteki şahs-ı cerrâr
Sîne-i âyine-sîmâsına beñzerdi eger
Safha-i mâh-ı şeb-efrûzda olmasa gubâr
Ne ‘aceb fazlına nâ-dân eger inkâr itse
İtdi mi Ahmed-i Muhtâra Ebû Cehl ikrâr
Güneşüñ zerre kadar kadrine noksân gelmez
Eylese nûr-ı cihân-tâbını huffâş inkâr
Ne şeref câh ile ger olsa zamânen sâbık
Gül-i ter soñra gelür gülşene evvel has u hâr
Sadr-ı ‘âlîye geçürse n’ola nâ-dânı felek
Dâ’imâ nâkısı a’lâya çıkarur mi’yâr
Bir olur mıydı bu gün kıymet-i ehl ü nâ-ehl
Nâkıd-ı çarh eger eylese teşhîs-i ‘ayâr
Ezelî böyledür âyîn-i sipihr-i gaddâr
Ki gülüñ hvâbgehi hâr ola hâruñ gülzâr
Serverâ mihver-i gerdûn-ı fezâ’il kalemüñ
Merkez-i himmetüñ eflâk-ı me’âlîye medâr
Ravza-i ‘ilm-i tarâvetde nem-i hâmeñ ile
Tâzeler gülşen ü bâgı nitekim ebr-i bahâr
Noktalar kim dökilür hâme-i müşgînüñden
Her biri şâhid-i ma’nâya olur hâl-i ‘izâr
Bir güherdür söz aña tab’-ı şerîfündür kân
İlm bir bahrdurur sen aña dürr-i şehvâr
Kâdî-i mahkeme-i ‘âlem-i bâlâ Bircîs
Müşkilin müftî-i re’yüñden ider istifsâr
Bu kadar nûrı güneş kandan iderdi tahsîl
Olmasa re’y-i cemîlün yüzine âyinedâr
Bu fezâ’il ki saña Bâri Te’âlâ virmiş
İtmeyüpdür dahı bir nâkil-i ahbâr ihbâr
Kelimâtum yirine dürr ü güher nazm itsem
İdemez mertebe-i fazluñı eş’âr iş’âr
Rif’atum kasrı sala sath-ı semâya sâye
Eger olursa aña bâni-i lutfuñ mi’mâr
İrdi söz gâyete Bâkî ne dimek lâzımdur
Hâl ma’lûm hod ey Hvâce-i ‘âlî-mikdâr
Nitekim her ser-i mâh ola bir altun kandîl
Zîver-i dâ’ire-i çenber-i çarh-ı devvâr
Mâh-ı nev gibi terakkîde dem-â-dem kadrüñ
Çeşm-i encüm gibi bahtuñ gözi dâ’im bî-dâr
Zâhir oldı gözüme hey’et-i ebrû-yı nigâr
Âfitâb üzre meger hâme-i dest-i kudret
Çekdi bir med nitekim hâcib-i rûy-ı dildâr
Kamerüñ altına yâ safha-i eflâk üzre
Râ yazupdur kalem-i sun’-ı Celîl ü Cebbâr
Bir güneş yüzlü firâkında felek hasret ile
Var ise hançere düşdi nitekim ‘âşık-ı zâr
Mevsim-i ‘ayş u tarabdur şeb-i ‘îd irdi diyü
Mutrib-ı çarh eline aldı meger mûsîkâr
Gûyiyâ hâzır olur irte salât-ı ‘îda
Dâl tâcın başına geydi sipihr-i gaddâr
Keh-rübâ sübhasın aldı ele çarh-ı sâlûs
Halka cevr eylemeden ya’nî ider istigfâr
Dehr bir şâh-ı sipend urdı felek micmerine
Meh-i nev sanma şafakda görinen zerd ü nizâr
Mâhı sayd itmek içün bahre şalup kullâbın
Meh-i nev tutdı meger sâhil-i deryâda karâr
Kara yaklaşdı şeb irdi diyü keştî-i hilâl
Bâdbân açmış ider sür’at ile ‘azm-i kenâr
Çizmege dâ’ire-i şemse-i mâhı felege
Aldı üstâd-ı zamân destine zerrîn pergâr
Mâh-ı nev dâm kurup dökdi kevâkib erzen
Umaruz k’ola yine ‘ayş u safâ mürgi şikâr
Kodı bir pâre yahı tâs-ı zer-endûda felek
Sıvara tâ Ramazân teşnelerin sakkâvâr
Eseridür görinen urdı mihekk-i şâma
Satıcak sayrafî-i dehre felek bir dînâr
Bâmdan düşdi dilâ taşt-ı meh-i nev bu gice
Güft ü gûy ile pür olsa n’ola şehr ü bâzâr
Urdı çevgân-ı zeri gûy-ı zümürrüd-gûna
Meh-i ‘îd oldı yine tevsen-i gerdûna süvâr
Kamerî yakalu bir hûb ser-â-ser geydi
Ola tâ bezm-i hudâvende felek hidmetkâr
Vâriş-i ‘ilm-i Nebî Hazret-i Kâdî-zâde
Efzal-i ehl-i zamân eşref-i eşrâf u kibâr
Füsehâ vü bülegâ bezmine mîr-i meclis
Ulemâ vü fuzalâ zümresine şâh-süvâr
Bû ‘Alî-hikmet ü Hâtem-kef ü Nu’mân-mezheb
Mustafâ-hulk u Mesîhâ-dem ü Yûsuf-dîdâr
Mâh-ı nev mîl-i zer almış ele kehhâl-sıfat
İşiginden çeke tâ dîde-i gerdûna gubâr
Eline girmek içün fazla-i hvân-ı keremi
Meh-i nev destin açar niteki şahs-ı cerrâr
Sîne-i âyine-sîmâsına beñzerdi eger
Safha-i mâh-ı şeb-efrûzda olmasa gubâr
Ne ‘aceb fazlına nâ-dân eger inkâr itse
İtdi mi Ahmed-i Muhtâra Ebû Cehl ikrâr
Güneşüñ zerre kadar kadrine noksân gelmez
Eylese nûr-ı cihân-tâbını huffâş inkâr
Ne şeref câh ile ger olsa zamânen sâbık
Gül-i ter soñra gelür gülşene evvel has u hâr
Sadr-ı ‘âlîye geçürse n’ola nâ-dânı felek
Dâ’imâ nâkısı a’lâya çıkarur mi’yâr
Bir olur mıydı bu gün kıymet-i ehl ü nâ-ehl
Nâkıd-ı çarh eger eylese teşhîs-i ‘ayâr
Ezelî böyledür âyîn-i sipihr-i gaddâr
Ki gülüñ hvâbgehi hâr ola hâruñ gülzâr
Serverâ mihver-i gerdûn-ı fezâ’il kalemüñ
Merkez-i himmetüñ eflâk-ı me’âlîye medâr
Ravza-i ‘ilm-i tarâvetde nem-i hâmeñ ile
Tâzeler gülşen ü bâgı nitekim ebr-i bahâr
Noktalar kim dökilür hâme-i müşgînüñden
Her biri şâhid-i ma’nâya olur hâl-i ‘izâr
Bir güherdür söz aña tab’-ı şerîfündür kân
İlm bir bahrdurur sen aña dürr-i şehvâr
Kâdî-i mahkeme-i ‘âlem-i bâlâ Bircîs
Müşkilin müftî-i re’yüñden ider istifsâr
Bu kadar nûrı güneş kandan iderdi tahsîl
Olmasa re’y-i cemîlün yüzine âyinedâr
Bu fezâ’il ki saña Bâri Te’âlâ virmiş
İtmeyüpdür dahı bir nâkil-i ahbâr ihbâr
Kelimâtum yirine dürr ü güher nazm itsem
İdemez mertebe-i fazluñı eş’âr iş’âr
Rif’atum kasrı sala sath-ı semâya sâye
Eger olursa aña bâni-i lutfuñ mi’mâr
İrdi söz gâyete Bâkî ne dimek lâzımdur
Hâl ma’lûm hod ey Hvâce-i ‘âlî-mikdâr
Nitekim her ser-i mâh ola bir altun kandîl
Zîver-i dâ’ire-i çenber-i çarh-ı devvâr
Mâh-ı nev gibi terakkîde dem-â-dem kadrüñ
Çeşm-i encüm gibi bahtuñ gözi dâ’im bî-dâr
Urınup farkına bir tâc-ı mücevher sünbül
Oldı iklîm-i çemen tahtına server sünbül
Şeh-levendâne şikest eyledi tarf-ı külehin
Gögsinüñ dügmelerin çözdi ser-â-ser sünbül
Oldı gülşen yine bir dil-ber-i müşgîn mergûl
Şol kadar virdi aña zînet ü zîver sünbül
Çihre gül sîne semen çeşm-i mükehhal nergis
Hat çemen gonca dehen ca’d-ı mu’anber sünbül
Yazdurup müşg ile boynına hamâ’il takdı
Kendüye itmek içün halkı musahhar sünbül
Sahn-ı gülzâra gelüp eyledi arz-ı dîdâr
Jâlelerden takınup gûşına gevher sünbül
Beñzer ol bûy-ı dil-âvîz ile mûy-ı yâre
Başlar üzre n’ola ger eyler ise yir sünbül
Yine gömgök tere batmış çıka geldi çemene
Nev-bahâr irdi diyü virdi haberler sünbül
Beden-i pâki neden böyle olurdı hoş-bû
Olmasa müşg ü gül-âb ile muhammer sünbül
Var ise bencileyin ‘âşık-ı zâr olmışdur
Gök gök itmiş döginüp cismini yir yir sünbül
Aşk sevdâlarına ugramasa kalmaz idi
Mûy-ı jülîde ile bir ten-i lâgar sünbül
Yine Fir’avn-ı şitâ ceyşine Mûsâ-mânend
Eyledi elde ‘asâsını bir ejder sünbül
Nev-’arûs-ı çemene mâşıtadur fasl-ı bahâr
Kim anuñ hâme-i müşgînine beñzer sünbül
Sâkıyâ zevrakı sür bâd-ı bahâr esdi yine
Sebzezâr oldı yem-i ahdar u lenger sünbül
Sahn-ı gülşende yatupdur gice var ise meger
Ki takınmış seherî başına güller sünbül
Bürüdi kendinüñ etrâfını bâl ü per ile
Yine tâvûs-sıfat cilveler eyler sünbül
Yine ferrâş-sıfat destine cârûb almış
Ki ide hidmet-i hâk-i der-i dâver sünbül
Fâzıl-ı dehr Mehemmed Çelebi kim eflâk
Bâg-ı fazlında tokuz dânelü bir ter sünbül
Olamaz reh-güzeri hâkine hem-pâ ‘anber
İdemez turrasına kendüyi hem-ser sünbül
Geldi bir Hindû-yı bî-çâre-sıfat işigüñe
Garazı bu ki kapuñda ola çâker sünbül
Bâg-ı lutfuñda meh ü mihr iki ahkar nergis
Keremüñ gülşenine sünbüle kemter sünbül
Bûy-ı hulkuñla güzâr eylemese bâga nesîm
İdemez halk dimâgını mu’attar sünbül
Bulsa bârân-ı sehâñ ile eger neşv ü nemâ
Kad-i bâlâ çeke mânend-i sanavber sünbül
Ebr-i cûduñdan eger irse nem-i in’âmuñ
Bitüre hâre gül ü lâle vü mermer sünbül
Ger tokınsa nefes-i lutf u dem-i ihsânuñ
Gidere dûd-ı kebûdı vire âzer sünbül
Nûr’-bahş olsa eger bâga çerâg-ı lutfuñ
Şem’vâr eyleye etrâfı münevver sünbül
Cür’a-rîz olsa eger gülşene câm-ı keremüñ
Tuta nergis-sıfat elde kadeh-i zer sünbül
Hâline ‘ayn-ı ‘inâyetle nigâh eyler iseñ
Göz açup ide nazar niteki ‘abher sünbül
Bezmüñe gelmek ile bu ne kerâmetdür kim
Dimeye sayf u şitâ bitüre micmer sünbül
Dâne hat jâle nukat nefha-i müşgîn ma’nâ
Yazdı levh-i çemene bir gazel-i ter sünbül
Gam-ı gîsûñ ile âşüfte degül ger sünbül
Ne içün böyle perîşân olur ekser sünbül
Var ise turralaruñ bâg-ı cinân sünbülidür
Kopmadı bagdan ol resme mu’anber sünbül
Goncanuñ cânı mı var öyküne la’l-i lebüñe
Zülfüñe kaç başı var ola ber-â-ber sünbül
Bâde-i la’lüne hemşîre şarâb-ı gülfâm
Zülf-i müşgîn-i semensâña birâder sünbül
Hûb olur ‘ârızuñ üstinde o hatt-ı müşgîn
Âb-ı nâb içre turur tâze vü hoşter sünbül
Lâle reşk-i ruh-ı gül-gûnuñ ile pâder-gil
Gam-ı zülfüñle perîşân u mükedder sünbül
Nice teşbîh idem agzuña bir ebkem gonca
Nice nisbet kılam ol zülfe ber-â-ber sünbül
Dûdlar çıkdı yanup reşk-i ruhuñ nârına bâg
Câ-be-câ sanma çemende görinenler sünbül
Ruhlaruñ üzre yatur zülf-i semensâ gûyâ
Gül-i terden idinür kendüye bister sünbül
Hat-ı müşgîn-i leb-i la’lüñe mânend olmaz
Bulsa ger perveriş-i çeşme-i Kevser sünbül
Yaraşur zülf ü ruhuñ vasfına defter yazsam
Kâgıdı berg-i gül ola hat-ı defter sünbül
Levh-i hâtırda hatuñ nakşını tasvîr itdüm
Olmadın safha-i gülzâra musavver sünbül
Nazm-ı eşhâsa kıyâs eyleme Bâkî şi’rin
Ola mı her giyeh-i huşke ber-â-ber sünbül
Gerçi sünbül çog olur gülşen-i ‘âlemdür bu
Lîk rengîn ü mutarrâ olamaz her sünbül
N’ola kadr ü şerefüñ sâl-be-sâl olsa mezîd
Her yıl arturmadadur dâneyi dirler sünbül
Götürüp tâ ki şehenşâh-ı bahâruñ tûgın
Getüre cünd-i şitâ üstine leşker sünbül
Ser-i a’dâña taka seng-i melâmet güller
Ola düşmenlerüñüñ başına şeş-per sünbül
Oldı iklîm-i çemen tahtına server sünbül
Şeh-levendâne şikest eyledi tarf-ı külehin
Gögsinüñ dügmelerin çözdi ser-â-ser sünbül
Oldı gülşen yine bir dil-ber-i müşgîn mergûl
Şol kadar virdi aña zînet ü zîver sünbül
Çihre gül sîne semen çeşm-i mükehhal nergis
Hat çemen gonca dehen ca’d-ı mu’anber sünbül
Yazdurup müşg ile boynına hamâ’il takdı
Kendüye itmek içün halkı musahhar sünbül
Sahn-ı gülzâra gelüp eyledi arz-ı dîdâr
Jâlelerden takınup gûşına gevher sünbül
Beñzer ol bûy-ı dil-âvîz ile mûy-ı yâre
Başlar üzre n’ola ger eyler ise yir sünbül
Yine gömgök tere batmış çıka geldi çemene
Nev-bahâr irdi diyü virdi haberler sünbül
Beden-i pâki neden böyle olurdı hoş-bû
Olmasa müşg ü gül-âb ile muhammer sünbül
Var ise bencileyin ‘âşık-ı zâr olmışdur
Gök gök itmiş döginüp cismini yir yir sünbül
Aşk sevdâlarına ugramasa kalmaz idi
Mûy-ı jülîde ile bir ten-i lâgar sünbül
Yine Fir’avn-ı şitâ ceyşine Mûsâ-mânend
Eyledi elde ‘asâsını bir ejder sünbül
Nev-’arûs-ı çemene mâşıtadur fasl-ı bahâr
Kim anuñ hâme-i müşgînine beñzer sünbül
Sâkıyâ zevrakı sür bâd-ı bahâr esdi yine
Sebzezâr oldı yem-i ahdar u lenger sünbül
Sahn-ı gülşende yatupdur gice var ise meger
Ki takınmış seherî başına güller sünbül
Bürüdi kendinüñ etrâfını bâl ü per ile
Yine tâvûs-sıfat cilveler eyler sünbül
Yine ferrâş-sıfat destine cârûb almış
Ki ide hidmet-i hâk-i der-i dâver sünbül
Fâzıl-ı dehr Mehemmed Çelebi kim eflâk
Bâg-ı fazlında tokuz dânelü bir ter sünbül
Olamaz reh-güzeri hâkine hem-pâ ‘anber
İdemez turrasına kendüyi hem-ser sünbül
Geldi bir Hindû-yı bî-çâre-sıfat işigüñe
Garazı bu ki kapuñda ola çâker sünbül
Bâg-ı lutfuñda meh ü mihr iki ahkar nergis
Keremüñ gülşenine sünbüle kemter sünbül
Bûy-ı hulkuñla güzâr eylemese bâga nesîm
İdemez halk dimâgını mu’attar sünbül
Bulsa bârân-ı sehâñ ile eger neşv ü nemâ
Kad-i bâlâ çeke mânend-i sanavber sünbül
Ebr-i cûduñdan eger irse nem-i in’âmuñ
Bitüre hâre gül ü lâle vü mermer sünbül
Ger tokınsa nefes-i lutf u dem-i ihsânuñ
Gidere dûd-ı kebûdı vire âzer sünbül
Nûr’-bahş olsa eger bâga çerâg-ı lutfuñ
Şem’vâr eyleye etrâfı münevver sünbül
Cür’a-rîz olsa eger gülşene câm-ı keremüñ
Tuta nergis-sıfat elde kadeh-i zer sünbül
Hâline ‘ayn-ı ‘inâyetle nigâh eyler iseñ
Göz açup ide nazar niteki ‘abher sünbül
Bezmüñe gelmek ile bu ne kerâmetdür kim
Dimeye sayf u şitâ bitüre micmer sünbül
Dâne hat jâle nukat nefha-i müşgîn ma’nâ
Yazdı levh-i çemene bir gazel-i ter sünbül
Gam-ı gîsûñ ile âşüfte degül ger sünbül
Ne içün böyle perîşân olur ekser sünbül
Var ise turralaruñ bâg-ı cinân sünbülidür
Kopmadı bagdan ol resme mu’anber sünbül
Goncanuñ cânı mı var öyküne la’l-i lebüñe
Zülfüñe kaç başı var ola ber-â-ber sünbül
Bâde-i la’lüne hemşîre şarâb-ı gülfâm
Zülf-i müşgîn-i semensâña birâder sünbül
Hûb olur ‘ârızuñ üstinde o hatt-ı müşgîn
Âb-ı nâb içre turur tâze vü hoşter sünbül
Lâle reşk-i ruh-ı gül-gûnuñ ile pâder-gil
Gam-ı zülfüñle perîşân u mükedder sünbül
Nice teşbîh idem agzuña bir ebkem gonca
Nice nisbet kılam ol zülfe ber-â-ber sünbül
Dûdlar çıkdı yanup reşk-i ruhuñ nârına bâg
Câ-be-câ sanma çemende görinenler sünbül
Ruhlaruñ üzre yatur zülf-i semensâ gûyâ
Gül-i terden idinür kendüye bister sünbül
Hat-ı müşgîn-i leb-i la’lüñe mânend olmaz
Bulsa ger perveriş-i çeşme-i Kevser sünbül
Yaraşur zülf ü ruhuñ vasfına defter yazsam
Kâgıdı berg-i gül ola hat-ı defter sünbül
Levh-i hâtırda hatuñ nakşını tasvîr itdüm
Olmadın safha-i gülzâra musavver sünbül
Nazm-ı eşhâsa kıyâs eyleme Bâkî şi’rin
Ola mı her giyeh-i huşke ber-â-ber sünbül
Gerçi sünbül çog olur gülşen-i ‘âlemdür bu
Lîk rengîn ü mutarrâ olamaz her sünbül
N’ola kadr ü şerefüñ sâl-be-sâl olsa mezîd
Her yıl arturmadadur dâneyi dirler sünbül
Götürüp tâ ki şehenşâh-ı bahâruñ tûgın
Getüre cünd-i şitâ üstine leşker sünbül
Ser-i a’dâña taka seng-i melâmet güller
Ola düşmenlerüñüñ başına şeş-per sünbül
Hûrşîd öñinde şu’lelenür mâh-ı nev müdâm
Gûyâ ki şem’a karşu görinür kenâr-ı câm
Câm-ı hilâli hep bilece gördiler bu şeb
Halk-ı cihâna kıldı Hudâ rûzeyi harâm
Kibrîtini degürdi şafak nârına hilâl
Tâ kim çerâg-ı mâhı yakup ref’ ola zalâm
Mûy-ı sefîdi halkasını çarh-ı pîre-zen
İsterdi dahı eyleye halk-ı cihâna dâm
Çarh-ı ‘acûze baglanup altunlu çenberin
Bir nev-’arûs gibi ider nâz ile hırâm
Yâ nâhunı görindi felek bir pelengdür
K’olmışdur aña kulle-i kûh-ı cefâ makâm
Yâ defter-i sipihrde re’y-i resîddür
Deyn-i sıyâmı halk edâ itdiler tamâm
Zerrîn devât mâh-ı nev altun kalem şihâb
Erkâmdur nücûm u felek defter-i sıyâm
Behrâm eline hançer alup kasd ider ya hod
A’dâ-yı dîn ü düşmen-i İslâma intikâm
Cirm-i kamer hilâl ile ‘ayn-ı ‘Alî yazar
Îd-i şerîfe irmek içün kadr ü ihtirâm
Nârencdür sarardı güneşden yanı disem
Olurdı bu mülâhaza hem bir hayâl-i hâm
İllâ ki mâh-ı ‘îda bu sözler ba’îddür
Erbâb-ı ‘akl öñinde hakîkat budur kelâm
Peyk-i zamâne zer teberin dûşına alup
İrgürdi Hvâce hidmetine ‘îddan peyâm
Ol fâzıl-ı zamâne lebîb-i habîb-i halk
Ol ‘ârif-i yegâne edîb-i bülend-nâm
Mihr-i sipihr-i mekremet ol kim cenâbına
Gökden hilâl iki bükilüp virür selâm
Devrân içinde aña bu gün mâh-ı nev gibi
Kimdür ki kaddin itmeye vakt-i selâm lâm
Münkâd emr ü nehyine eshâb-ı i’tibâr
Ednâ işaretine zevi’l-ihtirâm râm
Envâr-ı mihri birle münevver cebîn-i subh
Enfâs-ı hulkı birle mu’attar meşâm-ı şâm
Şemşîr-i ihtimâmına nisbet kelîl ü künd
Ger tîg-i Kahramân ola ya hod hüsâm-ı Sâm
Bâzû-yı sa’yı gerden-i maksûda salmadın
Şemşîr-i ‘azmi olmadı hem-hvâbe-i niyâm
Fazlı fezâsı içre bu eflâk-i bî-karâr
Evc-i hevâda yidi mu’allak döner hamâm
Bircîs işigi hâkine olurdı çihre-sây
Olmasa ger cibâh-ı efâzıldan izdihâm
Deryâ-yı ‘ilme dür gibi gavvâs olanlara
Virdi zamâne hidmeti silkinde intizâm
Keff-i yem-i yemîni nem-i cûdın itse feyz
Bârân yirine dürr ü güher yagdurur gamâm
Gün gibi başı göklere irdi şu kimsenüñ
Kim zerre deñlü eyledi şânında ihtimâm
Âyînedür ki sûret-i ikbâli gösterür
Sahn-ı sarây-ı devleti ferşinde her ruhâm
Dehre devâm-ı devletidür gâyetü’1-münâ
Çarha bekâ-yı ‘izzetidür müntehe’l-merâm
Ey Hvâce-i yegâne senüñ âsitânuña
Bâkî kemîne bende geçer kemterîn gulâm
Hâk-i derüñ sücûdın ider bir fütâdedür
Lutf eyle dest-gîri ol itsün biraz kıyâm
Ser-rişte-i murâdı n’ola elde bulsa ol
Habl-i metîn-i ‘ahdüñe kılmışdur i’tisâm
Gerdûn-ı dûna eylemez ol ‘arz-ı ihtiyâc
Tapuñ tururken eyleye mi minnet-i li’âm
Hâtem bu devr içinde geleydi cihâna ger
İtmek dilerdi süfre-i cûduñdan igtinâm
Lutfuñ zülâlin eyle ‘atâ teşne-dillere
Ey menba’-ı mekârim ü ser-çeşme-i kirâm
Hatm oldı söz du’â-yı cemîlün mahallidür
K’ola rahîk-i câm-ı senâ ‘anberîn hıtâm
Dürr-i du’âñı zeyn idelüm tâ ki yaraşa
Sâk-ı mesâk-ı midhata halhâl-i ihtişam
Hemvâre tâ ki edhem-i zerrîn-sitâm-ı çarh
Na’1-i zer ile eyleye bu ‘arsada hırâm
Devrân mutî’ u gerdiş-i gerdûn be-kâm-ı dil
Ecrâm râm devlet ü ikbâl müstedâm
Gûyâ ki şem’a karşu görinür kenâr-ı câm
Câm-ı hilâli hep bilece gördiler bu şeb
Halk-ı cihâna kıldı Hudâ rûzeyi harâm
Kibrîtini degürdi şafak nârına hilâl
Tâ kim çerâg-ı mâhı yakup ref’ ola zalâm
Mûy-ı sefîdi halkasını çarh-ı pîre-zen
İsterdi dahı eyleye halk-ı cihâna dâm
Çarh-ı ‘acûze baglanup altunlu çenberin
Bir nev-’arûs gibi ider nâz ile hırâm
Yâ nâhunı görindi felek bir pelengdür
K’olmışdur aña kulle-i kûh-ı cefâ makâm
Yâ defter-i sipihrde re’y-i resîddür
Deyn-i sıyâmı halk edâ itdiler tamâm
Zerrîn devât mâh-ı nev altun kalem şihâb
Erkâmdur nücûm u felek defter-i sıyâm
Behrâm eline hançer alup kasd ider ya hod
A’dâ-yı dîn ü düşmen-i İslâma intikâm
Cirm-i kamer hilâl ile ‘ayn-ı ‘Alî yazar
Îd-i şerîfe irmek içün kadr ü ihtirâm
Nârencdür sarardı güneşden yanı disem
Olurdı bu mülâhaza hem bir hayâl-i hâm
İllâ ki mâh-ı ‘îda bu sözler ba’îddür
Erbâb-ı ‘akl öñinde hakîkat budur kelâm
Peyk-i zamâne zer teberin dûşına alup
İrgürdi Hvâce hidmetine ‘îddan peyâm
Ol fâzıl-ı zamâne lebîb-i habîb-i halk
Ol ‘ârif-i yegâne edîb-i bülend-nâm
Mihr-i sipihr-i mekremet ol kim cenâbına
Gökden hilâl iki bükilüp virür selâm
Devrân içinde aña bu gün mâh-ı nev gibi
Kimdür ki kaddin itmeye vakt-i selâm lâm
Münkâd emr ü nehyine eshâb-ı i’tibâr
Ednâ işaretine zevi’l-ihtirâm râm
Envâr-ı mihri birle münevver cebîn-i subh
Enfâs-ı hulkı birle mu’attar meşâm-ı şâm
Şemşîr-i ihtimâmına nisbet kelîl ü künd
Ger tîg-i Kahramân ola ya hod hüsâm-ı Sâm
Bâzû-yı sa’yı gerden-i maksûda salmadın
Şemşîr-i ‘azmi olmadı hem-hvâbe-i niyâm
Fazlı fezâsı içre bu eflâk-i bî-karâr
Evc-i hevâda yidi mu’allak döner hamâm
Bircîs işigi hâkine olurdı çihre-sây
Olmasa ger cibâh-ı efâzıldan izdihâm
Deryâ-yı ‘ilme dür gibi gavvâs olanlara
Virdi zamâne hidmeti silkinde intizâm
Keff-i yem-i yemîni nem-i cûdın itse feyz
Bârân yirine dürr ü güher yagdurur gamâm
Gün gibi başı göklere irdi şu kimsenüñ
Kim zerre deñlü eyledi şânında ihtimâm
Âyînedür ki sûret-i ikbâli gösterür
Sahn-ı sarây-ı devleti ferşinde her ruhâm
Dehre devâm-ı devletidür gâyetü’1-münâ
Çarha bekâ-yı ‘izzetidür müntehe’l-merâm
Ey Hvâce-i yegâne senüñ âsitânuña
Bâkî kemîne bende geçer kemterîn gulâm
Hâk-i derüñ sücûdın ider bir fütâdedür
Lutf eyle dest-gîri ol itsün biraz kıyâm
Ser-rişte-i murâdı n’ola elde bulsa ol
Habl-i metîn-i ‘ahdüñe kılmışdur i’tisâm
Gerdûn-ı dûna eylemez ol ‘arz-ı ihtiyâc
Tapuñ tururken eyleye mi minnet-i li’âm
Hâtem bu devr içinde geleydi cihâna ger
İtmek dilerdi süfre-i cûduñdan igtinâm
Lutfuñ zülâlin eyle ‘atâ teşne-dillere
Ey menba’-ı mekârim ü ser-çeşme-i kirâm
Hatm oldı söz du’â-yı cemîlün mahallidür
K’ola rahîk-i câm-ı senâ ‘anberîn hıtâm
Dürr-i du’âñı zeyn idelüm tâ ki yaraşa
Sâk-ı mesâk-ı midhata halhâl-i ihtişam
Hemvâre tâ ki edhem-i zerrîn-sitâm-ı çarh
Na’1-i zer ile eyleye bu ‘arsada hırâm
Devrân mutî’ u gerdiş-i gerdûn be-kâm-ı dil
Ecrâm râm devlet ü ikbâl müstedâm
Otomobil birden çıkıyor yoldan
Bir deniz kıyısında duruyor
Büyü bıçağı koparıyor onu gri harmanili kayalardan
Yalnız sırtlarından sezilen haçlı erleri kayalardan
Kayalar kapatıyor onun arkasını som
Düşünceyle şekerlendirilmeden
Günse eriyor yön yön Van Gogh'su bir kırmızılık
Kirazların ve güllerin tifoya kardeş çıkan rengi
Kokuları bile kıpkırmızı olan güllerin
Ve otomobilden inen sensin iki avcunda deniz
Çevrene üşüşen zeytin ağaçları
Arkandan inenler o kimlerdir ki avuçlarına gülüyor
Oluşa gülüyorlar kuşlara çocuklara
Ki senin ellerini görmek bir kurtuluştur çocuklara
Sen yüzünde Akdeniz memnunluğu sen Truvalı Helen
Sana gelmiş bütün yunanlılar atlı arabalarla
Atlarla otomobillerle uçaklarla
Bütün kiraz yangını çocukları andıktan sonra
Evrenin akşamından döndünüz evlerin parmaklarına
Almışsın üstüne örtücülüğünü siyah kahverenginin
Ağaç gövdelerinin kavların rengini
Tabiat seninle canlı ve yeni
Tabiatı duruşun ve bakışınla verimlendirmişsin
Ey geçmez gençliğin telâşsız sesi
Sesinle ölümü ürkütmüş terletmişsin
Bir piknik yer altı gençliğine gözlerin
Saçların bir başlangıç eski zaman leylâklarına
Bir vakit gelse ki kapansam ayaklarına
Geçen zamanı yanlış bir rüya gibi yorumlasam
Resmini yunanlılardan kalma kayalara oysam
Gitsem Bergama Tiyatrosunda seslensem ismini
Benimle birlikte tabiat çağırsa seni
Eski çağ çağırsa seni
Yeni çağ çağırsa seni
Her piknik gezintisinde yaptıkları gibi
Çiçek kuş arı ve mavi gökte güneş
Seninle donanırlar çocuk oyunlarında dağ düğünlerinde
Ve kayalar ilk olarak atalardan arınmış
Büyümüş denizden gelen sabırsız seslerle
Sonbahar papirüslerini birer birer atmış
Kentse yüzyıllarca ilerde ve ötede
Sen halk ve çocuklar ve bir portatif çadır
Ve kalakalmış bir oto uçurum kenarında
Hafta içi gel gitleri denizde kanayıp ıslanış
Güneş sevinçli yaşlarla kararmış
Tabiatla konuşmaya başlarsın bardakların derinliğinde
Çin çay bardaklarının
Birbirinizi yitirirsiniz tabiatın sisinde
Biriniz Kafdağında biriniz Çinseddinde
Deniz yüreğinizin telâşsızlığından aydınlığını emer de
Akşamın üstüne boşanır yanar beyaz gecelerde
İyot kokulu yalnızlık panayırlarında
Ben bir peri masalı gibi anılırım o anda
Gelip geçen bir nöbet gibi o anda orada
Saçılan eşya toplanır otomobil çalıştırılır dönüş başlar
Tabiatla son alışverişi yapar çocuklar
Deniz yavaş yavaş siyah bir kabuk bağlar
Çayırlar üzerinde soğan yumurta kabukları büzülmüş kâğıtlar
Sende kadınlığın o sonsuz gülümsemesi ve toparlanışı var
Gözler hep arkadadır acaba unutulan bir şey mi var
Mutlaka unutulan bir şey var
Gün bir bomba gibi düşer ve batar
Arkaya son bir göz atılır otomobile doluşulur
Şimdi sizi tabiattan koparan geri alan bir asfalt
Şehrin düşüncelerini yayınlayan kalorifer bacaları
Oraya buraya koşuşan insanlar
Ve bütün ışıklar yanar
Bir deniz kıyısında duruyor
Büyü bıçağı koparıyor onu gri harmanili kayalardan
Yalnız sırtlarından sezilen haçlı erleri kayalardan
Kayalar kapatıyor onun arkasını som
Düşünceyle şekerlendirilmeden
Günse eriyor yön yön Van Gogh'su bir kırmızılık
Kirazların ve güllerin tifoya kardeş çıkan rengi
Kokuları bile kıpkırmızı olan güllerin
Ve otomobilden inen sensin iki avcunda deniz
Çevrene üşüşen zeytin ağaçları
Arkandan inenler o kimlerdir ki avuçlarına gülüyor
Oluşa gülüyorlar kuşlara çocuklara
Ki senin ellerini görmek bir kurtuluştur çocuklara
Sen yüzünde Akdeniz memnunluğu sen Truvalı Helen
Sana gelmiş bütün yunanlılar atlı arabalarla
Atlarla otomobillerle uçaklarla
Bütün kiraz yangını çocukları andıktan sonra
Evrenin akşamından döndünüz evlerin parmaklarına
Almışsın üstüne örtücülüğünü siyah kahverenginin
Ağaç gövdelerinin kavların rengini
Tabiat seninle canlı ve yeni
Tabiatı duruşun ve bakışınla verimlendirmişsin
Ey geçmez gençliğin telâşsız sesi
Sesinle ölümü ürkütmüş terletmişsin
Bir piknik yer altı gençliğine gözlerin
Saçların bir başlangıç eski zaman leylâklarına
Bir vakit gelse ki kapansam ayaklarına
Geçen zamanı yanlış bir rüya gibi yorumlasam
Resmini yunanlılardan kalma kayalara oysam
Gitsem Bergama Tiyatrosunda seslensem ismini
Benimle birlikte tabiat çağırsa seni
Eski çağ çağırsa seni
Yeni çağ çağırsa seni
Her piknik gezintisinde yaptıkları gibi
Çiçek kuş arı ve mavi gökte güneş
Seninle donanırlar çocuk oyunlarında dağ düğünlerinde
Ve kayalar ilk olarak atalardan arınmış
Büyümüş denizden gelen sabırsız seslerle
Sonbahar papirüslerini birer birer atmış
Kentse yüzyıllarca ilerde ve ötede
Sen halk ve çocuklar ve bir portatif çadır
Ve kalakalmış bir oto uçurum kenarında
Hafta içi gel gitleri denizde kanayıp ıslanış
Güneş sevinçli yaşlarla kararmış
Tabiatla konuşmaya başlarsın bardakların derinliğinde
Çin çay bardaklarının
Birbirinizi yitirirsiniz tabiatın sisinde
Biriniz Kafdağında biriniz Çinseddinde
Deniz yüreğinizin telâşsızlığından aydınlığını emer de
Akşamın üstüne boşanır yanar beyaz gecelerde
İyot kokulu yalnızlık panayırlarında
Ben bir peri masalı gibi anılırım o anda
Gelip geçen bir nöbet gibi o anda orada
Saçılan eşya toplanır otomobil çalıştırılır dönüş başlar
Tabiatla son alışverişi yapar çocuklar
Deniz yavaş yavaş siyah bir kabuk bağlar
Çayırlar üzerinde soğan yumurta kabukları büzülmüş kâğıtlar
Sende kadınlığın o sonsuz gülümsemesi ve toparlanışı var
Gözler hep arkadadır acaba unutulan bir şey mi var
Mutlaka unutulan bir şey var
Gün bir bomba gibi düşer ve batar
Arkaya son bir göz atılır otomobile doluşulur
Şimdi sizi tabiattan koparan geri alan bir asfalt
Şehrin düşüncelerini yayınlayan kalorifer bacaları
Oraya buraya koşuşan insanlar
Ve bütün ışıklar yanar
Bir cümbüştür kopsa da, gece, yakamozlarda;
Münzevi balıklarız ayrı kavanozlarda...
Münzevi balıklarız ayrı kavanozlarda...
Taş ve sopa
İki köylü karşı karşıya
Kavak ağaçları şahit
Bir de ibibik kuşu
İncir yalnız
Badem yeşil kabuklu
Camdaki hayalinle
İki öfkeli boğa
Sevdalılar kapışıyor
Tabiatın ortasında
Irmak göz kırpıyor akıyor
Çoban köpeği şöyle bir bakıyor
Yaman indi omzuna sopa
Güçlü çarptı taş başına
Hayalin akıyor kanda
Yüzün zonkluyor yarada
Taş ve sopa
İki köylü karşı karşıya
İki köylü karşı karşıya
Kavak ağaçları şahit
Bir de ibibik kuşu
İncir yalnız
Badem yeşil kabuklu
Camdaki hayalinle
İki öfkeli boğa
Sevdalılar kapışıyor
Tabiatın ortasında
Irmak göz kırpıyor akıyor
Çoban köpeği şöyle bir bakıyor
Yaman indi omzuna sopa
Güçlü çarptı taş başına
Hayalin akıyor kanda
Yüzün zonkluyor yarada
Taş ve sopa
İki köylü karşı karşıya
Ne görsem, ötesinde hasret çektiğim diyar;
Kavuşmak nasıl olmaz, mademki ayrılık var?
Kavuşmak nasıl olmaz, mademki ayrılık var?
Kavuşmalarımız ağır aksak, ayrılıklarımız koşar adım.
İlim diye bağlansa boynun
Secdeye gecikir alnın
Konuşsan dilin uzar
Yalan olur gıybet yürür
Elde asa giydi çarık
De hangi günah beldesinde
Alnını yere koydunsa bile
Acep yakın mısın gaflet misin
Say boynunu vuruyorlar
Zebaniler bir takım
Bir zaman böyle geçti
Geldin sona, tıkandı nefes borun
Bu son güneş bu ilk adım
İkisi de malın hangisi kararın
Bil tefekkür koruna düşsen
Ödün kopmaz zalimden,dersin Allah daim
Elin şakaklarında yangın
öyle fikret çatlasın başın
Doğrul! belin iki kat yüzün solgun
Sarılık değilsin mağlup mu oldun
Toprak yer seni,etini kemiğini
İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili
Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet
Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret
Her sözün zarara
Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna
Her haykıranın takıldın ardına
Eğildin her rüzgarda
İster misin makakam rütbe ölümden sonra
Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh
Gitti haznedar
Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara
Secdeye gecikir alnın
Konuşsan dilin uzar
Yalan olur gıybet yürür
Elde asa giydi çarık
De hangi günah beldesinde
Alnını yere koydunsa bile
Acep yakın mısın gaflet misin
Say boynunu vuruyorlar
Zebaniler bir takım
Bir zaman böyle geçti
Geldin sona, tıkandı nefes borun
Bu son güneş bu ilk adım
İkisi de malın hangisi kararın
Bil tefekkür koruna düşsen
Ödün kopmaz zalimden,dersin Allah daim
Elin şakaklarında yangın
öyle fikret çatlasın başın
Doğrul! belin iki kat yüzün solgun
Sarılık değilsin mağlup mu oldun
Toprak yer seni,etini kemiğini
İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili
Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet
Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret
Her sözün zarara
Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna
Her haykıranın takıldın ardına
Eğildin her rüzgarda
İster misin makakam rütbe ölümden sonra
Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh
Gitti haznedar
Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara
Korku salardı inceliğin acıman tevazuun
Dünya ve insan çıkmazlarına yumuşak bakışın
Nur sarnıçları ballar koydun çöllere ruh eşiklerine
Senden kaynıyordu yine sana kapılıyor ırmakların
Yamalı ve tertemiz elbiselerim olunca
Her gece mutlak uyanıp adını anınca
Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz
Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım
Sura vardıkça gövdelendim soyundum aşk duasına
Atılıyorum sırlarına açılıyor hücrelerim
Menzili çoktan geçtim ün saldı kayboluşum
Kendi kuytumda çalkıyor şerbetini ağzım
Dünya ve insan çıkmazlarına yumuşak bakışın
Nur sarnıçları ballar koydun çöllere ruh eşiklerine
Senden kaynıyordu yine sana kapılıyor ırmakların
Yamalı ve tertemiz elbiselerim olunca
Her gece mutlak uyanıp adını anınca
Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz
Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım
Sura vardıkça gövdelendim soyundum aşk duasına
Atılıyorum sırlarına açılıyor hücrelerim
Menzili çoktan geçtim ün saldı kayboluşum
Kendi kuytumda çalkıyor şerbetini ağzım
Kederler kalb-i uşşâkı
Nice bir bî-huzûr ede
Safâ cânın sun ey sâkî
Gönül kesb-i sürûr ede
Güneşden nûr alıp zerre
Ola kim bahr ola katre
Gidip usr er ile yüsre
Hudâ zulmâtı nûr ede
Vücûdun eyleyen ifnâ
Demişdir Rabbîye'1-a'lâ
Kusûra bakma ey Mevlâ
Ademden ne sudûr ede
Geçilse vâdî-i mihnet
Açılsa âlem-i râhat
Tamâm olup şeb-i firkat
Safâ subhu zuhûr ede
Kişi matlûbunu bulsa
Derûnu zevk ile dolsa
Kula Hak'dan kerem olsa
Revâ mıdır gurûr ede
Nice bir bî-huzûr ede
Safâ cânın sun ey sâkî
Gönül kesb-i sürûr ede
Güneşden nûr alıp zerre
Ola kim bahr ola katre
Gidip usr er ile yüsre
Hudâ zulmâtı nûr ede
Vücûdun eyleyen ifnâ
Demişdir Rabbîye'1-a'lâ
Kusûra bakma ey Mevlâ
Ademden ne sudûr ede
Geçilse vâdî-i mihnet
Açılsa âlem-i râhat
Tamâm olup şeb-i firkat
Safâ subhu zuhûr ede
Kişi matlûbunu bulsa
Derûnu zevk ile dolsa
Kula Hak'dan kerem olsa
Revâ mıdır gurûr ede
tavan arasına kaçan çocuk
erik ağacından görünen göğü düşünür
akşamın acısı içine çökünce
uyur
benim küçük bir kedim vardı
ahmak bir ayak ezdi
benim en güzel çocuklulğumu
ahmak bir ayak ezdi
ağaçların arasında unutulan çocuk
yapraklarda güneşi görür
ve hareli denizlerde gezdiği günü düşünür
küçük kedim bana sürün
kediler ağlamaz
çöp tenekelerinde ölür
sıska kediler
damlardan çok mezbelelerde görünür
küçük kedim
molozlu sokakların ağır uykusunda gerin
bilirim ki sen
bu çöplükten değilsin
benim gibi garipsin
ikimizin de unuttuğumuz
kuşları bol
ağaçları bol bahçelerdensin
koca duvarlı sokaklarda sıkılmışsın
ve canından bıkmışsın.
erik ağacından görünen göğü düşünür
akşamın acısı içine çökünce
uyur
benim küçük bir kedim vardı
ahmak bir ayak ezdi
benim en güzel çocuklulğumu
ahmak bir ayak ezdi
ağaçların arasında unutulan çocuk
yapraklarda güneşi görür
ve hareli denizlerde gezdiği günü düşünür
küçük kedim bana sürün
kediler ağlamaz
çöp tenekelerinde ölür
sıska kediler
damlardan çok mezbelelerde görünür
küçük kedim
molozlu sokakların ağır uykusunda gerin
bilirim ki sen
bu çöplükten değilsin
benim gibi garipsin
ikimizin de unuttuğumuz
kuşları bol
ağaçları bol bahçelerdensin
koca duvarlı sokaklarda sıkılmışsın
ve canından bıkmışsın.
Keleci bilen kişinin
Yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin
İşini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı
Söz ola bitire başı
Söz ola ağulu aşı
Bal ile yağ ede bir söz
Kelecilerin pişirgil
Yaramazını şeşirgil
Sözün us ile düşürgil
Demegil çağ ede bir söz
Gel ahi ey şehriyari
Sözümüzü dinle bari
Hezar gevher ü dinarı
Kara toprağ ede bir söz
Kişi bile söz demini
Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini
Sekiz uçmağ ede bir söz
Yürü yürü yolun ile
Gafil olma bilün ile
Key sakın ki dilin ile
Canına dağ ede bir söz
Yunus imdi söz yatından
Söyle sözü gayetinden
Key sakın o şeh katından
Seni ırağ ede bir söz
Yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin
İşini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı
Söz ola bitire başı
Söz ola ağulu aşı
Bal ile yağ ede bir söz
Kelecilerin pişirgil
Yaramazını şeşirgil
Sözün us ile düşürgil
Demegil çağ ede bir söz
Gel ahi ey şehriyari
Sözümüzü dinle bari
Hezar gevher ü dinarı
Kara toprağ ede bir söz
Kişi bile söz demini
Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini
Sekiz uçmağ ede bir söz
Yürü yürü yolun ile
Gafil olma bilün ile
Key sakın ki dilin ile
Canına dağ ede bir söz
Yunus imdi söz yatından
Söyle sözü gayetinden
Key sakın o şeh katından
Seni ırağ ede bir söz
Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz
Kelecilerin pişirgil yaramazını şeşirgil
Sözün us ile düşürgil dimegil çağ ede bir söz
Gel ahi ey şehriyari sözümüzü dinle bari
Hezar gevher ü dinarı kara taprağ ede bir söz
Kişi bile söz demini demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz
Yürü yürü yolun ile gafil olma bilin ile
Key sakın ki dilin ile canına dağ ede bir söz
Yunus imdi söz yatından söyle sözü gayetinden
Key sakın o şeh katından seni ırağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz
Kelecilerin pişirgil yaramazını şeşirgil
Sözün us ile düşürgil dimegil çağ ede bir söz
Gel ahi ey şehriyari sözümüzü dinle bari
Hezar gevher ü dinarı kara taprağ ede bir söz
Kişi bile söz demini demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz
Yürü yürü yolun ile gafil olma bilin ile
Key sakın ki dilin ile canına dağ ede bir söz
Yunus imdi söz yatından söyle sözü gayetinden
Key sakın o şeh katından seni ırağ ede bir söz
İman. İhlas, vecd ve aşk, bunlar birer kelime,
Kelimeyi boğardım verselerdi elime...
Kelimeyi boğardım verselerdi elime...
Kemâl-i lutf u ihsânından Allah
Dedi Lâ taknetû min rahmeti'llâh
Olagör rahmet ümmîdinde dâ'im
Bu ma'nâdan eğer oldunsa âgâh
Anın fazlıyle devr eyler felekler
Ziyâyı andan alır mihr eğer mâh
Ve bi'l-eshâri hum yestağfirûne
Bak istiğfâr eyle her seher-gâh
Yürü sa'y ede gör bâkî na'îme
Kişiye çünki kalmaz mâl eğer câh
Dü âlemde sa'âdet ol kulundur
K'ola Hak'dan inâyet ana hem-râh
Hüdâyî'ye n'ola ihsân edersen
Atâna muntazırdır bende vü şâh
Dedi Lâ taknetû min rahmeti'llâh
Olagör rahmet ümmîdinde dâ'im
Bu ma'nâdan eğer oldunsa âgâh
Anın fazlıyle devr eyler felekler
Ziyâyı andan alır mihr eğer mâh
Ve bi'l-eshâri hum yestağfirûne
Bak istiğfâr eyle her seher-gâh
Yürü sa'y ede gör bâkî na'îme
Kişiye çünki kalmaz mâl eğer câh
Dü âlemde sa'âdet ol kulundur
K'ola Hak'dan inâyet ana hem-râh
Hüdâyî'ye n'ola ihsân edersen
Atâna muntazırdır bende vü şâh
Kemâl-i lutf ü ihsânından ey şâh
Dedin Lâ taknetû min rahmeti'llâh
Bu ma'nâdan şu cân kim oldu agâh
Olupdur rahmet ümmîdinde her gâh
Dedin Lâ taknetû min rahmeti'llâh
Bu ma'nâdan şu cân kim oldu agâh
Olupdur rahmet ümmîdinde her gâh
Kemâl-i lutfun ey Rahmân
Bilir mi kadrini insân
Yine senden olur ihsân
Sana çok şükr-i bî-pâyân
İnâyet eyle sen yâ Rab
Olalım vâsıl-ı matlab
Senindir lutf u ihsân heb
Şükürler sana ey sultân
Hüdâyî ni'met-i Mevlâ
Değildir kâbil-i ihsâ
O dur eden bizi ihyâ
Ana çok şükr-i bî-pâyân
Bilir mi kadrini insân
Yine senden olur ihsân
Sana çok şükr-i bî-pâyân
İnâyet eyle sen yâ Rab
Olalım vâsıl-ı matlab
Senindir lutf u ihsân heb
Şükürler sana ey sultân
Hüdâyî ni'met-i Mevlâ
Değildir kâbil-i ihsâ
O dur eden bizi ihyâ
Ana çok şükr-i bî-pâyân
Kendi tatlı canına,
Nefsin hain yoldaştır.
Sakın nefsine uyma!
O dönektir, kalleştir.
Kötü yola iletir,
Küfrü, iman gösterir,
Ateşe çekiverir,
Yol kesen arkadaştır.
Kim ki, uyar nefsine,
Yazık eder kendine,
Uymayanlar nefsine,
Bil ki devletli baştır.
Hak rızasından kaçar,
Çirkin yollarda uçar,
Durmaz kötülük saçar,
Bulunmaz bir serkeştir.
Nefsin, ölümü anmaz,
Ne söylesen uyanmaz,
Öğütlerden anlamaz,
Sanki katı bir taştır.
Bağla nefis itini!
Yemesin halk etini,
Gizleme hayretini,
Deme nefsim yavaştır.
Bu Eşrefoğlu Rumi,
Nefsini öldüreli,
Ruhunu güldüreli,
Savaşları yavaştır.
Nefsin hain yoldaştır.
Sakın nefsine uyma!
O dönektir, kalleştir.
Kötü yola iletir,
Küfrü, iman gösterir,
Ateşe çekiverir,
Yol kesen arkadaştır.
Kim ki, uyar nefsine,
Yazık eder kendine,
Uymayanlar nefsine,
Bil ki devletli baştır.
Hak rızasından kaçar,
Çirkin yollarda uçar,
Durmaz kötülük saçar,
Bulunmaz bir serkeştir.
Nefsin, ölümü anmaz,
Ne söylesen uyanmaz,
Öğütlerden anlamaz,
Sanki katı bir taştır.
Bağla nefis itini!
Yemesin halk etini,
Gizleme hayretini,
Deme nefsim yavaştır.
Bu Eşrefoğlu Rumi,
Nefsini öldüreli,
Ruhunu güldüreli,
Savaşları yavaştır.
Kerem kıl, kesme sâkıy, iltifatın bînevâlardan
Elinden geldiği hayrı, diriğ etme gedâlardan
Esîr-i gurbetiz biz, senden özge âşinâmız yok
Ayağın kesme başın çün, bizim mihnetserâlardan
Sabâ! Kûyunda dildârın nedir üftâdeler hâli?
Bizim yerden gelirsen bir haber ver âşinalardan
Deme zâhid ki: 'Terk et simber bütler temâşâsın! '
Beni kim kurtarır Tanrı sataştırmış belâlardan!
Vücûdum ney gibi sûrah sûrah olsa ah etmem
Muhabbeten dem urdum, incinmek olmaz cefalardan
Fuzûli! Nâzenînler görsen izhâr-ı niyaz eyle
Terrâhhum umsa ayıp olmaz, gedâlar padişahlardan...
Elinden geldiği hayrı, diriğ etme gedâlardan
Esîr-i gurbetiz biz, senden özge âşinâmız yok
Ayağın kesme başın çün, bizim mihnetserâlardan
Sabâ! Kûyunda dildârın nedir üftâdeler hâli?
Bizim yerden gelirsen bir haber ver âşinalardan
Deme zâhid ki: 'Terk et simber bütler temâşâsın! '
Beni kim kurtarır Tanrı sataştırmış belâlardan!
Vücûdum ney gibi sûrah sûrah olsa ah etmem
Muhabbeten dem urdum, incinmek olmaz cefalardan
Fuzûli! Nâzenînler görsen izhâr-ı niyaz eyle
Terrâhhum umsa ayıp olmaz, gedâlar padişahlardan...
Yedi renkli Peygamber kuşağının altında,
Kervanım yola çıktı, öncüsü kır atında...
Kervanım yola çıktı, öncüsü kır atında...
Zamanın olmadığı diyar acaba nasıl?
Kesiksiz bir ân mıdır bundan sonraki fasıl?
Kesiksiz bir ân mıdır bundan sonraki fasıl?
Kesret emvâcına aldanır sanma
Vahdet deryâsına girip gelenler
Bir dahi fâniye nazar eylemez
Hakk'ın dîdârını görüp gelenler
Hakîkat servidir hîç hazân olmaz
Tâze gülden terdir sararıp solmaz
Ölmezden ön öldü bir dahi ölmez
Soruyu hisâbı verip gelenler
Zevk ile anlayıp sırr-ı vücûdu
Kemâline erişdirdi şuhûdu
Hakîkat üzre etmiştir sücûdu
Dergâh-ı Hakk'a yüz sürüp gelenler
Şol ki Hakk'a kuldur gayra kul olmaz
Âşık ma'şûkdan gayra tapu kılmaz
Bâb-ı Hak'dan özge bir kapı bilmez
Hakk'ın Dîvânına durup gelenler
Her kim ki katreden bahre erişdi
Kapıdan bakarken sadra erişdi
Hüdâyî şüphesiz kadre erişdi
Hakk'ın ihsânına Erip gelenler
Vahdet deryâsına girip gelenler
Bir dahi fâniye nazar eylemez
Hakk'ın dîdârını görüp gelenler
Hakîkat servidir hîç hazân olmaz
Tâze gülden terdir sararıp solmaz
Ölmezden ön öldü bir dahi ölmez
Soruyu hisâbı verip gelenler
Zevk ile anlayıp sırr-ı vücûdu
Kemâline erişdirdi şuhûdu
Hakîkat üzre etmiştir sücûdu
Dergâh-ı Hakk'a yüz sürüp gelenler
Şol ki Hakk'a kuldur gayra kul olmaz
Âşık ma'şûkdan gayra tapu kılmaz
Bâb-ı Hak'dan özge bir kapı bilmez
Hakk'ın Dîvânına durup gelenler
Her kim ki katreden bahre erişdi
Kapıdan bakarken sadra erişdi
Hüdâyî şüphesiz kadre erişdi
Hakk'ın ihsânına Erip gelenler
Oldum çü mahv-ı mahz-ı zat, buldum vücudumdan necat
Ben içmişim ab-ı hayat, ermez bana herkiz memat
Ben dost yolunda varımı terk eyledim önden sonra
Küfrile iymandan geçüp a'yanda bulmuşam sebat
Her kande baksam görünür gözlerime sırr-ı ezel
Her şey ulaşıp aslına çıktı aradan kainat
Dost ile ben dost olalı, zevkiyle işret bulalı
Zayf-ı mükerremdir bu can hep yediğim kand ü nebat
Halvet'den ettim rıhleti, kesretde buldum vahdet'i
Bazar'da düzdüm halveti, ruz u şeb'im iyd ü berat
Gördüm bu alemler kamu benim vücudumla dolu
Bir olmuş 'Uçmağ' u 'Tamu', cümle bana olmuş sıfat
Her ne yana kim eğilem, ol yana her şey eğilir
Olmuş Niyazi hep senin sayelerin sitti cihat
Ben içmişim ab-ı hayat, ermez bana herkiz memat
Ben dost yolunda varımı terk eyledim önden sonra
Küfrile iymandan geçüp a'yanda bulmuşam sebat
Her kande baksam görünür gözlerime sırr-ı ezel
Her şey ulaşıp aslına çıktı aradan kainat
Dost ile ben dost olalı, zevkiyle işret bulalı
Zayf-ı mükerremdir bu can hep yediğim kand ü nebat
Halvet'den ettim rıhleti, kesretde buldum vahdet'i
Bazar'da düzdüm halveti, ruz u şeb'im iyd ü berat
Gördüm bu alemler kamu benim vücudumla dolu
Bir olmuş 'Uçmağ' u 'Tamu', cümle bana olmuş sıfat
Her ne yana kim eğilem, ol yana her şey eğilir
Olmuş Niyazi hep senin sayelerin sitti cihat
Yalnızlar! .. O havuzun çevresinde birleşme...
Susuzlar! .. O havuzda suyu kesilmez kesme!
Susuzlar! .. O havuzda suyu kesilmez kesme!
Kevser havuzuna dalanlar,Ölmezden öndün ölenler
Nefsini düşman bilenler,Konar tuba dallarına
Alem düşman olur ise,Beni dost'tan ırımaya
Dost kanda ise ben anda,Düşmanlık arımaya
Dost ehli bizim ile hem,Dost burdadır bize ne gam
Yüz bin cehd ederse düşman,Dost mahfili duramaya
Düşman bana nide bile,İşim gücün dost'tan yana
Dost makamı can içinde,düşman eli eremeye
Kime kim dost kapı aça,Düşmanı elinden kaça
Yunus ağzı güher saça,Değme arif değemeye.
Nefsini düşman bilenler,Konar tuba dallarına
Alem düşman olur ise,Beni dost'tan ırımaya
Dost kanda ise ben anda,Düşmanlık arımaya
Dost ehli bizim ile hem,Dost burdadır bize ne gam
Yüz bin cehd ederse düşman,Dost mahfili duramaya
Düşman bana nide bile,İşim gücün dost'tan yana
Dost makamı can içinde,düşman eli eremeye
Kime kim dost kapı aça,Düşmanı elinden kaça
Yunus ağzı güher saça,Değme arif değemeye.
Kevser-i ateş- nihadın adı aşk
Düzah- ı cennet -nümanın adı aşk
Bir lügat gördüm cünun isminde ben
Anda hep cevr ü cefanın adı aşk
Düzah- ı cennet -nümanın adı aşk
Bir lügat gördüm cünun isminde ben
Anda hep cevr ü cefanın adı aşk
evlôim ni i vasilîya tu patrôs
bütün resimler bizi gözetliyor
tahtalardan
kani serâp
eti ekmek
îsus
ve müselles içindeki başsız göz
kîrya elêison
güneş açıldı
buhur yandıktan sonra
meryem anaya mum yakıyorum
başsız gözden korkarak
ayios o teos
ayiosis hiros z
ayios atânatos
eleision imâs
bütün resimler bizi gözetliyor
tahtalardan
kani serâp
eti ekmek
îsus
ve müselles içindeki başsız göz
kîrya elêison
güneş açıldı
buhur yandıktan sonra
meryem anaya mum yakıyorum
başsız gözden korkarak
ayios o teos
ayiosis hiros z
ayios atânatos
eleision imâs
Kim ki candan geçmez ise deyin bize yâr olmasın,
Âr u ırz ile gelüp âşıklara bâr olmasın.
Gam yükün âşık olan dâim çeke gelmiş durur,
Duymayın dost derdine aşka giriftâr olmasın.
Derd uyutmaz rahat etmez gece gündüz âşıkı,
Şol ki bülbüldür güle karşı nice zâr olmasın.
Zevk-i tâatle kimesne hâl-i aşkı anlamaz,
Tâlib-i sâdık isen belinde zünnâr olmasın.
Remz-i Hakk’a mahrem olmak değmenin kârı değil,
Kim dilerse aşk ile yâr olsun, ağyâr olmasın.
Zerrece aşk adu kimde olsa yakar varlığın,
Aşk odu ister ki Hakk’dan gayri hiç var olmasın.
Cümle efkârın hurûfun cem edüp tevhid ile
Nokta-i vahdette haşr ol gayri efkâr olmasın.
Ey Niyâzî hâl-i aşkı herkese fâş eyleme,
Sırr-ı Hakk’dır ana bigâne haberdâr olmasın.
Âr u ırz ile gelüp âşıklara bâr olmasın.
Gam yükün âşık olan dâim çeke gelmiş durur,
Duymayın dost derdine aşka giriftâr olmasın.
Derd uyutmaz rahat etmez gece gündüz âşıkı,
Şol ki bülbüldür güle karşı nice zâr olmasın.
Zevk-i tâatle kimesne hâl-i aşkı anlamaz,
Tâlib-i sâdık isen belinde zünnâr olmasın.
Remz-i Hakk’a mahrem olmak değmenin kârı değil,
Kim dilerse aşk ile yâr olsun, ağyâr olmasın.
Zerrece aşk adu kimde olsa yakar varlığın,
Aşk odu ister ki Hakk’dan gayri hiç var olmasın.
Cümle efkârın hurûfun cem edüp tevhid ile
Nokta-i vahdette haşr ol gayri efkâr olmasın.
Ey Niyâzî hâl-i aşkı herkese fâş eyleme,
Sırr-ı Hakk’dır ana bigâne haberdâr olmasın.
Kim ki Dost yolunda terk-i can ider
Dost ana didarını ihsan ider
Kim bu fani dünyayı terk eylese
Dost ebed mülke anı sultan ider
Dost için nefse murad vermeyene
Dost sekiz uçmağını erzan ider
Dost elinden cam-ı aşkı nuş iden
Sırr-ı maşuku nite pinhan ider
Akıbet Mansurleyin esrük delü
Ol "Enelhak" darını seyran ider
Can verenler kan baha didar alur
Sanma bu pazarı her bican ider
Eşrefoğlu Rumi can terk ideli
Her nefes Dost iline cevlan ider
Dost ana didarını ihsan ider
Kim bu fani dünyayı terk eylese
Dost ebed mülke anı sultan ider
Dost için nefse murad vermeyene
Dost sekiz uçmağını erzan ider
Dost elinden cam-ı aşkı nuş iden
Sırr-ı maşuku nite pinhan ider
Akıbet Mansurleyin esrük delü
Ol "Enelhak" darını seyran ider
Can verenler kan baha didar alur
Sanma bu pazarı her bican ider
Eşrefoğlu Rumi can terk ideli
Her nefes Dost iline cevlan ider
Kim umar senden vefâyı
Yalan dünyâ değil misin
Muhammed-i Mustafâ'yı
Alan dünyâ değil misin
Yürü hey bî-vefâ yürü
Sensin hod bir köhne karı
Nice yüz bin erden geri
Kalan dünyâ değil misin
Sihr ile donadıp kendin
Meydâna salan semendin
Âleme mihnet kemendin
Salan dünyâ değil misin
Kasd edip halkın özüne
Toprak doldurup gözüne
Ehl-i gafletin yüzüne
Gülen dünyâ değil misin
Eğer şâh ü eğer bende
Her kişiyi salan bende
Kimse mekân tutmaz sende
Vîrân dünyâ değil misin
Kimisini nâlân edip
Kimisini giryân edip
Âhir-i kâr uryân edip
Soyan dünyâ değil misin
İşin gücün dâ'im yalan
Çok kişiden arta kalan
Nice kerre boşaluban
Dolan dünyâ değil misin
Yalan dünyâ değil misin
Muhammed-i Mustafâ'yı
Alan dünyâ değil misin
Yürü hey bî-vefâ yürü
Sensin hod bir köhne karı
Nice yüz bin erden geri
Kalan dünyâ değil misin
Sihr ile donadıp kendin
Meydâna salan semendin
Âleme mihnet kemendin
Salan dünyâ değil misin
Kasd edip halkın özüne
Toprak doldurup gözüne
Ehl-i gafletin yüzüne
Gülen dünyâ değil misin
Eğer şâh ü eğer bende
Her kişiyi salan bende
Kimse mekân tutmaz sende
Vîrân dünyâ değil misin
Kimisini nâlân edip
Kimisini giryân edip
Âhir-i kâr uryân edip
Soyan dünyâ değil misin
İşin gücün dâ'im yalan
Çok kişiden arta kalan
Nice kerre boşaluban
Dolan dünyâ değil misin
Sis çöküyor
ırmak kör bir akış mı şimdi vadide
Ya silahım
Kanlı bir kurt başı koynumda
yonga dolu yatağım
Silahım
Kimbilir sen soyunurken sıcak fısıltılar geceye
Sisler çöküyor
mescid ve minare say fabrika bacaları
Ya gömleğim
Üç zaman hızımın rüzgarıya dolu
Gömleğim
Kimbilir sen delinip al kanımı emersin tenine
Gökten bir taş düşüyor
hallacı gibi yüreğimin
Ya bileğim
Sızım sızım sızılarla arar serin çelikler
Bileğim
Kimbilir sen
bir ceset gibi iradesizdin dostun elinde
Gökten bir ah geçiyor
mescid ve minare
Yar erliğim
Bir zaman
umut ve korkuyla genç yıllarımın çenelerinde
Erliğim
Kimbilir sen
nasıl keşfettin buğularla neyi
kadın diye
Sabır sabır içinde sürtünen ateş çıkaran bulut
kar rüzgarı tipi
heva heves yağmuru gibi
hani uysal hani durgun
sazlıklar
yüzümün yastığı alınır her gece
Ya elmasım
yoruldun evde bunaldın yıkandın
süslendin oturdun kıpırdadın
Elmasım
Kimbilir sen
camlarda başın belki geçerim yolum düşer
yeryüzüne
ırmak kör bir akış mı şimdi vadide
Ya silahım
Kanlı bir kurt başı koynumda
yonga dolu yatağım
Silahım
Kimbilir sen soyunurken sıcak fısıltılar geceye
Sisler çöküyor
mescid ve minare say fabrika bacaları
Ya gömleğim
Üç zaman hızımın rüzgarıya dolu
Gömleğim
Kimbilir sen delinip al kanımı emersin tenine
Gökten bir taş düşüyor
hallacı gibi yüreğimin
Ya bileğim
Sızım sızım sızılarla arar serin çelikler
Bileğim
Kimbilir sen
bir ceset gibi iradesizdin dostun elinde
Gökten bir ah geçiyor
mescid ve minare
Yar erliğim
Bir zaman
umut ve korkuyla genç yıllarımın çenelerinde
Erliğim
Kimbilir sen
nasıl keşfettin buğularla neyi
kadın diye
Sabır sabır içinde sürtünen ateş çıkaran bulut
kar rüzgarı tipi
heva heves yağmuru gibi
hani uysal hani durgun
sazlıklar
yüzümün yastığı alınır her gece
Ya elmasım
yoruldun evde bunaldın yıkandın
süslendin oturdun kıpırdadın
Elmasım
Kimbilir sen
camlarda başın belki geçerim yolum düşer
yeryüzüne
Kimseler hüsnünü vasf eyleyemez
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Hak'dan gayrı Hak'dan söz söyleyemez
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Eğer arş u ferş ü levh ü kalemdir
Eğer cinn ü melek benî-Âdemdir
Cümlesi reşha-i bahr-i keremdir
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Âlemler mevcidir bahr-ı vücûdun
İnsândır zübdesi ol kenz-i cûdun
Ayn-ı hakîkatla olsun şühûdun
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Taglît ederse ger zâhirde kesret
Bâtın gözüyle bak görünür vahdet
Hüsnündendir bunca âsâr-ı kudret
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Fırsat geçer aldanma kîl ü kâle
Yalvar Hakk'a eriş kasr-ı kemâle
Hüdâyî mazhar ol nûr-ı cemâle
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Hak'dan gayrı Hak'dan söz söyleyemez
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Eğer arş u ferş ü levh ü kalemdir
Eğer cinn ü melek benî-Âdemdir
Cümlesi reşha-i bahr-i keremdir
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Âlemler mevcidir bahr-ı vücûdun
İnsândır zübdesi ol kenz-i cûdun
Ayn-ı hakîkatla olsun şühûdun
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Taglît ederse ger zâhirde kesret
Bâtın gözüyle bak görünür vahdet
Hüsnündendir bunca âsâr-ı kudret
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Fırsat geçer aldanma kîl ü kâle
Yalvar Hakk'a eriş kasr-ı kemâle
Hüdâyî mazhar ol nûr-ı cemâle
Zâtından güzeldir sultânım Mevlâ
Kişiye nef' ü zar Hak'dan gelirken
Muvahhid işbu ma'nâyı bilirken
Koya isnâdı Zeyd ü Amr ü Bekre
Hemân sa'y ede istiğfâr u şükre
Muvahhid işbu ma'nâyı bilirken
Koya isnâdı Zeyd ü Amr ü Bekre
Hemân sa'y ede istiğfâr u şükre
kargacık
burgacık
yazılar
yazılar dolu kitaplar
kitaplar dolu yazılar
tüylü tüysüz kargalar
yazılar
yazılar dolusu mürekkep
mürekkepten şekiller
F H
Z U
D W
yarısı kopmuş sicim
yarısı kopmuş kitap
ciltli kitap
ciltsiz kitap
sahifelerdeki yazılar beynimde
beynimdeki yazılar havada
ve harfler muallâkta
yazıların dili yok
benim dilimle söylüyor yazılar
yazıların dili yok
gotik yazılarda ıhlamur
çincelerde çam
hiyeroglifte baykuş
ayak
ve ince adam
mehtapta sarhoş ahûlar
ve yandan bakan göz
ta'lik yazılarda
ve sahifeler bomboş
burgacık
yazılar
yazılar dolu kitaplar
kitaplar dolu yazılar
tüylü tüysüz kargalar
yazılar
yazılar dolusu mürekkep
mürekkepten şekiller
F H
Z U
D W
yarısı kopmuş sicim
yarısı kopmuş kitap
ciltli kitap
ciltsiz kitap
sahifelerdeki yazılar beynimde
beynimdeki yazılar havada
ve harfler muallâkta
yazıların dili yok
benim dilimle söylüyor yazılar
yazıların dili yok
gotik yazılarda ıhlamur
çincelerde çam
hiyeroglifte baykuş
ayak
ve ince adam
mehtapta sarhoş ahûlar
ve yandan bakan göz
ta'lik yazılarda
ve sahifeler bomboş
Kıldı âfâkı münevver tal’at-ı rahşân-ı ‘îd
Halka dîbâlar geyürdi mâh-ı nûr-efşân-ı ‘îd
Câme-i dîbâ ile tâvûs-ı zerrîn-bâldür
Dil-rübâ kim eyler ol reftâr ile cevlân-ı ‘îd
Ayaguñ tozıyla vezn itmez birin ehl-i nazar
Toptolu Yûsuf-likâlarla bu gün mîzân-ı ‘îd
Salınur her şâh-ı gül nâzük nihâl-i ergavân
Bâg-ı cennetden nişan virdi bahâristân-ı ‘îd
Sâkıyâ rıtl-ı girân eksük gerekmez aradan
Yahşı agırlanmak ister hâsılı mihmân-ı ‘îd
Şimdi tîg-i cevr ile öldürme kurbân oldugum
‘Îd-ı Edhâ geldüginde idesin kurbân-ı ‘îd
‘Âşıka ihsân ise maksûd elüñde dûstum
Dest-bûsuñdur muhassal Bâkîye ihsân-ı ‘îd
Halka dîbâlar geyürdi mâh-ı nûr-efşân-ı ‘îd
Câme-i dîbâ ile tâvûs-ı zerrîn-bâldür
Dil-rübâ kim eyler ol reftâr ile cevlân-ı ‘îd
Ayaguñ tozıyla vezn itmez birin ehl-i nazar
Toptolu Yûsuf-likâlarla bu gün mîzân-ı ‘îd
Salınur her şâh-ı gül nâzük nihâl-i ergavân
Bâg-ı cennetden nişan virdi bahâristân-ı ‘îd
Sâkıyâ rıtl-ı girân eksük gerekmez aradan
Yahşı agırlanmak ister hâsılı mihmân-ı ‘îd
Şimdi tîg-i cevr ile öldürme kurbân oldugum
‘Îd-ı Edhâ geldüginde idesin kurbân-ı ‘îd
‘Âşıka ihsân ise maksûd elüñde dûstum
Dest-bûsuñdur muhassal Bâkîye ihsân-ı ‘îd
Kıldukça şâh-ı ‘âleme Hak fazl u rahmeti
Virsün cihânda Hazret-i Paşaya devleti
Sâhib-kırân-ı ‘arsa-i iklîm-i saltanat
Ol dem ki kıldı mülk-i bekâya ‘azîmeti
Ol cism-i pâki cânı gibi eyledi nihân
Âsûde kıldı hâl-i sipâh u ra’iyyeti
Halk-ı cihâna kırk sekiz gün tuyurmayup
Bir hafta kıldı gayrılar ancak bu hâleti
Tedbîri gör ki irmedi kimse hayâline
Âsaf cihâna gelse göreydi vezâreti
Gayret kemerlerini kuşandı kılıç gibi
Aldı Hisârı virdi Hudâ feth ü nusreti
Râhat yüzini görmedi çalışdı cân ile
Çekdi efendi yolma bu deñlü zahmeti
Yâ Rab kemâl-i lutfuña kaldı senüñ hemân
Paşa kuluñ cihânda tamâm itdi hidmeti
Âsîb-i dehr ü âfet-i devr-i zamâneden
Hıfz u himâyet eyle o sâhib-sa’âdeti
Dâ’im çerâg-ı devlet ü bahtın münevver it
İki cihânda göñli murâdın müyesser it
Virsün cihânda Hazret-i Paşaya devleti
Sâhib-kırân-ı ‘arsa-i iklîm-i saltanat
Ol dem ki kıldı mülk-i bekâya ‘azîmeti
Ol cism-i pâki cânı gibi eyledi nihân
Âsûde kıldı hâl-i sipâh u ra’iyyeti
Halk-ı cihâna kırk sekiz gün tuyurmayup
Bir hafta kıldı gayrılar ancak bu hâleti
Tedbîri gör ki irmedi kimse hayâline
Âsaf cihâna gelse göreydi vezâreti
Gayret kemerlerini kuşandı kılıç gibi
Aldı Hisârı virdi Hudâ feth ü nusreti
Râhat yüzini görmedi çalışdı cân ile
Çekdi efendi yolma bu deñlü zahmeti
Yâ Rab kemâl-i lutfuña kaldı senüñ hemân
Paşa kuluñ cihânda tamâm itdi hidmeti
Âsîb-i dehr ü âfet-i devr-i zamâneden
Hıfz u himâyet eyle o sâhib-sa’âdeti
Dâ’im çerâg-ı devlet ü bahtın münevver it
İki cihânda göñli murâdın müyesser it
Çiçektozu üstümüz başımız
Bak sen geldin
Deniz kıyısına kurmuşlar mescit
Yunuslara sırtlarını dayamışlar
Defneler dallarını açıyorlar
Serin gölgelerde çınlıyor nefesimiz
İmam saflara bakıyor ışık vererek şehla
Alınlarda secde mühürleri kıble hoşluğu
Kuşum güvercin,kuşum uyan bekle
Uzun etekler hatır soracak süpürerek kır otlarını
Bir yaprak daha çevirdiler
Bir halka daha genişledi avluda çınar ve minare
Seven kollar açılıyor sarılıyor açılıyor
Peşpeşe tavşan yavruları su samurları
Oturup bir nefes daha derinlediler
Tesbihlerin yolunu birbirine ilediler
Bak sen geldin
Deniz kıyısına kurmuşlar mescit
Yunuslara sırtlarını dayamışlar
Defneler dallarını açıyorlar
Serin gölgelerde çınlıyor nefesimiz
İmam saflara bakıyor ışık vererek şehla
Alınlarda secde mühürleri kıble hoşluğu
Kuşum güvercin,kuşum uyan bekle
Uzun etekler hatır soracak süpürerek kır otlarını
Bir yaprak daha çevirdiler
Bir halka daha genişledi avluda çınar ve minare
Seven kollar açılıyor sarılıyor açılıyor
Peşpeşe tavşan yavruları su samurları
Oturup bir nefes daha derinlediler
Tesbihlerin yolunu birbirine ilediler
Karşılaşabildikse
Ağzını kullan ve lütfen sor:
- Nasılsın
Cevap veriyorum
- Bulanık
Yıllar
Gerçekler
Birini söyle
Kimden sorsak sevginin saklambaçlarını
Bir böcek bakışı yassı
Göğsümüzün gergefinde
Yıllar yirmi yıl açmış arayı
Mantığı öldüreceksin
Bir sabah
Bir ferman kaleme alarak:
tarihi yıkmalıydık
ırkları ve suçları yakmalıydık
Kalbi alışverişten almalıydık
kırk yaşlarındaki bir adamın konusuna bakmalıydık
Anlatsana bir serçe daha:
Önce bir mektup:satırların arasına yatmışssın bir
bomba gibi
Dehşet bir ses tonu çıkarıyor aklım
serçem bu
Avuçlarımda tanelerini arıyor merteliğin
Bir sesle bir sevinç
Biricik bu diye bağırıyorum biricik
Tellerin içinden toparlayan yakamı
Ekim onüç bir yanılma bir salı
Ağzını kullan ve lütfen sor:
- Nasılsın
Cevap veriyorum
- Bulanık
Yıllar
Gerçekler
Birini söyle
Kimden sorsak sevginin saklambaçlarını
Bir böcek bakışı yassı
Göğsümüzün gergefinde
Yıllar yirmi yıl açmış arayı
Mantığı öldüreceksin
Bir sabah
Bir ferman kaleme alarak:
tarihi yıkmalıydık
ırkları ve suçları yakmalıydık
Kalbi alışverişten almalıydık
kırk yaşlarındaki bir adamın konusuna bakmalıydık
Anlatsana bir serçe daha:
Önce bir mektup:satırların arasına yatmışssın bir
bomba gibi
Dehşet bir ses tonu çıkarıyor aklım
serçem bu
Avuçlarımda tanelerini arıyor merteliğin
Bir sesle bir sevinç
Biricik bu diye bağırıyorum biricik
Tellerin içinden toparlayan yakamı
Ekim onüç bir yanılma bir salı
Erdem Bayazıt: -Onu (Cahit Zarifoğlu) kaybetmeden birkaç gün önce, hastaneden çıkarken bana asla unutamayacağım bir şey söylemişti. O da şuydu:
''Kırlarda çiçekler bensiz açacak.''
''Kırlarda çiçekler bensiz açacak.''
Kış günleri zahmetlidir
Yaz günleri ni'metlidir
Rahmânımız rahmetlidir
Kullarına ihsân eder
Yaz günleri ni'metlidir
Rahmânımız rahmetlidir
Kullarına ihsân eder
Nazlan
Sitem et
Kırıl bana
Beni geç vakit
Tek başıma suya yolla
bahçede yüzünü öteye çevir
Güle hayret ediyormuş gibi yap
Gülümseyerek konuş da başkalarıyla
Somurt avluda sadece ikimiz kalınca
Kızıp en sevecen adımlarla üst kata çık
En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden
Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık
Yamru bastım iş değildi hake çakılmak bayırdan
Dağ sıra dağdı hangi haşin belden yol veresi
Gece hep süzüldü yukarıdan lakayt kehkeşan
Altımda beni hep yutmaya çağladı nehir
Yetişir heceleme(n) sök beni bir kere
En zoruma gideni yap hegame getir
Çel beni tökezlet tuttur çitlere
Ahla istida edecek ahval değil
Kim bana kıymazsan bilebilir
Dünya dedikleri samut küp
Acılar tıkandıkça bende
Hep seni seslendirir
Sitem et
Kırıl bana
Beni geç vakit
Tek başıma suya yolla
bahçede yüzünü öteye çevir
Güle hayret ediyormuş gibi yap
Gülümseyerek konuş da başkalarıyla
Somurt avluda sadece ikimiz kalınca
Kızıp en sevecen adımlarla üst kata çık
En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden
Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık
Yamru bastım iş değildi hake çakılmak bayırdan
Dağ sıra dağdı hangi haşin belden yol veresi
Gece hep süzüldü yukarıdan lakayt kehkeşan
Altımda beni hep yutmaya çağladı nehir
Yetişir heceleme(n) sök beni bir kere
En zoruma gideni yap hegame getir
Çel beni tökezlet tuttur çitlere
Ahla istida edecek ahval değil
Kim bana kıymazsan bilebilir
Dünya dedikleri samut küp
Acılar tıkandıkça bende
Hep seni seslendirir
Eğer desem ki hevalar açıldı geldi behar
Murad oldur ki benimle mahabbet eyledi yar
Ya söylesem ki çemen goncelerle doldu
odur garez ki tebesümle söyledi dildar
Murad oldur ki benimle mahabbet eyledi yar
Ya söylesem ki çemen goncelerle doldu
odur garez ki tebesümle söyledi dildar
Kıyamet gününde mahşer yerine
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Müminler müjdeler birbirine
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Gelin biz de gitmiyelim ırağa
Hazret'e varmağa ak yüz gereke
Medine'den kalkar biner buraka
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Bulun mürşidi de yapışın ele
Mürşidsiz varılmaz ol doğru yola
Hasan Hüseyin'le dört yâri bile
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Ak sakallı pirler olmuş yiğitler
Cennetin içinde var burak atlar
Huri ile gılman karşı gelirler
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Bu ömrün güneşi doğa duluna
Bunda ettiklerin anda biline
Âşık Yunus Emre bile buluna
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Müminler müjdeler birbirine
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Gelin biz de gitmiyelim ırağa
Hazret'e varmağa ak yüz gereke
Medine'den kalkar biner buraka
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Bulun mürşidi de yapışın ele
Mürşidsiz varılmaz ol doğru yola
Hasan Hüseyin'le dört yâri bile
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Ak sakallı pirler olmuş yiğitler
Cennetin içinde var burak atlar
Huri ile gılman karşı gelirler
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Bu ömrün güneşi doğa duluna
Bunda ettiklerin anda biline
Âşık Yunus Emre bile buluna
Yeşil sancak ile gelir Muhammed
Ko hevâyı olagör ehl-i salâh
Tâ'at-ı Hak'dır çü miftâh-ı necâh
Zulmet-i nefsi geçen bulur hayât
Çün gece âhir ola olur sabâh
Ger mücâhid fî sebîli'llâh isen
Hâlikı zikr et odur hayr-ı salâh
Leyse li'l-insânî illâ mâ-se‘â
Fe'ctehid fî'llâhi in şi'te'l-felâh
Ey Hüdâyî Hakk'ı zikr et dâ'imâ
Tâ ki sadra hâsıl ola inşirâh
Tâ'at-ı Hak'dır çü miftâh-ı necâh
Zulmet-i nefsi geçen bulur hayât
Çün gece âhir ola olur sabâh
Ger mücâhid fî sebîli'llâh isen
Hâlikı zikr et odur hayr-ı salâh
Leyse li'l-insânî illâ mâ-se‘â
Fe'ctehid fî'llâhi in şi'te'l-felâh
Ey Hüdâyî Hakk'ı zikr et dâ'imâ
Tâ ki sadra hâsıl ola inşirâh
Kolay mı Kaf dağını çevirmek dolay dolay?
Var ol ey ulvî zorluk, yere bat sefil kolay!
(1982)
Var ol ey ulvî zorluk, yere bat sefil kolay!
(1982)
Portakal büyüsüdür yalayan seni beni
Kentte başlarken gece horozun terk ettiği
Bir kadını havlıyor taşıyor o ıssız köpekler ki
Kırmızı bir karpuzun ortasından kesilen o köpekler ki
Deniz mi dedin ne denizi
Ben Kristof Kolomb'un uşağı değilim
Ben ırmakçıyım denizci değilim
Kulağımda ne bir aşk ne de bir kürek sesi
Bir meydan uğultusu barbar bir inşaat sesi
Bir kere kente girdin
Bir kadını al onu yont yont anne olsun
Her kadın acıma anıtı bir anne olsun
Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne
Sen bu şehrin sokaklarından geç sonsuz pencerelerle
Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun
Ve sonra yıpratılan ne
Mavi bir alıkonan
Bu köpekler neyi havlıyor hangi kadını
Bu horozlar neyi ürperiyor çocukları mı
Sabah ki marul ortası kırılan bir gemi direkte
Vakit çiçek bozuğu bir akşam terkisi
Bana ayrılan hangi Arap atının terkisi
Hangi çadır düşüncesi ve çöl
Bir mermerin rüzgârdaki savruluşu çöl
Kadın giyeceklerinin kıvranışı kızılda
Bir kırmızı biber salgını develer
Yeter suyun anıtlaşması çelik çelik biatı
Bir kere kente girdin
Felçli kadın karyolaya bağlı Haliç
Engenlik gençkızlık işletmesi karyola ki
Bekâr bir ölümün fener alayı şöleni
Azrailin boyuna bülûğa erdiği gerdeği girdiği
Eleni Eleni karyolada düşünen kadın
Yalnız ve som karyolada düşünen kadın
Her erkeği papaz sanıp günah günah olarak çıkartan
Her gece güneşi ısıran
Köpekler neyi havlıyor hangi gülü
Horozlar neyi ürperiyor savaşı mı
Bir yumurta ortasında gece yarısı
Sen ey şair ki ellerini kollarını çarmıha gerdin
Ölüm ki tabiatüstü hayatların menaceri
En yeni buluşu intihardır
Kentte başlarken gece horozun terk ettiği
Bir kadını havlıyor taşıyor o ıssız köpekler ki
Kırmızı bir karpuzun ortasından kesilen o köpekler ki
Deniz mi dedin ne denizi
Ben Kristof Kolomb'un uşağı değilim
Ben ırmakçıyım denizci değilim
Kulağımda ne bir aşk ne de bir kürek sesi
Bir meydan uğultusu barbar bir inşaat sesi
Bir kere kente girdin
Bir kadını al onu yont yont anne olsun
Her kadın acıma anıtı bir anne olsun
Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne
Sen bu şehrin sokaklarından geç sonsuz pencerelerle
Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun
Ve sonra yıpratılan ne
Mavi bir alıkonan
Bu köpekler neyi havlıyor hangi kadını
Bu horozlar neyi ürperiyor çocukları mı
Sabah ki marul ortası kırılan bir gemi direkte
Vakit çiçek bozuğu bir akşam terkisi
Bana ayrılan hangi Arap atının terkisi
Hangi çadır düşüncesi ve çöl
Bir mermerin rüzgârdaki savruluşu çöl
Kadın giyeceklerinin kıvranışı kızılda
Bir kırmızı biber salgını develer
Yeter suyun anıtlaşması çelik çelik biatı
Bir kere kente girdin
Felçli kadın karyolaya bağlı Haliç
Engenlik gençkızlık işletmesi karyola ki
Bekâr bir ölümün fener alayı şöleni
Azrailin boyuna bülûğa erdiği gerdeği girdiği
Eleni Eleni karyolada düşünen kadın
Yalnız ve som karyolada düşünen kadın
Her erkeği papaz sanıp günah günah olarak çıkartan
Her gece güneşi ısıran
Köpekler neyi havlıyor hangi gülü
Horozlar neyi ürperiyor savaşı mı
Bir yumurta ortasında gece yarısı
Sen ey şair ki ellerini kollarını çarmıha gerdin
Ölüm ki tabiatüstü hayatların menaceri
En yeni buluşu intihardır
Bir kalbim varki benim, sevdiğinden burkulur:
Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur...
Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur...
Yüklenip geliyor gökyüzü evimizden yeryüzümüze
Dilimize onur veren kelime
Güzel ticaret ettik
Çölü okuyabiliyoruz deveyi çözebiliyoruz
/Delicesine yalnızlıktan yana reyi
Elleri berrak ve dolu
Arındı soyu kurudu kinlerin sanki
Vuruyordu son bahtsız atılışında
Köpeklere yaslanarak bir avluda
Ve ayaklarının altında
Her kiminse doğranmış saç örgüleri/
Ve şimdi adam ey çocuk
Eline bir dudak inziva al göster onlara
Belgele sevişebildiğin aklın
Kuşların o hızlı oluş adına
Çalılardan uçurduğu baharla
Uzaktan kur düşleri ve başla binmeye
Gemiler gibi gelen günlere
Ve özenle seçilen söylenen kulaklara
Yeni yeni hecelediğin tattığın
/İyice düşün ilk kez kim duyuyordu ayetleri/
Hatta o ısılı ve tamam edilmiş kelimeler yardımıyla
Nerdesin ne suçun var anlarsın
Gibi dost ettiğin paha gerçek paha
Bilinir ki yolluyor yiyeceklerini senin katına
Seni çile çektirilen
Verdikçe alan kelime
Susuzluktan kalma bir sarhoş ağzın
Salt ona adımların
Yalpa yok elatışında boyuna sürdüğün o
Ve hadi artık. Konuş
Nasıl buldun yolunu
Ki akıyor her gece ruhun bütün gücü
Bir fırdönüyü saklıyor eşyalar
Sen ıssız tekbaşına ve mağrur
Batıyorken yatağında
Nasıl da ateş sıcak içova nabzı
Zamanlar indirir kaldırır limanları
Sanki bir kuş ağzı bir kadın ağzı
Su başlarında sel yollarında hayatın
Kuğu kanatları beyaz soluk alışları
/Derken rahimlere kapandın
Dirilik harflerle çalkalandı
Boşaldı boş çanaklarına kavganın/
Kaynak yeniden yumulu parmaklarını açıyor
Biziz şimdi görünen artık salındayız aşkın
Yüz yüze koyulduğumuz sır vakti: Olgun ve hazır
Yine uyandım
Sabah
Yine büyük
İsmimle ancak
Aynı sarnıçta düş ve gerçek
Alıp veren sakınan etim
Soluduğum bakış
Can levham duvarlarım senin
Bana giysi verdin
Öyle biliyorum giyinmeyi
Beni doyurdun
Böyle biliyorum doymayı
Ve sayıyorum kimse yok
Öyle böyle bir doğa
Yalnız beni götürüyor kıyamete
Görüyorum ki farkediyor
Gülümserken korkuyorum
Elime açılıyor yüzün
Duyuyorum buzlar gibi
Sensin bana
Sanki kendimden bana
İçimden tüten
Sensin doğduğum sabahları
Işıklarına uzandığım başları
Dünyaya bırakan
Sensin güden
Kanımın düşüncesini
Sen ince şavk toplam zaman saf hayat
Tek diri
Sensin yüzen geceye
Tek diri
Sensin yüzen geceye
Yeryüzü
Sen ayrılmadın hiç
Evimizden
Uyudum yine
Gece
Yine geniş
Dilimize onur veren kelime
Güzel ticaret ettik
Çölü okuyabiliyoruz deveyi çözebiliyoruz
/Delicesine yalnızlıktan yana reyi
Elleri berrak ve dolu
Arındı soyu kurudu kinlerin sanki
Vuruyordu son bahtsız atılışında
Köpeklere yaslanarak bir avluda
Ve ayaklarının altında
Her kiminse doğranmış saç örgüleri/
Ve şimdi adam ey çocuk
Eline bir dudak inziva al göster onlara
Belgele sevişebildiğin aklın
Kuşların o hızlı oluş adına
Çalılardan uçurduğu baharla
Uzaktan kur düşleri ve başla binmeye
Gemiler gibi gelen günlere
Ve özenle seçilen söylenen kulaklara
Yeni yeni hecelediğin tattığın
/İyice düşün ilk kez kim duyuyordu ayetleri/
Hatta o ısılı ve tamam edilmiş kelimeler yardımıyla
Nerdesin ne suçun var anlarsın
Gibi dost ettiğin paha gerçek paha
Bilinir ki yolluyor yiyeceklerini senin katına
Seni çile çektirilen
Verdikçe alan kelime
Susuzluktan kalma bir sarhoş ağzın
Salt ona adımların
Yalpa yok elatışında boyuna sürdüğün o
Ve hadi artık. Konuş
Nasıl buldun yolunu
Ki akıyor her gece ruhun bütün gücü
Bir fırdönüyü saklıyor eşyalar
Sen ıssız tekbaşına ve mağrur
Batıyorken yatağında
Nasıl da ateş sıcak içova nabzı
Zamanlar indirir kaldırır limanları
Sanki bir kuş ağzı bir kadın ağzı
Su başlarında sel yollarında hayatın
Kuğu kanatları beyaz soluk alışları
/Derken rahimlere kapandın
Dirilik harflerle çalkalandı
Boşaldı boş çanaklarına kavganın/
Kaynak yeniden yumulu parmaklarını açıyor
Biziz şimdi görünen artık salındayız aşkın
Yüz yüze koyulduğumuz sır vakti: Olgun ve hazır
Yine uyandım
Sabah
Yine büyük
İsmimle ancak
Aynı sarnıçta düş ve gerçek
Alıp veren sakınan etim
Soluduğum bakış
Can levham duvarlarım senin
Bana giysi verdin
Öyle biliyorum giyinmeyi
Beni doyurdun
Böyle biliyorum doymayı
Ve sayıyorum kimse yok
Öyle böyle bir doğa
Yalnız beni götürüyor kıyamete
Görüyorum ki farkediyor
Gülümserken korkuyorum
Elime açılıyor yüzün
Duyuyorum buzlar gibi
Sensin bana
Sanki kendimden bana
İçimden tüten
Sensin doğduğum sabahları
Işıklarına uzandığım başları
Dünyaya bırakan
Sensin güden
Kanımın düşüncesini
Sen ince şavk toplam zaman saf hayat
Tek diri
Sensin yüzen geceye
Tek diri
Sensin yüzen geceye
Yeryüzü
Sen ayrılmadın hiç
Evimizden
Uyudum yine
Gece
Yine geniş
Etli dudakların var
yiyecek beni,
korkuyorum
pitekantropum
dişim
hayvanım
birbirine yakın gözlerinden
uzun
ve yuvarlak
sıcak
karnından...
gözlerin orman akşamlarından kalmadır
anlaşılmaz sözlerin var.
gündüzleri bambaşka
geceleri büyücüsün,
korkuyorum...
yiyecek beni,
korkuyorum
pitekantropum
dişim
hayvanım
birbirine yakın gözlerinden
uzun
ve yuvarlak
sıcak
karnından...
gözlerin orman akşamlarından kalmadır
anlaşılmaz sözlerin var.
gündüzleri bambaşka
geceleri büyücüsün,
korkuyorum...
1.
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın
Fabrika dumanlarında resmin
Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun
Hâtırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi
Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun
Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Sen kaç köşeli yıldızsın
(1954, Nisan)
2.
Evlerinin içi ayna döşeli
Ayna hâtıra gözler ve sevmek
Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli
Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek
Ayna hâtıra gözler ve sevmek
Evlerinin içi kabartma bahar
Köşelerinde keklik gibi bakıp duran saksılar
Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar
Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar
Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar
Evlerinin içi yeni güllerden
Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren
Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka
Beni katil suların ortasına bıraka
Katil sular güneşi gözlerinden götüren
Evlerinin içi gurur döşeli
Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli
(1954, Mayıs)
3.
Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk
Konuştun güneşi hatırlıyordum
Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı
Dişlerin öpülen çocuk yüzleri
Güneşe açılan küçük aynalar
Sert içkiler keskin kokular dişlerin
İçinden geçilen küçük aynalar
Ve güldün rengârenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı
Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
(1954, Mayıs)
4.
Taşların ortasında Leylâ'nın gözleri
Leylâ köşe köşe göz göz şiirin ortasında
Ben Leylâ'yı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri
Leylâ ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında
Ben Leylâ gibi güneş doğarken uyanamam
Şehir gece gündüz benim içime uyur
Leylâ'yı götürüp Londra’nın ortasında bıraksam
Bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur
Leylâ diyorsam kesik yanaklarıyla Leylâ
Üç köşeli dünyasıyla
Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla
Leylâ diyorsam şu bizim gerçek Leylâ
Biz seni işte böyle seviyoruz Leylâ
O gitti bize ağlamak kaldı kala kala
(1954, Aralık)
5.
Beni yeraltı sularına karşı iyi savun
Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı
Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek
Senin bahtsız ve mesut Eyyub'un
Atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor
İçimde İstanbul çalkanırken bozbulanık çeşme
Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum
Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme
Su akıyor birikiyor kan lekeleri
Kurtulsam diyorum bir eser buna engel
Öyle büyüyor öyle çoğalıyorsun
İstanbul kalmıyor
Hangi köşesinde huzur o köşesinde sen
Hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar
Ben bölünmez bir şairsem
Sen bölünmez bir anne
Bir çeşme
(1956, Haziran)
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın
Fabrika dumanlarında resmin
Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun
Hâtırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi
Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun
Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Sen kaç köşeli yıldızsın
(1954, Nisan)
2.
Evlerinin içi ayna döşeli
Ayna hâtıra gözler ve sevmek
Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli
Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek
Ayna hâtıra gözler ve sevmek
Evlerinin içi kabartma bahar
Köşelerinde keklik gibi bakıp duran saksılar
Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar
Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar
Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar
Evlerinin içi yeni güllerden
Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren
Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka
Beni katil suların ortasına bıraka
Katil sular güneşi gözlerinden götüren
Evlerinin içi gurur döşeli
Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli
(1954, Mayıs)
3.
Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk
Konuştun güneşi hatırlıyordum
Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı
Dişlerin öpülen çocuk yüzleri
Güneşe açılan küçük aynalar
Sert içkiler keskin kokular dişlerin
İçinden geçilen küçük aynalar
Ve güldün rengârenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı
Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
(1954, Mayıs)
4.
Taşların ortasında Leylâ'nın gözleri
Leylâ köşe köşe göz göz şiirin ortasında
Ben Leylâ'yı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri
Leylâ ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında
Ben Leylâ gibi güneş doğarken uyanamam
Şehir gece gündüz benim içime uyur
Leylâ'yı götürüp Londra’nın ortasında bıraksam
Bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur
Leylâ diyorsam kesik yanaklarıyla Leylâ
Üç köşeli dünyasıyla
Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla
Leylâ diyorsam şu bizim gerçek Leylâ
Biz seni işte böyle seviyoruz Leylâ
O gitti bize ağlamak kaldı kala kala
(1954, Aralık)
5.
Beni yeraltı sularına karşı iyi savun
Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı
Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek
Senin bahtsız ve mesut Eyyub'un
Atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor
İçimde İstanbul çalkanırken bozbulanık çeşme
Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum
Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme
Su akıyor birikiyor kan lekeleri
Kurtulsam diyorum bir eser buna engel
Öyle büyüyor öyle çoğalıyorsun
İstanbul kalmıyor
Hangi köşesinde huzur o köşesinde sen
Hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar
Ben bölünmez bir şairsem
Sen bölünmez bir anne
Bir çeşme
(1956, Haziran)
Mağaralar taştan yolcu örüyor
Böyle üstünlük görülmemiştir bir bebek
Göğü sevmeyi
Ve yerden korkmayı biliyor
Kendine bir ses bekliyor bir sarık
Aleme tanrı
Bir bebek susar nihayet
Sezer de ağaçların otların
Topraktan çıktığını
Bir bebek ağlar
Bir bebek mor ağzından
Bilinir söyleyince
Zerdüşt nereye gittiyse
Hep kartalı gördü
Ve güneş tek hüneriyle
Bir yaprağı kertenkeleyi çakıltaşını
Ve mor olduğunu suların
Beyin tırtıl
Taş taşlar taşların
Dipsiz süresiz seslerine tırmanır
Çünkü ses katlanır
Kazılır kayalara
Ses geçilir iki kaşın arasından
Sonsuz nefes alır
Ülkedir dudakta
Zerdüşt neredeyse
Kartal orada yığınak
O
Zincirli ayakların durmadan çıktığı
Tek bir basamak
Kaya gözlü ağaç saçlı
Taşın içindeki böcek
Bu ilk fırtına kapısında
Taşın içinde böcek
Taşır kendini yürür
Bedenini bir uçtan bir uca
Nabzı vurur dinler şaşırır
Çalışan eşyasını yakalar
Sorar fare kuş balık
her şey kendi yerinde
Taşın içindeki böcek
Ki inanır
Ve çatlar taş
Gök eğilir
O geçer kartalıyla
Yüreği büyülenir burkulur
Gözleri gerilir
Ağzından bir donanmayla bekler
Mermer yerine şahlanır
Çizilir kanar
Bardağa ilk düşen damlasında
Uyuyan güvercin
Ve ilk taşan damlasında
Bir azgın güvercin
Bulutları saçlarından sürükler
Bayram yerlerini geçer hızla
Bir sabah kartalın bembeyaz kadınıyla
Dağlardan düzlere nehirlerle
Çırpınarak çığlıklar atarak
O
Durmadan saratustra
Böyle üstünlük görülmemiştir bir bebek
Göğü sevmeyi
Ve yerden korkmayı biliyor
Kendine bir ses bekliyor bir sarık
Aleme tanrı
Bir bebek susar nihayet
Sezer de ağaçların otların
Topraktan çıktığını
Bir bebek ağlar
Bir bebek mor ağzından
Bilinir söyleyince
Zerdüşt nereye gittiyse
Hep kartalı gördü
Ve güneş tek hüneriyle
Bir yaprağı kertenkeleyi çakıltaşını
Ve mor olduğunu suların
Beyin tırtıl
Taş taşlar taşların
Dipsiz süresiz seslerine tırmanır
Çünkü ses katlanır
Kazılır kayalara
Ses geçilir iki kaşın arasından
Sonsuz nefes alır
Ülkedir dudakta
Zerdüşt neredeyse
Kartal orada yığınak
O
Zincirli ayakların durmadan çıktığı
Tek bir basamak
Kaya gözlü ağaç saçlı
Taşın içindeki böcek
Bu ilk fırtına kapısında
Taşın içinde böcek
Taşır kendini yürür
Bedenini bir uçtan bir uca
Nabzı vurur dinler şaşırır
Çalışan eşyasını yakalar
Sorar fare kuş balık
her şey kendi yerinde
Taşın içindeki böcek
Ki inanır
Ve çatlar taş
Gök eğilir
O geçer kartalıyla
Yüreği büyülenir burkulur
Gözleri gerilir
Ağzından bir donanmayla bekler
Mermer yerine şahlanır
Çizilir kanar
Bardağa ilk düşen damlasında
Uyuyan güvercin
Ve ilk taşan damlasında
Bir azgın güvercin
Bulutları saçlarından sürükler
Bayram yerlerini geçer hızla
Bir sabah kartalın bembeyaz kadınıyla
Dağlardan düzlere nehirlerle
Çırpınarak çığlıklar atarak
O
Durmadan saratustra
1.
Senin çağıltın evladım
sen denizi düşününce uğuldayan sokaklar
açık renk bir elbiseye yakışan alnın
sabah şehre henüz kamyonlar girerken
bir kadın kıvranışını hatırlayıp kuduran
ve zaten
bu terli, bu tozlanan bulutlar altında bile
saklı bir yerlerinde bir şeyler parıldatan
senin çağıltın.
Seni marifetli sanacaklardı
karşısında uçurumlar çağıldamayan herkes
seni marifetli sanacaklardı
kalbini
rehnedebilseydin eğer.
2.
Uçsuz bucaksız gözyaşları.
Dünyanın tımarlanmış ruhlara teslim edildiği günlere ait.
Uçsuz bucaksız gözyaşları.
Bir nehrin bir yüzyıla benzediği zamanlardan.
Yaşadıklarının hepsi göçmen kuşlara
bütün sevdiklerini
çocukların hepsine paylaştıran bir dostumun
gözlerini karartacak kadar
uçsuz bucaksız gözyaşları
3.
Bütün müsveddelerimi yırttım, göğsümün kıllarıyla
gövdemin kokusundan buharlaşıyor şiir.
Sana çok önceden, bir yaz sonu, bir parkta
sıkılmış yumruğumu ısırarak
buna benzer bir şeyler söylemiştim
milât yok
demiştim, milât yer almayacak hayatımızda.
İşte bütün müsveddelerimi yırttım
işte artık göğsümün kıllarıyla
gövdemin kokusundan buharlaşıyor şiir
işte onlar artık saçların kadar Boşnak
karşılıksız mektuplarım gibi yepyenidir.
Senin çağıltın evladım
sen denizi düşününce uğuldayan sokaklar
açık renk bir elbiseye yakışan alnın
sabah şehre henüz kamyonlar girerken
bir kadın kıvranışını hatırlayıp kuduran
ve zaten
bu terli, bu tozlanan bulutlar altında bile
saklı bir yerlerinde bir şeyler parıldatan
senin çağıltın.
Seni marifetli sanacaklardı
karşısında uçurumlar çağıldamayan herkes
seni marifetli sanacaklardı
kalbini
rehnedebilseydin eğer.
2.
Uçsuz bucaksız gözyaşları.
Dünyanın tımarlanmış ruhlara teslim edildiği günlere ait.
Uçsuz bucaksız gözyaşları.
Bir nehrin bir yüzyıla benzediği zamanlardan.
Yaşadıklarının hepsi göçmen kuşlara
bütün sevdiklerini
çocukların hepsine paylaştıran bir dostumun
gözlerini karartacak kadar
uçsuz bucaksız gözyaşları
3.
Bütün müsveddelerimi yırttım, göğsümün kıllarıyla
gövdemin kokusundan buharlaşıyor şiir.
Sana çok önceden, bir yaz sonu, bir parkta
sıkılmış yumruğumu ısırarak
buna benzer bir şeyler söylemiştim
milât yok
demiştim, milât yer almayacak hayatımızda.
İşte bütün müsveddelerimi yırttım
işte artık göğsümün kıllarıyla
gövdemin kokusundan buharlaşıyor şiir
işte onlar artık saçların kadar Boşnak
karşılıksız mektuplarım gibi yepyenidir.
Koyup ağyarı sen gel yarı gözle
Gönül verme fenaya varı gözle
Cihanda lokma için gussa çekme
Yedirme nefsine murdarı gözle
Kanaat zenciriyle nefsin itin
Ki bağla yırtmasın deyyarı gözle
Gurab-ı nefse uyup cife koma
Bulup can bülbülün gülzarı gözle
Bu taşra halk ile pazarı terk et
Gönül şehrine gir esrarı gözle
Sakın Bağdad'ını uğrulamasın
Heva ile bu nefs ayyarı gözle
Ezelden Hak ile vade edüp sen
Hakk'a tap gayrı ko ikrarı gözle
Derip devşirme koyup gideceksin
Ne aldı gitti gidenleri gözle
Be derbendi geç Eşrefoğlu Rumi
Eriş kafileye saları gözle
Durugel karüban göçtü uyuma
Yabanda kaldı usanları gözle
Gönül verme fenaya varı gözle
Cihanda lokma için gussa çekme
Yedirme nefsine murdarı gözle
Kanaat zenciriyle nefsin itin
Ki bağla yırtmasın deyyarı gözle
Gurab-ı nefse uyup cife koma
Bulup can bülbülün gülzarı gözle
Bu taşra halk ile pazarı terk et
Gönül şehrine gir esrarı gözle
Sakın Bağdad'ını uğrulamasın
Heva ile bu nefs ayyarı gözle
Ezelden Hak ile vade edüp sen
Hakk'a tap gayrı ko ikrarı gözle
Derip devşirme koyup gideceksin
Ne aldı gitti gidenleri gözle
Be derbendi geç Eşrefoğlu Rumi
Eriş kafileye saları gözle
Durugel karüban göçtü uyuma
Yabanda kaldı usanları gözle
Koyup Sidre vü Tûbâ'yı
Gönlüm seni özler seni
Gerekmez gayrı sevdâyı
Cânım seni özler seni
Bülbüller ister gülistân
Pervâne şem'-i şebistân
Âşık seni ister hemân
Gönlüm seni özler seni
Hüsrev Şîrîn'in meftûnu
Kays ise Leylî Mecnûn'u
Ne onu ister ne bunu
Cânım seni özler seni
Gerçi cennet de güzeldir
Lîki hüsnün bî-bedeldir
Kısmet-i rûz-ı ezeldir
Gönlüm seni özler seni
Gayra bakmaz âşık gözü
Sana doğrulmuşdur özü
Budur Hüdâyî'nin sözü
Cânım seni özler seni
Gönlüm seni özler seni
Gerekmez gayrı sevdâyı
Cânım seni özler seni
Bülbüller ister gülistân
Pervâne şem'-i şebistân
Âşık seni ister hemân
Gönlüm seni özler seni
Hüsrev Şîrîn'in meftûnu
Kays ise Leylî Mecnûn'u
Ne onu ister ne bunu
Cânım seni özler seni
Gerçi cennet de güzeldir
Lîki hüsnün bî-bedeldir
Kısmet-i rûz-ı ezeldir
Gönlüm seni özler seni
Gayra bakmaz âşık gözü
Sana doğrulmuşdur özü
Budur Hüdâyî'nin sözü
Cânım seni özler seni
Göz seni görmeli, ağız seni söylemeli
Hafıza seni anmak ödevinde mi
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Sen Eskimoların ısınması sevgililer mahşeri
Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden
Mantığım mantığın üstünde yeni
İçimde Nuh'un en yeni tufanı
Dünyaya ayak basıyorum yeniden
Göz seni görmeli ağız seni söylemeli
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Yüzlerce yıl geçiyor belki bir bulut geçiyor
Ben yeni doğmuş bir çocuk gibi
Herkesin konuştuğu dilden mahrum
Ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinci
Bütün deniz kıyılarında seni anmalı
Sen buzulların erimesi Eskimoların ısınması
Hafıza seni anmak ödevinde mi
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Sen Eskimoların ısınması sevgililer mahşeri
Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden
Mantığım mantığın üstünde yeni
İçimde Nuh'un en yeni tufanı
Dünyaya ayak basıyorum yeniden
Göz seni görmeli ağız seni söylemeli
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Yüzlerce yıl geçiyor belki bir bulut geçiyor
Ben yeni doğmuş bir çocuk gibi
Herkesin konuştuğu dilden mahrum
Ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinci
Bütün deniz kıyılarında seni anmalı
Sen buzulların erimesi Eskimoların ısınması
Kudret O'nun; gayrında ne mecal var, ne tüyan;
Alim ilmine yansın, pazısına pehlivan...
Alim ilmine yansın, pazısına pehlivan...
Kudûmun rahmet u zevk u safâdır Yâ Rasûlallâh
Zuhûrun derd-i uşşâka devâdır Yâ Rasûlallâh
Nebî idin dahî Adem dururken mâ-ı tîn içre
İmâm-ı enbiyâ olsan revâdır Yâ Rasûlallâh
Kemâl-i zümre-i kümmel senin nûrunla olmuştur
Vücûdun mazhar-ı tâm-ı Hudâdır Yâ Rasûlallâh
Seninle irdiler zâte dahî envâ-ı lezzâte
İşin erbâb-ı hâcâte atâdır Yâ Rasûlallâh
Hüdâyî'ye şefâat kıl eğer zâhir eğer bâtın
Kapuna intisâb etmiş gedâdır Yâ Rasûlallâh
Zuhûrun derd-i uşşâka devâdır Yâ Rasûlallâh
Nebî idin dahî Adem dururken mâ-ı tîn içre
İmâm-ı enbiyâ olsan revâdır Yâ Rasûlallâh
Kemâl-i zümre-i kümmel senin nûrunla olmuştur
Vücûdun mazhar-ı tâm-ı Hudâdır Yâ Rasûlallâh
Seninle irdiler zâte dahî envâ-ı lezzâte
İşin erbâb-ı hâcâte atâdır Yâ Rasûlallâh
Hüdâyî'ye şefâat kıl eğer zâhir eğer bâtın
Kapuna intisâb etmiş gedâdır Yâ Rasûlallâh
Kudûmun rahmet ü zevk ü safâdır yâ Resûla'llah
Zuhûrun derd-i usşşâka devâdır yâ Resûla'llah
Nebî idin dahi Âdem dururken mâ' vü tîn içre
İmâm-ı enbiyâ olsan revâdır yâ Resûla'llah
Kemâli zümre-i kümmel senin nûrunla bulmuşdur
Vücûdun mazhar-ı tamm-ı Hudâ'dır yâ Resûla'llah
Seninle erdiler zâta dahi envâ'-ı lezzâta
İşin erbâb-ı hâcâta atâdır yâ Resûla'llah
Hüdâyî'ye şefâ'at kıl eğer zâhir eğer bâtın
Kapuna intisâb etmiş gedâdır yâ Resûla'llah
Zuhûrun derd-i usşşâka devâdır yâ Resûla'llah
Nebî idin dahi Âdem dururken mâ' vü tîn içre
İmâm-ı enbiyâ olsan revâdır yâ Resûla'llah
Kemâli zümre-i kümmel senin nûrunla bulmuşdur
Vücûdun mazhar-ı tamm-ı Hudâ'dır yâ Resûla'llah
Seninle erdiler zâta dahi envâ'-ı lezzâta
İşin erbâb-ı hâcâta atâdır yâ Resûla'llah
Hüdâyî'ye şefâ'at kıl eğer zâhir eğer bâtın
Kapuna intisâb etmiş gedâdır yâ Resûla'llah
Kûh-ı ‘aşkuñda olursam Ferhâd
Acıyup eyleye şîrîn lebi dâd
Baglar Sünbülede ey meh-rû
Vasf-ı zülfüñdeki şi’rüm üstâd
Dil ceres gibi Hicâz-ı kûyuñ
Yâd idüp turmadın eyler feryâd
Oñmasun bitmesün ey serv-i revân
Göreyin bâg-ı cihânda şimşâd
Dâne-i hâl-i siyâh ey Bâkî
Hirmen-i ‘ömrümi itdi ber-bâd
Acıyup eyleye şîrîn lebi dâd
Baglar Sünbülede ey meh-rû
Vasf-ı zülfüñdeki şi’rüm üstâd
Dil ceres gibi Hicâz-ı kûyuñ
Yâd idüp turmadın eyler feryâd
Oñmasun bitmesün ey serv-i revân
Göreyin bâg-ı cihânda şimşâd
Dâne-i hâl-i siyâh ey Bâkî
Hirmen-i ‘ömrümi itdi ber-bâd
Kula lâyık olan ibâdet imiş
Hizmet-i Hak aceb sa'âdet imiş
Hâlet-i aşk özge halet imiş
Cümleye asl olan inâyet imiş
Enbiyânın şefâ'ati ne güzel
Kâmilin hüsn-i himmeti ne güzel
Kula Hakk'ın inâyeti ne güzel
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Hak yolunda çalış kusûr etme
Nefs için kalbi bî-huzûr etme
Sakın a'mâline gurûr etme
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Zikr ü tevhîd eğer karînin ola
Umulur ki Hudâ mu'înin ola
Bu kelâma beğim yakînin ola
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Tîh-i hayretde kalma ey gâfil
Rûz ü şeb sa'y et olmağa kâmil
Cân ile dinle bu sözü Hak bil
Cümleye asl olan inâyet imiş
İste nakkâşı nakşa aldanma
Kuru sûretle iş biter sanma
Cehl ile nâr-ı gaflete yanma
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Hem-demi olsa tâlibin tevhîd
Olısardır iki cihânda sa'îd
İşidirsen eğer kelâm-ı müfîd
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Olıcak sâlike inâyet-i Hak
Tîz olurmuş o vâsıl-ı mutlak
Ma'rifet mektebinden oku sebak
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Bulagör ey Hüdâyî Mevlâ'yı
Geç sivâdan ko gayrı sevdâyı
Dinle iz'ân edin bu ma'nâyı
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Hizmet-i Hak aceb sa'âdet imiş
Hâlet-i aşk özge halet imiş
Cümleye asl olan inâyet imiş
Enbiyânın şefâ'ati ne güzel
Kâmilin hüsn-i himmeti ne güzel
Kula Hakk'ın inâyeti ne güzel
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Hak yolunda çalış kusûr etme
Nefs için kalbi bî-huzûr etme
Sakın a'mâline gurûr etme
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Zikr ü tevhîd eğer karînin ola
Umulur ki Hudâ mu'înin ola
Bu kelâma beğim yakînin ola
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Tîh-i hayretde kalma ey gâfil
Rûz ü şeb sa'y et olmağa kâmil
Cân ile dinle bu sözü Hak bil
Cümleye asl olan inâyet imiş
İste nakkâşı nakşa aldanma
Kuru sûretle iş biter sanma
Cehl ile nâr-ı gaflete yanma
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Hem-demi olsa tâlibin tevhîd
Olısardır iki cihânda sa'îd
İşidirsen eğer kelâm-ı müfîd
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Olıcak sâlike inâyet-i Hak
Tîz olurmuş o vâsıl-ı mutlak
Ma'rifet mektebinden oku sebak
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Bulagör ey Hüdâyî Mevlâ'yı
Geç sivâdan ko gayrı sevdâyı
Dinle iz'ân edin bu ma'nâyı
Cümlenin başı bir inâyet imiş
Kuldan sana lâyık n'ola
Âşık seni kanda bula
Meğer senden ihsân ola
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem senden atâ
Sugrâ senin kübrâ senin
Ûlâ senin uhrâ senin
Dünyâ senin ukbâ senin
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem senden atâ
Nefse bizi ısmarlama
Çiğnetme derd ile gama
İrgür sana yolda koma
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem senden atâ
Ey lâ-yezâl ü lem-yezel
Kanı sana lâyık amel
Abdin işi sehv ü zelel
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem senden atâ
Koma Hüdâyî'yi garîb
Vaslın ana eyle nasîb
Yessir merâmî yâ Mücîb
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem Senden atâ
Âşık seni kanda bula
Meğer senden ihsân ola
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem senden atâ
Sugrâ senin kübrâ senin
Ûlâ senin uhrâ senin
Dünyâ senin ukbâ senin
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem senden atâ
Nefse bizi ısmarlama
Çiğnetme derd ile gama
İrgür sana yolda koma
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem senden atâ
Ey lâ-yezâl ü lem-yezel
Kanı sana lâyık amel
Abdin işi sehv ü zelel
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem senden atâ
Koma Hüdâyî'yi garîb
Vaslın ana eyle nasîb
Yessir merâmî yâ Mücîb
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Senden kerem Senden atâ
Kulların lutfunla insân olduğu
Hep senin fazlınla ihsânınladır
Ehl-i İslâm ehl-i îmân olduğu
Hep senin fazlınla ihsânınladır
Âlem-i dünyâda sıhhat bulduğu
Âlem-i ukbâda cennet bulduğu
Nûr-ı vahdet zevk-i vuslat bulduğu
Hep senin fazlınla ihsânınladır
Olmasa senden eğer fazl-ı azîm
Kande bulurduk hayâtı ey Kerîm
Ver Hüdâyî bendene bakî na'îm
Hep senin fazlınla ihsânınladır
Hep senin fazlınla ihsânınladır
Ehl-i İslâm ehl-i îmân olduğu
Hep senin fazlınla ihsânınladır
Âlem-i dünyâda sıhhat bulduğu
Âlem-i ukbâda cennet bulduğu
Nûr-ı vahdet zevk-i vuslat bulduğu
Hep senin fazlınla ihsânınladır
Olmasa senden eğer fazl-ı azîm
Kande bulurduk hayâtı ey Kerîm
Ver Hüdâyî bendene bakî na'îm
Hep senin fazlınla ihsânınladır
Kulların oda yakma
Kerem eyle yâ Mevlâ
Eksiklerine bakma
Kerem eyle yâ Mevlâ
Birer eksikli kuldur
İhsânın ile doldur
Senin rahmetin boldur
Kerem eyle yâ Mevlâ
Tutalım kul le'îmdir
Efendisi Kerîm'dir
Adın Rahmân Rahîm'dir
Kerem eyle yâ Mevlâ
Yoluna tevfîk eyle
Fazlını refîk eyle
Rahmete garîk eyle
Kerem eyle yâ Mevlâ
Hâlimize a'lemsin
Afv edersin ekremsin
Anamızdan erhamsın
Kerem eyle yâ Mevlâ
Çünki insân eyledin
Ehl-i îmân eyledin
Bunca ihsân eyledin
Kerem eyle yâ Mevlâ
İhsânını tetmîm et
Yollarını ta'lîm et
Gufrânını ta'mîm et
Kerem eyle yâ Mevlâ
Derdli âşıklar içün
Yolda sâdıklar içün
Bağrı yanıklar içün
Kerem eyle yâ Mevlâ
Kutb-ı evliyâ içün
Sadr-ı asfiyâ içün
Fahr-i Enbiyâ içün
Kerem eyle yâ Mevlâ
Dâ'im sebâtın içün
Bunca sıfâtın içün
Şol güzel zâtın içün
Kerem eyle yâ Mevlâ
Hüdâyî'ye ihsân et
Rahmet ile gufrân et
Her işini âsân et
Kerem eyle yâ Mevlâ
Kerem eyle yâ Mevlâ
Eksiklerine bakma
Kerem eyle yâ Mevlâ
Birer eksikli kuldur
İhsânın ile doldur
Senin rahmetin boldur
Kerem eyle yâ Mevlâ
Tutalım kul le'îmdir
Efendisi Kerîm'dir
Adın Rahmân Rahîm'dir
Kerem eyle yâ Mevlâ
Yoluna tevfîk eyle
Fazlını refîk eyle
Rahmete garîk eyle
Kerem eyle yâ Mevlâ
Hâlimize a'lemsin
Afv edersin ekremsin
Anamızdan erhamsın
Kerem eyle yâ Mevlâ
Çünki insân eyledin
Ehl-i îmân eyledin
Bunca ihsân eyledin
Kerem eyle yâ Mevlâ
İhsânını tetmîm et
Yollarını ta'lîm et
Gufrânını ta'mîm et
Kerem eyle yâ Mevlâ
Derdli âşıklar içün
Yolda sâdıklar içün
Bağrı yanıklar içün
Kerem eyle yâ Mevlâ
Kutb-ı evliyâ içün
Sadr-ı asfiyâ içün
Fahr-i Enbiyâ içün
Kerem eyle yâ Mevlâ
Dâ'im sebâtın içün
Bunca sıfâtın içün
Şol güzel zâtın içün
Kerem eyle yâ Mevlâ
Hüdâyî'ye ihsân et
Rahmet ile gufrân et
Her işini âsân et
Kerem eyle yâ Mevlâ
Kullarına fazlın azîm
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Sensin çü Rahmân u Rahîm
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Senden hidâyet isteriz
Lutf u inâyet isteriz
Bâkî sa'âdet isteriz
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Bahr-i şerî'atdan meded
Dürr-i tarîkatdan meded
Kenz-i hakîkatdan meded
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Sensin eden ıslâh-ı dîn
Senden gelir nûr-ı yakîn
Bulur safâ kalb-i hazîn
Yâ Müste'ân ü yâ Kerîm
Erip inâyet askeri(*)
Olsun şedâ'idden berî
Eyle hakîkat mazharı
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Fazlınla sen yâ ze'n-ni'am
Eyle Hüdâyî'ye kerem
Matlûba irgür dem-be-dem
Yâ Müste'ân ü yâ Kerîm
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Sensin çü Rahmân u Rahîm
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Senden hidâyet isteriz
Lutf u inâyet isteriz
Bâkî sa'âdet isteriz
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Bahr-i şerî'atdan meded
Dürr-i tarîkatdan meded
Kenz-i hakîkatdan meded
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Sensin eden ıslâh-ı dîn
Senden gelir nûr-ı yakîn
Bulur safâ kalb-i hazîn
Yâ Müste'ân ü yâ Kerîm
Erip inâyet askeri(*)
Olsun şedâ'idden berî
Eyle hakîkat mazharı
Yâ Müste'ân u yâ Kerîm
Fazlınla sen yâ ze'n-ni'am
Eyle Hüdâyî'ye kerem
Matlûba irgür dem-be-dem
Yâ Müste'ân ü yâ Kerîm
Kulun eksikliğine bakma lutf et
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Celâlin âteşine yakma lutf et
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Erişse lem'a nûr-ı kibriyâdan
Geçerdi zulmet-i kibr ü riyâdan
Halâs eyle meded hubb-i sivâdan
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Kulun cürmü ne denlü olsa ger çok
Değildir rahmet ü fazlından artuk
Atâ vü fazl u cûdun gâyeti yok
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Beşerden şer cüz olmuşdur ilâhî
Nice eksik ola cürm ü günâhı
Umarız ola afv-ı pâdişâhı
Hatâ bizden atâ senden efendi
N'ola olsa ibâda fazl u rahmet
Kerem deryâsına yokdur nihâyet
Hüdâyî bendene eyle inâyet
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Celâlin âteşine yakma lutf et
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Erişse lem'a nûr-ı kibriyâdan
Geçerdi zulmet-i kibr ü riyâdan
Halâs eyle meded hubb-i sivâdan
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Kulun cürmü ne denlü olsa ger çok
Değildir rahmet ü fazlından artuk
Atâ vü fazl u cûdun gâyeti yok
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Beşerden şer cüz olmuşdur ilâhî
Nice eksik ola cürm ü günâhı
Umarız ola afv-ı pâdişâhı
Hatâ bizden atâ senden efendi
N'ola olsa ibâda fazl u rahmet
Kerem deryâsına yokdur nihâyet
Hüdâyî bendene eyle inâyet
Hatâ kuldan atâ senden efendi
Vakit geldi kunâla
dünyayı göreli çok oldu
tam kırk yılda seni buldum kunâla
bu can tenden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir kerecik sevmek çok değil
simsiyah saçların var kunâla
kemiklerine yapışık etlerin var
birgün dökülecek
kunâla kuşu gibi gözlerin var
birgün sönecek
kunâla
bu etlerin arkasında güzelliklerin var
benden başka kimse bilmeyecek
bu can içimde kuştur kunâla
seni görünce titrer
bu can gözümde mahabbettir kunâla
seni görünce yanar
bu can burnumda soluk olur kunâla
uçar gider
bu can benden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir tek seni sevmek çok değil
dünyayı göreli çok oldu
tam kırk yılda seni buldum kunâla
bu can tenden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir kerecik sevmek çok değil
simsiyah saçların var kunâla
kemiklerine yapışık etlerin var
birgün dökülecek
kunâla kuşu gibi gözlerin var
birgün sönecek
kunâla
bu etlerin arkasında güzelliklerin var
benden başka kimse bilmeyecek
bu can içimde kuştur kunâla
seni görünce titrer
bu can gözümde mahabbettir kunâla
seni görünce yanar
bu can burnumda soluk olur kunâla
uçar gider
bu can benden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir tek seni sevmek çok değil
Künc-i ebrûsın hayâl it gûşe-i gülzârı gör
Halka-i zülfin kıyâs it tabla-i ‘attârı gör
Turralar egnindeki müşgîn zirihler seyrin it
Gamzeler takındugı şemşîr-i cevherdârı gör
Bakma çarh-ı ser-keşüñ ol migfer-i pûlâdına
Dilden âhum çekdügi şemşîr-i âteş-bârı gör
Seyr-i bâg-ı bezme gel câm-ı mey-i gülgûna bak
Gül-şen-i cennetde açılmış gül-i bî-hârı gör
Câm içüp hemvâre bî-hûş oldugum ma’zûr tut
Çarh peydâ itdügi evzâ’-ı nâ-hem-vârı gör
Görme ey zâhid günâhum çoklugın şol ‘âlemi
Magfiret deryâsına gark eyleyen Gaffârı gör
Giceler ‘ayş u safâ-yı çeng ü nây olmaz ‘aceb
Subh-dem Bâkî derûn-ı dilden istigfârı gör
Halka-i zülfin kıyâs it tabla-i ‘attârı gör
Turralar egnindeki müşgîn zirihler seyrin it
Gamzeler takındugı şemşîr-i cevherdârı gör
Bakma çarh-ı ser-keşüñ ol migfer-i pûlâdına
Dilden âhum çekdügi şemşîr-i âteş-bârı gör
Seyr-i bâg-ı bezme gel câm-ı mey-i gülgûna bak
Gül-şen-i cennetde açılmış gül-i bî-hârı gör
Câm içüp hemvâre bî-hûş oldugum ma’zûr tut
Çarh peydâ itdügi evzâ’-ı nâ-hem-vârı gör
Görme ey zâhid günâhum çoklugın şol ‘âlemi
Magfiret deryâsına gark eyleyen Gaffârı gör
Giceler ‘ayş u safâ-yı çeng ü nây olmaz ‘aceb
Subh-dem Bâkî derûn-ı dilden istigfârı gör
Anılar şarkılarda sıralandılar
bizim büyük güneşlerin karşılarına
gelip kamaşan ençok insan anısı
giden ve dolanan ayaklarını
en uca uzaklara yaklaşan
katı yürekli çocuklarına
işaret verdi solan sarayları
Toprağın üstünde iri erkek
gemç kıza koşturan atını
Genç kıza kapılan büyük atlı
yan yana çarpan hücrelerde
su içen öksüren düşünen
kıvrımlı sütunlar içinde
taş tabanlarda
sevişen güçler
kalın bir arap rakkasında
Homerin son ayaklarına
değinen kırmızı böcekler
savaş anısı yani
En güzel kan hücresi
gittikçe uzaklaşan kulakları
çağıran şarkılarıyla
taştan çizgilerin
arasına enli bir taht gibi
kurar gürbüz saçlı oğlu
yanında kralı
iki deniz adasının
ortasında kurulup denize
eteksiz bağdaş kuran
çömlek yapan adam
ağır birtaş açmış önüne
şehirlerimize uzanan
yeni çağ dağ heykelleri
insanı kansız ak mağara duvarlarına
kanlı ve kara
hayvanların hoş getirip doyurduğu
kadının içerisinden
kolunu sarkıtan buralara
uçuşan ışıklı oyukların
kemiğe giren yaranın
hızlı çarpışan yüreği çarpan şehirlerimize
gücünün farkına yeni varmış gibi
saldıran kamaları öz saçaklanmasının
artık çok incinebilen gözlerimize
bizim büyük güneşlerin karşılarına
gelip kamaşan ençok insan anısı
giden ve dolanan ayaklarını
en uca uzaklara yaklaşan
katı yürekli çocuklarına
işaret verdi solan sarayları
Toprağın üstünde iri erkek
gemç kıza koşturan atını
Genç kıza kapılan büyük atlı
yan yana çarpan hücrelerde
su içen öksüren düşünen
kıvrımlı sütunlar içinde
taş tabanlarda
sevişen güçler
kalın bir arap rakkasında
Homerin son ayaklarına
değinen kırmızı böcekler
savaş anısı yani
En güzel kan hücresi
gittikçe uzaklaşan kulakları
çağıran şarkılarıyla
taştan çizgilerin
arasına enli bir taht gibi
kurar gürbüz saçlı oğlu
yanında kralı
iki deniz adasının
ortasında kurulup denize
eteksiz bağdaş kuran
çömlek yapan adam
ağır birtaş açmış önüne
şehirlerimize uzanan
yeni çağ dağ heykelleri
insanı kansız ak mağara duvarlarına
kanlı ve kara
hayvanların hoş getirip doyurduğu
kadının içerisinden
kolunu sarkıtan buralara
uçuşan ışıklı oyukların
kemiğe giren yaranın
hızlı çarpışan yüreği çarpan şehirlerimize
gücünün farkına yeni varmış gibi
saldıran kamaları öz saçaklanmasının
artık çok incinebilen gözlerimize
Bir tren atılır kurşun gibi geceye
Demir gibi gök yüklü tren karanlığın ürpertisine girerken
Ötede kuşlar derlenir ana olurken bir gün doğumuna
Kent horozlarla uyanır sularla gerinir zamana
geçerken ezanla
Sayfalar sayfa olurken Kuran'la
Bir kuş yağmuru boşanır bilmediğim bir yerden
Bir boranın patladığı bir yerden
Demir gibi gök yüklü tren karanlığın ürpertisine girerken
Ötede kuşlar derlenir ana olurken bir gün doğumuna
Kent horozlarla uyanır sularla gerinir zamana
geçerken ezanla
Sayfalar sayfa olurken Kuran'la
Bir kuş yağmuru boşanır bilmediğim bir yerden
Bir boranın patladığı bir yerden
her sabah nafakamı getirir bir kuş
nereye kaçayım
o kuşun elinden
kuyulara saklansam
kuyulara girer
tavan aralarına kaçsam
tavan aralarını bilir
tabutlukta yatsam
gelir beni bulur sabahları
gel kız
tabutluğa gir benimle
memelerin kan içinde
bacakların yaralı
nafakamı beraber yiyelim
ve paçavraların ısıtmıyor diye bana sokul
gel kız
tabutluğun içinde yat benimle
yalnız kuşa görünme sabahları
nereye kaçayım
o kuşun elinden
kuyulara saklansam
kuyulara girer
tavan aralarına kaçsam
tavan aralarını bilir
tabutlukta yatsam
gelir beni bulur sabahları
gel kız
tabutluğa gir benimle
memelerin kan içinde
bacakların yaralı
nafakamı beraber yiyelim
ve paçavraların ısıtmıyor diye bana sokul
gel kız
tabutluğun içinde yat benimle
yalnız kuşa görünme sabahları
Babam hemen hakanolur
kervan yüklü geceyi taşıyan ormanda
bar bar bağırır develerini
Durmaz babam
Öncü seher yıldızından
apaydın olan başını
savaş uçlarında
ölçer soylu oyunlarıyla
düşmanın güzel borazan seslerini
Savaşa gerilir babam
elinde bir karanfille bekler
atılır kentlere
Sular direnir
Çünkü padişah hala güneşe bakar
Akşam geç yürür denize
sonsuz savaşlar kaçan atlar
yük bilek sayısız güçle
açılan bir saray kapısını
kapatır ve padişahlar
sorarlar ava koşan avdan dönen
kanter avda koşan mızraklarını
Sancılı bir duruşla taştan çocukların
serce dolu bavullarını
açarlardı seccadeler şehzadelerin
artist sessizliğine
son büyük soygun son büyük insanın
içinde yaşatmak duran
sayısız ince parmaklarını
medrese parmaklarını
vakıfhan parmaklarını
...ve barış parmaklarını
palyaço resmen saklı maşalarla
taşır sehpalara
oysa babamla bir kraldı anam
ilk ve sonsöz kitap açardı önüne
Adını ona göre koyardı
bir şehrin
ve şehri kendine getirenlerin
İnce ve alabildiğine
giyinip kuşanıp ağlıyan
her bakışın dışında duran kadını
sessiz ölümlere çağıran ben
tık nefes ölümlerimle
sıradaysam vahim bir gerçeği
geçer ve titrek seçişimle
bütün bir insan çarpıntısını
şurda
hani şu dokundukça
yalnızlık değeri azalmayan
bir çocukluk gecesinde gamzeler
bir ilkbahar parçası ve hançerede heceler
senin aklında pusuda serüven
benim beklediğim (şal gezisi
uçurtmaları) seçerler
takarlar peşine
çocuğunu kanla seven
suya karla yürüyen
yağmuru sımsıkı tutan bulutun
bu sal benim canıma yakışan
bir sabaha yaklaşır
gidip alınır bir ev gibi
çağırır barıştığını
şapkalarına atıp hafif
kuş gibi asılan insanların
Kuş
ürpertir ağzında
ağaçsız insanı
imkansız erkek büyük ağlar
buzlarda
baş taşlaşır
ağrıyı kolay kazanır gibi
kadında dur erkekliği söyle
daha su balık ve yosun var
peşinden demir alıp demir atılan
bir takım ürkek beyaz kollardan
çıkan yola koyulan yükselen
yetişen ve koybolan
ne kadar rüzğar varsa
ölülern akan ırmaklarıyla
tekrarlanan dağları
Orada besbelli ölmekle sular boyunca
şaşmadan beklenişin
Ne kadar vardığı onlar varsa
Bütün onlar
fazlasıyla evlerindeler
ve yüksek sarnıçlı kalipsoları
denizin altına bir bulut şeklinde
indirir yağmur
gemileri hesaplayan
şehirde sinsi seslerini insanların
denizin zahmetsiz
hayatın hayuhayhayla tuttuğu
ki onlar süslenme odalarıında
aynaların içinde kendi ölümlerine
Makyaj
Bilmezler
Oysa onlar söylesin
yanılmışların hanisi
hangi vahşi hayvanın
hangisi o kadar benim
Bu bensem
gelişim gidişim bir şikayetse
katlanıp küreye
uzanmış uzun gövdemi bir yatağın
ölümü süsleyen secdesine
durmuşsam kapıya çağrılan karaltının
omuz başından uzakta bir şehir
tastaman bir şehir geliyor omuzlarını titretip
bir yanlış doğru olmayan anne gibi
gizlenmiyor bu asır onun başından
güneşte dipsiz kova beni seçmiş beni seçmiş
canlı canlı ağlayan hücrenin
huyunu ve öz toprağını
yoklayın siz çok yorgunum ben bakınıyorum
saniyen daha solgun daha içinden çıkılmaz
gün doğumuna hazır bir bardak çay
bir büyük bardak mitralyöz
Bir dolmayan yanımız
bir de hergün korkudan bir şeye
dokunup kalıyoruz
kanımızdan zehirli bir iğne geçiyor
ve güneşten korkuyoruz.
Bunlara benzer bir yüzüm var
her virajına insanlar devrilir
ama soylu deyince ben
içerde kalmış bir insanım
Taşırlarınıza bunun için
hem kendim binmiyorum
hem söylemezdim
nedir sormazdım
birşey durunca
kaçarsam su koşmak
bilinen birşey midir
bir köpeğin yeni doğmuş
konuşmayan eniklerini iskelede bir adam
korkunç bir sepete mi koydu
onları
denize o mu götürüyor
peki
ben kimim
kervan yüklü geceyi taşıyan ormanda
bar bar bağırır develerini
Durmaz babam
Öncü seher yıldızından
apaydın olan başını
savaş uçlarında
ölçer soylu oyunlarıyla
düşmanın güzel borazan seslerini
Savaşa gerilir babam
elinde bir karanfille bekler
atılır kentlere
Sular direnir
Çünkü padişah hala güneşe bakar
Akşam geç yürür denize
sonsuz savaşlar kaçan atlar
yük bilek sayısız güçle
açılan bir saray kapısını
kapatır ve padişahlar
sorarlar ava koşan avdan dönen
kanter avda koşan mızraklarını
Sancılı bir duruşla taştan çocukların
serce dolu bavullarını
açarlardı seccadeler şehzadelerin
artist sessizliğine
son büyük soygun son büyük insanın
içinde yaşatmak duran
sayısız ince parmaklarını
medrese parmaklarını
vakıfhan parmaklarını
...ve barış parmaklarını
palyaço resmen saklı maşalarla
taşır sehpalara
oysa babamla bir kraldı anam
ilk ve sonsöz kitap açardı önüne
Adını ona göre koyardı
bir şehrin
ve şehri kendine getirenlerin
İnce ve alabildiğine
giyinip kuşanıp ağlıyan
her bakışın dışında duran kadını
sessiz ölümlere çağıran ben
tık nefes ölümlerimle
sıradaysam vahim bir gerçeği
geçer ve titrek seçişimle
bütün bir insan çarpıntısını
şurda
hani şu dokundukça
yalnızlık değeri azalmayan
bir çocukluk gecesinde gamzeler
bir ilkbahar parçası ve hançerede heceler
senin aklında pusuda serüven
benim beklediğim (şal gezisi
uçurtmaları) seçerler
takarlar peşine
çocuğunu kanla seven
suya karla yürüyen
yağmuru sımsıkı tutan bulutun
bu sal benim canıma yakışan
bir sabaha yaklaşır
gidip alınır bir ev gibi
çağırır barıştığını
şapkalarına atıp hafif
kuş gibi asılan insanların
Kuş
ürpertir ağzında
ağaçsız insanı
imkansız erkek büyük ağlar
buzlarda
baş taşlaşır
ağrıyı kolay kazanır gibi
kadında dur erkekliği söyle
daha su balık ve yosun var
peşinden demir alıp demir atılan
bir takım ürkek beyaz kollardan
çıkan yola koyulan yükselen
yetişen ve koybolan
ne kadar rüzğar varsa
ölülern akan ırmaklarıyla
tekrarlanan dağları
Orada besbelli ölmekle sular boyunca
şaşmadan beklenişin
Ne kadar vardığı onlar varsa
Bütün onlar
fazlasıyla evlerindeler
ve yüksek sarnıçlı kalipsoları
denizin altına bir bulut şeklinde
indirir yağmur
gemileri hesaplayan
şehirde sinsi seslerini insanların
denizin zahmetsiz
hayatın hayuhayhayla tuttuğu
ki onlar süslenme odalarıında
aynaların içinde kendi ölümlerine
Makyaj
Bilmezler
Oysa onlar söylesin
yanılmışların hanisi
hangi vahşi hayvanın
hangisi o kadar benim
Bu bensem
gelişim gidişim bir şikayetse
katlanıp küreye
uzanmış uzun gövdemi bir yatağın
ölümü süsleyen secdesine
durmuşsam kapıya çağrılan karaltının
omuz başından uzakta bir şehir
tastaman bir şehir geliyor omuzlarını titretip
bir yanlış doğru olmayan anne gibi
gizlenmiyor bu asır onun başından
güneşte dipsiz kova beni seçmiş beni seçmiş
canlı canlı ağlayan hücrenin
huyunu ve öz toprağını
yoklayın siz çok yorgunum ben bakınıyorum
saniyen daha solgun daha içinden çıkılmaz
gün doğumuna hazır bir bardak çay
bir büyük bardak mitralyöz
Bir dolmayan yanımız
bir de hergün korkudan bir şeye
dokunup kalıyoruz
kanımızdan zehirli bir iğne geçiyor
ve güneşten korkuyoruz.
Bunlara benzer bir yüzüm var
her virajına insanlar devrilir
ama soylu deyince ben
içerde kalmış bir insanım
Taşırlarınıza bunun için
hem kendim binmiyorum
hem söylemezdim
nedir sormazdım
birşey durunca
kaçarsam su koşmak
bilinen birşey midir
bir köpeğin yeni doğmuş
konuşmayan eniklerini iskelede bir adam
korkunç bir sepete mi koydu
onları
denize o mu götürüyor
peki
ben kimim
Kuş damdan düşünce
sarişin bir yürüyüşüdür artik ölümün
bir yagmurdur açilan kurakliga
bir yagmurdur kulübesi nisandan
ve onun ayaklarina dolanan o gökyüzü
kansiz yüzleridir diri kuşlarin
kuş düşünce camdan
kuş düşünce damdan
kizlar saçlariyla ölümü düşünürler
uzun bacakli tanrilar koşuşur sokaklarda
kuş öldü herkes mi ariyor
gençlik mi yürüyor herkese ve mi ariyor
onun gözlerini satilan çarşilarda
kuş öldü kanadinin altindaki o yara
yagmurun karanligini getiriyor geceye
yagmurun irmaklarini getiriyor geceye
kuş öldü
küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce
öldü, kim isitir artik onun ellerini
sularin aynasinda üşüyen ellerini
sularin saygisiyla üşüyen ellerini.
(1962)
sarişin bir yürüyüşüdür artik ölümün
bir yagmurdur açilan kurakliga
bir yagmurdur kulübesi nisandan
ve onun ayaklarina dolanan o gökyüzü
kansiz yüzleridir diri kuşlarin
kuş düşünce camdan
kuş düşünce damdan
kizlar saçlariyla ölümü düşünürler
uzun bacakli tanrilar koşuşur sokaklarda
kuş öldü herkes mi ariyor
gençlik mi yürüyor herkese ve mi ariyor
onun gözlerini satilan çarşilarda
kuş öldü kanadinin altindaki o yara
yagmurun karanligini getiriyor geceye
yagmurun irmaklarini getiriyor geceye
kuş öldü
küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce
öldü, kim isitir artik onun ellerini
sularin aynasinda üşüyen ellerini
sularin saygisiyla üşüyen ellerini.
(1962)
Ellerin çıktı ve göğün ortasına geldi
Tarlada
Bakışı gittikçe yer toprağına
Çakılan
Bu kadar beklerken habersizdi
Ve hatta onlar da habersizdiler
Sular mı anladı
Dağlar mı sezdi
Yoksa birdenbire bir çiçek mi
Bir gün
Herhangi bir an
Ama bir çelik an
Her şey
Ve hepsi başlarını kaldırdılar
Ve hemen ellerinin gölgesi düştü yüzlerine
Karmakarışık belirsiz uzun
Geçti ve geçti gölgesi
Zerdüştün ayaklarından bir kartalın
Tarlada
Bakışı gittikçe yer toprağına
Çakılan
Bu kadar beklerken habersizdi
Ve hatta onlar da habersizdiler
Sular mı anladı
Dağlar mı sezdi
Yoksa birdenbire bir çiçek mi
Bir gün
Herhangi bir an
Ama bir çelik an
Her şey
Ve hepsi başlarını kaldırdılar
Ve hemen ellerinin gölgesi düştü yüzlerine
Karmakarışık belirsiz uzun
Geçti ve geçti gölgesi
Zerdüştün ayaklarından bir kartalın
Kûyûñ gubârı minnetin ehl-i nazar çeker
Kühl-i cilâ zarûretini bî-basar çeker
Nergis çemende gonca-i la’lüñ safâsına
Taht-ı zümürrüd üzre çıkar câm-ı zer çeker
Dil kişverini ol yürüyişler harâb ider
Kaddüñ nihâli râyet-i feth ü zafer çeker
Huşk u ter ile kâni’ olan ‘ayş u nûşda
Dünyâ gamını pâdişeh-i bahr u ber çeker
Seyf-i belâ vü sehm-i kazâya siper gerek
Her kim ki tîg-i fazl u kemân-ı hüner çeker
Her kim keşîde tutmaya destin o turradan
Zinhâr gaflet eylemesün çok zarâr çeker
Bâkî-i haste-hâtırı dûr itme dîdeden
Gamzeñden ayru kimsesi yokdur iler çeker
Kühl-i cilâ zarûretini bî-basar çeker
Nergis çemende gonca-i la’lüñ safâsına
Taht-ı zümürrüd üzre çıkar câm-ı zer çeker
Dil kişverini ol yürüyişler harâb ider
Kaddüñ nihâli râyet-i feth ü zafer çeker
Huşk u ter ile kâni’ olan ‘ayş u nûşda
Dünyâ gamını pâdişeh-i bahr u ber çeker
Seyf-i belâ vü sehm-i kazâya siper gerek
Her kim ki tîg-i fazl u kemân-ı hüner çeker
Her kim keşîde tutmaya destin o turradan
Zinhâr gaflet eylemesün çok zarâr çeker
Bâkî-i haste-hâtırı dûr itme dîdeden
Gamzeñden ayru kimsesi yokdur iler çeker
Kûyuñ yolında nice kez ey mihr-i bî-nazîr
Şeb-rev diyü tutıldı giceyle meh-i münîr
Hüsnüñ zekâtınuñ eger ey hvâce-i cemâl
Bir müstehakkın ister iseñ işte ben fakîr
Fi’1-cümle öykünürdi senüñ gamzeñ okına
İller kanadı ile uçar olmayaydı tîr
Hatdan zarar ne hüsnine yâruñ ki mûrdan
Olmaz nizâm-ı mülk-i Süleyman halel-pezîr
Bir pâdişâh-ı hüsne kul olduk ki Bâkıyâ
Anuñ esîr-i ‘aşkı olupdur cevân u pîr
Şeb-rev diyü tutıldı giceyle meh-i münîr
Hüsnüñ zekâtınuñ eger ey hvâce-i cemâl
Bir müstehakkın ister iseñ işte ben fakîr
Fi’1-cümle öykünürdi senüñ gamzeñ okına
İller kanadı ile uçar olmayaydı tîr
Hatdan zarar ne hüsnine yâruñ ki mûrdan
Olmaz nizâm-ı mülk-i Süleyman halel-pezîr
Bir pâdişâh-ı hüsne kul olduk ki Bâkıyâ
Anuñ esîr-i ‘aşkı olupdur cevân u pîr
L
La’lüñ katında kıymet-i gevher şikest olur
Zülfüñ yanında revnak-ı ‘anber şikest olur
Meclisde la’1-i yâre iñende ezilmesün
Va’llâhi yogsa kelle-i şekker şikest olur
Başlar yitürse meclis-i ‘aşkuñda gam degül
Bezm-i şarâbda nice sâgar şikest olur
Seng-i cefâ-yı dehr ile mir’ât-ı dil degül
Câm-ı cihân-nümâ-yı Sikender şikest olur
Seng-i felâhan ursa eger dest-i rûzgâr
Kandîl-i âfıtâb-ı münevver şikest olur
Şimşâd-ı hoş-hırâmına ol servüñ öykünüp
Reftâre gelse pây-ı sanavber şikest olur
Bâkî şikenc-i zülfi gamın yazmag istesem
Tâkat getürmez elde kalemler şikest olur
Zülfüñ yanında revnak-ı ‘anber şikest olur
Meclisde la’1-i yâre iñende ezilmesün
Va’llâhi yogsa kelle-i şekker şikest olur
Başlar yitürse meclis-i ‘aşkuñda gam degül
Bezm-i şarâbda nice sâgar şikest olur
Seng-i cefâ-yı dehr ile mir’ât-ı dil degül
Câm-ı cihân-nümâ-yı Sikender şikest olur
Seng-i felâhan ursa eger dest-i rûzgâr
Kandîl-i âfıtâb-ı münevver şikest olur
Şimşâd-ı hoş-hırâmına ol servüñ öykünüp
Reftâre gelse pây-ı sanavber şikest olur
Bâkî şikenc-i zülfi gamın yazmag istesem
Tâkat getürmez elde kalemler şikest olur
La’lüñle câm yok yire eyler müdâm bahs
İzhâr-ı hak degülse garaz hod harâm bahs
Üstâd eline girmedi nâ-puhtedür henûz
Nâzük tenüñle eylemesün sîm-i hâm bahs
Gül goncasınuñ olmadı mesmû’ sözleri
La’lüñle gerçi eyledi mâ-lâ-kelâm bahs
Bülbül nevâ-yı nâleme kılmaz mu’âraza
Zîrâ götürmez ey yüzi gül her makâm bahs
Erbâb-ı ‘aşk ceng ider eshâb-ı zühd ile
Maksûd sensin eyleseler hâs u ‘âm bahs
Hüsnüñ katında togmaduga döndi her biri
Hûrşîd ü mâh eyler iken subh u şâm bahs
Bâkî ferîd-i fenn-i suhandur nizâ’ı ko
İlzâm iderler itme sakın iltizâm bahs
İzhâr-ı hak degülse garaz hod harâm bahs
Üstâd eline girmedi nâ-puhtedür henûz
Nâzük tenüñle eylemesün sîm-i hâm bahs
Gül goncasınuñ olmadı mesmû’ sözleri
La’lüñle gerçi eyledi mâ-lâ-kelâm bahs
Bülbül nevâ-yı nâleme kılmaz mu’âraza
Zîrâ götürmez ey yüzi gül her makâm bahs
Erbâb-ı ‘aşk ceng ider eshâb-ı zühd ile
Maksûd sensin eyleseler hâs u ‘âm bahs
Hüsnüñ katında togmaduga döndi her biri
Hûrşîd ü mâh eyler iken subh u şâm bahs
Bâkî ferîd-i fenn-i suhandur nizâ’ı ko
İlzâm iderler itme sakın iltizâm bahs
Lâha lî en lâ felâha fî’l-hevâ
Fa‘budi’llahe ve kun ehle’t-tukâ
Ve’ctehid fî kesbi hayrin dâ’imâ
Leyse li’l-insâni illâ mâ se‘â
Fa‘budi’llahe ve kun ehle’t-tukâ
Ve’ctehid fî kesbi hayrin dâ’imâ
Leyse li’l-insâni illâ mâ se‘â
Lâle-hadler kıldılar gül-geşt-i sahrâ semt semt
Bâg u râgı gezdiler idüp temâşâ semt semt
‘Âşık-ı dîdâr-ı pâküñdür meger kim cûylar
Cüst ü cû eyler seni ey serv-i bâlâ semt semt
Leşker-i gam geldi dil şehrine kondı cavk cavk
Kopdı yir yir fitne vü âşûb u gavgâ semt semt
Giryeden cûy-ı şirişküm sû-be-sû oldı revân
Yine Kulzüm gibi cûş itdi bu deryâ semt semt
Bir kadem bas lutf ile gel gül-şene ey serv-kad
Bileler eksükligin her serv-i bâlâ semt semt
Şi’r-i Bâkî seb’a-i iklîme oldukça revân
Okınursa yiridür bu nazm-ı garrâ semt semt
Bâg u râgı gezdiler idüp temâşâ semt semt
‘Âşık-ı dîdâr-ı pâküñdür meger kim cûylar
Cüst ü cû eyler seni ey serv-i bâlâ semt semt
Leşker-i gam geldi dil şehrine kondı cavk cavk
Kopdı yir yir fitne vü âşûb u gavgâ semt semt
Giryeden cûy-ı şirişküm sû-be-sû oldı revân
Yine Kulzüm gibi cûş itdi bu deryâ semt semt
Bir kadem bas lutf ile gel gül-şene ey serv-kad
Bileler eksükligin her serv-i bâlâ semt semt
Şi’r-i Bâkî seb’a-i iklîme oldukça revân
Okınursa yiridür bu nazm-ı garrâ semt semt
Lâleler bezm-i çemende câm-ı ‘işret gösterür
Devletinde husrev-i gül ‘ayşa ruhsat gösterür
Mevsim-i gül ‘îd ile yâr u musâhib düşdiler
Bir birine iki dil-berdür mahabbet gösterür
‘Îdgehde varalum dûlâba dil-ber seyrine
Görelüm âyîne-i devrân ne sûret gösterür
Kaddüñe kul olmaga gelmiş dizilmiş karşuña
Servler turmış çemen sahnında kâmet gösterür
‘Âşıkı bî-sabr u ârâm eyleyüp seyyâh ider
Memleket seyr itdürür ‘aşkuñ vilâyet gösterür
Bî-sütûn-ı gamda Bâkî seng-i mihnet kesmede
Şöyle üstâd oldı kim Ferhâda san’at gösterür
Devletinde husrev-i gül ‘ayşa ruhsat gösterür
Mevsim-i gül ‘îd ile yâr u musâhib düşdiler
Bir birine iki dil-berdür mahabbet gösterür
‘Îdgehde varalum dûlâba dil-ber seyrine
Görelüm âyîne-i devrân ne sûret gösterür
Kaddüñe kul olmaga gelmiş dizilmiş karşuña
Servler turmış çemen sahnında kâmet gösterür
‘Âşıkı bî-sabr u ârâm eyleyüp seyyâh ider
Memleket seyr itdürür ‘aşkuñ vilâyet gösterür
Bî-sütûn-ı gamda Bâkî seng-i mihnet kesmede
Şöyle üstâd oldı kim Ferhâda san’at gösterür
Eşya latifleştikçe göze görünmez olur;
Solucan kanat taksa yerde sürünmez olur.
Solucan kanat taksa yerde sürünmez olur.
Lâyık-ı magrifet-i Hazret-i Gaffâr olsun
Devlet-i nâ-mütenâhîye sezâvâr olsun
Hıl’at-i fâhiresi dâmen-i ‘afv-i Settâr
Rûh-ı pâkine gıdâ lezzet-i didâr olsun
Merkad-i pâkin idüp şem’-i hidâyet rûşen
Meşhed-i tâhiri müstagrak-ı envâr olsun
Âkıbet yoklık imiş kâr-ı cihan ey Bâkî
N’idelüm Şâh-ı cevân-baht-ı cihân var olsun
Dahı ol duhter-i sa’d-ahter-i pâkize-güher
Çeşm-i Nâhîd gibi rûşen ü bî-dâr olsun
Âb-rûy-ı vüzerâ Hazret-i Ahmed Paşa
Mazhar-ı lutf-ı Hudâvend-i cihândâr olsun
Ak gül goncaları gibi güzel körpelerin
Hâr-ı âzârdan Allâh nigehdâr olsun
Garka-i rahmet ola rûh-ı revân-ı Sultân
Hûrîler mûnis ola gülşen-i firdevs mekân
Devlet-i nâ-mütenâhîye sezâvâr olsun
Hıl’at-i fâhiresi dâmen-i ‘afv-i Settâr
Rûh-ı pâkine gıdâ lezzet-i didâr olsun
Merkad-i pâkin idüp şem’-i hidâyet rûşen
Meşhed-i tâhiri müstagrak-ı envâr olsun
Âkıbet yoklık imiş kâr-ı cihan ey Bâkî
N’idelüm Şâh-ı cevân-baht-ı cihân var olsun
Dahı ol duhter-i sa’d-ahter-i pâkize-güher
Çeşm-i Nâhîd gibi rûşen ü bî-dâr olsun
Âb-rûy-ı vüzerâ Hazret-i Ahmed Paşa
Mazhar-ı lutf-ı Hudâvend-i cihândâr olsun
Ak gül goncaları gibi güzel körpelerin
Hâr-ı âzârdan Allâh nigehdâr olsun
Garka-i rahmet ola rûh-ı revân-ı Sultân
Hûrîler mûnis ola gülşen-i firdevs mekân
Leb-i handânuñ ile kılduñ yâd
Eyledüñ mürdelerüñ rûhını şâd
Beni yâd eyledüñ ihyâ itdüñ
Öldiler gitdiler ammâ hussâd
Tîg-i hecrüñle ber-â-ber kıldı
Nâvek-i gamzelerüñ zahmı ziyâd
Yüri ey serv-i ser-efrâz yüri
Kad-i bâlâña irişmez şimşâd
Kâmetüñ kullugına düşmeyicek
Olmadı serv-i hırâmân âzâd
Bâkîye emr nedür sultânum
Saña kul oldı mutî’ ü münkâd
Eyledüñ mürdelerüñ rûhını şâd
Beni yâd eyledüñ ihyâ itdüñ
Öldiler gitdiler ammâ hussâd
Tîg-i hecrüñle ber-â-ber kıldı
Nâvek-i gamzelerüñ zahmı ziyâd
Yüri ey serv-i ser-efrâz yüri
Kad-i bâlâña irişmez şimşâd
Kâmetüñ kullugına düşmeyicek
Olmadı serv-i hırâmân âzâd
Bâkîye emr nedür sultânum
Saña kul oldı mutî’ ü münkâd
Leb-i la’lin hayâl it gûşe-i ‘uzletde pinhân ol
Dilâ hem kân-ı gevher kıl özüñ hem gevher-i kân ol
Eger tahsîl-i derd itdüñse düş kûy-ı harâbâta
Seni gene itdiler çünkim mukîm-i künc-i vîrân ol
Tokınsa tîr-i mihnet ger mübâhât ile gögsüñ ger
Soyınduñ ‘arsa-i rindâne girdüñ merd-i meydân ol
Ko emvâc-ı belâ gelsün nasîbin rüzgâr alsun
Derûnuñ derdini keşf itme sen deryâ-yı ‘ummân ol
Düşer bir ‘ukdeye gâhî küdûret kesb ider tâli’
Gerekse mâh-ı tâbân ol gerek mihr-i dırahşân ol
Zamâne eylemez hürmet amân virmez dem-i fursat
Gerek dervîş-i dil-rîş ol gerek şâh-ı cihânbân ol
Yüzüñ ey gonca-leb dürme bize cevr eyleyüp turma
Açıl gül gibi handân ol salın serv-i hırâmân ol
N’ola hûrşîdveş başuñ göge irdiyse hüsn içre
Ser-efrâz-ı cihân ol çâre-sâz-ı derdmendân ol
Şeref virmez dür ü gevher kemâl olmaz zer ü zîver
Hüner kesb it hüner bahr-i fazîlet kân-ı ‘irfan ol
Kabâ-yı câh ile âdem geçinsün her kaba câhil
Güher göster güher meydâna gir sen tîg-i ‘uryân ol
Yine rûz-ı visâlinden dem urdı bâd-ı subh ey dil
Kul olduñ nice yıllardur bu gün ‘îd irdi kurbân ol
Dilâ âhuñla yakduñ milket-i Rûmı nedür derdüñ
Gedâ-yı kûy-ı yâr olmak dilerseñ Mısra sultân ol
İrişdükçe sehergâha münâcât eyle dergâha
Devâm-ı devlet-i şâha du’â-gûy u senâ-hvân ol
Degülsin medhine kâdir ne deñlü tutsalar mâhir
Gerekse Rûmda Bâkî ‘Acem mülkinde Selmân ol
Dilâ hem kân-ı gevher kıl özüñ hem gevher-i kân ol
Eger tahsîl-i derd itdüñse düş kûy-ı harâbâta
Seni gene itdiler çünkim mukîm-i künc-i vîrân ol
Tokınsa tîr-i mihnet ger mübâhât ile gögsüñ ger
Soyınduñ ‘arsa-i rindâne girdüñ merd-i meydân ol
Ko emvâc-ı belâ gelsün nasîbin rüzgâr alsun
Derûnuñ derdini keşf itme sen deryâ-yı ‘ummân ol
Düşer bir ‘ukdeye gâhî küdûret kesb ider tâli’
Gerekse mâh-ı tâbân ol gerek mihr-i dırahşân ol
Zamâne eylemez hürmet amân virmez dem-i fursat
Gerek dervîş-i dil-rîş ol gerek şâh-ı cihânbân ol
Yüzüñ ey gonca-leb dürme bize cevr eyleyüp turma
Açıl gül gibi handân ol salın serv-i hırâmân ol
N’ola hûrşîdveş başuñ göge irdiyse hüsn içre
Ser-efrâz-ı cihân ol çâre-sâz-ı derdmendân ol
Şeref virmez dür ü gevher kemâl olmaz zer ü zîver
Hüner kesb it hüner bahr-i fazîlet kân-ı ‘irfan ol
Kabâ-yı câh ile âdem geçinsün her kaba câhil
Güher göster güher meydâna gir sen tîg-i ‘uryân ol
Yine rûz-ı visâlinden dem urdı bâd-ı subh ey dil
Kul olduñ nice yıllardur bu gün ‘îd irdi kurbân ol
Dilâ âhuñla yakduñ milket-i Rûmı nedür derdüñ
Gedâ-yı kûy-ı yâr olmak dilerseñ Mısra sultân ol
İrişdükçe sehergâha münâcât eyle dergâha
Devâm-ı devlet-i şâha du’â-gûy u senâ-hvân ol
Degülsin medhine kâdir ne deñlü tutsalar mâhir
Gerekse Rûmda Bâkî ‘Acem mülkinde Selmân ol
Leke’l-hamdu leke’ş-şukru
Leke’l-ezkâru yâ Rahmânu
Fe minke’l-fadlu ve’l-cûdu
Ve minke’l-lutfu ve’l-ihsânu
Leke’l-ezkâru yâ Rahmânu
Fe minke’l-fadlu ve’l-cûdu
Ve minke’l-lutfu ve’l-ihsânu
Mezarlarda susarken dilsizler, dudaksızlar;
Üstlerinde ot biter, kuş öter, arı vızlar..
Üstlerinde ot biter, kuş öter, arı vızlar..
Bir de bakalım Leyla köşesinden
Aşkın kadın adlı penceresinden
Bırakmıştı kendini yazılmış olana
Susmak ve konuşmamak denen cana
Evlenmişti ve görünüşte mutlu
Şimdiden memnun ve gelecekten umutlu
Fakat bir eksiklik ufacık bir nokta
Kalbi kurcalıyordu hala
Mecnun ne olmuştu neredeydi
Nasıldı ne yapıyordu hali neydi
Geceleri loş gölgeler arasında
Kum tepelerinde ay yarasında
Mecnuna benzeyen hayaller olurdu
Bu anlarda sanki kalbi dururdu
Bitmiş olan bir daha mı başlayacak
Ne çare başlayan başlamamış
Bitmiş bitmemiş olacak
Gibi gelirdi Ona
Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura
Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura
Ay tutulmuş tutulmuş kurtulmuştu
Gçnlu zaman zaman tutmuştu mustu
Gün kırmıştı siyah çerçevesini
Yarmıştı ışıkta ötesini berisini
Baskın korkusuyla ürperen çadırların
Bugün düzen ve güven, ama yarın!!
Yarına bir güvence olmayan
Neye yarar böyle bir şimdiki zaman
Acıyla da olsa dopdolu olan hayat
Boşalmıştı zemberegi boşalmış bir saat
Gibi. Dönmüştü bomboş bir kagıda
Agızdaki tad benzemiyor eski tada
Irmak kurumuş rüzgar esmiyor
Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor
Arzu ve korku iki karanlık duygu
Yüreginde birbirini kovalayıp duruyordu
Ya bir gün geri dönerse Mecnun
Yine altüst olursa ortalık bütün
Daha mi iyi olur daha mi kötü bilmiyordu
Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu
Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini
Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini
Eski oldu diyelim ama neydi yeni
Ve nasıl eskitmeli eskimiyeni
Nasıl öldürmeli ölmeyeni
Nasıl diri sayarsın ölü olanı
Eski bir zehirdi belki ama yeni
Andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemegi
Beklemek neyi bekledigini bilmeden
Gün günü ay ayı kovalarken
Beklemek bir vaktin dolusunu
Öç alan kaderin zalim oyunu
Her şey akılla kurulu akılla düzgün
Ama aklın içinde olmalı baharat gibi
Bir parça delilik
Oysa mecnun almış bütün deliligi gitmiş
Kupkuru bir hayat kalmış ve adeta oyun bitmiş
Arzulanan zenginlik, at kumaş ve ziyafet
Yetmez olur insana bir gün elbet
İnsan hep birşey umar bekler
Ne oldugunu bilmez fakat
Fakat sonradan duruldu Leyla
Tevekkülle huzuru buldu Leyla
Ruhta kopan fırtınalar dindi
Gökten gönle sükunet indi
Anladı ki acı tatlı soguk sıcak
Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak
Hep aynı varoluşun dönüşümleri
Aydınlanışları ve sönüşümleri
Her şey havada döner durur
Sonunda Tanrı varlıgında yok olur
Ruh hürdür vücut esir
Ruh baldır beden zehir
Ruh hürdür Tanrı aşkıyla
Baglı degil yer ve zaman kaydıyla
Farketmez gelse gelmese Kays (Mecnun) Ona
Gitse gitmese Ona Leyla
Tanrı katında buluşmuşlardır
Hakikat yurduna kavuşmuşlardır
Aşkın kadın adlı penceresinden
Bırakmıştı kendini yazılmış olana
Susmak ve konuşmamak denen cana
Evlenmişti ve görünüşte mutlu
Şimdiden memnun ve gelecekten umutlu
Fakat bir eksiklik ufacık bir nokta
Kalbi kurcalıyordu hala
Mecnun ne olmuştu neredeydi
Nasıldı ne yapıyordu hali neydi
Geceleri loş gölgeler arasında
Kum tepelerinde ay yarasında
Mecnuna benzeyen hayaller olurdu
Bu anlarda sanki kalbi dururdu
Bitmiş olan bir daha mı başlayacak
Ne çare başlayan başlamamış
Bitmiş bitmemiş olacak
Gibi gelirdi Ona
Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura
Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura
Ay tutulmuş tutulmuş kurtulmuştu
Gçnlu zaman zaman tutmuştu mustu
Gün kırmıştı siyah çerçevesini
Yarmıştı ışıkta ötesini berisini
Baskın korkusuyla ürperen çadırların
Bugün düzen ve güven, ama yarın!!
Yarına bir güvence olmayan
Neye yarar böyle bir şimdiki zaman
Acıyla da olsa dopdolu olan hayat
Boşalmıştı zemberegi boşalmış bir saat
Gibi. Dönmüştü bomboş bir kagıda
Agızdaki tad benzemiyor eski tada
Irmak kurumuş rüzgar esmiyor
Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor
Arzu ve korku iki karanlık duygu
Yüreginde birbirini kovalayıp duruyordu
Ya bir gün geri dönerse Mecnun
Yine altüst olursa ortalık bütün
Daha mi iyi olur daha mi kötü bilmiyordu
Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu
Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini
Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini
Eski oldu diyelim ama neydi yeni
Ve nasıl eskitmeli eskimiyeni
Nasıl öldürmeli ölmeyeni
Nasıl diri sayarsın ölü olanı
Eski bir zehirdi belki ama yeni
Andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemegi
Beklemek neyi bekledigini bilmeden
Gün günü ay ayı kovalarken
Beklemek bir vaktin dolusunu
Öç alan kaderin zalim oyunu
Her şey akılla kurulu akılla düzgün
Ama aklın içinde olmalı baharat gibi
Bir parça delilik
Oysa mecnun almış bütün deliligi gitmiş
Kupkuru bir hayat kalmış ve adeta oyun bitmiş
Arzulanan zenginlik, at kumaş ve ziyafet
Yetmez olur insana bir gün elbet
İnsan hep birşey umar bekler
Ne oldugunu bilmez fakat
Fakat sonradan duruldu Leyla
Tevekkülle huzuru buldu Leyla
Ruhta kopan fırtınalar dindi
Gökten gönle sükunet indi
Anladı ki acı tatlı soguk sıcak
Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak
Hep aynı varoluşun dönüşümleri
Aydınlanışları ve sönüşümleri
Her şey havada döner durur
Sonunda Tanrı varlıgında yok olur
Ruh hürdür vücut esir
Ruh baldır beden zehir
Ruh hürdür Tanrı aşkıyla
Baglı degil yer ve zaman kaydıyla
Farketmez gelse gelmese Kays (Mecnun) Ona
Gitse gitmese Ona Leyla
Tanrı katında buluşmuşlardır
Hakikat yurduna kavuşmuşlardır
Bu Hazret-i İzzetden izhâr-ı hamd ile istimdâd-ı husûl-i metâlibdür ve Âsâr-ı şükr ile istid’â-yı setr-i Meâyibdür
Elhamdü li-vâhib’il-mekârim
Ve’ş-şükrü li-sahibi’l-merâhim
Veh’ve’l-ezeliyyü fi’l-bidâye
Veh’ve’l-ebediyyü fi’n-nihâye
Kad şâa bi-sun‘ihi beyâneh
Mâ a’zamu fi’l-bakâi şâneh
Sübhânallah zihî hudâvend
Bî-şibh u şerîk u misl u mânend
Meşşâta-i nev arûs-i âlem
Gevher-keş-i silk-i nesl-i Âdem
Sarrâf-ı cevâhir-i hakâyık
Keşşâf-ı gavâmız-ı dekâyık
Peydâ-kon-i her nihan ki bâşed
Pinhân-kon-i her iyan ki bâşed
Mi‘mâr-ı binâ-yı âferîniş
Sîr-âb-kon-i riyâz-ı bîniş
Yâ Rab mededî ki derd-mendem
Aşüfte vü zâr ü müst-mendem
Ez feyz-i huner haber ne-dârem
Cuz bî-hunerî huner ne-dârem
Şugl-i acebî girifteem pîş
Pîş u pes-i û tamâm teşvîş
Sengîst be-râhem uftâde
Bahrîst merâ hirâs dâde
Tevfîk-i toem eger ne-bâşed
V’er lutf-ı to râhber ne-bâşed
Muşkil ki der in girîve-i teng
La‘lî beder ârem ez dil-i seng
Muşkil ki mûrad ruh numâyed
Zin bahr durî be-destem âred
An kon ki dilem furûğ- gîred
Levham rakam-ı safâ pezîred
Âyîne-i hâtıram şeved pâk
Rûşen gerded çerâğ-ı idrâk
Kufl-i der-i ârzû bitâbem
Her çîz taleb konem biyâbem
Bahşed be-riyâz-ı devletem âb
Ebr-i kerem-i Rasûl u ashâb
Bu şükûfe-i gül-zâr-ı tevhîddür ve Nev bâve-i bûstân-ı temcîddür
Ey mûnis-i ehl-i zevk yâdun
Ebvâb-ı emel kilîdi adun
Ey genc-i atâ tılısmı ismün
Sen genc-i nihân cihaân tılısmun
Ey cûd-ı vücûdı kevne vâhib
Zâtı kimi i‘tirâfı vâcib
Ey silsile-i vücûda nâzım
Rezzâk-ı erâzil ü eâzım
Ey perde-keş-i rümûz-ı mübhem
Müstahfız-ı intizâm-ı âlem
Ey mûnis-i hâtır-ı perîşân
Bî-cân olana mahabbetün cân
Ey nakş-tırâz-ı safha-i hâk
Sâhib-rakam-ı hutût-ı eflâk
Ey muhtesib-i cihât-ı erkân
Kân-ı güher-i vücûb ü imkân
Ey mebde-i feyz-i âferîniş
Senden rûşen çerâğ-ı bîniş
Ey perde-i mâsivâ nikâbun
Senden özge senün hicâbun
Ey sırr-ı vücûdun emr-i ma‘lûm
Mevcûd hemîn sen özge ma‘dûm
Ey yeddi gül ü tokuz gülistân
Feyz-i keremünle sebz ü handân
Ey varı yoh eyleyen yohı var
Yoh varlığunda zann ü inkâr
Ey şâhid-i gayb perde-dârı
Fikrün güli ma‘rifet bahârı
Ey âleme feyz-i cûd senden
Halka şeref-i vücûd senden
Ey cümle cihân sana rızâ-cû
Senden hâlî senünle memlû
Ey şem‘-i ezel fetîle-sûzı
Bezm-i ebed encümen-fürûzı
Ey şirk ü şerîkden münezzeh
Sırr-ı ezel ü ebedden âgeh
Ey bâr-ı Hudâ-yı âlem-ârây
Tahsîn işüne hemîn ola rây
Ahsent zihî hakîm-i kâmil
Ne şükr ola sun‘una mukâbil
Fıtrat rakamın çeken zamanda
Hakkâ ki bu emr-i kün fe kânda
Hükm etdün kim ne ola ahvâl
Ne vaz‘ ile çizgine meh ü sâl
Devrân ne zamanda ola âhir
Her devrinde ne ola zâhir
Nişe ola ferd-i nesl-i Âdem
Her ferdi anun ne ede her dem
Eşyâya çoh etmezem tehayyür
Senden yanadur hemîn tefekkür
Eşyâ aceb olmaz olsa zâhir
Kim var senün kimi muzâhir
Ammâ çü sana kadîmdür zât
İdrâk sana yeter mi heyhât
İdrâkümüze kemâl-i hayret
Tevhîdüne besdürür delâlet
Endîşe-i zât kılmak olmaz
Bilmek bu yeter ki bilmek olmaz
Ol dem ki urup binâ-yı muhkem
Çekdün rakam-ı nizâm-ı âlem
Hakkâ ki hoş intizâm verdün
Ârâyişini tamâm verdün
Etdün gereğin ger az ger çoh
Bir nesne gereklü yoh ki ol yoh
Bir nev’ ile eyledün müheyyâ
Kim geldi kusûrdan müberrâ
Eşyâda egerçi râz çohdur
Ol kim ola râzun anda yohdur
Eşyâ nişe senden olsun âgâh
El kudretu ve’l-bekâu li’llâh
Bu münâcât deryâsından bir cevherdür ve Tazarru‘ ma‘deninden bir gevherdür
Yâ Rab kerem et ki hâr ü zârem
Dergâha besî ümîd-vârem
Toprağ idüm eyledün bir insân
Müstevcib-i akl ü kâbil-i cân
Ger cân ise hâk-i dergehündür
V’er akl ise sâlik-i rehündür
Men gülşen-i cân içinde hârem
Âyîne-i akla bir gubârem
Nem var ki lâf edem özümden
Mahv eyle meni menüm gözümden
Ol gün ki yoh idi mende kudret
Kıldun mana gaybetümde şefkat
Cân verdün ü sâhib-i dil etdün
İdrâk-i umûra kâbil etdün
Ger safha-ı sûrete misâlüm
Çekmezdi kazâ n’olurdı hâlüm
Hâlâ ki havâlegâh-ı cûdem
Makbûl-ı saâdet-i vücûdem
Yüz şükr ki yoh sana hilâfum
İnsâfum var ü i‘tirâfum
Eyle değülem ki bu arada
Sedd ola sülûküm i‘tikâda
Her lahza akîdem ola zâil
Tevhîdüne isteyem delâil
Râh-i talebünde bî-karârem
Ammâ talebümde şermsârem
Doğrı yola getmedüm ne hâsıl
Bir menzile yetmedüm ne hâsıl
Bu arsada her eser ki gördüm
Sensen dedüm ol eser yöğürdüm
Çün verdi hayâl ana ham ü pîç
Men münfail oldum ol eser hîç
Men akldan isterem delâlet
Aklum mana gösterür dalâlet
Tahkîk yolında akl n’etsün
A‘mâ vü garîb handa getsün
Tevfîk edersen meger refîkum
Tâ sehl ola şiddet-i tarîkum
Gör hırsumı isteğünce ver kâm
Senden ikbâl ü menden ikdâm
İlmünde ıyandur i‘tikâdum
Sensen senden hemîn murâdum
Dünyâ nedür ü taallukâtı
Endîşe-i mevtdür hayâtı
Ammâ demezem yamandur ol hem
Ser-menzil-i imtihandur ol hem
Bi’llâh ki bu dil-firîb menzil
Eyle mana verdi râhat-i dil
Kim eski makâmumı unutdum
Sandum vatanum makâm dutdum
Müşkil gelür imdi terkin etmek
Bir özge makâma dahi getmek
Men beyle kılurdum i‘tibârı
Kim munda olur gönül karârı
Mundan özge makâm olmaz
Zevki bu yerün tamâm olmaz
Ammâ çü senündürür bu güftâr
Kim dünyeden özge âhiret var
Oldur ki makâm-ı câvidândur
Kâm-ı dil ü râhat-ı revândur
Güftâruna i‘tikâd kıldum
Ol yahşırağ olduğını bildüm
Bildüm ki budur senün murâdun
Kim ehl-i kemâl ola ibâdun
Munda yete rütbe-i kemâle
Anda yete devlet-i visâle
Farz oldı bu azmi cezm kılmak
Mi‘râc-ı kemâle azm kılmak
Bu râhdan etmek olmaz ikrâh
Hoş râhdürür sana geden râh
Evvelde çü lutfun oldı ma‘lûm
Âhir günde hem etme mahrûm
Çün yâd-ı visâl edüp revânum
Azm-i reh-i kurbün ede cânum
Ol lahza hem etme şefkatün kem
Tevfîki refîkum eyle bir dem
Çün akl ile dil emânetündür
Mende eser-i inâyetündür
Munları menümle zâr kılma
Bir niçe azîzi hâr kılma
Tâ kim bu makâmı terk edende
Senden yana azm edüp gedende
Menden âzürde getmesünler
Dergâha şikâyet etmesünler
Şûm olmasun anlara visâlüm
Olmasun olardan infiâlüm
Bu kasîde Hazret-i Bârî Şânındadur
Âferîn ey sâni‘-i ten-perver-i cân-âferîn
Hâliku’l-eşyâ İlâhu’l-halk Rabbu’l-âlemîn
Mübdi’-i âsâr-ı kudret akd-peyvend-i vücûd
Zâbit-i erkân-ı fıtrat nakş-bend-i mâ’ ü tîn
Ey semûm-ı satvetün te’sîri nîrân-ı cahîm
V’ey sehâb-ı rahmetün sîr-âbı Firdevs-i berîn
Elhamdü li-vâhib’il-mekârim
Ve’ş-şükrü li-sahibi’l-merâhim
Veh’ve’l-ezeliyyü fi’l-bidâye
Veh’ve’l-ebediyyü fi’n-nihâye
Kad şâa bi-sun‘ihi beyâneh
Mâ a’zamu fi’l-bakâi şâneh
Sübhânallah zihî hudâvend
Bî-şibh u şerîk u misl u mânend
Meşşâta-i nev arûs-i âlem
Gevher-keş-i silk-i nesl-i Âdem
Sarrâf-ı cevâhir-i hakâyık
Keşşâf-ı gavâmız-ı dekâyık
Peydâ-kon-i her nihan ki bâşed
Pinhân-kon-i her iyan ki bâşed
Mi‘mâr-ı binâ-yı âferîniş
Sîr-âb-kon-i riyâz-ı bîniş
Yâ Rab mededî ki derd-mendem
Aşüfte vü zâr ü müst-mendem
Ez feyz-i huner haber ne-dârem
Cuz bî-hunerî huner ne-dârem
Şugl-i acebî girifteem pîş
Pîş u pes-i û tamâm teşvîş
Sengîst be-râhem uftâde
Bahrîst merâ hirâs dâde
Tevfîk-i toem eger ne-bâşed
V’er lutf-ı to râhber ne-bâşed
Muşkil ki der in girîve-i teng
La‘lî beder ârem ez dil-i seng
Muşkil ki mûrad ruh numâyed
Zin bahr durî be-destem âred
An kon ki dilem furûğ- gîred
Levham rakam-ı safâ pezîred
Âyîne-i hâtıram şeved pâk
Rûşen gerded çerâğ-ı idrâk
Kufl-i der-i ârzû bitâbem
Her çîz taleb konem biyâbem
Bahşed be-riyâz-ı devletem âb
Ebr-i kerem-i Rasûl u ashâb
Bu şükûfe-i gül-zâr-ı tevhîddür ve Nev bâve-i bûstân-ı temcîddür
Ey mûnis-i ehl-i zevk yâdun
Ebvâb-ı emel kilîdi adun
Ey genc-i atâ tılısmı ismün
Sen genc-i nihân cihaân tılısmun
Ey cûd-ı vücûdı kevne vâhib
Zâtı kimi i‘tirâfı vâcib
Ey silsile-i vücûda nâzım
Rezzâk-ı erâzil ü eâzım
Ey perde-keş-i rümûz-ı mübhem
Müstahfız-ı intizâm-ı âlem
Ey mûnis-i hâtır-ı perîşân
Bî-cân olana mahabbetün cân
Ey nakş-tırâz-ı safha-i hâk
Sâhib-rakam-ı hutût-ı eflâk
Ey muhtesib-i cihât-ı erkân
Kân-ı güher-i vücûb ü imkân
Ey mebde-i feyz-i âferîniş
Senden rûşen çerâğ-ı bîniş
Ey perde-i mâsivâ nikâbun
Senden özge senün hicâbun
Ey sırr-ı vücûdun emr-i ma‘lûm
Mevcûd hemîn sen özge ma‘dûm
Ey yeddi gül ü tokuz gülistân
Feyz-i keremünle sebz ü handân
Ey varı yoh eyleyen yohı var
Yoh varlığunda zann ü inkâr
Ey şâhid-i gayb perde-dârı
Fikrün güli ma‘rifet bahârı
Ey âleme feyz-i cûd senden
Halka şeref-i vücûd senden
Ey cümle cihân sana rızâ-cû
Senden hâlî senünle memlû
Ey şem‘-i ezel fetîle-sûzı
Bezm-i ebed encümen-fürûzı
Ey şirk ü şerîkden münezzeh
Sırr-ı ezel ü ebedden âgeh
Ey bâr-ı Hudâ-yı âlem-ârây
Tahsîn işüne hemîn ola rây
Ahsent zihî hakîm-i kâmil
Ne şükr ola sun‘una mukâbil
Fıtrat rakamın çeken zamanda
Hakkâ ki bu emr-i kün fe kânda
Hükm etdün kim ne ola ahvâl
Ne vaz‘ ile çizgine meh ü sâl
Devrân ne zamanda ola âhir
Her devrinde ne ola zâhir
Nişe ola ferd-i nesl-i Âdem
Her ferdi anun ne ede her dem
Eşyâya çoh etmezem tehayyür
Senden yanadur hemîn tefekkür
Eşyâ aceb olmaz olsa zâhir
Kim var senün kimi muzâhir
Ammâ çü sana kadîmdür zât
İdrâk sana yeter mi heyhât
İdrâkümüze kemâl-i hayret
Tevhîdüne besdürür delâlet
Endîşe-i zât kılmak olmaz
Bilmek bu yeter ki bilmek olmaz
Ol dem ki urup binâ-yı muhkem
Çekdün rakam-ı nizâm-ı âlem
Hakkâ ki hoş intizâm verdün
Ârâyişini tamâm verdün
Etdün gereğin ger az ger çoh
Bir nesne gereklü yoh ki ol yoh
Bir nev’ ile eyledün müheyyâ
Kim geldi kusûrdan müberrâ
Eşyâda egerçi râz çohdur
Ol kim ola râzun anda yohdur
Eşyâ nişe senden olsun âgâh
El kudretu ve’l-bekâu li’llâh
Bu münâcât deryâsından bir cevherdür ve Tazarru‘ ma‘deninden bir gevherdür
Yâ Rab kerem et ki hâr ü zârem
Dergâha besî ümîd-vârem
Toprağ idüm eyledün bir insân
Müstevcib-i akl ü kâbil-i cân
Ger cân ise hâk-i dergehündür
V’er akl ise sâlik-i rehündür
Men gülşen-i cân içinde hârem
Âyîne-i akla bir gubârem
Nem var ki lâf edem özümden
Mahv eyle meni menüm gözümden
Ol gün ki yoh idi mende kudret
Kıldun mana gaybetümde şefkat
Cân verdün ü sâhib-i dil etdün
İdrâk-i umûra kâbil etdün
Ger safha-ı sûrete misâlüm
Çekmezdi kazâ n’olurdı hâlüm
Hâlâ ki havâlegâh-ı cûdem
Makbûl-ı saâdet-i vücûdem
Yüz şükr ki yoh sana hilâfum
İnsâfum var ü i‘tirâfum
Eyle değülem ki bu arada
Sedd ola sülûküm i‘tikâda
Her lahza akîdem ola zâil
Tevhîdüne isteyem delâil
Râh-i talebünde bî-karârem
Ammâ talebümde şermsârem
Doğrı yola getmedüm ne hâsıl
Bir menzile yetmedüm ne hâsıl
Bu arsada her eser ki gördüm
Sensen dedüm ol eser yöğürdüm
Çün verdi hayâl ana ham ü pîç
Men münfail oldum ol eser hîç
Men akldan isterem delâlet
Aklum mana gösterür dalâlet
Tahkîk yolında akl n’etsün
A‘mâ vü garîb handa getsün
Tevfîk edersen meger refîkum
Tâ sehl ola şiddet-i tarîkum
Gör hırsumı isteğünce ver kâm
Senden ikbâl ü menden ikdâm
İlmünde ıyandur i‘tikâdum
Sensen senden hemîn murâdum
Dünyâ nedür ü taallukâtı
Endîşe-i mevtdür hayâtı
Ammâ demezem yamandur ol hem
Ser-menzil-i imtihandur ol hem
Bi’llâh ki bu dil-firîb menzil
Eyle mana verdi râhat-i dil
Kim eski makâmumı unutdum
Sandum vatanum makâm dutdum
Müşkil gelür imdi terkin etmek
Bir özge makâma dahi getmek
Men beyle kılurdum i‘tibârı
Kim munda olur gönül karârı
Mundan özge makâm olmaz
Zevki bu yerün tamâm olmaz
Ammâ çü senündürür bu güftâr
Kim dünyeden özge âhiret var
Oldur ki makâm-ı câvidândur
Kâm-ı dil ü râhat-ı revândur
Güftâruna i‘tikâd kıldum
Ol yahşırağ olduğını bildüm
Bildüm ki budur senün murâdun
Kim ehl-i kemâl ola ibâdun
Munda yete rütbe-i kemâle
Anda yete devlet-i visâle
Farz oldı bu azmi cezm kılmak
Mi‘râc-ı kemâle azm kılmak
Bu râhdan etmek olmaz ikrâh
Hoş râhdürür sana geden râh
Evvelde çü lutfun oldı ma‘lûm
Âhir günde hem etme mahrûm
Çün yâd-ı visâl edüp revânum
Azm-i reh-i kurbün ede cânum
Ol lahza hem etme şefkatün kem
Tevfîki refîkum eyle bir dem
Çün akl ile dil emânetündür
Mende eser-i inâyetündür
Munları menümle zâr kılma
Bir niçe azîzi hâr kılma
Tâ kim bu makâmı terk edende
Senden yana azm edüp gedende
Menden âzürde getmesünler
Dergâha şikâyet etmesünler
Şûm olmasun anlara visâlüm
Olmasun olardan infiâlüm
Bu kasîde Hazret-i Bârî Şânındadur
Âferîn ey sâni‘-i ten-perver-i cân-âferîn
Hâliku’l-eşyâ İlâhu’l-halk Rabbu’l-âlemîn
Mübdi’-i âsâr-ı kudret akd-peyvend-i vücûd
Zâbit-i erkân-ı fıtrat nakş-bend-i mâ’ ü tîn
Ey semûm-ı satvetün te’sîri nîrân-ı cahîm
V’ey sehâb-ı rahmetün sîr-âbı Firdevs-i berîn
Derd-i ezelî devâ bulur mı
Mihr-i ebedî fenâ bulur mı
Men şem‘-i serâçe-i firâkem
Sûz-ı ciğer ile hoş-mezâkem
Menden dileyen bu sûzı zâil
Bî-dâduma olmış ola mâil
Şem‘ün ki hayâtı oldı âteş
Hâli anun âteş iledür hoş
Oddan dileyen anun necâtın
Fânî dilemiş ola hayâtın
Düşmenliğe dûstlığ kılup ad
Tedbîr-i necâtum eylemen yâd
Men garka-i bahr-ı şevk-i yârem
Berhem-zede-i gam-ı nigârem
Ancak sebeb-i karârum oldur
Ârâm-ı dil-i figârum oldur
Anunla edün bu derde merhem
Urman dahi andan özgeden dem
Dersüz mana var dil-rübâlar
Leylî kimi çoh perî-likâlar
Bi’llâh demenüz bu harfi zinhâr
Âlemde bir andan özge kim var
Bülbül gül içün kılanda nâle
Derdine devâ olur mı lâle
Husrev değülem ki mana dilber
Şîrîn ola gâh gâh Şekker
Men yek-cihetem tarîkatümde
Tagyîr işi yoh cibilletümde
Özrini beyân edüp hem ol dem
Takrîre getürdi bir gazel hem
Bu gazel Mecnûn dilindendir
Aşk derdi ey mûalic kâbil-i derman değül
Cevherinden eylemek cismi cüdâ âsân değül
Devr cevrinden şikâyet edene âşık demen
Aşk mesti vâkıf-ı keyfiyyet-i devrân değül
Şehrden sahrâya bir fark olduğın her kim bilür
Bilmiş ol kim aşk sahrâsında ser-gerdân değül
Her kim idrâk eyler öz keyfiyyet-i hâlin henüz
Dûst ruhsârına ayn-ı şevk ile hayrân değül
Cânı cânân ittihâdı fâriğ eyler cismden
Cismden âgâh olan cân vâsıl-ı cânân değül
Der imiş düşmen ki hem-demdür Fuzûlî yâr ile
Her sözi bühtân ise hakkâ bu söz bühtân değül
Bu Mecnûn atasınun Leylîye hâstârlığıdır ve Leylî atasının Mecnûndan bîzârlığıdur
Sâkî getür ol şarâb-ı nâbı
Kim yetdi nisâba gam hisâbı
Gam düşmen-i cân-ı mübtelâdur
Def‘ eyeleye gör ki bir belâdur
Söz cevherine olan hırîdâr
Bu nev‘ ile germ kıldı bâzâr
Kim âciz olup gam içre ol pîr
Mecnûnına kıldı fikr-i zencir
Bildi ger olmaz olsa Leylî
Mümkin değül olmağı tesellî
Kıldı talebin özine lâzım
Cem‘ etdi eâlî vü eâzım
Ümmîd ile bağladı umup kâm
Ol ka‘be-i ârzûya ihrâm
Çün Leylî atası bildi hâli
Üydürdi ekâbir ü ehâlî
Karşularına olup revâne
Kıldı olarunla azm-i hâne
Ehlen sehlen deyüp demâdem
Min kez dedi ola hayr makdem
Çün şem‘-sıfat olar oturdı
Bu serv kimi ayağa durdı
Ortaya bırahdı dürlü hânlar
Tâ kâm-ı dil ala mihmânlar
Olmışdı dolup kebâb ile hân
Cedy ü hamel ile âsman-sân
Ammâ aceb er kıla hıred-mend
Ol hânları âsmâna mânend
Her kim garazın bulurdı hândan
Bu mümkin olur mı âsmandan
Hânlar götürildüğünde ol pîr
Takrîb ile derdin etdi takrîr
K’ey kadr ile kıble-i kabâil
Senden kamunun murâdı hâsıl
Asl ü nesebüm sana ıyândur
Hükmüm niçe min eve revândur
Meşhûr-ı kabâilem sahâda
Ma‘rûf-ı tavâifem atâda
Hem var maahbbetümde te’sîr
Hem var adâvetümde teşvîr
Ser-defter-i ehl-i rûzgârem
Her niçe desem yüz anca varem
Nahl-i emelüm semer verüpdür
Îzed mana bir güher verüpdür
Hâla dilerem bu turfe lû’lû
Bir la‘l ile ola hem-terâzû
Tâ lû’lû olanda la‘le vâsıl
Terkîb kılam müferrih-i dil
Çoh kânlara tîşe-veş yüz urdum
Çoh la‘l hakîkatini sordum
Her kânda eğerçi la‘l çohdur
Bir la‘l ki lâyık ola yohdur
Bir la‘lün eşitmişem senün var
Kim lû’lüme oldurur sezâ-vâr
Lutf eyle inâyet et kerem kıl
Ol la‘l ile dürri muhterem kıl
Kılsun güli serv sâye-perver
Olsun güle serv sâye-güster
Fehm et sözümi tegâfül etme
Hayr işdür bu teallül etme
Ger hâsıl olur bu kâm senden
Her ne diler isen iste menden
Anca kılayum sana revân genc
Kim yer yüzin eyleye nihân genc
Anca güher eyleyem revâne
Kim bulmayasen ana hizâne
Ol serv-i semen-berün atası
Ol genc-i nihânun ejdehâsı
Lutf ile dedi ki ey hıred-mend
Men kimi esîr-i dâm-ı ferzend
Sen hoş geldün safâ getürdün
Topraklardan bizi götürdün
Müşkilce hitâbdur hitâbun
Bilmen nişe vereyüm cevâbun
Kurbün bilürem mana şerefdür
Ammâ halefün aceb halefdür
Mecnûn deyü ta‘n eder halâyık
Mecnûna menüm kızum ne lâyık
Leylî demenem ki nâzenîndür
Bir tîre kenîz-i kem-terîndür
Olmaz mı kenîz cins-i merdüm
Yohdur mı kenîze hem terahhum
Dîv ile perî olur mı hem-dem
Olmaz sözi açma ebsem ebsem
Dîvâneye zâyi‘ eyleme renc
Vîrâne gerek nedür ana genc
Tedbîr ile dönderüp mizâcın
Sevdâsınun eylesen ilâcın
Leylî anun olsun eyledüm ahd
Var imdi sen et ilâcına cehd
Bu Mecnûnun atasınun hırmânıdur ve Gayr bâbdan tedbîr-i dermânıdur
Ol sâhib-i neng ü nâm ü nâmûs
Döndi eve geldi hâr ü me’yûs
Mecnûna dedi ki ey belâ-keş
Hâcet biter olmagıl müşevveş
Akl ile açılur ol muammâ
Leylîni sana verürler ammâ
Şartı bu ki olasen hıred-mend
Erbâb-ı hıredden alasen pend
Ref‘ ola alâmet-i cünûnun
Akl ola hemîşe reh-nümûnun
Mecnûn dedi ey edîb-i kâmil
Dîvâne-i aşk olur mı âkil
Ger mende bu ihtiyâr olaydı
Tedbîrüme i‘tibâr olaydı
Evvelden edeb şiâr ederdüm
Temkînümi üstüvâr ederdüm
Olmazdı bu hâle ihtiyâcum
Kim ola azâb ile ilâcum
Mende bu ilâca yoh müdârâ
Min kez gamum etdüm âşikârâ
Yohdur revişümde inkılâbum
Evvelki cevâbdur cevâbum
Sen ehl-i hıredsen eyle tedbîr
Tedbîrün ede meğer ki te’sîr
Leylîni dahi men etmeyem yâd
Men âkil-i vakt olam sen âzâd
Ol pîr-i şikeste-hâl ü hayrân
Tedbîr-i ilâc edüp firâvân
Her handa eşitdi bir tabîbi
Gül-zârınun oldı andelîbi
İzhâr edüp ana ihtiyâcın
Bîmârınun istedi ilâcın
Bîmârına min tabîb-i hâzık
Bir şerbet içürmedi muvâfık
Her yerde ki bildi bir nazar-gâh
Varup ana oldı hâk-i dergâh
Çoh el götürüp duâlar etdi
Çoh nezr verüp atâlar etdi
Re’yiyle melûlin etmeğe şâd
Min pîrden almadı bir irşâd
Çoh sihr olunup yazıldı ta‘vîz
Çoh mekrlere dutuldı ümmîz
Edilmedi hiç biriyle çâre
Ne çâre kazâ-yı Kirdgâra
Bir gün dediler ana ki ey pîr
Âlemde sana bu kaldı tedbîr
Kim Ka’beye iltesen esîrün
Ola ki Hak ola dest-gîrün
Tavf-ı Harem olsa ana hâsıl
Ser-geşteliğ andan ola zâil
Ursa Hacer-i mübâreke baş
Yumşana eğer ola kara daş
Bu Mecnûn-ı bî-çârenün Ka‘beye yüz urduğıdur ve Münâcât ile sevdâsın arturduğıdur
Ol pîr bu hayr işe kılup cehd
Mecnûna müretteb etdi bir mehd
Aldı anı azm-i râh kıldı
Azm-i harem-i İlâh kıldı
Çün Ka‘beye erdi ol nîkû-hûy
Mecnûna dedi ki ey belâ-cûy
Dut Ka‘beye rûy tâat eyle
Temkîn ü edeb riâyet eyle
Ta‘zîm şerâitin edâ kıl
İhlâs-ı dürüst edüp duâ kıl
Ola ki kabûl ola niyâzun
Hak şefkati ola çâre-sâzun
Bu yerde kabûl olur duâlar
Bu buk‘ada bahş olur atâlar
Kıl tevbe ki ahsen-i ameldür
Cehd eyle necâta kim meheldür
Mihr-i ebedî fenâ bulur mı
Men şem‘-i serâçe-i firâkem
Sûz-ı ciğer ile hoş-mezâkem
Menden dileyen bu sûzı zâil
Bî-dâduma olmış ola mâil
Şem‘ün ki hayâtı oldı âteş
Hâli anun âteş iledür hoş
Oddan dileyen anun necâtın
Fânî dilemiş ola hayâtın
Düşmenliğe dûstlığ kılup ad
Tedbîr-i necâtum eylemen yâd
Men garka-i bahr-ı şevk-i yârem
Berhem-zede-i gam-ı nigârem
Ancak sebeb-i karârum oldur
Ârâm-ı dil-i figârum oldur
Anunla edün bu derde merhem
Urman dahi andan özgeden dem
Dersüz mana var dil-rübâlar
Leylî kimi çoh perî-likâlar
Bi’llâh demenüz bu harfi zinhâr
Âlemde bir andan özge kim var
Bülbül gül içün kılanda nâle
Derdine devâ olur mı lâle
Husrev değülem ki mana dilber
Şîrîn ola gâh gâh Şekker
Men yek-cihetem tarîkatümde
Tagyîr işi yoh cibilletümde
Özrini beyân edüp hem ol dem
Takrîre getürdi bir gazel hem
Bu gazel Mecnûn dilindendir
Aşk derdi ey mûalic kâbil-i derman değül
Cevherinden eylemek cismi cüdâ âsân değül
Devr cevrinden şikâyet edene âşık demen
Aşk mesti vâkıf-ı keyfiyyet-i devrân değül
Şehrden sahrâya bir fark olduğın her kim bilür
Bilmiş ol kim aşk sahrâsında ser-gerdân değül
Her kim idrâk eyler öz keyfiyyet-i hâlin henüz
Dûst ruhsârına ayn-ı şevk ile hayrân değül
Cânı cânân ittihâdı fâriğ eyler cismden
Cismden âgâh olan cân vâsıl-ı cânân değül
Der imiş düşmen ki hem-demdür Fuzûlî yâr ile
Her sözi bühtân ise hakkâ bu söz bühtân değül
Bu Mecnûn atasınun Leylîye hâstârlığıdır ve Leylî atasının Mecnûndan bîzârlığıdur
Sâkî getür ol şarâb-ı nâbı
Kim yetdi nisâba gam hisâbı
Gam düşmen-i cân-ı mübtelâdur
Def‘ eyeleye gör ki bir belâdur
Söz cevherine olan hırîdâr
Bu nev‘ ile germ kıldı bâzâr
Kim âciz olup gam içre ol pîr
Mecnûnına kıldı fikr-i zencir
Bildi ger olmaz olsa Leylî
Mümkin değül olmağı tesellî
Kıldı talebin özine lâzım
Cem‘ etdi eâlî vü eâzım
Ümmîd ile bağladı umup kâm
Ol ka‘be-i ârzûya ihrâm
Çün Leylî atası bildi hâli
Üydürdi ekâbir ü ehâlî
Karşularına olup revâne
Kıldı olarunla azm-i hâne
Ehlen sehlen deyüp demâdem
Min kez dedi ola hayr makdem
Çün şem‘-sıfat olar oturdı
Bu serv kimi ayağa durdı
Ortaya bırahdı dürlü hânlar
Tâ kâm-ı dil ala mihmânlar
Olmışdı dolup kebâb ile hân
Cedy ü hamel ile âsman-sân
Ammâ aceb er kıla hıred-mend
Ol hânları âsmâna mânend
Her kim garazın bulurdı hândan
Bu mümkin olur mı âsmandan
Hânlar götürildüğünde ol pîr
Takrîb ile derdin etdi takrîr
K’ey kadr ile kıble-i kabâil
Senden kamunun murâdı hâsıl
Asl ü nesebüm sana ıyândur
Hükmüm niçe min eve revândur
Meşhûr-ı kabâilem sahâda
Ma‘rûf-ı tavâifem atâda
Hem var maahbbetümde te’sîr
Hem var adâvetümde teşvîr
Ser-defter-i ehl-i rûzgârem
Her niçe desem yüz anca varem
Nahl-i emelüm semer verüpdür
Îzed mana bir güher verüpdür
Hâla dilerem bu turfe lû’lû
Bir la‘l ile ola hem-terâzû
Tâ lû’lû olanda la‘le vâsıl
Terkîb kılam müferrih-i dil
Çoh kânlara tîşe-veş yüz urdum
Çoh la‘l hakîkatini sordum
Her kânda eğerçi la‘l çohdur
Bir la‘l ki lâyık ola yohdur
Bir la‘lün eşitmişem senün var
Kim lû’lüme oldurur sezâ-vâr
Lutf eyle inâyet et kerem kıl
Ol la‘l ile dürri muhterem kıl
Kılsun güli serv sâye-perver
Olsun güle serv sâye-güster
Fehm et sözümi tegâfül etme
Hayr işdür bu teallül etme
Ger hâsıl olur bu kâm senden
Her ne diler isen iste menden
Anca kılayum sana revân genc
Kim yer yüzin eyleye nihân genc
Anca güher eyleyem revâne
Kim bulmayasen ana hizâne
Ol serv-i semen-berün atası
Ol genc-i nihânun ejdehâsı
Lutf ile dedi ki ey hıred-mend
Men kimi esîr-i dâm-ı ferzend
Sen hoş geldün safâ getürdün
Topraklardan bizi götürdün
Müşkilce hitâbdur hitâbun
Bilmen nişe vereyüm cevâbun
Kurbün bilürem mana şerefdür
Ammâ halefün aceb halefdür
Mecnûn deyü ta‘n eder halâyık
Mecnûna menüm kızum ne lâyık
Leylî demenem ki nâzenîndür
Bir tîre kenîz-i kem-terîndür
Olmaz mı kenîz cins-i merdüm
Yohdur mı kenîze hem terahhum
Dîv ile perî olur mı hem-dem
Olmaz sözi açma ebsem ebsem
Dîvâneye zâyi‘ eyleme renc
Vîrâne gerek nedür ana genc
Tedbîr ile dönderüp mizâcın
Sevdâsınun eylesen ilâcın
Leylî anun olsun eyledüm ahd
Var imdi sen et ilâcına cehd
Bu Mecnûnun atasınun hırmânıdur ve Gayr bâbdan tedbîr-i dermânıdur
Ol sâhib-i neng ü nâm ü nâmûs
Döndi eve geldi hâr ü me’yûs
Mecnûna dedi ki ey belâ-keş
Hâcet biter olmagıl müşevveş
Akl ile açılur ol muammâ
Leylîni sana verürler ammâ
Şartı bu ki olasen hıred-mend
Erbâb-ı hıredden alasen pend
Ref‘ ola alâmet-i cünûnun
Akl ola hemîşe reh-nümûnun
Mecnûn dedi ey edîb-i kâmil
Dîvâne-i aşk olur mı âkil
Ger mende bu ihtiyâr olaydı
Tedbîrüme i‘tibâr olaydı
Evvelden edeb şiâr ederdüm
Temkînümi üstüvâr ederdüm
Olmazdı bu hâle ihtiyâcum
Kim ola azâb ile ilâcum
Mende bu ilâca yoh müdârâ
Min kez gamum etdüm âşikârâ
Yohdur revişümde inkılâbum
Evvelki cevâbdur cevâbum
Sen ehl-i hıredsen eyle tedbîr
Tedbîrün ede meğer ki te’sîr
Leylîni dahi men etmeyem yâd
Men âkil-i vakt olam sen âzâd
Ol pîr-i şikeste-hâl ü hayrân
Tedbîr-i ilâc edüp firâvân
Her handa eşitdi bir tabîbi
Gül-zârınun oldı andelîbi
İzhâr edüp ana ihtiyâcın
Bîmârınun istedi ilâcın
Bîmârına min tabîb-i hâzık
Bir şerbet içürmedi muvâfık
Her yerde ki bildi bir nazar-gâh
Varup ana oldı hâk-i dergâh
Çoh el götürüp duâlar etdi
Çoh nezr verüp atâlar etdi
Re’yiyle melûlin etmeğe şâd
Min pîrden almadı bir irşâd
Çoh sihr olunup yazıldı ta‘vîz
Çoh mekrlere dutuldı ümmîz
Edilmedi hiç biriyle çâre
Ne çâre kazâ-yı Kirdgâra
Bir gün dediler ana ki ey pîr
Âlemde sana bu kaldı tedbîr
Kim Ka’beye iltesen esîrün
Ola ki Hak ola dest-gîrün
Tavf-ı Harem olsa ana hâsıl
Ser-geşteliğ andan ola zâil
Ursa Hacer-i mübâreke baş
Yumşana eğer ola kara daş
Bu Mecnûn-ı bî-çârenün Ka‘beye yüz urduğıdur ve Münâcât ile sevdâsın arturduğıdur
Ol pîr bu hayr işe kılup cehd
Mecnûna müretteb etdi bir mehd
Aldı anı azm-i râh kıldı
Azm-i harem-i İlâh kıldı
Çün Ka‘beye erdi ol nîkû-hûy
Mecnûna dedi ki ey belâ-cûy
Dut Ka‘beye rûy tâat eyle
Temkîn ü edeb riâyet eyle
Ta‘zîm şerâitin edâ kıl
İhlâs-ı dürüst edüp duâ kıl
Ola ki kabûl ola niyâzun
Hak şefkati ola çâre-sâzun
Bu yerde kabûl olur duâlar
Bu buk‘ada bahş olur atâlar
Kıl tevbe ki ahsen-i ameldür
Cehd eyle necâta kim meheldür
Kudretün gül-zârına bir sebze Sidrü’l-müntehâ
Hikmetün şem‘ine bir pervâne Cibrîl-i emîn
Sun‘un eyvânında bir kandîldür nüh âsmân
San‘atun dîbâcesinden bir varak rûy-i zemîn
Dergeh-i ta‘zîm ü tekrîmünden âlem kâm-cûy
Hırmen-i ihsân ü eltâfundan âdem hûşe-çîn
Arsa-i idrâk-i fevz-i re’fetün dârül-emân
Rişte-i ümmîd-i feyz-i rahmetün hablü’l-metîn
Hâkdan her zerre te’yîdünle bir cism-i latîf
Âbdan her katra tevfîkünle bir dürr-i semîn
Ol amîmü’l-feyz mün’imsen ki feyz-i şâmilün
Rızk taksîminde kılmaz imtiyâz-ı küfr ü dîn
Vâdî-i derkündedür ser-geşte fehm-i tünd-seyr
Mülk-i tevhîdündedür mahsûr akl-ı dûr-bîn
İlm-i irfânunda her kim bir yakîn bulmuş velî
Hîç şek yohdur kim ol idrâki hasr etmez yakîn
İktizâ-yı hikmetün izhâr-ı kudret kılmağa
İhtilâf-ı tab‘ ile ezdâdı etmiş hem-nişîn
Hâdisât-ı ihtilâf-ı devrden görmez halel
Kime kim ma‘mûre-i hıfzun olur hısn-ı hasîn
Hîç kim cürm ile dergâhundan olmaz nâ-ümîd
Senden ister kâm eger rüsvâ vü ger halvet-nişîn
Sensen izhâr eyleyen ma‘şûka âşık şevkini
Âşıkı sensen kılan ma‘şûk şevkiyle hazîn
Neş’e-i aşkunladur Mecnûn sürûdı sûznâk
Pertev-i hüsnünledür Leylî cemâli nâzenîn
Pâdişâhâ iktizâ-yı hikmetün tenbîh edüp
Gerçi havrâ ravza-i tâ‘âta konmışdır rehîn
Tâ‘atun eyler Fuzûlî tâkat oldukça velî
Hırs ile ne ravza-i Rıdvan diler ne hûr-i ‘în
Hûr-i ‘în ü ravza-i Rıdvan havâyîlikdürür
Nefsden geçmişdür ol senden rızâ ister hemîn
Bu vâcibü’l-vücûd isbâtına bürhân-ı kâtı‘dur ve Bekâ-i sâir-i mevcûdâta delîl-i mâni‘dür.
Etmek gerek ehl-i feyz ü bîniş
Tahkîk-i vücûd-ı âferîniş
Bilmek gerek anı kim cevâhir
Ne genc-i nihândan oldı zâhir
Ne dâiredür bu devr-i eflâk
Ne zâbıtadur bu merkez-i hâk
Cisme arazı kim etdi kâim
Nâra neden oldı nûr lâzım
Her hilkate gerçi bir sebep var
Âyâ sebebi kim etdi izhâr
Ger kâf ile nûndan oldı âlem
Âyâ neden oldı kâf ü nûn hem
Bî-hûde değül bu kâr-hâne
Bî-fâide gerdiş-i zemâne
Hâşâ ki bu turfe nakş-ı garrâ
Nakkâşından ola müberrâ
Hâşâ ki bu bârgâh-ı âli
Bir dem eyesinden ola hâlî
Fikr eyle vü gör nedür bu üslûb
Ne sâni‘edür bu sun‘ mensûb
Her zerre-i zâhirün zuhûrı
Bir özgeye bağludur zarûrî
Ger gâyete eylesen teemmül
Zâhir olur anda mazhar-ı kül
Versen özüne fenâ-yı mutlak
İsbât olur ol fenâ ile Hak
Ger var ise ma‘rifet mezâkı
Fânî sana bes delîl-i bâkî
Hakkâ ki hemîn vücûd birdür
Bir zâta vücûd münhasırdur
Aksidür anun vücûd-i ağyâr
Ma‘nîde yoh i‘tibâr ile var
Var olanı halk yoh sanurlar
Yoh varlığına aldanurlar
Yohdur bu vücûdun i‘tibârı
Hak âyînedür cihân gubârı
Ey akl edeb riâyet eyle
Bu bilmek ile kifâyet eyle
Tahkîk-i sıfâta kâni‘ olgıl
Endîşe-i zâta mâni‘ olgıl
Ol perdeye kimse râh bulmaz
Tahkîk bil anı bilmek olmaz
Ger yetse idi bu sırra idrâk
Demezdi Resûl mâ arefnâk
Halk oldı bu bahr-ı hayrete gark
Tâ halkdan ola Hâlika fark
Her rişte ki Hak ıyân edüpdür
Ser-riştesini nihân edüpdür
Bir kimse eğer olaydı âgâh
Kim halkı nişe yaradur Allâh
Mümkin ki irâdetiyle ol hem
Halk edebileydi özge âlem
Vermez çü kemâl-i hikmet-i Hak
Tahkîk-i rümûza râh-ı mutlak
Fâş oldı ki sırr-ı Hak nihândur
Âlemde nişânı bî-nişândur
Bu izhâr-ı i‘tirâf-ı cehâletdür ve İkrâr-ı isrâf-ı ma‘siyetdür
Ey hikmete bahmayan nazarsuz
Ahvâl-i zemâneden habersüz
Ta‘n etme ki çerh bî-vefâdur
Dâim işi cevr ile cefâdur
Şerh eyle mana ki çerh n’etdi
Andan ne cefâ zuhûra yetdi
Nen var idi kim elünden aldı
Ne mertebeden aşağa saldı
Devrâna getürdi mihr ü mâhı
Anc’etdi sipîdi vü siyâhı
Geh âteşe zecr-i âb verdi
Geh bâda gam-ı türâb verdi
Şem‘-i emelün münevver etdi
Her ne diledün müyesser etdi
Kıldı seni hîçden bir âdem
Esbâb-ı tena‘‘umun ferâhem
Çerhun hod işi senünle böyle
Sen n’eyledün anun ile söyle
Her dem anı bî-vefâ ohursen
Dönsün deyü min duâ ohursen
Çün ol sana kıldı mihr-bânlığ
Yahşılığa eyleme yamanlığ
Ey rûh ki câm-ı cehl edüp nûş
Hubb-i vatan eyledün ferâmûş
Kim saldı seni bu teng râha
Handan düşdün bu dâm-gâha
Sen terk kılup adem diyârın
Buldukda vücûd-ı i‘tibârın
Kılmışdı senünle hikmetullâh
Ecnâs-ı havâs u aklı hem-râh
Tâ âleme geldüğün zamanda
Bâzâr-ı tereddüd-i cihânda
Sermâyeleründen edesen sûd
Ol sûd nedür rızâ-yı ma’bûd
Hâlâ ki hasâret oldı vâki‘
Sermâyelerün tamâm zâyi‘
Hayrân ü mükedder ü tehî-dest
Ahvâli harâb ü rütbesi pest
Dönsen yine geldüğün makâma
Kâbil mi düşersen ihtirâma
Elbetde zelil ü hâr olursen
Bu fi‘l ile şerm-sâr olursen
Ey nefs-perest ü cism-perver
Olma gam-ı hırs ile mükedder
Cehd ile azâb-ı gûr yığma
Sa‘y eyle metâ-ı mûr yığma
Alma ele sâgar-ı mey-i nâb
Kim garka eder seni bu gird-âb
Olma nigerân-ı sebze-i beng
K’âyîne-i dînüne salur jeng
Def kimi gögüsde lehv koyma
Ney kimi hevâ-yı nefse uyma
Dâmân-ı tarîk-i şer‘ dutgıl
Her ne ki hilâf-ı şer‘ unutgıl
Tahkîk-i vesîle-i vusûl et
Taklîd-i şerîat-i Resûl et
Bu ser-defter-i enbiyânın evsâfından bir varakdur ve Server-i asfiyânun gül-zâr-ı eltâfından bir tabakdur
Ey pâdişeh-i serîr-i levlâk
Maksûd-ı vücûd-ı hâk ü eflâk
Olmış eflâk hâk-i râhun
Çekmiş eflâke hâk câhun
Ey râkım-ı nüsha-i meânî
Ma’mûre-i ilm-i dîne bânî
Şâhenşeh-i mesned-i risâlet
Ressâm-ı kavâid-i adâlet
Ey arş-nevâz ü ferş-perver
Defterdâr-ı hisâb-ı mahşer
Ser-defter-i enbiyâ-yı mürsel
Anlara hem âhir ü hem evvel
Ey vâzı‘-ı ıstılâh-ı îmân
Hakdan sebeb-i nüzûl-i Fürkân
Sensen sultân ü gayr haylün
Senden özge senün tufeylün
Ey halvet-i kudse şem‘-i mahfil
Cibrîl teredüdine menzil
Hak emri senünle halka cârî
Kavlünle ol emrün i‘tibârı
Ey kıble-nümâ-yı ehl-i tâat
Gencîne-i gevher-i şefâat
Tâc-ı ser-i arş hâk-i pâyun
Şem‘-i şeb-i Kadr nûr-ı râyun
Ey vâsıta-i nizâm-ı âlem
Dîvân-ı Haka vezîr-i a‘zam
İrfân-ı sıfât u zâta ârif
Keyfiyyet-i kâinâta vâkıf
Ey zâtun içün beşer vücûdı
Âdemde sana melek sücûdı
Yâsin sadef-i dür-i sıfâtun
Tâhâ gül-i bûstân-ı zâtun
Ey mekteb-i dânişe muallim
Mahrûse-i hükm-i şer‘e hâkim
Dergâhuna enbiyâ rücûı
Ta‘zîmüne âsman rükûı
Tahsin sana ey huceste-fercâm
Kim vaz‘ kılup tarîk-ı İslâm
Keyfiyyet-i hâli rûşen etdün
Hayr ü şer işin muayyen etdün
Ahvâl-i evâmir ü nevâhî
Ma‘lûm etdün bize ke-mâhî
Sen bildürdün ki kimdür Allâh
Sensüz kim olurdı andan âgâh
Güm-râhları tarîka saldun
Üftâdelerün elini aldun
Fâş oldı nasîhatün cihâna
Sen koymadun ortada behâne
Ammâ bize yohdur ol saâdet
Kim hıfz-ı tarîkun ola âdet
İhmâl ederüz itâatünde
Taksîr edâ-yı hidmetünde
Her niçe ki hâr ü şerm-sâruz
Bu cürm ile hem ümîd-vâruz
Kim feyz-i avâtıf-ı amîmün
Şad eyleye gönlin ehl-i bîmün
Hikmetün şem‘ine bir pervâne Cibrîl-i emîn
Sun‘un eyvânında bir kandîldür nüh âsmân
San‘atun dîbâcesinden bir varak rûy-i zemîn
Dergeh-i ta‘zîm ü tekrîmünden âlem kâm-cûy
Hırmen-i ihsân ü eltâfundan âdem hûşe-çîn
Arsa-i idrâk-i fevz-i re’fetün dârül-emân
Rişte-i ümmîd-i feyz-i rahmetün hablü’l-metîn
Hâkdan her zerre te’yîdünle bir cism-i latîf
Âbdan her katra tevfîkünle bir dürr-i semîn
Ol amîmü’l-feyz mün’imsen ki feyz-i şâmilün
Rızk taksîminde kılmaz imtiyâz-ı küfr ü dîn
Vâdî-i derkündedür ser-geşte fehm-i tünd-seyr
Mülk-i tevhîdündedür mahsûr akl-ı dûr-bîn
İlm-i irfânunda her kim bir yakîn bulmuş velî
Hîç şek yohdur kim ol idrâki hasr etmez yakîn
İktizâ-yı hikmetün izhâr-ı kudret kılmağa
İhtilâf-ı tab‘ ile ezdâdı etmiş hem-nişîn
Hâdisât-ı ihtilâf-ı devrden görmez halel
Kime kim ma‘mûre-i hıfzun olur hısn-ı hasîn
Hîç kim cürm ile dergâhundan olmaz nâ-ümîd
Senden ister kâm eger rüsvâ vü ger halvet-nişîn
Sensen izhâr eyleyen ma‘şûka âşık şevkini
Âşıkı sensen kılan ma‘şûk şevkiyle hazîn
Neş’e-i aşkunladur Mecnûn sürûdı sûznâk
Pertev-i hüsnünledür Leylî cemâli nâzenîn
Pâdişâhâ iktizâ-yı hikmetün tenbîh edüp
Gerçi havrâ ravza-i tâ‘âta konmışdır rehîn
Tâ‘atun eyler Fuzûlî tâkat oldukça velî
Hırs ile ne ravza-i Rıdvan diler ne hûr-i ‘în
Hûr-i ‘în ü ravza-i Rıdvan havâyîlikdürür
Nefsden geçmişdür ol senden rızâ ister hemîn
Bu vâcibü’l-vücûd isbâtına bürhân-ı kâtı‘dur ve Bekâ-i sâir-i mevcûdâta delîl-i mâni‘dür.
Etmek gerek ehl-i feyz ü bîniş
Tahkîk-i vücûd-ı âferîniş
Bilmek gerek anı kim cevâhir
Ne genc-i nihândan oldı zâhir
Ne dâiredür bu devr-i eflâk
Ne zâbıtadur bu merkez-i hâk
Cisme arazı kim etdi kâim
Nâra neden oldı nûr lâzım
Her hilkate gerçi bir sebep var
Âyâ sebebi kim etdi izhâr
Ger kâf ile nûndan oldı âlem
Âyâ neden oldı kâf ü nûn hem
Bî-hûde değül bu kâr-hâne
Bî-fâide gerdiş-i zemâne
Hâşâ ki bu turfe nakş-ı garrâ
Nakkâşından ola müberrâ
Hâşâ ki bu bârgâh-ı âli
Bir dem eyesinden ola hâlî
Fikr eyle vü gör nedür bu üslûb
Ne sâni‘edür bu sun‘ mensûb
Her zerre-i zâhirün zuhûrı
Bir özgeye bağludur zarûrî
Ger gâyete eylesen teemmül
Zâhir olur anda mazhar-ı kül
Versen özüne fenâ-yı mutlak
İsbât olur ol fenâ ile Hak
Ger var ise ma‘rifet mezâkı
Fânî sana bes delîl-i bâkî
Hakkâ ki hemîn vücûd birdür
Bir zâta vücûd münhasırdur
Aksidür anun vücûd-i ağyâr
Ma‘nîde yoh i‘tibâr ile var
Var olanı halk yoh sanurlar
Yoh varlığına aldanurlar
Yohdur bu vücûdun i‘tibârı
Hak âyînedür cihân gubârı
Ey akl edeb riâyet eyle
Bu bilmek ile kifâyet eyle
Tahkîk-i sıfâta kâni‘ olgıl
Endîşe-i zâta mâni‘ olgıl
Ol perdeye kimse râh bulmaz
Tahkîk bil anı bilmek olmaz
Ger yetse idi bu sırra idrâk
Demezdi Resûl mâ arefnâk
Halk oldı bu bahr-ı hayrete gark
Tâ halkdan ola Hâlika fark
Her rişte ki Hak ıyân edüpdür
Ser-riştesini nihân edüpdür
Bir kimse eğer olaydı âgâh
Kim halkı nişe yaradur Allâh
Mümkin ki irâdetiyle ol hem
Halk edebileydi özge âlem
Vermez çü kemâl-i hikmet-i Hak
Tahkîk-i rümûza râh-ı mutlak
Fâş oldı ki sırr-ı Hak nihândur
Âlemde nişânı bî-nişândur
Bu izhâr-ı i‘tirâf-ı cehâletdür ve İkrâr-ı isrâf-ı ma‘siyetdür
Ey hikmete bahmayan nazarsuz
Ahvâl-i zemâneden habersüz
Ta‘n etme ki çerh bî-vefâdur
Dâim işi cevr ile cefâdur
Şerh eyle mana ki çerh n’etdi
Andan ne cefâ zuhûra yetdi
Nen var idi kim elünden aldı
Ne mertebeden aşağa saldı
Devrâna getürdi mihr ü mâhı
Anc’etdi sipîdi vü siyâhı
Geh âteşe zecr-i âb verdi
Geh bâda gam-ı türâb verdi
Şem‘-i emelün münevver etdi
Her ne diledün müyesser etdi
Kıldı seni hîçden bir âdem
Esbâb-ı tena‘‘umun ferâhem
Çerhun hod işi senünle böyle
Sen n’eyledün anun ile söyle
Her dem anı bî-vefâ ohursen
Dönsün deyü min duâ ohursen
Çün ol sana kıldı mihr-bânlığ
Yahşılığa eyleme yamanlığ
Ey rûh ki câm-ı cehl edüp nûş
Hubb-i vatan eyledün ferâmûş
Kim saldı seni bu teng râha
Handan düşdün bu dâm-gâha
Sen terk kılup adem diyârın
Buldukda vücûd-ı i‘tibârın
Kılmışdı senünle hikmetullâh
Ecnâs-ı havâs u aklı hem-râh
Tâ âleme geldüğün zamanda
Bâzâr-ı tereddüd-i cihânda
Sermâyeleründen edesen sûd
Ol sûd nedür rızâ-yı ma’bûd
Hâlâ ki hasâret oldı vâki‘
Sermâyelerün tamâm zâyi‘
Hayrân ü mükedder ü tehî-dest
Ahvâli harâb ü rütbesi pest
Dönsen yine geldüğün makâma
Kâbil mi düşersen ihtirâma
Elbetde zelil ü hâr olursen
Bu fi‘l ile şerm-sâr olursen
Ey nefs-perest ü cism-perver
Olma gam-ı hırs ile mükedder
Cehd ile azâb-ı gûr yığma
Sa‘y eyle metâ-ı mûr yığma
Alma ele sâgar-ı mey-i nâb
Kim garka eder seni bu gird-âb
Olma nigerân-ı sebze-i beng
K’âyîne-i dînüne salur jeng
Def kimi gögüsde lehv koyma
Ney kimi hevâ-yı nefse uyma
Dâmân-ı tarîk-i şer‘ dutgıl
Her ne ki hilâf-ı şer‘ unutgıl
Tahkîk-i vesîle-i vusûl et
Taklîd-i şerîat-i Resûl et
Bu ser-defter-i enbiyânın evsâfından bir varakdur ve Server-i asfiyânun gül-zâr-ı eltâfından bir tabakdur
Ey pâdişeh-i serîr-i levlâk
Maksûd-ı vücûd-ı hâk ü eflâk
Olmış eflâk hâk-i râhun
Çekmiş eflâke hâk câhun
Ey râkım-ı nüsha-i meânî
Ma’mûre-i ilm-i dîne bânî
Şâhenşeh-i mesned-i risâlet
Ressâm-ı kavâid-i adâlet
Ey arş-nevâz ü ferş-perver
Defterdâr-ı hisâb-ı mahşer
Ser-defter-i enbiyâ-yı mürsel
Anlara hem âhir ü hem evvel
Ey vâzı‘-ı ıstılâh-ı îmân
Hakdan sebeb-i nüzûl-i Fürkân
Sensen sultân ü gayr haylün
Senden özge senün tufeylün
Ey halvet-i kudse şem‘-i mahfil
Cibrîl teredüdine menzil
Hak emri senünle halka cârî
Kavlünle ol emrün i‘tibârı
Ey kıble-nümâ-yı ehl-i tâat
Gencîne-i gevher-i şefâat
Tâc-ı ser-i arş hâk-i pâyun
Şem‘-i şeb-i Kadr nûr-ı râyun
Ey vâsıta-i nizâm-ı âlem
Dîvân-ı Haka vezîr-i a‘zam
İrfân-ı sıfât u zâta ârif
Keyfiyyet-i kâinâta vâkıf
Ey zâtun içün beşer vücûdı
Âdemde sana melek sücûdı
Yâsin sadef-i dür-i sıfâtun
Tâhâ gül-i bûstân-ı zâtun
Ey mekteb-i dânişe muallim
Mahrûse-i hükm-i şer‘e hâkim
Dergâhuna enbiyâ rücûı
Ta‘zîmüne âsman rükûı
Tahsin sana ey huceste-fercâm
Kim vaz‘ kılup tarîk-ı İslâm
Keyfiyyet-i hâli rûşen etdün
Hayr ü şer işin muayyen etdün
Ahvâl-i evâmir ü nevâhî
Ma‘lûm etdün bize ke-mâhî
Sen bildürdün ki kimdür Allâh
Sensüz kim olurdı andan âgâh
Güm-râhları tarîka saldun
Üftâdelerün elini aldun
Fâş oldı nasîhatün cihâna
Sen koymadun ortada behâne
Ammâ bize yohdur ol saâdet
Kim hıfz-ı tarîkun ola âdet
İhmâl ederüz itâatünde
Taksîr edâ-yı hidmetünde
Her niçe ki hâr ü şerm-sâruz
Bu cürm ile hem ümîd-vâruz
Kim feyz-i avâtıf-ı amîmün
Şad eyleye gönlin ehl-i bîmün
Mecnûn bulup ol makâmdan zevk
Saldı anı çerhe neş’e-i şevk
Sûz ile çeküp ciğerden âvâz
Arz etdi binâ-yı Kâ‘beye râz
K’ey sakfı bülend ü kadri âlî
Mihrâb-ı eâzım ü eâlî
Ey kıble-i ehl-i izz ü ikbâl
Ruhsâr-ı zemîne anberîn hâl
Ey mağz-ı vefâya kisvetün pûst
Hem-reng-i pelâs-ı hâne-i dûst
Ey gül-bün-i gonca-i ibâdet
Sandûk-ı cevâhir-i saâdet
Ey dâim olan menümle hem-derd
Ammâ ne menüm kimi cihân-gerd
Göğsine uran Hacer kimi daş
Zemzem kimi gözden ahıdan yaş
Peyveste siyeh kılan libâsın
Gönlinde nihân dutan hevâsın
Bi’llâh kimesen bu yerde âşık
Söyle ki enîsünem muvâfık
Olmış sana aşk feyzi hâsıl
Kılmış seni kıble-i kabâil
Yâ Rab bû harem-serâ hakiyçün
Bu ma‘bed-i pür-safâ hakiyçün
Kıl mende binâ-yı aşkı dâim
Mânend-i esâs-ı Kâ‘be kâim
Sal gönlüme derd-i aşkdan gam
Her lahza vü her zamân ü her dem
Aşk içre müdâm şevküm artur
Şevk ile hemîşe zevküm artur
Her handa ki âlem içre gam var
Kıl gönlümi ol gama giriftâr
Endîşe-i akldan cüdâ kıl
Aşk ile hemîşe âşinâ kıl
Artur mana zevk ü şevk-ı Leylî
Dâim mana anda kıl tecellî
Çohdur benî Âdem içre bî-dâd
Et gönlümi vahşet ile mu‘tâd
Bir mülkde ver mana karârı
Kim yetmeye âdemî gubârı
Ol zâir-i Kâ‘be-i inâbet
İsterdi duâ kılup icâbet
Tuğyân-ı belâdan etmeyüp fikr
Bu şi‘r idi her dem etdüği zikr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ meni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ meni
Az eyleme inâyetüni ehl-i derdden
Ya‘ni ki çoh belâlara kıl mübtelâ meni
Oldukça men götürme belâdan irâdetüm
Men isterem belânı çü ister belâ meni
Temkînümi belâ-yı mahabbetde kılma süst
Tâ dûst ta‘n edüp demeye bî-vefâ meni
Getdükçe hüsnin eyle ziyâde nigârumun
Geldükçe derdine beter et mübtelâ meni
Men handan ü mülâzemet-i i‘tibâr ü câh
Kıl kâbil-i saâdet-i fakr ü fenâ meni
Eyle zaîf eyle tenüm fürkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ meni
Nahvet kılup nasîb Fuzûlî kimi mana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak mana meni
Bu Mecnûnun Kâ‘beden mürâcaatidür ve Vuhûş ile musâhabetidür
Bir bir eşidüp sözin atası
Bildi ki kabûl olur duâsı
Efzûn olur gam ü melâmet
Mümkin değül oğlına selâmet
Çoh kıldı figân ü nâle vü zâr
Oğlından ümîd kesdi nâ-çâr
Ol pîr kalup orada hayrân
Mecnûn dutuben reh-i beyâbân
Tenhâ sefer ihtiyâr kıldı
Azm-i ser-i kûy-i yâr kıldı
Gündüz gözi yaşı hâdî-i râh
Gece yolı şem‘i şu‘le-i âh
Gerd-i reh-i yârı yâd ederdi
Geh otura geh dura gederdi
Bu Mecnûnun derdini dağa şerh etdüğidür ve Andan nevmîd getdügidür
Bir dağa erişdi yolda nâgâh
Kaddine libâs-ı vehm kûtâh
Tiğinde ukâb-ı çerh kanı
Mazmûn kemerinde la‘l kânı
Mün‘im sıfatı libâsı fâhir
Ceyb ü bagali dolu cevâhir
Deryâ kıluben ana tazarru‘
Eylerdi zahîresin tevakku‘
Sahrâ edüben ana tevellâ
Eylerdi maîşetin temennâ
Ol çeşmeler eyleyüp revâne
Olmışdı olara ata ane
Ta‘zîm ile kılmış anı Hak yâd
Kur’anda ki el ci‘bâle evtâd
Mecnûn ana eyleyüp temâşâ
Bir odlu sürûd kıldı inşâ
Oldukda sürûd ile nevâ-sâz
Andan hem eşitdi aks-i âvâz
Sandı ki öziyle hem-nefesdür
Dedi mana bu refik besdür
Yüz şükr ki yâr-ı gâr buldum
Gezdüm bu cihânı yâr buldum
Aşk odın ana hem etdi rûşen
K’ey gûşe-nişîn-i pâk-dâmen
Sûz-ı ciğerümden oldun âgâh
Ahsen ahsent bâreka’llah
Bir âşık-ı mübtelâ imişsen
Derd ehline âşinâ imişsen
Sensen mana hem-dem-i muvâfık
Dâğ ile olur hemîşe âşık
Bî-dâd ile göğsüne urup daş
Derd ile gözünden ahıdup yaş
N’oldı sana beyle mest olupsen
Gam dâmına pây-best olupsen
Kan ile dolupdurur kenârun
Ne gülden ola bu lâle-zârın
Bağrun görürem olupdurur su
Ne serv-kadün hevâsıdur bu
Gel ağlayalum bu mâcerâya
Bir dem koşalum sadâ sadâya
Çün bir dem anunla ağladı zâr
Derd-i dil-i zârın etdi izhâr
Azm eyledi hâk-i kûy-ı yâra
Leylînün evi olan diyâra
Bu Mecnûnun gazâl ile mülâkâtıdur ve Aşk bâbında onunla olan hâlâtıdur
Gördi ki bir avcı dâm kurmış
Dâmına gazâller yüz urmış
Ol dâma cefâ-yı çerh-i gaddâr
Bir âhunı eylemiş giriftâr
Bir âhu esîr-i dâmı olmış
Kan yaşı kara gözine dolmış
Boynı kurulu ayağı bağlu
Şehlâ gözi nemlü cânı dağlu
Ahvâline rahm kıldı Mecnûn
Bandı ana tökdi eşk-i gül-gûn
Gönline katı gelüp bu bî-dâd
Yumşak yumşak dedi ki sayyâd
Rahm eyle bu müşg-bû gazâle
Rahm etmez mi kişi bu hâle
Sayyâd bu nâ-tüvâna kıyma
Kıl cânına rahm câna kıyma
Sayyâd sakın cefâ yamandur
Bilmezsen mi ki kana kandur
Sayyâd mana bağışla kanın
Yandurma cefâ odına cânın
Sayyâd dedi budur maâşum
Açman ayağın gederse başum
Katlinde bu saydun etsem ihmâl
Etfâl ü ıyâlüme n’olur hâl
Mecnûn ana verdi cümle rahtın
Pâk eyledi berkden dırahtın
Ol turfe gazâlün açdı bendin
Şâd eyledi cân-ı derd-mendin
Yüz urdı yüzine kıldı efgân
Göz sürdi gözine oldı giryân
K’ey bâdiye-gerd ü bâd-nâverd
Nâzük bedeniyle nâz-perverd
Sen zînet-i her gil-i zemînsen
Gül kimi lâtif ü nâzenînsen
Ey sebze-i cûy-bâr-ı vahşet
Ra‘nâ semen-i bahâr-ı vahşet
Tenhâ koyma men-i zebûnı
Olgıl mana deşt reh-nümûnı
Gez bir niçe gün menümle hem-râh
İnsan deyüp etme menden ikrâh
Yaşum kimi getme çeşm-i terden
Kesme ayağun bu reh-güzerden
Ser-çeşme-i çeşmüm eyle menzil
Ser-menzilümüzden olma gâfil
Olsun bebeğüm karâr-gâhun
Eşk ü müje hâb ile giyâhun
Ey çeşm-i nigâr yâdigârı
Sehl eyle mana gam-ı nigârı
Kıldukda hayâl-i çeşm-i Leylî
Sen ver men-i hasteye tesellî
Çün ol beşeriyyetin unutdı
Âhû hem anunla üns dutdı
Anun sebebiyle hem çoh âhû
Sahrâda onunla dutdılar hû
Bu Mecnûn-ı derd-mendün kebûter ile şerh-i hâlidür ve Andan iltimâs-ı mâ-fi’l-bâlidür
Bir menzile yetdi zâr ü muztar
Bir dâmda gördi bir kebûter
Her revzen-i dâmı bir der-i gam
Min gam müteveccih ana her dem
Mecnûn ana bahdı yandı cânı
Yaşı kimi cûşa geldi kanı
Sayyâdına eyledi tazarru‘
Kurtarmağın eyledi tevakku‘
Seyyâd dedi ki men fakîrem
Fakra bu hamâme tek esîrem
Hâşâ ki bu mürg-i tîz-reftâr
Âzâd ola men kalam giriftâr
Ger var ise kıymetin edâ kıl
Andan munı dâmdan rehâ kıl
Evvel meni eyle gussadan şâd
Andan munı dâm-ı gamdan âzâd
Var idi kolunda bir dür-i ter
Şeffâf çü dîde-i kebûter
Verdi anı aldı ol esîri
Üftâdenün oldı dest-gîri
Sürdi kademine çeşm-i pür-hûn
Anca ki ayağın etdi gül-gûn
Her dem ana arz-ı râz ederdi
Min nağme-i şevk sâz ederdi
K’ey tîz-per ü bülend-pervâz
Erbâb-ı vefâya mahrem-i râz
Bu reng-i libâs-ı nîl-fâmun
Endûh ü melâmet-i müdâmum
Saldı anı çerhe neş’e-i şevk
Sûz ile çeküp ciğerden âvâz
Arz etdi binâ-yı Kâ‘beye râz
K’ey sakfı bülend ü kadri âlî
Mihrâb-ı eâzım ü eâlî
Ey kıble-i ehl-i izz ü ikbâl
Ruhsâr-ı zemîne anberîn hâl
Ey mağz-ı vefâya kisvetün pûst
Hem-reng-i pelâs-ı hâne-i dûst
Ey gül-bün-i gonca-i ibâdet
Sandûk-ı cevâhir-i saâdet
Ey dâim olan menümle hem-derd
Ammâ ne menüm kimi cihân-gerd
Göğsine uran Hacer kimi daş
Zemzem kimi gözden ahıdan yaş
Peyveste siyeh kılan libâsın
Gönlinde nihân dutan hevâsın
Bi’llâh kimesen bu yerde âşık
Söyle ki enîsünem muvâfık
Olmış sana aşk feyzi hâsıl
Kılmış seni kıble-i kabâil
Yâ Rab bû harem-serâ hakiyçün
Bu ma‘bed-i pür-safâ hakiyçün
Kıl mende binâ-yı aşkı dâim
Mânend-i esâs-ı Kâ‘be kâim
Sal gönlüme derd-i aşkdan gam
Her lahza vü her zamân ü her dem
Aşk içre müdâm şevküm artur
Şevk ile hemîşe zevküm artur
Her handa ki âlem içre gam var
Kıl gönlümi ol gama giriftâr
Endîşe-i akldan cüdâ kıl
Aşk ile hemîşe âşinâ kıl
Artur mana zevk ü şevk-ı Leylî
Dâim mana anda kıl tecellî
Çohdur benî Âdem içre bî-dâd
Et gönlümi vahşet ile mu‘tâd
Bir mülkde ver mana karârı
Kim yetmeye âdemî gubârı
Ol zâir-i Kâ‘be-i inâbet
İsterdi duâ kılup icâbet
Tuğyân-ı belâdan etmeyüp fikr
Bu şi‘r idi her dem etdüği zikr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ meni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ meni
Az eyleme inâyetüni ehl-i derdden
Ya‘ni ki çoh belâlara kıl mübtelâ meni
Oldukça men götürme belâdan irâdetüm
Men isterem belânı çü ister belâ meni
Temkînümi belâ-yı mahabbetde kılma süst
Tâ dûst ta‘n edüp demeye bî-vefâ meni
Getdükçe hüsnin eyle ziyâde nigârumun
Geldükçe derdine beter et mübtelâ meni
Men handan ü mülâzemet-i i‘tibâr ü câh
Kıl kâbil-i saâdet-i fakr ü fenâ meni
Eyle zaîf eyle tenüm fürkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ meni
Nahvet kılup nasîb Fuzûlî kimi mana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak mana meni
Bu Mecnûnun Kâ‘beden mürâcaatidür ve Vuhûş ile musâhabetidür
Bir bir eşidüp sözin atası
Bildi ki kabûl olur duâsı
Efzûn olur gam ü melâmet
Mümkin değül oğlına selâmet
Çoh kıldı figân ü nâle vü zâr
Oğlından ümîd kesdi nâ-çâr
Ol pîr kalup orada hayrân
Mecnûn dutuben reh-i beyâbân
Tenhâ sefer ihtiyâr kıldı
Azm-i ser-i kûy-i yâr kıldı
Gündüz gözi yaşı hâdî-i râh
Gece yolı şem‘i şu‘le-i âh
Gerd-i reh-i yârı yâd ederdi
Geh otura geh dura gederdi
Bu Mecnûnun derdini dağa şerh etdüğidür ve Andan nevmîd getdügidür
Bir dağa erişdi yolda nâgâh
Kaddine libâs-ı vehm kûtâh
Tiğinde ukâb-ı çerh kanı
Mazmûn kemerinde la‘l kânı
Mün‘im sıfatı libâsı fâhir
Ceyb ü bagali dolu cevâhir
Deryâ kıluben ana tazarru‘
Eylerdi zahîresin tevakku‘
Sahrâ edüben ana tevellâ
Eylerdi maîşetin temennâ
Ol çeşmeler eyleyüp revâne
Olmışdı olara ata ane
Ta‘zîm ile kılmış anı Hak yâd
Kur’anda ki el ci‘bâle evtâd
Mecnûn ana eyleyüp temâşâ
Bir odlu sürûd kıldı inşâ
Oldukda sürûd ile nevâ-sâz
Andan hem eşitdi aks-i âvâz
Sandı ki öziyle hem-nefesdür
Dedi mana bu refik besdür
Yüz şükr ki yâr-ı gâr buldum
Gezdüm bu cihânı yâr buldum
Aşk odın ana hem etdi rûşen
K’ey gûşe-nişîn-i pâk-dâmen
Sûz-ı ciğerümden oldun âgâh
Ahsen ahsent bâreka’llah
Bir âşık-ı mübtelâ imişsen
Derd ehline âşinâ imişsen
Sensen mana hem-dem-i muvâfık
Dâğ ile olur hemîşe âşık
Bî-dâd ile göğsüne urup daş
Derd ile gözünden ahıdup yaş
N’oldı sana beyle mest olupsen
Gam dâmına pây-best olupsen
Kan ile dolupdurur kenârun
Ne gülden ola bu lâle-zârın
Bağrun görürem olupdurur su
Ne serv-kadün hevâsıdur bu
Gel ağlayalum bu mâcerâya
Bir dem koşalum sadâ sadâya
Çün bir dem anunla ağladı zâr
Derd-i dil-i zârın etdi izhâr
Azm eyledi hâk-i kûy-ı yâra
Leylînün evi olan diyâra
Bu Mecnûnun gazâl ile mülâkâtıdur ve Aşk bâbında onunla olan hâlâtıdur
Gördi ki bir avcı dâm kurmış
Dâmına gazâller yüz urmış
Ol dâma cefâ-yı çerh-i gaddâr
Bir âhunı eylemiş giriftâr
Bir âhu esîr-i dâmı olmış
Kan yaşı kara gözine dolmış
Boynı kurulu ayağı bağlu
Şehlâ gözi nemlü cânı dağlu
Ahvâline rahm kıldı Mecnûn
Bandı ana tökdi eşk-i gül-gûn
Gönline katı gelüp bu bî-dâd
Yumşak yumşak dedi ki sayyâd
Rahm eyle bu müşg-bû gazâle
Rahm etmez mi kişi bu hâle
Sayyâd bu nâ-tüvâna kıyma
Kıl cânına rahm câna kıyma
Sayyâd sakın cefâ yamandur
Bilmezsen mi ki kana kandur
Sayyâd mana bağışla kanın
Yandurma cefâ odına cânın
Sayyâd dedi budur maâşum
Açman ayağın gederse başum
Katlinde bu saydun etsem ihmâl
Etfâl ü ıyâlüme n’olur hâl
Mecnûn ana verdi cümle rahtın
Pâk eyledi berkden dırahtın
Ol turfe gazâlün açdı bendin
Şâd eyledi cân-ı derd-mendin
Yüz urdı yüzine kıldı efgân
Göz sürdi gözine oldı giryân
K’ey bâdiye-gerd ü bâd-nâverd
Nâzük bedeniyle nâz-perverd
Sen zînet-i her gil-i zemînsen
Gül kimi lâtif ü nâzenînsen
Ey sebze-i cûy-bâr-ı vahşet
Ra‘nâ semen-i bahâr-ı vahşet
Tenhâ koyma men-i zebûnı
Olgıl mana deşt reh-nümûnı
Gez bir niçe gün menümle hem-râh
İnsan deyüp etme menden ikrâh
Yaşum kimi getme çeşm-i terden
Kesme ayağun bu reh-güzerden
Ser-çeşme-i çeşmüm eyle menzil
Ser-menzilümüzden olma gâfil
Olsun bebeğüm karâr-gâhun
Eşk ü müje hâb ile giyâhun
Ey çeşm-i nigâr yâdigârı
Sehl eyle mana gam-ı nigârı
Kıldukda hayâl-i çeşm-i Leylî
Sen ver men-i hasteye tesellî
Çün ol beşeriyyetin unutdı
Âhû hem anunla üns dutdı
Anun sebebiyle hem çoh âhû
Sahrâda onunla dutdılar hû
Bu Mecnûn-ı derd-mendün kebûter ile şerh-i hâlidür ve Andan iltimâs-ı mâ-fi’l-bâlidür
Bir menzile yetdi zâr ü muztar
Bir dâmda gördi bir kebûter
Her revzen-i dâmı bir der-i gam
Min gam müteveccih ana her dem
Mecnûn ana bahdı yandı cânı
Yaşı kimi cûşa geldi kanı
Sayyâdına eyledi tazarru‘
Kurtarmağın eyledi tevakku‘
Seyyâd dedi ki men fakîrem
Fakra bu hamâme tek esîrem
Hâşâ ki bu mürg-i tîz-reftâr
Âzâd ola men kalam giriftâr
Ger var ise kıymetin edâ kıl
Andan munı dâmdan rehâ kıl
Evvel meni eyle gussadan şâd
Andan munı dâm-ı gamdan âzâd
Var idi kolunda bir dür-i ter
Şeffâf çü dîde-i kebûter
Verdi anı aldı ol esîri
Üftâdenün oldı dest-gîri
Sürdi kademine çeşm-i pür-hûn
Anca ki ayağın etdi gül-gûn
Her dem ana arz-ı râz ederdi
Min nağme-i şevk sâz ederdi
K’ey tîz-per ü bülend-pervâz
Erbâb-ı vefâya mahrem-i râz
Bu reng-i libâs-ı nîl-fâmun
Endûh ü melâmet-i müdâmum
İzhâr kılup nişâne-i gam
Kim kıldı seni esîr-i mâtem
Ger âşık isen sen ey cihân-gerd
Kaçma ki menem senünle hem-derd
Bir lahza menümle hem-nişîn ol
Gencîne-i râzuma emîn ol
Başum tüğin âşiyâne kılgıl
Göz yaşumı âb ü dâne kılgıl
Sen kâsıd imişsen ey hamâme
Menden hem ilet nigâra nâme
Gör hecr-i ruhında ıztırâbum
Peygâmum ilet getür cevâbum
Bi’llâh ser-i kûyına gedende
Her çizginüben tavâf edende
Yâd eyle meni sevâbuma gir
Bir tavf sevâbını mana ver
Kon hâk-i derine iste dâne
Kıl özüne dâneni behâne
Oldukça mecâlün etme nâmûs
Menden yetür ol yere zemîn-bûs
Anca dedi ana hem gam-ı dil
Kim kıldı anı hem ünse mâil
Başında olup şeb âşiyânı
Gündüz ol olurdı pâsbânı
Zâtında görüp nişâne-i hayr
Hem vahş mutîi oldı hem tayr
Râm oldı behâyim ol figâra
Bir fevc yığıldı vara vara
Ol zâr idi mülk-i derd şâhı
Hayl-i ded ü dâm anun sipâhı
Olmışdı beşerden eyle bîzâr
Kim öz aksin sanurdı ağyâr
Dartup göğe dûd-ı şu‘le-i âh
Öz sâyesin istemezdi hem-râh
Bu Leylî ahvâlinden bir haberdür ve Ma‘şûk-ı âşık-pîşe etvârından bir eserdür
Sâkî müteellim-i humârem
Müştâk-ı şarâb-ı hoş-güvârem
Üftâdeliğüm gör etme ihmâl
Rahm et bir ayağ ile elüm al
İzhâr kılup safâ-yı meşreb
Bu bezmi çün eyledün müretteb
Bezm ehline nevbet ile ver câm
Hem hâs riâyet eyle hem âm
Mecnûna hemîn şarâb dutma
Leylîni ki asldur unutma
Dihkân-ı fasîh-i Fârisî-zâd
Bu gülşene beyle tikdi şimşâd
Kim ol çemen-i vefâ bahârı
Dâğ-ı gam-ı aşk lâle-zârı
Ya‘nî reviş-i vefâda muhkem
Leylî sadef-i cevâhir-i gam
Girmişdi hisâra genc mânend
Urmışdı ayağa pendden bend
Ne bir ferahı ne bir neşâtı
Ne kimse ile bir ihtilâtı
Bîzâr atadan ü anadan
Bîgâne cemî‘-i âşinâdan
Yanına olurdı hûblar cem‘
Pervâne-sıfat havâlî-i şem‘
Şâd olmağa hâtır-ı hazîni
Eğlenmeğe tab‘-ı nâzenîni
Min turrfece turfece fesâne
Şîrîn söz ile çeküp beyâna
Eylerler idi zaman zaman yâd
Takrîb ile lahza lahza bünyâd
Ol terk kılup neşât ü râhat
Bir uzvını eyleyüp cerâhat
Eylerdi behâne ile nâle
Düşmezdi olar düşen hayâle
Kızlar kaşa verse vesmeden reng
Cân gözgüsine salurdı ol jeng
Kızlar yüze koysa nîlden hâl
Ol nîle çekerdi raht fi’l-hâl
Kızlarda hayâl-i nakş-ı dîbâ
Ol nakş-ı hayâl ile şikîbâ
Kızlarun eli hınâda gül-gûn
Anun eli eşki ile pür-hûn
Ne iğnede ne ipekde meyli
Müjgâna tökerdi eşk seyli
Kızlar kılup ârzû-yı zîver
Ger rişteye çekselerdi gevher
Ol dahi çekerdi eyleyüp reşk
Târ-ı bedenine gevher-i eşk
Mecnûndan idi cünûnı efzûn
Leylî deyene der idi Mecnûn
Dünler ki gedüp yanından ol cem‘
Bir gûşede ol kalurdı vü şem‘
Şem‘e gam-ı dil beyân ederdi
Sûz-ı ciğerin ıyân ederdi
Bu Leylînün çerâğ ile macerâsıdur ve Andan câre-sâzî-i dil temannâsıdur
K’ey didesi nemlü bağrı dağlu
Başı karalu ayağı bağlu
Gel olalım hem-nefes men ü sen
Râz-ı dil-i zârun eyle rûşen
Ne derd seni nizâr edüpdür
Âlüfte vü zerd ü zâr edüpdür
Başdan ayağa nedür bu yanmak
Dûd-ı dile dem-be-dem boyanmak
Ne cinsdür aslun ey belâ-keş
Kim âb-ı hayâtun oldı âteş
Şerh-i dil-i germ ü çeşm-i ter ver
Ser-rişte-i râzdan haber var
Her lahza düşersen ıztırâba
Hem âteşe garkasen hem âba
Ne sihr kılursen ey seher-hîz
Kim âteşün âbdan olur tîz
Men sûhteden hem olma gâfil
Mende dahi var bir gam-ı dil
Men hem sana benzerem vefâda
Belkim niçe mertebe ziyâde
Sen gece hemîn yanarsen ey zâr
Men gece vü gündüzem giriftâr
Sende eser-i hevâ ziyândur
Nisbet mana râhat-ı revândur
Hûdur sana sırrunı töküp yaş
Meclisler içinde eylemek fâş
Gönlün çü değül vefâda kâim
Gönlündekidür dilünde dâim
Men sâbit-i arsa-i belâyem
Ney kimi hizâne-i hevâyem
Olman olur olmaz ile dem-sâz
Başum kesilürse söylemen râz
Derdüm sana söyleyem gam-ı dil
Sende dahi tâb yoh ne hâsıl
Döymez ciğerün bu şerh-i râza
Âhum getürür seni güdâza
Bir yâra bu derdi eyledüm fâş
Olmadı mana bu yolda yoldaş
Sabr eylemedi bu derd ü dâğa
Katlanmadı düşdi daşa dağa
Yanunda senün hem urmayam dem
Tâ kaçmayasen ırağa sen hem
Şem‘ün çü görürdi yoh zebânı
Dem urmağa yoh yanında cânı
Bu Leylînün pervâneye keşf-i râzıdur ve Anunla fi’l-cümle izhâr-ı niyâzıdur
Pervâneye şerh ederdi râzın
Arz eyler idi olan niyâzın
K’ey tâir-i âşiyâne-i aşk
Ser-geşte-i âb ü dâne-i aşk
Sensen reh-i aşk içinde sâdık
Âşık ammâ tamâm âşık
Bir görmeğe yârı cân verürsen
Bir zevkle iki cihân verürsen
Hem-râzdur taleb-i fenâda hâlün
Gûyâ ki fenâdürür visâlün
Her çend ki şöhre-i cihânsen
Aşk içre ser-âmed-i zamansen
Müşkil ki menüm kimi olup zâr
Mence ola sende şevk–i dîdâr
Sen seyrdesen hemîşe ser-mest
Men dâm-ı belâ vü derde pâ-best
Dünler sana dûst-ı hem-nişîndür
Hicrân mana muttasıl karîndür
Bir şu‘leye sen nisâr edüp cân
Düşvâr gamun kılursen âsân
Men cân ile isterem çekem gam
Min cân dilerem gamında her dem
Mence sana yoh gam-ı nihânî
Ger var desen hanı nişânı
Hanı nem-i çeşm-i eşk-rîzün
Hanı dem-i serd-i germ-hîzün
Hanı sitem-i belâya dözmek
Aşka düşüben cefâya dözmek
Pervânede hem görürdi noksân
Bulmazdı anunla derde dermân
Nâ-çâr kılup tahammül ü sabr
Ol kesre dilerdi gaybden cebr
Yarum geceler ki çeşme-i hâb
Gözler çemenin kılurdı sîr-âb
Zulmâta düşerdi nûr-ı bîniş
Ârâm bulurdı âferîniş
Uyhuya gederdi yâr u ağyâr
Derd ehli hemîn kalurdı bîdâr
Sahrâya çıhardı evden ol mâh
Kâmınca kılurdı nâle vü âh
Feryâdın edüp bülend-pâye
Râz-ı dilini açardı aya
Bu Leylî’nün mâh ile münâzara kılduğıdur ve Hurşîd kimi şevk odına yakılduğıdur
K’ey gâh kadüm kimi hamîde
Gâhî pür olan misâl-i dîde
Geh zâhir olan mana gamum tek
Geh gâib enîs ü hem-demüm tek
Şâhiddür ana bu inkilâbun
Kim âşıkısen bir âftâbun
Hicrânı ilen nizâr olupsen
Ser-geşte-i rûzgâr olupsen
Ey mihnet-i aşkdan haberdâr
Gör Tanrı içün ne mihnetüm var
Kıl şu‘le-i âhuma nezâre
Ger var ise rahmun eyle çâre
Seyr eyle fezâ-yı her diyârı
Gez cümle-i deşt ü kûhsârı
Gör handadur ol menüm penâhum
Şâhum mâhum ümîd-gâhum
Hâl-i dilüm ana arza eyle
Bi’llâh nişe gördün ise söyle
Tâ vakt-i seher bu idi hâli
Teşvîşden olmaz idi hâlî
Mürg-i seherî çekende âvâz
Eylerdi bir özge nevha âğâz
K’ey vây tükendi mâye-i ömr
Hurşîde erişdi sâye-i ömr
Demdür der-i fursat ola mesdûd
Müşkil görine beyân-ı maksûd
Kim kıldı seni esîr-i mâtem
Ger âşık isen sen ey cihân-gerd
Kaçma ki menem senünle hem-derd
Bir lahza menümle hem-nişîn ol
Gencîne-i râzuma emîn ol
Başum tüğin âşiyâne kılgıl
Göz yaşumı âb ü dâne kılgıl
Sen kâsıd imişsen ey hamâme
Menden hem ilet nigâra nâme
Gör hecr-i ruhında ıztırâbum
Peygâmum ilet getür cevâbum
Bi’llâh ser-i kûyına gedende
Her çizginüben tavâf edende
Yâd eyle meni sevâbuma gir
Bir tavf sevâbını mana ver
Kon hâk-i derine iste dâne
Kıl özüne dâneni behâne
Oldukça mecâlün etme nâmûs
Menden yetür ol yere zemîn-bûs
Anca dedi ana hem gam-ı dil
Kim kıldı anı hem ünse mâil
Başında olup şeb âşiyânı
Gündüz ol olurdı pâsbânı
Zâtında görüp nişâne-i hayr
Hem vahş mutîi oldı hem tayr
Râm oldı behâyim ol figâra
Bir fevc yığıldı vara vara
Ol zâr idi mülk-i derd şâhı
Hayl-i ded ü dâm anun sipâhı
Olmışdı beşerden eyle bîzâr
Kim öz aksin sanurdı ağyâr
Dartup göğe dûd-ı şu‘le-i âh
Öz sâyesin istemezdi hem-râh
Bu Leylî ahvâlinden bir haberdür ve Ma‘şûk-ı âşık-pîşe etvârından bir eserdür
Sâkî müteellim-i humârem
Müştâk-ı şarâb-ı hoş-güvârem
Üftâdeliğüm gör etme ihmâl
Rahm et bir ayağ ile elüm al
İzhâr kılup safâ-yı meşreb
Bu bezmi çün eyledün müretteb
Bezm ehline nevbet ile ver câm
Hem hâs riâyet eyle hem âm
Mecnûna hemîn şarâb dutma
Leylîni ki asldur unutma
Dihkân-ı fasîh-i Fârisî-zâd
Bu gülşene beyle tikdi şimşâd
Kim ol çemen-i vefâ bahârı
Dâğ-ı gam-ı aşk lâle-zârı
Ya‘nî reviş-i vefâda muhkem
Leylî sadef-i cevâhir-i gam
Girmişdi hisâra genc mânend
Urmışdı ayağa pendden bend
Ne bir ferahı ne bir neşâtı
Ne kimse ile bir ihtilâtı
Bîzâr atadan ü anadan
Bîgâne cemî‘-i âşinâdan
Yanına olurdı hûblar cem‘
Pervâne-sıfat havâlî-i şem‘
Şâd olmağa hâtır-ı hazîni
Eğlenmeğe tab‘-ı nâzenîni
Min turrfece turfece fesâne
Şîrîn söz ile çeküp beyâna
Eylerler idi zaman zaman yâd
Takrîb ile lahza lahza bünyâd
Ol terk kılup neşât ü râhat
Bir uzvını eyleyüp cerâhat
Eylerdi behâne ile nâle
Düşmezdi olar düşen hayâle
Kızlar kaşa verse vesmeden reng
Cân gözgüsine salurdı ol jeng
Kızlar yüze koysa nîlden hâl
Ol nîle çekerdi raht fi’l-hâl
Kızlarda hayâl-i nakş-ı dîbâ
Ol nakş-ı hayâl ile şikîbâ
Kızlarun eli hınâda gül-gûn
Anun eli eşki ile pür-hûn
Ne iğnede ne ipekde meyli
Müjgâna tökerdi eşk seyli
Kızlar kılup ârzû-yı zîver
Ger rişteye çekselerdi gevher
Ol dahi çekerdi eyleyüp reşk
Târ-ı bedenine gevher-i eşk
Mecnûndan idi cünûnı efzûn
Leylî deyene der idi Mecnûn
Dünler ki gedüp yanından ol cem‘
Bir gûşede ol kalurdı vü şem‘
Şem‘e gam-ı dil beyân ederdi
Sûz-ı ciğerin ıyân ederdi
Bu Leylînün çerâğ ile macerâsıdur ve Andan câre-sâzî-i dil temannâsıdur
K’ey didesi nemlü bağrı dağlu
Başı karalu ayağı bağlu
Gel olalım hem-nefes men ü sen
Râz-ı dil-i zârun eyle rûşen
Ne derd seni nizâr edüpdür
Âlüfte vü zerd ü zâr edüpdür
Başdan ayağa nedür bu yanmak
Dûd-ı dile dem-be-dem boyanmak
Ne cinsdür aslun ey belâ-keş
Kim âb-ı hayâtun oldı âteş
Şerh-i dil-i germ ü çeşm-i ter ver
Ser-rişte-i râzdan haber var
Her lahza düşersen ıztırâba
Hem âteşe garkasen hem âba
Ne sihr kılursen ey seher-hîz
Kim âteşün âbdan olur tîz
Men sûhteden hem olma gâfil
Mende dahi var bir gam-ı dil
Men hem sana benzerem vefâda
Belkim niçe mertebe ziyâde
Sen gece hemîn yanarsen ey zâr
Men gece vü gündüzem giriftâr
Sende eser-i hevâ ziyândur
Nisbet mana râhat-ı revândur
Hûdur sana sırrunı töküp yaş
Meclisler içinde eylemek fâş
Gönlün çü değül vefâda kâim
Gönlündekidür dilünde dâim
Men sâbit-i arsa-i belâyem
Ney kimi hizâne-i hevâyem
Olman olur olmaz ile dem-sâz
Başum kesilürse söylemen râz
Derdüm sana söyleyem gam-ı dil
Sende dahi tâb yoh ne hâsıl
Döymez ciğerün bu şerh-i râza
Âhum getürür seni güdâza
Bir yâra bu derdi eyledüm fâş
Olmadı mana bu yolda yoldaş
Sabr eylemedi bu derd ü dâğa
Katlanmadı düşdi daşa dağa
Yanunda senün hem urmayam dem
Tâ kaçmayasen ırağa sen hem
Şem‘ün çü görürdi yoh zebânı
Dem urmağa yoh yanında cânı
Bu Leylînün pervâneye keşf-i râzıdur ve Anunla fi’l-cümle izhâr-ı niyâzıdur
Pervâneye şerh ederdi râzın
Arz eyler idi olan niyâzın
K’ey tâir-i âşiyâne-i aşk
Ser-geşte-i âb ü dâne-i aşk
Sensen reh-i aşk içinde sâdık
Âşık ammâ tamâm âşık
Bir görmeğe yârı cân verürsen
Bir zevkle iki cihân verürsen
Hem-râzdur taleb-i fenâda hâlün
Gûyâ ki fenâdürür visâlün
Her çend ki şöhre-i cihânsen
Aşk içre ser-âmed-i zamansen
Müşkil ki menüm kimi olup zâr
Mence ola sende şevk–i dîdâr
Sen seyrdesen hemîşe ser-mest
Men dâm-ı belâ vü derde pâ-best
Dünler sana dûst-ı hem-nişîndür
Hicrân mana muttasıl karîndür
Bir şu‘leye sen nisâr edüp cân
Düşvâr gamun kılursen âsân
Men cân ile isterem çekem gam
Min cân dilerem gamında her dem
Mence sana yoh gam-ı nihânî
Ger var desen hanı nişânı
Hanı nem-i çeşm-i eşk-rîzün
Hanı dem-i serd-i germ-hîzün
Hanı sitem-i belâya dözmek
Aşka düşüben cefâya dözmek
Pervânede hem görürdi noksân
Bulmazdı anunla derde dermân
Nâ-çâr kılup tahammül ü sabr
Ol kesre dilerdi gaybden cebr
Yarum geceler ki çeşme-i hâb
Gözler çemenin kılurdı sîr-âb
Zulmâta düşerdi nûr-ı bîniş
Ârâm bulurdı âferîniş
Uyhuya gederdi yâr u ağyâr
Derd ehli hemîn kalurdı bîdâr
Sahrâya çıhardı evden ol mâh
Kâmınca kılurdı nâle vü âh
Feryâdın edüp bülend-pâye
Râz-ı dilini açardı aya
Bu Leylî’nün mâh ile münâzara kılduğıdur ve Hurşîd kimi şevk odına yakılduğıdur
K’ey gâh kadüm kimi hamîde
Gâhî pür olan misâl-i dîde
Geh zâhir olan mana gamum tek
Geh gâib enîs ü hem-demüm tek
Şâhiddür ana bu inkilâbun
Kim âşıkısen bir âftâbun
Hicrânı ilen nizâr olupsen
Ser-geşte-i rûzgâr olupsen
Ey mihnet-i aşkdan haberdâr
Gör Tanrı içün ne mihnetüm var
Kıl şu‘le-i âhuma nezâre
Ger var ise rahmun eyle çâre
Seyr eyle fezâ-yı her diyârı
Gez cümle-i deşt ü kûhsârı
Gör handadur ol menüm penâhum
Şâhum mâhum ümîd-gâhum
Hâl-i dilüm ana arza eyle
Bi’llâh nişe gördün ise söyle
Tâ vakt-i seher bu idi hâli
Teşvîşden olmaz idi hâlî
Mürg-i seherî çekende âvâz
Eylerdi bir özge nevha âğâz
K’ey vây tükendi mâye-i ömr
Hurşîde erişdi sâye-i ömr
Demdür der-i fursat ola mesdûd
Müşkil görine beyân-ı maksûd
Demdür uyana yuhudan ağyâr
Şerh-i gam ü derdüm ola düşvâr
Men ahter-i burc-i iştiyâkem
Men şem‘-i serâçe-i firâkem
Gündüz habsüm gece necâtum
Gündüz mevtüm gece hayâtum
Bu Leylînün sabâya peyâm-ı ahvâlidür ve Bu ümmîd ile def-i melâlidür
Olmış dünüme günüm mutâbık
Gün görmez imiş belâlu âşık
Eylerdi sabâya derdin izhâr
K’ey bâd-ı sabâ dur imdi zinhâr
El gâfil iken bu mâcerâdan
Sultâna senâ yetür gedâdan
Gör mûnis ü gam-güsârı kimdür
Bizden ki usandı yârı kimdür
Gönli kimün iledür tesellî
Yâdına gelür mi hîç Leylî
Arz eyle ki ey güzel şehenşâh
Hakdur sana bendeden bu ikrâh
Evvel ki men-i figârı gördün
Bir tâze vü ter bahârı gördün
Hâlâ ki esîr-i dâm-ı derdem
Mânend-i hazân zâif ü zerdem
Meyl eylemesen men-i nizâra
Döndiyse irâdetün ne çâre
Men berg-i hazânem olmışam hâr
Sen tâze bahâresen taleb-kâr
Her niçe ki hâr ü hâk-sârem
Hem şefkatüne ümîd-vârem
Terk etme avâtıf-ı amîmi
Yâd eyle meveddet-i kadîmi
Şeb-tâ-seher ol büt-i semen-ber
Bîdâr kalup misâl-i ahter
Eylerdi bu sûziş ile şîven
Ol dem ki olurdı rûz rûşen
Nağme kimi perde-dâr olurdı
Bir perde içinde zâr olurdı
Dâim geçürürdi ol ciger-sûz
Evkâtı bu resm ile şeb ü rûz
Peyveste çekerdi ol gül-endâm
Endîşe-i subh u mihnet-i şâm
Bu Leylînün eyyâm-ı bahârda seyr-i gül-zâr etdüğidür ve Gül-zârda murâdına yetdüğidür
Bir gün ki bahâr-ı âlem-ârây
Zevk ehline oldı râhat-efzây
Âyîne-i devrden gedüp jeng
Devr etdi zemîni âsmân-reng
Feyz-i şeb-i kimyâ-eserden
Te’sîr-i şemâme-i seherden
Açıldı ham-ı benefşeden tâb
Şeb-nem güle saçdı lû’lû-i nâb
Gül-zâra havâ abîr tökdi
Sahrâya gubâr-ı müşg çökdi
Yağdurdı sehâb jâle daşın
Ol daş ile yardı gonca başın
Zahmine urup şükûfe merhem
Panbuh yeniler ana demâdem
Sebze güle verdi mâli bâcın
Yer sebzeye mülkinün harâcın
Hoş reng ile yığdılar tecemmül
Fîrûze vü la‘li sebze vü gül
Derk eyledi gonca remz ü îmâ
Gül adına açdı yüz muammâ
Mazmûn-ı rubâî-i anâsır
Feyz olduğı oldı halka zâhir
Sûsen varakı uçup semâya
Her sebzeye kim salurdı sâye
Ol sebzeye uğrayup ahan cû
Pûlâde eğer verürdi bir su
Pûlâd deminde cân bulurdı
Şemşîr-sıfat zebân bulurdı
Ârâyiş-i sebzeden zemâne
Benzetdi zemîni âsmâna
Hurşîd-i çerâğ-ı çeşm-i âlem
Gökden yer düşdiğinde her dem
Tahkîk edüben çıhup gümândan
Bilmezdî zemîni âsmandan
Gül-zârlar oldı işret-âbâd
Her yerde olındı bezm bünyâd
Her gûşede her kim aldı bir kâm
Her buk‘ada her kim içdi bir câm
Leylînün anası gördi mutlak
Yoh Leylî-i nâ-tüvânda revnak
Meyl-i gül ü seyr-i sebze kılmaz
Min gonca açıldı ol açılmaz
Sarf etdi şükûfe tek diremler
Cem‘ eyledi nâzenîn sanemler
Sahrâya çıhardı ol nigârı
Kıldı güle arz nevbahârı
Tâ gussa vü gamdan ola âzâd
Bir dem güle oynaya ola şâd
Ol bir niçe bikr-i pâk-dâmân
Hem-râh olup oldılar hırâmân
Yüzden götürüp edeb nikâbın
Ref‘ eylediler hayâ hicâbın
Her kim ne bilürse lu‘b ü ya lehv
İzhâra getürdi etmeyüp sehv
Gâh eyleyüben sürûdlar sâz
Bülbüllere oldılar hem-âvâz
Geh gösterüp oynamakda hâlet
Şimşâda yetürdiler hacâlet
Lîkin heves eylemezdi Leylî
olmazdı bu lu’b ü lehve meyli
Arturmış idi bahâr derdin
Gül zevki ruh-i nigâr derdin
İsterdi ferâgat ile bir dem
Tenhâ duta bir bucakda mâtem
Ayrılmayup ol perî-likâlar
Artardı belâsına belâlar
Çün eyledi kesret anı dil-teng
Nîreng ile verdi anlara reng
K’ey servler eylemen ikâmet
Tâ evde çekilmeye nedâmet
Durman kılalum taraf taraf geşt
Seyr eyleyelüm havâlî-i deşt
Sancup bele nâzenîn etekler
Cem‘ eyleyeyüm güzel çiçekler
Çoh dermeğe her kim olsa kâdir
Oldur bu sanemler içre mâhir
Bir yanaya getdi her perî-veş
Dağıldı şerer dutuşdı âteş
Tenhâ kalup etdi nâle-i zâr
Kıldı gözin ebr-veş güher-bâr
Bu Leylînün ebr ile izhâr-ı niyâzıdır ve Aşk bâbında keşf-i râzıdur
Ebr ile tekellüm etdi âğâz
K’ey âhum ile hemîşe hem-râz
Ger başun ile göğe yetersen
Sanma men-i zârdan betersen
Arz eyleme ra‘d ü berk u bârân
Bahs etme menümle rûz-ı hicrân
Feryâd kılup dem-i seher-gâh
Eflâke çekende şu‘le-i âh
Seylâb-ı sirişk edende cârî
Gel gör men-i zâr ü bî-karârı
Ey ebr her eksilende suyun
Deryâlara tökme âb-ı rûyun
Al suyı bu çeşm-i hûn-feşândan
Deryâlara hem bağışla andan
Ey ebr demî mana vefâ kıl
Düşdi sana hâcetüm revâ kıl
Var ol yüzi gül nigâra menden
Zâr ağla vü söyle yâra menden
K’ey turfe nigâr-ı nâzenînüm
V’ey ârzu-yı dil-i hazînüm
Gel gör ki gamunda niçe zârem
Sensüz niçe zâr ü bî-karârem
Gel gör ki nedür gamunda hâlüm
Reng-i ruh-i zerd ü eşk-i âlüm
Cân bâr-ı beden götürmez oldı
Göz reng-i vücûd görmez oldı
Cânum cânı gözüm çerâğı
Rahm eyle ki geldi rahm çağı
Men bilmez idüm belâ imiş aşk
Bir derdlü mâcerâ imiş aşk
Derdün ki belâ yolında merdem
Aşk içre sana şerîk-i derdem
Saldun men-i hasteni bu hâle
Derde meni eyledün havâle
Her derd ki var Leylî aldı
Ma‘lûmdürür sana ne kaldı
Ey merd-i rehem deyüp uran lâf
İnsâf mıdur bu hanı insâf
Dut kim has ü hâr-ı reh-güzârem
Toprağ kimi yolunda hârem
Hurşîd-i cemâlün ey meh-i nev
Toprağa nola bırahsa pertev
Bârân-ı visâlün ey dür-i nâb
Kılsa has ü hârı nola sîr-âb
Olma mey-i gaflet ile medhûş
Hem-sohbetün eyleme ferâmûş
Ey yâr-ı muvâfık ü vefâ-dâr
Ey men kimi vü mana sezâ-vâr
Gel yanuma kesme âşinâlığ
Yahşi mi olur bu bî-vefâlığ
Derler seni âşık ey nîkû-rûy
Âşıklara beyle mi olur hûy
Her kim gerek öz işinde kâmil
Âşık ne revâ ki ola âkil
Âşık gerek olmayup karârı
Tavf ede müdâm kûy-ı yârı
Düşmez bu yana senün güzârun
Ver ola meğer bir özge yârun
Yârun men isem mana nazar kıl
Gâhî bu yanaya bir güzer kıl
Ger sende olan ferâgat-i dil
Bir dem mana olsa idi hâsıl
Gîsû-yı müselsel-i girih-gîr
Boynumda ger olmasaydı zencîr
V’er bağlamasaydı bend-i halhâl
Kayd ile ayağumı meh ü sâl
Ayb ile çekilmeseydi adum
Bi’llâh bu idi hemîn murâdum
Kim sâye-misâl senden ey nûr
Oldukça vücûdum olmayam dûr
Ammâ n’edeyüm esîr-i kaydem
Bir boynı ayağı bağlu saydem
Bildürmeğe mihnet ü melâlüm
Bu şi‘r yeter beyân-ı hâlüm
Bu gazel Leylî dilindendür
Aşk dâmına giriftâr olalı zâr olubem
Ne belâdur ki ana beyle giriftâr olubem
Dil demekden kesilüp hareketden veh kim
Künc-i gam-hâneye bir sûret-i dîvâr olubem
Kudretüm yoh ki kılam kimseye şerh-i gam-ı dil
Eyle kim ârıza-i hecr ile bîmâr olubem
Şerh-i gam ü derdüm ola düşvâr
Men ahter-i burc-i iştiyâkem
Men şem‘-i serâçe-i firâkem
Gündüz habsüm gece necâtum
Gündüz mevtüm gece hayâtum
Bu Leylînün sabâya peyâm-ı ahvâlidür ve Bu ümmîd ile def-i melâlidür
Olmış dünüme günüm mutâbık
Gün görmez imiş belâlu âşık
Eylerdi sabâya derdin izhâr
K’ey bâd-ı sabâ dur imdi zinhâr
El gâfil iken bu mâcerâdan
Sultâna senâ yetür gedâdan
Gör mûnis ü gam-güsârı kimdür
Bizden ki usandı yârı kimdür
Gönli kimün iledür tesellî
Yâdına gelür mi hîç Leylî
Arz eyle ki ey güzel şehenşâh
Hakdur sana bendeden bu ikrâh
Evvel ki men-i figârı gördün
Bir tâze vü ter bahârı gördün
Hâlâ ki esîr-i dâm-ı derdem
Mânend-i hazân zâif ü zerdem
Meyl eylemesen men-i nizâra
Döndiyse irâdetün ne çâre
Men berg-i hazânem olmışam hâr
Sen tâze bahâresen taleb-kâr
Her niçe ki hâr ü hâk-sârem
Hem şefkatüne ümîd-vârem
Terk etme avâtıf-ı amîmi
Yâd eyle meveddet-i kadîmi
Şeb-tâ-seher ol büt-i semen-ber
Bîdâr kalup misâl-i ahter
Eylerdi bu sûziş ile şîven
Ol dem ki olurdı rûz rûşen
Nağme kimi perde-dâr olurdı
Bir perde içinde zâr olurdı
Dâim geçürürdi ol ciger-sûz
Evkâtı bu resm ile şeb ü rûz
Peyveste çekerdi ol gül-endâm
Endîşe-i subh u mihnet-i şâm
Bu Leylînün eyyâm-ı bahârda seyr-i gül-zâr etdüğidür ve Gül-zârda murâdına yetdüğidür
Bir gün ki bahâr-ı âlem-ârây
Zevk ehline oldı râhat-efzây
Âyîne-i devrden gedüp jeng
Devr etdi zemîni âsmân-reng
Feyz-i şeb-i kimyâ-eserden
Te’sîr-i şemâme-i seherden
Açıldı ham-ı benefşeden tâb
Şeb-nem güle saçdı lû’lû-i nâb
Gül-zâra havâ abîr tökdi
Sahrâya gubâr-ı müşg çökdi
Yağdurdı sehâb jâle daşın
Ol daş ile yardı gonca başın
Zahmine urup şükûfe merhem
Panbuh yeniler ana demâdem
Sebze güle verdi mâli bâcın
Yer sebzeye mülkinün harâcın
Hoş reng ile yığdılar tecemmül
Fîrûze vü la‘li sebze vü gül
Derk eyledi gonca remz ü îmâ
Gül adına açdı yüz muammâ
Mazmûn-ı rubâî-i anâsır
Feyz olduğı oldı halka zâhir
Sûsen varakı uçup semâya
Her sebzeye kim salurdı sâye
Ol sebzeye uğrayup ahan cû
Pûlâde eğer verürdi bir su
Pûlâd deminde cân bulurdı
Şemşîr-sıfat zebân bulurdı
Ârâyiş-i sebzeden zemâne
Benzetdi zemîni âsmâna
Hurşîd-i çerâğ-ı çeşm-i âlem
Gökden yer düşdiğinde her dem
Tahkîk edüben çıhup gümândan
Bilmezdî zemîni âsmandan
Gül-zârlar oldı işret-âbâd
Her yerde olındı bezm bünyâd
Her gûşede her kim aldı bir kâm
Her buk‘ada her kim içdi bir câm
Leylînün anası gördi mutlak
Yoh Leylî-i nâ-tüvânda revnak
Meyl-i gül ü seyr-i sebze kılmaz
Min gonca açıldı ol açılmaz
Sarf etdi şükûfe tek diremler
Cem‘ eyledi nâzenîn sanemler
Sahrâya çıhardı ol nigârı
Kıldı güle arz nevbahârı
Tâ gussa vü gamdan ola âzâd
Bir dem güle oynaya ola şâd
Ol bir niçe bikr-i pâk-dâmân
Hem-râh olup oldılar hırâmân
Yüzden götürüp edeb nikâbın
Ref‘ eylediler hayâ hicâbın
Her kim ne bilürse lu‘b ü ya lehv
İzhâra getürdi etmeyüp sehv
Gâh eyleyüben sürûdlar sâz
Bülbüllere oldılar hem-âvâz
Geh gösterüp oynamakda hâlet
Şimşâda yetürdiler hacâlet
Lîkin heves eylemezdi Leylî
olmazdı bu lu’b ü lehve meyli
Arturmış idi bahâr derdin
Gül zevki ruh-i nigâr derdin
İsterdi ferâgat ile bir dem
Tenhâ duta bir bucakda mâtem
Ayrılmayup ol perî-likâlar
Artardı belâsına belâlar
Çün eyledi kesret anı dil-teng
Nîreng ile verdi anlara reng
K’ey servler eylemen ikâmet
Tâ evde çekilmeye nedâmet
Durman kılalum taraf taraf geşt
Seyr eyleyelüm havâlî-i deşt
Sancup bele nâzenîn etekler
Cem‘ eyleyeyüm güzel çiçekler
Çoh dermeğe her kim olsa kâdir
Oldur bu sanemler içre mâhir
Bir yanaya getdi her perî-veş
Dağıldı şerer dutuşdı âteş
Tenhâ kalup etdi nâle-i zâr
Kıldı gözin ebr-veş güher-bâr
Bu Leylînün ebr ile izhâr-ı niyâzıdır ve Aşk bâbında keşf-i râzıdur
Ebr ile tekellüm etdi âğâz
K’ey âhum ile hemîşe hem-râz
Ger başun ile göğe yetersen
Sanma men-i zârdan betersen
Arz eyleme ra‘d ü berk u bârân
Bahs etme menümle rûz-ı hicrân
Feryâd kılup dem-i seher-gâh
Eflâke çekende şu‘le-i âh
Seylâb-ı sirişk edende cârî
Gel gör men-i zâr ü bî-karârı
Ey ebr her eksilende suyun
Deryâlara tökme âb-ı rûyun
Al suyı bu çeşm-i hûn-feşândan
Deryâlara hem bağışla andan
Ey ebr demî mana vefâ kıl
Düşdi sana hâcetüm revâ kıl
Var ol yüzi gül nigâra menden
Zâr ağla vü söyle yâra menden
K’ey turfe nigâr-ı nâzenînüm
V’ey ârzu-yı dil-i hazînüm
Gel gör ki gamunda niçe zârem
Sensüz niçe zâr ü bî-karârem
Gel gör ki nedür gamunda hâlüm
Reng-i ruh-i zerd ü eşk-i âlüm
Cân bâr-ı beden götürmez oldı
Göz reng-i vücûd görmez oldı
Cânum cânı gözüm çerâğı
Rahm eyle ki geldi rahm çağı
Men bilmez idüm belâ imiş aşk
Bir derdlü mâcerâ imiş aşk
Derdün ki belâ yolında merdem
Aşk içre sana şerîk-i derdem
Saldun men-i hasteni bu hâle
Derde meni eyledün havâle
Her derd ki var Leylî aldı
Ma‘lûmdürür sana ne kaldı
Ey merd-i rehem deyüp uran lâf
İnsâf mıdur bu hanı insâf
Dut kim has ü hâr-ı reh-güzârem
Toprağ kimi yolunda hârem
Hurşîd-i cemâlün ey meh-i nev
Toprağa nola bırahsa pertev
Bârân-ı visâlün ey dür-i nâb
Kılsa has ü hârı nola sîr-âb
Olma mey-i gaflet ile medhûş
Hem-sohbetün eyleme ferâmûş
Ey yâr-ı muvâfık ü vefâ-dâr
Ey men kimi vü mana sezâ-vâr
Gel yanuma kesme âşinâlığ
Yahşi mi olur bu bî-vefâlığ
Derler seni âşık ey nîkû-rûy
Âşıklara beyle mi olur hûy
Her kim gerek öz işinde kâmil
Âşık ne revâ ki ola âkil
Âşık gerek olmayup karârı
Tavf ede müdâm kûy-ı yârı
Düşmez bu yana senün güzârun
Ver ola meğer bir özge yârun
Yârun men isem mana nazar kıl
Gâhî bu yanaya bir güzer kıl
Ger sende olan ferâgat-i dil
Bir dem mana olsa idi hâsıl
Gîsû-yı müselsel-i girih-gîr
Boynumda ger olmasaydı zencîr
V’er bağlamasaydı bend-i halhâl
Kayd ile ayağumı meh ü sâl
Ayb ile çekilmeseydi adum
Bi’llâh bu idi hemîn murâdum
Kim sâye-misâl senden ey nûr
Oldukça vücûdum olmayam dûr
Ammâ n’edeyüm esîr-i kaydem
Bir boynı ayağı bağlu saydem
Bildürmeğe mihnet ü melâlüm
Bu şi‘r yeter beyân-ı hâlüm
Bu gazel Leylî dilindendür
Aşk dâmına giriftâr olalı zâr olubem
Ne belâdur ki ana beyle giriftâr olubem
Dil demekden kesilüp hareketden veh kim
Künc-i gam-hâneye bir sûret-i dîvâr olubem
Kudretüm yoh ki kılam kimseye şerh-i gam-ı dil
Eyle kim ârıza-i hecr ile bîmâr olubem
Hazerüm ta‘neden ol gâyete yetmişdür kim
Yâra ağyâr olup ağyârum ile yâr olubem
Demezem dahi sana âşıkem ey gül zîrâ
Sana âşıklığum izhâr edeli hâr olubem
Akl u sabr u dil ü dîn getdi bi-hamdi’llâh kim
Sefer-i sâhil-i sevdâya sebük-bâr olubem
Yoh Fuzûlî haberüm mutlak özümden bes kim
Vâlih-i nakş-ı hayâl-i ruh-i dildâr olubem
Bu Leylînün künc-i gamda giryânlığıdur ve Mecnûnun vâdî-i aşkda ser-gerdânlığıdur
Zâr ağlar iken bu resme ol mâh
Bir turfe sadâ eşitdi nâgâh
Bir kimse ohurdı şi‘r-i Mecnûn
Bu nükte ibâretinde mazmûn
K’ey neş’e-i aşkdan uran dem
Mecnûnı sağınma Leylîden kem
Mecnûn ile Leylîni berâber
Ger kimse der ise kılma bâver
Leylîde eğerçi derd çohdur
Mecnûn-ı hazînce derdi yohdur
Leylî eli iğnedendür efgâr
Mecnûna kılıçlar eylemez kâr
Leylîni eder harîr dil-gîr
Mecnûna verür neşât zencîr
Leylî ister ki eksile gam
Mecnûn gamın arturur demâdem
Mecnûndur ola gama girftâr
Leylî kime olmış ola gam-hâr
Mecnûna yeter şikence-i teb
Leylî kimedür tabîb yâ Rab
Mecnûndur esîr-i dâm-ı Leylî
Leylî kime salmış ola meyli
Leylî dutup ol terâneye gûş
Öz nağmesin eyledi ferâmûş
Tahkîk ile bildi bu hisâbı
Kim yoh şererinde şu‘le tâbı
Elbette belâ vü derdi gerdûn
Mecnûna verüpdür andan efzûn
Bu Leylînün İbni Selâma giriftâr olduğıdur ve Yârdan mahrûm ü mukayyed-i ağyâr olduğıdur
Mi‘mâr-ı serâçe-i ibâret
Beyle bu evi kılur imâret
Kim seyrden olmayup tesellî
Öz menziline dönende Leylî
Vermişdi özine dürlü zîver
Her zîvere bir netîce muzmer
Tâ mahv ola gözden ahıdan hûn
Hem gönleği hem donıydı gül-gûn
Tâ kim ola dûd-i âha mânend
Bağlanmış idi benefşe ser-bend
Tâ kim ola savt-ı nâle pâ-mâl
Kollanmış idi sadâlu halhâl
Tâ olmaya eşki yüzde ma‘lûm
Ruhsârına lû’lû’ idi manzûm
Ra‘nâ başa serpüben leçekler
Nazük bele sancuben etekler
Pervânesüz eylemezdi şem‘in
Eylerdi dür-i sirişk cem‘in
Ra‘nâ ra‘nâ yürürdi mâh
Bir şekl ile kim tebâreka’llâh
Ol asrda var idi Arabda
Bir mu‘teber aslda nesebde
Manzûr-ı eâzım u eâli
Makbûl-ekâbir ü ehâli
İdrâki bülend ü hüsni dil-keş
Etvârı huceste sîreti hâş
Vermiş Hak anun olan murâdın
Baht İbni Selâm kılmış adın
Ol turfe hümâ-yı evc-i ikbâl
Asûde-zamîr ü fâriğu’l-bâl
Av kasdına eylemişdi pervâz
Altında ukâb elinde şehbâz
Bir râh-güzerde ol nigâra
Uğraşdı vü kıldı bir nezâre
Cân ü ciğerinde kalmadı tâb
Mahv oldı nite ki odda sîm-âb
Terk etdi azîmet-i şikârı
Geldi eve getdi ihtiyârı
Tarh etdi binâ-yı resm-i peyvend
Tedbir ile buldı bir hıred-mend
Kim lutf ile söz kılanda takrîr
Takrîri verürdi daşa tağyîr
İn‘âm edüben ana besî mâl
Leylî talebine kıldı irsâl
Şart eyledi ol bülend-ahter
Kim olsa bu kâm-ı dil müyesser
Sarf eyleye genc ü mâl-i âlem
Cânâne yolında belki cân hem
Çün geldi bu râz-ı dil beyâna
Oldı ana râzı ata ane
Ol müşterîye verildi zühre
Şâyeste görildi mâra mühre
Çün İbni Selâma yetdi peygâm
Tenbîh-i neşât ü müjde-i kâm
Deryâ-yı neşâtı geldi mevce
Baş çekdi nihâl-i bahtı evce
Mahzen mahzen cevâhir açdı
Hırmen hırmen nisâr saçdı
Açdı der-i genc-i gevher ü zer
Fakr ehlini eyledi tevân-ger
Ol servün ayağı bağlu oldı
Âzâde iken adağlu oldı
Bu Nevfelün Mecnûn ile mukaddime-i ihtilâtıdur ve Ol cevher-i pâkden tezyîn-i bisâtıdur
Sâkî yine kasd-ı cân eder gam
Ver câm-ı lebâleb ü demâdem
Bî-kes kalubem men-i sebük-rây
Sen eylemesen mana maded vây
Men şîftenün penâhı olgıl
Bî-kesler ümîd-gâhı olgıl
Cehd eyle vü kılma bir işe ahd
V’er ahd etsen vefâya kıl cehd
Şemşîr-i mübâriz-i fesâne
Bu rezmde beyle batdı kana
Kim var idi bir huceste-fercâm
Ol asrda âdil ü nîkû-nâm
Tîğiyle mesaff müşkili hall
Ma‘rûf-ı zemâne adı Nevfel
Hem aşk yolunda çoh yöğürmiş
Hem çoh sitem-i zemâne görmiş
Bezminde misâl-i dürr-i meknûn
Bir gün ohunurdı şi‘r-i Mecnûn
Gâyetde beğendi tarz-ı pâkin
Mazmûn-ı kelâm ü sûz-nâkin
Sordı sıfatın dediler ey şâh
Âşüfte kılupdur anı bir mâh
Rüsvâlığı edüp özine pîşe
Dâm ü ded ile gezer hemîşe
Nevfel kılup ârzû-yı Mecnûn
Ashâb ile kıldı azm-i hâmûn
Bir gûşede gördi hâr ü mehcûr
Hâli nesak-ı salâhdan dûr
Etrâfını tayr ü vahş almış
Vahşet anı bir hisâra salmış
Çün dâire-i sübâ‘-ı hâil
Kat‘etdi sipeh görüp selâsil
Mecnûna yetişdi ol vefâ-dâr
Âsâr-ı telattuf etdi izhâr
K’ey haste nedür bu çekdüğün renc
Vîrânede zâyî etdüğün genc
Vahşî ne bilür senün makâmun
Hem-cinsleründen iste kâmun
Hâl ehlisen iste ehl-i hâli
Sahrâlara düşme lâübâlî
Devlet dilesen hümâdan iste
Genc isetesen ejdehâdan iste
Gam çekme ki men olınca gam-hâr
Yârun sana an-karîb olur yâr
Ger olsa zer ile iş ser-encâm
Yük yük tökelüm zer alalum kâm
V’er olsa garaz mesaffa muhtâc
Biz kan tökelüm sen eyle târâc
Ancak olagör menümle hem-dem
Men kim senünem senündür ol hem
Bu Mecnûnun Nevfel ile derd-i dil edâsıdur ve Şerh ü tafsîl-i mâcerâsıdur
Mecnûn dedi ey yegâne-i ahd
Tedbîrüme çohlar etdiler cehd
Çoh ehl-i azâyim etdi tedbîr
Olmadı perî bu dîve teshîr
Toprağlara tökildi çoh zer
Olmadı bu kimyâ müyesser
Sende bilürem ki lutf çohdur
Ne sûd çü mende baht yohdur
Sürme bilürem ki arturur nûr
Ne fâide göz eğer ola kûr
İkbâlüme yohdur i‘timâdum
Müşkil görinür menüm murâdum
Ah er kılasen bu şuğle ikdâm
Râyunca iş olmaya ser-encâm
Hem dûstum olmaya mana yâr
Hem düşmen ola ne dûst kim var
Bahtum bilürem menüm yamandur
Sûd istedüğün mana ziyandur
Bahtum sıfatında bir gazel var
Dâim kılurem men anı tekrâr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Vefâ her kimseden kim istedüm andan cefâ gördüm
Kimi kim bî-vefâ dünyâda gördüm bî-vefâ gördüm
Kime kim derdümi izhâr kıldum isteyüp dermân
Özümden min beter derd ü belâya mübtelâ gördüm
Mükedder hâtırumdan kılmadı bir kimse def‘-i gam
Safâdan dem uran hem-demleri ehl-i riyâ gördüm
Eğer su dâmenin dutdum revân dönderdi yüz menden
Ve ger gözgüden umdum sıdk aks-i müddeâ gördüm
Ayak basdum reh-i ümmîde ser-gerdânlığ elverdi
Emel ser-riştesin dutdum elümde ejdehâ gördüm
Mana gösterdi gerdun tîre bahtum gözgüsin yüz kez
Men-i bed-baht ana her gâh kim bahdum kara gördüm
Fuzûlî ayb kılma yüz çevirsem ehl-i âlemden
Neden kim her kime yüz dutdum andan yüz belâ gördüm
Bu Nevfelün Mecnûna ümmîd-vârlığ verdüğidür ve Hüsn-i musâhabetiyle rızâsın ele getürdüğidür
Nevfel dedi ey edîb-i kâmil
Feyz-i nazarumdan olma gâfil
Li’llâhi’l-hamd gayretüm var
Gayret kadarınca kudretüm var
Sen cehd eyle ki yâr ola ehl
Çün yâr ola ehl kârdur sehl
Mecnûn hem ümîd ile olup şâd
Terk etdi tarîk-i tab‘-ı mu‘tâd
Hem sildi gubâr-ı fark u gîsû
Hem eyledi kat‘-ı nâhun ü mû
Hem cismine verdi zîb-i câme
Hem başına zîver-i imâme
Bezm-i tarabı makâm dutdı
Meyl–i tarab etdi câm dutdı
Nevfel hem olup mülâzim-i ahd
İmdâdına kıldı cân ile cehd
Aldı ele müşg-bâr hâme
Leylî haşemine yazdı nâme
Yâra ağyâr olup ağyârum ile yâr olubem
Demezem dahi sana âşıkem ey gül zîrâ
Sana âşıklığum izhâr edeli hâr olubem
Akl u sabr u dil ü dîn getdi bi-hamdi’llâh kim
Sefer-i sâhil-i sevdâya sebük-bâr olubem
Yoh Fuzûlî haberüm mutlak özümden bes kim
Vâlih-i nakş-ı hayâl-i ruh-i dildâr olubem
Bu Leylînün künc-i gamda giryânlığıdur ve Mecnûnun vâdî-i aşkda ser-gerdânlığıdur
Zâr ağlar iken bu resme ol mâh
Bir turfe sadâ eşitdi nâgâh
Bir kimse ohurdı şi‘r-i Mecnûn
Bu nükte ibâretinde mazmûn
K’ey neş’e-i aşkdan uran dem
Mecnûnı sağınma Leylîden kem
Mecnûn ile Leylîni berâber
Ger kimse der ise kılma bâver
Leylîde eğerçi derd çohdur
Mecnûn-ı hazînce derdi yohdur
Leylî eli iğnedendür efgâr
Mecnûna kılıçlar eylemez kâr
Leylîni eder harîr dil-gîr
Mecnûna verür neşât zencîr
Leylî ister ki eksile gam
Mecnûn gamın arturur demâdem
Mecnûndur ola gama girftâr
Leylî kime olmış ola gam-hâr
Mecnûna yeter şikence-i teb
Leylî kimedür tabîb yâ Rab
Mecnûndur esîr-i dâm-ı Leylî
Leylî kime salmış ola meyli
Leylî dutup ol terâneye gûş
Öz nağmesin eyledi ferâmûş
Tahkîk ile bildi bu hisâbı
Kim yoh şererinde şu‘le tâbı
Elbette belâ vü derdi gerdûn
Mecnûna verüpdür andan efzûn
Bu Leylînün İbni Selâma giriftâr olduğıdur ve Yârdan mahrûm ü mukayyed-i ağyâr olduğıdur
Mi‘mâr-ı serâçe-i ibâret
Beyle bu evi kılur imâret
Kim seyrden olmayup tesellî
Öz menziline dönende Leylî
Vermişdi özine dürlü zîver
Her zîvere bir netîce muzmer
Tâ mahv ola gözden ahıdan hûn
Hem gönleği hem donıydı gül-gûn
Tâ kim ola dûd-i âha mânend
Bağlanmış idi benefşe ser-bend
Tâ kim ola savt-ı nâle pâ-mâl
Kollanmış idi sadâlu halhâl
Tâ olmaya eşki yüzde ma‘lûm
Ruhsârına lû’lû’ idi manzûm
Ra‘nâ başa serpüben leçekler
Nazük bele sancuben etekler
Pervânesüz eylemezdi şem‘in
Eylerdi dür-i sirişk cem‘in
Ra‘nâ ra‘nâ yürürdi mâh
Bir şekl ile kim tebâreka’llâh
Ol asrda var idi Arabda
Bir mu‘teber aslda nesebde
Manzûr-ı eâzım u eâli
Makbûl-ekâbir ü ehâli
İdrâki bülend ü hüsni dil-keş
Etvârı huceste sîreti hâş
Vermiş Hak anun olan murâdın
Baht İbni Selâm kılmış adın
Ol turfe hümâ-yı evc-i ikbâl
Asûde-zamîr ü fâriğu’l-bâl
Av kasdına eylemişdi pervâz
Altında ukâb elinde şehbâz
Bir râh-güzerde ol nigâra
Uğraşdı vü kıldı bir nezâre
Cân ü ciğerinde kalmadı tâb
Mahv oldı nite ki odda sîm-âb
Terk etdi azîmet-i şikârı
Geldi eve getdi ihtiyârı
Tarh etdi binâ-yı resm-i peyvend
Tedbir ile buldı bir hıred-mend
Kim lutf ile söz kılanda takrîr
Takrîri verürdi daşa tağyîr
İn‘âm edüben ana besî mâl
Leylî talebine kıldı irsâl
Şart eyledi ol bülend-ahter
Kim olsa bu kâm-ı dil müyesser
Sarf eyleye genc ü mâl-i âlem
Cânâne yolında belki cân hem
Çün geldi bu râz-ı dil beyâna
Oldı ana râzı ata ane
Ol müşterîye verildi zühre
Şâyeste görildi mâra mühre
Çün İbni Selâma yetdi peygâm
Tenbîh-i neşât ü müjde-i kâm
Deryâ-yı neşâtı geldi mevce
Baş çekdi nihâl-i bahtı evce
Mahzen mahzen cevâhir açdı
Hırmen hırmen nisâr saçdı
Açdı der-i genc-i gevher ü zer
Fakr ehlini eyledi tevân-ger
Ol servün ayağı bağlu oldı
Âzâde iken adağlu oldı
Bu Nevfelün Mecnûn ile mukaddime-i ihtilâtıdur ve Ol cevher-i pâkden tezyîn-i bisâtıdur
Sâkî yine kasd-ı cân eder gam
Ver câm-ı lebâleb ü demâdem
Bî-kes kalubem men-i sebük-rây
Sen eylemesen mana maded vây
Men şîftenün penâhı olgıl
Bî-kesler ümîd-gâhı olgıl
Cehd eyle vü kılma bir işe ahd
V’er ahd etsen vefâya kıl cehd
Şemşîr-i mübâriz-i fesâne
Bu rezmde beyle batdı kana
Kim var idi bir huceste-fercâm
Ol asrda âdil ü nîkû-nâm
Tîğiyle mesaff müşkili hall
Ma‘rûf-ı zemâne adı Nevfel
Hem aşk yolunda çoh yöğürmiş
Hem çoh sitem-i zemâne görmiş
Bezminde misâl-i dürr-i meknûn
Bir gün ohunurdı şi‘r-i Mecnûn
Gâyetde beğendi tarz-ı pâkin
Mazmûn-ı kelâm ü sûz-nâkin
Sordı sıfatın dediler ey şâh
Âşüfte kılupdur anı bir mâh
Rüsvâlığı edüp özine pîşe
Dâm ü ded ile gezer hemîşe
Nevfel kılup ârzû-yı Mecnûn
Ashâb ile kıldı azm-i hâmûn
Bir gûşede gördi hâr ü mehcûr
Hâli nesak-ı salâhdan dûr
Etrâfını tayr ü vahş almış
Vahşet anı bir hisâra salmış
Çün dâire-i sübâ‘-ı hâil
Kat‘etdi sipeh görüp selâsil
Mecnûna yetişdi ol vefâ-dâr
Âsâr-ı telattuf etdi izhâr
K’ey haste nedür bu çekdüğün renc
Vîrânede zâyî etdüğün genc
Vahşî ne bilür senün makâmun
Hem-cinsleründen iste kâmun
Hâl ehlisen iste ehl-i hâli
Sahrâlara düşme lâübâlî
Devlet dilesen hümâdan iste
Genc isetesen ejdehâdan iste
Gam çekme ki men olınca gam-hâr
Yârun sana an-karîb olur yâr
Ger olsa zer ile iş ser-encâm
Yük yük tökelüm zer alalum kâm
V’er olsa garaz mesaffa muhtâc
Biz kan tökelüm sen eyle târâc
Ancak olagör menümle hem-dem
Men kim senünem senündür ol hem
Bu Mecnûnun Nevfel ile derd-i dil edâsıdur ve Şerh ü tafsîl-i mâcerâsıdur
Mecnûn dedi ey yegâne-i ahd
Tedbîrüme çohlar etdiler cehd
Çoh ehl-i azâyim etdi tedbîr
Olmadı perî bu dîve teshîr
Toprağlara tökildi çoh zer
Olmadı bu kimyâ müyesser
Sende bilürem ki lutf çohdur
Ne sûd çü mende baht yohdur
Sürme bilürem ki arturur nûr
Ne fâide göz eğer ola kûr
İkbâlüme yohdur i‘timâdum
Müşkil görinür menüm murâdum
Ah er kılasen bu şuğle ikdâm
Râyunca iş olmaya ser-encâm
Hem dûstum olmaya mana yâr
Hem düşmen ola ne dûst kim var
Bahtum bilürem menüm yamandur
Sûd istedüğün mana ziyandur
Bahtum sıfatında bir gazel var
Dâim kılurem men anı tekrâr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Vefâ her kimseden kim istedüm andan cefâ gördüm
Kimi kim bî-vefâ dünyâda gördüm bî-vefâ gördüm
Kime kim derdümi izhâr kıldum isteyüp dermân
Özümden min beter derd ü belâya mübtelâ gördüm
Mükedder hâtırumdan kılmadı bir kimse def‘-i gam
Safâdan dem uran hem-demleri ehl-i riyâ gördüm
Eğer su dâmenin dutdum revân dönderdi yüz menden
Ve ger gözgüden umdum sıdk aks-i müddeâ gördüm
Ayak basdum reh-i ümmîde ser-gerdânlığ elverdi
Emel ser-riştesin dutdum elümde ejdehâ gördüm
Mana gösterdi gerdun tîre bahtum gözgüsin yüz kez
Men-i bed-baht ana her gâh kim bahdum kara gördüm
Fuzûlî ayb kılma yüz çevirsem ehl-i âlemden
Neden kim her kime yüz dutdum andan yüz belâ gördüm
Bu Nevfelün Mecnûna ümmîd-vârlığ verdüğidür ve Hüsn-i musâhabetiyle rızâsın ele getürdüğidür
Nevfel dedi ey edîb-i kâmil
Feyz-i nazarumdan olma gâfil
Li’llâhi’l-hamd gayretüm var
Gayret kadarınca kudretüm var
Sen cehd eyle ki yâr ola ehl
Çün yâr ola ehl kârdur sehl
Mecnûn hem ümîd ile olup şâd
Terk etdi tarîk-i tab‘-ı mu‘tâd
Hem sildi gubâr-ı fark u gîsû
Hem eyledi kat‘-ı nâhun ü mû
Hem cismine verdi zîb-i câme
Hem başına zîver-i imâme
Bezm-i tarabı makâm dutdı
Meyl–i tarab etdi câm dutdı
Nevfel hem olup mülâzim-i ahd
İmdâdına kıldı cân ile cehd
Aldı ele müşg-bâr hâme
Leylî haşemine yazdı nâme
K’ey tâife-i bülend-pâye
Bî-gâneliğ etmen âşinâya
Edüp meni iltifâta memnûn
Leylîni edün refîk-i Mecnûn
Ol lâle ise bu nesterendür
Şimşâd ise ol bu nârvendür
Ol muna bu anadur sezâ-vâr
Ey ehl-i garaz nedür bu âzâr
Kâm olsa nizâsuz müyesser
Ha genc-i dür ü hizâne-i zer
V’er olsa bu hayr işde te’hîr
Ha ta‘n-ı sinân ü darb-ı şemşîr
Ol kavme çü rûşen oldı ahvâl
Oldı bu cevâb olardan irsâl
Kim bizde cünûn ilâcı yohdur
Divâneler ihtiyâcı yohdur
Genc ü zere eyleme tefâhur
Besdür bize gencümüzdeki dür
Lâf ile kılıçdan urmagıl dem
Kim var kılıcumuz bizüm hem
Bu Nevfel’ün Leylî haşemiyle rezm etdüğidür ve Rezmde mağlûb olup sulha azm etdüğidür
Nevfel ki eşitdi ol cevâbı
Terk eyledi şâhed ü şarâbı
Cem‘ etdi sipâh-ı bî-nihâyet
Çaldurdı nefîr ü çekdi râyet
Ol kavm hem oldılar haberdâr
Cem‘ eylediler sipâh-ı hûn-hâr
Ref‘ oldı iki tarafdan âzerm
Hengâme-i rezmi etdiler germ
Bir subh ki kıldı husrev-i Rûm
Şâm ehline Hind fethini şûm
Seyyâreden aldı mihr meydân
Saldı kılıç u getürdi kalhan
Gün hançeri oldı âşikâre
Gerdûn zırıhını etdi pâre
Satranc-sıfat ol iki leşker
Birbirine durdılar berâber
Geh nîze kılurdı cân-sitânlığ
Geh nâvek ederdi hûn-feşânlığ
Ol benzer idi kad-i nigâra
Bu gamze-i dil-firîb-i yâra
Eylerdi zebân-ı ta‘n-ı şemşîr
Ahvâl-i adem vücûda takrîr
Ahvâline halkun ağlayup zâr
Çeşm-i zırıh olmış idi hûn-bâr
Gürz ile olurdı hurd her sû
Cevşenlere üstühân-ı pehlû
Rezm oldı belâ yağışlu bir mîğ
Ra‘d ü berki tüfeng ile tîğ
Gösterdi güzâr-ı gürz ü peykân
Kalhanda zırıh zırıhda kalhan
Mecnûn olara kılup nezâre
Çekmişdi özini bir kenâra
Durmışdı alem-misâl bî-bâk
Bir arsada şerm-sâr ü gam-nâk
Çekmişdi bu leşker içre râyet
Ol leşker içün dilerdi nusret
Munlar ile hây ü hûy ederdi
Feth anlara cüst ü cûy ederdi
Bu leşker ana muîn ü gam-hâr
Ol tâlib-i feth-i leşker-i yâr
Ger öz sipehinde görse maktûl
Şükr eylemeğe olurdı meşgûl
V’er görse katîl-i kavm-î dildâr
Derd ile kılurdı nâle vü zâr
Sebze kimi olsa ger müyesser
Öz leşkerine ururdı hançer
Bir kimse dedi ki ey siyeh-rûz
Hasmını diler mi kimse fîrûz
Biz cân kıluruz yolunda pâ-mâl
Sen düşmen içün dilersen ikbâl
Akla bu iş eylemez delâlet
Ger âkil isen nedür bu hâlet
Mecnûn dedi men fedâ-yı yârem
Vaslına anun ümîd-vârem
Çün leşker-i yârdur kılan rezm
Ol rezme ne lâyık eylemek azm
Çün dûst sipâhıdur eden ceng
Düşmenliğe hem-râz değüldür âheng
Hem-râzdur ki bulam visâle fursat
Yârum tarafından ola nusret
Cânum ola dûst dil-pezîri
Yâ küştesi ola yâ esîri
Bu ma‘rekede neşât-mendem
Ol silsilede esîr-i bendem
Müşkil işe olmışem giriftâr
Ağyârum yâr u yârum ağyâr
Ger katlüme dûst çekse şemşîr
Yoh mende rızâdan özge tedbîr
Hoşnûd değül miyem bu hâle
Kim cân verem ü yetem visâle
Çün beyle cevâb eşitdi sâil
Ol fazl ü kemâle oldı kâil
Geldükçe olup ziyâde âşûb
Az kaldı ki Nevfel ola mağlûb
El-kıssa müyesser olmayup kâm
Ol gün cedel oldı subh-tâ-şâm
Çün oldı ıyân talîa-i şeb
Meydân-ı sipihri dutdı kevkeb
Âsâyişe hâsıl oldu fursat
Cân almağa merg verdi mühlet
Her saf bir arada dutdı menzil
Birbirine kondılar mukâbil
Hem-demlere râzın açdı Nevfel
Kim müşkil-i hâlümi kılun hall
Men eşca‘-ı ehl-i rûzgârem
Hurşîd-i sipihr-i kâr-zârem
Yoh kimsede tâb-ı tîğ-i tîzüm
Endîşe-i tâkat-ı sitîzüm
Bu rezmde bilmezem nedür hâl
Kim fethüme nusret eyler ihmâl
Elbette ki Hak rızâsıdur bu
Bir ehl-i Hakun duâsıdur bu
Arz eylediler ki ey cihân-dâr
Mecnûndan olup mısen haberdâr
Biz cân kıluruz anun fedâsı
A‘dâmuzadur anun duâsı
Biz kasd ederüz anun murâdın
Ol düşmene bağlar i‘tikâdın
Nevfel ki eşitdi ol kelâmı
Kalmadı ol emre ihtimâmı
Bilmişdi ki sâhib-i nazardur
Elbette dûası mu‘teberdür
Bildi ki müyesser olmaz ol kâm
Te’sîr kılur duâ ser-encâm
Çün vasl değüldi hükm-i takdîr
Müşkil ki eser vereydi tedbîr
Vehm etdi ki mün‘akis ola hâl
Rezminde mubârek olmaya fâl
Kirdârını görmedi münâsib
Nezr etdi ki ger olursa gâlib
Zikr etmeye dahi Leylî adın
Terk ede bu emr içün inâdın
Bu Nevfelün ikinci nevbet rezm edüp gâlip olduğıdur ve Vefâ-yı ahdde kâzib olduğıdur
Çün tîğ çeküp mübâriz-i Rûm
Şâm ehlini etdi emre mahkûm
Feth oldı sipâh-ı Türke mensûb
Oldı Arabın sipâhı mağlûb
Âdetçe yine ol iki leşker
Rezm etmeği etdiler mukarrer
Tığ aldı eline pehlevânlar
Başlar kesilüp tökildi kanlar
Cân eyledi terk-i hâne-i ten
Ol çıhmağa açdı tîr revzen
Başlarda belânı çoh görüp akl
Bir özge makâma eyledi nakl
Peykân sünük içre oldı peyvend
Gül şâhlarında gonca mânend
El-kıssa hilâf-ı resm-i evvel
A‘daya muzaffer oldı Nevfel
Hasm etdi kabül-i hükm-i tâat
Başlandı tazarru‘-ı şefâat
Leylînün atası açdı başın
Doldurdu gözine kanlu yaşın
Acz ile dedi ki ey hudâvend
Şâhenşeh-i âdil ü hıred-mend
Ger Leylî içündür ıztırâbun
İkrâh ile vermezem cevâbun
Ammâ reh ü resmdür mukarrer
Bir avrete aybdür iki er
Leylî bu haşemde nâm-zeddür
Akd ile mukayyed-i ebeddür
Çün hükmün eder bu resmi pâ-mâl
Bârî anı gayre verme sen al
Gül bergümüzi hevâya verme
Nâmûsumuzı fenâya verme
Nevfel dedi ey güzîn-i eşrâf
Yoh mende hilâf-ı adl ü insâf
Men mahz-ı mürüvvet ü vefâyem
Gencîne-i gevher-i atâyem
Bî-dâd ü sitem değül şiârum
Adl içre tamâmdur ıyârum
Men hem hacîlem bu mâcerâdan
Âcizlere kılduğum cefâdan
Hakkâ bu değüldi i‘tikâdum
Kim hâsıl edem men öz murâdum
Bir sınmışa mûmyâ dilerdüm
Bir haste içün şifâ dilerdüm
Gördüm görinür bu emr müşkil
Bîmâr değül ilâca kâbil
Bî-dâddan olmışem peşîmân
Afv ede meğer bu sehvi Sübhân
Gelmez gözüme iyâl ü mâlün
Mâlün senün olsun ü iyâlün
Var imdi sen eymen ol hatardan
Min-ba‘d tevehhüm etme şerden
Munı dedi açdı âlet-i rezm
Öz memleketine eyledi azm
Mecnûn der-i i‘tirâz edüp bâz
Ol servere ta‘ne etdi âğâz
K’ey bîhûde kavlün ü karârun
Ahdünde bu mıdur i‘tibârun
Ne fâide sikkesüz diremden
Ne sûd netîcesüz keremden
Sâyen uludur velî ne hâsıl
Kim feyz değende oldı zâil
Her niçe ki etdiler mürâât
Kim eyleyelüm muna mükâfât
Andan yeğin edelüm sana yâr
Âsân işüni gel etme düşvâr
Mutlak eser etmedi ana pend
Zencir-i hevâ kaçan dutar bend
Bî-gâneliğ etmen âşinâya
Edüp meni iltifâta memnûn
Leylîni edün refîk-i Mecnûn
Ol lâle ise bu nesterendür
Şimşâd ise ol bu nârvendür
Ol muna bu anadur sezâ-vâr
Ey ehl-i garaz nedür bu âzâr
Kâm olsa nizâsuz müyesser
Ha genc-i dür ü hizâne-i zer
V’er olsa bu hayr işde te’hîr
Ha ta‘n-ı sinân ü darb-ı şemşîr
Ol kavme çü rûşen oldı ahvâl
Oldı bu cevâb olardan irsâl
Kim bizde cünûn ilâcı yohdur
Divâneler ihtiyâcı yohdur
Genc ü zere eyleme tefâhur
Besdür bize gencümüzdeki dür
Lâf ile kılıçdan urmagıl dem
Kim var kılıcumuz bizüm hem
Bu Nevfel’ün Leylî haşemiyle rezm etdüğidür ve Rezmde mağlûb olup sulha azm etdüğidür
Nevfel ki eşitdi ol cevâbı
Terk eyledi şâhed ü şarâbı
Cem‘ etdi sipâh-ı bî-nihâyet
Çaldurdı nefîr ü çekdi râyet
Ol kavm hem oldılar haberdâr
Cem‘ eylediler sipâh-ı hûn-hâr
Ref‘ oldı iki tarafdan âzerm
Hengâme-i rezmi etdiler germ
Bir subh ki kıldı husrev-i Rûm
Şâm ehline Hind fethini şûm
Seyyâreden aldı mihr meydân
Saldı kılıç u getürdi kalhan
Gün hançeri oldı âşikâre
Gerdûn zırıhını etdi pâre
Satranc-sıfat ol iki leşker
Birbirine durdılar berâber
Geh nîze kılurdı cân-sitânlığ
Geh nâvek ederdi hûn-feşânlığ
Ol benzer idi kad-i nigâra
Bu gamze-i dil-firîb-i yâra
Eylerdi zebân-ı ta‘n-ı şemşîr
Ahvâl-i adem vücûda takrîr
Ahvâline halkun ağlayup zâr
Çeşm-i zırıh olmış idi hûn-bâr
Gürz ile olurdı hurd her sû
Cevşenlere üstühân-ı pehlû
Rezm oldı belâ yağışlu bir mîğ
Ra‘d ü berki tüfeng ile tîğ
Gösterdi güzâr-ı gürz ü peykân
Kalhanda zırıh zırıhda kalhan
Mecnûn olara kılup nezâre
Çekmişdi özini bir kenâra
Durmışdı alem-misâl bî-bâk
Bir arsada şerm-sâr ü gam-nâk
Çekmişdi bu leşker içre râyet
Ol leşker içün dilerdi nusret
Munlar ile hây ü hûy ederdi
Feth anlara cüst ü cûy ederdi
Bu leşker ana muîn ü gam-hâr
Ol tâlib-i feth-i leşker-i yâr
Ger öz sipehinde görse maktûl
Şükr eylemeğe olurdı meşgûl
V’er görse katîl-i kavm-î dildâr
Derd ile kılurdı nâle vü zâr
Sebze kimi olsa ger müyesser
Öz leşkerine ururdı hançer
Bir kimse dedi ki ey siyeh-rûz
Hasmını diler mi kimse fîrûz
Biz cân kıluruz yolunda pâ-mâl
Sen düşmen içün dilersen ikbâl
Akla bu iş eylemez delâlet
Ger âkil isen nedür bu hâlet
Mecnûn dedi men fedâ-yı yârem
Vaslına anun ümîd-vârem
Çün leşker-i yârdur kılan rezm
Ol rezme ne lâyık eylemek azm
Çün dûst sipâhıdur eden ceng
Düşmenliğe hem-râz değüldür âheng
Hem-râzdur ki bulam visâle fursat
Yârum tarafından ola nusret
Cânum ola dûst dil-pezîri
Yâ küştesi ola yâ esîri
Bu ma‘rekede neşât-mendem
Ol silsilede esîr-i bendem
Müşkil işe olmışem giriftâr
Ağyârum yâr u yârum ağyâr
Ger katlüme dûst çekse şemşîr
Yoh mende rızâdan özge tedbîr
Hoşnûd değül miyem bu hâle
Kim cân verem ü yetem visâle
Çün beyle cevâb eşitdi sâil
Ol fazl ü kemâle oldı kâil
Geldükçe olup ziyâde âşûb
Az kaldı ki Nevfel ola mağlûb
El-kıssa müyesser olmayup kâm
Ol gün cedel oldı subh-tâ-şâm
Çün oldı ıyân talîa-i şeb
Meydân-ı sipihri dutdı kevkeb
Âsâyişe hâsıl oldu fursat
Cân almağa merg verdi mühlet
Her saf bir arada dutdı menzil
Birbirine kondılar mukâbil
Hem-demlere râzın açdı Nevfel
Kim müşkil-i hâlümi kılun hall
Men eşca‘-ı ehl-i rûzgârem
Hurşîd-i sipihr-i kâr-zârem
Yoh kimsede tâb-ı tîğ-i tîzüm
Endîşe-i tâkat-ı sitîzüm
Bu rezmde bilmezem nedür hâl
Kim fethüme nusret eyler ihmâl
Elbette ki Hak rızâsıdur bu
Bir ehl-i Hakun duâsıdur bu
Arz eylediler ki ey cihân-dâr
Mecnûndan olup mısen haberdâr
Biz cân kıluruz anun fedâsı
A‘dâmuzadur anun duâsı
Biz kasd ederüz anun murâdın
Ol düşmene bağlar i‘tikâdın
Nevfel ki eşitdi ol kelâmı
Kalmadı ol emre ihtimâmı
Bilmişdi ki sâhib-i nazardur
Elbette dûası mu‘teberdür
Bildi ki müyesser olmaz ol kâm
Te’sîr kılur duâ ser-encâm
Çün vasl değüldi hükm-i takdîr
Müşkil ki eser vereydi tedbîr
Vehm etdi ki mün‘akis ola hâl
Rezminde mubârek olmaya fâl
Kirdârını görmedi münâsib
Nezr etdi ki ger olursa gâlib
Zikr etmeye dahi Leylî adın
Terk ede bu emr içün inâdın
Bu Nevfelün ikinci nevbet rezm edüp gâlip olduğıdur ve Vefâ-yı ahdde kâzib olduğıdur
Çün tîğ çeküp mübâriz-i Rûm
Şâm ehlini etdi emre mahkûm
Feth oldı sipâh-ı Türke mensûb
Oldı Arabın sipâhı mağlûb
Âdetçe yine ol iki leşker
Rezm etmeği etdiler mukarrer
Tığ aldı eline pehlevânlar
Başlar kesilüp tökildi kanlar
Cân eyledi terk-i hâne-i ten
Ol çıhmağa açdı tîr revzen
Başlarda belânı çoh görüp akl
Bir özge makâma eyledi nakl
Peykân sünük içre oldı peyvend
Gül şâhlarında gonca mânend
El-kıssa hilâf-ı resm-i evvel
A‘daya muzaffer oldı Nevfel
Hasm etdi kabül-i hükm-i tâat
Başlandı tazarru‘-ı şefâat
Leylînün atası açdı başın
Doldurdu gözine kanlu yaşın
Acz ile dedi ki ey hudâvend
Şâhenşeh-i âdil ü hıred-mend
Ger Leylî içündür ıztırâbun
İkrâh ile vermezem cevâbun
Ammâ reh ü resmdür mukarrer
Bir avrete aybdür iki er
Leylî bu haşemde nâm-zeddür
Akd ile mukayyed-i ebeddür
Çün hükmün eder bu resmi pâ-mâl
Bârî anı gayre verme sen al
Gül bergümüzi hevâya verme
Nâmûsumuzı fenâya verme
Nevfel dedi ey güzîn-i eşrâf
Yoh mende hilâf-ı adl ü insâf
Men mahz-ı mürüvvet ü vefâyem
Gencîne-i gevher-i atâyem
Bî-dâd ü sitem değül şiârum
Adl içre tamâmdur ıyârum
Men hem hacîlem bu mâcerâdan
Âcizlere kılduğum cefâdan
Hakkâ bu değüldi i‘tikâdum
Kim hâsıl edem men öz murâdum
Bir sınmışa mûmyâ dilerdüm
Bir haste içün şifâ dilerdüm
Gördüm görinür bu emr müşkil
Bîmâr değül ilâca kâbil
Bî-dâddan olmışem peşîmân
Afv ede meğer bu sehvi Sübhân
Gelmez gözüme iyâl ü mâlün
Mâlün senün olsun ü iyâlün
Var imdi sen eymen ol hatardan
Min-ba‘d tevehhüm etme şerden
Munı dedi açdı âlet-i rezm
Öz memleketine eyledi azm
Mecnûn der-i i‘tirâz edüp bâz
Ol servere ta‘ne etdi âğâz
K’ey bîhûde kavlün ü karârun
Ahdünde bu mıdur i‘tibârun
Ne fâide sikkesüz diremden
Ne sûd netîcesüz keremden
Sâyen uludur velî ne hâsıl
Kim feyz değende oldı zâil
Her niçe ki etdiler mürâât
Kim eyleyelüm muna mükâfât
Andan yeğin edelüm sana yâr
Âsân işüni gel etme düşvâr
Mutlak eser etmedi ana pend
Zencir-i hevâ kaçan dutar bend
Efgân edüp etdi hırkasın çâk
Sahrâlara düşdi zâr ü gam-nâk
Bu Mecnûnun zencîre özin bend etdüğidür ve Behâne ile Leylî tarafına getdüğidür
Bir gün seher ol mücâvir-i deşt
Eylerdi gürüh-ı vâhş ile geşt
Bir pîr-i hazîn görindi nâgâh
Zencirlü bir esîri hem-râh
Mecnûnun esîre yandı cânı
Ol pîr-i hazîne sordı anı
Kim bu ne esîrdür beyân et
Cürmin men-i mücrime ıyân et
Sırr-ı dilin etdi pîr rûşen
Kim dûstdürür değül bu düşmen
Men haste-i beste-i iyâlem
Fakr ile iğen şikeste-hâlem
Bu hem men-i zârdan beterdür
Âvâre vü hâr ü derbederdür
Bir rûzî içün olup füsûn-sâz
Her dem kıluruz füsûnlar âğâz
Tâ hâsıl ola maâş-ı etfâl
Bir şu‘bededür bu gördüğün hâl
Bu kanlulığa kılupdur ikrâr
Men iylemişem munı giriftâr
Sâhib-diyetem men ü bu hûnî
Gör vech-i maâş içün füsûnı
Tâ kim gezüp eyleye gedâlığ
Bendeni kıla girih-küşâlığ
Her ne kazanur gezende ev ev
Taksîm ederüz arada cev cev
Kısmetde hem etmişüz karârı
Men yarıyem ü bu şahs yarı
Mecnûn dedi sehv edüpsen ey pîr
Dîvânelere gerek bu zencîr
Gel hâcetümi menüm revâ kıl
Bend eyle meni munı rehâ kıl
Sâyen tek olup senünle hem-seyr
Men ehl-i keremden isteyem hayr
Her ne yığılursa bîş ü ya kem
Varın sana eyleyem müsellem
Kasdum bu iki eyleyem men-i zâr
Evden eve seyr müşterî-vâr
Şâyed ki bir evde ola mümkin
Ol zühreye olmağum mukârin
Pîr oldı ümîd-i nef‘ ile şâd
Evvelki esîrin etdi âzâd
Zencîre girüp remîde Mecnûn
Erbâb-ı cünûna düzdi kânûn
Bu Mecnûnun zencîre şerh-i gamıdur ve Beyân-ı silsile-i elemidür
Ol silsileye olup hem-âvâz
Ağlardı ki ey menümle hem-râz
Sen genc-i belâya ejdehâsen
Ser-rişte-i mihnet ü belâsen
Şerh-i gama var min dehânun
Deprendükçe çıkar figânun
Başdan ayağa delük delük ten
Gönlündeki râzun etdi rûşen
Ey muntazır-ı nezâre-i yâr
Nezzâre-i yâra min gözün var
Gezmek hevesiyle hâne hâne
Ol pîr ile oldılar revâne
Tevfîk olup anlarunla hem-râh
Leylî haşemi gezerdi bir bir
Mecnûn reseni elinde ol pîr
Ev ev haşemi gezerdi bir bir
Leylî evine erişdi nevbet
Ol hasteye gâlip oldı hayret
Ser-geşte-i âlem oldı pâ-best
Meyhâne öninde düşdi ser-mest
Çün çekdi bir ihtiyârsuz âh
Leylî ev içinde oldı âgâh
Bir âh ile kıldı haymesin çâk
Mazlûmına açdı çeşm-i nem-nâk
Gördi ki görinmez olmuş ol zâr
Olmış gam ile zaîf ü bîmâr
Kaşı kimi kâmeti bükilmiş
Yaşı kimi peykeri tökilmiş
Cismi gam içinde cân şebîhi
Derk-i nazarı gam-ı bedîhî
Dîdâr ile ol şeh-i letâfet
Mihmânına eyledi ziyâfet
Râz-ı dil-i zârın etdi ifşâ
Bu şi‘ri bedîhî kıldı inşâ
Bu gazel Leylî dilindendür
Yâr rahm etdi meğer nâle vü efgânumuza
Ki kadem basdı bugün külbe-i ahzânumuza
Eşk bârânı meğer kıldı meded kim nâgeh
Bitdi bu şâh-ı gül-i tâze gülistânumuza
Bize âh ateşinün yanduğı andan bilinür
Ki çerâğ eyledi rûşen şeb-i hicrânumuza
Bu visâle yuhu ahvâli demek mümkin idi
Eğer olsaydı yuhu dîde-i giryânumuza
Bir hayâl ola meğer gördüğümüz yohsa nigâr
Mutlakâ hâtıra gelmez ki gele yanumuza
Yâr mihmânumuz oldı gelün ey cân ü gönül
Kılalum sarf nemüz var ise mihmânumuza
Dilberün câna imiş kasdı Fuzûlî gel ki
Cân verüp dilbere minnet koyalum cânumuza
Bu Mecnûnun Leylîye mukâbil olup
Ahvâlin beyân etdüğidür ve
Fursatla râz-ı pinhânın ıyân etdüğidür
Mecnûn ki ana nezâre kıldı
Râz-ı dilin âşikâre kıldı
Çekdi feleğe figân ü âhı
Sultânınun oldı dâd-hâhı
K’ey kadri bülend pâdişahum
Bildür mana kim nedür günâhum
Fermâna muhâlefet mi kıldum
A‘dâya muvâfakat mi kıldum
Bed-hâhlarun mıdur bu tedbîr
Gammâzlarun mıdur bu tezvîr
Men mu‘tekidem bu âsitâna
Yâ Rab n’ola reddüme behâne
Kimdendür ola mana bu hîle
Kim oldı ola muna vesîle
Tâ hâk-i deründen olmışem dûr
Âşüfte vü haste-hâl ü rencûr
Gâhî çekerem şikence-i gam
Gâhî olurem belâya hem-dem
Tenhâ geçer oldı rûzgârum
Sahrâda ne mûnis ü ne yârum
Sen hod güzelüm gamum yemezsen
Ol şîfte handadur demezsen
Menden bu tegâfülün acebdür
Gûyâ ki nişâne-i gazabdur
Men beyle niçün zebûn ü hârem
Ha geldüm eğer günâhkârem
Çökdüm yere gerdenümde zencîr
Bismillâh eğer olursa ta‘zîr
Fermân senden kabûl menden
Olma güzelüm melûl menden
Zülf ü müje hançer ü resen bes
Hükmüni yürüt hem as hem kes
Gel arada bir gubâr koyma
Öldür meni şerm-sâr koyma
Ta‘zîrüme eylesen teallül
Lâzım meni öldürür tegâfül
Ey lâle-izâr ü anberîn-mû
Gencîne-cemâl ü mâr-gîsû
Tâ zülfüne olmışem giriftâr
Zencîr-i cünûna rağbetüm var
Gam silsilesine pây-bendem
Dîvâneler içre ser-bülendem
Sevdâda dönüp ziyâna sûdum
Peyveste bu şi‘rdür sürûdum
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Küfr-i zülfün salalı rahneler imânumuza
Kâfir ağlar bizüm ahvâl-i perîşânumuza
Seni görmek müteazzir görinür beyle ki eşk
Sana bahdukda dolar dîde-i giryânumuza
Cevri çoh eyleme kim olmaya nâgeh dükene
Az edüp cevr ü cefâlar kılasen cânumuza
Eksük olmaz gamumuz munca ki bizden gam alup
Her gelen gamlu geder şâd gelüp yanumuza
Var her halka-i zencîrümüzün bir ağzı
Muttasıl vermeğe ifşâ gam-ı pinhânumuza
Gam-ı eyyâm Fuzûlî bize bî-dâd etdi
Gelmişüz acz ile dâd etmeğe sultânumuza
Tamâmî-i sühan
Bir lahza kılup bu resme feryâd
Sultânına zulm-i aşkdan dâd
Zencîrini etdi pâre pâre
Dutdı yine halkdan kenâre
Endâmı şikeste çeşmi nemnâk
Rüsvâ vü harâb ü mest ü bî-bâk
Ardınca koşun koşun uşağlar
Ahvâline kim güler kim ağlar
Bu Mecnûnun kûrlığ behânesiyle dildârı Cemâlin gördüğidür ve Dîde-i ümmîdin tûtiyâ-yı maksûda yetürdüğidür
Bir gün dahi ol behâne-perdâz
Bir özge behâne kıldı âğâz
Bağladı iki gözin ki kûrem
Ahvâl-i cihâna bî-şuûrem
Arz eyledi za‘f ü bî-nevâlığ
Ev ev gezüp eyledi gedâlığ
Takrîb ile azm-i yâr kıldı
Leylî evine güzâr kıldı
Ol dûsta zâhir eyleyüp râz
Yâ dûst deyüp yetürdi âvâz
Leylî ki eşitdi ol sadânı
Bildi eşiğindeki gedânı
Evden çıhup etdi arz-ı dîdâr
Kıldı sadaka zekât-ı ruhsâr
Pinhân bahuben ol âftâba
Mecnûn yine geldi bu hitâba
K’ey hâl-i siyâhı göz sevâdı
Cân ârzûsı gönül murâdı
Ger bağlu ise gözüm revâdur
Ser-çeşme-i lücce-i belâdur
Bend eylemesem önin demâdem
Seylâba geder tamâm-ı âlem
Göz kimi seni eyleyüp nezâre
Rüsvâ kılur ehl-i rûzgâra
Tahkîk edübem ki düşmenündür
Men kıydım ana rızâ senündür
Dergâhuna bağladum getürdüm
Baş üzre ayağuna yetürdüm
Ey gamze vü la‘li şehd ü şemşîr
Hâhî afv eyle hâh ta‘zîr
Dergâhuna geldüğümde ey hûr
Sermâyem idi gözümdeki nûr
Öğretdi gamun mana ticâret
Yüz şükr ki kılmadum hasâret
Göz nûrını hâk-i pâya verdüm
Az cinsümi çoh behâya verdüm
Şâhum nazar et men-i gedâya
Bîgâneliğ etme âşinâya
Cân bâğına gam nihâli tikdün
Ten mülkine derd tohmı ekdün
Ol tohm ü nihâle nef‘-i hâsıl
Oldı nem-i eşk ü sûziş-i dil
Sahrâlara düşdi zâr ü gam-nâk
Bu Mecnûnun zencîre özin bend etdüğidür ve Behâne ile Leylî tarafına getdüğidür
Bir gün seher ol mücâvir-i deşt
Eylerdi gürüh-ı vâhş ile geşt
Bir pîr-i hazîn görindi nâgâh
Zencirlü bir esîri hem-râh
Mecnûnun esîre yandı cânı
Ol pîr-i hazîne sordı anı
Kim bu ne esîrdür beyân et
Cürmin men-i mücrime ıyân et
Sırr-ı dilin etdi pîr rûşen
Kim dûstdürür değül bu düşmen
Men haste-i beste-i iyâlem
Fakr ile iğen şikeste-hâlem
Bu hem men-i zârdan beterdür
Âvâre vü hâr ü derbederdür
Bir rûzî içün olup füsûn-sâz
Her dem kıluruz füsûnlar âğâz
Tâ hâsıl ola maâş-ı etfâl
Bir şu‘bededür bu gördüğün hâl
Bu kanlulığa kılupdur ikrâr
Men iylemişem munı giriftâr
Sâhib-diyetem men ü bu hûnî
Gör vech-i maâş içün füsûnı
Tâ kim gezüp eyleye gedâlığ
Bendeni kıla girih-küşâlığ
Her ne kazanur gezende ev ev
Taksîm ederüz arada cev cev
Kısmetde hem etmişüz karârı
Men yarıyem ü bu şahs yarı
Mecnûn dedi sehv edüpsen ey pîr
Dîvânelere gerek bu zencîr
Gel hâcetümi menüm revâ kıl
Bend eyle meni munı rehâ kıl
Sâyen tek olup senünle hem-seyr
Men ehl-i keremden isteyem hayr
Her ne yığılursa bîş ü ya kem
Varın sana eyleyem müsellem
Kasdum bu iki eyleyem men-i zâr
Evden eve seyr müşterî-vâr
Şâyed ki bir evde ola mümkin
Ol zühreye olmağum mukârin
Pîr oldı ümîd-i nef‘ ile şâd
Evvelki esîrin etdi âzâd
Zencîre girüp remîde Mecnûn
Erbâb-ı cünûna düzdi kânûn
Bu Mecnûnun zencîre şerh-i gamıdur ve Beyân-ı silsile-i elemidür
Ol silsileye olup hem-âvâz
Ağlardı ki ey menümle hem-râz
Sen genc-i belâya ejdehâsen
Ser-rişte-i mihnet ü belâsen
Şerh-i gama var min dehânun
Deprendükçe çıkar figânun
Başdan ayağa delük delük ten
Gönlündeki râzun etdi rûşen
Ey muntazır-ı nezâre-i yâr
Nezzâre-i yâra min gözün var
Gezmek hevesiyle hâne hâne
Ol pîr ile oldılar revâne
Tevfîk olup anlarunla hem-râh
Leylî haşemi gezerdi bir bir
Mecnûn reseni elinde ol pîr
Ev ev haşemi gezerdi bir bir
Leylî evine erişdi nevbet
Ol hasteye gâlip oldı hayret
Ser-geşte-i âlem oldı pâ-best
Meyhâne öninde düşdi ser-mest
Çün çekdi bir ihtiyârsuz âh
Leylî ev içinde oldı âgâh
Bir âh ile kıldı haymesin çâk
Mazlûmına açdı çeşm-i nem-nâk
Gördi ki görinmez olmuş ol zâr
Olmış gam ile zaîf ü bîmâr
Kaşı kimi kâmeti bükilmiş
Yaşı kimi peykeri tökilmiş
Cismi gam içinde cân şebîhi
Derk-i nazarı gam-ı bedîhî
Dîdâr ile ol şeh-i letâfet
Mihmânına eyledi ziyâfet
Râz-ı dil-i zârın etdi ifşâ
Bu şi‘ri bedîhî kıldı inşâ
Bu gazel Leylî dilindendür
Yâr rahm etdi meğer nâle vü efgânumuza
Ki kadem basdı bugün külbe-i ahzânumuza
Eşk bârânı meğer kıldı meded kim nâgeh
Bitdi bu şâh-ı gül-i tâze gülistânumuza
Bize âh ateşinün yanduğı andan bilinür
Ki çerâğ eyledi rûşen şeb-i hicrânumuza
Bu visâle yuhu ahvâli demek mümkin idi
Eğer olsaydı yuhu dîde-i giryânumuza
Bir hayâl ola meğer gördüğümüz yohsa nigâr
Mutlakâ hâtıra gelmez ki gele yanumuza
Yâr mihmânumuz oldı gelün ey cân ü gönül
Kılalum sarf nemüz var ise mihmânumuza
Dilberün câna imiş kasdı Fuzûlî gel ki
Cân verüp dilbere minnet koyalum cânumuza
Bu Mecnûnun Leylîye mukâbil olup
Ahvâlin beyân etdüğidür ve
Fursatla râz-ı pinhânın ıyân etdüğidür
Mecnûn ki ana nezâre kıldı
Râz-ı dilin âşikâre kıldı
Çekdi feleğe figân ü âhı
Sultânınun oldı dâd-hâhı
K’ey kadri bülend pâdişahum
Bildür mana kim nedür günâhum
Fermâna muhâlefet mi kıldum
A‘dâya muvâfakat mi kıldum
Bed-hâhlarun mıdur bu tedbîr
Gammâzlarun mıdur bu tezvîr
Men mu‘tekidem bu âsitâna
Yâ Rab n’ola reddüme behâne
Kimdendür ola mana bu hîle
Kim oldı ola muna vesîle
Tâ hâk-i deründen olmışem dûr
Âşüfte vü haste-hâl ü rencûr
Gâhî çekerem şikence-i gam
Gâhî olurem belâya hem-dem
Tenhâ geçer oldı rûzgârum
Sahrâda ne mûnis ü ne yârum
Sen hod güzelüm gamum yemezsen
Ol şîfte handadur demezsen
Menden bu tegâfülün acebdür
Gûyâ ki nişâne-i gazabdur
Men beyle niçün zebûn ü hârem
Ha geldüm eğer günâhkârem
Çökdüm yere gerdenümde zencîr
Bismillâh eğer olursa ta‘zîr
Fermân senden kabûl menden
Olma güzelüm melûl menden
Zülf ü müje hançer ü resen bes
Hükmüni yürüt hem as hem kes
Gel arada bir gubâr koyma
Öldür meni şerm-sâr koyma
Ta‘zîrüme eylesen teallül
Lâzım meni öldürür tegâfül
Ey lâle-izâr ü anberîn-mû
Gencîne-cemâl ü mâr-gîsû
Tâ zülfüne olmışem giriftâr
Zencîr-i cünûna rağbetüm var
Gam silsilesine pây-bendem
Dîvâneler içre ser-bülendem
Sevdâda dönüp ziyâna sûdum
Peyveste bu şi‘rdür sürûdum
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Küfr-i zülfün salalı rahneler imânumuza
Kâfir ağlar bizüm ahvâl-i perîşânumuza
Seni görmek müteazzir görinür beyle ki eşk
Sana bahdukda dolar dîde-i giryânumuza
Cevri çoh eyleme kim olmaya nâgeh dükene
Az edüp cevr ü cefâlar kılasen cânumuza
Eksük olmaz gamumuz munca ki bizden gam alup
Her gelen gamlu geder şâd gelüp yanumuza
Var her halka-i zencîrümüzün bir ağzı
Muttasıl vermeğe ifşâ gam-ı pinhânumuza
Gam-ı eyyâm Fuzûlî bize bî-dâd etdi
Gelmişüz acz ile dâd etmeğe sultânumuza
Tamâmî-i sühan
Bir lahza kılup bu resme feryâd
Sultânına zulm-i aşkdan dâd
Zencîrini etdi pâre pâre
Dutdı yine halkdan kenâre
Endâmı şikeste çeşmi nemnâk
Rüsvâ vü harâb ü mest ü bî-bâk
Ardınca koşun koşun uşağlar
Ahvâline kim güler kim ağlar
Bu Mecnûnun kûrlığ behânesiyle dildârı Cemâlin gördüğidür ve Dîde-i ümmîdin tûtiyâ-yı maksûda yetürdüğidür
Bir gün dahi ol behâne-perdâz
Bir özge behâne kıldı âğâz
Bağladı iki gözin ki kûrem
Ahvâl-i cihâna bî-şuûrem
Arz eyledi za‘f ü bî-nevâlığ
Ev ev gezüp eyledi gedâlığ
Takrîb ile azm-i yâr kıldı
Leylî evine güzâr kıldı
Ol dûsta zâhir eyleyüp râz
Yâ dûst deyüp yetürdi âvâz
Leylî ki eşitdi ol sadânı
Bildi eşiğindeki gedânı
Evden çıhup etdi arz-ı dîdâr
Kıldı sadaka zekât-ı ruhsâr
Pinhân bahuben ol âftâba
Mecnûn yine geldi bu hitâba
K’ey hâl-i siyâhı göz sevâdı
Cân ârzûsı gönül murâdı
Ger bağlu ise gözüm revâdur
Ser-çeşme-i lücce-i belâdur
Bend eylemesem önin demâdem
Seylâba geder tamâm-ı âlem
Göz kimi seni eyleyüp nezâre
Rüsvâ kılur ehl-i rûzgâra
Tahkîk edübem ki düşmenündür
Men kıydım ana rızâ senündür
Dergâhuna bağladum getürdüm
Baş üzre ayağuna yetürdüm
Ey gamze vü la‘li şehd ü şemşîr
Hâhî afv eyle hâh ta‘zîr
Dergâhuna geldüğümde ey hûr
Sermâyem idi gözümdeki nûr
Öğretdi gamun mana ticâret
Yüz şükr ki kılmadum hasâret
Göz nûrını hâk-i pâya verdüm
Az cinsümi çoh behâya verdüm
Şâhum nazar et men-i gedâya
Bîgâneliğ etme âşinâya
Cân bâğına gam nihâli tikdün
Ten mülkine derd tohmı ekdün
Ol tohm ü nihâle nef‘-i hâsıl
Oldı nem-i eşk ü sûziş-i dil
Gel mülküne bâğuna güzer kıl
Mahsûl ü menâfi‘e nazar kıl
Munı deyüp ol garîb ü hayrân
Dutdı reh-i bâdiye kemâ-kân
Bu İbni Selâmun Leylî visâline râğıb olduğıdur ve Bu da‘vâda subh-ı ümmîdi kâzib olduğıdur
Sâkî bize râhat-ı revân ver
Cânsuzlara himmet eyle cân ver
Kıl mest bizi mey-i mugândan
Evvel hoş ü hurrem eyle andan
Sor kim nişedür sebât-ı âlem
Encâm-ı ferah nihâyet-i gam
Dünyâ işi i‘tibârsuzdur
Çerhün revişi karârsuzdur
Çoh kimsene genc içün çeker renc
Gayrine nasîb olur anun genc
Gör anı ki her nihâl-i ser-keş
Sudandur ü sarfın eyler âteş
Takdîredür asl-ı emr mensûb
Hoşdur bu ki tâlib ola Matlûb
Çün İbni Selâm bildi hâli
Meydân-ı murâdı gördi hâlî
Cem‘ etdi ekâbirin diyârun
A‘yânını ehl-i rûzgârun
Gönderdi nikâh içün besî mâl
Şart etdügin etdi cümle irsâl
Min zerrîn-na‘l rahş-ı tâzî
Mısrî vü Irâkî vü Hicâzî
Min câriye vü gulâm-ı zîbâ
Pîrâyeleri harîr ü dîbâ
Min nâka nebât-ı kand yüklü
Nesrîn derilü benefşe tüglü
Min tabla abîr ü anber ü müşg
Yüz yük güher-i ter ü zer-i huşg
Esbâb-ı nikâh olup revâne
Kâbîni kesildi nakd-i câna
Leylî bu cefâdan oldı âgâh
Kim buldı bahârına hazân râh
Ümmidi gözine doldı toprağ
Maksûd nihâli tökdi yaprağ
Aks-i garaz oldı sûret-i hâl
İdbâra mübeddel oldı ikbâl
Gül ister iken sataşdı hâra
Nûr ister iken dutuşdı nâra
Efgân ile mâtem etdi sûrı
Mâtem-kede mahfil-i sürûrı
Meşşâta silerdi zülf ü hâlin
Arturmağa zîb ile cemâlin
Ol âh u sirişk ile demâdem
Hâli güm ederdi zülfi derhem
Eğmezdi hilâli vesmeye baş
Gözden giderürdi sürmesin yaş
Gîsûsı çekerdi şâneden ser
Bir bâr idi gerdeninde gevher
Gözgüye keder verürdi âhı
Zulmât-ı hat istemezdi mâhı
Pâ-bûsına bulmayup hınâ dest
Kılmışdı nekâreni üni pest
İklîle ruhı ururdı âteş
Buy-i hoş ana gelürdi nâhoş
Ta‘ne tikeninden etmeyüp bâk
Gül kimi kılurdı geydüğin çâk
Her lahza kılurdı âh ü feryâd
Derdi ki elünden ey felek dâd
Senden bu midi menüm murâdum
Devrânuna bağlu i‘tikâdum
Vaslını tevakku‘ etdüğüm yâr
Bi’llâh bu değül yanılma zinhâr
Ol nakş-ı sahîfe-i vefâdur
Bu tarz-ı cerîde-i fenâdur
Ol garka-i bahr-ı zevk-i cândur
Bu mahv-ı tena‘‘um-ı cihândur
Ol hayr yolına râh-berdür
Bu başladuğı tarîk şerdür
Cânânesi içün ol diler cân
Öz cânı içün diler bu cânân
Men anunem ol menüm ezelden
Sahla bu alâkanı halelden
Ey çerh bu akd olanda muhkem
Belkim yoh idün arada sen hem
Gel terk-i tegallüb ü sitem kıl
Tanrını arada gör kerem kıl
Verme kavîye zaîf mâlin
Düşmenlere dûstlar halâlin
Mecnûnumı sanma kimseden kem
Bir merd-i reh-i belâdur ol hem
Ey İbni Selâm-ı bî-ser-encâm
Bilsen sana mekr edüpdür eyyâm
Mecnûna koyupdur ad Leylî
Eyler seni ola kim tesellî
Sen kâm-ı dil iste men belâyem
Sen genc dile men ejdehâyem
Ammâ demezem işün hatâdur
Nisbet mana gâyet-i atâdur
Kurtar meni atadan anadan
Bir gam yeğ olur iki belâdan
Derd ile kılurdu nâle vü âh
Esbâb-ı tecümmülinden ikrâh
Devrândan edüp figân ü feryâd
Bu şi‘ri ohurdı ol perî-zâd
Bu gazel Leylî dilindendür
Hilâf-ı re’yüm ile ey felek medâr etdün
Meni gül ister iken mübtelâ-yı hâr etdün
Mürûr-ı ömrde bir dönmedün murâdum ile
Döne döne mana zulm etmeği şiâr etdün
İhânetümde nedür bilmezem murâdun kim
Azîz-i âlem iken hâr ü hâk-sâr etdün
Ümîd-vâr idüm evvel ki bir neşât görem
Binâ-yı mihnetümi şimdi üstüvâr etdün
Cefâ eliyle kılup çâk perde-i sabrum
Nihân olan gamumı halka âşikâr etdün
Vefâda vermeğe cân vermedün mana mühlet
Meni bu ahd vefâsında şerm-sâr etdün
Bir özgeni mana yâr eylemekdesen gûyâ
Menümle yâr olanı özge ile yâr etdün
Meğer bilindi Fuzûlî sana felek hâli
Ki varını bu cihânun yoh i‘tîbar etdün
Tamâmî-i sühan
Ol nev‘ görenler ıztırâbın
Tezyîn ü cilâdan ictinâbın
Eylerler idi gümân ki ol zâr
Bir özge belâyadur giriftâr
Kılmışdı ol âftâbı muztar
Hecr-i peder ü firâk-ı mâder
Derlerdi hakundur ey semen-bûy
Dutmışdun atan anan ile hûy
Hâlâ ki bulardan ayrılursen
Gurbet sitem olduğın bilürsen
Efgânuna hiç men‘ yohdur
Sen kimi yanan firâka çohdur
Ammâ bu imiş çü halka âdet
Sen hem cezâ eyleme ziyâdet
Kız dâim ata evinde kalmaz
Peyveste anaya mihr salmaz
Lâzım mey-i gaflet eyleyüp nûş
Eylersen atan anan ferâmûş
Leylî bu söze kılurdı ikrâr
Demezdi bir özge mihnetüm var
Görmezdi özine anı lâyık
Kim ta‘ne ede ana halâyık
Kız her niçe olsa yâra tâlib
Elbette gerek hayâsı gâlib
El ta‘nesi ile hâh ü nâ-hâh
Teklîfe düşüp bezendi ol mâh
Bir ehl-i hayâ min ehl-i ibrâm
İsyân ile olmaz iş ser-encâm
Ol zîver ü zeyne zib ü zînet
Bir şekl ile verdi zîb-i sûret
Kim anı görende derdi gerdûn
İnsâf kemâl-i sabr-ı Mecnûn
Pîrâyesüz idi ol meh âfet
Pîrâyeden arturup letâfet
Bir hadde erişdi âftâbı
Kim oldı nikâbı hüsni tâbı
Çün dutdı arûs-ı halvet-i şâm
Temkîn ile halvetinde ârâm
Zulmât ziyâya oldı gâlib
Yandurdı meşâilin kevâkib
Encüm güheri olup şeb-efrûz
Kıldı şeb-i târı gayret-i rûz
Gül-çehre sanemler oldılar cem‘
Her bir sanemün elinde bir şem‘
Resm-i tarab etdiler müretteb
Beş yüz büt-i gül-ruh ü şeker-leb
Yüz gonca dehenlü mâh-pâre
Gül suyı seperdi reh-güzâra
Yüz gül-ruh elinde micmer-i ûd
Eylerdi havânı anber-âlûd
Yüz mâh-likâ olup gınâ- saz
Koşmışdı sadâ-yı sâza âvâz
Yüz nergis-i mest gezdürüp câm
Ahbâba verürdi câm-ı gül-fâm
Yüz gül başı üzre yüz tabak zer
Olmışdı nisâr içün mukarrer
Bir taht-ı revân içinde Leylî
Ne şevket ü ne şükûha meyli
Her lahza figân ü âh ederdi
Ser-geşte vü muztarib gederdi
Endîşe-i zevk u ayşden pâk
Seyl içre sağın gederdi hâşâk
Çün yetdi harem-serâya ol mâh
Dağıldı olan refîk ü hem-râh
Gül halveti oldı sahn-ı gül-zâr
Dûr oldı bisâtdan has ü hâr
Baht İbni Selâmı etdi âgâh
Kim oldı sana müsellem ol mâh
Ol tâlib-i gevher-i yegâne
Gevher hevesiyle girdi kâna
Ne gördi nikâb içinde bir nûr
Gözden ruh-i dil-fürûzı mestûr
Germ oldı mahabbetün merâkı
Deprendi visâle iştiyâkı
El urdı ki aça ol nikâbı
Ref‘ eyleye ortadan hicâbı
Leylî dedi ey harîf-i kâbil
Sensen ser ü server-i kabâil
Evsâfun eşitmişem ziyâde
Kâmilsen edebde vü hayâda
Mâ‘lûm edübem ki Kâf-tâ-Kâf
İnsâfuna el verüpdür insâf
Men kim değülem ganî fakîrem
Mihmân demeyem sana esîrem
Zulm eylemek etme bir esîre
İzhâr-ı terahhum et fakîre
Mahsûl ü menâfi‘e nazar kıl
Munı deyüp ol garîb ü hayrân
Dutdı reh-i bâdiye kemâ-kân
Bu İbni Selâmun Leylî visâline râğıb olduğıdur ve Bu da‘vâda subh-ı ümmîdi kâzib olduğıdur
Sâkî bize râhat-ı revân ver
Cânsuzlara himmet eyle cân ver
Kıl mest bizi mey-i mugândan
Evvel hoş ü hurrem eyle andan
Sor kim nişedür sebât-ı âlem
Encâm-ı ferah nihâyet-i gam
Dünyâ işi i‘tibârsuzdur
Çerhün revişi karârsuzdur
Çoh kimsene genc içün çeker renc
Gayrine nasîb olur anun genc
Gör anı ki her nihâl-i ser-keş
Sudandur ü sarfın eyler âteş
Takdîredür asl-ı emr mensûb
Hoşdur bu ki tâlib ola Matlûb
Çün İbni Selâm bildi hâli
Meydân-ı murâdı gördi hâlî
Cem‘ etdi ekâbirin diyârun
A‘yânını ehl-i rûzgârun
Gönderdi nikâh içün besî mâl
Şart etdügin etdi cümle irsâl
Min zerrîn-na‘l rahş-ı tâzî
Mısrî vü Irâkî vü Hicâzî
Min câriye vü gulâm-ı zîbâ
Pîrâyeleri harîr ü dîbâ
Min nâka nebât-ı kand yüklü
Nesrîn derilü benefşe tüglü
Min tabla abîr ü anber ü müşg
Yüz yük güher-i ter ü zer-i huşg
Esbâb-ı nikâh olup revâne
Kâbîni kesildi nakd-i câna
Leylî bu cefâdan oldı âgâh
Kim buldı bahârına hazân râh
Ümmidi gözine doldı toprağ
Maksûd nihâli tökdi yaprağ
Aks-i garaz oldı sûret-i hâl
İdbâra mübeddel oldı ikbâl
Gül ister iken sataşdı hâra
Nûr ister iken dutuşdı nâra
Efgân ile mâtem etdi sûrı
Mâtem-kede mahfil-i sürûrı
Meşşâta silerdi zülf ü hâlin
Arturmağa zîb ile cemâlin
Ol âh u sirişk ile demâdem
Hâli güm ederdi zülfi derhem
Eğmezdi hilâli vesmeye baş
Gözden giderürdi sürmesin yaş
Gîsûsı çekerdi şâneden ser
Bir bâr idi gerdeninde gevher
Gözgüye keder verürdi âhı
Zulmât-ı hat istemezdi mâhı
Pâ-bûsına bulmayup hınâ dest
Kılmışdı nekâreni üni pest
İklîle ruhı ururdı âteş
Buy-i hoş ana gelürdi nâhoş
Ta‘ne tikeninden etmeyüp bâk
Gül kimi kılurdı geydüğin çâk
Her lahza kılurdı âh ü feryâd
Derdi ki elünden ey felek dâd
Senden bu midi menüm murâdum
Devrânuna bağlu i‘tikâdum
Vaslını tevakku‘ etdüğüm yâr
Bi’llâh bu değül yanılma zinhâr
Ol nakş-ı sahîfe-i vefâdur
Bu tarz-ı cerîde-i fenâdur
Ol garka-i bahr-ı zevk-i cândur
Bu mahv-ı tena‘‘um-ı cihândur
Ol hayr yolına râh-berdür
Bu başladuğı tarîk şerdür
Cânânesi içün ol diler cân
Öz cânı içün diler bu cânân
Men anunem ol menüm ezelden
Sahla bu alâkanı halelden
Ey çerh bu akd olanda muhkem
Belkim yoh idün arada sen hem
Gel terk-i tegallüb ü sitem kıl
Tanrını arada gör kerem kıl
Verme kavîye zaîf mâlin
Düşmenlere dûstlar halâlin
Mecnûnumı sanma kimseden kem
Bir merd-i reh-i belâdur ol hem
Ey İbni Selâm-ı bî-ser-encâm
Bilsen sana mekr edüpdür eyyâm
Mecnûna koyupdur ad Leylî
Eyler seni ola kim tesellî
Sen kâm-ı dil iste men belâyem
Sen genc dile men ejdehâyem
Ammâ demezem işün hatâdur
Nisbet mana gâyet-i atâdur
Kurtar meni atadan anadan
Bir gam yeğ olur iki belâdan
Derd ile kılurdu nâle vü âh
Esbâb-ı tecümmülinden ikrâh
Devrândan edüp figân ü feryâd
Bu şi‘ri ohurdı ol perî-zâd
Bu gazel Leylî dilindendür
Hilâf-ı re’yüm ile ey felek medâr etdün
Meni gül ister iken mübtelâ-yı hâr etdün
Mürûr-ı ömrde bir dönmedün murâdum ile
Döne döne mana zulm etmeği şiâr etdün
İhânetümde nedür bilmezem murâdun kim
Azîz-i âlem iken hâr ü hâk-sâr etdün
Ümîd-vâr idüm evvel ki bir neşât görem
Binâ-yı mihnetümi şimdi üstüvâr etdün
Cefâ eliyle kılup çâk perde-i sabrum
Nihân olan gamumı halka âşikâr etdün
Vefâda vermeğe cân vermedün mana mühlet
Meni bu ahd vefâsında şerm-sâr etdün
Bir özgeni mana yâr eylemekdesen gûyâ
Menümle yâr olanı özge ile yâr etdün
Meğer bilindi Fuzûlî sana felek hâli
Ki varını bu cihânun yoh i‘tîbar etdün
Tamâmî-i sühan
Ol nev‘ görenler ıztırâbın
Tezyîn ü cilâdan ictinâbın
Eylerler idi gümân ki ol zâr
Bir özge belâyadur giriftâr
Kılmışdı ol âftâbı muztar
Hecr-i peder ü firâk-ı mâder
Derlerdi hakundur ey semen-bûy
Dutmışdun atan anan ile hûy
Hâlâ ki bulardan ayrılursen
Gurbet sitem olduğın bilürsen
Efgânuna hiç men‘ yohdur
Sen kimi yanan firâka çohdur
Ammâ bu imiş çü halka âdet
Sen hem cezâ eyleme ziyâdet
Kız dâim ata evinde kalmaz
Peyveste anaya mihr salmaz
Lâzım mey-i gaflet eyleyüp nûş
Eylersen atan anan ferâmûş
Leylî bu söze kılurdı ikrâr
Demezdi bir özge mihnetüm var
Görmezdi özine anı lâyık
Kim ta‘ne ede ana halâyık
Kız her niçe olsa yâra tâlib
Elbette gerek hayâsı gâlib
El ta‘nesi ile hâh ü nâ-hâh
Teklîfe düşüp bezendi ol mâh
Bir ehl-i hayâ min ehl-i ibrâm
İsyân ile olmaz iş ser-encâm
Ol zîver ü zeyne zib ü zînet
Bir şekl ile verdi zîb-i sûret
Kim anı görende derdi gerdûn
İnsâf kemâl-i sabr-ı Mecnûn
Pîrâyesüz idi ol meh âfet
Pîrâyeden arturup letâfet
Bir hadde erişdi âftâbı
Kim oldı nikâbı hüsni tâbı
Çün dutdı arûs-ı halvet-i şâm
Temkîn ile halvetinde ârâm
Zulmât ziyâya oldı gâlib
Yandurdı meşâilin kevâkib
Encüm güheri olup şeb-efrûz
Kıldı şeb-i târı gayret-i rûz
Gül-çehre sanemler oldılar cem‘
Her bir sanemün elinde bir şem‘
Resm-i tarab etdiler müretteb
Beş yüz büt-i gül-ruh ü şeker-leb
Yüz gonca dehenlü mâh-pâre
Gül suyı seperdi reh-güzâra
Yüz gül-ruh elinde micmer-i ûd
Eylerdi havânı anber-âlûd
Yüz mâh-likâ olup gınâ- saz
Koşmışdı sadâ-yı sâza âvâz
Yüz nergis-i mest gezdürüp câm
Ahbâba verürdi câm-ı gül-fâm
Yüz gül başı üzre yüz tabak zer
Olmışdı nisâr içün mukarrer
Bir taht-ı revân içinde Leylî
Ne şevket ü ne şükûha meyli
Her lahza figân ü âh ederdi
Ser-geşte vü muztarib gederdi
Endîşe-i zevk u ayşden pâk
Seyl içre sağın gederdi hâşâk
Çün yetdi harem-serâya ol mâh
Dağıldı olan refîk ü hem-râh
Gül halveti oldı sahn-ı gül-zâr
Dûr oldı bisâtdan has ü hâr
Baht İbni Selâmı etdi âgâh
Kim oldı sana müsellem ol mâh
Ol tâlib-i gevher-i yegâne
Gevher hevesiyle girdi kâna
Ne gördi nikâb içinde bir nûr
Gözden ruh-i dil-fürûzı mestûr
Germ oldı mahabbetün merâkı
Deprendi visâle iştiyâkı
El urdı ki aça ol nikâbı
Ref‘ eyleye ortadan hicâbı
Leylî dedi ey harîf-i kâbil
Sensen ser ü server-i kabâil
Evsâfun eşitmişem ziyâde
Kâmilsen edebde vü hayâda
Mâ‘lûm edübem ki Kâf-tâ-Kâf
İnsâfuna el verüpdür insâf
Men kim değülem ganî fakîrem
Mihmân demeyem sana esîrem
Zulm eylemek etme bir esîre
İzhâr-ı terahhum et fakîre
Gör cân ü tenümde ıztırâbum
Sor hâl-i dilüm eşit cevâbum
Men mektebe getdüğüm zamânlar
Hıfz-ı sebak etdüğüm zamânlar
Bir şahs mana görindi nâgâh
Oldum perî olduğından âgâh
Cinnîler içinde ol perî-zâd
Ülfet menüm ile kıldı bünyâd
Her lahza durur mana berâber
Der kim benî Âdem etme hem-ser
Yohsa kılurem deminde fânî
Bir darb ile hem seni hem anı
Çok mekr kılındı oldı tedbîr
Boynumdan alınmadı bu zencîr
Def‘ olmadı bu beliyye hergiz
Hem ata hem ana oldı âciz
Çün bulmadı kimse çâre-i kâr
Menden ata ana oldı bîzâr
Şeydâlığum oldı âleme fâş
Nefret kılur oldı yâr u yoldaş
Sen hem ki bizüm diyâra yetdün
Elbette bu kıssanı eşitdün
Hâlâ ki senünle düşdi bâzâr
Oldun dür-i akdüme hırîdar
Karşumda hem ol perî durupdur
Gayret kılıcına el urupdur
Terk et ki bu vasl bîm-i cândur
Hem özüne hem mana ziyândır
Bir niçe zaman tahammül eyle
Dermân iste tevekkül eyle
Ola ki müyesser ola maksûd
Senden açıla bu bâb-ı mesdûd
Kat‘ ola zebân-ı ta‘n-ı düşmen
Hem sen yetesen murâda hem men
Ol sâde-zamîr ona inandı
Cinnî haberin sahîh sandı
Vehm etdi ki olsa yâra vâsıl
Noksân ola ömr ü câha hâsıl
Cânâne yolında ömr ü câhı
Ol nâkısun oldı sedd-i râhı
Bir resm-i kadîmdür cihânda
Sûd isteyen istemek ziyân da
Cânân dileyen cefâya dözmek
Genc isteyen ejdehâya dözmek
Aşk ehli mahabbet etse izhâr
Evvel anı imtihân eder yâr
Ger görse anun cefâya sabrın
Kesrinün eder tamâm cebrin
V’er görmese cevre ihtimâlin
Salmaz ana sâye-i visâlin
Çün İbni Selâma bîm-i noksân
Ol vaslda rûzî etdi hicrân
Meyl etmedi mutlak ol nigâra
Hergiz ana kılmadı nezâre
Tedbîr-i ilâca durdı kâim
Derdine devâ sorardı dâim
Her handa görürdü ehl-i teshîr
Dîvânesine dilerdi zencîr
Bu Zeyd-i vefâ-dârun Mecnûna haber getürdüğidür ve İbn-i Selâm ile Leylînün peyvendi müjdesinin yetürdüğidür
Sâhib-haber-i efsâne-perdâz
Bu tarz ile kıldı kıssa âğâz
Kim var idi bir nedîm-i nâdir
Zeyd adlu vefâ-yı ahde kâdir
Meşhûr idi fazlı vü kemâli
Ma‘rûf idi hüsni vü cemâli
Olmışdı esîr bir nigâra
Büt zîblü Zeynep adlu yâra
Çekmişdi mahabbetün cefâsın
Görmişdi melâmetün belâsın
Ol âşık-ı müst-mend ü mahzûn
Eylerdi hemîşe meyl-i Mecnûn
Söylerdi ana kemâl-i aşkın
Üstâdına gösterürdi meşkın
Leylî ere getdüğinden ol zâr
Tahkîk ile oldı çün haberdâr
Mecnûna özin yetürdi fi’l-hâl
Reng-i ruh-i zerdi eşkden âl
Dolmış gözi peykeri bozılmış
Nutkında tekellümi dutılmış
Mecnûn dedi ey vefâlu yârum
Gam merhalesinde gam-güsârum
Âdetçe görinmez ihtilâtun
Her günkiye benzemez neşâtun
N’oldı sana beyle zâr olupsen
Bî-tâkat ü bî-karâr olupsen
Akrebde idi meğer bugün mâh
K’etdün bu yana azîmet-i râh
Handan bu küdûret oldı hâsıl
N’oldı sebeb-i melâmet-i dil
Zeyd ol has-i huşke urdı âteş
Sûz ile dedi ki ey belâ-keş
Dün ahter-i bahtun oldı tîre
Devrân sitem etdi sen fakîre
Yâr İbni Selâma rûzî oldı
Rûzî sana derd ü sûzî oldı
Yâr özgeye oldı şem‘-i mahfil
Kaldı sana tâb-ı âteş-i dil
Ağyâr ile yâr oldı Leylî
Var imdi sen andan ol tesellî
Zâyi‘ senün ol figân ü âhun
Sûz-i şeb ü âh-ı subh-gâhun
Mecnûn ki haberden oldı âgâh
Gerdûna yetürdi şu‘le-i âh
Vahşîler içinde ol giriftâr
Bir derd ile kıldı nâle-i zâr
K’efgâna getürdi mâr ü mûrı
Ağlatdı vuhûşı vü tuyûrı
Hâme kimi yaş töküp demâdem
Nâme kimi kâmetini kılup ham
Yazdı aluben eline hâme
Dildârına bir itâb-nâme
Bu Mecnûnun Leylîye nâme-i itâb-âmîzidür ve Peygâm-ı şikâyet-engîzidür
Dibâce-i nâme nâm-ı Ma‘bûd
Kayyûm ü Kadîm ü Hayy ü Mevcûd
Ol perde-keş-i hicâb-ı esrâr
Kim âlemi yohdan eyledi var
Gün gözgüsin eyleyen mücellâ
Dün turrasın eyleyen mutarrâ
Çün bir niçe hamd tohmın ekdi
Derd-i dilini beyâna çekdi
Kim bu mütehammil-i belâdan
Ser-geşte vü zâr ü mübtelâdan
Bir nâme ki mahz-ı derd ü gamdur
İzhâr-ı şikâyet-i sitemdür
Ol dilbere kim vefâsı yohdur
Âşıklarına cefâsı çohdur
Ey ahde vefâsı olmayan yâr
Ağyâruma gül olan mana hâr
N’oldı sana nakz-ı ahd kıldun
Sındurmağa ahdi cehd kıldun
Tenhâlığa mı getürmedün tâb
Kim eyledün ârzû-yı hem-hâb
Târ oldı mı olduğun nişîmen
Kim eyledün anda şem‘ rûşen
İncitdi mi derd-i dil mizâcun
Kim oldı tabîbe ihtiyâcun
Pejmürde mi oldı serv-i dil-cû
Kim cehd ile vermek istedün su
Bed-hâh mı etdi kasd-ı gül-zâr
Kim beyle urıldı rahneye hâr
Ne bîm ile hıfz-ı gevher etdün
Kim beste-i akd-i şevher etdün
Mûcib ne idi meni unutdun
Terküm kılup özge yâr dutdun
Her lahza olup güvâh-ı hâlüm
Hâk-i derüne sirişk-i âlüm
Mutlak güzer eylemez mi oldı
Menden haber eylemez mi oldı
Âyâ ne idi bu bî-vefâlığ
Bigâneler ile âşinâlığ
Çekdün yeni yârunı kenâra
Ruhsat mıdur imdi eski yâra
Menden idi mihmet ü melâlün
Hoş oldı ola anunla hâlün
Men ahd-i vefâya aldanurdum
Ahdünde vefâ ola sanurdım
Bilmezdüm ola zaîf râyun
Noksânı ola tamâm ayun
Güftârun ola menümle dâim
Gönlün ola özge ile kâim
Zâhirde menümle olasen yâr
Bâtında dutasen özge dildâr
Senden men olam cihânda bed-nâm
Bir nâm ü nişânı yoh ala kâm
Ma‘zûrsen ey nigâr ma‘zûr
Bu devr iledür zemâne meşhûr
Gül goncalığında hâr ilendür
Açılsa bir özge yâr ilendür
Aslında tiken çeker azâbın
Faslında hakîm alur gül-âbın
Ey ârzu-yi dil-i figârum
Kahrı çoh ü mihri az nigârum
Ey adı olan vefâda mezkûr
Cismümdeki cân gözümdeki nûr
Sevdâ-yı dimâğumun ilâcı
Bâzâr-ı cünûnumun revâcı
Sen mihr-cemâl ü meh-cebînsen
Gâyetde latîf ü nâzenînsen
Men hâr-mizâc ü hâk-hûyem
Bes tünd-zebân ü tîre-rûyem
Sen hâl diliyle eyleyüp âr
Dersen ki sana ne nisbetüm var
Men hem sana söylerem muvafık
Kim men sana sen mana ne lâyık
Men hod olubem hayâle kâni‘
Sen lâyıkun istesen ne mâni‘
Ammâ men ü senden özge çohdur
Kim sözleri bizden özge yohdur
Gördükde men eyleyen vefânı
Bildikde sen eyleyen cefânı
Âyâ kime bî-vefâ diyerler
Kimün işini hatâ deyerler
Yahşi midür eylemek yaman ad
Kim kılmaya kimse hayr ile yâd
Sen gerçi dutup hilâf-ı âdet
Bir özgeye bağladun irâdet
Çohdur sana men kimi ciğer-hûn
Her kime ki bahdun oldı mecnûn
Men kim keseyüm derin selâmı
Senden çekeyüm bu intikâmı
Dutmak dilerem senün kimi yâr
Ammâ aceb er senün kimi var
Sor hâl-i dilüm eşit cevâbum
Men mektebe getdüğüm zamânlar
Hıfz-ı sebak etdüğüm zamânlar
Bir şahs mana görindi nâgâh
Oldum perî olduğından âgâh
Cinnîler içinde ol perî-zâd
Ülfet menüm ile kıldı bünyâd
Her lahza durur mana berâber
Der kim benî Âdem etme hem-ser
Yohsa kılurem deminde fânî
Bir darb ile hem seni hem anı
Çok mekr kılındı oldı tedbîr
Boynumdan alınmadı bu zencîr
Def‘ olmadı bu beliyye hergiz
Hem ata hem ana oldı âciz
Çün bulmadı kimse çâre-i kâr
Menden ata ana oldı bîzâr
Şeydâlığum oldı âleme fâş
Nefret kılur oldı yâr u yoldaş
Sen hem ki bizüm diyâra yetdün
Elbette bu kıssanı eşitdün
Hâlâ ki senünle düşdi bâzâr
Oldun dür-i akdüme hırîdar
Karşumda hem ol perî durupdur
Gayret kılıcına el urupdur
Terk et ki bu vasl bîm-i cândur
Hem özüne hem mana ziyândır
Bir niçe zaman tahammül eyle
Dermân iste tevekkül eyle
Ola ki müyesser ola maksûd
Senden açıla bu bâb-ı mesdûd
Kat‘ ola zebân-ı ta‘n-ı düşmen
Hem sen yetesen murâda hem men
Ol sâde-zamîr ona inandı
Cinnî haberin sahîh sandı
Vehm etdi ki olsa yâra vâsıl
Noksân ola ömr ü câha hâsıl
Cânâne yolında ömr ü câhı
Ol nâkısun oldı sedd-i râhı
Bir resm-i kadîmdür cihânda
Sûd isteyen istemek ziyân da
Cânân dileyen cefâya dözmek
Genc isteyen ejdehâya dözmek
Aşk ehli mahabbet etse izhâr
Evvel anı imtihân eder yâr
Ger görse anun cefâya sabrın
Kesrinün eder tamâm cebrin
V’er görmese cevre ihtimâlin
Salmaz ana sâye-i visâlin
Çün İbni Selâma bîm-i noksân
Ol vaslda rûzî etdi hicrân
Meyl etmedi mutlak ol nigâra
Hergiz ana kılmadı nezâre
Tedbîr-i ilâca durdı kâim
Derdine devâ sorardı dâim
Her handa görürdü ehl-i teshîr
Dîvânesine dilerdi zencîr
Bu Zeyd-i vefâ-dârun Mecnûna haber getürdüğidür ve İbn-i Selâm ile Leylînün peyvendi müjdesinin yetürdüğidür
Sâhib-haber-i efsâne-perdâz
Bu tarz ile kıldı kıssa âğâz
Kim var idi bir nedîm-i nâdir
Zeyd adlu vefâ-yı ahde kâdir
Meşhûr idi fazlı vü kemâli
Ma‘rûf idi hüsni vü cemâli
Olmışdı esîr bir nigâra
Büt zîblü Zeynep adlu yâra
Çekmişdi mahabbetün cefâsın
Görmişdi melâmetün belâsın
Ol âşık-ı müst-mend ü mahzûn
Eylerdi hemîşe meyl-i Mecnûn
Söylerdi ana kemâl-i aşkın
Üstâdına gösterürdi meşkın
Leylî ere getdüğinden ol zâr
Tahkîk ile oldı çün haberdâr
Mecnûna özin yetürdi fi’l-hâl
Reng-i ruh-i zerdi eşkden âl
Dolmış gözi peykeri bozılmış
Nutkında tekellümi dutılmış
Mecnûn dedi ey vefâlu yârum
Gam merhalesinde gam-güsârum
Âdetçe görinmez ihtilâtun
Her günkiye benzemez neşâtun
N’oldı sana beyle zâr olupsen
Bî-tâkat ü bî-karâr olupsen
Akrebde idi meğer bugün mâh
K’etdün bu yana azîmet-i râh
Handan bu küdûret oldı hâsıl
N’oldı sebeb-i melâmet-i dil
Zeyd ol has-i huşke urdı âteş
Sûz ile dedi ki ey belâ-keş
Dün ahter-i bahtun oldı tîre
Devrân sitem etdi sen fakîre
Yâr İbni Selâma rûzî oldı
Rûzî sana derd ü sûzî oldı
Yâr özgeye oldı şem‘-i mahfil
Kaldı sana tâb-ı âteş-i dil
Ağyâr ile yâr oldı Leylî
Var imdi sen andan ol tesellî
Zâyi‘ senün ol figân ü âhun
Sûz-i şeb ü âh-ı subh-gâhun
Mecnûn ki haberden oldı âgâh
Gerdûna yetürdi şu‘le-i âh
Vahşîler içinde ol giriftâr
Bir derd ile kıldı nâle-i zâr
K’efgâna getürdi mâr ü mûrı
Ağlatdı vuhûşı vü tuyûrı
Hâme kimi yaş töküp demâdem
Nâme kimi kâmetini kılup ham
Yazdı aluben eline hâme
Dildârına bir itâb-nâme
Bu Mecnûnun Leylîye nâme-i itâb-âmîzidür ve Peygâm-ı şikâyet-engîzidür
Dibâce-i nâme nâm-ı Ma‘bûd
Kayyûm ü Kadîm ü Hayy ü Mevcûd
Ol perde-keş-i hicâb-ı esrâr
Kim âlemi yohdan eyledi var
Gün gözgüsin eyleyen mücellâ
Dün turrasın eyleyen mutarrâ
Çün bir niçe hamd tohmın ekdi
Derd-i dilini beyâna çekdi
Kim bu mütehammil-i belâdan
Ser-geşte vü zâr ü mübtelâdan
Bir nâme ki mahz-ı derd ü gamdur
İzhâr-ı şikâyet-i sitemdür
Ol dilbere kim vefâsı yohdur
Âşıklarına cefâsı çohdur
Ey ahde vefâsı olmayan yâr
Ağyâruma gül olan mana hâr
N’oldı sana nakz-ı ahd kıldun
Sındurmağa ahdi cehd kıldun
Tenhâlığa mı getürmedün tâb
Kim eyledün ârzû-yı hem-hâb
Târ oldı mı olduğun nişîmen
Kim eyledün anda şem‘ rûşen
İncitdi mi derd-i dil mizâcun
Kim oldı tabîbe ihtiyâcun
Pejmürde mi oldı serv-i dil-cû
Kim cehd ile vermek istedün su
Bed-hâh mı etdi kasd-ı gül-zâr
Kim beyle urıldı rahneye hâr
Ne bîm ile hıfz-ı gevher etdün
Kim beste-i akd-i şevher etdün
Mûcib ne idi meni unutdun
Terküm kılup özge yâr dutdun
Her lahza olup güvâh-ı hâlüm
Hâk-i derüne sirişk-i âlüm
Mutlak güzer eylemez mi oldı
Menden haber eylemez mi oldı
Âyâ ne idi bu bî-vefâlığ
Bigâneler ile âşinâlığ
Çekdün yeni yârunı kenâra
Ruhsat mıdur imdi eski yâra
Menden idi mihmet ü melâlün
Hoş oldı ola anunla hâlün
Men ahd-i vefâya aldanurdum
Ahdünde vefâ ola sanurdım
Bilmezdüm ola zaîf râyun
Noksânı ola tamâm ayun
Güftârun ola menümle dâim
Gönlün ola özge ile kâim
Zâhirde menümle olasen yâr
Bâtında dutasen özge dildâr
Senden men olam cihânda bed-nâm
Bir nâm ü nişânı yoh ala kâm
Ma‘zûrsen ey nigâr ma‘zûr
Bu devr iledür zemâne meşhûr
Gül goncalığında hâr ilendür
Açılsa bir özge yâr ilendür
Aslında tiken çeker azâbın
Faslında hakîm alur gül-âbın
Ey ârzu-yi dil-i figârum
Kahrı çoh ü mihri az nigârum
Ey adı olan vefâda mezkûr
Cismümdeki cân gözümdeki nûr
Sevdâ-yı dimâğumun ilâcı
Bâzâr-ı cünûnumun revâcı
Sen mihr-cemâl ü meh-cebînsen
Gâyetde latîf ü nâzenînsen
Men hâr-mizâc ü hâk-hûyem
Bes tünd-zebân ü tîre-rûyem
Sen hâl diliyle eyleyüp âr
Dersen ki sana ne nisbetüm var
Men hem sana söylerem muvafık
Kim men sana sen mana ne lâyık
Men hod olubem hayâle kâni‘
Sen lâyıkun istesen ne mâni‘
Ammâ men ü senden özge çohdur
Kim sözleri bizden özge yohdur
Gördükde men eyleyen vefânı
Bildikde sen eyleyen cefânı
Âyâ kime bî-vefâ diyerler
Kimün işini hatâ deyerler
Yahşi midür eylemek yaman ad
Kim kılmaya kimse hayr ile yâd
Sen gerçi dutup hilâf-ı âdet
Bir özgeye bağladun irâdet
Çohdur sana men kimi ciğer-hûn
Her kime ki bahdun oldı mecnûn
Men kim keseyüm derin selâmı
Senden çekeyüm bu intikâmı
Dutmak dilerem senün kimi yâr
Ammâ aceb er senün kimi var
Peyvendüni gayr ile eşitdüm
Bi’llâh ki besî teaccüb etdüm
Ey çeşme-i âb-ı zindegânî
Sen cânum içindesen nihânî
Bir lahza gözümden olmadun dûr
Vaslun niçe oldı gayre makdûr
Ger İbni Selâma nûr-ı Leylî
Bir vech ile eylemiş tecellî
Leylîden olan hayâli görmiş
Öz vâhimesiyle ayş sürmiş
Leylî demesün mana karîndür
Kim ana hayâli hem-nişîndür
Mecnûndan eder mi ol cüdâlığ
Kim gayr ile ede âşinâlığ
Ey gevher-i tâc ü tâc-ı târek
Maksûduna yetdüğün mübârek
Ashâb yığup tarab kılup şâd
Bu hayr işi eyeleyende bünyâd
Çoh zevk ile çekdüm intizârı
Kim yâd edesen men-i figârı
Sen hod demedün ki bir kulum var
Boynında tarîk ile yolum var
Ger sandun ise ki pür-huzûrem
Şâyeste-i servet-i sürûrem
Şart idi mana hem etmek i‘lâm
Tâ men hem alam bu bezmden kâm
Li’llâhi’l-hamd elüm değül dar
Cân kimi nukûda kudretüm var
V’er sandun ise ki nâ-tüvânem
Âzürde-i mihnet-i cihânem
Hem şart idi özr kılmak irsâl
Etmek meni bir söz ile hoş-hâl
Ne beyle edüp ne eyle ey gül
Yahşi midür eylemek tegâfül
Ey cânum içinde câna düşmen
Her niçe ki düşmenem sana men
Âyîn-i kadîmüni unutma
Min yâr dut özge hûy dutma
Gayr ile olanda şâd ü hurrem
Takrîb ile yâd kıl bizi hem
Nakş et bu murabbaı harîre
Gör anı getür bizi zamîre
Bu murâbba‘ Mecnûn dilindendür
Gayr ile her dem nedür seyr-i gülistân etdüğün
Bezm edüp halvet kılup yüz lutf u ihsân etdüğün
Ahd bünyadın mürüvvetdür mi vîrân etdüğün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Lahza lahza müddeî pendin dür-i gûş eyledün
Kana kana gayr câm-ı şevkini nûş eyledün
Vara vara ahd ü peymânı ferâmûş eyledün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğüm
Gayre salup mihrüni bizden savutdun âkıbet
Terk-i mihr etdün tarîk-i zulm dutdun âkıbet
Ahdler peymânlar etmişdün unuttun âkıbet
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğüm
Cürmümüz n’oldı ki bizden eyledün bîzârlığ
Biz gamun çekdük sen etdün özgeye gam-hârlığ
Sizde âdet bu mıdur beyle olur mı yârlığ
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdügün
Çerh tek bed-mihrliğ resmini bünyâd eyledün
Yahşi adun var iken döndün yaman ad eyledün
Döne döne bizi gam-nâk özgeni şâd eyledün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Gönlümüz min-ba‘d zülfünçün perîşân olmasun
Bağrumuz la‘lün hevâsiyle dahi kan olmasun
Bî-vefâsen çeşmümüz yâdunla giryân olmasun
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Va‘de-i vasl ile aldun sabrumuz ârâmumuz
Olmadı her gün visâlünden müyesser kâmumuz
Geçdi hecr ile Fuzûlîden beter eyyâmumuz
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Tamâmî-i sühan
Pâyâna çü yetdi sa‘y-i hâme
Teslîm olındı Zeyde nâme
Mektûb ile Zeyd olup sebük-per
Azm eyledi eyle kim kebûter
Çün yetdi nigâr olan diyâra
Mekr ile visâle kıldı çâre
Efsûn ile urdı sihrden dem
Tâ İbni Selâma oldı hem-dem
Leylînün eşitdi vasf-ı hâlin
Keyfiyyet-i mihnet ü melâlin
Dedi bilürem nedür devâsı
Uş yazılu mendedür duâsı
Bağlandı anun sözine ihlâs
Halvet-geh-i kurbe kıldılar hâs
Çün Leylîye zeyd oldı vâsıl
Maksûdını etdi baht hâsıl
Bir dem oturup gelüp kıyâma
El urdı revân çıhardı nâme
Ta‘vîz dedi vü kıldı ta‘zîm
Evvel öpüp andan etdi teslîm
Çün nâmeni aldı Leylî-i zâr
Ol nâmeden aldı bûy-ı dildâr
Bildi ki bir özge kayddür bu
Ne nüsha-i Amr ü Zeyddür bu
Ol feyzi bilüp özine ikbâl
Göz merdümine yetürdi fi’l-hâl
Çün nâmeye kıldı bir nezâre
Cân kisvetin etdi pâre pâre
Kim dür ala bahr-ı çeşm-i terden
Lâ‘l ala hizâne-i ciğerden
Ol nâmenün eyleye nisârın
Efzûn ohıdı bildi mazmûn
Fehm etdi maâni vü ibâret
Bildi neyedür olan işâret
Cânına kılup itâb te’sîr
Ol nâme cevâbın etdi tahrîr
Bu Leylînün Mecnûna peygâm-ı cevâbıdur Ve özr ü itâbıdur
Bu tarz ile oldı kilki cârî
Kim evvel-i nâme nâm-ı Bârî
Mi‘mâr-ı binâ-yı akd ü peyvend
Vehhâb-ı atâ-yı mâl ü ferzend
İzhâr-ı vücûd eden ademden
İcâd-ı hudûs eden kıdemden
Meşşâta-i şâhed-i zemâne
Sultân-ı bülend-âsitâne
Bu nâme ki bir figârdandur
Ya‘nî men-i bî-karârdandur
Bir sâhib-i izz ü i‘tibâra
Ya‘nî Mecnûn-i dil-figâra
Ey hâk-bisât ü hâr-bister
Kâm-ı dil-i teng ü dîde-i ter
Her ta‘ne ki eylesen revâdur
Senden hacîlem yüzüm karadur
Besdür mana çekdüğüm hacâlet
Şermendeliğümdeki melâlet
Çün mu‘terifem ki var günâhum
Öz lutfun eyle özr-hâhum
Men gevherem özgeler hırîdâr
Mende değül ihityâr-ı bâzâr
Devrân ki meni mezâda saldı
Bilmem kim idi satan kim aldı
Olsaydı menüm bir ihtiyârum
Olmaz idi senden özge yârum
Ger töhmete olmışem giriftâr
İkrâh ile menden olma bîzâr
Bir dür değülem ki ola hakkâk
Aldukda tasarrufumda çâlâk
Ger İbni Selâma dil-fürûzem
Şem‘-i şeb ü âftâb-ı rûzem
Kâni‘dür ırağdan ala bir nûr
Men andan ü menden ola ol dûr
Dûr olsa görür fürûg ü tâbum
Oldukda yahın çeker azâbum
Fikr etme ki men neşât-mendem
Bir dâm-ı gam içre pây-bendem
Ne zehre-i seyr-i kûçe vü kûy
Ne tâb-ı tapance-i ser ü rûy
Gâhî heves eylesem figâna
Evvel ana isterem behâne
Ya ata vü ane eylerem yâd
Ya sohbet-i hem-nişîn ü hem-zâd
Ger rahtımı etmek eylesem çâk
Hayyâtına olurem gazab-nâk
Kim aybludur bu dâmen ü ceyb
Cehd eyle ki zâhir olmaya ayb
Gâhî taleb eylesem visâlün
Bilmek dilesem ki n’oldı hâlün
Bir çeşme yana olup revâne
Gasl-i beden eylerem behâne
Tenhâ olurem orada üryân
Mûy-ı serüm eylerem perîşân
Âyîneye eylerem nigâhı
Hâlün görürem senün ke-mâhî
Boynunda yoh özge tavkdan bâr
La‘lümde bulınmaz özge güftâr
Boynum kolunı diler havâdan
La‘lüm lebüni sorar sabâdan
Cândan gamun içre nâ-ümîdem
Şemşîr-i cefâ ile şehîdem
Kanlu kefenümdür al perde
Men gûrdaem sağınma erde
Gel şem‘-i mezârum eyle âhun
Zîb-i lahd et gubâr-ı râhun
Men bülbül-i bâğ-ı firkatem zâr
Ammâ kafes içreem giriftâr
Bilmem bu kafesde n’ola hâlüm
Sındurdı belâ per ile bâlüm
Bir vahşî ile ger etmişem hû
Müstevcib-i serzeniş değül bu
Vâhşîler imiş senünle hem-dem
Hem-reng olubem senünle men hem
Ey âşık-ı müst-mend ü mehcûr
Dutgıl men-i müst-mendi ma‘zûr
Sabr et niçe gün ki ola gerdûn
Bu günleri eyleye diğer-gûn
Ancak özüni nizâr sanma
Ser-geşte-i rûzgâr sanma
Bu şi‘ri ger ohısan demâdem
Ma‘lûmun olur menüm gamum hem
Bu murabba‘ Leylî dilindendür
Girîbân oldı rüsvâlığ eliyle çâk dâmen hem
Mana rüsvâlığunda dûst hem ta‘n etdi düşmen hem
Reh-i aşk içre cân kıldum giriftâr-ı belâ ten hem
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Eğer dutsam gamum elden nihân sabr u karârum yoh
Ve ger şerh-i gam-ı pinhânum etsem gam-güsârum yoh
Esîr-i bend ü zindânem elümde ihtiyârum yoh
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Olupdur eşk-i hûn-âb ile gül-gûn çehre-i zerdüm
Yanupdur âteş-i hicrâna cân-ı derd-perverdüm
Bi’llâh ki besî teaccüb etdüm
Ey çeşme-i âb-ı zindegânî
Sen cânum içindesen nihânî
Bir lahza gözümden olmadun dûr
Vaslun niçe oldı gayre makdûr
Ger İbni Selâma nûr-ı Leylî
Bir vech ile eylemiş tecellî
Leylîden olan hayâli görmiş
Öz vâhimesiyle ayş sürmiş
Leylî demesün mana karîndür
Kim ana hayâli hem-nişîndür
Mecnûndan eder mi ol cüdâlığ
Kim gayr ile ede âşinâlığ
Ey gevher-i tâc ü tâc-ı târek
Maksûduna yetdüğün mübârek
Ashâb yığup tarab kılup şâd
Bu hayr işi eyeleyende bünyâd
Çoh zevk ile çekdüm intizârı
Kim yâd edesen men-i figârı
Sen hod demedün ki bir kulum var
Boynında tarîk ile yolum var
Ger sandun ise ki pür-huzûrem
Şâyeste-i servet-i sürûrem
Şart idi mana hem etmek i‘lâm
Tâ men hem alam bu bezmden kâm
Li’llâhi’l-hamd elüm değül dar
Cân kimi nukûda kudretüm var
V’er sandun ise ki nâ-tüvânem
Âzürde-i mihnet-i cihânem
Hem şart idi özr kılmak irsâl
Etmek meni bir söz ile hoş-hâl
Ne beyle edüp ne eyle ey gül
Yahşi midür eylemek tegâfül
Ey cânum içinde câna düşmen
Her niçe ki düşmenem sana men
Âyîn-i kadîmüni unutma
Min yâr dut özge hûy dutma
Gayr ile olanda şâd ü hurrem
Takrîb ile yâd kıl bizi hem
Nakş et bu murabbaı harîre
Gör anı getür bizi zamîre
Bu murâbba‘ Mecnûn dilindendür
Gayr ile her dem nedür seyr-i gülistân etdüğün
Bezm edüp halvet kılup yüz lutf u ihsân etdüğün
Ahd bünyadın mürüvvetdür mi vîrân etdüğün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Lahza lahza müddeî pendin dür-i gûş eyledün
Kana kana gayr câm-ı şevkini nûş eyledün
Vara vara ahd ü peymânı ferâmûş eyledün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğüm
Gayre salup mihrüni bizden savutdun âkıbet
Terk-i mihr etdün tarîk-i zulm dutdun âkıbet
Ahdler peymânlar etmişdün unuttun âkıbet
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğüm
Cürmümüz n’oldı ki bizden eyledün bîzârlığ
Biz gamun çekdük sen etdün özgeye gam-hârlığ
Sizde âdet bu mıdur beyle olur mı yârlığ
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdügün
Çerh tek bed-mihrliğ resmini bünyâd eyledün
Yahşi adun var iken döndün yaman ad eyledün
Döne döne bizi gam-nâk özgeni şâd eyledün
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Gönlümüz min-ba‘d zülfünçün perîşân olmasun
Bağrumuz la‘lün hevâsiyle dahi kan olmasun
Bî-vefâsen çeşmümüz yâdunla giryân olmasun
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Va‘de-i vasl ile aldun sabrumuz ârâmumuz
Olmadı her gün visâlünden müyesser kâmumuz
Geçdi hecr ile Fuzûlîden beter eyyâmumuz
Hanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân etdüğün
Tamâmî-i sühan
Pâyâna çü yetdi sa‘y-i hâme
Teslîm olındı Zeyde nâme
Mektûb ile Zeyd olup sebük-per
Azm eyledi eyle kim kebûter
Çün yetdi nigâr olan diyâra
Mekr ile visâle kıldı çâre
Efsûn ile urdı sihrden dem
Tâ İbni Selâma oldı hem-dem
Leylînün eşitdi vasf-ı hâlin
Keyfiyyet-i mihnet ü melâlin
Dedi bilürem nedür devâsı
Uş yazılu mendedür duâsı
Bağlandı anun sözine ihlâs
Halvet-geh-i kurbe kıldılar hâs
Çün Leylîye zeyd oldı vâsıl
Maksûdını etdi baht hâsıl
Bir dem oturup gelüp kıyâma
El urdı revân çıhardı nâme
Ta‘vîz dedi vü kıldı ta‘zîm
Evvel öpüp andan etdi teslîm
Çün nâmeni aldı Leylî-i zâr
Ol nâmeden aldı bûy-ı dildâr
Bildi ki bir özge kayddür bu
Ne nüsha-i Amr ü Zeyddür bu
Ol feyzi bilüp özine ikbâl
Göz merdümine yetürdi fi’l-hâl
Çün nâmeye kıldı bir nezâre
Cân kisvetin etdi pâre pâre
Kim dür ala bahr-ı çeşm-i terden
Lâ‘l ala hizâne-i ciğerden
Ol nâmenün eyleye nisârın
Efzûn ohıdı bildi mazmûn
Fehm etdi maâni vü ibâret
Bildi neyedür olan işâret
Cânına kılup itâb te’sîr
Ol nâme cevâbın etdi tahrîr
Bu Leylînün Mecnûna peygâm-ı cevâbıdur Ve özr ü itâbıdur
Bu tarz ile oldı kilki cârî
Kim evvel-i nâme nâm-ı Bârî
Mi‘mâr-ı binâ-yı akd ü peyvend
Vehhâb-ı atâ-yı mâl ü ferzend
İzhâr-ı vücûd eden ademden
İcâd-ı hudûs eden kıdemden
Meşşâta-i şâhed-i zemâne
Sultân-ı bülend-âsitâne
Bu nâme ki bir figârdandur
Ya‘nî men-i bî-karârdandur
Bir sâhib-i izz ü i‘tibâra
Ya‘nî Mecnûn-i dil-figâra
Ey hâk-bisât ü hâr-bister
Kâm-ı dil-i teng ü dîde-i ter
Her ta‘ne ki eylesen revâdur
Senden hacîlem yüzüm karadur
Besdür mana çekdüğüm hacâlet
Şermendeliğümdeki melâlet
Çün mu‘terifem ki var günâhum
Öz lutfun eyle özr-hâhum
Men gevherem özgeler hırîdâr
Mende değül ihityâr-ı bâzâr
Devrân ki meni mezâda saldı
Bilmem kim idi satan kim aldı
Olsaydı menüm bir ihtiyârum
Olmaz idi senden özge yârum
Ger töhmete olmışem giriftâr
İkrâh ile menden olma bîzâr
Bir dür değülem ki ola hakkâk
Aldukda tasarrufumda çâlâk
Ger İbni Selâma dil-fürûzem
Şem‘-i şeb ü âftâb-ı rûzem
Kâni‘dür ırağdan ala bir nûr
Men andan ü menden ola ol dûr
Dûr olsa görür fürûg ü tâbum
Oldukda yahın çeker azâbum
Fikr etme ki men neşât-mendem
Bir dâm-ı gam içre pây-bendem
Ne zehre-i seyr-i kûçe vü kûy
Ne tâb-ı tapance-i ser ü rûy
Gâhî heves eylesem figâna
Evvel ana isterem behâne
Ya ata vü ane eylerem yâd
Ya sohbet-i hem-nişîn ü hem-zâd
Ger rahtımı etmek eylesem çâk
Hayyâtına olurem gazab-nâk
Kim aybludur bu dâmen ü ceyb
Cehd eyle ki zâhir olmaya ayb
Gâhî taleb eylesem visâlün
Bilmek dilesem ki n’oldı hâlün
Bir çeşme yana olup revâne
Gasl-i beden eylerem behâne
Tenhâ olurem orada üryân
Mûy-ı serüm eylerem perîşân
Âyîneye eylerem nigâhı
Hâlün görürem senün ke-mâhî
Boynunda yoh özge tavkdan bâr
La‘lümde bulınmaz özge güftâr
Boynum kolunı diler havâdan
La‘lüm lebüni sorar sabâdan
Cândan gamun içre nâ-ümîdem
Şemşîr-i cefâ ile şehîdem
Kanlu kefenümdür al perde
Men gûrdaem sağınma erde
Gel şem‘-i mezârum eyle âhun
Zîb-i lahd et gubâr-ı râhun
Men bülbül-i bâğ-ı firkatem zâr
Ammâ kafes içreem giriftâr
Bilmem bu kafesde n’ola hâlüm
Sındurdı belâ per ile bâlüm
Bir vahşî ile ger etmişem hû
Müstevcib-i serzeniş değül bu
Vâhşîler imiş senünle hem-dem
Hem-reng olubem senünle men hem
Ey âşık-ı müst-mend ü mehcûr
Dutgıl men-i müst-mendi ma‘zûr
Sabr et niçe gün ki ola gerdûn
Bu günleri eyleye diğer-gûn
Ancak özüni nizâr sanma
Ser-geşte-i rûzgâr sanma
Bu şi‘ri ger ohısan demâdem
Ma‘lûmun olur menüm gamum hem
Bu murabba‘ Leylî dilindendür
Girîbân oldı rüsvâlığ eliyle çâk dâmen hem
Mana rüsvâlığunda dûst hem ta‘n etdi düşmen hem
Reh-i aşk içre cân kıldum giriftâr-ı belâ ten hem
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Eğer dutsam gamum elden nihân sabr u karârum yoh
Ve ger şerh-i gam-ı pinhânum etsem gam-güsârum yoh
Esîr-i bend ü zindânem elümde ihtiyârum yoh
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Olupdur eşk-i hûn-âb ile gül-gûn çehre-i zerdüm
Yanupdur âteş-i hicrâna cân-ı derd-perverdüm
Cefâ-yı çerh-i kec-reftâr elinden var min derdüm
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Gehî şevk-i visâl ü geh belâ-yı hecr ile zârem
Özüm hem bilmezem derdüm nedür men niçe bîmârem
Gam-ı aşk içre min dermân yoh derde giriftârem
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Cüdâ senden belâ vü derd-i hicrân ile dutdum hû
Kılur her dem mana bî-dâd derd ayru belâ ayru
Belâ vü derde düşdüm rûzgârum beyle hâlüm bu
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Tabîb-i akla çoh izhâr kıldum derd-i pinhânı
Men-i bîmâra kat‘â olmadı bir sıhhat imkânı
Ezelden var min derdüm yohdur hîç dermânı
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Fuzûlî her zaman bir ta‘n ile bağrum kılursen kan
Aceb bilmez misen aşkdan geçmek değül âsân
Bilürsen düşmişem bir derde kim yohdur ana dermân
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Tamâmî-i sühan
Yazıldı çü nâmeye gam-ı dil
Zeyde dedi ey hakîm-i kâmil
Ta‘vîzün ile hoş oldı hâlüm
Zâil oluben gam ü melâlüm
Hattun mana nüsha-i şifâdur
Ta‘vîzün eser kılur duâdur
Her gün gel yaz beyle ta‘vîz
Tâ sıhhate bulmak ola ümmîz
Bir yazılu nüsha var mende
Bi’llâh bile al anı gedende
Gerçi bilürem anı ki hatdur
Bilmen ki sahîh ya galatdur
Ağlâtına ver kemâl-i îzâh
Ger var ise sehvi eyle ıslâh
Takrîb ile verdi Zeyde mektûb
Beyle gerek ehl-i akla üslûp
Mecnûna çü nâme oldı vâsıl
Dür gördi akîkine mukâbil
Mefhûmdan etdi kesb-i maksûd
Leylî tarafından oldı hoşnûd
Bu Mecnûnı atâsı sahrâda bulduğıdur ve Nasîhatle ıslâhından âciz olduğıdur
Tahrîr kılanda ehl-i inşâ
Beyle bu misâle çekdi tuğrâ
Kim gussa-i dehr mübtelâsı
Mecnûn-ı şikestenün atası
Kalmışdı melâlet içre dün gün
Ne güni gün idi ne düni dün
Getmişdi elinden ihtiyârı
Gündüz sabrı gece karârı
Kılmazdı tereddüdinde taksîr
Bulmazdı bu derde hîç tedbîr
Bir gün anı etdiler haberdâr
K’ey pîr-i şikeste-i dil-efgâr
Dün Leylî atası ol siyeh-dil
Ol mün‘im-i sifle pîr-i câhil
Ser-hayli yanında dâd ederdi
Mecnûn-ı hazîni yâd ederdi
Kim bu delü hükme olmayıp râm
Halka bizi eyler oldı bed-nâm
Peyveste yeter bize belâsı
Nevfel gazabından et kıyâsı
Çün mahz-ı şer oldı zât-ı ef‘î
Vâcib görinür müdâm def‘i
Her niçe ki tende cânı vardur
Nâmûsumuza ziyânı vardur
Nâmûs bizüm değül senündür
Def‘ eyleye gör ki düşmenündür
Çünkim zararında gördiler nef‘
Azm eylediler ki edeler def‘
Yâdun değül eyle oğlunı yâd
Kıl çâre ki düşmen olmaya şâd
Ol pîr düşüp min ıztırâba
Nâ-çâr özin verüp azâba
Sahrâlara dutdı seyl tek rû
Cehd ile yöğürdi gezdi her sû
Menzil menzil sirişki kanın
Rehber kılup istedi nişânın
Çün geceye gündüz oldı tağyîr
Oldı gece zulmeti cihân-gîr
Ref‘ oldı alâme-i menâzil
Ol pîre tereddüd oldı müşkil
Ser-geşte gezerken isteyüp râh
Bir şu‘le ana görindi nâgâh
Ol pîrün olup delîl-i râhı
Rûz etdi ol od şeb-i siyâhı
Sandı odı yanduran Arâbdur
Hayl ü haşem ol oda sebebdür
Pervâne kimi yüz urdı nâra
Çün yetdi ve eyledi nezâre
Gördi ki bu şu‘le bir nefesdür
Ne şu‘le-i cirm-i hâr ü hasdür
Mecnûndur bu ki âh-ı ser-keş
Çekmiş urmış cihâna âteş
Kat‘-ı nazar eylemiş cihândan
Geçmiş ser ü çeşm ü cism ü cândan
Ne mülk ne mâl cüst ü cûsı
Ne ata ne ana ârzûsı
Getmiş yele berg-i i‘tibârı
Ol kalmış ü merg intizârı
Ol pîr çü gördi oğlı hâlin
Tökdi ruh-i zerde eşk-i âlin
Yanında oturdı zâr ü gam-nâk
El urdı ki çehresin ede pâk
Ol şîfte açdı çeşm-i pür-nem
Kimsen dedi ey menümle hem-dem
Ger elçi isen yetür peyâmun
Ver müjdesin ol meh-i tamâmun
V’er yolcu isen oturma gâfil
Azm eyle gözet bir özge menzil
Ol pîr tazarru‘ etdi âğâz
K’ey nakd-i hayâta kîse-perdâz
Men dürcem ü sen dür-i şeb-efrûz
Ya‘nî atanem men-i seyeh-rûz
Ey hâsıl-ı mezra‘-ı vücûdum
V’ey ömr ticâretinde sûdum
Ey cevher-i cânumun behâsı
V’ey dîde-i bahtumun ziyâsı
Derdüm olasen menüm penâhum
Fahrum şerefüm ümîd-gâhum
Menden bu serîr olanda hâlî
Sen olasen ehl-i mülke vâlî
Halk ede seni görende yâdum
Bâkî senün ile ola adum
Ger tıflığunda mest bî-bâk
Sahrâya düşüp yahan kılup çâk
Oldun reh-i aşk içinde meşhûr
Ma‘zûr idün ol zamanda ma‘zûr
Her vaktdedür bir emr gâlib
Her ahddedür bir iş münâsib
Nev-reslere aşk bir hünerdür
Ser-hadd-i kemâle râh-berdür
Hâlâ ki makâm-ı akl buldun
Tahsîl-i kemâle kâbil oldun
Senden ne revâ bu mâcerâlar
Sermâye-i ayb olan sadâlar
Ger gâfil idün ol imdi âkil
Sahrâlara düşme gezme gâfil
Vahşîler ile nedür bu birliğ
İnsân ile hoş değül mi dirliğ
Gör vahş ile vahş tayr ile tayr
Hem-cins ile hoşdur eylemek seyr
Rahm et men-i zâr ü nâ-murâda
Koyma bu meşakkat ü belâda
Kâfûr veş oldı müşg-i nâbum
Bu subhda sensen âftâbum
Olmak elifüm karîne-i dâl
Meylüm sana olmağınadur dâl
Devrân sitemiyle câna yetdüm
Men özge diyâr azmin etdüm
Gel tapşurayum sana makâmum
Zabt eyle bisât-ı ihtirâmum
Ne sûd hemîşe mestliğden
Ne fâide büt-perestliğden
Ey mest kemâl-i hiddetünden
Yohdur haberün kabâhatünden
Ol lahza ki hûşyâr olursen
Elbette ki şerm-sâr olursen
Ey bütkedeler sanem-peresti
Çün ref‘ ola bu hicâb-ı mestî
Mezmûm olup etdüğüm bu hâlet
Elbette sana verür hacâlet
Bir dilbere ver gönül ki dâim
Bünyâd-ı sebâtı ola kâim
Ger olsa yolında bu cihân hâk
Dâmânı ola gubârdan pâk
Sen saydı olan huceste şehbâz
Her lahza kılur bir elde pervâz
Geh Nevfeledür mutî‘-i fermân
Geh İbni Selâma mûnis-i cân
Sen beyle belâlara giriftâr
Ol eyle çerâğ-ı bezm-i ağyâr
Şerm eyle bu aşk-bâzlığdan
Bî-fâide cân-güdâzlığdan
Yohdur çü bekâsı rûzgârun
Farz eyle ki oldı yâr yârun
Vasl etme anunla kim bilürsen
Bir gün olur ondan ayrılursen
Terk eyle bu herze herze seyri
Yâd eyle İlâhı anma gayri
Kim nefse meâd ü merca‘ oldur
Kat‘ et ana söz ki makta‘ oldur
Hak sun‘ına dehr kâr-gehdür
Munda amel etmemek günehdür
Her kime gerek gelen mahalde
Bu kâr-geh içre bir amelde
Her kim ne amel kılursa bünyâd
Müzdini verür amelce Üstâd
Ey kâr-geh-i cihâna dâhil
Sen hem amel eyle olma kâhil
Vakt oldı sefer kılam cihândan
Âvâre olam bu hâk-dândan
Vakt oldı verem fenâya tahtum
Kadr ile çekem bekâya rahtum
Gel yanuma eyle fikr hâlüm
Bîgâneye verme mülk ü mâlüm
Çoh genc yığınca çekmişem renc
Koyma ki nasîb-i gayr ola genc
Aşkun bilürem ki beyle kalmaz
Dâim seni gam bu hâle salmaz
Bahtun uyananda bu yuhudan
Hırsun yorulanda cüst ü cûdan
Korhum bu ki özge ola hâlüm
Dünyâda ne men kalam ne mâlüm
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Gehî şevk-i visâl ü geh belâ-yı hecr ile zârem
Özüm hem bilmezem derdüm nedür men niçe bîmârem
Gam-ı aşk içre min dermân yoh derde giriftârem
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Cüdâ senden belâ vü derd-i hicrân ile dutdum hû
Kılur her dem mana bî-dâd derd ayru belâ ayru
Belâ vü derde düşdüm rûzgârum beyle hâlüm bu
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Tabîb-i akla çoh izhâr kıldum derd-i pinhânı
Men-i bîmâra kat‘â olmadı bir sıhhat imkânı
Ezelden var min derdüm yohdur hîç dermânı
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Fuzûlî her zaman bir ta‘n ile bağrum kılursen kan
Aceb bilmez misen aşkdan geçmek değül âsân
Bilürsen düşmişem bir derde kim yohdur ana dermân
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem
Tamâmî-i sühan
Yazıldı çü nâmeye gam-ı dil
Zeyde dedi ey hakîm-i kâmil
Ta‘vîzün ile hoş oldı hâlüm
Zâil oluben gam ü melâlüm
Hattun mana nüsha-i şifâdur
Ta‘vîzün eser kılur duâdur
Her gün gel yaz beyle ta‘vîz
Tâ sıhhate bulmak ola ümmîz
Bir yazılu nüsha var mende
Bi’llâh bile al anı gedende
Gerçi bilürem anı ki hatdur
Bilmen ki sahîh ya galatdur
Ağlâtına ver kemâl-i îzâh
Ger var ise sehvi eyle ıslâh
Takrîb ile verdi Zeyde mektûb
Beyle gerek ehl-i akla üslûp
Mecnûna çü nâme oldı vâsıl
Dür gördi akîkine mukâbil
Mefhûmdan etdi kesb-i maksûd
Leylî tarafından oldı hoşnûd
Bu Mecnûnı atâsı sahrâda bulduğıdur ve Nasîhatle ıslâhından âciz olduğıdur
Tahrîr kılanda ehl-i inşâ
Beyle bu misâle çekdi tuğrâ
Kim gussa-i dehr mübtelâsı
Mecnûn-ı şikestenün atası
Kalmışdı melâlet içre dün gün
Ne güni gün idi ne düni dün
Getmişdi elinden ihtiyârı
Gündüz sabrı gece karârı
Kılmazdı tereddüdinde taksîr
Bulmazdı bu derde hîç tedbîr
Bir gün anı etdiler haberdâr
K’ey pîr-i şikeste-i dil-efgâr
Dün Leylî atası ol siyeh-dil
Ol mün‘im-i sifle pîr-i câhil
Ser-hayli yanında dâd ederdi
Mecnûn-ı hazîni yâd ederdi
Kim bu delü hükme olmayıp râm
Halka bizi eyler oldı bed-nâm
Peyveste yeter bize belâsı
Nevfel gazabından et kıyâsı
Çün mahz-ı şer oldı zât-ı ef‘î
Vâcib görinür müdâm def‘i
Her niçe ki tende cânı vardur
Nâmûsumuza ziyânı vardur
Nâmûs bizüm değül senündür
Def‘ eyleye gör ki düşmenündür
Çünkim zararında gördiler nef‘
Azm eylediler ki edeler def‘
Yâdun değül eyle oğlunı yâd
Kıl çâre ki düşmen olmaya şâd
Ol pîr düşüp min ıztırâba
Nâ-çâr özin verüp azâba
Sahrâlara dutdı seyl tek rû
Cehd ile yöğürdi gezdi her sû
Menzil menzil sirişki kanın
Rehber kılup istedi nişânın
Çün geceye gündüz oldı tağyîr
Oldı gece zulmeti cihân-gîr
Ref‘ oldı alâme-i menâzil
Ol pîre tereddüd oldı müşkil
Ser-geşte gezerken isteyüp râh
Bir şu‘le ana görindi nâgâh
Ol pîrün olup delîl-i râhı
Rûz etdi ol od şeb-i siyâhı
Sandı odı yanduran Arâbdur
Hayl ü haşem ol oda sebebdür
Pervâne kimi yüz urdı nâra
Çün yetdi ve eyledi nezâre
Gördi ki bu şu‘le bir nefesdür
Ne şu‘le-i cirm-i hâr ü hasdür
Mecnûndur bu ki âh-ı ser-keş
Çekmiş urmış cihâna âteş
Kat‘-ı nazar eylemiş cihândan
Geçmiş ser ü çeşm ü cism ü cândan
Ne mülk ne mâl cüst ü cûsı
Ne ata ne ana ârzûsı
Getmiş yele berg-i i‘tibârı
Ol kalmış ü merg intizârı
Ol pîr çü gördi oğlı hâlin
Tökdi ruh-i zerde eşk-i âlin
Yanında oturdı zâr ü gam-nâk
El urdı ki çehresin ede pâk
Ol şîfte açdı çeşm-i pür-nem
Kimsen dedi ey menümle hem-dem
Ger elçi isen yetür peyâmun
Ver müjdesin ol meh-i tamâmun
V’er yolcu isen oturma gâfil
Azm eyle gözet bir özge menzil
Ol pîr tazarru‘ etdi âğâz
K’ey nakd-i hayâta kîse-perdâz
Men dürcem ü sen dür-i şeb-efrûz
Ya‘nî atanem men-i seyeh-rûz
Ey hâsıl-ı mezra‘-ı vücûdum
V’ey ömr ticâretinde sûdum
Ey cevher-i cânumun behâsı
V’ey dîde-i bahtumun ziyâsı
Derdüm olasen menüm penâhum
Fahrum şerefüm ümîd-gâhum
Menden bu serîr olanda hâlî
Sen olasen ehl-i mülke vâlî
Halk ede seni görende yâdum
Bâkî senün ile ola adum
Ger tıflığunda mest bî-bâk
Sahrâya düşüp yahan kılup çâk
Oldun reh-i aşk içinde meşhûr
Ma‘zûr idün ol zamanda ma‘zûr
Her vaktdedür bir emr gâlib
Her ahddedür bir iş münâsib
Nev-reslere aşk bir hünerdür
Ser-hadd-i kemâle râh-berdür
Hâlâ ki makâm-ı akl buldun
Tahsîl-i kemâle kâbil oldun
Senden ne revâ bu mâcerâlar
Sermâye-i ayb olan sadâlar
Ger gâfil idün ol imdi âkil
Sahrâlara düşme gezme gâfil
Vahşîler ile nedür bu birliğ
İnsân ile hoş değül mi dirliğ
Gör vahş ile vahş tayr ile tayr
Hem-cins ile hoşdur eylemek seyr
Rahm et men-i zâr ü nâ-murâda
Koyma bu meşakkat ü belâda
Kâfûr veş oldı müşg-i nâbum
Bu subhda sensen âftâbum
Olmak elifüm karîne-i dâl
Meylüm sana olmağınadur dâl
Devrân sitemiyle câna yetdüm
Men özge diyâr azmin etdüm
Gel tapşurayum sana makâmum
Zabt eyle bisât-ı ihtirâmum
Ne sûd hemîşe mestliğden
Ne fâide büt-perestliğden
Ey mest kemâl-i hiddetünden
Yohdur haberün kabâhatünden
Ol lahza ki hûşyâr olursen
Elbette ki şerm-sâr olursen
Ey bütkedeler sanem-peresti
Çün ref‘ ola bu hicâb-ı mestî
Mezmûm olup etdüğüm bu hâlet
Elbette sana verür hacâlet
Bir dilbere ver gönül ki dâim
Bünyâd-ı sebâtı ola kâim
Ger olsa yolında bu cihân hâk
Dâmânı ola gubârdan pâk
Sen saydı olan huceste şehbâz
Her lahza kılur bir elde pervâz
Geh Nevfeledür mutî‘-i fermân
Geh İbni Selâma mûnis-i cân
Sen beyle belâlara giriftâr
Ol eyle çerâğ-ı bezm-i ağyâr
Şerm eyle bu aşk-bâzlığdan
Bî-fâide cân-güdâzlığdan
Yohdur çü bekâsı rûzgârun
Farz eyle ki oldı yâr yârun
Vasl etme anunla kim bilürsen
Bir gün olur ondan ayrılursen
Terk eyle bu herze herze seyri
Yâd eyle İlâhı anma gayri
Kim nefse meâd ü merca‘ oldur
Kat‘ et ana söz ki makta‘ oldur
Hak sun‘ına dehr kâr-gehdür
Munda amel etmemek günehdür
Her kime gerek gelen mahalde
Bu kâr-geh içre bir amelde
Her kim ne amel kılursa bünyâd
Müzdini verür amelce Üstâd
Ey kâr-geh-i cihâna dâhil
Sen hem amel eyle olma kâhil
Vakt oldı sefer kılam cihândan
Âvâre olam bu hâk-dândan
Vakt oldı verem fenâya tahtum
Kadr ile çekem bekâya rahtum
Gel yanuma eyle fikr hâlüm
Bîgâneye verme mülk ü mâlüm
Çoh genc yığınca çekmişem renc
Koyma ki nasîb-i gayr ola genc
Aşkun bilürem ki beyle kalmaz
Dâim seni gam bu hâle salmaz
Bahtun uyananda bu yuhudan
Hırsun yorulanda cüst ü cûdan
Korhum bu ki özge ola hâlüm
Dünyâda ne men kalam ne mâlüm
Âsîlerün olasen penâhı
Nevmîdlerün ümîd-gâhı
Sensen çü şefî‘-i her meâsî
Ne gam eğer olsa kimse âsî
Ger bende ola tamâm-ı tâat
İzhâr neden bulur şefâ‘at
Sensen bu serîr pâdişâhı
Bu mülkde olanun penâhı
Her asrda bir nebî zuhûrı
Her devrede bir resûl nûrı
Fıtrat yolını müzeyyen etdi
Yüz min şem‘ ile rûşen etdi
Tâ gelmeğe rûşen ola râhun
Budur reh ü resmi pâdişâhun
Hâb-ı adem içre şah-ı âlem
Görmişdi vücûdını mukaddem
Kim lem‘a-i nûrdan bir efser
Geymiş vermiş özine zîver
Bîdâr olanda ol yuhudan
Getmişdi karârı ârzûdan
Çün istedi ol menâma ta‘bîr
Senden ana müjde verdi takdîr
Dünyâya peyâm-ı feyz-i nûrun
Tenbîh-i saâdet-i zuhûrun
Halka verüp intizâr-ı makdem
Ol dem geldi ki geldi Âdem
Dünyâ talebünde oldı kâim
Devr ile seni dilerdi dâim
Bir bir yetüp özge enbiyâya
Mi‘râca çıhardı pâye pâye
Gezmezdi senünle sâye hem-râh
Gûyâ ki nihâl-i kaddün ey mâh
Bu âleme vermiş idi vâye
Ol âleme salmış idi sâye
Bu şeb-i mi‘râc şânıdur ve Tulû‘-i âfitâb-ı âsmânî dâstanıdur
Çün feyz-i vücûdun ile ey pâk
Reşk-i felek oldı arsa-i hâk
Dîdârunı görmeği melekler
Pâ-bûsuna yetmeği felekler
Çoh eyleyüp ıztırâb peydâ
Allâh’dan etdiler temennâ
Bir yahşı zaman şereflü sâat
Ref‘oldı duâlara icâbet
Cibrîl yetüp yetürdi fermân
K’ey serv-i riyâz-ı ilm ü irfân
Ey kadri bülend pâdişeh dur
Lutf et şem‘-i Kadr kadrin artur
Hurşîdüni arşa sâye kılgıl
Mi‘râcı bülend-pâye kılgıl
Ref‘ eyle hicâb-ı mâsivânı
Seyr eyle mekân-ı lâmekânı
Müştâk-ı cemâldür melekler
Muhtâc-ı visâldür felekler
Eyvân-ı sipihrde sitâre
Min min göz açupdur intizâra
Hoş ol ki minüp Burâka hoş-hâl
Buldun derecât-ı izz ü ikbâl
Bastun ayağun bu çâr-tâka
Çıhtun derecât-ı nüh-revâka
Na‘leynüne sürdi yüz meh-i nev
Hurşîd ruhünden aldı pertev
Gösterdi Utârid ihtirâmun
Hat verdi ki men senün gulâmun
Nahîdün edüp füzûn neşâtın
Bezm-i tarab eyledün bisâtın
İkbâlün olup karîn-i hurşîd
Öğretdi Mesîh’e resm-i tecrîd
Tîğunda bulup nizâm eyyâm
Ta‘lîm-i şecâat aldı Behrâm
Bircîs’e müsâid oldı ikbâl
Feyz-i kademünden oldı hoş-hâl
Keyvân şeb-i Kadrin eyledün rûz
Oldun ana şem‘-i meclis-efrûz
Râyet sâf-ı sâbitâta çekdün
Ol mezraa mihr tohmın ekdün
Kıldun felek atlasını rengîn
Ol mahfile verdün özge âyîn
Levh u kalemi müzeyyen etdün
Kürsî ile arşı rûşen etdün
Cibrîl’i koyup Burâk’ı saldun
Tevhîd yolında ferd kaldun
Ref‘ oldı sana hicâb-ı mâbeyn
Nüzhet-gehün oldı kâbe kavseyn
Getdün oraya ki getmek olmaz
Yetdün oraya ki yetmek olmaz
Bizden Hak’a arzlar yetürdün
Hak’dan bize müjdeler getürdün
Lutf etdi sana inâyet-i Hak
Tevfîk-ı nefâz-ı emr-i mutlak
Hem mahzen-i ma‘rifet kilîdi
Hem ni‘met-i merhamet ümîdi
Deryâda olup ganî güherden
Zevk ile dönende ol seferden
Germ idi henüz hâb-gâhun
Cünbişde gubâr-ı hâk-i râhun
İnsâf hemîn ola siyâhat
Beyle sefer ile istirâhat
Oldı sana munca feyz hâsıl
Bu vâkıadan zemâne gâfil
Gâfilleri eyledün haberdâr
Esrâr-ı nihânı etdün izhâr
Açdun der-i iltifât u in‘âm
Verdün gereğince her kime kâm
Çün şefkat-i âmun oldı maksûm
Lutf eyle meni hem etme mahrûm
Bî-çâre Fuzûlîyem ki zârem
Züll-i güneh ile hâk-sârem
Tedbîrde süstem ü sebük-rây
Sen bir meded etmesen mana vay
Ey meş‘ale-i tarîk-ı târîk
V’ey râh-nümâ-yı râh-ı bârîk
İhsânunı hâdî-i tarîk et
Bir feyz-i nazar mana refîk et
K’âlâyiş-i ihtilâfdan pâk
Pey-revligün eyleyem tarab-nâk
Gül-zâr-ı vücûdum ede sîr-âb
Bârân-ı rızâ-yı âl ü ashâb
Bu Kasîde Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm Şânındadır
Yâ menba‘a’l-mekârim u yâ ma‘dine’l-vefâ
Yâ mecma‘a’l-mahâsin u yâ mazhara’l-atâ
Ente’llezî bui‘ste ileynâ mubeşşiran
V’ahtâreke’l-ilâhu ani’l-halki v’astafâ
Ente’llezî tafaddalahu’l-kurbu ve’l-kabûl
V’ente’llezî tefarradahü’l-izz ü ve’l-ulâ
Men irtecâ bi-lutfike mâhâbe v’entefa
Men iktedâ bi-şer‘ike mâdâa v’ehtedâ
Yâ avne men tefakkadehû inde şiddetin
Yâ kehfe men tehassene fi’d-darri v’eltecâ
Îsî ne-mîresed be to der kadr u menzilet
Ber çerh eger nihed zi ser-i iktidâr pâ
Mi‘râc yâftî to vü ber Tûr şod Kelîm
Fark ez to tâ Kelîm zi arzest tâ semâ
Âb-ı to bûd k’âteş-i Nemrûd-râ nişând
Rûzî ki kerde bûd der âteş Halîl câ
İkrâr-ı kâfirîst zi şer‘-i to inhirâf
Burhân-ı güm-rehîst be gayr-i to iktidâ
Tâ munkatı‘ ne-gerded ez âsîb-i ihtilâf
Şod beste ber to silsile-i silk-i enbiyâ
Bâ enbiyâst nisbet-i zât-ı to çun elif
Hem ibtidâ toî be hakîkat hem intihâ
Takdîr cuz rizâ-yı to kârî ne-mîkoned
Peyveste tâat-i to edâ mîkoned kazâ
Ey âftâb-ı zâtuna her zerre bir nebî
Min şer‘ ü dîn diyârına her zerreden ziyâ
Sen gâyet-i vücûdsen ü özgeler tufeyl
Sen pâdişâh-ı mülksen ü özgeler gedâ
Cârûb-i gerd-i reh-güzerün bâl-i Cebreîl
Tâk-ı revâk-ı dergehün eyvân-ı Kibriyâ
Dârü’ş-şifâ-yı haşrde bîmâr-ı ma‘siyet
Şehd-i şefâatünden umar şerbet-i şifâ
Ey çâr-yâr-ı kâmilün a‘yân-ı mülk-i dîn
Erbâb-ı sıdk u ma‘dilet ü re’fet ü hayâ
Devrün bu dört fasıl ile bir mu‘tedil zamân
Şer‘ün bu dört rükün ile bir mu‘teber binâ
Yâ Mustafâ Fuzûlî-i muhtâca rahm edüp
İzhâr-ı iltifât ile kıl hâcetin revâ
Bu arz-ı adem-i kudretdür ve Özr-i fakd-i kuvvetdür
Ârâyiş-i sohbet eyle sâkî
Ver bâde mürüvvet eyle sâkî
Bir câm ile kıl dimâğumı ter
Lutf eyle bir iltifât göster
Gam merhalesinde kalmışam ferd
Ne yâr u ne hem-nişîn ne hem-derd
Hem-cinslerüm tamâm getmiş
Söz mülkinden nizâm getmiş
Bir bezmde sen kalupsen ü men
Bu bezmi gel edelüm müzeyyen
Sen ver bâde men eyleyem nûş
Men nazm ohuyam sen ana dut gûş
Bir devrdeem ki nazm olup hâr
Eş‘âr bulup kesâd-ı bâzâr
Ol rütbede kadr-i nazmdur dûn
Kim küfr ohunur kelâm-ı mevzûn
Bir mülkdeem ki ger yudup kan
Mazmûn-i ibârete çeküp cân
Min rişteye turfe la‘l çeksem
Min ravzaya nâzenîn gül eksem
Kılmaz ana hîç kimse nezâre
Derler güle hâr ü la‘le hâre
Ancak demezem ki hâk-i Bağdâd
Alâyiş-i nazmdandır âzâd
Yohdur bir mülk bu zamanda
Kim nazm revâcı ola anda
Ne Hind ü ne Fürs ü Horâsân
Ne Rûm ü Acem ne Şâm ü Şirvân
Olsaydı birinde bir sühan-senc
Elbette ıyân olurdı ol genc
Gencîne-i nazm gizlü kalmaz
Sanman güneş olsa nûr salmaz
Kânı niçe kim nihan dutar daş
Eyler anı la‘l âleme fâş
Hâlâ meğer iktizâ-yı devrân
Oldur ki ola bu genc pinhân
Devrân ile men nakîz-seyrem
Devr ehlinden meğer ki gayrem
Devrân ister ki hâr ola nazm
Bî-izzet ü i‘tibâr ola nazm
Men muntazıram verem revâcın
Bîmâr ise eyleyem ilâcın
Ol nefy-i kemâl-i hikmet eyler
Lâzım bilürem hasâret eyler
Ta‘mîr-i harâba tâlibem men
İnşâallâh gâlibem men
Nevmîdlerün ümîd-gâhı
Sensen çü şefî‘-i her meâsî
Ne gam eğer olsa kimse âsî
Ger bende ola tamâm-ı tâat
İzhâr neden bulur şefâ‘at
Sensen bu serîr pâdişâhı
Bu mülkde olanun penâhı
Her asrda bir nebî zuhûrı
Her devrede bir resûl nûrı
Fıtrat yolını müzeyyen etdi
Yüz min şem‘ ile rûşen etdi
Tâ gelmeğe rûşen ola râhun
Budur reh ü resmi pâdişâhun
Hâb-ı adem içre şah-ı âlem
Görmişdi vücûdını mukaddem
Kim lem‘a-i nûrdan bir efser
Geymiş vermiş özine zîver
Bîdâr olanda ol yuhudan
Getmişdi karârı ârzûdan
Çün istedi ol menâma ta‘bîr
Senden ana müjde verdi takdîr
Dünyâya peyâm-ı feyz-i nûrun
Tenbîh-i saâdet-i zuhûrun
Halka verüp intizâr-ı makdem
Ol dem geldi ki geldi Âdem
Dünyâ talebünde oldı kâim
Devr ile seni dilerdi dâim
Bir bir yetüp özge enbiyâya
Mi‘râca çıhardı pâye pâye
Gezmezdi senünle sâye hem-râh
Gûyâ ki nihâl-i kaddün ey mâh
Bu âleme vermiş idi vâye
Ol âleme salmış idi sâye
Bu şeb-i mi‘râc şânıdur ve Tulû‘-i âfitâb-ı âsmânî dâstanıdur
Çün feyz-i vücûdun ile ey pâk
Reşk-i felek oldı arsa-i hâk
Dîdârunı görmeği melekler
Pâ-bûsuna yetmeği felekler
Çoh eyleyüp ıztırâb peydâ
Allâh’dan etdiler temennâ
Bir yahşı zaman şereflü sâat
Ref‘oldı duâlara icâbet
Cibrîl yetüp yetürdi fermân
K’ey serv-i riyâz-ı ilm ü irfân
Ey kadri bülend pâdişeh dur
Lutf et şem‘-i Kadr kadrin artur
Hurşîdüni arşa sâye kılgıl
Mi‘râcı bülend-pâye kılgıl
Ref‘ eyle hicâb-ı mâsivânı
Seyr eyle mekân-ı lâmekânı
Müştâk-ı cemâldür melekler
Muhtâc-ı visâldür felekler
Eyvân-ı sipihrde sitâre
Min min göz açupdur intizâra
Hoş ol ki minüp Burâka hoş-hâl
Buldun derecât-ı izz ü ikbâl
Bastun ayağun bu çâr-tâka
Çıhtun derecât-ı nüh-revâka
Na‘leynüne sürdi yüz meh-i nev
Hurşîd ruhünden aldı pertev
Gösterdi Utârid ihtirâmun
Hat verdi ki men senün gulâmun
Nahîdün edüp füzûn neşâtın
Bezm-i tarab eyledün bisâtın
İkbâlün olup karîn-i hurşîd
Öğretdi Mesîh’e resm-i tecrîd
Tîğunda bulup nizâm eyyâm
Ta‘lîm-i şecâat aldı Behrâm
Bircîs’e müsâid oldı ikbâl
Feyz-i kademünden oldı hoş-hâl
Keyvân şeb-i Kadrin eyledün rûz
Oldun ana şem‘-i meclis-efrûz
Râyet sâf-ı sâbitâta çekdün
Ol mezraa mihr tohmın ekdün
Kıldun felek atlasını rengîn
Ol mahfile verdün özge âyîn
Levh u kalemi müzeyyen etdün
Kürsî ile arşı rûşen etdün
Cibrîl’i koyup Burâk’ı saldun
Tevhîd yolında ferd kaldun
Ref‘ oldı sana hicâb-ı mâbeyn
Nüzhet-gehün oldı kâbe kavseyn
Getdün oraya ki getmek olmaz
Yetdün oraya ki yetmek olmaz
Bizden Hak’a arzlar yetürdün
Hak’dan bize müjdeler getürdün
Lutf etdi sana inâyet-i Hak
Tevfîk-ı nefâz-ı emr-i mutlak
Hem mahzen-i ma‘rifet kilîdi
Hem ni‘met-i merhamet ümîdi
Deryâda olup ganî güherden
Zevk ile dönende ol seferden
Germ idi henüz hâb-gâhun
Cünbişde gubâr-ı hâk-i râhun
İnsâf hemîn ola siyâhat
Beyle sefer ile istirâhat
Oldı sana munca feyz hâsıl
Bu vâkıadan zemâne gâfil
Gâfilleri eyledün haberdâr
Esrâr-ı nihânı etdün izhâr
Açdun der-i iltifât u in‘âm
Verdün gereğince her kime kâm
Çün şefkat-i âmun oldı maksûm
Lutf eyle meni hem etme mahrûm
Bî-çâre Fuzûlîyem ki zârem
Züll-i güneh ile hâk-sârem
Tedbîrde süstem ü sebük-rây
Sen bir meded etmesen mana vay
Ey meş‘ale-i tarîk-ı târîk
V’ey râh-nümâ-yı râh-ı bârîk
İhsânunı hâdî-i tarîk et
Bir feyz-i nazar mana refîk et
K’âlâyiş-i ihtilâfdan pâk
Pey-revligün eyleyem tarab-nâk
Gül-zâr-ı vücûdum ede sîr-âb
Bârân-ı rızâ-yı âl ü ashâb
Bu Kasîde Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm Şânındadır
Yâ menba‘a’l-mekârim u yâ ma‘dine’l-vefâ
Yâ mecma‘a’l-mahâsin u yâ mazhara’l-atâ
Ente’llezî bui‘ste ileynâ mubeşşiran
V’ahtâreke’l-ilâhu ani’l-halki v’astafâ
Ente’llezî tafaddalahu’l-kurbu ve’l-kabûl
V’ente’llezî tefarradahü’l-izz ü ve’l-ulâ
Men irtecâ bi-lutfike mâhâbe v’entefa
Men iktedâ bi-şer‘ike mâdâa v’ehtedâ
Yâ avne men tefakkadehû inde şiddetin
Yâ kehfe men tehassene fi’d-darri v’eltecâ
Îsî ne-mîresed be to der kadr u menzilet
Ber çerh eger nihed zi ser-i iktidâr pâ
Mi‘râc yâftî to vü ber Tûr şod Kelîm
Fark ez to tâ Kelîm zi arzest tâ semâ
Âb-ı to bûd k’âteş-i Nemrûd-râ nişând
Rûzî ki kerde bûd der âteş Halîl câ
İkrâr-ı kâfirîst zi şer‘-i to inhirâf
Burhân-ı güm-rehîst be gayr-i to iktidâ
Tâ munkatı‘ ne-gerded ez âsîb-i ihtilâf
Şod beste ber to silsile-i silk-i enbiyâ
Bâ enbiyâst nisbet-i zât-ı to çun elif
Hem ibtidâ toî be hakîkat hem intihâ
Takdîr cuz rizâ-yı to kârî ne-mîkoned
Peyveste tâat-i to edâ mîkoned kazâ
Ey âftâb-ı zâtuna her zerre bir nebî
Min şer‘ ü dîn diyârına her zerreden ziyâ
Sen gâyet-i vücûdsen ü özgeler tufeyl
Sen pâdişâh-ı mülksen ü özgeler gedâ
Cârûb-i gerd-i reh-güzerün bâl-i Cebreîl
Tâk-ı revâk-ı dergehün eyvân-ı Kibriyâ
Dârü’ş-şifâ-yı haşrde bîmâr-ı ma‘siyet
Şehd-i şefâatünden umar şerbet-i şifâ
Ey çâr-yâr-ı kâmilün a‘yân-ı mülk-i dîn
Erbâb-ı sıdk u ma‘dilet ü re’fet ü hayâ
Devrün bu dört fasıl ile bir mu‘tedil zamân
Şer‘ün bu dört rükün ile bir mu‘teber binâ
Yâ Mustafâ Fuzûlî-i muhtâca rahm edüp
İzhâr-ı iltifât ile kıl hâcetin revâ
Bu arz-ı adem-i kudretdür ve Özr-i fakd-i kuvvetdür
Ârâyiş-i sohbet eyle sâkî
Ver bâde mürüvvet eyle sâkî
Bir câm ile kıl dimâğumı ter
Lutf eyle bir iltifât göster
Gam merhalesinde kalmışam ferd
Ne yâr u ne hem-nişîn ne hem-derd
Hem-cinslerüm tamâm getmiş
Söz mülkinden nizâm getmiş
Bir bezmde sen kalupsen ü men
Bu bezmi gel edelüm müzeyyen
Sen ver bâde men eyleyem nûş
Men nazm ohuyam sen ana dut gûş
Bir devrdeem ki nazm olup hâr
Eş‘âr bulup kesâd-ı bâzâr
Ol rütbede kadr-i nazmdur dûn
Kim küfr ohunur kelâm-ı mevzûn
Bir mülkdeem ki ger yudup kan
Mazmûn-i ibârete çeküp cân
Min rişteye turfe la‘l çeksem
Min ravzaya nâzenîn gül eksem
Kılmaz ana hîç kimse nezâre
Derler güle hâr ü la‘le hâre
Ancak demezem ki hâk-i Bağdâd
Alâyiş-i nazmdandır âzâd
Yohdur bir mülk bu zamanda
Kim nazm revâcı ola anda
Ne Hind ü ne Fürs ü Horâsân
Ne Rûm ü Acem ne Şâm ü Şirvân
Olsaydı birinde bir sühan-senc
Elbette ıyân olurdı ol genc
Gencîne-i nazm gizlü kalmaz
Sanman güneş olsa nûr salmaz
Kânı niçe kim nihan dutar daş
Eyler anı la‘l âleme fâş
Hâlâ meğer iktizâ-yı devrân
Oldur ki ola bu genc pinhân
Devrân ile men nakîz-seyrem
Devr ehlinden meğer ki gayrem
Devrân ister ki hâr ola nazm
Bî-izzet ü i‘tibâr ola nazm
Men muntazıram verem revâcın
Bîmâr ise eyleyem ilâcın
Ol nefy-i kemâl-i hikmet eyler
Lâzım bilürem hasâret eyler
Ta‘mîr-i harâba tâlibem men
İnşâallâh gâlibem men
Bî-kesliğ olup sana mukarrer
Bî-kes olasan müdâm ü bî-zer
Âkil kişi dûr-bîn gerekdür
Dünyâya ümîd bir direkdür
Çün pendi düketdi ol hıred-mend
Mecnûna tefâvüt etdi ol pend
Devletlü sözine oldı mâil
Bir fikr etdi ki ola âkil
Kat‘ ede selâsil-i cünûnı
Sevdâsınun olmaya zebûnı
Terk eyleye ârzû-yı dildâr
Aşka dahi olmaya giriftâr
Ammâ yine aşk şehriyârı
Fermânına çekdi ol figârı
K’ey varı menüm olan cihânda
Nen var senün bu cism ü cânda
Câna tama‘ etme kim menümdür
Terk eyle teni ki meskenümdür
Menden geç ü cân ü tenden ayrıl
Koy varlığunı özünle sen bil
Gül-bün kimi kanı cûşa geldi
Bülbül sıfatı hurûşa geldi
K’ey ayn-ı salâh olan beyânı
Va‘zı mana âfiyet nişânı
Men hem muna kâilem ki pendün
Mazmûn-ı kelâm-ı sûd-mendün
Nisbet mana hayrdür değül şer
Ger olsa eşitmeği müyesser
Gerçi sözüne kulağ dutdum
Ne sûd eşitdüm ü unutdum
Sen deme ki dut haber sözümden
Kim yoh haberüm menüm özümden
Aşk aldı derûnum ü bîrûnum
Getdi yele sabrum ü sükûnum
Men akla teveccüh eylerem çoh
Sevdâ yolumı duta ki yoh yoh
Sen handan ü terk-i aşk handan
Aşk-ı ezelî çıhar mı cândan
Halkun sitemiyle câna yetdüm
Terk eyle meni ki terkün etdüm
Lutf eyle zaman zaman verüp pend
Islâhuma olma ârzû-mend
Artar elemüm bu mâcerâdan
Âteş kimi cünbiş-i hevâdan
Bir şîşe ki oldı pâre pâre
Peyvendine hîç var mı çâre
Teklîfümi kılma hânümâna
Gör sür‘at-i gerdiş-i zemâne
Çün sen hem anı koyup gedersen
Anda meni iledüp n’edersen
Ancak mana arz-ı mülk ü mâl et
Oğlunı özün kimi hayâl et
Farz eyle ki mâle oldı vâlî
Getdi yine gayre koydı mâli
Ol kişver-i aşk pâdişâhı
Ol evc-i belâ vü derd mâhı
Özr ile kılurdı eyleyüp âh
Babasına şerh-i gam ki nâgâh
Lerzân oluben ten-i hazîni
Kan doldı kolından âstîni
Elverdi atasına tehayyür
Mecnûn dedi eyleme tefekkür
Fasd eyledi ol büt-i perî-zâd
Nîş urdı anun kolına fessâd
Ol zahm eseri görindi mende
Biz bir rûhuz iki bedende
Bizde ikilik nişânı yohdur
Her bir tenün özge cânı yohdur
Sağınma ki oldur menem men
Bir cân ile zindedür iki ten
Hurrem olurem ol olsa hurrem
Gam yetse ana mana yeter gam
Ol pîr çü vâkıf oldı hâle
İnsâf getirdü ol kemâle
Bildi ki değül bu nakş bâtıl
Olmaz hiyel ile aşk zâil
Min-ba‘d nasîhat etmez oldı
Ta‘n ile fazîhat etmez oldı
Terk etdi tarîka-i nizâın
Nevmîd olup eyledi vedâın
Bu Mecnûn atasınun terk-i nizâ‘ etdüğidür ve Nâ-çâr hasretle vedâ‘ etdüğidür
K’ey rişte-i gevher-i murâdum
Âyîne-i hüsn-i i‘tikâdum
Bir lahza bana terahhum eyle
Güftârum eşit tekellüm eyle
Pervâ-yı men-i şikeste-hâl et
Azm-i sefer eyledüm halâl et
Nâ-hoş sana menden idi ahvâl
Men getmelü oldum imdi hoş kal
Zinhâr şikâyet etme menden
İnciklü hikâyet etme menden
Dirlikde çün senden almadum kâm
Tevsenliğe düşdün olmadun râm
Budur keremünden iltimâsum
Kim dutasen öldüğümde yasum
Her lahza edüp figân ü zârî
Toprağuma edesen güzârı
Teklîf-i neşât ü ayş kılman
Kim sen deyesen bu resmi bilmen
Feryâd ü figândur asl-ı mâtem
Sen hod bu revişdesen müsellem
Öz âdetün ile nâle eyle
Ecrini mana havâle eyle
Budur garazum ki dûst düşmen
Üstümde durup kılanda şîven
Bî-kesliğüm olmaya mana âr
Ma‘lûm edeler ki vârisüm var
Çün kıldı vasiyyet ol perîşân
Döndi eve geldi zâr ü giryân
Derd ü elem etdi anı rencûr
Kalmadı hayâtı şem‘ine nûr
Derdine bulınmaz oldı dermân
Mecnûn dedi verdi âkıbet cân
Dünyâya ümîd dutmak olmaz
Hergiz ölümi unutmak olmaz
Hoş hâne-i ayşdür bu âlem
Derdâ ki değül esâsı muhkem
Bu Mecnûnun atasınun vefâtından haberdâr olduğıdur ve Mezârına yol bulduğıdur
Sâkî mey-i lâle-fâm yoh mı
Dözmen bu humâra câm yoh mı
Öldürdi meni gam-ı nihânî
Yohdur mı şarâb-ı ergavânî
Gam def‘ine durma eyle tedbîr
Elden geleni gel etme taksîr
Dünyâ ki nigâr-ı dil-rübâdur
Zinhâr sağınma bî-vefâdur
Sen gerçi olupsen ana meftûn
Oldur talebünde senden efzûn
Sensen ana cehl ile taleb-kâr
Oldur sana ilm ile hevâ-dâr
Her niçe ki ana mihmânsen
Ayş ü tarab ile kâm-rânsen
Andan sefer ihtiyâr edende
Kurb-i Haka yüz dutup gedende
Göz sürmesi eyleyüp gubârun
Tâ mahşer ola nigâh-dârun
Yolunda özin verür fenâya
Sahlar seni tapşurur bekâya
Her kim ki bu nüktedendür âgâh
Devrân-ı felekden etmez ikrâh
Hem dirlikde azâbı olmaz
Hem mevtden ictinâbı olmaz
Bir gün ahıdup sirişk-i gül-gûn
Necd üzre oturmış idi Mecnûn
Min ta‘n ile bir cefâcı sayyâd
Ol zâra yetişdi kıldı feryâd
K’ey ârdan el içinde ârî
V’ey nâkıs olan ıyâr-ı ârı
Yoh sende nişân-ı nâm ü nâmûs
Efsûs ki ârsuzsen efsûs
İnsâf değül sitemde isrâf
İnsâfsuz olduğuna insâf
Dirlikde atanı etmedün şâd
Bâri kıl anı ölende bir yâd
Cân verdi mahabbetünde ol pîr
Yâd eylemedün nedür bu taksîr
Yohdur mı cibilletünde âzerm
Allâhdan eylemez misen şerm
Mecnûna bırahdı ol sadâ sûz
Arturdı figânın ol siyeh-rûz
Bârân kimi daşa urdı başın
Mey kimi ayağa tökdi yaşın
Kabrin sorup istedi nişâne
Oldı gözi yaşı tek revâne
Çün gördi atasınun mezârun
Şem‘ eyledi ana cism-i zârın
Târ-ı tene derdi tâb verdi
Dil âteş ü dîde âb verdi
Levh eyledi göğsini mezâra
Dırnağ ile kıldı pâre pâre
Bağrına basup mezâr-ı pâkin
Gül yaprağı etdi levh-i hâkin
Efgân ile tâze kıldı mâtem
Efgânı içinde derdi her dem
K’ey bânî-i bünye-i vücûdum
İsyânı ziyân rızâsı sûdum
İrşâdunı bilmedüm ganîmet
Yüz vây ki fevt olındı fursat
Yüz hayf ki dutmadum tarîkun
Bir niçe gün olmadum refîkun
Feyzün bana olmadı müyesser
Sen hayr dedün mey eyledüm şer
Cevr ile sana cefâlar etdüm
Yanlış vardum hatâlar etdüm
Ey devletüm olma dûr menden
V’ey şem‘ götürme nûr menden
Olsam gam-ı âleme giriftâr
Ancak sen idün enîs ü gam-hâr
Hem-râzum idün şikâyetümde
Dem-sâzum idün hikâyetümde
N’oldı gamuma getürmedün tâb
Korhutdı seni meğer bu girdâb
N’oldı sebep eyledün azîmet
Menden mi idi sana hezîmet
Ey menşe’-i cevher-i hayâtum
Hoşnûdlığundadur necâtum
Bildüm işümi günâhkârem
Geldüm sana hâr ü şerm-sârem
Dünyâda seni men eyledüm zâr
Ukbâda meni sen eyleme hâr
Yahdun meni âteş-i cefâya
Saldun gam u mihnet ü belâya
Bî-kes olasan müdâm ü bî-zer
Âkil kişi dûr-bîn gerekdür
Dünyâya ümîd bir direkdür
Çün pendi düketdi ol hıred-mend
Mecnûna tefâvüt etdi ol pend
Devletlü sözine oldı mâil
Bir fikr etdi ki ola âkil
Kat‘ ede selâsil-i cünûnı
Sevdâsınun olmaya zebûnı
Terk eyleye ârzû-yı dildâr
Aşka dahi olmaya giriftâr
Ammâ yine aşk şehriyârı
Fermânına çekdi ol figârı
K’ey varı menüm olan cihânda
Nen var senün bu cism ü cânda
Câna tama‘ etme kim menümdür
Terk eyle teni ki meskenümdür
Menden geç ü cân ü tenden ayrıl
Koy varlığunı özünle sen bil
Gül-bün kimi kanı cûşa geldi
Bülbül sıfatı hurûşa geldi
K’ey ayn-ı salâh olan beyânı
Va‘zı mana âfiyet nişânı
Men hem muna kâilem ki pendün
Mazmûn-ı kelâm-ı sûd-mendün
Nisbet mana hayrdür değül şer
Ger olsa eşitmeği müyesser
Gerçi sözüne kulağ dutdum
Ne sûd eşitdüm ü unutdum
Sen deme ki dut haber sözümden
Kim yoh haberüm menüm özümden
Aşk aldı derûnum ü bîrûnum
Getdi yele sabrum ü sükûnum
Men akla teveccüh eylerem çoh
Sevdâ yolumı duta ki yoh yoh
Sen handan ü terk-i aşk handan
Aşk-ı ezelî çıhar mı cândan
Halkun sitemiyle câna yetdüm
Terk eyle meni ki terkün etdüm
Lutf eyle zaman zaman verüp pend
Islâhuma olma ârzû-mend
Artar elemüm bu mâcerâdan
Âteş kimi cünbiş-i hevâdan
Bir şîşe ki oldı pâre pâre
Peyvendine hîç var mı çâre
Teklîfümi kılma hânümâna
Gör sür‘at-i gerdiş-i zemâne
Çün sen hem anı koyup gedersen
Anda meni iledüp n’edersen
Ancak mana arz-ı mülk ü mâl et
Oğlunı özün kimi hayâl et
Farz eyle ki mâle oldı vâlî
Getdi yine gayre koydı mâli
Ol kişver-i aşk pâdişâhı
Ol evc-i belâ vü derd mâhı
Özr ile kılurdı eyleyüp âh
Babasına şerh-i gam ki nâgâh
Lerzân oluben ten-i hazîni
Kan doldı kolından âstîni
Elverdi atasına tehayyür
Mecnûn dedi eyleme tefekkür
Fasd eyledi ol büt-i perî-zâd
Nîş urdı anun kolına fessâd
Ol zahm eseri görindi mende
Biz bir rûhuz iki bedende
Bizde ikilik nişânı yohdur
Her bir tenün özge cânı yohdur
Sağınma ki oldur menem men
Bir cân ile zindedür iki ten
Hurrem olurem ol olsa hurrem
Gam yetse ana mana yeter gam
Ol pîr çü vâkıf oldı hâle
İnsâf getirdü ol kemâle
Bildi ki değül bu nakş bâtıl
Olmaz hiyel ile aşk zâil
Min-ba‘d nasîhat etmez oldı
Ta‘n ile fazîhat etmez oldı
Terk etdi tarîka-i nizâın
Nevmîd olup eyledi vedâın
Bu Mecnûn atasınun terk-i nizâ‘ etdüğidür ve Nâ-çâr hasretle vedâ‘ etdüğidür
K’ey rişte-i gevher-i murâdum
Âyîne-i hüsn-i i‘tikâdum
Bir lahza bana terahhum eyle
Güftârum eşit tekellüm eyle
Pervâ-yı men-i şikeste-hâl et
Azm-i sefer eyledüm halâl et
Nâ-hoş sana menden idi ahvâl
Men getmelü oldum imdi hoş kal
Zinhâr şikâyet etme menden
İnciklü hikâyet etme menden
Dirlikde çün senden almadum kâm
Tevsenliğe düşdün olmadun râm
Budur keremünden iltimâsum
Kim dutasen öldüğümde yasum
Her lahza edüp figân ü zârî
Toprağuma edesen güzârı
Teklîf-i neşât ü ayş kılman
Kim sen deyesen bu resmi bilmen
Feryâd ü figândur asl-ı mâtem
Sen hod bu revişdesen müsellem
Öz âdetün ile nâle eyle
Ecrini mana havâle eyle
Budur garazum ki dûst düşmen
Üstümde durup kılanda şîven
Bî-kesliğüm olmaya mana âr
Ma‘lûm edeler ki vârisüm var
Çün kıldı vasiyyet ol perîşân
Döndi eve geldi zâr ü giryân
Derd ü elem etdi anı rencûr
Kalmadı hayâtı şem‘ine nûr
Derdine bulınmaz oldı dermân
Mecnûn dedi verdi âkıbet cân
Dünyâya ümîd dutmak olmaz
Hergiz ölümi unutmak olmaz
Hoş hâne-i ayşdür bu âlem
Derdâ ki değül esâsı muhkem
Bu Mecnûnun atasınun vefâtından haberdâr olduğıdur ve Mezârına yol bulduğıdur
Sâkî mey-i lâle-fâm yoh mı
Dözmen bu humâra câm yoh mı
Öldürdi meni gam-ı nihânî
Yohdur mı şarâb-ı ergavânî
Gam def‘ine durma eyle tedbîr
Elden geleni gel etme taksîr
Dünyâ ki nigâr-ı dil-rübâdur
Zinhâr sağınma bî-vefâdur
Sen gerçi olupsen ana meftûn
Oldur talebünde senden efzûn
Sensen ana cehl ile taleb-kâr
Oldur sana ilm ile hevâ-dâr
Her niçe ki ana mihmânsen
Ayş ü tarab ile kâm-rânsen
Andan sefer ihtiyâr edende
Kurb-i Haka yüz dutup gedende
Göz sürmesi eyleyüp gubârun
Tâ mahşer ola nigâh-dârun
Yolunda özin verür fenâya
Sahlar seni tapşurur bekâya
Her kim ki bu nüktedendür âgâh
Devrân-ı felekden etmez ikrâh
Hem dirlikde azâbı olmaz
Hem mevtden ictinâbı olmaz
Bir gün ahıdup sirişk-i gül-gûn
Necd üzre oturmış idi Mecnûn
Min ta‘n ile bir cefâcı sayyâd
Ol zâra yetişdi kıldı feryâd
K’ey ârdan el içinde ârî
V’ey nâkıs olan ıyâr-ı ârı
Yoh sende nişân-ı nâm ü nâmûs
Efsûs ki ârsuzsen efsûs
İnsâf değül sitemde isrâf
İnsâfsuz olduğuna insâf
Dirlikde atanı etmedün şâd
Bâri kıl anı ölende bir yâd
Cân verdi mahabbetünde ol pîr
Yâd eylemedün nedür bu taksîr
Yohdur mı cibilletünde âzerm
Allâhdan eylemez misen şerm
Mecnûna bırahdı ol sadâ sûz
Arturdı figânın ol siyeh-rûz
Bârân kimi daşa urdı başın
Mey kimi ayağa tökdi yaşın
Kabrin sorup istedi nişâne
Oldı gözi yaşı tek revâne
Çün gördi atasınun mezârun
Şem‘ eyledi ana cism-i zârın
Târ-ı tene derdi tâb verdi
Dil âteş ü dîde âb verdi
Levh eyledi göğsini mezâra
Dırnağ ile kıldı pâre pâre
Bağrına basup mezâr-ı pâkin
Gül yaprağı etdi levh-i hâkin
Efgân ile tâze kıldı mâtem
Efgânı içinde derdi her dem
K’ey bânî-i bünye-i vücûdum
İsyânı ziyân rızâsı sûdum
İrşâdunı bilmedüm ganîmet
Yüz vây ki fevt olındı fursat
Yüz hayf ki dutmadum tarîkun
Bir niçe gün olmadum refîkun
Feyzün bana olmadı müyesser
Sen hayr dedün mey eyledüm şer
Cevr ile sana cefâlar etdüm
Yanlış vardum hatâlar etdüm
Ey devletüm olma dûr menden
V’ey şem‘ götürme nûr menden
Olsam gam-ı âleme giriftâr
Ancak sen idün enîs ü gam-hâr
Hem-râzum idün şikâyetümde
Dem-sâzum idün hikâyetümde
N’oldı gamuma getürmedün tâb
Korhutdı seni meğer bu girdâb
N’oldı sebep eyledün azîmet
Menden mi idi sana hezîmet
Ey menşe’-i cevher-i hayâtum
Hoşnûdlığundadur necâtum
Bildüm işümi günâhkârem
Geldüm sana hâr ü şerm-sârem
Dünyâda seni men eyledüm zâr
Ukbâda meni sen eyleme hâr
Yahdun meni âteş-i cefâya
Saldun gam u mihnet ü belâya
Sen meyl-i ferâğ u râhat etdün
Bir künc dutup ferâğat etdün
Göster mana hem tarîk-i râhat
Kim sen nişe eyledün ferâğat
Kim eyledi hall müşkilâtun
Kim verdi bu gussadan necâtun
Şeb-tâ-seher ol esîr-i hicrân
Mâtem dutup etdi âh u efgân
Çün müşge tökildi gerd-i kâfûr
Zulmâta bırahdı pertevin nûr
İhyâ kıluben merâsim-i vecd
Dutdı reh-i gûr-hâne-i necd
Tamâmî-i sühan
Erbâb-ı kemâle ol ıyândur
Kim hüsn ile aşk tev’emândur
Aşk âyîne-i cihân-nümâdur
Keyfiyyet-i hüsn ana cilâdur
Hüsn olmasa aşk zâhir olmaz
Aşk olmasa hüsn bâhir olmaz
Hüsn olmasa aşkdan ne hâsıl
Ma‘şûk eder ehl-i aşkı kâmil
Aşk olmaz olursa hüsn olur hâr
Aşk iledür ehl-i hüsne bâzâr
Ne ansuz olur munun sürûrı
Ne munsuz olur anun zuhûrı
Mecnûn idi şem‘-i meclis-efrûz
Leylî ana âteş-i ciğer-sûz
Mecnûn idi câm-ı râhat-efzâ
Leylî ana bâde-i musaffâ
Leylîden idi kemâl-i Mecnûn
Hüsn ile olurdı aşkı efzûn
Mecnûndan idi cemâl-i Leylî
Aşk idi eden cemâle meyli
Bir gün Mecnûn-ı dil-şikeste
Sahrâda gezerdi zâr ü haste
Bir safhada gördi iki peyker
Leylî Mecnûn ile musavver
Mahv eyledi nakş-ı dil-sitânın
Koydı özinün hemîn nişânın
Sordılar ana hakîkat-i hâl
Kim nişe bir oldı iki timsâl
Dedi bize birdürür hakîkat
Birlikde yaraşmaz iki sûret
Olmak gerek ehl-i dâniş âgeh
Kim biz ikilikdenüz münezzeh
Sâil dedi bu değül midür âr
Kim yâr ola yoh sen olasen var
Sen nişe kalursen ol olur hâk
Bâri anı koy sana kalem çek
Dedi reh-i aşkda ne lâyık
Ma‘şûk ola nikâb-ı âşık
Uşşâk ten ü habîb cândur
Ten zâhir ü tende cân nihândur
Ma‘şûka ne bâk olursa mestûr
Âşık gerek el içinde meşhûr
Kim âleme âşık ahıdan yaş
Ma‘şûk kim olduğın kılur fâş
Bu Mecnûnun şemme-i keyfiyyet-i hâlidür ve Ba‘zı sıfât-ı kemâlidür
Mecnûn idi mülk-i derd şâhı
Hayl-i ded ü dâm anun sipâhi
Âhûnun alurdı müşgi bâcın
Rûbâh semûrınun harâcın
Bir server idi kerîm ü âdil
Cümle ded ü dâma adli şâmil
Hûn-i ciğerinden ol vefâ-dâr
Hûn-hârları kılurdı hûn–hâr
Hûn-âb-ı ciğer töküp demâdem
Kılmazdı sibâ‘ rızkını kem
Devrinde derendeler olup râm
Dutmışdı biri biriyle ârâm
Gûr olmış idi perenge hem-râz
Gürg olmış idi gevezne dem-sâz
Şîr olmış idi enîs-i nahçîr
Nahçîr emerdi şîrden şîr
Yanında dutardı mûr hâne
Göz yaşından yığardı dâne
Gâhî olup eşki seyli kâim
Seylâba gederdi min behâyim
Geh odını tende tâb ederdi
Min cân-veri kebâb ederdi
Bel olmış idi elinde dırnağ
Yerden savururdı başa toprağ
Mûyında gubâr olup ferâhem
Eşkiyle çeküp zaman zaman nem
Âhû-bere sebze-zârı oldı
Gül-zâr-ı cünûn bahârı oldı
Ger dutsa idi gevezn ile hû
Ahardı gözinden ol kadar su
K’ol sudan olurdı tâze vü ter
Hem berg verürdi şâhı hem ber
Her lahza alup eline bir mâr
Hursend oluben der idi ol zâr
K’ol sünbül-i müşg-bûnı dutdum
Ser-rişte-i ârzûnı dutdum
Kaplan kimi cân urdı min dâğ
Aslan sıfatı uzatdı dırnağ
Arslanlarun oldı pîşvâsı
Kaplanların oldu muktedâsı
Bu Mecnûnun sıdk ile münâcât etdüğidür ve Nâvek-i duâsı hedef-i icâbete yetdüğidür
Bir gece ki zulmet-i ziyâ-sûz
Zülf-i şebi etdi bürka‘-i rûz
Bir la‘li edüp sipihr nâ-yâb
Gösterdi yerine min dür-i nâb
Bir sancağı eyleyüp nigûn-sâr
Min mehçe-i râyet etdi izhâr
Katra katra hakîm-i eflâk
Haşhâşlarında dutdı tiryâk
Dâne dâne arûs-ı gerdûn
Kaftânına tikdi dürr-i meknûn
Girdâbâ düşüp sefîne-i Mâh
Kıldı özine mecerreden râh
Saçıldı Utâridün midâdı
Arturdı bu safhaya sevâdı
Zühre dağıdup siyâh gîsû
Gîsûsı içinde gizledi rû
Hurşîd nihân olup sitâre
Göz açdı târik-i intizâra
Deprendi ser-i sinân-ı Behrâm
Feth oldı ana vilâyet-i şâm
Bircîs girüp siyeh libâsa
Hurşîd gamında batdı yasa
Âyîne olup sipihr-i gerdân
Bahdı ana aks saldı Keyvân
Gerdûna sevâbit oldı mismâr
Tâ tökmeye dün bisâtı perkâr
Gökde Hamel oldı âşikâre
Âhû-bere çıhdı sebze-zâre
Gâv-ı felek oldı gâv-ı anber
Doldurdı cihâna anber-i ter
Cevzâ kemeri murassa‘ oldı
Gerdûn bedeni mülemma‘ oldı
Harçenk kılup seher yelin def‘
Hâsıyyeti verdi zulmete nef‘
Oldı Esed âftâbdan dûr
Pür-dûd misâl-i şem‘-i bî-nûr
Gîsûsına verdi Sünbüle tâb
Müşg üstine tökdi anber-i nâb
Mîzânı edüp felek terâzû
Sarrâf-ı zemîne çekdi lû’lû
Akreb bırahup kemend-i pür-ham
Dîv-i şebe kıldı kayd-i muhkem
Kavsini kurup sipihr-i lâib
Atıldı hadeng-i necm-i sâkib
Büzgâle-i âsman töküp mû
Gök safhasın eyledi siyeh-rû
Delvi delüp âfet-i zemâne
Min katra saçıldı âsmâna
Hût eyledi habs-i Yûnis-i rûz
Berk-ı şafak oldı âsmân-sûz
Arz eyledi Ahbiye hibâsın
Cebhe dahi cebhesin ziyâsın
Hek’a verdi cemâle zîver
Hem Hen’a mükellel etdi efser
Şarteyn ü Butin Simâk ü İklîl
Nûr etdiler âsmâna tahvîl
Tâ sâdır ü vâride Neâyim
Sarf eyleye Sarfe ile dâim
Tezyîn içün etdiler müheyyâ
La‘lin Deberân dürin Süreyyâ
Verdi reviş-i sipihr-i ahdar
Tertîb-i mukaddem ü muahhar
Mecnûn mütehayyir ü perîşân
Kalmışdı sipihr işinde hayrân
Gerdûna açardı dîde-i ter
Yer yüzine doldururdı ahter
Her ahtere arz-ı hâl ederdi
Min ârzû-yı muhâl ederdi
Evvel olup âsmâna mâil
Şerh etdi Utâride gam-ı dil
K’ey ehl-i hisâba kâr-fermây
Müstevfî-i akl ü müşrif-i rây
Ey nâsih-i nüsha-i meânî
Fihrist-i rümûz-ı âsmânî
Kassâm-ı mekâsıd ü metâlib
Ressâm-ı menâsıb u merâtib
Derd-i dilümün hisâbı çohdur
Sende özge debîr yohdur
Bir nâmeye derdümi rakam kıl
Sultânuma arz et kerem kıl
Şâyed eser ede feyz-i hâmen
Ta‘vîz-i cünûnum ola nâmen
Gördi ki Utârid anlamaz râz
Bir özge terennüm etdi âğâz
Dönderdi yüz andan ağlayup zâr
Merrîhe niyâzın etdi izhâr
K’ey vâlî-i mesned-i şecâat
Şemşîrüne âlem ehl-i tâat
Sen sâhib-i nuset ü zafersen
Erbâb-ı silâha tâc-ı sersen
Men âcizem ü kavîdür ağyâr
Men bî-kes ü hasmdur sitem-kâr
Âcizlere lutf edüp meded kıl
Bî-keslerden belânı red kıl
Çek tîğunı eyle def‘-i düşmen
Tâ dûsta hem-nişîn olam men
Çün gördi bülend yerdedür kâm
Ne Tîr yeter ana ne Behrâm
Tiğ ile kalemden oldı nevmîd
Dutdı reh-i bârgâh-ı tevhîd
Dergâha dutup ruh-i niyâzın
Ma‘bûdına arz kıldı râzın
K’ey tîğe muîn ü kilke rehber
Behrâm-gulâm ü Tîr-çâker
Bir künc dutup ferâğat etdün
Göster mana hem tarîk-i râhat
Kim sen nişe eyledün ferâğat
Kim eyledi hall müşkilâtun
Kim verdi bu gussadan necâtun
Şeb-tâ-seher ol esîr-i hicrân
Mâtem dutup etdi âh u efgân
Çün müşge tökildi gerd-i kâfûr
Zulmâta bırahdı pertevin nûr
İhyâ kıluben merâsim-i vecd
Dutdı reh-i gûr-hâne-i necd
Tamâmî-i sühan
Erbâb-ı kemâle ol ıyândur
Kim hüsn ile aşk tev’emândur
Aşk âyîne-i cihân-nümâdur
Keyfiyyet-i hüsn ana cilâdur
Hüsn olmasa aşk zâhir olmaz
Aşk olmasa hüsn bâhir olmaz
Hüsn olmasa aşkdan ne hâsıl
Ma‘şûk eder ehl-i aşkı kâmil
Aşk olmaz olursa hüsn olur hâr
Aşk iledür ehl-i hüsne bâzâr
Ne ansuz olur munun sürûrı
Ne munsuz olur anun zuhûrı
Mecnûn idi şem‘-i meclis-efrûz
Leylî ana âteş-i ciğer-sûz
Mecnûn idi câm-ı râhat-efzâ
Leylî ana bâde-i musaffâ
Leylîden idi kemâl-i Mecnûn
Hüsn ile olurdı aşkı efzûn
Mecnûndan idi cemâl-i Leylî
Aşk idi eden cemâle meyli
Bir gün Mecnûn-ı dil-şikeste
Sahrâda gezerdi zâr ü haste
Bir safhada gördi iki peyker
Leylî Mecnûn ile musavver
Mahv eyledi nakş-ı dil-sitânın
Koydı özinün hemîn nişânın
Sordılar ana hakîkat-i hâl
Kim nişe bir oldı iki timsâl
Dedi bize birdürür hakîkat
Birlikde yaraşmaz iki sûret
Olmak gerek ehl-i dâniş âgeh
Kim biz ikilikdenüz münezzeh
Sâil dedi bu değül midür âr
Kim yâr ola yoh sen olasen var
Sen nişe kalursen ol olur hâk
Bâri anı koy sana kalem çek
Dedi reh-i aşkda ne lâyık
Ma‘şûk ola nikâb-ı âşık
Uşşâk ten ü habîb cândur
Ten zâhir ü tende cân nihândur
Ma‘şûka ne bâk olursa mestûr
Âşık gerek el içinde meşhûr
Kim âleme âşık ahıdan yaş
Ma‘şûk kim olduğın kılur fâş
Bu Mecnûnun şemme-i keyfiyyet-i hâlidür ve Ba‘zı sıfât-ı kemâlidür
Mecnûn idi mülk-i derd şâhı
Hayl-i ded ü dâm anun sipâhi
Âhûnun alurdı müşgi bâcın
Rûbâh semûrınun harâcın
Bir server idi kerîm ü âdil
Cümle ded ü dâma adli şâmil
Hûn-i ciğerinden ol vefâ-dâr
Hûn-hârları kılurdı hûn–hâr
Hûn-âb-ı ciğer töküp demâdem
Kılmazdı sibâ‘ rızkını kem
Devrinde derendeler olup râm
Dutmışdı biri biriyle ârâm
Gûr olmış idi perenge hem-râz
Gürg olmış idi gevezne dem-sâz
Şîr olmış idi enîs-i nahçîr
Nahçîr emerdi şîrden şîr
Yanında dutardı mûr hâne
Göz yaşından yığardı dâne
Gâhî olup eşki seyli kâim
Seylâba gederdi min behâyim
Geh odını tende tâb ederdi
Min cân-veri kebâb ederdi
Bel olmış idi elinde dırnağ
Yerden savururdı başa toprağ
Mûyında gubâr olup ferâhem
Eşkiyle çeküp zaman zaman nem
Âhû-bere sebze-zârı oldı
Gül-zâr-ı cünûn bahârı oldı
Ger dutsa idi gevezn ile hû
Ahardı gözinden ol kadar su
K’ol sudan olurdı tâze vü ter
Hem berg verürdi şâhı hem ber
Her lahza alup eline bir mâr
Hursend oluben der idi ol zâr
K’ol sünbül-i müşg-bûnı dutdum
Ser-rişte-i ârzûnı dutdum
Kaplan kimi cân urdı min dâğ
Aslan sıfatı uzatdı dırnağ
Arslanlarun oldı pîşvâsı
Kaplanların oldu muktedâsı
Bu Mecnûnun sıdk ile münâcât etdüğidür ve Nâvek-i duâsı hedef-i icâbete yetdüğidür
Bir gece ki zulmet-i ziyâ-sûz
Zülf-i şebi etdi bürka‘-i rûz
Bir la‘li edüp sipihr nâ-yâb
Gösterdi yerine min dür-i nâb
Bir sancağı eyleyüp nigûn-sâr
Min mehçe-i râyet etdi izhâr
Katra katra hakîm-i eflâk
Haşhâşlarında dutdı tiryâk
Dâne dâne arûs-ı gerdûn
Kaftânına tikdi dürr-i meknûn
Girdâbâ düşüp sefîne-i Mâh
Kıldı özine mecerreden râh
Saçıldı Utâridün midâdı
Arturdı bu safhaya sevâdı
Zühre dağıdup siyâh gîsû
Gîsûsı içinde gizledi rû
Hurşîd nihân olup sitâre
Göz açdı târik-i intizâra
Deprendi ser-i sinân-ı Behrâm
Feth oldı ana vilâyet-i şâm
Bircîs girüp siyeh libâsa
Hurşîd gamında batdı yasa
Âyîne olup sipihr-i gerdân
Bahdı ana aks saldı Keyvân
Gerdûna sevâbit oldı mismâr
Tâ tökmeye dün bisâtı perkâr
Gökde Hamel oldı âşikâre
Âhû-bere çıhdı sebze-zâre
Gâv-ı felek oldı gâv-ı anber
Doldurdı cihâna anber-i ter
Cevzâ kemeri murassa‘ oldı
Gerdûn bedeni mülemma‘ oldı
Harçenk kılup seher yelin def‘
Hâsıyyeti verdi zulmete nef‘
Oldı Esed âftâbdan dûr
Pür-dûd misâl-i şem‘-i bî-nûr
Gîsûsına verdi Sünbüle tâb
Müşg üstine tökdi anber-i nâb
Mîzânı edüp felek terâzû
Sarrâf-ı zemîne çekdi lû’lû
Akreb bırahup kemend-i pür-ham
Dîv-i şebe kıldı kayd-i muhkem
Kavsini kurup sipihr-i lâib
Atıldı hadeng-i necm-i sâkib
Büzgâle-i âsman töküp mû
Gök safhasın eyledi siyeh-rû
Delvi delüp âfet-i zemâne
Min katra saçıldı âsmâna
Hût eyledi habs-i Yûnis-i rûz
Berk-ı şafak oldı âsmân-sûz
Arz eyledi Ahbiye hibâsın
Cebhe dahi cebhesin ziyâsın
Hek’a verdi cemâle zîver
Hem Hen’a mükellel etdi efser
Şarteyn ü Butin Simâk ü İklîl
Nûr etdiler âsmâna tahvîl
Tâ sâdır ü vâride Neâyim
Sarf eyleye Sarfe ile dâim
Tezyîn içün etdiler müheyyâ
La‘lin Deberân dürin Süreyyâ
Verdi reviş-i sipihr-i ahdar
Tertîb-i mukaddem ü muahhar
Mecnûn mütehayyir ü perîşân
Kalmışdı sipihr işinde hayrân
Gerdûna açardı dîde-i ter
Yer yüzine doldururdı ahter
Her ahtere arz-ı hâl ederdi
Min ârzû-yı muhâl ederdi
Evvel olup âsmâna mâil
Şerh etdi Utâride gam-ı dil
K’ey ehl-i hisâba kâr-fermây
Müstevfî-i akl ü müşrif-i rây
Ey nâsih-i nüsha-i meânî
Fihrist-i rümûz-ı âsmânî
Kassâm-ı mekâsıd ü metâlib
Ressâm-ı menâsıb u merâtib
Derd-i dilümün hisâbı çohdur
Sende özge debîr yohdur
Bir nâmeye derdümi rakam kıl
Sultânuma arz et kerem kıl
Şâyed eser ede feyz-i hâmen
Ta‘vîz-i cünûnum ola nâmen
Gördi ki Utârid anlamaz râz
Bir özge terennüm etdi âğâz
Dönderdi yüz andan ağlayup zâr
Merrîhe niyâzın etdi izhâr
K’ey vâlî-i mesned-i şecâat
Şemşîrüne âlem ehl-i tâat
Sen sâhib-i nuset ü zafersen
Erbâb-ı silâha tâc-ı sersen
Men âcizem ü kavîdür ağyâr
Men bî-kes ü hasmdur sitem-kâr
Âcizlere lutf edüp meded kıl
Bî-keslerden belânı red kıl
Çek tîğunı eyle def‘-i düşmen
Tâ dûsta hem-nişîn olam men
Çün gördi bülend yerdedür kâm
Ne Tîr yeter ana ne Behrâm
Tiğ ile kalemden oldı nevmîd
Dutdı reh-i bârgâh-ı tevhîd
Dergâha dutup ruh-i niyâzın
Ma‘bûdına arz kıldı râzın
K’ey tîğe muîn ü kilke rehber
Behrâm-gulâm ü Tîr-çâker
Ey fark-ı emel külâh-dûzı
Sâhib-rakam-ı berât-ı rûzî
Rahm et men-i zâr ü bî-nevâya
Derd-i dilümi yetür devâya
Leylîni sen eyledün perî-veş
Kim câna cemâli urdı âteş
Sen kıldun anı belâ-yı âlem
Ol etdi meni şikeste-i gam
Verdün ana hüsn-i âlem-efrûz
Saldı mana âteş-i cihân-sûz
Derd ile meni sen eyledün zâr
Men handan u Leylî-i cefâ-kâr
Leylî ki meni belâya saldı
Bir görmek ile karârum aldı
Yohdur revişinde ihtiyârı
Kim döndüre alduğı karârı
Bî-çâredür öz işinde ol hem
Senden bulunur bu zahma merhem
Hem sen keremünden et ilâcum
Kes gayrı kişiden ihtiyâcum
Çoh çoh hükemâya söyledüm hâl
Teşhîs-i marazda oldılar lâl
Bildüm ki hakîm-i ferd sensen
Dânâ-yı cemî‘-i derd sensen
Ger derd ü eğer devâ senündür
Hâkim sensen rızâ senündür
Rahm eyle vü kıl devâ-yı derdüm
Bî-dâd yeline verme gerdüm
Ya‘nî ki yetür kemâle zevküm
Günden güne kıl ziyâde şevküm
Sal çeşmüme la‘linün hayâlin
Ver tab‘uma hüsninün kemâlin
Dâim anı mende zâhir eyle
Lutf et iki sûreti bir eyle
Kadrüm gamı içre mu‘teber kıl
Derdin mana rûzî ol kadar kıl
Kim kimseye ol olup müyesser
Kimse mana olmaya berâber
Görmek ruhın olmaz olsa makdûr
Hûn-bâr gözümde olmasun nûr
Zevk-i elemi olursa nâ-yâb
Mecrûh tenümde olmasun tâb
Münâcât
Yâ Rab kemâl-i mertebe-i Mustafâ hakı
Sıdk u safâ-yı silsile-i enbiyâ hakı
Senden yeter velîlere te’yîd-i iktidâ
Sen muktedâ-yı âlem eden evliyâ hakı
Düşmez harîm-i kurbüne bî-gâneler yoh
Ol bârgâha mahrem olan âşinâ hakı
Kahrundaki siyâset ü asîb havfı-çün
Lutfundaki letâfet-i feyz ü recâ hakı
Uşşâka yâr kılduğı cevr ü cefâ içün
Ma‘şûka âşık etdüği mihr ü vefâ hakı
Leylîde eyledüğün feyz-i hüsn içün
Mecnûna verdüğün gam ü derd ü belâ hakı
Fakr u fenâ saâdeti verdün Fuzûlîye
Anda olan saâdet-i fakr u fenâ hakı
Tamâmî-i sühan
Eylerdi bu sûz ile münâcât
Mihnetlere isteyüp mükâfât
K’açıldı gül-i hadîka-i rûz
Gösterdi güneş cemâl-i fîrûz
Mürg-i dem-i subh çekdi âvâz
Zâğ-ı şeb-i tîre kıldı pervâz
Hem safha-i âlem oldı rûşen
Hem dâne-i encüm oldı hırmen
Gün âyîne-dârı oldı gerdûn
Tökdi kademine dürr-i meknûn
Subh urdı safâ vü sıdkdan dem
Açıldı gül-i neşât-ı âlem
Te’sîr-ı safâ-yı câm-ı hurşîd
Gök gülşenin etdi bezm- i Cemşîd
Lâle kimi dağa çıhdı Mecnûn
Nezzâreye açdı çeşm-i pür-hûn
Gördi ki gelür nedîm-i kâmil
Hem-râz-ı kadîm Zeyd-i kâbil
Ruhsârında neşâtdan nûr
Behcet gözine cemâli manzûr
Yoh zerrece gussa vü melâli
Mecnûna aceb görindi hâli
Sordı ki nedendür inbisâtun
Âdetçe görinmeyen neşâtun
Maksûduna dest-res mi buldun
Dildâruna hem-nefes mi oldun
Ne kadr ile ser-bülend olupsen
N’oldı ki neşât-mend olupsen
Zeyd açdı der-i hizâne-i râz
K’ey turfe hümâ-yı evc-i i‘zâz
Dün tavf-ı diyâr-ı yâr kıldum
Ol serv yana güzâr kıldum
Ta‘vîz vesîlesiyle bir dem
Oldum harem-i visâle mahrem
Gördüm meh-i ârızın ziyâsuz
Âyîne-i tal‘atın cilâsuz
Ne la‘l-i lebinde katraî âb
Ne mâh-ı ruhında zerreî tâb
La‘l-i tere eşki gevher-engîz
Berg-i güle nergisi güher-rîz
Gördü meni etdi nâle-i zâr
Râz açdı mana ki ey vefâ-dâr
Düşdi ola necde reh-güzârun
Gördün ola hâlin ol figârun
Mecnûnımı gördün ise bi’llâh
Eyle men-i zâr-ı andan âgâh
Nişe geçer ola mâh ü sâli
Kim ola refîki n’ola hâli
Bi’llâh güzer etsen ol yanaya
Rahm et men-i zâr ü mübtelâya
Menden ana şerh-i za‘f-ı hâl et
Hâlin men-i hasteden suâl et
Söyle nişesen hücûm-ı gamdan
Tuğyân-ı meşakkat ü sitemden
Matem-zede olduğun eşitdüm
Kıldum yaha çâk ü şîven etdüm
Ol serv ki çıhdı bu çemenden
Menden geldi değül ki senden
Ancak bir ol idi kim çeküp gam
İsterdi meni senünle hem-dem
Çoh gördi bize sipihr-i gaddâr
Yüz min ağyâr içinde bir yâr
Bir zulmdürür bu âşikâre
Elden ne gelür muna ne çâre
Bu ded ki az değül yöküşdür
Hem sabr edeyüm ki sabr hoşdur
Men dut ki mukayyed-i hisârem
Mahbûs-ı hicâb-ı neng ü ârem
Ger şem‘e açılsa şerh-i râzum
Sâyemden olur min ihtirâzum
V’er sâyeme söylesem gam-ı dil
Şem‘ün hasedi gelür mukâbil
Ne yazmağa nâme ihtiyârum
Ne etmeğe arz râz-dârum
Gonca kimiyem men-i perîşân
Ağzum dutulu içüm dolu kan
Sen kim şeh-i kişver-i rızâsen
Her kime dilersen âşinâsen
Yoh hükmi sana çü hâme gayrün
Öz başunadur hemîşe seyrün
Âyâ ne içün kılursen ihmâl
Hâl-i dilün eylemezsen irsâl
Öz nazm-ı latîf ü dil-keşünden
Mazmûn-ı ibâret-i hoşundan
Lutf ile kılup hemîşe tahrîr
Göndermedüğün değül mi taksîr
Senden değülem bu işde râzî
Hâlâ kerem et hilâf-ı mâzî
Nazm eyleyüben beyân-ı hâlün
Şerh-i ruh- i zerd ü eşk-i âlün
İrsâl ede gör men-i hâzîne
K’ol cevhere cân edem hazîne
Elfâzı olup hemîşe zikrüm
Bu kâr-geh içre bikr-i fikrüm
Tarz-ı gam edende câna tasvîr
Ol nakşdan ola çâşnî-gîr
Hem hâl-i dilin kılurdı izhâr
Hem bu gazeli ederdi tekrâr
Bu gazel Leylî dilindendür
Niçün ol safha-i kâfûra kilkin müşg-bâr etmez
Yazup bir ruk’a lutf ile bizi ümmîd-vâr etmez
Menümle dûst lutfın az bilüp çoh ta‘n eder düşmen
Niçün lutf eyleyüp düşmenleri bir şerm-sâr etmez
Gel ey göz yâr hattın nâmede görmek heves kılma
Ki hatt-ı nâme def‘-i derd-i hecr-i hatt-ı yâr etmez
Kebûterden umârdum nâmesin gör za‘f-ı tâli‘ kim
Görüp âhum odın menden yanâ ol hem güzâr etmez
Fuzûlî nâme-i dildâr bir ta‘vîzdür gûyâ
Ki ansuz haste-diller hâtırı bir dem karâr etmez
Tamâmî-i sühan
Mecnûn ki eşitdi ol peyâmı
Baht-ı mütemerrid oldı râmı
İkbâline i‘tikâdı oldı
Dildârına i‘timâdı oldı
Hûn-âb-ı sirişkden çeküp nem
Gül-zâr-ı zamîri oldı hurrem
Hem güldi yüzi çerâğlar tek
Hem gönli ucaldı dağlar tek
Zeyde dedi ey refîk-ı sâdık
Men vahşîye hem-dem-i muvâfık
Çün müjde-i merhamet yetürdün
Yârum haberin mana getürdün
Menden hem ana yetür senâlar
Râz eyle dürûdlar duâlar
Hâk-i derine yetür niyâzum
Dergâhına arza eyle râzum
K’ey cânuma datlu derd dâğı
Gönlüm ferâhı gözüm çerâğı
Li’llâhi’l-hamd yâr imişsen
Men istedüğümce var imişsen
Ahdünde vefâ bulındı âhir
Şehdünde şifâ bulındı âhir
Bildüm ki meni seversen ey mâh
Ahsent ahsent bâreka’llâh
Lutfun haberi karârum aldı
Şîrîn sözün ihtiyârum aldı
Lutfun eşidüp ciğer olur âb
Şîrîn sözüne getürmezem tâb
Âh er kılup özge resm bünyâd
Nâgeh dutasen tarîk-i bî-dâd
Telh ola sözün misâl-i bâde
Lutf olmaya kahr ola arada
Hûblar işi cevr ile cefâdur
Senden görinen mana vefâdur
Sâhib-rakam-ı berât-ı rûzî
Rahm et men-i zâr ü bî-nevâya
Derd-i dilümi yetür devâya
Leylîni sen eyledün perî-veş
Kim câna cemâli urdı âteş
Sen kıldun anı belâ-yı âlem
Ol etdi meni şikeste-i gam
Verdün ana hüsn-i âlem-efrûz
Saldı mana âteş-i cihân-sûz
Derd ile meni sen eyledün zâr
Men handan u Leylî-i cefâ-kâr
Leylî ki meni belâya saldı
Bir görmek ile karârum aldı
Yohdur revişinde ihtiyârı
Kim döndüre alduğı karârı
Bî-çâredür öz işinde ol hem
Senden bulunur bu zahma merhem
Hem sen keremünden et ilâcum
Kes gayrı kişiden ihtiyâcum
Çoh çoh hükemâya söyledüm hâl
Teşhîs-i marazda oldılar lâl
Bildüm ki hakîm-i ferd sensen
Dânâ-yı cemî‘-i derd sensen
Ger derd ü eğer devâ senündür
Hâkim sensen rızâ senündür
Rahm eyle vü kıl devâ-yı derdüm
Bî-dâd yeline verme gerdüm
Ya‘nî ki yetür kemâle zevküm
Günden güne kıl ziyâde şevküm
Sal çeşmüme la‘linün hayâlin
Ver tab‘uma hüsninün kemâlin
Dâim anı mende zâhir eyle
Lutf et iki sûreti bir eyle
Kadrüm gamı içre mu‘teber kıl
Derdin mana rûzî ol kadar kıl
Kim kimseye ol olup müyesser
Kimse mana olmaya berâber
Görmek ruhın olmaz olsa makdûr
Hûn-bâr gözümde olmasun nûr
Zevk-i elemi olursa nâ-yâb
Mecrûh tenümde olmasun tâb
Münâcât
Yâ Rab kemâl-i mertebe-i Mustafâ hakı
Sıdk u safâ-yı silsile-i enbiyâ hakı
Senden yeter velîlere te’yîd-i iktidâ
Sen muktedâ-yı âlem eden evliyâ hakı
Düşmez harîm-i kurbüne bî-gâneler yoh
Ol bârgâha mahrem olan âşinâ hakı
Kahrundaki siyâset ü asîb havfı-çün
Lutfundaki letâfet-i feyz ü recâ hakı
Uşşâka yâr kılduğı cevr ü cefâ içün
Ma‘şûka âşık etdüği mihr ü vefâ hakı
Leylîde eyledüğün feyz-i hüsn içün
Mecnûna verdüğün gam ü derd ü belâ hakı
Fakr u fenâ saâdeti verdün Fuzûlîye
Anda olan saâdet-i fakr u fenâ hakı
Tamâmî-i sühan
Eylerdi bu sûz ile münâcât
Mihnetlere isteyüp mükâfât
K’açıldı gül-i hadîka-i rûz
Gösterdi güneş cemâl-i fîrûz
Mürg-i dem-i subh çekdi âvâz
Zâğ-ı şeb-i tîre kıldı pervâz
Hem safha-i âlem oldı rûşen
Hem dâne-i encüm oldı hırmen
Gün âyîne-dârı oldı gerdûn
Tökdi kademine dürr-i meknûn
Subh urdı safâ vü sıdkdan dem
Açıldı gül-i neşât-ı âlem
Te’sîr-ı safâ-yı câm-ı hurşîd
Gök gülşenin etdi bezm- i Cemşîd
Lâle kimi dağa çıhdı Mecnûn
Nezzâreye açdı çeşm-i pür-hûn
Gördi ki gelür nedîm-i kâmil
Hem-râz-ı kadîm Zeyd-i kâbil
Ruhsârında neşâtdan nûr
Behcet gözine cemâli manzûr
Yoh zerrece gussa vü melâli
Mecnûna aceb görindi hâli
Sordı ki nedendür inbisâtun
Âdetçe görinmeyen neşâtun
Maksûduna dest-res mi buldun
Dildâruna hem-nefes mi oldun
Ne kadr ile ser-bülend olupsen
N’oldı ki neşât-mend olupsen
Zeyd açdı der-i hizâne-i râz
K’ey turfe hümâ-yı evc-i i‘zâz
Dün tavf-ı diyâr-ı yâr kıldum
Ol serv yana güzâr kıldum
Ta‘vîz vesîlesiyle bir dem
Oldum harem-i visâle mahrem
Gördüm meh-i ârızın ziyâsuz
Âyîne-i tal‘atın cilâsuz
Ne la‘l-i lebinde katraî âb
Ne mâh-ı ruhında zerreî tâb
La‘l-i tere eşki gevher-engîz
Berg-i güle nergisi güher-rîz
Gördü meni etdi nâle-i zâr
Râz açdı mana ki ey vefâ-dâr
Düşdi ola necde reh-güzârun
Gördün ola hâlin ol figârun
Mecnûnımı gördün ise bi’llâh
Eyle men-i zâr-ı andan âgâh
Nişe geçer ola mâh ü sâli
Kim ola refîki n’ola hâli
Bi’llâh güzer etsen ol yanaya
Rahm et men-i zâr ü mübtelâya
Menden ana şerh-i za‘f-ı hâl et
Hâlin men-i hasteden suâl et
Söyle nişesen hücûm-ı gamdan
Tuğyân-ı meşakkat ü sitemden
Matem-zede olduğun eşitdüm
Kıldum yaha çâk ü şîven etdüm
Ol serv ki çıhdı bu çemenden
Menden geldi değül ki senden
Ancak bir ol idi kim çeküp gam
İsterdi meni senünle hem-dem
Çoh gördi bize sipihr-i gaddâr
Yüz min ağyâr içinde bir yâr
Bir zulmdürür bu âşikâre
Elden ne gelür muna ne çâre
Bu ded ki az değül yöküşdür
Hem sabr edeyüm ki sabr hoşdur
Men dut ki mukayyed-i hisârem
Mahbûs-ı hicâb-ı neng ü ârem
Ger şem‘e açılsa şerh-i râzum
Sâyemden olur min ihtirâzum
V’er sâyeme söylesem gam-ı dil
Şem‘ün hasedi gelür mukâbil
Ne yazmağa nâme ihtiyârum
Ne etmeğe arz râz-dârum
Gonca kimiyem men-i perîşân
Ağzum dutulu içüm dolu kan
Sen kim şeh-i kişver-i rızâsen
Her kime dilersen âşinâsen
Yoh hükmi sana çü hâme gayrün
Öz başunadur hemîşe seyrün
Âyâ ne içün kılursen ihmâl
Hâl-i dilün eylemezsen irsâl
Öz nazm-ı latîf ü dil-keşünden
Mazmûn-ı ibâret-i hoşundan
Lutf ile kılup hemîşe tahrîr
Göndermedüğün değül mi taksîr
Senden değülem bu işde râzî
Hâlâ kerem et hilâf-ı mâzî
Nazm eyleyüben beyân-ı hâlün
Şerh-i ruh- i zerd ü eşk-i âlün
İrsâl ede gör men-i hâzîne
K’ol cevhere cân edem hazîne
Elfâzı olup hemîşe zikrüm
Bu kâr-geh içre bikr-i fikrüm
Tarz-ı gam edende câna tasvîr
Ol nakşdan ola çâşnî-gîr
Hem hâl-i dilin kılurdı izhâr
Hem bu gazeli ederdi tekrâr
Bu gazel Leylî dilindendür
Niçün ol safha-i kâfûra kilkin müşg-bâr etmez
Yazup bir ruk’a lutf ile bizi ümmîd-vâr etmez
Menümle dûst lutfın az bilüp çoh ta‘n eder düşmen
Niçün lutf eyleyüp düşmenleri bir şerm-sâr etmez
Gel ey göz yâr hattın nâmede görmek heves kılma
Ki hatt-ı nâme def‘-i derd-i hecr-i hatt-ı yâr etmez
Kebûterden umârdum nâmesin gör za‘f-ı tâli‘ kim
Görüp âhum odın menden yanâ ol hem güzâr etmez
Fuzûlî nâme-i dildâr bir ta‘vîzdür gûyâ
Ki ansuz haste-diller hâtırı bir dem karâr etmez
Tamâmî-i sühan
Mecnûn ki eşitdi ol peyâmı
Baht-ı mütemerrid oldı râmı
İkbâline i‘tikâdı oldı
Dildârına i‘timâdı oldı
Hûn-âb-ı sirişkden çeküp nem
Gül-zâr-ı zamîri oldı hurrem
Hem güldi yüzi çerâğlar tek
Hem gönli ucaldı dağlar tek
Zeyde dedi ey refîk-ı sâdık
Men vahşîye hem-dem-i muvâfık
Çün müjde-i merhamet yetürdün
Yârum haberin mana getürdün
Menden hem ana yetür senâlar
Râz eyle dürûdlar duâlar
Hâk-i derine yetür niyâzum
Dergâhına arza eyle râzum
K’ey cânuma datlu derd dâğı
Gönlüm ferâhı gözüm çerâğı
Li’llâhi’l-hamd yâr imişsen
Men istedüğümce var imişsen
Ahdünde vefâ bulındı âhir
Şehdünde şifâ bulındı âhir
Bildüm ki meni seversen ey mâh
Ahsent ahsent bâreka’llâh
Lutfun haberi karârum aldı
Şîrîn sözün ihtiyârum aldı
Lutfun eşidüp ciğer olur âb
Şîrîn sözüne getürmezem tâb
Âh er kılup özge resm bünyâd
Nâgeh dutasen tarîk-i bî-dâd
Telh ola sözün misâl-i bâde
Lutf olmaya kahr ola arada
Hûblar işi cevr ile cefâdur
Senden görinen mana vefâdur
Kurban sana özge nâzenînler
İdrâküne yüz min âferînler
Kimse çü sana vefâda yetmez
Cânın sana kimse verse yetmez
Ma‘şûk idün ey büt-i vefâ-dâr
Âşıklığunı hem etdün izhâr
Âşık der imiş mana halâyık
Görmen muna hem özümi lâyık
Men nâkısem ey harîf-i kâbil
Sensen reh-i aşk içinde kâmil
Tahsîn ki yegâne-i zamânsen
Cân vermek olur sana ki cânsen
Her şûhda ger olaydı bu tavr
Sen olmaz idün yegâne-i devr
Ger gayre bu hâl olaydı makdûr
Sen olmaz idün cihâna meşhûr
Yâd eylemeğünden olmışem şâd
Sen şâd olasen hemîşe men yâd
Ha beyle men-i hazîni şâd et
Geh gâh terahhum eyle yâd et
Ey serv-i semen-ber ü gül-endâm
Târâc-ı metâ-‘ı sabr u ârâm
Ey husrev-i kişver-i melâhat
Mehtâb-ı şeb-i neşât ü râhat
Çün bendeye rahmet eyler oldun
İzhâr-ı mahabbet eyler oldun
Min-ba‘d tarîk-ı mihr dutgıl
Evvelki tarîkunı unutgıl
Koyma çıha hasret ile cânum
Hadden üte nâle vü figânum
Meyl-i men-i zâr ü bî-karâr et
Gâhî bu yanaya bir güzâr et
Hem-derdüm isen menümle yâr ol
Hem-derdliğün yoh ise var ol
Sen eyle mukîm-i mesned-i nâz
Men beyle belâ vü derde dem-sâz
Sen mahfil-i ayş kâm-kârı
Men gûşe-i derd dil-figârı
Aşk içre beğüm revâ mıdur bu
Râh u reviş-i vefâ mıdur bu
Ger doğrı ise vefâda lâfun
Menden ne içündür inhirâfun
Gel ref‘ edelüm gam-ı fırâkı
Yanduralum oda iştiyâkı
Olsun dün ü gün menümle seyrün
Çün men senünem sen olma gayrün
V’er İbni Selâm mâni‘ olsa
Sedd-i reh-i vasl vâki‘ olsa
Bildür kılayın siyâh bahtın
Bir âh ile târümâr tahtın
Çün râz-ı dilin düketdi ol zâr
Zeyd eyledi azm-i kûy-ı dildâr
Pervâne sözin deyüp çerâğa
Bülbül haberin yetürdi bâğa
Bu İbn-i Selâmün keyfiyyet-i vefâtıdur ve Leylînün ol belâdan necâtıdur
Sâkî feleğün gör inkılâbın
Göster kadeh içre mey habâbın
Mey âyîne-i cihân-nümâdur
Haki zer eden bu kimyâdur
Bu fâide bes değül mi andan
Kim fârig eder gam-ı cihândan
Bir hâb ü hayâl imiş bu âlem
Bu hâb ü hayâle olma hurrem
Ahvâl-i zemâne münkalibdür
Andan hıred ehli müctenibdür
Gam mâtemin eyleyende bünyâd
Neyyâha bu nev‘ çekdi feryâd
Kim İbni Selâmı etdi gerdûn
Âmâc-ı hadeng-i âh-ı Mecnûn
Ol seddi götürmeğe aradan
Eşk oldı revân iki yanadan
Ol nev-res-i nâ-tüvân demâdem
Şevk ile çekerdi mihnet ü gâm
Hasret elemi yaman elemdür
Gam bedraka-i reh-i ademdür
Derd ü gam-ı hasret-i nihânî
Serv-i kadin etdi hîzrânî
Yüz urdı bozılmağa tılısmı
Bir gâyete yetdi za‘f-ı cismi
Kim peykeri nakş-ı bister oldı
Ra‘na kadi bister ister oldı
Gün günden olup harâb hâli
Kalmadı sağalmak ihtimâli
Derdine devâ bulınmaz oldı
Rencine şifâ bulınmaz oldı
Endîşe-i ömri oldı bâtıl
Cân verdi vü oldı Hakka vâsıl
Kimdür ki gelüp cihâna getmez
Kim kâmil olur zevâle yetmez
Budur reh ü resmi rûzgârun
Kim ola hazânı her bahârun
Leylîni getürmeğe figâna
Ol vâkıa oldı bir behâne
Mâtem dutup etdi ol giriftâr
Dırnağı ile yüzini efgâr
Çâk etdi ferâğat ile câme
Fâş etdi figânı hâs ü âma
Yandurdı evin kopardı tahtın
Târâc-ı fenâya verdi rahtın
Gîsû-yı muanber etdi ber-bâd
Eflâke yetürdi âh u feryâd
Gerdûn kimi rahtı nîle urdı
Âteş kimi başa kül savurdı
Derler bu idi Arabda âdet
Kim er eğer ölse kalsa avret
Bir yıl iki yıl dutardı mâtem
Feryâd ü figân edüp demâdem
Hoş geldi bu âdet ol nigâra
Feryâd ü figâna buldı çâre
Mâtem-kede eyledi makâmın
Matemde geçürdi subh u şâmın
Bir niçe gün anda ağlayup zâr
Hem ata evine döndi nâ-çâr
Ammâ dün ü gün figân ederdi
Hûn-âb-ı ciğer revân ederdi
Feryâda gelende gâh u bî-gâh
Öz gönlinde der idi ol mâh
Kim İbn-i Selâma rahmet-i Hak
Aşkum revişine verdi revnak
Ref‘ eyledi perde-i müdârâ
Pinhân gamum etdi âşikârâ
Ol vâkıadan olup haberdâr
Dutdı reh-i deşt Zeyd-i gam-hâr
Gördi ki şikeste-hâl Mecnûn
Durmış ded ü dâm içinde mahzûn
Çün verdi selâm ü kıldı i‘lâm
Kim İbni Selâma n’etdi eyyâm
Verdi bu kaziyyeden bişâret
Kim kıldı muârızun hasâret
Dehr İbni Selâmı kıldı pâ-mâl
Leylî öz evine döndi hoş-hâl
Mecnûn çeküp âh kıldı nâle
Efgân edüp ağladı bu hâle
Hayretlere düşdi Zeyd-i gâfil
Bu hâlet ana görindi müşkil
Kim fevt-i rakîb eşitse âşık
Gülmek gerek ağlamak ne lâyık
Tahkîk-i beyân-ı hâl kıldı
Ol vâkıadan suâl kıldı
Mecnûn dedi ey vefâlu yârum
Yohdur mı bu yolda neng ü ârum
Cânâneye cân veren yetüpdür
Cân vermeyen arada itüpdür
Ol dûstuma değüldi düşmen
Hem ol ana âşık idi hem men
Ol cânını verdi vâsıl oldı
Öz mertebesinde kâmil oldı
Naksum menüm ermedi kemâle
Ayb eyleme ağlasam bu hâle
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Âşık oldur kim kılur cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân etmesün her kim ki kıymaz cânına
Cânını cânâna vermekdür kemâli âşıkun
Vermeyen cân i‘tirâf etmek gerek noksânına
Vasl eyyâmı verüp cânâna cân râhat bulan
Yeğdür andan kim salur cânın gam-ı hicrânına
Aşk resmin âşık öğrenmek gerek pervâneden
Kim köyer gördükde şem‘ün âteş-i sûzânına
Fânî ol aşk içre kim benzer fenâsı âşıkun
Feyz-i câvîd ile Hızrun çeşme-i hayvânına
Aşk derdinün devâsı terk-i cân etmekdedür
Terk-i cân derler bu derdün mu‘teber dermânına
Hîç kim cânân içün cân vermeğe lâf etmesün
Kim gelüpdür bu sıfat ancak Fuzûlî şânına
Bu Leylînün İbn-i Selâmdan sonra mâcerâsıdur ve Zâviye-i mihnetde vâki‘ olan belâsıdur
Çün ata evine döndü Leylî
Efgâna olup hemîşe meyli
Dutmışdı tarîk-i ehl-i mâtem
Tecdîd-i azâ kılup demâdem
Her handa bilürdi var bir zâr
Endûh-i musîbete giriftâr
Cem‘ edüp olurdı encümen-sâz
Eylerdi sürûd-ı nevha âğâz
Ger İbni Selâm idi behâne
Mecnûn idi bâis ol figâna
Ağzında idi bir özge zikri
Gönlinde idi bir özge fikri
İzhâr kılurdı özge adın
Pinhânî ederdi özge yâdın
Bu reng ile dâim ol perî-zâd
Eylerdi ferâğat ile feryâd
Sûz-i diline getürmeyüp tâb
Bir gece dağıldı yâr u ashâb
Ancak ana şem‘ kaldı hem-dem
Söndürdi bir âh ile anı hem
Ya‘ni ne revâ şeb-i siyâhum
Şem‘ isteye gayr-ı berk-i âhum
Tenhâ kalup etdi nâle vü zâr
Derd ü gama kıldı aczin izhâr
K’ey derd ü gam-ı zemâne bi’llâh
Olman bu gece menümle hem-râh
Tenhâlığ ile men eyledüm hû
Siz özge musâhibe dutun rû
Gördi gam u derde yoh nihâyet
Kıldı şeb-i tîreden şikâyet
K’ey baht-ı siyâhumun nazîri
Âşüfte kılan men-i esîri
Evvel yoh idi senün karârun
Seyr ile geçerdi rûzgârun
Hâlâ ne içün karâr edüpsen
Terk-i reviş ihtiyâr edüpsen
Bir menzile mi özün yetürdün
Yâ zulmet içinde yol itürdün
İdrâküne yüz min âferînler
Kimse çü sana vefâda yetmez
Cânın sana kimse verse yetmez
Ma‘şûk idün ey büt-i vefâ-dâr
Âşıklığunı hem etdün izhâr
Âşık der imiş mana halâyık
Görmen muna hem özümi lâyık
Men nâkısem ey harîf-i kâbil
Sensen reh-i aşk içinde kâmil
Tahsîn ki yegâne-i zamânsen
Cân vermek olur sana ki cânsen
Her şûhda ger olaydı bu tavr
Sen olmaz idün yegâne-i devr
Ger gayre bu hâl olaydı makdûr
Sen olmaz idün cihâna meşhûr
Yâd eylemeğünden olmışem şâd
Sen şâd olasen hemîşe men yâd
Ha beyle men-i hazîni şâd et
Geh gâh terahhum eyle yâd et
Ey serv-i semen-ber ü gül-endâm
Târâc-ı metâ-‘ı sabr u ârâm
Ey husrev-i kişver-i melâhat
Mehtâb-ı şeb-i neşât ü râhat
Çün bendeye rahmet eyler oldun
İzhâr-ı mahabbet eyler oldun
Min-ba‘d tarîk-ı mihr dutgıl
Evvelki tarîkunı unutgıl
Koyma çıha hasret ile cânum
Hadden üte nâle vü figânum
Meyl-i men-i zâr ü bî-karâr et
Gâhî bu yanaya bir güzâr et
Hem-derdüm isen menümle yâr ol
Hem-derdliğün yoh ise var ol
Sen eyle mukîm-i mesned-i nâz
Men beyle belâ vü derde dem-sâz
Sen mahfil-i ayş kâm-kârı
Men gûşe-i derd dil-figârı
Aşk içre beğüm revâ mıdur bu
Râh u reviş-i vefâ mıdur bu
Ger doğrı ise vefâda lâfun
Menden ne içündür inhirâfun
Gel ref‘ edelüm gam-ı fırâkı
Yanduralum oda iştiyâkı
Olsun dün ü gün menümle seyrün
Çün men senünem sen olma gayrün
V’er İbni Selâm mâni‘ olsa
Sedd-i reh-i vasl vâki‘ olsa
Bildür kılayın siyâh bahtın
Bir âh ile târümâr tahtın
Çün râz-ı dilin düketdi ol zâr
Zeyd eyledi azm-i kûy-ı dildâr
Pervâne sözin deyüp çerâğa
Bülbül haberin yetürdi bâğa
Bu İbn-i Selâmün keyfiyyet-i vefâtıdur ve Leylînün ol belâdan necâtıdur
Sâkî feleğün gör inkılâbın
Göster kadeh içre mey habâbın
Mey âyîne-i cihân-nümâdur
Haki zer eden bu kimyâdur
Bu fâide bes değül mi andan
Kim fârig eder gam-ı cihândan
Bir hâb ü hayâl imiş bu âlem
Bu hâb ü hayâle olma hurrem
Ahvâl-i zemâne münkalibdür
Andan hıred ehli müctenibdür
Gam mâtemin eyleyende bünyâd
Neyyâha bu nev‘ çekdi feryâd
Kim İbni Selâmı etdi gerdûn
Âmâc-ı hadeng-i âh-ı Mecnûn
Ol seddi götürmeğe aradan
Eşk oldı revân iki yanadan
Ol nev-res-i nâ-tüvân demâdem
Şevk ile çekerdi mihnet ü gâm
Hasret elemi yaman elemdür
Gam bedraka-i reh-i ademdür
Derd ü gam-ı hasret-i nihânî
Serv-i kadin etdi hîzrânî
Yüz urdı bozılmağa tılısmı
Bir gâyete yetdi za‘f-ı cismi
Kim peykeri nakş-ı bister oldı
Ra‘na kadi bister ister oldı
Gün günden olup harâb hâli
Kalmadı sağalmak ihtimâli
Derdine devâ bulınmaz oldı
Rencine şifâ bulınmaz oldı
Endîşe-i ömri oldı bâtıl
Cân verdi vü oldı Hakka vâsıl
Kimdür ki gelüp cihâna getmez
Kim kâmil olur zevâle yetmez
Budur reh ü resmi rûzgârun
Kim ola hazânı her bahârun
Leylîni getürmeğe figâna
Ol vâkıa oldı bir behâne
Mâtem dutup etdi ol giriftâr
Dırnağı ile yüzini efgâr
Çâk etdi ferâğat ile câme
Fâş etdi figânı hâs ü âma
Yandurdı evin kopardı tahtın
Târâc-ı fenâya verdi rahtın
Gîsû-yı muanber etdi ber-bâd
Eflâke yetürdi âh u feryâd
Gerdûn kimi rahtı nîle urdı
Âteş kimi başa kül savurdı
Derler bu idi Arabda âdet
Kim er eğer ölse kalsa avret
Bir yıl iki yıl dutardı mâtem
Feryâd ü figân edüp demâdem
Hoş geldi bu âdet ol nigâra
Feryâd ü figâna buldı çâre
Mâtem-kede eyledi makâmın
Matemde geçürdi subh u şâmın
Bir niçe gün anda ağlayup zâr
Hem ata evine döndi nâ-çâr
Ammâ dün ü gün figân ederdi
Hûn-âb-ı ciğer revân ederdi
Feryâda gelende gâh u bî-gâh
Öz gönlinde der idi ol mâh
Kim İbn-i Selâma rahmet-i Hak
Aşkum revişine verdi revnak
Ref‘ eyledi perde-i müdârâ
Pinhân gamum etdi âşikârâ
Ol vâkıadan olup haberdâr
Dutdı reh-i deşt Zeyd-i gam-hâr
Gördi ki şikeste-hâl Mecnûn
Durmış ded ü dâm içinde mahzûn
Çün verdi selâm ü kıldı i‘lâm
Kim İbni Selâma n’etdi eyyâm
Verdi bu kaziyyeden bişâret
Kim kıldı muârızun hasâret
Dehr İbni Selâmı kıldı pâ-mâl
Leylî öz evine döndi hoş-hâl
Mecnûn çeküp âh kıldı nâle
Efgân edüp ağladı bu hâle
Hayretlere düşdi Zeyd-i gâfil
Bu hâlet ana görindi müşkil
Kim fevt-i rakîb eşitse âşık
Gülmek gerek ağlamak ne lâyık
Tahkîk-i beyân-ı hâl kıldı
Ol vâkıadan suâl kıldı
Mecnûn dedi ey vefâlu yârum
Yohdur mı bu yolda neng ü ârum
Cânâneye cân veren yetüpdür
Cân vermeyen arada itüpdür
Ol dûstuma değüldi düşmen
Hem ol ana âşık idi hem men
Ol cânını verdi vâsıl oldı
Öz mertebesinde kâmil oldı
Naksum menüm ermedi kemâle
Ayb eyleme ağlasam bu hâle
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Âşık oldur kim kılur cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân etmesün her kim ki kıymaz cânına
Cânını cânâna vermekdür kemâli âşıkun
Vermeyen cân i‘tirâf etmek gerek noksânına
Vasl eyyâmı verüp cânâna cân râhat bulan
Yeğdür andan kim salur cânın gam-ı hicrânına
Aşk resmin âşık öğrenmek gerek pervâneden
Kim köyer gördükde şem‘ün âteş-i sûzânına
Fânî ol aşk içre kim benzer fenâsı âşıkun
Feyz-i câvîd ile Hızrun çeşme-i hayvânına
Aşk derdinün devâsı terk-i cân etmekdedür
Terk-i cân derler bu derdün mu‘teber dermânına
Hîç kim cânân içün cân vermeğe lâf etmesün
Kim gelüpdür bu sıfat ancak Fuzûlî şânına
Bu Leylînün İbn-i Selâmdan sonra mâcerâsıdur ve Zâviye-i mihnetde vâki‘ olan belâsıdur
Çün ata evine döndü Leylî
Efgâna olup hemîşe meyli
Dutmışdı tarîk-i ehl-i mâtem
Tecdîd-i azâ kılup demâdem
Her handa bilürdi var bir zâr
Endûh-i musîbete giriftâr
Cem‘ edüp olurdı encümen-sâz
Eylerdi sürûd-ı nevha âğâz
Ger İbni Selâm idi behâne
Mecnûn idi bâis ol figâna
Ağzında idi bir özge zikri
Gönlinde idi bir özge fikri
İzhâr kılurdı özge adın
Pinhânî ederdi özge yâdın
Bu reng ile dâim ol perî-zâd
Eylerdi ferâğat ile feryâd
Sûz-i diline getürmeyüp tâb
Bir gece dağıldı yâr u ashâb
Ancak ana şem‘ kaldı hem-dem
Söndürdi bir âh ile anı hem
Ya‘ni ne revâ şeb-i siyâhum
Şem‘ isteye gayr-ı berk-i âhum
Tenhâ kalup etdi nâle vü zâr
Derd ü gama kıldı aczin izhâr
K’ey derd ü gam-ı zemâne bi’llâh
Olman bu gece menümle hem-râh
Tenhâlığ ile men eyledüm hû
Siz özge musâhibe dutun rû
Gördi gam u derde yoh nihâyet
Kıldı şeb-i tîreden şikâyet
K’ey baht-ı siyâhumun nazîri
Âşüfte kılan men-i esîri
Evvel yoh idi senün karârun
Seyr ile geçerdi rûzgârun
Hâlâ ne içün karâr edüpsen
Terk-i reviş ihtiyâr edüpsen
Bir menzile mi özün yetürdün
Yâ zulmet içinde yol itürdün
Mâtem-zedesen siyeh libâsun
Kimdür ol nişedür bu yasun
Derd ü elemün denizi daşdı
Seylâb-ı belâ başumdan aşdı
Tîr-i feleğe nişâne oldum
Tâhûne-i çerhe dâne oldum
Mâtem-kededür bu gece âlem
Men bahtı kara bir ehl-i mâtem
Ne sabr kalupdurur ne ârâm
Bilmem ki n’olur mana serencâm
Olmış bu gece tamâm-ı kevkeb
Âzârum için felekde akreb
Subh âyînesini reng dutmış
Feyz-i seheri felek unutmış
Ey subh senün ne oldı hâlün
Dem urmağa kalmamış mecâlün
Gönlün hoş ise tebessüm eyle
Mihrün var ise terahhum eyle
Feryâduma hem-dem et horûsı
Âvâzuma koş sadâ-yı kûsı
Mürg-i seheri getür zebâna
Göster dem-i subhdan nişâne
Çoh ağladı etdi nâle-i zâr
Derd-i dil-i zârın etdi tekrâr
Gördi mededine subh yetmez
Şeb derd-i diline çâre etmez
Yüz dutdı ana ki feyz-i âmı
Çekmiş bu medâra subh u şâmı
Râz-ı dil-i zârın etdi izhâr
K’ey vâkıf-ı hâl ü ârif-i zâr
Yohdur gam ü derdüme nihâyet
Gamdan kime eyleyem şikâyet
Gam bî-had ü men besî zaîfem
Men beyle gama haçan harîfem
Ya ver mana mihnetümce tâkat
Ya tâkatum olduğınca mihnet
Ger câme-i sabrum eylesem çâk
Hükmün yolu görinür hatar-nâk
V’er gönlüme versem istimâlet
Tâkatçe değül gam ü melâlet
Nâmûsdan eylesem cüdâlığ
Mecnûn ile kılsam âşinâlığ
Korhum bu ki ismet ola pâ-mâl
Fermâna muvâfık olmaya hâl
Kılsam bu havâda hıfz-ı nâmûs
Ma‘mûre-i vaslum ola mahrûs
Korhum bu ki dûd-ı âh-ı Mecnûn
Ahvâlümi eyleye diğer-gûn
Sâdıklarun âhı mu‘teberdür
Andan hazer etmemek hatardur
Ol eyle bu beyle n’eyleyem vây
Bilmen men-i âcize nedür rây
Yâ Rab mütehayyirem men-i zâr
Mihnetlere olmışem giriftâr
Ser-menzil-i emne râh bilmen
Senden özge penâh bilmen
Gör bâde-i gaflet ile medhûş
Kıl perde-i lutfunı hatâ-pûş
Derler ki sitem-resîde Mecnûn
Olmış men-i mübtelâya meftûn
Men bî-ser ü pâ ana ne lâyık
Kim hüsnüme kimse ola âşık
Bir zerre-i hâr ü hâk-sârem
Gerd-i reh ü hâk-i reh-güzârem
Rûhum ki bedendedür senündür
Her neş’e ki mendedür senündür
Gencîne-i hüsnüne emînem
Sensen sebebüm ki nâzenînem
Yâ Rab meded et ki bu emânet
Mahfûz ola tâ dem-i kıyâmet
Tâ kurbe teveccüh etdüğüm çağ
Alnum açuğ ola vü yüzüm ağ
Münâcaat
Yâ Rab kemâl-i bâr-geh-i Kibriyâ hakı
Ya‘nî fürûğ-ı nûr-ı ruh-ı Mustafâ hakı
Kıl garka bahr-ı aşka vücûdum sefînesin
Fermân-ı Hızra Mûsî eden iktidâ hakı
Subh-i visâle eyle bedel şâm-ı hecrümi
Subhun demindeki nefes-i dil-küşâ hakı
Derd ü belâmı râh-ı mahabbetde kılma kem
Râh-ı mahabbetündeki derd ü belâ hakı
Ehl-i dalâletem mana göster hidâyetün
İhdâ-yı râh-ı râst kılan reh-nümâ hakı
Endûh ü derde gönlümi sâhib- tahammül et
Derde tahammül eyleyen ehl-i rızâ hakı
İhlâsum et duâya Fuzûlî kimi dürüst
Dergâhda icâbete lâyık duâ hakı
Tamâmî-i sühan
Acz ile duâ kılurdı ol mâh
İzhâr-ı niyâz edüp ki nâgâh
Çekdi ceresü’r-rahîl âvâz
Resm-i hudi etdi sârban sâz
Göç oldı açıldı bâr-gehler
Buhtîlere mehd çekdi mehler
Bir mahmile bindi Leylî-i zâr
Kûh-ı gamın etdi nâkayâ bâr
Efgânı edüp ceres ünin pest
Aşkı meyi etdi nâkanı mest
Bu Leylînün nâkaya arz-ı râzıdur ve Zebân-ı hâl ile izhâr-ı niyâzıdur
Çün nâkada gördi neş’e-i hâl
Kıldı ana hem beyân-ı ahvâl
K’ey gâliye-mûy ü anberîn-bûy
Gül-çehre vü hâr-hâr ü hoş-hûy
Ey başı açuğ ayağı yalın
Bulmış niçe kez Harem visâlin
Sevdâ-zede nişedür dimâğun
Göğsünde nedür bu eski dâğun
Kimden sana yetdi zulm ü bî-dâd
Her lahza nedür figân ü feryâd
Uşşâk tarîkıdur tarîkun
Ger âşık isen menem refîkun
Nâlân gam-ı aşk-ı yârdansen
Sen dahi bizüm katârdansen
Men kimi yoh elde ihtiyârun
Bir özge elindedür mehârun
Çün düşdi senünle ittifâkum
Rahm eyle mana gör iştiyâkum
Lutf eyle binâ-yı kâr-ı hayr et
Mecnûnum olan diyâra seyr et
Bu şîfteni yetür ol aya
Bu derdi yetişdür ol devâya
Nâgâh ederken oldı bî-hûş
Mutlak özin eyledi ferâmûş
Bî-hûşlığında düşdi ol nûr
Hem-râhı olan gürûhdan dûr
Ol nev’ idi zulmet-i şeb-i târ
Kim olmadı sârbân haberdâr
Çün geldi özine ol perî-veş
Oldı bu kaziyyeden müşevveş
Göz açdı özini gördi itmiş
Hem-râhı bırahmış anı getmiş
Derd üzre muzâaf oldı derdi
Depretdi heyûn-ı reh-neverdi
Çoh cehd ile eyledi tek u pû
Çoh yol arayup yöğürdi her sû
Ne râh ne râh-ber bulındı
Ne kâfileden eser bulındı
Tenhâ yürür oldı ol semen-ber
Zulmetde misâl-i mâh-ı enver
Çün seyr-i felekde leylî-i mâh
Şeb kâfilesin itürdi nâgâh
Leylî sıfatında gün çıhup ferd
Cemmâzeye çekdi mahmil- i zerd
Düşdi güzer ol semen-izâra
Mecnûn-ı hazîn olan diyâra
Her yan nigerân gezerdi ol mâh
Bir şahs-ı hazîn görindi nâgâh
Sormağa alâme-i menâzil
Ol şahs-ı hazîne oldı mâil
Lutf ile tekellüm etdi âğâz
Kimsen deyüben yetürdi âvâz
Baş kaldırup ol esîr-i mahzûn
Dönderdi cevab ana ki Mecnûn
Leylî dedi ey özine mağrûr
Hâşâ deye ejdehâ sözin mûr
Hâşâ deye zâğ bülbülem men
Yâ lâf ura hâr kim gülem men
Mecnûn dedi ey dür-i yegâne
Mecnûna bilür misen nişâne
Ol şîftenün nedür nişânı
Gördükde neden bilürsen anı
Leylî dedi ol perî-likâdur
Ruhsâr ile kaddi dil-rübâdur
Sen şîftesen esîr-i mâtem
Ruhsârı şikeste kâmeti ham
Sen hârsen ol azîz-i âlem
Sen bî-ser ü pâsen ol muazzam
Mecnûn dedi ehl-i aşk olur hâr
Hüsn ehlinedür safâ sezâ-vâr
Leylî dedi ey behâne-perdâz
Kayd-i dil-i zâruma füsûn-sâz
Peyker dutalum tökildi gamdan
Yâ kâmetün oldı ham sitemden
Mecnûnı deyerler ehl-i idrâk
Eş‘ârı latîf ü lehcesi pâk
Sende hanı ol edâ-yı dil-sûz
Eş‘âr ü hikâyet-i dil-efrûz
Mecnûn dedi ehl-i hâl olur lâl
Besdür nem-i eşk şâhid-i hâl
Tertîb-i ibâret ü fesâhat
Aşk ehlinedür delîl-i râhat
Râhatden olan menüm kimi dûr
Ger sâmit ola değül mi ma‘zûr
Leylî dedi çün sana şeküm var
Mecnûn isen eyle hâlün izhâr
Leylîni seversen eyle bünyâd
Bir şi‘r ü geçen zamânum et yâd
Mecnûn-ı hazîn eşitdi sevgend
Gördi anı şi‘re ârzû-mend
Tafsîl-i gamına verdi icmâl
Kıldı ana arz-ı sûret-i hâl
K’ey sebze-i derdüme veren âb
Ser-rişte-i râzdan açan tâb
Sorma nişe geçdi rûzgârun
Aşk içre ne oldı hâl-i zârun
Dildâr gamın mı söyleyem âh
Ya pend-i muhibb ü ta‘n-ı bed-hâh
Çekdüm niçe gün cefâ-yı mekteb
Her rûz meşakkat ile tâ şeb
Âhir ki çoh oldı ta‘n-ı ağyâr
Ayrıldı men-i şikesteden yâr
Fâş oldı çü âleme fesânem
Tedbîrüme düşdi atam anem
Kimdür ol nişedür bu yasun
Derd ü elemün denizi daşdı
Seylâb-ı belâ başumdan aşdı
Tîr-i feleğe nişâne oldum
Tâhûne-i çerhe dâne oldum
Mâtem-kededür bu gece âlem
Men bahtı kara bir ehl-i mâtem
Ne sabr kalupdurur ne ârâm
Bilmem ki n’olur mana serencâm
Olmış bu gece tamâm-ı kevkeb
Âzârum için felekde akreb
Subh âyînesini reng dutmış
Feyz-i seheri felek unutmış
Ey subh senün ne oldı hâlün
Dem urmağa kalmamış mecâlün
Gönlün hoş ise tebessüm eyle
Mihrün var ise terahhum eyle
Feryâduma hem-dem et horûsı
Âvâzuma koş sadâ-yı kûsı
Mürg-i seheri getür zebâna
Göster dem-i subhdan nişâne
Çoh ağladı etdi nâle-i zâr
Derd-i dil-i zârın etdi tekrâr
Gördi mededine subh yetmez
Şeb derd-i diline çâre etmez
Yüz dutdı ana ki feyz-i âmı
Çekmiş bu medâra subh u şâmı
Râz-ı dil-i zârın etdi izhâr
K’ey vâkıf-ı hâl ü ârif-i zâr
Yohdur gam ü derdüme nihâyet
Gamdan kime eyleyem şikâyet
Gam bî-had ü men besî zaîfem
Men beyle gama haçan harîfem
Ya ver mana mihnetümce tâkat
Ya tâkatum olduğınca mihnet
Ger câme-i sabrum eylesem çâk
Hükmün yolu görinür hatar-nâk
V’er gönlüme versem istimâlet
Tâkatçe değül gam ü melâlet
Nâmûsdan eylesem cüdâlığ
Mecnûn ile kılsam âşinâlığ
Korhum bu ki ismet ola pâ-mâl
Fermâna muvâfık olmaya hâl
Kılsam bu havâda hıfz-ı nâmûs
Ma‘mûre-i vaslum ola mahrûs
Korhum bu ki dûd-ı âh-ı Mecnûn
Ahvâlümi eyleye diğer-gûn
Sâdıklarun âhı mu‘teberdür
Andan hazer etmemek hatardur
Ol eyle bu beyle n’eyleyem vây
Bilmen men-i âcize nedür rây
Yâ Rab mütehayyirem men-i zâr
Mihnetlere olmışem giriftâr
Ser-menzil-i emne râh bilmen
Senden özge penâh bilmen
Gör bâde-i gaflet ile medhûş
Kıl perde-i lutfunı hatâ-pûş
Derler ki sitem-resîde Mecnûn
Olmış men-i mübtelâya meftûn
Men bî-ser ü pâ ana ne lâyık
Kim hüsnüme kimse ola âşık
Bir zerre-i hâr ü hâk-sârem
Gerd-i reh ü hâk-i reh-güzârem
Rûhum ki bedendedür senündür
Her neş’e ki mendedür senündür
Gencîne-i hüsnüne emînem
Sensen sebebüm ki nâzenînem
Yâ Rab meded et ki bu emânet
Mahfûz ola tâ dem-i kıyâmet
Tâ kurbe teveccüh etdüğüm çağ
Alnum açuğ ola vü yüzüm ağ
Münâcaat
Yâ Rab kemâl-i bâr-geh-i Kibriyâ hakı
Ya‘nî fürûğ-ı nûr-ı ruh-ı Mustafâ hakı
Kıl garka bahr-ı aşka vücûdum sefînesin
Fermân-ı Hızra Mûsî eden iktidâ hakı
Subh-i visâle eyle bedel şâm-ı hecrümi
Subhun demindeki nefes-i dil-küşâ hakı
Derd ü belâmı râh-ı mahabbetde kılma kem
Râh-ı mahabbetündeki derd ü belâ hakı
Ehl-i dalâletem mana göster hidâyetün
İhdâ-yı râh-ı râst kılan reh-nümâ hakı
Endûh ü derde gönlümi sâhib- tahammül et
Derde tahammül eyleyen ehl-i rızâ hakı
İhlâsum et duâya Fuzûlî kimi dürüst
Dergâhda icâbete lâyık duâ hakı
Tamâmî-i sühan
Acz ile duâ kılurdı ol mâh
İzhâr-ı niyâz edüp ki nâgâh
Çekdi ceresü’r-rahîl âvâz
Resm-i hudi etdi sârban sâz
Göç oldı açıldı bâr-gehler
Buhtîlere mehd çekdi mehler
Bir mahmile bindi Leylî-i zâr
Kûh-ı gamın etdi nâkayâ bâr
Efgânı edüp ceres ünin pest
Aşkı meyi etdi nâkanı mest
Bu Leylînün nâkaya arz-ı râzıdur ve Zebân-ı hâl ile izhâr-ı niyâzıdur
Çün nâkada gördi neş’e-i hâl
Kıldı ana hem beyân-ı ahvâl
K’ey gâliye-mûy ü anberîn-bûy
Gül-çehre vü hâr-hâr ü hoş-hûy
Ey başı açuğ ayağı yalın
Bulmış niçe kez Harem visâlin
Sevdâ-zede nişedür dimâğun
Göğsünde nedür bu eski dâğun
Kimden sana yetdi zulm ü bî-dâd
Her lahza nedür figân ü feryâd
Uşşâk tarîkıdur tarîkun
Ger âşık isen menem refîkun
Nâlân gam-ı aşk-ı yârdansen
Sen dahi bizüm katârdansen
Men kimi yoh elde ihtiyârun
Bir özge elindedür mehârun
Çün düşdi senünle ittifâkum
Rahm eyle mana gör iştiyâkum
Lutf eyle binâ-yı kâr-ı hayr et
Mecnûnum olan diyâra seyr et
Bu şîfteni yetür ol aya
Bu derdi yetişdür ol devâya
Nâgâh ederken oldı bî-hûş
Mutlak özin eyledi ferâmûş
Bî-hûşlığında düşdi ol nûr
Hem-râhı olan gürûhdan dûr
Ol nev’ idi zulmet-i şeb-i târ
Kim olmadı sârbân haberdâr
Çün geldi özine ol perî-veş
Oldı bu kaziyyeden müşevveş
Göz açdı özini gördi itmiş
Hem-râhı bırahmış anı getmiş
Derd üzre muzâaf oldı derdi
Depretdi heyûn-ı reh-neverdi
Çoh cehd ile eyledi tek u pû
Çoh yol arayup yöğürdi her sû
Ne râh ne râh-ber bulındı
Ne kâfileden eser bulındı
Tenhâ yürür oldı ol semen-ber
Zulmetde misâl-i mâh-ı enver
Çün seyr-i felekde leylî-i mâh
Şeb kâfilesin itürdi nâgâh
Leylî sıfatında gün çıhup ferd
Cemmâzeye çekdi mahmil- i zerd
Düşdi güzer ol semen-izâra
Mecnûn-ı hazîn olan diyâra
Her yan nigerân gezerdi ol mâh
Bir şahs-ı hazîn görindi nâgâh
Sormağa alâme-i menâzil
Ol şahs-ı hazîne oldı mâil
Lutf ile tekellüm etdi âğâz
Kimsen deyüben yetürdi âvâz
Baş kaldırup ol esîr-i mahzûn
Dönderdi cevab ana ki Mecnûn
Leylî dedi ey özine mağrûr
Hâşâ deye ejdehâ sözin mûr
Hâşâ deye zâğ bülbülem men
Yâ lâf ura hâr kim gülem men
Mecnûn dedi ey dür-i yegâne
Mecnûna bilür misen nişâne
Ol şîftenün nedür nişânı
Gördükde neden bilürsen anı
Leylî dedi ol perî-likâdur
Ruhsâr ile kaddi dil-rübâdur
Sen şîftesen esîr-i mâtem
Ruhsârı şikeste kâmeti ham
Sen hârsen ol azîz-i âlem
Sen bî-ser ü pâsen ol muazzam
Mecnûn dedi ehl-i aşk olur hâr
Hüsn ehlinedür safâ sezâ-vâr
Leylî dedi ey behâne-perdâz
Kayd-i dil-i zâruma füsûn-sâz
Peyker dutalum tökildi gamdan
Yâ kâmetün oldı ham sitemden
Mecnûnı deyerler ehl-i idrâk
Eş‘ârı latîf ü lehcesi pâk
Sende hanı ol edâ-yı dil-sûz
Eş‘âr ü hikâyet-i dil-efrûz
Mecnûn dedi ehl-i hâl olur lâl
Besdür nem-i eşk şâhid-i hâl
Tertîb-i ibâret ü fesâhat
Aşk ehlinedür delîl-i râhat
Râhatden olan menüm kimi dûr
Ger sâmit ola değül mi ma‘zûr
Leylî dedi çün sana şeküm var
Mecnûn isen eyle hâlün izhâr
Leylîni seversen eyle bünyâd
Bir şi‘r ü geçen zamânum et yâd
Mecnûn-ı hazîn eşitdi sevgend
Gördi anı şi‘re ârzû-mend
Tafsîl-i gamına verdi icmâl
Kıldı ana arz-ı sûret-i hâl
K’ey sebze-i derdüme veren âb
Ser-rişte-i râzdan açan tâb
Sorma nişe geçdi rûzgârun
Aşk içre ne oldı hâl-i zârun
Dildâr gamın mı söyleyem âh
Ya pend-i muhibb ü ta‘n-ı bed-hâh
Çekdüm niçe gün cefâ-yı mekteb
Her rûz meşakkat ile tâ şeb
Âhir ki çoh oldı ta‘n-ı ağyâr
Ayrıldı men-i şikesteden yâr
Fâş oldı çü âleme fesânem
Tedbîrüme düşdi atam anem
Geh dağdağa-i tabîb gördüm
Geh sa‘y ile Ka‘beye yöğürdüm
Açılmadı hîç bâbdan bâb
Tedbîrüme âciz oldı ahbâb
Geh Nevfele eyledüm tazarru‘
Feyzinde bulınmadı temettu‘
Geh İbni Selâma yâr olup yâr
Verdi men-i mübtelâya âzâr
Geh Zeyd peyâmına inandum
Her va‘de ki verdi doğru sandum
Ümmîd ile ömrüm oldı zâyi‘
Hâlüm tebeh etdi zaf-ı tâli‘
El-kıssa vücûdum oldı berbâd
Bir lahza felekten olmadum şâd
Gönline kılup firâk te’sîr
Bir turfe gazel hem etdi takrîr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Âh kim bir dem felek re’yümce devrân etmedi
Vasl dermâniyle def’-i derd-i hicrân etmedi
Yârdan min derd-i dil çekdüm bu hem bir derd kim
Bildi min derd-i dilüm bir derde dermân etmedi
Vâdi-i gurbetde cân verdüm meni ol şâh-ı hüsn
Bir gece hân-ı visâli üzre mihmân etmedi
Dûstlar çâk-i girîbânum görüp ayb eylemen
Ol güli kim gördi kim çâk-i girîban etmedi
Fakr mülkin dut ger istersen kemâl-i saltanat
Kim bu mülkün fethini fağfûr ü hâkân etmedi
Tîğ-i bî-dâd ile her dem kanumı tökmek nedür
Ey felek her kim dem urdı aşkdan kan etmedi
Ahd ü peymân etdi yârum kim sana yârem velî
Yârlığ vakti sanursen ahd ü peymân etmedi
Akl meydânını zindân-ı belâ bilmez henüz
Kim ki bir müddet cünûn mülkini seyrân etmedi
Sırr-ı aşkın etmedi ancak Fuzûlî âşikâr
Bu mubârek işi her kim etdi pinhân etmedi
Bu Leylînün Mecnûndan haberdâr olduğıdur ve Metâ'-ı vaslına nakd-i cân ile hırîdâr olduğıdur
Çün bildi kim olduğını Leylî
Ruhsârına ahdı eşk seyli
Giryân dedi ey gözüm çerâğı
Vahşîlere el menümle yağı
Sen men dedüğüm habîb imişsen
Derd-i dilüme tabîb imişsen
Sensen dün ü gün dilümde zikrüm
Gönlümde olan hayâl ü fikrüm
Ger tanıyabilmedüm revâdur
Mestem men ü mest işi hatâdur
Kimse ki özinden ola gâfil
Bir özgeni bilmeğe ne kâbil
Ol dem ki dimağa yetdi bûyun
Göz gördi şu‘â’-ı mâh-ı rûyun
Cân bî-haber oldı akl şeydâ
Ten kıldı min ıztırâb peydâ
Deryâ-yı tehayyüre olup gark
Ağyârdan etmedüm seni fark
Ma‘zûr dut ey sanem bu hâlüm
Ta‘n eyleme verme infiâlüm
Sensüz men idüm şikeste-hâtır
Yüz şükr sana yetişdüm âhir
Gül-zâr-ı ümîdüm oldı sîr-âb
Yâ Rab bu hayâldür mi yâ hâb
Ayş ü tarabum çerâğı yandı
Bahtum yuhudan meğer uyandı
Ey dil ki ederdün âh ü nâle
Dâim nigerân olup visâle
Ha devlet-i vasl u zevk-i dildâr
Bi’llâh dahi etme nâle-i zâr
Ey dîde töküp sirişk-i gül-gûn
Her dem der idün ki hanı Mecnûn
Manzûrûn olupdur ol semen-ber
Kıl makdemine nisâr gevher
Ey cân ki çekerdün intizârı
Görmek dileyüp hemîşe yârı
Yetdün ana gel çıh imdi tenden
Get yâra kes ihtilâtı menden
Derdini der iken ol perî-zâd
Sûz ile bu şi‘ri etdi bünyâd
Bu gazel Leylî dilindendür
Açmadı gönlüm felek tâ bağrumı kan etmedi
Kalmadı hurrem meni tâ zâr ü giryân etmedi
Kılmadın yüz pâre bî-dâd ile pür-hûn gönlümi
Bu çemende gül kimi bir lahza handân etmedi
Şükr kim verdi felek kâmum menüm nevmîd edüp
Şîve-i mihr ü mahabbetden peşîmân etmedi
Derd yohdur kimsede yohsa tabîb-i feyz-i aşk
Kimde gördi derd kim ol derde dermân etmedi
Sabr yohdur merdüm-i âlemde yohsa rûzgâr
Hansı müşkil işi tedric ile âsân etmedi
Dutdı seyl-i âb-ı çeşmüm yer yüzin ammâ hoşem
Kim binâsın sabrumun ol seyl vîrân etmedi
Aşk sevdâsında sûd ettüm metâ‘-ı vasl-ı dûst
Ey Fuzûlî cân veren cânâna noksân etmedi
Bu Mecnûnun nihâyet-i hayretidür ve Leylîden istiğna vü gafletidür
Mecnûn dedi ay mana açan râz
Lutf ile kılan meni ser-efrâz
Kimsen mana zâhir eyle adun
Bu bâdiyede nedür murâdun
Cân tâzelenür fesâhatünden
Bu lehce-i pür-melâhatünden
Hulkı hoş ü lafzı cân-fezâsen
Beyle görinür ki âşinâsen
Bi’llâh ne diyârdan gelürsen
Ne râh-güzârdan gelürsen
Ger lâle isen ne dağdansen
V’er sûsen isen ne bağdansen
Şîrin şîrin tekellümün var
Hâl-i dilüme terahhumun var
Bîgâneden ummazem bu hâli
Bir ülfetden değül bu hâlî
Bîhûde değül bu gönlüm almak
Gelmek başum üzre sâye salmak
Akl olsa idi menümle hem-râh
Ahvâlünden olurdum âgâh
Gam gönlümi etmeseydi bî-tâb
Göz perdesi olmasaydı hûn-âb
Gaflet halelinden ayrılurdım
Elbette kim olduğun bilürdüm
Çün mende yoh ihtimâl-i idrâk
Sen söyle özün ki kimsen ey pâk
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Eyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey-i sahbâ nedür
Gerçi cânândan dil-i şeydâ içün kâm isterem
Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedür
Vasldan çün âşıkı müstağnî eyler bir visâl
Âşıka ma‘şûkdan her dem bu istiğnâ nedür
Hikmet-i dünyâ vü mâ-fîhâ bilen ârif değül
Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâ-fîhâ nedür
Âh u feryâdun Fuzûlî incidüpdür âlemi
Ger belâ-yı aşk ile hoşnûd isen gavgâ nedür
Tamâmî-i sühan
Leylî dedi ey karîne-i rûh
Kâm-ı dil-i mübtelâ-yı mecrûh
Müjde ki zemâne verdi kâmun
Doldı mey-i işret il câmun
Müjde ki müyesser oldı maksûd
Sevdâ ile âhir eyledün sûd
Müjde ki murâdun oldı hâsıl
Maksûda seni Hak etdi vâsıl
Leylî menem ârzû-yı cânun
Kâm-ı dil-i zâr-ı nâ-tüvânun
Müştâk-ı cemâl idün hemîşe
Muhtâc-ı visâl idün hemîşe
Hâlâ ki müyesser oldı dîdâr
Taksîr ü teallül etme zinhâr
Gör devlet-i vaslumı ganîmet
Gel yanuma kılma fevt-i fursat
Dil nezr-i visâl-i kâmetündür
V’er cânum ise emânetündür
Çün düşdi mecâlün etme ihmâl
Gel nezrüni dut emânetün al
Ger haste isen menem tabîbün
V’er âşık isen menem habîbün
Gel bezm-i visâle mahrem olgıl
Bir lahza menümle hem-dem olgıl
Ver nergise lâle ile revnak
Reyhân-ı ter ile zîb-i zanbak
Fîrûzeni et karîn-i yâkût
Kıl tûtiye kand-i nâbdan kût
Peyvend-i gül eyle ergavânı
Hızra yetür âb-ı zindegânî
V’er âşık-ı mübtelâ değülsen
Mecrûh-ı gam u belâ değülsen
Taklîd ile gösterüp alâmet
Kılma özüni meni melâmet
Bir akl ü firâset eyle peydâ
Ancak bizi etme halka rüsvâ
Ey gül bu ana değül midür neng
Kim olmayasen menümle hem-reng
Men arz edem âftâb-ı ruhsâr
Sen kılmayasen harâret izhâr
Men câm dutam deyem ki gel al
Sen durmayasen ayağa fi’l-hâl
Çoh tecribe kılmışem olur az
Ma‘şûkına âşık eylemek nâz
İzhâr cemâlin eylemek gül
Bülbül görüp eylemek tegâfül
Takrîb ile ol büt-i dil-ârâ
Bir turfe gazel hem etdi inşâ
Bu gazel Leylî dilindendür
Ey kılan şeydâ meni menden bu istiğnâ nedür
Nişe sormazsen ki ahvâl-i dil-i şeydâ nedür
Ger mana halk içre pervâ kılmasan ma‘zûrsen
Bu ki tenhâlığda kılmazsen mana pervâ nedür
Sehldür gel bilmeyüp hâlüm terahhum kılmasam
Hâlümi bilmek tegâfül eylemek amdâ nedür
Gül temennâsında derler bülbülün gavgâların
Çün güli gördükde kılmaz meyl bu gavgâ nedür
Ol perî mutlak men-i rüsvâya kılmaz iltifât
Ey Fuzûlî bilmezem cürm-i men-i rüsvâ nedür
Bu Leylîye Mecnûnun istiğnâsıdur ve İsbât-ı safâ-yı imlâsıdur
Mecnûn dedi ey büt-i perî-veş
Hâşâk-i zaîfe urma âteş
Yandurmağuma yeter hayâlün
Yohdur mana tâkat-i visâlün
Zinhâr getürme ey semen-ber
Âyîne-i ârızun berâber
Bir zerreye kim vücûd yohdur
Âyîneden ana sûd yohdur
Ol gün ki gözümde var idi nûr
Gözden yüzini yaşurdun ey hûr
Hâlâ ki nezâren oldı müşkil
Durmak ne içün mana mukâbil
Aşk etdi binâ-yı vaslı muhkem
Ma‘nîde meni senünle hem-dem
Ref‘ oldı bu i‘tibâr-ı sûret
Hâşâ ki olam şikâr-ı sûret
Lezzet ruh-i yâr-ı dil-sitândan
Cândur bulan ey dirîğ cândan
Geh sa‘y ile Ka‘beye yöğürdüm
Açılmadı hîç bâbdan bâb
Tedbîrüme âciz oldı ahbâb
Geh Nevfele eyledüm tazarru‘
Feyzinde bulınmadı temettu‘
Geh İbni Selâma yâr olup yâr
Verdi men-i mübtelâya âzâr
Geh Zeyd peyâmına inandum
Her va‘de ki verdi doğru sandum
Ümmîd ile ömrüm oldı zâyi‘
Hâlüm tebeh etdi zaf-ı tâli‘
El-kıssa vücûdum oldı berbâd
Bir lahza felekten olmadum şâd
Gönline kılup firâk te’sîr
Bir turfe gazel hem etdi takrîr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Âh kim bir dem felek re’yümce devrân etmedi
Vasl dermâniyle def’-i derd-i hicrân etmedi
Yârdan min derd-i dil çekdüm bu hem bir derd kim
Bildi min derd-i dilüm bir derde dermân etmedi
Vâdi-i gurbetde cân verdüm meni ol şâh-ı hüsn
Bir gece hân-ı visâli üzre mihmân etmedi
Dûstlar çâk-i girîbânum görüp ayb eylemen
Ol güli kim gördi kim çâk-i girîban etmedi
Fakr mülkin dut ger istersen kemâl-i saltanat
Kim bu mülkün fethini fağfûr ü hâkân etmedi
Tîğ-i bî-dâd ile her dem kanumı tökmek nedür
Ey felek her kim dem urdı aşkdan kan etmedi
Ahd ü peymân etdi yârum kim sana yârem velî
Yârlığ vakti sanursen ahd ü peymân etmedi
Akl meydânını zindân-ı belâ bilmez henüz
Kim ki bir müddet cünûn mülkini seyrân etmedi
Sırr-ı aşkın etmedi ancak Fuzûlî âşikâr
Bu mubârek işi her kim etdi pinhân etmedi
Bu Leylînün Mecnûndan haberdâr olduğıdur ve Metâ'-ı vaslına nakd-i cân ile hırîdâr olduğıdur
Çün bildi kim olduğını Leylî
Ruhsârına ahdı eşk seyli
Giryân dedi ey gözüm çerâğı
Vahşîlere el menümle yağı
Sen men dedüğüm habîb imişsen
Derd-i dilüme tabîb imişsen
Sensen dün ü gün dilümde zikrüm
Gönlümde olan hayâl ü fikrüm
Ger tanıyabilmedüm revâdur
Mestem men ü mest işi hatâdur
Kimse ki özinden ola gâfil
Bir özgeni bilmeğe ne kâbil
Ol dem ki dimağa yetdi bûyun
Göz gördi şu‘â’-ı mâh-ı rûyun
Cân bî-haber oldı akl şeydâ
Ten kıldı min ıztırâb peydâ
Deryâ-yı tehayyüre olup gark
Ağyârdan etmedüm seni fark
Ma‘zûr dut ey sanem bu hâlüm
Ta‘n eyleme verme infiâlüm
Sensüz men idüm şikeste-hâtır
Yüz şükr sana yetişdüm âhir
Gül-zâr-ı ümîdüm oldı sîr-âb
Yâ Rab bu hayâldür mi yâ hâb
Ayş ü tarabum çerâğı yandı
Bahtum yuhudan meğer uyandı
Ey dil ki ederdün âh ü nâle
Dâim nigerân olup visâle
Ha devlet-i vasl u zevk-i dildâr
Bi’llâh dahi etme nâle-i zâr
Ey dîde töküp sirişk-i gül-gûn
Her dem der idün ki hanı Mecnûn
Manzûrûn olupdur ol semen-ber
Kıl makdemine nisâr gevher
Ey cân ki çekerdün intizârı
Görmek dileyüp hemîşe yârı
Yetdün ana gel çıh imdi tenden
Get yâra kes ihtilâtı menden
Derdini der iken ol perî-zâd
Sûz ile bu şi‘ri etdi bünyâd
Bu gazel Leylî dilindendür
Açmadı gönlüm felek tâ bağrumı kan etmedi
Kalmadı hurrem meni tâ zâr ü giryân etmedi
Kılmadın yüz pâre bî-dâd ile pür-hûn gönlümi
Bu çemende gül kimi bir lahza handân etmedi
Şükr kim verdi felek kâmum menüm nevmîd edüp
Şîve-i mihr ü mahabbetden peşîmân etmedi
Derd yohdur kimsede yohsa tabîb-i feyz-i aşk
Kimde gördi derd kim ol derde dermân etmedi
Sabr yohdur merdüm-i âlemde yohsa rûzgâr
Hansı müşkil işi tedric ile âsân etmedi
Dutdı seyl-i âb-ı çeşmüm yer yüzin ammâ hoşem
Kim binâsın sabrumun ol seyl vîrân etmedi
Aşk sevdâsında sûd ettüm metâ‘-ı vasl-ı dûst
Ey Fuzûlî cân veren cânâna noksân etmedi
Bu Mecnûnun nihâyet-i hayretidür ve Leylîden istiğna vü gafletidür
Mecnûn dedi ay mana açan râz
Lutf ile kılan meni ser-efrâz
Kimsen mana zâhir eyle adun
Bu bâdiyede nedür murâdun
Cân tâzelenür fesâhatünden
Bu lehce-i pür-melâhatünden
Hulkı hoş ü lafzı cân-fezâsen
Beyle görinür ki âşinâsen
Bi’llâh ne diyârdan gelürsen
Ne râh-güzârdan gelürsen
Ger lâle isen ne dağdansen
V’er sûsen isen ne bağdansen
Şîrin şîrin tekellümün var
Hâl-i dilüme terahhumun var
Bîgâneden ummazem bu hâli
Bir ülfetden değül bu hâlî
Bîhûde değül bu gönlüm almak
Gelmek başum üzre sâye salmak
Akl olsa idi menümle hem-râh
Ahvâlünden olurdum âgâh
Gam gönlümi etmeseydi bî-tâb
Göz perdesi olmasaydı hûn-âb
Gaflet halelinden ayrılurdım
Elbette kim olduğun bilürdüm
Çün mende yoh ihtimâl-i idrâk
Sen söyle özün ki kimsen ey pâk
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Eyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey-i sahbâ nedür
Gerçi cânândan dil-i şeydâ içün kâm isterem
Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedür
Vasldan çün âşıkı müstağnî eyler bir visâl
Âşıka ma‘şûkdan her dem bu istiğnâ nedür
Hikmet-i dünyâ vü mâ-fîhâ bilen ârif değül
Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâ-fîhâ nedür
Âh u feryâdun Fuzûlî incidüpdür âlemi
Ger belâ-yı aşk ile hoşnûd isen gavgâ nedür
Tamâmî-i sühan
Leylî dedi ey karîne-i rûh
Kâm-ı dil-i mübtelâ-yı mecrûh
Müjde ki zemâne verdi kâmun
Doldı mey-i işret il câmun
Müjde ki müyesser oldı maksûd
Sevdâ ile âhir eyledün sûd
Müjde ki murâdun oldı hâsıl
Maksûda seni Hak etdi vâsıl
Leylî menem ârzû-yı cânun
Kâm-ı dil-i zâr-ı nâ-tüvânun
Müştâk-ı cemâl idün hemîşe
Muhtâc-ı visâl idün hemîşe
Hâlâ ki müyesser oldı dîdâr
Taksîr ü teallül etme zinhâr
Gör devlet-i vaslumı ganîmet
Gel yanuma kılma fevt-i fursat
Dil nezr-i visâl-i kâmetündür
V’er cânum ise emânetündür
Çün düşdi mecâlün etme ihmâl
Gel nezrüni dut emânetün al
Ger haste isen menem tabîbün
V’er âşık isen menem habîbün
Gel bezm-i visâle mahrem olgıl
Bir lahza menümle hem-dem olgıl
Ver nergise lâle ile revnak
Reyhân-ı ter ile zîb-i zanbak
Fîrûzeni et karîn-i yâkût
Kıl tûtiye kand-i nâbdan kût
Peyvend-i gül eyle ergavânı
Hızra yetür âb-ı zindegânî
V’er âşık-ı mübtelâ değülsen
Mecrûh-ı gam u belâ değülsen
Taklîd ile gösterüp alâmet
Kılma özüni meni melâmet
Bir akl ü firâset eyle peydâ
Ancak bizi etme halka rüsvâ
Ey gül bu ana değül midür neng
Kim olmayasen menümle hem-reng
Men arz edem âftâb-ı ruhsâr
Sen kılmayasen harâret izhâr
Men câm dutam deyem ki gel al
Sen durmayasen ayağa fi’l-hâl
Çoh tecribe kılmışem olur az
Ma‘şûkına âşık eylemek nâz
İzhâr cemâlin eylemek gül
Bülbül görüp eylemek tegâfül
Takrîb ile ol büt-i dil-ârâ
Bir turfe gazel hem etdi inşâ
Bu gazel Leylî dilindendür
Ey kılan şeydâ meni menden bu istiğnâ nedür
Nişe sormazsen ki ahvâl-i dil-i şeydâ nedür
Ger mana halk içre pervâ kılmasan ma‘zûrsen
Bu ki tenhâlığda kılmazsen mana pervâ nedür
Sehldür gel bilmeyüp hâlüm terahhum kılmasam
Hâlümi bilmek tegâfül eylemek amdâ nedür
Gül temennâsında derler bülbülün gavgâların
Çün güli gördükde kılmaz meyl bu gavgâ nedür
Ol perî mutlak men-i rüsvâya kılmaz iltifât
Ey Fuzûlî bilmezem cürm-i men-i rüsvâ nedür
Bu Leylîye Mecnûnun istiğnâsıdur ve İsbât-ı safâ-yı imlâsıdur
Mecnûn dedi ey büt-i perî-veş
Hâşâk-i zaîfe urma âteş
Yandurmağuma yeter hayâlün
Yohdur mana tâkat-i visâlün
Zinhâr getürme ey semen-ber
Âyîne-i ârızun berâber
Bir zerreye kim vücûd yohdur
Âyîneden ana sûd yohdur
Ol gün ki gözümde var idi nûr
Gözden yüzini yaşurdun ey hûr
Hâlâ ki nezâren oldı müşkil
Durmak ne içün mana mukâbil
Aşk etdi binâ-yı vaslı muhkem
Ma‘nîde meni senünle hem-dem
Ref‘ oldı bu i‘tibâr-ı sûret
Hâşâ ki olam şikâr-ı sûret
Lezzet ruh-i yâr-ı dil-sitândan
Cândur bulan ey dirîğ cândan
Cânum gedeli besî zamandur
Cismümdeki şimdi özge cândur
Sensen hâlâ tenümde cânum
Gözde nûrum ciğerde kanum
Menden berî eyledün meni sen
Arza kime eyleyem seni men
Mende olan aşikâr sensen
Men hod yohem ol ki var sensen
Dâim sana mendedür tecellî
Men gayrden olmuşam tesellî
Ger men men isem nesen sen ey yâr
V’er sen sen isen neyem men-i zâr
Çün men olubem senünle memlû
Vahdet revişinde hoş değül bu
Kim daşrada isteyem nişânun
Bir özge mekân bilem mekânun
Evvel bu işi edende bünyâd
Men tıfl idüm ü zemâne üstâd
Etmişdi sana beni mukayyed
Gûyâ ohudurdı ders-i ebced
Hâlâ kılubem kemâl hâsıl
Ebced sebakın ohur mı kâmil
Çün yetdi kemâle ser-hat-ı aşk
Ser-hat görüp ancak eylerem meşk
Rüsvâlığa çün men etmişem ad
Sen hem bu sülûki etme bünyâd
Dut perde-i ismet içre ârâm
Rûsvây menem sen ol nîkû-nâm
Mecnûn mana derler ehl-i âlem
Ancak manadur cünûn müsellem
Sen olma fesâne-i halâyık
Mecnûn işi Leylîye ne lâyık
Mecnûn menem ey vefâlu dildâr
Dîvâneliğe menem sezâ-vâr
Sen eyleme hâlüni diğer-gûn
Leylî ne revâ ki ola Mecnûn
Gam-hâr isen ey büt-i perî-rû
Gam-hârlığun hemîn yeter bu
Kim perde-nişîn olup hemîşe
Dâim kılasen hicâb pîşe
Gün kimi çıhup müdâm seyre
Göstermeyesen cemâl gayre
Kim sende ne olsa resm ü âdet
Etvârumadur menüm şehâdet
Men aşk güzer-gehinde hâkem
El cümle bilür meni ki pâkem
Rahm et mana ey büt-i vefâ-dâr
Ta‘n ehlinün ağzın açma zinhâr
Çün men reh ü resm-i aşk dutdum
Nâmûs tarîkini unutdum
Sen akl eteğini koyma elden
Nâmûsını sahla her halelden
Takrîb ile ol esîr-i mehcûr
Bu nâdire şi‘ri etdi mezkûr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Hayâl ile tesellîdür gönül meyl-i visâl etmez
Gönülden daşra bir yâr olduğın âşık hayâl etmez
Hakîki aşk çün müstevcib-i noksân değül mutlak
Özin ehl-i hakîkat vâlih-i hüsn ü cemâl etmez
Kemâl-i aşka tâlib muhterizdür hüsn-i sûretden
Ki kayd-i hüsn-i sûret âşıkı sâhib-kemâl etmez
Delîl-i cehldür aşk ehline sûret-perest olmak
Ki âkil iftirâkı mümkin ile ittisâl etmez
Gönülde dûst temkin bulsa olmaz gözde cevlânı
Mahabbet sâbit olsa öz yerinden intikal etmez
Sevâd-ı mâsivâdan levh-i dil hâlî gerek dâim
Muvahhid safha-i idrâke nakş-ı hatt u hâl etmez
İrâdet zâyi‘ etmez ehl-i ma‘nî sûrete hergiz
Hakîkat cevherin cehl-i mecâza pây-mâl etmez
Mukayyed olmaz ehl-i sûretün rengine hâl ehli
Fuzûlî kim mukayyeddür meğer idrâk-i hâl etmez
Bu Leylîden Mecnûn etvârına tahsîndür ve Hüsn-i i‘tikâdına kemâl-i yakîndür
Leylî dedi ey vücûd-ı kâmil
Kurb-i Haka ismet ile kâbil
Mi‘râc-ı kemâlüni sınardum
Keyfiyyet-i hâlüni sınardum
Oldum nişe olduğundan âgâh
Hoş mertebedür bu bâreka’llâh
Ahsent ki zât-ı pâk imişsen
Pâkîze-vücûd hâk imişsen
İnsâf hemîn ola kanâat
Teskîn-i hevâya istitâat
Aşkunda riyâ gümân ederdüm
Etvârunı imtihân ederdüm
El minnetü li’llâh oldı ma‘lûm
Vasl olduğı meşrebünde mezmûm
Gam-nâk idüm eyledün meni şâd
Bir kayd teallukından âzâd
Bir gâfil-i hod-perest idüm men
Cehl ile müdâm mest idüm men
Ârâyiş-i zülf ü hâl ederdüm
Peyveste munı hâyâl ederdüm
Kim sen taleb-i visâl edersen
Nezzâre-i zülf ü hâl edersen
Hâlâ mana rûşen oldı hâlün
Mi‘râc-ı hakîkat-i kemâlün
Men besledüğüm bu zülf ü hâli
Çeşm-i siyeh ü izâr-ı âli
Öz cânum içün değül şeb ü rûz
Nezr-i nazarundur ey dil-efrûz
Tâ eylesen demî nezâre
Teskîn veresen dil-i figâra
Hem sen olasen murâda vâsıl
Hem ola mana sevâb hâsıl
Yohdur çü nezâre meyli sende
N’eyler bu cemâl-i hûb mende
Ten dürcinde dür-i revânum
Genc-i bedenümde nakd-i cânum
Derdüm ola sarf-ı reh-güzârun
Gördükde kılam revân nisârun
Tevfîk-ı visâlün edem idrâk
Endîşe-i hecrden olam pâk
Hâlâ ki müyesser olmaz ol kâm
Olmak ne revâ arada bed-nâm
Nesh-i hat-ı i‘tibâr kıldum
Râh-ı adem ihtiyâr kıldum
Tâ niçe vere gubâr-ı sûret
Âyîne-i zâtuma küdûret
Vakt oldı ki rûşen ola mir’ât
Müstağnî ola sıfâtdan zât
Hûn-âb-ı gam ile doldı gönlüm
Gonca sıfatı dutuldı gönlüm
Vakt oldı bu gonca ola handân
Te’sîr ede feyz-i vasl-ı cânân
Farz oldı ki tayy kılam bisâtum
Kat‘edem özümden ihtilâtum
Setr-i ten edem adem hicâbın
Ruhsâra çekem fenâ nikâbın
Tâ hüsn-i ruhum ki istemez yâr
Olmaya nasîb-i çeşm-i ağyâr
Zîrâ ki nişân-ı hüsn-i kâbil
Oldur k’ana âşık ola mâil
Hüsnümde çü yoh kabûl-i âşık
Noksân ile olmağum ne lâyık
Bu hâle münâsip ol perî-zâd
Fi’l-hâl bu şi‘ri etdi bünyâd
Bu gazel Leylî dilindendür
Ne dilber kim demâdem âşıka arz-ı cemâl etmez
Kalur nâkıs bulup feyz-i nazar kesb-i kemâl etmez
Değül cezb etmeyen uşşâkı ma‘şûk olmağa kâbil
Ne hâsıl hüsn-i sûretden ki cezb-i ehl-i hâl etmez
Gerek ruhsâre-i ma‘şûk mahfî gayr-ı ârifden
Ki ârif olmayan idrâk-i sun‘-i Zülcelâl etmez
Hevâ-yı nefsdür kim hûblar vaslına tâlibdür
Ve ger ne aşk-ı kâmil fark-ı hicrân ü visâl etmez
Olan nakd-i hayâtın âşıkun ma‘şûk sarf eyler
Bu zulmi âh eğer ma‘şûkına âşık helâl etmez
Mecâz ehline hublar cilve-i nâz eylesünler kim
Özin ehl-i hakîkat mübtelâ-yı zülf ü hâl etmez
Fuzûlî âlem-i sûretde ser-gerdân gezer gâfil
Zehi gâfil bu sevdânun ser-encâmın hayâl etmez
Tamâmî-i sühan
Hatm eylemedin sözini ol mâh
Bir nâka-nişîn görindi nâgâh
Nâka eseriyle bir sebük-hîz
Gördi ki gelür nesîm tek tîz
Bildi büt-i gül-ruh u semen-bûy
Kim özi içündür ol tek ü pûy
Bildi ki rakîb-i bed-gümândur
Endûh-i dil ü belâ-yı cândur
Ol mâh-veş olduğında gâlib
Olmış ana sür‘at ile tâlib
Gül-zâra henüz yetmedin hâr
Gül kıldı vedâ‘-ı sahn-ı gül-zâr
Ol hâlete vâkıf olmadan gayr
Depretdi cemâze-i sebük-seyr
Cûyende görüp ol âftâbı
Terk etdi şitâb ü ıztırâbı
Tevfîk-i murâda oldı hoş-dil
Düşdi öne kıldı azm-i menzil
Şehbâzı yetürdi âşiyâna
Tapşurdı nihâli bâğ-bâna
Mecnûn yine kaldı zâr ü mehcûr
Hem-sohbeti mâr ü hem-demi mûr
Ne durmağa tâkat ü karârı
Ne gezmeğe elde ihtiyârı
Bu Mecnûnun mi‘râc-ı fezâilidür ve Beyân-ı mertebe-i hüsn-i hasâilidür
Şâhenşeh-i mülk-i mihnet ü derd
Ya‘nî Mecnûn-ı derd-perverd
Bir pâk idi kim bu arsa-i hâk
Anun kimi görmemişdi bir pâk
Ma‘mûre-i kurb-i Hak makâmı
Ervâha farîza ihtirâmı
Çün nefret-i şerr-i nesl-i Âdem
Kıldı ana vahşeti müsellem
Her vahş donunda bir firişte
Yâr oldı ol âdemî-sirişte
Zâhirde refîki vahş ile tayr
Bâtında melâik ile hem-seyr
Kılmışdı kemâl-i i‘tidâli
Kisvet eleminden anı hâlî
Çekmezdi cihânda ol cihân-gerd
Endîşe-i germ ü gussa-i serd
Bilmişdi cihânun i‘tibârın
Yoh yerine saymış idi varın
Dutmışdı tarîk-i ehl-i tevhîd
Bulmışdı kemâl-i terk ü tecrîd
Olmışdı vücûd-ı pâki bir nûr
Âlâyiş-i ekl ü şürbden dûr
Tahsîl kılup safâ-yı sîret
Görmişdi mecâzdan hakîkat
A‘yâna yoh idi i‘tibârı
Nakkâş idi nakşdan murâdı
Mevzûn idi tab‘-ı nükte-dânı
Her nüktede vâkıf-ı meânî
Cismümdeki şimdi özge cândur
Sensen hâlâ tenümde cânum
Gözde nûrum ciğerde kanum
Menden berî eyledün meni sen
Arza kime eyleyem seni men
Mende olan aşikâr sensen
Men hod yohem ol ki var sensen
Dâim sana mendedür tecellî
Men gayrden olmuşam tesellî
Ger men men isem nesen sen ey yâr
V’er sen sen isen neyem men-i zâr
Çün men olubem senünle memlû
Vahdet revişinde hoş değül bu
Kim daşrada isteyem nişânun
Bir özge mekân bilem mekânun
Evvel bu işi edende bünyâd
Men tıfl idüm ü zemâne üstâd
Etmişdi sana beni mukayyed
Gûyâ ohudurdı ders-i ebced
Hâlâ kılubem kemâl hâsıl
Ebced sebakın ohur mı kâmil
Çün yetdi kemâle ser-hat-ı aşk
Ser-hat görüp ancak eylerem meşk
Rüsvâlığa çün men etmişem ad
Sen hem bu sülûki etme bünyâd
Dut perde-i ismet içre ârâm
Rûsvây menem sen ol nîkû-nâm
Mecnûn mana derler ehl-i âlem
Ancak manadur cünûn müsellem
Sen olma fesâne-i halâyık
Mecnûn işi Leylîye ne lâyık
Mecnûn menem ey vefâlu dildâr
Dîvâneliğe menem sezâ-vâr
Sen eyleme hâlüni diğer-gûn
Leylî ne revâ ki ola Mecnûn
Gam-hâr isen ey büt-i perî-rû
Gam-hârlığun hemîn yeter bu
Kim perde-nişîn olup hemîşe
Dâim kılasen hicâb pîşe
Gün kimi çıhup müdâm seyre
Göstermeyesen cemâl gayre
Kim sende ne olsa resm ü âdet
Etvârumadur menüm şehâdet
Men aşk güzer-gehinde hâkem
El cümle bilür meni ki pâkem
Rahm et mana ey büt-i vefâ-dâr
Ta‘n ehlinün ağzın açma zinhâr
Çün men reh ü resm-i aşk dutdum
Nâmûs tarîkini unutdum
Sen akl eteğini koyma elden
Nâmûsını sahla her halelden
Takrîb ile ol esîr-i mehcûr
Bu nâdire şi‘ri etdi mezkûr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Hayâl ile tesellîdür gönül meyl-i visâl etmez
Gönülden daşra bir yâr olduğın âşık hayâl etmez
Hakîki aşk çün müstevcib-i noksân değül mutlak
Özin ehl-i hakîkat vâlih-i hüsn ü cemâl etmez
Kemâl-i aşka tâlib muhterizdür hüsn-i sûretden
Ki kayd-i hüsn-i sûret âşıkı sâhib-kemâl etmez
Delîl-i cehldür aşk ehline sûret-perest olmak
Ki âkil iftirâkı mümkin ile ittisâl etmez
Gönülde dûst temkin bulsa olmaz gözde cevlânı
Mahabbet sâbit olsa öz yerinden intikal etmez
Sevâd-ı mâsivâdan levh-i dil hâlî gerek dâim
Muvahhid safha-i idrâke nakş-ı hatt u hâl etmez
İrâdet zâyi‘ etmez ehl-i ma‘nî sûrete hergiz
Hakîkat cevherin cehl-i mecâza pây-mâl etmez
Mukayyed olmaz ehl-i sûretün rengine hâl ehli
Fuzûlî kim mukayyeddür meğer idrâk-i hâl etmez
Bu Leylîden Mecnûn etvârına tahsîndür ve Hüsn-i i‘tikâdına kemâl-i yakîndür
Leylî dedi ey vücûd-ı kâmil
Kurb-i Haka ismet ile kâbil
Mi‘râc-ı kemâlüni sınardum
Keyfiyyet-i hâlüni sınardum
Oldum nişe olduğundan âgâh
Hoş mertebedür bu bâreka’llâh
Ahsent ki zât-ı pâk imişsen
Pâkîze-vücûd hâk imişsen
İnsâf hemîn ola kanâat
Teskîn-i hevâya istitâat
Aşkunda riyâ gümân ederdüm
Etvârunı imtihân ederdüm
El minnetü li’llâh oldı ma‘lûm
Vasl olduğı meşrebünde mezmûm
Gam-nâk idüm eyledün meni şâd
Bir kayd teallukından âzâd
Bir gâfil-i hod-perest idüm men
Cehl ile müdâm mest idüm men
Ârâyiş-i zülf ü hâl ederdüm
Peyveste munı hâyâl ederdüm
Kim sen taleb-i visâl edersen
Nezzâre-i zülf ü hâl edersen
Hâlâ mana rûşen oldı hâlün
Mi‘râc-ı hakîkat-i kemâlün
Men besledüğüm bu zülf ü hâli
Çeşm-i siyeh ü izâr-ı âli
Öz cânum içün değül şeb ü rûz
Nezr-i nazarundur ey dil-efrûz
Tâ eylesen demî nezâre
Teskîn veresen dil-i figâra
Hem sen olasen murâda vâsıl
Hem ola mana sevâb hâsıl
Yohdur çü nezâre meyli sende
N’eyler bu cemâl-i hûb mende
Ten dürcinde dür-i revânum
Genc-i bedenümde nakd-i cânum
Derdüm ola sarf-ı reh-güzârun
Gördükde kılam revân nisârun
Tevfîk-ı visâlün edem idrâk
Endîşe-i hecrden olam pâk
Hâlâ ki müyesser olmaz ol kâm
Olmak ne revâ arada bed-nâm
Nesh-i hat-ı i‘tibâr kıldum
Râh-ı adem ihtiyâr kıldum
Tâ niçe vere gubâr-ı sûret
Âyîne-i zâtuma küdûret
Vakt oldı ki rûşen ola mir’ât
Müstağnî ola sıfâtdan zât
Hûn-âb-ı gam ile doldı gönlüm
Gonca sıfatı dutuldı gönlüm
Vakt oldı bu gonca ola handân
Te’sîr ede feyz-i vasl-ı cânân
Farz oldı ki tayy kılam bisâtum
Kat‘edem özümden ihtilâtum
Setr-i ten edem adem hicâbın
Ruhsâra çekem fenâ nikâbın
Tâ hüsn-i ruhum ki istemez yâr
Olmaya nasîb-i çeşm-i ağyâr
Zîrâ ki nişân-ı hüsn-i kâbil
Oldur k’ana âşık ola mâil
Hüsnümde çü yoh kabûl-i âşık
Noksân ile olmağum ne lâyık
Bu hâle münâsip ol perî-zâd
Fi’l-hâl bu şi‘ri etdi bünyâd
Bu gazel Leylî dilindendür
Ne dilber kim demâdem âşıka arz-ı cemâl etmez
Kalur nâkıs bulup feyz-i nazar kesb-i kemâl etmez
Değül cezb etmeyen uşşâkı ma‘şûk olmağa kâbil
Ne hâsıl hüsn-i sûretden ki cezb-i ehl-i hâl etmez
Gerek ruhsâre-i ma‘şûk mahfî gayr-ı ârifden
Ki ârif olmayan idrâk-i sun‘-i Zülcelâl etmez
Hevâ-yı nefsdür kim hûblar vaslına tâlibdür
Ve ger ne aşk-ı kâmil fark-ı hicrân ü visâl etmez
Olan nakd-i hayâtın âşıkun ma‘şûk sarf eyler
Bu zulmi âh eğer ma‘şûkına âşık helâl etmez
Mecâz ehline hublar cilve-i nâz eylesünler kim
Özin ehl-i hakîkat mübtelâ-yı zülf ü hâl etmez
Fuzûlî âlem-i sûretde ser-gerdân gezer gâfil
Zehi gâfil bu sevdânun ser-encâmın hayâl etmez
Tamâmî-i sühan
Hatm eylemedin sözini ol mâh
Bir nâka-nişîn görindi nâgâh
Nâka eseriyle bir sebük-hîz
Gördi ki gelür nesîm tek tîz
Bildi büt-i gül-ruh u semen-bûy
Kim özi içündür ol tek ü pûy
Bildi ki rakîb-i bed-gümândur
Endûh-i dil ü belâ-yı cândur
Ol mâh-veş olduğında gâlib
Olmış ana sür‘at ile tâlib
Gül-zâra henüz yetmedin hâr
Gül kıldı vedâ‘-ı sahn-ı gül-zâr
Ol hâlete vâkıf olmadan gayr
Depretdi cemâze-i sebük-seyr
Cûyende görüp ol âftâbı
Terk etdi şitâb ü ıztırâbı
Tevfîk-i murâda oldı hoş-dil
Düşdi öne kıldı azm-i menzil
Şehbâzı yetürdi âşiyâna
Tapşurdı nihâli bâğ-bâna
Mecnûn yine kaldı zâr ü mehcûr
Hem-sohbeti mâr ü hem-demi mûr
Ne durmağa tâkat ü karârı
Ne gezmeğe elde ihtiyârı
Bu Mecnûnun mi‘râc-ı fezâilidür ve Beyân-ı mertebe-i hüsn-i hasâilidür
Şâhenşeh-i mülk-i mihnet ü derd
Ya‘nî Mecnûn-ı derd-perverd
Bir pâk idi kim bu arsa-i hâk
Anun kimi görmemişdi bir pâk
Ma‘mûre-i kurb-i Hak makâmı
Ervâha farîza ihtirâmı
Çün nefret-i şerr-i nesl-i Âdem
Kıldı ana vahşeti müsellem
Her vahş donunda bir firişte
Yâr oldı ol âdemî-sirişte
Zâhirde refîki vahş ile tayr
Bâtında melâik ile hem-seyr
Kılmışdı kemâl-i i‘tidâli
Kisvet eleminden anı hâlî
Çekmezdi cihânda ol cihân-gerd
Endîşe-i germ ü gussa-i serd
Bilmişdi cihânun i‘tibârın
Yoh yerine saymış idi varın
Dutmışdı tarîk-i ehl-i tevhîd
Bulmışdı kemâl-i terk ü tecrîd
Olmışdı vücûd-ı pâki bir nûr
Âlâyiş-i ekl ü şürbden dûr
Tahsîl kılup safâ-yı sîret
Görmişdi mecâzdan hakîkat
A‘yâna yoh idi i‘tibârı
Nakkâş idi nakşdan murâdı
Mevzûn idi tab‘-ı nükte-dânı
Her nüktede vâkıf-ı meânî
Âvâzı idi besî mülâyim
Üslûbı dürüst usûli kâim
Tahrîr ile her çekende âvâz
Kuşlara dutardı râh-ı pervâz
Gâhî gazel ü gehî kasîde
İnşâ kılup ol sitem-resîde
Sûz ile ohurdı gâh ü bî-gâh
Bir niçe azîz anunla hem-râh
Yazarlar idi tamâm şi‘rin
Ohurlar idi müdâm şi‘rin
Âlemlere ol garîb ü mehcûr
Ekser bu sebebden oldı meşhûr
Âvâzı vü zihni vü cemâli
Kılmışdı mukayyed ehl-i hâli
Kim olsa bu üç kemâle kâbil
Demek olur ana zât-ı kâmil
Peyveste kılup kemâlin izhâr
Bu beytleri kılurdı tekrâr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Biz cihân ma‘mûresin ma‘nîde vîrân bilmişüz
Âfiyet gencin bu vîrân içre pinhân bilmişüz
Ger özin dânâ bilür taklîd ile sûret-perest
Âlem-i tahkîkde biz anı nâ-dân bilmüşüz
Bî-haberler şerbet-i râhat bilürler bâdeni
Biz hakîm-i vaktüz anı tökmişüz kan bilmişüz
Bilmüşüz kim mülk-i âlem kimseye kılmaz vefâ
Ol zamandan kim anı mülk-i Süleyman bilmişüz
Ayru bilmişsen Fuzûlî mescidi meyhâneden
Sehv imiş ol kim seni biz ehl-i irfân bilmişüz
Bu Leylînün bahâr-ı ömrine hazân erdüğidür ve Gül-bün-i hayâtına sarsar-ı noksân yetdüğidür
Sâkî göze geldi neş’e-i mey
Bir niçe kadeh yürüt peyâpey
Azm-i tarab etdük ihtimâm et
Zevkin tarab ehlinün tamâm et
Bezm ehline câm-ı lâle-gûn dut
Ammâ mana cümleden füzûn dut
Zîrâ ki henûz nîm-mestem
Gam silsilesine pây-bestem
Hoşdur tarab ehlinün bu bezmi
Dağılmağa olmasaydı azmi
Hoşdur ferah ehlinün bisâtı
Olsaydı sebât-ı inbisâtı
Târîh-nüvîs-i hâl-i eyyâm
Bu kıssaya beyle verdi itmâm
Kim vasldan olmayup tesellî
Mecnûndan olanda dûr Leylî
Kesmişdi teallukın cihândan
Kat‘-ı nazar eylemişdi cândan
Bir fasl ki dest-i gâret-i dey
Gül-zâr bisâtın eyledi tayy
Mâtem-kede oldı arsa-i bâğ
Mâtemde sürûd nâle-i zâğ
Leylâ kimi oldı lâle mestûr
Mecnûn kimi şâh-ı ergavân ‘ûr
Renc-i yerekandan oldı eşcâr
Lerzân ü zaîf ü zerd-ruhsâr
Söndi gül ü lâlenün çerâğı
Sarsar yeli zulmet etdi bâğı
Gül bîm-i taarruz-ı havâdan
Lâle sitem-i dem-i sabâdan
Rahtını yaşurdı bağlarda
La‘lini itürdi dağlarda
Bir mâr misâli oldı her nehr
Her nehrde su mesâbe-i zehr
Yel âb-ı hayâtı âteş oldı
Âteş yel içinde dil-keş oldı
Gökden yere yetdüğinde bârân
Her katra olup misâl-i peykân
Gûyâ ki yetürdi bâğa bî-dâd
Kim şu‘bede-i taharrük-i bâd
Bir sihr ile âbı âhen etdi
Andan ten-i bâğa cevşen etdi
Bir gün bu havâda Leylî-i zâr
Gam def‘ine etdi meyl-i gül-zâr
Gördi gül ü lâleden eser yoh
Envâ‘-ı şecerde berg ü ber yoh
Sahn-ı çemenün safâsı getmiş
Noksân-ı safâ kemâle yetmiş
Ne sebze teninde tâb kalmış
Ne berg yüzinde âb kalmış
Mâtemkede gördi bûstânı
Rikkat odına dutuşdı cânı
Sûz-ı ciğer ile yana yana
Şerh etdi gamını bûstâna
K’ey bâğ nedür bu âh-ı serdün
Men hasteye zâhir eyle derdün
Men dahi senün kimi nizârem
Bir gülden ırağ zerd ü zârem
Ne devlet-i kurbine kabûlüm
Ne ravza-i kûyşına vusûlüm
Sen gerçi hazânasen giriftâr
Elbette bahâra yetmeğün var
Ümmîd-i visâl mende yohdur
Senden gam ü gussa mende çohdur
Arturdı gam ağladukça derdin
Giryân göğe dutdı rûy-ı zerdin
Bu Leylînün anasına vasiyyet etdüğidür ve Dûst yâdiyle dünyâdan getdüğidür
Ma‘bûdına arza kıldı râzın
Bildürdi gönüldeki niyâzın
K’ey hâkim-i arsa-i kıyâmet
Sultân-ı serîr-i istidâmet
Nevmîdliğ âteşine yandum
Bi’llâh bu vücûddan usandum
Çün dûst yanında nâ-kabûlem
Bi’llâh bu hayatdan melûlem
Men şem‘-i şeb-i firâk-ı yârem
Sûzân ü siyâh-rûzgârem
Yandurdı meni cefâ-yı âlem
Dinlemezem ölmeyince bir dem
Derdüm ki vücûdum olsa bâkî
Şâyed düşe vasl ittifâkı
Pertev bırahanda âftâbum
Bildüm ki vücûd imiş hicâbum
Yâ Rab meni et fenâya mülhak
Kim râh-ı fenâ imiş reh-i Hak
Pâk idi duası etdi te’sîr
Fi’l-hâl mizâcı buldı tağyîr
Te’sîr-i havâ-yı nâ-münâsib
Terkîbine za‘f kıldı gâlip
Geldükçe ziyâde oldı derdi
Teb-lerze ferâgatin giderdi
Mahv oldı teb içre ol perî-veş
Bir şem‘ kimi ki göre âteş
Eksildi arakda hüsni tâbı
Bir gül kimi kim geder gül-âbı
Za‘f-ı teni ol makâma yetdi
Kim bister içinde cismi itdi
Bisterde taleb kılan nişânın
Görmezdi vücûd-ı nâ-tüvânın
Ref‘ oldı nişâne-i selâmet
Mevtine görindi min alâmet
Azm eyledi olmağa müsâfir
Rihlet eseri çü oldı zâhir
Ref‘ etdi hicâb-ı ihtirâzın
Fâş etdi anaya gizlü râzın
K’ey derd-i dilüm devâsı ane
Şem‘-i emelüm ziyâsı ane
Gam gizlemek ile câna yetdüm
Tâ mümkin idi tahammül etdüm
Hâlâ ki mukarrer oldı getmek
Farz oldı bu sırrı zâhir etmek
Olsun sana ey zaîfe rûşen
Kim tîğ-i hevâ helâkiyem men
Cismümde yoh özge derd tâbı
İllâ gam-ı aşk ıztırâbı
Men âşık-ı zâr ü bî-nevâyem
Bir mâh-likâya mübtelâyem
Sevdâsı ile yoh oldı varum
Geçdi hevesiyle rûzgârum
Çoh ârzû eyledüm cemâlin
Bir gün görebilmedüm visâlin
Hâlâ gederek gönülde sûzı
Elden ne gelür bu idi rûzî
Ancak değülem men-i perişân
Ol yâr gamında zâr ü giryân
Ol hem men-i zâra mübtelâdur
Ser-geşte-i vâdî-i belâdur
Mendendür anun cünûnı efzûn
Kays iken olupdur adı Mecnûn
Dâim geçürür gamumda eyyâm
Bir gün ana hâsıl olmayup kâm
Rüsvâ-yı zemâne oldı menden
Âfâka fesâne oldı menden
Bîhûde değül figân ü âhı
Yahmaz mı meni anun günâhı
Men kim gederem bu hâk-dândan
Derdüm bu ki şerm-sârem andan
Ey mûnis-i rûzgârum ane
Gam-hârum ü gam-güsârum ane
Men dâr-ı bekâya azm edende
Dünyâya vedâ edüp gedende
Mensüz çeküp âhlar figânlar
Sahrâlara düşdüğün zamanlar
Düşse yolun ol olan diyâra
Arz-ı gamum eyle ol figâra
Zinhâr ana olanda vâsıl
Hoş kimsedür andan olma gafil
Düş ayağına rızâsın iste
Men mücrim içün duâsın iste
Arz eyle ki ey vefâlu dildâr
Cân verdi yolunda Leylî-i zâr
Aşkunda yerine yetdi lâfı
Da‘vâsınun olmadı hilâfı
Söyle men-i zâr ü mübtelâdan
K’ey aşkda lâf eden belâdan
Halvet-geh-i ünse mahrem oldum
Âzâde vü şâd ü hurrem oldum
Sen hem gelegör teallül etme
Men muntazırem tegâfül etme
Ger sâdık isen bu yolda sen hem
Sabr eyleme eyle terk-i âlem
Gel kâm-ı dil ile olalum yâr
Bir yerde ki yohdur anda ağyâr
Dâim olalum bir evde hem-râz
Kim çıhmaya daşra andan âvâz
Hoş menzil-i emne bulmışem râh
Bî-ta‘ne-i dûst ü cevr-i bed-hâh
Menden seni eylemek haber-dâr
Bismillâh eğer irâdetün var
Çün kıldı vasiyyetini âhir
Azm-i sefer etdi ol müsâfir
Yâd eyledi yâr-ı mihr-bânın
Vasl ârzûsiyle verdi cânın
Üslûbı dürüst usûli kâim
Tahrîr ile her çekende âvâz
Kuşlara dutardı râh-ı pervâz
Gâhî gazel ü gehî kasîde
İnşâ kılup ol sitem-resîde
Sûz ile ohurdı gâh ü bî-gâh
Bir niçe azîz anunla hem-râh
Yazarlar idi tamâm şi‘rin
Ohurlar idi müdâm şi‘rin
Âlemlere ol garîb ü mehcûr
Ekser bu sebebden oldı meşhûr
Âvâzı vü zihni vü cemâli
Kılmışdı mukayyed ehl-i hâli
Kim olsa bu üç kemâle kâbil
Demek olur ana zât-ı kâmil
Peyveste kılup kemâlin izhâr
Bu beytleri kılurdı tekrâr
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Biz cihân ma‘mûresin ma‘nîde vîrân bilmişüz
Âfiyet gencin bu vîrân içre pinhân bilmişüz
Ger özin dânâ bilür taklîd ile sûret-perest
Âlem-i tahkîkde biz anı nâ-dân bilmüşüz
Bî-haberler şerbet-i râhat bilürler bâdeni
Biz hakîm-i vaktüz anı tökmişüz kan bilmişüz
Bilmüşüz kim mülk-i âlem kimseye kılmaz vefâ
Ol zamandan kim anı mülk-i Süleyman bilmişüz
Ayru bilmişsen Fuzûlî mescidi meyhâneden
Sehv imiş ol kim seni biz ehl-i irfân bilmişüz
Bu Leylînün bahâr-ı ömrine hazân erdüğidür ve Gül-bün-i hayâtına sarsar-ı noksân yetdüğidür
Sâkî göze geldi neş’e-i mey
Bir niçe kadeh yürüt peyâpey
Azm-i tarab etdük ihtimâm et
Zevkin tarab ehlinün tamâm et
Bezm ehline câm-ı lâle-gûn dut
Ammâ mana cümleden füzûn dut
Zîrâ ki henûz nîm-mestem
Gam silsilesine pây-bestem
Hoşdur tarab ehlinün bu bezmi
Dağılmağa olmasaydı azmi
Hoşdur ferah ehlinün bisâtı
Olsaydı sebât-ı inbisâtı
Târîh-nüvîs-i hâl-i eyyâm
Bu kıssaya beyle verdi itmâm
Kim vasldan olmayup tesellî
Mecnûndan olanda dûr Leylî
Kesmişdi teallukın cihândan
Kat‘-ı nazar eylemişdi cândan
Bir fasl ki dest-i gâret-i dey
Gül-zâr bisâtın eyledi tayy
Mâtem-kede oldı arsa-i bâğ
Mâtemde sürûd nâle-i zâğ
Leylâ kimi oldı lâle mestûr
Mecnûn kimi şâh-ı ergavân ‘ûr
Renc-i yerekandan oldı eşcâr
Lerzân ü zaîf ü zerd-ruhsâr
Söndi gül ü lâlenün çerâğı
Sarsar yeli zulmet etdi bâğı
Gül bîm-i taarruz-ı havâdan
Lâle sitem-i dem-i sabâdan
Rahtını yaşurdı bağlarda
La‘lini itürdi dağlarda
Bir mâr misâli oldı her nehr
Her nehrde su mesâbe-i zehr
Yel âb-ı hayâtı âteş oldı
Âteş yel içinde dil-keş oldı
Gökden yere yetdüğinde bârân
Her katra olup misâl-i peykân
Gûyâ ki yetürdi bâğa bî-dâd
Kim şu‘bede-i taharrük-i bâd
Bir sihr ile âbı âhen etdi
Andan ten-i bâğa cevşen etdi
Bir gün bu havâda Leylî-i zâr
Gam def‘ine etdi meyl-i gül-zâr
Gördi gül ü lâleden eser yoh
Envâ‘-ı şecerde berg ü ber yoh
Sahn-ı çemenün safâsı getmiş
Noksân-ı safâ kemâle yetmiş
Ne sebze teninde tâb kalmış
Ne berg yüzinde âb kalmış
Mâtemkede gördi bûstânı
Rikkat odına dutuşdı cânı
Sûz-ı ciğer ile yana yana
Şerh etdi gamını bûstâna
K’ey bâğ nedür bu âh-ı serdün
Men hasteye zâhir eyle derdün
Men dahi senün kimi nizârem
Bir gülden ırağ zerd ü zârem
Ne devlet-i kurbine kabûlüm
Ne ravza-i kûyşına vusûlüm
Sen gerçi hazânasen giriftâr
Elbette bahâra yetmeğün var
Ümmîd-i visâl mende yohdur
Senden gam ü gussa mende çohdur
Arturdı gam ağladukça derdin
Giryân göğe dutdı rûy-ı zerdin
Bu Leylînün anasına vasiyyet etdüğidür ve Dûst yâdiyle dünyâdan getdüğidür
Ma‘bûdına arza kıldı râzın
Bildürdi gönüldeki niyâzın
K’ey hâkim-i arsa-i kıyâmet
Sultân-ı serîr-i istidâmet
Nevmîdliğ âteşine yandum
Bi’llâh bu vücûddan usandum
Çün dûst yanında nâ-kabûlem
Bi’llâh bu hayatdan melûlem
Men şem‘-i şeb-i firâk-ı yârem
Sûzân ü siyâh-rûzgârem
Yandurdı meni cefâ-yı âlem
Dinlemezem ölmeyince bir dem
Derdüm ki vücûdum olsa bâkî
Şâyed düşe vasl ittifâkı
Pertev bırahanda âftâbum
Bildüm ki vücûd imiş hicâbum
Yâ Rab meni et fenâya mülhak
Kim râh-ı fenâ imiş reh-i Hak
Pâk idi duası etdi te’sîr
Fi’l-hâl mizâcı buldı tağyîr
Te’sîr-i havâ-yı nâ-münâsib
Terkîbine za‘f kıldı gâlip
Geldükçe ziyâde oldı derdi
Teb-lerze ferâgatin giderdi
Mahv oldı teb içre ol perî-veş
Bir şem‘ kimi ki göre âteş
Eksildi arakda hüsni tâbı
Bir gül kimi kim geder gül-âbı
Za‘f-ı teni ol makâma yetdi
Kim bister içinde cismi itdi
Bisterde taleb kılan nişânın
Görmezdi vücûd-ı nâ-tüvânın
Ref‘ oldı nişâne-i selâmet
Mevtine görindi min alâmet
Azm eyledi olmağa müsâfir
Rihlet eseri çü oldı zâhir
Ref‘ etdi hicâb-ı ihtirâzın
Fâş etdi anaya gizlü râzın
K’ey derd-i dilüm devâsı ane
Şem‘-i emelüm ziyâsı ane
Gam gizlemek ile câna yetdüm
Tâ mümkin idi tahammül etdüm
Hâlâ ki mukarrer oldı getmek
Farz oldı bu sırrı zâhir etmek
Olsun sana ey zaîfe rûşen
Kim tîğ-i hevâ helâkiyem men
Cismümde yoh özge derd tâbı
İllâ gam-ı aşk ıztırâbı
Men âşık-ı zâr ü bî-nevâyem
Bir mâh-likâya mübtelâyem
Sevdâsı ile yoh oldı varum
Geçdi hevesiyle rûzgârum
Çoh ârzû eyledüm cemâlin
Bir gün görebilmedüm visâlin
Hâlâ gederek gönülde sûzı
Elden ne gelür bu idi rûzî
Ancak değülem men-i perişân
Ol yâr gamında zâr ü giryân
Ol hem men-i zâra mübtelâdur
Ser-geşte-i vâdî-i belâdur
Mendendür anun cünûnı efzûn
Kays iken olupdur adı Mecnûn
Dâim geçürür gamumda eyyâm
Bir gün ana hâsıl olmayup kâm
Rüsvâ-yı zemâne oldı menden
Âfâka fesâne oldı menden
Bîhûde değül figân ü âhı
Yahmaz mı meni anun günâhı
Men kim gederem bu hâk-dândan
Derdüm bu ki şerm-sârem andan
Ey mûnis-i rûzgârum ane
Gam-hârum ü gam-güsârum ane
Men dâr-ı bekâya azm edende
Dünyâya vedâ edüp gedende
Mensüz çeküp âhlar figânlar
Sahrâlara düşdüğün zamanlar
Düşse yolun ol olan diyâra
Arz-ı gamum eyle ol figâra
Zinhâr ana olanda vâsıl
Hoş kimsedür andan olma gafil
Düş ayağına rızâsın iste
Men mücrim içün duâsın iste
Arz eyle ki ey vefâlu dildâr
Cân verdi yolunda Leylî-i zâr
Aşkunda yerine yetdi lâfı
Da‘vâsınun olmadı hilâfı
Söyle men-i zâr ü mübtelâdan
K’ey aşkda lâf eden belâdan
Halvet-geh-i ünse mahrem oldum
Âzâde vü şâd ü hurrem oldum
Sen hem gelegör teallül etme
Men muntazırem tegâfül etme
Ger sâdık isen bu yolda sen hem
Sabr eyleme eyle terk-i âlem
Gel kâm-ı dil ile olalum yâr
Bir yerde ki yohdur anda ağyâr
Dâim olalum bir evde hem-râz
Kim çıhmaya daşra andan âvâz
Hoş menzil-i emne bulmışem râh
Bî-ta‘ne-i dûst ü cevr-i bed-hâh
Menden seni eylemek haber-dâr
Bismillâh eğer irâdetün var
Çün kıldı vasiyyetini âhir
Azm-i sefer etdi ol müsâfir
Yâd eyledi yâr-ı mihr-bânın
Vasl ârzûsiyle verdi cânın
Kimdür ki cihânda fânî olmaz
Devr-i feleğün amânı olmaz
Dünyâ yedi başlu ejdehâdur
Endîşe-i ülfeti hatâdur
Her lutfınadur defîne min kahr
Her şehdinedür karîne min zehr
Devrân üzerindedür zemâne
Elbette gelen geder cihâna
Erbâb-ı zemâneye verüp pend
Bu şi‘ri ne hoş demiş hıred-mend
Gazel
Bu âlem kim gönül kaydın çekersen mihnet ü gamdur
Fenâ ser-menzilin seyr eyle kim bir hoşça âlemdür
Anup tenhâlığı kabr içre nefret kılma ölmekden
Tarîk-i üns dut kim her avuç toprak bir âdemdür
Değül muhkem cihân mülkinde her bünyâd kim kılsan
Fenâ mülkinde dut menzil kim ol bünyâd muhkemdür
Ecel âlâyiş-i havf ü hatâdan kurtarur nefsi
Bu cevher kîmyâ-yı devlete iksîr-i a‘zamdur
Kemâl–i aşk-ı insan mevt ilendür râh-ı hikmetde
Belî mücrâ kılan hükmün misâlin nakş-ı hâtemdür
Bahâr eyyâmı girsen lâle-zâra hâkün cezasın
Muhakkar görme kim her zerre bir câm ile bir Cemdür
Esîr-i nefsdür ehl-i cihân bilmez fenâ kadrin
Fuzûlî terk tevfîki sana ancak müsellemdür
Tamâmî-i sühan
Leylî gül-i gülşen-i letâfet
Çün gördi hazân yeliyle âfet
Pâ-mâl-i hazân olup bahârı
Encâma yetişdi rûzgârı
Bî-çâre anası açdı başın
Başından aşurdı kanlu yaşın
Kâfûrını tökdi zağferâna
Sûz-ı dil ile gelüp figâna
Ahıtdı gözinden eşk-i gül-gûn
Söylerdi ki ey garîb-i mahzûn
Sensüz n’ederem hayâtı bâkî
Min-ba‘d men ölmek iştiyâkı
Çoh ağlayup etdi âh ü nâle
Ağlar kim olursa beyle hâle
El-kıssa dutup tarîk-i mâtem
Ol vâkıaya yığıldı âlem
Ahyâ-ı Arabda kopdı şîven
Yanmışlara evler oldı külhan
Ta‘zîm ile dutdılar azâsın
Kabrin düzüp urdılar binâsın
Ten oldı mukîm-i arsa-i hâk
Rûh oldı karîn-i evc-i eflâk
Şevk ehline kurb hâsıl oldı
Deryâsına katra vâsıl oldı
Bu Mecnûnun Leylî vefâtından haber eşitdüğidür ve Hasretle dünyâdan getdüğidür
Mihnet çemeninde gül derenler
Âlemde yaman haber verenler
Gam nüshasın eyleyende tahrîr
Vermişler ana bu nev‘ teşhîr
Kim Zeyd-i sitem-resîde-i zâr
Ol vâkıadan olup haberdâr
Fi’l-hâl kılup azîmet-i râh
Mecnûn-ı hazîni etdi âgâh
K’ey şîfte-i şikeste-tâli‘
Efsûs ki sa‘yün oldı zâyi‘
İdbâr tılısmun etdi bâtıl
Bu meşgaleden dahi ne hâsıl
Bâzâr bozıldı yığ bisâtun
Bu silsileden kes irtibâtun
Leylî sana verdi zindegânî
Sen ol bâkî ol oldı fânî
Sen sadkası olduğun perî-veş
Oldı sana sadka ey belâ-keş
Azm-i reh-i cennet etdi ol hûr
Firdevs makâmın etdi ma‘mûr
Mecnûn ki haberden oldı âgâh
Sûz-ı ciger ile çekdi bir âh
Kim gulgulesin hem ol zamanda
Cânânı eşitdi ol cihânda
Az kaldı ki nâlesiyle dildâr
Ol hâb-ı ecelden ola bîdâr
Bir lahza bülend olup hurûşı
Düşdi yere getdi akl ü hûşı
Çün geldi özine çekdi nâle
Yağdurdı hazânı üzre jâle
Ta‘ne sözin etdi Zeyde bünyâd
K’ey sâkî-i bezm-i zulm ü bî-dâd
N’etdüm sana kasd-ı cânum etdün
Kasd-ı dil-i nâ-tüvânum etdün
Kıydun men-i zâr ü nâ-tüvâna
Urdun sitem âteşini câna
Zehr idi meğer bu verdüğün câm
Kim merg peyâmın etdi i‘lâm
Bir mûr-çeye nedür bu kîne
Fûlâda dözer mi âb-gîne
Te’sîr-i setemden ictinâb et
Bârî bu günâha bir sevâb et
İlet meni yâr olan diyâra
Şem‘ eyle meni mezâr-ı yâra
Düşdi yola oldı Zeyde hem-râh
Bir hâl ile kim neûzü bi'llâh
Çün gördi mezâr-ı gül-izârın
Düşdi vü kucakladı mezârın
Göğsini kılıp lahid kimi çâk
Merkad kimi saçdı başına hâk
Kabr üzre ahıtdı kanlu yaşın
La‘l eyledi yaşı kabri daşın
Yer yüzin edüp sirişk memlû
Geçdi yere ol sirişkden su
Oldı dür-i eşk-i bî-karârı
Kabr içre nigârınun nisârı
Göz yaşını eyledi muhâtab
K’ey tîre şeb-i firâka kevkeb
Çıhmak sana oldı şimdi vâcib
Kim oldı ol âftâb gâib
Bir burcı makâm dutmış ol mâh
Kim olmaz ana nesîm hem-râh
Sen durma eğer mürüvvetün var
Gir toprağa anı iste zinhâr
Gör handadur ol dür-i yegâne
N’etmiş ana âfet-i zemâne
Pâ-bûsın edüp yetür niyâzum
Bildür bu tazarru‘ ile râzum
Ke’y şem‘ nedür bu ictinâbun
Men bahtı siyâhdan hicâbun
Câm-ı mey-i gam dutanda âlem
Sen içmiş idün bu câmı men hem
Mest etdi meğer seni bu bâde
Kim bezmde durmadun ziyâde
Bir nâdire şem‘ idün şeb-efrûz
Düşdi sana zevk-i aşkdan sûz
Bir niçe zaman eğerçi yandun
Sûz-ı dile durmadun usandun
Bî-dârlığa getürmedün tâb
Şehlâ gözün oldı mâil-i hâb
Hem-râhum idün bu yolda ey mâh
Hem-râhı koyup geder mi hem-râh
Eflâke tefâhur eyle ey hâk
Kim oldı defînün ol dür-i pâk
Zülfine muârız olma ey mâr
Kim anda mukîmdür dil-i zâr
Hâline taarruz etme ey mûr
Kim bağludur anda cân-ı mehcûr
Ey ömr gel imdi başa sen hem
Kim çeşmüme tîre oldı âlem
Âlem hoş idi ki var idi yâr
Çün yâr yoh olmasun ne kim var
Ey cân ten-i hasteye vedâ‘ et
Bir haste ile yeter nizâ‘ et
Müştâkunem ey ecel kerem kıl
Def‘-i elem eyle ref‘-i gam kıl
Kurtar meni ıztırâb-ı gamdan
Ver müjde vücûduma ademden
Âyînemi eyle jengden pâk
Kıl perde-i i‘tibârumı çâk
Ref‘ et ne ise arada hâil
Eyle meni ol nigâra vâsıl
Teklîf-i visâl eder mana yâr
Bir yerde ki yohdur anda ağyâr
Men getmemek eylesem hatâdur
Senden mana bir meded revâdur
Bi'llah mededümde kılma ihmâl
Kim bahtuma yüz verüpdür ikbâl
Yâ Rab mana cism ü cân gerekmez
Cânânumsuz cihân gerekmez
Min-ba‘d zelîl ü hâr kılma
Ser-geşte-i rûzgâr kılma
Efganda iken gedüp karârı
Oldı bu gazel dilinde cârî
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Yandı cânum hecr ile vasl-ı ruh-ı yâr isterem
Derd-mend-i firkatem dermân-ı dîdâr isterem
Bülbül-i zârem değül bîhûde feryâd etdüğüm
Kalmışem nâlân kafes kaydinde gül-zâr isterem
Dehr bâzârında kâsiddür metâ‘-ı himmetüm
Bu metâ‘ı satmağa bir özge bâzâr isterem
Fânî olmak isterem ya‘nî belâ-yı dehrden
Râhat-ı cism-i zaîf ü cân-ı efgâr isterem
N’ola ger kılsam şeb-i hicrân temennâ-yı ecel
N’eyleyem çohdur gamum def‘ine gam-hâr isterem
Çün bekâ bezmindedür dildâr men hem durmazem
Bu fenâ deyrinde bezm-i vasl-ı dildâr isterem
Ey Fuzulî istemez kimse rızasıyle fenâ
Men ki mundan özge bilmen çâre nâçâr isterem
Tamâmî-i sühan
Çün râz-ı derûnın etdi takrîr
Re’yine muvâfık oldı takdîr
İmdâd kılup inâyet-i Hak
Kıldı anı maksadına mülhak
Gül derdi hadîka-i emelden
Mey içdi surâhî-i ecelden
Kabrini kucakladı nigârun
Cân sadkası etdi ol mezârun
Leylî dedi verdi cân-ı şîrîn
Ol âşık-ı bî-karâr ü miskîn
İnsâf hemîn ola mahabbet
Bu dâiredür makâm-ı hayret
Gûyâ ki elinde idi cânı
Dâim gözedürdi ol zamânı
Çün devr ile yetdi ol zemâne
Andan bir icâzet oldı câna
Her niçe ki var idi nigârı
Âlemde idi anun karârı
Çün kıldı nigârı terk-i âlem
Bu âlemi terk kıldı ol hem
Çün gördi bu hâli Zeyd-i gam-nâk
Efgân kılup etdi yahasın çâk
Feryâd ile kıldı nevha bünyâd
Evc-i feleğe yetürdi feryâd
Devr-i feleğün amânı olmaz
Dünyâ yedi başlu ejdehâdur
Endîşe-i ülfeti hatâdur
Her lutfınadur defîne min kahr
Her şehdinedür karîne min zehr
Devrân üzerindedür zemâne
Elbette gelen geder cihâna
Erbâb-ı zemâneye verüp pend
Bu şi‘ri ne hoş demiş hıred-mend
Gazel
Bu âlem kim gönül kaydın çekersen mihnet ü gamdur
Fenâ ser-menzilin seyr eyle kim bir hoşça âlemdür
Anup tenhâlığı kabr içre nefret kılma ölmekden
Tarîk-i üns dut kim her avuç toprak bir âdemdür
Değül muhkem cihân mülkinde her bünyâd kim kılsan
Fenâ mülkinde dut menzil kim ol bünyâd muhkemdür
Ecel âlâyiş-i havf ü hatâdan kurtarur nefsi
Bu cevher kîmyâ-yı devlete iksîr-i a‘zamdur
Kemâl–i aşk-ı insan mevt ilendür râh-ı hikmetde
Belî mücrâ kılan hükmün misâlin nakş-ı hâtemdür
Bahâr eyyâmı girsen lâle-zâra hâkün cezasın
Muhakkar görme kim her zerre bir câm ile bir Cemdür
Esîr-i nefsdür ehl-i cihân bilmez fenâ kadrin
Fuzûlî terk tevfîki sana ancak müsellemdür
Tamâmî-i sühan
Leylî gül-i gülşen-i letâfet
Çün gördi hazân yeliyle âfet
Pâ-mâl-i hazân olup bahârı
Encâma yetişdi rûzgârı
Bî-çâre anası açdı başın
Başından aşurdı kanlu yaşın
Kâfûrını tökdi zağferâna
Sûz-ı dil ile gelüp figâna
Ahıtdı gözinden eşk-i gül-gûn
Söylerdi ki ey garîb-i mahzûn
Sensüz n’ederem hayâtı bâkî
Min-ba‘d men ölmek iştiyâkı
Çoh ağlayup etdi âh ü nâle
Ağlar kim olursa beyle hâle
El-kıssa dutup tarîk-i mâtem
Ol vâkıaya yığıldı âlem
Ahyâ-ı Arabda kopdı şîven
Yanmışlara evler oldı külhan
Ta‘zîm ile dutdılar azâsın
Kabrin düzüp urdılar binâsın
Ten oldı mukîm-i arsa-i hâk
Rûh oldı karîn-i evc-i eflâk
Şevk ehline kurb hâsıl oldı
Deryâsına katra vâsıl oldı
Bu Mecnûnun Leylî vefâtından haber eşitdüğidür ve Hasretle dünyâdan getdüğidür
Mihnet çemeninde gül derenler
Âlemde yaman haber verenler
Gam nüshasın eyleyende tahrîr
Vermişler ana bu nev‘ teşhîr
Kim Zeyd-i sitem-resîde-i zâr
Ol vâkıadan olup haberdâr
Fi’l-hâl kılup azîmet-i râh
Mecnûn-ı hazîni etdi âgâh
K’ey şîfte-i şikeste-tâli‘
Efsûs ki sa‘yün oldı zâyi‘
İdbâr tılısmun etdi bâtıl
Bu meşgaleden dahi ne hâsıl
Bâzâr bozıldı yığ bisâtun
Bu silsileden kes irtibâtun
Leylî sana verdi zindegânî
Sen ol bâkî ol oldı fânî
Sen sadkası olduğun perî-veş
Oldı sana sadka ey belâ-keş
Azm-i reh-i cennet etdi ol hûr
Firdevs makâmın etdi ma‘mûr
Mecnûn ki haberden oldı âgâh
Sûz-ı ciger ile çekdi bir âh
Kim gulgulesin hem ol zamanda
Cânânı eşitdi ol cihânda
Az kaldı ki nâlesiyle dildâr
Ol hâb-ı ecelden ola bîdâr
Bir lahza bülend olup hurûşı
Düşdi yere getdi akl ü hûşı
Çün geldi özine çekdi nâle
Yağdurdı hazânı üzre jâle
Ta‘ne sözin etdi Zeyde bünyâd
K’ey sâkî-i bezm-i zulm ü bî-dâd
N’etdüm sana kasd-ı cânum etdün
Kasd-ı dil-i nâ-tüvânum etdün
Kıydun men-i zâr ü nâ-tüvâna
Urdun sitem âteşini câna
Zehr idi meğer bu verdüğün câm
Kim merg peyâmın etdi i‘lâm
Bir mûr-çeye nedür bu kîne
Fûlâda dözer mi âb-gîne
Te’sîr-i setemden ictinâb et
Bârî bu günâha bir sevâb et
İlet meni yâr olan diyâra
Şem‘ eyle meni mezâr-ı yâra
Düşdi yola oldı Zeyde hem-râh
Bir hâl ile kim neûzü bi'llâh
Çün gördi mezâr-ı gül-izârın
Düşdi vü kucakladı mezârın
Göğsini kılıp lahid kimi çâk
Merkad kimi saçdı başına hâk
Kabr üzre ahıtdı kanlu yaşın
La‘l eyledi yaşı kabri daşın
Yer yüzin edüp sirişk memlû
Geçdi yere ol sirişkden su
Oldı dür-i eşk-i bî-karârı
Kabr içre nigârınun nisârı
Göz yaşını eyledi muhâtab
K’ey tîre şeb-i firâka kevkeb
Çıhmak sana oldı şimdi vâcib
Kim oldı ol âftâb gâib
Bir burcı makâm dutmış ol mâh
Kim olmaz ana nesîm hem-râh
Sen durma eğer mürüvvetün var
Gir toprağa anı iste zinhâr
Gör handadur ol dür-i yegâne
N’etmiş ana âfet-i zemâne
Pâ-bûsın edüp yetür niyâzum
Bildür bu tazarru‘ ile râzum
Ke’y şem‘ nedür bu ictinâbun
Men bahtı siyâhdan hicâbun
Câm-ı mey-i gam dutanda âlem
Sen içmiş idün bu câmı men hem
Mest etdi meğer seni bu bâde
Kim bezmde durmadun ziyâde
Bir nâdire şem‘ idün şeb-efrûz
Düşdi sana zevk-i aşkdan sûz
Bir niçe zaman eğerçi yandun
Sûz-ı dile durmadun usandun
Bî-dârlığa getürmedün tâb
Şehlâ gözün oldı mâil-i hâb
Hem-râhum idün bu yolda ey mâh
Hem-râhı koyup geder mi hem-râh
Eflâke tefâhur eyle ey hâk
Kim oldı defînün ol dür-i pâk
Zülfine muârız olma ey mâr
Kim anda mukîmdür dil-i zâr
Hâline taarruz etme ey mûr
Kim bağludur anda cân-ı mehcûr
Ey ömr gel imdi başa sen hem
Kim çeşmüme tîre oldı âlem
Âlem hoş idi ki var idi yâr
Çün yâr yoh olmasun ne kim var
Ey cân ten-i hasteye vedâ‘ et
Bir haste ile yeter nizâ‘ et
Müştâkunem ey ecel kerem kıl
Def‘-i elem eyle ref‘-i gam kıl
Kurtar meni ıztırâb-ı gamdan
Ver müjde vücûduma ademden
Âyînemi eyle jengden pâk
Kıl perde-i i‘tibârumı çâk
Ref‘ et ne ise arada hâil
Eyle meni ol nigâra vâsıl
Teklîf-i visâl eder mana yâr
Bir yerde ki yohdur anda ağyâr
Men getmemek eylesem hatâdur
Senden mana bir meded revâdur
Bi'llah mededümde kılma ihmâl
Kim bahtuma yüz verüpdür ikbâl
Yâ Rab mana cism ü cân gerekmez
Cânânumsuz cihân gerekmez
Min-ba‘d zelîl ü hâr kılma
Ser-geşte-i rûzgâr kılma
Efganda iken gedüp karârı
Oldı bu gazel dilinde cârî
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Yandı cânum hecr ile vasl-ı ruh-ı yâr isterem
Derd-mend-i firkatem dermân-ı dîdâr isterem
Bülbül-i zârem değül bîhûde feryâd etdüğüm
Kalmışem nâlân kafes kaydinde gül-zâr isterem
Dehr bâzârında kâsiddür metâ‘-ı himmetüm
Bu metâ‘ı satmağa bir özge bâzâr isterem
Fânî olmak isterem ya‘nî belâ-yı dehrden
Râhat-ı cism-i zaîf ü cân-ı efgâr isterem
N’ola ger kılsam şeb-i hicrân temennâ-yı ecel
N’eyleyem çohdur gamum def‘ine gam-hâr isterem
Çün bekâ bezmindedür dildâr men hem durmazem
Bu fenâ deyrinde bezm-i vasl-ı dildâr isterem
Ey Fuzulî istemez kimse rızasıyle fenâ
Men ki mundan özge bilmen çâre nâçâr isterem
Tamâmî-i sühan
Çün râz-ı derûnın etdi takrîr
Re’yine muvâfık oldı takdîr
İmdâd kılup inâyet-i Hak
Kıldı anı maksadına mülhak
Gül derdi hadîka-i emelden
Mey içdi surâhî-i ecelden
Kabrini kucakladı nigârun
Cân sadkası etdi ol mezârun
Leylî dedi verdi cân-ı şîrîn
Ol âşık-ı bî-karâr ü miskîn
İnsâf hemîn ola mahabbet
Bu dâiredür makâm-ı hayret
Gûyâ ki elinde idi cânı
Dâim gözedürdi ol zamânı
Çün devr ile yetdi ol zemâne
Andan bir icâzet oldı câna
Her niçe ki var idi nigârı
Âlemde idi anun karârı
Çün kıldı nigârı terk-i âlem
Bu âlemi terk kıldı ol hem
Çün gördi bu hâli Zeyd-i gam-nâk
Efgân kılup etdi yahasın çâk
Feryâd ile kıldı nevha bünyâd
Evc-i feleğe yetürdi feryâd
Zâr ağladı eyle kim hem ol dem
Âhı ünine yığıldı âlem
El cem‘ olup etdiler nezâre
Mecnûn-ı siyâh-rûzgâra
Kabr üstine gördiler yıhılmış
Cânâneye cân nisâr kılmış
Ahvâline ağlayup serâser
Defn etmeğin etdiler mukarrer
Gasl eyleyüben ten-i nizârın
Dildârıun açdılar mezârın
Koydılar anı hem ol mezâra
Gam-nâk yetişdi gam-güsâra
Rûh oldı felekde rûha hem-râz
Ten oldı ten ile yerde dem-sâz
Ref‘ oldı teallukât-ı hâil
Matlûbına tâlib oldı vâsıl
Bir bezm iki şâha mahfil oldı
Bir burc iki mâha menzil oldı
Kabr üstine koydılar nişâne
Fâş oldı bu mâcerâ cihâna
Tavfında kılup murâd hâsıl
Ol kabre halâyık oldı mâil
Geçdükçe zamân mükerrem oldı
Hâcet-geh-i ehl-i âlem oldı
Budur eser-i mahabbet-i pâk
Hoş mertebedür bu kılsan idrâk
Ol meşhede Zeyd olup mücâvir
Âsâr-ı sadâkat etdi zâhir
Ta‘mîr içün etdi çoh atâlar
Tedrîc ile kıldı çoh binâlar
Peyveste harâret-i cigerden
Kandîl-i mezârın etdi rûşen
Cârûb ile âb olanda matlûb
Müjgân ile eşki âb ü cârûb
Her lahza kılurdı tâze mâtem
Kılmazdı figân ü nâlesin kem
Ol mûnis-i müşfik ü muvâfık
Bir gece karîb-i subh-ı sâdık
Bîmâr teninde kalmayup tâb
Kılmışdı mezâra yasdanup hâb
Hâb içre görindi ol figâra
Bir bâğda iki mâh-pâre
Ruhsârlarında zevkden nûr
Bîm-i gam ü derd-i gussadan dûr
Hoş-vakt ü neşât-mend ü dil-şâd
Ağyâr taaruzından âzâd
Her meh-veşe min ferişte-sûret
İhlâs ile olmış ehl-i hidmet
Sordı ki bular ne mâhlardur
Ne rütbelü pâdişâhlardur
Bu ravza ne ravza-i berîndür
Bu kavm ne kavm-i nâzenîndür
Budur dediler riyâz-ı Rıdvân
Bu kavm-i huceste hûr ü gılmân
Bu iki meh-i huceste-ruhsâr
Mecnûn ile Leylî-i vefâ-dâr
Çün vâdî-i aşka girdiler pâk
Ol pâkliğ ile oldılar hâk
Menzilleri oldı bâğ-ı Rıdvân
Çâkerleri oldı hûr ü gılmân
Çün munda rızâ verüp kazâya
Sabr eylediler gam ü belâya
Getdükde cihân-ı bî-vefâdan
Kurtıldılar ol gam ü belâdan
Çün Zeyd yuhudan oldı bîdâr
Bu nükteni etdi halka izhâr
Halkun olup i‘tikâdı efzûn
Ol kabre ziyâret oldı kânûn
Tamâmî-i sühan
Sâkî mütegayyir oldı hâlüm
Söylemeğe kalmadı mecâlüm
Min-ba‘d ziyâde verme bâde
Rahm eyle ki ser-hoşem ziyâde
Hoş gaflet ile geçürdüm eyyâm
Bilmem ki n’olur işüm ser-encâm
Ser-mâye-i ömr getdi elden
Sûd etmedüm etdüğüm amelden
Feryâd bu cevrden ki gerdûn
Ahvâlümi eyledi dîger-gûn
Dün dîde-i ter kılup güher-bâr
Gerdûna dedüm ki ey cefâ-kâr
Hergiz revişünden olmadum şâd
Dâm-ı gam ü mihnetünden âzâd
Ahbâba nakîz devr edersen
Erbâb-ı kemâle cevr edersen
Mecnûn eğer olsa idi câhil
Olmazdun itâatinde kâhil
Fermânına inkıyâd ederdün
Gönlini müdâm şâd ederdün
Ehl-i hüner olduğı sebebden
Sâhib-nazar olduğu sebepden
Akrânı içinde hâr kıldun
Bî-izzet ü i‘tibâr kıldun
Leylî ger olaydı bir hayâsuz
Ya sen kimi mihrsüz vefâsuz
Olmazdı ana hemîşe cevrün
Kâmınca müdâm olurdı devrün
Fazl ehline mâil olduğından
İdrâk ile kâmil olduğından
Dâim gam elinde zâr edüpsen
Âşüfte-i rûzgâr edüpsen
Men hem ger olaydum ehl-i tezvîr
Etmezdün i‘ânetümde taksîr
Senden garazum olup ser-encâm
Devründe mana olurdı ârâm
Çün ehl-i vekâr ü neng ü ârem
Cevrünle hemîşe hâr ü zârem
Bu yüzden imiş senün medârun
Var imdi ki yohdur i‘tibârun
Gerdûn eşidüp menüm itâbum
Verdi bu edâ ile cevâbum
K’ey sûret-i hâlden habersüz
Her hikmete ayb eden hünersüz
Men emre muvâfık eylerem devr
Hikmetde vefâdur etdüğüm cevr
Ammâ sen eden amel hatâdur
Kim pîr-i tarîkatün hevâdur
Şâirliğe iftihâr edüpsen
Kizbi özüne şiâr edüpsen
Mecnûn dedüğün vücûd-ı kâmil
Her dânişe menden oldı kâbil
Dîvâne ana sen eyledün ad
Senden ana yetdi zulm ü bî-dâd
Leylî dedüğün meh-i tamâmı
Men perdede sahladum girâmî
Rüsvâ-yı halâyık eyledün sen
Min ta‘neye lâyık eyledün sen
Geh Nevfele özr kıldun ıtlâk
Geh İbni Selâma zulm ilhâk
Şerm et bu ne herzedür ne mühmel
Ne İbni Selâm hansı Nevfel
Şerh eylemek eyledün fesâne
Kıldun olarun sözin behâne
Gördi çürümiş sünükler âzâr
Töhmetlerüne olup giriftâr
Emvât mezâlimine girdün
Âsûdelere azâb verdün
Cürmine olanda halk mülzem
Lâzım sorılur bu iftirâ hem
Yetmez mi bu bâis-i azâbun
Bu mes’elede nedür cevâbun
Ey tûtî-i bûstân-ı güftâr
Sarrâf-ı sühan Fuzûlî-i zâr
Aldanma eğer sipihr-i lâib
Ta‘n ile sana dediyse kâzib
Eş‘âra abes deyüp usanma
Ser-mâye-i nazmı sehl sanma
Sözdür güher-i hizâne-i dil
İzhâr-ı sıfât ü zâta kâbil
Cân sözdür eğer bilürse insân
Sözdür ki deyerler özgedür cân
Bi’llah bu yaman mıdur ki hâlâ
Emvâta söz ile verdün ihyâ
Mecnûn ile Leylîni kılub yâd
Ervâhlarını eyledün şâd
Bu beyân-ı özr-i te’lîf-i kitâbdur ve Tarîh-i zamân-ı feth-i bâbdur
Ey kilk-i revende bâreka’llâh
Oldun men-i reh-neverde hem-râh
Min sa‘y ile hâcetüm bitürdün
Bir menzile âkibet yetürdün
Rahmet sana kim sen etdün imdâd
Bu eski binâyı etdüm âbâd
Eşk ile derûnı sîm-endûd
Âh ile bîrûnı anber-âlûd
Mahzenleri genc-i gevher-i derd
Revzenleri menfez-i dem-i serd
El-kıssa müretteb oldı bir bâğ
Her lâlesi bağrı üzre bin dâğ
Hûn-ı ciger âb-ı cûy-bârı
Nevk-i müje ebr-i nevbahârı
Ol dem ki bu nüsha oldı merkûm
Leylî Mecnûn adına mersûm
İzhâra gelüp rümûz-ı vahdet
Vahdetde tamâm olup hikâyet
Târîhine düşdiler muvâfık
Bir olmağ ile ol iki âşık
Bu erbâb-ı vefâdan tevakku‘-i kabûl-i ma‘zeretdür ve Ashâb-ı zekâdan temennâ-yı duâ-yı mağfiretdür
İnsâf ver ey hasûd insâf
Ta‘n etme ki cevherün değül sâf
Ahvâlümi gör harâb ü muztarr
Endûh-ı zemâneden mükedder
Söz dâiresi değül bu ahvâl
İnsâf mana ki olmazem lâl
Menden tama‘ etme fikr-i sâib
Ahvâlümedür sözüm münâsib
Azdur deme cevherüm safâsın
Bir sor ki ne verdiler bahâsın
Bi’llah ger olaydı bir hırîdâr
Min genc-i nihân kılurdum izhâr
Fi’lcümle bu hem ki oldı mastûr
Bir şevk ile zevkden değül dûr
Ayb-ı hüner ihtiyâr kılma
Şi‘rüm hasedin şiâr kılma
Bîhûde yeter taarruz eyle
Ger kâdir isen cevâb söyle
Terk eyle taarruz u inâdı
Kim vâdî-i cehldür bu vâdî
Dem hayr sözinden ur demâdem
V’er hayr demezsen ebsem ebsem
Âhı ünine yığıldı âlem
El cem‘ olup etdiler nezâre
Mecnûn-ı siyâh-rûzgâra
Kabr üstine gördiler yıhılmış
Cânâneye cân nisâr kılmış
Ahvâline ağlayup serâser
Defn etmeğin etdiler mukarrer
Gasl eyleyüben ten-i nizârın
Dildârıun açdılar mezârın
Koydılar anı hem ol mezâra
Gam-nâk yetişdi gam-güsâra
Rûh oldı felekde rûha hem-râz
Ten oldı ten ile yerde dem-sâz
Ref‘ oldı teallukât-ı hâil
Matlûbına tâlib oldı vâsıl
Bir bezm iki şâha mahfil oldı
Bir burc iki mâha menzil oldı
Kabr üstine koydılar nişâne
Fâş oldı bu mâcerâ cihâna
Tavfında kılup murâd hâsıl
Ol kabre halâyık oldı mâil
Geçdükçe zamân mükerrem oldı
Hâcet-geh-i ehl-i âlem oldı
Budur eser-i mahabbet-i pâk
Hoş mertebedür bu kılsan idrâk
Ol meşhede Zeyd olup mücâvir
Âsâr-ı sadâkat etdi zâhir
Ta‘mîr içün etdi çoh atâlar
Tedrîc ile kıldı çoh binâlar
Peyveste harâret-i cigerden
Kandîl-i mezârın etdi rûşen
Cârûb ile âb olanda matlûb
Müjgân ile eşki âb ü cârûb
Her lahza kılurdı tâze mâtem
Kılmazdı figân ü nâlesin kem
Ol mûnis-i müşfik ü muvâfık
Bir gece karîb-i subh-ı sâdık
Bîmâr teninde kalmayup tâb
Kılmışdı mezâra yasdanup hâb
Hâb içre görindi ol figâra
Bir bâğda iki mâh-pâre
Ruhsârlarında zevkden nûr
Bîm-i gam ü derd-i gussadan dûr
Hoş-vakt ü neşât-mend ü dil-şâd
Ağyâr taaruzından âzâd
Her meh-veşe min ferişte-sûret
İhlâs ile olmış ehl-i hidmet
Sordı ki bular ne mâhlardur
Ne rütbelü pâdişâhlardur
Bu ravza ne ravza-i berîndür
Bu kavm ne kavm-i nâzenîndür
Budur dediler riyâz-ı Rıdvân
Bu kavm-i huceste hûr ü gılmân
Bu iki meh-i huceste-ruhsâr
Mecnûn ile Leylî-i vefâ-dâr
Çün vâdî-i aşka girdiler pâk
Ol pâkliğ ile oldılar hâk
Menzilleri oldı bâğ-ı Rıdvân
Çâkerleri oldı hûr ü gılmân
Çün munda rızâ verüp kazâya
Sabr eylediler gam ü belâya
Getdükde cihân-ı bî-vefâdan
Kurtıldılar ol gam ü belâdan
Çün Zeyd yuhudan oldı bîdâr
Bu nükteni etdi halka izhâr
Halkun olup i‘tikâdı efzûn
Ol kabre ziyâret oldı kânûn
Tamâmî-i sühan
Sâkî mütegayyir oldı hâlüm
Söylemeğe kalmadı mecâlüm
Min-ba‘d ziyâde verme bâde
Rahm eyle ki ser-hoşem ziyâde
Hoş gaflet ile geçürdüm eyyâm
Bilmem ki n’olur işüm ser-encâm
Ser-mâye-i ömr getdi elden
Sûd etmedüm etdüğüm amelden
Feryâd bu cevrden ki gerdûn
Ahvâlümi eyledi dîger-gûn
Dün dîde-i ter kılup güher-bâr
Gerdûna dedüm ki ey cefâ-kâr
Hergiz revişünden olmadum şâd
Dâm-ı gam ü mihnetünden âzâd
Ahbâba nakîz devr edersen
Erbâb-ı kemâle cevr edersen
Mecnûn eğer olsa idi câhil
Olmazdun itâatinde kâhil
Fermânına inkıyâd ederdün
Gönlini müdâm şâd ederdün
Ehl-i hüner olduğı sebebden
Sâhib-nazar olduğu sebepden
Akrânı içinde hâr kıldun
Bî-izzet ü i‘tibâr kıldun
Leylî ger olaydı bir hayâsuz
Ya sen kimi mihrsüz vefâsuz
Olmazdı ana hemîşe cevrün
Kâmınca müdâm olurdı devrün
Fazl ehline mâil olduğından
İdrâk ile kâmil olduğından
Dâim gam elinde zâr edüpsen
Âşüfte-i rûzgâr edüpsen
Men hem ger olaydum ehl-i tezvîr
Etmezdün i‘ânetümde taksîr
Senden garazum olup ser-encâm
Devründe mana olurdı ârâm
Çün ehl-i vekâr ü neng ü ârem
Cevrünle hemîşe hâr ü zârem
Bu yüzden imiş senün medârun
Var imdi ki yohdur i‘tibârun
Gerdûn eşidüp menüm itâbum
Verdi bu edâ ile cevâbum
K’ey sûret-i hâlden habersüz
Her hikmete ayb eden hünersüz
Men emre muvâfık eylerem devr
Hikmetde vefâdur etdüğüm cevr
Ammâ sen eden amel hatâdur
Kim pîr-i tarîkatün hevâdur
Şâirliğe iftihâr edüpsen
Kizbi özüne şiâr edüpsen
Mecnûn dedüğün vücûd-ı kâmil
Her dânişe menden oldı kâbil
Dîvâne ana sen eyledün ad
Senden ana yetdi zulm ü bî-dâd
Leylî dedüğün meh-i tamâmı
Men perdede sahladum girâmî
Rüsvâ-yı halâyık eyledün sen
Min ta‘neye lâyık eyledün sen
Geh Nevfele özr kıldun ıtlâk
Geh İbni Selâma zulm ilhâk
Şerm et bu ne herzedür ne mühmel
Ne İbni Selâm hansı Nevfel
Şerh eylemek eyledün fesâne
Kıldun olarun sözin behâne
Gördi çürümiş sünükler âzâr
Töhmetlerüne olup giriftâr
Emvât mezâlimine girdün
Âsûdelere azâb verdün
Cürmine olanda halk mülzem
Lâzım sorılur bu iftirâ hem
Yetmez mi bu bâis-i azâbun
Bu mes’elede nedür cevâbun
Ey tûtî-i bûstân-ı güftâr
Sarrâf-ı sühan Fuzûlî-i zâr
Aldanma eğer sipihr-i lâib
Ta‘n ile sana dediyse kâzib
Eş‘âra abes deyüp usanma
Ser-mâye-i nazmı sehl sanma
Sözdür güher-i hizâne-i dil
İzhâr-ı sıfât ü zâta kâbil
Cân sözdür eğer bilürse insân
Sözdür ki deyerler özgedür cân
Bi’llah bu yaman mıdur ki hâlâ
Emvâta söz ile verdün ihyâ
Mecnûn ile Leylîni kılub yâd
Ervâhlarını eyledün şâd
Bu beyân-ı özr-i te’lîf-i kitâbdur ve Tarîh-i zamân-ı feth-i bâbdur
Ey kilk-i revende bâreka’llâh
Oldun men-i reh-neverde hem-râh
Min sa‘y ile hâcetüm bitürdün
Bir menzile âkibet yetürdün
Rahmet sana kim sen etdün imdâd
Bu eski binâyı etdüm âbâd
Eşk ile derûnı sîm-endûd
Âh ile bîrûnı anber-âlûd
Mahzenleri genc-i gevher-i derd
Revzenleri menfez-i dem-i serd
El-kıssa müretteb oldı bir bâğ
Her lâlesi bağrı üzre bin dâğ
Hûn-ı ciger âb-ı cûy-bârı
Nevk-i müje ebr-i nevbahârı
Ol dem ki bu nüsha oldı merkûm
Leylî Mecnûn adına mersûm
İzhâra gelüp rümûz-ı vahdet
Vahdetde tamâm olup hikâyet
Târîhine düşdiler muvâfık
Bir olmağ ile ol iki âşık
Bu erbâb-ı vefâdan tevakku‘-i kabûl-i ma‘zeretdür ve Ashâb-ı zekâdan temennâ-yı duâ-yı mağfiretdür
İnsâf ver ey hasûd insâf
Ta‘n etme ki cevherün değül sâf
Ahvâlümi gör harâb ü muztarr
Endûh-ı zemâneden mükedder
Söz dâiresi değül bu ahvâl
İnsâf mana ki olmazem lâl
Menden tama‘ etme fikr-i sâib
Ahvâlümedür sözüm münâsib
Azdur deme cevherüm safâsın
Bir sor ki ne verdiler bahâsın
Bi’llah ger olaydı bir hırîdâr
Min genc-i nihân kılurdum izhâr
Fi’lcümle bu hem ki oldı mastûr
Bir şevk ile zevkden değül dûr
Ayb-ı hüner ihtiyâr kılma
Şi‘rüm hasedin şiâr kılma
Bîhûde yeter taarruz eyle
Ger kâdir isen cevâb söyle
Terk eyle taarruz u inâdı
Kim vâdî-i cehldür bu vâdî
Dem hayr sözinden ur demâdem
V’er hayr demezsen ebsem ebsem
Sâkî meded et ki derd-mendem
Gam silsilesine pây-bendem
Gam def‘ine câm-ı mey devâdur
Tedbîr-i gam eylemek revâdur
Senden ne inâyet olsa vâki‘
Fikr etme ki menden ola zâyi‘
Men bir sadefem sen ebr-i nîsân
Ver katra vü al dürr-i galtân
Sensen hurşîd ü men siyeh hâk
Ver âteş ü al cevher-i pâk
Rahm et et ki garîb ü hâk-sârem
Bî-mûnis ü yâr u gam-güsârem
Ol bir niçe hem-dem-i muvâfık
Ya‘nî şuarâ-yı devr-i sâbık
Tedrîc ile geldiler cihâna
Ta‘zîm ile oldılar revâne
Devrân oları muazzam etdi
Her devr birin mükerrem etdi
Her birine hâmî oldı bir şâh
Zevk-ı sühaninden oldı âgâh
Türk ü Arab ü Acemde eyyâm
Her şâire vermiş idi bir kâm
Şâd etmiş idi Ebî Nuvâsı
Hârûn Halife’nün atâsı
Bulmışdı safâ-yı dil Nizâmî
Şirvan Şâh’a düşüp girâmî
Olmışdı Nevâyî-i sühan-dân
Manzûr-ı şehenşeh-i Horâsân
Söz gevherine nazar salanlar
Gencîne verüp güher alanlar
Çün kalmadı kalmadı fesâhat
Erbâb-ı fesâhat içre râhat
Ol tâife çekdi hırkaya baş
Hâletlerin etmez oldılar fâş
Tâ olmaya resm-i şi‘r mefkûd
Ebvâb-ı fünûn-ı nazm mesdûd
Lâzım mana oldı hıfz-ı kânûn
Zabt-ı nesak-ı kelâm-ı mevzûn
Nâçâr dutup tarîk-i nâmûs
Râhatdan olup müdâm me’yûs
Ahdi söze üstüvâr kıldum
Eş‘âr demek şiâr kıldum
Çün halka hilâf-ı müddeâyem
Anlar zu‘mınca süst-râyem
Her söz ki gelür zuhûra menden
Min ta‘ne bulur her encümenden
Eyler hased ehli bağlayup kîn
Tahsîn ivâzına nefy ü nefrîn
Ümmîd ki ref‘ olup küdûret
Tağyîr-pezîr ola bu sûret
Ol kavm bu gülşene girende
Bu gülşen içinde gül derende
Gül tâze idi vü gonca nev-hîz
Depretdükçe nesîm-i gül-rîz
Anlar güli derdiler men-i zâr
Hâlâ dilerem derem has ü hâr
Bu bezme olar verende tezyîn
Mey sâf idi bezm hem nev-âyin
Mey sâfı olara oldı rûzî
Kaldı mana dâğ-ı derd sûzı
Bu dürde men olmışam hevâ-hâh
Bir neş’e verür mi bilmezem âh
Bu pâdişâh-ı İslâmun duâ-yı devletidür ve Kahramân-ı enâmun senâ-yı şevketidür
Sâkî kerem eyle câm gezdür
Dutma kadehi müdâm gezdür
Devrâna çok i‘tibâr kılma
Gezdür kadehi karâr kılma
Tök alup ele gümüş sürahî
Zer sâgara rûh-bahş râhı
Sarf eyle riâyetümde eltâf
Tenhâlığumı gör eyle insâf
Şuğlüm bu bisât içinde çohdur
Senden özge mededci yohdur
Hem-demliğüm eyle âr kılma
Menden nefret şiâr kılma
Ger bilmez isen ki men ne zâtem
Ne zulmet-i çeşme-i hayâtem
Feyz-i hünerüm şarâbdan sor
Sûz-ı cigerüm kebâbdan sor
Dutsan elini men-i fakîrün
Hak ola hemîşe dest-gîrün
Men şâir-i Mûsevî-kelâmem
Sâhirlere mu‘ciz-i tamâmem
Men sâhir-i Bâbilî-nijâdem
Hârûta bu işde üstâdem
Söz derkine sarf edüp firâset
Emlâkine bulmışam riyâset
Geh tarz-ı kasîde eylerem sâz
Şeh-bâzum olur bülend-pervâz
Geh de’b-i gazel olur şiârum
Ol de’be revân verür karârum
Geh mesnevîye olup heves-nâk
Ol bahrden isterem dür-i pâk
Her dilde ki var ehl–i râzem
Mecmû‘-ı fünûna aşk-bâzem
Bir kâr-gerem hezâr-pîşe
Cânlar çeküp isterem hemîşe
Dükkânum ola revâc-ı bâzâr
Her istedügin bula hırîdâr
Bu bir tarîk ile kesr-i nefsdür ve Mukaddime-i medh-i pâdişâh-ı asrdur
Sâkî ne idi bu câm-ı gül-gûn
Kim eyledi hâlümi diger-gûn
Ser-mest olubem sözüm hebâdur
Her lâf ki eylerem hatâdur
Te’sîr salup dimâğâ teşvîr
Teşvîr mizâcum etdi tağyîr
Men handan ü lâf-ı lutf-ı güftâr
Kim söz demeğe olam sezâ-vâr
Olsaydı menüm sözümde bir hâl
Elbette olurdum ehl-i ikbâl
Müstevcib-i izz ü câh olurdum
Şâyeste-i bârgâh olurdum
Makbûl düşerdüm âstâna
Manzûr-ı şehenşeh-i zamâna
Ol pâdişeh-i bülend-bîniş
Kim hâk-i rehidür âferîniş
Müstahfız-ı dîn penâh-ı İslâm
Mahdûm-ı zaman melâz-ı eyyâm
Ebr-istihsân ü berk-kîne
Şâhenşeh-i Mekke vü Medîne
Müstakdim-i hak muhill-i bâtıl
Sultan-ı murâd-bahş-ı âdil
Erbâb-ı hüner ümîd-gâhı
Türk ü Arab ü Acem penâhı
Deryâ kimi eyleyen demâdem
Endîşe-i kurb ü bu‘d-ı âlem
Lutf ile veren yahına lû’lû
Ebr ile yırağa gönderen su
Lû’lûsını eyleyen cihân-tâb
Leb-teşneleri dür ile sîr-âb
Gerdûn kimi lutf edende zâhir
Dâmen dâmen töken cevâhir
Gün kimi olanda cûdâ mazhar
Hırmen hırmen nisâr eden zer
Tugrâ-yı misâl-i Âl-i Osmân
Sultân-ı sipeh-şiken Süleymân
Yerde düşer olsa feyzi hâke
Ta‘n eyleye hâk ruh-ı pâke
Gökde nazar etse bir hümâya
Hurşîde salur hümây sâye
Ger şarka urur sinân-ı ser-keş
Gün kimi çıhar sipihre âteş
V’er garba çalarsa tîğ-i bürrân
Gerdûna yeter şafak kimi kan
Dün çerh yana nigâh kıldum
Nezzâre-i levh-ı mâh kıldum
Gördüm bu hatı ki hâme-i hûr
Ol levhde eylemişdi mastûr
Bu kasîde Hazret-i Pâdişâh şânındadur
Zihî kâmil ki akl-ı nükte-dân derkinde hayrândur
Vücud-ı bî-misâli intihâb-ı nev‘-i insândur
Felek bir dürc anun zât-ı şerîfi gevher-i yektâ
Cihân bir cism anun hükm-i revânı fi’l-mesel cândur
Tarîk-i tâati hem mezhebe hem millete nâfi‘
Hilâf-ı meşrebi hem devlete hem dîne noksândur
İki kısm eylemiş küfr ile îman yeddi iklîmi
Anun hükmindedür ba‘zı vü ba‘zı kâfiristândur
Esâs-ı hükmidür ma‘nîde bir sedd-i Sikender kim
Anun Ye’cûcdur bir yanı vü bir yanı insândur
Binâ-yı kadridür ma‘nîde bir âlî imâret kim
Mukarnes tâk-i gerdûn ol imâretden bir eyvândur
Muzaffer dâimâ Sultân Süleymân Hân-ı âdil-dil
Ki her kim tâbi‘-i fermânı olmaz nâ-müselmândur
Cihân-gîrî ki gün tek mülk teshîrine azm etse
Muhakkar cilve-gâhı arsa-i Îrân ü Tûrândur
Sâhî-tab‘ u mürüvvet-pîşedür kim bahr-ı eltâfı
Temevvüc kılsa mevci fakr bünyâdına tûfândur
Kemîne kimseye kemter atâsı hâsıl-ı deryâ
Muhakkar meclise bezl-i hakîre behre-i kândur
Vücûd-ı pâki-le Hak rahmetidür âleme nâzil
İtâat ehline gösterdiği adl ile ihsândur
Süleymân bârgâhıdur yakîn heybetlü dergâhı
Kim anda dîvler tâbi‘ perîler bende-fermândur
Muazzam leşkeridür bir bulut kim düşmene andan
Firengîler sadâsı ra‘d toplar daşı bârandur
Semendi seğridende lâmi‘ olmış ahter-i sâkîb
Sipâhı deprenende mevce gelmiş bahr-ı ummândur
Seferde çekmek içün haşmet ü ikbâl esbâbın
Arâbe arş levhi ordusı gerdûn-ı gerdândur
Zamânında yetüp cem‘iyyet-i esbâba ârifler
Olup derhem hemîn mahbûblar zülfi perîşândur
Halâyık subh-tek handân olup mihr-i cemâlinden
Dil-i sûzân ile devrinde ancak şem‘ giryândur
Havâdisden mizâc-ı mülk tağyîrine imkân yoh
Kemâl-i adl ile tâ mülke Osmân oğlu sultândur
Bi-hamdi’llâh bugün havf ü hatâdan şer‘ nâmûsın
Bulup tevfîk-ı nusret sahlayan Sultân Süleymândur
Nişân-ı feyzidür ol nusret ü ikbâl kim hâlâ
Ne yan kim azm kılsa rehberi te’yîd-i Yezdândur
Dil ü cândan Fuzûlî izz ü ikbâline ol şâhun
Rızâ-yı Hakk içün dâim duâ-gûy ü senâ-hândur
Çü oldur hâmî-i İslâm vâcibdür anun medhi
Ne kim medhinden özge söz demiş andan peşîmândur
İlâhî bâkî olsun dâim insan-perver ikbâli
Cihân-ı fânî içre tâ binâ-yı nev‘-i insândur
Yâ Rab ki muzaffer ola dâim
Zâtiyle binâ-yı adl kâim
Şâyeste ana serîr ü efser
Âlemlere adli sâye-güster
Bu sebeb-i nazm-ı kitâbdur ve Bâis-i irtikâb-ı azâbdur
Sâkî dut elüm ki haste-hâlem
Gam reh-güzerinde pây-mâlem
Sensen men-i mübtelâya gam-hâr
Senden özge dahi kimüm var
Gam silsilesine pây-bendem
Gam def‘ine câm-ı mey devâdur
Tedbîr-i gam eylemek revâdur
Senden ne inâyet olsa vâki‘
Fikr etme ki menden ola zâyi‘
Men bir sadefem sen ebr-i nîsân
Ver katra vü al dürr-i galtân
Sensen hurşîd ü men siyeh hâk
Ver âteş ü al cevher-i pâk
Rahm et et ki garîb ü hâk-sârem
Bî-mûnis ü yâr u gam-güsârem
Ol bir niçe hem-dem-i muvâfık
Ya‘nî şuarâ-yı devr-i sâbık
Tedrîc ile geldiler cihâna
Ta‘zîm ile oldılar revâne
Devrân oları muazzam etdi
Her devr birin mükerrem etdi
Her birine hâmî oldı bir şâh
Zevk-ı sühaninden oldı âgâh
Türk ü Arab ü Acemde eyyâm
Her şâire vermiş idi bir kâm
Şâd etmiş idi Ebî Nuvâsı
Hârûn Halife’nün atâsı
Bulmışdı safâ-yı dil Nizâmî
Şirvan Şâh’a düşüp girâmî
Olmışdı Nevâyî-i sühan-dân
Manzûr-ı şehenşeh-i Horâsân
Söz gevherine nazar salanlar
Gencîne verüp güher alanlar
Çün kalmadı kalmadı fesâhat
Erbâb-ı fesâhat içre râhat
Ol tâife çekdi hırkaya baş
Hâletlerin etmez oldılar fâş
Tâ olmaya resm-i şi‘r mefkûd
Ebvâb-ı fünûn-ı nazm mesdûd
Lâzım mana oldı hıfz-ı kânûn
Zabt-ı nesak-ı kelâm-ı mevzûn
Nâçâr dutup tarîk-i nâmûs
Râhatdan olup müdâm me’yûs
Ahdi söze üstüvâr kıldum
Eş‘âr demek şiâr kıldum
Çün halka hilâf-ı müddeâyem
Anlar zu‘mınca süst-râyem
Her söz ki gelür zuhûra menden
Min ta‘ne bulur her encümenden
Eyler hased ehli bağlayup kîn
Tahsîn ivâzına nefy ü nefrîn
Ümmîd ki ref‘ olup küdûret
Tağyîr-pezîr ola bu sûret
Ol kavm bu gülşene girende
Bu gülşen içinde gül derende
Gül tâze idi vü gonca nev-hîz
Depretdükçe nesîm-i gül-rîz
Anlar güli derdiler men-i zâr
Hâlâ dilerem derem has ü hâr
Bu bezme olar verende tezyîn
Mey sâf idi bezm hem nev-âyin
Mey sâfı olara oldı rûzî
Kaldı mana dâğ-ı derd sûzı
Bu dürde men olmışam hevâ-hâh
Bir neş’e verür mi bilmezem âh
Bu pâdişâh-ı İslâmun duâ-yı devletidür ve Kahramân-ı enâmun senâ-yı şevketidür
Sâkî kerem eyle câm gezdür
Dutma kadehi müdâm gezdür
Devrâna çok i‘tibâr kılma
Gezdür kadehi karâr kılma
Tök alup ele gümüş sürahî
Zer sâgara rûh-bahş râhı
Sarf eyle riâyetümde eltâf
Tenhâlığumı gör eyle insâf
Şuğlüm bu bisât içinde çohdur
Senden özge mededci yohdur
Hem-demliğüm eyle âr kılma
Menden nefret şiâr kılma
Ger bilmez isen ki men ne zâtem
Ne zulmet-i çeşme-i hayâtem
Feyz-i hünerüm şarâbdan sor
Sûz-ı cigerüm kebâbdan sor
Dutsan elini men-i fakîrün
Hak ola hemîşe dest-gîrün
Men şâir-i Mûsevî-kelâmem
Sâhirlere mu‘ciz-i tamâmem
Men sâhir-i Bâbilî-nijâdem
Hârûta bu işde üstâdem
Söz derkine sarf edüp firâset
Emlâkine bulmışam riyâset
Geh tarz-ı kasîde eylerem sâz
Şeh-bâzum olur bülend-pervâz
Geh de’b-i gazel olur şiârum
Ol de’be revân verür karârum
Geh mesnevîye olup heves-nâk
Ol bahrden isterem dür-i pâk
Her dilde ki var ehl–i râzem
Mecmû‘-ı fünûna aşk-bâzem
Bir kâr-gerem hezâr-pîşe
Cânlar çeküp isterem hemîşe
Dükkânum ola revâc-ı bâzâr
Her istedügin bula hırîdâr
Bu bir tarîk ile kesr-i nefsdür ve Mukaddime-i medh-i pâdişâh-ı asrdur
Sâkî ne idi bu câm-ı gül-gûn
Kim eyledi hâlümi diger-gûn
Ser-mest olubem sözüm hebâdur
Her lâf ki eylerem hatâdur
Te’sîr salup dimâğâ teşvîr
Teşvîr mizâcum etdi tağyîr
Men handan ü lâf-ı lutf-ı güftâr
Kim söz demeğe olam sezâ-vâr
Olsaydı menüm sözümde bir hâl
Elbette olurdum ehl-i ikbâl
Müstevcib-i izz ü câh olurdum
Şâyeste-i bârgâh olurdum
Makbûl düşerdüm âstâna
Manzûr-ı şehenşeh-i zamâna
Ol pâdişeh-i bülend-bîniş
Kim hâk-i rehidür âferîniş
Müstahfız-ı dîn penâh-ı İslâm
Mahdûm-ı zaman melâz-ı eyyâm
Ebr-istihsân ü berk-kîne
Şâhenşeh-i Mekke vü Medîne
Müstakdim-i hak muhill-i bâtıl
Sultan-ı murâd-bahş-ı âdil
Erbâb-ı hüner ümîd-gâhı
Türk ü Arab ü Acem penâhı
Deryâ kimi eyleyen demâdem
Endîşe-i kurb ü bu‘d-ı âlem
Lutf ile veren yahına lû’lû
Ebr ile yırağa gönderen su
Lû’lûsını eyleyen cihân-tâb
Leb-teşneleri dür ile sîr-âb
Gerdûn kimi lutf edende zâhir
Dâmen dâmen töken cevâhir
Gün kimi olanda cûdâ mazhar
Hırmen hırmen nisâr eden zer
Tugrâ-yı misâl-i Âl-i Osmân
Sultân-ı sipeh-şiken Süleymân
Yerde düşer olsa feyzi hâke
Ta‘n eyleye hâk ruh-ı pâke
Gökde nazar etse bir hümâya
Hurşîde salur hümây sâye
Ger şarka urur sinân-ı ser-keş
Gün kimi çıhar sipihre âteş
V’er garba çalarsa tîğ-i bürrân
Gerdûna yeter şafak kimi kan
Dün çerh yana nigâh kıldum
Nezzâre-i levh-ı mâh kıldum
Gördüm bu hatı ki hâme-i hûr
Ol levhde eylemişdi mastûr
Bu kasîde Hazret-i Pâdişâh şânındadur
Zihî kâmil ki akl-ı nükte-dân derkinde hayrândur
Vücud-ı bî-misâli intihâb-ı nev‘-i insândur
Felek bir dürc anun zât-ı şerîfi gevher-i yektâ
Cihân bir cism anun hükm-i revânı fi’l-mesel cândur
Tarîk-i tâati hem mezhebe hem millete nâfi‘
Hilâf-ı meşrebi hem devlete hem dîne noksândur
İki kısm eylemiş küfr ile îman yeddi iklîmi
Anun hükmindedür ba‘zı vü ba‘zı kâfiristândur
Esâs-ı hükmidür ma‘nîde bir sedd-i Sikender kim
Anun Ye’cûcdur bir yanı vü bir yanı insândur
Binâ-yı kadridür ma‘nîde bir âlî imâret kim
Mukarnes tâk-i gerdûn ol imâretden bir eyvândur
Muzaffer dâimâ Sultân Süleymân Hân-ı âdil-dil
Ki her kim tâbi‘-i fermânı olmaz nâ-müselmândur
Cihân-gîrî ki gün tek mülk teshîrine azm etse
Muhakkar cilve-gâhı arsa-i Îrân ü Tûrândur
Sâhî-tab‘ u mürüvvet-pîşedür kim bahr-ı eltâfı
Temevvüc kılsa mevci fakr bünyâdına tûfândur
Kemîne kimseye kemter atâsı hâsıl-ı deryâ
Muhakkar meclise bezl-i hakîre behre-i kândur
Vücûd-ı pâki-le Hak rahmetidür âleme nâzil
İtâat ehline gösterdiği adl ile ihsândur
Süleymân bârgâhıdur yakîn heybetlü dergâhı
Kim anda dîvler tâbi‘ perîler bende-fermândur
Muazzam leşkeridür bir bulut kim düşmene andan
Firengîler sadâsı ra‘d toplar daşı bârandur
Semendi seğridende lâmi‘ olmış ahter-i sâkîb
Sipâhı deprenende mevce gelmiş bahr-ı ummândur
Seferde çekmek içün haşmet ü ikbâl esbâbın
Arâbe arş levhi ordusı gerdûn-ı gerdândur
Zamânında yetüp cem‘iyyet-i esbâba ârifler
Olup derhem hemîn mahbûblar zülfi perîşândur
Halâyık subh-tek handân olup mihr-i cemâlinden
Dil-i sûzân ile devrinde ancak şem‘ giryândur
Havâdisden mizâc-ı mülk tağyîrine imkân yoh
Kemâl-i adl ile tâ mülke Osmân oğlu sultândur
Bi-hamdi’llâh bugün havf ü hatâdan şer‘ nâmûsın
Bulup tevfîk-ı nusret sahlayan Sultân Süleymândur
Nişân-ı feyzidür ol nusret ü ikbâl kim hâlâ
Ne yan kim azm kılsa rehberi te’yîd-i Yezdândur
Dil ü cândan Fuzûlî izz ü ikbâline ol şâhun
Rızâ-yı Hakk içün dâim duâ-gûy ü senâ-hândur
Çü oldur hâmî-i İslâm vâcibdür anun medhi
Ne kim medhinden özge söz demiş andan peşîmândur
İlâhî bâkî olsun dâim insan-perver ikbâli
Cihân-ı fânî içre tâ binâ-yı nev‘-i insândur
Yâ Rab ki muzaffer ola dâim
Zâtiyle binâ-yı adl kâim
Şâyeste ana serîr ü efser
Âlemlere adli sâye-güster
Bu sebeb-i nazm-ı kitâbdur ve Bâis-i irtikâb-ı azâbdur
Sâkî dut elüm ki haste-hâlem
Gam reh-güzerinde pây-mâlem
Sensen men-i mübtelâya gam-hâr
Senden özge dahi kimüm var
Müşkil işe düşmişem meded kıl
Mey hırziyle belâmı red kıl
Hall eyleye gör bu müşkilâtı
Kemm etme kulundan iltifâtı
Bir gün ki mey-i Süheyl-te’sîr
Vermişdi mizâc-ı pâke tağyîr
Hem-reng-i bahâr olup hazânum
Dönmişdi akîke za‘ferânum
Cem‘ idi yanumda ittifâkî
Sâz ü meze vü şarâb ü sâkî
Peyveste lebâleb ü peyâpey
Nûş eyler idüm kadeh kadeh mey
Zevk üzre mey artururdı zevküm
Şevk üzre ziyâd olurdı şevküm
Ol bezm idi âfiyet bahârı
Men bülbül-i zâr ü bî-karârı
Bir hadde erişdi neş’e-i câm
Kim kalmadı ehl-i bezme ârâm
Esrâr-ı dil oldı âşikârâ
Mesdûd oluben der-i müdârâ
Olmışdı refîk u hem-zebânum
Ayîne-i tûti-i revânum
Bir niçe zarîf-i hıtta-i Rûm
Rûmî ki dedük kaziyye ma‘lûm
Ya‘nî ki kamu dekâyık ehli
Her mes’elede hakâyık ehli
Hem ilm feninde nükte-dânlar
Hem söz revişinde dür-feşânlar
Kim eyler idi dekâyık-i râz
Şeyhîden ü Ahmedîden âğâz
Kim söyler idi öğüp kelâmı
Evsâf-ı Halîlî vü Nizâmî
Bilmişler idi ki hüsn-i güftâr
Kadrüm kaderince mende hem var
Çün var idi mestlikde lâfum
Kim anlana sıdkum ü hilâfum
Men hasteni etdiler nişâne
Bir reng ile tîr-i imtihâna
Lutf ile dediler ey sühan-senc
Fâş eyle cihâna bir nihân genc
Leylî Mecnûn Acemde çohdur
Etrâkde ol fesâne yohdur
Takrîre getür bu dâstânı
Kıl tâze bu eski bûstânı
Bildüm bu kaziyye imtihândur
Zîrâ ki bu bir belâ-yı cândur
Sevdâsı dırâz ü bahrı kûtâh
Mazmûnı figân ü nâle vü âh
Bir bezm-i musîbet ü belâdur
Kim evveli gam sonı fenâdur
Ne bâdesine neşâtdan reng
Ne nağmesine ferahdan âheng
İdrâke verür hayâli âzâr
Efkârı eder melâli efgâr
Olsaydı teveccühi münâsib
Tevcîhine çoh olurdı râğıb
Olsaydı tasarrufında râhat
Çoh kâmil ana kılurdı rağbet
Bi’llâh ki ne hoş demiş Nizâmî
Bu bâbda hatm edüp kelâmı
Esbâb-ı sühan neşât u nâzest
Z’in her dü sühan behâne-sâzest
Meydân-ı sühan ferâh bâyed
Tâ tab‘ süvariî nümâyed
Der-germî-i rîk u sahtî-i kûh
Tâ çend sühan reved be-enbûh
Bir iş ki kılur şikâyet üstâd
Şâgirde olur rücûı bî-dâd
Gerçi bilürem bu bir sitemdür
Teklîfi munun gam üzre gamdur
Ammâ niçe etmek olur ikrâh
Bir vâkıadur ki düşdi nâgâh
Yeğdür yine özrden şürûum
Bu işde tevekküle rücûum
Ey tâb‘-ı latîf ü akl-ı vâlâ
İdrâk-i bülend ü nutk-ı gûyâ
Düşdi seferüm diyâr-ı derde
Kimdür mana yâr bu seferde
Her kimde ki vardur istitâat
Derd ü gam ü mihnete kanâat
Oldur bu müsâferetde yârum
Zevk ehline yohdur i‘tibârum
Merkeb gerek olsa azm-i râha
Besdür bize hâme vü siyâhe
V’er tûşe-i râh olursa matlûb
Mazmûn-ı hoş u ibâret-i hûb
Azm eyleyelüm teallül etmen
Menzil keselüm tegâfül etmen
Ey baht vefâsuz olma sen hem
Hem-râhlığ et bizümle bir dem
Bu saâdetlü Beg hazretlerinün medhidür
Ey hâme-i ser-keş ü sebük-hîz
Vakt oldı ki olasen güher-rîz
Men âcizem ü bu emr müşkil
İmdâd demidür olma gâfil
Âsâr-ı mürüvvet eyle izhâr
Tez depren eğer mürüvvetün var
Sen kıl hüneri men eyleyem ad
Sen çek elemi men olayum şâd
Çün nahl-i hadîka-i hünersen
Miftâh-ı hizâne-i gühersen
Cehd eyle çıhar cevâhir-i pâk
Fikr etme ki yohdur ehl-i idrâk
Deme ki bulup kesâdı bâzâr
Bulmaz bu metâımuz hırîdâr
Yetmez mi sana emîr-i kâmil
Serdâr-ı zemâne Veys-i âdil
Ol bahr-i atâ vü kân-ı eltâf
Kim şânına geldi adl ü insâf
Serdâr-ı muazzam ü mükerrem
Cânâne-i mülk ü cân-ı âlem
Zâtında anun hemîşe mevcûd
Adl ü edeb ü şecâat ü cûd
Adlinden eğer terâne-i çeng
Fâş eylese bezmde bir âheng
Yel şem‘e dahî taarruz etmez
Pervâneye şem‘ zulmi yetmez
Hüsn-i edeb ile eyle mu‘tâd
Kim nûrı yanında kılsalar yâd
Ol söz dilemez ki ola tekrâr
Tâ yetmeye sâyesine âzâr
Üslûb-ı şecâat içre mâhir
Hurşîd-sıfat cihânda zâhir
Hem hâs anı söylemekde hem âm
Hem Rûm dolu adı ile hem Şâm
Ger cûdına kimse olsa tâlib
Mümkin ola kahrı lutfa gâlib
Ya‘ni mana öğredüp sahâvet
Bir hâceti istemek ne hâcet
Olmış ana hâne-i emâret
Bu dört binâ ile imâret
Ey dûst-nevâz ü düşmen-endâz
Şâhin-reviş ü bülend-pervâz
Düzdüm sana turfe âşiyâne
Ya‘ni ebedî neşât-hâne
Ma‘mûr edübem binâ-yi âlî
Cennet sıfatı İrem misâli
Tâ rûz-i ebed munı makâm et
Bî-dağdağa işret-i müdâm et
Bi’llâh ki değül yaman eser bu
Ger ad ise müddeâ yeter bu
Men kim sana olmışam senâ-hân
Sultan Veyis’e niçük ki Selmân
Budur garazum ki câvidânî
Adun duta arsa-i cihânı
Tâ bâkî ola bu sebz gülşen
Hem men olam ehl-i zikr hem sen
Bu tuğrâ-yı misâl-i mahabbetdür ve Dîbâce-i dîvân-ı mihnetdür
Dihkân-ı hadîka-i hikâyet
Sarrâf-ı cevâhir-i rivâyet
Ma‘nî çemenine gül tikende
Söz riştesine güher çekende
Kılmış bu revişde nükte-dânlığ
Gül-rîzliğ ü güher-feşânlığ
Kim hayl-i Arabda bir cevân-merd
Cem‘iyyet-i izz ü câh ile ferd
Müstecmi‘-i cümle-i fezâil
Bulmışdı riyâset-i kabâil
Emrine Arab mutî‘ ü münkâd
Geh Basra makâmı gâh Bağdâd
Bir buk‘ada olmayup karârı
Gezmekde geçerdi rüzgârı
Her lahza ururdı ol yegâne
Ser-çeşmelere siyâh hâne
Seyr eyler idi sürüp tena‘‘um
Gözler üzere misâl-i merdüm
Evzâ‘-ı hıyâm-ı müşg-fâmı
Halka şeb-i Kadr tek girâmî
Her menzile kim güzâr ederdi
Sahrânı benefşe-zâr ederdi
Gül-zârlar içre lâle çağı
Benzerdi evine lâle dâğı
Emvâli cemî‘-i cinsden çoh
Ammâ bu cihânda vârisi yoh
Ger kılsa anı telef havâdis
Yoh bir halefi ki ola vâris
Ferzendsüz âdemî telefdür
Bâkî eden âdemi halefdür
Nesl ile olur bekâ-yı insân
Nazm-ı beşer ü nizâm-ı devrân
Cân cevherine bedeldür evlâd
Evlâd koyan koyar hemîn âd
Hoş ol ki halefden ola hoş-dil
Dünyâda bir oğlı ola kâbil
Pîrâyesi ola dest-gâha
Sermâyesi ola izz ü câha
Ah er ola bir sefîh ü ser-keş
Etvârı kerîh ü hulkı nâ-hoş
Teşnî‘ ohına olup nişâne
Bîzâr ola andan ata ane
El kıssa ol efdal-i kabâil
Ol pîr-i hamîdetü’l-hasâil
Ferzende olup hemîşe tâlib
Tahsîl-i bekâ-yı nesle râgıb
Çoh mâh-likâ sanemler aldı
Çoh turfe zemîne tohm saldı
Çoh nezrler etdi her mezâra
Çoh kıldı niyâz Kirdgâra
Te’sîr kılup figân ü âhı
Avn etdi inâyet-i İlâhî
Bir gece açıldı bâb-ı rahmet
Buldı eser-i duâ icâbet
Mey hırziyle belâmı red kıl
Hall eyleye gör bu müşkilâtı
Kemm etme kulundan iltifâtı
Bir gün ki mey-i Süheyl-te’sîr
Vermişdi mizâc-ı pâke tağyîr
Hem-reng-i bahâr olup hazânum
Dönmişdi akîke za‘ferânum
Cem‘ idi yanumda ittifâkî
Sâz ü meze vü şarâb ü sâkî
Peyveste lebâleb ü peyâpey
Nûş eyler idüm kadeh kadeh mey
Zevk üzre mey artururdı zevküm
Şevk üzre ziyâd olurdı şevküm
Ol bezm idi âfiyet bahârı
Men bülbül-i zâr ü bî-karârı
Bir hadde erişdi neş’e-i câm
Kim kalmadı ehl-i bezme ârâm
Esrâr-ı dil oldı âşikârâ
Mesdûd oluben der-i müdârâ
Olmışdı refîk u hem-zebânum
Ayîne-i tûti-i revânum
Bir niçe zarîf-i hıtta-i Rûm
Rûmî ki dedük kaziyye ma‘lûm
Ya‘nî ki kamu dekâyık ehli
Her mes’elede hakâyık ehli
Hem ilm feninde nükte-dânlar
Hem söz revişinde dür-feşânlar
Kim eyler idi dekâyık-i râz
Şeyhîden ü Ahmedîden âğâz
Kim söyler idi öğüp kelâmı
Evsâf-ı Halîlî vü Nizâmî
Bilmişler idi ki hüsn-i güftâr
Kadrüm kaderince mende hem var
Çün var idi mestlikde lâfum
Kim anlana sıdkum ü hilâfum
Men hasteni etdiler nişâne
Bir reng ile tîr-i imtihâna
Lutf ile dediler ey sühan-senc
Fâş eyle cihâna bir nihân genc
Leylî Mecnûn Acemde çohdur
Etrâkde ol fesâne yohdur
Takrîre getür bu dâstânı
Kıl tâze bu eski bûstânı
Bildüm bu kaziyye imtihândur
Zîrâ ki bu bir belâ-yı cândur
Sevdâsı dırâz ü bahrı kûtâh
Mazmûnı figân ü nâle vü âh
Bir bezm-i musîbet ü belâdur
Kim evveli gam sonı fenâdur
Ne bâdesine neşâtdan reng
Ne nağmesine ferahdan âheng
İdrâke verür hayâli âzâr
Efkârı eder melâli efgâr
Olsaydı teveccühi münâsib
Tevcîhine çoh olurdı râğıb
Olsaydı tasarrufında râhat
Çoh kâmil ana kılurdı rağbet
Bi’llâh ki ne hoş demiş Nizâmî
Bu bâbda hatm edüp kelâmı
Esbâb-ı sühan neşât u nâzest
Z’in her dü sühan behâne-sâzest
Meydân-ı sühan ferâh bâyed
Tâ tab‘ süvariî nümâyed
Der-germî-i rîk u sahtî-i kûh
Tâ çend sühan reved be-enbûh
Bir iş ki kılur şikâyet üstâd
Şâgirde olur rücûı bî-dâd
Gerçi bilürem bu bir sitemdür
Teklîfi munun gam üzre gamdur
Ammâ niçe etmek olur ikrâh
Bir vâkıadur ki düşdi nâgâh
Yeğdür yine özrden şürûum
Bu işde tevekküle rücûum
Ey tâb‘-ı latîf ü akl-ı vâlâ
İdrâk-i bülend ü nutk-ı gûyâ
Düşdi seferüm diyâr-ı derde
Kimdür mana yâr bu seferde
Her kimde ki vardur istitâat
Derd ü gam ü mihnete kanâat
Oldur bu müsâferetde yârum
Zevk ehline yohdur i‘tibârum
Merkeb gerek olsa azm-i râha
Besdür bize hâme vü siyâhe
V’er tûşe-i râh olursa matlûb
Mazmûn-ı hoş u ibâret-i hûb
Azm eyleyelüm teallül etmen
Menzil keselüm tegâfül etmen
Ey baht vefâsuz olma sen hem
Hem-râhlığ et bizümle bir dem
Bu saâdetlü Beg hazretlerinün medhidür
Ey hâme-i ser-keş ü sebük-hîz
Vakt oldı ki olasen güher-rîz
Men âcizem ü bu emr müşkil
İmdâd demidür olma gâfil
Âsâr-ı mürüvvet eyle izhâr
Tez depren eğer mürüvvetün var
Sen kıl hüneri men eyleyem ad
Sen çek elemi men olayum şâd
Çün nahl-i hadîka-i hünersen
Miftâh-ı hizâne-i gühersen
Cehd eyle çıhar cevâhir-i pâk
Fikr etme ki yohdur ehl-i idrâk
Deme ki bulup kesâdı bâzâr
Bulmaz bu metâımuz hırîdâr
Yetmez mi sana emîr-i kâmil
Serdâr-ı zemâne Veys-i âdil
Ol bahr-i atâ vü kân-ı eltâf
Kim şânına geldi adl ü insâf
Serdâr-ı muazzam ü mükerrem
Cânâne-i mülk ü cân-ı âlem
Zâtında anun hemîşe mevcûd
Adl ü edeb ü şecâat ü cûd
Adlinden eğer terâne-i çeng
Fâş eylese bezmde bir âheng
Yel şem‘e dahî taarruz etmez
Pervâneye şem‘ zulmi yetmez
Hüsn-i edeb ile eyle mu‘tâd
Kim nûrı yanında kılsalar yâd
Ol söz dilemez ki ola tekrâr
Tâ yetmeye sâyesine âzâr
Üslûb-ı şecâat içre mâhir
Hurşîd-sıfat cihânda zâhir
Hem hâs anı söylemekde hem âm
Hem Rûm dolu adı ile hem Şâm
Ger cûdına kimse olsa tâlib
Mümkin ola kahrı lutfa gâlib
Ya‘ni mana öğredüp sahâvet
Bir hâceti istemek ne hâcet
Olmış ana hâne-i emâret
Bu dört binâ ile imâret
Ey dûst-nevâz ü düşmen-endâz
Şâhin-reviş ü bülend-pervâz
Düzdüm sana turfe âşiyâne
Ya‘ni ebedî neşât-hâne
Ma‘mûr edübem binâ-yi âlî
Cennet sıfatı İrem misâli
Tâ rûz-i ebed munı makâm et
Bî-dağdağa işret-i müdâm et
Bi’llâh ki değül yaman eser bu
Ger ad ise müddeâ yeter bu
Men kim sana olmışam senâ-hân
Sultan Veyis’e niçük ki Selmân
Budur garazum ki câvidânî
Adun duta arsa-i cihânı
Tâ bâkî ola bu sebz gülşen
Hem men olam ehl-i zikr hem sen
Bu tuğrâ-yı misâl-i mahabbetdür ve Dîbâce-i dîvân-ı mihnetdür
Dihkân-ı hadîka-i hikâyet
Sarrâf-ı cevâhir-i rivâyet
Ma‘nî çemenine gül tikende
Söz riştesine güher çekende
Kılmış bu revişde nükte-dânlığ
Gül-rîzliğ ü güher-feşânlığ
Kim hayl-i Arabda bir cevân-merd
Cem‘iyyet-i izz ü câh ile ferd
Müstecmi‘-i cümle-i fezâil
Bulmışdı riyâset-i kabâil
Emrine Arab mutî‘ ü münkâd
Geh Basra makâmı gâh Bağdâd
Bir buk‘ada olmayup karârı
Gezmekde geçerdi rüzgârı
Her lahza ururdı ol yegâne
Ser-çeşmelere siyâh hâne
Seyr eyler idi sürüp tena‘‘um
Gözler üzere misâl-i merdüm
Evzâ‘-ı hıyâm-ı müşg-fâmı
Halka şeb-i Kadr tek girâmî
Her menzile kim güzâr ederdi
Sahrânı benefşe-zâr ederdi
Gül-zârlar içre lâle çağı
Benzerdi evine lâle dâğı
Emvâli cemî‘-i cinsden çoh
Ammâ bu cihânda vârisi yoh
Ger kılsa anı telef havâdis
Yoh bir halefi ki ola vâris
Ferzendsüz âdemî telefdür
Bâkî eden âdemi halefdür
Nesl ile olur bekâ-yı insân
Nazm-ı beşer ü nizâm-ı devrân
Cân cevherine bedeldür evlâd
Evlâd koyan koyar hemîn âd
Hoş ol ki halefden ola hoş-dil
Dünyâda bir oğlı ola kâbil
Pîrâyesi ola dest-gâha
Sermâyesi ola izz ü câha
Ah er ola bir sefîh ü ser-keş
Etvârı kerîh ü hulkı nâ-hoş
Teşnî‘ ohına olup nişâne
Bîzâr ola andan ata ane
El kıssa ol efdal-i kabâil
Ol pîr-i hamîdetü’l-hasâil
Ferzende olup hemîşe tâlib
Tahsîl-i bekâ-yı nesle râgıb
Çoh mâh-likâ sanemler aldı
Çoh turfe zemîne tohm saldı
Çoh nezrler etdi her mezâra
Çoh kıldı niyâz Kirdgâra
Te’sîr kılup figân ü âhı
Avn etdi inâyet-i İlâhî
Bir gece açıldı bâb-ı rahmet
Buldı eser-i duâ icâbet
Maksad şem‘i münevver oldı
Sandûk-ı emel dür ile doldı
Tedrîc ile kıldı kilk-i takdîr
Nakş-ı garazı rahimde tasvîr
Ber verdi nihâl-i bâğ-ı maksûd
Açıldı gül-i hadîka-i cûd
Çün va‘de erişdi doğdı bir ay
Hurşîd ruhıyla âlem-ârây
Şâd oldılar andan ata ane
Şükrâne verildi çoh hizâne
El kıssa ademden oldı peydâ
Bir tıfl-ı müzekker ü müzekkâ
Hurşîd kimi kemâle kâbil
İsâ kimi tıfllıkda kâmil
Ol dem ki bu hâk-dâna düşdi
Hâlini bilüp figâna düşdi
Âhir günine evvel eyleyüp yâd
Ahıtdı sirişk kıldı feryâd
Ya‘nî ki vücûd dâm-ı gamdur
Âzâdelerün yeri ademdür
Her kim ki esîr olur bu dâma
Sabr etse gerek gam-ı müdâma
Olmışdı zebân-ı hâli gûyâ
Söylerdi ki ey cefâcı dünyâ
Bildüm gamunı senün ki çohdur
Gam çekmeğe bir harîf yohdur
Geldüm ki olam gamun harîfi
Gel tecribe kıl men-i zaîfi
Her handa gam olsa kılma ihmâl
Cem‘ eyle dil-i hazînüme sal
Hem ver mana gam yemek kemâli
Hem âlemi gamdan eyle hâlî
Peyveste meni esîr-i gam kıl
Kem kılma nasîbümi kerem kıl
Zevk ile geçürme rûzgârum
Fânî olana yoh i‘tibârum
Ey aşk garîb-i âlem oldum
Âvâre-i vâdî-i gam oldum
Tedbîr-i gam etmek olmaz oldı
Geldüm gerü getmek olmaz oldı
Senden dilerem meded ki dâim
Temkînüm ola senünle kâim
Bir bezmde kim şarâbı kandur
Sâkî cellâd-ı bî-emândur
Bir mey mana sun ki mest ü medhûş
Dâim özümi kılam ferâmûş
Ne geldüğümi bilem cihâna
Ne anı ki nişedür zemâne
Âlem gözüme görünmeye hîç
Bu riştede bulmayam ham u pîç
Dâye anı pâk kıldı kandan
Kaldurdı bu tîre hâk-dandan
Guslin verüp âb-ı çeşm-i terden
Süt yerine verdi kan ciğerden
Akvâm u kabâili olup şâd
Ol nev-rese Kays koydılar ad
Cân ile kılurdı dâye i‘zâz
Esbâb-ı kemâl-i terbiyet sâz
Lâkin o edüp hemîşe nâle
Hoşnûd değüldi hîç hâle
A‘zâsın edüp eliyle efgâr
Eylerdi müdâm nâle-i zâr
Süt içse sanurdı kim içer kan
Emcek görünürdi ana peykân
Yoh idi firîb ile karârı
Yanında firîbün i‘tibârı
Bir gün anı gezdürürdi dâye
Derdini yetürmeğe devâya
Bir evde meğer ki bir perî-veş
Ol tıflı görüp besî müşevveş
Rahm etdi eline aldı bir dem
Tıfl anı görünce oldı hurrem
Hüsnine bahup karâr dutdı
Feryâd ü figânını unutdı
Oldukça elinde oldı handân
Düşdükde elinden etdi efgân
Mâhiyyetini çü dâye bildi
Ol mâhı ana enîs kıldı
Oldı bu dahi anunla mu‘tâd
Ne dâye ne ane eyledi yâd
Zâtında çü var idi mahabbet
Mahbûb görünce dutdı ülfet
Aşk idi ki oldı hüsne mâil
Hüsni ne bilürdi tıfl-ı gâfil
Ma‘lûm idi ehl-i hâle ol hâl
Kim nüsha-i aşkdur bu timsâl
Elbette bu tıflı zâr eder aşk
Âşüfte-i rûzgâr eder aşk
Elbette kılur bu subh te’sîr
Hurşîd çıhup olur cihân-gîr
Çün terbiyeti edip o dâye
Verdi eser-i tamâm ol aya
Gün günden edüp kemâl hâsıl
Ol mâh-ı nev oldı bedr-i kâmil
Geldükçe mey-i vefâdan eyyâm
Her devrede sundı ana bir câm
Tâ kıldı anı tamâm ser-mest
Tedrîc ile dâm-ı aşka pâ-best
Çün sür’at ile dönüp zemâne
On yaşına yetdi ol yegâne
Babasına muktezâ-yı âdet
Farz oldı ki anı ede sünnet
Cem‘ etdi ehâlî-i diyârı
Her sâhib-i izz ü i‘tibârı
Bezl eyledi ol kadar zer ü sîm
Kim yetdi kıyâsa fakrdan bîm
Halk anda görende kesret-i mâl
Bîm oldı ki mün‘akis ola hâl
Ol sâf-zamîr ü pâk-meşreb
Bir bezm-geh eyledi müretteb
Kim görmedi anı çeşm-i sâgar
Cemşîdden özgeye müyesser
İtmâma yetüp tarîk-i sünnet
Ta’lîm-i ulûma yetdi nevbet
Esbâb ana eyleyüp mürettep
Verdiler anunla zîb-i mektep
Bu bünyâd-ı binâ-yı belâdur ve Mukaddime-i elem-i ibtilâdur
Mektebde anunla oldı hem-dem
Bir niçe melek-misâl kız hem
Bir saf kız oturdı bir saf oğlan
Cem‘ oldı behişte hûr ü gılmân
Oğlanlara kızlar olsalar yâr
Aşka bulunur revâc-ı bâzâr
Kız nergis-i mest edüp füsûn-sâz
Oğlana satanda işve vü nâz
Oğlan niçe sabr pîşe kılsun
Ve sabrı hem olsa nişe kılsun
Ol kızlar içinde bir perî-zâd
Kays ile mahabbet etdi bünyâd
Bir turfe sanem ki akl-ı kâmil
Gördükde anı olurdı zâil
Zülfeyn-i müselseli girih-gîr
Cân boynına bir belâlu zencîr
Ebrû-yı hamı belâ-yı uşşâk
Hem cüft letâfet içre hem tâk
Her kirpüği bir hadeng-i hun-rîz
Peykân-ı hadengi gamze-i tîz
Deryâ-yı belâ cebîn-i pâki
Çîn cünbişi mevc-i sehm-nâki
Çeşm-i siyehine sürmeden âr
Hindûsına sürme hem giriftâr
Ruhsârına reng-i gâzeden neng
Hergiz ana gâze vermemiş reng
Göz merdümeğinden olsa hâlî
Göz merdümeği olurdı hâlî
La‘l ü düri gösterürdi her dem
Evrâk-ı gül içre ıkd-i şeb-nem
Ebvâb-ı tekellüm etse meftûh
Emvâta verürdi müjde-i rûh
Şimşâd-ı latîfine mürekkeb
Sîb-i zenah u türünc-i gabgab
Endâmı latîfe-i ilâhî
Deryâ-yı letâfet içre mâhî
Şehbâz bahışlu âhu gözlü
Şîrîn hareketlü şehd sözlü
Râh u revişi müdâm gamze
Başdan ayağa tamâm gamze
Ayruhsıca-şekl ü hoşça-peyker
Yahşice sanem güzelce dilber
Âlem ser-i mûyınun tufeyli
Mahbûbe-i âlem adı Leylî
Kays anı görüp helâki oldı
Min şevk ile derd-nâki oldı
Ol nâdire hem ki Kaysi gördü
Min zevk bulup özin itürdi
Gördi ki bir âfet-i zemâne
Misli dahi gelmemiş cihâna
Bu sıfat-ı Mecnûndur ve İbtidâ-yı mihnet-i füzûndur
Bir dilber-i serv-kadd ü gül-rûy
Serv-i hoş u gül-ruh u semen-bûy
Şîrîn lebi menşe’-i letâfet
Ra‘nâ kadi durduğiyle âfet
Evsâf-ı letâfetinde söz çoh
Eltâf-ı melâhatinde söz yoh
Şehlâ gözi nergis-pür-efsûn
Zîbâ kaşı nergis üzreki nûn
Hüsni güli lâle-i şafak-fâm
Zülfi hamı lâle üzreki lâm
Ağzı sıfatı hod etmek olmaz
Esrâr-ı nihâna yetmek olmaz
Zülfi sözi zikr-i halka-i râz
La‘l-i lebi âb-ı çeşme-i nâz
Devr-i meh-i rûyi çeşme-i nûr
Hâk-i kef-i pâyı sürme-i hûr
Bir gâyet ile şemâili hûb
Kim Leylî olanda ana matlûb
Bir gözgüye ger açup gözini
Gözgüde göreydi öz yüzini
Öz ârızına olurdı meyli
Kılmazdı hevâ-yı hüsn-i Leylî
Ol iki semen-ber ü sehî-kad
Bir birine oldılar mukayyed
Bir câmdan içdiler mey-i zevk
Ol iki harâb-ı bâde-i şevk
Girdâb-ı belâya oldılar gark
Kalmadı aralarında bir fark
Evzâ-ı muhâlif oldı yek-sân
Gûyâ iki tende idi bir cân
Her kim sorar olsa Kaysa bir râz
Leylîden ana gelürdi âvâz
Kim Leylîye kılsa bir hitâbı
Kays idi ana veren cevâbı
Sandûk-ı emel dür ile doldı
Tedrîc ile kıldı kilk-i takdîr
Nakş-ı garazı rahimde tasvîr
Ber verdi nihâl-i bâğ-ı maksûd
Açıldı gül-i hadîka-i cûd
Çün va‘de erişdi doğdı bir ay
Hurşîd ruhıyla âlem-ârây
Şâd oldılar andan ata ane
Şükrâne verildi çoh hizâne
El kıssa ademden oldı peydâ
Bir tıfl-ı müzekker ü müzekkâ
Hurşîd kimi kemâle kâbil
İsâ kimi tıfllıkda kâmil
Ol dem ki bu hâk-dâna düşdi
Hâlini bilüp figâna düşdi
Âhir günine evvel eyleyüp yâd
Ahıtdı sirişk kıldı feryâd
Ya‘nî ki vücûd dâm-ı gamdur
Âzâdelerün yeri ademdür
Her kim ki esîr olur bu dâma
Sabr etse gerek gam-ı müdâma
Olmışdı zebân-ı hâli gûyâ
Söylerdi ki ey cefâcı dünyâ
Bildüm gamunı senün ki çohdur
Gam çekmeğe bir harîf yohdur
Geldüm ki olam gamun harîfi
Gel tecribe kıl men-i zaîfi
Her handa gam olsa kılma ihmâl
Cem‘ eyle dil-i hazînüme sal
Hem ver mana gam yemek kemâli
Hem âlemi gamdan eyle hâlî
Peyveste meni esîr-i gam kıl
Kem kılma nasîbümi kerem kıl
Zevk ile geçürme rûzgârum
Fânî olana yoh i‘tibârum
Ey aşk garîb-i âlem oldum
Âvâre-i vâdî-i gam oldum
Tedbîr-i gam etmek olmaz oldı
Geldüm gerü getmek olmaz oldı
Senden dilerem meded ki dâim
Temkînüm ola senünle kâim
Bir bezmde kim şarâbı kandur
Sâkî cellâd-ı bî-emândur
Bir mey mana sun ki mest ü medhûş
Dâim özümi kılam ferâmûş
Ne geldüğümi bilem cihâna
Ne anı ki nişedür zemâne
Âlem gözüme görünmeye hîç
Bu riştede bulmayam ham u pîç
Dâye anı pâk kıldı kandan
Kaldurdı bu tîre hâk-dandan
Guslin verüp âb-ı çeşm-i terden
Süt yerine verdi kan ciğerden
Akvâm u kabâili olup şâd
Ol nev-rese Kays koydılar ad
Cân ile kılurdı dâye i‘zâz
Esbâb-ı kemâl-i terbiyet sâz
Lâkin o edüp hemîşe nâle
Hoşnûd değüldi hîç hâle
A‘zâsın edüp eliyle efgâr
Eylerdi müdâm nâle-i zâr
Süt içse sanurdı kim içer kan
Emcek görünürdi ana peykân
Yoh idi firîb ile karârı
Yanında firîbün i‘tibârı
Bir gün anı gezdürürdi dâye
Derdini yetürmeğe devâya
Bir evde meğer ki bir perî-veş
Ol tıflı görüp besî müşevveş
Rahm etdi eline aldı bir dem
Tıfl anı görünce oldı hurrem
Hüsnine bahup karâr dutdı
Feryâd ü figânını unutdı
Oldukça elinde oldı handân
Düşdükde elinden etdi efgân
Mâhiyyetini çü dâye bildi
Ol mâhı ana enîs kıldı
Oldı bu dahi anunla mu‘tâd
Ne dâye ne ane eyledi yâd
Zâtında çü var idi mahabbet
Mahbûb görünce dutdı ülfet
Aşk idi ki oldı hüsne mâil
Hüsni ne bilürdi tıfl-ı gâfil
Ma‘lûm idi ehl-i hâle ol hâl
Kim nüsha-i aşkdur bu timsâl
Elbette bu tıflı zâr eder aşk
Âşüfte-i rûzgâr eder aşk
Elbette kılur bu subh te’sîr
Hurşîd çıhup olur cihân-gîr
Çün terbiyeti edip o dâye
Verdi eser-i tamâm ol aya
Gün günden edüp kemâl hâsıl
Ol mâh-ı nev oldı bedr-i kâmil
Geldükçe mey-i vefâdan eyyâm
Her devrede sundı ana bir câm
Tâ kıldı anı tamâm ser-mest
Tedrîc ile dâm-ı aşka pâ-best
Çün sür’at ile dönüp zemâne
On yaşına yetdi ol yegâne
Babasına muktezâ-yı âdet
Farz oldı ki anı ede sünnet
Cem‘ etdi ehâlî-i diyârı
Her sâhib-i izz ü i‘tibârı
Bezl eyledi ol kadar zer ü sîm
Kim yetdi kıyâsa fakrdan bîm
Halk anda görende kesret-i mâl
Bîm oldı ki mün‘akis ola hâl
Ol sâf-zamîr ü pâk-meşreb
Bir bezm-geh eyledi müretteb
Kim görmedi anı çeşm-i sâgar
Cemşîdden özgeye müyesser
İtmâma yetüp tarîk-i sünnet
Ta’lîm-i ulûma yetdi nevbet
Esbâb ana eyleyüp mürettep
Verdiler anunla zîb-i mektep
Bu bünyâd-ı binâ-yı belâdur ve Mukaddime-i elem-i ibtilâdur
Mektebde anunla oldı hem-dem
Bir niçe melek-misâl kız hem
Bir saf kız oturdı bir saf oğlan
Cem‘ oldı behişte hûr ü gılmân
Oğlanlara kızlar olsalar yâr
Aşka bulunur revâc-ı bâzâr
Kız nergis-i mest edüp füsûn-sâz
Oğlana satanda işve vü nâz
Oğlan niçe sabr pîşe kılsun
Ve sabrı hem olsa nişe kılsun
Ol kızlar içinde bir perî-zâd
Kays ile mahabbet etdi bünyâd
Bir turfe sanem ki akl-ı kâmil
Gördükde anı olurdı zâil
Zülfeyn-i müselseli girih-gîr
Cân boynına bir belâlu zencîr
Ebrû-yı hamı belâ-yı uşşâk
Hem cüft letâfet içre hem tâk
Her kirpüği bir hadeng-i hun-rîz
Peykân-ı hadengi gamze-i tîz
Deryâ-yı belâ cebîn-i pâki
Çîn cünbişi mevc-i sehm-nâki
Çeşm-i siyehine sürmeden âr
Hindûsına sürme hem giriftâr
Ruhsârına reng-i gâzeden neng
Hergiz ana gâze vermemiş reng
Göz merdümeğinden olsa hâlî
Göz merdümeği olurdı hâlî
La‘l ü düri gösterürdi her dem
Evrâk-ı gül içre ıkd-i şeb-nem
Ebvâb-ı tekellüm etse meftûh
Emvâta verürdi müjde-i rûh
Şimşâd-ı latîfine mürekkeb
Sîb-i zenah u türünc-i gabgab
Endâmı latîfe-i ilâhî
Deryâ-yı letâfet içre mâhî
Şehbâz bahışlu âhu gözlü
Şîrîn hareketlü şehd sözlü
Râh u revişi müdâm gamze
Başdan ayağa tamâm gamze
Ayruhsıca-şekl ü hoşça-peyker
Yahşice sanem güzelce dilber
Âlem ser-i mûyınun tufeyli
Mahbûbe-i âlem adı Leylî
Kays anı görüp helâki oldı
Min şevk ile derd-nâki oldı
Ol nâdire hem ki Kaysi gördü
Min zevk bulup özin itürdi
Gördi ki bir âfet-i zemâne
Misli dahi gelmemiş cihâna
Bu sıfat-ı Mecnûndur ve İbtidâ-yı mihnet-i füzûndur
Bir dilber-i serv-kadd ü gül-rûy
Serv-i hoş u gül-ruh u semen-bûy
Şîrîn lebi menşe’-i letâfet
Ra‘nâ kadi durduğiyle âfet
Evsâf-ı letâfetinde söz çoh
Eltâf-ı melâhatinde söz yoh
Şehlâ gözi nergis-pür-efsûn
Zîbâ kaşı nergis üzreki nûn
Hüsni güli lâle-i şafak-fâm
Zülfi hamı lâle üzreki lâm
Ağzı sıfatı hod etmek olmaz
Esrâr-ı nihâna yetmek olmaz
Zülfi sözi zikr-i halka-i râz
La‘l-i lebi âb-ı çeşme-i nâz
Devr-i meh-i rûyi çeşme-i nûr
Hâk-i kef-i pâyı sürme-i hûr
Bir gâyet ile şemâili hûb
Kim Leylî olanda ana matlûb
Bir gözgüye ger açup gözini
Gözgüde göreydi öz yüzini
Öz ârızına olurdı meyli
Kılmazdı hevâ-yı hüsn-i Leylî
Ol iki semen-ber ü sehî-kad
Bir birine oldılar mukayyed
Bir câmdan içdiler mey-i zevk
Ol iki harâb-ı bâde-i şevk
Girdâb-ı belâya oldılar gark
Kalmadı aralarında bir fark
Evzâ-ı muhâlif oldı yek-sân
Gûyâ iki tende idi bir cân
Her kim sorar olsa Kaysa bir râz
Leylîden ana gelürdi âvâz
Kim Leylîye kılsa bir hitâbı
Kays idi ana veren cevâbı
Eylerler idi hat-ı vefâ meşk
Artardı demâdem anlara aşk
Leylîde ohumak ıztırâbı
Olsa ruh-i Kays idi kitâbı
Meşk etmeğe Kays alsa her hat
Leylî kaşı idi ana ser-hat
Hat üzre kılurdı ol güzeller
Min nâz ile bahsler cedeller
Ammâ ne cedel kemâl-i ülfet
Ne bahs nihâyet-i mahabbet
Çün bir niçe müddet ol iki pâk
Evkât geçürdiler tarab-nâk
Aşk olduğu yerde mahfî olmaz
Aşk içre olan karâr bulmaz
Aşk âteşine budur alâmet
Kim baş çeke şu‘le-i melâmet
Hüsn âfet-i aşk olup demâdem
Geldükçe irâdet oldı muhkem
Bir gâyete yetdi neş’e-i hâl
Kim oldı havâs-ı akl pâ-mâl
Kalmadı zebâna tâb-i güftâr
Kim eyleyeler mahabbet izhâr
Keyfiyyet-i hâl kılmağa fâş
Gelmişdi tekellüme göz ü kaş
Eylerdi göziyle bu hitâbı
Kaşiyle verürdi ol cevâbı
Kaş ü göz ilen olan tekellüm
Hem kılmadı def‘-i zann-ı merdüm
Merdümden edem deme kenâre
Merdüm göz içindedür ne çâre
Hem-râz iken ol iki vefâ-dâr
Dem-sâz iken ol iki ciger-hâr
Ref‘ oldı hicâb-ı şâhid-i râz
Aşk oldı melâmet ile dem-sâz
Âşıklara gizlü kalmadı hâl
Ma‘lûm oldı cemî‘-i ahvâl
Gerd âyîne-i neşâta düşdi
Min-ba‘d iş ihtiyâta düşdi
Söyleşmeğe ol iki yegâne
Kalmadı sebep meğer behâne
Tâ olmaya râz âşikârâ
Devrân ile kıldılar müdârâ
Bir nev‘-i behâne ile her dem
Gönlini kılurdu Kays hurrem
Kasden unudurdı dersin ol zâr
Leylîye der idi ey vefâ-dâr
Hıfz-ı sebak etdi bağrumı hûn
Menden bilürem bilürsen efzûn
Men bilmedüğüm mana ohutgıl
Dersüm ohuyam kulağ dutgıl
Çün levhler üzre hat yazardı
Amden hatını galat yazardı
Ya‘nî ki hatâ tevehhüm ede
Ol gül açılup tebessüm ede
Güftâra gele ki bu galatdur
Terk et ki hilâf- ı resm-i hatdur
Ola sebeb-i tekellüm-i yâr
Fehm etmeye müddeânı ağyâr
Etfâl kılanda devr bünyâd
Varı bile eyleyende feryâd
Ol yârına arz-ı hâl ederdi
Özge devrin hayâl ederdi
Kılmazlar idi sözini ma‘lûm
Bilmezler idi sözine mefhûm
Mektebden olan zamanlar âzâd
Vasl içün ederdi hîle bünyâd
Kasd ile nihân edüp kitâbın
Hadden aşururdı ıztırâbın
Leylî yolını dutup dururdı
Sen gördün ola deyüp sorurdı
Ya‘nî bu behâne ile bir dem
Yârın göre ola şâd ü hurrem
İlm-i hata ömrin eyleyüp sarf
Meşk etmiş idi hemîn iki harf
Bir safhada lâm ü yâ mükerrer
Yazardı anı kılurdı ezber
Kim bu iki harfdür murâdum
Rûşen bular iledür sevâdum
Bu Leylîye anası itâb etdüğidür ve Bahâr-ı vasla hazân yetdüğidür
Çün mekr ile Kays-i bî-ser-encâm
Bir niçe zaman geçürdi eyyâm
Tedbîr ile aşk zevk vermez
Tedbîr diyâr-ı aşka girmez
Aşk ile riyâ değül muvâfık
Rüsvây gerek hemîşe âşık
Dilden dile düşdi bu fesâne
Fâş oldı bu mâcerâ cihâna
Kim kays oluben esîr-i Leylî
Leylî dahi salmış ana meyli
Tedrîc-i mesâvî ile nâgâh
Leylînün anası oldı âgâh
Odlara dutuşdı yasa batdı
Ol gonca-dehâna dil uzatdı
K’ey şûh nedür bu güft ü gûlar
Kılmak sana ta‘ne ayb-cûlar
Niçün özüne ziyân edersen
Yahşi adunı yaman edersen
Niçün sana ta‘ne ede bed-gû
Nâmûsa taalluk iş midür bu
Nâzük beden ile berg-i gülsen
Ammâ ne deyem igen yöğülsen
Lâle kimi sende lutf çohdur
Ammâ ne deyem yüzün açuhdur
Temkîni cünûna kılma tebdîl
Kızsen ucuz olma kadrüni bil
Her sûrete aks kimi bahma
Her gördüğüne su kimi ahma
Mey gerçi safâ verür dimâğa
Ahduğı içün düşer ayağa
Gözgü kimi katı yüzlü olma
Nergis kimi hîre gözlü olma
Gözden gerek olasen nihan sen
Tâ demek ola sana ki cânsen
Sen şem‘sen uymagıl hevâya
Kim şem‘i hevâ verür fenâya
Lu‘bet kimi özüni bezetme
Revzen kimi kûçeler gözetme
Sâgar kimi gezmeği harâm et
Nağme kimi perdede makâm et
Sâye kimi her yere yüz urma
Hiç kimse ile oturma durma
Sen sadesen özge ehl-i nîreng
Cehd eyle verilmesün sana reng
Derler seni aşka mübtelâsen
Bîgâneler ile âşinâsen
Sen handan ü aşk zevki handan
Sen handan ü dûst şevki handan
Oğlan aceb olmaz olsa âşık
Âşıklığ işi kıza ne lâyık
Ey iki gözüm yaman olur âr
Nâmûsumuzı itürme zinhâr
Biz âlem içinde nîk-nâmuz
Ma‘rûf-ı tamâm-ı hâs u âmuz
Ne neng ile dahi edelüm lâf
Biz demeyelüm sen eyle insaf
Dut kim sana kızmazem ben zâr
Menden ulu bir müdebbirün var
N’eylersen eğer atan eşitse
Kahr ile sana siyâset etse
Min-ba‘d gel eyle terk-i mekteb
Bil mektebüni hemîn ced ü eb
Etme kalem ile meşkden yâd
Sûzen dut ü nakş eyle bünyâd
Etfâlden eyle kat‘-ı ülfet
Hem-râz yeter yanunda lu‘bet
Büt kimi bir evde eyle menzil
Olma dahi her yanaya mâil
Ankâ kimi uzlet eyle pîşe
Eyle reviş eyle kim hemîşe
Gerçi adun ola dilde mezkûr
Görmek seni ola gayr-i makdûr
Hoş ol ki kızı hemîşe gizler
Hod gizlü gerek hemîşe kızlar
Bu inkâr ile Leylî anasına cevâb verdüğidür ve Fezâ-yı işretden çıhup serây-ı üsrete girdüğidür
Leylî bu itâbı çün eşitdi
Öz gönlinde mukarrer etdi
Kim şu‘bede-i sipihr-i zâlim
Tarh eyledi nakş-ı nâ-mülâyim
Eyyâm-ı visâle yetdi hicrân
Vakt oldı ciğerler ola büryân
Ammâ ne desün ne çâre kılsun
Tedbîr ne olduğın ne bilsün
Naçâr dutup tarîk-i inkâr
Âsâr-ı tecâhül etdi izhâr
Gül-zâr-ı itâba âb verdi
Giryân giryân cevâb verdi
K’ey mûnis-i rûzgârum ane
Dürc-i dür-i şâh-vârum ane
Sözler dersen ki bilmezem men
Mazmûnını fehm kılmazam men
Dersen ma‘şûk u aşk u âşık
Men sâde-zamîr tıfl-ı sâdık
Bilmem nedür ol hadîse mazmûn
Söyle nişe olmayam diğer-gûn
Aşkun kılmazdı kimse yâdın
Ha senden eşitdüm imdi adın
Bi’llâh nedür ane aşka mefhûm
Bu sırr-ı nihânı eyle ma‘lûm
Hâdî-i reh-i murâdum olgıl
Bu şîvede üstâdum olgıl
Men mektebe re’yüm ile getmen
Bir şugl hilâf-ı re’yün etmen
Hem sen dersen ki mektebe var
Hem dersen sen ki getme zinhâr
Hansı söze i‘tikâdum olsun
Sana nişe i‘timâdum olsun
Men hem değülem bu zecre kâil
Kim her dem olup çerâğ-ı mahfil
Nâ-cinsler ile hem-dem olam
Bir yerde mukayyed-i gam olam
Her dîdeden ede ede perhîz
Evkât geçe küdûret-âmîz
Peyveste muallim eyleyüp cevr
Gâhi sebak ohuda gehî devr
Bi’llâh mana hem bu idi maksûd
Mektebden olur mı tıfl hoşnûd
Ayruk bu sözi mükerrer etme
Lutf eyle meni mükedder etme
Çün ane eşitdi ol cevâbı
Terk etdi şikâyet ü itâbı
Şeksüz ana rûşen oldı k’ol meh
Âşıklığından değüldür âgeh
Artardı demâdem anlara aşk
Leylîde ohumak ıztırâbı
Olsa ruh-i Kays idi kitâbı
Meşk etmeğe Kays alsa her hat
Leylî kaşı idi ana ser-hat
Hat üzre kılurdı ol güzeller
Min nâz ile bahsler cedeller
Ammâ ne cedel kemâl-i ülfet
Ne bahs nihâyet-i mahabbet
Çün bir niçe müddet ol iki pâk
Evkât geçürdiler tarab-nâk
Aşk olduğu yerde mahfî olmaz
Aşk içre olan karâr bulmaz
Aşk âteşine budur alâmet
Kim baş çeke şu‘le-i melâmet
Hüsn âfet-i aşk olup demâdem
Geldükçe irâdet oldı muhkem
Bir gâyete yetdi neş’e-i hâl
Kim oldı havâs-ı akl pâ-mâl
Kalmadı zebâna tâb-i güftâr
Kim eyleyeler mahabbet izhâr
Keyfiyyet-i hâl kılmağa fâş
Gelmişdi tekellüme göz ü kaş
Eylerdi göziyle bu hitâbı
Kaşiyle verürdi ol cevâbı
Kaş ü göz ilen olan tekellüm
Hem kılmadı def‘-i zann-ı merdüm
Merdümden edem deme kenâre
Merdüm göz içindedür ne çâre
Hem-râz iken ol iki vefâ-dâr
Dem-sâz iken ol iki ciger-hâr
Ref‘ oldı hicâb-ı şâhid-i râz
Aşk oldı melâmet ile dem-sâz
Âşıklara gizlü kalmadı hâl
Ma‘lûm oldı cemî‘-i ahvâl
Gerd âyîne-i neşâta düşdi
Min-ba‘d iş ihtiyâta düşdi
Söyleşmeğe ol iki yegâne
Kalmadı sebep meğer behâne
Tâ olmaya râz âşikârâ
Devrân ile kıldılar müdârâ
Bir nev‘-i behâne ile her dem
Gönlini kılurdu Kays hurrem
Kasden unudurdı dersin ol zâr
Leylîye der idi ey vefâ-dâr
Hıfz-ı sebak etdi bağrumı hûn
Menden bilürem bilürsen efzûn
Men bilmedüğüm mana ohutgıl
Dersüm ohuyam kulağ dutgıl
Çün levhler üzre hat yazardı
Amden hatını galat yazardı
Ya‘nî ki hatâ tevehhüm ede
Ol gül açılup tebessüm ede
Güftâra gele ki bu galatdur
Terk et ki hilâf- ı resm-i hatdur
Ola sebeb-i tekellüm-i yâr
Fehm etmeye müddeânı ağyâr
Etfâl kılanda devr bünyâd
Varı bile eyleyende feryâd
Ol yârına arz-ı hâl ederdi
Özge devrin hayâl ederdi
Kılmazlar idi sözini ma‘lûm
Bilmezler idi sözine mefhûm
Mektebden olan zamanlar âzâd
Vasl içün ederdi hîle bünyâd
Kasd ile nihân edüp kitâbın
Hadden aşururdı ıztırâbın
Leylî yolını dutup dururdı
Sen gördün ola deyüp sorurdı
Ya‘nî bu behâne ile bir dem
Yârın göre ola şâd ü hurrem
İlm-i hata ömrin eyleyüp sarf
Meşk etmiş idi hemîn iki harf
Bir safhada lâm ü yâ mükerrer
Yazardı anı kılurdı ezber
Kim bu iki harfdür murâdum
Rûşen bular iledür sevâdum
Bu Leylîye anası itâb etdüğidür ve Bahâr-ı vasla hazân yetdüğidür
Çün mekr ile Kays-i bî-ser-encâm
Bir niçe zaman geçürdi eyyâm
Tedbîr ile aşk zevk vermez
Tedbîr diyâr-ı aşka girmez
Aşk ile riyâ değül muvâfık
Rüsvây gerek hemîşe âşık
Dilden dile düşdi bu fesâne
Fâş oldı bu mâcerâ cihâna
Kim kays oluben esîr-i Leylî
Leylî dahi salmış ana meyli
Tedrîc-i mesâvî ile nâgâh
Leylînün anası oldı âgâh
Odlara dutuşdı yasa batdı
Ol gonca-dehâna dil uzatdı
K’ey şûh nedür bu güft ü gûlar
Kılmak sana ta‘ne ayb-cûlar
Niçün özüne ziyân edersen
Yahşi adunı yaman edersen
Niçün sana ta‘ne ede bed-gû
Nâmûsa taalluk iş midür bu
Nâzük beden ile berg-i gülsen
Ammâ ne deyem igen yöğülsen
Lâle kimi sende lutf çohdur
Ammâ ne deyem yüzün açuhdur
Temkîni cünûna kılma tebdîl
Kızsen ucuz olma kadrüni bil
Her sûrete aks kimi bahma
Her gördüğüne su kimi ahma
Mey gerçi safâ verür dimâğa
Ahduğı içün düşer ayağa
Gözgü kimi katı yüzlü olma
Nergis kimi hîre gözlü olma
Gözden gerek olasen nihan sen
Tâ demek ola sana ki cânsen
Sen şem‘sen uymagıl hevâya
Kim şem‘i hevâ verür fenâya
Lu‘bet kimi özüni bezetme
Revzen kimi kûçeler gözetme
Sâgar kimi gezmeği harâm et
Nağme kimi perdede makâm et
Sâye kimi her yere yüz urma
Hiç kimse ile oturma durma
Sen sadesen özge ehl-i nîreng
Cehd eyle verilmesün sana reng
Derler seni aşka mübtelâsen
Bîgâneler ile âşinâsen
Sen handan ü aşk zevki handan
Sen handan ü dûst şevki handan
Oğlan aceb olmaz olsa âşık
Âşıklığ işi kıza ne lâyık
Ey iki gözüm yaman olur âr
Nâmûsumuzı itürme zinhâr
Biz âlem içinde nîk-nâmuz
Ma‘rûf-ı tamâm-ı hâs u âmuz
Ne neng ile dahi edelüm lâf
Biz demeyelüm sen eyle insaf
Dut kim sana kızmazem ben zâr
Menden ulu bir müdebbirün var
N’eylersen eğer atan eşitse
Kahr ile sana siyâset etse
Min-ba‘d gel eyle terk-i mekteb
Bil mektebüni hemîn ced ü eb
Etme kalem ile meşkden yâd
Sûzen dut ü nakş eyle bünyâd
Etfâlden eyle kat‘-ı ülfet
Hem-râz yeter yanunda lu‘bet
Büt kimi bir evde eyle menzil
Olma dahi her yanaya mâil
Ankâ kimi uzlet eyle pîşe
Eyle reviş eyle kim hemîşe
Gerçi adun ola dilde mezkûr
Görmek seni ola gayr-i makdûr
Hoş ol ki kızı hemîşe gizler
Hod gizlü gerek hemîşe kızlar
Bu inkâr ile Leylî anasına cevâb verdüğidür ve Fezâ-yı işretden çıhup serây-ı üsrete girdüğidür
Leylî bu itâbı çün eşitdi
Öz gönlinde mukarrer etdi
Kim şu‘bede-i sipihr-i zâlim
Tarh eyledi nakş-ı nâ-mülâyim
Eyyâm-ı visâle yetdi hicrân
Vakt oldı ciğerler ola büryân
Ammâ ne desün ne çâre kılsun
Tedbîr ne olduğın ne bilsün
Naçâr dutup tarîk-i inkâr
Âsâr-ı tecâhül etdi izhâr
Gül-zâr-ı itâba âb verdi
Giryân giryân cevâb verdi
K’ey mûnis-i rûzgârum ane
Dürc-i dür-i şâh-vârum ane
Sözler dersen ki bilmezem men
Mazmûnını fehm kılmazam men
Dersen ma‘şûk u aşk u âşık
Men sâde-zamîr tıfl-ı sâdık
Bilmem nedür ol hadîse mazmûn
Söyle nişe olmayam diğer-gûn
Aşkun kılmazdı kimse yâdın
Ha senden eşitdüm imdi adın
Bi’llâh nedür ane aşka mefhûm
Bu sırr-ı nihânı eyle ma‘lûm
Hâdî-i reh-i murâdum olgıl
Bu şîvede üstâdum olgıl
Men mektebe re’yüm ile getmen
Bir şugl hilâf-ı re’yün etmen
Hem sen dersen ki mektebe var
Hem dersen sen ki getme zinhâr
Hansı söze i‘tikâdum olsun
Sana nişe i‘timâdum olsun
Men hem değülem bu zecre kâil
Kim her dem olup çerâğ-ı mahfil
Nâ-cinsler ile hem-dem olam
Bir yerde mukayyed-i gam olam
Her dîdeden ede ede perhîz
Evkât geçe küdûret-âmîz
Peyveste muallim eyleyüp cevr
Gâhi sebak ohuda gehî devr
Bi’llâh mana hem bu idi maksûd
Mektebden olur mı tıfl hoşnûd
Ayruk bu sözi mükerrer etme
Lutf eyle meni mükedder etme
Çün ane eşitdi ol cevâbı
Terk etdi şikâyet ü itâbı
Şeksüz ana rûşen oldı k’ol meh
Âşıklığından değüldür âgeh
Bî-hûdedür ol kamu fesâne
Kim âşıkdur fülan fülâna
Çün vâkıa şek mahalli oldı
Ol vâkıadan teselli oldı
Leylî hem oturdı evde nâ-çâr
Döndi sadefine dürr-i şeh-vâr
Bir bürcde sâbit oldı ahter
Mahbûs-i hizâne oldı gevher
La‘l oldı esîr-i sîne-i seng
Habs oldı gül-âba şîşe-i teng
Gamdan tebeh oldı rûzgârı
Nevmîd dil-i ümîd-vârı
Âh eyler idi velî ne hâsıl
Ol yel açamazdı gonca-i dil
Göz yaşı tökerdi lîk ne sûd
Bitmezdi anunla nahl-i maksûd
Zülfi kimi pîç ü tâba düşdi
Hayrân kalup ıztırâba düşdi
Ağzı kimi hulkın etdi gam dar
Çeşmi kimi cismi oldı bî-mâr
Ne derdini sahlasa karârı
Ne şerh-i gam etse gam-güsârı
Fânûs-ı hayâle girdi ol şem‘
Gönlini kılup hayâl ile cem‘
Her dem çeküp ol gam içre min âh
Sabr etdi zarûret ile ol mâh
Derd ile düzüp terâne-i gam
Bu bir gazeli ohurdı her dem
Bu gazel Leylî dilindendür
Felek ayırdı meni cevr ile cânânumdan
Hazer etmez mi aceb nâle vü efgânumdan
Oda yandurmasa bir şu‘le ile nüh feleği
Ne biter âteş-i âh-ı dil-i sûzânumdan
Gam-ı pinhân meni öldürdi bu hem bir gam kim
Gül-ruhum olmadı âgeh gam-ı pinhânumdan
Âh idi hem-nefesüm âh ki ol hem âhir
Çıhdı ikrâh kılup külbe-i ahzânumdan
Men ne hâcet ki kılam dâğ-ı nihânum şerhin
Âkıbet zâhir olur çâk-i girîbânumdan
Hak bilür yâr değül cân ü dilümden gâib
N’ola ger gâib ise dîde-i giryânumdan
Cân eğer çıhsa tenümden eser-i mihri ile
Eser-i mihri sağınman ki çıhar cânumdan
Lutf edüpsen meğer ey bâd bu günden beyle
Veresen bir haber ol serv-i hırâmânumdan
Ey Fuzûlî gam-ı hecr ile perîşândur hâl
Kimse âgâh değül hâl-i perîşânumdan
Tamâmî-i sühan
Sâkî getür ol mey-i mugânı
Kim unudalum gam-ı cihânı
Rahm eyle ki kasd-ı cân eder gam
Bağrum sitem ile kan eder gam
Kıl aklumı bâde ile zâil
Çerhün siteminden eyle gâfil
Feryâd ki çerh bî-vefâdur
Dâim işi cevr ile cefâdur
Bir âdet ile medârı yohdur
Devrânınun i‘tibârı yohdur
Ger hem-nefes etse iki yârı
Bir yere getürse iki zârı
Elbette sebep salup araya
Anları esîr eder belâya
Bi’llâh ne yamandur âşinâlığ
Çün vâki‘ olur yine cüdâlığ
Gül-zâr-ı kelâm bağ-bânı
Beyle bezemiş bu bûstânı
Kim serv-i riyâz-ı mihnet ü derd
Sevdâ-zede Kays-i derd-perverd
Her subh gederdi mektebe şâd
Mektebde olurdı gamdan âzâd
Meşk-i hat-ı hüsn-i yâr ederdi
Def‘-i gam-ı rûzgâr ederdi
Zevk ile dutup tarîk-ı sâbık
Âdet üzerine subh-ı sâdık
Geldi yine mektebe ferah-nâk
Tâ kim kıla zevk-ı vaslı idrâk
Gördi ki behişte hûr gelmez
Gün çıhdı henüz nûr gelmez
Hurşîdsüz oldı rûz tâ şeb
Oldı başına karanu mekteb
Bildi ki sipihr-i şu‘bede-bâz
Bir şu‘bede eyleyüpdür âğâz
Elbette cefâ-yı ta‘n-ı ağyâr
Ol gün yolına bırahdı bir hâr
Nevmîd olup etdi nâle bünyâd
Dedi nedür ey felek bu bî-dâd
N’etdüm sana kasd-ı cânum etdün
Kat‘-ı reh-i dil-sitânum etdün
Kesdün taleb-i garazda râhum
Bildür mana kim nedür günâhum
Evvel meni eyledün mükerrem
Vasl-ı sanem ile şâd ü hurrem
Döndün yine beyle cevr edersen
Ol devre nakîz devr edersen
Vehm eylemedün mi kim çeküp âh
Sûz-ı ciğer ile bir seher-gâh
Yanduram oda tokuz revâkun
Sûzın sana bildürem firâkun
Tedbîr kıl ey muallim-i pîr
Et sihr ile ol perîni teshîr
Ancak mana sanma yetdi bu gam
Kim yetdi mana yeten sana hem
Düş ey elif istikâmetünden
Şerm eyle bu kadd ü kâmetünden
Kaddi hevesiyle dem urursen
Ol getdi aceb ki sen durursen
Ey nûn çü nihândur ebrû-yi yâr
Sen dahi nazarda durma zinhâr
Ey mîm çü ağzı oldı gâib
Oldı sana hem adem münâsib
Olsan nola ey devât dil-teng
Âyîne-i hâtırun dutup jeng
Ol turra-i müşg-bûdan ayru
Hicrân kara bağrun eylemiş su
Ey hâme sirişk-bâr olupsen
Ser-geşte vü bî-karâr olupsen
Gûya bu gün etmemiş müyesser
Devrân sana dest-bûs-i dilber
Ey levh hatınun eyle yâdın
Kıl sînede nakş gam sevâdın
Bir niçe gün ol esîr-i hicrân
Mektebde gezüp kılurdı efgân
Her rûz figânı ile tâ şeb
Ta‘zîb çekerdi ehl-i mekteb
Şeb hem kıluben figân ü zârı
Eylerdi muhâtab ol nigârı
K’ey göz nûrı gönül sürûrı
Sensüz gözümün yoh oldı nûrı
Evvel ne idi bu âşinâlığ
Âhir nişe eyledün cüdâlığ
Evvel nişe eyledün meni mest
İzhâr-ı mahabbet ile pâ-best
Âhir ne içün humâra saldun
Bu mihnet-i intizâra saldun
Saldun dil-i zâra nâr-ı fürkat
Kıldun gözümi pür-âb-ı hasret
Gönlüm odı kıldı yana yana
Âheng şafak tek âsmâna
Yaşum suyı oldı vara vara
Bir bahr ki yoh ana kenâre
Men istemezem bu günde hem-dem
Yanumdan ilet hayâlüni hem
Olmaya düşüp hayâlün ey meh
Oda yana suya bata nâgeh
Ser-mest-i şarâb-ı iştiyâkem
Medhûş-i tehayyür-i firâkem
Koyma gamunı menümle hem-râh
Fâş eylerem anı halka nâgâh
Ser-mestde ihtiyâr olmaz
Medhûşda i‘tibâr olmaz
Cân oldı gamun gelende ber-bâd
Teşvîş-i fenâdan oldum âzâd
Gösterdi mana gamun mezâkı
Ayş-ı ebedî neşât-ı bâkî
Ger gelse ecel menüm nem ala
Cân hod yohdur meğer gam ala
Şem‘-i şeb-i mihnet ü belâyem
Âşüfte-i cünbiş-i hevâyem
Sûz-ı dil ile tökülse yaşum
Tîğ-i gam ile kesilse başum
Cândan çıharıp hevâ-yı aşkı
Terk eylemezem belâ-yı aşkı
Bu günleri kim gam içre zârem
Hicrân elemiyle bî-karârem
Ger nâme-i ömre kilk-i takdîr
Gündür deyüben kılursa tahrîr
Eyler meni ol hisâb mağbûn
Kim sûret-i hâldür diğer-gûn
Gün şartı deyerler âftâbı
Bi’llâh ki bu nüktedür hisâbî
Her gün ki görünmez âftâbum
Men gün demezem budur hisâbum
Yoh kimse bu derd-i dilden âgâh
Bu derd-i dil ile neyleyem âh
Derdüm söze geldüğince artar
Oddur yel ile zebâne dartar
Eyyâm-ı visâli eyleyüp yâd
Ol haste bu şi‘ri etdi bünyâd
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Ey hoş ol günler ki men hem-râz idüm cânân ile
Ni‘met-i vaslın görüp nâzın çekerdüm cân ile
Görmemişdi gülşen-i ayşum hazân-ı tefrika
Olmamışdı tîre eyyâmum şeb-i hicrân ile
Meh-veşümden dûstlar devrân cüdâ ister meni
Düşmenümdür hîç bilmen n’etmişem devrân ile
Yetse ger âşıklarun eflâke efgânı ne sûd
Yetmek olmaz mâh-veşler vaslına efgân ile
Yaşurup sahlardum elden dâğ-ı hicrânın eğer
Etmek olsaydı müdârâ dîde-i giryân ile
Zevkden dîbâce bağlandı kitâb-ı ömrüme
Koymadı devrân geçe evkâtum ol unvân ile
Ey Fuzûlî ahter-i bahtum müsâid olmadı
Kim olam bir dem mukârin ol meh-i tâbân ile
Söz muhtasar ol esîr-i sevdâ
Bir nev‘ ile oldı halka rüsvâ
Kim Kays iken adı oldı Mecnûn
Ahvâlini etdi gam diğer-gûn
Bu Leylîye Mecnûn güzerde mukâbil olduğıdur ve Gün mukâbelesinde hilâl-i mihri bedr-i kâmil olduğıdur
Bir gün ki bahâr-ı âlem-efrûz
Vermişdi cihâna feyz-i nevrûz
Salmışdı nikâb çehreden gül
Çekmişdi sürûd-ı nâle bülbül
Şeb-nem mey-i nâbı ile lâle
Doldurmış idi kızıl piyâle
Kim âşıkdur fülan fülâna
Çün vâkıa şek mahalli oldı
Ol vâkıadan teselli oldı
Leylî hem oturdı evde nâ-çâr
Döndi sadefine dürr-i şeh-vâr
Bir bürcde sâbit oldı ahter
Mahbûs-i hizâne oldı gevher
La‘l oldı esîr-i sîne-i seng
Habs oldı gül-âba şîşe-i teng
Gamdan tebeh oldı rûzgârı
Nevmîd dil-i ümîd-vârı
Âh eyler idi velî ne hâsıl
Ol yel açamazdı gonca-i dil
Göz yaşı tökerdi lîk ne sûd
Bitmezdi anunla nahl-i maksûd
Zülfi kimi pîç ü tâba düşdi
Hayrân kalup ıztırâba düşdi
Ağzı kimi hulkın etdi gam dar
Çeşmi kimi cismi oldı bî-mâr
Ne derdini sahlasa karârı
Ne şerh-i gam etse gam-güsârı
Fânûs-ı hayâle girdi ol şem‘
Gönlini kılup hayâl ile cem‘
Her dem çeküp ol gam içre min âh
Sabr etdi zarûret ile ol mâh
Derd ile düzüp terâne-i gam
Bu bir gazeli ohurdı her dem
Bu gazel Leylî dilindendür
Felek ayırdı meni cevr ile cânânumdan
Hazer etmez mi aceb nâle vü efgânumdan
Oda yandurmasa bir şu‘le ile nüh feleği
Ne biter âteş-i âh-ı dil-i sûzânumdan
Gam-ı pinhân meni öldürdi bu hem bir gam kim
Gül-ruhum olmadı âgeh gam-ı pinhânumdan
Âh idi hem-nefesüm âh ki ol hem âhir
Çıhdı ikrâh kılup külbe-i ahzânumdan
Men ne hâcet ki kılam dâğ-ı nihânum şerhin
Âkıbet zâhir olur çâk-i girîbânumdan
Hak bilür yâr değül cân ü dilümden gâib
N’ola ger gâib ise dîde-i giryânumdan
Cân eğer çıhsa tenümden eser-i mihri ile
Eser-i mihri sağınman ki çıhar cânumdan
Lutf edüpsen meğer ey bâd bu günden beyle
Veresen bir haber ol serv-i hırâmânumdan
Ey Fuzûlî gam-ı hecr ile perîşândur hâl
Kimse âgâh değül hâl-i perîşânumdan
Tamâmî-i sühan
Sâkî getür ol mey-i mugânı
Kim unudalum gam-ı cihânı
Rahm eyle ki kasd-ı cân eder gam
Bağrum sitem ile kan eder gam
Kıl aklumı bâde ile zâil
Çerhün siteminden eyle gâfil
Feryâd ki çerh bî-vefâdur
Dâim işi cevr ile cefâdur
Bir âdet ile medârı yohdur
Devrânınun i‘tibârı yohdur
Ger hem-nefes etse iki yârı
Bir yere getürse iki zârı
Elbette sebep salup araya
Anları esîr eder belâya
Bi’llâh ne yamandur âşinâlığ
Çün vâki‘ olur yine cüdâlığ
Gül-zâr-ı kelâm bağ-bânı
Beyle bezemiş bu bûstânı
Kim serv-i riyâz-ı mihnet ü derd
Sevdâ-zede Kays-i derd-perverd
Her subh gederdi mektebe şâd
Mektebde olurdı gamdan âzâd
Meşk-i hat-ı hüsn-i yâr ederdi
Def‘-i gam-ı rûzgâr ederdi
Zevk ile dutup tarîk-ı sâbık
Âdet üzerine subh-ı sâdık
Geldi yine mektebe ferah-nâk
Tâ kim kıla zevk-ı vaslı idrâk
Gördi ki behişte hûr gelmez
Gün çıhdı henüz nûr gelmez
Hurşîdsüz oldı rûz tâ şeb
Oldı başına karanu mekteb
Bildi ki sipihr-i şu‘bede-bâz
Bir şu‘bede eyleyüpdür âğâz
Elbette cefâ-yı ta‘n-ı ağyâr
Ol gün yolına bırahdı bir hâr
Nevmîd olup etdi nâle bünyâd
Dedi nedür ey felek bu bî-dâd
N’etdüm sana kasd-ı cânum etdün
Kat‘-ı reh-i dil-sitânum etdün
Kesdün taleb-i garazda râhum
Bildür mana kim nedür günâhum
Evvel meni eyledün mükerrem
Vasl-ı sanem ile şâd ü hurrem
Döndün yine beyle cevr edersen
Ol devre nakîz devr edersen
Vehm eylemedün mi kim çeküp âh
Sûz-ı ciğer ile bir seher-gâh
Yanduram oda tokuz revâkun
Sûzın sana bildürem firâkun
Tedbîr kıl ey muallim-i pîr
Et sihr ile ol perîni teshîr
Ancak mana sanma yetdi bu gam
Kim yetdi mana yeten sana hem
Düş ey elif istikâmetünden
Şerm eyle bu kadd ü kâmetünden
Kaddi hevesiyle dem urursen
Ol getdi aceb ki sen durursen
Ey nûn çü nihândur ebrû-yi yâr
Sen dahi nazarda durma zinhâr
Ey mîm çü ağzı oldı gâib
Oldı sana hem adem münâsib
Olsan nola ey devât dil-teng
Âyîne-i hâtırun dutup jeng
Ol turra-i müşg-bûdan ayru
Hicrân kara bağrun eylemiş su
Ey hâme sirişk-bâr olupsen
Ser-geşte vü bî-karâr olupsen
Gûya bu gün etmemiş müyesser
Devrân sana dest-bûs-i dilber
Ey levh hatınun eyle yâdın
Kıl sînede nakş gam sevâdın
Bir niçe gün ol esîr-i hicrân
Mektebde gezüp kılurdı efgân
Her rûz figânı ile tâ şeb
Ta‘zîb çekerdi ehl-i mekteb
Şeb hem kıluben figân ü zârı
Eylerdi muhâtab ol nigârı
K’ey göz nûrı gönül sürûrı
Sensüz gözümün yoh oldı nûrı
Evvel ne idi bu âşinâlığ
Âhir nişe eyledün cüdâlığ
Evvel nişe eyledün meni mest
İzhâr-ı mahabbet ile pâ-best
Âhir ne içün humâra saldun
Bu mihnet-i intizâra saldun
Saldun dil-i zâra nâr-ı fürkat
Kıldun gözümi pür-âb-ı hasret
Gönlüm odı kıldı yana yana
Âheng şafak tek âsmâna
Yaşum suyı oldı vara vara
Bir bahr ki yoh ana kenâre
Men istemezem bu günde hem-dem
Yanumdan ilet hayâlüni hem
Olmaya düşüp hayâlün ey meh
Oda yana suya bata nâgeh
Ser-mest-i şarâb-ı iştiyâkem
Medhûş-i tehayyür-i firâkem
Koyma gamunı menümle hem-râh
Fâş eylerem anı halka nâgâh
Ser-mestde ihtiyâr olmaz
Medhûşda i‘tibâr olmaz
Cân oldı gamun gelende ber-bâd
Teşvîş-i fenâdan oldum âzâd
Gösterdi mana gamun mezâkı
Ayş-ı ebedî neşât-ı bâkî
Ger gelse ecel menüm nem ala
Cân hod yohdur meğer gam ala
Şem‘-i şeb-i mihnet ü belâyem
Âşüfte-i cünbiş-i hevâyem
Sûz-ı dil ile tökülse yaşum
Tîğ-i gam ile kesilse başum
Cândan çıharıp hevâ-yı aşkı
Terk eylemezem belâ-yı aşkı
Bu günleri kim gam içre zârem
Hicrân elemiyle bî-karârem
Ger nâme-i ömre kilk-i takdîr
Gündür deyüben kılursa tahrîr
Eyler meni ol hisâb mağbûn
Kim sûret-i hâldür diğer-gûn
Gün şartı deyerler âftâbı
Bi’llâh ki bu nüktedür hisâbî
Her gün ki görünmez âftâbum
Men gün demezem budur hisâbum
Yoh kimse bu derd-i dilden âgâh
Bu derd-i dil ile neyleyem âh
Derdüm söze geldüğince artar
Oddur yel ile zebâne dartar
Eyyâm-ı visâli eyleyüp yâd
Ol haste bu şi‘ri etdi bünyâd
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Ey hoş ol günler ki men hem-râz idüm cânân ile
Ni‘met-i vaslın görüp nâzın çekerdüm cân ile
Görmemişdi gülşen-i ayşum hazân-ı tefrika
Olmamışdı tîre eyyâmum şeb-i hicrân ile
Meh-veşümden dûstlar devrân cüdâ ister meni
Düşmenümdür hîç bilmen n’etmişem devrân ile
Yetse ger âşıklarun eflâke efgânı ne sûd
Yetmek olmaz mâh-veşler vaslına efgân ile
Yaşurup sahlardum elden dâğ-ı hicrânın eğer
Etmek olsaydı müdârâ dîde-i giryân ile
Zevkden dîbâce bağlandı kitâb-ı ömrüme
Koymadı devrân geçe evkâtum ol unvân ile
Ey Fuzûlî ahter-i bahtum müsâid olmadı
Kim olam bir dem mukârin ol meh-i tâbân ile
Söz muhtasar ol esîr-i sevdâ
Bir nev‘ ile oldı halka rüsvâ
Kim Kays iken adı oldı Mecnûn
Ahvâlini etdi gam diğer-gûn
Bu Leylîye Mecnûn güzerde mukâbil olduğıdur ve Gün mukâbelesinde hilâl-i mihri bedr-i kâmil olduğıdur
Bir gün ki bahâr-ı âlem-efrûz
Vermişdi cihâna feyz-i nevrûz
Salmışdı nikâb çehreden gül
Çekmişdi sürûd-ı nâle bülbül
Şeb-nem mey-i nâbı ile lâle
Doldurmış idi kızıl piyâle
Olmışdı gül ile sebze-i ter
Firûze-fürûz ü la‘l-perver
Bir niçe musâhib-i vefâ-dâr
Mecnûn-ı şikesteni görüp zâr
Her yan dediler ki ey belâ-keş
Gül çağıdur olmagıl müşevveş
Bu faslda âdemî gerek şâd
Endûh ü belâ vü gamdan azâd
Çün ebr değülsen olma giryân
Çün seyl değülsen etme efgân
Gül kimi bırahma sîneye çâk
Sebze kimi etme bisterün hâk
Ancak özüni esîr-i gam kıl
Lutf eyle hırâma gel kerem kıl
Sahrâ dutalum mey içelüm şâd
Endûh ile olma beyle mu‘tâd
Ey gonca-dehân ü serv-kâmet
Gül oyna zamânı kıl ferâgat
Pâkize vücûda hayfdur gam
Beyle dahi kalmaya bu âlem
Şâyed açıla gül-i murâdun
Muhkem kıl esâs-ı i‘tikâdun
Seyr üzre bu nevbahâr faslı
Şâyed bulına nigâr vaslı
Mecnûn-ı hazîn ayağa durdı
Sahrâlara seyr içün yüz urdı
Giryân giryân kılurdı seyrân
Hayrân hayrân gezerdi her yan
Geh sezbeye arz-ı râz ederdi
Geh lâleye min niyâz ederdi
Çeşmine sürerdi lâle dâğın
Âşık sağınup öpüp ayağın
Nergis gözine nigâh ederdi
Yârı gözin anup âh ederdi
Söylerdi benefşeye gam-ı dil
Kim söyleye olsa yâra vâsıl
Bülbüllere şerh ederdi hâlin
Kumrîlere mihnet ü melâlin
Her turfe çiçek görüp çeküp âh
Menzil menzil gezerdi nâgâh
Bir menzile düşdi reh-güzârı
Kim seyrde idi anda yârı
Bir niçe perî-ruh ile hem-dem
Mecnûn-ı şikesteden mukaddem
Leylî güzer etmiş ol fezâya
Salmış gül ü lâle üzre sâye
Bir sebzeye sebz har-geh urmış
Meh sahn-ı felekde hâle kurmış
Gonca kimi ol latîf har-gâh
Gül berki kimi içinde ol mâh
Mecnûna mukâbil oldı Leylî
Bahr-ı gama yetdi derd seyli
Leylî deme şem‘-i meclis-efrûz
Mecnûn deme âteş-i ciger-sûz
Leylî deme cennet içre bir hûr
Mecnûn deme zulmet içre bir nûr
Leylî deme evc–i hüsne bir mâh
Mecnûn deme mülk-i aşka bir şâh
Leylî deme bir yegâne-i dehr
Mecnûn deme bir fesâne-i şehr
Leylî çemen-i belâ nihâli
Mecnûn felek-i vefâ hilâli
Leylî meh-i âsmân-ı haşmet
Mecnûn şeh-i kişver-i melâmet
Leylî saf-ı ehl-i hüsn emîri
Mecnûn ser-i kûy-ı gam fakîri
Leylî işi işve vü kirişme
Mecnûn gözi yaşı çeşme çeşme
Leylî vü neşât-ı hüsn kâmı
Mecnûn ü belâ-yı aşk dâmı
Leylî vü letâfet-i dil-ârây
Mecnûn ü melâmet-i gam-efzây
Leylîde kemâl-i hüsn ile zevk
Mecnûnda cemâl-i Leylîye şevk
Leylî sadef-i hayâya bir dür
Mecnûna anunla min tefâhür
Leylîde visâl-i dûst meyli
Mecnûnda hem ârzû-yı Leylî
Ol iki sehî-kad ü semen-ber
Birbirine oldılar berâber
Fûlâda sataşdı seng-i hâre
Od düşdi karâr ü ihtiyâra
Bir sâza düzildi ol iki târ
Germ oldı revâc-ı nâle-i zâr
Ol bahtı muna neşât buldı
Bu gördi anı mukayyed oldı
Mecnûnda karâr dutmayup hûş
Deryâ-yı tehayyür eyledi cûş
Bir dem bahabilmedi ol aya
Düşdi yüzi üzre misl-i sâye
Leylî hem itürdı ihtiyârın
Bir dem görebilmedi nigârın
Hayrânlığı ol makâma yetdi
Kim düşdi ayakdan ussı getdi
Gül suyu sepüp revân yüzine
Leylîni getürdiler özine
Her yan dediler ana ki ey mâh
Nâgeh olur atan anan âgâh
Kim gayr ile âşinâ olupsen
Bir dilbere mübtelâ olupsen
Vermez bu reviş netîce-i hûb
Şâyeste değül sana bu üslûb
Yahşi nazar eylesen yamandur
Hem bize vü hem sana ziyandur
Andan götürüp bisât ü har-gâh
Ol mâh-likânı hâh ü nâ-hâh
Öz bürcine kıldılar revâne
Tâ olmaya vâkıf ata ane
Söz demediler bu mâcerâdan
Ne gencden ü ne ejderhâdan
Mecnûnı hem etdi çeşm-i hûn-bâr
Sular saçuben yüzine bîdâr
Gördi ki nigârdan nişan yoh
Bir cism-i füsürde var cân yoh
Dîvâne kalup perî gedüpdür
Salup anı dil beri gedüpdür
Çâk eyledi câme kıldı nâle
Hâli bedel oldı özge hâle
Terk etdi libâs-ı lâle-gûnı
Raht oldı tenine eşk-i hûnı
Ger mâtem içün misâl-i hâme
Sarmışdı başa siyeh imâme
Çizgindi başına dûd-ı âhı
Yandurdı imâme-i siyâhı
İkrâh ile çıhdı pîrehenden
Âr etdi şehîd-i gam kefenden
Na‘leyni bırahdı ol belâ-cû
Kim âşıka pây-benddür bu
Hem-demlere özr kıldı âğâz
K’ey bir niçe hem-nişîn ü hem-râz
Seylâb-ı hücûm-ı aşk yetdi
Men şîfte-hâli garka etdi
Olman men-i haste ile hem-dem
Tâ batmayasuz bu suya siz hem
Men reng-i melâmete boyandum
Sevdâ-zedeliğ odına yandum
Elbette bir od ki düşdi câna
Âhir dutuşup çeker zebâne
Düşvâr belâmı sehl sanman
Siz dahi menüm oduma yanman
Menden size düşmesün bir ahker
Çün değmedi hayr değmesün şer
Sevdâ siyeh etdi rûzgârum
Aşk aldı inân-ı ihtiyârum
Men bir kuşem uçdum âşiyandan
Men handan ü meyl-i hâne handan
Kılman mana ev hikâyetin çoh
Dahi menüm anda varmağum yoh
Sizden sorar olsa ata hâlüm
Keyfiyyet-i mihnet ü melâlüm
Söylen ki fenâya verdi rahtın
Eyyâm siyâh kıldı bahtın
Ey pîr-i şikeste-hâl ü nâ-şâd
Tanrı’yçün elümden eyleme dâd
Deme ki nedür bu mâcerâlar
Senden mana yetdi bu belâlar
Men bilmez idüm gam-ı cihânı
Teşvîş-i zemîn ü âsmânı
Âsûde serâçe-i ademde
Ne gussada idüm ü ne gamda
Bilmezliğ ile hem-râz idi hâlüm
Ne hüsn ü ne aşk idi hayâlüm
Sen vâsıta-i vücûdum oldun
Sen mâni‘-i feyz-i cûdum oldun
Umdun ki menümle olasen şâd
Derdâ ki ümîdün oldı ber-bâd
Men yoh olubem sen imdi var ol
Özge halefe ümîd-vâr ol
Ma‘zûr dut ey azîz ma‘zûr
Men kasd ile senden olmadum dûr
Çoh sıdk ile eyledüm ana azm
Kim devlet-i vasluna yetem cezm
Su saldı yoluna eşk-i hasret
Dâmânumı dutdı hâr-ı mihnet
Tahrîr kılup münâsib-i hâl
Bu şi‘ri hem etdi ana irsâl
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Fesâd-ı aşkı tâ gördüm salâh-ı akldan dûrem
Meni rüsvâ görüp ayb etme ey nâsih ki ma‘zûrem
Eğer çâk-i girîbân eylesem men‘eylemen çün men
Metâ‘-ı nengden ârî libâs-ı ârdan ûrem
Men ü sahrâ-yi vahşet menzil etmen âfiyet küncin
Esir-i dâm-ı zulmet olmazem çün tâlib-i nûrem
Temerrüd akl fermânından etsem dûstlar bi’llâh
Meni re’yümle sanman aşk sultânına me’mûrem
Mana kim ta‘ne eyler kim nasîhat ehl-i âlemden
Hoşem kim i‘tibar-ı aşk ile her dilde mezkûrem
Belâ-yı aşk u derd-i dûst terkin kılmazem zâhid
Ne muştâk-ı behiştem sen kimi ne tâlib-i hûrem
Hayâl-i çîn-i zülf ü tâk-ı ebrûsiyle zevküm gör
Sanasen haşmet ile Kisrîyem kadr ile Fağfûrem
Garaz bir ad imiş âlemde men hem eyledüm bir ad
Bi-hamdi’llâh Fuzûlî rind ü rüsvâlıkda meşhûrem
Bu Mecnûnun cünûnunun sıfatıdur ve Vâdî-i aşk sevdâsının keyfiyyetidür
Ol şîve-i aşk içinde mâhir
Kıldukta vasiyyetini âhir
Kıldı gözedüp tarîk-i vahşet
Eshâbdan inkıtâ‘-ı ülfet
Sahrâya düşüp güneş misâli
Tenhâ yürür oldı lâübâlî
Her daşa ki yetdi tökdi yaşın
La‘l eyledi kûh ü deşt daşın
Firûze-fürûz ü la‘l-perver
Bir niçe musâhib-i vefâ-dâr
Mecnûn-ı şikesteni görüp zâr
Her yan dediler ki ey belâ-keş
Gül çağıdur olmagıl müşevveş
Bu faslda âdemî gerek şâd
Endûh ü belâ vü gamdan azâd
Çün ebr değülsen olma giryân
Çün seyl değülsen etme efgân
Gül kimi bırahma sîneye çâk
Sebze kimi etme bisterün hâk
Ancak özüni esîr-i gam kıl
Lutf eyle hırâma gel kerem kıl
Sahrâ dutalum mey içelüm şâd
Endûh ile olma beyle mu‘tâd
Ey gonca-dehân ü serv-kâmet
Gül oyna zamânı kıl ferâgat
Pâkize vücûda hayfdur gam
Beyle dahi kalmaya bu âlem
Şâyed açıla gül-i murâdun
Muhkem kıl esâs-ı i‘tikâdun
Seyr üzre bu nevbahâr faslı
Şâyed bulına nigâr vaslı
Mecnûn-ı hazîn ayağa durdı
Sahrâlara seyr içün yüz urdı
Giryân giryân kılurdı seyrân
Hayrân hayrân gezerdi her yan
Geh sezbeye arz-ı râz ederdi
Geh lâleye min niyâz ederdi
Çeşmine sürerdi lâle dâğın
Âşık sağınup öpüp ayağın
Nergis gözine nigâh ederdi
Yârı gözin anup âh ederdi
Söylerdi benefşeye gam-ı dil
Kim söyleye olsa yâra vâsıl
Bülbüllere şerh ederdi hâlin
Kumrîlere mihnet ü melâlin
Her turfe çiçek görüp çeküp âh
Menzil menzil gezerdi nâgâh
Bir menzile düşdi reh-güzârı
Kim seyrde idi anda yârı
Bir niçe perî-ruh ile hem-dem
Mecnûn-ı şikesteden mukaddem
Leylî güzer etmiş ol fezâya
Salmış gül ü lâle üzre sâye
Bir sebzeye sebz har-geh urmış
Meh sahn-ı felekde hâle kurmış
Gonca kimi ol latîf har-gâh
Gül berki kimi içinde ol mâh
Mecnûna mukâbil oldı Leylî
Bahr-ı gama yetdi derd seyli
Leylî deme şem‘-i meclis-efrûz
Mecnûn deme âteş-i ciger-sûz
Leylî deme cennet içre bir hûr
Mecnûn deme zulmet içre bir nûr
Leylî deme evc–i hüsne bir mâh
Mecnûn deme mülk-i aşka bir şâh
Leylî deme bir yegâne-i dehr
Mecnûn deme bir fesâne-i şehr
Leylî çemen-i belâ nihâli
Mecnûn felek-i vefâ hilâli
Leylî meh-i âsmân-ı haşmet
Mecnûn şeh-i kişver-i melâmet
Leylî saf-ı ehl-i hüsn emîri
Mecnûn ser-i kûy-ı gam fakîri
Leylî işi işve vü kirişme
Mecnûn gözi yaşı çeşme çeşme
Leylî vü neşât-ı hüsn kâmı
Mecnûn ü belâ-yı aşk dâmı
Leylî vü letâfet-i dil-ârây
Mecnûn ü melâmet-i gam-efzây
Leylîde kemâl-i hüsn ile zevk
Mecnûnda cemâl-i Leylîye şevk
Leylî sadef-i hayâya bir dür
Mecnûna anunla min tefâhür
Leylîde visâl-i dûst meyli
Mecnûnda hem ârzû-yı Leylî
Ol iki sehî-kad ü semen-ber
Birbirine oldılar berâber
Fûlâda sataşdı seng-i hâre
Od düşdi karâr ü ihtiyâra
Bir sâza düzildi ol iki târ
Germ oldı revâc-ı nâle-i zâr
Ol bahtı muna neşât buldı
Bu gördi anı mukayyed oldı
Mecnûnda karâr dutmayup hûş
Deryâ-yı tehayyür eyledi cûş
Bir dem bahabilmedi ol aya
Düşdi yüzi üzre misl-i sâye
Leylî hem itürdı ihtiyârın
Bir dem görebilmedi nigârın
Hayrânlığı ol makâma yetdi
Kim düşdi ayakdan ussı getdi
Gül suyu sepüp revân yüzine
Leylîni getürdiler özine
Her yan dediler ana ki ey mâh
Nâgeh olur atan anan âgâh
Kim gayr ile âşinâ olupsen
Bir dilbere mübtelâ olupsen
Vermez bu reviş netîce-i hûb
Şâyeste değül sana bu üslûb
Yahşi nazar eylesen yamandur
Hem bize vü hem sana ziyandur
Andan götürüp bisât ü har-gâh
Ol mâh-likânı hâh ü nâ-hâh
Öz bürcine kıldılar revâne
Tâ olmaya vâkıf ata ane
Söz demediler bu mâcerâdan
Ne gencden ü ne ejderhâdan
Mecnûnı hem etdi çeşm-i hûn-bâr
Sular saçuben yüzine bîdâr
Gördi ki nigârdan nişan yoh
Bir cism-i füsürde var cân yoh
Dîvâne kalup perî gedüpdür
Salup anı dil beri gedüpdür
Çâk eyledi câme kıldı nâle
Hâli bedel oldı özge hâle
Terk etdi libâs-ı lâle-gûnı
Raht oldı tenine eşk-i hûnı
Ger mâtem içün misâl-i hâme
Sarmışdı başa siyeh imâme
Çizgindi başına dûd-ı âhı
Yandurdı imâme-i siyâhı
İkrâh ile çıhdı pîrehenden
Âr etdi şehîd-i gam kefenden
Na‘leyni bırahdı ol belâ-cû
Kim âşıka pây-benddür bu
Hem-demlere özr kıldı âğâz
K’ey bir niçe hem-nişîn ü hem-râz
Seylâb-ı hücûm-ı aşk yetdi
Men şîfte-hâli garka etdi
Olman men-i haste ile hem-dem
Tâ batmayasuz bu suya siz hem
Men reng-i melâmete boyandum
Sevdâ-zedeliğ odına yandum
Elbette bir od ki düşdi câna
Âhir dutuşup çeker zebâne
Düşvâr belâmı sehl sanman
Siz dahi menüm oduma yanman
Menden size düşmesün bir ahker
Çün değmedi hayr değmesün şer
Sevdâ siyeh etdi rûzgârum
Aşk aldı inân-ı ihtiyârum
Men bir kuşem uçdum âşiyandan
Men handan ü meyl-i hâne handan
Kılman mana ev hikâyetin çoh
Dahi menüm anda varmağum yoh
Sizden sorar olsa ata hâlüm
Keyfiyyet-i mihnet ü melâlüm
Söylen ki fenâya verdi rahtın
Eyyâm siyâh kıldı bahtın
Ey pîr-i şikeste-hâl ü nâ-şâd
Tanrı’yçün elümden eyleme dâd
Deme ki nedür bu mâcerâlar
Senden mana yetdi bu belâlar
Men bilmez idüm gam-ı cihânı
Teşvîş-i zemîn ü âsmânı
Âsûde serâçe-i ademde
Ne gussada idüm ü ne gamda
Bilmezliğ ile hem-râz idi hâlüm
Ne hüsn ü ne aşk idi hayâlüm
Sen vâsıta-i vücûdum oldun
Sen mâni‘-i feyz-i cûdum oldun
Umdun ki menümle olasen şâd
Derdâ ki ümîdün oldı ber-bâd
Men yoh olubem sen imdi var ol
Özge halefe ümîd-vâr ol
Ma‘zûr dut ey azîz ma‘zûr
Men kasd ile senden olmadum dûr
Çoh sıdk ile eyledüm ana azm
Kim devlet-i vasluna yetem cezm
Su saldı yoluna eşk-i hasret
Dâmânumı dutdı hâr-ı mihnet
Tahrîr kılup münâsib-i hâl
Bu şi‘ri hem etdi ana irsâl
Bu gazel Mecnûn dilindendür
Fesâd-ı aşkı tâ gördüm salâh-ı akldan dûrem
Meni rüsvâ görüp ayb etme ey nâsih ki ma‘zûrem
Eğer çâk-i girîbân eylesem men‘eylemen çün men
Metâ‘-ı nengden ârî libâs-ı ârdan ûrem
Men ü sahrâ-yi vahşet menzil etmen âfiyet küncin
Esir-i dâm-ı zulmet olmazem çün tâlib-i nûrem
Temerrüd akl fermânından etsem dûstlar bi’llâh
Meni re’yümle sanman aşk sultânına me’mûrem
Mana kim ta‘ne eyler kim nasîhat ehl-i âlemden
Hoşem kim i‘tibar-ı aşk ile her dilde mezkûrem
Belâ-yı aşk u derd-i dûst terkin kılmazem zâhid
Ne muştâk-ı behiştem sen kimi ne tâlib-i hûrem
Hayâl-i çîn-i zülf ü tâk-ı ebrûsiyle zevküm gör
Sanasen haşmet ile Kisrîyem kadr ile Fağfûrem
Garaz bir ad imiş âlemde men hem eyledüm bir ad
Bi-hamdi’llâh Fuzûlî rind ü rüsvâlıkda meşhûrem
Bu Mecnûnun cünûnunun sıfatıdur ve Vâdî-i aşk sevdâsının keyfiyyetidür
Ol şîve-i aşk içinde mâhir
Kıldukta vasiyyetini âhir
Kıldı gözedüp tarîk-i vahşet
Eshâbdan inkıtâ‘-ı ülfet
Sahrâya düşüp güneş misâli
Tenhâ yürür oldı lâübâlî
Her daşa ki yetdi tökdi yaşın
La‘l eyledi kûh ü deşt daşın
Göz yaşını bes ki tökdi her sû
Her merhaleden ahıtdı min cû
Bir ebr-i belâ idi güvâhı
Bârân sirişk ü berk âhı
Bârân ile berki cism ü cândan
Bir mertebede ki mundan andan
Deryâlara yetse lem‘a-i tâb
Sahrâlara düşse katra-i âb
Deryâlar olurdı cümle sahrâ
Sahrâlar olurdı cümle deryâ
Feryâd ile doldurup bu deyri
Feryâda getürdi vahş ü tayrı
Efgânı yetürdi âsmâna
Efgân ile âsmânı câna
Bu Mecnûnun atası vâkıf-ı hâl olduğıdur ve Anı beyâbân-ı mihnetde bulduğıdur
Gencîne-küşâ-yı genc-i güftâr
Olmış bu edâ ile güher-bâr
K’ol bir niçe bî-karâr ü mahzûn
Nâ-çâr kılup vedâ‘-ı Mecnûn
Nevmîd dönüp şikeste vü hâr
Kıldılar atasını haberdar
Ol pîr çü vâkıf oldı hâle
Mecnûn kimi etdi âh ü nâle
Sahrâlara dutdı seyl tek yüz
Vâdîlere açdı çeşme tek göz
Çoh aradı gezdi her mekânı
Bulınmadı oğlınun nişânı
Tâ âkıbet ol şikeste-hâli
Bir gûşede gördi lâubâlî
Düşmiş yere hâk-sâr ü gam-nâk
Ahvâli harâb ü sînesi çâk
Dönmiş gül-i sürhi zağferâna
Şimşâd-ı latîfi hîzrâna
Âyînesini gubâr dutmış
Jeng-i gam-ı rûzgâr dutmış
Etmiş elifin sitem yüki dâl
Kılmış kalemin felek gamı nâl
Hem-sohbeti mûr ü hem-demi mâr
Tekye-gehi hâk ü bisteri hâr
Hâr üzre ana delük delük ten
Açmış gam evine dürlü revzen
Ol pîr çü gördi sûret-i hâl
Sûret kimi kaldı bir zaman lâl
Bir lahza anı tehayyür aldı
Hayret gözi ile bahakaldı
Sonra yaha yırtup etdi feryâd
K’ey bülbül-i bûstân-ı bî-dâd
Hâl-i dilüni mana beyân et
Esrâr-ı nihânunı ıyân et
Kim aldı elünden ihtiyârun
Kim eyledi tîre rûzgârun
Bi’llâh nişe bî-karâr olupsen
Âşüfte-i rûzgâr olupsen
Ne seyrdesen sana taleb ne
Bu nâle vü zâruna sebeb ne
Deryâda ise sana dür-i kâm
Sen söyle men eyleyem ser-encâm
Zulmâtda ise şem‘-i maksûd
Rûşen kıl ü menden iste mevcûd
Mecnûn dedi ey mana veren pend
Dânâ-yı sühan-ver ü hıred-mend
Kimsen nedürür bu güft ü gûlar
Bî-fâide bâtıl ârzûlar
Get derdüme sen devâ değülsen
Bîgânesen âşinâ değülsen
Men beyle kelâma dutmazem gûş
Leylî sözi söyle yohsa hâmûş
Dedi menem atan ey belâ-keş
Men seng-i nedâmetem sen âteş
Dedi nedür ata yohsa ane
Leylî gerek özgedür fesâne
Çün gördi itâatinde ihmâl
Bildi ki fakîre özgedür hâl
Verdi bu firîb ile tesellî
Kim dur gedelüm çağırdı Leylî
Leylî bize geldi mihmândur
La‘li talebünde dür-feşândur
Mecnûn ki eşitdi Leylî adın
Sandı ki felek verür murâdın
Lebbeyk deyüp ayağa durdı
Ol ka‘be-i maksâda yüz urdı
Pîr ile cevân-ı dil-şikeste
Geldi eve dil-figâr ü haste
Başında hevâ-yı vasl-ı Leylî
Ne ata gamı ne ana meyli
Geh ata nasîhat etdi âğâz
Geh anesi oldı pend-perdâz
Bu Mecnûna anası pend verdüğidür ve Bûstân-ı melâmetden hâr-ı nedâmet derdüğidür
K’ey râhat-ı cân ü nûr-ı dîde
Ferzend-i yegâne-i güzîde
Şânunda riyâset-i Arab var
Mîrâs-ı şecâat ü edeb var
Etvâr-ı mülûk dut hemîşe
Âyîn-i şecâat eyle pîşe
Ebrû-yı ham ise ger murâdun
Süst etme kemân-ı i‘tikâdun
Müjgân-ı siyâhdan götür dil
Ol nâveng-i cân-sitâna mâil
Olsan nigerân-ı kadd ü kâmet
Kıl nîze-i hûn-feşâna rağbet
Ger zülf ile görmek istesen hâl
Gör hey’et-i nokta peyker-i dâl
Gönlün göz ü kaşa olsa meftûn
Gör dîde-i ayn ü ebru-yı nûn
Sen servsen olmagıl girân-bâr
Âzâd olagör ne kim giriftâr
Sen la‘lsen olmagıl sebük seng
Döndürme güneş görüp revân reng
Etme özüni habâb-mânend
Başunda olan hevâya hursend
Kim yohdurur ol hevâya bünyâd
Başun olur ol hevâda ber-bâd
Ser-germliğ etme şem‘-nisbet
Sûz-ı gam-ı aşk ile mürüvvet
Gör şem‘i nişe düşer belâya
Başındakiden geder fenâya
Zevk-ı dil ü dîde kılma âdet
Salma mey ü şâhide irâdet
Mahbûb ü mey ile besleyen cân
Sanma olur ehl-i akl ü îmân
Aklı mı olur müdâm mestün
Îmânı olur mı mey-perestün
Şi‘re heves etme kim yamandur
Yahşi deseler ana yalandur
Hâlâ kılagör kemâl hâsıl
Fevt etme kemâli gezme gâfil
Ey bâg-ı ümîdümün nihâli
Kılma bizi neng pâymâli
Mahbûb hem istesen kem olmaz
Biz kim senünüz sana gam olmaz
Vardur bu haşemde min kabîle
Her tâife içre min cemîle
Bir bir kılalum kamu sana arz
Yetsün yerine bize olan farz
Bir serv-i sehî-kad ü semen-ber
Tezvîcüne edelüm mukarrer
Ta‘yîn edelüm sana meh ü sâl
Sarf eyleyebildüğünce emvâl
Sen dutma hemîn tarîk-ı vahşet
Kat‘-ı neseb eyleme emânet
Bizden bu nasîhati kabûl et
Her lahza yeter bizi melûlet
Uşşâk sefâhetin kılup yâd
Bu şi‘ri ne hoş demiş bir üstâd
Gazel-i üstâd
Cân verme gam-ı aşka ki aşk âfet-i cândur
Aşk âfet-i cân olduğı meşhûr-ı cihândur
Sûd isteme sevdâ-yı gam-ı aşkda hergiz
Kim hâsıl-ı sevdâ-yı gam-ı aşk ziyandur
Her ebru-yı ham katlüne bir hancer-i hûn-rîz
Her zülf-i siyeh kasduna bir ef‘î yılandur
Yahşi görinür sûreti meh-veşlerün ammâ
Yahşi nazar etdükde ser-encâmı yamandur
Aşk içre azâb olduğın andan bilürem kim
Her kimse ki âşıkdur işi âh u figândur
Yâd etme kara gözlülerün merdüm-i çeşmin
Merdüm deyüp aldanma ki içdükleri kandur
Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var
Aldanma ki şâir sözi elbette yalandur
Bu Mecnûnun nasîhat kabûl etmedüğidür ve Atasının derdi dermâna yetmedüğidür
Mecnûn ki eşitdi ol hitâbı
Verdi bu tarîk ile cevâbı
K’ey rûh-ı revânum ata ane
Kâm-ı dil ü cânum ata ane
Tahkîk edübem işüm hatâdur
Her ne desenüz mana revâdur
Âlûde-i reng-i dûd-ı âhem
Züll-i güneh ile rû-siyâhem
Men hem olubem bu işden âgâh
Ammâ ne deyem ne söyleyem âh
Yohdur bu işümde ihtiyârum
Zabtumda inân-ı iktidârum
Akl oldı zaîf ü aşk gâlib
Hâtır nigerân nigâr câzib
Dutdı ten ü cânumı gam-ı yâr
Gayri’l-mahbûbi leyse fi’d-dâr
Mende dahi nişe menliğ olsun
Mende meni isteyen ne bulsun
Takdîr çü beyledür ne tedbîr
Takdîri eder mi kimse tağyîr
Olsaydı mana neşât rûzî
İster mi idüm bu derd ü sûzı
Ger sıhhate kâdir olsa bîmâr
Derde özin eylemez giriftâr
Elverse gedâya pâdişâlığ
Sanman ki kılur dahi gedâlığ
Fıtratda ne hâlet olsa maksûm
Ref‘ olmaduğıdur emr-i ma‘lûm
İslâhuma eylemen teemmül
Kim gül tiken olmaz ü tiken gül
Keyfiyyet-i âb ü cevher-i hâk
Demek ola mı kabûl-i idrâk
Su sifleliğinden ayrılur mı
Od yandurabilmeyebilür mi
Ol gün ki rahimde kilk-i kudret
Îcâduma verdi zîb sûret
Doldurdı hevâ ile dimâğum
Sevdâ ile bağladı ayağum
Doldı bedenümdeki rek ü pûst
Başdan ayağa mahabbet-i dûst
Mülk eyledi gönlümi belâya
Vakf eyledi cânumı cefâya
Yoh mende bu hükmden tehallüf
Ol mülk ile vakfa bir tasarruf
Her merhaleden ahıtdı min cû
Bir ebr-i belâ idi güvâhı
Bârân sirişk ü berk âhı
Bârân ile berki cism ü cândan
Bir mertebede ki mundan andan
Deryâlara yetse lem‘a-i tâb
Sahrâlara düşse katra-i âb
Deryâlar olurdı cümle sahrâ
Sahrâlar olurdı cümle deryâ
Feryâd ile doldurup bu deyri
Feryâda getürdi vahş ü tayrı
Efgânı yetürdi âsmâna
Efgân ile âsmânı câna
Bu Mecnûnun atası vâkıf-ı hâl olduğıdur ve Anı beyâbân-ı mihnetde bulduğıdur
Gencîne-küşâ-yı genc-i güftâr
Olmış bu edâ ile güher-bâr
K’ol bir niçe bî-karâr ü mahzûn
Nâ-çâr kılup vedâ‘-ı Mecnûn
Nevmîd dönüp şikeste vü hâr
Kıldılar atasını haberdar
Ol pîr çü vâkıf oldı hâle
Mecnûn kimi etdi âh ü nâle
Sahrâlara dutdı seyl tek yüz
Vâdîlere açdı çeşme tek göz
Çoh aradı gezdi her mekânı
Bulınmadı oğlınun nişânı
Tâ âkıbet ol şikeste-hâli
Bir gûşede gördi lâubâlî
Düşmiş yere hâk-sâr ü gam-nâk
Ahvâli harâb ü sînesi çâk
Dönmiş gül-i sürhi zağferâna
Şimşâd-ı latîfi hîzrâna
Âyînesini gubâr dutmış
Jeng-i gam-ı rûzgâr dutmış
Etmiş elifin sitem yüki dâl
Kılmış kalemin felek gamı nâl
Hem-sohbeti mûr ü hem-demi mâr
Tekye-gehi hâk ü bisteri hâr
Hâr üzre ana delük delük ten
Açmış gam evine dürlü revzen
Ol pîr çü gördi sûret-i hâl
Sûret kimi kaldı bir zaman lâl
Bir lahza anı tehayyür aldı
Hayret gözi ile bahakaldı
Sonra yaha yırtup etdi feryâd
K’ey bülbül-i bûstân-ı bî-dâd
Hâl-i dilüni mana beyân et
Esrâr-ı nihânunı ıyân et
Kim aldı elünden ihtiyârun
Kim eyledi tîre rûzgârun
Bi’llâh nişe bî-karâr olupsen
Âşüfte-i rûzgâr olupsen
Ne seyrdesen sana taleb ne
Bu nâle vü zâruna sebeb ne
Deryâda ise sana dür-i kâm
Sen söyle men eyleyem ser-encâm
Zulmâtda ise şem‘-i maksûd
Rûşen kıl ü menden iste mevcûd
Mecnûn dedi ey mana veren pend
Dânâ-yı sühan-ver ü hıred-mend
Kimsen nedürür bu güft ü gûlar
Bî-fâide bâtıl ârzûlar
Get derdüme sen devâ değülsen
Bîgânesen âşinâ değülsen
Men beyle kelâma dutmazem gûş
Leylî sözi söyle yohsa hâmûş
Dedi menem atan ey belâ-keş
Men seng-i nedâmetem sen âteş
Dedi nedür ata yohsa ane
Leylî gerek özgedür fesâne
Çün gördi itâatinde ihmâl
Bildi ki fakîre özgedür hâl
Verdi bu firîb ile tesellî
Kim dur gedelüm çağırdı Leylî
Leylî bize geldi mihmândur
La‘li talebünde dür-feşândur
Mecnûn ki eşitdi Leylî adın
Sandı ki felek verür murâdın
Lebbeyk deyüp ayağa durdı
Ol ka‘be-i maksâda yüz urdı
Pîr ile cevân-ı dil-şikeste
Geldi eve dil-figâr ü haste
Başında hevâ-yı vasl-ı Leylî
Ne ata gamı ne ana meyli
Geh ata nasîhat etdi âğâz
Geh anesi oldı pend-perdâz
Bu Mecnûna anası pend verdüğidür ve Bûstân-ı melâmetden hâr-ı nedâmet derdüğidür
K’ey râhat-ı cân ü nûr-ı dîde
Ferzend-i yegâne-i güzîde
Şânunda riyâset-i Arab var
Mîrâs-ı şecâat ü edeb var
Etvâr-ı mülûk dut hemîşe
Âyîn-i şecâat eyle pîşe
Ebrû-yı ham ise ger murâdun
Süst etme kemân-ı i‘tikâdun
Müjgân-ı siyâhdan götür dil
Ol nâveng-i cân-sitâna mâil
Olsan nigerân-ı kadd ü kâmet
Kıl nîze-i hûn-feşâna rağbet
Ger zülf ile görmek istesen hâl
Gör hey’et-i nokta peyker-i dâl
Gönlün göz ü kaşa olsa meftûn
Gör dîde-i ayn ü ebru-yı nûn
Sen servsen olmagıl girân-bâr
Âzâd olagör ne kim giriftâr
Sen la‘lsen olmagıl sebük seng
Döndürme güneş görüp revân reng
Etme özüni habâb-mânend
Başunda olan hevâya hursend
Kim yohdurur ol hevâya bünyâd
Başun olur ol hevâda ber-bâd
Ser-germliğ etme şem‘-nisbet
Sûz-ı gam-ı aşk ile mürüvvet
Gör şem‘i nişe düşer belâya
Başındakiden geder fenâya
Zevk-ı dil ü dîde kılma âdet
Salma mey ü şâhide irâdet
Mahbûb ü mey ile besleyen cân
Sanma olur ehl-i akl ü îmân
Aklı mı olur müdâm mestün
Îmânı olur mı mey-perestün
Şi‘re heves etme kim yamandur
Yahşi deseler ana yalandur
Hâlâ kılagör kemâl hâsıl
Fevt etme kemâli gezme gâfil
Ey bâg-ı ümîdümün nihâli
Kılma bizi neng pâymâli
Mahbûb hem istesen kem olmaz
Biz kim senünüz sana gam olmaz
Vardur bu haşemde min kabîle
Her tâife içre min cemîle
Bir bir kılalum kamu sana arz
Yetsün yerine bize olan farz
Bir serv-i sehî-kad ü semen-ber
Tezvîcüne edelüm mukarrer
Ta‘yîn edelüm sana meh ü sâl
Sarf eyleyebildüğünce emvâl
Sen dutma hemîn tarîk-ı vahşet
Kat‘-ı neseb eyleme emânet
Bizden bu nasîhati kabûl et
Her lahza yeter bizi melûlet
Uşşâk sefâhetin kılup yâd
Bu şi‘ri ne hoş demiş bir üstâd
Gazel-i üstâd
Cân verme gam-ı aşka ki aşk âfet-i cândur
Aşk âfet-i cân olduğı meşhûr-ı cihândur
Sûd isteme sevdâ-yı gam-ı aşkda hergiz
Kim hâsıl-ı sevdâ-yı gam-ı aşk ziyandur
Her ebru-yı ham katlüne bir hancer-i hûn-rîz
Her zülf-i siyeh kasduna bir ef‘î yılandur
Yahşi görinür sûreti meh-veşlerün ammâ
Yahşi nazar etdükde ser-encâmı yamandur
Aşk içre azâb olduğın andan bilürem kim
Her kimse ki âşıkdur işi âh u figândur
Yâd etme kara gözlülerün merdüm-i çeşmin
Merdüm deyüp aldanma ki içdükleri kandur
Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var
Aldanma ki şâir sözi elbette yalandur
Bu Mecnûnun nasîhat kabûl etmedüğidür ve Atasının derdi dermâna yetmedüğidür
Mecnûn ki eşitdi ol hitâbı
Verdi bu tarîk ile cevâbı
K’ey rûh-ı revânum ata ane
Kâm-ı dil ü cânum ata ane
Tahkîk edübem işüm hatâdur
Her ne desenüz mana revâdur
Âlûde-i reng-i dûd-ı âhem
Züll-i güneh ile rû-siyâhem
Men hem olubem bu işden âgâh
Ammâ ne deyem ne söyleyem âh
Yohdur bu işümde ihtiyârum
Zabtumda inân-ı iktidârum
Akl oldı zaîf ü aşk gâlib
Hâtır nigerân nigâr câzib
Dutdı ten ü cânumı gam-ı yâr
Gayri’l-mahbûbi leyse fi’d-dâr
Mende dahi nişe menliğ olsun
Mende meni isteyen ne bulsun
Takdîr çü beyledür ne tedbîr
Takdîri eder mi kimse tağyîr
Olsaydı mana neşât rûzî
İster mi idüm bu derd ü sûzı
Ger sıhhate kâdir olsa bîmâr
Derde özin eylemez giriftâr
Elverse gedâya pâdişâlığ
Sanman ki kılur dahi gedâlığ
Fıtratda ne hâlet olsa maksûm
Ref‘ olmaduğıdur emr-i ma‘lûm
İslâhuma eylemen teemmül
Kim gül tiken olmaz ü tiken gül
Keyfiyyet-i âb ü cevher-i hâk
Demek ola mı kabûl-i idrâk
Su sifleliğinden ayrılur mı
Od yandurabilmeyebilür mi
Ol gün ki rahimde kilk-i kudret
Îcâduma verdi zîb sûret
Doldurdı hevâ ile dimâğum
Sevdâ ile bağladı ayağum
Doldı bedenümdeki rek ü pûst
Başdan ayağa mahabbet-i dûst
Mülk eyledi gönlümi belâya
Vakf eyledi cânumı cefâya
Yoh mende bu hükmden tehallüf
Ol mülk ile vakfa bir tasarruf
Mecnun'la aynı anda mı
Biraz önce mi biraz sonra mı
En yeşil vahalar bereketinde
Bir ışığa dönüştü Leyla Ece
Evden yükselen bir ışık sütunu
Yükselip tuttu ışık olan Mecnun'u
Gördü herkes gökte yarıştı iki ışık
Birbirine kavuştu iki ışık
Biraz önce mi biraz sonra mı
En yeşil vahalar bereketinde
Bir ışığa dönüştü Leyla Ece
Evden yükselen bir ışık sütunu
Yükselip tuttu ışık olan Mecnun'u
Gördü herkes gökte yarıştı iki ışık
Birbirine kavuştu iki ışık
Li-zâti’llahi lezzâtu
Ve nûru’l-Hakki mir’âtu
Fe câhid fî sebîli’r-Rabbi
Fe zikru’llahi mirkâtu
Ve nûru’l-Hakki mir’âtu
Fe câhid fî sebîli’r-Rabbi
Fe zikru’llahi mirkâtu
Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli
Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris'nin
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil
-Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
Sen istesen de taş yürekli olamazsın
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Demek sen gidiyorsun Lili
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili
Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu
Ben konuşmasını bilmem Lili
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli
Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris'nin
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil
-Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
Sen istesen de taş yürekli olamazsın
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Demek sen gidiyorsun Lili
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili
Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu
Ben konuşmasını bilmem Lili
Gaflet
Padişah kılındın
Bir gövde mülkünde
Ömür ve devlet idin
Kara zünnar belinde
Bir yürüdün bin düştün
Gölge içinde yüzün
Kara leke o siyah
Neyin gölgesi düşün
Uyanış
Gece yarısı uyandın
Nerede düğüm, aradın
Yanıyor akıl ve alem
Vakit kapı vuruyor
Nefes alıyor veriyor eşya
Mekan hem, hem zaman kayıyor
Çatıyı çatmış biri
Ete can katmış biri
Derken
Yürek aklın koynuna giriyor
Kıdem
Kim baş eğik girdi
De eli boş döndü?
Düşüş
Kim başı dik girdi
Kibir ilinde yitti
Korku
Tevbe onuma, kalın boynuma
Tevbe bunuma, ince boynuma
Reca
Bohçam boş
Öteberim eksik
Azığım kuru
Canım aç
Yüzüm sana çevrili
Adımım sana
Irmaklarına
Bir lokma suyla geldin, su denmez
Kabul ola affola
Padişah kılındın
Bir gövde mülkünde
Ömür ve devlet idin
Kara zünnar belinde
Bir yürüdün bin düştün
Gölge içinde yüzün
Kara leke o siyah
Neyin gölgesi düşün
Uyanış
Gece yarısı uyandın
Nerede düğüm, aradın
Yanıyor akıl ve alem
Vakit kapı vuruyor
Nefes alıyor veriyor eşya
Mekan hem, hem zaman kayıyor
Çatıyı çatmış biri
Ete can katmış biri
Derken
Yürek aklın koynuna giriyor
Kıdem
Kim baş eğik girdi
De eli boş döndü?
Düşüş
Kim başı dik girdi
Kibir ilinde yitti
Korku
Tevbe onuma, kalın boynuma
Tevbe bunuma, ince boynuma
Reca
Bohçam boş
Öteberim eksik
Azığım kuru
Canım aç
Yüzüm sana çevrili
Adımım sana
Irmaklarına
Bir lokma suyla geldin, su denmez
Kabul ola affola
Tutuşturanlar, lûgat kitabını elime,
Bilsin: Allah ' tan başka bilmiyorum kelime...
Bilsin: Allah ' tan başka bilmiyorum kelime...
Lutf eyleyip bir kez nazar
Eylerse ger sultânımız
Kürsî değil arşdan dahi
Âlî olur unvânımız
Benlik aradan dûr olur
Zulmet gidip pür-nûr olur
Mahzûn gönül mesrûr olur
Ma'mûr olur vîrânımız
Vahdet şarâbın kim içe
Fânî alâyıkdan geçe
Ger haşr ola niçe niçe
Ayılmaya mestânımız
Şevk ile bülbüller öte
Âvâzı âfâkı tuta
Her lahza taze gül bite
Hîç solmaya bostânımız
Ola Hüdâyî'ye atâ
Cân sem'ine ere nidâ
Derdin veren Kâdir Hudâ
Bir gün vere dermânımız
Eylerse ger sultânımız
Kürsî değil arşdan dahi
Âlî olur unvânımız
Benlik aradan dûr olur
Zulmet gidip pür-nûr olur
Mahzûn gönül mesrûr olur
Ma'mûr olur vîrânımız
Vahdet şarâbın kim içe
Fânî alâyıkdan geçe
Ger haşr ola niçe niçe
Ayılmaya mestânımız
Şevk ile bülbüller öte
Âvâzı âfâkı tuta
Her lahza taze gül bite
Hîç solmaya bostânımız
Ola Hüdâyî'ye atâ
Cân sem'ine ere nidâ
Derdin veren Kâdir Hudâ
Bir gün vere dermânımız
Lutf ile ihsânın ebvâbını aç
Meded eyle meded sultânım Allah
Hân-ı vasla doyur olmayalım aç
Meded eyle meded sultânım Allah
Kulların nice bir ola perişân
Hasretle nice bir olalar nâlân
Kereminden visâlin eyle ihsân
Meded eyle meded sultânım Allah
Hüdâyî kuluna eyle inâyet
Senindir çünki tevfîk ü hidâyet
Sürûra irgüre tâ ıyd-ı vuslat
Kerem eyle meded Rahmân'ım Allah
Meded eyle meded sultânım Allah
Hân-ı vasla doyur olmayalım aç
Meded eyle meded sultânım Allah
Kulların nice bir ola perişân
Hasretle nice bir olalar nâlân
Kereminden visâlin eyle ihsân
Meded eyle meded sultânım Allah
Hüdâyî kuluna eyle inâyet
Senindir çünki tevfîk ü hidâyet
Sürûra irgüre tâ ıyd-ı vuslat
Kerem eyle meded Rahmân'ım Allah
M
Ne varsa nakış nakış, tabiatta, maddede,
Gözlerimdeki nurun aksi, beyaz perdede...
Gözlerimdeki nurun aksi, beyaz perdede...
içimdeki mağarada
kurumuş ölüler yatar
zehirle gülen zümrüt
ve yakut yatak içinde
bir zaman
beni uğurlamaya gelen
haramîler
içimdeki mağarada
bir yığın kitap var
bakınca yakından
tasvirlerin gözleri oynar
ve konuşur
hepsinin yüzleri benim yüzüm gibi
ve gözleri benim gözüm gibi
kurumuş ölüler yatar
zehirle gülen zümrüt
ve yakut yatak içinde
bir zaman
beni uğurlamaya gelen
haramîler
içimdeki mağarada
bir yığın kitap var
bakınca yakından
tasvirlerin gözleri oynar
ve konuşur
hepsinin yüzleri benim yüzüm gibi
ve gözleri benim gözüm gibi
21.12.1943 - 22.12.1943
renkler güneşten çıktılar
renkler güneşe girdiler
renkler güneşsiz öldüler
ne renk gerek bana
ne renksizlik
güneşler bir yerden çıktılar
güneşler bir yere girdiler
güneşler onsuz öldüler
ne aydınlık gerek bana
ne karanlık
şekiller bir yerden geldiler
şekiller bir yere gittiler
şekiller görünmez oldular
büyük köse vur
bütün sesler bir seste boğuldu
mansur mansuuur
renkler güneşe girdiler
renkler güneşsiz öldüler
ne renk gerek bana
ne renksizlik
güneşler bir yerden çıktılar
güneşler bir yere girdiler
güneşler onsuz öldüler
ne aydınlık gerek bana
ne karanlık
şekiller bir yerden geldiler
şekiller bir yere gittiler
şekiller görünmez oldular
büyük köse vur
bütün sesler bir seste boğuldu
mansur mansuuur
Dağı tanıyan nasıl tanımaz uçurumu?
Madem ki yükseliş var iniş olmaz olur mu?
Madem ki yükseliş var iniş olmaz olur mu?
Bütün manzara, ucuz bir dekor muşambası;
Kurtuluş günü, çıkmaz ayın son çarşambası...
(1947)
Kurtuluş günü, çıkmaz ayın son çarşambası...
(1947)
bilmemek bilmekten iyidir
düşünmeden yaşayalım
mâra
günü ve saatleri ne yapacaksın
senelerin bile ehemmiyeti yoktur
seni ne tanıdığım günleri hatırlarım
ne seneleri
yalnız seni hatırlarım
ki benim gibi bir insansın
tanımamak tanımaktan iyidir
seni bir kere tanıdıktan sonra
yaşamak acısını da tanıdım
bu acıyı beraber tadalım
mâra
başım omuzunda iken sayıkladığıma bakma
beni istediğin yere götür
ikimiz de ne uykudayız
ne uyanık
düşünmeden yaşayalım
mâra
günü ve saatleri ne yapacaksın
senelerin bile ehemmiyeti yoktur
seni ne tanıdığım günleri hatırlarım
ne seneleri
yalnız seni hatırlarım
ki benim gibi bir insansın
tanımamak tanımaktan iyidir
seni bir kere tanıdıktan sonra
yaşamak acısını da tanıdım
bu acıyı beraber tadalım
mâra
başım omuzunda iken sayıkladığıma bakma
beni istediğin yere götür
ikimiz de ne uykudayız
ne uyanık
Lizbonlu Maria Barbas? a
lizboa
boa
simsiyah saçlı kadın
mariyya
bir masal söyle bana
kan nasıl çıkmadı baştan
o ölen kimdi
mariyya
öleni bilmem
buna şarkı derler
lizboa
ben bir şarkıyım
atlas denizlerinden geldim
önümde dalgalar vardı
arkamda dalgalar
dalgalar bitince
ben de biterim
lizboa
boa
simsiyah saçlı kadın
mariyya
bir masal söyle bana
kan nasıl çıkmadı baştan
o ölen kimdi
mariyya
öleni bilmem
buna şarkı derler
lizboa
ben bir şarkıyım
atlas denizlerinden geldim
önümde dalgalar vardı
arkamda dalgalar
dalgalar bitince
ben de biterim
Doğuda bir baba vardi
Batı gelmeden önce
Onun oğullari batıya vardı
Birinci oğul batı kapılarında
Büyük törenlerle karşılandı
Sonra onuruna büyük şölen verdiler
Söylevler söylediler babanın onuruna
Gece olup kuştüyü yastıklar arasında
Oğul masmavi şafağin rüyasında
Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı
İkinci oğul Batı ülkesinde
Gezerken bir ırmak kıyısında
Bir kıza rastladı dağların tazeliginde
Bal arılarının taşıdığı tozlardan
Ayna hamurundan ay yankısından
Samanyolu aydınlığından inci korkusundan
Gül tütününden doğmuş sanki
Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
Saçlarını güneş destelemiş
Yıllarca peşinden koştu onun
Kavuşamadı ama ona
Batı bir uçurum gibi girdi aralarına
Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
Alıp götürdü onu
Ve ikinci oğulu
Sivri uçurumların ucunda
Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
Baba yağmurlardan anladı bunu
Yağmur suları aci ve buruktu
İşin künhüne varsın diye
Yolladı üçüncü oğlunu
Üçüncü oğul Batıda
Çok aç kaldı ezildi yıkıldı
Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
Fakat batinin büyüsü ağır bastı
İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
Sonra büsbütün unuttu onları
Şef oldu buyruğunda birçok kişi
Kravat bağlamasını öğrendi geceleri
Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler
Patron oldu ama hala uşaktı
Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
Bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda
Ondan hesap sordu o da
Sırf utançtan babasına
Bir çek gönderdi onunla
Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
Bu yüklü çeki
İyice yaşlanmıştı ama
Vazgeçmedi koyduğundan kafasına
Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya
Dördüncü oğul okudu bilgin oldu
Kendi oymak ve ülkesini
Kendi görenek ve ülküsünü
Günü geçmiş bir uygarlığa yordu
Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı
Batı bilginleri bunu kutladı
O da silindi gitti binlercesi gibi
Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan
Beşinci oğul bir şairdi
Babanın git demesine gerek kalmadan
Geldi ve batının ruhunu sezdi
Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
Topladı tomarlarını geri dönmek istedi
Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
Kum gibi eridi gitti yollarda
Sıra altıncı oğulda
O da daha batı kapılarında görünür görünmez
Alıştırdılar tatlı zehirli sulara
Içkiler içti
Kaldırım taşlarını saymaya kalktı
Ev sokak ayırmadi
Geceyi gündüzle karıştırdı
Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara
Baba ölmüştü acısından bu ara
Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda
Bir alinyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
Bir de o talihini denemek istedi
Bir şafak vakti Batıya erdi
En büyük Batı kentinin en büyük meydanında
Durdu ve tanrıya yakardı önce
Kendisini değistiremesinler diye
Sonra ansızın ona bir ilham geldi
Ve başladı oymaya olduğu yeri
Başına toplandı ve baktılar Batılılar
O aldırmadı bakışlara
Kazdı durmadan kazdı
Sonra yarı beline kadar girdi çukura
Kalabalık büyümüş çok büyümüştü
O zaman dönüp konuştu :
Batılılar !
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
Karşınızdakini değistirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
En onulmaz yarası olanlar
Ta kalblerinden vurulmuş olanlar
Yüreğinde insanlıktan bir iz tasıyanlar
Batı gelmeden önce
Onun oğullari batıya vardı
Birinci oğul batı kapılarında
Büyük törenlerle karşılandı
Sonra onuruna büyük şölen verdiler
Söylevler söylediler babanın onuruna
Gece olup kuştüyü yastıklar arasında
Oğul masmavi şafağin rüyasında
Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı
İkinci oğul Batı ülkesinde
Gezerken bir ırmak kıyısında
Bir kıza rastladı dağların tazeliginde
Bal arılarının taşıdığı tozlardan
Ayna hamurundan ay yankısından
Samanyolu aydınlığından inci korkusundan
Gül tütününden doğmuş sanki
Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
Saçlarını güneş destelemiş
Yıllarca peşinden koştu onun
Kavuşamadı ama ona
Batı bir uçurum gibi girdi aralarına
Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
Alıp götürdü onu
Ve ikinci oğulu
Sivri uçurumların ucunda
Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
Baba yağmurlardan anladı bunu
Yağmur suları aci ve buruktu
İşin künhüne varsın diye
Yolladı üçüncü oğlunu
Üçüncü oğul Batıda
Çok aç kaldı ezildi yıkıldı
Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
Fakat batinin büyüsü ağır bastı
İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
Sonra büsbütün unuttu onları
Şef oldu buyruğunda birçok kişi
Kravat bağlamasını öğrendi geceleri
Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler
Patron oldu ama hala uşaktı
Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
Bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda
Ondan hesap sordu o da
Sırf utançtan babasına
Bir çek gönderdi onunla
Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
Bu yüklü çeki
İyice yaşlanmıştı ama
Vazgeçmedi koyduğundan kafasına
Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya
Dördüncü oğul okudu bilgin oldu
Kendi oymak ve ülkesini
Kendi görenek ve ülküsünü
Günü geçmiş bir uygarlığa yordu
Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı
Batı bilginleri bunu kutladı
O da silindi gitti binlercesi gibi
Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan
Beşinci oğul bir şairdi
Babanın git demesine gerek kalmadan
Geldi ve batının ruhunu sezdi
Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
Topladı tomarlarını geri dönmek istedi
Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
Kum gibi eridi gitti yollarda
Sıra altıncı oğulda
O da daha batı kapılarında görünür görünmez
Alıştırdılar tatlı zehirli sulara
Içkiler içti
Kaldırım taşlarını saymaya kalktı
Ev sokak ayırmadi
Geceyi gündüzle karıştırdı
Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara
Baba ölmüştü acısından bu ara
Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda
Bir alinyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
Bir de o talihini denemek istedi
Bir şafak vakti Batıya erdi
En büyük Batı kentinin en büyük meydanında
Durdu ve tanrıya yakardı önce
Kendisini değistiremesinler diye
Sonra ansızın ona bir ilham geldi
Ve başladı oymaya olduğu yeri
Başına toplandı ve baktılar Batılılar
O aldırmadı bakışlara
Kazdı durmadan kazdı
Sonra yarı beline kadar girdi çukura
Kalabalık büyümüş çok büyümüştü
O zaman dönüp konuştu :
Batılılar !
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
Karşınızdakini değistirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
En onulmaz yarası olanlar
Ta kalblerinden vurulmuş olanlar
Yüreğinde insanlıktan bir iz tasıyanlar
Mâsivâ kaydından et bizi halâs
Kudrete gâyet yok Allah'ım meded
Fazlın ile eyle ehl-i ihtisâs
Kudrete gâyet yok Allah'ım meded
Sana âsân mahv ü isbât eylemek
Arş ü ferş arz ü semâvât eylemek
N'ola olsa vâsıl-ı zât eylemek
Kudrete gâyet yok Allah'ım meded
Pâdişâhâ lutf-ı bî-pâyân senin
Hem kamu derd ehline dermân senin
Bu Hüdâyî bendene ihsân senin
Fazlına gâyet yok Allah'ım meded
Kudrete gâyet yok Allah'ım meded
Fazlın ile eyle ehl-i ihtisâs
Kudrete gâyet yok Allah'ım meded
Sana âsân mahv ü isbât eylemek
Arş ü ferş arz ü semâvât eylemek
N'ola olsa vâsıl-ı zât eylemek
Kudrete gâyet yok Allah'ım meded
Pâdişâhâ lutf-ı bî-pâyân senin
Hem kamu derd ehline dermân senin
Bu Hüdâyî bendene ihsân senin
Fazlına gâyet yok Allah'ım meded
West Indies,Kızıl Elma,İtaki,Maçin!
Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Beyazların yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların arasında uygunsuz biriyim
vahşetim
beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
kendime dünyada bir
acı kök tadı seçtim
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Uzak nedir?
Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
Başım açık, saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederliyim
korsanlardan kaptığım gürlek nara
işime yaramıyor
rençberlerin o rahat
ve oturmuş lehçesinden tiksinirim
boynumda
bana yargı yükleyenlerin
utançlarından yapılma mücevherler
sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
askerken kantinden satın aldığım cep aynası
bazı geceler çıkarken
uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta
gibi lükslerim de burda kalacak
siparişi yargıcılar tarafından verilmiş
bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
burada bitti artık işim, ocağım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Beyazların yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların arasında uygunsuz biriyim
vahşetim
beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
kendime dünyada bir
acı kök tadı seçtim
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Uzak nedir?
Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
Başım açık, saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederliyim
korsanlardan kaptığım gürlek nara
işime yaramıyor
rençberlerin o rahat
ve oturmuş lehçesinden tiksinirim
boynumda
bana yargı yükleyenlerin
utançlarından yapılma mücevherler
sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
askerken kantinden satın aldığım cep aynası
bazı geceler çıkarken
uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta
gibi lükslerim de burda kalacak
siparişi yargıcılar tarafından verilmiş
bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
burada bitti artık işim, ocağım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Bakıyorsunuz kuşlar
Hazır
Sokak lambaları yanık unutulmuş
Bir kadıköy vapuru hınca hınç insan
Çok geçmeyecek
Martılar beyhude turlar atacak
Kıyılar lağım konserve kutuları
Mısır koçanları
Sevgi aranabilir yine
Korkusuzca say koskoca kederlerini
Bir kuyu bulunabilir
Aklımdan çıkmıyorsun
Sen hala dizüstü
Bunca anıyı besleyerek
Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
Görür gibi olarak açıp baktığımı
Bense şöyle diyorum:
Buradan bir acı kanamış boyuna
Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
O vapur hala hınca hınç
Kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır
Çok geçmez aradan
Kadınlar kapı önlerinde
Ellerinde meşalelerle
Aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
Yorgun bir sarıyla ben de
Geçeceğim önlerinden
Aklımdan çıkmıyorsun dedim
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
Telefonlar yan hücrede çalışıyor
Bende kurşuni bir dere
Ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
Onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar
açılarak
Yapayaşlı bir rum kadın
Herşeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
Haydi koşayım diyorum belki dağılır
Koşuyorum
Sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar
Hayır daha sevgili daha sevimli değil
Ne başka bir gün ne başka bir zaman
Çok geçmeyecek aradan
Şöyle diyeceğim:
Bulutlar açmadı
Mavi gök orda mı
Hazır
Sokak lambaları yanık unutulmuş
Bir kadıköy vapuru hınca hınç insan
Çok geçmeyecek
Martılar beyhude turlar atacak
Kıyılar lağım konserve kutuları
Mısır koçanları
Sevgi aranabilir yine
Korkusuzca say koskoca kederlerini
Bir kuyu bulunabilir
Aklımdan çıkmıyorsun
Sen hala dizüstü
Bunca anıyı besleyerek
Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
Görür gibi olarak açıp baktığımı
Bense şöyle diyorum:
Buradan bir acı kanamış boyuna
Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
O vapur hala hınca hınç
Kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır
Çok geçmez aradan
Kadınlar kapı önlerinde
Ellerinde meşalelerle
Aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
Yorgun bir sarıyla ben de
Geçeceğim önlerinden
Aklımdan çıkmıyorsun dedim
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
Telefonlar yan hücrede çalışıyor
Bende kurşuni bir dere
Ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
Onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar
açılarak
Yapayaşlı bir rum kadın
Herşeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
Haydi koşayım diyorum belki dağılır
Koşuyorum
Sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar
Hayır daha sevgili daha sevimli değil
Ne başka bir gün ne başka bir zaman
Çok geçmeyecek aradan
Şöyle diyeceğim:
Bulutlar açmadı
Mavi gök orda mı
Maymun: “insan bendendir, bu benim devrim” dedi;
Başına bir oturak geçirdi, “devrim” dedi! ! ...
Başına bir oturak geçirdi, “devrim” dedi! ! ...
Mazhar-ı zât olduğun anlar mısın
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Hakk'a mir'ât olduğun anlar mısın
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Kande buldun ahsen-i takvîmi sen
Kanden alır feyzi işbu cân ü ten
Zâhir iken Hak bu gafletler neden
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Nice bir bahs ü cidâl-i kil ü kâl
Olagör bî-çâre ehl-i vecd ü hâl
Nefsini bil bulmak istersen kemâl
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Dürr-i ma'nâya ger oldunsa sadef
Bulagör bahr-ı hakîkatda şeref
Eyleme sermâye-i ömri telef
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Ger Hüdâyî'den sorarlarsa haber
Hakk ile kâ'imdir eşyâ ser-te-ser
Var ise sende basîretden eser
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Hakk'a mir'ât olduğun anlar mısın
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Kande buldun ahsen-i takvîmi sen
Kanden alır feyzi işbu cân ü ten
Zâhir iken Hak bu gafletler neden
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Nice bir bahs ü cidâl-i kil ü kâl
Olagör bî-çâre ehl-i vecd ü hâl
Nefsini bil bulmak istersen kemâl
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Dürr-i ma'nâya ger oldunsa sadef
Bulagör bahr-ı hakîkatda şeref
Eyleme sermâye-i ömri telef
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Ger Hüdâyî'den sorarlarsa haber
Hakk ile kâ'imdir eşyâ ser-te-ser
Var ise sende basîretden eser
Ârif isen aç gözün merdâne bak
Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.
Şehre neden
esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum
niyedir sarmalasın vites dişlilerini
defneler, nakışlar yok
alnımda neden.
Ağlamadan
etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan
o mavi korularda ve dibektaşlarında
bırakıp sözlerimin kalıntılarını
açıkça konuşmak istiyorum.
Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini
göğsünün kafesinde yalnızca pasak
biliyorsun
korkutulmuş bir kızın
yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret
hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
bunları
bütün bunları biliyorsun
dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan
çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
şehre varınca artık meşinler giymelisin
daha esmer
daha kankusturucu
sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.
sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.
(1970)
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.
Şehre neden
esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum
niyedir sarmalasın vites dişlilerini
defneler, nakışlar yok
alnımda neden.
Ağlamadan
etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan
o mavi korularda ve dibektaşlarında
bırakıp sözlerimin kalıntılarını
açıkça konuşmak istiyorum.
Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini
göğsünün kafesinde yalnızca pasak
biliyorsun
korkutulmuş bir kızın
yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret
hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
bunları
bütün bunları biliyorsun
dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan
çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
şehre varınca artık meşinler giymelisin
daha esmer
daha kankusturucu
sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.
sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.
(1970)
Ağaçlara kılıçlara benzer çocuklar çıkıyor
erikleri itiyorlar
erikleri onları yırtıyor
ellerinde dürtme silâhları
plaj yıkıntılarına çarpıyorlar
sarsıntıyla akıyor
ayaklarını ıslatan
yaprakların gergin dallarında yüzücü nehir
gerginlik balık kanadı
sertlik gözlerine yakın gelmiş
suçlu ağızlarında çiğnenmiş bir gemi
çocuklar elleriyle dalların uçlarındaki eriklere
bir mahzendeki uzaklığa kayar gibi
Gerçekler başlarına konan çiçekler
yapraklar boğuluyor
yorgun bir meyve daha geliyor ağaç kökünden
bu sırada tramvay geçiyor
ve duruyor fidan küçük ağaç
göğüne üç ayak yaklaşmış
ilk koçanını ezberine biliyor
her an ürperti geçiriyor
odaya sokulan yemiş
odaya sokulan yemiş
göz hapsi
evinde durmayı seven kadınlar
mermerle sıvıyorlar çocuklarını
top uzağa yakına çağırıyor
hep bir noktada kalan adam
varmaya doğruluyor
sulardan sorulmayan
ama sulara yatkın anılarına
sevgiler koşturan
pencereyi parça parça aralayıp
denize açılan bir sokak kadını
denize açılan çuha kadınını
açıktan geçen son sağlığa bağlamak için
makine ustası
amma da mideli yıkılmadan geliyor
ve sırrım sessizliğiyle çalışıyorsa başına ben
gittikçe soğuyan ve soğuyan ben
ekmek kırıntıları döküyor
her zaman yaprak duşları başlıyor
serpilen kuşlar çimen düzlerine
gelip bir kısrağa yakından bakıyorlar
kuruyan ağza kapak göze kapak
çölüne atılan zar
sulardan serpme balık
deniz görününce kargılar atılıyor
karlı yamaçlardan
kızgın kumlara erenler kaydırak
arkalarından aç karınlı
sevilen kurtlar iniyor
ağaçlar dimdik
dallarında gergin su
haber gibi bir şey bekliyorlar
kökleri toprağı geziyor
bir yatağan aşırı gitti mi
zındana çıkıyor kök ucu
zufa bir cins ağaç
Devlet sokağını tek başına bir ayyaş geçiyor
Kente verdiği cevap pandomim
başı bir gölge altı açıyor
hotozlu kadınıyla
hovarda adamı
yanyana koyunca yatak
yaşama simidi
şimdi eskimolara bakın
kadınları fok balıklarından
bunda yataklara girip
sımsıcak çoğalıyorlar
denizlerini kargılarını köpeklerini yemeklerini kayıklarını ve kaygılarını
ayı balıkları bekliyor
ve
başkentte korsan gülçin dil balığı
yelken
gelmek üzereyim gelmeye hazır
şaramla doldurdum
sözleri ağarıncaya bu geceyi
hartuç ve hece
göğsü kızgın köpüklü tayfası
şişti mi kadın kollarını
kadın ellerini biçimli gergin tutan
insanın su başı rahim
kelime yorgun
gece soldu çan
çan ve çayır
suçsuz çocuklara koridor
yapraklar balık pulu
balıkçılar pul pul
yalnızca bakışlarını kırpıyorlar dokununca
çatılarda kirişlerde serin dubalarda
artık göze bakmak oyunu yok
erikleri itiyorlar
erikleri onları yırtıyor
ellerinde dürtme silâhları
plaj yıkıntılarına çarpıyorlar
sarsıntıyla akıyor
ayaklarını ıslatan
yaprakların gergin dallarında yüzücü nehir
gerginlik balık kanadı
sertlik gözlerine yakın gelmiş
suçlu ağızlarında çiğnenmiş bir gemi
çocuklar elleriyle dalların uçlarındaki eriklere
bir mahzendeki uzaklığa kayar gibi
Gerçekler başlarına konan çiçekler
yapraklar boğuluyor
yorgun bir meyve daha geliyor ağaç kökünden
bu sırada tramvay geçiyor
ve duruyor fidan küçük ağaç
göğüne üç ayak yaklaşmış
ilk koçanını ezberine biliyor
her an ürperti geçiriyor
odaya sokulan yemiş
odaya sokulan yemiş
göz hapsi
evinde durmayı seven kadınlar
mermerle sıvıyorlar çocuklarını
top uzağa yakına çağırıyor
hep bir noktada kalan adam
varmaya doğruluyor
sulardan sorulmayan
ama sulara yatkın anılarına
sevgiler koşturan
pencereyi parça parça aralayıp
denize açılan bir sokak kadını
denize açılan çuha kadınını
açıktan geçen son sağlığa bağlamak için
makine ustası
amma da mideli yıkılmadan geliyor
ve sırrım sessizliğiyle çalışıyorsa başına ben
gittikçe soğuyan ve soğuyan ben
ekmek kırıntıları döküyor
her zaman yaprak duşları başlıyor
serpilen kuşlar çimen düzlerine
gelip bir kısrağa yakından bakıyorlar
kuruyan ağza kapak göze kapak
çölüne atılan zar
sulardan serpme balık
deniz görününce kargılar atılıyor
karlı yamaçlardan
kızgın kumlara erenler kaydırak
arkalarından aç karınlı
sevilen kurtlar iniyor
ağaçlar dimdik
dallarında gergin su
haber gibi bir şey bekliyorlar
kökleri toprağı geziyor
bir yatağan aşırı gitti mi
zındana çıkıyor kök ucu
zufa bir cins ağaç
Devlet sokağını tek başına bir ayyaş geçiyor
Kente verdiği cevap pandomim
başı bir gölge altı açıyor
hotozlu kadınıyla
hovarda adamı
yanyana koyunca yatak
yaşama simidi
şimdi eskimolara bakın
kadınları fok balıklarından
bunda yataklara girip
sımsıcak çoğalıyorlar
denizlerini kargılarını köpeklerini yemeklerini kayıklarını ve kaygılarını
ayı balıkları bekliyor
ve
başkentte korsan gülçin dil balığı
yelken
gelmek üzereyim gelmeye hazır
şaramla doldurdum
sözleri ağarıncaya bu geceyi
hartuç ve hece
göğsü kızgın köpüklü tayfası
şişti mi kadın kollarını
kadın ellerini biçimli gergin tutan
insanın su başı rahim
kelime yorgun
gece soldu çan
çan ve çayır
suçsuz çocuklara koridor
yapraklar balık pulu
balıkçılar pul pul
yalnızca bakışlarını kırpıyorlar dokununca
çatılarda kirişlerde serin dubalarda
artık göze bakmak oyunu yok
Ve solmadan güller
Lahitler verdim
Sokağımızda yatan bir serinlik vardı
Saklambaç bile oyna(ya) mazdı çocuklar
/bir dağ çekilir bir serinlik vardı
aralanıverince o küçük
sedef süslemeli kapı
sandım ki yine o görünecek
kaplayacak bütün karşımı
küçükken rüyamda gördüğüm
o güzeller sultanı/
Bir ara bağlıyorlar beni
Yoksa gidiyorum ki mezarları sallıyayım.
Lahitler verdim
Sokağımızda yatan bir serinlik vardı
Saklambaç bile oyna(ya) mazdı çocuklar
/bir dağ çekilir bir serinlik vardı
aralanıverince o küçük
sedef süslemeli kapı
sandım ki yine o görünecek
kaplayacak bütün karşımı
küçükken rüyamda gördüğüm
o güzeller sultanı/
Bir ara bağlıyorlar beni
Yoksa gidiyorum ki mezarları sallıyayım.
Sordular: Adresi ne? .. Çeşmeye karşı, dedim;
"Çanakkale içinde aynalı çarşı" dedin.
"Çanakkale içinde aynalı çarşı" dedin.
Bir gün Mecnun
Yalnız ve yorgun
Karşıda bir toz bulutu gördü
Sanki geliyordu O'nu yutmak için
Dedi dur ey toz bulutu
Karanlığın bereketi ölüm otu
Acele etme vakit var
Sayılıdır saatler dakikalar
Azrail bile senden sabırlıdır
Burda sencileyin benim de işim var
Arzum şu ki ödev bitip gün dolsun
Benim de kaderim mutluca
Bir toz zerresi olmak olsun
Yalnız ve yorgun
Karşıda bir toz bulutu gördü
Sanki geliyordu O'nu yutmak için
Dedi dur ey toz bulutu
Karanlığın bereketi ölüm otu
Acele etme vakit var
Sayılıdır saatler dakikalar
Azrail bile senden sabırlıdır
Burda sencileyin benim de işim var
Arzum şu ki ödev bitip gün dolsun
Benim de kaderim mutluca
Bir toz zerresi olmak olsun
Bir gece Mecnun'un yaktığı
Bir mumun etrafında
Dönüyordu
Zavallı incecik bir pervane
Mumsa devrilmek istiyordu
Pervane yerine
Mecnun'un üstüne üstüne
Sevgili mum
Dedi Mecnun
Sevdim seni
Acıdığın için pervaneye
Bende önerirdim
Kader izin verseydi
Beni yakmanı
Onun yerine
Ama acele etme vakit var
Sayılıdır saatler dakikalar
Azrail bile senden sabırlıdır
Burada sencileyin benim de işim var
Ben herkes için
Değişik ve ayrı dozda
Soyut bir otobiyografyayım
Herkesin yaşadığı bir iç tarih
Hekesin yüreğinden geçen bir coğrafya
Gidip gidip varacakları
Fakat ulaşamayacakları
Bir panorama
Kaderin zaman zaman
Kabaran kanlara uyguladığı
Nirengi noktaları batmış
Beyaz bir karanlığa batmış
Mutsuzca mutlu bir topoğrafya
Sonra gece bitti mum söndü
Bu söyleşilerle tan atarken
Pervane Mecnun'a
Mecnun pervaneye döndü
Bir mumun etrafında
Dönüyordu
Zavallı incecik bir pervane
Mumsa devrilmek istiyordu
Pervane yerine
Mecnun'un üstüne üstüne
Sevgili mum
Dedi Mecnun
Sevdim seni
Acıdığın için pervaneye
Bende önerirdim
Kader izin verseydi
Beni yakmanı
Onun yerine
Ama acele etme vakit var
Sayılıdır saatler dakikalar
Azrail bile senden sabırlıdır
Burada sencileyin benim de işim var
Ben herkes için
Değişik ve ayrı dozda
Soyut bir otobiyografyayım
Herkesin yaşadığı bir iç tarih
Hekesin yüreğinden geçen bir coğrafya
Gidip gidip varacakları
Fakat ulaşamayacakları
Bir panorama
Kaderin zaman zaman
Kabaran kanlara uyguladığı
Nirengi noktaları batmış
Beyaz bir karanlığa batmış
Mutsuzca mutlu bir topoğrafya
Sonra gece bitti mum söndü
Bu söyleşilerle tan atarken
Pervane Mecnun'a
Mecnun pervaneye döndü
Meded bu derde dermân eyle yâ Rab
Ey Allah'ım sana lâyık keremdir
Sana varmağı âsân eyle yâ Rab
A sultânım sana lâyık keremdir
Hatâ eylerse ger bî-çâre kullar
Atâ et sen sevinsin cân ü diller
İnâyet et açılsın doğru yollar
Ey Allah'ım sana lâyık keremdir
Hudâyâ ne sudûr ede ademden
Safâ mı bite tohm-ı derd ü gamdan
Meded kurtar Hüdâyî'yi elemden
A sultânım sana lâyık keremdir
Ey Allah'ım sana lâyık keremdir
Sana varmağı âsân eyle yâ Rab
A sultânım sana lâyık keremdir
Hatâ eylerse ger bî-çâre kullar
Atâ et sen sevinsin cân ü diller
İnâyet et açılsın doğru yollar
Ey Allah'ım sana lâyık keremdir
Hudâyâ ne sudûr ede ademden
Safâ mı bite tohm-ı derd ü gamdan
Meded kurtar Hüdâyî'yi elemden
A sultânım sana lâyık keremdir
Medet et hey Kâdir Allah
Derdlere dermân senindir
Kulun işi cürm ü günâh
Afv ile gufrân senindir
Hüsnünü vasf edicek gül
Ana âşık oldu bülbül
Çünki sensin muhît-i kül
Zâhir ü pinhân senindir
Bir kez etmekle tecellî
Buldu âlemler tesellî
Dahi lutf umarız küllî
Lutf ile ihsân senindir
Derdlere dermân senindir
Kulun işi cürm ü günâh
Afv ile gufrân senindir
Hüsnünü vasf edicek gül
Ana âşık oldu bülbül
Çünki sensin muhît-i kül
Zâhir ü pinhân senindir
Bir kez etmekle tecellî
Buldu âlemler tesellî
Dahi lutf umarız küllî
Lutf ile ihsân senindir
Men ‘amile sâlihan bi-husni’l-i‘tikâdi
Fa’llahu Te‘âlâ yûsiluhu ile’l-murâdi
Fe inne’llahe Ra’ûfun bi’l-ibâdi
Leyse li-fadlihi ve keremihi nefâdi
Fa’llahu Te‘âlâ yûsiluhu ile’l-murâdi
Fe inne’llahe Ra’ûfun bi’l-ibâdi
Leyse li-fadlihi ve keremihi nefâdi
Men ‘amile sâlihan ev kâle hayran
Fa’llahu hayran yerahu ve yesma‘uhu
İleyke yas‘adu’l-kelimu’t-tayyibu
Ve’l-‘amelu’s-sâlihu yarfa‘uhu
Fa’llahu hayran yerahu ve yesma‘uhu
İleyke yas‘adu’l-kelimu’t-tayyibu
Ve’l-‘amelu’s-sâlihu yarfa‘uhu
Mende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var
Âşık-i sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var
N'ola kan tökmekde mâhir ola çeşmüm merdümü
Nutfe-i kâbildürür gamzen kimi üstâdı var
Kıl tefâhur kim senün her var men tek âşıkun
Leylî'nin Mecnûn'u Şîrîn'ün eger Ferhâd'ı var
Ehl-i temkînem meni benzetme ey gül bülbüle
Derde yoh sabrı anun her lâhza min feryâdı var
Öyle bed-hâlem ki ahvâlüm görende şâd olur
Her kimün kim devr cevrinden dil-i nâ-şâdı var
Gezme ey gönlüm kuşu gâfil fezâ-yı ışkda
Kim bu sahrânun güzer-gehlerde çok sayyâdı var
Ey Fuzûlî ışk men'in kılma nâsihden kabûl
Akl tedbîridür ol sanma ki bir bünyâdı var
Âşık-i sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var
N'ola kan tökmekde mâhir ola çeşmüm merdümü
Nutfe-i kâbildürür gamzen kimi üstâdı var
Kıl tefâhur kim senün her var men tek âşıkun
Leylî'nin Mecnûn'u Şîrîn'ün eger Ferhâd'ı var
Ehl-i temkînem meni benzetme ey gül bülbüle
Derde yoh sabrı anun her lâhza min feryâdı var
Öyle bed-hâlem ki ahvâlüm görende şâd olur
Her kimün kim devr cevrinden dil-i nâ-şâdı var
Gezme ey gönlüm kuşu gâfil fezâ-yı ışkda
Kim bu sahrânun güzer-gehlerde çok sayyâdı var
Ey Fuzûlî ışk men'in kılma nâsihden kabûl
Akl tedbîridür ol sanma ki bir bünyâdı var
Gazel
Menüm tek hîç kim zâr ü perîşân olmasın yâ Rab
Esîr-i derd-i ışk u dâğ-ı hicrân olmasun yâ Rab
Dem-â-dem cevrlerdür çekdügüm bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasun yâ Rab
Görüp endîşe-i katlümde ol mâhı budur derdüm
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasun yâ Rab
Çıkarmak etseler tenden çeküp peykânın ol servün
Çıkan olsun dil-i mecrûh peykân olmasun yâ Rab
Demen kim adli yoh yâ zulmü çoh her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasun yâ Rab
Cefâ vü cevr ile mu'tâdem anlarsuz n'olur hâlüm
Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasun yâ Rab
Fuzûlî buldu genc-i âfiyet meyhâne küncinde
Mubârek mülkdür ol mülk vîrân olmasun yâ Rab
Menüm tek hîç kim zâr ü perîşân olmasın yâ Rab
Esîr-i derd-i ışk u dâğ-ı hicrân olmasun yâ Rab
Dem-â-dem cevrlerdür çekdügüm bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasun yâ Rab
Görüp endîşe-i katlümde ol mâhı budur derdüm
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasun yâ Rab
Çıkarmak etseler tenden çeküp peykânın ol servün
Çıkan olsun dil-i mecrûh peykân olmasun yâ Rab
Demen kim adli yoh yâ zulmü çoh her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasun yâ Rab
Cefâ vü cevr ile mu'tâdem anlarsuz n'olur hâlüm
Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasun yâ Rab
Fuzûlî buldu genc-i âfiyet meyhâne küncinde
Mubârek mülkdür ol mülk vîrân olmasun yâ Rab
Sözün ve yolun baş çeşmesi ruhumun
Canım içre sevinç verir sözlerin
Baktığın dağların düşüncesi bile ağlatır beni
Hür olurum buyruklarını bir bir donansam sultanım.
Aşkın bin gözlü devasa bir baş imiş
Yur her birini uykularından sohbetin
Dinlen ey Zarif bilatedbir çok söz açtın
Bu kırık akılla ne cürettir yaptığın
Canım içre sevinç verir sözlerin
Baktığın dağların düşüncesi bile ağlatır beni
Hür olurum buyruklarını bir bir donansam sultanım.
Aşkın bin gözlü devasa bir baş imiş
Yur her birini uykularından sohbetin
Dinlen ey Zarif bilatedbir çok söz açtın
Bu kırık akılla ne cürettir yaptığın
Kesildi mi yoksa ardı, arkası,
Nur diyarından kol kol gelenlerin?
Yetmez mi ampulün nura cakası,
Başları dönmez mi gökdelenlerin?
Hiç kalmadı soran : Ne var insanda?
Ben duvarda ezikbir böcek miyim?
Yoksa, pırıl pırıl, tek damla kanda,
Kainatı süzen bir mercek miyim?
(1978)
Nur diyarından kol kol gelenlerin?
Yetmez mi ampulün nura cakası,
Başları dönmez mi gökdelenlerin?
Hiç kalmadı soran : Ne var insanda?
Ben duvarda ezikbir böcek miyim?
Yoksa, pırıl pırıl, tek damla kanda,
Kainatı süzen bir mercek miyim?
(1978)
Diyorlar bana: Kalsın şiir de söz de yerde!
Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde?
Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde?
Ey pây-bend-i dâmgeh-i kayd-ı nâm u neng
Tâ key hevâ-yı meşgale-i dehr-i bî-direng
Añ ol güni ki âhir olup nev-bahâr-ı ‘ömr
Berg-i hazâne dönse gerek rûy-ı lâle-reng
Âhir mekânuñ olsa gerek cür’a gibi hâk
Devrân elinden irse gerek câm-ı ‘ayşa seng
İnsân odur ki âyîneveş kalbi sâf ola
Sîneñde n’eyler âdem iseñ kîne-i peleng
İbret gözinde niceye dek gaflet uyhusı
Yitmez mi saña vâkı’a-i Şâh-ı şîr-ceng
Ol şeh-süvâr-ı mülk-i sa’âdet ki rahşına
Cevlân deminde ‘arsa-i âlem gelürdi teng
Baş egdi âb-ı tîgina küffâr-ı Üngürûs
Şemşîri gevherini pesend eyledi Freng
Yüz yire kodı lutf ile gül-berg-i ter gibi
Sandûka saldı hâzin-i devrân güher gibi
Tâ key hevâ-yı meşgale-i dehr-i bî-direng
Añ ol güni ki âhir olup nev-bahâr-ı ‘ömr
Berg-i hazâne dönse gerek rûy-ı lâle-reng
Âhir mekânuñ olsa gerek cür’a gibi hâk
Devrân elinden irse gerek câm-ı ‘ayşa seng
İnsân odur ki âyîneveş kalbi sâf ola
Sîneñde n’eyler âdem iseñ kîne-i peleng
İbret gözinde niceye dek gaflet uyhusı
Yitmez mi saña vâkı’a-i Şâh-ı şîr-ceng
Ol şeh-süvâr-ı mülk-i sa’âdet ki rahşına
Cevlân deminde ‘arsa-i âlem gelürdi teng
Baş egdi âb-ı tîgina küffâr-ı Üngürûs
Şemşîri gevherini pesend eyledi Freng
Yüz yire kodı lutf ile gül-berg-i ter gibi
Sandûka saldı hâzin-i devrân güher gibi
Bu ne hazin mesafe iki ten arasında;
Bir hali dinleyenle dinleten arsında...
Bir hali dinleyenle dinleten arsında...
Mevlâ kullarına etdi inâyet
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Doğru yollarına etdi hidâyet
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Bir avuç hâk iken insân eyledi
Ehl-i tevhîd ehl-i îmân eyledi
Nice lutf u nice ihsân eyledi
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Hakk'ın ihsânını fikr eyle âşık
Envâ-i lutfunu zikr eyle âşık
Rûz ü şeb Hâlik'a şükr eyle âşık
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Umarız rahmet ü cennet ü vuslat
Bahr-i gufrânına yokdur nihâyet
Fazl ü ihsânına bulunmaz gâyet
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Hüdâyî kim bula nûr-ı Hudâ'yı
Makâm olur ana vahdet sarâyı
Hakk'a eren bulur zevk ü safâyı
El-hamdü li'llâh eş-sükrü li'llâh
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Doğru yollarına etdi hidâyet
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Bir avuç hâk iken insân eyledi
Ehl-i tevhîd ehl-i îmân eyledi
Nice lutf u nice ihsân eyledi
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Hakk'ın ihsânını fikr eyle âşık
Envâ-i lutfunu zikr eyle âşık
Rûz ü şeb Hâlik'a şükr eyle âşık
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Umarız rahmet ü cennet ü vuslat
Bahr-i gufrânına yokdur nihâyet
Fazl ü ihsânına bulunmaz gâyet
El-hamdü li'llâh eş-şükrü li'llâh
Hüdâyî kim bula nûr-ı Hudâ'yı
Makâm olur ana vahdet sarâyı
Hakk'a eren bulur zevk ü safâyı
El-hamdü li'llâh eş-sükrü li'llâh
Mevlâ'm senin âşıkların
Devrân ederler Hû ile
Yolundaki sâdıkların
Cevlân ederler Hû ile
Aşkın şarâbından içip
Fânî alâyıkdan geçip
Vaslın hevâsından uçup
Seyrân ederler Hû ile
Arzûlayıp dost illerin
Kokmağa ma'nâ güllerin
Açıp muhabbet yolların
Meydân ederler Hû ile
Durmaz dönerler felekler
Arz edip Hakk'a dilekler
Arşın etrâfın melekler
Cevlân ederler Hû ile
Bülbül gibi aşk bâğına
Kim düşe şevk ırmağına
Derd-i muhabbet dâğına
Dermân ederler Hû ile
Gör bülbülun sevdasını
Gül şevkine gavgâsını
Açıp gönüller pâsını
Handan ederler Hû ile
Güller tutar elde varak
Bülbüller okurlar sebak
Her seyde gorüp nûr-ı Hak
İz'ân ederler Hû ile
Bunca merâtib geçmeği
Dost illerine uçmağı
Hakk'a erip râz açmağı
Âsân ederler Hû ile
Hurşide iltüp zerreyi
Bedr-i tamâma lem'ayı
Deryâya salıp katreyi
Ummân ederler Hû ile
Gayra Hüdâyî meyli kes
Mevlâ yeter bâkî heves
Zikrini Hakk'ın her nefes
İ'lân ederler Hû ile
Devrân ederler Hû ile
Yolundaki sâdıkların
Cevlân ederler Hû ile
Aşkın şarâbından içip
Fânî alâyıkdan geçip
Vaslın hevâsından uçup
Seyrân ederler Hû ile
Arzûlayıp dost illerin
Kokmağa ma'nâ güllerin
Açıp muhabbet yolların
Meydân ederler Hû ile
Durmaz dönerler felekler
Arz edip Hakk'a dilekler
Arşın etrâfın melekler
Cevlân ederler Hû ile
Bülbül gibi aşk bâğına
Kim düşe şevk ırmağına
Derd-i muhabbet dâğına
Dermân ederler Hû ile
Gör bülbülun sevdasını
Gül şevkine gavgâsını
Açıp gönüller pâsını
Handan ederler Hû ile
Güller tutar elde varak
Bülbüller okurlar sebak
Her seyde gorüp nûr-ı Hak
İz'ân ederler Hû ile
Bunca merâtib geçmeği
Dost illerine uçmağı
Hakk'a erip râz açmağı
Âsân ederler Hû ile
Hurşide iltüp zerreyi
Bedr-i tamâma lem'ayı
Deryâya salıp katreyi
Ummân ederler Hû ile
Gayra Hüdâyî meyli kes
Mevlâ yeter bâkî heves
Zikrini Hakk'ın her nefes
İ'lân ederler Hû ile
Mevla'yı seviyorum,
Bu canımdan ileri...
Kalbimle görüyorum,
Bu gözümden ileri...
Ben kul idim o Sultan,
Henüz yokken ins ü can,
Okurdu türlü lisan,
Bu dilimden ileri...
İlk o mu sevdi beni,
Yoksa tersi mi idi?
O beni sevmiş idi,
Bu sevgiden ileri...
Sevdi beni, yarattı,
Aşkı ile donattı,
Aldı bu gönlü gitti,
Şu gönlümden ileri...
Aşkla kaynadım taştım,
Yanıp gurbete düştüm,
Nice gözyaşı saçtım,
Bu yaşımdan ileri...
Kalkmaz gözümden perde,
Derman bulunmaz derde,
Bir dert yoktur âlemde,
Bu derdimden ileri...
Derdim asla gitmedi,
İlaçlar kâr etmedi,
Hiç kimse ah etmedi,
Bu âhımdan ileri...
Âşıklar çıkıp geldi,
İşte nişan bu dedi,
Kimse nişan vermedi,
Nişanımdan ileri...
Eşrefoğlu Rumi'yim,
Dosttan haber vereyim,
Yoktur haber göreyim,
Haberimden ileri...
Bu canımdan ileri...
Kalbimle görüyorum,
Bu gözümden ileri...
Ben kul idim o Sultan,
Henüz yokken ins ü can,
Okurdu türlü lisan,
Bu dilimden ileri...
İlk o mu sevdi beni,
Yoksa tersi mi idi?
O beni sevmiş idi,
Bu sevgiden ileri...
Sevdi beni, yarattı,
Aşkı ile donattı,
Aldı bu gönlü gitti,
Şu gönlümden ileri...
Aşkla kaynadım taştım,
Yanıp gurbete düştüm,
Nice gözyaşı saçtım,
Bu yaşımdan ileri...
Kalkmaz gözümden perde,
Derman bulunmaz derde,
Bir dert yoktur âlemde,
Bu derdimden ileri...
Derdim asla gitmedi,
İlaçlar kâr etmedi,
Hiç kimse ah etmedi,
Bu âhımdan ileri...
Âşıklar çıkıp geldi,
İşte nişan bu dedi,
Kimse nişan vermedi,
Nişanımdan ileri...
Eşrefoğlu Rumi'yim,
Dosttan haber vereyim,
Yoktur haber göreyim,
Haberimden ileri...
Mevsimlerin bizim âşıklarımız olduklarını bilmezdim
Bizi duysunlar için doluyorlarmış meğer etrafımıza
Koynumuzdan her geçişinde kendine yol edermiş bir mevsim
Ve gelirmiş sargımız kalkıverince uyarak çağrımıza
Ruhu saran zevklerden sözaçtı da nice yıldır nice insan
Kimseler anlatmadı sargıların kaldırıldığı zamanı
Söylenmedi çıplak kaldı mı ruh neydi hemen rengi koyultan
Neydi öperken akıtır öpülürken pıhtı kılardı kanı
Özlenen bir pişmanlık diye tarif ederler aşkı sorarsak
Ve her sevilen nobran biraz her mevsim severken birer zorba
Çözülür tirleşir çatık ten sonra tekrar toparlanıcak
Farkederiz üstümüzde bir çentik hangi mevsimden acaba
Bir yemini hatırlatsın diyedir belki de yazdansa bu iz
Uzayan gün bıktırıcı setreylemeyen karanlık müzevir
İnsan olmaktan kalan elemin zamkı gibi belli belirsiz
Depreşen o ilk yeminden başka yazın herşey alelâdedir
Herşey bir soruyu katederkenki hayatımız kadar ürkek
Taze şarap herbirimiz son korkusuna garkolmaya teşne
Köhneleşmekten kaçarken güç ararız kahverengi ve erkek
Böyle kalır bir güz lekesi yükü artan göklerden kinâye
Yani hataya önceye ait önce öbür yüz öpülecekti
Öbür gölden içecektik kaplamasaydı çabuk sineyi kış
Üşüdük terkedilmekten utandık ruh kendini içe çekti
Aldırdık aldanmak için çentik dedik oysa sadece yanlış
Koyverin matemi tasvire çengiyle köçek çullanadursun
Her yanlışı yeşeren dal fışkıran otla kapatsak n'olur
Ağlayış buldu eşin neydi adı ko bahar coşkusu olsun
Yüze vurmaz artık elem yapışır âdeme göğsünde solur
kitâbe
Bende mevsim denilen üftâdelerin yardığı yer apaçık
Esebilsin sevgililer diyerek cân içre dünden hazırım
Korkarım kalmazsa sevişmekten bir yangılı yer ya da sıyrık
Ömrüm fenâlıklara kayıp ağulanmazsa ben ne yaparım
Bizi duysunlar için doluyorlarmış meğer etrafımıza
Koynumuzdan her geçişinde kendine yol edermiş bir mevsim
Ve gelirmiş sargımız kalkıverince uyarak çağrımıza
Ruhu saran zevklerden sözaçtı da nice yıldır nice insan
Kimseler anlatmadı sargıların kaldırıldığı zamanı
Söylenmedi çıplak kaldı mı ruh neydi hemen rengi koyultan
Neydi öperken akıtır öpülürken pıhtı kılardı kanı
Özlenen bir pişmanlık diye tarif ederler aşkı sorarsak
Ve her sevilen nobran biraz her mevsim severken birer zorba
Çözülür tirleşir çatık ten sonra tekrar toparlanıcak
Farkederiz üstümüzde bir çentik hangi mevsimden acaba
Bir yemini hatırlatsın diyedir belki de yazdansa bu iz
Uzayan gün bıktırıcı setreylemeyen karanlık müzevir
İnsan olmaktan kalan elemin zamkı gibi belli belirsiz
Depreşen o ilk yeminden başka yazın herşey alelâdedir
Herşey bir soruyu katederkenki hayatımız kadar ürkek
Taze şarap herbirimiz son korkusuna garkolmaya teşne
Köhneleşmekten kaçarken güç ararız kahverengi ve erkek
Böyle kalır bir güz lekesi yükü artan göklerden kinâye
Yani hataya önceye ait önce öbür yüz öpülecekti
Öbür gölden içecektik kaplamasaydı çabuk sineyi kış
Üşüdük terkedilmekten utandık ruh kendini içe çekti
Aldırdık aldanmak için çentik dedik oysa sadece yanlış
Koyverin matemi tasvire çengiyle köçek çullanadursun
Her yanlışı yeşeren dal fışkıran otla kapatsak n'olur
Ağlayış buldu eşin neydi adı ko bahar coşkusu olsun
Yüze vurmaz artık elem yapışır âdeme göğsünde solur
kitâbe
Bende mevsim denilen üftâdelerin yardığı yer apaçık
Esebilsin sevgililer diyerek cân içre dünden hazırım
Korkarım kalmazsa sevişmekten bir yangılı yer ya da sıyrık
Ömrüm fenâlıklara kayıp ağulanmazsa ben ne yaparım
Tek istikamet kabe;
Ve tek örnek sahabe...
Böyle yükseldi sütun,
Böyle kuruldu kubbe.
Derken nuru kararttı
Yobazda kara cübbe.
Tuzağa düştü aslan;
Sorguç takıldı kelbe.
Vatan yüzelli yıldır
Manada bir harabe.
Artık iman ve ahlak,
Türbedarsız bir türbe.
Ne hatıra maziden,
Ne isim ne kitabe...
Düşmek,yükselmek oldu
Uçurumda mertebe...
Ağla ey koca tarih
Bu acıklı nasibe!
Nerdesin ulvi fikir
Çilekeş murakebe?
Sahte devrimler boyu
Tarihi muhasebe?
Bağlıdır bu felaket,
Tek tipe tek sebebe.
Bir tip mücerret model
Batı ajanı kahbe!
Sürüyü teslim eden,
Avrupalı celebe...
Hele bak,şu hale bak;
Eve,yurda,mektebe!
Bizde profösör derler
Kitap yüklü merkebe.
Lisan diye hırlayış;
Kültür diye alfabe...
Pazar müflis,kent deli,
Köy boş karakol izbe...
Bir çatışma boğuşma;
Şeytan uğrunda cezbe.
Karışmış gazetede
Necaset mürekkebe.
Ne bulduk parti parti,
Eyledik de tecrübe?
Bir kısmı Ebu Cehil,
Bir kısmı İbn_i Sebe.
Gerçeğe aykırılık;
Uygunsuzluk mezhebe...
İslam,gidip gelen top,
Bir hizipten bir hizbe.
Hak yolunda bir lider;
Memur,hakkı tahribe.
Düne kadar dıştandı,
Şimdi de içten darbe.
Diyanet işleri ki,
Uymaz farza, vacibe.
İlminde gaiplerin
Haşyet duymaz gaibe.
Yeni bir mamul eşya;
Fetvaları şaibe.
Bu muydu Büyük Doğu,
Kırk yıllık muhasebe?
Deli olsa yanaşmaz
İşlerini tasvibe!
Ya sanayi masalı;
Derya rolünde habbe?
Saksı içinde çınar;
Görülmememiş acibe...
Nefes almadan vermek...
Sor bu işi tabibe!
İş arayan bir millet;
Diyar diyar göçebe...
Şerefli ortak Pazar;
Ona aş, sana küsbe!
İçyüzü bu davanın,
Köle olmak salibe...
Dünkü sultan bugün kul,
Ta meşrıkten mağribe.
Rüşvetle maaşa zam,
Enflasyonla debdebe.
Yüz lira ona iner
Daha inmeden cebe.
Gidere tabii gelir
Dibi sökülmüş heybe.
“Doğa”da buldukları
Zelzele ve seylabe.
Biçare demokrasi,
Karanlıkta körebe.
Parti, bölücü alet
Batıdan bize hibe.
Gel de ey gerçek parti,
Partiyi batır dibe!
Her türlü sahteliği
Yıkmak sana vecibe!
Bu işi ne temizler,
Hangi ok,hangi harbe?
Hangi yel,hangi ateş,
Hangi söz,hangi hutbe?
Bir nesil bekliyoruz,
Büyük nizama gebe.
Nedir o nizam,nedir?
Boyun eğmektir Rabbe!
Milliyet ruha bağlı
Kıymet sadece kalbe.
Fatih’te erimiştir,
Cengiz Han ve Kurt Cebe.
Davet gücü İslam’da;
Koministi edebe.
Her şey herşey İslam’da;
Ferde ve kavme rütbe.
Bizde, kutsi emanet;
Bizde yarın galebe!
Gün geldi,saat çaldı;
İşte yol koş takibe!
Yetmez mi esaretin;
Ey Türkoğlu,davran bee!
1975
Ve tek örnek sahabe...
Böyle yükseldi sütun,
Böyle kuruldu kubbe.
Derken nuru kararttı
Yobazda kara cübbe.
Tuzağa düştü aslan;
Sorguç takıldı kelbe.
Vatan yüzelli yıldır
Manada bir harabe.
Artık iman ve ahlak,
Türbedarsız bir türbe.
Ne hatıra maziden,
Ne isim ne kitabe...
Düşmek,yükselmek oldu
Uçurumda mertebe...
Ağla ey koca tarih
Bu acıklı nasibe!
Nerdesin ulvi fikir
Çilekeş murakebe?
Sahte devrimler boyu
Tarihi muhasebe?
Bağlıdır bu felaket,
Tek tipe tek sebebe.
Bir tip mücerret model
Batı ajanı kahbe!
Sürüyü teslim eden,
Avrupalı celebe...
Hele bak,şu hale bak;
Eve,yurda,mektebe!
Bizde profösör derler
Kitap yüklü merkebe.
Lisan diye hırlayış;
Kültür diye alfabe...
Pazar müflis,kent deli,
Köy boş karakol izbe...
Bir çatışma boğuşma;
Şeytan uğrunda cezbe.
Karışmış gazetede
Necaset mürekkebe.
Ne bulduk parti parti,
Eyledik de tecrübe?
Bir kısmı Ebu Cehil,
Bir kısmı İbn_i Sebe.
Gerçeğe aykırılık;
Uygunsuzluk mezhebe...
İslam,gidip gelen top,
Bir hizipten bir hizbe.
Hak yolunda bir lider;
Memur,hakkı tahribe.
Düne kadar dıştandı,
Şimdi de içten darbe.
Diyanet işleri ki,
Uymaz farza, vacibe.
İlminde gaiplerin
Haşyet duymaz gaibe.
Yeni bir mamul eşya;
Fetvaları şaibe.
Bu muydu Büyük Doğu,
Kırk yıllık muhasebe?
Deli olsa yanaşmaz
İşlerini tasvibe!
Ya sanayi masalı;
Derya rolünde habbe?
Saksı içinde çınar;
Görülmememiş acibe...
Nefes almadan vermek...
Sor bu işi tabibe!
İş arayan bir millet;
Diyar diyar göçebe...
Şerefli ortak Pazar;
Ona aş, sana küsbe!
İçyüzü bu davanın,
Köle olmak salibe...
Dünkü sultan bugün kul,
Ta meşrıkten mağribe.
Rüşvetle maaşa zam,
Enflasyonla debdebe.
Yüz lira ona iner
Daha inmeden cebe.
Gidere tabii gelir
Dibi sökülmüş heybe.
“Doğa”da buldukları
Zelzele ve seylabe.
Biçare demokrasi,
Karanlıkta körebe.
Parti, bölücü alet
Batıdan bize hibe.
Gel de ey gerçek parti,
Partiyi batır dibe!
Her türlü sahteliği
Yıkmak sana vecibe!
Bu işi ne temizler,
Hangi ok,hangi harbe?
Hangi yel,hangi ateş,
Hangi söz,hangi hutbe?
Bir nesil bekliyoruz,
Büyük nizama gebe.
Nedir o nizam,nedir?
Boyun eğmektir Rabbe!
Milliyet ruha bağlı
Kıymet sadece kalbe.
Fatih’te erimiştir,
Cengiz Han ve Kurt Cebe.
Davet gücü İslam’da;
Koministi edebe.
Her şey herşey İslam’da;
Ferde ve kavme rütbe.
Bizde, kutsi emanet;
Bizde yarın galebe!
Gün geldi,saat çaldı;
İşte yol koş takibe!
Yetmez mi esaretin;
Ey Türkoğlu,davran bee!
1975
Kapıya ne icra memuru gelir,
Ne Birinci Şube sivil polisi....
İçerde kimine kuş tüyü sedir;
Yüz üstü toprağa düşer kimisi....
Bir musiki orda zaman ve mekân....
Yıldız dolu feza küçük camekân....
İmkân atomunu çatlatan imkân....
Bir hiç ki, içinde heplerin hepsi
Ne Birinci Şube sivil polisi....
İçerde kimine kuş tüyü sedir;
Yüz üstü toprağa düşer kimisi....
Bir musiki orda zaman ve mekân....
Yıldız dolu feza küçük camekân....
İmkân atomunu çatlatan imkân....
Bir hiç ki, içinde heplerin hepsi
Miftâh-ı bâb-ı Hazret insân-ı kâmil ancak
Varlık anın hakîkat gayrısı zâ'il ancak
Mevcûd O'dur vucûdu ola anın hakîkî
Yohsa vücûd-ı zâ'il bir vehm-i bâtıl ancak
Biri iki sananlar ahveldir vü hem a'mâ
Tevhîdi bilmeyenler gâyet de câhil ancak
Zenb-i vücûdu mahv et eriş sarây-ı kurba
Cân ü tenin arada cânâna hâ'il ancak
İki cihânı âşık verir Hüdâyî yâre
Ol zevke ermeyenler cennâta kâ'il ancak
Varlık anın hakîkat gayrısı zâ'il ancak
Mevcûd O'dur vucûdu ola anın hakîkî
Yohsa vücûd-ı zâ'il bir vehm-i bâtıl ancak
Biri iki sananlar ahveldir vü hem a'mâ
Tevhîdi bilmeyenler gâyet de câhil ancak
Zenb-i vücûdu mahv et eriş sarây-ı kurba
Cân ü tenin arada cânâna hâ'il ancak
İki cihânı âşık verir Hüdâyî yâre
Ol zevke ermeyenler cennâta kâ'il ancak
Mihr-i ruhuñla dilde kimüñ tâze dâgı var
Tâb-ı çerâg-ı şems ü kamerden ferâgı var
Zülfüñ hamında haddüñi hûrşîde virmezin
Şem’i n’ider şu kimse k’anuñ şeb-çerâgı var
Âh itme na’l-i esbi nişânın görüp dilâ
Şâyed kimesne işide yirüñ kulagı var
Lâle çemende başı açuk kıpkızıl deli
Sevdâ-yı hâl-i yâr ile muhtel dimâgı var
Câm-ı şarâb-ı nâb gibi dil-rübâ kanı
La’lîn tutagı dür dişi gülgûn yañagı var
Bâkî gözinden eyle hazer sorma leblerin
Zinhâr gâfıl olma şarâbuñ yasagı var
Tâb-ı çerâg-ı şems ü kamerden ferâgı var
Zülfüñ hamında haddüñi hûrşîde virmezin
Şem’i n’ider şu kimse k’anuñ şeb-çerâgı var
Âh itme na’l-i esbi nişânın görüp dilâ
Şâyed kimesne işide yirüñ kulagı var
Lâle çemende başı açuk kıpkızıl deli
Sevdâ-yı hâl-i yâr ile muhtel dimâgı var
Câm-ı şarâb-ı nâb gibi dil-rübâ kanı
La’lîn tutagı dür dişi gülgûn yañagı var
Bâkî gözinden eyle hazer sorma leblerin
Zinhâr gâfıl olma şarâbuñ yasagı var
Fikret nasıl kurulmuş, içiçe bu iklimler?
Nasıl kayanştırılmış, sesler, renkler, hacimler?
Nasıl kayanştırılmış, sesler, renkler, hacimler?
Minnet Cenâb-ı Hakka dem-â-dem hezâr-bâr
Fasl-ı şitâda bâg-ı cihân buldı nev-bahâr
Gün gibi tâc-ı devlet-i şâhî tulû’ idüp
Kevn ü mekâna virdi ziyâ âfitâbvâr
Hürşîd gibi pertev-i cûd u sehâ ile
Rûy-ı zemîne saçdı zer-i kâmilü’l-’ayâr
Kıldı zemîni berf gibi nakdi sîme gark
İn’âm-ı ‘âm-ı şâh-ı cevân-merd-i bahtyâr
Deryâ-yı keffi mevc-i ‘atâ urdı şöyle kim
Yek-bâr sîm-i nâb ile zeyn oldı her kenâr
Berg-i gül-i sefîdi yolup bâgbân-ı çarh
Mânend-i berf yollarına eyledi nisâr
Allâh ki dökdi saçdı felek halka varını
Şükrâne-i cemâl-i cihân-bân-ı şehryâr
Ol âsitânı kıble-i ikbâl u baht olan
Sultân Mehemmed a’zam-ı şâhân-ı tâcdâr
Farkında tâc-ı devlet ü ikbâl ser-fırâz
Tahtında taht-ı ‘izzet ü baht eyler iftihâr
Dârâ revâ ki gâşiyesin ala dûşına
Lâyık budur ki ola Sikender rikâbdâr
İlmi katında bahre niçün dinile muhît
Hilmi yanında kûha neden nisbet-i vekâr
Nusret yüzini oldı nümâyende ‘âleme
Âyîneveş elinde o şemşîr-i âbdâr
Hâlî degüldi zelzeleden ‘arsa-i zemîn
Evvel kademde virdi cihân mülkine karâr
Saff-ı gazâda râyet-i ikbâli pây-merd
Rûz-ı vegâda kabza-i şemşîri destyâr
Eyler hücûmı düşmen-i dîne ‘Alî-sıfat
Şemşîr-i hûn-feşânı kılur kâr-ı Zülfekâr
Şîr-i jeyâna pençe salar gâh-ı hışm u kîn
Bebr-i yabâna karşu varur vakt-i kârzâr
Ahdi zamânı emn ü emân-ı cihâniyân
Şâh-ı huceste-tâli’u ferhunde-rûzgâr
Devrân basît-i hâke niçün saldı ferş-i sîm
Devrinde tâ ki irmeye bir hâtıra gubâr
Dâg-ı vefâ vü mihri göñülde şigüfte gül
Tîr-i hadengi cân-ı ‘adûda şikeste hâr
Bâkî du’âcı pîr kuluñ geldi husrevâ
Eyler cenâb-ı hazretüñe ‘arz-ı iftikâr
Mevrûsdur cenâbuña memlûk tapuña
Lâyık degül ki devr-i zamân ide hvâr u zâr
Destinde hâme fazl u belâgat nihâlidür
Medh ü senâ-yı şâh-ı cihân aña berg ü bâr
Ümmîd o kim du’âña ola mûcib-i kabûl
Sûz-ı derûn u derd-i dil ü çeşm-i eşk-bâr
Her kanda ‘azm iderseñ ola reh-ber ü refîk
Tevfîk-i Rabb-i ‘izzet ü te’yid-i Kirdgâr
Eyyâm-ı ‘ömr ü devlet ü iclâl müstedâm
Bünyâd-ı baht u ‘izzet ü ikbâl üstüvâr
Fasl-ı şitâda bâg-ı cihân buldı nev-bahâr
Gün gibi tâc-ı devlet-i şâhî tulû’ idüp
Kevn ü mekâna virdi ziyâ âfitâbvâr
Hürşîd gibi pertev-i cûd u sehâ ile
Rûy-ı zemîne saçdı zer-i kâmilü’l-’ayâr
Kıldı zemîni berf gibi nakdi sîme gark
İn’âm-ı ‘âm-ı şâh-ı cevân-merd-i bahtyâr
Deryâ-yı keffi mevc-i ‘atâ urdı şöyle kim
Yek-bâr sîm-i nâb ile zeyn oldı her kenâr
Berg-i gül-i sefîdi yolup bâgbân-ı çarh
Mânend-i berf yollarına eyledi nisâr
Allâh ki dökdi saçdı felek halka varını
Şükrâne-i cemâl-i cihân-bân-ı şehryâr
Ol âsitânı kıble-i ikbâl u baht olan
Sultân Mehemmed a’zam-ı şâhân-ı tâcdâr
Farkında tâc-ı devlet ü ikbâl ser-fırâz
Tahtında taht-ı ‘izzet ü baht eyler iftihâr
Dârâ revâ ki gâşiyesin ala dûşına
Lâyık budur ki ola Sikender rikâbdâr
İlmi katında bahre niçün dinile muhît
Hilmi yanında kûha neden nisbet-i vekâr
Nusret yüzini oldı nümâyende ‘âleme
Âyîneveş elinde o şemşîr-i âbdâr
Hâlî degüldi zelzeleden ‘arsa-i zemîn
Evvel kademde virdi cihân mülkine karâr
Saff-ı gazâda râyet-i ikbâli pây-merd
Rûz-ı vegâda kabza-i şemşîri destyâr
Eyler hücûmı düşmen-i dîne ‘Alî-sıfat
Şemşîr-i hûn-feşânı kılur kâr-ı Zülfekâr
Şîr-i jeyâna pençe salar gâh-ı hışm u kîn
Bebr-i yabâna karşu varur vakt-i kârzâr
Ahdi zamânı emn ü emân-ı cihâniyân
Şâh-ı huceste-tâli’u ferhunde-rûzgâr
Devrân basît-i hâke niçün saldı ferş-i sîm
Devrinde tâ ki irmeye bir hâtıra gubâr
Dâg-ı vefâ vü mihri göñülde şigüfte gül
Tîr-i hadengi cân-ı ‘adûda şikeste hâr
Bâkî du’âcı pîr kuluñ geldi husrevâ
Eyler cenâb-ı hazretüñe ‘arz-ı iftikâr
Mevrûsdur cenâbuña memlûk tapuña
Lâyık degül ki devr-i zamân ide hvâr u zâr
Destinde hâme fazl u belâgat nihâlidür
Medh ü senâ-yı şâh-ı cihân aña berg ü bâr
Ümmîd o kim du’âña ola mûcib-i kabûl
Sûz-ı derûn u derd-i dil ü çeşm-i eşk-bâr
Her kanda ‘azm iderseñ ola reh-ber ü refîk
Tevfîk-i Rabb-i ‘izzet ü te’yid-i Kirdgâr
Eyyâm-ı ‘ömr ü devlet ü iclâl müstedâm
Bünyâd-ı baht u ‘izzet ü ikbâl üstüvâr
sana bakarak
bütün yüzleri unutmak
kendimden
ve arap saçı olmuş
bir sürü
hi
..........
..........
bütün yüzleri unutmak
kendimden
ve arap saçı olmuş
bir sürü
hi
..........
..........
Miskin Adem oğlanı,nefse zebun olmuşdur
Hayvan canavar gibi,otlamağa kalmıştır
Hergiz ölümün sanmaz,ölesi günin anmaz
Bu dünyadan usanmaz,gaflet önin almışdur
Oğlanlar öğüt almaz,yiğitler tevbe kılmaz
Kocalar taat kılmaz,sarp rüzgar olmuştur
Beğler azdı yolundan,bilmez yoksul halinden
Çıktı rahmet gölünden,nefs gölüne dalmışdur
Yunus sözi alimden,zinhar olma zalimden
Korkadurın ölümden,cümle doğan ölmüşdür.
Hayvan canavar gibi,otlamağa kalmıştır
Hergiz ölümün sanmaz,ölesi günin anmaz
Bu dünyadan usanmaz,gaflet önin almışdur
Oğlanlar öğüt almaz,yiğitler tevbe kılmaz
Kocalar taat kılmaz,sarp rüzgar olmuştur
Beğler azdı yolundan,bilmez yoksul halinden
Çıktı rahmet gölünden,nefs gölüne dalmışdur
Yunus sözi alimden,zinhar olma zalimden
Korkadurın ölümden,cümle doğan ölmüşdür.
Miskinlikte buldular kimde erlik var ise
Merdivenden ittiler yüksekten bakar ise
Gönül yüksekte gezer dem be-dem yoldan azar
Dış yüzüne o sızar içinde ne var ise
Ak sakallı bir koca bilemez hali nice
Emek yemesin hacca bir gönül yıkar ise
Sağır işitmez sözü gece sanır gündüzü
Kördür münkirin gözü alem münevver ise
Gönül çalab'ın tahtı gönüle çalab baktı
İki cihan bed-bahtı kim gönül yıkar ise
Sen sana ne sanırsan ayrığa da onu san
Dört kitabın ma'nisi budur eğer var ise
Bildik gelenler geçmiş konanlar geri göçmüş
Aşk şarabından içmiş kim ma'ni duyar ise
Yunus yoldan azıban yüksek yerde durmasın
Sinle sırat görmeye sevdiği didar ise
Merdivenden ittiler yüksekten bakar ise
Gönül yüksekte gezer dem be-dem yoldan azar
Dış yüzüne o sızar içinde ne var ise
Ak sakallı bir koca bilemez hali nice
Emek yemesin hacca bir gönül yıkar ise
Sağır işitmez sözü gece sanır gündüzü
Kördür münkirin gözü alem münevver ise
Gönül çalab'ın tahtı gönüle çalab baktı
İki cihan bed-bahtı kim gönül yıkar ise
Sen sana ne sanırsan ayrığa da onu san
Dört kitabın ma'nisi budur eğer var ise
Bildik gelenler geçmiş konanlar geri göçmüş
Aşk şarabından içmiş kim ma'ni duyar ise
Yunus yoldan azıban yüksek yerde durmasın
Sinle sırat görmeye sevdiği didar ise
acaba ot gibi yerden mi bittim
acaba denizlerde mi şaşırdım
ve zamanı nasıl unutmaktayım
zaman unutulunca mısri kadîm yaşanabiliyor
kendimi unutunca seni yaşıyorum
yaşamak
bu ânı yaşamaktır
ammon râ' hotep
veya tafnit
kim olduğumu bilmek istemiyorum
yalnız etrafında nefes almalıyım
dut bu â'ru ünnek pahper
kama pet kama tâ
mısır metinlerinde okuduğum cümleler
seninle okuduklarımsa büsbütün başka şeylerdi
seninle bir bahçedeyiz geliyor bana
orada hem var hem yok gibiyim
daha dogrusu bütün bir bahçe oluyorum
insanlığımdan çıkarak
kama pet
kama tâ
acaba denizlerde mi şaşırdım
ve zamanı nasıl unutmaktayım
zaman unutulunca mısri kadîm yaşanabiliyor
kendimi unutunca seni yaşıyorum
yaşamak
bu ânı yaşamaktır
ammon râ' hotep
veya tafnit
kim olduğumu bilmek istemiyorum
yalnız etrafında nefes almalıyım
dut bu â'ru ünnek pahper
kama pet kama tâ
mısır metinlerinde okuduğum cümleler
seninle okuduklarımsa büsbütün başka şeylerdi
seninle bir bahçedeyiz geliyor bana
orada hem var hem yok gibiyim
daha dogrusu bütün bir bahçe oluyorum
insanlığımdan çıkarak
kama pet
kama tâ
1.
Bütün renklerimi siliyor dışardaki yağmur
derin bir bıçak izi olduğum için
artık beyaz bir yumruk gibi kaldım diye
hayatın karşısında
bütün kurnazlığımı siliyor dışardaki yağmur.
2.
Dik bayırların üstündeki bağlar
titrek öpücükler gibi yapraklarını
kızıl, kahverengi, ıslak yapraklarını
gökgürültüsüne doğru sermektedir
kargalar Muş'un ve mezarlığın uğultusunu
tartarken kanatlarıyla
çoktan çorap örmeye başlamış dağlı kadınlardan uzakta
evine bir kumru tadı bırakarak
Zülküf'ün anası
düşünmektedir.
3.
Güzdür ama
avanti popolo şarkısı değildir bir ağızdan
günler ellerimi sildiğim birer üstüpüdür buralarda
kapıkulunun rezil tel örgüsü içinden
ve şakrak dostlarımdan uzakta.
4.
Şayaktan bir sabah örtüsü takılıyor aklıma
kağnılar ve mali sermaye üstüne düşündüklerim
halkın alkışlarıyla kuracağı dünya üstüne düşündüklerim
ve artık sarışın olmayan
gövdemi dünyaya bulayan sevgilim
sarışın yapraklarıyla dökülüyor aklıma.
5.
Sis sanki ayaklandırıyor yamaçları
sisle çalkanıyor böğrümüzdeki ova
bana çarpıp kırılıyor mahpusluk düşüncesi
ben güya şiirler yazdığım için mahpusmuşum
mahpus olduğu için şiirler yazarmış Ho amca.
6.
Nafile bir zamanın takvimidir
güz güneşi toprak damlara değince yaşanılan
çekiç örse var gücüyle vurmazsa neye yarar
partizan varlığımı dünyaya çakmadıkça
sabahın bekareti karşısında kargalar.
7.
Adını 'bir gün fazla yaşamak' koyduk.
Ey merak, ey zafer haykırışı, oğlum!
Ellerin ve doğurtucu erkin başdöndüren macerası!
Ey toprağın ve rahmin tükenmez hünerleri!
Güz ki ancak hainin yüreğini soğutur
bir korkağı mahzun kılar kırlangıç sürüleri
sabırla, kin tutarak
gülen günlere ulaşan sesleri bulduk
adına 'yaşamak' diyoruz
'düşmana inat bir gün fazla yaşamak! '
8.
Kirpiklerimin ucundaki bulutlar
Muş'da güzün artık son kelimeleridir
yüzümde serin soluğunu duyuyorum dünyalı meleklerin
kar düşmeye başladı tepelerimize
beyaz bir şiir için artık
tüfeğimi doğrultuyorum.
Bütün renklerimi siliyor dışardaki yağmur
derin bir bıçak izi olduğum için
artık beyaz bir yumruk gibi kaldım diye
hayatın karşısında
bütün kurnazlığımı siliyor dışardaki yağmur.
2.
Dik bayırların üstündeki bağlar
titrek öpücükler gibi yapraklarını
kızıl, kahverengi, ıslak yapraklarını
gökgürültüsüne doğru sermektedir
kargalar Muş'un ve mezarlığın uğultusunu
tartarken kanatlarıyla
çoktan çorap örmeye başlamış dağlı kadınlardan uzakta
evine bir kumru tadı bırakarak
Zülküf'ün anası
düşünmektedir.
3.
Güzdür ama
avanti popolo şarkısı değildir bir ağızdan
günler ellerimi sildiğim birer üstüpüdür buralarda
kapıkulunun rezil tel örgüsü içinden
ve şakrak dostlarımdan uzakta.
4.
Şayaktan bir sabah örtüsü takılıyor aklıma
kağnılar ve mali sermaye üstüne düşündüklerim
halkın alkışlarıyla kuracağı dünya üstüne düşündüklerim
ve artık sarışın olmayan
gövdemi dünyaya bulayan sevgilim
sarışın yapraklarıyla dökülüyor aklıma.
5.
Sis sanki ayaklandırıyor yamaçları
sisle çalkanıyor böğrümüzdeki ova
bana çarpıp kırılıyor mahpusluk düşüncesi
ben güya şiirler yazdığım için mahpusmuşum
mahpus olduğu için şiirler yazarmış Ho amca.
6.
Nafile bir zamanın takvimidir
güz güneşi toprak damlara değince yaşanılan
çekiç örse var gücüyle vurmazsa neye yarar
partizan varlığımı dünyaya çakmadıkça
sabahın bekareti karşısında kargalar.
7.
Adını 'bir gün fazla yaşamak' koyduk.
Ey merak, ey zafer haykırışı, oğlum!
Ellerin ve doğurtucu erkin başdöndüren macerası!
Ey toprağın ve rahmin tükenmez hünerleri!
Güz ki ancak hainin yüreğini soğutur
bir korkağı mahzun kılar kırlangıç sürüleri
sabırla, kin tutarak
gülen günlere ulaşan sesleri bulduk
adına 'yaşamak' diyoruz
'düşmana inat bir gün fazla yaşamak! '
8.
Kirpiklerimin ucundaki bulutlar
Muş'da güzün artık son kelimeleridir
yüzümde serin soluğunu duyuyorum dünyalı meleklerin
kar düşmeye başladı tepelerimize
beyaz bir şiir için artık
tüfeğimi doğrultuyorum.
Sarıkamış tren istasyonunda bir deli
heeyt derken. - hamallar
Ve gülüşüp itişen çingene çocukları -
Kaçışıp yeniden deliliğe sokularak
Kızgın giysileri içerisinde
Zaptetmeye çalışıyor gibiydiler azgın
Ve alıp götüren uzuvlarının uçurtmalarını
Deli şey zaman zaman
İçine kıpırtı ve atılma gelen
Bir urgan gibiydi ellerinde
/ hâlâ
ne kapıyı ardına vurdurup
ciğerime tortulanan havayı dışarı uğratan bir
(mektup
ne bir rüya/
Ah
Üstüste iki gök kuşağı
Yaptı dünkü yağmur ve batarken
Bulutları iteleyen güneş
Boynunda ekmek tenekesi
Boydan boya yırtık pis ve dinçti çingene
Önde azapsız -
İstekli bir kadını sürerek
Ormanın eteğinden
Yamaca vuran sığır sürüsünü
O'va-lıyarak bir yandan
Otuz yedinci gün
İri kıyım bir dağ adamı
Tam yirmi mayıs günü
Kır çiçeklerine bakardı korkarak
Zor geliyor kaynağın kuş konuklarına
Eğilip suyu vardırmak gagalarını - gergin ve esir
Hür vurmak olmasa kanatlarını
Rahat ve güven dolu sıyrılmak dalların yanından
Aşağılanır (mış sanki) yaşmak
Zahire nöbetleri,bu gece sabaha kadar
Elektrik binekli bir gidip gelen - bir köylü
Harbe giden - ünken tüm silah çeşitlerinden
Rahat kelimeler bilen zor bilmeyen
Zaten esmerin - güneş nasıl birikiyor gövdemde
Ellerimin köklerini emiyor toprak
Bırakmak
-tanrıya emanet hasta kadınları
razı olmak mesafelere
ikiz bir ben'i bırakmış gibi geride
fısıltılar yüksek itiraz vuruşlar duymak
kendi öz sesinin içinde
'cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım'
Sarıkamış tren istasyonunda
Bir deli üç hamal bir ben
Altı çingene
Mektup yazdıran bir Kötek'li - bir manav duldusı
Yolda - sofraya tabakla konmuş gibi
Hızla berilip kaybolan bir kurt sürüsü
Güneş
Ve birden
Herkesi saçak altlarına fırlatıp atan
Sağnak. - bir kuduz nağrası
heeyt derken. - hamallar
Ve gülüşüp itişen çingene çocukları -
Kaçışıp yeniden deliliğe sokularak
Kızgın giysileri içerisinde
Zaptetmeye çalışıyor gibiydiler azgın
Ve alıp götüren uzuvlarının uçurtmalarını
Deli şey zaman zaman
İçine kıpırtı ve atılma gelen
Bir urgan gibiydi ellerinde
/ hâlâ
ne kapıyı ardına vurdurup
ciğerime tortulanan havayı dışarı uğratan bir
(mektup
ne bir rüya/
Ah
Üstüste iki gök kuşağı
Yaptı dünkü yağmur ve batarken
Bulutları iteleyen güneş
Boynunda ekmek tenekesi
Boydan boya yırtık pis ve dinçti çingene
Önde azapsız -
İstekli bir kadını sürerek
Ormanın eteğinden
Yamaca vuran sığır sürüsünü
O'va-lıyarak bir yandan
Otuz yedinci gün
İri kıyım bir dağ adamı
Tam yirmi mayıs günü
Kır çiçeklerine bakardı korkarak
Zor geliyor kaynağın kuş konuklarına
Eğilip suyu vardırmak gagalarını - gergin ve esir
Hür vurmak olmasa kanatlarını
Rahat ve güven dolu sıyrılmak dalların yanından
Aşağılanır (mış sanki) yaşmak
Zahire nöbetleri,bu gece sabaha kadar
Elektrik binekli bir gidip gelen - bir köylü
Harbe giden - ünken tüm silah çeşitlerinden
Rahat kelimeler bilen zor bilmeyen
Zaten esmerin - güneş nasıl birikiyor gövdemde
Ellerimin köklerini emiyor toprak
Bırakmak
-tanrıya emanet hasta kadınları
razı olmak mesafelere
ikiz bir ben'i bırakmış gibi geride
fısıltılar yüksek itiraz vuruşlar duymak
kendi öz sesinin içinde
'cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım'
Sarıkamış tren istasyonunda
Bir deli üç hamal bir ben
Altı çingene
Mektup yazdıran bir Kötek'li - bir manav duldusı
Yolda - sofraya tabakla konmuş gibi
Hızla berilip kaybolan bir kurt sürüsü
Güneş
Ve birden
Herkesi saçak altlarına fırlatıp atan
Sağnak. - bir kuduz nağrası
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Ulur aya karşı kirli çakallar,
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iri iri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.
Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.
Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı.
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.
Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen,
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Ulur aya karşı kirli çakallar,
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iri iri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.
Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.
Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı.
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.
Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen,
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
Bir hançer bölüyor, ah, rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Gece kar yağacak sabaha kadar.
Toprakta et, kemik çıtırtıları...
Yarı ölüleri bir korku tutar
Değince bir taşa kafatasları.
-Ölüler ki yalnız tırnakları var,
Ve yalnız burkulmuş diz kapakları...-
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı,
Açıyor elini göğe bir kadın.
Uzuyor, uzuyor, uzuyor saçları
Uğrunda ölen güzel kızların...
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
Esmer delikanlı, hatıra ve kan.
Yeşil gözlü kızın hıçkırıkları
Sızıyor bir kapı aralığından;
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı.
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Çocuklara açar mağaraları
Gün görmemiş kuşlar ve örümcekler.
İlan-ı aşk eden dil balıkları
Aşina suları çabuk terkeder...
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Bakıyor ateşe, küle böcekler.
Köpekler parçalar kanaryaları
Mektupları bir boz ağaç kurdu yer.
Baykuşlar ötüyor harabelerde;
Yanıyor lambalar, hafif ve sarı.
Bir kaza kurşunu bulur her yerde
Süvarisiz şaha kalkan atları...
Bir ruhun ışığı vardır göklerde,
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Ötüyor baykuşlar harabelerde.
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
Titriyor yıldırım düşmüş gibi yer.
Bekledi arzuyla karanlıkları
Anneler, babalar, erkek kardeşler.
Ta içinde duyar ani bir ağrı,
Bir hüzün şarkısı tutturur gider
Anneler, babalar, erkek kardeşler.
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Her yatak dopdolu, bir yatak bomboş.
Bir neşe şarkısı tutturur gider
Birinci, ikinci, üçüncü sarhoş;
Kurşunlar sıkılır göklere doğru,
Serçe yavruları yuvada titrer.
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı...
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
İnce yelkenleri alıyor yeller.
Titretir kalpleri ve bayrakları
Gemiden toprağa uzanan eller.
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı,
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gizli hazineler, su yılanları...
İnce yelkenleri alıyor yeller;
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı.
Beyaz pelerinli hür tayfaları
Kendine bağlıyor siyah kediler;
Titriyor gönüller ve kara bayrak,
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gemiden toprağa uzanan eller.
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı.
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı,
Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
Bölüyor bir hançer, ah, rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...
1952, Yaz
Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
Bir hançer bölüyor, ah, rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Gece kar yağacak sabaha kadar.
Toprakta et, kemik çıtırtıları...
Yarı ölüleri bir korku tutar
Değince bir taşa kafatasları.
-Ölüler ki yalnız tırnakları var,
Ve yalnız burkulmuş diz kapakları...-
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı,
Açıyor elini göğe bir kadın.
Uzuyor, uzuyor, uzuyor saçları
Uğrunda ölen güzel kızların...
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
Esmer delikanlı, hatıra ve kan.
Yeşil gözlü kızın hıçkırıkları
Sızıyor bir kapı aralığından;
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı.
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Çocuklara açar mağaraları
Gün görmemiş kuşlar ve örümcekler.
İlan-ı aşk eden dil balıkları
Aşina suları çabuk terkeder...
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Bakıyor ateşe, küle böcekler.
Köpekler parçalar kanaryaları
Mektupları bir boz ağaç kurdu yer.
Baykuşlar ötüyor harabelerde;
Yanıyor lambalar, hafif ve sarı.
Bir kaza kurşunu bulur her yerde
Süvarisiz şaha kalkan atları...
Bir ruhun ışığı vardır göklerde,
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Ötüyor baykuşlar harabelerde.
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
Titriyor yıldırım düşmüş gibi yer.
Bekledi arzuyla karanlıkları
Anneler, babalar, erkek kardeşler.
Ta içinde duyar ani bir ağrı,
Bir hüzün şarkısı tutturur gider
Anneler, babalar, erkek kardeşler.
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Her yatak dopdolu, bir yatak bomboş.
Bir neşe şarkısı tutturur gider
Birinci, ikinci, üçüncü sarhoş;
Kurşunlar sıkılır göklere doğru,
Serçe yavruları yuvada titrer.
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı...
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
İnce yelkenleri alıyor yeller.
Titretir kalpleri ve bayrakları
Gemiden toprağa uzanan eller.
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı,
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gizli hazineler, su yılanları...
İnce yelkenleri alıyor yeller;
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı.
Beyaz pelerinli hür tayfaları
Kendine bağlıyor siyah kediler;
Titriyor gönüller ve kara bayrak,
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gemiden toprağa uzanan eller.
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı.
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı,
Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
Bölüyor bir hançer, ah, rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...
1952, Yaz
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür;
Bir odun parçası aydınlatır ocağı.
Anne ateşin önünde perişan,
Anne ateşin içinde hür...
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür.
Yağmurlar sırtıyla sırtımın arasındadır;
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın.
Bin parçaya böldü beni bir divane sır,
Sesi geliyor sesi günahkar çocukların;
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır.
Gönüller yanarak kavuşacaktı;
Yüzdeki ıstırap, çile ocağı,
Onun bu ocakta yanan toprağı,
Bir gece rüyamda avuçlarımı yaktı,
Gönüller yanarak kavuşacaktı.
Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.
Annenin başı elleri arasında,
Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük.
Bir fotoğraf asılıdır duvarda:
Aynaya, geceye, maziye dönük,
Annenin başı elleri arasında,
Bir tüfeğin burnu havadadır,
Ateş almak üzredir, mermisiz.
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
Siz beni ne anlarsınız siz!
Bir tüfek ateş almak üzredir, mermisiz...
Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
Eteğini ben çektim.
NEyleyim göğsümü kara dağın sert rüzgarı doldurmuş,
Annemden ilk sütü Gülce'de içtim.
Ankara'ya, çatal dağa biz zindandan gün vurmuş:
Az kalsın yerine ben ölecektim
Bir saman çöpüne tutunmuş kızların...
Kediler halıları parçalıyor,
Kırmızı bir ışık düşüyor yere.
Annenin dizinde derman yok,
Annenin kafası iki parçadır.
Hükmedemiyor insan ruhuna ateş,
Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere;
Kediler halıları parçalıyor.
Ateşte sarı gül açan saksılar,
Kızarmış bir ekmek gibi duruyor;
Kulağıma garip sesler geliyor.
Kuş yumurtasından çıkan insanlar
Ahırda bir ata eğer vuruyor,
Kulağıma garip sesler geliyor.
Ben bir şarkı, ben bir tüyüm;
Ben Meryemin yanağındaki tüyüm.
Beni bir azizin nefesi uçurur,
Kalbimde Allahın elleri durur.
Cici ayaklarım iplikle bağlı,
Ben onun sılası, kendimin gurbetiyim;
Ben bir azizin hasreti,
Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm.
Benim gözlerim yeşildir, evet evet, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...
Ocak sönüyor, ateş kül oluyor.
Annenin saçları beyaz,
Anne saçlarını yoluyor.
Ateşin içinde gül açar, servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür;
Ocak sönüyor, ateş kül oluyor,
Anne ruhunda ruhuma eğiliyor.
Yaralı kuş kanadını ısıtan
Bir güneş toprağı yarıp çıkacak.
Kadınlar sansa da yaşadığını,
Şarkısız kaldıkça yaşamayacak.
Kadınları şarkılar, geceler aydınlatır.
Kadınları şarkılar, akrepler aydınlatır.
Kadınları şarkılar, zehirler aydınlatır...
Artık ben gideceğim, ata eğer vuruyorlar.
Hatıralarımı birer birer yakacağım.
Entarimi parça parça edip
Zehirli kirpilere bırakacağım.
Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
Göğsüme siyah bir gül takacağım.
Batan güne doğru kurşunlar sıkıp
Kendimi boşluğa bırakacağım.
Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz...
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
Siz beni ne anlarsınız siz!
Artık ben gideceğim atım kişniyor;
Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor,
Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz, bir deniz;
Beni onun gözleri çağırıyor, duramam duramam.
Benim gözlerim yeşildir, ah, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...
1952, Güz
Bir odun parçası aydınlatır ocağı.
Anne ateşin önünde perişan,
Anne ateşin içinde hür...
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür.
Yağmurlar sırtıyla sırtımın arasındadır;
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın.
Bin parçaya böldü beni bir divane sır,
Sesi geliyor sesi günahkar çocukların;
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır.
Gönüller yanarak kavuşacaktı;
Yüzdeki ıstırap, çile ocağı,
Onun bu ocakta yanan toprağı,
Bir gece rüyamda avuçlarımı yaktı,
Gönüller yanarak kavuşacaktı.
Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.
Annenin başı elleri arasında,
Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük.
Bir fotoğraf asılıdır duvarda:
Aynaya, geceye, maziye dönük,
Annenin başı elleri arasında,
Bir tüfeğin burnu havadadır,
Ateş almak üzredir, mermisiz.
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
Siz beni ne anlarsınız siz!
Bir tüfek ateş almak üzredir, mermisiz...
Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
Eteğini ben çektim.
NEyleyim göğsümü kara dağın sert rüzgarı doldurmuş,
Annemden ilk sütü Gülce'de içtim.
Ankara'ya, çatal dağa biz zindandan gün vurmuş:
Az kalsın yerine ben ölecektim
Bir saman çöpüne tutunmuş kızların...
Kediler halıları parçalıyor,
Kırmızı bir ışık düşüyor yere.
Annenin dizinde derman yok,
Annenin kafası iki parçadır.
Hükmedemiyor insan ruhuna ateş,
Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere;
Kediler halıları parçalıyor.
Ateşte sarı gül açan saksılar,
Kızarmış bir ekmek gibi duruyor;
Kulağıma garip sesler geliyor.
Kuş yumurtasından çıkan insanlar
Ahırda bir ata eğer vuruyor,
Kulağıma garip sesler geliyor.
Ben bir şarkı, ben bir tüyüm;
Ben Meryemin yanağındaki tüyüm.
Beni bir azizin nefesi uçurur,
Kalbimde Allahın elleri durur.
Cici ayaklarım iplikle bağlı,
Ben onun sılası, kendimin gurbetiyim;
Ben bir azizin hasreti,
Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm.
Benim gözlerim yeşildir, evet evet, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...
Ocak sönüyor, ateş kül oluyor.
Annenin saçları beyaz,
Anne saçlarını yoluyor.
Ateşin içinde gül açar, servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür;
Ocak sönüyor, ateş kül oluyor,
Anne ruhunda ruhuma eğiliyor.
Yaralı kuş kanadını ısıtan
Bir güneş toprağı yarıp çıkacak.
Kadınlar sansa da yaşadığını,
Şarkısız kaldıkça yaşamayacak.
Kadınları şarkılar, geceler aydınlatır.
Kadınları şarkılar, akrepler aydınlatır.
Kadınları şarkılar, zehirler aydınlatır...
Artık ben gideceğim, ata eğer vuruyorlar.
Hatıralarımı birer birer yakacağım.
Entarimi parça parça edip
Zehirli kirpilere bırakacağım.
Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
Göğsüme siyah bir gül takacağım.
Batan güne doğru kurşunlar sıkıp
Kendimi boşluğa bırakacağım.
Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz...
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
Siz beni ne anlarsınız siz!
Artık ben gideceğim atım kişniyor;
Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor,
Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz, bir deniz;
Beni onun gözleri çağırıyor, duramam duramam.
Benim gözlerim yeşildir, ah, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...
1952, Güz
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarımı rüzgara,
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
Günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
Her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
İçine gül koyduğum tüfek ölmeğe başlar.
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.
Öyleyse şu şapkayı fırlatayım ırmağa.
Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
Ve kediler her gece sürünür yastıklara.
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
Satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.
Bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
Sana da, Monna Rosa, taş bebeği bıraktık,
Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
Senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi...
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
İtimat edeceğim şu belalı yağmura.
Ruhuma bayrak yapıp ben teslim edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura.
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak, ruhundan Gülce diye.
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.
Sana tavuskuşunun içime girdiğini
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
İçime girdiğini, tüyünü yolduğunu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
İçimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
Bana da bir çift ak kanat kaldığını
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara;
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara.
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
1952, Kış (Yılbaşı Gecesi)
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarımı rüzgara,
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
Günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
Her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
İçine gül koyduğum tüfek ölmeğe başlar.
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.
Öyleyse şu şapkayı fırlatayım ırmağa.
Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
Ve kediler her gece sürünür yastıklara.
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
Satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.
Bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
Sana da, Monna Rosa, taş bebeği bıraktık,
Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
Senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi...
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
İtimat edeceğim şu belalı yağmura.
Ruhuma bayrak yapıp ben teslim edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura.
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak, ruhundan Gülce diye.
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.
Sana tavuskuşunun içime girdiğini
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
İçime girdiğini, tüyünü yolduğunu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
İçimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
Bana da bir çift ak kanat kaldığını
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara;
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara.
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
1952, Kış (Yılbaşı Gecesi)
1.
Çeken piyaleyi Pa-der rikab olup gidiyor
Gelen bu meclise mest ü harab olup gidiyor
2.
Vücud-ı pakin Alla'a emanet eyledim anın
Gönül eğlencesi can paresibir dil -nüvazım var
3.
Gele bir devr ki bu galibi yad eyleyeler
Fırsat- ı sohbeti ahbab ganimet bilsin
Çeken piyaleyi Pa-der rikab olup gidiyor
Gelen bu meclise mest ü harab olup gidiyor
2.
Vücud-ı pakin Alla'a emanet eyledim anın
Gönül eğlencesi can paresibir dil -nüvazım var
3.
Gele bir devr ki bu galibi yad eyleyeler
Fırsat- ı sohbeti ahbab ganimet bilsin
Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi gelip çattı birden! Tos! ! !
Sen, cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos!
Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle...
Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi gelip çattı birden! Tos! ! !
Sen, cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos!
Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle...
Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Muhît-i bahr-ı tevhîdi bulup ummân-ı bî-sâhil
Vücûdun katresin mahv et eğer oldunsa ehl-i dil
Şeb-i firkatdeki kesret hayâl-i zıldır aldanma
Serânı ko serâba (bak) sarây-ı sırra ol vâsıl
Mecâza bakma ey sâlik hakîkî matlaba azm et
Ki zirâ zıll-ı zâ'ilde ikâmet eylemez âkil
Temevvüc eyleyen deryâya bak emvâca aldanma
Güneş tâbında çok şebnem bilirsin kim olur zâ'il
Hüdâyî vahdete bak kim ana mâni' değil kesret
Ola mı Afitâba hîç vücûdu zerrenin hâ'il
Vücûdun katresin mahv et eğer oldunsa ehl-i dil
Şeb-i firkatdeki kesret hayâl-i zıldır aldanma
Serânı ko serâba (bak) sarây-ı sırra ol vâsıl
Mecâza bakma ey sâlik hakîkî matlaba azm et
Ki zirâ zıll-ı zâ'ilde ikâmet eylemez âkil
Temevvüc eyleyen deryâya bak emvâca aldanma
Güneş tâbında çok şebnem bilirsin kim olur zâ'il
Hüdâyî vahdete bak kim ana mâni' değil kesret
Ola mı Afitâba hîç vücûdu zerrenin hâ'il
Öleceğiz müjdeler olsun müjdeler olsun
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun
Çıbanımız çok derin, işletemez yakılar;
Nerde bizim şarkımız, nerde öbür şarkılar?
Nerde bizim şarkımız, nerde öbür şarkılar?
Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
Hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
Çeşme var, kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
Gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
Vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
Yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.
Gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
Oysa bu sürgün yeri,bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah, bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
Bir yakış, bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.
Bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni,anladım
gençken almadın canımı, bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
Hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
Çeşme var, kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
Gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
Vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
Yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.
Gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
Oysa bu sürgün yeri,bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah, bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
Bir yakış, bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.
Bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni,anladım
gençken almadın canımı, bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Münâdîler nidâ eyler
Gel Allah'a gel Allah'a
İşiden cân fedâ eyler
Gel Allah'a gel Allah'a
Yeter dünyâya rağbet et
Yeter câha mahabbet et
Hakk'ı bulmağa himmet et
Gel Allah'a gel Allah'a
Derûnundan edip âhı
Koma gâfil sehergâhı
İşit Firrû ila'llahı
Gel Allah'a gel Allah'a
İçip vahdet şarâbından
Ko gitsin aradan sen ben
Sakınma dostdan düşmen(den)
Gel Allah'a gel Allah'a
Beğim ölmezden evvel öl
Hayât-ı câvidânî bul
Ola gör bir kapıya kul
Gel Allah'a gel Allah'a
Bülend et himmeti âşık(*)
Ko isneyniyyeti âşık
Bula gör vahdeti âşık
Gel Allah'a gel Allah'a
Mahabbet sâgarın nûş et
Beğim deryâ gibi cûş et
Hüdâyî'nin sözün gûş et
Gel Allah'a gel Allah'a
Gel Allah'a gel Allah'a
İşiden cân fedâ eyler
Gel Allah'a gel Allah'a
Yeter dünyâya rağbet et
Yeter câha mahabbet et
Hakk'ı bulmağa himmet et
Gel Allah'a gel Allah'a
Derûnundan edip âhı
Koma gâfil sehergâhı
İşit Firrû ila'llahı
Gel Allah'a gel Allah'a
İçip vahdet şarâbından
Ko gitsin aradan sen ben
Sakınma dostdan düşmen(den)
Gel Allah'a gel Allah'a
Beğim ölmezden evvel öl
Hayât-ı câvidânî bul
Ola gör bir kapıya kul
Gel Allah'a gel Allah'a
Bülend et himmeti âşık(*)
Ko isneyniyyeti âşık
Bula gör vahdeti âşık
Gel Allah'a gel Allah'a
Mahabbet sâgarın nûş et
Beğim deryâ gibi cûş et
Hüdâyî'nin sözün gûş et
Gel Allah'a gel Allah'a
Seni kamçılardan çıkardım
Tevbelerle başladı rahmet vuruşları
İnsan ağlar oldun yürekli göğüsler kurdun
Sesimi işkencelerden alırdın
Elimin altına dökerdin etlerini
Hızlı varışlara bile hazırım daha
Dayanırdı yelken bezleri saf saf insan enginlikleri
Bir geçmiş zaman kalkanı indi
Çınar ağaçlarından sahil sularına
Kalbim kalkıp indi gemilerden
Çok tarandım başka saçlar tarandım sokaklarda
Kapris kamburu çıkardı yıllar
Ve bir tek çıban çıkaran yoktu sancılarla
Habire vuran rüzgâr
Kabirlerde su yollarında
Dehlizlerde
İç çekmeler
Sızlanmalar fısıltılar
Ne zora çekiyor zaman ki bildiler farkettim
Götürüp
Kelimeleri başka bir semte attılar beni
Üzgün melal içre ve âşık
Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim
Yakın sabahlarda öğlelerde ve daha
Üç parıltısında günün
Devlerimi güreştirmek işim
Üstüm başım heykel kırıkları
Tevbelerle başladı rahmet vuruşları
İnsan ağlar oldun yürekli göğüsler kurdun
Sesimi işkencelerden alırdın
Elimin altına dökerdin etlerini
Hızlı varışlara bile hazırım daha
Dayanırdı yelken bezleri saf saf insan enginlikleri
Bir geçmiş zaman kalkanı indi
Çınar ağaçlarından sahil sularına
Kalbim kalkıp indi gemilerden
Çok tarandım başka saçlar tarandım sokaklarda
Kapris kamburu çıkardı yıllar
Ve bir tek çıban çıkaran yoktu sancılarla
Habire vuran rüzgâr
Kabirlerde su yollarında
Dehlizlerde
İç çekmeler
Sızlanmalar fısıltılar
Ne zora çekiyor zaman ki bildiler farkettim
Götürüp
Kelimeleri başka bir semte attılar beni
Üzgün melal içre ve âşık
Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim
Yakın sabahlarda öğlelerde ve daha
Üç parıltısında günün
Devlerimi güreştirmek işim
Üstüm başım heykel kırıkları
Gayr ile her dem nedir seyr-i gülistân ettiğin;
Bezm edip halvet kılıp yüz lütf-u ihsân ettiğin?
Ahd bünyadın mürüvvetdir mi virân ettiğin!
Hani ey zalim bizimle ahd-u peymân ettiğin?
Cürmümüz noldu ki bizden eyledin bizârlık
Biz gâmın çektik, sen ettin özgeye gâm-harlık
Sizde adet bu mudur, böyle olur mu yârlık!
Hani ey zalim, bizimle ahd-u peymân ettiğin?
Bezm edip halvet kılıp yüz lütf-u ihsân ettiğin?
Ahd bünyadın mürüvvetdir mi virân ettiğin!
Hani ey zalim bizimle ahd-u peymân ettiğin?
Cürmümüz noldu ki bizden eyledin bizârlık
Biz gâmın çektik, sen ettin özgeye gâm-harlık
Sizde adet bu mudur, böyle olur mu yârlık!
Hani ey zalim, bizimle ahd-u peymân ettiğin?
Hangi dağa tırmansam muradım ötesinde;
Murad, bugün yerine her günün ertesinde...
Murad, bugün yerine her günün ertesinde...
Muradıma maksuduma ermezsem
Hayıf bana yazık bana vah bana
Kadir Mevlâm cemalini görmezsem
Hayıf bana yazık bana vah bana
Daima isyandır hep benim işim
Nic'olur kabirde ol garip başım
Duadan unutman eşim yoldaşım
Hayıf bana yazık bana vah bana
Âsi kulum defterine bak derse
Yüzün karaları gör ne çok derse
Yerim göğüm arasından çık derse
Hayıf bana yazık bana vah bana
Okumayıp defterimi şaşırsam
Mahşer yerlerinde derde düşürsem
Mümin kullarından ayrı düşersem
Hayıf bana yazık bana vah bana
Derviş Yunus arasata barırsam
Yüzüm karaların anda görürsem
Defterimi sol elime alırsam
Hayıf bana yazık bana vah bana
Hayıf bana yazık bana vah bana
Kadir Mevlâm cemalini görmezsem
Hayıf bana yazık bana vah bana
Daima isyandır hep benim işim
Nic'olur kabirde ol garip başım
Duadan unutman eşim yoldaşım
Hayıf bana yazık bana vah bana
Âsi kulum defterine bak derse
Yüzün karaları gör ne çok derse
Yerim göğüm arasından çık derse
Hayıf bana yazık bana vah bana
Okumayıp defterimi şaşırsam
Mahşer yerlerinde derde düşürsem
Mümin kullarından ayrı düşersem
Hayıf bana yazık bana vah bana
Derviş Yunus arasata barırsam
Yüzüm karaların anda görürsem
Defterimi sol elime alırsam
Hayıf bana yazık bana vah bana
Gazel
Mürde cânım iltifâtundan bulur her dem hayât
Ölürem ger kılmasan her dem mana bir iltifât
Yaza bilmez leblerün vasfın temâm-ı ömrde
Âb-ı Hayvân verse kilk-i Hızr'a zulmetden devât
Men fakîrem sen ganî vergil zekât-ı hüsn kim
Şer' içinde hem manadur hem sana vâcib zekât
Görmeyince ışkunı îmâna gelmez âşıkun
Yüz peygamber cem' olub gösterseler min mu'cizât
Mazhar-ı âsâr kudretdür vücûd-ı kâmilün
Feyz-i fıtratdan garaz sensen tufeylün kâ'inât
Cevher-i zâtundadur mecmu-ı evsâf-ı kemâl
Bu sıfât ile ki sensen kandadur bir pâk zât
Işka tâ düşdün Fuzûlî çekmedün dünya gamın
Bil ki kayd-ı ışk imiş dâm-ı ta'allûkdan necât
Mürde cânım iltifâtundan bulur her dem hayât
Ölürem ger kılmasan her dem mana bir iltifât
Yaza bilmez leblerün vasfın temâm-ı ömrde
Âb-ı Hayvân verse kilk-i Hızr'a zulmetden devât
Men fakîrem sen ganî vergil zekât-ı hüsn kim
Şer' içinde hem manadur hem sana vâcib zekât
Görmeyince ışkunı îmâna gelmez âşıkun
Yüz peygamber cem' olub gösterseler min mu'cizât
Mazhar-ı âsâr kudretdür vücûd-ı kâmilün
Feyz-i fıtratdan garaz sensen tufeylün kâ'inât
Cevher-i zâtundadur mecmu-ı evsâf-ı kemâl
Bu sıfât ile ki sensen kandadur bir pâk zât
Işka tâ düşdün Fuzûlî çekmedün dünya gamın
Bil ki kayd-ı ışk imiş dâm-ı ta'allûkdan necât
Mürg-i dil konmaga bir kâmeti Tûbâ gözedür
Serv ü şimşâdı begenmez katı a’lâ gözedür
Menzilin bâg-ı İrem kılsalar itmez ârâm
Ehl-i dil cennet-i kûyûn gibi me’vâ gözedür
Gamze aslâ gözine kimseyi hîç ildürmez
Yine dil hastesin ol nergis-i şehlâ gözedür
Ham-ı ebrûña bakar vasluñ ümîdiyle cihân
Hasret-i ‘îd ile mâh-ı nevi dünyâ gözedür
Bî-basar fark idemez kanda basar ol âhû
Yine izi tozını dîde-i bînâ gözedür
‘Âşıkuñ düşmeni çok bahre dönüpdür yaşı
İki zevrakdur iki dîdesi deryâ gözedür
‘Ârızuñ hasreti bir ‘ârızadur Bâkîye kim
Teşne-dil haste yatur iki gözi mâ gözedür
Serv ü şimşâdı begenmez katı a’lâ gözedür
Menzilin bâg-ı İrem kılsalar itmez ârâm
Ehl-i dil cennet-i kûyûn gibi me’vâ gözedür
Gamze aslâ gözine kimseyi hîç ildürmez
Yine dil hastesin ol nergis-i şehlâ gözedür
Ham-ı ebrûña bakar vasluñ ümîdiyle cihân
Hasret-i ‘îd ile mâh-ı nevi dünyâ gözedür
Bî-basar fark idemez kanda basar ol âhû
Yine izi tozını dîde-i bînâ gözedür
‘Âşıkuñ düşmeni çok bahre dönüpdür yaşı
İki zevrakdur iki dîdesi deryâ gözedür
‘Ârızuñ hasreti bir ‘ârızadur Bâkîye kim
Teşne-dil haste yatur iki gözi mâ gözedür
bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız,
ruhuma büyük temel çivisini çaktınız
ruhuma büyük temel çivisini çaktınız
Müsahhar emrine hep cümle eşyâ
Senindir kul senindir hükm efendi
Elin altındadır dünyâ vü ukbâ
Senindir kul senindir hükm efendi
Ne istersen edersin kudretin var
Her işde nice nice hikmetin var
Esirgersin usâtı rahmetin var
Senindir kul senindir hükm efendi
Kiminin derdine tîmâr edersin
Kimine âteşi gülzâr edersin
Kimini Mustafâ Muhtâr edersin
Senindir kul senindir hükm efendi
Kanı Eyyûb gibi bir sabra tâkat
Yâ İsmâîl-veş kurbâna cür'et
Meğer kim edesin fazlınla rahmet
Senindir kul senindir hükm efendi
Usâta rahmet ü gufrân eden sen
Gönüller derdine dermân eden sen
Hüdâyî'ye atâ ihsân eden sen
Senindir kul senindir hükm efendi
Senindir kul senindir hükm efendi
Elin altındadır dünyâ vü ukbâ
Senindir kul senindir hükm efendi
Ne istersen edersin kudretin var
Her işde nice nice hikmetin var
Esirgersin usâtı rahmetin var
Senindir kul senindir hükm efendi
Kiminin derdine tîmâr edersin
Kimine âteşi gülzâr edersin
Kimini Mustafâ Muhtâr edersin
Senindir kul senindir hükm efendi
Kanı Eyyûb gibi bir sabra tâkat
Yâ İsmâîl-veş kurbâna cür'et
Meğer kim edesin fazlınla rahmet
Senindir kul senindir hükm efendi
Usâta rahmet ü gufrân eden sen
Gönüller derdine dermân eden sen
Hüdâyî'ye atâ ihsân eden sen
Senindir kul senindir hükm efendi
Sultan-ı rûsül şâh-ı mümeccedsin efendim,
Bî-çârelere devlet-i sermedsin efendim,
Divân-i ilâhide ser-âmedsin efendim,
Menşur-ı 'le-amrük'le müeyyedsin efendim.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammedsin efendim,
Hak'dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim.
Hutben okunur minber-i iklim-i bekâda,
Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-ı cezâda,
Gülbank-i kudümün çekilir arş-ı Hudâ'da,
Esmâ-i şerifin anılır arz ü semâda.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed'sin efendim,
Hak'dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim.
Ümmideyiz ye's ile âh eylemeyiz biz,
Sermaye-i imanı tebâh eylemeyiz biz,
Babın koyup agyâre penâh eylemeyiz biz,
Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed'sin efendim,
Hak'dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim.
Bîçâredir ümmetlerin isyânına bakma,
Dest-i red urup hasret ile dûzaha yakma,
Rahm eyle aman âteş-i hicrânına yakma,
Ez-cümle kulun Gâlib-i pür-cürmü bırakma.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed'sin efendim,
Hak'dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim.
Bî-çârelere devlet-i sermedsin efendim,
Divân-i ilâhide ser-âmedsin efendim,
Menşur-ı 'le-amrük'le müeyyedsin efendim.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammedsin efendim,
Hak'dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim.
Hutben okunur minber-i iklim-i bekâda,
Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-ı cezâda,
Gülbank-i kudümün çekilir arş-ı Hudâ'da,
Esmâ-i şerifin anılır arz ü semâda.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed'sin efendim,
Hak'dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim.
Ümmideyiz ye's ile âh eylemeyiz biz,
Sermaye-i imanı tebâh eylemeyiz biz,
Babın koyup agyâre penâh eylemeyiz biz,
Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed'sin efendim,
Hak'dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim.
Bîçâredir ümmetlerin isyânına bakma,
Dest-i red urup hasret ile dûzaha yakma,
Rahm eyle aman âteş-i hicrânına yakma,
Ez-cümle kulun Gâlib-i pür-cürmü bırakma.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed'sin efendim,
Hak'dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim.
Tedbirini terkeyle takdir hüda'nındır
Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümanındır
Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır
Devran olalı devran erbab-ı safanındır
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
Meyhaneyi seyrettim uşşaka mataf olmuş
Teklif ü tekellüften sükkanı maaf olmuş
Bir neşe gelüp meclis bi havf u hilaf olmuş
Gam sohbeti yad olmaz meşrebleri saf olmuş
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
Ey dil sen o dildara layık mı değilsin ya
Da'va-yı mahabete sadık mı değilsin ya
Özrü nedir Azra'nın Vamık mı değilsin ya
Bu gam ne gezer sende aşık mı değilsin ya
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
Mahzun idi bir gün dil meyhane i ma'nade
İnkara döşenmiştim efkar düşüp yade
Bir pir gelüp nagah pend etti alel- ade
Al destine bir bade derd ü gamı ver bade
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
Bir bade çek efzun kap mecliste zeber-dest ol
Atma ayağın taşra meyhanede pa- best ol
Alçağa akar sular Pay i huma düş mest ol
Pür cuş olayım dersen Galib gibi düş mest ol
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümanındır
Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır
Devran olalı devran erbab-ı safanındır
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
Meyhaneyi seyrettim uşşaka mataf olmuş
Teklif ü tekellüften sükkanı maaf olmuş
Bir neşe gelüp meclis bi havf u hilaf olmuş
Gam sohbeti yad olmaz meşrebleri saf olmuş
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
Ey dil sen o dildara layık mı değilsin ya
Da'va-yı mahabete sadık mı değilsin ya
Özrü nedir Azra'nın Vamık mı değilsin ya
Bu gam ne gezer sende aşık mı değilsin ya
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
Mahzun idi bir gün dil meyhane i ma'nade
İnkara döşenmiştim efkar düşüp yade
Bir pir gelüp nagah pend etti alel- ade
Al destine bir bade derd ü gamı ver bade
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
Bir bade çek efzun kap mecliste zeber-dest ol
Atma ayağın taşra meyhanede pa- best ol
Alçağa akar sular Pay i huma düş mest ol
Pür cuş olayım dersen Galib gibi düş mest ol
Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır
O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satir;
O yüz ki, göz değince Allah hatırlatır...
O yüz ki, göz değince Allah hatırlatır...
Müslümanlar zamâne yatlı oldu,
Helâl yenmez, haram kıymetli oldu.
Okuyan Kur’ân’a kulak tutulmaz,
Şeytanlar semirdi, kuvvetli oldu.
Harâm ile hamir tuttu cihânı,
Fesâd işler eden hürmetli oldu.
Kime kim Tanrı’dan haber verirsen,
Kakır bâşın salar huccetli oldu.
Şagird üstâd ile arbede kılar,
Oğul ata ile izzetli oldu.
Fakirler miskinlikten çekti elin,
Gönüller yıkıban heybetli oldu.
Peygamber yerine geçen hocalar,
Bu halkın başına zahmetli oldu.
Tutulmaz oldu Peygamber hadîsi,
Halâyık cümle Hak’tan utlu oldu.
Yunus, gel âşık isen tövbe et,
Nasûh’a tövbe ucu kutlu oldu.
Helâl yenmez, haram kıymetli oldu.
Okuyan Kur’ân’a kulak tutulmaz,
Şeytanlar semirdi, kuvvetli oldu.
Harâm ile hamir tuttu cihânı,
Fesâd işler eden hürmetli oldu.
Kime kim Tanrı’dan haber verirsen,
Kakır bâşın salar huccetli oldu.
Şagird üstâd ile arbede kılar,
Oğul ata ile izzetli oldu.
Fakirler miskinlikten çekti elin,
Gönüller yıkıban heybetli oldu.
Peygamber yerine geçen hocalar,
Bu halkın başına zahmetli oldu.
Tutulmaz oldu Peygamber hadîsi,
Halâyık cümle Hak’tan utlu oldu.
Yunus, gel âşık isen tövbe et,
Nasûh’a tövbe ucu kutlu oldu.
N
N'eyleyeyin dünyâyı
Bana Allah'ım gerek
Gerekmez mâsivâyı
Bana Allah'ım gerek
Ehl-i dünyâ dünyâda
Ehl-i ukbâ ukbâda
Her biri bir sevdâda
Bana Allah'ım gerek
Derdli dermânın ister
Kullar sultânın ister
Âşık cânânın ister
Bana Allah'ım gerek
Fânî devlet gerekmez
Dürlü zînet gerekmez
Hak'sız cennet gerekmez
Bana Allah'ım gerek
Mecnûn ister Leylâ'yı
Vâmık isterAzrâ'yı
N'idem gayrı sevdâyı
Bana Allah'ım gerek
Bülbül güle karşı zâr
Pervâneyi yakmış nâr
Her kulun bir derdi var
Bana Allah'ım gerek
Beyhûde hevâyı ko
Hakk'ı bula gör yâ hû
Hüdâyî'nin sözü bu
Bana Allah'ım gerek
Bana Allah'ım gerek
Gerekmez mâsivâyı
Bana Allah'ım gerek
Ehl-i dünyâ dünyâda
Ehl-i ukbâ ukbâda
Her biri bir sevdâda
Bana Allah'ım gerek
Derdli dermânın ister
Kullar sultânın ister
Âşık cânânın ister
Bana Allah'ım gerek
Fânî devlet gerekmez
Dürlü zînet gerekmez
Hak'sız cennet gerekmez
Bana Allah'ım gerek
Mecnûn ister Leylâ'yı
Vâmık isterAzrâ'yı
N'idem gayrı sevdâyı
Bana Allah'ım gerek
Bülbül güle karşı zâr
Pervâneyi yakmış nâr
Her kulun bir derdi var
Bana Allah'ım gerek
Beyhûde hevâyı ko
Hakk'ı bula gör yâ hû
Hüdâyî'nin sözü bu
Bana Allah'ım gerek
N'ola dîvânına karşı durursam
Kulun Efendiden gayrı kimi var
Ne var dergâhına yüzüm sürersem
Kulun Mevlâ'dan ayrı yâ kimi var
Cemî'-i zenbim ey sultân-ı ekber
Bağışla mâ-tekaddem mâ-teahher
Visalin zevkini eyle müyesser
Kulun Efendiden gayrı kimi var
Lekad ebda'tenâ bi'1-kâfi ve'n-nûn
Te'âlâ şânüke ammâ yekülûn
Olalım lutf u ihsânına makrûn
Kulun Mevlâ'dan artık yâ kimi var
Kulun Efendiden gayrı kimi var
Ne var dergâhına yüzüm sürersem
Kulun Mevlâ'dan ayrı yâ kimi var
Cemî'-i zenbim ey sultân-ı ekber
Bağışla mâ-tekaddem mâ-teahher
Visalin zevkini eyle müyesser
Kulun Efendiden gayrı kimi var
Lekad ebda'tenâ bi'1-kâfi ve'n-nûn
Te'âlâ şânüke ammâ yekülûn
Olalım lutf u ihsânına makrûn
Kulun Mevlâ'dan artık yâ kimi var
N'olaydı hay n'olaydı hay n'olaydı
Gönül râhat beden sıhhat bulaydı
Cemî'-i müşkilât âsân olurdu
Hudâ'dan zerrece rahmet olaydı
Gönül râhat beden sıhhat bulaydı
Cemî'-i müşkilât âsân olurdu
Hudâ'dan zerrece rahmet olaydı
Na'îm-i dehr-i dûna olma mağrûr
Yürü dîn emrini tekmîl edegör
Yeter oldun bu fânî zevke mesrûr
Yürü merzât-ı Hak tahsîl edegör
Bilirsin kimse kalmaz bunda bâkî
Visâlinin mukarrerdir firâkı
Hudâ'ya et edersen iştiyâkı
Yürü dîn emrini tekmîl edegör
Hevâlarda olup ey gâfil insân
Seni azdırmasın nefs ile şeytân
Kerîm Allah ede yolları âsân
Yürü merzât-ı Hak tahsîl edegör
Basîret nûru ger var ise sende
Bu cân bâkî kalır sanma bedende
Bu günü yarına salma inende
Yürü dîn emrini tekmîl edegör
Hüdâyî'nin sözün gûş eyle ey yâr
Bu fânî mülke mağrûr olma zinhâr
Tarîk-i Hakk'a sa'y et imdi her bâr
Yürü merzât-ı Hak tahsîl edegör
Yürü dîn emrini tekmîl edegör
Yeter oldun bu fânî zevke mesrûr
Yürü merzât-ı Hak tahsîl edegör
Bilirsin kimse kalmaz bunda bâkî
Visâlinin mukarrerdir firâkı
Hudâ'ya et edersen iştiyâkı
Yürü dîn emrini tekmîl edegör
Hevâlarda olup ey gâfil insân
Seni azdırmasın nefs ile şeytân
Kerîm Allah ede yolları âsân
Yürü merzât-ı Hak tahsîl edegör
Basîret nûru ger var ise sende
Bu cân bâkî kalır sanma bedende
Bu günü yarına salma inende
Yürü dîn emrini tekmîl edegör
Hüdâyî'nin sözün gûş eyle ey yâr
Bu fânî mülke mağrûr olma zinhâr
Tarîk-i Hakk'a sa'y et imdi her bâr
Yürü merzât-ı Hak tahsîl edegör
Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin..
Külden martı doğuran odalıklar
Ve kahyalar
Kara pıhtılarıyla damgalanmış veznelerde dili
Şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler
Celepler ki sıvışık, natırlar ki nadan
Ey hayat rengini sazendelik sanan
Yırtlaz kalabalık!
Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi,
Hepiniz kulak verin.
Güneşin
Koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği
Yazlar yok
Yok artık altında suskun yolları saklı tutan
Karla örtülmüş kırların kışı
Gitti giden, yerine gelmedi başka biri
Orada
Duyumsatmadı kendini hiçlik bile
Belli ki son yüzyılımız göğsümüzden
Varla yok harman eden sesi uçursak
Diye bize verildi
Yetti bir yüzyıl böcekler ve otlarda
Soluyuş izlerimiz silmek için
Ne yesek
Lokmaya vurulur gibi değil
Yuduma gelmiyor içtiklerimiz
Dernekler toplanıyor dışta tutmak için
Kanat vuruşlarını yumuşak tutan etkeni
Utançlı sessizliği tanımaz kalemlerle
Kapanıyor bilanço
Top mermisi, kör testere
Defalarca boyanmış çaput parçaları
Sıkıştırdık günlerimiz arasına ki
Serazat kahkahalar atalım
Yapmacıktan nefretimiz
Sebep olsun kavgamıza
Bekleyiş arzından kovsunlar bizi
Ne yemen biraz öncemiz diyelim
Ne biraz sonramız meksika
Canı pek bir dünya son yüzyılda yaşadığımız
Yüzü perdahla kavi, peçesi paramparça
Üstü başı kükürtlü bu dünyadan
Kancıklık
Sıçradı çevirdiğimiz sayfalara
Artık kimse bize haber vermeyecek
Hemen şu tepenin ardında
Saldırmaya hazır ve müsellah
Bir düşman taburu durduğunu
Çünkü gerçekten yok
Böyle bir ordu
Bir düşmanımız kaldı
Kendi
Dudaklarımız
Arasında.
Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında
Bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir
Çırpını çırpını giden atlardan indik
Girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına
Zihnimiz, acizlerin şikayetleri sığacak kadar
Kanırtılırken ses etmedik
Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik
Kaldıysa bir soru içimizde
O da birşey:
Nerdedir yerle gök arasındaki ulak,
Nerde biz? .
Kimseden bir işaret gelmeyecek
Bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa
Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche..
Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden
Omzunuzdan vaveyla heybesini atın
Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın
Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek
Ağız dolusu gülmeden taşlıkta...
Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin..
Külden martı doğuran odalıklar
Ve kahyalar
Kara pıhtılarıyla damgalanmış veznelerde dili
Şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler
Celepler ki sıvışık, natırlar ki nadan
Ey hayat rengini sazendelik sanan
Yırtlaz kalabalık!
Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi,
Hepiniz kulak verin.
Güneşin
Koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği
Yazlar yok
Yok artık altında suskun yolları saklı tutan
Karla örtülmüş kırların kışı
Gitti giden, yerine gelmedi başka biri
Orada
Duyumsatmadı kendini hiçlik bile
Belli ki son yüzyılımız göğsümüzden
Varla yok harman eden sesi uçursak
Diye bize verildi
Yetti bir yüzyıl böcekler ve otlarda
Soluyuş izlerimiz silmek için
Ne yesek
Lokmaya vurulur gibi değil
Yuduma gelmiyor içtiklerimiz
Dernekler toplanıyor dışta tutmak için
Kanat vuruşlarını yumuşak tutan etkeni
Utançlı sessizliği tanımaz kalemlerle
Kapanıyor bilanço
Top mermisi, kör testere
Defalarca boyanmış çaput parçaları
Sıkıştırdık günlerimiz arasına ki
Serazat kahkahalar atalım
Yapmacıktan nefretimiz
Sebep olsun kavgamıza
Bekleyiş arzından kovsunlar bizi
Ne yemen biraz öncemiz diyelim
Ne biraz sonramız meksika
Canı pek bir dünya son yüzyılda yaşadığımız
Yüzü perdahla kavi, peçesi paramparça
Üstü başı kükürtlü bu dünyadan
Kancıklık
Sıçradı çevirdiğimiz sayfalara
Artık kimse bize haber vermeyecek
Hemen şu tepenin ardında
Saldırmaya hazır ve müsellah
Bir düşman taburu durduğunu
Çünkü gerçekten yok
Böyle bir ordu
Bir düşmanımız kaldı
Kendi
Dudaklarımız
Arasında.
Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında
Bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir
Çırpını çırpını giden atlardan indik
Girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına
Zihnimiz, acizlerin şikayetleri sığacak kadar
Kanırtılırken ses etmedik
Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik
Kaldıysa bir soru içimizde
O da birşey:
Nerdedir yerle gök arasındaki ulak,
Nerde biz? .
Kimseden bir işaret gelmeyecek
Bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa
Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche..
Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden
Omzunuzdan vaveyla heybesini atın
Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın
Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek
Ağız dolusu gülmeden taşlıkta...
Bir kaç beyit şiir..dedem bırakmış
Bir derviş nacarmış
Çelik bileli uçlar yontu kalemleri
Gibi dizlerinin üstünde elleri
Edebli
Hudutsuz bir noktanını içinde kalp sesleri
Dedem nacardı evet nacardı
Rahleler genç damlar açardı
Kapılarına buğday başakları
İnce ince nefesle zikir demetleriyle dam
direklerine
İşlerdi ebe sağdıç kirve ahiretlik adları
Sarıklar dizili rüyalar memleket işi
Kendi içlerine bakar mahalleli
Koşarken anne eteklerinde gülerken
Bolluk ve genişlik derinlik denizine kapılanır
çocuk
Saklanmazız zulümlere
Erkekçe
Tayfası biziz tarlamızın.
At ettik emeklerimizi komşu köyün derdine
Vurgun dursun sehpalar
İdamlar kalsın
Rahmetinden baygınım hastayım bakışlarına
Et tırpanları başlamış bir uzun ara
Genç kalplerde hasret çırası
Ağıt ağıta kervansaray harabeleri
Eski su yolları
Kışlalar
İçleri buz sarkar eski kitapsaraylar
Sandıklarda toz toprağa belenmiş dedemin
Soluk soluga rutubet içer kitapları
Bulutlardan geçerek dağ uçlarından sevgilerden
Yükselir cesetler
Şişi ve morluklar içinde kocaman ölüm delikleriyle
Bulutlardan
Geçerek dağ uçlarından
Sevgilerden
Deprem dalga kabartıyor
Dalga
Katleden elimi elimle dinlendiriyor
Bir taş yağmuru gibi geliyor
İşte şimdi geliyor
Abdulhamitten başlalayalım: çok ince derin bir
devdi
Saklanmaya ey çocuk o duvarlar dokunduğun
duvarlar
Nice bezirgan saldı saadet yolları
Benimle
Şu suyun yaylasına yüksel
İşte içindeyiz devin
Elimizde ölçüler
Şimdi darda sıkıntılı uzaklıklarda
Başlar sorular dikkatle üzerimize eğilmiş çiçekli
dallar
Ey evin neş'esi ey vin soylu gelini sor haydi
Başka bir kalbe başlıyor denizin çocukları
Kumsalda yemiş kabukları
Açıkca belli ayak izleri empozeler
Tesbih gibi gidip dönsün de deniz
Canlı sırtında olalım okyanusun
Şimdi varıyoruz
Bizim eller aydınlığı peydahlıyor oraya
Bataklık tabımız alev alıyor yüzyıların birikintisinden
O'raya
Anamız babamız
Döşenmişiz yollarına
Bir derviş nacarmış
Çelik bileli uçlar yontu kalemleri
Gibi dizlerinin üstünde elleri
Edebli
Hudutsuz bir noktanını içinde kalp sesleri
Dedem nacardı evet nacardı
Rahleler genç damlar açardı
Kapılarına buğday başakları
İnce ince nefesle zikir demetleriyle dam
direklerine
İşlerdi ebe sağdıç kirve ahiretlik adları
Sarıklar dizili rüyalar memleket işi
Kendi içlerine bakar mahalleli
Koşarken anne eteklerinde gülerken
Bolluk ve genişlik derinlik denizine kapılanır
çocuk
Saklanmazız zulümlere
Erkekçe
Tayfası biziz tarlamızın.
At ettik emeklerimizi komşu köyün derdine
Vurgun dursun sehpalar
İdamlar kalsın
Rahmetinden baygınım hastayım bakışlarına
Et tırpanları başlamış bir uzun ara
Genç kalplerde hasret çırası
Ağıt ağıta kervansaray harabeleri
Eski su yolları
Kışlalar
İçleri buz sarkar eski kitapsaraylar
Sandıklarda toz toprağa belenmiş dedemin
Soluk soluga rutubet içer kitapları
Bulutlardan geçerek dağ uçlarından sevgilerden
Yükselir cesetler
Şişi ve morluklar içinde kocaman ölüm delikleriyle
Bulutlardan
Geçerek dağ uçlarından
Sevgilerden
Deprem dalga kabartıyor
Dalga
Katleden elimi elimle dinlendiriyor
Bir taş yağmuru gibi geliyor
İşte şimdi geliyor
Abdulhamitten başlalayalım: çok ince derin bir
devdi
Saklanmaya ey çocuk o duvarlar dokunduğun
duvarlar
Nice bezirgan saldı saadet yolları
Benimle
Şu suyun yaylasına yüksel
İşte içindeyiz devin
Elimizde ölçüler
Şimdi darda sıkıntılı uzaklıklarda
Başlar sorular dikkatle üzerimize eğilmiş çiçekli
dallar
Ey evin neş'esi ey vin soylu gelini sor haydi
Başka bir kalbe başlıyor denizin çocukları
Kumsalda yemiş kabukları
Açıkca belli ayak izleri empozeler
Tesbih gibi gidip dönsün de deniz
Canlı sırtında olalım okyanusun
Şimdi varıyoruz
Bizim eller aydınlığı peydahlıyor oraya
Bataklık tabımız alev alıyor yüzyıların birikintisinden
O'raya
Anamız babamız
Döşenmişiz yollarına
Küçükken derdi ki, dadım:
Çoğu gitti, azı kaldı.
Büyüdüm, ihtiyarladım,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Vur kazmayı dağa Ferhat
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kir at, kişne kir at
Çoğu gitti, azı kaldı.
Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün, kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı...
Çoğu gitti, azı kaldı.
Büyüdüm, ihtiyarladım,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Vur kazmayı dağa Ferhat
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kir at, kişne kir at
Çoğu gitti, azı kaldı.
Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün, kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı...
Nâm u nişane kalmadı fasl-ı bahardan
Düşdü çemende berg-i dıraht itibârdan
Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan
Her yanadan ayağına altun akup gelir
Eşcâr-ı bâğ himmet umar cûy - bârdan
Sahn-ı çemende durma salınsın sebâyile
Âzâdedir nihâi bugün berg ü bârdan
Bâkî çemende haylî perîşân imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan
Vezni: Mef'ûlü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün
Düşdü çemende berg-i dıraht itibârdan
Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan
Her yanadan ayağına altun akup gelir
Eşcâr-ı bâğ himmet umar cûy - bârdan
Sahn-ı çemende durma salınsın sebâyile
Âzâdedir nihâi bugün berg ü bârdan
Bâkî çemende haylî perîşân imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan
Vezni: Mef'ûlü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün
Namaz, sancıma ilaç, yanık yerime merhem ;
Onsuz, ebedi hayat benim olsa istemem !
(1978)
Onsuz, ebedi hayat benim olsa istemem !
(1978)
Başım çığlıklı çocuk, onu nasıl avutsam?
Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam?
Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam?
Nâz ile ‘âşıka kılmazsın dâd
Hey elâ gözlüm elüñden feryâd
Var ise çekmege her bâr-ı gamuñ
Har gibi oldı rakîbüñ mu’tâd
Yüri ey serv-i ser-efrâz yüri
Kad-i bâlâña irişmez şimşâd
Bulmasun kimse kusûrum dir iseñ
Eyleme kasr-ı cefâyı bünyâd
Hâk-i râhuñ ideyin âhumla
Rûzgâr içre gamuñla ber-bâd
Şi’r-i Bâkîye nazîr olmaz hiç
Fenn-i ‘aşk içre olupdur üstâd
Hey elâ gözlüm elüñden feryâd
Var ise çekmege her bâr-ı gamuñ
Har gibi oldı rakîbüñ mu’tâd
Yüri ey serv-i ser-efrâz yüri
Kad-i bâlâña irişmez şimşâd
Bulmasun kimse kusûrum dir iseñ
Eyleme kasr-ı cefâyı bünyâd
Hâk-i râhuñ ideyin âhumla
Rûzgâr içre gamuñla ber-bâd
Şi’r-i Bâkîye nazîr olmaz hiç
Fenn-i ‘aşk içre olupdur üstâd
NAZIM HİKMET'E İLK VE SON HİTAP
Nâzım Hikmet!
Nafile çabalıyorsun.
Sana kızmıyorum. Kızmıyacağım.
Hiç bir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklıyan kanserliye, hiç bir gardiyan, parmaklığı içinden kendisine deli diye bağıran çılgına, hiç bir hâkim darağacı önünde küfürler savuran mahkûma kızamaz.
Ben kendimi, ne kanser operatörü, ne deli gardiyanı, ne de ağır ceza hâkimi şeklinde görmüyorum. Fakat görüyorum ki her hareketim, seninle hiç de alâkadar olmadığı halde, ciğerine neşter gibi saplanıyor, seni delilerin parmaklığı gibi bir azap çerçevesine hapsediyor ve başının üstünde ip varmış gibi kudurtuyor. Beni, doktor, gardiyan ve hâkim şeklinde gören sensin! Senin bu halini sezer sezmez artık sana kızmıyorum. Merhamet ediyorum.
Sanma ki ben öfke kabiliyetini kaybetmiş bir adamım. İnsan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir. Bir hiç için ölçüsüz öfkeler duyacak kadar alıngan ve hassas bir mizaç taşıdığımı sen de bilirsin. Fakat bu öfke, iyi kötü bir kudreti, bir şahsiyeti, bir mesuliyeti kalmış insanlara ve hadiselere karşıdır. Sen mazursun.
Çünkü iflâs nedir, onu bütün hacmiyle idrak ettin.
O kadar yalnızsın ki, etrafında bir sürü (namı müstear) dan başka kimse yok. O kadar konuşulmuyorsun ki, isminden ancak kendi (namı müstear) ların bahsediyor. Eskiden herkesin dilinde bir problem gibi gezinmeyi tercih eder ve bir dedikoduya, bir ankete doğrudan doğruya iştirak etmeyi Greta Garbo esrarına aykırı bulurdun. Şimdi bir yerde anket oldu mu, kıymeti ve seviyesi nedir, hiç düşünmeden, kapısı önünde aç biilâç bekleşen yedi sekiz kişinin başına en evvel sen geçiyorsun ve sıranı kaybetmemek için kimbilir nelere baş vuruyorsun? Fıkraların baş sahifelerden moda sahifelerine atılıyor, gene yazıyorsun. Hatırlanmak şartı ile ne hakaretlere razı değilsin? Tükürüğü bile uzun zaman gıda edindin. Şimdi o da yok. Bir zamanlar, şiirlerinde (kıllı ve kalın) olduğunu ilân ettiğin sarışın ve pembe ensenden, şunun bunun tokat izleri bile uçmuş. Zaman seni değil, yüz karalarını bile götürmüş. Ne hazin bir manzaran var. Akşamları, beyoğlu sokaklarında, yüzlerinde kalın bir duvak, ayaklarında bir çift siyah bot, ellerinde köpek başlı bir şemsiye, ağır ağır geçen sabık Rum aşüfteleri bile senin kadar merhamete şayan değildir. Artık nefret vermiyorsun. Zamanın hainliği önünde insanları tefekkür ve merhamete çağırıyorsun.
Bundan bir kaç ay evvel Bâbıâlide, Ştaynburg lokantasında seninle şöyle konuşmadık mı:
Ben - Gazetelere yazdığın bu fıkraları nasıl yazıyorsun, bu kadar adileşmeye nasıl tahammül ediyorsun?
Sen - Ne yapayım, ekmek paramı kazanıyorum. Başka ne yapabilirim?
Ben - Kendinden ve haysiyetinden bu kadar fedakârlık edeceğine niçin potin boyacılığı etmeyi tercih etmiyorsun?
Sen - Potin boyacılığı etsem, bir şey zannederler de beni bu işten menederler.
Kendisini bu kadar saçma bir mazeretle teselli ediveren, hakikatte tesellisi olmıyan seninle görüyorsun ki ben hiç bir gün kavga etmedim. Sana selâm verdim. Sana acıdım. Bu kadar düşmene -acısını ben duyuyormuşum gibi- razı olmadım.
Şimdi bana -tam da senden bekliyebileceğim bir tarzda- çatıyorsun. Devlet günlerinde seni rakip diye almaya tenezzül etmeyen adam, bu perişan halinde sana nasıl tenezzül eder? Artık sen benim gözümde hiç bir şeyi temsil etmiyorsun. Ne hokkabaz şiirini, ne işporta komünizmanı, ne hile ustalığını, ne 24 saatlık reklâm açık gözlülüğünü... Senin nene mukabele edeyim?
Aynı ideoloji içinde vaktiyle sarma dolaş olduğun ve içlerinde fikirlerine taban tabana zıt olmama rağmen konuşulabilecek insanlar bulduğum gruplar, yani sana benden daha yakın zümreler bile seni, fikir ve sanat âdiliğinin, dolandırıcılığının prototipi diye gösteriyorlar. Bana ne düşer?
İşte açıkça söylüyorum: Ben senin kâbusun, geceleri uykuna giren umacın, her an yokluğunu hissettiren şeytanınım. Sana acıyorum. Fakat elimden ne gelir?
Çektiğin yokluk ıstırabına hürmeten, sana vaktile vermediğim şerefi veriyorum. Seninle ilk ve son defa olarak konuşuyorum. Fakat hepsi bu kadar. Dediğim gibi sen, bence artık mazursun. Seni affediyorum, ve ne yapsan affedeceğim. Bu vaade güvenerek istediğini yap! Sakın bu fırsatı kullanmamazlık etme!
Yalnız bil ki, sönmüş ve pörsümüş hüviyetine, o kadar muhtaç olduğun ve elde etmek için ne yapacağını bilemediğin hayatı nefhedemiyeceğim.
Ölü diriltmek ve müflis kurtarmaktan âcizim.
Benim hakkımda, içinde hapsettiğin şeylerin hacmini bilmiyorum. Rivayete göre üç perdelik bir piyes, rivayete göre bir roman...
Fakat sana karşı hiçbir taktiği kalmamış adamın, bütün bir samimiyet ve açıklıkla içini tasfiye etmesine rağmen söyleyebileceği her şey ve sırf sana hitap etmekle düşebileceği bayağılık burada toptan ve ebediyen nihayete eriyor.
İşte görüp göreceğin rahmet!
(11 Nisan 1936)
Nâzım Hikmet!
Nafile çabalıyorsun.
Sana kızmıyorum. Kızmıyacağım.
Hiç bir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklıyan kanserliye, hiç bir gardiyan, parmaklığı içinden kendisine deli diye bağıran çılgına, hiç bir hâkim darağacı önünde küfürler savuran mahkûma kızamaz.
Ben kendimi, ne kanser operatörü, ne deli gardiyanı, ne de ağır ceza hâkimi şeklinde görmüyorum. Fakat görüyorum ki her hareketim, seninle hiç de alâkadar olmadığı halde, ciğerine neşter gibi saplanıyor, seni delilerin parmaklığı gibi bir azap çerçevesine hapsediyor ve başının üstünde ip varmış gibi kudurtuyor. Beni, doktor, gardiyan ve hâkim şeklinde gören sensin! Senin bu halini sezer sezmez artık sana kızmıyorum. Merhamet ediyorum.
Sanma ki ben öfke kabiliyetini kaybetmiş bir adamım. İnsan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir. Bir hiç için ölçüsüz öfkeler duyacak kadar alıngan ve hassas bir mizaç taşıdığımı sen de bilirsin. Fakat bu öfke, iyi kötü bir kudreti, bir şahsiyeti, bir mesuliyeti kalmış insanlara ve hadiselere karşıdır. Sen mazursun.
Çünkü iflâs nedir, onu bütün hacmiyle idrak ettin.
O kadar yalnızsın ki, etrafında bir sürü (namı müstear) dan başka kimse yok. O kadar konuşulmuyorsun ki, isminden ancak kendi (namı müstear) ların bahsediyor. Eskiden herkesin dilinde bir problem gibi gezinmeyi tercih eder ve bir dedikoduya, bir ankete doğrudan doğruya iştirak etmeyi Greta Garbo esrarına aykırı bulurdun. Şimdi bir yerde anket oldu mu, kıymeti ve seviyesi nedir, hiç düşünmeden, kapısı önünde aç biilâç bekleşen yedi sekiz kişinin başına en evvel sen geçiyorsun ve sıranı kaybetmemek için kimbilir nelere baş vuruyorsun? Fıkraların baş sahifelerden moda sahifelerine atılıyor, gene yazıyorsun. Hatırlanmak şartı ile ne hakaretlere razı değilsin? Tükürüğü bile uzun zaman gıda edindin. Şimdi o da yok. Bir zamanlar, şiirlerinde (kıllı ve kalın) olduğunu ilân ettiğin sarışın ve pembe ensenden, şunun bunun tokat izleri bile uçmuş. Zaman seni değil, yüz karalarını bile götürmüş. Ne hazin bir manzaran var. Akşamları, beyoğlu sokaklarında, yüzlerinde kalın bir duvak, ayaklarında bir çift siyah bot, ellerinde köpek başlı bir şemsiye, ağır ağır geçen sabık Rum aşüfteleri bile senin kadar merhamete şayan değildir. Artık nefret vermiyorsun. Zamanın hainliği önünde insanları tefekkür ve merhamete çağırıyorsun.
Bundan bir kaç ay evvel Bâbıâlide, Ştaynburg lokantasında seninle şöyle konuşmadık mı:
Ben - Gazetelere yazdığın bu fıkraları nasıl yazıyorsun, bu kadar adileşmeye nasıl tahammül ediyorsun?
Sen - Ne yapayım, ekmek paramı kazanıyorum. Başka ne yapabilirim?
Ben - Kendinden ve haysiyetinden bu kadar fedakârlık edeceğine niçin potin boyacılığı etmeyi tercih etmiyorsun?
Sen - Potin boyacılığı etsem, bir şey zannederler de beni bu işten menederler.
Kendisini bu kadar saçma bir mazeretle teselli ediveren, hakikatte tesellisi olmıyan seninle görüyorsun ki ben hiç bir gün kavga etmedim. Sana selâm verdim. Sana acıdım. Bu kadar düşmene -acısını ben duyuyormuşum gibi- razı olmadım.
Şimdi bana -tam da senden bekliyebileceğim bir tarzda- çatıyorsun. Devlet günlerinde seni rakip diye almaya tenezzül etmeyen adam, bu perişan halinde sana nasıl tenezzül eder? Artık sen benim gözümde hiç bir şeyi temsil etmiyorsun. Ne hokkabaz şiirini, ne işporta komünizmanı, ne hile ustalığını, ne 24 saatlık reklâm açık gözlülüğünü... Senin nene mukabele edeyim?
Aynı ideoloji içinde vaktiyle sarma dolaş olduğun ve içlerinde fikirlerine taban tabana zıt olmama rağmen konuşulabilecek insanlar bulduğum gruplar, yani sana benden daha yakın zümreler bile seni, fikir ve sanat âdiliğinin, dolandırıcılığının prototipi diye gösteriyorlar. Bana ne düşer?
İşte açıkça söylüyorum: Ben senin kâbusun, geceleri uykuna giren umacın, her an yokluğunu hissettiren şeytanınım. Sana acıyorum. Fakat elimden ne gelir?
Çektiğin yokluk ıstırabına hürmeten, sana vaktile vermediğim şerefi veriyorum. Seninle ilk ve son defa olarak konuşuyorum. Fakat hepsi bu kadar. Dediğim gibi sen, bence artık mazursun. Seni affediyorum, ve ne yapsan affedeceğim. Bu vaade güvenerek istediğini yap! Sakın bu fırsatı kullanmamazlık etme!
Yalnız bil ki, sönmüş ve pörsümüş hüviyetine, o kadar muhtaç olduğun ve elde etmek için ne yapacağını bilemediğin hayatı nefhedemiyeceğim.
Ölü diriltmek ve müflis kurtarmaktan âcizim.
Benim hakkımda, içinde hapsettiğin şeylerin hacmini bilmiyorum. Rivayete göre üç perdelik bir piyes, rivayete göre bir roman...
Fakat sana karşı hiçbir taktiği kalmamış adamın, bütün bir samimiyet ve açıklıkla içini tasfiye etmesine rağmen söyleyebileceği her şey ve sırf sana hitap etmekle düşebileceği bayağılık burada toptan ve ebediyen nihayete eriyor.
İşte görüp göreceğin rahmet!
(11 Nisan 1936)
An oluyor bir garip duyguya varıyorum,
Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?..
Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?..
Ne câm-ı bâde-i gülgûna beñzer yâr-i hem-dem var
Ne sadr-ı suffâ-i mey-hâne gibi cây-ı hurrem var
Beni ‘ayb eylemeñ dâ’im olursam mest-i lâ-ya’kil
Ki bî-hûş olmasam âsûde kılmaz bende bir gam var
Gam-ı hicrânda hâlet var dimişler ehl-i derd ammâ
Mülâyim dil-ber-i şûhuñ dem-i vaslında ‘âlem var
Ruhuñ bâgın rakîb-i dîv-sîret seyr ider her gün
Yüzüñi göremez yıllarca ammâ bunda âdem var
Safâ-yı hâlet-i tab’uñ yiter eglence ey Bâkî
Bî-hamdi’llâh ne gam yirsin elüñde sâgar-ı Cem var
Ne sadr-ı suffâ-i mey-hâne gibi cây-ı hurrem var
Beni ‘ayb eylemeñ dâ’im olursam mest-i lâ-ya’kil
Ki bî-hûş olmasam âsûde kılmaz bende bir gam var
Gam-ı hicrânda hâlet var dimişler ehl-i derd ammâ
Mülâyim dil-ber-i şûhuñ dem-i vaslında ‘âlem var
Ruhuñ bâgın rakîb-i dîv-sîret seyr ider her gün
Yüzüñi göremez yıllarca ammâ bunda âdem var
Safâ-yı hâlet-i tab’uñ yiter eglence ey Bâkî
Bî-hamdi’llâh ne gam yirsin elüñde sâgar-ı Cem var
Ne denlü rahmet etsen kullarına
Efendi rahmetin hod yok değildir
Ne denlü çok ise cürmü ibâdın
Bihâr-i rahmetinden çok değildir
Efendi rahmetin hod yok değildir
Ne denlü çok ise cürmü ibâdın
Bihâr-i rahmetinden çok değildir
Ne devrân muvâfık ne tâli’ müsâ’id
Kolın boynuma salmaz ol sîm- sâ’id
Zamîrin şikest itme erbâb-ı ‘aşkuñ
Yine saña râci’ yine saña ‘â’id
Yiter kirpügüm kûy-ı ‘aşkuñda cârûb
Üzilsün kesilsün hemân rîş-i zâhid
Ferâgat güzel sevmeden tevbe meyden
Zehî re’y-i bâtıl zehî fıkr-i fâsid
Sözinden ne gam Bâkıyâ müdde’înüñ
Sana mâ’il olınca ‘âlemde şâhid
Kolın boynuma salmaz ol sîm- sâ’id
Zamîrin şikest itme erbâb-ı ‘aşkuñ
Yine saña râci’ yine saña ‘â’id
Yiter kirpügüm kûy-ı ‘aşkuñda cârûb
Üzilsün kesilsün hemân rîş-i zâhid
Ferâgat güzel sevmeden tevbe meyden
Zehî re’y-i bâtıl zehî fıkr-i fâsid
Sözinden ne gam Bâkıyâ müdde’înüñ
Sana mâ’il olınca ‘âlemde şâhid
Ne hoş yaraşdı sipihre kevâkib içre hilâl
Takında pâyine gûyâ ki cevherî halhâl
Tulû’ idince ufukdan miyân-ı encümde
Takıldı gerden-i gerdûna sanki ‘ıkd-ı le’âl
Çerâg-ı mâha yine bir filori dikdi güneş
Gören kimesne kenârın meh-i nev itdi hayâl
Şu sîb şekline girdi şafakda cirm-i kamer
Güzellenüp ola bir yanı sarı bir yanı al
Sarındı meh yine bir hûb Yûsufî destâr
Sokındı farkına bir dâne ince sîm hilâl
Elinde mutrib-ı çarhuñ ya kurs-ı meh defdür
Kenâresi görinür pûlınuñ misâl-i hilâl
Ne hokkadur bu ki altında çarh-ı şu’bede-bâz
Koyınca mühre-i mihri güm eyledi fı’l-hâl
Nedür bu kurs-ı nuhâsî ki zerger-i gerdûn
Salup bu pûteye nâr-ı şafakda eyler kâl
Ya câm-ı ‘işret-i Dârâ ya tâc-ı Kisrâdur
Tolaşdurur bu cihânı sipihr olup dellâl
Kanadı gûşesidür âşiyâneden görinür
Ferâga vardı meger şâh-bâz-ı zerrîn-bâl
Ya nûndur görinür âhirında Şa’bânuñ
Ya râdur ol Ramazân evveline olmış dâl
Götürdi perdeyi gözden görindi halka-i der
Bu gice gök kapusın açdı Bârî-i Müte’âl
Gelüñ bu fikri koyalum tereddüd itmeyelüm
Bu deñlü nesne niçün ola pây-ı ‘akla ‘ıkâl
Hemân bu hançer-i zerrîn-gılâf-ı Paşadur
Ki tâk-ı ‘arşa asıldı bu şeb hilâl-misâl
Emir-i şâh-nazar dâver-i bülend-ahter
Vezîr-i hûb-siyer hvâce-i huceste-hısâl
Bülend-himmet-i devrân Kubâd Paşa kim
Hilâl-i çarha mahal meclisinde saff-ı ni’âl
O kim debîr-i ezel çekdi kilk-i kudretle
Şerîf nâmına tevkî’-nâme-i ikbâl
Revâk-ı manzar-ı dîvânı tâk-ı eyvânı
Hilâl-i burc-i sa’âdet sipihr-i câh u celâl
Nesebde payesi a’lâ hasebde bî-hem-tâ
Keremde aña ne akrân sehâda ne emsâl
Sehâda Hâtem-i Tay defterini tayy itdi
Gazâda Seyyid-i Gâzî hikâyetin battâl
Kef-i cevâdı pür eyler sehâb dâmânın
Sehâb egerçi virür dâmen ile vakt-i nevâl
Dem-i vegâda çü pây-i semendi deprense
Sipihre lerze düşer arza irişür zilzâl
Nesîm-i hulkına bir dem karîn olursa eger
Suyı gül-âb ide topragı müşg bâd-ı şimâl
Misâl-i cûdına ‘unvan yazar debîr-i felek
Mürebbî-i fuzalâ dest-gîr-i ehl-i kemâl
Eger ki hil’at-i lutfın kılaydı erzânî
Siyâh şâlını terk ide geymeyeydi leyâl
Kef ile gerçi terâzû-yı ‘akla urmış idüm
Hafîf geldi katı keffe-i sehâb-ı sikâl
Atâ-yı kân-ı kef-i zer-feşânına nisbet
Nevâl ü feyz-i sehâb-ı sikâl bir miskâl
Şahâ’if olsa felekler nihâl-i Sidre kalem
Yazılmaya keremi defteri ‘ale’l-icmâl
Şu câmı sundı baña serverâ bu sâkî-i dehr
Şarâbı zehr ile âlûde dârû-yı kattâl
Şarâb-ı hayret ile şöyle mest ü medhûşam
Ne dest-i ‘akla tasarruf ne pây-ı fikre mecâl
Hemîşe san’at u pîşem dem-â-dem endîşem
Özümle bahs u cedel yılduzumla ceng ü cidâl
Kemend-i ‘acz ile olmazdı dest ü pâ beste
Bu bendi geçmese baña zamâne-i muhtâl
Elüñdedür çü bu gün hall-i müşkilât-ı enâm
Enâmil-i keremüñ kıl bu ‘ukdeye hallâl
Sehâb-ı mekremet ü menba’-ı mürüvvetsin
Nem-i sehâñ ile ser-sebz gül-şen-i âmâl
Bu gülşen içre seni serv-i ser-firâz görüp
Su gibi ayaguna akdı hâtır-ı meyyâl
Sezâ-yı merhamet ü müstahakk-ı ‘âtıfetem
Nevâl-i fazluñ idersen mahallidür ifzâl
Boyandı kanlu yaşum silmedin elüm ale
Ayakda kaldum eyâ ma’din-i kerem elüm al
Tapuña yüz süre geldüm safâ-yı hâtır ile
Zülâl gibi beni gülsitân-ı lutfuña sal
Dilümde şekker-i şükr-i fevâzıl-ı keremüñ
Tapuña arz ide geldüm ne ise mâ-fi’1-bâl
Elümde sâgar-ı ‘işret emîr-i meclis idüm
Zamâne olmasa devr-i edânî vü erzâl
Belâgat içre ben ol şeh-süvâr-ı meydânem
Ki eyledüm şu’arâ-yı zamâneyi pâ-mâl
Benem bu ‘arsada kim rahş-ı tab’ı depredicek
Vücûdı hasm ola pâ-mâl olursa Rüstem-i Zâl
Aceb degüldür eger olsa nükte-i kalemüm
Ser-i ‘adû-yı bed-endîşe darbet-i kûpâl
Du’âya başla dırâz itme kıssayı Bâkî
Ki fehm olındı muhassal mu’ayyen oldı me’âl
El aç du’â-yı kıyâm-ı hıyâm-ı devletine
Yiter uzandı bu denlü tınâb-ı kâl u mekâl
Hemîşe tâ meh-i rûze gelüp bu devr içre
Riyâzet ile ire peyker-i hilâle hüzâl
Giceñ şerefde şeb-i Kadr ü gündüzüñ bayram
Nevâl ü ni’met ile hvân-ı ‘ayş mâl-â-mâl
Takında pâyine gûyâ ki cevherî halhâl
Tulû’ idince ufukdan miyân-ı encümde
Takıldı gerden-i gerdûna sanki ‘ıkd-ı le’âl
Çerâg-ı mâha yine bir filori dikdi güneş
Gören kimesne kenârın meh-i nev itdi hayâl
Şu sîb şekline girdi şafakda cirm-i kamer
Güzellenüp ola bir yanı sarı bir yanı al
Sarındı meh yine bir hûb Yûsufî destâr
Sokındı farkına bir dâne ince sîm hilâl
Elinde mutrib-ı çarhuñ ya kurs-ı meh defdür
Kenâresi görinür pûlınuñ misâl-i hilâl
Ne hokkadur bu ki altında çarh-ı şu’bede-bâz
Koyınca mühre-i mihri güm eyledi fı’l-hâl
Nedür bu kurs-ı nuhâsî ki zerger-i gerdûn
Salup bu pûteye nâr-ı şafakda eyler kâl
Ya câm-ı ‘işret-i Dârâ ya tâc-ı Kisrâdur
Tolaşdurur bu cihânı sipihr olup dellâl
Kanadı gûşesidür âşiyâneden görinür
Ferâga vardı meger şâh-bâz-ı zerrîn-bâl
Ya nûndur görinür âhirında Şa’bânuñ
Ya râdur ol Ramazân evveline olmış dâl
Götürdi perdeyi gözden görindi halka-i der
Bu gice gök kapusın açdı Bârî-i Müte’âl
Gelüñ bu fikri koyalum tereddüd itmeyelüm
Bu deñlü nesne niçün ola pây-ı ‘akla ‘ıkâl
Hemân bu hançer-i zerrîn-gılâf-ı Paşadur
Ki tâk-ı ‘arşa asıldı bu şeb hilâl-misâl
Emir-i şâh-nazar dâver-i bülend-ahter
Vezîr-i hûb-siyer hvâce-i huceste-hısâl
Bülend-himmet-i devrân Kubâd Paşa kim
Hilâl-i çarha mahal meclisinde saff-ı ni’âl
O kim debîr-i ezel çekdi kilk-i kudretle
Şerîf nâmına tevkî’-nâme-i ikbâl
Revâk-ı manzar-ı dîvânı tâk-ı eyvânı
Hilâl-i burc-i sa’âdet sipihr-i câh u celâl
Nesebde payesi a’lâ hasebde bî-hem-tâ
Keremde aña ne akrân sehâda ne emsâl
Sehâda Hâtem-i Tay defterini tayy itdi
Gazâda Seyyid-i Gâzî hikâyetin battâl
Kef-i cevâdı pür eyler sehâb dâmânın
Sehâb egerçi virür dâmen ile vakt-i nevâl
Dem-i vegâda çü pây-i semendi deprense
Sipihre lerze düşer arza irişür zilzâl
Nesîm-i hulkına bir dem karîn olursa eger
Suyı gül-âb ide topragı müşg bâd-ı şimâl
Misâl-i cûdına ‘unvan yazar debîr-i felek
Mürebbî-i fuzalâ dest-gîr-i ehl-i kemâl
Eger ki hil’at-i lutfın kılaydı erzânî
Siyâh şâlını terk ide geymeyeydi leyâl
Kef ile gerçi terâzû-yı ‘akla urmış idüm
Hafîf geldi katı keffe-i sehâb-ı sikâl
Atâ-yı kân-ı kef-i zer-feşânına nisbet
Nevâl ü feyz-i sehâb-ı sikâl bir miskâl
Şahâ’if olsa felekler nihâl-i Sidre kalem
Yazılmaya keremi defteri ‘ale’l-icmâl
Şu câmı sundı baña serverâ bu sâkî-i dehr
Şarâbı zehr ile âlûde dârû-yı kattâl
Şarâb-ı hayret ile şöyle mest ü medhûşam
Ne dest-i ‘akla tasarruf ne pây-ı fikre mecâl
Hemîşe san’at u pîşem dem-â-dem endîşem
Özümle bahs u cedel yılduzumla ceng ü cidâl
Kemend-i ‘acz ile olmazdı dest ü pâ beste
Bu bendi geçmese baña zamâne-i muhtâl
Elüñdedür çü bu gün hall-i müşkilât-ı enâm
Enâmil-i keremüñ kıl bu ‘ukdeye hallâl
Sehâb-ı mekremet ü menba’-ı mürüvvetsin
Nem-i sehâñ ile ser-sebz gül-şen-i âmâl
Bu gülşen içre seni serv-i ser-firâz görüp
Su gibi ayaguna akdı hâtır-ı meyyâl
Sezâ-yı merhamet ü müstahakk-ı ‘âtıfetem
Nevâl-i fazluñ idersen mahallidür ifzâl
Boyandı kanlu yaşum silmedin elüm ale
Ayakda kaldum eyâ ma’din-i kerem elüm al
Tapuña yüz süre geldüm safâ-yı hâtır ile
Zülâl gibi beni gülsitân-ı lutfuña sal
Dilümde şekker-i şükr-i fevâzıl-ı keremüñ
Tapuña arz ide geldüm ne ise mâ-fi’1-bâl
Elümde sâgar-ı ‘işret emîr-i meclis idüm
Zamâne olmasa devr-i edânî vü erzâl
Belâgat içre ben ol şeh-süvâr-ı meydânem
Ki eyledüm şu’arâ-yı zamâneyi pâ-mâl
Benem bu ‘arsada kim rahş-ı tab’ı depredicek
Vücûdı hasm ola pâ-mâl olursa Rüstem-i Zâl
Aceb degüldür eger olsa nükte-i kalemüm
Ser-i ‘adû-yı bed-endîşe darbet-i kûpâl
Du’âya başla dırâz itme kıssayı Bâkî
Ki fehm olındı muhassal mu’ayyen oldı me’âl
El aç du’â-yı kıyâm-ı hıyâm-ı devletine
Yiter uzandı bu denlü tınâb-ı kâl u mekâl
Hemîşe tâ meh-i rûze gelüp bu devr içre
Riyâzet ile ire peyker-i hilâle hüzâl
Giceñ şerefde şeb-i Kadr ü gündüzüñ bayram
Nevâl ü ni’met ile hvân-ı ‘ayş mâl-â-mâl
Ne hûy ile kişi olsa sirişte
Komaz ol hûyun olsa rişte rişte
Felekler de meleklerle uçarsa
Ne mümkindir ki dîv ola firişte
Komaz ol hûyun olsa rişte rişte
Felekler de meleklerle uçarsa
Ne mümkindir ki dîv ola firişte
Ne işlerse eğer hayr ü eğer şer
Göriserdir eğer avrat eğer er
Var imdi âkil ol hayr işle dâ’im
Olasın tâ iki âlemde sâlim
Göriserdir eğer avrat eğer er
Var imdi âkil ol hayr işle dâ’im
Olasın tâ iki âlemde sâlim
Ne olayım derviş olsam
Hoş yürüsem dervişane
Terk eylesem kibr ü kini
Yüz sürüsem irişene
Kande baksam Dost'u görsem
Daim Dost'tan haber versem
Dost Dost deyu Dost'a ersem
Gelip Dost'u soruşane
Döksem gözlerin yaşını
Artırsam bağrım başını
Bıraksam dünya işini
Azm etsem ol binişane
Kosam nefsin çirkin huyun
Hiç vermesem nefse boyun
Aşk içinde erkan ayın
Budur Dost'a gidişene
Şeyh elinden giysem kisvet
Nefs elinden kılsam feryat
Aşk elinden versem şerbet
Yanubanı tutuşane
Eşrefoğlu Rumi söyler
İle şara haber eyler
Kim ki dost'u görmek diler
Varsın Dost'a bilişene
Hoş yürüsem dervişane
Terk eylesem kibr ü kini
Yüz sürüsem irişene
Kande baksam Dost'u görsem
Daim Dost'tan haber versem
Dost Dost deyu Dost'a ersem
Gelip Dost'u soruşane
Döksem gözlerin yaşını
Artırsam bağrım başını
Bıraksam dünya işini
Azm etsem ol binişane
Kosam nefsin çirkin huyun
Hiç vermesem nefse boyun
Aşk içinde erkan ayın
Budur Dost'a gidişene
Şeyh elinden giysem kisvet
Nefs elinden kılsam feryat
Aşk elinden versem şerbet
Yanubanı tutuşane
Eşrefoğlu Rumi söyler
İle şara haber eyler
Kim ki dost'u görmek diler
Varsın Dost'a bilişene
Ne Sübhân'sın şerîkin yok ilâhî
Ne sultânsın vezîrin yok ilâhî
Sıfâtın tâmdır ey zât-ı bî-çûn
Ta'âlâ şânüke ammâ yekûlûn
Bu mahlûkâtı yokdan var kıldın
Kemâl-i kudretin izhâr kıldın
Şükür kim Küntü kenz esrârın açdın
O kenzin zübdesin insâna saçdın
Hem etdin ana tahmîl-i emânet
Ola tâ bâde-nûş-ı bezm-i vahdet
Hiyânetden yine sen sakla yâ Rab
Cehâletden yine sen sakla yâ Rab
Anın hakkı ki etdin ana i'tâ
Makâm-ı Kâbe kavseyni Ev-ednâ
Ne sultânsın vezîrin yok ilâhî
Sıfâtın tâmdır ey zât-ı bî-çûn
Ta'âlâ şânüke ammâ yekûlûn
Bu mahlûkâtı yokdan var kıldın
Kemâl-i kudretin izhâr kıldın
Şükür kim Küntü kenz esrârın açdın
O kenzin zübdesin insâna saçdın
Hem etdin ana tahmîl-i emânet
Ola tâ bâde-nûş-ı bezm-i vahdet
Hiyânetden yine sen sakla yâ Rab
Cehâletden yine sen sakla yâ Rab
Anın hakkı ki etdin ana i'tâ
Makâm-ı Kâbe kavseyni Ev-ednâ
Nebiyy-i müctebâ geldi
Resûl-i murtazâ geldi
Habîb-i bâ-safâ geldi
Muhammed Mustafâ geldi
Gönüllere şifâ olan
Kamu derde devâ olan
Bize Hak'dan atâ olan
Muhammed Mustafâ geldi
Resûl-i murtazâ geldi
Habîb-i bâ-safâ geldi
Muhammed Mustafâ geldi
Gönüllere şifâ olan
Kamu derde devâ olan
Bize Hak'dan atâ olan
Muhammed Mustafâ geldi
Benim bu entipüften şahsıma, tarihte nadir kimseye nasip olmuş efsanevi bir kıymet ve kuvvet bağlayarak edilen hücumların yalnız iki saiki vardır:
1- Herşeyden evvel naçiz şahsımı aşan mukkaddes davaya, yani islamiyete karşı duydukları nefret...
2- Bu nefrete rağmen, naçiz şahsımdan ödleri patladığı için şu anda elimde bir neşir vasıtası bulunmayışından istifade...
Kalemimden yediği darbeler ta kuyruk sokumuna kadar işlemiş bir gazete, hiçolmazsa biraz eter koklayıp acısını belli etmeyen bir eda takınacağı yerde benim bahsim oldu mu bir trauma tesiriyle çığlık bastığının ve saçlarını yolduğunun farkında olmadan, sözümona bu lakap oyununa girişir ve bana şöyle der:
'- Süper Mürşid! '
1- Herşeyden evvel naçiz şahsımı aşan mukkaddes davaya, yani islamiyete karşı duydukları nefret...
2- Bu nefrete rağmen, naçiz şahsımdan ödleri patladığı için şu anda elimde bir neşir vasıtası bulunmayışından istifade...
Kalemimden yediği darbeler ta kuyruk sokumuna kadar işlemiş bir gazete, hiçolmazsa biraz eter koklayıp acısını belli etmeyen bir eda takınacağı yerde benim bahsim oldu mu bir trauma tesiriyle çığlık bastığının ve saçlarını yolduğunun farkında olmadan, sözümona bu lakap oyununa girişir ve bana şöyle der:
'- Süper Mürşid! '
Nedir bir dâneden bunca senâbil
Bu sırrı bilmez illâ ehl-i irfân
Hayâl-i zılla benzer fî'1-hakîka
Vücûdun aynâsında hâl-i ekvân
Bu sırrı bilmez illâ ehl-i irfân
Hayâl-i zılla benzer fî'1-hakîka
Vücûdun aynâsında hâl-i ekvân
Nedir bu ellerle ayak
Nedir bu dillerle dudak
Aç gözün ibret ile bak
Âlem temâşâ-gâh imiş
Cümle merâtibden geçip
Tevhîd-i zâta vâsıl ol
Ko Zeyd ü Amre bakmağı
Ef'âl-i küll Allâh imiş
Nedir bu dillerle dudak
Aç gözün ibret ile bak
Âlem temâşâ-gâh imiş
Cümle merâtibden geçip
Tevhîd-i zâta vâsıl ol
Ko Zeyd ü Amre bakmağı
Ef'âl-i küll Allâh imiş
kilimimde namaz kılmaya gelen ayaklar
ve en çok küçük parmakları
beni görmeden üstüme basarlar
şaşarım beni işleyene
kilimimin nakışları
nedircik yavrularına benzer
ki çocukluğumdan beri çok uğraşırım
nedircik yavrularıyla
ve en çok küçük parmakları
beni görmeden üstüme basarlar
şaşarım beni işleyene
kilimimin nakışları
nedircik yavrularına benzer
ki çocukluğumdan beri çok uğraşırım
nedircik yavrularıyla
Nedür bu handeler bu ‘işveler bu nâz u istignâ
Nedür bu cilveler bu şîveler bu kâmet-i bâlâ
Nedür bu pîç pîç ü çîn çîn ü ham-be-ham kâkül
Nedür bu turralar bu halka halka zülf-i müşgâsâ
Nedür bu ‘ârız u hadd ü nedür bu çeşm ü ebrûlar
Nedür bu hâl-i Hindûlar nedür bu habbetü’s-sevdâ
Miyânuñ rişte-i cân mı gümiş âyîne mi sîneñ
Bünâgûşuñla mengûşuñ gül ile jâledür gûyâ
Vefâ ummaz cefâdan yüz çevürmez Bâkî ‘âşıkdur
Niyâz itmek aña cânâ yaraşur saña istingâ
Nedür bu cilveler bu şîveler bu kâmet-i bâlâ
Nedür bu pîç pîç ü çîn çîn ü ham-be-ham kâkül
Nedür bu turralar bu halka halka zülf-i müşgâsâ
Nedür bu ‘ârız u hadd ü nedür bu çeşm ü ebrûlar
Nedür bu hâl-i Hindûlar nedür bu habbetü’s-sevdâ
Miyânuñ rişte-i cân mı gümiş âyîne mi sîneñ
Bünâgûşuñla mengûşuñ gül ile jâledür gûyâ
Vefâ ummaz cefâdan yüz çevürmez Bâkî ‘âşıkdur
Niyâz itmek aña cânâ yaraşur saña istingâ
Nedür bu handeler bu işveler bu nâz u istiğnâ
Nedür bu cilveler bu şîveler bu kâmet-i bâlâ
Nedür bu pîç pîç ü çîn çîn ü hâm-be-hâm kâkül
Nedür bu turralar bu halka halka zülf-i müşg-âsâ
Nedür bu ârız u hadd ü nedür bu çeşm ü ebrûlar
Nedür bu hâl-i Hindûlar nedür bu habbetü's-sevdâ
Miyânun rişte-i cân mı gümiş âyine mi sînen
Binâgûşunla mengûşun gül ile jâledür gûyâ
Vefâ ummaz cefâdan yüz çevürmez Bâki âşıkdur
Niyâz itmek ana cânâ yaraşur sana istiğnâ
Nedür bu cilveler bu şîveler bu kâmet-i bâlâ
Nedür bu pîç pîç ü çîn çîn ü hâm-be-hâm kâkül
Nedür bu turralar bu halka halka zülf-i müşg-âsâ
Nedür bu ârız u hadd ü nedür bu çeşm ü ebrûlar
Nedür bu hâl-i Hindûlar nedür bu habbetü's-sevdâ
Miyânun rişte-i cân mı gümiş âyine mi sînen
Binâgûşunla mengûşun gül ile jâledür gûyâ
Vefâ ummaz cefâdan yüz çevürmez Bâki âşıkdur
Niyâz itmek ana cânâ yaraşur sana istiğnâ
Bıçaklarım su oldu, boyuna bilenmekten;
Bitti benlik madenim her ân törpülenmekten.
Bitti benlik madenim her ân törpülenmekten.
Nefs ü şeytâna uyarsan,
Nice olur hâlin ey gâfil?
Bir gün olur kim duyarsan
Nice olur hâlin ey gâfil?
Fikrinden dünyâ gitmez mi?
Hakk kelâmın işitmez mi?
Ölenler ibret yetmez mi?
Nice olur hâlin ey gâfil?
Gidenleri görmez misin?
Yer altına girmez misin?
Hakk katına varmaz mısın?
Nice olur hâlin ey gâfil?
Tâat kapusın kaparsan
Doğru yolundan saparsan
Nice bir mala taparsan
Nice olur hâlin ey gâfil?
Mâsivâdan firâr eyle
Bâb-ı Hakk'da karâr eyle
Tâatı ihtiyâr eyle
Nice olur hâlin ey gâfil?
Aç gözün gafletten uyan
Nâdim olur nefse uyan
Bâtılı kor Hakk'ı duyan
Nice olur hâlin ey gâfil?
Mâsivâdan yumup gözü
Kâdir Allah'a tut yüzü
Hüdâyî'den gûş et sözü
Nice olur hâlin ey gâfil?
Nice olur hâlin ey gâfil?
Bir gün olur kim duyarsan
Nice olur hâlin ey gâfil?
Fikrinden dünyâ gitmez mi?
Hakk kelâmın işitmez mi?
Ölenler ibret yetmez mi?
Nice olur hâlin ey gâfil?
Gidenleri görmez misin?
Yer altına girmez misin?
Hakk katına varmaz mısın?
Nice olur hâlin ey gâfil?
Tâat kapusın kaparsan
Doğru yolundan saparsan
Nice bir mala taparsan
Nice olur hâlin ey gâfil?
Mâsivâdan firâr eyle
Bâb-ı Hakk'da karâr eyle
Tâatı ihtiyâr eyle
Nice olur hâlin ey gâfil?
Aç gözün gafletten uyan
Nâdim olur nefse uyan
Bâtılı kor Hakk'ı duyan
Nice olur hâlin ey gâfil?
Mâsivâdan yumup gözü
Kâdir Allah'a tut yüzü
Hüdâyî'den gûş et sözü
Nice olur hâlin ey gâfil?
Nefs ü şeytâna zebûn etme bizi
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Tâlib-i fânîye dûn etme bizi
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Avn-i Rabbânî refîk olmayıcak
Bir adım yer varamaz tâlib-i Hak
Zuafâya nazar-ı lutf ile bak
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Yer ü gök çekmediği haml-i kebîr
Götürür anı bu insân-ı hakîr
Yardım eyle ana ey Rabb-ı kadîr
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Mâsivâya bakuban kalmayalım
Tâ hevâ vü hevese dalmayalım
Zâga şâhbâz-ı dili salmayalım
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Nice bir mâni' ola hubb-ı sivâ
Ola nûrunla münevver fukarâ
Vaslını eyle Hüdâyî'ye atâ
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Tâlib-i fânîye dûn etme bizi
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Avn-i Rabbânî refîk olmayıcak
Bir adım yer varamaz tâlib-i Hak
Zuafâya nazar-ı lutf ile bak
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Yer ü gök çekmediği haml-i kebîr
Götürür anı bu insân-ı hakîr
Yardım eyle ana ey Rabb-ı kadîr
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Mâsivâya bakuban kalmayalım
Tâ hevâ vü hevese dalmayalım
Zâga şâhbâz-ı dili salmayalım
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Nice bir mâni' ola hubb-ı sivâ
Ola nûrunla münevver fukarâ
Vaslını eyle Hüdâyî'ye atâ
Kerem et hey ulu Mevlâ kerem et
Nefse uyup râh-ı Hak'dan taşra çıkmak yol mudur
Kibr ü ucb ile adın dervîş takmak yol mudur
Matlabın a'lâyiken ednâya akmak yol mudur
Yâr-ı bâkî var iken ağyâra bakmak yol mudur
Nice bir olmaz hevâlar nice bir tûl-i emel
Gel beri şimdengeri ey derd-mend insâfa gel
Sâlike lâyık mıdır hîç Zeyd ü Amr ile cedel
Her tasarruf hod Hak'ın sen gayra bakmak yol mudur
Hep Hak'ın kullarıdır küçük büyük erkek dişi
Hizmet-i Mevlâ'da olmakdır kul olanın işi
Anladın mı Rabb'ini hey kendüyü bilmez kişi
Hâzır iken Hâlik'ın etrâfa bakmak yol mudur
Dûr eder Hak'dan seni Hubb-ı sivâ kayd-i alef
Gör ne vech ile sülûk etmiş bu yollarda selef
Nakd-i ömrü eyleme nefsin hevâsında telef
Vech-i bâkî var iken mahlûka bakmak yol mudur
Nice bir emmârelikde eyleye nefsin karâr
İşidip firrû ila'llâh'ı et ol yana firâr
Ko sivâyı sıdk ile gel Hak'a eyle i'tizâr
Her murâdı Hak verir sen gayra bakmak yol mudur
Kibr ü ucb ile adın dervîş takmak yol mudur
Matlabın a'lâyiken ednâya akmak yol mudur
Yâr-ı bâkî var iken ağyâra bakmak yol mudur
Nice bir olmaz hevâlar nice bir tûl-i emel
Gel beri şimdengeri ey derd-mend insâfa gel
Sâlike lâyık mıdır hîç Zeyd ü Amr ile cedel
Her tasarruf hod Hak'ın sen gayra bakmak yol mudur
Hep Hak'ın kullarıdır küçük büyük erkek dişi
Hizmet-i Mevlâ'da olmakdır kul olanın işi
Anladın mı Rabb'ini hey kendüyü bilmez kişi
Hâzır iken Hâlik'ın etrâfa bakmak yol mudur
Dûr eder Hak'dan seni Hubb-ı sivâ kayd-i alef
Gör ne vech ile sülûk etmiş bu yollarda selef
Nakd-i ömrü eyleme nefsin hevâsında telef
Vech-i bâkî var iken mahlûka bakmak yol mudur
Nice bir emmârelikde eyleye nefsin karâr
İşidip firrû ila'llâh'ı et ol yana firâr
Ko sivâyı sıdk ile gel Hak'a eyle i'tizâr
Her murâdı Hak verir sen gayra bakmak yol mudur
Nefsi zindan eylegil daim riyazethanede
Kim halas olup gidesin sen dahi ol hanade
Tak riyazet zencirin boynuna nefsin aşk ile
Ta ki nefsin devlerin getiresin imane de
Bend edip nefsi bırak açlık susuzluk çahına
Zikr kılıcın ele al gir yola merdane de
Evliya vü enbiya Hak yola böyle girdiler
Nefslerin kahrettiler kıydılar hem cane de
Çünkü cane kıydılar külli hevesden geçtiler
La mekandan da ileri gittiler seyrane de
Bend edip salmaz isen nefsi raiyazet çahına
Sen anın bendindesin hiç düşmegil gümane de
Kim ki nefsi bağlayıp kılmadı kendüye muti
Nefse firkatte giriftar oldu ol şeytane de
Nefs-i emmare diler emrinde daim olasın
Hiç itaat etmeyesin ol yüce Sultan'e de
Eşrefoğlu Rumi kim nefsi müselman ettiyse
Mürşid-i hadi olur cinne hem insane de
Kim halas olup gidesin sen dahi ol hanade
Tak riyazet zencirin boynuna nefsin aşk ile
Ta ki nefsin devlerin getiresin imane de
Bend edip nefsi bırak açlık susuzluk çahına
Zikr kılıcın ele al gir yola merdane de
Evliya vü enbiya Hak yola böyle girdiler
Nefslerin kahrettiler kıydılar hem cane de
Çünkü cane kıydılar külli hevesden geçtiler
La mekandan da ileri gittiler seyrane de
Bend edip salmaz isen nefsi raiyazet çahına
Sen anın bendindesin hiç düşmegil gümane de
Kim ki nefsi bağlayıp kılmadı kendüye muti
Nefse firkatte giriftar oldu ol şeytane de
Nefs-i emmare diler emrinde daim olasın
Hiç itaat etmeyesin ol yüce Sultan'e de
Eşrefoğlu Rumi kim nefsi müselman ettiyse
Mürşid-i hadi olur cinne hem insane de
Nefy etmeğe ağyârı
Tevhîd edegör tevhîd
Yoklukla bulup varı
Tevhîd edegör tevhîd
Fırsat ele girmişken
Menzilde oturmuşken
Nevbet sana gelmişken
Tevhîd edegör tevhîd
Şirki süregör gitsin
Sırrında safâ bitsin
Vahdet iline yitsin
Tevhîd edegör tevhîd
Gûş et sözü sâdıkdan
Geç fânî alâyıkdan
Duymağa hakâyıkdan
Tevhîd edegör tevhîd
Bi-çâre Hüdâyî sen
Geç gayrıya bakmakdan
Zevk etmeğe cân ü ten
Tevhîd edegör tevhîd
Tevhîd edegör tevhîd
Yoklukla bulup varı
Tevhîd edegör tevhîd
Fırsat ele girmişken
Menzilde oturmuşken
Nevbet sana gelmişken
Tevhîd edegör tevhîd
Şirki süregör gitsin
Sırrında safâ bitsin
Vahdet iline yitsin
Tevhîd edegör tevhîd
Gûş et sözü sâdıkdan
Geç fânî alâyıkdan
Duymağa hakâyıkdan
Tevhîd edegör tevhîd
Bi-çâre Hüdâyî sen
Geç gayrıya bakmakdan
Zevk etmeğe cân ü ten
Tevhîd edegör tevhîd
Taş merdivenler gibi, aşınmış ayaklardan,
Secde yerine çarpa çarpa alnım aşınsa
Göklerin kamçısıyla yediğim dayaklardan,
Erisem de, tabutum boşmuş gibi taşınsa
Bir garip insan olsam, benzemez hiç kimseye;
Tek hece bilmez, tek renk görmez, tek ses işitmez.
Karanlığı, yoğursam nura döndüresiye.
Tırmansam o ana ki, yek paredir ve bitmez.
Secde yerine çarpa çarpa alnım aşınsa
Göklerin kamçısıyla yediğim dayaklardan,
Erisem de, tabutum boşmuş gibi taşınsa
Bir garip insan olsam, benzemez hiç kimseye;
Tek hece bilmez, tek renk görmez, tek ses işitmez.
Karanlığı, yoğursam nura döndüresiye.
Tırmansam o ana ki, yek paredir ve bitmez.
Şu gördüğünüz masaya bir aşk şiiri yazmak için
oturmuştum sevgili insanlar muhterem konuklarım
Pazenle kaplama parmaklar
Elele tutup denizlerin üstüne basarak
Dalgaları mahçupluk duvarlarını aşarak
Bir aşk şiiri biçimlemek için başlamıştım.
Deyin ki resitalim
Çekiştiriyor bıyıklarımı yakalarımı
Konfenksiyoncu kızlar
Nasıl bilebilirler kimim nasıl tanırlar içimi
Kertenkele gibi duruyorum bir an altında tunç
bir güneşin
Papatyalar tenler
Ve zülfe dair bir anı sunacaktım
Ama urgan çıktı sevgili insanlar
bir de kör testere
İşkenceden olacak
Kaçamadığım içim
İşkenceci
Van gölü bir bozkır gibi batıyor önümde
Sor: Peki bu gemi
Ağır suları açarak
Hayır ilkin bir aşk şiiri için yokladım bordalarını
Titreşimleri sade ve körpe kımkırık uskurları
Şu var ki yine de bazen çarpık ağzı olacaktım
Piyasaya anlaşılmaz bir kelime tutarak.
Yine anlamadılar şaşkınım
Perişan mı perişan
Vuracaktım kanat
O taş senin bu taş benim
Mezarlık topraklarına yüz sürecek feryat
atacaktım
Aşkını işte böyle algılıyorum
O sabah bulutlar var yapma çiçekler gibi
Görüş uzaklığı onbinlerce metre
Elim dokunuyor her görüntünün tenine kalbine
Bu bir köşk bu da eli çıralı adam
Betonda bir gülümseme
Şair bir kelime daha uzatıyor
Saplanmıyor yine şaşkınım
Bunu duymayacaktım onu görmeyecektim
Başım harran ovasına gömülü
Bir rüyam vardı baktım ağlıyor orda
Dizleri kırık medrese kalıntıları
Sessiz ve baygın onbinlerce
Ateş gibi çölde serçeler gibi kavrulmuş açık
ağızları
İşte ne kadar sen desem
Bunları kavrıyorum aşkın diye
oturmuştum sevgili insanlar muhterem konuklarım
Pazenle kaplama parmaklar
Elele tutup denizlerin üstüne basarak
Dalgaları mahçupluk duvarlarını aşarak
Bir aşk şiiri biçimlemek için başlamıştım.
Deyin ki resitalim
Çekiştiriyor bıyıklarımı yakalarımı
Konfenksiyoncu kızlar
Nasıl bilebilirler kimim nasıl tanırlar içimi
Kertenkele gibi duruyorum bir an altında tunç
bir güneşin
Papatyalar tenler
Ve zülfe dair bir anı sunacaktım
Ama urgan çıktı sevgili insanlar
bir de kör testere
İşkenceden olacak
Kaçamadığım içim
İşkenceci
Van gölü bir bozkır gibi batıyor önümde
Sor: Peki bu gemi
Ağır suları açarak
Hayır ilkin bir aşk şiiri için yokladım bordalarını
Titreşimleri sade ve körpe kımkırık uskurları
Şu var ki yine de bazen çarpık ağzı olacaktım
Piyasaya anlaşılmaz bir kelime tutarak.
Yine anlamadılar şaşkınım
Perişan mı perişan
Vuracaktım kanat
O taş senin bu taş benim
Mezarlık topraklarına yüz sürecek feryat
atacaktım
Aşkını işte böyle algılıyorum
O sabah bulutlar var yapma çiçekler gibi
Görüş uzaklığı onbinlerce metre
Elim dokunuyor her görüntünün tenine kalbine
Bu bir köşk bu da eli çıralı adam
Betonda bir gülümseme
Şair bir kelime daha uzatıyor
Saplanmıyor yine şaşkınım
Bunu duymayacaktım onu görmeyecektim
Başım harran ovasına gömülü
Bir rüyam vardı baktım ağlıyor orda
Dizleri kırık medrese kalıntıları
Sessiz ve baygın onbinlerce
Ateş gibi çölde serçeler gibi kavrulmuş açık
ağızları
İşte ne kadar sen desem
Bunları kavrıyorum aşkın diye
karanlık basmadan ovalarıma
kainatın duru illetsiz aydınlıkları
katılaşırken çocuk ruhlarında
karanlık basmadan kararmadan taşıtlar
et kemik taşıtı tam da
mayalanmış yüreğimin hamuru
ve ne yakıp kavuran
yaklaştırmayan kalıplara
hiçbir daraban olmadan
ziynetli topraklara da
yanardağ akıntısı yer cazibesine mermut akan lav
katiyeti heybetiyle
akıp
dağ'la terbiyeli bir insan eli olan elinle şekillenmeye hazırken
NEREDE BULABİLSEM SENİ
yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin
kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
birinin heybeti ve lezzetinden
damağımız çatlamakta
ya ani karanlık
'inanana rahmet
inaçsıza esef' olan
(hiçistanda
bir rüzgar belirmiş
kulağımıza gelir
bir ey muhalif rüzgar ki oyropeiş örneği
hafifçe terli bedenin krondeli
göz dikmiş duyduk ki
meni yataklarına bile)
/japonya büyür büyür bir gün
toprağını denize yayarak
peygamber sözüne ordan hizmet olur/
kucak açanlar kadar geniş istekli
göçüp gelenler kadar hafif
az'la doyan yük olmadan
ve başlar
kimin yüreği daha yüce yarışı
musa kardeşim ağlamaktan mı
okumaktan mı az uyumaktan mı
kan gölü gözlerin
her an karanlığını giyinecek gibisin
ne kadar uzun sürüyor
ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin
karnın ne kadar küçük ve içerde
ince belin
fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
biliyorum ancak sen
bu kadar yetindikçe ve ekmeği
böyle mübarek tuttukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
sen olabilirsin çaresi
su içinde
susuzluk hissinden ölen kimselerin
musa kardeşim haya'dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
bir nebzesini tutsa yüreğindeki tartarkenki dikkatin
ikiye yarılır bir su aygırı
ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
çocuklar
kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
olmadık anda bırakılırlar
sonra
nice sonra
hatta bazen karanlıklarına uzanırken kadar sonra
üzerinde gözyaşı izleri
senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
mahzun yayılır
ancak görünür güzel dişleri
ve 'kuşlar da kaderle uçar'
kainatın duru illetsiz aydınlıkları
katılaşırken çocuk ruhlarında
karanlık basmadan kararmadan taşıtlar
et kemik taşıtı tam da
mayalanmış yüreğimin hamuru
ve ne yakıp kavuran
yaklaştırmayan kalıplara
hiçbir daraban olmadan
ziynetli topraklara da
yanardağ akıntısı yer cazibesine mermut akan lav
katiyeti heybetiyle
akıp
dağ'la terbiyeli bir insan eli olan elinle şekillenmeye hazırken
NEREDE BULABİLSEM SENİ
yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin
kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
birinin heybeti ve lezzetinden
damağımız çatlamakta
ya ani karanlık
'inanana rahmet
inaçsıza esef' olan
(hiçistanda
bir rüzgar belirmiş
kulağımıza gelir
bir ey muhalif rüzgar ki oyropeiş örneği
hafifçe terli bedenin krondeli
göz dikmiş duyduk ki
meni yataklarına bile)
/japonya büyür büyür bir gün
toprağını denize yayarak
peygamber sözüne ordan hizmet olur/
kucak açanlar kadar geniş istekli
göçüp gelenler kadar hafif
az'la doyan yük olmadan
ve başlar
kimin yüreği daha yüce yarışı
musa kardeşim ağlamaktan mı
okumaktan mı az uyumaktan mı
kan gölü gözlerin
her an karanlığını giyinecek gibisin
ne kadar uzun sürüyor
ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin
karnın ne kadar küçük ve içerde
ince belin
fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
biliyorum ancak sen
bu kadar yetindikçe ve ekmeği
böyle mübarek tuttukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
sen olabilirsin çaresi
su içinde
susuzluk hissinden ölen kimselerin
musa kardeşim haya'dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
bir nebzesini tutsa yüreğindeki tartarkenki dikkatin
ikiye yarılır bir su aygırı
ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
çocuklar
kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
olmadık anda bırakılırlar
sonra
nice sonra
hatta bazen karanlıklarına uzanırken kadar sonra
üzerinde gözyaşı izleri
senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
mahzun yayılır
ancak görünür güzel dişleri
ve 'kuşlar da kaderle uçar'
Nev-bahâr irişdi vü gitdi şitâ
Keyfe yuhyi’1-arza ba’de mevtihâ
Leblerüñde hattuñ ey şîrîn-dehen
Mûrlar cüllâba düşmiş gûyiyâ
Yâr agyârı savar düşnâm ile
Def’ olur san kim du’â ile belâ
Dest-i mihnetden alınmaya yakam
Ger olursa iki ‘âlem bir yaña
Eşk-i çeşmüm yâre ‘arz itdüm didi
Bâkıyâ ma’lûm oldı mâ-cerâ
Keyfe yuhyi’1-arza ba’de mevtihâ
Leblerüñde hattuñ ey şîrîn-dehen
Mûrlar cüllâba düşmiş gûyiyâ
Yâr agyârı savar düşnâm ile
Def’ olur san kim du’â ile belâ
Dest-i mihnetden alınmaya yakam
Ger olursa iki ‘âlem bir yaña
Eşk-i çeşmüm yâre ‘arz itdüm didi
Bâkıyâ ma’lûm oldı mâ-cerâ
Gazel
Ney kimi her dem ki bezm-i vaslunı yâd eylerem
Tâ nefes vardur kuru cismümde feryâd eylerem
Rûz-ı hicrândur sevin ey murg-ı rûhum kim bugün
Bu kafesden men seni elbette âzât eylerem
Vehm edüp tâ salmaya sen mâha mihrin hîç kim
Kime yetsem cevr ü zulmünden ana dâd eylerem
Kan yaşum kılmaz vefâ giryân gözüm isrâfına
Munca kim her dem ciger kanından imdâd eylerem
İncimen her nice kim ağyâr bî-dâd eylese
Yâr cevri içün gönül bî-dâda mu'tâd eylerem
Bilmişem bulman visâlin lîk bu ümmîd ile
Gâh gâh öz hâtır-ı nâ-şâdumı şâd eylerem
Levh-i âlemden yudum eşk ile Mecnûn adını
Ey Fuzûlî men dahi âlemde bir ad eylerem
Ney kimi her dem ki bezm-i vaslunı yâd eylerem
Tâ nefes vardur kuru cismümde feryâd eylerem
Rûz-ı hicrândur sevin ey murg-ı rûhum kim bugün
Bu kafesden men seni elbette âzât eylerem
Vehm edüp tâ salmaya sen mâha mihrin hîç kim
Kime yetsem cevr ü zulmünden ana dâd eylerem
Kan yaşum kılmaz vefâ giryân gözüm isrâfına
Munca kim her dem ciger kanından imdâd eylerem
İncimen her nice kim ağyâr bî-dâd eylese
Yâr cevri içün gönül bî-dâda mu'tâd eylerem
Bilmişem bulman visâlin lîk bu ümmîd ile
Gâh gâh öz hâtır-ı nâ-şâdumı şâd eylerem
Levh-i âlemden yudum eşk ile Mecnûn adını
Ey Fuzûlî men dahi âlemde bir ad eylerem
Hatırlayacaksın
Hatırla hemen
Bizim eskiden
Nereli olursak olalım
İster oralı olalım yerli
İsterse garip yıpratık ağlaksı
Tuhaflığın gariplerinden
İddet müddeti babaların dolunca keyfe keder
Mecburen giderek cezaen tayini gelenlerden
Burnumuz olur olmaz kanardı.
İyi saatte olsun ve habire define arasınlar
Ama biz bildik birdik
Bildik bildiysek ders kitabını definemiz
Dişimiz idi meşgul onunla
Dişimiz tırnağımız
Gömü halimizdi yazarsa onu yalnız
Almanaklar yazardı ziraat zanaat ve
Hayvancılıkla meşgul olduğumuz ders kitaplarında
Dolar taşardı Sterling yazı kazısıyla
Taş taşıyan bir taşıttı hayatımız
Hafif atlatabildiysek muhtemel belâsıyla bütün
Mahalleye korkulu soluğunu hissettiren kazayı
Şöyle derdik:
Kimsenin burnu kanamadı.
Aklına hiç düştü mü ara sıra
Burnumuzun eskiden neden
Kanardığının sebebi?
Robot değildik de ondan akıllım
Robot olmayınca birer burun
Herbirimize meleklerden
Sağlanmıştı kanayabilen.
Önceleri neden
Fark edebilecek misin bakalım
Robot değildik acaba?
Değildik zira hepimiz
Kitapları umursamadan ders kitaplarını
Uzlaşmayı redd-i ilhak
Ederek edivererek almanaklarla
Bizzat bizatihi şahsen birer birer
Atıfta bulunabilirdik robotlara
Yollu yollar tozu tüter yollar vardı
Ne ki uzanıp gidiyordu
Gider gitgide giderdi robotluğa
Bize matuf değildi.
Hatırla hemen
Bizim eskiden
Nereli olursak olalım
İster oralı olalım yerli
İsterse garip yıpratık ağlaksı
Tuhaflığın gariplerinden
İddet müddeti babaların dolunca keyfe keder
Mecburen giderek cezaen tayini gelenlerden
Burnumuz olur olmaz kanardı.
İyi saatte olsun ve habire define arasınlar
Ama biz bildik birdik
Bildik bildiysek ders kitabını definemiz
Dişimiz idi meşgul onunla
Dişimiz tırnağımız
Gömü halimizdi yazarsa onu yalnız
Almanaklar yazardı ziraat zanaat ve
Hayvancılıkla meşgul olduğumuz ders kitaplarında
Dolar taşardı Sterling yazı kazısıyla
Taş taşıyan bir taşıttı hayatımız
Hafif atlatabildiysek muhtemel belâsıyla bütün
Mahalleye korkulu soluğunu hissettiren kazayı
Şöyle derdik:
Kimsenin burnu kanamadı.
Aklına hiç düştü mü ara sıra
Burnumuzun eskiden neden
Kanardığının sebebi?
Robot değildik de ondan akıllım
Robot olmayınca birer burun
Herbirimize meleklerden
Sağlanmıştı kanayabilen.
Önceleri neden
Fark edebilecek misin bakalım
Robot değildik acaba?
Değildik zira hepimiz
Kitapları umursamadan ders kitaplarını
Uzlaşmayı redd-i ilhak
Ederek edivererek almanaklarla
Bizzat bizatihi şahsen birer birer
Atıfta bulunabilirdik robotlara
Yollu yollar tozu tüter yollar vardı
Ne ki uzanıp gidiyordu
Gider gitgide giderdi robotluğa
Bize matuf değildi.
Neyleyim dünyayı
Bana Allah'ım gerek.
Gerekmez mâsivayı
Bana Allah'ım gerek.
Ehl-i dünya, dünyada
Ehl-i ukbâ, ukbâda
Her biri bir sevdada
Bana Allah'ım gerek.
Dertli, dermanın ister
Kullar, sultanın ister
Aşık, cananın ister
Bana Allah'ım gerek.
Fani devlet gerekmez
Dürr ü ziynet gerekmez
Haksız cennet gerekmez
Bana Allah'ım gerek.
Bülbül güle karşı zar
Pervaneyi yakmış nar
Her kulun bir derdi var
Bana Allah'ım gerek.
Beyhûde hevayı ko
Hakkı bul, gör yahu
Hüdâi'nin sözü bu
Bana Allah'ım gerek.
Bana Allah'ım gerek.
Gerekmez mâsivayı
Bana Allah'ım gerek.
Ehl-i dünya, dünyada
Ehl-i ukbâ, ukbâda
Her biri bir sevdada
Bana Allah'ım gerek.
Dertli, dermanın ister
Kullar, sultanın ister
Aşık, cananın ister
Bana Allah'ım gerek.
Fani devlet gerekmez
Dürr ü ziynet gerekmez
Haksız cennet gerekmez
Bana Allah'ım gerek.
Bülbül güle karşı zar
Pervaneyi yakmış nar
Her kulun bir derdi var
Bana Allah'ım gerek.
Beyhûde hevayı ko
Hakkı bul, gör yahu
Hüdâi'nin sözü bu
Bana Allah'ım gerek.
Nice bir hâr derdini çekelim
Bâri gülzâr derdini çekelim
Doludur mihnet ile dâr-ı Fenâ
Bâri dildâr derdini çekelim
Yeter olduk firâk ile bîmâr
Bâri tîmâr derdini çekelim
Bâkiden gayrı külli şey' hâlik
Yoğu ko var derdini çekelim
Geç bu kevn ü mekândan ey sâlik
Lâ-mekân yâr derdini çekelim
Bâri gülzâr derdini çekelim
Doludur mihnet ile dâr-ı Fenâ
Bâri dildâr derdini çekelim
Yeter olduk firâk ile bîmâr
Bâri tîmâr derdini çekelim
Bâkiden gayrı külli şey' hâlik
Yoğu ko var derdini çekelim
Geç bu kevn ü mekândan ey sâlik
Lâ-mekân yâr derdini çekelim
Nice bir hicr âteşine yanalım
Yâ Resûla'llâh şefâ'at eylegil
Kevser-i vahdetden içir kanalım
Yâ Habîba'llâh şefâ'at eylegil
Zenbini fânî vücûdun yumağa
Hân-ı bî-pâyân-ı vasla doymağa
Sırr-ı ev-ednâ'yı bilip duymağa
Yâ Resûla'llâh şefâ'at eylegil
Mürşidim pîrimsin ey kân-ı kerem
Pes tapundan gayrı kime yüz uram
Umarım ki arş-ı maksûda erem
Yâ Habîba'llâh şefâ'at eylegil
Yâ Resûla'llâh şefâ'at eylegil
Kevser-i vahdetden içir kanalım
Yâ Habîba'llâh şefâ'at eylegil
Zenbini fânî vücûdun yumağa
Hân-ı bî-pâyân-ı vasla doymağa
Sırr-ı ev-ednâ'yı bilip duymağa
Yâ Resûla'llâh şefâ'at eylegil
Mürşidim pîrimsin ey kân-ı kerem
Pes tapundan gayrı kime yüz uram
Umarım ki arş-ı maksûda erem
Yâ Habîba'llâh şefâ'at eylegil
Nice yıllar ömür sürdüm
Onca ağlayuban güldüm
İşte ecel sana geldim
Esenledim dünyam seni
Sürdüm ömrümü geçirdim
Canım hazrete uçurdum
Ecel şerbetin içirdim
Esenledim dünyam seni
Yürürüdüm sağ selamet
Takdir eyledi melamet
Ecel kıldı hoş melalet
Esenledim dünyam seni
Gelen geçermiş n'idelim
Gelin ahrete gidelim
Bu fenayı terk edelim
Esenledim dünyam seni
Hayr u şer ettiğim işler
Ol görünen türlü düşler
Bitti bu kamu teftişler
Esenledim dünyam seni
Dün ü gün ederdim zikir
Kılar idim Hakk'a şükür
Ecel geldi bizi okur
Esenledim dünyam seni
Ben bir derviş idim dostum
Haktan yana oldu kastım
Ecel tuzağına bastım
Esenledim dünyam seni
Yaranlarım kardaşlarm
Hakk'a layık yoldaşlarım
Esen kalsın razdaşlarım
Esenledim dünyam seni
Ey Yunus Emre biçare
Özün tutgıl doğru yare
Ölüme yoğ imiş çare
Esenledim dünyam seni
Onca ağlayuban güldüm
İşte ecel sana geldim
Esenledim dünyam seni
Sürdüm ömrümü geçirdim
Canım hazrete uçurdum
Ecel şerbetin içirdim
Esenledim dünyam seni
Yürürüdüm sağ selamet
Takdir eyledi melamet
Ecel kıldı hoş melalet
Esenledim dünyam seni
Gelen geçermiş n'idelim
Gelin ahrete gidelim
Bu fenayı terk edelim
Esenledim dünyam seni
Hayr u şer ettiğim işler
Ol görünen türlü düşler
Bitti bu kamu teftişler
Esenledim dünyam seni
Dün ü gün ederdim zikir
Kılar idim Hakk'a şükür
Ecel geldi bizi okur
Esenledim dünyam seni
Ben bir derviş idim dostum
Haktan yana oldu kastım
Ecel tuzağına bastım
Esenledim dünyam seni
Yaranlarım kardaşlarm
Hakk'a layık yoldaşlarım
Esen kalsın razdaşlarım
Esenledim dünyam seni
Ey Yunus Emre biçare
Özün tutgıl doğru yare
Ölüme yoğ imiş çare
Esenledim dünyam seni
Nihâl-i kâmetüñ hakkâ ‘aceb nahl-i dil-ârâdur
Egerçi kaddüñ a’lâ kâkülüñ a’lâdan a’lâdur
Çerâg-ı hüsnüñüñ nûrı fürûg-ı şem’-i kâfûrî
Nigâr-ı ‘anberîn-gîsû nihâl-i sîm-sîmâdur
Beyâz-ı safha-i ruhsâruñ üzre zülf-i pür-çînüñ
Misâlin görmemişdür kimse bir tugrâ-yı garrâdur
Gedâ-yı bî-ser ü pâyı semend-i nâza çignetme
İñende hüsne magrûr olma sultânum bu dünyâdur
Kenâr-ı bahr-i nazma yine dürler dizmiş ey Bâkî
Sütûr-ı defter-i şi’rüñ meger emvâc-ı deryâdur
Egerçi kaddüñ a’lâ kâkülüñ a’lâdan a’lâdur
Çerâg-ı hüsnüñüñ nûrı fürûg-ı şem’-i kâfûrî
Nigâr-ı ‘anberîn-gîsû nihâl-i sîm-sîmâdur
Beyâz-ı safha-i ruhsâruñ üzre zülf-i pür-çînüñ
Misâlin görmemişdür kimse bir tugrâ-yı garrâdur
Gedâ-yı bî-ser ü pâyı semend-i nâza çignetme
İñende hüsne magrûr olma sultânum bu dünyâdur
Kenâr-ı bahr-i nazma yine dürler dizmiş ey Bâkî
Sütûr-ı defter-i şi’rüñ meger emvâc-ı deryâdur
Dünyada her nimeti bıraksam ne çıkar ki?
Orda o varken, burda bırakılmaz ne var ki?
Orda o varken, burda bırakılmaz ne var ki?
karanlığı geçelim
karanlığı geçelim
ne uyku
ne ölüm
hem uyku
hem ölüm
düş içime uyu
ve sonsuz büyü
unut renkleri
ve şekilleri
hepi
ve hiçi
beni
ve seni
ve geceyi yuttu
nirvana
karanlığı geçelim
ne uyku
ne ölüm
hem uyku
hem ölüm
düş içime uyu
ve sonsuz büyü
unut renkleri
ve şekilleri
hepi
ve hiçi
beni
ve seni
ve geceyi yuttu
nirvana
Nişâne sûz-ı dile âhumuñ şirâresidür
Belî belâyı iden ‘âşıka sitâresidür
Şihâb sanma felekde giceyle zâhir olan
Mahabbet ehlinüñ ol tîg-i âhı yarasıdur
Sevâd-ı sübha-i sad-dâne şeyh-i sâlûsuñ
Hakîkate nazar olınsa yüzi karasıdur
‘İzâr-ı sâdesi üzre san ol ruh-ı rengîn
Görinür âyîneden la’l-i gûşvâresidür
Hayât bulsa n’ola vasl-ı yâr ile Bâkî
Dehânı cânı leb-i la’li cânı pâresidür
Belî belâyı iden ‘âşıka sitâresidür
Şihâb sanma felekde giceyle zâhir olan
Mahabbet ehlinüñ ol tîg-i âhı yarasıdur
Sevâd-ı sübha-i sad-dâne şeyh-i sâlûsuñ
Hakîkate nazar olınsa yüzi karasıdur
‘İzâr-ı sâdesi üzre san ol ruh-ı rengîn
Görinür âyîneden la’l-i gûşvâresidür
Hayât bulsa n’ola vasl-ı yâr ile Bâkî
Dehânı cânı leb-i la’li cânı pâresidür
Niyâzın dâ’imâ Allah'a eyle
Uyan gafletden ey gâfil gözün aç
Çün olur melce-i erbâb-ı hâcât
Olupdur hâs ü âmm ol bâba muhtâc
Uyan gafletden ey gâfil gözün aç
Çün olur melce-i erbâb-ı hâcât
Olupdur hâs ü âmm ol bâba muhtâc
Bir nizam ki, eskimez, yıpranmaz, sendelenmez,
Mekân onu aşamaz, zaman onu delemez.
Mekân onu aşamaz, zaman onu delemez.
Nîzesi cânuma vü nîzesine cân ditrer
Yâr kim togru ola üstine yârân ditrer
Şöyle sarsar felegi sadme-i bâd-ı âhum
‘Âleme lerze düşer günbed-i Keyvân ditrer
Güzer-i eşk-i revânum komadı dilde karâr
Cûybâr içre biten ney gibi her ân ditrer
Şöyle kıldı ten-i efsürdeyi âh-ı serdüm
Tokınup turdugı dem nâvek-i cânân ditrer
Bâkıyâ var ise dil bülbül-i hoş-hvân dilidür
Şevk ile kılsa kaçan nâle vü efgân ditrer
Yâr kim togru ola üstine yârân ditrer
Şöyle sarsar felegi sadme-i bâd-ı âhum
‘Âleme lerze düşer günbed-i Keyvân ditrer
Güzer-i eşk-i revânum komadı dilde karâr
Cûybâr içre biten ney gibi her ân ditrer
Şöyle kıldı ten-i efsürdeyi âh-ı serdüm
Tokınup turdugı dem nâvek-i cânân ditrer
Bâkıyâ var ise dil bülbül-i hoş-hvân dilidür
Şevk ile kılsa kaçan nâle vü efgân ditrer
Nolur ise ko ki olsun nolusar
Tek gönül Mevlâyı bulsun nolusar
Aşk denizi gene taşmış kan akar
Âşık-ı bi çare dalsın nolusar
Bir denize düşen ölür dediler
Ölür ise ko ki ölsün nolusar
Aşk gelicek cümle eksikler biter
Bitmez ise ko ki kalsın nolusar
Âkıbet şol göze toprak dolusar
Bir gün öndün, ko ki dolsun nolusar
Dünyanın mansıplariyle izzetin
Yunus kodu alan alsın nolusar
Tek gönül Mevlâyı bulsun nolusar
Aşk denizi gene taşmış kan akar
Âşık-ı bi çare dalsın nolusar
Bir denize düşen ölür dediler
Ölür ise ko ki ölsün nolusar
Aşk gelicek cümle eksikler biter
Bitmez ise ko ki kalsın nolusar
Âkıbet şol göze toprak dolusar
Bir gün öndün, ko ki dolsun nolusar
Dünyanın mansıplariyle izzetin
Yunus kodu alan alsın nolusar
Sen ol dersen olur,
Nur bize Allah'ım nur!
Nur bize Allah'ım nur!
Nûr ile doldu yine kevn ü mekân
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Zeyn olup açıldı ebvâb-ı cinân
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Anda Kur'ân-ı azîm etdi nüzûl
Şehr-i ümmet buyurur ana Resûl
Tâlib-i Hakk'a nasîb ola vusûl
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Zikr ü tehlîli vü tesbîhi güzel
Hem namâzı vü terâvîhi güzel
Zav'-i kandîl ü mesâbîhi güzel
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Şer'-i pâki başa hoş tâc edelim
Sünnet-i Ahmed'i minhâc edelim
Âlem-i ma'nâya mi'râc edelim
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Mâsivâ hubbun aradan süregör
Zât-ı bî-çûne Hüdâyî eregör
Bezm-i vahdetde safâlar süregör
Geldi lutf ile mübârek ramazân
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Zeyn olup açıldı ebvâb-ı cinân
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Anda Kur'ân-ı azîm etdi nüzûl
Şehr-i ümmet buyurur ana Resûl
Tâlib-i Hakk'a nasîb ola vusûl
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Zikr ü tehlîli vü tesbîhi güzel
Hem namâzı vü terâvîhi güzel
Zav'-i kandîl ü mesâbîhi güzel
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Şer'-i pâki başa hoş tâc edelim
Sünnet-i Ahmed'i minhâc edelim
Âlem-i ma'nâya mi'râc edelim
Geldi hoş lutf ile şehr-i ramazân
Mâsivâ hubbun aradan süregör
Zât-ı bî-çûne Hüdâyî eregör
Bezm-i vahdetde safâlar süregör
Geldi lutf ile mübârek ramazân
Şehirlerde tabanım değil, yüreğim yarık:
Nur şehrine gidelim, yürü, çilekeş çarık!
Nur şehrine gidelim, yürü, çilekeş çarık!
Nûr-ı Hakk'a baka bir gün ola ebsâr-ı kulûb
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Nefehât-ı keremi bir gün ola ede hubûb
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Pür-hevâ nefsin elinden n'idelim neyleyelim
Hak bilir hâlimizi hod kime ne söyleyelim
Geliniz imdi ulular yolunu soylayalım
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Nefs ü şeytâna zebûn eylemeye kullarını
Âşık u sâdıka âsân getire yollarını
Vara bülbülleri seyrân ede dost illerini
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Mülkü ko mâlike bak leyl ü nehâr eden odur
Cem'-i ezdâd edüben unsurı çâr eden odur
Âteşi gülşen edip düşmeni yâr eden odur
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Mahz-ı fazl ile esirgerse Hüdâyî'ye yeter
Nazar-ı lutfu ile kârı onar işi biter
Zâkiri zikr eder ol zikr eden envâra batar
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Nefehât-ı keremi bir gün ola ede hubûb
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Pür-hevâ nefsin elinden n'idelim neyleyelim
Hak bilir hâlimizi hod kime ne söyleyelim
Geliniz imdi ulular yolunu soylayalım
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Nefs ü şeytâna zebûn eylemeye kullarını
Âşık u sâdıka âsân getire yollarını
Vara bülbülleri seyrân ede dost illerini
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Mülkü ko mâlike bak leyl ü nehâr eden odur
Cem'-i ezdâd edüben unsurı çâr eden odur
Âteşi gülşen edip düşmeni yâr eden odur
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
Mahz-ı fazl ile esirgerse Hüdâyî'ye yeter
Nazar-ı lutfu ile kârı onar işi biter
Zâkiri zikr eder ol zikr eden envâra batar
Umarız lutf u inâyet ede Mevlâ-yı Kerîm
bir vardım
bir yoktum
ben doğdum
selim-i salisin köşkünde
sebepsiz hüzün hocamdı
loş odalar mektebinde
harem ağaları lalaydı
kara sevdâma
uyudum
büyüdüm
ve nûrusiyâha ağladım
nûrusiyâha ağladığım zaman
annem süzudilâra idi
ve babam bir tambur
annem süstü
babam küstü
ama ben niçin hâlâ nûrusiyâha ağlarım
nûrusiyâaah
nûrusiyâaahhh
bir yoktum
ben doğdum
selim-i salisin köşkünde
sebepsiz hüzün hocamdı
loş odalar mektebinde
harem ağaları lalaydı
kara sevdâma
uyudum
büyüdüm
ve nûrusiyâha ağladım
nûrusiyâha ağladığım zaman
annem süzudilâra idi
ve babam bir tambur
annem süstü
babam küstü
ama ben niçin hâlâ nûrusiyâha ağlarım
nûrusiyâaah
nûrusiyâaahhh
Nutfe-i nâ-çîzi insân eyledin
Hamd ü minnet sana ey Rabb-i Kerîm
Ehl-i islâm ehl-i îmân eyledin
Hamd ü minnet sana ey Rabb-i Kerîm
Giydirip halka vücûdun hil'atin
Bize gösterdin kemâl-i kudretin
Umarız iki cihânda rahmetin
Çok şükürler sana ey Rabb-i Kerîm
Hamd ü minnet sana ey Rabb-i Kerîm
Ehl-i islâm ehl-i îmân eyledin
Hamd ü minnet sana ey Rabb-i Kerîm
Giydirip halka vücûdun hil'atin
Bize gösterdin kemâl-i kudretin
Umarız iki cihânda rahmetin
Çok şükürler sana ey Rabb-i Kerîm
Nutfe-i nâçîzi insân eyleyen Kâdir Hudâ
Yine lutfundan ede kullarına vaslın atâ
Lutf u İhsânı Hak'ın ihsâya kâbil mi aceb
Add içün cem' olsa ger ins ü melek şâh ü gedâ
Bu Fenâ bağında bir bâkî sa'âdet isteyen
Enbiyâ vü evliyâ isrine kılsın iktidâ
Hubb-ı dünyâ ile keyd-i nefse kim olsa esîr
Hakk'a yüz tutsun yine andan olur derde devâ
Ma-sivâyı terk edip Mevlâ'ya ikbâl eylesin
Ey Hüdâyî bulmak isterse kişi bâkî safâ
Yine lutfundan ede kullarına vaslın atâ
Lutf u İhsânı Hak'ın ihsâya kâbil mi aceb
Add içün cem' olsa ger ins ü melek şâh ü gedâ
Bu Fenâ bağında bir bâkî sa'âdet isteyen
Enbiyâ vü evliyâ isrine kılsın iktidâ
Hubb-ı dünyâ ile keyd-i nefse kim olsa esîr
Hakk'a yüz tutsun yine andan olur derde devâ
Ma-sivâyı terk edip Mevlâ'ya ikbâl eylesin
Ey Hüdâyî bulmak isterse kişi bâkî safâ
O
O, Allah’ın emriyle Kainat Efendisi;
Varlığın Tacı, varlık nurunun ta kendisi...
Varlığın Tacı, varlık nurunun ta kendisi...
Bendim benim gölgelerimdi
yaklaşan dağlara ayaklarını satan
ve bakır kazanlardan taşarken roma
yorgun bir karanlığa ileten kendini
o acı çığlıkları güzle ağartan
ben ki sesimle coşturup al binitimi
bir koşu yetiştirdim o çılgın yaza
o zaman roma'ya tutuşurdu tanrılar
çocuklara unutulurdu savaş giysileri
ama kimlerdi durmadan seslenen bana
kimlerdi durmadan sarışın olanlar
kimdi o bilinmez yapının taşları sırtında
gece gibi geçti köprülerinden şehrin
silahı kendi dalgınlığına çarptı birden
büyük bakır kazanlarda inledi mevsim
yel çözdü saçlarımı örgülerinden
ben ki hala alnımda imparatorluklar
bezgin, yorgun yüzlü ve sarışın olanlar.
(1963)
yaklaşan dağlara ayaklarını satan
ve bakır kazanlardan taşarken roma
yorgun bir karanlığa ileten kendini
o acı çığlıkları güzle ağartan
ben ki sesimle coşturup al binitimi
bir koşu yetiştirdim o çılgın yaza
o zaman roma'ya tutuşurdu tanrılar
çocuklara unutulurdu savaş giysileri
ama kimlerdi durmadan seslenen bana
kimlerdi durmadan sarışın olanlar
kimdi o bilinmez yapının taşları sırtında
gece gibi geçti köprülerinden şehrin
silahı kendi dalgınlığına çarptı birden
büyük bakır kazanlarda inledi mevsim
yel çözdü saçlarımı örgülerinden
ben ki hala alnımda imparatorluklar
bezgin, yorgun yüzlü ve sarışın olanlar.
(1963)
Adının o bahçeler, her gün anıldığı yer;
O bahçeler, yalanın bile yanıldığı yer...
O bahçeler, yalanın bile yanıldığı yer...
Bahçeden çocuk sesleri geliyor
Hayatı dinliyorum
İçim yoruluyor, ruh yoruluyor
Büyük gözlü çocuk
İnsanın içine kadar bakıyor
Sorar gibi
- Nerede benim babam
Kendimi şöyle görürüm düşümde
İki ata birden binmişim
Biriyle kuzeye saldırıyorum
Ötekiyle
Alkan lalelerin
Kıpkızıl tutuştuğu sulara
Nerede babam
Karşısında yapayalnızsın
Duvar gibi dikilen
Bu sorunun
Okşuyorsun başını
Şehit çocuğunun
Bahçeden kuş sesleri geliyor
Sabahı dinliyorum
Bu sefer bezgin
Bir vakit
Darağaçları kurdum
Elimden fırlayıp gidiyor cellatlar
Silah olarak
Bir tek soru var elimde
Nerede babam, nerede
Hayatı dinliyorum
İçim yoruluyor, ruh yoruluyor
Büyük gözlü çocuk
İnsanın içine kadar bakıyor
Sorar gibi
- Nerede benim babam
Kendimi şöyle görürüm düşümde
İki ata birden binmişim
Biriyle kuzeye saldırıyorum
Ötekiyle
Alkan lalelerin
Kıpkızıl tutuştuğu sulara
Nerede babam
Karşısında yapayalnızsın
Duvar gibi dikilen
Bu sorunun
Okşuyorsun başını
Şehit çocuğunun
Bahçeden kuş sesleri geliyor
Sabahı dinliyorum
Bu sefer bezgin
Bir vakit
Darağaçları kurdum
Elimden fırlayıp gidiyor cellatlar
Silah olarak
Bir tek soru var elimde
Nerede babam, nerede
O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklanbaçta var mısın?
Toprağın altındaki saklanbaçta var mısın?
O dilber ki, devamlı aşığa yüzünü göstermez;
Noksan kalır; bakış feyzi bulup, olgunluk kesbetmez...
Aşıkları kendine çekmeyen, gerçek maşuk sayılmaz;
Ne çıkar o suret güzelliğinden ki, hal ehlini cezp etmez? ...
Maşukun yüzü, bilge olmayandan gizli kalmalı;
Çünkü bilge olmayan, Allah’ın sanatını idrak etmez...
Güzellerin vuslatına talip olan, nefsin arzusudur;
Yoksa gerçek aşk için: ayrılık: ya da vuslat: fark etmez...
Maşuk, aşığın var olan hayat nakdini harcıyor;
Korkulur ki, bu zulmü maşukuna aşık helal etmez!
Güzeller naz cilvelerini mecaz ehline göstersinler;
Hakikat ehli, kendini zülüf ve bene müptela etmez!
Fuzuli, suret aleminde şaşkın ve gafil gezer durur...
Nasıl gafil? Bu sevdanın sonunu hiç hayal etmez...
Noksan kalır; bakış feyzi bulup, olgunluk kesbetmez...
Aşıkları kendine çekmeyen, gerçek maşuk sayılmaz;
Ne çıkar o suret güzelliğinden ki, hal ehlini cezp etmez? ...
Maşukun yüzü, bilge olmayandan gizli kalmalı;
Çünkü bilge olmayan, Allah’ın sanatını idrak etmez...
Güzellerin vuslatına talip olan, nefsin arzusudur;
Yoksa gerçek aşk için: ayrılık: ya da vuslat: fark etmez...
Maşuk, aşığın var olan hayat nakdini harcıyor;
Korkulur ki, bu zulmü maşukuna aşık helal etmez!
Güzeller naz cilvelerini mecaz ehline göstersinler;
Hakikat ehli, kendini zülüf ve bene müptela etmez!
Fuzuli, suret aleminde şaşkın ve gafil gezer durur...
Nasıl gafil? Bu sevdanın sonunu hiç hayal etmez...
O kanun ölümsüzlük nizamının hevengi,
O kanun doğru, güzel, iyinin tek mihengi...
O kanun doğru, güzel, iyinin tek mihengi...
Hasta olsam, ilâcım, çorbam, sütüm, o kitap...
Suda mantarım, gökte; paraşütüm o kitap...
Suda mantarım, gökte; paraşütüm o kitap...
Kim var o nizama ki, Hak yolunda kırbaçlık;
Fırın, fikir ekmeği verinceye dek, açlık...
Fırın, fikir ekmeği verinceye dek, açlık...
Beri gel, serseri yol!
O'nun Ümmetinden ol!
Sel sel kümelerle dol!
O'nun Ümmetinden ol!
Sen, hiçliğe bakan yön!
Hep sıfır, arka ve ön!
Dosdoğru Kâbe'ye dön!
O'nun Ümmetinden ol!
Gel dünya, mundar kafes!
Gel, gırtlakta son nefes!
Gel, Arşı arayan ses!
O'nun Ümmetinden ol!
Solmaz, solmaz; bu bir renk...
Ölmez, ölmez; bir ahenk...
İnsanlık; hevenk hevenk,
O'nun Ümmetinden ol!
1949
O'nun Ümmetinden ol!
Sel sel kümelerle dol!
O'nun Ümmetinden ol!
Sen, hiçliğe bakan yön!
Hep sıfır, arka ve ön!
Dosdoğru Kâbe'ye dön!
O'nun Ümmetinden ol!
Gel dünya, mundar kafes!
Gel, gırtlakta son nefes!
Gel, Arşı arayan ses!
O'nun Ümmetinden ol!
Solmaz, solmaz; bu bir renk...
Ölmez, ölmez; bir ahenk...
İnsanlık; hevenk hevenk,
O'nun Ümmetinden ol!
1949
İniyorum kulelerinden katil
iniyorum maktul minarelerden
taraçadan, bahçeden
ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden
ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte
değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor
açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane
canlıların korka korka uzandıkları zemin
ağzımda kef
iki gözIerimde mil
iniyorum kulelerinden
katil.
Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor?
Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan
beni çağırmaktadır?
Göklerin çökeltisinden başkaca soy
toprağın tortusundan gayrı hısım bilmeksizin
iniyorum kirli eteklerine
beni emziren kaltak şehrin
iniyorum ama indirilmedim
iniyorum çalıntı tahtımı terk ederek
arada bir çehremi dalgalandıran karaltı
vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek
iniyorum onlardan artakalan yükü indirmek için
indiğim yerde beni bir bekleyen yok
indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim
puslu, çapraşık, koklanmamış
ihmalkâr gözle okunmuş bir kitap
bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim
yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı
benimle açsaydı ağırdan
tükeniş faslını mızrap.
Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana?
Ne dökülüş inişimde, ne çakış…
Yalnızca o çetrefil
aralama zahmetine katlanarak
iniyorum kızları utandıran iç çekişle
erkekleri boğan kasvetle iniyorum.
Öfkemdi başlattı yolu
ısrara gerek var deyip durdu şehvetim
istemedi doğurmak böyle bir uğraşı tabiat
tarih onu tanımazlıktan geldi
bir dövüş olsaydı sonunda belki gevşerdi hırsım
belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra
ama ben hınca hınç bekçisi kalacağım burçlarımın
sonunda yükü bıraktığıma yanacağım.
İniyor ve inliyorum
nereye bir kucak dolusu
sonluluk sorgusu getiriyorsam
oraya bir kucak da getiriyorum
bir kucak sadece genç ve diri değil
bir kucak sadece yaşlı ve yorgun değil
bir kucak sadece erkek ve vakur değil
bir kucak sadece kıvrak ve dişi değil
bir kucak sadece kavruk ve intikamcı değil
bir kucak sadece gürbüz ve atak değil
bir kucak sadece üzgün ve dindar değil
bir kucak sadece temiz ve sevecen değil
bir kucak sadece pis ve sırnaşık değil
bir kucak sadece cömert ve sıcak değil
bir kucak sadece sancılı ve keskin değil
bir kucak sadece umursamaz ve bezgin değil
bir kucak sadece öksüz ve çolak değil
bir kucak
sadece bir kucak
açılınca açıkları kapatan
acıkınca doyuran
ve doyurunca
nasıl da perişan, ne kadar da ölçülü
darası alınmaz yüküm bu benim
kayda geçirilemez, narhı konulmaz
resmen ve alenen ifade usulü yok
gözümün feri saydım onu, gücüm bundadır
dizimin dermanıdır o
buradan gelir cesaretim
bende bu kucak olduktan sonra
iyi veya kötü ne yapılabilir
kendi hayatı aleyhine
binlerce defa dolap
çevirmiş olan bana?
Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor
kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak
her sevincimi viran eden bu hayvan
yalanlar içinde boğulmamı önlüyor
ondan kurtulacak olursam biliyorum
beni yaşamakla coşturan
bir kaynak keşfederim
ondan kurtulduğum an
bütün boyutlarımı
kaybederim.
Önceleri, acemiyken
bu vaşak yokken daha yanıbaşımda
okul müdürü
veresiye satan bakkal
kapıcı ve akrabaları
dört ayrı ölümle ölmeyi öğren
demişlerdi bana
dört bucakmış
anlattıklarına bakılırsa dünya
omzun güneş kokuyor demişti
kısa eteklikli kız
o da omzuma bir şey konduracak mutlaka.
İşte o zaman bildimdi
anladımdı o sıra
ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim
bu çuha, bu sicim elden çıkarsa
acemiydim gitmem dedim sizin provalarınıza
bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi
berbattır balkonda o güneşli sabahlar
biraz açılmak için açıldığınız kırların
aniden karşılaştığınız ırmakların
ürpertisi ahmakça
böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem
benden iki bakışık parça
çıkarmaya çabalayan boylam da berbat
ipekli libas giymem, altın takınmam
atımın eğerinde kaplan derisi yoktur
çehreme iyi baksalardı yırtılırdı
uykularının zarı
uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar
bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken
uykularına tutundular…
Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek
acılardır paylaşan çocukları
gün geldi paylaşıldı acılar
çocuklar paylaşıldı
bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım
gittim bir kuyudan su çektim
halka boynumdan geçti
geçti boynuma kemend
d harfine bak dedim
nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin
harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri
harf ol harfle birlikte kıyam et
harf of harfler ummanına bat
çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin
çünkü böndür altında kaldığım töhmet
uğradığım kinayeler bön ve berbat.
Evet, ilmektir boynumdaki ama ben
kimsenin kölesi değilim
tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya
tarantulaymış benim adım diyecek değilim
tam düşecekken tutunduğum tuğlayı
kendime rabb bellemiyeceğim
razı değilim beni tanımayan tarihe
beni sinesine sarmayan
tabiattan rıza dilenmeyeceğim.
Gittim su çektim en derin kuyudan
en hileli desteden
kendi kartımı çektim
yaktım belgeleri
bütün tanıkları yok etmek için
ricacıları öldürdüm
onlar bu dumanlı dünyanın
beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi
gerçekten özlemişti beni dünya öze çekmişti
özüm gelinceye kadar bana temas etmişti
bu dokunuş parlatınca beni
benden biraz dünya
isteyen ricacıları
öldürdüm ve
kıtal bitti.
Yazık.
Yazık ki yazgımın boyası koyu.
İnilecek kadar indim. Hayfa.
Yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura
eskilerin tayfası yine hep buradalar
hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar
havada hayza benzeyen aynı koku
binalara yaklaşırken eskisi gibi
sıklet artıyor
hâlâ ayırt edilemiyor dişli gıcırtıları
çocuk çığlıklarından
tanıyorum bunlar
bulutlara bakmak için penceresi evlerin
bu da deniz
hırs püsküren, toynak durduran deniz
rezeleri yerlerinden oynatan
vâdeden, vâdeden, vâdeden tesellicimiz.
Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı
ufku muallâk deniz, bir yanımda
kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilât
kimin yüzünü çevirdiysem
hüznü de sevinci kadar ıskarta…
Niye indim buraya ben?
Boşuna mıydı yol boyunca benliğime
musallat olan belâ?
Bir çevrim tamamlandı mı şimdi?
Yine mi döndüm başa?
Olmaz diyor yanımdan ayrılmayan vaşak
kimse başa dönmemiştir, dönemez
hele sen geçtiğin o ormanlar
rüyalarındaki canavarlardan sonra
çok uzaksın o ilk
fırlatıldığın zamana.
Aldanma bunlar tayfa değil
burada doğdu hepsi
denize hiç açılmadılar
denizi sen kadar bile
tanıyan yoktur aralarında
her biri uzak bir beldeden geldi
sanılsın istiyor yosmalar
böylece saygın fahişeler
arasına katışacaklar
müptezel birer facire ofsalar da.
Tecimenler, onlar da sahi değil
onlar da olmayan tayfaların
gemilerinden çıkan malları
sattıklarına inandırmak istiyor
şehrin acemi insanlarını.
Sen ve yağmur.
Başa dönemezsiniz.
Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak
dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
Yağmur yalnız yağarken yağmurdur
sen yalnız senken sensin
burada kalamazsın ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın
kovalanan bir Yahudi gibi
ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun
her şey çok yetersiz senin için
her şey sana çok fazla
ayıklarsan ayık durabiliyorsun
aranı açıyorsun kendinle
eşyayı araladıkça
uyanmanın bedeli serapları fedadır
uykuyu tadayım dersen
kâbusa dalmak pahasına.
Tarihe dersini vermen gerek
yoldan ayrılamazsın
yediremezsin sokulmayı kendine
tabiatın apışaralarına
ne yıkılmış bir tapınağın suskunluğu
durdurabiliyor seni
ne gürültülü bir havra.
Yükün ağır.
He’s so heavy
just because he’s your brother.
Kardeşlerin pogrom sana.
Dostlarının eşiğine varınca başlıyor
senin diasporan.
Herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!
Eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
orada, arada bir beni yoklar
intihara ayırdığım zamanlar
bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır
düzgün sabuklamalardan bana kalan..
Evde
anlaşılmaz bir tını
bilmem nereden gelir
uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?
bilemem Yahudi değilim
gizli bir yerde genizam yok
bilemem insan nerenin yerlisidir
ömrüm burada
bütün Yahudiler gibi
raflara doğru, çekmecelere
sahanlıklara doğru geçti
yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için
bir sıvaydım kendime kendi ellerimde
tıpkı Yahudiler gibi
buraların yerlisi ben değilim.
Şarkıya dönersem ense köküm seyrelecek
ağdası çözülecek bana aşktan bulaşan kozlarımın
şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut
yolun çamurunda revnâk-ı bahar bulacaklar
ben şarkıya dönünce
boğazlarındaki boğum insanların epriyecek
ve onun yerine her günkü işleri yaparken
kepenkleri kaldırırken, silerken tezgahı
kalbe gizlice batan kıymık geçecek
şarkıya dönersem, yanık bir şarkıya
holokost neymiş meğer
herkes bilecek.
Kalbime döneceğim, ama hangi yolla?
Yedeğimdeki okunaksız
şarapla lekelenmiş, solgun harita
uyduruk bir şey mi bilmiyorum
yoksa sahiden definenin yeri
gösteriliyor mu orada?
Ama boşver... Nasıl bir ilgi olabilir
kalbe dönmekle define bulmak arasında?
Lâkin ben inerken her dönemeçte
bir parçasını ele geçirdiğim
her molada, her zorlanışında nefesimin
her ayak sürçmesinde çiziktirdiğim haritamın
bütün paftalarında sabit mürekkeple işaretlenmiştir
nerelerde kıraçlaşır
rahminde levendane öcün tohumları yatan gece
güneşin şifa diye bilinen ışıkları
nerelerde kıyıcı bir zehre çevrilir…
Haritamda caddeyi ürpertiye açacak
bir kaç kaçıktan başka nirengi noktası yok.
Açıkça gösteriyor haritam farkı nedir
bir cenaze kalkarken yağan yağmurun
bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmurdan.
Yağmalar belli ki kim bulsa defineyi, umurumda mı
ben kalbime döneceğim fokurdayıp pörtlemek için
hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde
canı sıkkın kızların yüzlerinden
döşünden ahı kalmış delikanlıların
dünyaya habire pörtleyeceğim
evlerin olanca tınısı dindiği zaman
kısıldığı zaman bütün şarkıların kanatları
fokurtum dokunacak herkese yedi ırkın kavşağından.
Yahudi değilsem bile
bende Yahudalık da mı yok-
Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?
iniyorum maktul minarelerden
taraçadan, bahçeden
ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden
ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte
değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor
açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane
canlıların korka korka uzandıkları zemin
ağzımda kef
iki gözIerimde mil
iniyorum kulelerinden
katil.
Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor?
Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan
beni çağırmaktadır?
Göklerin çökeltisinden başkaca soy
toprağın tortusundan gayrı hısım bilmeksizin
iniyorum kirli eteklerine
beni emziren kaltak şehrin
iniyorum ama indirilmedim
iniyorum çalıntı tahtımı terk ederek
arada bir çehremi dalgalandıran karaltı
vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek
iniyorum onlardan artakalan yükü indirmek için
indiğim yerde beni bir bekleyen yok
indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim
puslu, çapraşık, koklanmamış
ihmalkâr gözle okunmuş bir kitap
bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim
yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı
benimle açsaydı ağırdan
tükeniş faslını mızrap.
Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana?
Ne dökülüş inişimde, ne çakış…
Yalnızca o çetrefil
aralama zahmetine katlanarak
iniyorum kızları utandıran iç çekişle
erkekleri boğan kasvetle iniyorum.
Öfkemdi başlattı yolu
ısrara gerek var deyip durdu şehvetim
istemedi doğurmak böyle bir uğraşı tabiat
tarih onu tanımazlıktan geldi
bir dövüş olsaydı sonunda belki gevşerdi hırsım
belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra
ama ben hınca hınç bekçisi kalacağım burçlarımın
sonunda yükü bıraktığıma yanacağım.
İniyor ve inliyorum
nereye bir kucak dolusu
sonluluk sorgusu getiriyorsam
oraya bir kucak da getiriyorum
bir kucak sadece genç ve diri değil
bir kucak sadece yaşlı ve yorgun değil
bir kucak sadece erkek ve vakur değil
bir kucak sadece kıvrak ve dişi değil
bir kucak sadece kavruk ve intikamcı değil
bir kucak sadece gürbüz ve atak değil
bir kucak sadece üzgün ve dindar değil
bir kucak sadece temiz ve sevecen değil
bir kucak sadece pis ve sırnaşık değil
bir kucak sadece cömert ve sıcak değil
bir kucak sadece sancılı ve keskin değil
bir kucak sadece umursamaz ve bezgin değil
bir kucak sadece öksüz ve çolak değil
bir kucak
sadece bir kucak
açılınca açıkları kapatan
acıkınca doyuran
ve doyurunca
nasıl da perişan, ne kadar da ölçülü
darası alınmaz yüküm bu benim
kayda geçirilemez, narhı konulmaz
resmen ve alenen ifade usulü yok
gözümün feri saydım onu, gücüm bundadır
dizimin dermanıdır o
buradan gelir cesaretim
bende bu kucak olduktan sonra
iyi veya kötü ne yapılabilir
kendi hayatı aleyhine
binlerce defa dolap
çevirmiş olan bana?
Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor
kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak
her sevincimi viran eden bu hayvan
yalanlar içinde boğulmamı önlüyor
ondan kurtulacak olursam biliyorum
beni yaşamakla coşturan
bir kaynak keşfederim
ondan kurtulduğum an
bütün boyutlarımı
kaybederim.
Önceleri, acemiyken
bu vaşak yokken daha yanıbaşımda
okul müdürü
veresiye satan bakkal
kapıcı ve akrabaları
dört ayrı ölümle ölmeyi öğren
demişlerdi bana
dört bucakmış
anlattıklarına bakılırsa dünya
omzun güneş kokuyor demişti
kısa eteklikli kız
o da omzuma bir şey konduracak mutlaka.
İşte o zaman bildimdi
anladımdı o sıra
ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim
bu çuha, bu sicim elden çıkarsa
acemiydim gitmem dedim sizin provalarınıza
bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi
berbattır balkonda o güneşli sabahlar
biraz açılmak için açıldığınız kırların
aniden karşılaştığınız ırmakların
ürpertisi ahmakça
böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem
benden iki bakışık parça
çıkarmaya çabalayan boylam da berbat
ipekli libas giymem, altın takınmam
atımın eğerinde kaplan derisi yoktur
çehreme iyi baksalardı yırtılırdı
uykularının zarı
uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar
bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken
uykularına tutundular…
Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek
acılardır paylaşan çocukları
gün geldi paylaşıldı acılar
çocuklar paylaşıldı
bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım
gittim bir kuyudan su çektim
halka boynumdan geçti
geçti boynuma kemend
d harfine bak dedim
nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin
harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri
harf ol harfle birlikte kıyam et
harf of harfler ummanına bat
çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin
çünkü böndür altında kaldığım töhmet
uğradığım kinayeler bön ve berbat.
Evet, ilmektir boynumdaki ama ben
kimsenin kölesi değilim
tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya
tarantulaymış benim adım diyecek değilim
tam düşecekken tutunduğum tuğlayı
kendime rabb bellemiyeceğim
razı değilim beni tanımayan tarihe
beni sinesine sarmayan
tabiattan rıza dilenmeyeceğim.
Gittim su çektim en derin kuyudan
en hileli desteden
kendi kartımı çektim
yaktım belgeleri
bütün tanıkları yok etmek için
ricacıları öldürdüm
onlar bu dumanlı dünyanın
beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi
gerçekten özlemişti beni dünya öze çekmişti
özüm gelinceye kadar bana temas etmişti
bu dokunuş parlatınca beni
benden biraz dünya
isteyen ricacıları
öldürdüm ve
kıtal bitti.
Yazık.
Yazık ki yazgımın boyası koyu.
İnilecek kadar indim. Hayfa.
Yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura
eskilerin tayfası yine hep buradalar
hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar
havada hayza benzeyen aynı koku
binalara yaklaşırken eskisi gibi
sıklet artıyor
hâlâ ayırt edilemiyor dişli gıcırtıları
çocuk çığlıklarından
tanıyorum bunlar
bulutlara bakmak için penceresi evlerin
bu da deniz
hırs püsküren, toynak durduran deniz
rezeleri yerlerinden oynatan
vâdeden, vâdeden, vâdeden tesellicimiz.
Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı
ufku muallâk deniz, bir yanımda
kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilât
kimin yüzünü çevirdiysem
hüznü de sevinci kadar ıskarta…
Niye indim buraya ben?
Boşuna mıydı yol boyunca benliğime
musallat olan belâ?
Bir çevrim tamamlandı mı şimdi?
Yine mi döndüm başa?
Olmaz diyor yanımdan ayrılmayan vaşak
kimse başa dönmemiştir, dönemez
hele sen geçtiğin o ormanlar
rüyalarındaki canavarlardan sonra
çok uzaksın o ilk
fırlatıldığın zamana.
Aldanma bunlar tayfa değil
burada doğdu hepsi
denize hiç açılmadılar
denizi sen kadar bile
tanıyan yoktur aralarında
her biri uzak bir beldeden geldi
sanılsın istiyor yosmalar
böylece saygın fahişeler
arasına katışacaklar
müptezel birer facire ofsalar da.
Tecimenler, onlar da sahi değil
onlar da olmayan tayfaların
gemilerinden çıkan malları
sattıklarına inandırmak istiyor
şehrin acemi insanlarını.
Sen ve yağmur.
Başa dönemezsiniz.
Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak
dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
Yağmur yalnız yağarken yağmurdur
sen yalnız senken sensin
burada kalamazsın ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın
kovalanan bir Yahudi gibi
ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun
her şey çok yetersiz senin için
her şey sana çok fazla
ayıklarsan ayık durabiliyorsun
aranı açıyorsun kendinle
eşyayı araladıkça
uyanmanın bedeli serapları fedadır
uykuyu tadayım dersen
kâbusa dalmak pahasına.
Tarihe dersini vermen gerek
yoldan ayrılamazsın
yediremezsin sokulmayı kendine
tabiatın apışaralarına
ne yıkılmış bir tapınağın suskunluğu
durdurabiliyor seni
ne gürültülü bir havra.
Yükün ağır.
He’s so heavy
just because he’s your brother.
Kardeşlerin pogrom sana.
Dostlarının eşiğine varınca başlıyor
senin diasporan.
Herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!
Eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
orada, arada bir beni yoklar
intihara ayırdığım zamanlar
bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır
düzgün sabuklamalardan bana kalan..
Evde
anlaşılmaz bir tını
bilmem nereden gelir
uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?
bilemem Yahudi değilim
gizli bir yerde genizam yok
bilemem insan nerenin yerlisidir
ömrüm burada
bütün Yahudiler gibi
raflara doğru, çekmecelere
sahanlıklara doğru geçti
yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için
bir sıvaydım kendime kendi ellerimde
tıpkı Yahudiler gibi
buraların yerlisi ben değilim.
Şarkıya dönersem ense köküm seyrelecek
ağdası çözülecek bana aşktan bulaşan kozlarımın
şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut
yolun çamurunda revnâk-ı bahar bulacaklar
ben şarkıya dönünce
boğazlarındaki boğum insanların epriyecek
ve onun yerine her günkü işleri yaparken
kepenkleri kaldırırken, silerken tezgahı
kalbe gizlice batan kıymık geçecek
şarkıya dönersem, yanık bir şarkıya
holokost neymiş meğer
herkes bilecek.
Kalbime döneceğim, ama hangi yolla?
Yedeğimdeki okunaksız
şarapla lekelenmiş, solgun harita
uyduruk bir şey mi bilmiyorum
yoksa sahiden definenin yeri
gösteriliyor mu orada?
Ama boşver... Nasıl bir ilgi olabilir
kalbe dönmekle define bulmak arasında?
Lâkin ben inerken her dönemeçte
bir parçasını ele geçirdiğim
her molada, her zorlanışında nefesimin
her ayak sürçmesinde çiziktirdiğim haritamın
bütün paftalarında sabit mürekkeple işaretlenmiştir
nerelerde kıraçlaşır
rahminde levendane öcün tohumları yatan gece
güneşin şifa diye bilinen ışıkları
nerelerde kıyıcı bir zehre çevrilir…
Haritamda caddeyi ürpertiye açacak
bir kaç kaçıktan başka nirengi noktası yok.
Açıkça gösteriyor haritam farkı nedir
bir cenaze kalkarken yağan yağmurun
bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmurdan.
Yağmalar belli ki kim bulsa defineyi, umurumda mı
ben kalbime döneceğim fokurdayıp pörtlemek için
hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde
canı sıkkın kızların yüzlerinden
döşünden ahı kalmış delikanlıların
dünyaya habire pörtleyeceğim
evlerin olanca tınısı dindiği zaman
kısıldığı zaman bütün şarkıların kanatları
fokurtum dokunacak herkese yedi ırkın kavşağından.
Yahudi değilsem bile
bende Yahudalık da mı yok-
Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?
Ol zaman kim ben ol Dost'tan ayrı düştüm oldum ırak
Hasret ü derd ü ah ile çok ağladım tuttum firak
İstedim yedi iklimi ne Rum'u kodum ne Şam'ı
Gezdim yürüdüm temamı başım açık yalın ayak
Yer mi kodum istemedik adem mi kodum sormaduk
Aç ve susuz halvetlede zari kılur idim yavlak
Kimse halim bilmez idi derde derman kılmaz idi
Derdim kime söyler isem der idi bana ahmak
Derdim benim ol yar idi alem bana ağyar idi
Gözüm yaşı revan olup akardı sanki bir ırmak
Derdim bulam mı ben anı komuştum ortaya canı
Her kim görür ise beni delidür der idi mutlak
Ne uslu ne delü idim ne diri ne ölü idim
Dost fikriyle dolu idim endişem Dost idi ancak
Dost Dost deyu gider idim Dost kandedir sorar idim
Dost haberin verenlere iderdim yüzümü toprak
İsteyürek buldum eri gerçek ere sordum yari
Didi yeter ettin zari Dost sendedir sen sana bak
Yürü halvet eyle seni senden zerre koma seni
Senden gidericek seni Dost sende edüben durak
Tutdum ol erin sözünü çevirdim benden yüzümü
İzledim kendi özümü benden bana göründü Hak
Gördüm alem Dost'tan dolu geldi bana der ol ulu
Var imdü sen şimden gerü sen ben defterin oda yak
Yaktım oda defterleri terk ettim ol tertipleri
Gördüm ki key hicap imiş aşıklara bu kara ak
Geçtim bu akdan karadan ikiliği sürdüm aradan
Birliğe yetdüm Dost ile birlikte okudum sebak
Eşrefoğlu Rumi gibi bu yola gerçek isen
Ta aşıklar arasında sana da dirler sadak
Bilesin bu muammayı yermeyesin yoksul bayı
Bir bakasın hass'a amma'a tutmayasın kimseye tak
Hasret ü derd ü ah ile çok ağladım tuttum firak
İstedim yedi iklimi ne Rum'u kodum ne Şam'ı
Gezdim yürüdüm temamı başım açık yalın ayak
Yer mi kodum istemedik adem mi kodum sormaduk
Aç ve susuz halvetlede zari kılur idim yavlak
Kimse halim bilmez idi derde derman kılmaz idi
Derdim kime söyler isem der idi bana ahmak
Derdim benim ol yar idi alem bana ağyar idi
Gözüm yaşı revan olup akardı sanki bir ırmak
Derdim bulam mı ben anı komuştum ortaya canı
Her kim görür ise beni delidür der idi mutlak
Ne uslu ne delü idim ne diri ne ölü idim
Dost fikriyle dolu idim endişem Dost idi ancak
Dost Dost deyu gider idim Dost kandedir sorar idim
Dost haberin verenlere iderdim yüzümü toprak
İsteyürek buldum eri gerçek ere sordum yari
Didi yeter ettin zari Dost sendedir sen sana bak
Yürü halvet eyle seni senden zerre koma seni
Senden gidericek seni Dost sende edüben durak
Tutdum ol erin sözünü çevirdim benden yüzümü
İzledim kendi özümü benden bana göründü Hak
Gördüm alem Dost'tan dolu geldi bana der ol ulu
Var imdü sen şimden gerü sen ben defterin oda yak
Yaktım oda defterleri terk ettim ol tertipleri
Gördüm ki key hicap imiş aşıklara bu kara ak
Geçtim bu akdan karadan ikiliği sürdüm aradan
Birliğe yetdüm Dost ile birlikte okudum sebak
Eşrefoğlu Rumi gibi bu yola gerçek isen
Ta aşıklar arasında sana da dirler sadak
Bilesin bu muammayı yermeyesin yoksul bayı
Bir bakasın hass'a amma'a tutmayasın kimseye tak
Ola maksûdumuz fazlınla hâsıl
İnâyet eyle sultânım meded hay
Olalım nûr-ı pâk-i zâte vâsıl
İnâyet eyle sultânım meded hay
Hudâ-yı Müste'ân açarsa yollar
Ere matlûbuna bî-çâre kullar
Safâya ermeğe mahzûn gönüller
İnâyet eyle sultânım meded hay
Vücûdu kande buldu cinn ü insân
Safâyı kanden aldı ehl-i irfân
Yine senden olur kullara ihsân
İnâyet eyle sultânım meded hay
Bizi fazlınla çünki etdin îcâd
Yine eyle na'îm-i vasla irşâd
Olalım mâsivâ hubbundan âzâd
İnâyet eyle sultânım meded hay
Hüdâyî'ye hidâyet senden olur
Dahi matlûba vuslat senden olur
Efendi fazl ü rahmet senden olur
İnâyet eyle Allah'ım meded hay
İnâyet eyle sultânım meded hay
Olalım nûr-ı pâk-i zâte vâsıl
İnâyet eyle sultânım meded hay
Hudâ-yı Müste'ân açarsa yollar
Ere matlûbuna bî-çâre kullar
Safâya ermeğe mahzûn gönüller
İnâyet eyle sultânım meded hay
Vücûdu kande buldu cinn ü insân
Safâyı kanden aldı ehl-i irfân
Yine senden olur kullara ihsân
İnâyet eyle sultânım meded hay
Bizi fazlınla çünki etdin îcâd
Yine eyle na'îm-i vasla irşâd
Olalım mâsivâ hubbundan âzâd
İnâyet eyle sultânım meded hay
Hüdâyî'ye hidâyet senden olur
Dahi matlûba vuslat senden olur
Efendi fazl ü rahmet senden olur
İnâyet eyle Allah'ım meded hay
Olmayıcak senden atâ
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Dâ’im işi sehv ü hatâ
Kul neylesin yâ Rabbenâ
İster seni cân bülbülü
Lâkin erişmez akl eli
Ger açıvermezsen yolu
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Kim gamda kim râhatdadır
Âlem buna hayretdedir
Hep kabza-i kudretdedir
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Hakk'anlamak merd işidir
Sığmaz akıl nerd işidir
Çün Sâni-'i ferd işidir
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Kim ki ezel dedi belâ
Andan ırag oldu belâ
Allâhü yef'al mâ-yeşâ
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Ente'l-Kerîmü'l-müste'ân
Ente'r-Raûfu küllü ân
İhsânına kaldık hemân
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Uçsa kafesden andelîb
Koma Hüdâyî'yi garîb
Et gülşen-i vaslın nasîb
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Dâ’im işi sehv ü hatâ
Kul neylesin yâ Rabbenâ
İster seni cân bülbülü
Lâkin erişmez akl eli
Ger açıvermezsen yolu
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Kim gamda kim râhatdadır
Âlem buna hayretdedir
Hep kabza-i kudretdedir
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Hakk'anlamak merd işidir
Sığmaz akıl nerd işidir
Çün Sâni-'i ferd işidir
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Kim ki ezel dedi belâ
Andan ırag oldu belâ
Allâhü yef'al mâ-yeşâ
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Ente'l-Kerîmü'l-müste'ân
Ente'r-Raûfu küllü ân
İhsânına kaldık hemân
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Uçsa kafesden andelîb
Koma Hüdâyî'yi garîb
Et gülşen-i vaslın nasîb
Kul neylesin yâ Rabbenâ
Yön yön sarılmışım ne yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;
Geçip de aynaya, soran olmaz mı?
Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman döne dursun, o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı?
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;
Geçip de aynaya, soran olmaz mı?
Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman döne dursun, o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı?
Olsa zülfi o gül-’izâra nikâb
Olur âşüfte sünbül-i sîr-âb
Dûd-ı âhum ruhuñ hevâsıyla
Ebr olur yagdurur cihâna gül-âb
Kân-ı mihr ü mahabbetüñdendür
Güher-i âfitâb-ı ‘âlem-tâb
Kaddüm ey şeh-süvâr-ı hüsn itdi
Pây-bûsuñ hayâli şekl-i rikâb
Oldı deryâ-yı eşküme nisbet
Günbed-i çarh-ı nîl-reng habâb
Gam-ı devrân-ı dûnı çekme yüri
Bâkıyâ ol hemîşe mest ü harâb
Olur âşüfte sünbül-i sîr-âb
Dûd-ı âhum ruhuñ hevâsıyla
Ebr olur yagdurur cihâna gül-âb
Kân-ı mihr ü mahabbetüñdendür
Güher-i âfitâb-ı ‘âlem-tâb
Kaddüm ey şeh-süvâr-ı hüsn itdi
Pây-bûsuñ hayâli şekl-i rikâb
Oldı deryâ-yı eşküme nisbet
Günbed-i çarh-ı nîl-reng habâb
Gam-ı devrân-ı dûnı çekme yüri
Bâkıyâ ol hemîşe mest ü harâb
Olsun gamuñda bencileyin zâr u bî-karâr
Âfâkı gezsün aglayurak ebr-i nev-bahâr
Tutsun cihânı nâle-i mürgân subh-dem
Güller yolınsun âh u figân eylesün hezâr
Sünbüllerini mâtem idüp çözsün aglasun
Dâmâne döksün eşk-i firâvânı kûhsâr
Añdukça bûy-ı hulkuñı derdüñle lâleveş
Olsun derûn-ı nâfe-i müşg-i Tatar târ
Gül hasretüñle yollara tutsun kulagını
Nergis gibi kıyâmete dek çeksün intizâr
Deryâlar itse ‘âlemi çeşm-i güher-feşân
Gelmez vücûda sencileyin dürr-i şâhvâr
Ey dil bu demde sensin olan baña hem-nefes
Gel nây gibi iñleyelüm bârî zâr zâr
Âheng-i âh u nâleleri idelüm bülend
Eshâb-ı derdi cûşa getürsün bu heft bend
Âfâkı gezsün aglayurak ebr-i nev-bahâr
Tutsun cihânı nâle-i mürgân subh-dem
Güller yolınsun âh u figân eylesün hezâr
Sünbüllerini mâtem idüp çözsün aglasun
Dâmâne döksün eşk-i firâvânı kûhsâr
Añdukça bûy-ı hulkuñı derdüñle lâleveş
Olsun derûn-ı nâfe-i müşg-i Tatar târ
Gül hasretüñle yollara tutsun kulagını
Nergis gibi kıyâmete dek çeksün intizâr
Deryâlar itse ‘âlemi çeşm-i güher-feşân
Gelmez vücûda sencileyin dürr-i şâhvâr
Ey dil bu demde sensin olan baña hem-nefes
Gel nây gibi iñleyelüm bârî zâr zâr
Âheng-i âh u nâleleri idelüm bülend
Eshâb-ı derdi cûşa getürsün bu heft bend
Olupdur nefsimiz perde
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Koma bizi ayaklarda
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Onarmaz bizi nefs-i şûm
Bize kalırsa iş ma'lûm
İnâyet eyle ey Kayyûm
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Erişdi gâyete mihnet
Hudâyâ kalmadı tâkat
Senindir kudret ü kuvvet
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Za'îfiz isteriz kuvvet
Garîbiz umarız rahmet
Seninledir sana vuslat
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Kulun işi cinâyetdir
Sana lâyık inâyetdir
Visâlin key sa'âdetdir
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Zaîfi kuvvete irgür
Garîbi vuslata irgür
Sarây-ı vahdete irgür
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Hüdâyî kulunun yâ Rab
İnâyet eyle gönlün yap
Tasarruf hod senindir hep
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Koma bizi ayaklarda
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Onarmaz bizi nefs-i şûm
Bize kalırsa iş ma'lûm
İnâyet eyle ey Kayyûm
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Erişdi gâyete mihnet
Hudâyâ kalmadı tâkat
Senindir kudret ü kuvvet
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Za'îfiz isteriz kuvvet
Garîbiz umarız rahmet
Seninledir sana vuslat
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Kulun işi cinâyetdir
Sana lâyık inâyetdir
Visâlin key sa'âdetdir
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Zaîfi kuvvete irgür
Garîbi vuslata irgür
Sarây-ı vahdete irgür
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Hüdâyî kulunun yâ Rab
İnâyet eyle gönlün yap
Tasarruf hod senindir hep
Meded Mevlâ meded Mevlâ
Olmaz bil de "olur"u, olur bilde "olmaz"ı;
Buluver günü geçmez, pörsümez ve solmazı...
Buluver günü geçmez, pörsümez ve solmazı...
İnsandan murad onlar, ölümü öldürenler;
Ötenin ötesinde sonsuz hayat sürenler...
Ötenin ötesinde sonsuz hayat sürenler...
Dün kalabalıkta
Sevmekten yorulmaktayım
Yalpalayan bir sarhoş var
Şimşek vuruyor onu bir çırpıda
Seçip vuruyor
Fırtına çevreği de onu buluyor emiyor
Yılışık nemli bir şehvete arzulanıyor
Bahar ayartıyor onu
Köprüde insanlardan yükselen buhar
Camların çiğneyip salonlara kustuğu sıcaklık
Sevmek yapışkan insan teri
İnsan kılı memesi kokarak
Kollarını eklemlerini yalıyor senin
ve şimdi aşkın evinde
iki yabancı insan
misina tutmaktan tuzlu sudan
birbirini duyamaz olmuş iki parmak gibi yatıyor
İstanbulda Suadiye mezarlığında
Yorgun uzman bir kalp
Kimbilir hangi kanlarda akıyor gövdemiz
Kimbilir kimin damarlarında hızlandırıyor sözlerim
Bir bohça aranır çağırır üfürür - sıcak ve tüterek
Irmak denize boşaltır dağlardan kaçırdıklarını
Atın birden nalları dökülür - delice koşarken yine de
Bilki şöminenin içinden
Yanmış kül olmuş yine de
Seni gözlemekteyim
Bir kadın bir baş kesiyor gördüklerim
Bir kadın kendiyle oynuyor
Kendine ve çocuklarına parçalanarak
Soğuk sıcak yanıp donarak
Dar koridorda yay gibi vınlar
Ve duşa varamadan
Ufak kırmızı lambadan erlikler yağar
Bir göz bir çağırma bir dur akar
Geri dön azarlandın
Koltuğa otur şöminenin içine bak
Şimdi hızlan ve hızlandır
Sevmekten yorulmaktayım
Yalpalayan bir sarhoş var
Şimşek vuruyor onu bir çırpıda
Seçip vuruyor
Fırtına çevreği de onu buluyor emiyor
Yılışık nemli bir şehvete arzulanıyor
Bahar ayartıyor onu
Köprüde insanlardan yükselen buhar
Camların çiğneyip salonlara kustuğu sıcaklık
Sevmek yapışkan insan teri
İnsan kılı memesi kokarak
Kollarını eklemlerini yalıyor senin
ve şimdi aşkın evinde
iki yabancı insan
misina tutmaktan tuzlu sudan
birbirini duyamaz olmuş iki parmak gibi yatıyor
İstanbulda Suadiye mezarlığında
Yorgun uzman bir kalp
Kimbilir hangi kanlarda akıyor gövdemiz
Kimbilir kimin damarlarında hızlandırıyor sözlerim
Bir bohça aranır çağırır üfürür - sıcak ve tüterek
Irmak denize boşaltır dağlardan kaçırdıklarını
Atın birden nalları dökülür - delice koşarken yine de
Bilki şöminenin içinden
Yanmış kül olmuş yine de
Seni gözlemekteyim
Bir kadın bir baş kesiyor gördüklerim
Bir kadın kendiyle oynuyor
Kendine ve çocuklarına parçalanarak
Soğuk sıcak yanıp donarak
Dar koridorda yay gibi vınlar
Ve duşa varamadan
Ufak kırmızı lambadan erlikler yağar
Bir göz bir çağırma bir dur akar
Geri dön azarlandın
Koltuğa otur şöminenin içine bak
Şimdi hızlan ve hızlandır
Korkuyu kapışır taşlar
karanlık kendine çekince perdeyi
göz hüzünle odayı kapar
el uyur ve akvaryumda balık
resmi çekilmiş nehir
Böyle bir çiçek vardı
Rüyadaki geçit büyüyüp büyüyüp
Büyüyüp büyüyüp büyüyüp
Espası bir tek gecede
Ezip el tutan
Alnının bütün bir duvara dayayan
ve sesleri bir orman büyüklüğünde
güneşe yol yapan çocuk
güreşip bütün gelişleriyle
gecikmiş bir deniz feneri
Saati yalvarır hızla
Şafağı çoğaltır kan akan damar
Adım zorlar kapıya çağrılan
En korkulan gerçeği
Bir boyun eğişle girilen
böyle bir çiçek vardı
kılcal kökleri
çağın sarsıntı duvarlarından
burası bir adam
bir aşk çapında
bir çeşit hapishane tutulan
akıp giden su uyanınca adam
suyu geçmek isteyen karınca
bir taşın alevinden basarak ellerine
kaçınca adam
bırakmaz eşyasını da uykuda.
karanlık kendine çekince perdeyi
göz hüzünle odayı kapar
el uyur ve akvaryumda balık
resmi çekilmiş nehir
Böyle bir çiçek vardı
Rüyadaki geçit büyüyüp büyüyüp
Büyüyüp büyüyüp büyüyüp
Espası bir tek gecede
Ezip el tutan
Alnının bütün bir duvara dayayan
ve sesleri bir orman büyüklüğünde
güneşe yol yapan çocuk
güreşip bütün gelişleriyle
gecikmiş bir deniz feneri
Saati yalvarır hızla
Şafağı çoğaltır kan akan damar
Adım zorlar kapıya çağrılan
En korkulan gerçeği
Bir boyun eğişle girilen
böyle bir çiçek vardı
kılcal kökleri
çağın sarsıntı duvarlarından
burası bir adam
bir aşk çapında
bir çeşit hapishane tutulan
akıp giden su uyanınca adam
suyu geçmek isteyen karınca
bir taşın alevinden basarak ellerine
kaçınca adam
bırakmaz eşyasını da uykuda.
Yolcuya bekliyerek koşan kadın
en uzakta kalan adaya
kumsaldan başlayan yorgun ağaca
ve şehre alışan yola
otahının beklediği mantar
sarı kırdan sonra
parmaklarıyla sarı çimenden sonra
mor gök gelir güzeldir
bir tek göğsünü
göğsünün tekini ışıtır
ve pembe dağlara
aydınlık göğsü
ve uzağa çağrlan bakışlarıyla
omuzumuzu önden aşar saçları
ve kendine yeten telaşsız saçlarının
dirsekleri yanında yere değen uçları
eli yuvarlak şakağında
bileğinde yumuşak nabzı
ayak altları
doğuverdi ve otahı olduğu evine
tam bir geçmişe
yaslandığı ağaçlara
baka durduğu ağaçlara
dizi dirseği
görülmeyen alnı
ve toprağı dokuyan karnıyla
ve karnıyla beklediği için toprağı
otahı bir adanın ismiyle kadın
manş daha yakın değil
mantar sarı kırdan sonra
otağı martin de bilmiyor
kemikli bir mum heykel gibi
telaşa durmuş duygularıyla
bir şeye bakarken
ya da bakracını
denizden doldururken
kapılarına su döker toprağı yıkarken
yaslanırken vakit geçsin diye bir ağaca
unutur ekmek yaptığını hamurdan bir yolcu açar
otahının beklediği katar
sarı kırdan
uzun sulardan sonra
en uzakta kalan adaya
kumsaldan başlayan yorgun ağaca
ve şehre alışan yola
otahının beklediği mantar
sarı kırdan sonra
parmaklarıyla sarı çimenden sonra
mor gök gelir güzeldir
bir tek göğsünü
göğsünün tekini ışıtır
ve pembe dağlara
aydınlık göğsü
ve uzağa çağrlan bakışlarıyla
omuzumuzu önden aşar saçları
ve kendine yeten telaşsız saçlarının
dirsekleri yanında yere değen uçları
eli yuvarlak şakağında
bileğinde yumuşak nabzı
ayak altları
doğuverdi ve otahı olduğu evine
tam bir geçmişe
yaslandığı ağaçlara
baka durduğu ağaçlara
dizi dirseği
görülmeyen alnı
ve toprağı dokuyan karnıyla
ve karnıyla beklediği için toprağı
otahı bir adanın ismiyle kadın
manş daha yakın değil
mantar sarı kırdan sonra
otağı martin de bilmiyor
kemikli bir mum heykel gibi
telaşa durmuş duygularıyla
bir şeye bakarken
ya da bakracını
denizden doldururken
kapılarına su döker toprağı yıkarken
yaslanırken vakit geçsin diye bir ağaca
unutur ekmek yaptığını hamurdan bir yolcu açar
otahının beklediği katar
sarı kırdan
uzun sulardan sonra
Bir merhamettir yanan, daracık odaların
İsli lambalarında, isli lambalarında.
Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış,
Küflü aynalarında, küflü aynalarında.
Atılan elbiseler, boğazlanmış bir adam,
Kırık masalarında, kırık masalarında.
Bir sırrı sürüklüyor terlikler tıpır tıpır,
İzbe sofralarında, izbe sofralarında.
Atıyor sızıların çıplak duvarda nabzı,
Çivi yaralarında, çivi yaralarında.
Duyuluyor zamanın tahtayı kemirdiği
Tavan aralarında, tavan aralarında.
Ağlayın, aşinasız, sessiz can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında.
İsli lambalarında, isli lambalarında.
Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış,
Küflü aynalarında, küflü aynalarında.
Atılan elbiseler, boğazlanmış bir adam,
Kırık masalarında, kırık masalarında.
Bir sırrı sürüklüyor terlikler tıpır tıpır,
İzbe sofralarında, izbe sofralarında.
Atıyor sızıların çıplak duvarda nabzı,
Çivi yaralarında, çivi yaralarında.
Duyuluyor zamanın tahtayı kemirdiği
Tavan aralarında, tavan aralarında.
Ağlayın, aşinasız, sessiz can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında.
Altmış sene yaşadım bir tek anım bile yok
Anılması korkulu yerlerdedir meşhedim
Faka bastım kaydı don çakar almaz çark amok
Oldum cennet aşısı binbir günah işledim
Anım yok. Bırakacak mirasım Hak getire
Rızkımla takometre sırf bu yüzden akraba
Müstantik olam dedim çalkap giyem setire
Uydurarak başımı örülmüş her çoraba
Örselerdi bir çorap kör nefsimi kabartan
Nesi körlük hangisi kadınların kaprisi
Yasa dışı bir zifaf bengi sulardan artan
Lâf çakmışlar çivisiz matematik köprüsü
Hiç Mao’nun, Lenin’in günahını almayın
Vitrinin çocukları Marquis de Sade yuttular
Ten sırrına ermeden başka telden çalmayın
Pezevenklik etmeyen İblisi de üttüler
Muamma mı göründü sana dünya işleri
Kanunların ruhunu okumak zor mu geldi
Haydi nem kap buluttan ve başlat yağışları
Ne yaptı Conte Cavour sen de yap Garibaldi
Satıver anasını anâsır mı olucan
Gel bu ruhtan satın al bedavacılık etme
Yut bu ruhu dökülsün barsağından solucan
Ne kalsın trahomun ne tutsun seni sıtma
Modası bu dertlerin çoktan geçti diyorsan
Riskliyse ruhu yutmak tezgâhtan gölgeni çek
Şehre git şehirden al çünkü şehirli insan
Tınlatır boş fıçının egzoz ritmiyle köçek
Üşüş ey kavruk ruha benim transit yolcum
Diren ey kimliğinle polis saldırısına
İşçim köylüm esnafım dar gelirli memurum
Ben ruh kavurduğumca para yakıp ısına
Şunu bil ki ruh satan başka eller sahtekâr
Hepsini déclassé say ipten kazıktan kopmuş
Asrî çağda onları lükse boğmakla Hünkâr
Zindan ettiği Muğla sürgüne saldığı Muş
Püf noktası neden ruh kavrulmadan satılmaz
Çünkü çiğ ruh bulantı sebebi sevdalarda
Çiğ ruh bakteri dolar alaşıma katılmaz
Öpüşürken siğildir elinle sev dalar da
Durayım ruh satmaya bütün yelkenler forsa
Müşteriye havasını almadan bakmayayım
Façama kıymam diyen görsün ne hali varsa
Hoş koku duymadıkça temenna çakmayayım
Nerelerde kalkmışım yokum konulan yerde
Ansızın anısızım aşklarım vesikasız
Uygunsuz yakalanıp örtündüğüm bu perde
Ne kadar kandırıcı bir o kadar yakasız
Vara iksir var tin vara tılsım vara kut
Ha gayret kanat takıp uçmama ramak kaldı
Ateş yakın su uzak ara yerdeki barut
Alay komutanıydı müdür bey ve bakkaldı
Ben benim benle doğdu ruh satanlar ruhsatı
Bildirildi benimle kıvam cehr uşşağına
Anım yok. Ha şimdi bilsin ruh ruhun kaç katı
Boşuna mı dikildik otoyol kavşağına.
Anılması korkulu yerlerdedir meşhedim
Faka bastım kaydı don çakar almaz çark amok
Oldum cennet aşısı binbir günah işledim
Anım yok. Bırakacak mirasım Hak getire
Rızkımla takometre sırf bu yüzden akraba
Müstantik olam dedim çalkap giyem setire
Uydurarak başımı örülmüş her çoraba
Örselerdi bir çorap kör nefsimi kabartan
Nesi körlük hangisi kadınların kaprisi
Yasa dışı bir zifaf bengi sulardan artan
Lâf çakmışlar çivisiz matematik köprüsü
Hiç Mao’nun, Lenin’in günahını almayın
Vitrinin çocukları Marquis de Sade yuttular
Ten sırrına ermeden başka telden çalmayın
Pezevenklik etmeyen İblisi de üttüler
Muamma mı göründü sana dünya işleri
Kanunların ruhunu okumak zor mu geldi
Haydi nem kap buluttan ve başlat yağışları
Ne yaptı Conte Cavour sen de yap Garibaldi
Satıver anasını anâsır mı olucan
Gel bu ruhtan satın al bedavacılık etme
Yut bu ruhu dökülsün barsağından solucan
Ne kalsın trahomun ne tutsun seni sıtma
Modası bu dertlerin çoktan geçti diyorsan
Riskliyse ruhu yutmak tezgâhtan gölgeni çek
Şehre git şehirden al çünkü şehirli insan
Tınlatır boş fıçının egzoz ritmiyle köçek
Üşüş ey kavruk ruha benim transit yolcum
Diren ey kimliğinle polis saldırısına
İşçim köylüm esnafım dar gelirli memurum
Ben ruh kavurduğumca para yakıp ısına
Şunu bil ki ruh satan başka eller sahtekâr
Hepsini déclassé say ipten kazıktan kopmuş
Asrî çağda onları lükse boğmakla Hünkâr
Zindan ettiği Muğla sürgüne saldığı Muş
Püf noktası neden ruh kavrulmadan satılmaz
Çünkü çiğ ruh bulantı sebebi sevdalarda
Çiğ ruh bakteri dolar alaşıma katılmaz
Öpüşürken siğildir elinle sev dalar da
Durayım ruh satmaya bütün yelkenler forsa
Müşteriye havasını almadan bakmayayım
Façama kıymam diyen görsün ne hali varsa
Hoş koku duymadıkça temenna çakmayayım
Nerelerde kalkmışım yokum konulan yerde
Ansızın anısızım aşklarım vesikasız
Uygunsuz yakalanıp örtündüğüm bu perde
Ne kadar kandırıcı bir o kadar yakasız
Vara iksir var tin vara tılsım vara kut
Ha gayret kanat takıp uçmama ramak kaldı
Ateş yakın su uzak ara yerdeki barut
Alay komutanıydı müdür bey ve bakkaldı
Ben benim benle doğdu ruh satanlar ruhsatı
Bildirildi benimle kıvam cehr uşşağına
Anım yok. Ha şimdi bilsin ruh ruhun kaç katı
Boşuna mı dikildik otoyol kavşağına.
Kırıldı oyuncağım, artık bir daha gülmem;
Toz olur, toprak olur, duman olurum ölmem!
Toz olur, toprak olur, duman olurum ölmem!
P
Müzik silaha yaklaşarak savaşmadan
Geriyordu sinirli gövdede.
hiç ırgalanmadı nehir ve karşı yamacın çiçekleri
Geriyor ve arada bir
Çekip bırakıyor ortasından.
açan ağacı
hızı üreten ve yola yayan aracı
balkonda boyatan çocuğu
aşamadan
hızlandı aşamadan.Aşırı müzikle
kısalan kollar ve şişiyor parmakların
ve uzasın mı saçların daha
her gün yürüdüğün parkta arkanda
ağlayan birşey duydun dönüp bakmadan
yürümek.Yanlarından geçerek nehrin kıyısında
sarma sigarayı dolaştırarak içenleri
fakat birden ve ancak
evde yokladın kendi öz gözlerini
sen par prensip ağlamazsın
bir şarklı olarak çok gerekince
ancak bir hece kadar
yüreğin kan ağlar
Bir de
kadın gördün
karnını kırmızı mor turuncu
ve dik duramıyan gevşek sarı bir renkle
çocuğa doldurmaya uğraşıyorlardı
boğuluyorum dedi çocuk nemli çimende
kaçıyordu ıslk bir aletle burularak
ama sesini duydular
bırakmadılar ama derinden dalgalandılar
boğuluyorum dedi kadının çocuk yuvası ve bele döndü
ama sesini duydular.Hepsini
bıraktılar ve derinden dalgalandılar
renkli ışıklara sönüp yanarak üreyen
yeni müzikle
yoluna bulan başın ve sallansın gövden
şimdiden daha
bir kadın da gördün
karnını.bir kaç kişiydiler
içerik beklemeden.
ışığa lambalarla ve müziğe vuruyorlardı
elleri bir böceği ikiye bölüp
bir tavşan da bölüyorlardı avlanarak böyle
parkta kuşku uyandıran bir gövde buldun
yanında
işlemeye alışmışken
tıkanmış
bir damar yatıyordu
o böceği
o tavşanı yanyana değerek
göz kırpmadan küçümsemeden
aldın.
Geriyordu sinirli gövdede.
hiç ırgalanmadı nehir ve karşı yamacın çiçekleri
Geriyor ve arada bir
Çekip bırakıyor ortasından.
açan ağacı
hızı üreten ve yola yayan aracı
balkonda boyatan çocuğu
aşamadan
hızlandı aşamadan.Aşırı müzikle
kısalan kollar ve şişiyor parmakların
ve uzasın mı saçların daha
her gün yürüdüğün parkta arkanda
ağlayan birşey duydun dönüp bakmadan
yürümek.Yanlarından geçerek nehrin kıyısında
sarma sigarayı dolaştırarak içenleri
fakat birden ve ancak
evde yokladın kendi öz gözlerini
sen par prensip ağlamazsın
bir şarklı olarak çok gerekince
ancak bir hece kadar
yüreğin kan ağlar
Bir de
kadın gördün
karnını kırmızı mor turuncu
ve dik duramıyan gevşek sarı bir renkle
çocuğa doldurmaya uğraşıyorlardı
boğuluyorum dedi çocuk nemli çimende
kaçıyordu ıslk bir aletle burularak
ama sesini duydular
bırakmadılar ama derinden dalgalandılar
boğuluyorum dedi kadının çocuk yuvası ve bele döndü
ama sesini duydular.Hepsini
bıraktılar ve derinden dalgalandılar
renkli ışıklara sönüp yanarak üreyen
yeni müzikle
yoluna bulan başın ve sallansın gövden
şimdiden daha
bir kadın da gördün
karnını.bir kaç kişiydiler
içerik beklemeden.
ışığa lambalarla ve müziğe vuruyorlardı
elleri bir böceği ikiye bölüp
bir tavşan da bölüyorlardı avlanarak böyle
parkta kuşku uyandıran bir gövde buldun
yanında
işlemeye alışmışken
tıkanmış
bir damar yatıyordu
o böceği
o tavşanı yanyana değerek
göz kırpmadan küçümsemeden
aldın.
Gırtlağımda bir harf büyüyor
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir.
Artık yırtarak açtığımız zarflarda
ne kargış, ne infilak
yalnız
koynunda çaresiz, çıplak
isyan işaretleri taşıyan
bir ergen cesedi.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir
uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor
her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor
domuzuna ölüyor bankerlere durarak
noterden onaylı kağıtlara durarak
mevlit ilanlarına durarak.
Yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum.
- Yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha -
Gırtlağımda bir harf büyüyor
gırtlağımızda.
Sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden
buna dayanmalıyım
ölünce bir partizan gibi ölmeliyim
sabahın kuşluk vaktine savrulan
savrulan savrulan ergen ölüleri gibi.
Şehrin şarkısını söylediğim zaman
yağız bir kımıltı oluyor sesim
korku ve cüzam
korku ve cüzam
korku…
Ne beklenebilir artık namlulardan.
Harçlar karılmış duruyordur
hem de kara
bir gerdek olarak yaşıyoruzdur kendimizi
ne beklenebilir.
Yırtarak açtığımız zarflarda
büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda
pokerde-sinemada-genelevlerde
ne bir suçlu çağrışımı, ne karabasan
yalnız o herkesler
o herkesler kendine akarak boğulan
ve sürdüren bir güleç kocamışlığı.
Bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma
genzimi yakarak
bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de
ölürsem bir partizan gibi öleceğim
azgın bir gebelik halinde.
Beni dinmeyen bir mavilik kanırtıyor
buna dayanamam
bir çeteci dişleriyle söküyor kanımdaki çiviyi
buna da.
Radyodan silah sesleri geliyor
ter kokusu geliyor, ayak
aksayan bir şey örtüyor
yüreğimin kabzasını
olmadık sesler geliyor radyodan
beynimde korkunç bir vida olarak
ergen ölüleri
artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam
boyunbağımın ve gülüşümün o kirli
rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin.
Umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum.
Kuşandığımız
bu alkol kokusu bize ne getirdi ki!
ÇIKSAM
gök
şarlayarak devrilse ardımdan
- ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik -
yürüsem parçalanmış bir ceset tazeliğinde
yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik
sonra denizler devirebilirim dudaklarımdan
sonra aşk, sonra dirlik: partizan
(1965)
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir.
Artık yırtarak açtığımız zarflarda
ne kargış, ne infilak
yalnız
koynunda çaresiz, çıplak
isyan işaretleri taşıyan
bir ergen cesedi.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir
uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor
her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor
domuzuna ölüyor bankerlere durarak
noterden onaylı kağıtlara durarak
mevlit ilanlarına durarak.
Yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum.
- Yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha -
Gırtlağımda bir harf büyüyor
gırtlağımızda.
Sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden
buna dayanmalıyım
ölünce bir partizan gibi ölmeliyim
sabahın kuşluk vaktine savrulan
savrulan savrulan ergen ölüleri gibi.
Şehrin şarkısını söylediğim zaman
yağız bir kımıltı oluyor sesim
korku ve cüzam
korku ve cüzam
korku…
Ne beklenebilir artık namlulardan.
Harçlar karılmış duruyordur
hem de kara
bir gerdek olarak yaşıyoruzdur kendimizi
ne beklenebilir.
Yırtarak açtığımız zarflarda
büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda
pokerde-sinemada-genelevlerde
ne bir suçlu çağrışımı, ne karabasan
yalnız o herkesler
o herkesler kendine akarak boğulan
ve sürdüren bir güleç kocamışlığı.
Bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma
genzimi yakarak
bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de
ölürsem bir partizan gibi öleceğim
azgın bir gebelik halinde.
Beni dinmeyen bir mavilik kanırtıyor
buna dayanamam
bir çeteci dişleriyle söküyor kanımdaki çiviyi
buna da.
Radyodan silah sesleri geliyor
ter kokusu geliyor, ayak
aksayan bir şey örtüyor
yüreğimin kabzasını
olmadık sesler geliyor radyodan
beynimde korkunç bir vida olarak
ergen ölüleri
artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam
boyunbağımın ve gülüşümün o kirli
rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin.
Umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum.
Kuşandığımız
bu alkol kokusu bize ne getirdi ki!
ÇIKSAM
gök
şarlayarak devrilse ardımdan
- ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik -
yürüsem parçalanmış bir ceset tazeliğinde
yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik
sonra denizler devirebilirim dudaklarımdan
sonra aşk, sonra dirlik: partizan
(1965)
Birer birer açıldı pencerelerim
birini yıldızlar geceler kapladı
birinden kışlar belirdi
birinde renkler dağıldı
pırıl pırıl.
Sesler geldi bir yerden
bir bahçeye bahar indi
bahar.
Ve bütün pencerelerim sana açıldı
birer birer aralandı kapılarım
birinden çocuk rüyaları boşandı
birinden dost yüzler
birinden ecel sakisi yürüdü
kadehinden güzelliklerin sırrı
bir damla yakut
dudaklarıma damladı
ve bütün kapılarım sana açıldı.
Birer birer kapandı pencerelerim
birer birer kapandı kapılarım…
birini yıldızlar geceler kapladı
birinden kışlar belirdi
birinde renkler dağıldı
pırıl pırıl.
Sesler geldi bir yerden
bir bahçeye bahar indi
bahar.
Ve bütün pencerelerim sana açıldı
birer birer aralandı kapılarım
birinden çocuk rüyaları boşandı
birinden dost yüzler
birinden ecel sakisi yürüdü
kadehinden güzelliklerin sırrı
bir damla yakut
dudaklarıma damladı
ve bütün kapılarım sana açıldı.
Birer birer kapandı pencerelerim
birer birer kapandı kapılarım…
Perdeler, hep perdeler...
Her yerde, her yerdeler.
Pencerede, kapıda,
Geçitte, kemerdeler...
Perdeler, hep perdeler...
Ya benim sevdiklerim,
Simdi nerde, nerdeler?
Onu bomboş perdenin;
İçerde, içerdeler!
Perdeler, hep perdeler...
Gönülde asil perde;
Onu hangi göz deler?
Surat maske altında,
Sis altında beldeler.
Perdeler, hep perdeler...
Perdeye doğru akın;
Atlılar, piyadeler.
Yollar, yönler dolaşık;
Değişik ifadeler.
Perdeler, hep perdelere.
Bir tohumda bin gömlek.
Giyim fideler.
Kalbiler dilini yutmuş;
Bangır bangır mideler.
Perdeler, hep perdeler...
Son noktada son perde;
Çevrilmiş seccadeler.
Orada işte işte,
Ölümden azadeler!
Perdeler, hep perdeler...
Her yerde, her yerdeler.
Pencerede, kapıda,
Geçitte, kemerdeler...
Perdeler, hep perdeler...
Ya benim sevdiklerim,
Simdi nerde, nerdeler?
Onu bomboş perdenin;
İçerde, içerdeler!
Perdeler, hep perdeler...
Gönülde asil perde;
Onu hangi göz deler?
Surat maske altında,
Sis altında beldeler.
Perdeler, hep perdeler...
Perdeye doğru akın;
Atlılar, piyadeler.
Yollar, yönler dolaşık;
Değişik ifadeler.
Perdeler, hep perdelere.
Bir tohumda bin gömlek.
Giyim fideler.
Kalbiler dilini yutmuş;
Bangır bangır mideler.
Perdeler, hep perdeler...
Son noktada son perde;
Çevrilmiş seccadeler.
Orada işte işte,
Ölümden azadeler!
Perdeler, hep perdeler...
Niceleri namazda gaflet perendebazı;
Kurgulu oyuncakta kılar böyle namazı...
1978
Kurgulu oyuncakta kılar böyle namazı...
1978
(Leyla'nın doğumunda bir gök yaratığının söylediği)
Bir peri miydi bir peri miydi
Sevgilim bir peri miydi
Diriliş dedim diriliş dedi
Kav dedim kav dedi
Gözleri yumulu bir peri miydi
Gözleri yumulu bir peri miydi
Bir uyurgezer gibi
Bir uyurgezer gibi
Çeşmelerin yankısı mıydı
Çeşmelerin yankısı mıydı
Aldı bıraktı beni
Aldı bıraktı beni
Baharın gözleri miydi
Baharın gözleri miydi
Kırlardan bana baktı
Kırlardan bana baktı
Işığın kardeşi miydi
Işığın kardeşi miydi
Kirpiklerimi gördü
Kirpiklerimi gördü
Ruhumun şebnemi miydi
Ruhumun şebnemi miydi
Gözyaşlarıma yağdı
Gözyaşlarıma yağdı
Öldüğümü bildi
Öldüğümü bildi
Dirildiğimi bildi
Dirildiğimi bildi
Bir peri miydi bir peri miydi
Sevgilim bir peri miydi
Diriliş dedim diriliş dedi
Kav dedim kav dedi
Bir peri miydi bir peri miydi
Sevgilim bir peri miydi
Diriliş dedim diriliş dedi
Kav dedim kav dedi
Gözleri yumulu bir peri miydi
Gözleri yumulu bir peri miydi
Bir uyurgezer gibi
Bir uyurgezer gibi
Çeşmelerin yankısı mıydı
Çeşmelerin yankısı mıydı
Aldı bıraktı beni
Aldı bıraktı beni
Baharın gözleri miydi
Baharın gözleri miydi
Kırlardan bana baktı
Kırlardan bana baktı
Işığın kardeşi miydi
Işığın kardeşi miydi
Kirpiklerimi gördü
Kirpiklerimi gördü
Ruhumun şebnemi miydi
Ruhumun şebnemi miydi
Gözyaşlarıma yağdı
Gözyaşlarıma yağdı
Öldüğümü bildi
Öldüğümü bildi
Dirildiğimi bildi
Dirildiğimi bildi
Bir peri miydi bir peri miydi
Sevgilim bir peri miydi
Diriliş dedim diriliş dedi
Kav dedim kav dedi
Perişan halin oldum sormadın hal-i perişanım
Gamından derde düştüm kılmadın tedbir-i dermanım
Ne dersin rüzgarım böyle mi geçsin güzel hanım
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Esir-i dam-ı aşkın olalı senden vefa görmem
Seni her kanda görsem ehl-i derde aşina görmem
Vefa vü aşinalık resmini senden reva görmem
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Değer her dem vefasız çerh yayından bana bin ok
Kime şerh eyleyem kim mihnet ü enduh u derdim çok
Sana kaldı mürüvvet senden özge hiç kimsem yok
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Gözümden dembedem bağrım ezip yaşım gibi gitme
Seni terk eylemezem çün ben beni sen dahi terk eyleme
İgen hem zalim olma ben gibi mazlumu incitme
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Katı gönlün neden bu zulm ile bidade ragıbtır
Güzeller sen tegi olmaz cefa senden vaciptir
Senin tek nazenine nazenin işler münasiptir
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Nazar kılmazsan ehl-i derd gözden akıdan seyle
Yamanlıktır işin uşşak ile yahşı mıdır böyle
Gel Allah'ı seversen bendene cevr eyleme lutf eyle
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Fuzuli şive-i ihsanın ister bir gedayındır
Dirildikçe seg-i kuyun ölende hak-i payındır
Gerek öldür gerek ko hükm hükmün ray rayındır
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Gamından derde düştüm kılmadın tedbir-i dermanım
Ne dersin rüzgarım böyle mi geçsin güzel hanım
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Esir-i dam-ı aşkın olalı senden vefa görmem
Seni her kanda görsem ehl-i derde aşina görmem
Vefa vü aşinalık resmini senden reva görmem
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Değer her dem vefasız çerh yayından bana bin ok
Kime şerh eyleyem kim mihnet ü enduh u derdim çok
Sana kaldı mürüvvet senden özge hiç kimsem yok
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Gözümden dembedem bağrım ezip yaşım gibi gitme
Seni terk eylemezem çün ben beni sen dahi terk eyleme
İgen hem zalim olma ben gibi mazlumu incitme
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Katı gönlün neden bu zulm ile bidade ragıbtır
Güzeller sen tegi olmaz cefa senden vaciptir
Senin tek nazenine nazenin işler münasiptir
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Nazar kılmazsan ehl-i derd gözden akıdan seyle
Yamanlıktır işin uşşak ile yahşı mıdır böyle
Gel Allah'ı seversen bendene cevr eyleme lutf eyle
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Fuzuli şive-i ihsanın ister bir gedayındır
Dirildikçe seg-i kuyun ölende hak-i payındır
Gerek öldür gerek ko hükm hükmün ray rayındır
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım
Oluş sırrı, o nurdan heykelin eteğinde;
Ve ölümsüzlük balı, şeriat peteğinde! ..
Ve ölümsüzlük balı, şeriat peteğinde! ..
...............................
Beyaz iplik sert iplik ve tak tak
Yuvarlak top küçük top ve tak tak
Ping-pong masası varla yok arası
Ben ellerim kesik varla yok arası
...... Öpüçüğüne eyvallah ve tak tak
Beraber sinemaya ... evet ... ve tak tak
Ping-pong masası varla yok arası
Öküzün gözü veya dananın kuyruğu
Kadifekale veya Sen nehri
Ha Sezai ha ping-pong masası
Ha ping-pong masası ha boş tüfek
Bir el işareti eyvallah ve tak tak
Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi
Ne kadar güzel ne kadar sıcak
Tak tak tak tak tak tak tak
Beyaz iplik sert iplik ve tak tak
Yuvarlak top küçük top ve tak tak
Ping-pong masası varla yok arası
Ben ellerim kesik varla yok arası
...... Öpüçüğüne eyvallah ve tak tak
Beraber sinemaya ... evet ... ve tak tak
Ping-pong masası varla yok arası
Öküzün gözü veya dananın kuyruğu
Kadifekale veya Sen nehri
Ha Sezai ha ping-pong masası
Ha ping-pong masası ha boş tüfek
Bir el işareti eyvallah ve tak tak
Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi
Ne kadar güzel ne kadar sıcak
Tak tak tak tak tak tak tak
Piyâle husrev-i mülk-i gama tâc-ı Keyânîdür
Hum-ı mey pâdişâh-ı ‘aşka genc-i husrevânîdür
Dahı Cemşîdi yâd eyler gözinden kan döker meclis
Mey-i gülgûn sirişki câm çeşm-i hûn-feşânıdur
Leb-â-leb câm-ı dil hûn olsa tañ mı bezm-i fürkatde
Güzeller ‘aşkına nûş itmek içün dûstgânîdür
İşigüñde beni ey meh bulur bir gün ‘adû nâ-geh
Kazâ-yı âsmânîdür belâ-yı nâ-gehânîdür
Bahûr-ı micmer-i hüsn ü bahâdur hâl-i ruhsâruñ
Anuñ ol halka halka turra-i müşgîn duhânıdur
Çerâgı mâh-ı enverden yakar ol ‘ârız u gerden
Girîbânuñ senüñ bezm-i letâfet şem’dânıdur
Safâ-yı şi’ir-i Bâki bâ’is-i mihr ü mahabbetdür
Bu Âb-ı zindegânî ol hayât-ı câvidânîdür
Hum-ı mey pâdişâh-ı ‘aşka genc-i husrevânîdür
Dahı Cemşîdi yâd eyler gözinden kan döker meclis
Mey-i gülgûn sirişki câm çeşm-i hûn-feşânıdur
Leb-â-leb câm-ı dil hûn olsa tañ mı bezm-i fürkatde
Güzeller ‘aşkına nûş itmek içün dûstgânîdür
İşigüñde beni ey meh bulur bir gün ‘adû nâ-geh
Kazâ-yı âsmânîdür belâ-yı nâ-gehânîdür
Bahûr-ı micmer-i hüsn ü bahâdur hâl-i ruhsâruñ
Anuñ ol halka halka turra-i müşgîn duhânıdur
Çerâgı mâh-ı enverden yakar ol ‘ârız u gerden
Girîbânuñ senüñ bezm-i letâfet şem’dânıdur
Safâ-yı şi’ir-i Bâki bâ’is-i mihr ü mahabbetdür
Bu Âb-ı zindegânî ol hayât-ı câvidânîdür
Köleler gördüm, karavaşlar
hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı
artık kelimeleri kalmamış fiyatları sormaktan
saçları taranılmaktan usanmışlar
sinemalarda saklanıyor kışın
yaz olunca denizin yalayışlarına
kaldırımlarda demokrat
otobüslerde dindar
geceyi
saatlerine bakarak anlıyorlar
ve sabah
gökyüzünün karnını gerdiği zaman
dağların kokusundan fabrikalar
acıkınca
Köleler!
gözleri camekânlarda.
Silâhlar gördüm
namlusu akla çevrilmiş sahra topları
mürekkebin utandığını gördüm basılı kâğıtlarda
tetiğe basan parmaklarda çare yok, gördüm mürekkebi:
Çare yok, radyoları kapatsam
çare yok, secde etsem anılarıma
bu bozulmuş yeminlerin bayrakları altında
olacak şeymi duymak portakal bahçelerini
mermiler araya girmeden anlayabilir miyiz artık
hangi kızlar hangi serin yerlerimize değdi:
Sanırdık saçlarımız kumrularla kaplanır
bir çocuk, İşte ırmak! diyerek haykırınca
o zaman belki çocuklar zabıtalardan daha çoktu
belki biz daha çok ağlardık bir aşk pıhtılanınca:
Gördüm
gözlerinde zındanlarla bana baktıklarını
düşündüm yaslanarak şehrin kasıklarına
düşündüm kafa kemiklerimi eritinceye kadar
nedir bu kölelerin olanca silâhları
silahların köleleri olmaktan başka.
Bıkmadım
koyu renkler kullanıyorum hayatımda
koyu mavi, acıyı anlatırken
sessizce öperken, koyu beyaz
ve saçlarım hakaretlerle okşanırken
koyu bir itiraf sarıyor beni.
susmak elbette zehirlidir
ve rahatlık getirir yazıklanmak da.
Ey tenimde uzak yolculukların lekeleri!
Ey çocuklarda uyuyan intizamsız güneşler!
gelin ve boğdurun bu köleleri.
hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı
artık kelimeleri kalmamış fiyatları sormaktan
saçları taranılmaktan usanmışlar
sinemalarda saklanıyor kışın
yaz olunca denizin yalayışlarına
kaldırımlarda demokrat
otobüslerde dindar
geceyi
saatlerine bakarak anlıyorlar
ve sabah
gökyüzünün karnını gerdiği zaman
dağların kokusundan fabrikalar
acıkınca
Köleler!
gözleri camekânlarda.
Silâhlar gördüm
namlusu akla çevrilmiş sahra topları
mürekkebin utandığını gördüm basılı kâğıtlarda
tetiğe basan parmaklarda çare yok, gördüm mürekkebi:
Çare yok, radyoları kapatsam
çare yok, secde etsem anılarıma
bu bozulmuş yeminlerin bayrakları altında
olacak şeymi duymak portakal bahçelerini
mermiler araya girmeden anlayabilir miyiz artık
hangi kızlar hangi serin yerlerimize değdi:
Sanırdık saçlarımız kumrularla kaplanır
bir çocuk, İşte ırmak! diyerek haykırınca
o zaman belki çocuklar zabıtalardan daha çoktu
belki biz daha çok ağlardık bir aşk pıhtılanınca:
Gördüm
gözlerinde zındanlarla bana baktıklarını
düşündüm yaslanarak şehrin kasıklarına
düşündüm kafa kemiklerimi eritinceye kadar
nedir bu kölelerin olanca silâhları
silahların köleleri olmaktan başka.
Bıkmadım
koyu renkler kullanıyorum hayatımda
koyu mavi, acıyı anlatırken
sessizce öperken, koyu beyaz
ve saçlarım hakaretlerle okşanırken
koyu bir itiraf sarıyor beni.
susmak elbette zehirlidir
ve rahatlık getirir yazıklanmak da.
Ey tenimde uzak yolculukların lekeleri!
Ey çocuklarda uyuyan intizamsız güneşler!
gelin ve boğdurun bu köleleri.
Pür olup devr idicek meclis-i mestânı kadeh
Çarh olur halka-i rindân meh-i tâbânı kadeh
Felek-i ‘işrete bir ahter-i ferhunde iken
Yine Mirrîh-sıfat turma döker kanı kadeh
Meclis-i mey ki bedenlerle hisâr olmışdur
Şehr-i ‘işretdür anuñ âfet-i devrânı kadeh
Devr-i meclis ki safâ câmi ‘inüñ çenberidür
Âb-ı rengîn ile kandîl-i fürûzânı kadeh
Yaraşur halka-i rindâna disem ey Bâkî
Hâtem-i Cemdür anuñ la’l-i Bedahşânı kadeh
Çarh olur halka-i rindân meh-i tâbânı kadeh
Felek-i ‘işrete bir ahter-i ferhunde iken
Yine Mirrîh-sıfat turma döker kanı kadeh
Meclis-i mey ki bedenlerle hisâr olmışdur
Şehr-i ‘işretdür anuñ âfet-i devrânı kadeh
Devr-i meclis ki safâ câmi ‘inüñ çenberidür
Âb-ı rengîn ile kandîl-i fürûzânı kadeh
Yaraşur halka-i rindâna disem ey Bâkî
Hâtem-i Cemdür anuñ la’l-i Bedahşânı kadeh
Yetişemez en hakir çobanın idrakine;
Yirminci asır putu,taptıkları makine...
1974
Yirminci asır putu,taptıkları makine...
1974
R
Râh-ı Hak'da kolayına gitdin
Âh nefsim seni nic'eyleyeyin
Onmadıklıkda gâyete yetdin
Hây nefsim seni nic'eyleyeyin
Nice bir kibr ü ucb u hıkd u hased
Nice bir hubb-ı câh u hubb-ı zeheb
Sana uslanmak ola mı ki aceb
Âh nefsim seni nic'eyleyeyin
Kasd et ihlâsa vü riyâyı bırak
Kendi hazzın ko Hak rızâsına bak
Yaradan usladır seni ancak
Hây nefsim seni nic'eyleyeyin
Bırakıp bu hevâ vü tezvîri
Kerem et ko bu su'-i tedbîri
Gözlemek yeğ değil mi takdîri
Âh nefsim seni nic'eyleyeyin
Hâb-ı gafletden aç gözünü uyan
Devlete erdi enbiyâya uyan
Olma hod-bîn gör Hudâ'yı hemân
Hây nefsim seni nic'eyleyeyin
Doğru yola Hudâ hidâyet ede
Vardır ümmîdimiz inâyet ede
Ehl-i İslâm u ehl-i tâ'at ede
Âh nefsim seni nic'eyleyeyin
Mutma'inne olup rızâya eriş
Yürü marziyye ol safâya eriş
Terk edip fânîyi bekâya eriş
Hây nefsim seni nic'eyleyeyin
Âh nefsim seni nic'eyleyeyin
Onmadıklıkda gâyete yetdin
Hây nefsim seni nic'eyleyeyin
Nice bir kibr ü ucb u hıkd u hased
Nice bir hubb-ı câh u hubb-ı zeheb
Sana uslanmak ola mı ki aceb
Âh nefsim seni nic'eyleyeyin
Kasd et ihlâsa vü riyâyı bırak
Kendi hazzın ko Hak rızâsına bak
Yaradan usladır seni ancak
Hây nefsim seni nic'eyleyeyin
Bırakıp bu hevâ vü tezvîri
Kerem et ko bu su'-i tedbîri
Gözlemek yeğ değil mi takdîri
Âh nefsim seni nic'eyleyeyin
Hâb-ı gafletden aç gözünü uyan
Devlete erdi enbiyâya uyan
Olma hod-bîn gör Hudâ'yı hemân
Hây nefsim seni nic'eyleyeyin
Doğru yola Hudâ hidâyet ede
Vardır ümmîdimiz inâyet ede
Ehl-i İslâm u ehl-i tâ'at ede
Âh nefsim seni nic'eyleyeyin
Mutma'inne olup rızâya eriş
Yürü marziyye ol safâya eriş
Terk edip fânîyi bekâya eriş
Hây nefsim seni nic'eyleyeyin
Râh-ı hidâyetden sapıp
Çâh-ı dalâle düşme kim
Serrâda vü darrâda Hak
Her hâline âgâhdır
Çâh-ı dalâle düşme kim
Serrâda vü darrâda Hak
Her hâline âgâhdır
Yaradan, rahmetini kahrından üstün saydı;
Ne olurdu halimiz, gözyaşı olmasaydı?
Ne olurdu halimiz, gözyaşı olmasaydı?
Rahmeti bî-had Rahmân'ım
Kerem senden ihsân senden
Esirgeyici sultân'ım
Kerem senden ihsân senden
Kulların işi noksândır
Senden ricâmız gufrândır
Adetin dâ'im ihsândır
Kerem senden ihsân senden
Cûş edip deryâ-yı rahmet
Kullara etdin inâyet
Lutfuna yokdur nihâyet
Kerem senden ihsân senden
Zümre-i evliyâ içün
Cümle-i asfiyâ içün
Hâtem-i Enbiyâ içün
Kerem senden ihsân senden
Hüdâyî'ye eyle nazar
Tâ fazlına ola mazhar
Budur ricâ şâm ü seher
Kerem senden ihsân senden
Kerem senden ihsân senden
Esirgeyici sultân'ım
Kerem senden ihsân senden
Kulların işi noksândır
Senden ricâmız gufrândır
Adetin dâ'im ihsândır
Kerem senden ihsân senden
Cûş edip deryâ-yı rahmet
Kullara etdin inâyet
Lutfuna yokdur nihâyet
Kerem senden ihsân senden
Zümre-i evliyâ içün
Cümle-i asfiyâ içün
Hâtem-i Enbiyâ içün
Kerem senden ihsân senden
Hüdâyî'ye eyle nazar
Tâ fazlına ola mazhar
Budur ricâ şâm ü seher
Kerem senden ihsân senden
Ramazan mübarek ay, müminlerin balayı;
Hatırla der, suyu bal kaybedilmiş sılayı...
Hatırla der, suyu bal kaybedilmiş sılayı...
Razıyem derdine yarin men şikayeti itmezem
Kendi halim söylerem gayri hikayet itmezem
Derd ü mihnet yoldaşımdır bu yola azm ideli
Dost belasından başım bir dem selamet itmezem
Her ne kim Dost'tan gelir sabir ü şakir durmuşam
Aşıkam derdim yeter özge feraset itmezem
Niceler yarin visaline irişmeğe iver
Çün iradet Dost elinde ben acalet itmezem
Aşk ile bilişeli illetle kılmadum amel
Cennet ü hur u kusur için ibadet itmezem
Her ne kim işledüm ise bigaraz işlemişem
Bendeyem tacir değilem ben ticaret itmezem
Geçüben assı ziyandan laubali giderem
Dost'a gider çün gönül gayra delalet itmezem
Dost önünde nefs ile dün ü günü cenk iderem
Nefsim ile dost olup Dost'a adavet itmezem
Dost bana nefsini kahreyle berü gel didi çün
Nefsimi kahreylerem hergiz inayet itmezem
Dost yolun göstermedin bildim ki benlikmiş bana
Benlik evin yıktım u yaktım imaret itmezem
Korku kaygu ar u namus olmaya aşıklara
Dost için baş oynaram vehm ü hayalet itmezem
Aydurem aşıklara aşktan haber şimden geru
Aşikare gün gibi gizli işaret itmezem
Söyle Eşrefoğlu Rumi derdini aşıklara
Dime kim ben gizlerem aşkı melamet itmezem
Kendi halim söylerem gayri hikayet itmezem
Derd ü mihnet yoldaşımdır bu yola azm ideli
Dost belasından başım bir dem selamet itmezem
Her ne kim Dost'tan gelir sabir ü şakir durmuşam
Aşıkam derdim yeter özge feraset itmezem
Niceler yarin visaline irişmeğe iver
Çün iradet Dost elinde ben acalet itmezem
Aşk ile bilişeli illetle kılmadum amel
Cennet ü hur u kusur için ibadet itmezem
Her ne kim işledüm ise bigaraz işlemişem
Bendeyem tacir değilem ben ticaret itmezem
Geçüben assı ziyandan laubali giderem
Dost'a gider çün gönül gayra delalet itmezem
Dost önünde nefs ile dün ü günü cenk iderem
Nefsim ile dost olup Dost'a adavet itmezem
Dost bana nefsini kahreyle berü gel didi çün
Nefsimi kahreylerem hergiz inayet itmezem
Dost yolun göstermedin bildim ki benlikmiş bana
Benlik evin yıktım u yaktım imaret itmezem
Korku kaygu ar u namus olmaya aşıklara
Dost için baş oynaram vehm ü hayalet itmezem
Aydurem aşıklara aşktan haber şimden geru
Aşikare gün gibi gizli işaret itmezem
Söyle Eşrefoğlu Rumi derdini aşıklara
Dime kim ben gizlerem aşkı melamet itmezem
Renkler, mavi, kırmızı, yeşil, erguvan ve mor;
Camlarda, kaybedilmiş vatanı heceliyor...
Camlarda, kaybedilmiş vatanı heceliyor...
Riyâz-ı hüsnde olmış o la’l-i nâb lezîz
Cihân içinde bilürsin olur şarâb lezîz
Dem-i visâlde hoşdur yüzüñ görüp ölmek
Bahâr günleri olur seherde hvâb lezîz
Cefâ-yı yâr ile mu’tâd olıncadur müşkil
‘Azâb ‘azb olur âhir gelür ‘itâb lezîz
Ne deñlü şerbet ile yaraşursa her ni’met
Şarâb-ı telh ile olur begüm kebâb lezîz
Gazellerüñde lebi vasfın eyle ey Bâkî
Şekerle olsa bilürsin olur hoş-âb lezîz
Cihân içinde bilürsin olur şarâb lezîz
Dem-i visâlde hoşdur yüzüñ görüp ölmek
Bahâr günleri olur seherde hvâb lezîz
Cefâ-yı yâr ile mu’tâd olıncadur müşkil
‘Azâb ‘azb olur âhir gelür ‘itâb lezîz
Ne deñlü şerbet ile yaraşursa her ni’met
Şarâb-ı telh ile olur begüm kebâb lezîz
Gazellerüñde lebi vasfın eyle ey Bâkî
Şekerle olsa bilürsin olur hoş-âb lezîz
ejderhalar çıkarıyorum
duvar kovuklarından
alevler çıkarıyorum
yağmur karaltılarında
hazin
yürüyorum
uzattım ellerimi
çok uzaklara gitmiş
yıldızlar düşürmüş gelirken
yıldızsız kalınca gece
uyunur
tavanı yok siyah gök
sırtüstü yere yattım
tavansız göğe düşüyorum
duvar kovuklarından
alevler çıkarıyorum
yağmur karaltılarında
hazin
yürüyorum
uzattım ellerimi
çok uzaklara gitmiş
yıldızlar düşürmüş gelirken
yıldızsız kalınca gece
uyunur
tavanı yok siyah gök
sırtüstü yere yattım
tavansız göğe düşüyorum
Ya bin yıl, ya bin asır sonra o gün gelecek.
Koklarken küllerimi mezarımda bir böcek
O kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım,
Yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım!
Ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş,
Başım, toprak altında bir mâden gibi pişmiş.
Nefesten daha ince bir ipek kumaş derim;
Fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim.
Dalacağım kendimin hayran seyrine,
Diyeceğim: Bu dönen şeyler eski yerine,
Benim diye baktığım şeyler miydi bir zaman?
Külümün rüyası mı yoksa gördüğüm?.. Aman!
Başımda açılacak fânilerin seması
Ve onların taprağa gerçek diye teması,
Bir tatlı vehim gibi içimi bayıltacak;
Toprağın, koşacağım, üzerine yalnayak;
Şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında;
Bir beyaz hayaletim upuzun çarşafında,
Gezeceğim, doğduğum evin odalarını,
Geceleyin, koskoca şehrin lâmbalarını,
Bir keksin üfleyişim söndürmeye yetecek;
Korku, şehrin çelikten sesini tüketecek.
Herşey susacak o ân, çalınacak kapılar;
Kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr,
Ağzamdan haykıracak, uzun, gizli, çapraşık...
Erişilmez fikir ki, düğüm düğüm dolaşık...
Sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet;
Başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedamet...
(1931)
Koklarken küllerimi mezarımda bir böcek
O kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım,
Yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım!
Ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş,
Başım, toprak altında bir mâden gibi pişmiş.
Nefesten daha ince bir ipek kumaş derim;
Fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim.
Dalacağım kendimin hayran seyrine,
Diyeceğim: Bu dönen şeyler eski yerine,
Benim diye baktığım şeyler miydi bir zaman?
Külümün rüyası mı yoksa gördüğüm?.. Aman!
Başımda açılacak fânilerin seması
Ve onların taprağa gerçek diye teması,
Bir tatlı vehim gibi içimi bayıltacak;
Toprağın, koşacağım, üzerine yalnayak;
Şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında;
Bir beyaz hayaletim upuzun çarşafında,
Gezeceğim, doğduğum evin odalarını,
Geceleyin, koskoca şehrin lâmbalarını,
Bir keksin üfleyişim söndürmeye yetecek;
Korku, şehrin çelikten sesini tüketecek.
Herşey susacak o ân, çalınacak kapılar;
Kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr,
Ağzamdan haykıracak, uzun, gizli, çapraşık...
Erişilmez fikir ki, düğüm düğüm dolaşık...
Sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet;
Başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedamet...
(1931)
Rûh-bahş oldı Mesîhâ-sıfat enfâs-ı bahâr
Açdılar dîdelerin hvâb-ı ‘ademden ezhâr
Taze cân buldı cihân irdi nebâtâta hayât
Ellerinde harekât eyleseler serv ü çenâr
Döşedi yine çemen nat’-ı zümürrüdfâmın
Sîm-i hâm olmış iken ferş-i harîm-i gülzâr
Yine ferrâş-ı sabâ sahn-ı ribât-ı çemene
Geldi bir kâfile kondurdı yüki cümle bahâr
Leşker-i ebr çemen mülkine akın saldı
Turma yagmada yine niteki yagı Tâtâr
Farkına bir nice per takınur altun tellü
Hayl-i ezhâra meger zanbak olupdur serdâr
Dikdi leşkergeh-i ezhâra sanavber tûgın
Haymeler kurdı yine sahn-ı çemende eşcâr
Döşedi mihr-i felek yolları dîbâlar ile
İtdi teşrîf çemen mülkini sultân-ı bahâr
Subh-dem velvele-i nevbet-i şâhî mi degül
Savt-ı mürgân-ı hoş-elhân u sadâ-yı kûhsâr
Çemen etfâlinüñ uyhuların uçurdı yine
Subh-dem gulgule-i fâhte gül-bâng-i hezâr
Dâye-i ebr yine goncalaruñ şeb-nemden
Başına akçe dizer niteki etfâl-i sıgâr
Mevsim-i rezm degüldür dem-i bezm irdi diyü
Sûsenüñ hançerini tutdı ser-â-pâ jengâr
Semenüñ sîne-i sîmînin açup bâd-ı seher
Çözdi gülşende gülüñ dügmelerin nâhun-ı hâr
Pîrehen berg-i semen gûy-ı girîbân şeb-nem
Gülsitân oldı bu gün bir sanem-i lâle-’izâr
Zîb ü fer virmek içün rûy-ı ‘arûs-ı çemene
Yâsemen şâne sabâ mâşıta âb âyinedâr
Dür ü yâkût ile bir nahl-i murassa’ sandum
Ergavân üzre dökilmiş katerât-ı emtâr
Şîşe-i çarhda gör bunca murassa’ nahli
Nice ârâste kılmış yine sun’-ı Cebbâr
Berg-i ezhârı hevâ şöyle çıkardı felege
Pür-kevâkib görinür günbed-i çarh-ı devvâr
Dem-i ‘Îsâ dirilür bûy-ı bahûr-ı Meryem
Açdı zanbak Yed-i Beyzâyı kef-i Mûsâvâr
Zanbakuñ goncasıdur bâga gümiş bâzû-bend
Za’ferân ile yazılmış aña hatt-ı tûmâr
Câm-ı zerrîni tolu bâde-i gül-reng itmiş
Gül-i ra’nâ seherî kılmag içün def’-i humâr
Dehen-i gonca-i ter dürlü letâ’if söyler
Gülüp açılsa ‘aceb mi gül-i rengîn-ruhsâr
Güher-i fursatı aldurma sakın devr-i felek
Sîm ü zerle gözüñi boyamasun nergisvâr
Câm-ı mey katreleri sübha-i mercân olsun
Gelüñüz zerk u riyâdan idelüm istigfâr
Lâle sahrâyı bu gün kân-ı Bedahşân itdi
Jâle gülzâra nisâr eyledi dürr-i şehvâr
Dâmenin dürr ü cevâhirle pür itdi gül-i ter
Ki ide hâk-i der-i Hazret-i Paşaya nisâr
Sâhib-i tîg u kalem mâlik-i câm u hâtem
Âsâf-ı Cem-’azamet dâver-i Cemşîd-vekâr
Âsmân-pâye hümâ-sâye ‘Alî Paşa kim
İremez tâk-i celâline kemend-i efkâr
Şâh-ı gül neşv ü nemâ bulsa nem-i lutfından
Ola her gonca-i ter bülbül-i şîrîn-güftâr
Âb u gil müşg ü gül-âb ola çemen sahnında
Bûy-ı hulkıyla güzâr itse nesîm-i eshâr
Tab’-ı vekkâdın eger âteş-i rahşân görse
Kızara ahker-i sûzân nitekim dâne-i nâr
Güneşi keff-i zer-efşânına beñzer dir idüm
Almasa mâha ‘atâ eyledügin âhir-ı kâr
Şöyledür keff-i güher-pâşı yemîn itmek olur
Ki ‘atâsından irer bahre gınâ kâne yesâr
Manzar-ı kasr-ı sa’âdetden anuñ re’yi gibi
Rûy göstermedi bir şâhid-i hurrem-dîdâr
Bâg-ı cûdında nihâl-i kereminden derilür
Lutf-ı bî-minnetinün mîvelerinden her-bâr
Manzar-ı himmetinüñ küngüre-i rif’atine
İremez sarsar-ı tûfan-ı fenâ birle gubâr
İşigi taşı imiş yüz sürecek hayf diyü
Taşdan taşa döger başını şimdi enhâr
Serverâ cânı mı var devletüñ eyyâmında
Sünbülüñ turrasına el uzada şâh-ı çenâr
Eylemez kimse bu gün kimse elinden nâle
Bezm-i ‘işretde meger mutrib elinden evtâr
Şer’a uymaz n’idelüm nâle vü zâr eyler ise
Gerçi kânûna uyar zemzeme-i mûsîkâr
Geşt iderken çemen-i medh ü senâñı hâtır
Lâyih oldı dile nâ-gâh bu şi’r-i hemvâr
Gül gibi gülşene kılsañ n’ola ‘arz-ı dîdâr
Hayli dökildi saçıldı yoluña fasl-ı bahâr
Reşk-i dendânuñ ile hançere düşdi jâle
Berg-i sûsende gören itdi sanur anı karâr
Geçemez çenber-i gîsûy-ı girih-gîrüñden
Gerçi kim za’f ile bir kılca kalupdur dil-i zâr
Turralar milket-i Çîn nâfe-i müşgîn ol hâl
Gözüñ âhû-yı Huten gamzelerüñdür Tâtâr
Dil-i mecrûha şifâ-bahş ruh u la’lüñdür
Gül-be-şekkerle bulur kuvveti tab’-ı bîmâr
Degme bir gevheri kirpügine salındurmaz
Göreli la’1-i revân-bahşuñı çeşm-i hûn-bâr
Koma Bâkî kuluñı cür’a-sıfat ayakda
Dest-gîr ol aña ey dâver-i ‘âlî-mikdâr
Bâg-ı medhüñde olur cümleye gâlib tenhâ
Bahs içün gelse eger bülbül-i hoş-nagme hezâr
Puhtedür gayrılar eş’ârı velî puhte piyaz
Hâm ‘anberdür eger hâm ise de bu eş’âr
Hâm var ise eger micmere-i nazmumda
Dâmen-i lutfuñ anı setr ider ey fahr-i kibâr
Bahr-i eş’âr yiter urdı sütûr emvâcın
Demidür k’ide du’â dürlerini zîb-i kenâr
Lâlelerle bezene niteki dest ü sahrâ
Nitekim güller ile zeyn ola dest ü destâr
Nitekim lâlelere şeb-nem olup üftâde
Gülle-re bülbül-i şeydâ geçine ‘âşık-ı zâr
Gül gibi hurrem ü handân ola rûy-ı bahtuñ
Açdılar dîdelerin hvâb-ı ‘ademden ezhâr
Taze cân buldı cihân irdi nebâtâta hayât
Ellerinde harekât eyleseler serv ü çenâr
Döşedi yine çemen nat’-ı zümürrüdfâmın
Sîm-i hâm olmış iken ferş-i harîm-i gülzâr
Yine ferrâş-ı sabâ sahn-ı ribât-ı çemene
Geldi bir kâfile kondurdı yüki cümle bahâr
Leşker-i ebr çemen mülkine akın saldı
Turma yagmada yine niteki yagı Tâtâr
Farkına bir nice per takınur altun tellü
Hayl-i ezhâra meger zanbak olupdur serdâr
Dikdi leşkergeh-i ezhâra sanavber tûgın
Haymeler kurdı yine sahn-ı çemende eşcâr
Döşedi mihr-i felek yolları dîbâlar ile
İtdi teşrîf çemen mülkini sultân-ı bahâr
Subh-dem velvele-i nevbet-i şâhî mi degül
Savt-ı mürgân-ı hoş-elhân u sadâ-yı kûhsâr
Çemen etfâlinüñ uyhuların uçurdı yine
Subh-dem gulgule-i fâhte gül-bâng-i hezâr
Dâye-i ebr yine goncalaruñ şeb-nemden
Başına akçe dizer niteki etfâl-i sıgâr
Mevsim-i rezm degüldür dem-i bezm irdi diyü
Sûsenüñ hançerini tutdı ser-â-pâ jengâr
Semenüñ sîne-i sîmînin açup bâd-ı seher
Çözdi gülşende gülüñ dügmelerin nâhun-ı hâr
Pîrehen berg-i semen gûy-ı girîbân şeb-nem
Gülsitân oldı bu gün bir sanem-i lâle-’izâr
Zîb ü fer virmek içün rûy-ı ‘arûs-ı çemene
Yâsemen şâne sabâ mâşıta âb âyinedâr
Dür ü yâkût ile bir nahl-i murassa’ sandum
Ergavân üzre dökilmiş katerât-ı emtâr
Şîşe-i çarhda gör bunca murassa’ nahli
Nice ârâste kılmış yine sun’-ı Cebbâr
Berg-i ezhârı hevâ şöyle çıkardı felege
Pür-kevâkib görinür günbed-i çarh-ı devvâr
Dem-i ‘Îsâ dirilür bûy-ı bahûr-ı Meryem
Açdı zanbak Yed-i Beyzâyı kef-i Mûsâvâr
Zanbakuñ goncasıdur bâga gümiş bâzû-bend
Za’ferân ile yazılmış aña hatt-ı tûmâr
Câm-ı zerrîni tolu bâde-i gül-reng itmiş
Gül-i ra’nâ seherî kılmag içün def’-i humâr
Dehen-i gonca-i ter dürlü letâ’if söyler
Gülüp açılsa ‘aceb mi gül-i rengîn-ruhsâr
Güher-i fursatı aldurma sakın devr-i felek
Sîm ü zerle gözüñi boyamasun nergisvâr
Câm-ı mey katreleri sübha-i mercân olsun
Gelüñüz zerk u riyâdan idelüm istigfâr
Lâle sahrâyı bu gün kân-ı Bedahşân itdi
Jâle gülzâra nisâr eyledi dürr-i şehvâr
Dâmenin dürr ü cevâhirle pür itdi gül-i ter
Ki ide hâk-i der-i Hazret-i Paşaya nisâr
Sâhib-i tîg u kalem mâlik-i câm u hâtem
Âsâf-ı Cem-’azamet dâver-i Cemşîd-vekâr
Âsmân-pâye hümâ-sâye ‘Alî Paşa kim
İremez tâk-i celâline kemend-i efkâr
Şâh-ı gül neşv ü nemâ bulsa nem-i lutfından
Ola her gonca-i ter bülbül-i şîrîn-güftâr
Âb u gil müşg ü gül-âb ola çemen sahnında
Bûy-ı hulkıyla güzâr itse nesîm-i eshâr
Tab’-ı vekkâdın eger âteş-i rahşân görse
Kızara ahker-i sûzân nitekim dâne-i nâr
Güneşi keff-i zer-efşânına beñzer dir idüm
Almasa mâha ‘atâ eyledügin âhir-ı kâr
Şöyledür keff-i güher-pâşı yemîn itmek olur
Ki ‘atâsından irer bahre gınâ kâne yesâr
Manzar-ı kasr-ı sa’âdetden anuñ re’yi gibi
Rûy göstermedi bir şâhid-i hurrem-dîdâr
Bâg-ı cûdında nihâl-i kereminden derilür
Lutf-ı bî-minnetinün mîvelerinden her-bâr
Manzar-ı himmetinüñ küngüre-i rif’atine
İremez sarsar-ı tûfan-ı fenâ birle gubâr
İşigi taşı imiş yüz sürecek hayf diyü
Taşdan taşa döger başını şimdi enhâr
Serverâ cânı mı var devletüñ eyyâmında
Sünbülüñ turrasına el uzada şâh-ı çenâr
Eylemez kimse bu gün kimse elinden nâle
Bezm-i ‘işretde meger mutrib elinden evtâr
Şer’a uymaz n’idelüm nâle vü zâr eyler ise
Gerçi kânûna uyar zemzeme-i mûsîkâr
Geşt iderken çemen-i medh ü senâñı hâtır
Lâyih oldı dile nâ-gâh bu şi’r-i hemvâr
Gül gibi gülşene kılsañ n’ola ‘arz-ı dîdâr
Hayli dökildi saçıldı yoluña fasl-ı bahâr
Reşk-i dendânuñ ile hançere düşdi jâle
Berg-i sûsende gören itdi sanur anı karâr
Geçemez çenber-i gîsûy-ı girih-gîrüñden
Gerçi kim za’f ile bir kılca kalupdur dil-i zâr
Turralar milket-i Çîn nâfe-i müşgîn ol hâl
Gözüñ âhû-yı Huten gamzelerüñdür Tâtâr
Dil-i mecrûha şifâ-bahş ruh u la’lüñdür
Gül-be-şekkerle bulur kuvveti tab’-ı bîmâr
Degme bir gevheri kirpügine salındurmaz
Göreli la’1-i revân-bahşuñı çeşm-i hûn-bâr
Koma Bâkî kuluñı cür’a-sıfat ayakda
Dest-gîr ol aña ey dâver-i ‘âlî-mikdâr
Bâg-ı medhüñde olur cümleye gâlib tenhâ
Bahs içün gelse eger bülbül-i hoş-nagme hezâr
Puhtedür gayrılar eş’ârı velî puhte piyaz
Hâm ‘anberdür eger hâm ise de bu eş’âr
Hâm var ise eger micmere-i nazmumda
Dâmen-i lutfuñ anı setr ider ey fahr-i kibâr
Bahr-i eş’âr yiter urdı sütûr emvâcın
Demidür k’ide du’â dürlerini zîb-i kenâr
Lâlelerle bezene niteki dest ü sahrâ
Nitekim güller ile zeyn ola dest ü destâr
Nitekim lâlelere şeb-nem olup üftâde
Gülle-re bülbül-i şeydâ geçine ‘âşık-ı zâr
Gül gibi hurrem ü handân ola rûy-ı bahtuñ
Ruhuñ ey gonca-dehen berg-i gül-i hod-rûdur
Dir gören zülf-i siyehkâruñ içün şeb-bûdur
Ruhlaruñdan ne ‘aceb bûse temennâ kılsam
Ey lebi gonca ‘izâruñ gül-i şeftâlûdur
Gerçi hâl u hatuñ âşüftesi çokdur ammâ
Beni dîvâne kılan silsile-i gîsûdur
‘Âşıkuñ ka’r-ı yem-i gussa-i hicrânuñda
Sadef-i dîde-i gam-dîdesi pür-lü’lûdur
Şol kadar cevr ider oldı baña çarh-ı bed-mihr
Sanki bir dil-ber-i meh-rûy u hilâl-ebrûdur
N’ola meyi itseler eş’âruna erbâb-ı safâ
Bâkıyâ şi’r degüldür bu bir akar sudur
Dir gören zülf-i siyehkâruñ içün şeb-bûdur
Ruhlaruñdan ne ‘aceb bûse temennâ kılsam
Ey lebi gonca ‘izâruñ gül-i şeftâlûdur
Gerçi hâl u hatuñ âşüftesi çokdur ammâ
Beni dîvâne kılan silsile-i gîsûdur
‘Âşıkuñ ka’r-ı yem-i gussa-i hicrânuñda
Sadef-i dîde-i gam-dîdesi pür-lü’lûdur
Şol kadar cevr ider oldı baña çarh-ı bed-mihr
Sanki bir dil-ber-i meh-rûy u hilâl-ebrûdur
N’ola meyi itseler eş’âruna erbâb-ı safâ
Bâkıyâ şi’r degüldür bu bir akar sudur
Ruhuñ âteş hat u hâlüñ bahûr-ı misk ü ‘anberdür
Ham-ı zülf-i siyâhuñ halka halka dûd-ı micmerdür
Benüm dûd-ı kebûd-ı nâr-ı âhum başdan aşmışdur
Senüñ zülf-i siyâhuñ ayaguñla bas ber-â-berdür
Düşüp ol kadd-i bâlâdan döşenmiş hâk-i râh üzre
Mu’anber zülfi gûyâ sâye-i serv ü sanavberdür
Göñül tîg-i müjeñden yüz çevürmez ey gözi âhû
O bir şemşîr-i bürrâna varur şîr-i dil-âverdür
Zer-i hâlis gibi rengîn olup gitmekde eş’âruñ
Elüñde hâme ey Bâkî meger kibrît-i ahmerdür
Ham-ı zülf-i siyâhuñ halka halka dûd-ı micmerdür
Benüm dûd-ı kebûd-ı nâr-ı âhum başdan aşmışdur
Senüñ zülf-i siyâhuñ ayaguñla bas ber-â-berdür
Düşüp ol kadd-i bâlâdan döşenmiş hâk-i râh üzre
Mu’anber zülfi gûyâ sâye-i serv ü sanavberdür
Göñül tîg-i müjeñden yüz çevürmez ey gözi âhû
O bir şemşîr-i bürrâna varur şîr-i dil-âverdür
Zer-i hâlis gibi rengîn olup gitmekde eş’âruñ
Elüñde hâme ey Bâkî meger kibrît-i ahmerdür
Düşünün, ben ne büyük bir rütbeye tutkuluyum,
Çünkü O'nun kulunun kölesinin kuluyum.
Çünkü O'nun kulunun kölesinin kuluyum.
Her gün
karışık rüyalar görürüm,
sincâbi uykularda
hayaller belirir,
kaybolur.
Aynalar görürüm,
aynalarda rüyalar,
bütün bahçeleri
kuşlarıyla
silinir.
Yüzler görünür,
yüzlerde gözler
yanıp söner,
hepsi bana bakar,
bir şeyler konuşur.
Uyanıklığımı ayıramıyorum
uykulardan.
karışık rüyalar içindeyim
ömrümün uykusunda.
Aynalardan beni çağıran kız
bir daha göründü,
işaret ediyor,
bitir rüyalarını da gel
diyor.
En son gördüğün yüz
benim olsun,
en son benim uykumda uyu.
Rüyaların sonu geliyor galiba,
uyanılmaz uykulara dalmak istiyorum...
karışık rüyalar görürüm,
sincâbi uykularda
hayaller belirir,
kaybolur.
Aynalar görürüm,
aynalarda rüyalar,
bütün bahçeleri
kuşlarıyla
silinir.
Yüzler görünür,
yüzlerde gözler
yanıp söner,
hepsi bana bakar,
bir şeyler konuşur.
Uyanıklığımı ayıramıyorum
uykulardan.
karışık rüyalar içindeyim
ömrümün uykusunda.
Aynalardan beni çağıran kız
bir daha göründü,
işaret ediyor,
bitir rüyalarını da gel
diyor.
En son gördüğün yüz
benim olsun,
en son benim uykumda uyu.
Rüyaların sonu geliyor galiba,
uyanılmaz uykulara dalmak istiyorum...
Rûz u şeb yeter denî dünyâyı gör
Anı halk eden Ganî Mevlâ'yı gör
Âkil isen maksad-ı aksâyı gör
Ko sivâyı matlab-ı a'lâyı gör
Ahvel olup bire iki bakmagıl
Kendini şirk âteşine yakmagıl
Gaflet ile her yanaya akmagıl
Ko sîvâyı matlab-ı a'lâyı gör
Kıl hazer bâtıl tarîka gitmeden
Bâkiyi fâni metâ'a satmadan
Key sakın tazyî'-i evkât etmeden
Ko sivâyı matlab-ı a'lâyı gör
Nefse kalbin gâlib olması güzel
Hakk'a rûhun tâlib olması güzel
Sırr u ahfâ râgıb olması güzel
Ko sivâyı matlab-ı a'lâyı gör
Ey Hüdâyî dîde-i Hakk ile bak
Şerh eder tevhîd-i Hakk'ı her varak
Mekteb-i irfândan aldınsa sebak
Ko sivâyı matlab-ı a'lâyı gör
Anı halk eden Ganî Mevlâ'yı gör
Âkil isen maksad-ı aksâyı gör
Ko sivâyı matlab-ı a'lâyı gör
Ahvel olup bire iki bakmagıl
Kendini şirk âteşine yakmagıl
Gaflet ile her yanaya akmagıl
Ko sîvâyı matlab-ı a'lâyı gör
Kıl hazer bâtıl tarîka gitmeden
Bâkiyi fâni metâ'a satmadan
Key sakın tazyî'-i evkât etmeden
Ko sivâyı matlab-ı a'lâyı gör
Nefse kalbin gâlib olması güzel
Hakk'a rûhun tâlib olması güzel
Sırr u ahfâ râgıb olması güzel
Ko sivâyı matlab-ı a'lâyı gör
Ey Hüdâyî dîde-i Hakk ile bak
Şerh eder tevhîd-i Hakk'ı her varak
Mekteb-i irfândan aldınsa sebak
Ko sivâyı matlab-ı a'lâyı gör
Uçurtmamı rüzgâr yırttı dostlarım!
Gelin duvağından kopan bir rüzgâr...
Bu rüzgâr yüzünden bulutlar yarım;
Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar...
O ceviz dalları, o asma, o dut,
Gül gül, mektup mektup büyüyen umut...
Yangından yangına arda kalmış tut.
Muhabbet sürermiş bir rüzgâr kadar.
(1951)
Gelin duvağından kopan bir rüzgâr...
Bu rüzgâr yüzünden bulutlar yarım;
Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar...
O ceviz dalları, o asma, o dut,
Gül gül, mektup mektup büyüyen umut...
Yangından yangına arda kalmış tut.
Muhabbet sürermiş bir rüzgâr kadar.
(1951)
S
İşte doğa işte ben
Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz
İnce ağızlı kelebek sancağımda
Çekirge dikkatli
Serçekuş
Gagası avucumda
Tablomuz hazır
Aslanla kaplan yanyana durdular
Tam yol kavşağında
Yerlerini aldılar
Kaslarından yayılıyor bana
Eğilip almanın
Bulup koparmanın değeri
Tilki göz kırpıyor
Mevlana'dan bir deyiş aktarıyor kartal
Şahin yarı yoldan dönüyor
Güvercin rahat bir nefes alıyor
Alçalıyor
Ve konuyor kanıma
Tablomuz resmimiz tamam
Kimse eksik
Kimse fazla değil
Bir sensin beklenen
Bu sabah ta uzaklardan
Duyuluyor dişiliğin
Bir pars mısın sen!
Defter arasında kurumuş toprak mı
Bir ses
Bir ne
Kolay değil
Dağanın ortasında
Hayvanlarım tırtıllarımla
Kalın gövdeli ağaçlar
Birbirine girmiş sarmaşıklar
Bu hürriyetler arasında
Seni beklemek
Mavi çocuk mavi ışık
Nerdesin
Yine bir bakış mı kaldı aklında
Yolunda azeri kamalar
Yamyam halkalar
Ah hayır zor değil beklerim daha
Doğa hazır
Bir kum saati gibi akıyorsun bende
Biliyorsun suçlu olan saçların
Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil
Güneş yerine aldı
Geceden kalmış bir yarım ay da burda
Derken
Bir telefon meleklerin
Odaklandığı küreden
Anlattım ona telefonda herşeyi
"Ya o olmasaydı"
Ya sevmek olmasaydı"
Düştüm oyalandığım kayalıklardan
Tabiat sönüyor şimdi
Kaplanlar
Gerçek kimliğine dönüyor
Tilki ürkek
Aslan geyik avında
Şimdi korkularımla
Başbaşayım
Kum saati
Devrilmeyecek bir daha
Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz
İnce ağızlı kelebek sancağımda
Çekirge dikkatli
Serçekuş
Gagası avucumda
Tablomuz hazır
Aslanla kaplan yanyana durdular
Tam yol kavşağında
Yerlerini aldılar
Kaslarından yayılıyor bana
Eğilip almanın
Bulup koparmanın değeri
Tilki göz kırpıyor
Mevlana'dan bir deyiş aktarıyor kartal
Şahin yarı yoldan dönüyor
Güvercin rahat bir nefes alıyor
Alçalıyor
Ve konuyor kanıma
Tablomuz resmimiz tamam
Kimse eksik
Kimse fazla değil
Bir sensin beklenen
Bu sabah ta uzaklardan
Duyuluyor dişiliğin
Bir pars mısın sen!
Defter arasında kurumuş toprak mı
Bir ses
Bir ne
Kolay değil
Dağanın ortasında
Hayvanlarım tırtıllarımla
Kalın gövdeli ağaçlar
Birbirine girmiş sarmaşıklar
Bu hürriyetler arasında
Seni beklemek
Mavi çocuk mavi ışık
Nerdesin
Yine bir bakış mı kaldı aklında
Yolunda azeri kamalar
Yamyam halkalar
Ah hayır zor değil beklerim daha
Doğa hazır
Bir kum saati gibi akıyorsun bende
Biliyorsun suçlu olan saçların
Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil
Güneş yerine aldı
Geceden kalmış bir yarım ay da burda
Derken
Bir telefon meleklerin
Odaklandığı küreden
Anlattım ona telefonda herşeyi
"Ya o olmasaydı"
Ya sevmek olmasaydı"
Düştüm oyalandığım kayalıklardan
Tabiat sönüyor şimdi
Kaplanlar
Gerçek kimliğine dönüyor
Tilki ürkek
Aslan geyik avında
Şimdi korkularımla
Başbaşayım
Kum saati
Devrilmeyecek bir daha
Bakma saatine ikide birde!
Halin neyse saat onun saati.
Saat tutamaz ki, ölü kabirde;
Zamana eşyada gör itaati!
Bir kıvrım, bir helezon,
Her noktası baş ve son...
Dün hâtıra, yarın hayal, bugün ne?
İki renk arası bir çizgicik pay.
Ne devlet zamanı bütünleyene!
Ebed bestecisi bir çark ve bir yay.
Hesap soran yaratık;
O dimdik her şey yatık.
Zaman bir işvebaz, kaçak hayalet;
Eskiyenin kement atar boynuna.
Ne pişmanlık tanır, ne af, ne mühlet;
Ancak fatihinin girer koynuna.
Niyeti gizli fettan
Köle biçimli sultan...
1982
Halin neyse saat onun saati.
Saat tutamaz ki, ölü kabirde;
Zamana eşyada gör itaati!
Bir kıvrım, bir helezon,
Her noktası baş ve son...
Dün hâtıra, yarın hayal, bugün ne?
İki renk arası bir çizgicik pay.
Ne devlet zamanı bütünleyene!
Ebed bestecisi bir çark ve bir yay.
Hesap soran yaratık;
O dimdik her şey yatık.
Zaman bir işvebaz, kaçak hayalet;
Eskiyenin kement atar boynuna.
Ne pişmanlık tanır, ne af, ne mühlet;
Ancak fatihinin girer koynuna.
Niyeti gizli fettan
Köle biçimli sultan...
1982
Bağrı çok savruk da olsa sabah
günün en çıplak vaktidir
günün en çıplak kuşları gezinir orda
ve ilkin loş bir yürek çarpıntısıyla
uyur göğsümün bedenimin çaşıtları
bütün çaşıtları uyutur sabah
kuşların, kuşların uçuşlarını da.
Sabah ki aklını çeler bir kuzgunun
götürür ıssız bir sorumluluğa
ama gitmeyen o simsiyah tad ağzımda
ve buramda coşkun göğertisi orospuluğun
bulanık, aç ve sonuna kadar cesur
Buramı öpesi gelir kuşların
kuşların heryerimi öpesi gelir
uzanırım aç ve sonuna kadar cesur
sabah günün en kıskanç vaktidir.
Akıtıp beyaz bir bedeni boğazıma
yakıp çağlardan artan iniltileri
ağlayışlar ve bakışlar üstüne getirilen
sabahtan sonra getirilen nedir?
Kamyon tadında ve dağınık olan nedir?
Çaşıtlar uyudu, kuşlar çıplak..
Sabah ormanın ağza bıraktığı ıssızlık gibidir
sabah günün el değmemiş bir vaktidir
(1964)
günün en çıplak vaktidir
günün en çıplak kuşları gezinir orda
ve ilkin loş bir yürek çarpıntısıyla
uyur göğsümün bedenimin çaşıtları
bütün çaşıtları uyutur sabah
kuşların, kuşların uçuşlarını da.
Sabah ki aklını çeler bir kuzgunun
götürür ıssız bir sorumluluğa
ama gitmeyen o simsiyah tad ağzımda
ve buramda coşkun göğertisi orospuluğun
bulanık, aç ve sonuna kadar cesur
Buramı öpesi gelir kuşların
kuşların heryerimi öpesi gelir
uzanırım aç ve sonuna kadar cesur
sabah günün en kıskanç vaktidir.
Akıtıp beyaz bir bedeni boğazıma
yakıp çağlardan artan iniltileri
ağlayışlar ve bakışlar üstüne getirilen
sabahtan sonra getirilen nedir?
Kamyon tadında ve dağınık olan nedir?
Çaşıtlar uyudu, kuşlar çıplak..
Sabah ormanın ağza bıraktığı ıssızlık gibidir
sabah günün el değmemiş bir vaktidir
(1964)
İlk güneşi duyuyoruz etimizde
Derimizde ansızın kaçak bir rüzgar yakalıyoruz
Bir serinliyoruz bilseniz bir serinliyoruz
Her gün gidip beş vakit
Denizi öpsek yeridir.
Bir karınca durmuş yaşamayı anlatıyor
Bir dinliyor böcekler görseniz bir dinliyor
Bir çoban yıldızları sayıyor
Bir arabacı şapkasını atıyor havaya.
Sabah oluyor yalınayak koşuyoruz yeni bir çağa
Derin asfaltları duyuyoruz
Sıcaklığını duyuyoruz
Bazen bir serinlik doluyor içimize
Ayaklarımızdan
Göğü kapatan çatıları yıkıyoruz ellerimizle
Ve şunu iyi anlıyoruz
En iyisi yürüyerek gidilir yaşamağa.
İstanbul, 1960
Derimizde ansızın kaçak bir rüzgar yakalıyoruz
Bir serinliyoruz bilseniz bir serinliyoruz
Her gün gidip beş vakit
Denizi öpsek yeridir.
Bir karınca durmuş yaşamayı anlatıyor
Bir dinliyor böcekler görseniz bir dinliyor
Bir çoban yıldızları sayıyor
Bir arabacı şapkasını atıyor havaya.
Sabah oluyor yalınayak koşuyoruz yeni bir çağa
Derin asfaltları duyuyoruz
Sıcaklığını duyuyoruz
Bazen bir serinlik doluyor içimize
Ayaklarımızdan
Göğü kapatan çatıları yıkıyoruz ellerimizle
Ve şunu iyi anlıyoruz
En iyisi yürüyerek gidilir yaşamağa.
İstanbul, 1960
Sabah mezarlığa vardım,
Baktım herkes ölmüş yatar,
Her biri çâresiz olup,
Ömrünü yitirmiş yatar.
Kimi yiğit, kimi koca,
Kimi vezir kimi hoca,
Gündüzleri olmuş gece,
Karanlığa girmiş yatar.
Vardım onların katına,
Baktım ecel heybetine,
Ne yiğitler muradına,
Daha ermemiş yatar.
Nicelerin bağrın deler,
Kurtlar üstünde gezeler,
Gepegencecik tâzeler,
Gül gibice solmuş yatar.
Yarı kalmış tüm işleri,
Dökülmüş inci dişleri,
Dağılmış sırma saçları,
Hep yerlere düşmüş yatar.
Çürüyüp durur tenleri,
Hakka ulaşmış canları,
Görmez misin sen bunları?
Nöbet bize gelmiş yatar.
Baktım herkes ölmüş yatar,
Her biri çâresiz olup,
Ömrünü yitirmiş yatar.
Kimi yiğit, kimi koca,
Kimi vezir kimi hoca,
Gündüzleri olmuş gece,
Karanlığa girmiş yatar.
Vardım onların katına,
Baktım ecel heybetine,
Ne yiğitler muradına,
Daha ermemiş yatar.
Nicelerin bağrın deler,
Kurtlar üstünde gezeler,
Gepegencecik tâzeler,
Gül gibice solmuş yatar.
Yarı kalmış tüm işleri,
Dökülmüş inci dişleri,
Dağılmış sırma saçları,
Hep yerlere düşmüş yatar.
Çürüyüp durur tenleri,
Hakka ulaşmış canları,
Görmez misin sen bunları?
Nöbet bize gelmiş yatar.
Sabahın sinleye vardım gördüm cümle ölmüş yatar
Her biri bi çare olmuş ömrün yayı varmış yatar
Vardım bunların katına baktım ecel heybetine
Nice yiğit muradına eremeyiben ölmüş yatar
Yemiş kurt kuş bunu keler nicelerin bağrın deler
Şol ufacık na-resteler gül gibice solmuş yatar
Tuzağa düşmüş tenleri hakka ulaşmış canları
Görmezmisin sen bunları sıra bize gelmiş yatar
Esilmiş inci dişleri dökülmüş sarı saçları
Hepsinin bitmiş işleri emr-ü nemde ermiş yatar
Elleridir kınalı hep karavaşları şeker-leb
Kargı gibi uzun boylu gül yüzlü güzeller yatar
El bağlamıştır çoğusu hep Allah'tandır umusu
Taze kızdır kimisi alınmadan çoklar yatar
Gitmiş gözünün karası hiç işi yoktur durası
Kefen bezinin paresi sönüğe sarılmış yatar
Yunus gerçek aşık isen mülke suret bezeme gil
Mülke suret bezeyenler kara toprak olmuş yatar.
Her biri bi çare olmuş ömrün yayı varmış yatar
Vardım bunların katına baktım ecel heybetine
Nice yiğit muradına eremeyiben ölmüş yatar
Yemiş kurt kuş bunu keler nicelerin bağrın deler
Şol ufacık na-resteler gül gibice solmuş yatar
Tuzağa düşmüş tenleri hakka ulaşmış canları
Görmezmisin sen bunları sıra bize gelmiş yatar
Esilmiş inci dişleri dökülmüş sarı saçları
Hepsinin bitmiş işleri emr-ü nemde ermiş yatar
Elleridir kınalı hep karavaşları şeker-leb
Kargı gibi uzun boylu gül yüzlü güzeller yatar
El bağlamıştır çoğusu hep Allah'tandır umusu
Taze kızdır kimisi alınmadan çoklar yatar
Gitmiş gözünün karası hiç işi yoktur durası
Kefen bezinin paresi sönüğe sarılmış yatar
Yunus gerçek aşık isen mülke suret bezeme gil
Mülke suret bezeyenler kara toprak olmuş yatar.
Sabrın sonu selâmet,
Sabır hayra alâmet.
Belâ sana kahretsin;
Sen belâya selâm et!
Felâh mı, onda felâh,
Silâh mı, onda silâh.
Sen de kim oluyorsun?
Asıl sabreden Allah.
Sabır, incecik sırat;
Murat içinde murat.
Sabır Hakka tevekkül.
Sabır hakka itimat.
Sabırla pişer koruk,
Yerle bir olur doruk.
Sabır, sabır ve sabır,
İşte Kur'anda buyruk!
Bir sır ki âşikâre,
Avcı yenik şikâre.
Yalnız, yalnız sabırda
Çaresizliğe çare...
Sabır hayra alâmet.
Belâ sana kahretsin;
Sen belâya selâm et!
Felâh mı, onda felâh,
Silâh mı, onda silâh.
Sen de kim oluyorsun?
Asıl sabreden Allah.
Sabır, incecik sırat;
Murat içinde murat.
Sabır Hakka tevekkül.
Sabır hakka itimat.
Sabırla pişer koruk,
Yerle bir olur doruk.
Sabır, sabır ve sabır,
İşte Kur'anda buyruk!
Bir sır ki âşikâre,
Avcı yenik şikâre.
Yalnız, yalnız sabırda
Çaresizliğe çare...
I.
Kadın azaltır çocukları için
Kullanmasını yabancıları genç gördükçe
Adam konuşurken eli kaybolur kızlarla
Neden getirmeyi unutmasın
Nişanlı sabun demesini
Bilmeyenlere denir
Ben yaşarken kirli
Ne kirli adamlar vardı
Yıkadılar sonra anladım
Ölü olduğumu
II.
Yıkadılar sonra anladık ölü olduğunu
Alıp götürdük gelin gibi öğleyin
Kesip durduk geyikleri
Kuşları balıkları eski çiçekleri
Nişanlı ölü nedir
Bilmeyenlere denir
Dalgın bir vaktinizde
Bozmayasınız diye geleneği
Taşlara bağladığımız
Siz yunmuş ölüleri
Ne aşkı ne neşesiyle
Dünya
Onmakta bizi
Gelin gömün bari
Kadın azaltır çocukları için
Kullanmasını yabancıları genç gördükçe
Adam konuşurken eli kaybolur kızlarla
Neden getirmeyi unutmasın
Nişanlı sabun demesini
Bilmeyenlere denir
Ben yaşarken kirli
Ne kirli adamlar vardı
Yıkadılar sonra anladım
Ölü olduğumu
II.
Yıkadılar sonra anladık ölü olduğunu
Alıp götürdük gelin gibi öğleyin
Kesip durduk geyikleri
Kuşları balıkları eski çiçekleri
Nişanlı ölü nedir
Bilmeyenlere denir
Dalgın bir vaktinizde
Bozmayasınız diye geleneği
Taşlara bağladığımız
Siz yunmuş ölüleri
Ne aşkı ne neşesiyle
Dünya
Onmakta bizi
Gelin gömün bari
Zili - siz geldiniz -pamağınız durunca
a saçlısı biraz karşınızda
Ama durun uzun zaman önce
daha sizinle karşılaşmadan
dört köşeli
kavşaktaki odada
çook uzun daha dikdörtgen
masa duruyor.
Korkuyu herşeyden çok orda
Bir de zil sesinizi alınca
Daha size banyoyu
Havasız banyoyu açmadan
Korkuyu götürüp kilere
Kum torbasının içine tutuyor.
Oyuncak saklı gelişinizle
küçük yamyam ağızlı
yassı alnını
her gülüşün içinde tutan
yontma biçimiyle a saçlısı
karşınızda hemen
a saçlısı
daha herşeyi anlaşılmadan
daha siz ona aydınlanmadan
geçici bir bilardo alanında
kuzgun hançerli
sakal gibi el içen
donuk
solgun kaçışlı
sevmeye ve sevdirmeye
bir erke biçimi geyik salmış
a saçlısı
durunca güvercinli kapıda
mesela oldukça bir viyanadan
meçhul bir bayın göğe yaslanan şapkasıyla
elverişli çay sergisi
a saçlısı biraz karşınızda
Ama durun uzun zaman önce
daha sizinle karşılaşmadan
dört köşeli
kavşaktaki odada
çook uzun daha dikdörtgen
masa duruyor.
Korkuyu herşeyden çok orda
Bir de zil sesinizi alınca
Daha size banyoyu
Havasız banyoyu açmadan
Korkuyu götürüp kilere
Kum torbasının içine tutuyor.
Oyuncak saklı gelişinizle
küçük yamyam ağızlı
yassı alnını
her gülüşün içinde tutan
yontma biçimiyle a saçlısı
karşınızda hemen
a saçlısı
daha herşeyi anlaşılmadan
daha siz ona aydınlanmadan
geçici bir bilardo alanında
kuzgun hançerli
sakal gibi el içen
donuk
solgun kaçışlı
sevmeye ve sevdirmeye
bir erke biçimi geyik salmış
a saçlısı
durunca güvercinli kapıda
mesela oldukça bir viyanadan
meçhul bir bayın göğe yaslanan şapkasıyla
elverişli çay sergisi
Saçların omuzlarından aksın
Mermer üzerinden geçen su gibi
İçinde ezgin bir his duyacaksın
Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi
Saç tel tel örtüler hep tül tül düşer
Gözünün değdiği yere gül düşer
Sonunda sana da bir gönül düşer
Gönlümün şimdiki duygusu gibi
Dillerde dökülüp sayılır saçın
Sıcak nefeslerle bayılır saçın
Bir tütsüdür kalbe yayılır saçın
Kararan gözlerin buğusu gibi
Mermer üzerinden geçen su gibi
İçinde ezgin bir his duyacaksın
Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi
Saç tel tel örtüler hep tül tül düşer
Gözünün değdiği yere gül düşer
Sonunda sana da bir gönül düşer
Gönlümün şimdiki duygusu gibi
Dillerde dökülüp sayılır saçın
Sıcak nefeslerle bayılır saçın
Bir tütsüdür kalbe yayılır saçın
Kararan gözlerin buğusu gibi
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su
Zevk-i tiğından aceb yok olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırakır rahneler dîvâre su
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattına
Hâme tek bakmaktan inse sözlerine kare su
Ârızın yâdiyle nemnâk olsa müjgânım n'ola
Zayi olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su
Gam günü etme dîl-i bîmardan tiğin diriğ
Hayrdır vermek karanû gecede bîmâre su
İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
Susuzum bu sahrede benim içün are su
Ben lebin müştâkıyım zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelir huşyâre su
Ravza-yı kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
Âşık olmuş gâlibâ ol serv-i hoş reftâre su
Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vare su
Destbûsi arzûsiyle ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınle yâre su
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağının mîzacına gire kurtâre su
Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr'e su
Seyyid-i nev'i beşer deryâ-yı durr-i istifâ
Kim sepiptir mu'cizâtı âteş-i eşrâre su
Kılmak için taze gülzâr-ı nübüvvet revnakın
Mu'cizinden eylemiş izhar seng-i hâre su
Mu'ciz-i bir bahr-i bî-pâyan imiş âlemde kim
Yetmiş andan bin bin âteşhâne-i küffâre su
Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
Parmağında verdiği şiddet günü Ensâr'e su
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
Eylemiş her katrede bin bahr-i rahmet mevchîz
El sunup urgaç vuzu için gül-i ruhsâre su
Hâk-i pâayine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister salar nûr
Dönmez ol dergâhtan ger olsa pâre su
Zikr-i na'tın virdini derman bilir ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humar için içer meyhâre su
Yâ Habîballah yâ Hayr'el-beşer müştâkınım
Eyle kim lebteşneler yanıb diler hemvâre su
Sensin ol bahr-i kerâmet kim Şeb-i Mi'rac'da
Şeb-nem-i feyzin yitirmiş sâbit ü seyyâre su
Çeşm-i hûrşidden her dem zülâl-ı feyz iner
Hâcet olsa merkâdin tecdîd eden mi'mâre su
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dîl-i sûzânıma
ebr-i ihsanın sepe ol nâre su
Yümn-i na'tınden güher olmuş Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsandan dönen tek lü'lü-i şehvâre su
Hâb-ı gafletten olan bîdâr olanda rûz-i haşr
Hâb-ı hasretten dökende dîde-i bîdâre su
Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su
Saçma ey göz yaşından gönlümdeki ateşe su
Ki bu denli tutuşan ateşe olmaz çare su
Ya su rengindedir gökyüzü rengini göremiyorum
Ya da gözümden yayılmış hepten gökyüzüne su
Mızrağının zevkiyle tutuşarak yok olsa gönlüm
Ki geçerken yarıklar açar duvarda su
Yaralı gönlüm korkuyla söz eder kirpiğinden
Nitekim çekine çekine içer kimde olsa yara su
Suya versin bahçıvan gülzarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün gibi verse bin gülzara su
Hattat yazısıyla benzetemez yüzünün tüylerini
Kağıda bakmaktan inse gözlerine kara su
Sevgili anısıyla ıslansa kirpik ne olur
Boşa gitmez gül umuduyla vermek dikene su
Gam günü esirgeme hasta kalbe oklarını
Hayırdır vermek karanlık gecede hastaya su
Gönül yalnızlığında kirpiğinle özlemimi gider
Susuzum bu sahrada benim için ara su
Ben dudağı arzularım zahitler kevser ister
Nitekim meste mey içmek hoş gelir ayıka su
Her an yerinde durmayıp senin köyünden geçer
Aşık olmuş galiba o hoş huylu serviye su
Su yolunu o köyden toprak olup tutsam gerek
Rakibimdir diye bırakmam varsın o köye su
El öpme arzusu ile ölecek olsam dostlar
Testi yapın toprağım sunun onunla yara su
Servi dik başlı olur kumrunun yalvarmasına
Karşı, eteğini tutup ayağına düşse yalvarsa su
İçmek ister o bülbülün kanını hile ile
Gül budağının doğasına gire kurtara su
Tertemiz doğasını göstermiş dünyalılara
Uymuş seçilmiş Ahmed peygamberin izine su
İnsan türü efendisi af denizinin incisi
Serpmiş mucizesi kötülerin ateşine su
Peygamberlik bahçesini yeşertmek için
Çıkarmış mermer taşından mucizeleriyle su
Mucizesi dünyada engin bir denizmiş ki
Yetmiş ondan kafirlerin bin bir ateşevine su
Hayret ile parmağını dişler kim dinlese
Parmağından vermesi şiddet günü Ensar'a su
Dostu yılan zehiri içse hayat suyu olur
Düşmanı su içse döner yılan zehirine su
Var etmiş her damlada binlerce dalgalı deniz
Abdest alırken değdiğinde yanaklarına su
Ayağının toprağına varayım der çağlardır
Başını taştan taşa vurup gezer avare su
Zerre zerre dergahın toprağına salsın ister nur
Dönmez o dergahtan lime lime bile olsa su
Natının virdini hata işleyen ilaç bilir
İçkiden kurtulmak için içer ayyaş bile su
Ey peygamber ey en güzel insan seni özlerim
Nasıl ki susuzlar yanıp her an ister kendine su
Sensin keramet denizi ki miraç gecesinde
Feyzin şebnemi yetirmiş durana gezene su
Güneşten her zaman duru ışıklar saçılır ki
Gerekirse kabrini imar eden mimara su
Cehennem korkusu ateşi salmış yanık gönlüme
Rahmetinin bulutu serpsin o ateşe su
Natının kutuyla cevher olmuş Fuzûlî sözleri
Nisan bulutundan inen inci tanesi gibi yere su
Gaflet uykusundan uyandığında kıyamet günü
Hasret uykusundan döküldüğünde uyanık gözlere su
Umudum odur ki kıyamet günü mahrum kalmayayım
Kavuşma pınarın versin susuz dudağıma su
Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su
Zevk-i tiğından aceb yok olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırakır rahneler dîvâre su
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattına
Hâme tek bakmaktan inse sözlerine kare su
Ârızın yâdiyle nemnâk olsa müjgânım n'ola
Zayi olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su
Gam günü etme dîl-i bîmardan tiğin diriğ
Hayrdır vermek karanû gecede bîmâre su
İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
Susuzum bu sahrede benim içün are su
Ben lebin müştâkıyım zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelir huşyâre su
Ravza-yı kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
Âşık olmuş gâlibâ ol serv-i hoş reftâre su
Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vare su
Destbûsi arzûsiyle ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınle yâre su
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağının mîzacına gire kurtâre su
Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr'e su
Seyyid-i nev'i beşer deryâ-yı durr-i istifâ
Kim sepiptir mu'cizâtı âteş-i eşrâre su
Kılmak için taze gülzâr-ı nübüvvet revnakın
Mu'cizinden eylemiş izhar seng-i hâre su
Mu'ciz-i bir bahr-i bî-pâyan imiş âlemde kim
Yetmiş andan bin bin âteşhâne-i küffâre su
Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
Parmağında verdiği şiddet günü Ensâr'e su
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
Eylemiş her katrede bin bahr-i rahmet mevchîz
El sunup urgaç vuzu için gül-i ruhsâre su
Hâk-i pâayine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister salar nûr
Dönmez ol dergâhtan ger olsa pâre su
Zikr-i na'tın virdini derman bilir ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humar için içer meyhâre su
Yâ Habîballah yâ Hayr'el-beşer müştâkınım
Eyle kim lebteşneler yanıb diler hemvâre su
Sensin ol bahr-i kerâmet kim Şeb-i Mi'rac'da
Şeb-nem-i feyzin yitirmiş sâbit ü seyyâre su
Çeşm-i hûrşidden her dem zülâl-ı feyz iner
Hâcet olsa merkâdin tecdîd eden mi'mâre su
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dîl-i sûzânıma
ebr-i ihsanın sepe ol nâre su
Yümn-i na'tınden güher olmuş Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsandan dönen tek lü'lü-i şehvâre su
Hâb-ı gafletten olan bîdâr olanda rûz-i haşr
Hâb-ı hasretten dökende dîde-i bîdâre su
Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su
Saçma ey göz yaşından gönlümdeki ateşe su
Ki bu denli tutuşan ateşe olmaz çare su
Ya su rengindedir gökyüzü rengini göremiyorum
Ya da gözümden yayılmış hepten gökyüzüne su
Mızrağının zevkiyle tutuşarak yok olsa gönlüm
Ki geçerken yarıklar açar duvarda su
Yaralı gönlüm korkuyla söz eder kirpiğinden
Nitekim çekine çekine içer kimde olsa yara su
Suya versin bahçıvan gülzarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün gibi verse bin gülzara su
Hattat yazısıyla benzetemez yüzünün tüylerini
Kağıda bakmaktan inse gözlerine kara su
Sevgili anısıyla ıslansa kirpik ne olur
Boşa gitmez gül umuduyla vermek dikene su
Gam günü esirgeme hasta kalbe oklarını
Hayırdır vermek karanlık gecede hastaya su
Gönül yalnızlığında kirpiğinle özlemimi gider
Susuzum bu sahrada benim için ara su
Ben dudağı arzularım zahitler kevser ister
Nitekim meste mey içmek hoş gelir ayıka su
Her an yerinde durmayıp senin köyünden geçer
Aşık olmuş galiba o hoş huylu serviye su
Su yolunu o köyden toprak olup tutsam gerek
Rakibimdir diye bırakmam varsın o köye su
El öpme arzusu ile ölecek olsam dostlar
Testi yapın toprağım sunun onunla yara su
Servi dik başlı olur kumrunun yalvarmasına
Karşı, eteğini tutup ayağına düşse yalvarsa su
İçmek ister o bülbülün kanını hile ile
Gül budağının doğasına gire kurtara su
Tertemiz doğasını göstermiş dünyalılara
Uymuş seçilmiş Ahmed peygamberin izine su
İnsan türü efendisi af denizinin incisi
Serpmiş mucizesi kötülerin ateşine su
Peygamberlik bahçesini yeşertmek için
Çıkarmış mermer taşından mucizeleriyle su
Mucizesi dünyada engin bir denizmiş ki
Yetmiş ondan kafirlerin bin bir ateşevine su
Hayret ile parmağını dişler kim dinlese
Parmağından vermesi şiddet günü Ensar'a su
Dostu yılan zehiri içse hayat suyu olur
Düşmanı su içse döner yılan zehirine su
Var etmiş her damlada binlerce dalgalı deniz
Abdest alırken değdiğinde yanaklarına su
Ayağının toprağına varayım der çağlardır
Başını taştan taşa vurup gezer avare su
Zerre zerre dergahın toprağına salsın ister nur
Dönmez o dergahtan lime lime bile olsa su
Natının virdini hata işleyen ilaç bilir
İçkiden kurtulmak için içer ayyaş bile su
Ey peygamber ey en güzel insan seni özlerim
Nasıl ki susuzlar yanıp her an ister kendine su
Sensin keramet denizi ki miraç gecesinde
Feyzin şebnemi yetirmiş durana gezene su
Güneşten her zaman duru ışıklar saçılır ki
Gerekirse kabrini imar eden mimara su
Cehennem korkusu ateşi salmış yanık gönlüme
Rahmetinin bulutu serpsin o ateşe su
Natının kutuyla cevher olmuş Fuzûlî sözleri
Nisan bulutundan inen inci tanesi gibi yere su
Gaflet uykusundan uyandığında kıyamet günü
Hasret uykusundan döküldüğünde uyanık gözlere su
Umudum odur ki kıyamet günü mahrum kalmayayım
Kavuşma pınarın versin susuz dudağıma su
Sadr-ı cemî' mürselîn
Sensin Yâ Rasûlallâh
Bedr-i eflâk-i yakîn
Sensin Yâ Rasûlallâh
Nûrun sirâc-ı vehhâc
Alemler sana muhtâc
Sâhib-i tâc u mi'râc
Sensin Yâ Rasûlallâh
Ayîne-i Rahmânî
Nûr-i pâk-i sübhânî
Sırr-ı seb-a'l-meânî
Sensin Yâ Rasûlallâh
Şâhidin leyl-i isrâ
Sübhânellezî esrâ
Câmi-i cümle esmâ
Sensin Yâ Rasûlallâh
Ey menba-ı lutf u cûd
Yerin makâm-ı mahmûd
Yaradılmışdan maksûd
Sensin Yâ Rasûlallâh
Canlar içinde cânân
Ma'den-i ilm u irfân
Ceddim ü pîrim sultân
Sensin Yâ Rasûlallâh
Açan râh-ı tevhîdi
Bulan sırr-ı tefrîdi
Hüdâyî'nin ümmîdi
Sensin Yâ Rasûlallâh
Sensin Yâ Rasûlallâh
Bedr-i eflâk-i yakîn
Sensin Yâ Rasûlallâh
Nûrun sirâc-ı vehhâc
Alemler sana muhtâc
Sâhib-i tâc u mi'râc
Sensin Yâ Rasûlallâh
Ayîne-i Rahmânî
Nûr-i pâk-i sübhânî
Sırr-ı seb-a'l-meânî
Sensin Yâ Rasûlallâh
Şâhidin leyl-i isrâ
Sübhânellezî esrâ
Câmi-i cümle esmâ
Sensin Yâ Rasûlallâh
Ey menba-ı lutf u cûd
Yerin makâm-ı mahmûd
Yaradılmışdan maksûd
Sensin Yâ Rasûlallâh
Canlar içinde cânân
Ma'den-i ilm u irfân
Ceddim ü pîrim sultân
Sensin Yâ Rasûlallâh
Açan râh-ı tevhîdi
Bulan sırr-ı tefrîdi
Hüdâyî'nin ümmîdi
Sensin Yâ Rasûlallâh
Safa ister isen terk et safayı
Vefa ister isen ko bi vefayı
Mahabbet şerbetin bir zerre içir
Ki hasta gönlüne bula şifayı
Bugün bu nefs muradın terk edersen
Yarın görmeyesin hergiz cefayı
Kuru ekmeğe doyurmadı nefsin
İşittin Hak habibi Mustafa'yı
Doyurma nefsini türlü taamla
Muhammed yer idi yavan gücayı
Tenini bezeme türlü don ile
Resul giydi müdam eski abayı
Sen ümmetsin uyuma gaflet ile
Ol ihya eder idi her geceyi
Sözün sanadır Eşrefoğlu Rumi
Sakın dünyaya uydurma hevayı
İde gör nefsine zecri kayurma
Ölümden öndin ölüp bul bekayı
Vefa ister isen ko bi vefayı
Mahabbet şerbetin bir zerre içir
Ki hasta gönlüne bula şifayı
Bugün bu nefs muradın terk edersen
Yarın görmeyesin hergiz cefayı
Kuru ekmeğe doyurmadı nefsin
İşittin Hak habibi Mustafa'yı
Doyurma nefsini türlü taamla
Muhammed yer idi yavan gücayı
Tenini bezeme türlü don ile
Resul giydi müdam eski abayı
Sen ümmetsin uyuma gaflet ile
Ol ihya eder idi her geceyi
Sözün sanadır Eşrefoğlu Rumi
Sakın dünyaya uydurma hevayı
İde gör nefsine zecri kayurma
Ölümden öndin ölüp bul bekayı
Kalbimi ve aklımı hep sağ elime verdim;
Görevi olmasaydı sol elimi keserdim...
Görevi olmasaydı sol elimi keserdim...
Bize kalan aziz borç asırlık zamanlardan;
Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan! ! ...
Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan! ! ...
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..
(1949)
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..
(1949)
Sakın dünyâya aldanma
Aç gözün gafletden uyan
Bunda kimse kalır sanma
Aç gözün gafletden uyan
Kanı Âdem kanı Havvâ
Kanı Muhammed Mustafâ
Bu fânîden umma vefâ
Aç gözün gafletden uyan
Taksîre istiğfâr eyle
İkrârını tekrâr eyle
Bir assılu bâzâr eyle
Aç gözün gafletden uyan
Bu devlete mağrûr olma
Fânî zevke mesrûr olma
Tâ'at-ı Hak'dan dûr olma
Aç gözün gafletden uyan
Nefsin aradan süre gör
Vahdet iline ere gör
Aklın başına dere gör
Aç gözün gafletden uyan
Şol ki oldu Hakk'a vâsıl
Ol oldu insân-ı kâmil
Geç sevdâlardan ey gâfil
Aç gözün gafletden uyan
Mâsivâdan yumup gözü
Dergâh-ı Hakk'a tut yüzü
Hüdâyî'den gûş et sözü
Aç gözün gafletden uyan
Aç gözün gafletden uyan
Bunda kimse kalır sanma
Aç gözün gafletden uyan
Kanı Âdem kanı Havvâ
Kanı Muhammed Mustafâ
Bu fânîden umma vefâ
Aç gözün gafletden uyan
Taksîre istiğfâr eyle
İkrârını tekrâr eyle
Bir assılu bâzâr eyle
Aç gözün gafletden uyan
Bu devlete mağrûr olma
Fânî zevke mesrûr olma
Tâ'at-ı Hak'dan dûr olma
Aç gözün gafletden uyan
Nefsin aradan süre gör
Vahdet iline ere gör
Aklın başına dere gör
Aç gözün gafletden uyan
Şol ki oldu Hakk'a vâsıl
Ol oldu insân-ı kâmil
Geç sevdâlardan ey gâfil
Aç gözün gafletden uyan
Mâsivâdan yumup gözü
Dergâh-ı Hakk'a tut yüzü
Hüdâyî'den gûş et sözü
Aç gözün gafletden uyan
Sakın emânete etme hıyânet
Bir gün ıssına tapşırsan gerekdir
Bâkî değil bunda beğim ikâmet
Bir âleme dahi varsan gerekdir
Nice bir gafletden uyanmayasın
Dergâh-ı Hakk'a varam sanmayasın
Bir iş et kim sonra utanmayasın
Ne işlersen varıp görsen gerekdir
Fânîde görmeyen resm-i sebâtı
Ölmezden ön ölüp bulda hayâtı
Yeter etdin ednâya iltifâtı
Bir âlî dîvânda dursan gerekdir
Altûndan hâs gönül çürümek neden
Efkâr-i fâside bürümek neden
Her bir zâga salıp yürümek neden
Bir gün şahbâzı uçursan gerekdir
Fermân erişicek yüce Hazret'den
Uyarırlar seni nevm-i gafletden
Götürüp ayağı bezm-i kesretden
Otâğı berzahda kursan gerekdir
Hüdâyî âlemin yokdur sebâtı
Ölmezden ön ölen buldu hayâtı
Yeter etdin ednâya iltifâtı
Bu âlî dîvânda dursan gerekdiı
Bir gün ıssına tapşırsan gerekdir
Bâkî değil bunda beğim ikâmet
Bir âleme dahi varsan gerekdir
Nice bir gafletden uyanmayasın
Dergâh-ı Hakk'a varam sanmayasın
Bir iş et kim sonra utanmayasın
Ne işlersen varıp görsen gerekdir
Fânîde görmeyen resm-i sebâtı
Ölmezden ön ölüp bulda hayâtı
Yeter etdin ednâya iltifâtı
Bir âlî dîvânda dursan gerekdir
Altûndan hâs gönül çürümek neden
Efkâr-i fâside bürümek neden
Her bir zâga salıp yürümek neden
Bir gün şahbâzı uçursan gerekdir
Fermân erişicek yüce Hazret'den
Uyarırlar seni nevm-i gafletden
Götürüp ayağı bezm-i kesretden
Otâğı berzahda kursan gerekdir
Hüdâyî âlemin yokdur sebâtı
Ölmezden ön ölen buldu hayâtı
Yeter etdin ednâya iltifâtı
Bu âlî dîvânda dursan gerekdiı
Kanama dolabını taşır gibi gidiyorsun
Atların uyuşukluğu kimlerin vuruştuğu yerde
zaman bir nalbant gibi boğuk elleriyle
ovuyor çünkü uğultu çıkaran başlarınızı
Birinci ikinci ve dördüncü katları
dizleri tik çeken bacakları
örten masalarıyla
bir jest alıp bir cümle götüren
sağdaki gölgeden soldakine uzanan sahrayı
işaretleyen ve böylece
canlı duran elleri ögüten
uğunan bedenleri çoğaltan aynalarıyla
aslında kaynayan şehrin safrasında
o tek başına bir şeydir
orada hantal bilmecelerle
geçerek sualtı saçaklarını
ağrıtan durmadan kavrayıp
ikili altılı cam kenerlarını
çeker toprak çeker gibi üstümüze
Örneğin her gün gecekinin aynısı acaip kollar
sarıp sarmalayınca bizi
gözlerimize serilip akrep bezleri
göğüs boşluğumuzda evren bezleri
her noktasında ayağa kalkmanın bütün çeşitleri
bir bir susar
her el bir perde açar alnımıza
aslında o saklı anda
saklı kadınlar saklanır beynimize
yalnız hakkımızı biz orada azarladık
Orada çiğan kuşları gibi
kavuran ateşin içindeki zaman
katılır da aramıza
ve durmaz aramızda da
gider severek
okşar düşman gibi
kuşu söyleyen çocukların
ve zalim anılan
tekrarlanan çocuğun da seçtiği sokakları
santrançlar sağ köşede şah
damalar damla damla
ev ev
ve balıkçı kadın rampalarında
ağır yürüyüşlü adamların kafalarını
testereye yakın mıntıkada
ve durgun maytap ırmağında
bilen gözün görün dünyanın görmediği
en yaşlı ve genç oyun kağıtları
göğe gidip gökten gelen
ölümlü yağmur gibi
vurgun oyuk benliklerin
karşı bakışlarda delinmiş
denenmiş bileklerinde
Bir şeklin karşılıklı oturma bölümündeyiz
Hep böyle durur yaşlanıp ağlayışımızın
Gözevlerine kurulan sırat eğrisi
ve uzun çubuklarımızın
ve önümüzde uyuyan çocukların
hiç çıkmayan
ve çıkıp solumak için yeryüzeyine
karanlık eve giremeyen
yarısı bizde duran çocukların
içimizdeki şehvet düzeyinde
'istisnai' bir kadın
tam sağlanmış olarak
boğazkesen saatlerindeki çağrıları
dolu duran iliklerinden derleyip
kısrağı bütünler gibi
önümüzde açışan
sürtünüp tutuşan suları
erkeğin gerektirdiği kadar
kadın onu doğurmuş olarak
uzaktan toplantılardan çağırınca
uçuca yaşayan ayları
duman alan bozguna katılan gözlerimizle
göreceğimiz kadar
aç dedirtti ağzımıza
içimizdeki itimiz
aç dedik bütün sancılarını
önce dizlerine kadar fildişi
ayakları
Anlayın bizim de güzelliğimizi
bizim balık yiyip ölen
kelimeyi çatlatan güzelliğimizi
aklından açılıp kadının
bizi kemiren yüzünün güzel terkisinde
allahın ağır açılan
geniş sofralı odalarında
bir bir dünya namına
seferber eder sevgilerini
neler yapıyor artık
sen birşey yapıyordun ya
uvuuğ
uvuuuğ
uvuuuuğ
çıkar bir yöne insan sıkletini
diğer alanda filozof...
tek başına bir şeydir
savunur çoktan ağryan ağzını
Yuvarlak ağır atılan imkansızlıkları
cümleden cümleye şeklin ötesine
trampet çalan alan göz hücrelerinde
en genci öne atılan meydan çağıran
havzasız sabah gibi
ayıkları çıkarır sözlerini
kızıl sarı yeşil mor renklerine
batırır gittikçe taşolan kaynaklarını
ağızdaki namluya sürülen kelime haçlarını
sen saçaklanıyordun
elinden çıktığın dehlizin küçüklük kadınına
gümüş giysiler önünde
bir de göğe dayanan yanan ay önünde
doğu'yu yaya gerince
inanç terazili hazret gözleriyle
şerbet veriyordu okunan şekerden veriyordu
el veriyordu
şimdi ağırlaşan sağılan hak dolu çehrende
buhran bıçak yarası
marşlara çabuk şarkılara
eşitlenen geçmişinin
kalifiye insanı kök sürüyor
zorlayıp değiyor uzay hayvanına
ben kanlı insan gibi
arta kalan çiçeklerden
kaçırıyorum camlara yayılan can sıcağını
aramızda
kumaşlarımızın yaşayan koyunlar
kaçırılan kurtlar yüksekliğinde
sürdüğü bedenlerdenn
ölümün arkasını bize
önünü duvara dönüp
küskün
mümkün bir deniz gibi
aramızdaki arkadaşımız alıngan ölümün
sırtı duvarları kaplayan
yüzü aynaları
masaları gerekli kapıları
yirmilik insan kalıplarını
doğum gecesi haklıyan
bakışı
karşı bakışları hesaplayan çocuğuna
ince tezgahlı günahları
az az içiriyor
bir garson - çıldır çıldır -emekle
içinde kaşık duran
içinde çay duran
yanında şeker duran
içinde baradak duran
elinde tabak duran eliyle
garson ölümden gelen haberle
- ağrıyan ağrıdıkça sahnesi -
orada bir adam
garsona çay yalvarıyor
anlatın benim de güzelliğimi
negatif üzerine beyaz basın
görün içimden ayrılan köleliğimi
oraya
balığın ağzındaki dünyalar şarhoşuna
öne sürüp benim adımla
insan üreten iklimleri
hamamda kadınların sancılanıp
hamamları aydınlatan kadınların
yalvardıkları tanrılar gibi
bağışlayın benim de güzelliğimi
kutlayın alçak aynalar
bazen duygulu duran
beyaz şeker tanelerini
kör de olsa gün doğarken
akvaryum ağlarken
yalnız o anlaşıldı bizlerden
geçerek ocağı taşıran
su basan sabahı
yanmaz ateşleriyle
önemmli saattir geçilmez şarkılarında
kumlarda yüzlerin eğrildiği
sıkışıp iki etin
kıskançlığa gelindiği evlerinde
balıkların toplanıp yendiği
kemiklerinin düz bir kasabada
köylü ayaklarına değdiği
şapkalarının hafifçe öne eğildiği
büyük akvaryum sabahlamasında
domuz tanelerini ineklerin beygir kırıntılarının
bir süre okşanan ağrılarıyla
sevince fırlayan kelime tüketen
birbirine mıhlanan dişli ağızlarıyla
- garson bir süt çayı daha
tavanda cenkeden tek seste
tabakların nakışlarıyla
hazreti isa toplantılarından ayrılan
ilk muhammed lengerinin
başında zenci evlatlarının
çekilip gözlerine yerleşen
dalgalanan etraflarında
can çağıran evren kişilerinin
başlarının bütün kaynamalarında
selamını ezraile muhsus çakan
allahı yalnız kuşanan
ağır yere yerden ağır alınan bedenlerin
görmediğimiz hafif canlarını
derhal acele edenlerin ardından
külahını ağzına sürmeleyip
hassas o gök işçiliğinde
denizin yan gelip
bazen eteğini toplamadan atladığı
kesilen yürek uzantılarının
ötesinde çukur
kızgın kırmızı bacaklı kadın vardır
rüzgarlı anların tranvay altında
yerinden oynayan gözünü
bütün sivri demirlere çarpa çarpa
düşleyip el koyduğu
bütün akvaryum duraklarındaki masalara
saldıran dirseklerin
sinir uçlarında başlayıp
aka aka yorulan ırmakların dikine duran ırmakların
etin ve her çeşit kemiğin
en içlerine yorgun taakalarla
inip yüreklendiği gıcırdadığı tarhlarda
diz dize değen kahramanları
cihan garsonları da
hep yakınında dururlar
kızgın
kırmızı bacaklı kadının
uzun bacaklı leylek içimizde genç açar
uzun uçuşlu kanatlarının altında
hangar dolusu donmuş alçının
içinde hışırdar başımız
salgın duvarlar
iç içe geçen vücutlar
büyülü bir gecenin
karanlığa bitişik ışığında
ışıklı varlık sıçramasında
bellekten kendini kaçıran anlıklarını
hatırlamaya koşarlar
durgun benlikler kanaması duran suratlar
susuşan etler tortu hücreler
ağzın mağarasında
tek başına kıpırdayan
canlı dil hayvanında
ismini bulup çıkarmaya
adını koymaya saldıran
zehir uçları sancılar
Atların uyuşukluğu kimlerin vuruştuğu yerde
zaman bir nalbant gibi boğuk elleriyle
ovuyor çünkü uğultu çıkaran başlarınızı
Birinci ikinci ve dördüncü katları
dizleri tik çeken bacakları
örten masalarıyla
bir jest alıp bir cümle götüren
sağdaki gölgeden soldakine uzanan sahrayı
işaretleyen ve böylece
canlı duran elleri ögüten
uğunan bedenleri çoğaltan aynalarıyla
aslında kaynayan şehrin safrasında
o tek başına bir şeydir
orada hantal bilmecelerle
geçerek sualtı saçaklarını
ağrıtan durmadan kavrayıp
ikili altılı cam kenerlarını
çeker toprak çeker gibi üstümüze
Örneğin her gün gecekinin aynısı acaip kollar
sarıp sarmalayınca bizi
gözlerimize serilip akrep bezleri
göğüs boşluğumuzda evren bezleri
her noktasında ayağa kalkmanın bütün çeşitleri
bir bir susar
her el bir perde açar alnımıza
aslında o saklı anda
saklı kadınlar saklanır beynimize
yalnız hakkımızı biz orada azarladık
Orada çiğan kuşları gibi
kavuran ateşin içindeki zaman
katılır da aramıza
ve durmaz aramızda da
gider severek
okşar düşman gibi
kuşu söyleyen çocukların
ve zalim anılan
tekrarlanan çocuğun da seçtiği sokakları
santrançlar sağ köşede şah
damalar damla damla
ev ev
ve balıkçı kadın rampalarında
ağır yürüyüşlü adamların kafalarını
testereye yakın mıntıkada
ve durgun maytap ırmağında
bilen gözün görün dünyanın görmediği
en yaşlı ve genç oyun kağıtları
göğe gidip gökten gelen
ölümlü yağmur gibi
vurgun oyuk benliklerin
karşı bakışlarda delinmiş
denenmiş bileklerinde
Bir şeklin karşılıklı oturma bölümündeyiz
Hep böyle durur yaşlanıp ağlayışımızın
Gözevlerine kurulan sırat eğrisi
ve uzun çubuklarımızın
ve önümüzde uyuyan çocukların
hiç çıkmayan
ve çıkıp solumak için yeryüzeyine
karanlık eve giremeyen
yarısı bizde duran çocukların
içimizdeki şehvet düzeyinde
'istisnai' bir kadın
tam sağlanmış olarak
boğazkesen saatlerindeki çağrıları
dolu duran iliklerinden derleyip
kısrağı bütünler gibi
önümüzde açışan
sürtünüp tutuşan suları
erkeğin gerektirdiği kadar
kadın onu doğurmuş olarak
uzaktan toplantılardan çağırınca
uçuca yaşayan ayları
duman alan bozguna katılan gözlerimizle
göreceğimiz kadar
aç dedirtti ağzımıza
içimizdeki itimiz
aç dedik bütün sancılarını
önce dizlerine kadar fildişi
ayakları
Anlayın bizim de güzelliğimizi
bizim balık yiyip ölen
kelimeyi çatlatan güzelliğimizi
aklından açılıp kadının
bizi kemiren yüzünün güzel terkisinde
allahın ağır açılan
geniş sofralı odalarında
bir bir dünya namına
seferber eder sevgilerini
neler yapıyor artık
sen birşey yapıyordun ya
uvuuğ
uvuuuğ
uvuuuuğ
çıkar bir yöne insan sıkletini
diğer alanda filozof...
tek başına bir şeydir
savunur çoktan ağryan ağzını
Yuvarlak ağır atılan imkansızlıkları
cümleden cümleye şeklin ötesine
trampet çalan alan göz hücrelerinde
en genci öne atılan meydan çağıran
havzasız sabah gibi
ayıkları çıkarır sözlerini
kızıl sarı yeşil mor renklerine
batırır gittikçe taşolan kaynaklarını
ağızdaki namluya sürülen kelime haçlarını
sen saçaklanıyordun
elinden çıktığın dehlizin küçüklük kadınına
gümüş giysiler önünde
bir de göğe dayanan yanan ay önünde
doğu'yu yaya gerince
inanç terazili hazret gözleriyle
şerbet veriyordu okunan şekerden veriyordu
el veriyordu
şimdi ağırlaşan sağılan hak dolu çehrende
buhran bıçak yarası
marşlara çabuk şarkılara
eşitlenen geçmişinin
kalifiye insanı kök sürüyor
zorlayıp değiyor uzay hayvanına
ben kanlı insan gibi
arta kalan çiçeklerden
kaçırıyorum camlara yayılan can sıcağını
aramızda
kumaşlarımızın yaşayan koyunlar
kaçırılan kurtlar yüksekliğinde
sürdüğü bedenlerdenn
ölümün arkasını bize
önünü duvara dönüp
küskün
mümkün bir deniz gibi
aramızdaki arkadaşımız alıngan ölümün
sırtı duvarları kaplayan
yüzü aynaları
masaları gerekli kapıları
yirmilik insan kalıplarını
doğum gecesi haklıyan
bakışı
karşı bakışları hesaplayan çocuğuna
ince tezgahlı günahları
az az içiriyor
bir garson - çıldır çıldır -emekle
içinde kaşık duran
içinde çay duran
yanında şeker duran
içinde baradak duran
elinde tabak duran eliyle
garson ölümden gelen haberle
- ağrıyan ağrıdıkça sahnesi -
orada bir adam
garsona çay yalvarıyor
anlatın benim de güzelliğimi
negatif üzerine beyaz basın
görün içimden ayrılan köleliğimi
oraya
balığın ağzındaki dünyalar şarhoşuna
öne sürüp benim adımla
insan üreten iklimleri
hamamda kadınların sancılanıp
hamamları aydınlatan kadınların
yalvardıkları tanrılar gibi
bağışlayın benim de güzelliğimi
kutlayın alçak aynalar
bazen duygulu duran
beyaz şeker tanelerini
kör de olsa gün doğarken
akvaryum ağlarken
yalnız o anlaşıldı bizlerden
geçerek ocağı taşıran
su basan sabahı
yanmaz ateşleriyle
önemmli saattir geçilmez şarkılarında
kumlarda yüzlerin eğrildiği
sıkışıp iki etin
kıskançlığa gelindiği evlerinde
balıkların toplanıp yendiği
kemiklerinin düz bir kasabada
köylü ayaklarına değdiği
şapkalarının hafifçe öne eğildiği
büyük akvaryum sabahlamasında
domuz tanelerini ineklerin beygir kırıntılarının
bir süre okşanan ağrılarıyla
sevince fırlayan kelime tüketen
birbirine mıhlanan dişli ağızlarıyla
- garson bir süt çayı daha
tavanda cenkeden tek seste
tabakların nakışlarıyla
hazreti isa toplantılarından ayrılan
ilk muhammed lengerinin
başında zenci evlatlarının
çekilip gözlerine yerleşen
dalgalanan etraflarında
can çağıran evren kişilerinin
başlarının bütün kaynamalarında
selamını ezraile muhsus çakan
allahı yalnız kuşanan
ağır yere yerden ağır alınan bedenlerin
görmediğimiz hafif canlarını
derhal acele edenlerin ardından
külahını ağzına sürmeleyip
hassas o gök işçiliğinde
denizin yan gelip
bazen eteğini toplamadan atladığı
kesilen yürek uzantılarının
ötesinde çukur
kızgın kırmızı bacaklı kadın vardır
rüzgarlı anların tranvay altında
yerinden oynayan gözünü
bütün sivri demirlere çarpa çarpa
düşleyip el koyduğu
bütün akvaryum duraklarındaki masalara
saldıran dirseklerin
sinir uçlarında başlayıp
aka aka yorulan ırmakların dikine duran ırmakların
etin ve her çeşit kemiğin
en içlerine yorgun taakalarla
inip yüreklendiği gıcırdadığı tarhlarda
diz dize değen kahramanları
cihan garsonları da
hep yakınında dururlar
kızgın
kırmızı bacaklı kadının
uzun bacaklı leylek içimizde genç açar
uzun uçuşlu kanatlarının altında
hangar dolusu donmuş alçının
içinde hışırdar başımız
salgın duvarlar
iç içe geçen vücutlar
büyülü bir gecenin
karanlığa bitişik ışığında
ışıklı varlık sıçramasında
bellekten kendini kaçıran anlıklarını
hatırlamaya koşarlar
durgun benlikler kanaması duran suratlar
susuşan etler tortu hücreler
ağzın mağarasında
tek başına kıpırdayan
canlı dil hayvanında
ismini bulup çıkarmaya
adını koymaya saldıran
zehir uçları sancılar
Önceden bilen oluş şartlarını çocuklarının
Elleriyle değen koklayan hazırlayan adeta
Sebebine ermeden erişmeden
Korkan ilerdeki korkularla
Noldu zarif latif anneler noldular
Nerde çocuklar gece yarılarından sonra
Çıkıp samanyoluna bakan
Bakarak çocukluğu uzatmaya çalışan
İşleri güneşin doğuşunu yayınlamak
Bütün o çocuklar nerdeler
Kalan ne
Kızların kollarının arasından gözlenen
Samanyollarından
Bakısları benekleyen yalnız ölüm
Ölüm geçti canlı ehram ölüm geçti
O taklar geçip gitti insan üstüne kurulu
Ve bağbozumları bizden bozulan
Artık kendimize bile o kadar yakın değiliz
Gece yarıları samanyolu yok
Gün doğmuş doğmamış
Bütün elmalar çürüdü
Çocukluğumuzun dürbünleri içinden
Geçen siyah halkalı kutsal şehirlerden
Birini bulamadım gezdim bütün karaları
Aşk siyahın beyazdan ayrıldığı
Samanyolunda yürüyen bir karınca
En onulmaz vebayı kutlayan bir güvercin
İki katlı bir arabada
Bu bize yaklaşan bir deniz arabası
Sen ırakta samanyolu ırakta
Ve ay başka bir ay
Sarısı beyazına akmış
Bulaşmış bir yumurta
Elleriyle değen koklayan hazırlayan adeta
Sebebine ermeden erişmeden
Korkan ilerdeki korkularla
Noldu zarif latif anneler noldular
Nerde çocuklar gece yarılarından sonra
Çıkıp samanyoluna bakan
Bakarak çocukluğu uzatmaya çalışan
İşleri güneşin doğuşunu yayınlamak
Bütün o çocuklar nerdeler
Kalan ne
Kızların kollarının arasından gözlenen
Samanyollarından
Bakısları benekleyen yalnız ölüm
Ölüm geçti canlı ehram ölüm geçti
O taklar geçip gitti insan üstüne kurulu
Ve bağbozumları bizden bozulan
Artık kendimize bile o kadar yakın değiliz
Gece yarıları samanyolu yok
Gün doğmuş doğmamış
Bütün elmalar çürüdü
Çocukluğumuzun dürbünleri içinden
Geçen siyah halkalı kutsal şehirlerden
Birini bulamadım gezdim bütün karaları
Aşk siyahın beyazdan ayrıldığı
Samanyolunda yürüyen bir karınca
En onulmaz vebayı kutlayan bir güvercin
İki katlı bir arabada
Bu bize yaklaşan bir deniz arabası
Sen ırakta samanyolu ırakta
Ve ay başka bir ay
Sarısı beyazına akmış
Bulaşmış bir yumurta
Sana ibret gerek ise gel göresin bu sinleri
Ger taş isen eriyesin bakıp göricek bunları
Şunlar ki çoktur malları gör nice oldu halleri
Son ucu bir gömlek imiş onun da yoktur yenleri
Kani mülke benim diyen köşk ü saray beğenmeyen
Şimdi bir evde yatarlar taşlar olmuş üstünleri
Bunlar eve girmeyeler zühd ü taat kılmayalar
Ol beyliği bulmayalar zira geçti devranları
Kani ol şirin sözlüler kani ol güneş yüzlüler
Şöyle gaib olmuş bunlar hiç belirmez nişanları
Bunlar bir vakt beyler idi kapıcılar korlar idi
Gel şimdi gör bilmeyesin mey kangıdır ya kulları
Ne kapı vardır giresi ne nimet vardır yiyesi
Ne ışık vardır göresi dün olmuşdürür günleri
Bir gün senin dahi Yunus benim dediklerin kala
Seni dahi böyle ede nitekim etti bunları
Ger taş isen eriyesin bakıp göricek bunları
Şunlar ki çoktur malları gör nice oldu halleri
Son ucu bir gömlek imiş onun da yoktur yenleri
Kani mülke benim diyen köşk ü saray beğenmeyen
Şimdi bir evde yatarlar taşlar olmuş üstünleri
Bunlar eve girmeyeler zühd ü taat kılmayalar
Ol beyliği bulmayalar zira geçti devranları
Kani ol şirin sözlüler kani ol güneş yüzlüler
Şöyle gaib olmuş bunlar hiç belirmez nişanları
Bunlar bir vakt beyler idi kapıcılar korlar idi
Gel şimdi gör bilmeyesin mey kangıdır ya kulları
Ne kapı vardır giresi ne nimet vardır yiyesi
Ne ışık vardır göresi dün olmuşdürür günleri
Bir gün senin dahi Yunus benim dediklerin kala
Seni dahi böyle ede nitekim etti bunları
``Telgrafın tellerini kurşunlamalı’’
Öyle değildi bu türkü bilirim
Bir de içime
-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-
Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen
Haberler bilirim mektuplar bilirim.
Gamdan dağlar kurmalıyım
Kayaları kelimeler olan
Kırk ikindi saymalıyım
Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma
Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
Baştan ayağa ıslanmalıyım
Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.
İçimde kaynayan bir mahşer var
Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar
Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde
Ya da çamaşır sererken bahçelerinde
Birden alıverirler kara haberini
Okul dönüşü bir trafik kazasında
Can veren oğullarının.
Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim
Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş
Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine
Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin
Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan
Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde
Örneğin Hint Okyanusu gibi derin
İsyanın kapkara sularına dalan.
Nice akşamlar bilirim ki
Karanlığını
Bir millet hastanesinde
Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda
Başını kalorifer borularına gömmüş
Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden
Haber sormaya korkan
Genç kızların yüreğinden almıştır.
Bir de baharlar bilirim
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği
Anadolu bozkırlarında
İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru
Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen
Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.
Yazlar bilirim memleketime özgü
Yiğit köy delikanlılarının
İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları
Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan
Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan
Diğeri kan ter içinde yayla yollarında
Mavzerinin demirini alnına dayamış
Yüreği susuzluktan bunalan
İçinden mahpushane çeşmeleri akan
Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp
Apansız silahına davranan
Nice delikanlıların figüranlık yaptığı
Yazlar bilirim memleketime özgü
Güzler bilirim ülkeme dair
Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir
Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha
Kalbim gibi
Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri
Titreyen kenar mahalle çocukları
Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için
Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.
Kadınlar bilirim ülkeme ait
Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak
Göğüsleri Çukurova gibi münbit
Dağ gibi otururlar evlerinde
Limanlar gemileri nasıl beklerse
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.
İsyan şiirleri bilirim sonra
Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
Harfler harp düzeni almıştır mısralarında
Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda
Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.
Müslüman yürekler bilirim daha
Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet
Eller bilirim haşin hoyrat mert
Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
Her kırışığı sorulacak bir hesabı
Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.
Bütün bunların üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim
Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
Adın kurtuluştur ama söylememeliyim
Can kuşum, umudum, canım sevgilim.
Öyle değildi bu türkü bilirim
Bir de içime
-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-
Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen
Haberler bilirim mektuplar bilirim.
Gamdan dağlar kurmalıyım
Kayaları kelimeler olan
Kırk ikindi saymalıyım
Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma
Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
Baştan ayağa ıslanmalıyım
Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.
İçimde kaynayan bir mahşer var
Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar
Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde
Ya da çamaşır sererken bahçelerinde
Birden alıverirler kara haberini
Okul dönüşü bir trafik kazasında
Can veren oğullarının.
Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim
Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş
Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine
Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin
Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan
Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde
Örneğin Hint Okyanusu gibi derin
İsyanın kapkara sularına dalan.
Nice akşamlar bilirim ki
Karanlığını
Bir millet hastanesinde
Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda
Başını kalorifer borularına gömmüş
Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden
Haber sormaya korkan
Genç kızların yüreğinden almıştır.
Bir de baharlar bilirim
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği
Anadolu bozkırlarında
İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru
Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen
Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.
Yazlar bilirim memleketime özgü
Yiğit köy delikanlılarının
İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları
Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan
Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan
Diğeri kan ter içinde yayla yollarında
Mavzerinin demirini alnına dayamış
Yüreği susuzluktan bunalan
İçinden mahpushane çeşmeleri akan
Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp
Apansız silahına davranan
Nice delikanlıların figüranlık yaptığı
Yazlar bilirim memleketime özgü
Güzler bilirim ülkeme dair
Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir
Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha
Kalbim gibi
Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri
Titreyen kenar mahalle çocukları
Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için
Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.
Kadınlar bilirim ülkeme ait
Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak
Göğüsleri Çukurova gibi münbit
Dağ gibi otururlar evlerinde
Limanlar gemileri nasıl beklerse
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.
İsyan şiirleri bilirim sonra
Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
Harfler harp düzeni almıştır mısralarında
Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda
Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.
Müslüman yürekler bilirim daha
Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet
Eller bilirim haşin hoyrat mert
Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
Her kırışığı sorulacak bir hesabı
Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.
Bütün bunların üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim
Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
Adın kurtuluştur ama söylememeliyim
Can kuşum, umudum, canım sevgilim.
Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış...
Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış...
sandukalarda can yatıyor
canlar içinde bir can var
canlar içindeki
câaan
sandukalarda yazılar var
kendi kendini okuyor
kendi kendini okuyan
yazılar
sandukalar öd ağacından
misk ile amber kokuyor
cânımda tüten bir koku var
câaan
canlar içinde bir can var
canlar içindeki
câaan
sandukalarda yazılar var
kendi kendini okuyor
kendi kendini okuyan
yazılar
sandukalar öd ağacından
misk ile amber kokuyor
cânımda tüten bir koku var
câaan
Sarardır tâze gülleri
Ölüm deyü ağlar var mı
İnler görüp bülbülleri
Gülüm deyü ağlar var mı
Resûl'ün verdiği haber
Günden güne zuhûr eder
Tutdu dünyâyı ser-te-ser
Zulüm deyü ağlar var mı
Hakk'ı cândan edip taleb
Tâ'atda olup rûz u şeb
Aceb nice ola yâ Rab
Hâlim deyü ağlar var mı
Bâde-i aşk içelim mi
Dost iline uçalım mı
Meded erip açalım mı
Yolum deyü ağlar var mı
Görüp ahd ü peymânını
Cân özleyip cânânını
Anıp eski mekânını
İlim deyü ağlar var mı
Dost illerine varam mı
Eşiğine yüz sürem mi
Dâmen-i vasla erem mi
Elem deyü ağlar var mı
Bunca hicâbı hark eden
Vahdet-i zâta gark eden
Gâh cem‘ edip gâh fark eden
İlim deyü ağlar var mı
Ölüm deyü ağlar var mı
İnler görüp bülbülleri
Gülüm deyü ağlar var mı
Resûl'ün verdiği haber
Günden güne zuhûr eder
Tutdu dünyâyı ser-te-ser
Zulüm deyü ağlar var mı
Hakk'ı cândan edip taleb
Tâ'atda olup rûz u şeb
Aceb nice ola yâ Rab
Hâlim deyü ağlar var mı
Bâde-i aşk içelim mi
Dost iline uçalım mı
Meded erip açalım mı
Yolum deyü ağlar var mı
Görüp ahd ü peymânını
Cân özleyip cânânını
Anıp eski mekânını
İlim deyü ağlar var mı
Dost illerine varam mı
Eşiğine yüz sürem mi
Dâmen-i vasla erem mi
Elem deyü ağlar var mı
Bunca hicâbı hark eden
Vahdet-i zâta gark eden
Gâh cem‘ edip gâh fark eden
İlim deyü ağlar var mı
Bir şair olmak istedim
İslam hartasında
Baltalarını
Ortak çarşılara götürüp pazarlayan
Şu gonca
Daha dün yepyeni değil miydi
Nasıl eskimiş ağzı
Ya şu köpüklü dualar
Eyvahımı nasıl unuttum
Bunca imdat) (bir tek sonbahar
Bir oyun bulmalı
Yepyeni kelimeler
Haydi mesafeleri topla
Yak ateşi orta yere
Ve gece boyu bir tek uzun şiirli cümle
Derken telefonun
Gözyaşların
Yoldan gelip geçenler
Çocuk sesli kaldırım
Seselenip ağlaman
Bir salkım üzüm dudakların
Bir seninle
Bir kaç basit anı
Kalabalıkta küçük adımların içinde
Söylentiler içimizle dolu
Şöyle olmuş:
Ben sen demişim
Sense sen
İslam hartasında
Baltalarını
Ortak çarşılara götürüp pazarlayan
Şu gonca
Daha dün yepyeni değil miydi
Nasıl eskimiş ağzı
Ya şu köpüklü dualar
Eyvahımı nasıl unuttum
Bunca imdat) (bir tek sonbahar
Bir oyun bulmalı
Yepyeni kelimeler
Haydi mesafeleri topla
Yak ateşi orta yere
Ve gece boyu bir tek uzun şiirli cümle
Derken telefonun
Gözyaşların
Yoldan gelip geçenler
Çocuk sesli kaldırım
Seselenip ağlaman
Bir salkım üzüm dudakların
Bir seninle
Bir kaç basit anı
Kalabalıkta küçük adımların içinde
Söylentiler içimizle dolu
Şöyle olmuş:
Ben sen demişim
Sense sen
var mı bilen başıma seni saranlar arasında adını
mantık mı diyorlar idrak mısın hafıza mı
sahici bir şeysen eğer söyle bakalım
neydi sevgilinin koynuma kaçtığı tarih
yıllardan hangisiydi hangi mevsimdeydik ayın kaçıydı
koynummuş madem sevgilinin göz diktiği yer kaçmak için
incecik ürperişli gölgesi cismime neden kıydı
sor gücün sormaya yetiyorsa var mıymış
gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi
o yürek burkucu gençlik döngülerinde beni çark ettirişi
ses çürütüp bağrımda
böğrümden karaltı söktürüşü
niyeymiş boynumun tan yerine amade kılındığı silkinişler
türk ilinde fütur eylemeksizin la belle dame sans merci
sancak açsın diye mi
hatırla ikrar etmeye şayan bir hasıla var mı şimdi
hani savaş patladığında sevdiğim kız
koynundan senin artık çıkmam deyivermişti
bunu bir fısıltı halinde çarçabuk
ve yeminle söylemişti
yeminle çünkü yemindi olduran olduracak olanı
yemindi aşkın aşkla bakıştırıldığı sahra
o gün bu gündür savaş denildiğinde zira
yemin zamanlarından başka şey anlaşılmadı
ant içildi ahdedildi edildi muharebe
harbe girişin yemindi girildiyse nişanesi
öldürdük demiştiler ve bakmışlardı rakama
ne kadar yemin edildi o kadar kastedildi cana
kimin fikriydi ölüm sınıfları açmak
bünyesinde devlet demir yollarının bilinmiyor
belgesi yok üç ölüm öğretildiğinin bu sınıflarda
üç mevki üç bilet koçanı zincirleme üç iflas
çağdı üç türlü can çekişme çağıydı
kayda geçmedi üç ölüm tarzını hatmetmeden
vagonlara girmenin yasaklandığı
üstünü aratmadan vagonlara girenin
hangi ağır cezalara çarptırıldığı
hiçbir zaman dökülmedi resmiyete
sonradan çok sonradan
öksürmeyi andıran bir sesle
boğazını temizlermiş gibi yapışlar
dan anlaşıldı
ceza tanzim edenlerin
trenlerle yasaklar arasındaki ilişkiyi
dikkati hak edecek derecede
kültive elabore rafine bir tarzda
tesiste muvaffakiyet kazandığı
dünyanın başka yerlerinde
ne böyle bir ince iş baş göstermiş
ne de bu derecedeki ince işin altından
kalkabilecek başlar
mükâfatlandırılmıştı
fakat dikkat
dünyanın başka yerleri denildiği zaman
tadına doyulmaz bir taam
karşılığında proforma acılar
çekilen bölgeler kastedilmemektedir
başkalık o ülkelerdedir ki
oralarda yenilecek her şey
tek başına kalınıp yenilmesiyle beraber
mayhoş bir lezzet verir
rusya ve ispanya’da meselâ
traverslerdir yasak koyan yabancı vagonlara
mezkur memleketlerde yasakçı kadrolar
ter kokmaktan perva etmemişlerdir
oysa berilerde olay
hem enine hem boyuna
farklı aktı
ter kokusu izale eden irili ufaklı kafaların
yenilmezdi gerçi kestikleri ama
astıkları astıktı
kültiveydiler adları avrupa çapında anılacak seviyede
astlarını medyun bırakacak miktarda elabore
rafinelikleri kârlı çıkmaya mâtuf bir izdivaç mı hiç
istemem boş mu kalsın yan cebim kabilinden
lavantaları vanilyaları altın damlalarıyla
işgal altında tuttular maroken kaplı birinci mevkii
kuşkular içe kor gibi düştü gözde tüttü şüpheler
şüpheler bastırdı ıslığı kümbetli bostanlarda
şehevî bir tabasbustu gıcıkladı teyakkuzu
traktör savsakladı evlekle bağlantıyı
asfalt yollarla tanışıklık kurdu
insanlık tarihinde ilk defa böyle hazin
tınlıyordu ihanet
tarihte ilk defa çocuk annesiyle babasına
poz verdirtiyor onların
kaptırmıyordu portre ressamlığını yadlara
dünyanın bin bir bucağında çocuklar
dünyaya gelmelerine vesile olan çifte
neyi tavsiye edecekler
merak konusu ilk defa buydu
ilk defa yarım yamalağın yalvara yakardığı
ilk defa keşmekeşten bu kadar güzel koku
ötelerde sekiz kişilik kompartımanın ahşap kanepeleri
ddt kokanlar tarafından doldurulmuştu
doldurulmuştu tahta kaşıklar bulgurla
torba yoğurdunu sulandırıp doldurmuşlar sarımsak
kelle üç numaraya vurdurulmuş tentürdiyotlu
öte ile beri arasında bir orta sandık
orta sınıf orta tabaka orta bilmem neciler
hangi öteden geldikleri meşkuk
bilinmiş beriye ulaşamayacakları kati ve bedihi
ağırdılar kaldırmaya güç yetirilmeyecek kadar
noksanlıkları hissedilmeyecek kadar hafif
kıyafetlerinden öylesine rahatsızdılar ki
hepsi aynı siyah harikulâde parlak lokomotifin
çektiği yere ispanyollu ve ruslu
bir landonun tıngır mıngır sarhoşluğu
onlara asla kâfi gelmezdi sadece rusya’dan
sadece ispanya’dan kaçmış gibi görünmek
rusya ve ispanya yoksunluğu
onlar için yekpare bir kalıt
kabul edilirse avutucu
haberdar edildikleri şey kanun-u esasi
tanıştırıldıkları ses tino rossi
bezdirici haşarılık keratalarına
allah baba kızar deyişleri
o aynı boş bakışlı çocuklara
iğneli beşik korkusu verişleri
bir yerden ödünç mü alınmıştı
yoksa dudaklarından
dökülüvermekte miydi
içlerinden geldiği
ödünç veya içten zaruretti modaya uymak
kurdukları cümleyi içine devletten menkul bir tehdit
katarak parlatmak zaruretti
parlak cümleyi muhatabın yüzüne çarpmak zaruretti
mazurdu hepsi çünkü rulet misali devran dönmüş
bu durulan noktaya gelmişti
mahcurdu hepsi çünkü ekmeğini taştan çıkarmış olanlar
taş kırsınlar diye yol yapımına gönderilmişti
mahfuzdu hepsi çünkü hangisine sorduysak
ateş adalarının yerini haritada şıppadak gösterebilmişti
hepsi makul hepsi makable şamil birer marionetti
koltukaltlarında kaymak kağıda resimleri
dört renkli basılmış haftalık mecmualar
fıstıktı anaları babalar devletti
içten veya ödünç kadınlarla erkekler arasındaki laklak
trende öğrenilen trende kalacak
indiklerinde üç türlü ölüm
boşaltmış olacak kompartımanları
trenli hayatların bir gereği bu
trenin bütün yolcularına ölüm
iltimas olsun diye
bir kalkış noktası hediye ederek
her birini tek tek
üç tarzda uğurluyor
durulan her istasyonda onları
yine ölüm karşılıyordu ru be ru
gizli pazarlıkların mahfillerinde ölüm
onları eliyle koymuş gibi enseliyordu
kadın iseler en uygun durumu arz ettikleri
kloş etek giymelerinden anlaşılıyor
azrail’in tebdil-i kıyafet gezdiğine
hiç hayret etmeyen erkeklerin
fötr şapka takanları ikrar ve itiraf erbabı
sayılmaktan sıkılmıyordu
huylu huyundan vazgeçmiyor
âdetleri veçhile marifetlerini gizlice
göstermeyi biliyorlar
kim olursan ol diyorlardı uygunsuz vaziyette
yakalanmadıysan marifet sende
yani işler yine
tıpkı ta gaza beylikleri döneminde
ileri gelenlerin aralarında sıkıntıyı dağıtmak
gayesiyle başlatılan elim sende
oyunu devam ediyormuşçasına
işliyor tek boyutlu ve sade ve sadece
kutsal kitaplarından bazı sayfalar kopmuş
bazı satırlar silinmiş
planlı vakitli yasal toplantılarında
yasal vakitli planlı toplantılarında
kopan sayfalara fazlalık atfedenler
şakşak alıyor
içerik belirleniyordu
silinmiş satırlarda neler yazıldığının bilinciyle
gizli tutuluyordu resmiyetin bir osurukta ezberletildiği
kimin aslı balçık idiyse o gizli tutuluyordu
gizlinin erketesine gönül deniyordu ki fasaryası
sımsıkıydı yapışkandı
kopmuyordu gözgüsünü yazgısı sanma hatasından
hatalar kime sorarsan sor
pek zarif duruyordu bahçe kapılarında
bahçelerinde havuzlar havuzlarında fıskiyeler
fıskiyelerinin ucunda ping-pong topları
sevmek diyorlardı nasıl olsa hoş görmek değil midir
yürüyüşten kürüyüşten çürüyüşten aldıkları
moribond zevkle mest oluyorlar kafiye hatırına
serbest sermest oh ne güzel şey
başı boşluk başı hoşluk başı bozukluk hâttâ
bilerek kaybediliyor anahtar ve ardından maymuncuk
kullanmayı emreder asrımız deniyordu
satalım deniyordu anasını açıldığı
yere kadar açalım
ne kadar kullanıyorsa avrupa’dakiler biz de
uyandırma kerizi o kadar kullanalım
pozitif hukuku boş ver ben profesör hirsch’in
yıllarca asistanlığını yaptım
bu hazır cevaplığı sanırsın kimden kaptım
hans reichenbach bile
artık demedikten sonra kalın
ne haddimizdir ki canına okumayalım kukuletanın
şakulî bakacaksan bil-mecburiye çağdaş
bir zahmet ufkî bakıverirsen çağcıl
dönem sonu sınavlarının yaklaştığı aylarda zonk
her zonklayışta bir zarafet bulmadılarsa çatlardılar
her zonklayış melâle aşina her hal ü kârda domino
elim sende oyunu devam ediyor
mülevves bir taksirat çağlar boyu destekleniyor
beklenmiyor beşerin üzerine gökten bir dindirişin serpilmesi
gök
gök müydü dönmek için can atılacak taraf
göktü evet gizlice göz kırptı öldürene
göktü aynı gökyüzüydü ölene el altından
tanışıklık veren de
gök
ey dönmek için dönerek
ve döndükçe dönerek
döndükçe gözden kaybolarak
gözden kayboldukça kalbe dolarak
göktü ey hınç duyarak kargın vücut kaybolmuş bir vücuda
kayıp vücut hırsını tapınan vücuttan alarak
hınç ve hırs naz uykusu çekerek
vücudun güzelliğini inkâr etmeyerek güm
hayırlı olsun damgayı vurdurarak
gümlemek her kolaya geleni bir kolaylık sandırıyor
yalınlığa ucuzlamak aşama bildiriliyor
gelmek mastarından isim olarak gelir
hangi maksatla türetildiği düşünülüyor
bedavaya geliyor aymazlık zırhı kapışılıyor
şu serpuşa bak deniyor şems-siperleniyor
baş üstüne ne konduysa kapışan kapışana
kapışmaya dalmanın hayrını gör bak ne güzel yakıştı
çapulcular kim idiyse tarih onlara kaldı
biletler karaborsa satıldı bırakmadı borç yakanı
kim ki baktı vücudun münezzeh yerlerine akıttı kanı
çattı ahaliye pamuk bayram
güzideler andante ağladı
köçekler parsa toplarken pula belendi çengiler
oklavalar mütereddit döndüler küstürücü ellere geçti rende
müfredat iptal edildi aksadı bazı dersler
geç kalmadı savaşa yön vermekten fahişe taburları
tayın oldu savaş patladıktan sonra ekmeğin adı
ekmek soyundan hicap taşlardan medet umdu
simsiyah kayalarda kılıçlarını kırdı utanması olanlar
çekilip kuytu odalara hepsi öldürülmeyi bekledi
toprağın göğüs geçiren kırlık kısımları
toprağın ne hititlerden kalma kara saban
ne de isveç çeliğinden pulluk görmüş olan
toprağın safiye meryem hatice katmanları
kopmuş vücutları himayesine aldı
çatışmalar cephede
savaş arkalardadır
bundan böyle inkârcıları küçültmenin
büyük bir engeli var
savaş günü çattıysa açlık
kimsenin aklını kanırtmayacak
artık yücelerde bağlardır
enginlerde asma bahçeleridir tahribata müsait
mühendisler köprüleri infilâk ettirilir kıratta kuracaktır
okşayış sevap değildir helal değildir ilkah
bilinen dünyalarda konacak dal bulamaz
dilimizden uçtuğu aşikâr olan eyvah.
savaş çıktı
kız koynumdan çıkmadı
beni mahmur bırakmaktan bir gün olsun bıkmadı
devler gibi yazı yaban demeyip silahlanmış adamlar
korkuya yağmaya kana söz getirtmedi
alacaklarımızın sorgucuyduk borçlarımızın çilingiri
bizi korku bizi yağma bizi kan yargıladı
terler döküldükçe solgunlaştı yerküre
çehre solgun anneler endişeli küfürbazdı babalar
yasalar kapattı çimenli bayırların yüzeyinde artanı
nem kokuşlu çocukları kızlı erkekli
coşturdukça arıtan bayırlarda
batözler vinçler paletler sefalete gerekçe hazırladı
meyve ağaçlarını bir hiza gözeterek diktiler
dıraht-ı meyvedar lâfzına rağbet edenler
karşılarında ayıp el işaretleri yapılmasına şaşırdı
öyle işaretleri onlar dışa vurmaz
düşüncelerinde yalıncak canlandırırdı
ne ki sisler bürüdüler tarlayı
göreyim seni herkesten önce sen başla
diye her birimize tembih ettikleri
her birimizden bir besmele ümit eden
hepimizin tenine tav olup da
besmeleyi unuttuğumuz tarlayı
sislendi kurusun diye üstüne mendil
serdiğimiz böğürtlen
neymiş biri yek diğerinin boynuna o kol atmalar
nice şeymiş o eski sarılmalar yatmalar
sevmekten kaldıysa bize değdikçe değillendiren
yattıkça sürçen bir şey kaldı fasılalarla
neye uzattıysak elimiz bir arşın bizden ırak
kayıyor gözyaşlarının göğerttiği ne varsa gövdemizden
saklı kim biz sırlı kim biz kimdir sığıntı biziz
haramdıysa prospektüs yetmez miydi yandan yana yatırıp
tırâzende saçları büsbütün haram ettiğimiz
insafına sığındığımız yetmez miydi işgüzar
kamusal ilaçlama işçisi güruhunun
dilenmeyi öğütlemekten gayrı söz etmekten habersiz
rahmi narkoz altında ameliyatla alınmış şehirlerden
başka ne kaldı ki desek mahremiyetimiz
niyetleri diplerde sakladık
whether deep or freakish ease
saklandık niyetlerimizin esfeline
kovcular haline dönüştük
matbuattan gizlendi şehre inmekten maksadımız
giderek matbuat gizledi bizden kendi maksadımızı
yadırganmadı bu koca kaba kalabalığın
daracık yerlerde sıkış tepiş gizlenişi
gizli övünmelerde yoklandı bir darp izi
mezeler yenildi kafalar çekildi
tarladan kovulanların irin topladı derisi
irinliler kabilesi
çoğalıp sayıları göze batınca alarga durdular bizden
sevmezlermiş bizi raconlarının bu olduğu söyleniyor
yarası cerahatlenmeyeni kendilerinden saymazlarmış
bize başından beri başkası muamelesi yaparlarmış
daha yeni öğrendik meğer biz de onlarla mecazdan
leff ü neşirden gayrı alâka şimdiye kadar kurmamışız
doğrusu gerçekten bizmişiz başkaları
onlara dokunmanın bizlere ar gelişi bundanmış
irinsizlik bilinciymiş her geçen gün tuhaflaştıran bizi
bizdik hey gidi bizdik biz gidi bizdik neye dokunduysak
doğdu o şeylerin ortadan kalkma ihtimali
sarktı berelendi döküldü neye dokunduysak
canımıza santigrat nevinden kıymet biçmeye kalktığımızda
memeler sarkık kalçalar bereli dudaklar dökülgendi
rengi attı çağları dönemlere ayırmak için
elimize tutuşturdukları edevatın
arkadaşlarıma söyledim
soluyor solduruyoruz
hiçbir şehrin montevideo’nun bile
sundurmasında soluk bırakmadılar dedim
sözümü tersten aldı arkadaş olacak dümbelekler
bana terslendi hepsi
yüzüme ters bakmakla iktifa etselerdi
tahammül eder sizin cirminiz
ancak bu kadar derdim ama onlar
susturamadı içlerinde cirit atan ifriti
ne çekilmez bir adamsın sen dediler
hem şikâyet ediyorsun savaştan
hem koynunda saklıyorsun sevdiğin kızı
yeyip yuttum sanmayın bu takazayı
ne mi yaptım size ne
kokuşmuşa paha biçerek geçinene
ne yaptığımı hiç kimseye anlatmam
bu çapraşık dünyaya bir de ben düğüm atmam
yola getirsem elime ne geçecek
hayat sahici bilgiyi sömürgeye saklamış
diyenler arasından birini
bunların avenesinden bir tekecik kişi
çıkacak mı hiç sanmam
aklını dünya hayatında benim hisseme
akşam bulutuna iliştirilmiş bir şey
düştüğüne yoracak
o şey
oyalıyor beni
benim bütün kenarlarım
o şeyle işli
aklını yormak
benim arkadaşlarıma göre yabancıların işi
yakınlık gösterir benim arkadaşlarım aklı havalarda uçana
yakınlık gösterir benim arkadaşlarım aklı yerin dibine batırana
ne arkadaşmış bunlar bir işin düşecek olsa
çat beykoz’dadırlar çat kumkapı’da
ha beykoz’dadırlar ha kumkapı’da
uyar mıyım aklı vücuda merbut kılmayan bu takıma
tünemeye fırsat bulduklarında
ayırt etmeyeceklerdir hani halı hani kilim
bir ağız mutlaka öğrenmek gerekiyorsa
neme yetmez benceğize kendi halim
baktım hiç işe yaramıyor
deniz sularında köpekleme yüzmelerim
kulaç attım yağsız karnım elverdiğince
yettiğince çelimsiz kollarım
iki yakamı bir araya getirmek
konusunda sebat ettim
bunu kolay bir şey sanan
varsa denesin de göreyim
yemek buldun mu ye dayak buldun mu kaç
biyos derlerse hayat logos derlerse akıl
bunları sular seller gibi bilmeyi marifet sanma sakın
marifet aklın ne kadarı hayatın dahilinde
bunu bilmek
yahut keşfetmek hayatın
hangi kısmı dolduruş ne kadarı akıldır
hasılı neye olursa olsun akıl yormak
aklı takatten düşürmeye ister istemez varır
halbuki insanların çoğu cehennemlik
yani dinç akıllıdır
onlara eziyet altında
tecrübemin bana öğrettiğini
söyledim açık seçik anlamadılar
avâma sebil için açık saçık söylediysem de nafile
benim sırrım nefsimi ıslah etmeyişimde saklı
beni yazın keten pantolonlu kışın kalın kazaklı
görmeseler ayağa
düştüğümün resmiydi çoktan
aldırışım soğan başı hikâyesi dolaylarında
konaklama gafletiyle bukağılansaydı
nasır bağlasaydı kişiliğim olsaydım ibn-i filip
taksaydım getirdiğim her bir şeye doğuştan
dünya nispetinde bir kulp
ucu indüs’e varan bir imparatorluk kursaydım
sinop’ta gölgemin köpeksi filozofun yüzüne
düşmesiyle dehama kucak açtığı için
zapt edilmiş topraklara giderek
romanya boyası çalmayacak mı general
rütbesinde beş altı tane zevzek
şişse idi kişiliğim kan çıbanı çıkarma
derecesinde kabarsaydı
dem vurmayacak mıydım
kendi krallığımdan
pehlivanlık taslayıp
bahis açmayacak mıydım
mülk-ü âl’imden saltanatımdan
para bastırmayacak mıydım
hutbe okutmayacak mıydım
dinç akıl böyle şeyler yapmadıkça
rahat yüzü göremez
aklı dinçlik çağına demir atan insanın
gözleri ve’l fecr okur
gözleri kahverengidir karadır elâ çakır
bağdaş kurarken bile bu gözler hazıroldadır
ağzı nerededir tabiî ki kulaklarında
vakit kazanmak için çevresine
mebzul ücret dağıtır
çünkü aklını yorgun düşürmeyen her insan
içerisinde
bir gün soğuk ve rutubetli ve gözün
gözü görmediği mahzenlere düşmek
oralarda çürümek korkusu taşır
korkudan kurtulmanın yolu
ben size söyleyeyim
vitrinde
mümkünse vitrinin göbeğinde
kendine bir yer beğenmekten geçiyor
gözde değilse göz önünde o da olmadı göz altında
aklı dinç kalan ezilir gözden uzaksa
mahlûkat gözüne görünmemek
işte bu olmaz
olduğundan fazla sanılmamayı
dinçlik kaldıramaz
dinç akıllılardır göz göre göre
maskaralıkla korkaklığı buluşturan
tarihi inceleyin göremezsiniz
soytarısız bir kral dalkavuksuz bir sultan
padişah imparator gözdeki mübalağadır
bana bunlar yaramaz
ben çocukluk çağlarımdan beri
görülen görünen gösterilen dünyaya
alışmamak inadında kararlı takımı tuttum
nefsim âsi aklım yorgun şefkatlidir yüreğim
neden koynuma göz koyan kıza hayır olmaz diyeyim
at üstünde ok atarken bana güleç yüz
padişah mı imparator mu gösterecek
bu kız olmasa benim kramp giren bileğim
merhem yüzü görür müydü düşünün
insan isem insanlığın tümüne
beklerim ki geçsin diktatörlüğüm
demek bana lüzum edecek bir horoz ötüşünün
vardığı yere kadar uzanan hükümranlık
sorgulamaktan geri durmam
kim yaparsa nüktedanlık
ellerimde dinç akıllı kimselerin
ne mânâya geldiğini merak ettikleri yüzükler taşıyorum
yüzük taşlarımın altına arsenik sıvaştırmadan yaşıyorum
iflâh olmaz diktatör işte o bensem
o bir köprüyse işte sırat dedikleri
benim orayı biri çıkıp söyleyebilir mi
gurultuyu çaktırmadan deneyip cambazlığı
façama toz kondurmayıp hiç azar işitmeden
geçmenin fırsatını kullandığımı
yo hayır böyle bir beyan sadır olamayacak
sırat
oradan geçmedim ben
benden ısrarla nefsimi ıslah etmemi istediler
nerede bende o göz
var mı bende öylesine bir dirim
nefsimi
söylesinler kimler hesabına ıslah edecekmişim
sayıp dökülecek cinsten şeyler mi
nefsimi ayarlayacağım şeyler
kitapta yeri var mı benden istenenlerin
çizmiş mi müstakbel şemailimi kalem
cevapsız bırakıldıysam nasıl
imkân dahiline girer bu estetikten yoksun
müstamel ahaliye yeltenmem
yürüdüm yürüyüş ritmime uygun bir yol
bulacak gibi oldumsa da çıplak gözüm
tipi çıkınca lapa karla örtülen
yön tayini işaretini görmedi
tutamak bildiğim içimdeki okun seyri
yüküm her gün biraz daha
ağırlaştığı için yavaşım
yaşımın ilerlediğini merceğimin gevşediğini
gördükleri için yoldan çıkacağımı sanan kalpazanların
alnını karışlarım
vazgeçer miyim ömrümü adadığım diktatörlükten
olacak şey mi bu hiç olur mu
benim gibilere küçükken
sıkı dur oğlum
türk çocuğusun sen dendiği unutulur mu
turşu küpü kırk paranın tırtırlısı
tarlaların uzaklığı bana yeten bir dersti
fırçanın hiçbir türünü şimdiye kadar yüksündürmedim
saatten benim üç parmağımla kurulma
işlemine bir itiraz gelmedi
önüme ağılanmadan geçilmez caddeler açılmıştı
cinnete göz yummasam
cinayeti yarıda kesmek için
bir şey yapacak olsam
hazırdı yağlı urgan gaz odası giyotin
pis işlere bulaşmamı allı morlu
keyiflerle imrendirdikleri zaman
parmak kadardım
tabiatı icabı tuzak
ortalık ışımadan kuruldu
yol kesenler çetelesinde
diğerlerinden biraz erken
tespit edildi yerim
akşam eve yorgun ve yufka
yüreğimi sorgulamış olarak dönmeme rağmen
hava karardığı zaman
kol kanat germiş bir vaziyette durmuyor
sorgulayıcı bir edayla sarıyordu üstümü çatı
dişiyle tırnağıyla diyorlardı
dişiyle tırnağıyla ne
savaş vardı
istenilmeyen her şey yakındı.
tötonmuş gül haç kardeşleriymiş
kimler idiyse savaşın tarafları onlara aldıran yoktu
kız koynumda ya beni itham ettiler
dretnotları imal eden benmişim gibi
katliama uğrayan biçare nesillerin suçlusu güya bendim
suçmuş hartuçları bırakıp
riyaziye esaslarını sevişme denklemine uygulayışım
bana bağırıp çağırdı resmi ağız
kurallar bu uygulamayı dışta tutmayı âmir dedi
kur’an yasaktır rezilliklerin en rezilidir şiir
sonra halka dönüp şunu söyledi
söz geçirebilirsen diktatöre geçir
balçık mı çamur mu artık ne dersen onu
hayatımın kaynaklarına bulaştırmamdan
suç delillerini karartmam anlamı çıkarılıyordu
savaşın cereyanına katkım yok demiyorum
yalan değil uyrukların tıklımına sert çıkarak
gözleri çatlatma faaliyetim
en iyi ben bilirim
en sağlam keselerin bile nereden delineceğini
öyle zamanlar geçti ki
kimin öd kesesi patlatılacaksa
bana müracaat edilirdi
yırtmışlığım var yalnızca kelle vergisi alarak
servetlerine servet katan zenginlerin değil
onlarla yoldaşlıktan nasiplendiğini zanneden
fakirlerinkini de
yıkmak demiştim on dokuz yaşımdayken
kutsal kinidir yürekli olmanın
aradan kaç yıl geçtiği hesaplanabilir
beni çatık kaşla yaşlandıran
diktatörlük bu işte
dinlemezdim kimden gelirse gelsin sızlanmaları
israfil’e kulak kesilmekti
ilk alındığım ve son işim
itlaf edilmeliydi nerede varsa kene
koynum boş değildi madem
pabuç mu bırakacaktım gülle gürültüsüne
manzara hep mükemmeldi ben ve sevgilim için
mükemmeldi francalayla esmer somunun farkı
kuyumcuyla manav komşuluk ediyor
geceleri ailecek görüşüyorlarsa
bana mı düşerdi bunda bir kusur bulmak
âyet sarih zikredilmiş cevaplanmıştı soru
at pazarı demirden kır atlar için miting alanı
donu merak ediliyorsa sütçü beygirinin doru
devenin nalı nişaburek şehir hatlarının gazoz borusu
her geçen gün bilenen bilinç gittikçe daha sivri
seyran ü sefayı terk ederek sevdiğim kız
koynuma kaçtıysa
neden toz konduracakmışım şanıma
arkada hasreti çekilecek sevgili bırakmayan
gemi yakmazsa yazık direkler çatırdasın
cayırdasın yelkenler
ötesine aklım ermedi hiçbir zaman
müdrik miydim nâtık mıydım hâfız mı
adım bir intikam olarak bari anılacak mıydı acaba
tuzun gözüme durduğunun farkında olmadım
şerbetini bana ekşittikten sonra sundukları kızılcık
fark etmedim damarlarıma sızmış
cinsî temas haline getirmiş beni
olağan bile saymadığım dünyayla
gaflet miymiş yaşadığım istiğrak mı
nereden bilecektim canıma batan
dikenleri ayıklamaya dalmışken
ibadetimden olmasa bari derken kuşkum
savaş bitmiş ben nöbette unutulmuşum
savaş bitmiş ben bunu
koynumun boşluğuyla anlıyorum
kükreyen ırmağın ölümü meğer
savaşın sonuymuş
halbuki ben sanırdım ki dünyada savaş
var diyedir serçelerin vakitlice uçuşu
glayöllerin yana yaslanışı fulyaların mızmızlanışı
savaş bittiyse bir cenahtan bir boru sesi geldi mi?
hayır, gelmedi.
çanlar çalındı mı herhangi biri için?
hayır, çalınmadı.
vakit mi girdi, okundu mu ezan
hayır duyulmadı hiçbir şey okunan
şahidi yok trompetin öttürüldüğünün
çanlar bu sesi verir diyecek bir kimse yok
seyyar satıcıların müezzinlerle kurduğu diyalog
yurttaş hakkı olarak algılanıyor
ben
bir tek benim
birdenbire her şey yerli
yerindeyken koynu boş kalan
şimşeği atlattığımı bile kimseler fark etmedi
boş koyun bir bergüzardı bana savaşın bittiğini anlatan
savaş bitti sular heraklitus ne derse desin
akmıyor
o bir ırmak ölüsüdür kükreyen
artık hiç kimse almanlar yüzünden telaşa kapılmaya
bir sebep bulup buluşturmaya kalkmıyor
karartma sırasında annemin migreni tutunca
ne yapacağımı bilmesem de oluyor
james marka kalın tekerlekli siyah bisikletiyle babam
halkevi sinemasına giden beton
köprüden geçmek istemiyor
şarkı söylemek
kendi kitaplarını ciltlemek
gibi bir şey haline geliverdi aniden
“yalnız bırakıp gitme bu akşam yine erken”
“öksüz sanırım kendimi ben sensiz içerken”
şimşeği atlattım diye kimseye can
bahşedecek hale gelmedim
demek âdem ahfâdından
savaş bittiği için koynu boşalan
bir kişi gerekiyormuş o da bendim
diğerleri ellerini çabuk tutup kesme şeker
hakkında edindikleri barut kokulu fikre
acilen tadilât getirmişler
sıkı yönetim kalkmış
savaşın bittiği kesin
yama bulmak
dirseklere hünerse kendi kumaşından
kim neylesin
savaş bitti
kır gezmelerinde bundan böyle şüphe çekmeyeceğiz
kime kalacak kırlara çıkmanın burun sızlatan anlamı
dinlemek zorunda değiliz muhallebicide
yabancı dilden anıştırmalarla yüklü kaçış
hikâyelerini mültecilerin
memur beyler neler karıştırdıysa şehir kulübünde
buraya kadardı
bu saatten sonra
briyantin saçlılara hiç kimse
göster eşkinli beygir vesikanı diyemeyecek
kanaviçe veya goblen
kime ne
arık fitil odam loş
savaş bitti koynum boş.
mantık mı diyorlar idrak mısın hafıza mı
sahici bir şeysen eğer söyle bakalım
neydi sevgilinin koynuma kaçtığı tarih
yıllardan hangisiydi hangi mevsimdeydik ayın kaçıydı
koynummuş madem sevgilinin göz diktiği yer kaçmak için
incecik ürperişli gölgesi cismime neden kıydı
sor gücün sormaya yetiyorsa var mıymış
gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi
o yürek burkucu gençlik döngülerinde beni çark ettirişi
ses çürütüp bağrımda
böğrümden karaltı söktürüşü
niyeymiş boynumun tan yerine amade kılındığı silkinişler
türk ilinde fütur eylemeksizin la belle dame sans merci
sancak açsın diye mi
hatırla ikrar etmeye şayan bir hasıla var mı şimdi
hani savaş patladığında sevdiğim kız
koynundan senin artık çıkmam deyivermişti
bunu bir fısıltı halinde çarçabuk
ve yeminle söylemişti
yeminle çünkü yemindi olduran olduracak olanı
yemindi aşkın aşkla bakıştırıldığı sahra
o gün bu gündür savaş denildiğinde zira
yemin zamanlarından başka şey anlaşılmadı
ant içildi ahdedildi edildi muharebe
harbe girişin yemindi girildiyse nişanesi
öldürdük demiştiler ve bakmışlardı rakama
ne kadar yemin edildi o kadar kastedildi cana
kimin fikriydi ölüm sınıfları açmak
bünyesinde devlet demir yollarının bilinmiyor
belgesi yok üç ölüm öğretildiğinin bu sınıflarda
üç mevki üç bilet koçanı zincirleme üç iflas
çağdı üç türlü can çekişme çağıydı
kayda geçmedi üç ölüm tarzını hatmetmeden
vagonlara girmenin yasaklandığı
üstünü aratmadan vagonlara girenin
hangi ağır cezalara çarptırıldığı
hiçbir zaman dökülmedi resmiyete
sonradan çok sonradan
öksürmeyi andıran bir sesle
boğazını temizlermiş gibi yapışlar
dan anlaşıldı
ceza tanzim edenlerin
trenlerle yasaklar arasındaki ilişkiyi
dikkati hak edecek derecede
kültive elabore rafine bir tarzda
tesiste muvaffakiyet kazandığı
dünyanın başka yerlerinde
ne böyle bir ince iş baş göstermiş
ne de bu derecedeki ince işin altından
kalkabilecek başlar
mükâfatlandırılmıştı
fakat dikkat
dünyanın başka yerleri denildiği zaman
tadına doyulmaz bir taam
karşılığında proforma acılar
çekilen bölgeler kastedilmemektedir
başkalık o ülkelerdedir ki
oralarda yenilecek her şey
tek başına kalınıp yenilmesiyle beraber
mayhoş bir lezzet verir
rusya ve ispanya’da meselâ
traverslerdir yasak koyan yabancı vagonlara
mezkur memleketlerde yasakçı kadrolar
ter kokmaktan perva etmemişlerdir
oysa berilerde olay
hem enine hem boyuna
farklı aktı
ter kokusu izale eden irili ufaklı kafaların
yenilmezdi gerçi kestikleri ama
astıkları astıktı
kültiveydiler adları avrupa çapında anılacak seviyede
astlarını medyun bırakacak miktarda elabore
rafinelikleri kârlı çıkmaya mâtuf bir izdivaç mı hiç
istemem boş mu kalsın yan cebim kabilinden
lavantaları vanilyaları altın damlalarıyla
işgal altında tuttular maroken kaplı birinci mevkii
kuşkular içe kor gibi düştü gözde tüttü şüpheler
şüpheler bastırdı ıslığı kümbetli bostanlarda
şehevî bir tabasbustu gıcıkladı teyakkuzu
traktör savsakladı evlekle bağlantıyı
asfalt yollarla tanışıklık kurdu
insanlık tarihinde ilk defa böyle hazin
tınlıyordu ihanet
tarihte ilk defa çocuk annesiyle babasına
poz verdirtiyor onların
kaptırmıyordu portre ressamlığını yadlara
dünyanın bin bir bucağında çocuklar
dünyaya gelmelerine vesile olan çifte
neyi tavsiye edecekler
merak konusu ilk defa buydu
ilk defa yarım yamalağın yalvara yakardığı
ilk defa keşmekeşten bu kadar güzel koku
ötelerde sekiz kişilik kompartımanın ahşap kanepeleri
ddt kokanlar tarafından doldurulmuştu
doldurulmuştu tahta kaşıklar bulgurla
torba yoğurdunu sulandırıp doldurmuşlar sarımsak
kelle üç numaraya vurdurulmuş tentürdiyotlu
öte ile beri arasında bir orta sandık
orta sınıf orta tabaka orta bilmem neciler
hangi öteden geldikleri meşkuk
bilinmiş beriye ulaşamayacakları kati ve bedihi
ağırdılar kaldırmaya güç yetirilmeyecek kadar
noksanlıkları hissedilmeyecek kadar hafif
kıyafetlerinden öylesine rahatsızdılar ki
hepsi aynı siyah harikulâde parlak lokomotifin
çektiği yere ispanyollu ve ruslu
bir landonun tıngır mıngır sarhoşluğu
onlara asla kâfi gelmezdi sadece rusya’dan
sadece ispanya’dan kaçmış gibi görünmek
rusya ve ispanya yoksunluğu
onlar için yekpare bir kalıt
kabul edilirse avutucu
haberdar edildikleri şey kanun-u esasi
tanıştırıldıkları ses tino rossi
bezdirici haşarılık keratalarına
allah baba kızar deyişleri
o aynı boş bakışlı çocuklara
iğneli beşik korkusu verişleri
bir yerden ödünç mü alınmıştı
yoksa dudaklarından
dökülüvermekte miydi
içlerinden geldiği
ödünç veya içten zaruretti modaya uymak
kurdukları cümleyi içine devletten menkul bir tehdit
katarak parlatmak zaruretti
parlak cümleyi muhatabın yüzüne çarpmak zaruretti
mazurdu hepsi çünkü rulet misali devran dönmüş
bu durulan noktaya gelmişti
mahcurdu hepsi çünkü ekmeğini taştan çıkarmış olanlar
taş kırsınlar diye yol yapımına gönderilmişti
mahfuzdu hepsi çünkü hangisine sorduysak
ateş adalarının yerini haritada şıppadak gösterebilmişti
hepsi makul hepsi makable şamil birer marionetti
koltukaltlarında kaymak kağıda resimleri
dört renkli basılmış haftalık mecmualar
fıstıktı anaları babalar devletti
içten veya ödünç kadınlarla erkekler arasındaki laklak
trende öğrenilen trende kalacak
indiklerinde üç türlü ölüm
boşaltmış olacak kompartımanları
trenli hayatların bir gereği bu
trenin bütün yolcularına ölüm
iltimas olsun diye
bir kalkış noktası hediye ederek
her birini tek tek
üç tarzda uğurluyor
durulan her istasyonda onları
yine ölüm karşılıyordu ru be ru
gizli pazarlıkların mahfillerinde ölüm
onları eliyle koymuş gibi enseliyordu
kadın iseler en uygun durumu arz ettikleri
kloş etek giymelerinden anlaşılıyor
azrail’in tebdil-i kıyafet gezdiğine
hiç hayret etmeyen erkeklerin
fötr şapka takanları ikrar ve itiraf erbabı
sayılmaktan sıkılmıyordu
huylu huyundan vazgeçmiyor
âdetleri veçhile marifetlerini gizlice
göstermeyi biliyorlar
kim olursan ol diyorlardı uygunsuz vaziyette
yakalanmadıysan marifet sende
yani işler yine
tıpkı ta gaza beylikleri döneminde
ileri gelenlerin aralarında sıkıntıyı dağıtmak
gayesiyle başlatılan elim sende
oyunu devam ediyormuşçasına
işliyor tek boyutlu ve sade ve sadece
kutsal kitaplarından bazı sayfalar kopmuş
bazı satırlar silinmiş
planlı vakitli yasal toplantılarında
yasal vakitli planlı toplantılarında
kopan sayfalara fazlalık atfedenler
şakşak alıyor
içerik belirleniyordu
silinmiş satırlarda neler yazıldığının bilinciyle
gizli tutuluyordu resmiyetin bir osurukta ezberletildiği
kimin aslı balçık idiyse o gizli tutuluyordu
gizlinin erketesine gönül deniyordu ki fasaryası
sımsıkıydı yapışkandı
kopmuyordu gözgüsünü yazgısı sanma hatasından
hatalar kime sorarsan sor
pek zarif duruyordu bahçe kapılarında
bahçelerinde havuzlar havuzlarında fıskiyeler
fıskiyelerinin ucunda ping-pong topları
sevmek diyorlardı nasıl olsa hoş görmek değil midir
yürüyüşten kürüyüşten çürüyüşten aldıkları
moribond zevkle mest oluyorlar kafiye hatırına
serbest sermest oh ne güzel şey
başı boşluk başı hoşluk başı bozukluk hâttâ
bilerek kaybediliyor anahtar ve ardından maymuncuk
kullanmayı emreder asrımız deniyordu
satalım deniyordu anasını açıldığı
yere kadar açalım
ne kadar kullanıyorsa avrupa’dakiler biz de
uyandırma kerizi o kadar kullanalım
pozitif hukuku boş ver ben profesör hirsch’in
yıllarca asistanlığını yaptım
bu hazır cevaplığı sanırsın kimden kaptım
hans reichenbach bile
artık demedikten sonra kalın
ne haddimizdir ki canına okumayalım kukuletanın
şakulî bakacaksan bil-mecburiye çağdaş
bir zahmet ufkî bakıverirsen çağcıl
dönem sonu sınavlarının yaklaştığı aylarda zonk
her zonklayışta bir zarafet bulmadılarsa çatlardılar
her zonklayış melâle aşina her hal ü kârda domino
elim sende oyunu devam ediyor
mülevves bir taksirat çağlar boyu destekleniyor
beklenmiyor beşerin üzerine gökten bir dindirişin serpilmesi
gök
gök müydü dönmek için can atılacak taraf
göktü evet gizlice göz kırptı öldürene
göktü aynı gökyüzüydü ölene el altından
tanışıklık veren de
gök
ey dönmek için dönerek
ve döndükçe dönerek
döndükçe gözden kaybolarak
gözden kayboldukça kalbe dolarak
göktü ey hınç duyarak kargın vücut kaybolmuş bir vücuda
kayıp vücut hırsını tapınan vücuttan alarak
hınç ve hırs naz uykusu çekerek
vücudun güzelliğini inkâr etmeyerek güm
hayırlı olsun damgayı vurdurarak
gümlemek her kolaya geleni bir kolaylık sandırıyor
yalınlığa ucuzlamak aşama bildiriliyor
gelmek mastarından isim olarak gelir
hangi maksatla türetildiği düşünülüyor
bedavaya geliyor aymazlık zırhı kapışılıyor
şu serpuşa bak deniyor şems-siperleniyor
baş üstüne ne konduysa kapışan kapışana
kapışmaya dalmanın hayrını gör bak ne güzel yakıştı
çapulcular kim idiyse tarih onlara kaldı
biletler karaborsa satıldı bırakmadı borç yakanı
kim ki baktı vücudun münezzeh yerlerine akıttı kanı
çattı ahaliye pamuk bayram
güzideler andante ağladı
köçekler parsa toplarken pula belendi çengiler
oklavalar mütereddit döndüler küstürücü ellere geçti rende
müfredat iptal edildi aksadı bazı dersler
geç kalmadı savaşa yön vermekten fahişe taburları
tayın oldu savaş patladıktan sonra ekmeğin adı
ekmek soyundan hicap taşlardan medet umdu
simsiyah kayalarda kılıçlarını kırdı utanması olanlar
çekilip kuytu odalara hepsi öldürülmeyi bekledi
toprağın göğüs geçiren kırlık kısımları
toprağın ne hititlerden kalma kara saban
ne de isveç çeliğinden pulluk görmüş olan
toprağın safiye meryem hatice katmanları
kopmuş vücutları himayesine aldı
çatışmalar cephede
savaş arkalardadır
bundan böyle inkârcıları küçültmenin
büyük bir engeli var
savaş günü çattıysa açlık
kimsenin aklını kanırtmayacak
artık yücelerde bağlardır
enginlerde asma bahçeleridir tahribata müsait
mühendisler köprüleri infilâk ettirilir kıratta kuracaktır
okşayış sevap değildir helal değildir ilkah
bilinen dünyalarda konacak dal bulamaz
dilimizden uçtuğu aşikâr olan eyvah.
savaş çıktı
kız koynumdan çıkmadı
beni mahmur bırakmaktan bir gün olsun bıkmadı
devler gibi yazı yaban demeyip silahlanmış adamlar
korkuya yağmaya kana söz getirtmedi
alacaklarımızın sorgucuyduk borçlarımızın çilingiri
bizi korku bizi yağma bizi kan yargıladı
terler döküldükçe solgunlaştı yerküre
çehre solgun anneler endişeli küfürbazdı babalar
yasalar kapattı çimenli bayırların yüzeyinde artanı
nem kokuşlu çocukları kızlı erkekli
coşturdukça arıtan bayırlarda
batözler vinçler paletler sefalete gerekçe hazırladı
meyve ağaçlarını bir hiza gözeterek diktiler
dıraht-ı meyvedar lâfzına rağbet edenler
karşılarında ayıp el işaretleri yapılmasına şaşırdı
öyle işaretleri onlar dışa vurmaz
düşüncelerinde yalıncak canlandırırdı
ne ki sisler bürüdüler tarlayı
göreyim seni herkesten önce sen başla
diye her birimize tembih ettikleri
her birimizden bir besmele ümit eden
hepimizin tenine tav olup da
besmeleyi unuttuğumuz tarlayı
sislendi kurusun diye üstüne mendil
serdiğimiz böğürtlen
neymiş biri yek diğerinin boynuna o kol atmalar
nice şeymiş o eski sarılmalar yatmalar
sevmekten kaldıysa bize değdikçe değillendiren
yattıkça sürçen bir şey kaldı fasılalarla
neye uzattıysak elimiz bir arşın bizden ırak
kayıyor gözyaşlarının göğerttiği ne varsa gövdemizden
saklı kim biz sırlı kim biz kimdir sığıntı biziz
haramdıysa prospektüs yetmez miydi yandan yana yatırıp
tırâzende saçları büsbütün haram ettiğimiz
insafına sığındığımız yetmez miydi işgüzar
kamusal ilaçlama işçisi güruhunun
dilenmeyi öğütlemekten gayrı söz etmekten habersiz
rahmi narkoz altında ameliyatla alınmış şehirlerden
başka ne kaldı ki desek mahremiyetimiz
niyetleri diplerde sakladık
whether deep or freakish ease
saklandık niyetlerimizin esfeline
kovcular haline dönüştük
matbuattan gizlendi şehre inmekten maksadımız
giderek matbuat gizledi bizden kendi maksadımızı
yadırganmadı bu koca kaba kalabalığın
daracık yerlerde sıkış tepiş gizlenişi
gizli övünmelerde yoklandı bir darp izi
mezeler yenildi kafalar çekildi
tarladan kovulanların irin topladı derisi
irinliler kabilesi
çoğalıp sayıları göze batınca alarga durdular bizden
sevmezlermiş bizi raconlarının bu olduğu söyleniyor
yarası cerahatlenmeyeni kendilerinden saymazlarmış
bize başından beri başkası muamelesi yaparlarmış
daha yeni öğrendik meğer biz de onlarla mecazdan
leff ü neşirden gayrı alâka şimdiye kadar kurmamışız
doğrusu gerçekten bizmişiz başkaları
onlara dokunmanın bizlere ar gelişi bundanmış
irinsizlik bilinciymiş her geçen gün tuhaflaştıran bizi
bizdik hey gidi bizdik biz gidi bizdik neye dokunduysak
doğdu o şeylerin ortadan kalkma ihtimali
sarktı berelendi döküldü neye dokunduysak
canımıza santigrat nevinden kıymet biçmeye kalktığımızda
memeler sarkık kalçalar bereli dudaklar dökülgendi
rengi attı çağları dönemlere ayırmak için
elimize tutuşturdukları edevatın
arkadaşlarıma söyledim
soluyor solduruyoruz
hiçbir şehrin montevideo’nun bile
sundurmasında soluk bırakmadılar dedim
sözümü tersten aldı arkadaş olacak dümbelekler
bana terslendi hepsi
yüzüme ters bakmakla iktifa etselerdi
tahammül eder sizin cirminiz
ancak bu kadar derdim ama onlar
susturamadı içlerinde cirit atan ifriti
ne çekilmez bir adamsın sen dediler
hem şikâyet ediyorsun savaştan
hem koynunda saklıyorsun sevdiğin kızı
yeyip yuttum sanmayın bu takazayı
ne mi yaptım size ne
kokuşmuşa paha biçerek geçinene
ne yaptığımı hiç kimseye anlatmam
bu çapraşık dünyaya bir de ben düğüm atmam
yola getirsem elime ne geçecek
hayat sahici bilgiyi sömürgeye saklamış
diyenler arasından birini
bunların avenesinden bir tekecik kişi
çıkacak mı hiç sanmam
aklını dünya hayatında benim hisseme
akşam bulutuna iliştirilmiş bir şey
düştüğüne yoracak
o şey
oyalıyor beni
benim bütün kenarlarım
o şeyle işli
aklını yormak
benim arkadaşlarıma göre yabancıların işi
yakınlık gösterir benim arkadaşlarım aklı havalarda uçana
yakınlık gösterir benim arkadaşlarım aklı yerin dibine batırana
ne arkadaşmış bunlar bir işin düşecek olsa
çat beykoz’dadırlar çat kumkapı’da
ha beykoz’dadırlar ha kumkapı’da
uyar mıyım aklı vücuda merbut kılmayan bu takıma
tünemeye fırsat bulduklarında
ayırt etmeyeceklerdir hani halı hani kilim
bir ağız mutlaka öğrenmek gerekiyorsa
neme yetmez benceğize kendi halim
baktım hiç işe yaramıyor
deniz sularında köpekleme yüzmelerim
kulaç attım yağsız karnım elverdiğince
yettiğince çelimsiz kollarım
iki yakamı bir araya getirmek
konusunda sebat ettim
bunu kolay bir şey sanan
varsa denesin de göreyim
yemek buldun mu ye dayak buldun mu kaç
biyos derlerse hayat logos derlerse akıl
bunları sular seller gibi bilmeyi marifet sanma sakın
marifet aklın ne kadarı hayatın dahilinde
bunu bilmek
yahut keşfetmek hayatın
hangi kısmı dolduruş ne kadarı akıldır
hasılı neye olursa olsun akıl yormak
aklı takatten düşürmeye ister istemez varır
halbuki insanların çoğu cehennemlik
yani dinç akıllıdır
onlara eziyet altında
tecrübemin bana öğrettiğini
söyledim açık seçik anlamadılar
avâma sebil için açık saçık söylediysem de nafile
benim sırrım nefsimi ıslah etmeyişimde saklı
beni yazın keten pantolonlu kışın kalın kazaklı
görmeseler ayağa
düştüğümün resmiydi çoktan
aldırışım soğan başı hikâyesi dolaylarında
konaklama gafletiyle bukağılansaydı
nasır bağlasaydı kişiliğim olsaydım ibn-i filip
taksaydım getirdiğim her bir şeye doğuştan
dünya nispetinde bir kulp
ucu indüs’e varan bir imparatorluk kursaydım
sinop’ta gölgemin köpeksi filozofun yüzüne
düşmesiyle dehama kucak açtığı için
zapt edilmiş topraklara giderek
romanya boyası çalmayacak mı general
rütbesinde beş altı tane zevzek
şişse idi kişiliğim kan çıbanı çıkarma
derecesinde kabarsaydı
dem vurmayacak mıydım
kendi krallığımdan
pehlivanlık taslayıp
bahis açmayacak mıydım
mülk-ü âl’imden saltanatımdan
para bastırmayacak mıydım
hutbe okutmayacak mıydım
dinç akıl böyle şeyler yapmadıkça
rahat yüzü göremez
aklı dinçlik çağına demir atan insanın
gözleri ve’l fecr okur
gözleri kahverengidir karadır elâ çakır
bağdaş kurarken bile bu gözler hazıroldadır
ağzı nerededir tabiî ki kulaklarında
vakit kazanmak için çevresine
mebzul ücret dağıtır
çünkü aklını yorgun düşürmeyen her insan
içerisinde
bir gün soğuk ve rutubetli ve gözün
gözü görmediği mahzenlere düşmek
oralarda çürümek korkusu taşır
korkudan kurtulmanın yolu
ben size söyleyeyim
vitrinde
mümkünse vitrinin göbeğinde
kendine bir yer beğenmekten geçiyor
gözde değilse göz önünde o da olmadı göz altında
aklı dinç kalan ezilir gözden uzaksa
mahlûkat gözüne görünmemek
işte bu olmaz
olduğundan fazla sanılmamayı
dinçlik kaldıramaz
dinç akıllılardır göz göre göre
maskaralıkla korkaklığı buluşturan
tarihi inceleyin göremezsiniz
soytarısız bir kral dalkavuksuz bir sultan
padişah imparator gözdeki mübalağadır
bana bunlar yaramaz
ben çocukluk çağlarımdan beri
görülen görünen gösterilen dünyaya
alışmamak inadında kararlı takımı tuttum
nefsim âsi aklım yorgun şefkatlidir yüreğim
neden koynuma göz koyan kıza hayır olmaz diyeyim
at üstünde ok atarken bana güleç yüz
padişah mı imparator mu gösterecek
bu kız olmasa benim kramp giren bileğim
merhem yüzü görür müydü düşünün
insan isem insanlığın tümüne
beklerim ki geçsin diktatörlüğüm
demek bana lüzum edecek bir horoz ötüşünün
vardığı yere kadar uzanan hükümranlık
sorgulamaktan geri durmam
kim yaparsa nüktedanlık
ellerimde dinç akıllı kimselerin
ne mânâya geldiğini merak ettikleri yüzükler taşıyorum
yüzük taşlarımın altına arsenik sıvaştırmadan yaşıyorum
iflâh olmaz diktatör işte o bensem
o bir köprüyse işte sırat dedikleri
benim orayı biri çıkıp söyleyebilir mi
gurultuyu çaktırmadan deneyip cambazlığı
façama toz kondurmayıp hiç azar işitmeden
geçmenin fırsatını kullandığımı
yo hayır böyle bir beyan sadır olamayacak
sırat
oradan geçmedim ben
benden ısrarla nefsimi ıslah etmemi istediler
nerede bende o göz
var mı bende öylesine bir dirim
nefsimi
söylesinler kimler hesabına ıslah edecekmişim
sayıp dökülecek cinsten şeyler mi
nefsimi ayarlayacağım şeyler
kitapta yeri var mı benden istenenlerin
çizmiş mi müstakbel şemailimi kalem
cevapsız bırakıldıysam nasıl
imkân dahiline girer bu estetikten yoksun
müstamel ahaliye yeltenmem
yürüdüm yürüyüş ritmime uygun bir yol
bulacak gibi oldumsa da çıplak gözüm
tipi çıkınca lapa karla örtülen
yön tayini işaretini görmedi
tutamak bildiğim içimdeki okun seyri
yüküm her gün biraz daha
ağırlaştığı için yavaşım
yaşımın ilerlediğini merceğimin gevşediğini
gördükleri için yoldan çıkacağımı sanan kalpazanların
alnını karışlarım
vazgeçer miyim ömrümü adadığım diktatörlükten
olacak şey mi bu hiç olur mu
benim gibilere küçükken
sıkı dur oğlum
türk çocuğusun sen dendiği unutulur mu
turşu küpü kırk paranın tırtırlısı
tarlaların uzaklığı bana yeten bir dersti
fırçanın hiçbir türünü şimdiye kadar yüksündürmedim
saatten benim üç parmağımla kurulma
işlemine bir itiraz gelmedi
önüme ağılanmadan geçilmez caddeler açılmıştı
cinnete göz yummasam
cinayeti yarıda kesmek için
bir şey yapacak olsam
hazırdı yağlı urgan gaz odası giyotin
pis işlere bulaşmamı allı morlu
keyiflerle imrendirdikleri zaman
parmak kadardım
tabiatı icabı tuzak
ortalık ışımadan kuruldu
yol kesenler çetelesinde
diğerlerinden biraz erken
tespit edildi yerim
akşam eve yorgun ve yufka
yüreğimi sorgulamış olarak dönmeme rağmen
hava karardığı zaman
kol kanat germiş bir vaziyette durmuyor
sorgulayıcı bir edayla sarıyordu üstümü çatı
dişiyle tırnağıyla diyorlardı
dişiyle tırnağıyla ne
savaş vardı
istenilmeyen her şey yakındı.
tötonmuş gül haç kardeşleriymiş
kimler idiyse savaşın tarafları onlara aldıran yoktu
kız koynumda ya beni itham ettiler
dretnotları imal eden benmişim gibi
katliama uğrayan biçare nesillerin suçlusu güya bendim
suçmuş hartuçları bırakıp
riyaziye esaslarını sevişme denklemine uygulayışım
bana bağırıp çağırdı resmi ağız
kurallar bu uygulamayı dışta tutmayı âmir dedi
kur’an yasaktır rezilliklerin en rezilidir şiir
sonra halka dönüp şunu söyledi
söz geçirebilirsen diktatöre geçir
balçık mı çamur mu artık ne dersen onu
hayatımın kaynaklarına bulaştırmamdan
suç delillerini karartmam anlamı çıkarılıyordu
savaşın cereyanına katkım yok demiyorum
yalan değil uyrukların tıklımına sert çıkarak
gözleri çatlatma faaliyetim
en iyi ben bilirim
en sağlam keselerin bile nereden delineceğini
öyle zamanlar geçti ki
kimin öd kesesi patlatılacaksa
bana müracaat edilirdi
yırtmışlığım var yalnızca kelle vergisi alarak
servetlerine servet katan zenginlerin değil
onlarla yoldaşlıktan nasiplendiğini zanneden
fakirlerinkini de
yıkmak demiştim on dokuz yaşımdayken
kutsal kinidir yürekli olmanın
aradan kaç yıl geçtiği hesaplanabilir
beni çatık kaşla yaşlandıran
diktatörlük bu işte
dinlemezdim kimden gelirse gelsin sızlanmaları
israfil’e kulak kesilmekti
ilk alındığım ve son işim
itlaf edilmeliydi nerede varsa kene
koynum boş değildi madem
pabuç mu bırakacaktım gülle gürültüsüne
manzara hep mükemmeldi ben ve sevgilim için
mükemmeldi francalayla esmer somunun farkı
kuyumcuyla manav komşuluk ediyor
geceleri ailecek görüşüyorlarsa
bana mı düşerdi bunda bir kusur bulmak
âyet sarih zikredilmiş cevaplanmıştı soru
at pazarı demirden kır atlar için miting alanı
donu merak ediliyorsa sütçü beygirinin doru
devenin nalı nişaburek şehir hatlarının gazoz borusu
her geçen gün bilenen bilinç gittikçe daha sivri
seyran ü sefayı terk ederek sevdiğim kız
koynuma kaçtıysa
neden toz konduracakmışım şanıma
arkada hasreti çekilecek sevgili bırakmayan
gemi yakmazsa yazık direkler çatırdasın
cayırdasın yelkenler
ötesine aklım ermedi hiçbir zaman
müdrik miydim nâtık mıydım hâfız mı
adım bir intikam olarak bari anılacak mıydı acaba
tuzun gözüme durduğunun farkında olmadım
şerbetini bana ekşittikten sonra sundukları kızılcık
fark etmedim damarlarıma sızmış
cinsî temas haline getirmiş beni
olağan bile saymadığım dünyayla
gaflet miymiş yaşadığım istiğrak mı
nereden bilecektim canıma batan
dikenleri ayıklamaya dalmışken
ibadetimden olmasa bari derken kuşkum
savaş bitmiş ben nöbette unutulmuşum
savaş bitmiş ben bunu
koynumun boşluğuyla anlıyorum
kükreyen ırmağın ölümü meğer
savaşın sonuymuş
halbuki ben sanırdım ki dünyada savaş
var diyedir serçelerin vakitlice uçuşu
glayöllerin yana yaslanışı fulyaların mızmızlanışı
savaş bittiyse bir cenahtan bir boru sesi geldi mi?
hayır, gelmedi.
çanlar çalındı mı herhangi biri için?
hayır, çalınmadı.
vakit mi girdi, okundu mu ezan
hayır duyulmadı hiçbir şey okunan
şahidi yok trompetin öttürüldüğünün
çanlar bu sesi verir diyecek bir kimse yok
seyyar satıcıların müezzinlerle kurduğu diyalog
yurttaş hakkı olarak algılanıyor
ben
bir tek benim
birdenbire her şey yerli
yerindeyken koynu boş kalan
şimşeği atlattığımı bile kimseler fark etmedi
boş koyun bir bergüzardı bana savaşın bittiğini anlatan
savaş bitti sular heraklitus ne derse desin
akmıyor
o bir ırmak ölüsüdür kükreyen
artık hiç kimse almanlar yüzünden telaşa kapılmaya
bir sebep bulup buluşturmaya kalkmıyor
karartma sırasında annemin migreni tutunca
ne yapacağımı bilmesem de oluyor
james marka kalın tekerlekli siyah bisikletiyle babam
halkevi sinemasına giden beton
köprüden geçmek istemiyor
şarkı söylemek
kendi kitaplarını ciltlemek
gibi bir şey haline geliverdi aniden
“yalnız bırakıp gitme bu akşam yine erken”
“öksüz sanırım kendimi ben sensiz içerken”
şimşeği atlattım diye kimseye can
bahşedecek hale gelmedim
demek âdem ahfâdından
savaş bittiği için koynu boşalan
bir kişi gerekiyormuş o da bendim
diğerleri ellerini çabuk tutup kesme şeker
hakkında edindikleri barut kokulu fikre
acilen tadilât getirmişler
sıkı yönetim kalkmış
savaşın bittiği kesin
yama bulmak
dirseklere hünerse kendi kumaşından
kim neylesin
savaş bitti
kır gezmelerinde bundan böyle şüphe çekmeyeceğiz
kime kalacak kırlara çıkmanın burun sızlatan anlamı
dinlemek zorunda değiliz muhallebicide
yabancı dilden anıştırmalarla yüklü kaçış
hikâyelerini mültecilerin
memur beyler neler karıştırdıysa şehir kulübünde
buraya kadardı
bu saatten sonra
briyantin saçlılara hiç kimse
göster eşkinli beygir vesikanı diyemeyecek
kanaviçe veya goblen
kime ne
arık fitil odam loş
savaş bitti koynum boş.
Nerdeyse gece olacak hesap başlayacak
Dertler sancak açacak uykuları basacak
Yine ağır kaldın ve dersen ki adelet olsun
Çıplan bütün katiller boynuna kalsın
Kara kemerleri altında genç kızlar
alınmış neleri varsa ellerinde
Ölüm bir kurtuluş çizgisi
bir sarınmak zihinlerinde
Gökkuşağı altında genç erkekler sanki geç
girmişler hedefe
Akılları bıçak çekiyor
Bir duruyor kanlanmış ağlamış gözü
Diğerinin kalbi üzerinde
Savaşın filizlenen kamaları yavaş savaşça
ellerinde
Savaşan diller kesik kesik konuşuyor ağızlarında
Varıp mola verdikleri bir gerçeklik
Mangal gibi dolu ve ortada
Ceviz ağacı gibi geniş yelpazeli
Gövdesi oyum oyum
Dibinde hastalandıran ağır bir gölge
Az ötede güneşin
Gözalan ışığında
Yılların saçlı zifiri kara
Pırıl pırıl asırlık yılanı
Artık zamandır yanından geçip varacakları
menbaına
O çoktan kabaran insan öfkesinin
Bu kadar yorgun olmamıştılar kapında Tanrım
Lime lime ve üstüste cesetleri
+
Gündüz tanklar geliyor
kızıl
teleskoplarında kısık hayvan gözleri
ellerinde mermiler
hedef toprak dam basit evler
+
Bak şairin yarım kalmasın
isyan etmedi
kabul etmedi
biliyordu yürüyen tam kaldı ölürkün de diri
Eğil selvi boylu kulağına
Bir akıl bir sır vereyim:
Parmak masanın üstündeyken de kırılır
Gafletle ölürsün yazık değil mi
Lütfen yarın sabah
Parmaklar
Tetiğe
Avcılar olalım insanlık ağlamasın
Yer bizi dinlermiş
Kıpır kıpır taze
Duydum ki denmiş ortaya çık
Adını açık söyle
İşte adım
Ünüm gizli kalsın
İşte kılıcım
Ünü siyahlarca beyazlarca ünlensin
Defterini dür meşreplerin
Dursun söylevi kesilsin söylevi mumya ağızların
Başlasın marşın
Açılsın kapansın göyneklerin
Döşün zarefet ini
Geceleyin gündüzleyin
Artık yataklar rahat değil
Yünler yongalı pamuklar katran
Sarındıklarımız
Biri toprak olsun diğeri de gök olsun
Dertler sancak açacak uykuları basacak
Yine ağır kaldın ve dersen ki adelet olsun
Çıplan bütün katiller boynuna kalsın
Kara kemerleri altında genç kızlar
alınmış neleri varsa ellerinde
Ölüm bir kurtuluş çizgisi
bir sarınmak zihinlerinde
Gökkuşağı altında genç erkekler sanki geç
girmişler hedefe
Akılları bıçak çekiyor
Bir duruyor kanlanmış ağlamış gözü
Diğerinin kalbi üzerinde
Savaşın filizlenen kamaları yavaş savaşça
ellerinde
Savaşan diller kesik kesik konuşuyor ağızlarında
Varıp mola verdikleri bir gerçeklik
Mangal gibi dolu ve ortada
Ceviz ağacı gibi geniş yelpazeli
Gövdesi oyum oyum
Dibinde hastalandıran ağır bir gölge
Az ötede güneşin
Gözalan ışığında
Yılların saçlı zifiri kara
Pırıl pırıl asırlık yılanı
Artık zamandır yanından geçip varacakları
menbaına
O çoktan kabaran insan öfkesinin
Bu kadar yorgun olmamıştılar kapında Tanrım
Lime lime ve üstüste cesetleri
+
Gündüz tanklar geliyor
kızıl
teleskoplarında kısık hayvan gözleri
ellerinde mermiler
hedef toprak dam basit evler
+
Bak şairin yarım kalmasın
isyan etmedi
kabul etmedi
biliyordu yürüyen tam kaldı ölürkün de diri
Eğil selvi boylu kulağına
Bir akıl bir sır vereyim:
Parmak masanın üstündeyken de kırılır
Gafletle ölürsün yazık değil mi
Lütfen yarın sabah
Parmaklar
Tetiğe
Avcılar olalım insanlık ağlamasın
Yer bizi dinlermiş
Kıpır kıpır taze
Duydum ki denmiş ortaya çık
Adını açık söyle
İşte adım
Ünüm gizli kalsın
İşte kılıcım
Ünü siyahlarca beyazlarca ünlensin
Defterini dür meşreplerin
Dursun söylevi kesilsin söylevi mumya ağızların
Başlasın marşın
Açılsın kapansın göyneklerin
Döşün zarefet ini
Geceleyin gündüzleyin
Artık yataklar rahat değil
Yünler yongalı pamuklar katran
Sarındıklarımız
Biri toprak olsun diğeri de gök olsun
Güneşin
Mızrakların ucuna takılıp
kaldığı
bir vakitte
Diriliş erlerinin yüreklerinden
yayılan
Bir depremle sarsılıyordu arz.
Gerilmişti altımızda atlarımız
Fırlayıp kopacakmış gibi
baldırlarından
kasları
Ve tarıyordu bir projektör gibi
bakışları
üç kıtayı
Yeni bir vakte eriyordu yürekler
Yayılıyordu o muştu
O coşku
O haber.
Bir gelen var
emin haberciden
emin olana
Ondan da sıddık olana ve sadık olanlara
sohbete erip
halkada duranlara
yürekten yüreğe
yol bulanlara.
Bir gelen var
Bütün kıtalarda beklenmekte
olana
ayarlanmış
kulaklar
İlkin çobanlar duyuyorlar
Sonra ağaçlar
kurtlar
kuşlar
Çünkü onlar bilirler dinlemeyi
Onların elindedir toprağın nabzı
İlk onlar sezerler yeni olanı
Rüzgarlarla geleni
Bulutlardan ineni.
Bir dağın tepesinde
Yeni doğan bir ay gibi
Veysel Karani
Evreni
Kuşatan bir yay
Gibi
Açılmıştı
Kolları.
Selman
Bir şehrin kapısında
Bir kapının
Arkasında.
Ey savaşmakla emrolunanlar
Yürekleri Kevser suyu ile yıkananlar
Alacakaranlıkta bir seher vaktinde
Ayrılırken yurtlarından
yuvalarından
Bahçe köşelerinde kapı önlerinde sofalarda
odalarda
Bir bir çıkıp gelen yolumuzu kesip duran anılar
Yatak odamızın penceresinden
Uyandığımızda ilk görülen o tepe
O tepede o kayanın değişmeyen konumu
Güneşi bir muştu gibi her gün yeniden
Doğuran o dağ
elveda
Kadınlarımızın kirpiklerinde sıralanan
Adanmışlık ve bağlılık yazıları
elveda
Çocuklarımızın göğsümüze
yüzümüze
saçlarımıza
Sokulan alınları titreyen dudakları
kaçamak bakışları
Cennetten bir koku ölümsüzlükten bir pay olarak
Çektiğimiz ciğerlerimize
İnen yüreklerimize
Damla damla
Elveda....
O ki meydanın ortasında durmuştu
Elini kılıcının kabzasına koymuştu.
Dedi savaşçı:
" Ben gidiyorum
Hicret ediyorum
Varsa ağlatmak isteyen anasını
Dul koymak isteyen karısını
Ve istiyorsa çocukları yetim kalsın
Arkamdan gelsin."
Yeryüzü yeni bir güne hazırlanıyordu
Zaman devrini henüz tamamlıyordu.
O konuştu:
"Ey eti etimden olan
Bu dünyada ve öbür dünyada
Kardeşim olan!
Bu gece yatağımda
sen yatacaksın
bana vekillik
yapacaksın.
Biz gidiyoruz
Hicret ediyoruz
Sen sonra geleceksin
Ama önce emanetleri
sahiplerine
vereceksin."
Sonra o dağda
Maveranın kapısı olan
Bir mağara
Orada ikisi
O ve
İkinin ikincisi
sonra çöl:
Çölde tepeler..
Çölde develer..
Çölde geceler
Ve çöle serpilen
Mucizeler.
Medinede bekleyenler var
Damların üstünde, yollarda
çocuklar
kadınlar
Elleri alınlarında, gözleri ufukta
delikanlılar
ihtiyarlar..
Dediler. " Veda tepeleri üstünden
Üzerimize ayın ondördü doğdu
Şükürler olsun, şükürler olsun
Bize vacip oldu, şükretmek
Şükürler olsun..."
Ankara 1979
Mızrakların ucuna takılıp
kaldığı
bir vakitte
Diriliş erlerinin yüreklerinden
yayılan
Bir depremle sarsılıyordu arz.
Gerilmişti altımızda atlarımız
Fırlayıp kopacakmış gibi
baldırlarından
kasları
Ve tarıyordu bir projektör gibi
bakışları
üç kıtayı
Yeni bir vakte eriyordu yürekler
Yayılıyordu o muştu
O coşku
O haber.
Bir gelen var
emin haberciden
emin olana
Ondan da sıddık olana ve sadık olanlara
sohbete erip
halkada duranlara
yürekten yüreğe
yol bulanlara.
Bir gelen var
Bütün kıtalarda beklenmekte
olana
ayarlanmış
kulaklar
İlkin çobanlar duyuyorlar
Sonra ağaçlar
kurtlar
kuşlar
Çünkü onlar bilirler dinlemeyi
Onların elindedir toprağın nabzı
İlk onlar sezerler yeni olanı
Rüzgarlarla geleni
Bulutlardan ineni.
Bir dağın tepesinde
Yeni doğan bir ay gibi
Veysel Karani
Evreni
Kuşatan bir yay
Gibi
Açılmıştı
Kolları.
Selman
Bir şehrin kapısında
Bir kapının
Arkasında.
Ey savaşmakla emrolunanlar
Yürekleri Kevser suyu ile yıkananlar
Alacakaranlıkta bir seher vaktinde
Ayrılırken yurtlarından
yuvalarından
Bahçe köşelerinde kapı önlerinde sofalarda
odalarda
Bir bir çıkıp gelen yolumuzu kesip duran anılar
Yatak odamızın penceresinden
Uyandığımızda ilk görülen o tepe
O tepede o kayanın değişmeyen konumu
Güneşi bir muştu gibi her gün yeniden
Doğuran o dağ
elveda
Kadınlarımızın kirpiklerinde sıralanan
Adanmışlık ve bağlılık yazıları
elveda
Çocuklarımızın göğsümüze
yüzümüze
saçlarımıza
Sokulan alınları titreyen dudakları
kaçamak bakışları
Cennetten bir koku ölümsüzlükten bir pay olarak
Çektiğimiz ciğerlerimize
İnen yüreklerimize
Damla damla
Elveda....
O ki meydanın ortasında durmuştu
Elini kılıcının kabzasına koymuştu.
Dedi savaşçı:
" Ben gidiyorum
Hicret ediyorum
Varsa ağlatmak isteyen anasını
Dul koymak isteyen karısını
Ve istiyorsa çocukları yetim kalsın
Arkamdan gelsin."
Yeryüzü yeni bir güne hazırlanıyordu
Zaman devrini henüz tamamlıyordu.
O konuştu:
"Ey eti etimden olan
Bu dünyada ve öbür dünyada
Kardeşim olan!
Bu gece yatağımda
sen yatacaksın
bana vekillik
yapacaksın.
Biz gidiyoruz
Hicret ediyoruz
Sen sonra geleceksin
Ama önce emanetleri
sahiplerine
vereceksin."
Sonra o dağda
Maveranın kapısı olan
Bir mağara
Orada ikisi
O ve
İkinin ikincisi
sonra çöl:
Çölde tepeler..
Çölde develer..
Çölde geceler
Ve çöle serpilen
Mucizeler.
Medinede bekleyenler var
Damların üstünde, yollarda
çocuklar
kadınlar
Elleri alınlarında, gözleri ufukta
delikanlılar
ihtiyarlar..
Dediler. " Veda tepeleri üstünden
Üzerimize ayın ondördü doğdu
Şükürler olsun, şükürler olsun
Bize vacip oldu, şükretmek
Şükürler olsun..."
Ankara 1979
Başın çok yükseklerde eğil selvi boylu
Eğil bir kez nasıl bir şeysin göreyim
Nasıl liman çocukları zalim
Nağra atarlar gecenin koynuna
Daha başkaları da var
Tabiatlarını mayalarını açıklayan
Ya sen selvi boylu nesisin
Ya ben neyiyim körlüğün
Eğil hakkımızla
Birlikte bağıralım içine esirliğin
Ben hırsız olayım kendi malıma ha!
Ben yakalanayım eşkiyama
Gardiyanların değişti de n'ooldu
Haydi soyun bir kez daha kırbaçlan kendi dallarına
Dağ özlemin sarı bir kanarya oldu
Ötüşsüz uçtu uçamadı kondu konamadı
Akıl ve hikmet emzirirdi mağara
Yarasa doldu.Yüz çarpılır göz kayar
Güneşin tozu yağmuru ateşleri taşları
Gelse gelse elimin vuruşma özlemini alsa
Selvi boylu eğil ikiye katlan
Bak şairin yarım şiirin köle kaldı.
Eğil bir kez nasıl bir şeysin göreyim
Nasıl liman çocukları zalim
Nağra atarlar gecenin koynuna
Daha başkaları da var
Tabiatlarını mayalarını açıklayan
Ya sen selvi boylu nesisin
Ya ben neyiyim körlüğün
Eğil hakkımızla
Birlikte bağıralım içine esirliğin
Ben hırsız olayım kendi malıma ha!
Ben yakalanayım eşkiyama
Gardiyanların değişti de n'ooldu
Haydi soyun bir kez daha kırbaçlan kendi dallarına
Dağ özlemin sarı bir kanarya oldu
Ötüşsüz uçtu uçamadı kondu konamadı
Akıl ve hikmet emzirirdi mağara
Yarasa doldu.Yüz çarpılır göz kayar
Güneşin tozu yağmuru ateşleri taşları
Gelse gelse elimin vuruşma özlemini alsa
Selvi boylu eğil ikiye katlan
Bak şairin yarım şiirin köle kaldı.
YÜKSEK BİR MAHKEME HUZURUNDA, FİKİR VE DELİLİN BOŞ BIRAKTIĞI YERİ KÜFÜR VE HAKARET KELİMELERİYLE DOLDURMAYA ÇALIŞAN, BÖYLECE YÜKSEK MAHKEMENİN DE İFFET VE HAYSİYETİNİ HİÇE SAYAN AMME MÜDAFİİNE TEKLİF EDİYORUM:
BÜTÜN HAYATI ÇİLE, GÖZYAŞI, ISTIRAP VE YOKSULLUK İÇİNDE GEÇEN VE HER TÜRLÜ KOMPLO, İFTİRA, TAHKİR, TEHDİT, TAZYİK VASITASI ALTINDA BİLE KANUNİ DAVASINDAN ZERRE FEDA ETMEYEN BU ADAMIN SURATINA İYİBAKSIN! ... EĞER GÜNLÜK POLİTİKAYA KÜÇÜK BİR İNTİSAP GÖSTERSEYDİ ŞİMDİ SAVCIYI (DİKTAFON) ALETİ OLARAK KULLANMAK MEVKİİNDE BULUNMASI LAZIM GELEN BU ADAMIN SURATINA İYİBAKSIN! ... 8 AYDIR KORKUNÇ ZİNDAN KÖŞELERİNDE KÜL OLUP SÖNECEĞİ ANI BEKLEYEN VE 'YARABBİ, CANIMI AL, FAKAT BENİ DÜŞMAN SAFLARINA KARŞI REZİL ETME! ' DİYE YALVARAN BU ADAMIN SURATINA İYİBAKSIN! ... BAKALIM, NEFRET VE ISTIRAPTAN GÖZ GÖZ OLMUŞ BU SURATTA BİR HOKKABAZ VE SİMSAR ÇEHRESİ GÖRECEK MİDİR? HOKKABAZLAR, SİMSARLAR, GERÇEK TAASSUP VE CEHALET HAMİLERİ VE MÜDAFİLERİ, FAZLA TARİF GAYRETİNE GİRİŞMESİNLER! ARİFE TARİF NE HACET... NAMELERİNE VE YÜZLERİNE TEK BİR GÖZ ATMAK YETER! ... '
•
Yazılarımdan, evet, bir çoğu tahrif edilerek üstü ve altı gizlenerek, bir kısmı bana ait olmadığı halde benim gibi gösterilerek verilen parçalar, netice itibariyle Malatya hadisesine taalluk bakımından, yukarıdaki marazi mantıktan daha ciddi bir şey ifade etmez. Üstelik takip edilmiş ve hükme bağlanmış neşriyat olarak, tekrar ele alınması ve kendisiyle alakasız bir planda yeniden canlandırılmak istenmesi noktasından, hukuki gafların ve muhal isteklerinin en garibini belirtir. Yok, eğer, dirayetli savcımızın muradı, bu yazılarla, benim sadece şiddetli müslüman, milliyetçi, şahsiyetçi ve maymunvari taklit hareketlerine zıd bir tip olduğumu ispat etmekse, zahmetlerine yazık...Onu bana sorsunlar, itiraf edeyim, ve kanun dairesinde yalnız bu ölçülerin müdafaasından başka, şimdiye kadar gaye gütmediğimi bildireyim. Fakat lütfen kendileri de şunu itiraf etsinler:
-ZATEN BİZ SENİ, AHMET EMİN'İÖLDÜRMEK VEYA ÖLDÜRTMEKTEN DEĞİL, MAALESEF KANUN DAİRESİNDE MÜDAFAA ETTİĞİN DÜNYA GÖRÜŞÜNDEN ONA BAĞLI OLARAK ÇATTIĞIN HEDEFLERDEN DOLAYI TAKİP EDİYORUZ! MALATYA HADİSESİ, TARAFIMIZDAN TERTİPLENSEYDİANCAK BU DERECEDE VERİMLİOLMASI KABİL, ENFES BİR BAHANEDİR! SEN, LEYDİMAKBET'İN DEDİĞİGİBİ, ER HALİNLE, TİPİNLE, ÜSLUBUNLA, BOŞLUKTA MEKAN İŞGAL ETME HASSANLA, HATTA MİDE VE TENEFFÜS CİHAZINLA, UYKULARIMIZI KAÇIRDIĞIN İÇİN MAHKUMSUN! ....
•
Ve işte bu yüzden elimize geçen bahaneyi, kalp akçe de olsa, kanuna, hakimlere ve adalete kadar sürmeğe, sağlam bir çek gibi göstermeğe kabulü için her şeyi yapmağa mecburuz! Matbuat, göze görünür bir cisim olan bizimle, millet ise göze görünür bir cisim olmayan Allah iledir. Yani ortada, göze görünür bir cisimden başka bir şey yoktur. Vaziyeti anla ve hükmümüze baş kes!
BUNU SÖYLESİNLER, HATTA PEK KAPALI SÖYLESİNLER:'YALVARIRIM, YALVARIRIM, KANUNA, ADALETE, HAKİMLERE, SELİM AKLA, VİCDANA KIYMASINLAR: BEN DE BU SAMİMİYET KARŞISINDA, YALNIZ BU KADARCIK SUÇUM İÇİN İDAM KARARI RİCA EDEYİM! ...
İslamiyetin ve kalbin ana direği olan ihlas, bu bayların gönlünden uçup gitmekle, vicdanlarla dudaklar ve kalemler arasındaki mesafe, yıldızların başını döndürecek kadar uzamış, namütenahiye ulaşmıştır. İthamcılarımızın karakteri budur, fakat bu karakteri mahkeme ilamiyle tahkim ve takdis ettirme teşebbüsü, hıyanet ve cinayetin bu derecesi, tarih boyunca yalnız bir iki vak'aya münhasırdır. Böyle bir tarihi role namzet bulunan savcımızı, garp fikriyatının babası Socrates'e zehir içirten Anitüs ve Meletüs'le, hürriyet kahramanı Danton'u katlettiren (Fupqier Tinville) ler arasında, şimdiden alkışlarım.'
•
Malatya Davasından Notlar:
Necip Fazıl ayağa kalkarak, iddia makamında sırf kendisine karşı çıkarılan 4 savcıyı göstererek demiştir ki:
-Amme avukatı olarak tek fikir etrafında tek kişinin temsil etmesi gereken iddia makamında bu 4 kişi de nedir? Ben hiç bir operada 4 tenor görmedim!
•
Necip Fazıl:
-Usule ait gayet mühim bir nokta arz edeceğim. Başlangıçta garip görünse de dinlenmesini istirham ederim. Hapishanelerde sanıklar ve hükümlüler 'müddet-i umumi' tabirini 'müddeyum' diye telaffuz ederler ve kendileriyle düşüp kalkan, cezalarını infaz ettiren, idam ipini çektiren 'müddeiyum' olduğu için onu adaletin başlıca temsilcisi sayarlar. Mahkeme hey'etine de adeta onun bir nevi zabıt katipleri gözüyle bakarlar. Halbuki memleketimizde bazı hukukçuların bile tam manasiyle kestiremediği bir hüviyet olarak savcı, taraflardan biridir ve Batı dünyasında olduğu gibi mahkeme huzurunda yeri sanıkların yanı başıdır. Bu makamda da sanıkların her türlü hücum ve taarruzuna açık hedeftir. Bu bakımdan yüksek adalet temsilcilerinin huzurunda tıpkı sanıklar gibi davalı, davacı ve amme müdafiliğinden ibaret üç unsurdan biri olarak parmağını kaldırıp izinle konuşması ve mahkemenin cereyan şekli üzerinde asla müessir rol oynamaması icap eder. Halbuki hakimlerle aynı sırada ve seviyede oturan bizim 'müdeyum'lar, sanıkları susturmakta hakimlerin kulağına eğilip laflar fısıldamakta mübaşire emirler vermekte, adeta duruşmayı idare rolüne bürünmektedir. Yağma yok efendim; bundan böyle yanımıza gelip mevki almasalar da, oturdukları yerden hüviyet ve salahiyetlerini bilerek hareket etmeleri ve her tezahürlerini yüksek heyetinizden müsaade alarak meydana getirmeleri lazımdır. Ve iyice kavramaları gerektir ki eğer hakimlerle aynı sırada oturuyorlarsa, bu, bir hukuk anlayışsızlığının marangoz hatası şeklinde tecelli etmiş ifadesidir.
•
Necip Fazıl:
-Benim, müteşebbis sanıkları doğrudan doğruya azmettirdiğime dair elde hiç bir delil bulunmadığına, her şey yazılarımdan alınan ilhamla yapılmış farz edildiğinde ve bütün mes'ele böyle bir faraziyenin ceza hukuku bakımından suç teşkil edip etmeyeceği üzerinde olduğuna göre, bu davayı kökünden hall ve fasl edici bir misali takdim etmeliyim: Dünya edebiyatında kıskançlığın şaheseri (Otelle) dur. (Şekspir) in meşhur (Otelle) su. İmdi; hastalık derecesinde kıskanç bir koca, sırf bu hissi yüzünden karısını öldürse de cebinden (Otello) çıksa şu, kürsünün üzerine eğilmiş beni hayretle dinleyen kaytan bıyıklı savcı, (Şekspir) in iskeletine pranga vurulması için Londra Savcılığına müzekkere mi yazacaktır? Daha evvel de söylediğim gibi, her insanda, mücerrede ve umumi telkinlere karşı bir (fren) ve hareketini sırf nefsine bağlayıcı şahsi bir istiklal ve mesule duygusu olmak lazım gelmez mi?
•
Şahsen azmettirici olmadığı için yazılarının basın suçları çerçevesine girmesi icabetçiğini ve onların da zaman aşımına uğradığını iddia edip tahliyesini isteyen Necip Fazıl hakkinde ilk karar 'zaman aşımı görülmediğinden tahliye isteğinin reddine' şeklinde olmuş, müteakip celsedense Necip Fazıl zaman aşımını isnat edince 'her ne kadar zaman aşımını isnat edince 'her ne kadar zaman aşımı görülmüşse de bu husustaki karar ana hükümle verileceğinden reddine' kaydiye, çok garip bir vaziyet doğmuştur.
Bunun üzerine Necip Fazıl celse kapandığı ve söz hakkı kalmadığı halde, reise hitap etmiştir:
- Efendim; zaman aşımının tespiti ve başka bir noktadan ittihat altında bulunmadığımın tasdiki, vaziyetimi, hukukta 'mevad-ı ibtidaye' denilen çerçeveye sokar. Yani Ali aranıyor da Veli olduğum halde Ali yerine de, 'Öylesin amma, bu hususta verilecek karar ana hükümle verileceğinden tahliye talebinin reddine' mukabelesinde bulunuluyor. Öyleyse, Ankara'da ne kadar hırsızlık, cinayet, ırza tecavüz vakıası varsa hepsinin birden fâili olarak beni tutsunlar ve benim, aranan adam olmadığım hakkındaki iddiama, 'Karar ana hükümle verileceğinden tutukluluk halinin devamına' kararını versinler! ...
•
Necip Fazıl'ın bu hitabına, reisin verdiği fevkalade mânâlı bir cevap vardır:
-Hakkınız var, Necip Fazıl!
Reis Dazıroğlu, zamanenin politikasını ve adalet üzerindeki tazyiklerini istihza yoliyle teşhir eden bir insandı.
Nitekim, Necip Fazılcı reis odasına çağırtmış, yanından jandarmaları uzaklaştırmış ve ona şöyle demiştir:
-Tavan üzerime yıkılacak gibi oluyor. Cübbemi paralayacağım geliyor. Fakat sizi tahliye edemiyorum! Anlayınız! ...
BÜTÜN HAYATI ÇİLE, GÖZYAŞI, ISTIRAP VE YOKSULLUK İÇİNDE GEÇEN VE HER TÜRLÜ KOMPLO, İFTİRA, TAHKİR, TEHDİT, TAZYİK VASITASI ALTINDA BİLE KANUNİ DAVASINDAN ZERRE FEDA ETMEYEN BU ADAMIN SURATINA İYİBAKSIN! ... EĞER GÜNLÜK POLİTİKAYA KÜÇÜK BİR İNTİSAP GÖSTERSEYDİ ŞİMDİ SAVCIYI (DİKTAFON) ALETİ OLARAK KULLANMAK MEVKİİNDE BULUNMASI LAZIM GELEN BU ADAMIN SURATINA İYİBAKSIN! ... 8 AYDIR KORKUNÇ ZİNDAN KÖŞELERİNDE KÜL OLUP SÖNECEĞİ ANI BEKLEYEN VE 'YARABBİ, CANIMI AL, FAKAT BENİ DÜŞMAN SAFLARINA KARŞI REZİL ETME! ' DİYE YALVARAN BU ADAMIN SURATINA İYİBAKSIN! ... BAKALIM, NEFRET VE ISTIRAPTAN GÖZ GÖZ OLMUŞ BU SURATTA BİR HOKKABAZ VE SİMSAR ÇEHRESİ GÖRECEK MİDİR? HOKKABAZLAR, SİMSARLAR, GERÇEK TAASSUP VE CEHALET HAMİLERİ VE MÜDAFİLERİ, FAZLA TARİF GAYRETİNE GİRİŞMESİNLER! ARİFE TARİF NE HACET... NAMELERİNE VE YÜZLERİNE TEK BİR GÖZ ATMAK YETER! ... '
•
Yazılarımdan, evet, bir çoğu tahrif edilerek üstü ve altı gizlenerek, bir kısmı bana ait olmadığı halde benim gibi gösterilerek verilen parçalar, netice itibariyle Malatya hadisesine taalluk bakımından, yukarıdaki marazi mantıktan daha ciddi bir şey ifade etmez. Üstelik takip edilmiş ve hükme bağlanmış neşriyat olarak, tekrar ele alınması ve kendisiyle alakasız bir planda yeniden canlandırılmak istenmesi noktasından, hukuki gafların ve muhal isteklerinin en garibini belirtir. Yok, eğer, dirayetli savcımızın muradı, bu yazılarla, benim sadece şiddetli müslüman, milliyetçi, şahsiyetçi ve maymunvari taklit hareketlerine zıd bir tip olduğumu ispat etmekse, zahmetlerine yazık...Onu bana sorsunlar, itiraf edeyim, ve kanun dairesinde yalnız bu ölçülerin müdafaasından başka, şimdiye kadar gaye gütmediğimi bildireyim. Fakat lütfen kendileri de şunu itiraf etsinler:
-ZATEN BİZ SENİ, AHMET EMİN'İÖLDÜRMEK VEYA ÖLDÜRTMEKTEN DEĞİL, MAALESEF KANUN DAİRESİNDE MÜDAFAA ETTİĞİN DÜNYA GÖRÜŞÜNDEN ONA BAĞLI OLARAK ÇATTIĞIN HEDEFLERDEN DOLAYI TAKİP EDİYORUZ! MALATYA HADİSESİ, TARAFIMIZDAN TERTİPLENSEYDİANCAK BU DERECEDE VERİMLİOLMASI KABİL, ENFES BİR BAHANEDİR! SEN, LEYDİMAKBET'İN DEDİĞİGİBİ, ER HALİNLE, TİPİNLE, ÜSLUBUNLA, BOŞLUKTA MEKAN İŞGAL ETME HASSANLA, HATTA MİDE VE TENEFFÜS CİHAZINLA, UYKULARIMIZI KAÇIRDIĞIN İÇİN MAHKUMSUN! ....
•
Ve işte bu yüzden elimize geçen bahaneyi, kalp akçe de olsa, kanuna, hakimlere ve adalete kadar sürmeğe, sağlam bir çek gibi göstermeğe kabulü için her şeyi yapmağa mecburuz! Matbuat, göze görünür bir cisim olan bizimle, millet ise göze görünür bir cisim olmayan Allah iledir. Yani ortada, göze görünür bir cisimden başka bir şey yoktur. Vaziyeti anla ve hükmümüze baş kes!
BUNU SÖYLESİNLER, HATTA PEK KAPALI SÖYLESİNLER:'YALVARIRIM, YALVARIRIM, KANUNA, ADALETE, HAKİMLERE, SELİM AKLA, VİCDANA KIYMASINLAR: BEN DE BU SAMİMİYET KARŞISINDA, YALNIZ BU KADARCIK SUÇUM İÇİN İDAM KARARI RİCA EDEYİM! ...
İslamiyetin ve kalbin ana direği olan ihlas, bu bayların gönlünden uçup gitmekle, vicdanlarla dudaklar ve kalemler arasındaki mesafe, yıldızların başını döndürecek kadar uzamış, namütenahiye ulaşmıştır. İthamcılarımızın karakteri budur, fakat bu karakteri mahkeme ilamiyle tahkim ve takdis ettirme teşebbüsü, hıyanet ve cinayetin bu derecesi, tarih boyunca yalnız bir iki vak'aya münhasırdır. Böyle bir tarihi role namzet bulunan savcımızı, garp fikriyatının babası Socrates'e zehir içirten Anitüs ve Meletüs'le, hürriyet kahramanı Danton'u katlettiren (Fupqier Tinville) ler arasında, şimdiden alkışlarım.'
•
Malatya Davasından Notlar:
Necip Fazıl ayağa kalkarak, iddia makamında sırf kendisine karşı çıkarılan 4 savcıyı göstererek demiştir ki:
-Amme avukatı olarak tek fikir etrafında tek kişinin temsil etmesi gereken iddia makamında bu 4 kişi de nedir? Ben hiç bir operada 4 tenor görmedim!
•
Necip Fazıl:
-Usule ait gayet mühim bir nokta arz edeceğim. Başlangıçta garip görünse de dinlenmesini istirham ederim. Hapishanelerde sanıklar ve hükümlüler 'müddet-i umumi' tabirini 'müddeyum' diye telaffuz ederler ve kendileriyle düşüp kalkan, cezalarını infaz ettiren, idam ipini çektiren 'müddeiyum' olduğu için onu adaletin başlıca temsilcisi sayarlar. Mahkeme hey'etine de adeta onun bir nevi zabıt katipleri gözüyle bakarlar. Halbuki memleketimizde bazı hukukçuların bile tam manasiyle kestiremediği bir hüviyet olarak savcı, taraflardan biridir ve Batı dünyasında olduğu gibi mahkeme huzurunda yeri sanıkların yanı başıdır. Bu makamda da sanıkların her türlü hücum ve taarruzuna açık hedeftir. Bu bakımdan yüksek adalet temsilcilerinin huzurunda tıpkı sanıklar gibi davalı, davacı ve amme müdafiliğinden ibaret üç unsurdan biri olarak parmağını kaldırıp izinle konuşması ve mahkemenin cereyan şekli üzerinde asla müessir rol oynamaması icap eder. Halbuki hakimlerle aynı sırada ve seviyede oturan bizim 'müdeyum'lar, sanıkları susturmakta hakimlerin kulağına eğilip laflar fısıldamakta mübaşire emirler vermekte, adeta duruşmayı idare rolüne bürünmektedir. Yağma yok efendim; bundan böyle yanımıza gelip mevki almasalar da, oturdukları yerden hüviyet ve salahiyetlerini bilerek hareket etmeleri ve her tezahürlerini yüksek heyetinizden müsaade alarak meydana getirmeleri lazımdır. Ve iyice kavramaları gerektir ki eğer hakimlerle aynı sırada oturuyorlarsa, bu, bir hukuk anlayışsızlığının marangoz hatası şeklinde tecelli etmiş ifadesidir.
•
Necip Fazıl:
-Benim, müteşebbis sanıkları doğrudan doğruya azmettirdiğime dair elde hiç bir delil bulunmadığına, her şey yazılarımdan alınan ilhamla yapılmış farz edildiğinde ve bütün mes'ele böyle bir faraziyenin ceza hukuku bakımından suç teşkil edip etmeyeceği üzerinde olduğuna göre, bu davayı kökünden hall ve fasl edici bir misali takdim etmeliyim: Dünya edebiyatında kıskançlığın şaheseri (Otelle) dur. (Şekspir) in meşhur (Otelle) su. İmdi; hastalık derecesinde kıskanç bir koca, sırf bu hissi yüzünden karısını öldürse de cebinden (Otello) çıksa şu, kürsünün üzerine eğilmiş beni hayretle dinleyen kaytan bıyıklı savcı, (Şekspir) in iskeletine pranga vurulması için Londra Savcılığına müzekkere mi yazacaktır? Daha evvel de söylediğim gibi, her insanda, mücerrede ve umumi telkinlere karşı bir (fren) ve hareketini sırf nefsine bağlayıcı şahsi bir istiklal ve mesule duygusu olmak lazım gelmez mi?
•
Şahsen azmettirici olmadığı için yazılarının basın suçları çerçevesine girmesi icabetçiğini ve onların da zaman aşımına uğradığını iddia edip tahliyesini isteyen Necip Fazıl hakkinde ilk karar 'zaman aşımı görülmediğinden tahliye isteğinin reddine' şeklinde olmuş, müteakip celsedense Necip Fazıl zaman aşımını isnat edince 'her ne kadar zaman aşımını isnat edince 'her ne kadar zaman aşımı görülmüşse de bu husustaki karar ana hükümle verileceğinden reddine' kaydiye, çok garip bir vaziyet doğmuştur.
Bunun üzerine Necip Fazıl celse kapandığı ve söz hakkı kalmadığı halde, reise hitap etmiştir:
- Efendim; zaman aşımının tespiti ve başka bir noktadan ittihat altında bulunmadığımın tasdiki, vaziyetimi, hukukta 'mevad-ı ibtidaye' denilen çerçeveye sokar. Yani Ali aranıyor da Veli olduğum halde Ali yerine de, 'Öylesin amma, bu hususta verilecek karar ana hükümle verileceğinden tahliye talebinin reddine' mukabelesinde bulunuluyor. Öyleyse, Ankara'da ne kadar hırsızlık, cinayet, ırza tecavüz vakıası varsa hepsinin birden fâili olarak beni tutsunlar ve benim, aranan adam olmadığım hakkındaki iddiama, 'Karar ana hükümle verileceğinden tutukluluk halinin devamına' kararını versinler! ...
•
Necip Fazıl'ın bu hitabına, reisin verdiği fevkalade mânâlı bir cevap vardır:
-Hakkınız var, Necip Fazıl!
Reis Dazıroğlu, zamanenin politikasını ve adalet üzerindeki tazyiklerini istihza yoliyle teşhir eden bir insandı.
Nitekim, Necip Fazılcı reis odasına çağırtmış, yanından jandarmaları uzaklaştırmış ve ona şöyle demiştir:
-Tavan üzerime yıkılacak gibi oluyor. Cübbemi paralayacağım geliyor. Fakat sizi tahliye edemiyorum! Anlayınız! ...
'İslami Nizamı Propoganda Ettiğimizi Söylüyorlar! Şüphe Mi Var? Biz Yalnız Bu İşi Yapmıyor. Bu İşi Yapmak İçin Yaşıyoruz. Fakat Propoganda Kelimesine İştirak Edemeyiz. Bu Hasis Ve Sefil Kelime, İslamın Ulviyet Ve Üstünlüğünü Tesbit Etmek Gibi Bir Fiile Alem Olamaz. İslamın Ulviyet Ve Üstünlüğünü Haykırmak Ve Anlatmak Kanunca Bir Suç Mudur? 'İslam Ulvidir' Demek, Başka Her Şey Sefildir Ve Yıkılmalıdır' Demek Midir'
Yazılı iddianamesine (Bedeviyyet) kelimesini koymayıp bunu huzurunuzda söyliyen ve yüzlerce müslümanı bu odada can evinden yaralıyan savcıya, ellinci kuşak büyük babasıyla ellinci kuşak torunu davacı olacağı zaman kurtulabilmesi için, çare olarak şimdi ayağa kalkıp nadim olduğunu söylemesini ve istiğfar etmesini hatırlatmak müslümanlık vazifemdir.'
Yazılı iddianamesine (Bedeviyyet) kelimesini koymayıp bunu huzurunuzda söyliyen ve yüzlerce müslümanı bu odada can evinden yaralıyan savcıya, ellinci kuşak büyük babasıyla ellinci kuşak torunu davacı olacağı zaman kurtulabilmesi için, çare olarak şimdi ayağa kalkıp nadim olduğunu söylemesini ve istiğfar etmesini hatırlatmak müslümanlık vazifemdir.'
Latinlerin (Ekuitas) , Fransızların (Ekite) , Türklerin de Hakkâniyet dediği ulvî ölçüden, şimdi bize tayini gereken cezayı isteyeceğiz.' Bu zamana kadar üzerinde gezindiğimiz girift ve muğdil mânalar, Hakimin işte bu hakkaniyet ölçüsüne göre üstünde oturduğu büyük ve şâmil selahiyet, her sahayı toplayıcı geniş takdir ve idrâk makamının icabına göre ayarlanmıştır. Medeni kanunun 4'üncü maddesi, hakime 'hakkaniyetle hükmedeceksin' onu birbirine mücavir sebepler ve manalarla ihtilata sevketmiş, bütün bunlardan süzülecek müstakil bir vicdan temsil etmiye memur kılmış, böylece hakime bütün sadet ve mevzuları içine alan büyük ve ana mevzu, münhasır ve mücerret idrak ve takdir sadedi hakkını vermiştir.
Şimdi biz bu haktan ne istemeliyiz? ... Eğer kanunlara göre, ceza hakiminin rolü, sadece suçun olup olmadığını tesbitten ibaret olmasaydı da, emme - basma tulumbalar gibi, hakim, hem suçun mevcut olup olmadığına, hem de suçsuzun hangi mükafata ehil olduğunu hükmetmek mevkiinde bulunsaydı, isteyeceğimiz beraatimiz değil, Sümerbank'ın 'berayı ıslah' elimize tevdii olurdu.
Pek Muhterem Hakim;
Dünya fikir ve hukuk aleminin en büyük müdafaalarından biri, büyük mütefekkir Sokrat'ın (Apoloji) sinden şu birkaç satırı okumama izin istiyorum:
'Ben ne gibi bir cezaya mı müstahakım? Ömrüm boyunca dilimi tutmadığım için? .. Paraya, mala, hatipliğe ve memlekette durmadan ortaya çıkan türlü türlü rütbelere, entrikalara ve fırkalara bağlanmadığım için? .. Bu gibi faaliyetler altında yaşamayı kendime yakıştırmadığım, kendimi böyle bir hayat sürmeyecek kadar şerefli saydığım için... Kendimi böyle şeylere verecek olursam ne kendime, ne de size bir faydam olur diye onların hepsinden uzak kaldığım için? .. Bütün bunlar için ben ne gibi bir cezaya mı müstahakım? ..'
Ve yine Sokrat cezasını tayin eder:
- 'Bana (Pityon) da, Millet Sarayında ziyafet çekiniz! '
Muhterem Hakim son cümlemi arzediyorum:
BEN, TÜRK VATANDAŞI VE MUHARRİRİ NECİP FAZIL, EN FEVKALADE MİKYASTA DOLDURDUĞUNUZU SEZDİĞİM TÜRK KAZA MEVKİİNİN BİR MÜMESSİLİNDEN BERAATİMİ İSTEMEYE UTANIRIM. HAKKIN BU KADAR GÜR SESLİSİNİ VE AÇIĞINI İSTEMEK SANKİ HAKİMDEN ŞÜPHE ETMEK GİBİ BİR HİS VERİR BANA...
TAKDİRİNİZİ BEKLİYORUM... '
Şimdi biz bu haktan ne istemeliyiz? ... Eğer kanunlara göre, ceza hakiminin rolü, sadece suçun olup olmadığını tesbitten ibaret olmasaydı da, emme - basma tulumbalar gibi, hakim, hem suçun mevcut olup olmadığına, hem de suçsuzun hangi mükafata ehil olduğunu hükmetmek mevkiinde bulunsaydı, isteyeceğimiz beraatimiz değil, Sümerbank'ın 'berayı ıslah' elimize tevdii olurdu.
Pek Muhterem Hakim;
Dünya fikir ve hukuk aleminin en büyük müdafaalarından biri, büyük mütefekkir Sokrat'ın (Apoloji) sinden şu birkaç satırı okumama izin istiyorum:
'Ben ne gibi bir cezaya mı müstahakım? Ömrüm boyunca dilimi tutmadığım için? .. Paraya, mala, hatipliğe ve memlekette durmadan ortaya çıkan türlü türlü rütbelere, entrikalara ve fırkalara bağlanmadığım için? .. Bu gibi faaliyetler altında yaşamayı kendime yakıştırmadığım, kendimi böyle bir hayat sürmeyecek kadar şerefli saydığım için... Kendimi böyle şeylere verecek olursam ne kendime, ne de size bir faydam olur diye onların hepsinden uzak kaldığım için? .. Bütün bunlar için ben ne gibi bir cezaya mı müstahakım? ..'
Ve yine Sokrat cezasını tayin eder:
- 'Bana (Pityon) da, Millet Sarayında ziyafet çekiniz! '
Muhterem Hakim son cümlemi arzediyorum:
BEN, TÜRK VATANDAŞI VE MUHARRİRİ NECİP FAZIL, EN FEVKALADE MİKYASTA DOLDURDUĞUNUZU SEZDİĞİM TÜRK KAZA MEVKİİNİN BİR MÜMESSİLİNDEN BERAATİMİ İSTEMEYE UTANIRIM. HAKKIN BU KADAR GÜR SESLİSİNİ VE AÇIĞINI İSTEMEK SANKİ HAKİMDEN ŞÜPHE ETMEK GİBİ BİR HİS VERİR BANA...
TAKDİRİNİZİ BEKLİYORUM... '
Yüksek muhakemenize karşı kuru usul ve basit (prosedür) yoluyla söylenecek son söz, bu âna kadar riyazî bir ispata kavuşturmuş bulunduğumuz emniyetiyle, şudur':
- İzahını biraz evvel yaptığımız gibi, en uzak olduğumuz hedef padişahçılık, kâmil zıddiyle aksini yaptığımız iş de Türk milletini tahkirdir. Teşhir ve tahkir bakımından fertlerle, fertlerin şahıs cepheleriyle de hiçbir alışverişimiz yoktur.
Fakat işi, 'hâkimin takdiri' denilen fevkalâde geniş ve şamil hakkaniyet duygusuna tevdi edince, kaydetmek zorunu duyduğumuz birkaç nokta kalıyor:
(Büyük Doğu) , gerçek, saf ve aslî mânasiyle müslüman; başımıza ne gelmişse İslâmiyeti anlıyamamak, onu en yeni ve en ileri zaman ve mekânlara tatbik edememek yüzünden geldiği hükmüne bağlı; üç asırlık gerileme ve bir asırlık garplılaşma tarihimizin baştanbaşa cehil, taassup, anlayışsızlık, derken sahtelik, taklid, şahsiyetsizlik panayırlariyle doldurulduğuna kâni; hele Meşrutiyetten beri gelen inkılâplardan hiçbirinin eski hastalığa deva getirmediğine, eski yarayı büsbütün azdırdığına emin; millî kurtuluş hareketinin ise Türkü mekân ve madde pilânında kurtardıktan sonra zaman ve ruh plânında tam akamete düşürmüş bir seyir takib ettiğini muterif; bütün çareyi öz kökümüzle Garbın müsbet bilgiler lâboratuvarı arasında kurulacak asliyet ve şahsiyet temellerine dayalı bir köprüde bulan; ve yalnız bir dâvanın tecridini, teşhisini, tahlilini, terkibini, müdafaasını, taarruzunu, ilmini, polemiğini, mürakabesini, mücahedesini yapan, millî, millî üstü millî bir mefkûrenin ismidir. İşte bütün kabahat ve günahımız, yahut biricik fazilet ve sevabımız bundan ibarettir. Bizden yalnız bunun için nefret ederler; ve yalnız bunun içindir ki, gözlerine birtakım vesile mikroskopları takıp, hangi kabahatli uzvumuzu kesmekle kalbimizin durabileceğini ararlar. Çünkü onlarca baş suçlu kalbimizdir; kanun ise bu uzva hiçbir suç biçmemektedir. Topu topu iki yılı dolduran intişar hayatımızda üç kere kapatıldık. Yedi kere mahkemeye verildik. Politikanın doğrudan doğruya hüküm giydirdiği her defa yandık; kanunun mizan teşkil ettiği her defa da beraat ettik.
Muhterem Adalet Mümessilleri! ..
Eğer kanun bir tansiyon âleti gibi, yalnız gördüğünü kaydeden, hatır ve gönül dinlemeyen, bir çöpçü ile bir hükûmet reisini bir tutan ulvî terazi ise, bu terazinin üzerinde sıfır noktasını geçecek hiçbir sıkletimiz yoktur. Yok, eğer kanun, ille bu terazinin ibresi bir sıklet kaydetsin diye sırtımıza zorla giydirilmek istenen kurşun yüklü gömleklere müsamaha edici bir politika telkiniyetine müstait bir nesneyse, sıkletimiz bir sene değil, tam altı sene ağır hapis istihkakını göstermektedir. Kanunun ne demek olduğunu ise mahkemeniz gösterecektir.
Alman devlet reisinin tehdidine 'Berlin'de hâkimler vardır! ' diye karşılık veren köylünün meşhur cevabını elbette biliyorsunuz. Eğer bu mahzun memlekette ve bu hazin şartlar içinde, hak ve hakikat adına çırpı nan, yırtınan, kıvranan birkaç mücadeleci kalem varsa, onların da tek tesellisi, kanunî mevzuların sıhhat ve adaletle tartılacağı bakımından 'Türkiye'de hâkimler vardır! ' kanaatıdır. Yoksa bütün teşkilatiyle üzerimize yürüyen zînüfuz ve zîşevket politika saikine karşı, hâmi ve müdafî, sığınak ve kucak diye kimi ve neyi bulacaktık? O zaman belki her fikir adamına, ya kasidecilikten, yahut tanzifat ameleliğinden başka bir iş düşmeyecekti. Yalnız sizin mevcudiyetinizdir ki, muhterem hâkimler, bize, üçbuçuk fikir ve dâva adamına, hak ve hakikatı belirtmek cesaretini vermekte ve arkamızı dayıyacak aziz bir siper teşkil etmektedir.
Muhterem hâkimler!
Ben bu ağzımla katiyyen beraetimi istiyemem! Bir masumun bir mahkemeden isteyebileceği ve benim istediğim tek nimet bu olsa da, ben bu vaziyette 'beraetimi istiyorum! ' demekten hayâ ederim! Ben sizden, Türkiye'de hâkimler bulunduğunu göstermenizi istiyorum!
Bir Türk fikir adamı, sizden, Türk kanunlarının bütün hakikatiyle tecellisini istiyor. Bir fikir adamı ki, (Hristantos veledi Prodromos) ismini taşımadığı için Türklüğe hakareti muhaldir... Bir fikir adamı ki, Sarayı Hümayuna mensup kilercibaşı bilmem ne paşanın oğlu da değildir ve hasbîlikten başka hiçbir vasfı yoktur... Bir fikir adamı ki, yalnız 'Allah ve ahlâk' dediği için hapishaneye atılmıştır. Bir fikir adamı ki, ancak iki taksi otomobilini doldurabilen ve kendisine yüksek tahsil genci süsünü veren birkaç taharri memuruna karşılık, hakikatte bütün Türk gençliğiyle Türk halkının ketum ruhundaki sessiz alkışlar içindedir... Bir fikir adamı ki, İstanbul'u ziyarete gelen ve ne kendisini tanıyan, ne de kendisinin tanıdığı bir Prensesten para istediğini ima edecek kadar esfel ve ahmak; ve o Prensesi kapı kapı dolaştırıp 'bu menfur yalana imkân olduğunu bilseydik İstanbul'a gelmezdik! ' dedirtecek kadar denî ve şaşkın bir propagandayla çevrilmek istenmiştir... Böyle bir fikir adamı, Türk kanunlarındaki hakkını beklemekte; yalnız şu kadar söyleyebilmektedir:
- GERİLERDE, DERİNLERDE, ENGİNLERDE TEK BİR ÜMİT KIVILCIMINA YER KALABİLMESİ İÇİN, TÜRKİYE'DE HAKİMLER BULUNDUĞUNU GÖSTERİNİZ! '
- İzahını biraz evvel yaptığımız gibi, en uzak olduğumuz hedef padişahçılık, kâmil zıddiyle aksini yaptığımız iş de Türk milletini tahkirdir. Teşhir ve tahkir bakımından fertlerle, fertlerin şahıs cepheleriyle de hiçbir alışverişimiz yoktur.
Fakat işi, 'hâkimin takdiri' denilen fevkalâde geniş ve şamil hakkaniyet duygusuna tevdi edince, kaydetmek zorunu duyduğumuz birkaç nokta kalıyor:
(Büyük Doğu) , gerçek, saf ve aslî mânasiyle müslüman; başımıza ne gelmişse İslâmiyeti anlıyamamak, onu en yeni ve en ileri zaman ve mekânlara tatbik edememek yüzünden geldiği hükmüne bağlı; üç asırlık gerileme ve bir asırlık garplılaşma tarihimizin baştanbaşa cehil, taassup, anlayışsızlık, derken sahtelik, taklid, şahsiyetsizlik panayırlariyle doldurulduğuna kâni; hele Meşrutiyetten beri gelen inkılâplardan hiçbirinin eski hastalığa deva getirmediğine, eski yarayı büsbütün azdırdığına emin; millî kurtuluş hareketinin ise Türkü mekân ve madde pilânında kurtardıktan sonra zaman ve ruh plânında tam akamete düşürmüş bir seyir takib ettiğini muterif; bütün çareyi öz kökümüzle Garbın müsbet bilgiler lâboratuvarı arasında kurulacak asliyet ve şahsiyet temellerine dayalı bir köprüde bulan; ve yalnız bir dâvanın tecridini, teşhisini, tahlilini, terkibini, müdafaasını, taarruzunu, ilmini, polemiğini, mürakabesini, mücahedesini yapan, millî, millî üstü millî bir mefkûrenin ismidir. İşte bütün kabahat ve günahımız, yahut biricik fazilet ve sevabımız bundan ibarettir. Bizden yalnız bunun için nefret ederler; ve yalnız bunun içindir ki, gözlerine birtakım vesile mikroskopları takıp, hangi kabahatli uzvumuzu kesmekle kalbimizin durabileceğini ararlar. Çünkü onlarca baş suçlu kalbimizdir; kanun ise bu uzva hiçbir suç biçmemektedir. Topu topu iki yılı dolduran intişar hayatımızda üç kere kapatıldık. Yedi kere mahkemeye verildik. Politikanın doğrudan doğruya hüküm giydirdiği her defa yandık; kanunun mizan teşkil ettiği her defa da beraat ettik.
Muhterem Adalet Mümessilleri! ..
Eğer kanun bir tansiyon âleti gibi, yalnız gördüğünü kaydeden, hatır ve gönül dinlemeyen, bir çöpçü ile bir hükûmet reisini bir tutan ulvî terazi ise, bu terazinin üzerinde sıfır noktasını geçecek hiçbir sıkletimiz yoktur. Yok, eğer kanun, ille bu terazinin ibresi bir sıklet kaydetsin diye sırtımıza zorla giydirilmek istenen kurşun yüklü gömleklere müsamaha edici bir politika telkiniyetine müstait bir nesneyse, sıkletimiz bir sene değil, tam altı sene ağır hapis istihkakını göstermektedir. Kanunun ne demek olduğunu ise mahkemeniz gösterecektir.
Alman devlet reisinin tehdidine 'Berlin'de hâkimler vardır! ' diye karşılık veren köylünün meşhur cevabını elbette biliyorsunuz. Eğer bu mahzun memlekette ve bu hazin şartlar içinde, hak ve hakikat adına çırpı nan, yırtınan, kıvranan birkaç mücadeleci kalem varsa, onların da tek tesellisi, kanunî mevzuların sıhhat ve adaletle tartılacağı bakımından 'Türkiye'de hâkimler vardır! ' kanaatıdır. Yoksa bütün teşkilatiyle üzerimize yürüyen zînüfuz ve zîşevket politika saikine karşı, hâmi ve müdafî, sığınak ve kucak diye kimi ve neyi bulacaktık? O zaman belki her fikir adamına, ya kasidecilikten, yahut tanzifat ameleliğinden başka bir iş düşmeyecekti. Yalnız sizin mevcudiyetinizdir ki, muhterem hâkimler, bize, üçbuçuk fikir ve dâva adamına, hak ve hakikatı belirtmek cesaretini vermekte ve arkamızı dayıyacak aziz bir siper teşkil etmektedir.
Muhterem hâkimler!
Ben bu ağzımla katiyyen beraetimi istiyemem! Bir masumun bir mahkemeden isteyebileceği ve benim istediğim tek nimet bu olsa da, ben bu vaziyette 'beraetimi istiyorum! ' demekten hayâ ederim! Ben sizden, Türkiye'de hâkimler bulunduğunu göstermenizi istiyorum!
Bir Türk fikir adamı, sizden, Türk kanunlarının bütün hakikatiyle tecellisini istiyor. Bir fikir adamı ki, (Hristantos veledi Prodromos) ismini taşımadığı için Türklüğe hakareti muhaldir... Bir fikir adamı ki, Sarayı Hümayuna mensup kilercibaşı bilmem ne paşanın oğlu da değildir ve hasbîlikten başka hiçbir vasfı yoktur... Bir fikir adamı ki, yalnız 'Allah ve ahlâk' dediği için hapishaneye atılmıştır. Bir fikir adamı ki, ancak iki taksi otomobilini doldurabilen ve kendisine yüksek tahsil genci süsünü veren birkaç taharri memuruna karşılık, hakikatte bütün Türk gençliğiyle Türk halkının ketum ruhundaki sessiz alkışlar içindedir... Bir fikir adamı ki, İstanbul'u ziyarete gelen ve ne kendisini tanıyan, ne de kendisinin tanıdığı bir Prensesten para istediğini ima edecek kadar esfel ve ahmak; ve o Prensesi kapı kapı dolaştırıp 'bu menfur yalana imkân olduğunu bilseydik İstanbul'a gelmezdik! ' dedirtecek kadar denî ve şaşkın bir propagandayla çevrilmek istenmiştir... Böyle bir fikir adamı, Türk kanunlarındaki hakkını beklemekte; yalnız şu kadar söyleyebilmektedir:
- GERİLERDE, DERİNLERDE, ENGİNLERDE TEK BİR ÜMİT KIVILCIMINA YER KALABİLMESİ İÇİN, TÜRKİYE'DE HAKİMLER BULUNDUĞUNU GÖSTERİNİZ! '
Sayd ederken hümâ-yı irfânı
Uçdu ol şâhbâz-ı sultânî
Yûsufu çâha atdı ihvânı
Kodu hasretde Pîr-i Ken'ân'ı
Neyledin Mustafâ'yı ey fânî
Kande gitdi Muhammed'im kanı
Terk edip bu sarây-ı vîrânı
Belki cümle sivâ-yı Sübhânî
Arzu etdi (o) vech-i Rahmânı
Katreden geçdi buldu ummânı
Neyledin Mustafâ'yı ey fânî
Kande gitdi Muhammed'im kanı
Tan mıdır bülbül etse efgânı
Zayi' etdi o verd-i handânı
N'ola ger dökse gözlerim kanı
Görmez oldu o Mâh-ı tabânı
Neyledin Mustafâ'yı ey fânî
Kande gitdi Muhammed'im kanı
Uçdu ol şâhbâz-ı sultânî
Yûsufu çâha atdı ihvânı
Kodu hasretde Pîr-i Ken'ân'ı
Neyledin Mustafâ'yı ey fânî
Kande gitdi Muhammed'im kanı
Terk edip bu sarây-ı vîrânı
Belki cümle sivâ-yı Sübhânî
Arzu etdi (o) vech-i Rahmânı
Katreden geçdi buldu ummânı
Neyledin Mustafâ'yı ey fânî
Kande gitdi Muhammed'im kanı
Tan mıdır bülbül etse efgânı
Zayi' etdi o verd-i handânı
N'ola ger dökse gözlerim kanı
Görmez oldu o Mâh-ı tabânı
Neyledin Mustafâ'yı ey fânî
Kande gitdi Muhammed'im kanı
Sayılar yalnız Bir'in kendi dalgalanışı,
Sayılar kemmiyetin keyfiyeti anışı...
Sayılar kemmiyetin keyfiyeti anışı...
svebiş - hal'de
büyük bir park her alman kentinde
bulunduğu gibi
ve merdiven tiyatrosunda
bir adam yaratmak piyesi
olmaz dedi berbel
tek saf damarı avrupanın
gözlerimiz yaşarıyor
yanağındaki kırmızılıktan akıp duruyor her şeyimiz
tırmanmaya başladı merdivenleri
haylbronlu kedi
sarışın -
ve kara açılımıyla kırbaçlar
uzun saçları -
ve bindiği atlar sıyırır kayaları
genç
ve durup direnecek sanki kasları
ve o bakışlar kaçıp saklanan
ve umulmadık anlarda karşılaşılan arzlar
aktörlük yaptığı için kendinden
herkeste olduğundan daha emin
olmaz dedi berbel
şiirlerimi oku derken
birden
necip fazıl göründü merdivenlerde
müthişti.
bilin ki berdel
jan janin
sen de merikalı tom
ve seya
bütün ecdadınız barındı içimizdeki hoşgörüde
bir gün
baktıkça değişen ve beni alabilen
enginliklerinde
bal görünümlü gamzelerinde
dudaklarının zümrütten gibi
billurluk yansıyan çekişlerinde coşarak ekstazla
. zira aklında değil
güzelliğinle anlıyordun.
işte bütün bunlarda
bütün dünyaya
üstad necip fazılı anlattım dedim ki
O görünüz görünmez
Daha ilk sesi ilk kelimeleri
İlk mimikleri ve yüzünde
İçiçe dönen binlerce daireyle
İnsanı alıp gönül hücrelerine salar
kanının yapısını bozar
yepyeni bir terkiple atar meydanlara
çünkü çok gördüm
onun
yüzündeki ahenge ulaşacağım diye
temelinden sallanan yapıları
aklım mı köpürüyor ne vakti deniz
toprağa kene gibi yapışmış ağaçlar
köpek bastırıyor kanı
avrupa kadını ne kapılar ışmarlıyor
kapanıyor içindeki bütün çengeller
insan tarihi kadar eski bir hasretle
bakıyor-
ve alıyor
büyük bir park her alman kentinde
bulunduğu gibi
ve merdiven tiyatrosunda
bir adam yaratmak piyesi
olmaz dedi berbel
tek saf damarı avrupanın
gözlerimiz yaşarıyor
yanağındaki kırmızılıktan akıp duruyor her şeyimiz
tırmanmaya başladı merdivenleri
haylbronlu kedi
sarışın -
ve kara açılımıyla kırbaçlar
uzun saçları -
ve bindiği atlar sıyırır kayaları
genç
ve durup direnecek sanki kasları
ve o bakışlar kaçıp saklanan
ve umulmadık anlarda karşılaşılan arzlar
aktörlük yaptığı için kendinden
herkeste olduğundan daha emin
olmaz dedi berbel
şiirlerimi oku derken
birden
necip fazıl göründü merdivenlerde
müthişti.
bilin ki berdel
jan janin
sen de merikalı tom
ve seya
bütün ecdadınız barındı içimizdeki hoşgörüde
bir gün
baktıkça değişen ve beni alabilen
enginliklerinde
bal görünümlü gamzelerinde
dudaklarının zümrütten gibi
billurluk yansıyan çekişlerinde coşarak ekstazla
. zira aklında değil
güzelliğinle anlıyordun.
işte bütün bunlarda
bütün dünyaya
üstad necip fazılı anlattım dedim ki
O görünüz görünmez
Daha ilk sesi ilk kelimeleri
İlk mimikleri ve yüzünde
İçiçe dönen binlerce daireyle
İnsanı alıp gönül hücrelerine salar
kanının yapısını bozar
yepyeni bir terkiple atar meydanlara
çünkü çok gördüm
onun
yüzündeki ahenge ulaşacağım diye
temelinden sallanan yapıları
aklım mı köpürüyor ne vakti deniz
toprağa kene gibi yapışmış ağaçlar
köpek bastırıyor kanı
avrupa kadını ne kapılar ışmarlıyor
kapanıyor içindeki bütün çengeller
insan tarihi kadar eski bir hasretle
bakıyor-
ve alıyor
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
yaprakla yağmurun aşkı meselâ
kim olsa serpilen coşturuyor bizi
imreniyoruz başkalarının mahvına.
Yağmur mahvoluyor çarparak
kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
silkiniyor vuran her damlayla.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilkönce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
Bize ait olan ne kadar uzakta!
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
başkalarının düşünceleriyle değil.
“Üstümde yıldızlı gök”demişti Königsberg’li
“içerimde ahlâk yasası”.
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?
İster gözünü oğuştur,istersen tetiği çek
idam mangasındasın içinde yasa varsa.
Girmem,girmedim mangalara
Yer etmedi adalet duygusu
içimde benim
çünkü ben
ömrümce adle boyun eğdim.
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız
kösnüdüm ona karşı
onu hep altımda istedim.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
düşmanı gösteriyorlar,ona saldırıyoruz
siz gidin artık
düşman dağıldı dedikleri bir anda
anlaşılıyor
baştan beri bütün yenik düşenlerle
aynı kışlaktaymışız
incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
tek başınayız.
Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
belki çocuk ve ihtiyar,belki kadın ve erkek
hepimiz,herbirimiz gizli bir isimle adaşız
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
hayatımıza kendi adımızla başlardık
bilmediğimiz bu isim,hesaptaki bu açık
belki dilimi çözer,aşkımı başlatırım
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.
yaprakla yağmurun aşkı meselâ
kim olsa serpilen coşturuyor bizi
imreniyoruz başkalarının mahvına.
Yağmur mahvoluyor çarparak
kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
silkiniyor vuran her damlayla.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilkönce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
Bize ait olan ne kadar uzakta!
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
başkalarının düşünceleriyle değil.
“Üstümde yıldızlı gök”demişti Königsberg’li
“içerimde ahlâk yasası”.
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?
İster gözünü oğuştur,istersen tetiği çek
idam mangasındasın içinde yasa varsa.
Girmem,girmedim mangalara
Yer etmedi adalet duygusu
içimde benim
çünkü ben
ömrümce adle boyun eğdim.
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız
kösnüdüm ona karşı
onu hep altımda istedim.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
düşmanı gösteriyorlar,ona saldırıyoruz
siz gidin artık
düşman dağıldı dedikleri bir anda
anlaşılıyor
baştan beri bütün yenik düşenlerle
aynı kışlaktaymışız
incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
tek başınayız.
Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
belki çocuk ve ihtiyar,belki kadın ve erkek
hepimiz,herbirimiz gizli bir isimle adaşız
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
hayatımıza kendi adımızla başlardık
bilmediğimiz bu isim,hesaptaki bu açık
belki dilimi çözer,aşkımı başlatırım
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.
Ürperir tabiat, üfleyince rüzgârı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.
Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner, döner, döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey!
Sesi damarla çizer
Mutlak sözü damarda kanla çizer
Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi
Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur
Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur tarla da
Günesin çarpılmış elçisi Van Gogh´la gelir önümüze
Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde
Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur.
Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses
Som fatih su fetheder tabiatı
Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları
Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur
Ve düşerken toprağa çağırır
Sebeb ey!
Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur
Emer, emer, emer toprak anayı
O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı
Yeşil hayat, kırmızı hareket, sarı sabır emer
Ve beyaz iman çizer sesini
Tamamlar kavisini
Sebeb ey!
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.
Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner, döner, döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey!
Sesi damarla çizer
Mutlak sözü damarda kanla çizer
Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi
Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur
Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur tarla da
Günesin çarpılmış elçisi Van Gogh´la gelir önümüze
Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde
Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur.
Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses
Som fatih su fetheder tabiatı
Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları
Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur
Ve düşerken toprağa çağırır
Sebeb ey!
Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur
Emer, emer, emer toprak anayı
O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı
Yeşil hayat, kırmızı hareket, sarı sabır emer
Ve beyaz iman çizer sesini
Tamamlar kavisini
Sebeb ey!
Sefa ister isen, terk et sefayı,
Vefa ister isen, koy bi-vefayı.
Muhabbet şerbetin bir zerre içir,
Hastalanmış gönlün bulsun şifayı.
Bugün hain nefse uymazsan eğer,
Yarın görmeyesin asla cefayı.
Eşrefoğlu Rumi sanadır sözüm,
Uy hakkın emrine bırak hevayı.
Vefa ister isen, koy bi-vefayı.
Muhabbet şerbetin bir zerre içir,
Hastalanmış gönlün bulsun şifayı.
Bugün hain nefse uymazsan eğer,
Yarın görmeyesin asla cefayı.
Eşrefoğlu Rumi sanadır sözüm,
Uy hakkın emrine bırak hevayı.
Seherden açılan güller nedendir
Öten şûrîde bülbüller nedendir
Benefşelerle sünbüller nedendir
Ağızda söyleyen diller nedendir
Bakanlar kudret-i perverdigâra
Görenler sun'-ı Hakk'ı aşikâre
Nazar et 'ibret ile nev-bahâra
Akan sular esen yeller nedendir
Safâyı kande buldu kalb-i insân
Ziyâyı kanden aldı mâh-ı tâbân
Semârı kande buldu bâğ u bostân
Gülistânda biten güller nedendir
Kamusu Kâdir-i mutlak işidir
Bu sırrı anlayan ârif kişidir
Neden göz görüben kulak işidir
Ayak yürür tutar eller nedendir
Nedendir dâr-ı dünyâ dâr-ı ukbâ
Nedendir mâh u hûrşîd ü süreyyâ
Nedendir berr ü bahr u kûh u sahrâ
Aceb bu yollar u beller nedendir
Kimi olmuş visâl-i Hakk'a lâyık
Kiminin dîde-i kalbi uyanık
Kimi nûr-ı cemâl-i Hakk'a âşık
Bu hây u hûy-ı gulguller nedendir
Kimisi aşk ile nâlân olurlar
Kimisi gül gibi handân olurlar
Kimi bende kimi sultân olurlar
Bu sultân ile bu kullar nedendir
Kamu ervâh elest bezmine yitdi
Hitâb-ı Hakk'ı hep cümle işitdi
Yâ niçün her biri bir yola gitdi
Hudâ birdir bu çok yollar nedendir
Kamunun aslı hod Âdem'le Havvâ
Ya niçün ba'zı ednâ ba'zı a'lâ
Hüdâyî kanden oldu bunca eşyâ
Bu âlemlerle bu iller nedendir
Öten şûrîde bülbüller nedendir
Benefşelerle sünbüller nedendir
Ağızda söyleyen diller nedendir
Bakanlar kudret-i perverdigâra
Görenler sun'-ı Hakk'ı aşikâre
Nazar et 'ibret ile nev-bahâra
Akan sular esen yeller nedendir
Safâyı kande buldu kalb-i insân
Ziyâyı kanden aldı mâh-ı tâbân
Semârı kande buldu bâğ u bostân
Gülistânda biten güller nedendir
Kamusu Kâdir-i mutlak işidir
Bu sırrı anlayan ârif kişidir
Neden göz görüben kulak işidir
Ayak yürür tutar eller nedendir
Nedendir dâr-ı dünyâ dâr-ı ukbâ
Nedendir mâh u hûrşîd ü süreyyâ
Nedendir berr ü bahr u kûh u sahrâ
Aceb bu yollar u beller nedendir
Kimi olmuş visâl-i Hakk'a lâyık
Kiminin dîde-i kalbi uyanık
Kimi nûr-ı cemâl-i Hakk'a âşık
Bu hây u hûy-ı gulguller nedendir
Kimisi aşk ile nâlân olurlar
Kimisi gül gibi handân olurlar
Kimi bende kimi sultân olurlar
Bu sultân ile bu kullar nedendir
Kamu ervâh elest bezmine yitdi
Hitâb-ı Hakk'ı hep cümle işitdi
Yâ niçün her biri bir yola gitdi
Hudâ birdir bu çok yollar nedendir
Kamunun aslı hod Âdem'le Havvâ
Ya niçün ba'zı ednâ ba'zı a'lâ
Hüdâyî kanden oldu bunca eşyâ
Bu âlemlerle bu iller nedendir
Sehv ile olduysa günâh
Kuldan nedem senden kerem
Ey lutfu bî-had pâdişâh
Kuldan nedem senden kerem
Gönlüm evin seyrân eden
Âşıkları hayrân eden
Ey kendüyü pinhân eden
Kuldan nedem senden kerem
Müzniblere gufrân senin
Mücrimlere ihsân senin
Derdlilere dermân senin
Kuldan nedem senden kerem
Âşıkları bîmâr eden
Sâdıkları tîmâr eden
Ey cânı yokdan var eden
Kuldan nedem senden kerem
Müstağrak iken vuslata
Düşdü Hüdâyî firkate
Yine sen irgür vahdete
Kuldan nedem senden kerem
Kuldan nedem senden kerem
Ey lutfu bî-had pâdişâh
Kuldan nedem senden kerem
Gönlüm evin seyrân eden
Âşıkları hayrân eden
Ey kendüyü pinhân eden
Kuldan nedem senden kerem
Müzniblere gufrân senin
Mücrimlere ihsân senin
Derdlilere dermân senin
Kuldan nedem senden kerem
Âşıkları bîmâr eden
Sâdıkları tîmâr eden
Ey cânı yokdan var eden
Kuldan nedem senden kerem
Müstağrak iken vuslata
Düşdü Hüdâyî firkate
Yine sen irgür vahdete
Kuldan nedem senden kerem
tennûre giymiş ağaçlar
aşk niyâz eder
mevlâna
içimdeki nigâr
başka bir nigârdır
içimdeki semâ'a
nice yıldızlar akar
ben dönerim
gökler döner
benzimde güller açar
güneşli bağçelerde ağaçlar
'halaka's-semâvâti-ve'lard'h'
yılanlar ney havalarını dinler
tennûre giymiş ağaçlarda
çemen çocukları mahmûr
câaan
seni çağırıyorlar
yolunu kaybeden güneşlere
bakıp gülümserim
ben uçarım
gökler uçar
aşk niyâz eder
mevlâna
içimdeki nigâr
başka bir nigârdır
içimdeki semâ'a
nice yıldızlar akar
ben dönerim
gökler döner
benzimde güller açar
güneşli bağçelerde ağaçlar
'halaka's-semâvâti-ve'lard'h'
yılanlar ney havalarını dinler
tennûre giymiş ağaçlarda
çemen çocukları mahmûr
câaan
seni çağırıyorlar
yolunu kaybeden güneşlere
bakıp gülümserim
ben uçarım
gökler uçar
Kuşlar uçarlar uçarlar
İnsanlar vardı sanır
Toprak dünyası döner oysa döner de
Gagalarının önüne getirir yuvalarını onların
Kuyular sularını yükseltir
Çöllerden sızıp gelen geyik ağızlarına
Her nasip için ayrı ayrı
Rahmet şekillenir
İnsanlar vardı sanır
Toprak dünyası döner oysa döner de
Gagalarının önüne getirir yuvalarını onların
Kuyular sularını yükseltir
Çöllerden sızıp gelen geyik ağızlarına
Her nasip için ayrı ayrı
Rahmet şekillenir
Senden, senden, hep senden,
Akisler aynalarda,
Göğe çıksam mahzenden;
Hasretim turnalardan.
Seni buldun bulduysam;
Gökten bir davet duysam
Ben ki, sucumu yufsam,
Su biter kurnalarda.
Garibe sensin vatan,
Nur yurdunu aratan
Sensin, sensin yaratan,
Rahmeti analarda.
Akisler aynalarda,
Göğe çıksam mahzenden;
Hasretim turnalardan.
Seni buldun bulduysam;
Gökten bir davet duysam
Ben ki, sucumu yufsam,
Su biter kurnalarda.
Garibe sensin vatan,
Nur yurdunu aratan
Sensin, sensin yaratan,
Rahmeti analarda.
Sen bunda garip mi geldin
Niçin ağlarsın bülbül hey
Yorulup iz mi yanıldın
Niçin ağlarsın bülbül hey
Karlı dağları mı aştın
Derin ırmaklar mı geçtin
Yârinden ayrı mı düştün
Niçin ağlarsın bülbül hey
Hey ne yavuz inilersin
Benim derdim yenilersin
Dostu görmek mi dilersin
Niçin ağlarsın bülbül hey
Kadrin bilinmez mi oldu
Hat'rın sorulmaz mı oldu
Ol gül görülmez mi oldu
Niçin ağlarsın bülbül hey
Kalen şehrin mi yıkıldı
Nam ü ârın mı yok oldu
Gurbette yârin mi kaldı
Niçin ağlarsın bülbül hey
Gülistanlarda yaylarsın
Taze gülleri yıylarsın
Yavlak zârılık eylersin
Niçin ağlarsın bülbül hey
Kanadın açabilirsin
Açıben uçabilirsin
Hicaplar geçebilirsin
Niçin ağlarsın bülbül hey
Uykudan gözüm uyandı
Uyandı kana boyandı
Yandı şol yüreğim yandı
Niçin ağlarsın bülbül hey
N'oldu şu Yunus'a n'oldu
Aşkın deryasına daldı
Yine baharistan oldu
Niçin ağlarsın bülbül hey
Niçin ağlarsın bülbül hey
Yorulup iz mi yanıldın
Niçin ağlarsın bülbül hey
Karlı dağları mı aştın
Derin ırmaklar mı geçtin
Yârinden ayrı mı düştün
Niçin ağlarsın bülbül hey
Hey ne yavuz inilersin
Benim derdim yenilersin
Dostu görmek mi dilersin
Niçin ağlarsın bülbül hey
Kadrin bilinmez mi oldu
Hat'rın sorulmaz mı oldu
Ol gül görülmez mi oldu
Niçin ağlarsın bülbül hey
Kalen şehrin mi yıkıldı
Nam ü ârın mı yok oldu
Gurbette yârin mi kaldı
Niçin ağlarsın bülbül hey
Gülistanlarda yaylarsın
Taze gülleri yıylarsın
Yavlak zârılık eylersin
Niçin ağlarsın bülbül hey
Kanadın açabilirsin
Açıben uçabilirsin
Hicaplar geçebilirsin
Niçin ağlarsın bülbül hey
Uykudan gözüm uyandı
Uyandı kana boyandı
Yandı şol yüreğim yandı
Niçin ağlarsın bülbül hey
N'oldu şu Yunus'a n'oldu
Aşkın deryasına daldı
Yine baharistan oldu
Niçin ağlarsın bülbül hey
Sen cananı istersen,
Kendi canından vazgeç!
Yaratanı dilersen,
İki cihandan vazgeç!
Bu meydana girdiysen,
Nefs boynunu vurduysan,
Kibri kini sürdüysen,
Dostla düşmandan vazgeç!
Aşk şerbeti içtiysen,
Can gözünü açtıysan,
Haramlardan kaçtıysan,
Zarar ziyandan vazgeç!
Gafletini yendiysen,
Fesat işten döndüysen,
Dost yanına indiysen,
Tertip düzenden vazgeç!
Mevtten önce öldüysen,
Gerçekleri bildiysen,
Baş koymaya geldiysen,
Şöhret ve şandan vazgeç!
Pîrin ile gittiysen,
Dünyayı terk ettiysen,
Hak sözü işittiysen,
Bâtıl sözünden vazgeç!
Eşrefoğlu Rumi sen,
Hakikati istersen,
Uzaklaş cümlesinden,
Fâni dünyadan vazgeç!
Kendi canından vazgeç!
Yaratanı dilersen,
İki cihandan vazgeç!
Bu meydana girdiysen,
Nefs boynunu vurduysan,
Kibri kini sürdüysen,
Dostla düşmandan vazgeç!
Aşk şerbeti içtiysen,
Can gözünü açtıysan,
Haramlardan kaçtıysan,
Zarar ziyandan vazgeç!
Gafletini yendiysen,
Fesat işten döndüysen,
Dost yanına indiysen,
Tertip düzenden vazgeç!
Mevtten önce öldüysen,
Gerçekleri bildiysen,
Baş koymaya geldiysen,
Şöhret ve şandan vazgeç!
Pîrin ile gittiysen,
Dünyayı terk ettiysen,
Hak sözü işittiysen,
Bâtıl sözünden vazgeç!
Eşrefoğlu Rumi sen,
Hakikati istersen,
Uzaklaş cümlesinden,
Fâni dünyadan vazgeç!
Dervişlik der ki bana
Sen derviş olamazsın..
Gel ne diyeyim sana
Sen derviş olamazsın..
Dövene elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Sen derviş olamazsın..
Derviş gönülsüz gerek
Derviş yunus gel imdi
Ummanlara dal imdi
Ummana dalmayınca
Sen derviş olamazsın.
Sen derviş olamazsın..
Gel ne diyeyim sana
Sen derviş olamazsın..
Dövene elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Sen derviş olamazsın..
Derviş gönülsüz gerek
Derviş yunus gel imdi
Ummanlara dal imdi
Ummana dalmayınca
Sen derviş olamazsın.
Sen ki, bir sapık ırza geçse nefret kusarsın;
Milletin ruh ırzına geçerlerde susarsın! ..
1978
Milletin ruh ırzına geçerlerde susarsın! ..
1978
uzun bir geçmişimiz var
hiç yorulmadan
en azından bir kere
eğlenceli beşik
ha biz varız
ha biz maskeli balo
saygıya durup üstün bir gecede
bir sır payı katlayıp
sade bir kahveden
keyifsiz bir detayın hükmüyle
ha biz yokuz
ha biz seferde
ya bu kez ölenleri görmeliysek
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
parka dolalım
park bizi alır önce
seyrimizden bir sabah kazanır
eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.
hiç yorulmadan
en azından bir kere
eğlenceli beşik
ha biz varız
ha biz maskeli balo
saygıya durup üstün bir gecede
bir sır payı katlayıp
sade bir kahveden
keyifsiz bir detayın hükmüyle
ha biz yokuz
ha biz seferde
ya bu kez ölenleri görmeliysek
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
parka dolalım
park bizi alır önce
seyrimizden bir sabah kazanır
eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.
Sevdalın şu dağı del dese,koşar,delersin!
İş Allah’a geldi mi,gücün yok,sendelersin!
1978
İş Allah’a geldi mi,gücün yok,sendelersin!
1978
Sendin gökkuşağındaki yedinci renk
Sendin denizdeki uçsuz bucaksız mavilik
Sendin içimdeki ateş, yüreğimdeki sızı
Ve sana karşı koyulmaz hasretlikti gönlümde olan
Masallarda adı geçen güzel sendin
Kafdağındaki zümrütü anka kuşu gibi
Bana benden yakın, bana benden uzak olan
Akşamları gökyüzümdeki yıldız sendin
Sendin kaderimdeki yalnızlık
Şiirimdeki kadın sendin
İçtiğim kadehdeki şarap
Gördüğüm rüya sendin
Söylediğim şarkı olan sendin
Sigaramda duman duman
Yüreğime umut olan sendin
Sendin bitmez, tükenmez
Her fırsatta boğazımda düğümlenen sendin
Batan güneş sendin
Kalem tutan ellerim
Kulağımda çınlayan
Yazmaya çalıştığım şiir sendin
Yalnız akşamlarda üstüme çöken
Düşlerken kaybolup gittiğim sendin
Her bir gecede binlerce kere öldüren beni
Yağmur yağarken yüzüme düşen sendin
Aynaya baktığımda gördüğüm
Gören gözlerim sendin
Umudamda sendin, umutsuzluğumda
Yalnızlığımda sendin, yalınsızlığımda sen
Sendin denizdeki uçsuz bucaksız mavilik
Sendin içimdeki ateş, yüreğimdeki sızı
Ve sana karşı koyulmaz hasretlikti gönlümde olan
Masallarda adı geçen güzel sendin
Kafdağındaki zümrütü anka kuşu gibi
Bana benden yakın, bana benden uzak olan
Akşamları gökyüzümdeki yıldız sendin
Sendin kaderimdeki yalnızlık
Şiirimdeki kadın sendin
İçtiğim kadehdeki şarap
Gördüğüm rüya sendin
Söylediğim şarkı olan sendin
Sigaramda duman duman
Yüreğime umut olan sendin
Sendin bitmez, tükenmez
Her fırsatta boğazımda düğümlenen sendin
Batan güneş sendin
Kalem tutan ellerim
Kulağımda çınlayan
Yazmaya çalıştığım şiir sendin
Yalnız akşamlarda üstüme çöken
Düşlerken kaybolup gittiğim sendin
Her bir gecede binlerce kere öldüren beni
Yağmur yağarken yüzüme düşen sendin
Aynaya baktığımda gördüğüm
Gören gözlerim sendin
Umudamda sendin, umutsuzluğumda
Yalnızlığımda sendin, yalınsızlığımda sen
Senin karanlığına kanat vuran yarasalar
başka bir göğe germişler kendilerini
yürekli savaşçılar olmuşlar
gemilerini yakmışlar ve silahlarını bilerken
kanlarına yansımış gece
senin sularına inen yırtıcılar
ve piçler yani aşk çocukları
yanan gemilerin suya yankısı oluyorlarmış
yaşlı büyücüler söylediler
çingene çocukların gülleri mor olmadı
aşka bunaltıları onlar getirmediler
onlara dayanıyorum yürekli savaşçılara
saçları uzun bir unutkanlıkla örülmüş
kanlarının ardında tehlikeler yürüyen
korkunun gözlerini aradığı omuzlarında
gittiler, yittiler arasında boğuk seslerinin
tozuyan atlarının yelelerine baktılar ve
sen oldun
ve seni gördüm, eğninde bir mavi gözlerin vardı.
(1962)
başka bir göğe germişler kendilerini
yürekli savaşçılar olmuşlar
gemilerini yakmışlar ve silahlarını bilerken
kanlarına yansımış gece
senin sularına inen yırtıcılar
ve piçler yani aşk çocukları
yanan gemilerin suya yankısı oluyorlarmış
yaşlı büyücüler söylediler
çingene çocukların gülleri mor olmadı
aşka bunaltıları onlar getirmediler
onlara dayanıyorum yürekli savaşçılara
saçları uzun bir unutkanlıkla örülmüş
kanlarının ardında tehlikeler yürüyen
korkunun gözlerini aradığı omuzlarında
gittiler, yittiler arasında boğuk seslerinin
tozuyan atlarının yelelerine baktılar ve
sen oldun
ve seni gördüm, eğninde bir mavi gözlerin vardı.
(1962)
Seni sen yavı kıl kulli
Dilersen bulasın anı
Muhal olur anı bulmak
Tetirmeyince sen seni
Bikülli varını terk et
Gedersen ana sensiz gir
Bu yolun pasbanı çok
Geçirmez sen ben olanı
Ana ermeğe can vermek
Gerek iki cihan olmaz
Ezelden böyle kalmıştır
Bu yolun ayin erkanı
Anı bulmak dilersen var
Öligör ölmeden zinhar
Ecelsiz ölmeyince bil
Kimesne bulmaz ol hanı
Harab et yık makamını
Değiş adını sanını
Sana bir göz açıla kim
Göresin şah u sultanı
Eğerçi senden ol ali
Anın senden gider yolu
Seni bil sen seni bil ta
Bilesin ol yüce canı
Seni sen ten ü can sanma
Ya akl u nefs gönül sanma
Ya ademdir deme değme
Beşer surette hayvanı
Var Eşrefoğlu Rumi sen
Seni ko Dost'a git Dost'a
Bu varlıktan fena olgıl
Dilersen bulasın anı
Dilersen bulasın anı
Muhal olur anı bulmak
Tetirmeyince sen seni
Bikülli varını terk et
Gedersen ana sensiz gir
Bu yolun pasbanı çok
Geçirmez sen ben olanı
Ana ermeğe can vermek
Gerek iki cihan olmaz
Ezelden böyle kalmıştır
Bu yolun ayin erkanı
Anı bulmak dilersen var
Öligör ölmeden zinhar
Ecelsiz ölmeyince bil
Kimesne bulmaz ol hanı
Harab et yık makamını
Değiş adını sanını
Sana bir göz açıla kim
Göresin şah u sultanı
Eğerçi senden ol ali
Anın senden gider yolu
Seni bil sen seni bil ta
Bilesin ol yüce canı
Seni sen ten ü can sanma
Ya akl u nefs gönül sanma
Ya ademdir deme değme
Beşer surette hayvanı
Var Eşrefoğlu Rumi sen
Seni ko Dost'a git Dost'a
Bu varlıktan fena olgıl
Dilersen bulasın anı
Seni seven aşıkların
Gözü yaşı dinmez imiş
Seni maksud edinenler
Dünya ahret anmaz imiş
Gönlün sana verenlerin
Eli sana erenlerin
Gözü seni görenlerin
Devranları dönmez imiş
Ölmez imiş aşık canı
Hiç çürümez imiş teni
Aşk her kimi kıldı fani
Ana zeval ermez imiş
Aşkına düşen canların
Yoluna ateş verenlerin
Aşka bülbül olanların
Kimse dilin bilmez imiş
Aşkın ile bilişenler
Senin ile buluşanlar
Sen maşuka erişenler
Ezel ebed olmaz imiş
Eşrefoğu Rumi senin
Yansın aşkın odun canın
Aşk oduna yanmıyanın
Kalbi safi olmaz imiş
Gözü yaşı dinmez imiş
Seni maksud edinenler
Dünya ahret anmaz imiş
Gönlün sana verenlerin
Eli sana erenlerin
Gözü seni görenlerin
Devranları dönmez imiş
Ölmez imiş aşık canı
Hiç çürümez imiş teni
Aşk her kimi kıldı fani
Ana zeval ermez imiş
Aşkına düşen canların
Yoluna ateş verenlerin
Aşka bülbül olanların
Kimse dilin bilmez imiş
Aşkın ile bilişenler
Senin ile buluşanlar
Sen maşuka erişenler
Ezel ebed olmaz imiş
Eşrefoğu Rumi senin
Yansın aşkın odun canın
Aşk oduna yanmıyanın
Kalbi safi olmaz imiş
Seni seven âşıkların,
Gözyaşı diner mi hiç?
Seni maksut edinenler,
Dünya ahret, anar mı hiç?
Ölmez elbet âşık canı,
Çürümezmiş onun teni,
Aşk kimi kılmışsa fani,
Ona zeval erer mi hiç?
Sana gönül verenlerin,
Eli sana erenlerin,
Gözü seni görenlerin,
Devranları döner mi hiç?
Aşkına düşen canların,
Yoluna baş koyanların,
Aşk bülbülü olanların,
Kimse dilin bilir mi hiç?
Kim gerçekten sever seni,
Yoluna kor tatlı canı,
İstemez iki cihanı,
Gayriye aldanır mı hiç?
Aşk tadına alışanlar,
Seher vakti buluşanlar,
Mâşukuna ulaşanlar,
Bir daha ayrılır mı hiç?
Doğru yola gelen kişi,
Mevlâsını seven kişi,
Hak uğruna ölen kişi,
Mala cana kanar mı hiç?
Leyla’sını görenlerin,
Mecnunluğa erenlerin,
Hakka gönül verenlerin,
Halini el bilir mi hiç?
Eşrefoğlu der ki aman,
Yansın aşk ateşine can,
Aşk ateşine yanmayan,
Kalbi temiz olur mu hiç?
Gözyaşı diner mi hiç?
Seni maksut edinenler,
Dünya ahret, anar mı hiç?
Ölmez elbet âşık canı,
Çürümezmiş onun teni,
Aşk kimi kılmışsa fani,
Ona zeval erer mi hiç?
Sana gönül verenlerin,
Eli sana erenlerin,
Gözü seni görenlerin,
Devranları döner mi hiç?
Aşkına düşen canların,
Yoluna baş koyanların,
Aşk bülbülü olanların,
Kimse dilin bilir mi hiç?
Kim gerçekten sever seni,
Yoluna kor tatlı canı,
İstemez iki cihanı,
Gayriye aldanır mı hiç?
Aşk tadına alışanlar,
Seher vakti buluşanlar,
Mâşukuna ulaşanlar,
Bir daha ayrılır mı hiç?
Doğru yola gelen kişi,
Mevlâsını seven kişi,
Hak uğruna ölen kişi,
Mala cana kanar mı hiç?
Leyla’sını görenlerin,
Mecnunluğa erenlerin,
Hakka gönül verenlerin,
Halini el bilir mi hiç?
Eşrefoğlu der ki aman,
Yansın aşk ateşine can,
Aşk ateşine yanmayan,
Kalbi temiz olur mu hiç?
Sensin Evvel sensin Âhir
Varlık senin buyruk senin
Sensin Bâtın sensin Zâhir
Varlık Senin buyruk Senin
Ger orada ger burada
İrgüren sensin murâda
Gayrın nesi var arada
Varlık senin buyruk senin
Kime kim etdin inâyet
Ol oldu ehl-i sa'âdet
Bir oldu gâyet bidâyet
Varlık senin buyruk senin
Kimi sultândır kimi kul
Âhir bir yere çıkar yol
Reddin red kabûlün kabûl
Varlık senin buyruk senin
Hüdâyî olıcak takdîr
Kâr eylemez ana tedbîr
Ente'l-Alîm ente'l-Habîr
Varlık senin buyruk senin
Varlık senin buyruk senin
Sensin Bâtın sensin Zâhir
Varlık Senin buyruk Senin
Ger orada ger burada
İrgüren sensin murâda
Gayrın nesi var arada
Varlık senin buyruk senin
Kime kim etdin inâyet
Ol oldu ehl-i sa'âdet
Bir oldu gâyet bidâyet
Varlık senin buyruk senin
Kimi sultândır kimi kul
Âhir bir yere çıkar yol
Reddin red kabûlün kabûl
Varlık senin buyruk senin
Hüdâyî olıcak takdîr
Kâr eylemez ana tedbîr
Ente'l-Alîm ente'l-Habîr
Varlık senin buyruk senin
Sensin ey çeşm-i çerâg-ı dûdmân-ı ma’delet
Şem’-i nür-efşân-ı bezm-i hânedân-ı ma’delet
Hüsn-i re’yün âfitâb-ı bî-zevâl-i mülk ü dîn
Lutf-ı tab’un nev-bahâr-ı bi-hazân-ı ma’delet
Zât-ı pâküñ vasfı dergâh-ı refî’üñ ismidür
Âfitâb-ı baht u devlet âsmân-ı ma’delet
Şeb-çerâg-ı zulmet-i zulm ol vücüd-ı pâkdür
Gevherin hakkâ ki izhâr itdi kân-ı ma’delet
Sidre vü Tûbâya baglandı tınâb-ı Kibriyâ
Çarhdan a’lâ kurıldı sâyebân-ı ma’delet
Saltanat menşûrına ism-i şerifüñ yazdılar
Dahı peydâ olmadın nâm u nişân-ı ma’delet
Hep bu beyt-i dil-keş üzre baglanur gûş eylesen
Savt u nakş-ı bülbülân-ı gülsitân-ı ma’delet
Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Şem’-i nür-efşân-ı bezm-i hânedân-ı ma’delet
Hüsn-i re’yün âfitâb-ı bî-zevâl-i mülk ü dîn
Lutf-ı tab’un nev-bahâr-ı bi-hazân-ı ma’delet
Zât-ı pâküñ vasfı dergâh-ı refî’üñ ismidür
Âfitâb-ı baht u devlet âsmân-ı ma’delet
Şeb-çerâg-ı zulmet-i zulm ol vücüd-ı pâkdür
Gevherin hakkâ ki izhâr itdi kân-ı ma’delet
Sidre vü Tûbâya baglandı tınâb-ı Kibriyâ
Çarhdan a’lâ kurıldı sâyebân-ı ma’delet
Saltanat menşûrına ism-i şerifüñ yazdılar
Dahı peydâ olmadın nâm u nişân-ı ma’delet
Hep bu beyt-i dil-keş üzre baglanur gûş eylesen
Savt u nakş-ı bülbülân-ı gülsitân-ı ma’delet
Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Sensin kerîm sensin rahîm
Allah sana sundum elim
Senden artık yoktur emim
Allah sana sundum elim
Ecel geldi vade erdi
Bu ömrüm kadehi doldu
Kimdir ki içmeden kaldı
Allah sana sundum elim
Gözlerim göğe süzüldü
Canım göğüsten üzüldü
Dilim tetiği bozuldu
Allah sana sundum elim
Uş biçildi kefen donum
Hazrete yönelttim yönüm
Aceb nice ola hâlim
Allah sana sundum elim
Urdular suyum ılıdı
Kavim kardaş cümle geldi
Esen kalsın kavim kardaş
Allah sana sundum elim
Geldi salacam sarılır
Dört yana selâ verilir
İl namazıma derilir
Allah sana sundum elim
Salacamı götürdüler
Makberime yetirdiler
Halka olup oturdular
Allah sana sundum elim
Çün cenazeden şeştiler
Üstüme toprak eştiler
Hep koyubanı kaçtılar
Allah sana sundum elim
Yedi tamu, sekiz uçmak
Her birinin vardır yolu
Her bir yolda yüz bin çarşı
Allah sana sundum elim
Geldi Münker ile Nekir
Her birisi sordu bir dil
İlâhi sen cevap vergil
Allah sana sundum elim
Görün acep oldu zaman
Gönülden eyleniz figan
Ölür çün anadan doğan
Allah sana sundum elim
Yunus uzatma bu sözü
Allah’ına tut hep yüzü
Didardan ayırma bizi
Allah sana sundum elim
Allah sana sundum elim
Senden artık yoktur emim
Allah sana sundum elim
Ecel geldi vade erdi
Bu ömrüm kadehi doldu
Kimdir ki içmeden kaldı
Allah sana sundum elim
Gözlerim göğe süzüldü
Canım göğüsten üzüldü
Dilim tetiği bozuldu
Allah sana sundum elim
Uş biçildi kefen donum
Hazrete yönelttim yönüm
Aceb nice ola hâlim
Allah sana sundum elim
Urdular suyum ılıdı
Kavim kardaş cümle geldi
Esen kalsın kavim kardaş
Allah sana sundum elim
Geldi salacam sarılır
Dört yana selâ verilir
İl namazıma derilir
Allah sana sundum elim
Salacamı götürdüler
Makberime yetirdiler
Halka olup oturdular
Allah sana sundum elim
Çün cenazeden şeştiler
Üstüme toprak eştiler
Hep koyubanı kaçtılar
Allah sana sundum elim
Yedi tamu, sekiz uçmak
Her birinin vardır yolu
Her bir yolda yüz bin çarşı
Allah sana sundum elim
Geldi Münker ile Nekir
Her birisi sordu bir dil
İlâhi sen cevap vergil
Allah sana sundum elim
Görün acep oldu zaman
Gönülden eyleniz figan
Ölür çün anadan doğan
Allah sana sundum elim
Yunus uzatma bu sözü
Allah’ına tut hep yüzü
Didardan ayırma bizi
Allah sana sundum elim
Sensin kerim, sensin rahim, Allah sana sundum elim
Senden artık yoktur emin, Allah sana sundum elim
Ecel geldi vade erdi, bu ömrüm kadehi doldu
Kimdir ki içmeden kaldı, Allah sana sundum elim
Gözlerim göğe süzüldü, canım göğüsten üzüldü
Dilim tetiği bozuldu, Allah sana sundum elim
Üş biçildi kefen donum, Hazret'e yönelttim yönüm
Acep nice ola halim, Allah sana sundum elim
Urdular suyum ılıdı, kavim kardeş cümle geldi
Esen kalsın kavim kardeş, Allah sana sundum elim
Geldi salacam sarılır, dört yana sala verilir
El namazıma derilir, Allah sana sundum elim
Salacamı getirdiler, makberime yetirdiler
Halka olup oturdular, Allah sana sundum elim
Çün cenazeden şeştiler, üstüme toprak saçtılar
Hep koyubeni kaçtılar, Allah sana sundum elim
Yedi Tamu, sekiz Uçmak, her birinin vardır yolu
Her bir yolda yüzbin çarşı, Allah sana sundum elim
Geldi Münker ile Nekir, her birisi sordu bir dil
İlahi Sen cevap vergil, Allah sana sundum elim
Görün acep oldu zaman, gönülden eyleniz figan
Ölür çün anadan doğan, Allah sana sundum elim
Yunus tap uzat bu sözü, Allahına dutgıl yüzü
Didardan ayırma bizi, Allah sana sundum elim
Senden artık yoktur emin, Allah sana sundum elim
Ecel geldi vade erdi, bu ömrüm kadehi doldu
Kimdir ki içmeden kaldı, Allah sana sundum elim
Gözlerim göğe süzüldü, canım göğüsten üzüldü
Dilim tetiği bozuldu, Allah sana sundum elim
Üş biçildi kefen donum, Hazret'e yönelttim yönüm
Acep nice ola halim, Allah sana sundum elim
Urdular suyum ılıdı, kavim kardeş cümle geldi
Esen kalsın kavim kardeş, Allah sana sundum elim
Geldi salacam sarılır, dört yana sala verilir
El namazıma derilir, Allah sana sundum elim
Salacamı getirdiler, makberime yetirdiler
Halka olup oturdular, Allah sana sundum elim
Çün cenazeden şeştiler, üstüme toprak saçtılar
Hep koyubeni kaçtılar, Allah sana sundum elim
Yedi Tamu, sekiz Uçmak, her birinin vardır yolu
Her bir yolda yüzbin çarşı, Allah sana sundum elim
Geldi Münker ile Nekir, her birisi sordu bir dil
İlahi Sen cevap vergil, Allah sana sundum elim
Görün acep oldu zaman, gönülden eyleniz figan
Ölür çün anadan doğan, Allah sana sundum elim
Yunus tap uzat bu sözü, Allahına dutgıl yüzü
Didardan ayırma bizi, Allah sana sundum elim
benim şiirim....
Bir vakitler niçin
Böyle büyük tutulmuş ölçüleri
Çocuklar bile biliyor
Filistinin ekmek sepetleri
Anne ne koysun içine
Ekmek mi çocuk mu
Düşmanın ilk baktığı
Ekmek sepetleri
Dolmayı bekleyen
Ekmek sepetleri
Ve boşalmayı
Ekmek sepetleri
Her eşya gitse
Kalacak tek eşya
İnsana en aykırı
Filistinde ekmek sepetleri
Böyle büyük tutulmuş ölçüleri
Çocuklar bile biliyor
Filistinin ekmek sepetleri
Anne ne koysun içine
Ekmek mi çocuk mu
Düşmanın ilk baktığı
Ekmek sepetleri
Dolmayı bekleyen
Ekmek sepetleri
Ve boşalmayı
Ekmek sepetleri
Her eşya gitse
Kalacak tek eşya
İnsana en aykırı
Filistinde ekmek sepetleri
Sermâye-i sa'âdet Hak'dan inâyet ancak
Varlık tasarruf anın gayrısı âlet ancak
Mevlâ'dan olsa in'âm kuldan koparmış ikdâm
Nefs olmak ehl-i İslâm hayli kerâmet ancak
Aldanma kâl ü hâle er cennet-i visâle
Bâ'is kamu kemâle fazl ile rahmet ancak
Varlık tasarruf anın gayrısı âlet ancak
Mevlâ'dan olsa in'âm kuldan koparmış ikdâm
Nefs olmak ehl-i İslâm hayli kerâmet ancak
Aldanma kâl ü hâle er cennet-i visâle
Bâ'is kamu kemâle fazl ile rahmet ancak
Sermâye-i se‘âdet ‘âlem Muhammedest
Maksûd ez-in tînet-i âdem Âdem Muhammedest
Der sûret-i Âdem âmede gerçi mukaddemâ
Der ma‘ni pîşvâ ve mukaddem Muhammedest
Gerçi Hüdâyî ehl-i risâlet mukerremest
Mahbûb-i hâk Muhammed ve hâtem Muhammedest
Maksûd ez-in tînet-i âdem Âdem Muhammedest
Der sûret-i Âdem âmede gerçi mukaddemâ
Der ma‘ni pîşvâ ve mukaddem Muhammedest
Gerçi Hüdâyî ehl-i risâlet mukerremest
Mahbûb-i hâk Muhammed ve hâtem Muhammedest
Yeryüzünde yalnız benim serseri,
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.
Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
Aradım bir ömür, arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı;
Halime ben bile hayret ederim.
Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yar, ne kimseye yar,
Bir rüya uğrunda ben diyar diyar,
Gölgemin peşinden yürür giderim...
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.
Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
Aradım bir ömür, arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı;
Halime ben bile hayret ederim.
Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yar, ne kimseye yar,
Bir rüya uğrunda ben diyar diyar,
Gölgemin peşinden yürür giderim...
Sen kış güneşi misin
Yakarsın ısıtmazsın
Bir ırmağın ortası yoksa
Seni mi hatırlayacağım
Bu dünyada olup bitenlerin
Olup bitmemiş olması için
Ne yapıyorsun
Sizin evin duvarları taştan
Dumanı da mı taştan
Seni kız arkadaşlarından
Sevinç gözyaşları içinde
Öpen olmayacak mı
Ezberlediğin şiir
Beklediğin adam
Yakarsın ısıtmazsın
Bir ırmağın ortası yoksa
Seni mi hatırlayacağım
Bu dünyada olup bitenlerin
Olup bitmemiş olması için
Ne yapıyorsun
Sizin evin duvarları taştan
Dumanı da mı taştan
Seni kız arkadaşlarından
Sevinç gözyaşları içinde
Öpen olmayacak mı
Ezberlediğin şiir
Beklediğin adam
Sevdâ-yı sivâdan geç
Gel Hû diyelim yâ Hû
Bir meşreb-i sâfî iç
Gel Hû diyelim yâ Hû
Ko keşf ü keremâtı
Geç cümle makâmâtı
Kasd et bula gör zâtı
Gel Hû diyelim yâ Hû
İskât-ı vücûd eyle
İfnâ-yı vücûd eyle
Hakkânî şühûd eyle
Gel Hû diyelim yâ Hû
Sâlik bula ümîdi
Zerre bula hûrşîdi
Bulmağa bu tevhîdi
Gel Hû diyelim yâ Hû
Sırrına Hüdâyî yâr
Esrârın ede izhâr
Ey derde eden tîmâr
Gel Hû deyelim yâ Hû
Gel Hû diyelim yâ Hû
Bir meşreb-i sâfî iç
Gel Hû diyelim yâ Hû
Ko keşf ü keremâtı
Geç cümle makâmâtı
Kasd et bula gör zâtı
Gel Hû diyelim yâ Hû
İskât-ı vücûd eyle
İfnâ-yı vücûd eyle
Hakkânî şühûd eyle
Gel Hû diyelim yâ Hû
Sâlik bula ümîdi
Zerre bula hûrşîdi
Bulmağa bu tevhîdi
Gel Hû diyelim yâ Hû
Sırrına Hüdâyî yâr
Esrârın ede izhâr
Ey derde eden tîmâr
Gel Hû deyelim yâ Hû
Saray illerine yürüdüm her hana asılmş resmim
Kapılarda biliniyorum adım ünleniyor çinilerde
Kadınlar geçiyor omuzlarında gözyaşı bezleriyle
Görünen ne! duvar yüzlerinde kemer taşlarda
İnen çıkan vinçler kayan ışıklar künkler
Toprağı bombalayan bent suları rüzgarlı yeleler
Derviş ayakların altında boy boy padişah bebeler
Güreş tutan vezirler ve bunlar körükeller
Ve incecik perçemler sanki çekme gözler
Meğer bir şehzade kılıç dönemeçlerinden geçiyor
Fenerler ki yakılıyor boşalıyor akşamı şehrin
Odalar dolusu çocuklar okşanmak için bekliyor
Son yağları bitiriyor fitiller
Yaşlı saray eşyaları yalnızlıktan eskiyor
Koşumlu iri atlar sert kaslar o eski soluklar
Nefes nefese kişnemeler yatak odalarına dalıyor
Ağır atlar örtülere
Çarpıyor çarpıyor
Saray içinde. Hayret içinde
Kristaller. Mahzene sızmış fısıltılarda
Eski hayatlar yaşıyor hala ve kapalı
Dudak ısırmış gibi iç odalara bakan kapılar
Soruyoruz kiraz dudaklı kızlar durdurup kır hayvanlarını
Hangisi sahte bu geçen dakikalardan
Hangisi hakl
Müzelerden yoruldun ama
Sen nakışlara dokun deli çehreli çocuk
Az bir yolun kalır nakkaşlara
Bir şehzade başı kesilir ve atılır
Dipdiri sürgünler verir saray gövdesi atlılara
Daluçları cönklere tenler Dicleye ve çöllere
Kutsal beyitlere bir menzil yol kılar
Sen sevgileri gögüsle ve ne olur anla.
Kapılarda biliniyorum adım ünleniyor çinilerde
Kadınlar geçiyor omuzlarında gözyaşı bezleriyle
Görünen ne! duvar yüzlerinde kemer taşlarda
İnen çıkan vinçler kayan ışıklar künkler
Toprağı bombalayan bent suları rüzgarlı yeleler
Derviş ayakların altında boy boy padişah bebeler
Güreş tutan vezirler ve bunlar körükeller
Ve incecik perçemler sanki çekme gözler
Meğer bir şehzade kılıç dönemeçlerinden geçiyor
Fenerler ki yakılıyor boşalıyor akşamı şehrin
Odalar dolusu çocuklar okşanmak için bekliyor
Son yağları bitiriyor fitiller
Yaşlı saray eşyaları yalnızlıktan eskiyor
Koşumlu iri atlar sert kaslar o eski soluklar
Nefes nefese kişnemeler yatak odalarına dalıyor
Ağır atlar örtülere
Çarpıyor çarpıyor
Saray içinde. Hayret içinde
Kristaller. Mahzene sızmış fısıltılarda
Eski hayatlar yaşıyor hala ve kapalı
Dudak ısırmış gibi iç odalara bakan kapılar
Soruyoruz kiraz dudaklı kızlar durdurup kır hayvanlarını
Hangisi sahte bu geçen dakikalardan
Hangisi hakl
Müzelerden yoruldun ama
Sen nakışlara dokun deli çehreli çocuk
Az bir yolun kalır nakkaşlara
Bir şehzade başı kesilir ve atılır
Dipdiri sürgünler verir saray gövdesi atlılara
Daluçları cönklere tenler Dicleye ve çöllere
Kutsal beyitlere bir menzil yol kılar
Sen sevgileri gögüsle ve ne olur anla.
Severim ben seni candan içeri
Yolum vardır bu erkandan içeri
Beni bende demem bende değilim
Bir ben vardır bende benden içeri
Nereye bakar isem dopdolusun
Seni nere koyam benden içeri
O bir dilber dürür yoktur nişanı
Nişan olur mu nişandan içeri
Beni sorma bana bende değilim
Suretim boş yürür dondan içeri
Beni benden alana ermez elim
Kim kadem basa sultandan içeri
Tecelliden nasip erdi kimine
Kiminin maksudu bundan içeri
Kime didar gününden şule değse
Onun şulesi var günden içeri
Senin aşkın beni benden alıptır
Ne şirin dert bu dermandan içeri
Şeriat tarikat yoldur varana
Hakikat meyvası andan içeri
Dini terk edenin küfürdür işi
Ol ne küfürdür imandan içeri
Unuttum din diyanet kaldı benden
Bu ne mezhep dürür dinden içeri
Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman Süleyman'dan içeri
Geçer iken Yunus şeş oldu dosta
Kim kaldı kapıda andan içeri
Yolum vardır bu erkandan içeri
Beni bende demem bende değilim
Bir ben vardır bende benden içeri
Nereye bakar isem dopdolusun
Seni nere koyam benden içeri
O bir dilber dürür yoktur nişanı
Nişan olur mu nişandan içeri
Beni sorma bana bende değilim
Suretim boş yürür dondan içeri
Beni benden alana ermez elim
Kim kadem basa sultandan içeri
Tecelliden nasip erdi kimine
Kiminin maksudu bundan içeri
Kime didar gününden şule değse
Onun şulesi var günden içeri
Senin aşkın beni benden alıptır
Ne şirin dert bu dermandan içeri
Şeriat tarikat yoldur varana
Hakikat meyvası andan içeri
Dini terk edenin küfürdür işi
Ol ne küfürdür imandan içeri
Unuttum din diyanet kaldı benden
Bu ne mezhep dürür dinden içeri
Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman Süleyman'dan içeri
Geçer iken Yunus şeş oldu dosta
Kim kaldı kapıda andan içeri
Severim ben seni candan içeri,
Yolum ötmez bu erkandan içeri.
Nereye bakar isem dopdolusun,
Seni kanda koyam benden içeri!
O bir dilberdürür yoktur nişanı
Nişan olur mu nişandan içeri.
Beni benden sorman, bende değülüven,
Suretim boş yürür dondan içeri.
Beni benden alana ermez elim,
Kadem kim basa sultandan içeri.
Tecelliden nasib erdi kimine,
Kiminin maksudu bundan içeri.
Kime didar gönülden şule değse
Onun şulesi var, günden içeri.
Senin aşkın beni benden alıptır,
Ne şirin dert bu; dermandan içeri.
Şeriat, tarikat yoldur varana,
Hakikat, marifet, andan içeri.
Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleyman'dan içeri.
Unuttum, din-diyanet kaldı benden.
Bu ne mezhepdürür, dinden içeri.
Dinin terkedenin küfürdür işi,
Bu ne küfürdür, imandan içeri.
Geçer iken, Yunus, şeş oldu dosta,
Ki kaldı kapıda andan içeri...
Yolum ötmez bu erkandan içeri.
Nereye bakar isem dopdolusun,
Seni kanda koyam benden içeri!
O bir dilberdürür yoktur nişanı
Nişan olur mu nişandan içeri.
Beni benden sorman, bende değülüven,
Suretim boş yürür dondan içeri.
Beni benden alana ermez elim,
Kadem kim basa sultandan içeri.
Tecelliden nasib erdi kimine,
Kiminin maksudu bundan içeri.
Kime didar gönülden şule değse
Onun şulesi var, günden içeri.
Senin aşkın beni benden alıptır,
Ne şirin dert bu; dermandan içeri.
Şeriat, tarikat yoldur varana,
Hakikat, marifet, andan içeri.
Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleyman'dan içeri.
Unuttum, din-diyanet kaldı benden.
Bu ne mezhepdürür, dinden içeri.
Dinin terkedenin küfürdür işi,
Bu ne küfürdür, imandan içeri.
Geçer iken, Yunus, şeş oldu dosta,
Ki kaldı kapıda andan içeri...
1.
Ah benim sevgim çiçek örneği
Çarpılmışların kinini yeniler
Beni alnımdan vurmak ister
Saraların iftiraların gençliği
Bilirim geçmektir sevgi
Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden
Çünkü çocuklar geçer
Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden
Zarif vakitlerin seçkin kadınları
Hazırlardı kızlıklarında (doğum)ları
Kaçmakla kurtulamadıkları
Arada uyguladıkları
2.
Çölden farklı olmayan bu korku
Çocukların bu korkudan olur neşeleri
Siyah sepete baktıkça her biri
Sıcak hoşluğunu anlarlar ölmenin
O gün gün ışığından mahrum
Mahrum bırakılmış genç kızlar
Anneleriyle parka çıkarlar
Anneleriyle anneleriyle anneleriyle
Ah benim sevgim çiçek örneği
Çarpılmışların kinini yeniler
Beni alnımdan vurmak ister
Saraların iftiraların gençliği
Bilirim geçmektir sevgi
Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden
Çünkü çocuklar geçer
Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden
Zarif vakitlerin seçkin kadınları
Hazırlardı kızlıklarında (doğum)ları
Kaçmakla kurtulamadıkları
Arada uyguladıkları
2.
Çölden farklı olmayan bu korku
Çocukların bu korkudan olur neşeleri
Siyah sepete baktıkça her biri
Sıcak hoşluğunu anlarlar ölmenin
O gün gün ışığından mahrum
Mahrum bırakılmış genç kızlar
Anneleriyle parka çıkarlar
Anneleriyle anneleriyle anneleriyle
Döngel yutar gölgeleri - içi piliç taşlığı
çoban çocukların bile aldırmadığı
hatta koyunların koyun yavrularını bile
kaale almadığı
küçük turist sürüleri geçerken
Tarihsel bir seyirmeyle
Ali kayası gerilenir heybetlenir
Kendi
Uzak kendi kemiklerinden
En uzak kendi kemiklerinden
İlgisizlikle boyun boyuna yaşanırken
Tanıması birdenini
Kendi birdenini kalabalığın
En dayanıklı topraklarda o yıllarda
Ne tarihler kırıldı ve olurdu ki
Devasa karınlı mağaralar bile
Yılardı
Kendi birdeniyle bir genç insan çocuğu
Ana - baba kemiğinden evaralarına
hatta caddelere bile aralanarak
Bir kırbaçucu atılımayla
Şamlayıp
Binlerce ince çelik pürçüklü patlamalarla
İşte elleri işte duyguları
Görünce çıplak etini
Kavuşmayan giysileri arasından bir meczubun
Kendi birdeni ve bir insan çocuğu
İçaçıcı ışıklar harlı yaldızlar tutuyor başının üzerinde
bizim evin önünden de geçti
bizimle de gözgöze baktı
Sevgili dostum insan kalabalığımız
Diye sözetti bizlerden
O yüzden
Mümkün olduğunca doğurur
bizde kadınlar
çoban çocukların bile aldırmadığı
hatta koyunların koyun yavrularını bile
kaale almadığı
küçük turist sürüleri geçerken
Tarihsel bir seyirmeyle
Ali kayası gerilenir heybetlenir
Kendi
Uzak kendi kemiklerinden
En uzak kendi kemiklerinden
İlgisizlikle boyun boyuna yaşanırken
Tanıması birdenini
Kendi birdenini kalabalığın
En dayanıklı topraklarda o yıllarda
Ne tarihler kırıldı ve olurdu ki
Devasa karınlı mağaralar bile
Yılardı
Kendi birdeniyle bir genç insan çocuğu
Ana - baba kemiğinden evaralarına
hatta caddelere bile aralanarak
Bir kırbaçucu atılımayla
Şamlayıp
Binlerce ince çelik pürçüklü patlamalarla
İşte elleri işte duyguları
Görünce çıplak etini
Kavuşmayan giysileri arasından bir meczubun
Kendi birdeni ve bir insan çocuğu
İçaçıcı ışıklar harlı yaldızlar tutuyor başının üzerinde
bizim evin önünden de geçti
bizimle de gözgöze baktı
Sevgili dostum insan kalabalığımız
Diye sözetti bizlerden
O yüzden
Mümkün olduğunca doğurur
bizde kadınlar
Yüzüme bak
ve yüzümü hırpala
yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak
sen
her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat
yaban, diri memelerinden ısırmak
dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için
çok oldu tepelere vurdum kendimi
bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde
tıraşı uzamış adamlardan
huylarını öğrendim senin.
Mahmur bir tohumdun delikanlı bağrıma.
Ve hatırlıyorum lokavt vardı
bezgin fabrika düdüklerinin
dizlerine yatırılmış olan sabah
senin kalbini kakışlardı
Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar
polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda
patronları kudurtan gazeteler satarlardı.
Ey şehre başaklar:
militan ruhlar ekleyen hayat!
Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken
izmarit toplayan
çocukların üstüne
çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin
bacımı koyvermiyorken şizofreni,
yüzüme bak
ve rahmini bana doğru tekrarla
ben öyle bilirim ki yaşamak
berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır
çünkü biz savaşmasak
anamın giydiği pazen
sofrada böldüğümüz somun
yani ıscacık benekleri çocukluğumun
cılk yaralar halinde;
yayılırlar toprağa
etlerimiz kokar
gökyüzünü kokutur
çünkü biz savaşmasak
Uzak Asya'dan çekik gözlerimiz
Küba'dan kıvırcık sakallarımızla
savaşmasak
güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu'da
Ke san'da, Kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin
ve sen boynunu öperken beni sarhoş
bir okyanusla titreten hayat
sevgilim olur musun.
Ben savaşarak senin
bulanık saçlarından tutp
kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya
dünya
kirletilmez bir inatla dönüyor
altımıza yıldızlar seriliyor
yüzüm suya davranıyor koşaraktan.
ve inzal.
ve yüzümü hırpala
yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak
sen
her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat
yaban, diri memelerinden ısırmak
dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için
çok oldu tepelere vurdum kendimi
bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde
tıraşı uzamış adamlardan
huylarını öğrendim senin.
Mahmur bir tohumdun delikanlı bağrıma.
Ve hatırlıyorum lokavt vardı
bezgin fabrika düdüklerinin
dizlerine yatırılmış olan sabah
senin kalbini kakışlardı
Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar
polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda
patronları kudurtan gazeteler satarlardı.
Ey şehre başaklar:
militan ruhlar ekleyen hayat!
Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken
izmarit toplayan
çocukların üstüne
çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin
bacımı koyvermiyorken şizofreni,
yüzüme bak
ve rahmini bana doğru tekrarla
ben öyle bilirim ki yaşamak
berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır
çünkü biz savaşmasak
anamın giydiği pazen
sofrada böldüğümüz somun
yani ıscacık benekleri çocukluğumun
cılk yaralar halinde;
yayılırlar toprağa
etlerimiz kokar
gökyüzünü kokutur
çünkü biz savaşmasak
Uzak Asya'dan çekik gözlerimiz
Küba'dan kıvırcık sakallarımızla
savaşmasak
güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu'da
Ke san'da, Kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin
ve sen boynunu öperken beni sarhoş
bir okyanusla titreten hayat
sevgilim olur musun.
Ben savaşarak senin
bulanık saçlarından tutp
kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya
dünya
kirletilmez bir inatla dönüyor
altımıza yıldızlar seriliyor
yüzüm suya davranıyor koşaraktan.
ve inzal.
Alçak sesle uçuyor üzerimden
saçları kına yakılmış bir kadının mihrabı
bu gövermiş güz günleri çıldırtır
çileden ve kitaplardan çıkartır insanı
urlar, karınca cesetleri
titreyişlerle örtülür üstüm
merak
bir devrimcinin hazırlığıdır
ve alçacık bir sesle uçar üzerimden
kanser, begonya, ölüm.
Beyaz tülbentler camın arkasında
ve çıkarılmış insan gözleri
kırk batman ağırlığında sahici insan gözleri
bağrına taş basan ana
o ananın ölüsünden kalkan toz
ey acılar gardiyanı, ey güz gündüzleri.
Bir isyankar çetecinin yağmuru altında
kendi kavruk güzelliğimi yumrukluyorum
kulunç gibi giriyor öğleden sonraki cumartesinin
umudum
ki hırçın bir hayvandır durmadan
kalgıtır banknotları, miting alanlarını.
Ve tarçın kokusu ve yorgunluklarla
oturduğumuz evleri tıkayan
merak
bir devrimcinin hazırlığıdır.
Yıkanır bazı bakır dövücüleri çarşılarda
şakırtılarla sürüklenir bazlama açan kadınlar
dibeklerinde inatlarını döven
hınzır umutlarını döven kadınlar şakırtılarla.
Benim harcım değil bir yar sevmek gizliden
her yanım bin türlü merakla dalanmakta
o loş buhur kokuları, analarımız
aşererken toprak yiyen analarımız
yüreğimin palamarlarını çözüyor aya karşı
gökçe sancım zonkluyor bileklerimde
zonkluyor talaşlar, talaşlar
şakağıma vuran balyozun talaşları.
(1965)
saçları kına yakılmış bir kadının mihrabı
bu gövermiş güz günleri çıldırtır
çileden ve kitaplardan çıkartır insanı
urlar, karınca cesetleri
titreyişlerle örtülür üstüm
merak
bir devrimcinin hazırlığıdır
ve alçacık bir sesle uçar üzerimden
kanser, begonya, ölüm.
Beyaz tülbentler camın arkasında
ve çıkarılmış insan gözleri
kırk batman ağırlığında sahici insan gözleri
bağrına taş basan ana
o ananın ölüsünden kalkan toz
ey acılar gardiyanı, ey güz gündüzleri.
Bir isyankar çetecinin yağmuru altında
kendi kavruk güzelliğimi yumrukluyorum
kulunç gibi giriyor öğleden sonraki cumartesinin
umudum
ki hırçın bir hayvandır durmadan
kalgıtır banknotları, miting alanlarını.
Ve tarçın kokusu ve yorgunluklarla
oturduğumuz evleri tıkayan
merak
bir devrimcinin hazırlığıdır.
Yıkanır bazı bakır dövücüleri çarşılarda
şakırtılarla sürüklenir bazlama açan kadınlar
dibeklerinde inatlarını döven
hınzır umutlarını döven kadınlar şakırtılarla.
Benim harcım değil bir yar sevmek gizliden
her yanım bin türlü merakla dalanmakta
o loş buhur kokuları, analarımız
aşererken toprak yiyen analarımız
yüreğimin palamarlarını çözüyor aya karşı
gökçe sancım zonkluyor bileklerimde
zonkluyor talaşlar, talaşlar
şakağıma vuran balyozun talaşları.
(1965)
Dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni
bir yanımı kara çıbanlara saldılar,ıslak
bir yanım hiç ayrılmamıştır,gümeçlerde saklıdır
ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum
ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey
bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak
sözlerimi etime bastırıyorum
içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu
benim bu sası karanlığa zorla,zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu
yeter ki
sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için
sen bir daha beni saçlarınla sıyır
ağdalanmış sevincimi hışırdat,bunu yapabilirsin
çünkü bütün bankalar,silah fabrikaları
her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük
senin sessiz gururunda homurdanan tufanı
hesabetmiş değil
bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını
çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor
belki evet
onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını
solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim
senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet
bakışlar tozlanacak dolukmuş sofalardan
ezikliğin şehveti yayılınca
taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek
iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar
aklımın köşesinden atlılar geçiyor
değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür
ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
hiç bir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
kan değildir dostlarımın çakrışına bulaşan
kan değil,mürekkep lekesi ben bilirim
çünkü birgün gerçekten kan aktığında
ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
karaysam şimdi öfkenin payı vardır karanlığımda
aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam
sözlerim öcalan ağza misvak,iyice anlaşılsın
bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
keşke kan olsa
o zaman
senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe herşeyde biraz kahır
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
bana soru sor artık
beni kurtarma,konuştur
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla.
bir yanımı kara çıbanlara saldılar,ıslak
bir yanım hiç ayrılmamıştır,gümeçlerde saklıdır
ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum
ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey
bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak
sözlerimi etime bastırıyorum
içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu
benim bu sası karanlığa zorla,zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu
yeter ki
sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için
sen bir daha beni saçlarınla sıyır
ağdalanmış sevincimi hışırdat,bunu yapabilirsin
çünkü bütün bankalar,silah fabrikaları
her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük
senin sessiz gururunda homurdanan tufanı
hesabetmiş değil
bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını
çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor
belki evet
onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını
solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim
senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet
bakışlar tozlanacak dolukmuş sofalardan
ezikliğin şehveti yayılınca
taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek
iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar
aklımın köşesinden atlılar geçiyor
değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür
ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
hiç bir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
kan değildir dostlarımın çakrışına bulaşan
kan değil,mürekkep lekesi ben bilirim
çünkü birgün gerçekten kan aktığında
ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
karaysam şimdi öfkenin payı vardır karanlığımda
aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam
sözlerim öcalan ağza misvak,iyice anlaşılsın
bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
keşke kan olsa
o zaman
senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe herşeyde biraz kahır
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
bana soru sor artık
beni kurtarma,konuştur
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla.
Mezarışerif bir Afgan şehridir el atılmaz
Bir nur çadırı oturur ve aklın
Eli yorgundur civarlarında
Rus gözü kapanır açılmaz
Silhlar geceden paslanır
Mezarışerif mezarışerif
Sesimizi bağışlarsan atlar senin olur
Genç adamların ağızları dua kovanı
Ve uzak kardeşlerin toztoprak yırtık ve sarhoş
Bir önceki günlerden mezeler artmış sofralarda durur
Elbiselerin beyaz gömleğin
Mor ayakkabıların
Biraz mahmurluğun katran ısılarından geçirilerek
bedene bağlandığını düğmelerin kuşakların
belkayışlarının bağcıkların yakaların
Hınçla çeşitli hınçlarla çekiştirildiği
Ve evet kalkılıp bakıldığı zaman
Camilerin yıkık bir merdiven gibi ayaklara takıldığı
O uzak karşelerin toztoprak yıkık ve sarhoş
Çünkü bunlar sevdiğin bir canlanmış
Beklediğin bir ilkbahar sancağı değil...
Mezarışerif bir Afgan şehridir
Düşman herşeye dokunur ona dokunamaz
Türbenin yanından geçiyoruz elimiz eğik
Bir an kırık bır bakış fazla bakılmaz gerçeğine
Durup dokunuyoruz çinilerine. Hissimiz acı
Hicret insanlarıyla bir odada oturduk
Kardeşim Rasim ağlamayalım dedi
Çünkü onlar daha kavi
İşte heyecan dolu bir farsça
Anlamaı uçaklar bombalar farkedilmez ağaçlar kuşlar
Mücahit kaya toprak sarınmış
Şimdi Rus başını zırhlısından çıkaracak
Yürekli bir farsça tam alnından vuracak
Bir özbek biliğimizden kavrıyor
- Mezarışerif kendine kafir ynştırmaz
Bize görünmez ama orda
Rus bakar her şeyi asker görür
Bir nur çadırı oturur ve aklın
Eli yorgundur civarlarında
Rus gözü kapanır açılmaz
Silhlar geceden paslanır
Mezarışerif mezarışerif
Sesimizi bağışlarsan atlar senin olur
Genç adamların ağızları dua kovanı
Ve uzak kardeşlerin toztoprak yırtık ve sarhoş
Bir önceki günlerden mezeler artmış sofralarda durur
Elbiselerin beyaz gömleğin
Mor ayakkabıların
Biraz mahmurluğun katran ısılarından geçirilerek
bedene bağlandığını düğmelerin kuşakların
belkayışlarının bağcıkların yakaların
Hınçla çeşitli hınçlarla çekiştirildiği
Ve evet kalkılıp bakıldığı zaman
Camilerin yıkık bir merdiven gibi ayaklara takıldığı
O uzak karşelerin toztoprak yıkık ve sarhoş
Çünkü bunlar sevdiğin bir canlanmış
Beklediğin bir ilkbahar sancağı değil...
Mezarışerif bir Afgan şehridir
Düşman herşeye dokunur ona dokunamaz
Türbenin yanından geçiyoruz elimiz eğik
Bir an kırık bır bakış fazla bakılmaz gerçeğine
Durup dokunuyoruz çinilerine. Hissimiz acı
Hicret insanlarıyla bir odada oturduk
Kardeşim Rasim ağlamayalım dedi
Çünkü onlar daha kavi
İşte heyecan dolu bir farsça
Anlamaı uçaklar bombalar farkedilmez ağaçlar kuşlar
Mücahit kaya toprak sarınmış
Şimdi Rus başını zırhlısından çıkaracak
Yürekli bir farsça tam alnından vuracak
Bir özbek biliğimizden kavrıyor
- Mezarışerif kendine kafir ynştırmaz
Bize görünmez ama orda
Rus bakar her şeyi asker görür
Allah elçilerinden sonra en büyük insana
Bir orman gibi büyür içimde sevmek
İçimde insan bir mahşer gibi kararırken
Ey her suça ortak çıkan kalbim.
Bir orman gibi büyür içimde sevmek
İçimde insan bir mahşer gibi kararırken
Ey her suça ortak çıkan kalbim.
Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım
Bana bunu sessizce anlatıyorlardı
Bir yerde onların yönlerinden
alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
bulvarların geceye vurdukları
çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
bir sürü alışkanlıklar taşıyan
insanlığımızı gülüşü yalnızlar çarşısında
çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
başkası sevsin diye en seçkin yerine
bir şal gezdirirdi
İnsanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla
Bir sen varsın hep saçların ağzın
Bir merdiven hücresinde
uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem
seni sonsuz gelişinle
saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor
eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
davranılmaz üstünde durulmaz
hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem
Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde
durmuş ki bakışın boynun bozgun
üstünden bir nehir geçer gibi
ya gecedir ondan ya bulanık sudan
bir hasta gibi ağrımaktasın
Gelişini aldım onu nasıl harcadım
Denizden bunalıp okyanusa
Selâm çakan vapurun
Sevindik adımına birden parka çekildik
Ve birden nasıl bayram bıyıklı
Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
Eğip başını içlerimden gittiğin zaman
Uzağa bir yolcuya çıkar gibi
Selini üstüme çektin önce
camdan bir mektup dolabının
üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın
başını duvara değdirmiş bir benzetişle
josef ka benzeri bir bakışındı
ya da konuşmayı kesip aman sen
öyle bir gittin ki benimle
Piknik beni sana verdi önce
Gelişen güneş yalnızlıktan bir göze
Eski ellerin
Ve çağlarınla bir şeye uzanmış etin
Ve hançerinle zamana saf durmuş
Son gidişindir bu
Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
zaten hangisi kavak zürafası değil
biri bütün yan odaları bekler
kuşkulu geçer camlardan
ve bırakır yerini bir koridor bekçisine
Haydi sen bütün onlara git benimle
Son sigaramdın
Gidişin antinikotin
Birden bir şey mutlu eşit piyano çalıyor
Elleri iki çeşit durgun
Gerçi çıkmıyor gelenlerin karanlığa duranların
Suya inen sesleri
Tam şimdi denizinle
bir çakıl taşına yaklaşıyor
kuma çok yakın bütün kesitlerinle
bakıyor ve bunalıyorsun
Tam şimdi ipe koşan
beni elleriyle alkışlayan
ağrıyan bir gün geliyor
Bana bunu sessizce anlatıyorlardı
Bir yerde onların yönlerinden
alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
bulvarların geceye vurdukları
çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
bir sürü alışkanlıklar taşıyan
insanlığımızı gülüşü yalnızlar çarşısında
çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
başkası sevsin diye en seçkin yerine
bir şal gezdirirdi
İnsanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla
Bir sen varsın hep saçların ağzın
Bir merdiven hücresinde
uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem
seni sonsuz gelişinle
saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor
eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
davranılmaz üstünde durulmaz
hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem
Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde
durmuş ki bakışın boynun bozgun
üstünden bir nehir geçer gibi
ya gecedir ondan ya bulanık sudan
bir hasta gibi ağrımaktasın
Gelişini aldım onu nasıl harcadım
Denizden bunalıp okyanusa
Selâm çakan vapurun
Sevindik adımına birden parka çekildik
Ve birden nasıl bayram bıyıklı
Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
Eğip başını içlerimden gittiğin zaman
Uzağa bir yolcuya çıkar gibi
Selini üstüme çektin önce
camdan bir mektup dolabının
üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın
başını duvara değdirmiş bir benzetişle
josef ka benzeri bir bakışındı
ya da konuşmayı kesip aman sen
öyle bir gittin ki benimle
Piknik beni sana verdi önce
Gelişen güneş yalnızlıktan bir göze
Eski ellerin
Ve çağlarınla bir şeye uzanmış etin
Ve hançerinle zamana saf durmuş
Son gidişindir bu
Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
zaten hangisi kavak zürafası değil
biri bütün yan odaları bekler
kuşkulu geçer camlardan
ve bırakır yerini bir koridor bekçisine
Haydi sen bütün onlara git benimle
Son sigaramdın
Gidişin antinikotin
Birden bir şey mutlu eşit piyano çalıyor
Elleri iki çeşit durgun
Gerçi çıkmıyor gelenlerin karanlığa duranların
Suya inen sesleri
Tam şimdi denizinle
bir çakıl taşına yaklaşıyor
kuma çok yakın bütün kesitlerinle
bakıyor ve bunalıyorsun
Tam şimdi ipe koşan
beni elleriyle alkışlayan
ağrıyan bir gün geliyor
Şemdinli dağlarının içtim nur çeşmesinden;
Kurtuldum akreplerin ruhumu deşmesinden...
Kurtuldum akreplerin ruhumu deşmesinden...
nigrôdhâ
koskoca bir ağaç görüyorum
ufacık bir tohumda
o ne ağaç ne tohum
om mani padme hum
sidharta buddha
ben bir meyvayım
ağacım âlem
ne ağaç
ne meyva
ben bir denizde eriyorum
om mani padme hum
koskoca bir ağaç görüyorum
ufacık bir tohumda
o ne ağaç ne tohum
om mani padme hum
sidharta buddha
ben bir meyvayım
ağacım âlem
ne ağaç
ne meyva
ben bir denizde eriyorum
om mani padme hum
Ülkedeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlıklardan yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki Yar vardır
Yoktan da vardan da Öte bir var vardır
Hep suç bende değil
Beni yakıp yakan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme
Kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş
Göklerden gelen bir karar vardır
Mezarlıklardan yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki Yar vardır
Yoktan da vardan da Öte bir var vardır
Hep suç bende değil
Beni yakıp yakan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme
Kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş
Göklerden gelen bir karar vardır
Balmumundan bir şehir arkadaşlar ülkesi
İçinde yanar durur yalanın lambaları
Benim hakkımda yalan, senin hakkında yalan
Kapadılar sonunda sana çıkan yolları
Yine de suç benimdir, onların değil benim
Karanlıkları delen bir ışık olamadım
Akıtamadım ayağına gönlümün pınarını
Senin gönül kentine bal ve sütten bir nehir
...
Köle diye mi sattın ayrılık ateşine
Sana köle olmanın değerini bilmeyen
Kendini dev saymanın sonsuz cehennemini
Benliğinde taşıyan gurur sarhoşu beni
Artık yolun uğramaz bilirim toprağıma
Ömrüm yanıp yıkılmış harap ölüm sayfası
Sen orda hakikata çevirirken yalanı
Ah, yalana çevirdim ben burda hakikatı
İçinde yanar durur yalanın lambaları
Benim hakkımda yalan, senin hakkında yalan
Kapadılar sonunda sana çıkan yolları
Yine de suç benimdir, onların değil benim
Karanlıkları delen bir ışık olamadım
Akıtamadım ayağına gönlümün pınarını
Senin gönül kentine bal ve sütten bir nehir
...
Köle diye mi sattın ayrılık ateşine
Sana köle olmanın değerini bilmeyen
Kendini dev saymanın sonsuz cehennemini
Benliğinde taşıyan gurur sarhoşu beni
Artık yolun uğramaz bilirim toprağıma
Ömrüm yanıp yıkılmış harap ölüm sayfası
Sen orda hakikata çevirirken yalanı
Ah, yalana çevirdim ben burda hakikatı
Sıdk ile gir yoluna dildârın
Bezl et ol matlaba cümle varın
Ârif ol görme yüzün ağyârın
Gör cemâlini kadîmi yârin
Zulmet-i gafleti dilden süregör
Aç gözün nûr-ı kadîmi göregör
Kasd edip Hakk-ı yakîne eregör
Tâ kemâle erişe ikrârın
Âkil ol hayr işi ta'cîl eyle
Evliyâ hâlini tahsîl eyle
Fâniyi bâkiye tebdîl eyle
Bî-hisâb assı ede bazârın
Bezl et ol matlaba cümle varın
Ârif ol görme yüzün ağyârın
Gör cemâlini kadîmi yârin
Zulmet-i gafleti dilden süregör
Aç gözün nûr-ı kadîmi göregör
Kasd edip Hakk-ı yakîne eregör
Tâ kemâle erişe ikrârın
Âkil ol hayr işi ta'cîl eyle
Evliyâ hâlini tahsîl eyle
Fâniyi bâkiye tebdîl eyle
Bî-hisâb assı ede bazârın
Sıhhat-ı ebdân ile îmân-ı kâmil var iken
Tâc ü taht ister mi Mevlâ'dan aceb âkil olan
Ni'met-i sıhhat dahi îmân-ı kâmil var iken
Mâl ü mülk ü saltanat ister mi hîç âkil olan
Tâc ü taht ister mi Mevlâ'dan aceb âkil olan
Ni'met-i sıhhat dahi îmân-ı kâmil var iken
Mâl ü mülk ü saltanat ister mi hîç âkil olan
Sır matlaba vâsıl ola
Mevlâ kerem ihsân ede
Kalbe safâ hâsıl ola
Mevlâ kerem ihsân ede
Mevlâ kerem ihsân ede
Kalbe safâ hâsıl ola
Mevlâ kerem ihsân ede
Hırsından ağlıyor sahilde kayalar
Bu ceset dünden beri
Sallanıp duruyor sularda
Sahilde kayalar
Lodos şiddet
Bir hatırlatmayla dövüyor karnını
Değil kumsallara
Güneş altında köpükler yaladıkça
Bir ince tabaka parlak ıslak
Nemli
Hayvansal çağrılarla ürpertici
Kumsalda değil
Şehrin
Kalabalık vapurları geliyor bu iskeleye
İşte şurada o kayalıklar
Korkunç martılar kirli siyah ve iskeleye
Kirli ve herşey var suda
Yıkılan bir dünyadan kopmuş
Şurada bir kalasparçası olacak
Dünden beri
Hantal
İşe yaramaz mı
Kopmuş mu can damrından
Unutulmuş mu
Atılmış değil olamaz da
Sırtüstü yatmış bir kadın göbeğinin üstünde oğlu
Hoplatıp oynatıyor
Hırsından ağlarken sahilde kayalar
Kuvvetli bir başağrısı gibi
Bir ceset bıraktı sahile dalgalar
Bu ceset dünden beri
Sallanıp duruyor sularda
Sahilde kayalar
Lodos şiddet
Bir hatırlatmayla dövüyor karnını
Değil kumsallara
Güneş altında köpükler yaladıkça
Bir ince tabaka parlak ıslak
Nemli
Hayvansal çağrılarla ürpertici
Kumsalda değil
Şehrin
Kalabalık vapurları geliyor bu iskeleye
İşte şurada o kayalıklar
Korkunç martılar kirli siyah ve iskeleye
Kirli ve herşey var suda
Yıkılan bir dünyadan kopmuş
Şurada bir kalasparçası olacak
Dünden beri
Hantal
İşe yaramaz mı
Kopmuş mu can damrından
Unutulmuş mu
Atılmış değil olamaz da
Sırtüstü yatmış bir kadın göbeğinin üstünde oğlu
Hoplatıp oynatıyor
Hırsından ağlarken sahilde kayalar
Kuvvetli bir başağrısı gibi
Bir ceset bıraktı sahile dalgalar
Sohbetüñ mübtelâya sıhhat olur
Bir selâmuñ alan selâmet olur
Câm-ı derdüñle dil huzûr eyler
Râh-ı vasluñla rûh râhat olur
Kâmetüñ cilvesin dirîg itme
Pâdişehler bülend-himmet olur
Komadı dilde gıll u gış mey-i nâb
Ne güzel hâsıyetlü şerbet olur
Câm-ı mey sadr-ı meykede kimine
Tâc-ı devlet serîr-i ‘izzet olur
Mey-i la’l âdeme ziyân itmez
Belki ser-mâye-i sa’âdet olur
Gâh rind-i gedâya feyz irişür
Câm-ı mey meş’al-i hidâyet olur
Tâ’at u ma’siyet ne kim kılsam
Şöyle sanmañ ki bî-irâdet olur
Dûstdan yek işâret ey Bâkî
Câna sad mûcib-i beşâret olur
Bir selâmuñ alan selâmet olur
Câm-ı derdüñle dil huzûr eyler
Râh-ı vasluñla rûh râhat olur
Kâmetüñ cilvesin dirîg itme
Pâdişehler bülend-himmet olur
Komadı dilde gıll u gış mey-i nâb
Ne güzel hâsıyetlü şerbet olur
Câm-ı mey sadr-ı meykede kimine
Tâc-ı devlet serîr-i ‘izzet olur
Mey-i la’l âdeme ziyân itmez
Belki ser-mâye-i sa’âdet olur
Gâh rind-i gedâya feyz irişür
Câm-ı mey meş’al-i hidâyet olur
Tâ’at u ma’siyet ne kim kılsam
Şöyle sanmañ ki bî-irâdet olur
Dûstdan yek işâret ey Bâkî
Câna sad mûcib-i beşâret olur
Öyle bir sokak ki, bu
Her köşede bir kadın;
Geçene, öz yolcusu
Gibi bakar...Anladın...
Ve,kalbin sana sorar:
Bakıp geçmekte ne var?
Sen de her insan kadar
Onlara aşinaydın....
Her köşede bir kadın;
Geçene, öz yolcusu
Gibi bakar...Anladın...
Ve,kalbin sana sorar:
Bakıp geçmekte ne var?
Sen de her insan kadar
Onlara aşinaydın....
Bir çığlık düştü karanlıklardan
Issız denize
Ses beton gibi buz tutuyordu
Bir takım gölgeler gidip geliyordu
Ay ışıkları gidip geliyordu
Deniz yaralı bir tay gibi soluyordu.
Kim bizi çeken ayaklarımızdan
Suyun yumuşaklığına
Yerin katılığına
Göğün karanlığına.
Bir göz bizi denetliyor - bu muhakkak
Bir çığlık boğuluyor denizde - bunu iyi duyuyoruz
Bir ışık kesiyor karanlığı bir ustura ağzında
Bilmediğimizi anlıyoruz
Görmediğimizi seziyoruz
Yeni bir çağa çıkıyoruz saçlarımızdan.
Issız denize
Ses beton gibi buz tutuyordu
Bir takım gölgeler gidip geliyordu
Ay ışıkları gidip geliyordu
Deniz yaralı bir tay gibi soluyordu.
Kim bizi çeken ayaklarımızdan
Suyun yumuşaklığına
Yerin katılığına
Göğün karanlığına.
Bir göz bizi denetliyor - bu muhakkak
Bir çığlık boğuluyor denizde - bunu iyi duyuyoruz
Bir ışık kesiyor karanlığı bir ustura ağzında
Bilmediğimizi anlıyoruz
Görmediğimizi seziyoruz
Yeni bir çağa çıkıyoruz saçlarımızdan.
Sonsuzluk Kervanı,'peşinizde ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim! '
Bastığınız yeri taş taş öpeyim.
Bir kırıntı yeter kereminizden!
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben...
Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
Ufuk, önlerinde bayrak kulesi.
Bu gidenler, Altın Kol Silsilesi;
Ölçüden, ahenkten daha güzeller.
Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!
Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.
Ölmezi bulmaksa biricik niyet;
Bastığınız yerde ebedi hasat.
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat.
Üç ayakla seken topal köpeğim! '
Bastığınız yeri taş taş öpeyim.
Bir kırıntı yeter kereminizden!
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben...
Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
Ufuk, önlerinde bayrak kulesi.
Bu gidenler, Altın Kol Silsilesi;
Ölçüden, ahenkten daha güzeller.
Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!
Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.
Ölmezi bulmaksa biricik niyet;
Bastığınız yerde ebedi hasat.
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat.
Sordum sarı çiçeğe
Benzin neden sarıdır
Çiçek eydür ey derviş
Ahım dağlar eritir
Yine sordum çiçeğe
Sizde ölüm var mıdır
Çiçek eydür ey derviş
Ölümsüz yer var mıdır
Yine sordum çiçeğe
Kışın nerde olursuz
Çiçek eydür ey derviş
Kışın turab oluruz
Yine sordum çiçeğe
Tamuya girer misiz
Çiçek eydür ey derviş
Ol münkirler yeridir
Yine sordum çiçeğe
Uçmağa girer misiz
Çiçek eydür ey derviş
Uçmak adem şehridir
Yine sordum çiçeğe
Gül sizin neniz olur
Çiçek eydür ey derviş
Gül Muhammed teridir
Yine sordum çiçeğe
Ademi bilir misiz
Çiçek eydür ey derviş
Adem binde biridir
Yine sordum çiçeğe
Kırklar'ı bilir misiz
Çiçek eydür ey derviş
Kırklar Allah yaridir
Yine sordum çiçeğe
Rengi nerden alırsız
Çiçek eydür ey derviş
Ay ile gün nurudur
Yine sordum çiçeğe
Boynun neden eğridir
Çiçek eydür ey derviş
Kalbim Hakk'a doğrudur
Yine sordum çiçeğe
Anan atan var mıdır
Çiçek eydür ey derviş
Bu ne aceb sorudur
Yine sordum çiçeğe
Sen Kabe'yi gördün mü
Çiçek eydür ey derviş
Kabe Allah evidir
Yine sordum çiçeğe
Bahçene girsem n'ola
Çiçek eydür ey derviş
Kokla beni geri dur
Yine sordum çiçeğe
Sen Sırat'ı gördün mü
Çiçek eydür ey derviş
Cümlenin ol yoludur
Yine sordum çiçeğe
Gözün niçin yaşlıdır
Çiçek eydür ey derviş
Bağırcığım başlıdır
Yine sordum çiçeğe
Yunus'u bilir misin
Çiçek eydür ey derviş
Yunus Kırklar yaridir
Benzin neden sarıdır
Çiçek eydür ey derviş
Ahım dağlar eritir
Yine sordum çiçeğe
Sizde ölüm var mıdır
Çiçek eydür ey derviş
Ölümsüz yer var mıdır
Yine sordum çiçeğe
Kışın nerde olursuz
Çiçek eydür ey derviş
Kışın turab oluruz
Yine sordum çiçeğe
Tamuya girer misiz
Çiçek eydür ey derviş
Ol münkirler yeridir
Yine sordum çiçeğe
Uçmağa girer misiz
Çiçek eydür ey derviş
Uçmak adem şehridir
Yine sordum çiçeğe
Gül sizin neniz olur
Çiçek eydür ey derviş
Gül Muhammed teridir
Yine sordum çiçeğe
Ademi bilir misiz
Çiçek eydür ey derviş
Adem binde biridir
Yine sordum çiçeğe
Kırklar'ı bilir misiz
Çiçek eydür ey derviş
Kırklar Allah yaridir
Yine sordum çiçeğe
Rengi nerden alırsız
Çiçek eydür ey derviş
Ay ile gün nurudur
Yine sordum çiçeğe
Boynun neden eğridir
Çiçek eydür ey derviş
Kalbim Hakk'a doğrudur
Yine sordum çiçeğe
Anan atan var mıdır
Çiçek eydür ey derviş
Bu ne aceb sorudur
Yine sordum çiçeğe
Sen Kabe'yi gördün mü
Çiçek eydür ey derviş
Kabe Allah evidir
Yine sordum çiçeğe
Bahçene girsem n'ola
Çiçek eydür ey derviş
Kokla beni geri dur
Yine sordum çiçeğe
Sen Sırat'ı gördün mü
Çiçek eydür ey derviş
Cümlenin ol yoludur
Yine sordum çiçeğe
Gözün niçin yaşlıdır
Çiçek eydür ey derviş
Bağırcığım başlıdır
Yine sordum çiçeğe
Yunus'u bilir misin
Çiçek eydür ey derviş
Yunus Kırklar yaridir
Artık beni parktaki ağaç bile anlamıyor
Siyah kedinizin kuyruğunda sallanan zaman
Bir zamanlar sevinçle giyindiğim
Ak bir güvercin kanadı gibi gururla giyindiğim
Temiz ve mavi giysim değil artık.
Yalnız imkansızlığı mı anlatır bir bulut
Yağmaya hazır bekliyorsa gökyüzünde.
Siyah kedinizin kuyruğunda sallanan zaman
Bir zamanlar sevinçle giyindiğim
Ak bir güvercin kanadı gibi gururla giyindiğim
Temiz ve mavi giysim değil artık.
Yalnız imkansızlığı mı anlatır bir bulut
Yağmaya hazır bekliyorsa gökyüzünde.
Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş
Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke
Dikilsen dağların ötesini tutar elin
Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde
Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun
Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde
O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer
Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde
Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni
Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
Bir deli akıl çırpınıyor aramızda
Rızık korkusu can korkusu baş mesele
Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden
O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
Başını eğmiş zalimleri dinlersin
Dersin 'lokmam ellerinde'
Filistin bir sınav kağıdı
Her mü'min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine
Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke
Dikilsen dağların ötesini tutar elin
Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde
Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun
Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde
O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer
Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde
Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni
Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
Bir deli akıl çırpınıyor aramızda
Rızık korkusu can korkusu baş mesele
Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden
O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
Başını eğmiş zalimleri dinlersin
Dersin 'lokmam ellerinde'
Filistin bir sınav kağıdı
Her mü'min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine
Soru
Bir yumak gibi hayat, kör düğümlerle dolu
Ömür süreli sınav, sonsuz meçhul sorulu
Avutmak mı kendini, yumakla kedi gibi?
Uyumak mı, ölmek mi? Yokmu kurtuluş yolu
Cevap
Bulunmaz sorulara raflarda bazen cevap
Bulunmazsa raflarda âleme rahmet kitap
Düğümlenmiş kalplere, şaraptan beter şarap
Mü'min'e nur afitap zümrüt köşklerin holü
Bir yumak gibi hayat, kör düğümlerle dolu
Ömür süreli sınav, sonsuz meçhul sorulu
Avutmak mı kendini, yumakla kedi gibi?
Uyumak mı, ölmek mi? Yokmu kurtuluş yolu
Cevap
Bulunmaz sorulara raflarda bazen cevap
Bulunmazsa raflarda âleme rahmet kitap
Düğümlenmiş kalplere, şaraptan beter şarap
Mü'min'e nur afitap zümrüt köşklerin holü
Söylememek harcısı söylemeğin hasıdır
Söylemeğin harcısı gönüllerin pasıdır
Gönüllerin pasını gel sileyim der isen
Şol sözü söylegil kim sözün hülasasıdır
Kul'il hak-dedi Çalap sözü doğru diyene
Bu gün yalan söyleyen erte utanasıdır
Cümle yaratılmışa bir göz ile bakmayan
Şer'in evliyasıysa hakıykatte asidir
Şeriat haberini şerh ile aydam işit
Şeriat bir gemidir hakıykat deryasıdır
Ol geminin tahtası her nice muhkem ise
Deniz merci kat olsa tahta uşanasıdır
Bundan içeri haber işit aydayım ey yar
Hakiykatin kafiri şer'in evliyasıdır
Biz talip-ilimleriz aşk kitabın okuruz
Çalap müderris bize aşk hod medresesidir
Evliya safa-nazar edeli günden beri
Hasıl oldu yunus'a her ne kim veyasıdır.
Söylemeğin harcısı gönüllerin pasıdır
Gönüllerin pasını gel sileyim der isen
Şol sözü söylegil kim sözün hülasasıdır
Kul'il hak-dedi Çalap sözü doğru diyene
Bu gün yalan söyleyen erte utanasıdır
Cümle yaratılmışa bir göz ile bakmayan
Şer'in evliyasıysa hakıykatte asidir
Şeriat haberini şerh ile aydam işit
Şeriat bir gemidir hakıykat deryasıdır
Ol geminin tahtası her nice muhkem ise
Deniz merci kat olsa tahta uşanasıdır
Bundan içeri haber işit aydayım ey yar
Hakiykatin kafiri şer'in evliyasıdır
Biz talip-ilimleriz aşk kitabın okuruz
Çalap müderris bize aşk hod medresesidir
Evliya safa-nazar edeli günden beri
Hasıl oldu yunus'a her ne kim veyasıdır.
Sözüm el gün için değil
Sevenlere bir söz yeter
Sevdiğimi söylemezsem
Sevmek derdi beni boğar
Taş yürekte ne biter
Dilinden ağu tüter
Nice yumşak söylese
Sözü savaşa benzer
Sevenlere bir söz yeter
Sevdiğimi söylemezsem
Sevmek derdi beni boğar
Taş yürekte ne biter
Dilinden ağu tüter
Nice yumşak söylese
Sözü savaşa benzer
hıncahınç bir stadda
duvarlar merdiverler kapı oyukları
demir rampalar
ve beton çölü toprak.
İnsan kene gibi yapışmış kentine
. sahipsiz kentimizin yapı direklerine ve isteklerine
Görünüşte
beton yiyen beton salgılar
nikel döküyor kundaktaki çocuklar
. daha hızlı gidemez miyiz diye bağırıyor ihtiyarlar
. ölüm niçin bu kadar korkunçlaşıyor herşeyimiz var
Ve tahtalar
otomobil ve gemiler var
Herşey ve herşey yer yuvarlağının
Devrile devrile geldiği noktada
Hıncahınç stadda insanlar ellerini
nereye atsalar belatları
Ceplerinden yeleklerinin diplerinden
Soluk aldıkça genleşen etlerinden
İnsanlar başka başka insanlar ve insanlar ürüyordu
Zahmetsiz ve maça ve haydi maça maça
Bir yara kurdu sarsılmasıyla sarılıp
birbirinin burunlarında ağızlarında
Beyin cılklarında kaynaşıyorlarken
. emanetler zincirinden haberim yoktu ey ay ışığı
sen de mi canlandın ölü hücrelerin
sessiz varlıkların duvarı
Sezilmeden taşınan binlerce yük altında
Ve ezilmiz görünüşlü
Dinç ve saatlerinden emin
Ve dünyayla dolularken
bakın birden
duvarlar yıkılmazdanken
ve tümüyle bir sanem yakapaçası insan kapılmacalığı
ünlüyorken
kent mabetleri
çevreklere çekiyorken
ve yapılar. - kustuklarının ağızlarına döneceğinden
emin
beton sağır ve tahtalar yalnız çok derinde
yaklaşanı gıcırdıyorken
Otomobil ve gemiler nerdeyse
Kendi ve insan kudreti ile gidiyorlarmış gibi
koşuyorken
Ve insan yaradan yokmuş gibi hüzünsüz ve ağlamasız
Habersizliğin kahramanı (1)
Etin atılışlarını
Bayıltan boşalışlar için kamçılıyorken ha
kamçılıyorken
Başıdolu koşumunu kulağın kanın
Ve denetsiz kapanışını gözün parlatıyorken
İşaretleri geldi
Sessiz ve kımıltısız halek oldular:
Herşey
Ve herşeyi elin dokunabilirliğinin
Ve korkuyla tanınabilirliğin
Ve gözün görebilirliğinin
Ve şeyi kulağın işitebilirliğinin
Ve tadabilirliğiyle dilin
Ve aktığı düzlükler ağzın
Sessiz kımıltısız boyun eğerek çekiliyordu
Taş emir alıyor eğiliyor boyun eğiyor
et emir alıyor bilmediğin seslerden boyun eğiyor
Ve 'zaman' onlarla birlikte tavralan
Dünyanın döne devrile geldiği noktada
Hıncahınç bir stadda
Bitiverdi eşya
Ve dünya dostluğu
Geldikleri olmayan insan kalabalığı şimdi
Ortadaydı
O babanın elinden tutup getirdiği on yaşlarındaki
çocuk
Çağırdığını işitti ve gitti
Ve bütün buluğa ermemişler çağrıldılar
Onların gidişinden müthiş bir kaygı doğdu
kalanlar için
Kurt dalan hayvan kalabalığı gibi kabardı insan
kalabalığı
Ve ileri gidemediler yoktu
Geri gidemediler yoktu
Ne ev ne eve konan kadın
Ve ne anmadan açılıp hamdsiz kapanan sofra
Ne iş ne masa
Ne arttıkça azan ur gibi onurmaz gelir
Ne emek'e zulmeden banka patron işçi işsiz
Ne çarşı alışveriş ne haftanın günleri ne takvim ne
zaman
Ne loca ne aslan kulüb ikbali dünya
Ne televizyon
Ne fahişe kolaylaması
Ne iyilik hevesi ne aşk
Ne kadının istekle çağıran uydusu
Ne erkeğin bağırmalarla varışı
Çoğu alabildiğine koşuyordu yönlere
Ve doğu yoktu ve batı yoktu
Ve güney ve kuzey yoktu
Belki varırız diyorlardı oysa
'nereden' 'nereye'de yoktu
(kadınlar hamile kadınlar asla
çocuklar için kavranır mutluluklar dolu
köşeler ağaçlar izinler)
Stadiler var mı yok mu bilemedikleri çoğalmayan
bitmeyen pürüzsüz
gölgesiz
ve beşerin tanımadığı bir idrakle
Apaçık ve kesin
Biliyorlardı
. bilmemek elde değil uyumadan asla
uyuyamadan
zira beyinlerinin içine bildiriyordu
etlerinin acıyı duyabileceği ve bu mutlaktı
evet sokakta
günübirlik bir anda
ağrıyı duyabilirdik ve kaçamazdık ondan
duyuyorlardı karşılarında içlerinde herşeylerinde
ve azap yaklaşıyordu onlara
ve hiçbirşey karşı durmuyordu bana
Şehvet ve erkeğin çekip unutturması
Şehvet ve kadının unutturması
Ne ölüm korkusu
Ne de 'inandık' demek o anda
servetölümuyku
alındı onlardan
ayrıcalıksız tümü
delirebilmeyi dilerdi kurtuluş bilirdi
alındı onlardan
Ve uyku
Alkol afyon onlar
Ot
Ve intihar alındı onlardan
Çünkü ölüm alındı onlardan
Yalnız idrak sonsuz beyaz ve net
Ve yalnız acı vardı ortada
Işık yılları boyunda
daha ilk basamağında acının
kızgın çöllerde
aç biilaç ölürkenden daha sert
O ılık serin şerbet tadındaki ilk basamağında acının
Herbiri
En yakınını bile vurmaya hazır
Birnebze uyku için
(Martı
Açık iri kanatlarını vurmadan
uçurumun üzerinde
Rüzgara yatıp süzülerek
Tadı hoş bir gerçeği içmektedir
Bulut namütenahi
Kelebeksiz
Kentin üzerinde biriken sislerden
Evlerden birşeyler beklemekte
Sultan Ahmet
Ayasofya
Ortada Beyazıt Kulesi)
______________________________
(1) açık sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözleri açan sözler gelmişti
bilenler için
onlarsa sözleri değil
tahtaları bile
yıkılmazdan önce ağlayan
anlamayan olmuşlardı.
duvarlar merdiverler kapı oyukları
demir rampalar
ve beton çölü toprak.
İnsan kene gibi yapışmış kentine
. sahipsiz kentimizin yapı direklerine ve isteklerine
Görünüşte
beton yiyen beton salgılar
nikel döküyor kundaktaki çocuklar
. daha hızlı gidemez miyiz diye bağırıyor ihtiyarlar
. ölüm niçin bu kadar korkunçlaşıyor herşeyimiz var
Ve tahtalar
otomobil ve gemiler var
Herşey ve herşey yer yuvarlağının
Devrile devrile geldiği noktada
Hıncahınç stadda insanlar ellerini
nereye atsalar belatları
Ceplerinden yeleklerinin diplerinden
Soluk aldıkça genleşen etlerinden
İnsanlar başka başka insanlar ve insanlar ürüyordu
Zahmetsiz ve maça ve haydi maça maça
Bir yara kurdu sarsılmasıyla sarılıp
birbirinin burunlarında ağızlarında
Beyin cılklarında kaynaşıyorlarken
. emanetler zincirinden haberim yoktu ey ay ışığı
sen de mi canlandın ölü hücrelerin
sessiz varlıkların duvarı
Sezilmeden taşınan binlerce yük altında
Ve ezilmiz görünüşlü
Dinç ve saatlerinden emin
Ve dünyayla dolularken
bakın birden
duvarlar yıkılmazdanken
ve tümüyle bir sanem yakapaçası insan kapılmacalığı
ünlüyorken
kent mabetleri
çevreklere çekiyorken
ve yapılar. - kustuklarının ağızlarına döneceğinden
emin
beton sağır ve tahtalar yalnız çok derinde
yaklaşanı gıcırdıyorken
Otomobil ve gemiler nerdeyse
Kendi ve insan kudreti ile gidiyorlarmış gibi
koşuyorken
Ve insan yaradan yokmuş gibi hüzünsüz ve ağlamasız
Habersizliğin kahramanı (1)
Etin atılışlarını
Bayıltan boşalışlar için kamçılıyorken ha
kamçılıyorken
Başıdolu koşumunu kulağın kanın
Ve denetsiz kapanışını gözün parlatıyorken
İşaretleri geldi
Sessiz ve kımıltısız halek oldular:
Herşey
Ve herşeyi elin dokunabilirliğinin
Ve korkuyla tanınabilirliğin
Ve gözün görebilirliğinin
Ve şeyi kulağın işitebilirliğinin
Ve tadabilirliğiyle dilin
Ve aktığı düzlükler ağzın
Sessiz kımıltısız boyun eğerek çekiliyordu
Taş emir alıyor eğiliyor boyun eğiyor
et emir alıyor bilmediğin seslerden boyun eğiyor
Ve 'zaman' onlarla birlikte tavralan
Dünyanın döne devrile geldiği noktada
Hıncahınç bir stadda
Bitiverdi eşya
Ve dünya dostluğu
Geldikleri olmayan insan kalabalığı şimdi
Ortadaydı
O babanın elinden tutup getirdiği on yaşlarındaki
çocuk
Çağırdığını işitti ve gitti
Ve bütün buluğa ermemişler çağrıldılar
Onların gidişinden müthiş bir kaygı doğdu
kalanlar için
Kurt dalan hayvan kalabalığı gibi kabardı insan
kalabalığı
Ve ileri gidemediler yoktu
Geri gidemediler yoktu
Ne ev ne eve konan kadın
Ve ne anmadan açılıp hamdsiz kapanan sofra
Ne iş ne masa
Ne arttıkça azan ur gibi onurmaz gelir
Ne emek'e zulmeden banka patron işçi işsiz
Ne çarşı alışveriş ne haftanın günleri ne takvim ne
zaman
Ne loca ne aslan kulüb ikbali dünya
Ne televizyon
Ne fahişe kolaylaması
Ne iyilik hevesi ne aşk
Ne kadının istekle çağıran uydusu
Ne erkeğin bağırmalarla varışı
Çoğu alabildiğine koşuyordu yönlere
Ve doğu yoktu ve batı yoktu
Ve güney ve kuzey yoktu
Belki varırız diyorlardı oysa
'nereden' 'nereye'de yoktu
(kadınlar hamile kadınlar asla
çocuklar için kavranır mutluluklar dolu
köşeler ağaçlar izinler)
Stadiler var mı yok mu bilemedikleri çoğalmayan
bitmeyen pürüzsüz
gölgesiz
ve beşerin tanımadığı bir idrakle
Apaçık ve kesin
Biliyorlardı
. bilmemek elde değil uyumadan asla
uyuyamadan
zira beyinlerinin içine bildiriyordu
etlerinin acıyı duyabileceği ve bu mutlaktı
evet sokakta
günübirlik bir anda
ağrıyı duyabilirdik ve kaçamazdık ondan
duyuyorlardı karşılarında içlerinde herşeylerinde
ve azap yaklaşıyordu onlara
ve hiçbirşey karşı durmuyordu bana
Şehvet ve erkeğin çekip unutturması
Şehvet ve kadının unutturması
Ne ölüm korkusu
Ne de 'inandık' demek o anda
servetölümuyku
alındı onlardan
ayrıcalıksız tümü
delirebilmeyi dilerdi kurtuluş bilirdi
alındı onlardan
Ve uyku
Alkol afyon onlar
Ot
Ve intihar alındı onlardan
Çünkü ölüm alındı onlardan
Yalnız idrak sonsuz beyaz ve net
Ve yalnız acı vardı ortada
Işık yılları boyunda
daha ilk basamağında acının
kızgın çöllerde
aç biilaç ölürkenden daha sert
O ılık serin şerbet tadındaki ilk basamağında acının
Herbiri
En yakınını bile vurmaya hazır
Birnebze uyku için
(Martı
Açık iri kanatlarını vurmadan
uçurumun üzerinde
Rüzgara yatıp süzülerek
Tadı hoş bir gerçeği içmektedir
Bulut namütenahi
Kelebeksiz
Kentin üzerinde biriken sislerden
Evlerden birşeyler beklemekte
Sultan Ahmet
Ayasofya
Ortada Beyazıt Kulesi)
______________________________
(1) açık sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözleri açan sözler gelmişti
bilenler için
onlarsa sözleri değil
tahtaları bile
yıkılmazdan önce ağlayan
anlamayan olmuşlardı.
Taşlanan kadınlar yankır
girdap duvarda ve sırları çözük aynalar
bir aynanın civarda hayvan otlağındaki benzeri
yüzler kuyuya inen gözü terkeder
sıcaktır orfe yaklaşır
kavalsız ve çılgınca döner kaderine bir kez daha bakar
açlığa üşümeye kartalın alnında duran yıldıza
bir kere daha daha yalnızlığa
kati ve aşk geçerliliğini ortaya koyarak
ulusal ve benci iki çingene arasında
bir kere daha yalnızlığa
atılarak
Yerin içinde yüzlerle hücum
bütün özentili yekinmelere doğru karşı
bütün nedensiz gençliklere doğru karşı
bütün...............doğru karşı
aç olan karın
soylu olan yoksulluk
ve mızrakla gelen alın
yerin gezisinde insan vardır
ağulu bir diş put taşında
doğacak çocukların toplandığı çadır taşında
ava çıkmıştır
Aşk tunç çekmiştir bizle olan sırttına
birbirini çaresiz bırakan çehrelerin
yaralı ceylanı bulup tepindiği
(Fırat birden bire kaybolur bir mağarada)
sevenin kurbanla alınıp kurbanla ödendiği
güneşin aşktan sudan ve topraktan
daha hızlı yöneldiği
raskolnikof
müthiş bir iman ağrısı çekmektedir.
Güvercinler toplandı sofralar kuruldu
Ağaçlar bahçede kızgın güneşle çatıldı
Elma tadları ağır ayrılık tadları
Yalnızlıkla toprağa savruldu
Katerin açık kollarıyla yaklaştı üç tuzaklı odalarıyla
mükemmel bir karpuza yaslanmak
suya çağrılmak
bir de içindeki ziynetleri hor görmek iyice
oysa güneş ağırlaşsın siyah saçımız uzayan başımızda
alnımızın dibinde kalsın seçkin ve Horasanı kayıran
gözlerimiz
Hiç akla gelmedi
Beraber kırları hüznü atmaya yarayan bir annenin
dallara takılıp ağrıyan yaralarıyla yattığı
gerçekten canlı göğsü boğucu çaylarıyla
akşam suyunda bir sütun mermer içmiş
her erkeğe bir yılan üfürmüş
2
Ciğerlerde ölüm akar
Çeşme
İnsan hesapsız çocuk üfürük
kendinde olmayan gürz kapanan ayna
mektep taze ekmek dilimi zeytinin içindeki bağırgan
ölüm
sıkışmış aramıza
sandalyenin dibinde mi
dudak sıcak çay bardağına kapanırken
salıncak onunla içten içe anlaşma
cevizin ipi tıtan çocuğu kayıran dallarında
yeşil yaprakta veba
ölüm evin hangi bilinmezinde ya da açıkca
küçük kardeşin avucunda mı
uzak insan sahillerine
kelimeyi dolanan dillere
taşıdılar zeytin
kahvaltı ve zeytin
sofrada üç büyük zeytin üç kanlı bakış
Ölünün ağzına zeytin kondu
şiş dudakların arasına
sonra geniş omuz yaralarında
adamlar kırılan camlar taktılar
3
İnanç yiğit ev sorardı bulup konaklardı
Kanlı göz ufuk tarardı
Cürümlü başta her geyik akışında
Örtülür dudaklar çünkü kalbe çarpılırlar
el gezer tenhaları dolanır ufak tüyler
ve tüyler ki ateşle diklenirler
kendi namlarına egemen olarak
üşüme kabarcıkları tad kabarcıkları
ürpermelerle unutkanlık
yerin bir zaferle doğrulması cürme katık olarak
dantel kalb vurması su kapları
ıslak naylon örtü ve ıslak cimrilikle
ustalıkla yaprağa ilave peçete
yorgun ve evvelden haber
sonra saralar
sıradadırlar
Kapılar baskıyla kapalıdır
onlar yontup hamam kapılarını
kulaklara ses kutuları
Ormanlar avazlarıyla parke taşlar
Kurtlar
Yıldırım
Avizeler
Orada köşelere düşler yerleşir yatakları kollar
Uyku canavar kıvrımlı batarlı saldırır
Ev tilkiyle sarılır kuşatılır
Yorgun bir masal uzakta kaybolur
Kulaklarına yosun ve balık biriken çocuklar
Toprağın rengine katılan
Hızla yorgana atılan
Göğsümüze sırtımızaateş bastıran
Örtünen çıldıran çocuklar
La onlarla alev açıyor her yanımız
Anlaşalım
4
Denizde büyüyen av hayvanı
suları derin denizleri boyıyan mürekkep hayvanı
uzatır gözlerini ince çalgılar içinde şavaşlarla
tiz sesli yuvarlak ağızlarıyla
bu kez bu alçıyı donduranla
kapalı denizlere kapılıp açık okyanusta
kayalardan inen hızlı koşan bağırlar
ayakta durlar
KALKlar
oturun babamı
ben güvercin saçlı çocuktum
buzlardan başlayıp vurdular
dağların yabani timsahında
sanatın fiziksel geçerliliğe kadar
vurdular
babam up uzun yatandı kumda
ölü ve uzaması birden duran saçlarıyla
çünkü öylesine kendi ölümü
başını yastıklardan kaçıran uykulu başınıcümle odalardan
hep kumlar vardı çünkü uykuya yaklaşırken
üzülecek ve sevinç duyacak yerlerde
dudakların içinde kulak yollarında
adamın öldürülüş sesi
sofadan sokak kapısından
pencereden kumluğa okyanusa
ahrete olan dostluğumuza yakınlığımıza
girdap duvarda ve sırları çözük aynalar
bir aynanın civarda hayvan otlağındaki benzeri
yüzler kuyuya inen gözü terkeder
sıcaktır orfe yaklaşır
kavalsız ve çılgınca döner kaderine bir kez daha bakar
açlığa üşümeye kartalın alnında duran yıldıza
bir kere daha daha yalnızlığa
kati ve aşk geçerliliğini ortaya koyarak
ulusal ve benci iki çingene arasında
bir kere daha yalnızlığa
atılarak
Yerin içinde yüzlerle hücum
bütün özentili yekinmelere doğru karşı
bütün nedensiz gençliklere doğru karşı
bütün...............doğru karşı
aç olan karın
soylu olan yoksulluk
ve mızrakla gelen alın
yerin gezisinde insan vardır
ağulu bir diş put taşında
doğacak çocukların toplandığı çadır taşında
ava çıkmıştır
Aşk tunç çekmiştir bizle olan sırttına
birbirini çaresiz bırakan çehrelerin
yaralı ceylanı bulup tepindiği
(Fırat birden bire kaybolur bir mağarada)
sevenin kurbanla alınıp kurbanla ödendiği
güneşin aşktan sudan ve topraktan
daha hızlı yöneldiği
raskolnikof
müthiş bir iman ağrısı çekmektedir.
Güvercinler toplandı sofralar kuruldu
Ağaçlar bahçede kızgın güneşle çatıldı
Elma tadları ağır ayrılık tadları
Yalnızlıkla toprağa savruldu
Katerin açık kollarıyla yaklaştı üç tuzaklı odalarıyla
mükemmel bir karpuza yaslanmak
suya çağrılmak
bir de içindeki ziynetleri hor görmek iyice
oysa güneş ağırlaşsın siyah saçımız uzayan başımızda
alnımızın dibinde kalsın seçkin ve Horasanı kayıran
gözlerimiz
Hiç akla gelmedi
Beraber kırları hüznü atmaya yarayan bir annenin
dallara takılıp ağrıyan yaralarıyla yattığı
gerçekten canlı göğsü boğucu çaylarıyla
akşam suyunda bir sütun mermer içmiş
her erkeğe bir yılan üfürmüş
2
Ciğerlerde ölüm akar
Çeşme
İnsan hesapsız çocuk üfürük
kendinde olmayan gürz kapanan ayna
mektep taze ekmek dilimi zeytinin içindeki bağırgan
ölüm
sıkışmış aramıza
sandalyenin dibinde mi
dudak sıcak çay bardağına kapanırken
salıncak onunla içten içe anlaşma
cevizin ipi tıtan çocuğu kayıran dallarında
yeşil yaprakta veba
ölüm evin hangi bilinmezinde ya da açıkca
küçük kardeşin avucunda mı
uzak insan sahillerine
kelimeyi dolanan dillere
taşıdılar zeytin
kahvaltı ve zeytin
sofrada üç büyük zeytin üç kanlı bakış
Ölünün ağzına zeytin kondu
şiş dudakların arasına
sonra geniş omuz yaralarında
adamlar kırılan camlar taktılar
3
İnanç yiğit ev sorardı bulup konaklardı
Kanlı göz ufuk tarardı
Cürümlü başta her geyik akışında
Örtülür dudaklar çünkü kalbe çarpılırlar
el gezer tenhaları dolanır ufak tüyler
ve tüyler ki ateşle diklenirler
kendi namlarına egemen olarak
üşüme kabarcıkları tad kabarcıkları
ürpermelerle unutkanlık
yerin bir zaferle doğrulması cürme katık olarak
dantel kalb vurması su kapları
ıslak naylon örtü ve ıslak cimrilikle
ustalıkla yaprağa ilave peçete
yorgun ve evvelden haber
sonra saralar
sıradadırlar
Kapılar baskıyla kapalıdır
onlar yontup hamam kapılarını
kulaklara ses kutuları
Ormanlar avazlarıyla parke taşlar
Kurtlar
Yıldırım
Avizeler
Orada köşelere düşler yerleşir yatakları kollar
Uyku canavar kıvrımlı batarlı saldırır
Ev tilkiyle sarılır kuşatılır
Yorgun bir masal uzakta kaybolur
Kulaklarına yosun ve balık biriken çocuklar
Toprağın rengine katılan
Hızla yorgana atılan
Göğsümüze sırtımızaateş bastıran
Örtünen çıldıran çocuklar
La onlarla alev açıyor her yanımız
Anlaşalım
4
Denizde büyüyen av hayvanı
suları derin denizleri boyıyan mürekkep hayvanı
uzatır gözlerini ince çalgılar içinde şavaşlarla
tiz sesli yuvarlak ağızlarıyla
bu kez bu alçıyı donduranla
kapalı denizlere kapılıp açık okyanusta
kayalardan inen hızlı koşan bağırlar
ayakta durlar
KALKlar
oturun babamı
ben güvercin saçlı çocuktum
buzlardan başlayıp vurdular
dağların yabani timsahında
sanatın fiziksel geçerliliğe kadar
vurdular
babam up uzun yatandı kumda
ölü ve uzaması birden duran saçlarıyla
çünkü öylesine kendi ölümü
başını yastıklardan kaçıran uykulu başınıcümle odalardan
hep kumlar vardı çünkü uykuya yaklaşırken
üzülecek ve sevinç duyacak yerlerde
dudakların içinde kulak yollarında
adamın öldürülüş sesi
sofadan sokak kapısından
pencereden kumluğa okyanusa
ahrete olan dostluğumuza yakınlığımıza
Bir haman ki, arınma gayesinden şahaser;
Arınmışların yeri, Cennette nurlu Kevser.
Arınmışların yeri, Cennette nurlu Kevser.
Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce;
Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.
Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.
İnsanlar habersizken yolların verâsından,
Gökle toprak arası su şaşmaz mecrasından.
Gökle toprak arası su şaşmaz mecrasından.
Su kesiksiz kareket, zikir, ahenk, şırıltı;
Akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı..
Akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı..
Kâh susar, kâh çırpınır, kâh ürperir, kâh çağlar;
Su, eşyayı kemiren küfe ve pasa ağlar.
Su, eşyayı kemiren küfe ve pasa ağlar.
Su bir şekil üstü ruh, kalıplarda gizlenen;
Yerde kire battımı, bulutta temizlenen...
Yerde kire battımı, bulutta temizlenen...
Bu dünya insanlığa manevî hamam olsa;
Her rengiyle insanlık tek renkte tamam olsa...
Her rengiyle insanlık tek renkte tamam olsa...
Su duadır, yakarış, berraklık, saffet;
Onu madeni gökte altınlar gibi sarfet!
Onu madeni gökte altınlar gibi sarfet!
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
vermez.)
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden
benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
getirir.)
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim
yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile
mahvetsin) , boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi,
gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
uğraşsa yine de) gubârî (yazı) sını, senin yüzündeki
tüylere benzetemez.)
Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim
ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek
dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)
Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su
(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan
bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su
vermek hayırlı bir iştir.)
İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su
(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste
ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır,
söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)
Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su
içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum,
sofular da kevser istiyorlar.)
Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su
(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin
bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş
salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)
Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden
kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere
bırakamam.)
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su
(Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem,
öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla
sevgiliye su sunun.)
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık
ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi
(yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından)
kurtarabilir.)
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su
(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül
efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek
istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül
dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını
değiştirmesi gerekir.)
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su
(Su Hz. Muhammed'in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli
ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça
göstermiştir.)
Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su
(İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz.
Muhammed'in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su
serpmiştir.)
Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını
tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su
meydana çıkarmıştır.)
Mu'cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su
(Hz. Peygamberimiz'in mûcizeleri dünyada uçsuz
bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o
mucizelerden) , ateşe tapan kâfirlerin binlerce
mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)
Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr'a su
(Mihnet günü Ensâr'a parmağından su verdiğini (bir
mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse
hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-
ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su,
düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan)
yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su
damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan
taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık
salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da
olsa o eşikten dönmez.)
Zikr-i na'tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su
(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek
için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na'tının
zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine)
derman bilirler.)
Yâ Habîballah yâ Hayre'l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
(Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!
Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp
dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)
Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc'da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
(Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin
çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)
Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa,
güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel
su iner.)
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış,
(ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden
ümitliyim.)
Yümn-i na'tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü şeh-vâra su
(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî'nin (alelâde)
sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su
(damlası) gibi birer inci olmuştur.)
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan
düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su
(gözyaşı) döktüğü zaman,)
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat
çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını
ummaktayım.)
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
vermez.)
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden
benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
getirir.)
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim
yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile
mahvetsin) , boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi,
gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
uğraşsa yine de) gubârî (yazı) sını, senin yüzündeki
tüylere benzetemez.)
Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim
ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek
dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)
Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su
(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan
bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su
vermek hayırlı bir iştir.)
İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su
(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste
ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır,
söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)
Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su
içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum,
sofular da kevser istiyorlar.)
Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su
(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin
bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş
salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)
Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden
kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere
bırakamam.)
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su
(Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem,
öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla
sevgiliye su sunun.)
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık
ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi
(yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından)
kurtarabilir.)
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su
(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül
efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek
istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül
dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını
değiştirmesi gerekir.)
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su
(Su Hz. Muhammed'in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli
ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça
göstermiştir.)
Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su
(İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz.
Muhammed'in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su
serpmiştir.)
Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını
tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su
meydana çıkarmıştır.)
Mu'cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su
(Hz. Peygamberimiz'in mûcizeleri dünyada uçsuz
bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o
mucizelerden) , ateşe tapan kâfirlerin binlerce
mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)
Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr'a su
(Mihnet günü Ensâr'a parmağından su verdiğini (bir
mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse
hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-
ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su,
düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan)
yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su
damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan
taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık
salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da
olsa o eşikten dönmez.)
Zikr-i na'tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su
(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek
için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na'tının
zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine)
derman bilirler.)
Yâ Habîballah yâ Hayre'l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
(Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!
Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp
dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)
Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc'da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
(Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin
çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)
Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa,
güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel
su iner.)
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış,
(ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden
ümitliyim.)
Yümn-i na'tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü şeh-vâra su
(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî'nin (alelâde)
sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su
(damlası) gibi birer inci olmuştur.)
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan
düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su
(gözyaşı) döktüğü zaman,)
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat
çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını
ummaktayım.)
Saçma ey göz, gözyaşımdan gönlümdeki ateşe su
Çünki bu denli tutuşan ateşe olmaz çâre su
Bu renk gök kubbenin rengi mi bilemem
Yoksa akan gözyaşlarımın rengi mi bu su
Keskin bakışlarından gönlüm olsa parça parça
Çünki zamanla parçalar yarar taşı bile su
Korkuyla söyler gönül, ok kirpiklerinin sözünü
İhtiyât ile içer her kimde olsa yara su
Bahçıvan sulamak için gülşeni çekmesin zahmet
Bir gül açılmaz yüzün gibi, bin güle verse su
Senin yüzüne benzer bir hat çizemez hattat
Kağıda bakmaktan inse gözlerine kara su
Yanağını hatırlarken kirpiklerim ıslansa ne olur
Boşa değil gül temennisiyle dikene vermek su
Gam günü esirgeme hasta gönlüme bakışlarını
Sevapdır vermek karanlık gecede hastaya su
Gönül! Bir bakışınla, dindir ayrılık hasretimi
Susuzum bir kez bu sahrâda benim için ara su
Zahidler Kevseri arzular, ben senin dudağını
Sarhoşa şarab içmek hoş gelir ayığa su
Senin Ravzana her dem durmadan akmakta
Âşık olmuş galibâ o hoş endamlı dosta su
Toprak olup su yolunu tutsam Ravza’ndan
Çünkü rakîbimdir orası akmasın o yana su
Onun elini öpemeden ölürsem eğer dostlar
Testi yapın toprağımı sunun onunla yâra su
Servi serkeşlik ederse kumrunun niyazına
Gidip ayağına vazgeçirsin yalvararak su
İçmek ister bülbülün kanını meğer bir hile ile
Gül budağının mizacına girip de kurtara su
Pak fıtratını aşikar kılmış ehl-i âleme
Tâbi olmuş Ahmed-i Muhtâr’ın yoluna su
İnsanlığın gerçek efendisi seçkin inci deryası
Onun mucizeleri kötülerin ateşine döker su
Kılmak için tâze o nübüvvet gül bahçesini
Mucizendendir ki akıtılmış sert taştan su
Mucizen bir sonsuz derya imiş bu alemde
Yetmiş ondan binlerce âteşperst hanesine su
Hayret ile parmağın ısırır kim işitse bunu
Parmağından verdiğin şiddet günü Ensâr’a su
Dostu yılan zehiri içse olur ona âb-ı hayât
Düşmanı su içse yılan zehrine döner su
Değince damlası, dalgalanır bin rahmet deryası
Abdest almak için serpilince gül yanağa su
Ayağının tozuna varmak için hiç durmadan
Başını taşdan taşa vurup gezer âvâre su
Zerre zerre eşiğinin toprağına ister salmak nûr
Dönmez ol dergâhdan olsa bile paramparça su
Zikri na’tının tekrarını dermân bilir günahkâr
Kimi sarhoş ayılmak için yüzüne serper su
Yâ Habîballah yâ Hayru’l beşer âşıkınım
Yanıp dudağı kurumuşlar ister bir damla su
Sensin o Mirac gecesinde keramet deryası
Feyzinin damlası yetermiş sabit ve seyyara su
Güneş çeşmesinden halka halka feyz iner
Lazım olsa kabrini tazeleyen mimâra su
Korku salmış cehennem ateşi yanık gönlüme
Var ümîdim ihsan bulutundan serpe o nâra su
Seni överek inciye dönmüş Fuzûlî sözleri
Nisan yağmurundan olmuş birer inci su
Mahşer günü gaflet uykusundan uyanıp
Gözyaşına hasret uykusuz göz dökünce su
Ümidim odur ki mahrum olmayım mahşerde
Vuslat çeşmesinden vere susamış bana su
Düzenleme: Osman Gerçek
Çünki bu denli tutuşan ateşe olmaz çâre su
Bu renk gök kubbenin rengi mi bilemem
Yoksa akan gözyaşlarımın rengi mi bu su
Keskin bakışlarından gönlüm olsa parça parça
Çünki zamanla parçalar yarar taşı bile su
Korkuyla söyler gönül, ok kirpiklerinin sözünü
İhtiyât ile içer her kimde olsa yara su
Bahçıvan sulamak için gülşeni çekmesin zahmet
Bir gül açılmaz yüzün gibi, bin güle verse su
Senin yüzüne benzer bir hat çizemez hattat
Kağıda bakmaktan inse gözlerine kara su
Yanağını hatırlarken kirpiklerim ıslansa ne olur
Boşa değil gül temennisiyle dikene vermek su
Gam günü esirgeme hasta gönlüme bakışlarını
Sevapdır vermek karanlık gecede hastaya su
Gönül! Bir bakışınla, dindir ayrılık hasretimi
Susuzum bir kez bu sahrâda benim için ara su
Zahidler Kevseri arzular, ben senin dudağını
Sarhoşa şarab içmek hoş gelir ayığa su
Senin Ravzana her dem durmadan akmakta
Âşık olmuş galibâ o hoş endamlı dosta su
Toprak olup su yolunu tutsam Ravza’ndan
Çünkü rakîbimdir orası akmasın o yana su
Onun elini öpemeden ölürsem eğer dostlar
Testi yapın toprağımı sunun onunla yâra su
Servi serkeşlik ederse kumrunun niyazına
Gidip ayağına vazgeçirsin yalvararak su
İçmek ister bülbülün kanını meğer bir hile ile
Gül budağının mizacına girip de kurtara su
Pak fıtratını aşikar kılmış ehl-i âleme
Tâbi olmuş Ahmed-i Muhtâr’ın yoluna su
İnsanlığın gerçek efendisi seçkin inci deryası
Onun mucizeleri kötülerin ateşine döker su
Kılmak için tâze o nübüvvet gül bahçesini
Mucizendendir ki akıtılmış sert taştan su
Mucizen bir sonsuz derya imiş bu alemde
Yetmiş ondan binlerce âteşperst hanesine su
Hayret ile parmağın ısırır kim işitse bunu
Parmağından verdiğin şiddet günü Ensâr’a su
Dostu yılan zehiri içse olur ona âb-ı hayât
Düşmanı su içse yılan zehrine döner su
Değince damlası, dalgalanır bin rahmet deryası
Abdest almak için serpilince gül yanağa su
Ayağının tozuna varmak için hiç durmadan
Başını taşdan taşa vurup gezer âvâre su
Zerre zerre eşiğinin toprağına ister salmak nûr
Dönmez ol dergâhdan olsa bile paramparça su
Zikri na’tının tekrarını dermân bilir günahkâr
Kimi sarhoş ayılmak için yüzüne serper su
Yâ Habîballah yâ Hayru’l beşer âşıkınım
Yanıp dudağı kurumuşlar ister bir damla su
Sensin o Mirac gecesinde keramet deryası
Feyzinin damlası yetermiş sabit ve seyyara su
Güneş çeşmesinden halka halka feyz iner
Lazım olsa kabrini tazeleyen mimâra su
Korku salmış cehennem ateşi yanık gönlüme
Var ümîdim ihsan bulutundan serpe o nâra su
Seni överek inciye dönmüş Fuzûlî sözleri
Nisan yağmurundan olmuş birer inci su
Mahşer günü gaflet uykusundan uyanıp
Gözyaşına hasret uykusuz göz dökünce su
Ümidim odur ki mahrum olmayım mahşerde
Vuslat çeşmesinden vere susamış bana su
Düzenleme: Osman Gerçek
Subhâne'llezî esrâ bi'l-Habîbi'l-Mustafâ
Mine'l-mescidi'l-harâm ile'l-Mescidi'l-Aksâ
Evsalehu bi'l-fadli ile'l-matlabi'l-a'lâ
Summe evhâ mâ-evhâ ve'ctebâhu ve'stafâ
Erselehû bi'l-Hudâ ilâ kaffeti'l-verâ
Rahmete'n li'l-‘âlemîn Hâtemen li'l-enbiyâ
Ve alihi't-tayyîbîn ve sahbihi'l-etkiyâ
Mine'l-mescidi'l-harâm ile'l-Mescidi'l-Aksâ
Evsalehu bi'l-fadli ile'l-matlabi'l-a'lâ
Summe evhâ mâ-evhâ ve'ctebâhu ve'stafâ
Erselehû bi'l-Hudâ ilâ kaffeti'l-verâ
Rahmete'n li'l-‘âlemîn Hâtemen li'l-enbiyâ
Ve alihi't-tayyîbîn ve sahbihi'l-etkiyâ
Sufiyim halk içinde tesbih elimden gitmez
Dilim ma'rifet söyler gönlüm hiç kabul etmez
Boynumda icazetim Riya ile taatım
Endişem ayrık yerde gözüm yolum gözetmez
Söylerim ma'rifeti saluslanırım katı
Miskinliğe dönmeye gönlümden kibir gitmez
Hoş dervişim sabrım yok dilimde inkarım çok
Kulağımdan gireni hergiz içim işitmez
Alem çıraktır sadır gönlüm bunu gözetir
Nideyim Hak korkusu hergiz içimden gitmez
Görenler elim öper tac'u hırkama bakar
Şöyle sanırlar beni zerrece günah etmez
Dışımda ibadetim sohbetim hoş taatım
İç pazarda gelince bin yıllık ayar etmez
Görenler sufi sanır selam verir utanır
Onca iş koparaydım eleriben güç yetmez
Dışım derviş içim boş dilim tatlı sözüm hoş
İlla ettiğim işi dinin değşiren etmez
Yunus eksikliğini Allah'ına arz eyle
Onun keremi çoktur sen ettiğin ol etmez.
Dilim ma'rifet söyler gönlüm hiç kabul etmez
Boynumda icazetim Riya ile taatım
Endişem ayrık yerde gözüm yolum gözetmez
Söylerim ma'rifeti saluslanırım katı
Miskinliğe dönmeye gönlümden kibir gitmez
Hoş dervişim sabrım yok dilimde inkarım çok
Kulağımdan gireni hergiz içim işitmez
Alem çıraktır sadır gönlüm bunu gözetir
Nideyim Hak korkusu hergiz içimden gitmez
Görenler elim öper tac'u hırkama bakar
Şöyle sanırlar beni zerrece günah etmez
Dışımda ibadetim sohbetim hoş taatım
İç pazarda gelince bin yıllık ayar etmez
Görenler sufi sanır selam verir utanır
Onca iş koparaydım eleriben güç yetmez
Dışım derviş içim boş dilim tatlı sözüm hoş
İlla ettiğim işi dinin değşiren etmez
Yunus eksikliğini Allah'ına arz eyle
Onun keremi çoktur sen ettiğin ol etmez.
Sular olmuş gibi dîdâra âşık
Dün gün akar çağlar çendân eğlenmez
Mahabbet bahrından bir (katre) tatmış
Mevc urur çalkanur ummân eğlenmez
Eğer yaz u eğer kış u eğer güz
Eğer mihr ü eğer ay ile yıldız
Devr ederler Hakk'ın aşkıyla düpdüz
Felekler raks eder bir ân eğlenmez
Ola gör cân ile dîdâra tâlib
Tâ kim hâsıl ola cümle metâlib
Olıcak kişide Hak aşkı gâlib
Hem gönül çekinir hem cân eğlenmez
Hakk'ın ihsânını fikr eyleyi gör
Verdiği ni'mete şükr eyleyi gör
Gece gündüz Hakk'ı zikr eyleyi gör
Hak zikr'olan yerde şeytân eğlenmez
Ömür eser yeldir yâhûd akar su
Sakın yele suya dayanmağı ko
Fırsat elde iken sa'y eyle yâ hû
Bugünler geçer bu devrân eğlenmez
Erişmeyen selâmet (pâyesine)
Lâ-büd ziyân eyler ser-mâyesine
Ömür benzer uçar kuş sâyesine
Uçar kuş gölgesi bir ân eğlenmez
Hüdâyî istersen bakî sa'âdet
Kasd eyle bula gör kesretde vahdet
Bir kula olıcak Hak'dan inâyet
Maksûda tez erer ihsân eğlenmez
Dün gün akar çağlar çendân eğlenmez
Mahabbet bahrından bir (katre) tatmış
Mevc urur çalkanur ummân eğlenmez
Eğer yaz u eğer kış u eğer güz
Eğer mihr ü eğer ay ile yıldız
Devr ederler Hakk'ın aşkıyla düpdüz
Felekler raks eder bir ân eğlenmez
Ola gör cân ile dîdâra tâlib
Tâ kim hâsıl ola cümle metâlib
Olıcak kişide Hak aşkı gâlib
Hem gönül çekinir hem cân eğlenmez
Hakk'ın ihsânını fikr eyleyi gör
Verdiği ni'mete şükr eyleyi gör
Gece gündüz Hakk'ı zikr eyleyi gör
Hak zikr'olan yerde şeytân eğlenmez
Ömür eser yeldir yâhûd akar su
Sakın yele suya dayanmağı ko
Fırsat elde iken sa'y eyle yâ hû
Bugünler geçer bu devrân eğlenmez
Erişmeyen selâmet (pâyesine)
Lâ-büd ziyân eyler ser-mâyesine
Ömür benzer uçar kuş sâyesine
Uçar kuş gölgesi bir ân eğlenmez
Hüdâyî istersen bakî sa'âdet
Kasd eyle bula gör kesretde vahdet
Bir kula olıcak Hak'dan inâyet
Maksûda tez erer ihsân eğlenmez
Sen gül diyarının yapma gülüsün!
Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!
Yoktur izlediğin bir dava yolu;
Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!
Türk’e zıt sermaye merkezlerinden,
Bir zikzaklı yolda hep, güdülüsün!
Milli yekparelik gelmez işine;
Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün 1
Ve devlete mason biraderlerin
Tam da maslahata denk ödülüsün!
Ne sır sendeki bedava oluş!
Problemler içinde en müşkülüsün!
Fikir dağlar boyu kocaman kitap;
Sen de o kocaman kitabın bir virgülüsün!
Böyleyken ustasın gözbağcılıkta;
Cüceler sirkinin baş Herkülüsün!
Gözyaşı ve çığlık vatanında sen,
Hüzün bahçesinin şen bülbülüsün!
Büzülmüş susarken mahzun hakikat,
Davuldan ziyade gümbürtülüsün!
Teokratik rejim olmaz deyip de,
Peşinden müslüman görüntülüsün!
Kolera, vergiler, zamlar, enflasyon;
Bir felaketsin ki, binbir türlüsün!
Gelirsiz giderli bütçelerinle,
Her yıl, milyar milyar köpürtülüsün!
Okka okka vicdan satıl alırsın;
Topuzu altından oy baskülüsün!
Bir gökdelen sanır seni gören göz;
Bilmez ki, temelden çöküntülüsün!
Büyük Kongre, dikiş tutturduğun yer;
Meclise gelince söküntülüsün!
Bağlısın hak bilmez yeminlilere;
Hakkı bilenlerden çözüntülüsün!
Üçbuçuk mebusa kaldı diye fark,
Kimbilir, ne kadar üzüntülüsün!
Millet gökten adam dilensin, dursun!
Ümit fakirinin keşkülüsün!
Kuzum, senin neren Anadolludur?
Türk’ e Amerikan püskürtülüsün!
Farkın şu ki, eski Başbakanlardan,
Sen o belaların son püskülüsün!
( 1971 )
Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!
Yoktur izlediğin bir dava yolu;
Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!
Türk’e zıt sermaye merkezlerinden,
Bir zikzaklı yolda hep, güdülüsün!
Milli yekparelik gelmez işine;
Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün 1
Ve devlete mason biraderlerin
Tam da maslahata denk ödülüsün!
Ne sır sendeki bedava oluş!
Problemler içinde en müşkülüsün!
Fikir dağlar boyu kocaman kitap;
Sen de o kocaman kitabın bir virgülüsün!
Böyleyken ustasın gözbağcılıkta;
Cüceler sirkinin baş Herkülüsün!
Gözyaşı ve çığlık vatanında sen,
Hüzün bahçesinin şen bülbülüsün!
Büzülmüş susarken mahzun hakikat,
Davuldan ziyade gümbürtülüsün!
Teokratik rejim olmaz deyip de,
Peşinden müslüman görüntülüsün!
Kolera, vergiler, zamlar, enflasyon;
Bir felaketsin ki, binbir türlüsün!
Gelirsiz giderli bütçelerinle,
Her yıl, milyar milyar köpürtülüsün!
Okka okka vicdan satıl alırsın;
Topuzu altından oy baskülüsün!
Bir gökdelen sanır seni gören göz;
Bilmez ki, temelden çöküntülüsün!
Büyük Kongre, dikiş tutturduğun yer;
Meclise gelince söküntülüsün!
Bağlısın hak bilmez yeminlilere;
Hakkı bilenlerden çözüntülüsün!
Üçbuçuk mebusa kaldı diye fark,
Kimbilir, ne kadar üzüntülüsün!
Millet gökten adam dilensin, dursun!
Ümit fakirinin keşkülüsün!
Kuzum, senin neren Anadolludur?
Türk’ e Amerikan püskürtülüsün!
Farkın şu ki, eski Başbakanlardan,
Sen o belaların son püskülüsün!
( 1971 )
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum
Sultân-ı kevneyn doğduğu
Mâh-ı mübârekdir gelen
Âlem münevver olduğu
O1 mevlid ayıdır gelen
Dâ’im Hakk'ı zikr eylegil
İhsânını fikr eylegil
İn'âmına şükr eylegil
Mâh-ı mübârekdir gelen
Ma'mûr iken mülk-i beden
Kasd et kazan hulk-ı hasen
Ey Hakk'ı bulmak isteyen
Mâh-ı mübârekdir gelen
Geldi çün ol Hayrü'1-enâm
Oldu müşerref hâs ü âm
Hak'dan ana bin bin selâm
Mâh-ı mübârekdir gelen
Envâra er etvâra er
İrfana er esrâra er
Kasd et Hüdâyî yâra er
Mâh-ı mübârekdir gelen
Mâh-ı mübârekdir gelen
Âlem münevver olduğu
O1 mevlid ayıdır gelen
Dâ’im Hakk'ı zikr eylegil
İhsânını fikr eylegil
İn'âmına şükr eylegil
Mâh-ı mübârekdir gelen
Ma'mûr iken mülk-i beden
Kasd et kazan hulk-ı hasen
Ey Hakk'ı bulmak isteyen
Mâh-ı mübârekdir gelen
Geldi çün ol Hayrü'1-enâm
Oldu müşerref hâs ü âm
Hak'dan ana bin bin selâm
Mâh-ı mübârekdir gelen
Envâra er etvâra er
İrfana er esrâra er
Kasd et Hüdâyî yâra er
Mâh-ı mübârekdir gelen
Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es...
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es...
Başımın hemen üstü tufan
Maddede bir başka madde
Kara haberler var size
Nehirler lanet akıtıyor denizlere
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Katl
Burulan kol oyulan göz ve çene
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Masum gözler
Sonuna kadar açık tarifsiz bir dikkatle
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Baş bir lezzet açtı
Direnirken kalp eller içinde
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ne görür ne düşünür zaman
Kımıldayamadan
Akan sulardır kaskatı bir kaya üstünde
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Atıldı hançer havaya
Tutuldu gergin zar ovaya
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Hışmın hep uzakta kaydı
Şarap ve kadın inkar üstüne
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Hayvan günahsız bir iz yürüdü ama insan
Ya yitti derya içinde ya gitti cife içine
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ya fakirlik zenginlik tuzak
Ya yokluk varlık evlat bile
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ne hayırlı? Bu! Hayır değil-
Ne güzel? O! Yoo değilŞeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
sonunda
rusvalıkla gelmişik kapına
Maddede bir başka madde
Kara haberler var size
Nehirler lanet akıtıyor denizlere
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Katl
Burulan kol oyulan göz ve çene
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Masum gözler
Sonuna kadar açık tarifsiz bir dikkatle
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Baş bir lezzet açtı
Direnirken kalp eller içinde
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ne görür ne düşünür zaman
Kımıldayamadan
Akan sulardır kaskatı bir kaya üstünde
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Atıldı hançer havaya
Tutuldu gergin zar ovaya
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Hışmın hep uzakta kaydı
Şarap ve kadın inkar üstüne
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Hayvan günahsız bir iz yürüdü ama insan
Ya yitti derya içinde ya gitti cife içine
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ya fakirlik zenginlik tuzak
Ya yokluk varlık evlat bile
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ne hayırlı? Bu! Hayır değil-
Ne güzel? O! Yoo değilŞeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
sonunda
rusvalıkla gelmişik kapına
II
Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine
Bir anda yükselen bir bülbül sesi
-Erken erken karlar ortasında
Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
Bana geri getirir eski günleri
...Paslanmış demir bir kapı açılır
Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
Ta karanlıklar içinde birden
Bir türkü gibi yükselirsin sen
Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
Saçar ortalığa zamanın
Ağaran saçın toz toprağını
Bana ne Paris'ten
Newyork'tan Londra'dan
Moskova'dan Pekin'den
Senin yanında
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme
Gözlerin
Lale Devrinden bir pencere
Ellerin
Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den
Kucağıma dökülen
Altın leylak
III
Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
Kimi ırmaklardan yansıma
Kimi kayalardan kırpılma
Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
İçi ölümle dolu
Dönen bir huni
Doğarken güneş
Kesilmiş ölü yüzlerden
Bir mozayik minyatürlerden
Dokunur tenimize
Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
Ve birden senin sesin gelir dört yandan
Menekşe kokulu sütunlardan
Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
Gözlerine ait belgeler sunulur
Ey aşkın kutlu kitabı
Uçarı hayallere yataklık eden
Peri bacalarının yasağı
Gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
Senden bir gök
Senden yıldızlar ördüler
Ateş böcekleri
O gece dört yanıma
Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
Sen bir anne gibi tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle anne arasında
Seninle güller arasında
Tuhaf bir ışık bulup eridiler
Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
Aramızdaki sırra
Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
Gençlik monologları
Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben
IV
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti saban ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine
Bir anda yükselen bir bülbül sesi
-Erken erken karlar ortasında
Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
Bana geri getirir eski günleri
...Paslanmış demir bir kapı açılır
Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
Ta karanlıklar içinde birden
Bir türkü gibi yükselirsin sen
Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
Saçar ortalığa zamanın
Ağaran saçın toz toprağını
Bana ne Paris'ten
Newyork'tan Londra'dan
Moskova'dan Pekin'den
Senin yanında
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme
Gözlerin
Lale Devrinden bir pencere
Ellerin
Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den
Kucağıma dökülen
Altın leylak
III
Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
Kimi ırmaklardan yansıma
Kimi kayalardan kırpılma
Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
İçi ölümle dolu
Dönen bir huni
Doğarken güneş
Kesilmiş ölü yüzlerden
Bir mozayik minyatürlerden
Dokunur tenimize
Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
Ve birden senin sesin gelir dört yandan
Menekşe kokulu sütunlardan
Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
Gözlerine ait belgeler sunulur
Ey aşkın kutlu kitabı
Uçarı hayallere yataklık eden
Peri bacalarının yasağı
Gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
Senden bir gök
Senden yıldızlar ördüler
Ateş böcekleri
O gece dört yanıma
Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
Sen bir anne gibi tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle anne arasında
Seninle güller arasında
Tuhaf bir ışık bulup eridiler
Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
Aramızdaki sırra
Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
Gençlik monologları
Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben
IV
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti saban ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Yeryüzü bana mescit kılındı
Ant verdim toprak şahit tutuldu
Her sabah her öğle her akşam
İkindiyle yıkanarak yatsıyla donanarak
Seslerden bir sesle fırınlanıp
Sulardan polatlanan benim.
Geldim durdum önünde işte bir anıt gibi
Sıyırarak sırtımdan bir yılan giysisini.
Evet bir hançer ağacı gibi büyüyor içimde acı
Dağlardan bir dağ gibi kabaran yüreğimde.
Kargaların sırtlanlarla anlaştığı bir günde
Bir yabancı fırtınaya tutulan yapraklarım
Kudüs'te Mescid-i Aksa'da
Belki bir batı karanlığında Topkapı'da
Yangına uğramışsa
Duymaz olmuşsa kulaklarım göklerin muştu sesini
Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini
Çün defterler açılıp hesap soruldukta
Yetimin hakkı soruldukta yoksulun hakkı soruldukta
Milletim omuz omuza verip
Kıyama duruldukta.
Gündüzler nasıl beklerse gecenin bitmesini
Sabırla söküyorum bu tarih gecesini.
Yüreğim usul usul vuruyor Kafkasyalım
Namludan yeni çıkmış sıcacık kurşun gibi
Dağlılar dağlar gibi ormanlar ordu gibi ağaçlar asker gibi
Bir şimal rüzgarı değil bir Şamil fırtınası
Tutsaklık haritası değil bir zafer coğrafyası
Can pazarında Azerbeycan'da
Bir türkü işliyor nakışını kalbimin üstüne
"Kurban olayım ayına ayına yıldızına"
Bir ucundan dünyanın öbür ucuna
Kan olup dolaşan damarlarımda
Arabistan'da Pakistan'da Türkistan'da
Şu anda
İran'da Afganistan'da.
Gecelerden bir gece en kesin bir tarih gecesini
Delecek elbet yangına uğramış gözlerim
İçimde kayalaşan bu güç bu savaş birikintisi
Sağdan sola kavisler çizerek
Ak bir kağıt üstünde dolaşır gibi
Dolaşan Asya'yı Afrika'yı Amerika'yı
Sonra bir solukta geçerek üstünden Avrupa'nın
Avrupa'nın Rusya'nın.
"Yememiştir hiç kimse
Elinin emeğinden daha hayırlısını"
diyerek
Şafak gibi alınlara terle yazılmış
Hakkın mutlak ölçüsünü
Elbet benim işçilerim çekecek
Emeğin kutsal direğine.
O ışık ki düşer bir zenci yüreğine
Birden aydınlık kazanır zulme uğramış bütün yürekler
Onulmaz Hint ağrısına tükenmez Çin sancısına
İsyanın Macarcasına ezilmenin Çekoslavakcasına
Yanmanın Polonyacasına direnmenin Vietnamcasına
Gerillanın Arapçasına
Yetişecek elbet benim müjdeci sesim.
Ey insan ey şimdilerde hep bir beklemeye duran
Duy zaman içre sürüp gelen bu sesi
Sürüp gelen çağlardan çağlara
Renk veren tarihe yeşil çağlayan
Savaşçı yüreğinden savaşçı yüreğine
Cezayirden senegalden
Yüreğimin içine Boğaziçine
Kelimelerden bir kelime diken yeryüzüne.
Dünyanın kalbini dinle geliyor adım adım
Dallar meyvaya dursun toprak tohuma dursun
İnsan barışa dursun selama dursun zaman
Sabır savaş zafer. Adım: MÜSLÜMAN
Ant verdim toprak şahit tutuldu
Her sabah her öğle her akşam
İkindiyle yıkanarak yatsıyla donanarak
Seslerden bir sesle fırınlanıp
Sulardan polatlanan benim.
Geldim durdum önünde işte bir anıt gibi
Sıyırarak sırtımdan bir yılan giysisini.
Evet bir hançer ağacı gibi büyüyor içimde acı
Dağlardan bir dağ gibi kabaran yüreğimde.
Kargaların sırtlanlarla anlaştığı bir günde
Bir yabancı fırtınaya tutulan yapraklarım
Kudüs'te Mescid-i Aksa'da
Belki bir batı karanlığında Topkapı'da
Yangına uğramışsa
Duymaz olmuşsa kulaklarım göklerin muştu sesini
Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini
Çün defterler açılıp hesap soruldukta
Yetimin hakkı soruldukta yoksulun hakkı soruldukta
Milletim omuz omuza verip
Kıyama duruldukta.
Gündüzler nasıl beklerse gecenin bitmesini
Sabırla söküyorum bu tarih gecesini.
Yüreğim usul usul vuruyor Kafkasyalım
Namludan yeni çıkmış sıcacık kurşun gibi
Dağlılar dağlar gibi ormanlar ordu gibi ağaçlar asker gibi
Bir şimal rüzgarı değil bir Şamil fırtınası
Tutsaklık haritası değil bir zafer coğrafyası
Can pazarında Azerbeycan'da
Bir türkü işliyor nakışını kalbimin üstüne
"Kurban olayım ayına ayına yıldızına"
Bir ucundan dünyanın öbür ucuna
Kan olup dolaşan damarlarımda
Arabistan'da Pakistan'da Türkistan'da
Şu anda
İran'da Afganistan'da.
Gecelerden bir gece en kesin bir tarih gecesini
Delecek elbet yangına uğramış gözlerim
İçimde kayalaşan bu güç bu savaş birikintisi
Sağdan sola kavisler çizerek
Ak bir kağıt üstünde dolaşır gibi
Dolaşan Asya'yı Afrika'yı Amerika'yı
Sonra bir solukta geçerek üstünden Avrupa'nın
Avrupa'nın Rusya'nın.
"Yememiştir hiç kimse
Elinin emeğinden daha hayırlısını"
diyerek
Şafak gibi alınlara terle yazılmış
Hakkın mutlak ölçüsünü
Elbet benim işçilerim çekecek
Emeğin kutsal direğine.
O ışık ki düşer bir zenci yüreğine
Birden aydınlık kazanır zulme uğramış bütün yürekler
Onulmaz Hint ağrısına tükenmez Çin sancısına
İsyanın Macarcasına ezilmenin Çekoslavakcasına
Yanmanın Polonyacasına direnmenin Vietnamcasına
Gerillanın Arapçasına
Yetişecek elbet benim müjdeci sesim.
Ey insan ey şimdilerde hep bir beklemeye duran
Duy zaman içre sürüp gelen bu sesi
Sürüp gelen çağlardan çağlara
Renk veren tarihe yeşil çağlayan
Savaşçı yüreğinden savaşçı yüreğine
Cezayirden senegalden
Yüreğimin içine Boğaziçine
Kelimelerden bir kelime diken yeryüzüne.
Dünyanın kalbini dinle geliyor adım adım
Dallar meyvaya dursun toprak tohuma dursun
İnsan barışa dursun selama dursun zaman
Sabır savaş zafer. Adım: MÜSLÜMAN
Sürüp yüz bâb-ı Hakk'a ilticâ et
Cenâb-ı pâkîne vuslat recâ et
Sivâ levsinden el yuyup dem-â-dem
Erip matlûba hoş zevk ü safâ et
Cenâb-ı pâkîne vuslat recâ et
Sivâ levsinden el yuyup dem-â-dem
Erip matlûba hoş zevk ü safâ et
Ey sesimi keskin bir bıçak gibi
Kınında saklayan çağ
Ey sabırla bileyen günlerimi.
Kınında saklayan çağ
Ey sabırla bileyen günlerimi.
Sızıyı gideren su.
Suyun sızladığını kimseler bilmez.
Suyun sızladığını kimseler bilmez.
T
Rüzâr öyle esti, öyle esti ki,
Her şey uçup gitti, kaldı Yaradan.
Ayna düştü, hayal, perdelerdeki
Bir akiscik gibi çıktı aradan.
Sırtımı uykuda dürtüyor bir el:
Fırla yatağından koşar adım gel!
O bir minicik zar, kabuğunu del!
Seni çağıran var, tâ maverâdan!
(1958)
Her şey uçup gitti, kaldı Yaradan.
Ayna düştü, hayal, perdelerdeki
Bir akiscik gibi çıktı aradan.
Sırtımı uykuda dürtüyor bir el:
Fırla yatağından koşar adım gel!
O bir minicik zar, kabuğunu del!
Seni çağıran var, tâ maverâdan!
(1958)
Tâ’ib itdi nice zamân Tevvâb
Yirümüz oldı mescid ü mihrâb
Ola kim bâb-ı meykede açıla
Diyelüm yâ Müfettihe’l-ebvâb
Sûfî kim ider idi meyli aña
Kalbe ger virmese safâ mey-i nâb
Cümle bîmâra ey tabîb anı vir
Hîç şerbet nemî-resed be-şarâb
Virdi dil çeşm-i mestüñe Bâkî
Hîç ni’met nemî-resed be-kebâb
Yirümüz oldı mescid ü mihrâb
Ola kim bâb-ı meykede açıla
Diyelüm yâ Müfettihe’l-ebvâb
Sûfî kim ider idi meyli aña
Kalbe ger virmese safâ mey-i nâb
Cümle bîmâra ey tabîb anı vir
Hîç şerbet nemî-resed be-şarâb
Virdi dil çeşm-i mestüñe Bâkî
Hîç ni’met nemî-resed be-kebâb
Tab’ı mir’ât-i cemâl-i cân-fezâ-yı saltanat
Sînesi Âyîne-i ‘âlem-nümây-ı saltanat
Âsitânı topragından tûtiyâ-yı çeşm-i baht
Hâk-pâyı cevherinden kîmyâ-yı saltanat
Çeşmesâr-ı sebzezâr-ı devletinden reşhadur
Âb-rûy-ı hançer-i kişver-güşâ-yı saltanat
Gûşe-i destârına sandum otaga takdılar
Sâye salmış farkına perr-i hümâ-yı saltanat
Düşmene salınsa tîg-i hûn-feşânı yaraşur
Yiridür olsa hırâmân ol livâ-yı saltanat
Kim biri bir dil-ber-i zerrîn-külâh-ı bahtdur
Ol biri bir şâhid-i la’lîn-kabâ-yı saltanat
Kilk-i üstâd-ı kader kılmış bu garrâ matla’ı
Zînet-i eyvân-ı kasr-ı kibriyâ-yı saltanat
Sâye-i Yezdân penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Sînesi Âyîne-i ‘âlem-nümây-ı saltanat
Âsitânı topragından tûtiyâ-yı çeşm-i baht
Hâk-pâyı cevherinden kîmyâ-yı saltanat
Çeşmesâr-ı sebzezâr-ı devletinden reşhadur
Âb-rûy-ı hançer-i kişver-güşâ-yı saltanat
Gûşe-i destârına sandum otaga takdılar
Sâye salmış farkına perr-i hümâ-yı saltanat
Düşmene salınsa tîg-i hûn-feşânı yaraşur
Yiridür olsa hırâmân ol livâ-yı saltanat
Kim biri bir dil-ber-i zerrîn-külâh-ı bahtdur
Ol biri bir şâhid-i la’lîn-kabâ-yı saltanat
Kilk-i üstâd-ı kader kılmış bu garrâ matla’ı
Zînet-i eyvân-ı kasr-ı kibriyâ-yı saltanat
Sâye-i Yezdân penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Ölümü sığdıramaz,
Akıl daracık koğuk.
Ölemez, çıldıramaz,
Ağlar boğuk boğuk.
İlaç yarım, şişede,
Koltuk mahzun, köşede,
Ev halkı telaşede,
Ölü yerde, sopsoğuk...
(1982)
Akıl daracık koğuk.
Ölemez, çıldıramaz,
Ağlar boğuk boğuk.
İlaç yarım, şişede,
Koltuk mahzun, köşede,
Ev halkı telaşede,
Ölü yerde, sopsoğuk...
(1982)
a.
Temizlikle parıldayan burnu
ve alnı geniş.Hazır.Karşı Koyan ve Razı
eli boş verişli
alabildiğine derin
çocuk kalplerine uzanır nefesi
b.
hadde Evlerinde haddeler
zulüm yok şiddet de yok hizmetim kabulümde
zillet yok illet de yok hizmetim verişimde
incelip derinleştikçe uzayıp gider caddeler seccadeler
(secdeler
c.
insan yığılmaları uzuv karmaşası
bir bir kenetlenmiş eller uyruklar
dilden dudakdan önde
bir ağız edinmişler kendilerine
nutuk dinlettiriyordum da
düşünmüyordum
geçiyordu günlerimin genci gençliği
alın alıyordum yabancılıkları zırhsız
içinde rüzgarlar beriliyor mintanlarımın
askılarda karyola başlarında çıkarıp
bıraktığım göllerde
Temizlikle parıldayan burnu
ve alnı geniş.Hazır.Karşı Koyan ve Razı
eli boş verişli
alabildiğine derin
çocuk kalplerine uzanır nefesi
b.
hadde Evlerinde haddeler
zulüm yok şiddet de yok hizmetim kabulümde
zillet yok illet de yok hizmetim verişimde
incelip derinleştikçe uzayıp gider caddeler seccadeler
(secdeler
c.
insan yığılmaları uzuv karmaşası
bir bir kenetlenmiş eller uyruklar
dilden dudakdan önde
bir ağız edinmişler kendilerine
nutuk dinlettiriyordum da
düşünmüyordum
geçiyordu günlerimin genci gençliği
alın alıyordum yabancılıkları zırhsız
içinde rüzgarlar beriliyor mintanlarımın
askılarda karyola başlarında çıkarıp
bıraktığım göllerde
Tabtuk dergahından feyizler alan,
Yanan Yunus idi,o derviş Yunus...
Gönlünü derya,ummanlara salan,
Dalan Yunus idi,o derviş Yunus...
***
Gezer idi; iki Arşı alayı,
Sevgi ile yoğururdu mayayı,
Barış, Hoşgörü bir edip davayı,
Bulan Yunus idi,O derviş Yunus
***
Yetmiş üçe hep, bir nazar eyleyen,
Herdem Hakkı hakikatı söyleyen ,
Aşk elinden kendin heder eyleyen,
Kanan Yunus idi, o dervişYunus ...
***
O bilmezdi kin ile kem hiddeti,
Diler idi;Kahhar Haktan mededi,
Şu fani dünyaya mehil vermedi,
Canan Yunus idi,O derviş Yunus.
***
Aşık Çağlari
Amsterdam - Hollanda
Yanan Yunus idi,o derviş Yunus...
Gönlünü derya,ummanlara salan,
Dalan Yunus idi,o derviş Yunus...
***
Gezer idi; iki Arşı alayı,
Sevgi ile yoğururdu mayayı,
Barış, Hoşgörü bir edip davayı,
Bulan Yunus idi,O derviş Yunus
***
Yetmiş üçe hep, bir nazar eyleyen,
Herdem Hakkı hakikatı söyleyen ,
Aşk elinden kendin heder eyleyen,
Kanan Yunus idi, o dervişYunus ...
***
O bilmezdi kin ile kem hiddeti,
Diler idi;Kahhar Haktan mededi,
Şu fani dünyaya mehil vermedi,
Canan Yunus idi,O derviş Yunus.
***
Aşık Çağlari
Amsterdam - Hollanda
Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;
Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.
Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar.
Her yandan küçülen bir oda gibi,
Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.
Sanki bir taş bebek kutuda gibi,
Hayalim, içinde uzanmış kalmış.
Cılız vücuduma tam görünse de,
İçim, bu dar yere sığılmaz diyor.
Geride kalanlar hep dövünse de,
İnsan birer birer yine giriyor.
Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.
Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar.
Her yandan küçülen bir oda gibi,
Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.
Sanki bir taş bebek kutuda gibi,
Hayalim, içinde uzanmış kalmış.
Cılız vücuduma tam görünse de,
İçim, bu dar yere sığılmaz diyor.
Geride kalanlar hep dövünse de,
İnsan birer birer yine giriyor.
Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
-Kav 2- 34
Günaydın bana geri gelen şiir
Bana geri gelen anıt
Bana geri gelen kalbim
Bana geri gelen kalbimin ayışığı
Gözleriyle iyileştiren yaralarımı
Kalbim güneşim efendim
Günaydın yüreğimin kuşluğu
Sürekli kuşluğu
Günaydın alacakaranlık
Ama nasıl alacakaranlık
Bizi yataklardan koparan
Dağlara yaklaştıran
Dağlara doğru fırlatan
Grevlerden grevlere koşturan
Yanardağ
Alacasıyla anne karanlığıyla baba
Loşluğuyla kardeş aydınlıyla abla
Kırmızı kırmızı bir karasevda
Siyah siyah bir kuş lamba
Hız kazanmış kristal camlarla
Gelen ve giden
İçimizde ve dışımızda
Son durak İstanbul
İlk durak Ankara
(...)
-Taha kapının önünde- 37
(...)
Ne bahardan bir gül ne yazdan bir yemiş
Ne kıştan bir imdat ne sonbahardan sada
Bir ara dinlendiriyor yüreğini Beethoven
Dört duvardan yavaş yavaş gelen
Gözlerden bir çılgınlık akıyor geriye geriye doğru
Van Goghun elleriyle kırılan bir başak mı bu
Cermen baltalarıyla frenk sopalarıyla İskandinav buzullarıyla geçti Wagner
Bir ses ki asur kabartmalarından beter
Beklenen muştunun heykeli mi kırıldı battı
Sona mı erdi eleğimsağmaların saltanatı
Akşam akşam dar sokaklar ağzında kayboldu bir bir
Hayallerimizin icadı putlar düşten yoğrulmuş tanrılar
Ergenin şeytan aldatmacaları
İnsanın ilk karşılaştığı denizlerin
Önünde yaktığı kireç alevlerinde hisar
Her hastalık bir putun kırılması mı demek
Putların toptan kırılması mı demek ölmek
(...)
-Yanardağ kıyısında yaşama- 51
Yukarda bir yanardağ
Kızgın küllerini savuruyor
Bu ölü şehrin üstüne
İşte bu şehre alıştı Taha
Kırağı çalmış evlerine
Kahvelerinde dayanılmaz bir çağrıyla
Çağıran gecelerine alıştı Taha
Geceye bir alkol gibi alıştı
Kışlarında terlediği üşüdüğü yazlarında
Bu şehre alıştı Taha
Gül açmayan baharlara
Yaprak düşmez sonbahara
Kurbansız bayramlara
Öğle öten horozlara
Ancak geceleri rastlanılan köpeklere
Tütün kokan kedilere
Kesin kesin alıştı
Yalnız sahaflarında grev yok
İşçiler lağımları akar bırakmış
Kurumuş kitabelerdir artık çeşmeler
Bir semtine yerleşti
Özler durur öbür semtini
O nerdeyse cehennem orası sanki
-Çile- 55
(...)
Kaleye hücum ettiği an Zülküfül
Kılıcı uzatan Tahaydı
Bir kere daha kayalık leylaklarında
Zülküfülden bir tad aradı Taha
Halkın söylediğine göre onun kanıydı bir çiçek
Ki açmazdı gerçekten o dağdan başka hiçbir dağda
Ağzı yakan bir çiçek özel bir çiçek
Gerçekten bu çiçekten süt umar
Sütü kesilen kadın
Su umar
Suyu kesilen bahçe
Soy umar soyu kesilen erkek
Yahyanın başı da bu çiçekte
Kalbe bir mızrak gibi inen bu çiçekti
Secdeden secdeye sıçrayarak Taha
Selam sana Zülküfül
Selam sana Yahya
Selam sana İsa
Selam sana İbrahim
Selam sana Musa
Selam sana Süleyman
Selam sana Davut
Selam sana Yuşa
Selam sana Ahmed
Selam sana Muhammed
Selam sana Mustafa
Mustafa selam sana
Ey seçilmiş seçilmiş
Mustafa selam sana
Ey öğülmüş öğülmüş
Muhammed selam sana
Ateşi gördü kurbanı yarılan denizi
Yahyanın kesilmiş başını altın tepsiyi
İkiye biçilen zeytini
Karadan korkup da çekilen denizi
Bedirde bir toz toprak içinde
Zaferi tattı dişleri aydınlandı sevinçle
Güneş batarken çölde
Taha da Peygamberle birlikte
Zafer sevinci içinde
Baş geriye gitmiş taşı eritmiş gitmiş
Vücut incir gövdelerinin arasında terk edilmiş
-Taha'nın ölümü- 59
Ölen şehirlerdir Taha değil
Kuruyan nehirlerdir
Lambadır sönen kış dökülmüş içine
Sonbahar yaprağı ırmağı emmiş
Asfalttır çekilen sıva bereket toprağının
Bu Tahanın ölümü değiş yürüyüşü mezarların
Kabirlerin şamarıdır çağın yüzüne
Geceye batışıdır taş bakışlarının
Tarihle öpüşme bitmiş demektir
Güneşten aya
Aydan geceye inmiş demektir masal
Fal
Kadın ellerine ısmarlanmış olan
Fincanlardan fincanlara armağan
Sabahların bakırı zehir özleminde
Ekmek rafların en gerisinde
Ev eskimiş yıpranmış depreme gebe
Taşlar birer birer mineralerden düşmede
Kubbenin kurşununu kesmiş bir elmas
Cam kesmeye mahsus olan
Her gece kalbimize musallat olan
Cami kubbelerini eriten şimşek
Kalbimizin özünü kemiren akşam
Ağaç yutmuş kabrin taşını yazısını
Ölüler kalmamış haykırdı Taha ne de babalardan bir anı
Sur yıkıntıları ölüme açılmış
Ölü kalmamış ama ölüm tutuyor güneşi toprağı
Ölü kalmamış ama ölüm hayat halini almış
İçine girdiğimiz yılan turşulu ölümle
Değişe değişe bozulmuş ölüm bile
Nerde ölümün o ak o yeşil
O siyah kırmızı keskin rengi
Artık ölüm ne gri ne kahverengi
Ne gök rengi ne yer rengi
Ölüm bir grev gibi kaplamış ülkemizi
Ta can evimize kast eden bir grev gibi
Batı bu karanlık grevin gözcüleri
Doğu sonsuz bir grevin
Çocuk düşüren bir anne gibi
Güneşi düşürmüş son seheri
Taşlar birer birer minarelerden düşmede
Geceler bir inme gibi inmede
Bir felç geldi gökten ve topraktan
Doğudan ve batıdan
Kollara bir zincir gibi yapışan
Ayakları ateşin gıcırtısıyla yakan
Kalb Yakup ve Yusuf öyküsünden boş
Kafa bütün karıncalarla sarhoş
Dudağı kessen bir şarap gibi
Felç inmiş ağzımıza yakan bir kireç gibi
Ağız mermerle örülmüş
Kapatılmış yedi uyuyanlar maparası
Develer çöle dağılmış
Ateş sönmüş kervan batmış
Kervana yol gösteren yıldız yanmış
Saksılarda kömürü soluya soluya can vermiş çiçek
Sevgiliye uzatılmış ama sevgili ölmüş
Baba demiş hasta çocuk ama baba gitmiş
Kapı çalınmış ama kimse yok önünde
Belki bir yabancılık belki bir rüzgar çalmış
Dağ çingenelerine ısmarlanan fallardan
Bir daha bir haber alınamamış
Bu yıl baharda menekşeler biile açmamış
Anneler kirazları beklerken
Bir bardak suda ölüm kaynamış
Ölen şehirlerdir Taha değil
Taşlarını fırlatan minareler
Veriyor son felç hıncından bir haber
Felç öfkesinden bir sayfadır önümüze açılan
Oku okuyabildiğin kadar ölüm dersinden
Taha birkaç kelime kaldı söylenmedik
Felçten önce birkaç kelime söyle
Son birkaç kelimeyi de söyle
Öleceksen bari öyle öl öyle
Uğursuzluk akşamı çökmeden
Kısa süren
Kutsal bir öğle gibi
Son birkaç kelimeyi söyle
Arkadaş aynalar kırılmış
Gerdeklerin şiddetinden değil
Savaştan dönen yiğitin
Sevinç mızrağından değil
Aynalar farelerin tıkırtısından bezmiş
Kırılmış kırılmış aynalar bezmiş
Kırılmış kırılmış aynalar kırılmış
Kırılmış yarasaların soluğundan
Baharı kalmamış ondan kırılmış
Ortasından çatlayan bir zamandan kırılmış
Aynalar kırılmış Tahanın yatağına bir adım ırakta
Taha ırakta aynalar ırakta
Yatak bir karantina kazanı gibi kaynamakta
Felç bir kar şehri gibi şehri gömmekte beyaza
Dağların beyazına değil ölümlerin beyazına
Köpük ölünün sarasının tükrüğü
Duvar yanmış bir Kur'an sağlam kalmış duvarda
Fırlayacak kuvvet yok kol yastığa dayandığında
Ayakları şimşek yakmış
Ezmiş bir gök gürültüsü kaburgaları
Yatak yapışmış vücuda nasıl koşacaksın Taha
Nasıl koşacaksın taş araya girmiş Kur'ana
-Taha'nın Dirilişi- 63
Dört melek ve Kur'anla
Dirildi Taha
Onulmaz bir ölümle
Kavuran bir felçle
Öldüğü halde
Dört melek ve Kur'anla
Dirildi Taha
Cebraille Mikâille
Üç Sûr ve İsrafille
Azraille bile
Dirildi Taha
Yatağında bozulmuş bir bağ gibi
Kavrulmuş yapraklar gibi
Dağılmış ve kendi kıyametini
Ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken
Nemrudun ateşinde yanmışken
Firavun suyunda boğulmuşken
Dört melek ve Kur'anla
Peygamber soluğuyla
Dirildi Taha
Açtı sofrasını Mikâil
Nimetler sofrasını
Bal zeytin ve nardan
Su getirdi dağlardan pınarlardan
İlkin dudağını ıslattı bengisuyla Tahanın
Geçti bir eleğimsağma omuzlardan
Taşıyan o gülümsemesini Hızırın
Hızır güldü
Kur'anı Cebrail açtı
Sofrayı Mikâil açtı
Ölümü öldürdü Azrail
Sûrunu üfledi İsrafil
Dirildi Taha
İşte böyle dirildi Taha
Durun anlatayım size melekler
Tahayı nasıl dirilttiler
Anarak İsanın doğumunu
Anarak Muhammed Mustafanın doğumunu
Melekler
Tahayı dirilttiler
Günaydın bana geri gelen şiir
Bana geri gelen anıt
Bana geri gelen kalbim
Bana geri gelen kalbimin ayışığı
Gözleriyle iyileştiren yaralarımı
Kalbim güneşim efendim
Günaydın yüreğimin kuşluğu
Sürekli kuşluğu
Günaydın alacakaranlık
Ama nasıl alacakaranlık
Bizi yataklardan koparan
Dağlara yaklaştıran
Dağlara doğru fırlatan
Grevlerden grevlere koşturan
Yanardağ
Alacasıyla anne karanlığıyla baba
Loşluğuyla kardeş aydınlıyla abla
Kırmızı kırmızı bir karasevda
Siyah siyah bir kuş lamba
Hız kazanmış kristal camlarla
Gelen ve giden
İçimizde ve dışımızda
Son durak İstanbul
İlk durak Ankara
(...)
-Taha kapının önünde- 37
(...)
Ne bahardan bir gül ne yazdan bir yemiş
Ne kıştan bir imdat ne sonbahardan sada
Bir ara dinlendiriyor yüreğini Beethoven
Dört duvardan yavaş yavaş gelen
Gözlerden bir çılgınlık akıyor geriye geriye doğru
Van Goghun elleriyle kırılan bir başak mı bu
Cermen baltalarıyla frenk sopalarıyla İskandinav buzullarıyla geçti Wagner
Bir ses ki asur kabartmalarından beter
Beklenen muştunun heykeli mi kırıldı battı
Sona mı erdi eleğimsağmaların saltanatı
Akşam akşam dar sokaklar ağzında kayboldu bir bir
Hayallerimizin icadı putlar düşten yoğrulmuş tanrılar
Ergenin şeytan aldatmacaları
İnsanın ilk karşılaştığı denizlerin
Önünde yaktığı kireç alevlerinde hisar
Her hastalık bir putun kırılması mı demek
Putların toptan kırılması mı demek ölmek
(...)
-Yanardağ kıyısında yaşama- 51
Yukarda bir yanardağ
Kızgın küllerini savuruyor
Bu ölü şehrin üstüne
İşte bu şehre alıştı Taha
Kırağı çalmış evlerine
Kahvelerinde dayanılmaz bir çağrıyla
Çağıran gecelerine alıştı Taha
Geceye bir alkol gibi alıştı
Kışlarında terlediği üşüdüğü yazlarında
Bu şehre alıştı Taha
Gül açmayan baharlara
Yaprak düşmez sonbahara
Kurbansız bayramlara
Öğle öten horozlara
Ancak geceleri rastlanılan köpeklere
Tütün kokan kedilere
Kesin kesin alıştı
Yalnız sahaflarında grev yok
İşçiler lağımları akar bırakmış
Kurumuş kitabelerdir artık çeşmeler
Bir semtine yerleşti
Özler durur öbür semtini
O nerdeyse cehennem orası sanki
-Çile- 55
(...)
Kaleye hücum ettiği an Zülküfül
Kılıcı uzatan Tahaydı
Bir kere daha kayalık leylaklarında
Zülküfülden bir tad aradı Taha
Halkın söylediğine göre onun kanıydı bir çiçek
Ki açmazdı gerçekten o dağdan başka hiçbir dağda
Ağzı yakan bir çiçek özel bir çiçek
Gerçekten bu çiçekten süt umar
Sütü kesilen kadın
Su umar
Suyu kesilen bahçe
Soy umar soyu kesilen erkek
Yahyanın başı da bu çiçekte
Kalbe bir mızrak gibi inen bu çiçekti
Secdeden secdeye sıçrayarak Taha
Selam sana Zülküfül
Selam sana Yahya
Selam sana İsa
Selam sana İbrahim
Selam sana Musa
Selam sana Süleyman
Selam sana Davut
Selam sana Yuşa
Selam sana Ahmed
Selam sana Muhammed
Selam sana Mustafa
Mustafa selam sana
Ey seçilmiş seçilmiş
Mustafa selam sana
Ey öğülmüş öğülmüş
Muhammed selam sana
Ateşi gördü kurbanı yarılan denizi
Yahyanın kesilmiş başını altın tepsiyi
İkiye biçilen zeytini
Karadan korkup da çekilen denizi
Bedirde bir toz toprak içinde
Zaferi tattı dişleri aydınlandı sevinçle
Güneş batarken çölde
Taha da Peygamberle birlikte
Zafer sevinci içinde
Baş geriye gitmiş taşı eritmiş gitmiş
Vücut incir gövdelerinin arasında terk edilmiş
-Taha'nın ölümü- 59
Ölen şehirlerdir Taha değil
Kuruyan nehirlerdir
Lambadır sönen kış dökülmüş içine
Sonbahar yaprağı ırmağı emmiş
Asfalttır çekilen sıva bereket toprağının
Bu Tahanın ölümü değiş yürüyüşü mezarların
Kabirlerin şamarıdır çağın yüzüne
Geceye batışıdır taş bakışlarının
Tarihle öpüşme bitmiş demektir
Güneşten aya
Aydan geceye inmiş demektir masal
Fal
Kadın ellerine ısmarlanmış olan
Fincanlardan fincanlara armağan
Sabahların bakırı zehir özleminde
Ekmek rafların en gerisinde
Ev eskimiş yıpranmış depreme gebe
Taşlar birer birer mineralerden düşmede
Kubbenin kurşununu kesmiş bir elmas
Cam kesmeye mahsus olan
Her gece kalbimize musallat olan
Cami kubbelerini eriten şimşek
Kalbimizin özünü kemiren akşam
Ağaç yutmuş kabrin taşını yazısını
Ölüler kalmamış haykırdı Taha ne de babalardan bir anı
Sur yıkıntıları ölüme açılmış
Ölü kalmamış ama ölüm tutuyor güneşi toprağı
Ölü kalmamış ama ölüm hayat halini almış
İçine girdiğimiz yılan turşulu ölümle
Değişe değişe bozulmuş ölüm bile
Nerde ölümün o ak o yeşil
O siyah kırmızı keskin rengi
Artık ölüm ne gri ne kahverengi
Ne gök rengi ne yer rengi
Ölüm bir grev gibi kaplamış ülkemizi
Ta can evimize kast eden bir grev gibi
Batı bu karanlık grevin gözcüleri
Doğu sonsuz bir grevin
Çocuk düşüren bir anne gibi
Güneşi düşürmüş son seheri
Taşlar birer birer minarelerden düşmede
Geceler bir inme gibi inmede
Bir felç geldi gökten ve topraktan
Doğudan ve batıdan
Kollara bir zincir gibi yapışan
Ayakları ateşin gıcırtısıyla yakan
Kalb Yakup ve Yusuf öyküsünden boş
Kafa bütün karıncalarla sarhoş
Dudağı kessen bir şarap gibi
Felç inmiş ağzımıza yakan bir kireç gibi
Ağız mermerle örülmüş
Kapatılmış yedi uyuyanlar maparası
Develer çöle dağılmış
Ateş sönmüş kervan batmış
Kervana yol gösteren yıldız yanmış
Saksılarda kömürü soluya soluya can vermiş çiçek
Sevgiliye uzatılmış ama sevgili ölmüş
Baba demiş hasta çocuk ama baba gitmiş
Kapı çalınmış ama kimse yok önünde
Belki bir yabancılık belki bir rüzgar çalmış
Dağ çingenelerine ısmarlanan fallardan
Bir daha bir haber alınamamış
Bu yıl baharda menekşeler biile açmamış
Anneler kirazları beklerken
Bir bardak suda ölüm kaynamış
Ölen şehirlerdir Taha değil
Taşlarını fırlatan minareler
Veriyor son felç hıncından bir haber
Felç öfkesinden bir sayfadır önümüze açılan
Oku okuyabildiğin kadar ölüm dersinden
Taha birkaç kelime kaldı söylenmedik
Felçten önce birkaç kelime söyle
Son birkaç kelimeyi de söyle
Öleceksen bari öyle öl öyle
Uğursuzluk akşamı çökmeden
Kısa süren
Kutsal bir öğle gibi
Son birkaç kelimeyi söyle
Arkadaş aynalar kırılmış
Gerdeklerin şiddetinden değil
Savaştan dönen yiğitin
Sevinç mızrağından değil
Aynalar farelerin tıkırtısından bezmiş
Kırılmış kırılmış aynalar bezmiş
Kırılmış kırılmış aynalar kırılmış
Kırılmış yarasaların soluğundan
Baharı kalmamış ondan kırılmış
Ortasından çatlayan bir zamandan kırılmış
Aynalar kırılmış Tahanın yatağına bir adım ırakta
Taha ırakta aynalar ırakta
Yatak bir karantina kazanı gibi kaynamakta
Felç bir kar şehri gibi şehri gömmekte beyaza
Dağların beyazına değil ölümlerin beyazına
Köpük ölünün sarasının tükrüğü
Duvar yanmış bir Kur'an sağlam kalmış duvarda
Fırlayacak kuvvet yok kol yastığa dayandığında
Ayakları şimşek yakmış
Ezmiş bir gök gürültüsü kaburgaları
Yatak yapışmış vücuda nasıl koşacaksın Taha
Nasıl koşacaksın taş araya girmiş Kur'ana
-Taha'nın Dirilişi- 63
Dört melek ve Kur'anla
Dirildi Taha
Onulmaz bir ölümle
Kavuran bir felçle
Öldüğü halde
Dört melek ve Kur'anla
Dirildi Taha
Cebraille Mikâille
Üç Sûr ve İsrafille
Azraille bile
Dirildi Taha
Yatağında bozulmuş bir bağ gibi
Kavrulmuş yapraklar gibi
Dağılmış ve kendi kıyametini
Ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken
Nemrudun ateşinde yanmışken
Firavun suyunda boğulmuşken
Dört melek ve Kur'anla
Peygamber soluğuyla
Dirildi Taha
Açtı sofrasını Mikâil
Nimetler sofrasını
Bal zeytin ve nardan
Su getirdi dağlardan pınarlardan
İlkin dudağını ıslattı bengisuyla Tahanın
Geçti bir eleğimsağma omuzlardan
Taşıyan o gülümsemesini Hızırın
Hızır güldü
Kur'anı Cebrail açtı
Sofrayı Mikâil açtı
Ölümü öldürdü Azrail
Sûrunu üfledi İsrafil
Dirildi Taha
İşte böyle dirildi Taha
Durun anlatayım size melekler
Tahayı nasıl dirilttiler
Anarak İsanın doğumunu
Anarak Muhammed Mustafanın doğumunu
Melekler
Tahayı dirilttiler
Tahkîk eder tasdîkini
Îmâna ermek isteyen
Bulur hayât iklîmini
İrfâna ermek isteyen
Cânına çok cebr eylesin
Cismin ana kabr eylesin
Eyyûb-veş sabr eylesin
Dermâna ermek isteyen
Kullukda hoş zahmet çeker
Derd ü belâ mihnet çeker
Yûsuf gibi firkat çeker
Ken'ân'a ermek isteyen
Cânın bu yolda hâk eder
Varlık hicâbın çâk eder
Kalbi sarâyın pâk eder
Sultâna ermek isteyen
5 Geçip kamudan mutlaka
Bulur fenâ-ender-fenâ
Bin kerre cân eyler fedâ
Cânân'a ermek isteyen
Her kim dilerse bula yâr
Varlığını eyler nisâr
Cânın verir İsmâ'îl var
Kurbâna ermek isteyen
Ol Mecma'u'l-bahreyn olur
Mûsâ ile Hızr'ı (bilir)
Her katrede deryâ bulur
Ummâna ermek isteyen
Îmâna ermek isteyen
Bulur hayât iklîmini
İrfâna ermek isteyen
Cânına çok cebr eylesin
Cismin ana kabr eylesin
Eyyûb-veş sabr eylesin
Dermâna ermek isteyen
Kullukda hoş zahmet çeker
Derd ü belâ mihnet çeker
Yûsuf gibi firkat çeker
Ken'ân'a ermek isteyen
Cânın bu yolda hâk eder
Varlık hicâbın çâk eder
Kalbi sarâyın pâk eder
Sultâna ermek isteyen
5 Geçip kamudan mutlaka
Bulur fenâ-ender-fenâ
Bin kerre cân eyler fedâ
Cânân'a ermek isteyen
Her kim dilerse bula yâr
Varlığını eyler nisâr
Cânın verir İsmâ'îl var
Kurbâna ermek isteyen
Ol Mecma'u'l-bahreyn olur
Mûsâ ile Hızr'ı (bilir)
Her katrede deryâ bulur
Ummâna ermek isteyen
- I -
Râyet-i fitne çeküp ol kad-i dil-cû begler
Uşdılar yanına her şûh-ı cefâ-hû begler
Bir yire geldi nice gamzesi câdû begler
Bir âlây oldı perî şîvelü âhû begler
Gözi âhûlaruñ âlâyına yâ Hû begler
-II-
Kaynadup nâr-ı gam-ı ‘aşk ile hûn-ı cigeri
Gözlerümden akıdur kendü görinmez o perî
Sanmanuz nev’-i beşerden gele bu şîveleri
Bir perî içün akar iki gözüm çeşmeleri
Sakınuñ bilmiş oluñ ılıdur ol su begler
- I I I -
Cân yidürseñ eger ol husrev-i şîrîn-dehene
Gâlib olsañ reh-i ‘aşkında bu gün Kûh-kene
Ne kadar nakd-i revânuñda nisâr olsa yine
Bî-vefâlıklar ider yolına cânlar virene
Acebâ böyle m’olur dünyede hep bu begler
-IV-
Pâk-rû tâze-cevâñdur baña cânumdan e’az
Gelmedi yanuma zen kısmı meger duhter-i rez
Bakmadum atlas u dîbâsına dehrüñ bir kez
Raht u bahtum götüri oda urursañ dütmez
Bir iki gün beni bu dünyede mahbûb egler
-V-
Boynuña hîle kemendin biri baglar nâ-gâh
Çıkarur togru yoluñdan biri eyler güm-râh
Bu belâya bulımaz çâre ne dervîş ü ne şâh
Kimseye uymasun ulaşmasun Allâh Allâh
Zülf-i bî-dîn ile ol gamze-i câdû begler
-VI-
Bâkıyâ gel olalum Ka’be-i dil yolına peyk
Diyelüm sem’a nidâ iricek âhir Lebbeyk
Girelüm râh-ı Hudâya diyüp e’s-sa’yü ileyk
Ne Necâtî ne güzeller ne selâmün ne ‘aleyk
Fâriguz eylemezüz kimseye tapu begler
Râyet-i fitne çeküp ol kad-i dil-cû begler
Uşdılar yanına her şûh-ı cefâ-hû begler
Bir yire geldi nice gamzesi câdû begler
Bir âlây oldı perî şîvelü âhû begler
Gözi âhûlaruñ âlâyına yâ Hû begler
-II-
Kaynadup nâr-ı gam-ı ‘aşk ile hûn-ı cigeri
Gözlerümden akıdur kendü görinmez o perî
Sanmanuz nev’-i beşerden gele bu şîveleri
Bir perî içün akar iki gözüm çeşmeleri
Sakınuñ bilmiş oluñ ılıdur ol su begler
- I I I -
Cân yidürseñ eger ol husrev-i şîrîn-dehene
Gâlib olsañ reh-i ‘aşkında bu gün Kûh-kene
Ne kadar nakd-i revânuñda nisâr olsa yine
Bî-vefâlıklar ider yolına cânlar virene
Acebâ böyle m’olur dünyede hep bu begler
-IV-
Pâk-rû tâze-cevâñdur baña cânumdan e’az
Gelmedi yanuma zen kısmı meger duhter-i rez
Bakmadum atlas u dîbâsına dehrüñ bir kez
Raht u bahtum götüri oda urursañ dütmez
Bir iki gün beni bu dünyede mahbûb egler
-V-
Boynuña hîle kemendin biri baglar nâ-gâh
Çıkarur togru yoluñdan biri eyler güm-râh
Bu belâya bulımaz çâre ne dervîş ü ne şâh
Kimseye uymasun ulaşmasun Allâh Allâh
Zülf-i bî-dîn ile ol gamze-i câdû begler
-VI-
Bâkıyâ gel olalum Ka’be-i dil yolına peyk
Diyelüm sem’a nidâ iricek âhir Lebbeyk
Girelüm râh-ı Hudâya diyüp e’s-sa’yü ileyk
Ne Necâtî ne güzeller ne selâmün ne ‘aleyk
Fâriguz eylemezüz kimseye tapu begler
- I -
Ne mümkindür nazar bir lahza hüsn-i tal’at-i yâre
Degül çünkim müyesser lem’a-i hürşîde nezzâre
Gubâr-ı dergehin kühl itmedin çeşm-i güher-bâre
Nice tâkat getürsin çeşm-i ‘âşık rûy-ı dil-dâre
Getürmez tâb çün bir lahza berk-ı tâb-ı envâre
- II -
Çerâgın şem’-i dâgumdan yakar hûrşîd-i ‘âlem-gerd
Ocagın sîne-i germüñ fürûzân eyler âh-ı serd
Ciger pür-zahm-ı hicran şerha şerha cism-i gam-perverd
Mukîm-i hânkâh-ı ‘aşk daldan bu dil-i pür-derd
Olur abdâl-ı mihnet bagrı yara cismi sad pâre
- I I I -
Hayâlüñ tahtgâhıdur derûn-ı sîne-i rûşen
Sezâvâr olmaz ol sadra eger Dârâ eger Behmen
Yaraşmaz mesned-i halvet-sarây-ı dilde illâ sen
Tefekkür eylemez bir dem göñül efkâr-ı gayrîden
Bu dil yâruñ serîridür virilmez yol agyâre
-IV-
Egerçi tîg-i bî-dâdı derûnum togradı muhkem
Akıtdı çeşme-i çeşmüm gamından nice demler dem
Dil-i mecrûha şemşîrinden ayru urmadı merhem
Ne çâre çâre andandur dil-i bî-çâreye her dem
Çü yara uran oldur yine andan merhem ü çâre
-V-
Marîz-i ‘illet-i ‘aşka şarâb-ı la’lidür şerbet
Bulur câm-ı visâlinden ölümlü hasteler sıhhat
Garaz dermân ise Bâkî yüri var derde kıl himmet
Murâduñ sözlerinüñ gösterür her harfi bir hikmet
Ne hikmet belki ‘ibretdür devâdur cümle bîmâre
Ne mümkindür nazar bir lahza hüsn-i tal’at-i yâre
Degül çünkim müyesser lem’a-i hürşîde nezzâre
Gubâr-ı dergehin kühl itmedin çeşm-i güher-bâre
Nice tâkat getürsin çeşm-i ‘âşık rûy-ı dil-dâre
Getürmez tâb çün bir lahza berk-ı tâb-ı envâre
- II -
Çerâgın şem’-i dâgumdan yakar hûrşîd-i ‘âlem-gerd
Ocagın sîne-i germüñ fürûzân eyler âh-ı serd
Ciger pür-zahm-ı hicran şerha şerha cism-i gam-perverd
Mukîm-i hânkâh-ı ‘aşk daldan bu dil-i pür-derd
Olur abdâl-ı mihnet bagrı yara cismi sad pâre
- I I I -
Hayâlüñ tahtgâhıdur derûn-ı sîne-i rûşen
Sezâvâr olmaz ol sadra eger Dârâ eger Behmen
Yaraşmaz mesned-i halvet-sarây-ı dilde illâ sen
Tefekkür eylemez bir dem göñül efkâr-ı gayrîden
Bu dil yâruñ serîridür virilmez yol agyâre
-IV-
Egerçi tîg-i bî-dâdı derûnum togradı muhkem
Akıtdı çeşme-i çeşmüm gamından nice demler dem
Dil-i mecrûha şemşîrinden ayru urmadı merhem
Ne çâre çâre andandur dil-i bî-çâreye her dem
Çü yara uran oldur yine andan merhem ü çâre
-V-
Marîz-i ‘illet-i ‘aşka şarâb-ı la’lidür şerbet
Bulur câm-ı visâlinden ölümlü hasteler sıhhat
Garaz dermân ise Bâkî yüri var derde kıl himmet
Murâduñ sözlerinüñ gösterür her harfi bir hikmet
Ne hikmet belki ‘ibretdür devâdur cümle bîmâre
- I -
Ey cemâlüñ pertev-i envâr-ı subh-ı lem-yezel
Berter olsa menzilüñ hûrşîd-i enverden mahal
Sende göstermiş kemâl-i sun’ın Üstâd-ı ezel
Kudretin izhâr idüp Hak Hazreti ‘azze ve cel
Cümle hûbân içre sen cânânı kılmış bî-bedel
-II-
İşigüñ üftâdesi kemter gedâ mihr-i münîr
Pençe-i hûrşîd-i ‘âlem-tâba hüsnüñ dest-gîr
Her gedâ-yı âsitânuñ bir şeh-i sâhib-serîr
Mısr-ı dilde şâh olur yüzüñ görüp olan esîr
Hüsni ey Yûsufdan ahsen ey güzellerden güzel
- I I I -
Âşıka yâd-ı lebüñ câm-ı şarâb-ı dil-güşâ
Câna ol la’l-i musaffâdur mey-i bezm-i safâ
Rûh-bahş olmış Mesîhâveş o la’l-i cân-fezâ
La’l-i mey-gûnûn görüp cân virmeyen kimdür şehâ
Pes meger âdem degül ‘aklında vardur yâ halel
- IV -
Halka-i zülf-i siyâhuñ ey saçı müşg-i Huten
Na’l-i şeb-dîz-i hatuñdur dirler erbâb-ı suhan
Kimdür ol ruhsâre-i gül-gûn ile senden geçen
Hüsnüñi bir dem gören ey husrev-i şîrîn-dehen
Aşkuña Ferhâd olup yoluñda cân virse mahal
-V-
Kaddüñe hıl’at biçelden hüsni hayyât-ı kazâ
Gün gibi yakduñ cihânı ey meh-i zerrîn-kabâ
Çâk idüpdür gerçi kim sabrum girîbânın cefâ
Dâmenüñ cevr ile elden koya sanma dil-berâ
Ol olacak iş degül yakam tutınca tâ ecel
-VI-
Gözdeki hûn-âbe-i âlüm görüp rahm itmedüñ
Yollar üzre cism-i pâ-mâlüm görüp rahm itmedüñ
Bu perîşan olmış ahvâlüm görüp rahm itmedüñ
Derdmend-i ‘aşkuñam hâlüm görüp rahm itmedün
Yol olur dilden dile dirlerdi hod vardur mesel
-VII-
Bâkıyâ kûy-ı harâbâtı nişîmen kıldugum
Bezm-i ‘aşkı şem’-i âhumla müzeyyen kıldugum
Ser-nüviştüm hâlidür âfâka rûşen kıldugum
Ey Selîm ebrû diyüp çeşm üzre mesken kıldugum
Alnuma ‘aşk ile yazılan yazulardur ezel
Ey cemâlüñ pertev-i envâr-ı subh-ı lem-yezel
Berter olsa menzilüñ hûrşîd-i enverden mahal
Sende göstermiş kemâl-i sun’ın Üstâd-ı ezel
Kudretin izhâr idüp Hak Hazreti ‘azze ve cel
Cümle hûbân içre sen cânânı kılmış bî-bedel
-II-
İşigüñ üftâdesi kemter gedâ mihr-i münîr
Pençe-i hûrşîd-i ‘âlem-tâba hüsnüñ dest-gîr
Her gedâ-yı âsitânuñ bir şeh-i sâhib-serîr
Mısr-ı dilde şâh olur yüzüñ görüp olan esîr
Hüsni ey Yûsufdan ahsen ey güzellerden güzel
- I I I -
Âşıka yâd-ı lebüñ câm-ı şarâb-ı dil-güşâ
Câna ol la’l-i musaffâdur mey-i bezm-i safâ
Rûh-bahş olmış Mesîhâveş o la’l-i cân-fezâ
La’l-i mey-gûnûn görüp cân virmeyen kimdür şehâ
Pes meger âdem degül ‘aklında vardur yâ halel
- IV -
Halka-i zülf-i siyâhuñ ey saçı müşg-i Huten
Na’l-i şeb-dîz-i hatuñdur dirler erbâb-ı suhan
Kimdür ol ruhsâre-i gül-gûn ile senden geçen
Hüsnüñi bir dem gören ey husrev-i şîrîn-dehen
Aşkuña Ferhâd olup yoluñda cân virse mahal
-V-
Kaddüñe hıl’at biçelden hüsni hayyât-ı kazâ
Gün gibi yakduñ cihânı ey meh-i zerrîn-kabâ
Çâk idüpdür gerçi kim sabrum girîbânın cefâ
Dâmenüñ cevr ile elden koya sanma dil-berâ
Ol olacak iş degül yakam tutınca tâ ecel
-VI-
Gözdeki hûn-âbe-i âlüm görüp rahm itmedüñ
Yollar üzre cism-i pâ-mâlüm görüp rahm itmedüñ
Bu perîşan olmış ahvâlüm görüp rahm itmedüñ
Derdmend-i ‘aşkuñam hâlüm görüp rahm itmedün
Yol olur dilden dile dirlerdi hod vardur mesel
-VII-
Bâkıyâ kûy-ı harâbâtı nişîmen kıldugum
Bezm-i ‘aşkı şem’-i âhumla müzeyyen kıldugum
Ser-nüviştüm hâlidür âfâka rûşen kıldugum
Ey Selîm ebrû diyüp çeşm üzre mesken kıldugum
Alnuma ‘aşk ile yazılan yazulardur ezel
-I-
Câme-i sıhhat Hudâdan halka bir hıl’at gibi
Bir libâs-ı fâhir olmaz cisme ol kisvet gibi
Var iken baht u sa’âdet kuvvet ü kudret gibi
Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
-II-
Ehl-i vahdet kâ’inâtuñ ‘âkil ü dânâsıdur
Merd-i fârig ‘âlemüñ mümtâz ü müstesnâsıdur
Gör ne dir ol kim sözi gûyâ Mesîh enfâsıdur
Saltanat didükleri ancak cihân gavgâsıdur
Olmaya baht u sa’âdet dünyede vahdet gibi
-III-
Tâ’at-i Hak mûnis-i bezm-i bekâdur ‘âkıbet
Sıhhat-i cân u beden senden cüdâdur ‘âkıbet
Bâd-ı sarsardur fenâ ‘âlem hebâdur ‘âkıbet
Ko bu ‘ayş u ‘işreti çünkim fenâdur ‘âkıbet
Yâr-i bâkî ister iseñ olmaya tâ’at gibi
-IV-
Âlemi gözden geçürseñ eyleseñ biñ yıl rasad
Devr içinde turmasañ görseñ hezârân nîk ü bed
Her tarafdan aksa dünyâ mâlı gelse lâ-yu’ad
Olsa kumlar sagışınca ‘ömrüe hadd ü ‘aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir sâ’at gibi
- V -
Menzil-i âsâyiş-i ‘ukbâya isterseñ vüsûl
Hubb-i dünyâdan ferâgat gibi olmaz togrı yol
Şâdmân erbâb-ı ‘uzletdür hemân Bâkî melûl
Ger huzûr itmek dilerseñ ey Muhibbî fârig ol
Olmaya vahdet makâmı gûşe-i ‘uzlet gibi
Câme-i sıhhat Hudâdan halka bir hıl’at gibi
Bir libâs-ı fâhir olmaz cisme ol kisvet gibi
Var iken baht u sa’âdet kuvvet ü kudret gibi
Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
-II-
Ehl-i vahdet kâ’inâtuñ ‘âkil ü dânâsıdur
Merd-i fârig ‘âlemüñ mümtâz ü müstesnâsıdur
Gör ne dir ol kim sözi gûyâ Mesîh enfâsıdur
Saltanat didükleri ancak cihân gavgâsıdur
Olmaya baht u sa’âdet dünyede vahdet gibi
-III-
Tâ’at-i Hak mûnis-i bezm-i bekâdur ‘âkıbet
Sıhhat-i cân u beden senden cüdâdur ‘âkıbet
Bâd-ı sarsardur fenâ ‘âlem hebâdur ‘âkıbet
Ko bu ‘ayş u ‘işreti çünkim fenâdur ‘âkıbet
Yâr-i bâkî ister iseñ olmaya tâ’at gibi
-IV-
Âlemi gözden geçürseñ eyleseñ biñ yıl rasad
Devr içinde turmasañ görseñ hezârân nîk ü bed
Her tarafdan aksa dünyâ mâlı gelse lâ-yu’ad
Olsa kumlar sagışınca ‘ömrüe hadd ü ‘aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir sâ’at gibi
- V -
Menzil-i âsâyiş-i ‘ukbâya isterseñ vüsûl
Hubb-i dünyâdan ferâgat gibi olmaz togrı yol
Şâdmân erbâb-ı ‘uzletdür hemân Bâkî melûl
Ger huzûr itmek dilerseñ ey Muhibbî fârig ol
Olmaya vahdet makâmı gûşe-i ‘uzlet gibi
Bırakın ince kavak seslerini şehrin içinde
paralar yaşlı kızların koynunda yatarken
bırakın köprülerin üstüne yağmur
ve basma perdelerden lânet bize.
Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik
şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde
külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu
Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza
peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu
yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda
yürek elbet acıyor esvap değiştirirken
bizden artık akması beklenilen kan da katı
kovulduk ölümün geniş resimlerinden.
Efsanelerden kovulduk
kan ve demir kelimeleri söyleyince
elbiseler içindeyiz, şehrin içinde
önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı
kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok
altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde
eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan
çiçek alıp eve götürüyoruz
bunun bir delilik olduğunu bile bile
en ıssız duyguların ucunda karakollar
asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde
külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu
gözler kısılıp bakılıyor bize.
Biliniyor
bizim mahsustan yaşadığımız
biliniyor
şarkıların sırası bizde
biliniyor
hayat bizden razıdır
biliniyor
otların sarardığı yerlerde güneş
kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.
paralar yaşlı kızların koynunda yatarken
bırakın köprülerin üstüne yağmur
ve basma perdelerden lânet bize.
Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik
şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde
külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu
Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza
peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu
yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda
yürek elbet acıyor esvap değiştirirken
bizden artık akması beklenilen kan da katı
kovulduk ölümün geniş resimlerinden.
Efsanelerden kovulduk
kan ve demir kelimeleri söyleyince
elbiseler içindeyiz, şehrin içinde
önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı
kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok
altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde
eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan
çiçek alıp eve götürüyoruz
bunun bir delilik olduğunu bile bile
en ıssız duyguların ucunda karakollar
asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde
külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu
gözler kısılıp bakılıyor bize.
Biliniyor
bizim mahsustan yaşadığımız
biliniyor
şarkıların sırası bizde
biliniyor
hayat bizden razıdır
biliniyor
otların sarardığı yerlerde güneş
kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.
Taht-ı teshîrindedir cümle cihân
Yâ ilâhî sen inâyet et meded
Fazlına muhtâçdır pîr ü civân
Yâ ilâhî sen inâyet et meded
Cümle mevcûdâta sen verdin hayât
Lutfun ile oldu cümle kâinât
Yine mü'min kullara sen ver sebât
Yâ ilâhî sen inâyet et meded
Yâ ilâhî sen inâyet et meded
Fazlına muhtâçdır pîr ü civân
Yâ ilâhî sen inâyet et meded
Cümle mevcûdâta sen verdin hayât
Lutfun ile oldu cümle kâinât
Yine mü'min kullara sen ver sebât
Yâ ilâhî sen inâyet et meded
Ölüm ölene bayram, bayramda sevinmek var
Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var.
Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var.
tahtadan yaptığım adam
ne yemek yiyor
ne konuşmak biliyor
kaskatı gözlerle
görünmez yerlere bakıyor
tahtadan yaptığım adam
hatırlıyor ki
bir zaman
nefes alan
ince ince yaprakları vardı
toprağı iştiha ile yiyen
liften
ince ince ağızları vardı
tahtadan yaptığım adam
ağaçtan uzaklaştı
ve insana yaklaştı
yazık ki
ne insan oldu
ne ağaç
ne yemek yiyor
ne konuşmak biliyor
kaskatı gözlerle
görünmez yerlere bakıyor
tahtadan yaptığım adam
hatırlıyor ki
bir zaman
nefes alan
ince ince yaprakları vardı
toprağı iştiha ile yiyen
liften
ince ince ağızları vardı
tahtadan yaptığım adam
ağaçtan uzaklaştı
ve insana yaklaştı
yazık ki
ne insan oldu
ne ağaç
Eşyayı Hakka değil,nefse göre dizenler;
Kendi takma gözüne sahte dünya çizenler...
1978
Kendi takma gözüne sahte dünya çizenler...
1978
Hasreti denizlerin,
Denizler kadar derin.
Ve o kadar bucaksız.
Ta karşımda yapraksız
Kullanılmış bir takvim.
Üzerinde bir resim;
Azgın, sonsuz birdeniz.
Kaygısız, düşüncesiz,
Çalkanıyor boşlukta
Resimdeyse bir nokta;
Yana yatmış bir gemi,
Kaybettiği alemi
Arıyor deryalarda.
Bu resim rüyalarda
Gibi aklımı çeldi,
Bana sahici geldi.
Geçtim kendi kendimden,
Yüzüme o resimden,
Köpükler vurdu sandım.
Duymuş gibi tıkandım,
Ciğerimde bir yosun.
Artık beni kim tutsun.
Denizler oldu tasam,
Yakar onu bulmazsam
Beni bu hasret dedim
Varırım elbet dedim.
Bir ömür geze geze
Takvimdeki denize.
Ne var bana ne oldu
Odama nasıl doldu
Birden bire bu meltem
Ve dalgalandı perdem
Havalandı kağıtlar.
Odamda kıyamet var.
Ah yolculuk yolculuk
Ne kadar baygın soluk
O gün bizde betbeniz
Ve ne titrek kalbimiz.
Ve eşyamız ne küskün.
Yola çıktığımız gün
Bir sıraya dizilmiş
Gözyaşlarını silmiş,
Bakarlar sinsi sinsi
Niçin o anda hepsi
Bir kuş gibi hafifler
Arkandan geleyim der
Niçin o güne kadar
Dilsiz duran ne kadar
Eşya varsa dirilir
Yolumuza serpilir
Ufak böcükler gibi
Gezer onların kalbi
Üstünde döşemenin
Gizli bir didişmenin
Saati çalar o an
Birden bakar ki insan
Herşey karmakarışık.
Ayırmak olmaz artık
Bir kalbi bir taraktan
Ve kalb ağlayaraktan
Çekilir geri geri
Terkeder bu mahşeri.
Bu mahşerin içinden
O gün ben de geçtim ben,
Nem varsa evim, anam,
Çocukluğum, hatııram,
Ve ne sevdalar serde
Bıraktım gerilerde
Kaçar gibi yangından.
Rüzgarların ardından
Baktım da süzgün süzgün
Kurşun yükünü gönlün
Tüy gibi hafiflettim.
Denize hicret ettim.
Denizler kadar derin.
Ve o kadar bucaksız.
Ta karşımda yapraksız
Kullanılmış bir takvim.
Üzerinde bir resim;
Azgın, sonsuz birdeniz.
Kaygısız, düşüncesiz,
Çalkanıyor boşlukta
Resimdeyse bir nokta;
Yana yatmış bir gemi,
Kaybettiği alemi
Arıyor deryalarda.
Bu resim rüyalarda
Gibi aklımı çeldi,
Bana sahici geldi.
Geçtim kendi kendimden,
Yüzüme o resimden,
Köpükler vurdu sandım.
Duymuş gibi tıkandım,
Ciğerimde bir yosun.
Artık beni kim tutsun.
Denizler oldu tasam,
Yakar onu bulmazsam
Beni bu hasret dedim
Varırım elbet dedim.
Bir ömür geze geze
Takvimdeki denize.
Ne var bana ne oldu
Odama nasıl doldu
Birden bire bu meltem
Ve dalgalandı perdem
Havalandı kağıtlar.
Odamda kıyamet var.
Ah yolculuk yolculuk
Ne kadar baygın soluk
O gün bizde betbeniz
Ve ne titrek kalbimiz.
Ve eşyamız ne küskün.
Yola çıktığımız gün
Bir sıraya dizilmiş
Gözyaşlarını silmiş,
Bakarlar sinsi sinsi
Niçin o anda hepsi
Bir kuş gibi hafifler
Arkandan geleyim der
Niçin o güne kadar
Dilsiz duran ne kadar
Eşya varsa dirilir
Yolumuza serpilir
Ufak böcükler gibi
Gezer onların kalbi
Üstünde döşemenin
Gizli bir didişmenin
Saati çalar o an
Birden bakar ki insan
Herşey karmakarışık.
Ayırmak olmaz artık
Bir kalbi bir taraktan
Ve kalb ağlayaraktan
Çekilir geri geri
Terkeder bu mahşeri.
Bu mahşerin içinden
O gün ben de geçtim ben,
Nem varsa evim, anam,
Çocukluğum, hatııram,
Ve ne sevdalar serde
Bıraktım gerilerde
Kaçar gibi yangından.
Rüzgarların ardından
Baktım da süzgün süzgün
Kurşun yükünü gönlün
Tüy gibi hafiflettim.
Denize hicret ettim.
Tâli’ oldı neyyir-i ikbâl ü devlet subh-dem
Şu’le saldı ‘âleme necm-i hidâyet subh-dem
Kâ’inâtı kıldı mir’ât-ı cemâl-i Şâhdan
Gark-ı envâr-ı hidâyet Rabb-i ‘izzet subh-dem
Çokdan eylerdi cemâl-i bâ-kemâlin ârzû
Ber-murâd oldı hele tâc-ı sa’âdet subh-dem
Şeş cihâtı rûşen itdi tal’atından gün gibi
Buldı zînet çâr-sûy-ı mülk ü millet subh-dem
Nâ-gehân bir toz kopardı bâd-pây-ı devleti
Rûşen oldı dîde-i a’yân-ı devlet subh-dem
Nevbet ol Şâh-ı cevân-baht-ı cihânuñdur diyü
Çaldılar eflâkdan kûs-ı beşâret subh-dem
Âfitâb-ı ‘âlem-ârâ gibi zerrîn tâc ile
Taht-ı sîmîn üzre saldı ferr-i devlet subh-dem
Sâye-i Yezdân penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Şu’le saldı ‘âleme necm-i hidâyet subh-dem
Kâ’inâtı kıldı mir’ât-ı cemâl-i Şâhdan
Gark-ı envâr-ı hidâyet Rabb-i ‘izzet subh-dem
Çokdan eylerdi cemâl-i bâ-kemâlin ârzû
Ber-murâd oldı hele tâc-ı sa’âdet subh-dem
Şeş cihâtı rûşen itdi tal’atından gün gibi
Buldı zînet çâr-sûy-ı mülk ü millet subh-dem
Nâ-gehân bir toz kopardı bâd-pây-ı devleti
Rûşen oldı dîde-i a’yân-ı devlet subh-dem
Nevbet ol Şâh-ı cevân-baht-ı cihânuñdur diyü
Çaldılar eflâkdan kûs-ı beşâret subh-dem
Âfitâb-ı ‘âlem-ârâ gibi zerrîn tâc ile
Taht-ı sîmîn üzre saldı ferr-i devlet subh-dem
Sâye-i Yezdân penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Tam otuz yıl saatim islemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
I
biraz yukardan
taş et
ot mu yoksa
taşetot
alır şaşmadan
gündüzden geceye geceden gündüze
ve bütün geleceklere
çağırır şimdiden ve el koyar
ne varsa
ne dökülse küreden
güneşi çıkarırken toprak
bir de süsler koşturur insanoğlunun
bir günlük atını
sıcak el üfler güneşi karnında köpükleriyle
bir göl huzurundan tutşup
başlar yanmaya
ve seslenir yüce dağ
serin
toplar kartalı yılanıyla
atlasın omuzlarından gencecik kayalar
eğildiler bir mermerin önüne
koşunuz ak saçlı bulutlar
denize yakın
bir çakılın kızgın yapısında
güneşle ilk kez selama durmuş
narin gövdeli soylu karınca
II
baş köşede
bak nasıl
denizin tanrıça köpüklerinden
bir de mermer balık
bir karanlık şehre
üstün nöbetçilerle giriyor
bunu gelecek çocukta olmak için
beklemek daha sonra
önce sipsivri bir başın
balçıkla Afrodite
merdiven dayayıp çıktığı
ağaçların huzurunda
onlar ne diye çocuklarını
balçıklara
III
rüzgâr da koşar
nasıl sever misiniz
ya kim bilir hangi sevincin
hangi gerçeğin çiçeği
göz nuru
hangi hangi geleceğin
ağacı gelir dize
çılgınlık gibi mutlaka
ışıklı imkan içinde
Sol burna mıknatıslı demir halka
acıklı hapşırır diye belkemiğinin
durmadan mutlu geçmişini
Ananız ve babanız
balalan ağızlarıyla
onurları durmadan azalır.Döllenirler
ve başımızın içi cenaze
bir cama bin çekiç
başınız cenaze
canlı tabutlarınızla
kutupsuz kıblesiz
hangi putun önünden geçmektesiniz
IV
Can akıldan geçerken üstün gemi
gelir yaslanır bir direğe
kızkardeşini kanıyla diz kapağını
göbeğine bir haç getirip gölgesine
aleksandirina usulü ağlayıp
nereden nereye ün saldı
Su demek ki taşın çakıl cinsinden
zamanla toprak
incecik zar kesmekte
çok 'mahirdi'
Ona
İlyada nasıl kendine benzetip
bakmışsa bugüne
gün ışığında bütün limanların
nasipsiz gemiye
sanki başka liman duruşu gibi
tanrıya yabanlaşamış
canların güneşi
V
Ne demek şu beyaz göğüslü
ince yapılı dansöz atlarla
iki lata uzanmak
kutsamak için
svinç getiren
büyük yorgunlukla sevinç getiren
durmadan değişen ve yeniden gelen
kambur
o lezzetinde iştahlar getiren
köpükten kör balığı
... kutlanmaz göl ve toprak
temiz bir bilgiyle geçilir ellerine
su ekmek ama bir çift böcek
bir biri alnından
biraz tepeye
gerçekten biraz da tepeye
ne diye 'gidiyorlardı'
Düştür bağırır şimdi şarkıya
onlar eğilip geçiyorlar
gelir okyanus ayaklarına
En derin anlamlı tepenin
elleri şarap ağzında gülünce
Başları bir baş dönme anaforunda
yaşamakla erkekçe kaybediyorlar
ölüme ''mahcup''bir rölans
damarlarında koşan toprakla süslenip
ışığa pas diyorlar
intiharla gizlenip
hatırlarken çocuklrın sevinçle
ve babalarıyla ilk boy resimlerini
VI
biz işte hepp soylu yapılar
ıslak taş gemide huysuz
uzakta ilk gülün akrebiyle sevişmekten
bi tek sarı ve sarsılmaz sesine güvendiğimiz
kanaryayı katlettik
biraz yukardan
taş et
ot mu yoksa
taşetot
alır şaşmadan
gündüzden geceye geceden gündüze
ve bütün geleceklere
çağırır şimdiden ve el koyar
ne varsa
ne dökülse küreden
güneşi çıkarırken toprak
bir de süsler koşturur insanoğlunun
bir günlük atını
sıcak el üfler güneşi karnında köpükleriyle
bir göl huzurundan tutşup
başlar yanmaya
ve seslenir yüce dağ
serin
toplar kartalı yılanıyla
atlasın omuzlarından gencecik kayalar
eğildiler bir mermerin önüne
koşunuz ak saçlı bulutlar
denize yakın
bir çakılın kızgın yapısında
güneşle ilk kez selama durmuş
narin gövdeli soylu karınca
II
baş köşede
bak nasıl
denizin tanrıça köpüklerinden
bir de mermer balık
bir karanlık şehre
üstün nöbetçilerle giriyor
bunu gelecek çocukta olmak için
beklemek daha sonra
önce sipsivri bir başın
balçıkla Afrodite
merdiven dayayıp çıktığı
ağaçların huzurunda
onlar ne diye çocuklarını
balçıklara
III
rüzgâr da koşar
nasıl sever misiniz
ya kim bilir hangi sevincin
hangi gerçeğin çiçeği
göz nuru
hangi hangi geleceğin
ağacı gelir dize
çılgınlık gibi mutlaka
ışıklı imkan içinde
Sol burna mıknatıslı demir halka
acıklı hapşırır diye belkemiğinin
durmadan mutlu geçmişini
Ananız ve babanız
balalan ağızlarıyla
onurları durmadan azalır.Döllenirler
ve başımızın içi cenaze
bir cama bin çekiç
başınız cenaze
canlı tabutlarınızla
kutupsuz kıblesiz
hangi putun önünden geçmektesiniz
IV
Can akıldan geçerken üstün gemi
gelir yaslanır bir direğe
kızkardeşini kanıyla diz kapağını
göbeğine bir haç getirip gölgesine
aleksandirina usulü ağlayıp
nereden nereye ün saldı
Su demek ki taşın çakıl cinsinden
zamanla toprak
incecik zar kesmekte
çok 'mahirdi'
Ona
İlyada nasıl kendine benzetip
bakmışsa bugüne
gün ışığında bütün limanların
nasipsiz gemiye
sanki başka liman duruşu gibi
tanrıya yabanlaşamış
canların güneşi
V
Ne demek şu beyaz göğüslü
ince yapılı dansöz atlarla
iki lata uzanmak
kutsamak için
svinç getiren
büyük yorgunlukla sevinç getiren
durmadan değişen ve yeniden gelen
kambur
o lezzetinde iştahlar getiren
köpükten kör balığı
... kutlanmaz göl ve toprak
temiz bir bilgiyle geçilir ellerine
su ekmek ama bir çift böcek
bir biri alnından
biraz tepeye
gerçekten biraz da tepeye
ne diye 'gidiyorlardı'
Düştür bağırır şimdi şarkıya
onlar eğilip geçiyorlar
gelir okyanus ayaklarına
En derin anlamlı tepenin
elleri şarap ağzında gülünce
Başları bir baş dönme anaforunda
yaşamakla erkekçe kaybediyorlar
ölüme ''mahcup''bir rölans
damarlarında koşan toprakla süslenip
ışığa pas diyorlar
intiharla gizlenip
hatırlarken çocuklrın sevinçle
ve babalarıyla ilk boy resimlerini
VI
biz işte hepp soylu yapılar
ıslak taş gemide huysuz
uzakta ilk gülün akrebiyle sevişmekten
bi tek sarı ve sarsılmaz sesine güvendiğimiz
kanaryayı katlettik
Taştın yine deli gönül
Sular gibi çağlar mısın
Aktın yine kanlı yaşım
Yollarımı bağlar mısın
Nidem elim ermez yâre
Bulunmaz derdime çare
Oldum ilimden avare
Beni bunda eğler misin
Yavı kıldım ben yoldaşı
Onulmaz bağrımın başı
Gözlerimin kanlı yaşı
Irmağ olup çağlar mısın
Ben toprak oldum yolunda
Sen aşırı gözetirsin
Şu karşıma göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın
Harami gibi yoluma
Aykırı inen karlı dağ
Ben yârimden ayrı düştüm
Sen yolumu bağlar mısın
Karlı dağların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim içün
Yaşın yaşın ağlar mısın
Esridi Yunus'un canı
Yoldayım illerim kanı
Yunus düşte gördü seni
Sayru musun sağlar mısın
Sular gibi çağlar mısın
Aktın yine kanlı yaşım
Yollarımı bağlar mısın
Nidem elim ermez yâre
Bulunmaz derdime çare
Oldum ilimden avare
Beni bunda eğler misin
Yavı kıldım ben yoldaşı
Onulmaz bağrımın başı
Gözlerimin kanlı yaşı
Irmağ olup çağlar mısın
Ben toprak oldum yolunda
Sen aşırı gözetirsin
Şu karşıma göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın
Harami gibi yoluma
Aykırı inen karlı dağ
Ben yârimden ayrı düştüm
Sen yolumu bağlar mısın
Karlı dağların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim içün
Yaşın yaşın ağlar mısın
Esridi Yunus'un canı
Yoldayım illerim kanı
Yunus düşte gördü seni
Sayru musun sağlar mısın
Nehirler
Uzun uzun ağlayan söğütler
Birine bir kadın tutunmuş
Biri bir kaval üfürüyor
Sürü nerdeyse görünür
Akşamın zili olmalı
Bazı kulaklardan tam-tamlar
Karışır büyücü ağzı
El eli tutar gözyaşı boşanır
Daha başındayız iklimin
Kızıl saçların
Kor bakışın
Kulübeler yanıyor
Yaramz çocuklar, yaramz çocuklar
Balçık emiyor gövdeyi
Devrilmiş bir ağaç yanlarıda
Toplanıyorlar, doğuya bakıyorlar
Masallarda bir delik olmalı
Çok geç
O akşam geç vakit
Sokak serserileri yolumu bekliyor
Adımlarım, çözülen kıravatım
Yanımdan bir atlı kalkıyor
Hayır kan, kan sızıyor
İlkin bir köpekbalığı ağzı
Kıyasıya başbaşayız
Beraber olduğumuz günlerden biri
Haykırıyor
Derken biri daha
Çene açılıp kapanıyor
Paralayan diş bir baş kapıyor
Son bir söz daha
Bir yalvarış kırıntısı olmalı
Duyanı olmayan, Allahtan başka
Sana bu soruları uzatıyorum
Son nefes sorusu
Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
Mezar sorusu
Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
O sorular sorusu
Korkma zor değil
Korkma korkma zor değil
İyi bir alışkanlık edindiyse kalbin
Kork ama umut et zor değil
Uzun uzun ağlayan söğütler
Birine bir kadın tutunmuş
Biri bir kaval üfürüyor
Sürü nerdeyse görünür
Akşamın zili olmalı
Bazı kulaklardan tam-tamlar
Karışır büyücü ağzı
El eli tutar gözyaşı boşanır
Daha başındayız iklimin
Kızıl saçların
Kor bakışın
Kulübeler yanıyor
Yaramz çocuklar, yaramz çocuklar
Balçık emiyor gövdeyi
Devrilmiş bir ağaç yanlarıda
Toplanıyorlar, doğuya bakıyorlar
Masallarda bir delik olmalı
Çok geç
O akşam geç vakit
Sokak serserileri yolumu bekliyor
Adımlarım, çözülen kıravatım
Yanımdan bir atlı kalkıyor
Hayır kan, kan sızıyor
İlkin bir köpekbalığı ağzı
Kıyasıya başbaşayız
Beraber olduğumuz günlerden biri
Haykırıyor
Derken biri daha
Çene açılıp kapanıyor
Paralayan diş bir baş kapıyor
Son bir söz daha
Bir yalvarış kırıntısı olmalı
Duyanı olmayan, Allahtan başka
Sana bu soruları uzatıyorum
Son nefes sorusu
Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
Mezar sorusu
Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
O sorular sorusu
Korkma zor değil
Korkma korkma zor değil
İyi bir alışkanlık edindiyse kalbin
Kork ama umut et zor değil
Taze taze dost gülleri
Açılsın asla solmasın
Dün gün ötsün bülbülleri
Aşkı artıp eksilmesin
Balıklar deryâda arar
Odlara düşmüş Semender
Ne oddan ne sudan döner
Kimseler aşık olmasın
Olma Hak'dan gayra bende
Salmagıl kendini bende
Düşme dünyâya inende
Sakın yüzüne gülmesin
Kâmiller yolunu izle
Ma'şûkun rızâsın gözle
Sırrını nâşîden gizle
Hâlini kimse bilmesin
Ezel bezmindeki sâkî
Aceb mest etdi uşşâkı
Bula gör bir yâr-ı bâkî
Kim bir nefes ayrılmasın
Derûnun aşk ile dolsun
Fikrin zikrin hem ol olsun
Tâlib matlûbunu bulsun
Hîç arzû yeri kalmasın
Hüdâyî eyleyip sücûd
Bulagör Hakkânî vücûd
Ol kadar olsun lutf u cûd
Kim ana gâyet olmasın
Açılsın asla solmasın
Dün gün ötsün bülbülleri
Aşkı artıp eksilmesin
Balıklar deryâda arar
Odlara düşmüş Semender
Ne oddan ne sudan döner
Kimseler aşık olmasın
Olma Hak'dan gayra bende
Salmagıl kendini bende
Düşme dünyâya inende
Sakın yüzüne gülmesin
Kâmiller yolunu izle
Ma'şûkun rızâsın gözle
Sırrını nâşîden gizle
Hâlini kimse bilmesin
Ezel bezmindeki sâkî
Aceb mest etdi uşşâkı
Bula gör bir yâr-ı bâkî
Kim bir nefes ayrılmasın
Derûnun aşk ile dolsun
Fikrin zikrin hem ol olsun
Tâlib matlûbunu bulsun
Hîç arzû yeri kalmasın
Hüdâyî eyleyip sücûd
Bulagör Hakkânî vücûd
Ol kadar olsun lutf u cûd
Kim ana gâyet olmasın
Te‘âlâ Rabbunâ’r-Rahmânu
‘Ani’l-‘aczi ‘ani’n-nuksâni
Lehu’l-fadlu lehu’l-ihsânu
Lehu’l-cûdu lehu’l-imdâdu
‘Ani’l-‘aczi ‘ani’n-nuksâni
Lehu’l-fadlu lehu’l-ihsânu
Lehu’l-cûdu lehu’l-imdâdu
Te‘âlev eyyuhe’l-‘uşşâk
Fe mâ fî’l-kevni mevcûd
Fe ğayru’l-Hakki ma‘dum
Ve ‘aynu’l-Hakki maksûd
Huve’r-Râfi‘u Huve’l-Hâdî
Huve’l-Mu‘tî Huve’l-Mâni‘
Fe men kânet lehu ‘aynun
Fe bâbu’ş-şirki mesdûd
Teftinu eyyuhe’s-sâlik
Ve ‘indî kullu şey’in hâlik
Huve’l-Bâkî Huve’l-Mâlik
Lehu’l-fadlu lehu’l-cûd
Tu‘izzu men teşâ’u ve
Tuzillu men teşâ yâ Rab
Fe men vâleyte makbulu
Ve men ‘âdeyte merdûd
Lehu’d-dunyâ lehu’l-ukbâ
Lehu’l-ûlâ lehu’l-uhrâ
Lehu’s-suğrâ lehu’l-kubrâ
Ve Rabbu’l-‘arşi Mahmûd
Fe mâ fî’l-kevni mevcûd
Fe ğayru’l-Hakki ma‘dum
Ve ‘aynu’l-Hakki maksûd
Huve’r-Râfi‘u Huve’l-Hâdî
Huve’l-Mu‘tî Huve’l-Mâni‘
Fe men kânet lehu ‘aynun
Fe bâbu’ş-şirki mesdûd
Teftinu eyyuhe’s-sâlik
Ve ‘indî kullu şey’in hâlik
Huve’l-Bâkî Huve’l-Mâlik
Lehu’l-fadlu lehu’l-cûd
Tu‘izzu men teşâ’u ve
Tuzillu men teşâ yâ Rab
Fe men vâleyte makbulu
Ve men ‘âdeyte merdûd
Lehu’d-dunyâ lehu’l-ukbâ
Lehu’l-ûlâ lehu’l-uhrâ
Lehu’s-suğrâ lehu’l-kubrâ
Ve Rabbu’l-‘arşi Mahmûd
Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm
Gözlerimde son marifet, Azrail'e tebessüm ...
Gözlerimde son marifet, Azrail'e tebessüm ...
Tecellî eylese ol Hayy u Kayyûm
Olurdu mâsivâ hep cümle ma'dûm
Bu ma'nâ ger sana olduysa ma'lûm
Sivâdan var yürü imdi gözün yum
Olurdu mâsivâ hep cümle ma'dûm
Bu ma'nâ ger sana olduysa ma'lûm
Sivâdan var yürü imdi gözün yum
Tecellî-i cemâl ister
Gönül eğlenmez eğlenmez
Tesellî-i visâl ister
Gönül eğlenmez eğlenmez
Sivâ savmını kim dutdu
Visâlin ıydına yetdi
Cemâlin vasfın işitdi
Gönül eğlenmez eğlenmez
Cihânı gezse ser-tâ-ser
Görünmez ana bahr ü ber
Meğer yâ Rab seni ister
Gönül eğlenmez eğlenmez
Şu cân kim buldu cânânı
N'ider mülk-i Süleymân'ı
Kodu hayretde aşk anı
Gönül eğlenmez eğlenmez
Ne halvetde ne celvetde
Ne kesretde ne vahdetde
Ne Tûbâ'da ne Cennet'de
Gönül eğlenmez eğlenmez
Ne dünyâda ne ukbâda
Gönül bir özge sevdâda
Dem-â-dem fikr-i Mevlâ'da
Gönül eğlenmez eğlenmez
Cemâlin nûrunu gözler
Ana kâr eylemez sözler
Meğer Mevlâ seni özler
Gönül eğlenmez eğlenmez
Gönül vîrânesin yâ Rab
Kemâl-i fazlın ile yap
Edelden zâtını matlab
Gönül eğlenmez eğlenmez
Eğer dünyâ eğer ukbâ
Visâlinsiz kuru sevdâ
Hüdâyî n'itsin ey Mevlâ
Gönül eğlenmez eğlenmez
Gönül eğlenmez eğlenmez
Tesellî-i visâl ister
Gönül eğlenmez eğlenmez
Sivâ savmını kim dutdu
Visâlin ıydına yetdi
Cemâlin vasfın işitdi
Gönül eğlenmez eğlenmez
Cihânı gezse ser-tâ-ser
Görünmez ana bahr ü ber
Meğer yâ Rab seni ister
Gönül eğlenmez eğlenmez
Şu cân kim buldu cânânı
N'ider mülk-i Süleymân'ı
Kodu hayretde aşk anı
Gönül eğlenmez eğlenmez
Ne halvetde ne celvetde
Ne kesretde ne vahdetde
Ne Tûbâ'da ne Cennet'de
Gönül eğlenmez eğlenmez
Ne dünyâda ne ukbâda
Gönül bir özge sevdâda
Dem-â-dem fikr-i Mevlâ'da
Gönül eğlenmez eğlenmez
Cemâlin nûrunu gözler
Ana kâr eylemez sözler
Meğer Mevlâ seni özler
Gönül eğlenmez eğlenmez
Gönül vîrânesin yâ Rab
Kemâl-i fazlın ile yap
Edelden zâtını matlab
Gönül eğlenmez eğlenmez
Eğer dünyâ eğer ukbâ
Visâlinsiz kuru sevdâ
Hüdâyî n'itsin ey Mevlâ
Gönül eğlenmez eğlenmez
Tecellî-i cemâlin eyle ihsân
Meded eyle meded sultânım Allah
Visâlinle bizi kıl şâd ü handân
Kerem eyle meded Rahmânım Allah
Nice bir nefs ola ortada hâ'il
İnâyet et ki maksûd ola hâsıl
Olavuz matlab-ı a'lâya vâsıl
Meded eyle meded sultânım Allah
Uyar kullarını gafletden ey Rab
Seni anlamağa sa'y edeler heb
Ki tâ kalmaya senden gayrı matlab
Kerem eyle meded sultânım Allah
Bize yollarını sen eyle âsân
Ki mâni' olmaya nefs ile şeytân
Yine senden olur bu derde dermân
Meded eyle meded sultânım Allah
Görünür küllü şey' uşşâka hâlik
Erişsin matlab-ı a'lâya sâlik
Ola bâkî na'îme tâ ki mâlik
Kerem eyle meded sultânım Allah
Geçirip Kâbe kavseyni Hudâ'ya
Tecellî eylesin sırr-ı Ev-ednâ
Ki tâ hâsıl ola maksûd-ı aksâ
Meded eyle meded sultânım Allah
Hüdâyî'ye müyesser kıl şühûdu
Kemâle irgüre tâ kim sücûdu
Bula fazlınla Hakkânî vücûdu
Kerem eyle meded Rahmân'ım Allah
Meded eyle meded sultânım Allah
Visâlinle bizi kıl şâd ü handân
Kerem eyle meded Rahmânım Allah
Nice bir nefs ola ortada hâ'il
İnâyet et ki maksûd ola hâsıl
Olavuz matlab-ı a'lâya vâsıl
Meded eyle meded sultânım Allah
Uyar kullarını gafletden ey Rab
Seni anlamağa sa'y edeler heb
Ki tâ kalmaya senden gayrı matlab
Kerem eyle meded sultânım Allah
Bize yollarını sen eyle âsân
Ki mâni' olmaya nefs ile şeytân
Yine senden olur bu derde dermân
Meded eyle meded sultânım Allah
Görünür küllü şey' uşşâka hâlik
Erişsin matlab-ı a'lâya sâlik
Ola bâkî na'îme tâ ki mâlik
Kerem eyle meded sultânım Allah
Geçirip Kâbe kavseyni Hudâ'ya
Tecellî eylesin sırr-ı Ev-ednâ
Ki tâ hâsıl ola maksûd-ı aksâ
Meded eyle meded sultânım Allah
Hüdâyî'ye müyesser kıl şühûdu
Kemâle irgüre tâ kim sücûdu
Bula fazlınla Hakkânî vücûdu
Kerem eyle meded Rahmân'ım Allah
Teferrüc eyleyi vardım, sabahın sinleri gördüm.
Karışmış kara toprağa, şu nazik tenleri gördüm.
Çürümüş toprak içre ten, sin içinde yatar pinhan.
Boşanmış damar, akmış kan, batmış kefenleri gördüm.
Yıkılmış sinleri dolmuş, hep evleri harâb olmuş.
Kamu endişeden kalmış, ne düşvar halleri gördüm.
Yaylalar yaylamaz olmuş, kışlalar kışlamaz olmuş.
Bar tutmuş söylemez olmuş, ağızda dilleri gördüm.
Kimisi zevk-u işrette, kimi saz-u beşârette.
Kimi belâ vü mihnette, dün olmuş günleri gördüm.
Soğumuş şu kara gözler, belirsiz olmuş ay yüzler.
Kara toprağın altında, Gül derer elleri gördüm.
Kimisi boynunu eğmiş, tenini toprağa salmış.
Anasına küsüp gitmiş, boynun buranları gördüm.
Kimi zârı kılıp ağlar, zebâniler canın dağlar.
Tutuşmuş sinleri oda, çıkan dumanları gördüm.
Yunus bunu kanda gördü, gelip bize haber verdi.
Aklım vardı bilim şaştı, netekim bunları gördüm
Karışmış kara toprağa, şu nazik tenleri gördüm.
Çürümüş toprak içre ten, sin içinde yatar pinhan.
Boşanmış damar, akmış kan, batmış kefenleri gördüm.
Yıkılmış sinleri dolmuş, hep evleri harâb olmuş.
Kamu endişeden kalmış, ne düşvar halleri gördüm.
Yaylalar yaylamaz olmuş, kışlalar kışlamaz olmuş.
Bar tutmuş söylemez olmuş, ağızda dilleri gördüm.
Kimisi zevk-u işrette, kimi saz-u beşârette.
Kimi belâ vü mihnette, dün olmuş günleri gördüm.
Soğumuş şu kara gözler, belirsiz olmuş ay yüzler.
Kara toprağın altında, Gül derer elleri gördüm.
Kimisi boynunu eğmiş, tenini toprağa salmış.
Anasına küsüp gitmiş, boynun buranları gördüm.
Kimi zârı kılıp ağlar, zebâniler canın dağlar.
Tutuşmuş sinleri oda, çıkan dumanları gördüm.
Yunus bunu kanda gördü, gelip bize haber verdi.
Aklım vardı bilim şaştı, netekim bunları gördüm
Tehî görmen kimseyi hiç kimsene boş değil
Eksiklik ile nazar erenlere hoş değil
Gönlünü derviş eyle dost ile biliş eyle
Aşk ile eri şol manâda derviş içi boş değil
Derviş bilir dervişi Hak yoluna durmuşu
Dervişler hümâ kuşu çaylak u baykuş değil
Dervişlik aslı cândan geçti iki cihândan
Haber verir sultandan bellidir yad kuş değil
Ey Yunus Hakk’ı bilen söylemez hergiz yalan
İkilik ile gelen doğru yol bulmuş değil
Eksiklik ile nazar erenlere hoş değil
Gönlünü derviş eyle dost ile biliş eyle
Aşk ile eri şol manâda derviş içi boş değil
Derviş bilir dervişi Hak yoluna durmuşu
Dervişler hümâ kuşu çaylak u baykuş değil
Dervişlik aslı cândan geçti iki cihândan
Haber verir sultandan bellidir yad kuş değil
Ey Yunus Hakk’ı bilen söylemez hergiz yalan
İkilik ile gelen doğru yol bulmuş değil
Tek ben değil seven seni,
Cümle âlem seni sever.
Her köşede binlercesi,
Yoluna can vermek ister.
Ben kimim seni seveyim,
Yoluna canım vereyim,
Nicesini ben göreyim,
Çok zavallı boyun eğer.
Varın sorun kâmil ere,
Var mıdır bu derde çare,
Hiç olur mu dosta, ere,
Düşmanıyla sohbet eder.
Âşık nefsine uymadı,
Canını verdi doymadı,
Kim ki, canına kıymadı,
Bilin yalan dava eder.
Durmaz akar, gözden yaşı,
Perişandır, ağrır başı,
Feryat, figan olur işi,
Kimse bilmez nere gider.
Eşrefoğlu bakma yaşa!
Ömür geçip gitti boşa,
Hazırlığı yoktur kışa,
Nefsin hevâsını güder.
Cümle âlem seni sever.
Her köşede binlercesi,
Yoluna can vermek ister.
Ben kimim seni seveyim,
Yoluna canım vereyim,
Nicesini ben göreyim,
Çok zavallı boyun eğer.
Varın sorun kâmil ere,
Var mıdır bu derde çare,
Hiç olur mu dosta, ere,
Düşmanıyla sohbet eder.
Âşık nefsine uymadı,
Canını verdi doymadı,
Kim ki, canına kıymadı,
Bilin yalan dava eder.
Durmaz akar, gözden yaşı,
Perişandır, ağrır başı,
Feryat, figan olur işi,
Kimse bilmez nere gider.
Eşrefoğlu bakma yaşa!
Ömür geçip gitti boşa,
Hazırlığı yoktur kışa,
Nefsin hevâsını güder.
Ne var ki, pazarlığa girişecek ecelle;
Sermayem tek kelime, Allah azze ve celle...
Sermayem tek kelime, Allah azze ve celle...
Tenimden canım süzülür,iki gözlerim süzülür
Dilim tetiği bozulur,Allah sana yalvaralım
Salacımı götürdüler,Musallaya yatırdılar
Görklü tekbir getirdiler,Allah sana yalvaralım
Varıp mülketime düşüp,indirdiler beni şeşip
Toprağım örterler eşip,Allah sana yalvaralım
Topraklara düşürdüler,el toprağa üşürdüler
Taşlar ile bastırdılar,Allah sana yalvaralım
Kaldım bir karanlık yerde,ayrığı varmaz o yerde
Sataştım bir acep derde,Allah sana yalvaralım.
Dilim tetiği bozulur,Allah sana yalvaralım
Salacımı götürdüler,Musallaya yatırdılar
Görklü tekbir getirdiler,Allah sana yalvaralım
Varıp mülketime düşüp,indirdiler beni şeşip
Toprağım örterler eşip,Allah sana yalvaralım
Topraklara düşürdüler,el toprağa üşürdüler
Taşlar ile bastırdılar,Allah sana yalvaralım
Kaldım bir karanlık yerde,ayrığı varmaz o yerde
Sataştım bir acep derde,Allah sana yalvaralım.
Terk-i dünyî-i denî halka tedennî görinür
Çeşm-i ‘uşşâka ne dünyî vü ne ‘ukbî görinür
Sînesin itse kaçan kân-ı ma’ârif ‘ârif
Kılsa her harfe nazar bir nice ma’nî görinür
Pür-hayâl-i ruh-ı ma’şûka iken dîde-i Kays
Neye kim kılsa nazar sûret-i Leylî görinür
Sîne pür-şu’le-i şevk olsa dil-i Mûsîvâr
Nâr zann eyledügüñ nür-ı tecellî göriür
‘Âlem-i ‘ulve urûc it mele’-i a’lâ gör
Kalma şol pâyede kim anda edânî görinür
Olamazsın harem-i vaslına mahrem dervîş
Sende mâdâm ki taksîr ü tevânî görinür
İdeli hâk-i cenâbuñ ruh-ı Bâkîde eser
Baksa âyîne-i idrâke tesellî görinür
Çeşm-i ‘uşşâka ne dünyî vü ne ‘ukbî görinür
Sînesin itse kaçan kân-ı ma’ârif ‘ârif
Kılsa her harfe nazar bir nice ma’nî görinür
Pür-hayâl-i ruh-ı ma’şûka iken dîde-i Kays
Neye kim kılsa nazar sûret-i Leylî görinür
Sîne pür-şu’le-i şevk olsa dil-i Mûsîvâr
Nâr zann eyledügüñ nür-ı tecellî göriür
‘Âlem-i ‘ulve urûc it mele’-i a’lâ gör
Kalma şol pâyede kim anda edânî görinür
Olamazsın harem-i vaslına mahrem dervîş
Sende mâdâm ki taksîr ü tevânî görinür
İdeli hâk-i cenâbuñ ruh-ı Bâkîde eser
Baksa âyîne-i idrâke tesellî görinür
Terkîb olundu çünki hevâ hâk ü nâr ü âb
İnsân-ı kâmil oldu ana ref' olup hicâb
Hullet ki nârı nûr ede berd ü selâm olur
Âşık ki sâdık ola ana azb olur azâb
Bahr-i atâsı nehr ede haşa ki sâ'ili
Derd-i derûna şâfî iken lutf ile cevâb
Vaslın hevâsına gezer âvâre (ebr ü bâd)
Pervâne şem'-i aşkına (eflâk ü âfitâb)
Kesret tılısmı mâni' olup genc-i vahdete
Hayretde kaldı hasret ile nice şeyh ü şâb
Ref' et hicâbı lutf et (enâniyyeti) gider
Gayb-ı hakîkat açıla tâ ola feth-i bâb
Bâkî hayâta ermeğe ihsânın isteriz
Lutf et Hüdâyî bendene yâ Mâlike'r-rikâb
İnsân-ı kâmil oldu ana ref' olup hicâb
Hullet ki nârı nûr ede berd ü selâm olur
Âşık ki sâdık ola ana azb olur azâb
Bahr-i atâsı nehr ede haşa ki sâ'ili
Derd-i derûna şâfî iken lutf ile cevâb
Vaslın hevâsına gezer âvâre (ebr ü bâd)
Pervâne şem'-i aşkına (eflâk ü âfitâb)
Kesret tılısmı mâni' olup genc-i vahdete
Hayretde kaldı hasret ile nice şeyh ü şâb
Ref' et hicâbı lutf et (enâniyyeti) gider
Gayb-ı hakîkat açıla tâ ola feth-i bâb
Bâkî hayâta ermeğe ihsânın isteriz
Lutf et Hüdâyî bendene yâ Mâlike'r-rikâb
Tevfîk eyle bizi vuslat yoluna
Efendim meded hey sultânım meded
Kereminden irgür vahdet iline
Efendim meded hey sultânım meded
Yardım eyle bize işbu yollarda
Tâ ki kalmayavuz yüce bellerde
Ayrılık güç imiş gurbet illerde
Efendim meded hey sultânım meded
Zerrece lutfunla günâhlar gider
Rahmetin deryâsı zenbi mahv eder
Sen kabûl etmezsen kim kabûl eder
Efendim meded hey sultânım meded
Kimin kapısına yüzüm urayım
Kimin dîvânına el kavşurayım
Efendimi koyup kande varayım
Efendim meded hey sultânım meded
Kulun günâhından rahmetin çokdur
Doğrulup gelene kapın açıkdır
Kereminden mahrûm kalmışı yokdur
Efendim meded hey sultânım meded
Gücümüz yetdikçe her yana yeldik
Âhir dermân senden olduğun bildik
Yüzümüz sürüyü kapına geldik
Efendim meded hey sultânım meded
Nice bir hicâbdan arınmayalım
İrgür sana yolda sürünmeyelim
Kâmillere bakıp yerinmeyelim
Efendim meded hey sutânım meded
Kulun sana lâyık işi yoğımış
Yokdan sudur eden zîrâ yoğımış
Hüdâyî'ye senin fazlın çoğımış
Efendim meded hey sultânım meded
Efendim meded hey sultânım meded
Kereminden irgür vahdet iline
Efendim meded hey sultânım meded
Yardım eyle bize işbu yollarda
Tâ ki kalmayavuz yüce bellerde
Ayrılık güç imiş gurbet illerde
Efendim meded hey sultânım meded
Zerrece lutfunla günâhlar gider
Rahmetin deryâsı zenbi mahv eder
Sen kabûl etmezsen kim kabûl eder
Efendim meded hey sultânım meded
Kimin kapısına yüzüm urayım
Kimin dîvânına el kavşurayım
Efendimi koyup kande varayım
Efendim meded hey sultânım meded
Kulun günâhından rahmetin çokdur
Doğrulup gelene kapın açıkdır
Kereminden mahrûm kalmışı yokdur
Efendim meded hey sultânım meded
Gücümüz yetdikçe her yana yeldik
Âhir dermân senden olduğun bildik
Yüzümüz sürüyü kapına geldik
Efendim meded hey sultânım meded
Nice bir hicâbdan arınmayalım
İrgür sana yolda sürünmeyelim
Kâmillere bakıp yerinmeyelim
Efendim meded hey sutânım meded
Kulun sana lâyık işi yoğımış
Yokdan sudur eden zîrâ yoğımış
Hüdâyî'ye senin fazlın çoğımış
Efendim meded hey sultânım meded
Tevhid ehli doğru gider cennete,
Yolda kalmaz, uğramaz hiç mihnete.
Bunlar Hakkın sevdiği kuldur,
Sayısız nimetler verdiği kuldur.
Tevhid ehli olan Hakla bilişir,
İşinde gücünde Hakla buluşur.
Bu tevhid ehlidir, sevip sevilen,
Din kitaplarında çokça övülen.
Bu tevhid ehlidir, hak yolda giden,
Mübarek tevhidden kaçarsın, neden?
Kim halktan kesilir, Hakka ulaşır,
Hakkı bırakanlar, halkla dalaşır.
Tevhid olur, bütün dertlere deva,
Tevhidden gayrisi, hep nefs-i heva.
Eşrefoğlu Rumi, yüz çevir halktan,
İsteğini bekle Cenab-ı Hak’tan!
Yolda kalmaz, uğramaz hiç mihnete.
Bunlar Hakkın sevdiği kuldur,
Sayısız nimetler verdiği kuldur.
Tevhid ehli olan Hakla bilişir,
İşinde gücünde Hakla buluşur.
Bu tevhid ehlidir, sevip sevilen,
Din kitaplarında çokça övülen.
Bu tevhid ehlidir, hak yolda giden,
Mübarek tevhidden kaçarsın, neden?
Kim halktan kesilir, Hakka ulaşır,
Hakkı bırakanlar, halkla dalaşır.
Tevhid olur, bütün dertlere deva,
Tevhidden gayrisi, hep nefs-i heva.
Eşrefoğlu Rumi, yüz çevir halktan,
İsteğini bekle Cenab-ı Hak’tan!
Tevhîd ile olur her derde dermân
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Tevhîd ile olur her müşkil âsân
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Gönülden pâsını silmek dilersen
Bilmediklerini bilmek dilersen
Eğer Hakk'ı sende bulmak dilersen
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Âleme ibret gözüyle bakanlar
Çerâğın nûr-ı Mevlâ'dan yakanlar
Yerden gökden geçip Arş'a çıkanlar
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Aldanma key sakın bu kâinâta
Geç ak u karadan bak nûr-ı zâta
Ermek ister isen bâkî hayâta
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Bulmak ister isen eğer Hudâyı
Ehl-i tevhîde hizmet et Hüdâyî
Yola çeken odur bay u gedâyı
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Tevhîd ile olur her müşkil âsân
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Gönülden pâsını silmek dilersen
Bilmediklerini bilmek dilersen
Eğer Hakk'ı sende bulmak dilersen
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Âleme ibret gözüyle bakanlar
Çerâğın nûr-ı Mevlâ'dan yakanlar
Yerden gökden geçip Arş'a çıkanlar
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Aldanma key sakın bu kâinâta
Geç ak u karadan bak nûr-ı zâta
Ermek ister isen bâkî hayâta
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Bulmak ister isen eğer Hudâyı
Ehl-i tevhîde hizmet et Hüdâyî
Yola çeken odur bay u gedâyı
Hakk'a tevhîd ile ermiş erenler
Tevhidi terk etme sakın ey aziz!
Tevhid için gönlüne eyle temiz!
Her kimin tevhidi yoksa canı yok,
Canı ne ola ki onun imanı yok.
Tevhid eden diller kolay yanılmaz,
Günahkâr olsa da ateşte kalmaz.
Tevhid eden dile Hak tanık ola,
Tevhid eden gözler uyanık ola.
Tevhid edeni cehennem yakmaz,
Zebani boynuna zincirler takmaz.
Tevhid edenden kaçar şeytan-ı lain,
Tevhid eden olur şeytandan emin.
Ancak tevhid ehli doğru gidendir,
Tevhidsiz olanlar, eğri gidendir.
Tevhid yoksa boştur, bozuktur temel,
Yer gök ehli kadar kılsa da amel.
Tevhidini muhkem eyle, elde sen!
Tevhidi söyleme sade dilde sen!
Muhkem olmak diler isen tevhidin,
Tevhidi kendine muhkem ders edin!
Tevhidin muhkemse bulursun Hakkı,
Tevhidin yok ise olursun şakî.
Kimi söyler sadece tevhid adı,
Canı bilmez nicedir tevhid tadı.
Tevhid düşmanları gayet azgın olur,
Sanki leş yiyen bir kuzgun olur.
Eşrefoğlu Rumi’nin sen ey Ganî,
Can içinde muhkem et tevhidini!
Tevhid için gönlüne eyle temiz!
Her kimin tevhidi yoksa canı yok,
Canı ne ola ki onun imanı yok.
Tevhid eden diller kolay yanılmaz,
Günahkâr olsa da ateşte kalmaz.
Tevhid eden dile Hak tanık ola,
Tevhid eden gözler uyanık ola.
Tevhid edeni cehennem yakmaz,
Zebani boynuna zincirler takmaz.
Tevhid edenden kaçar şeytan-ı lain,
Tevhid eden olur şeytandan emin.
Ancak tevhid ehli doğru gidendir,
Tevhidsiz olanlar, eğri gidendir.
Tevhid yoksa boştur, bozuktur temel,
Yer gök ehli kadar kılsa da amel.
Tevhidini muhkem eyle, elde sen!
Tevhidi söyleme sade dilde sen!
Muhkem olmak diler isen tevhidin,
Tevhidi kendine muhkem ders edin!
Tevhidin muhkemse bulursun Hakkı,
Tevhidin yok ise olursun şakî.
Kimi söyler sadece tevhid adı,
Canı bilmez nicedir tevhid tadı.
Tevhid düşmanları gayet azgın olur,
Sanki leş yiyen bir kuzgun olur.
Eşrefoğlu Rumi’nin sen ey Ganî,
Can içinde muhkem et tevhidini!
Tîguñ içürdi düşmene zahm-ı zebânları
Bahs itmez oldı kimse kesildi lisânları
Gördi nihâl-i serv-i ser-efrâz-ı nîzeñi
Ser-keşlik adın anmadı bir dahı bânları
Her kanda bassa pây-ı semendüñ nisâr içün
Hânlar yoluñda cümle revân itdi cânları
Deşt-i fenâda mürg-i hevâ turmayup konar
Tîguñ Hudâ yolında sebîl itdi kanları
Şemşîr gibi rûy-ı zemîne taraf taraf
Salduñ demür kuşaklu cihân pehlevânları
Alduñ hezâr bütkedeyi mescid eyledüñ
Nâkûs yirlerinde okutduñ ezânları
Âhir çalındı kûs-ı rahîl itdüñ irtihâl
Evvel konaguñ oldı cinân bûstânları
Minnet Hudâya iki cihânda kılup sa’îd
Nâm-ı şerîfüñ eyledi hem gâzî hem şehîd
Bahs itmez oldı kimse kesildi lisânları
Gördi nihâl-i serv-i ser-efrâz-ı nîzeñi
Ser-keşlik adın anmadı bir dahı bânları
Her kanda bassa pây-ı semendüñ nisâr içün
Hânlar yoluñda cümle revân itdi cânları
Deşt-i fenâda mürg-i hevâ turmayup konar
Tîguñ Hudâ yolında sebîl itdi kanları
Şemşîr gibi rûy-ı zemîne taraf taraf
Salduñ demür kuşaklu cihân pehlevânları
Alduñ hezâr bütkedeyi mescid eyledüñ
Nâkûs yirlerinde okutduñ ezânları
Âhir çalındı kûs-ı rahîl itdüñ irtihâl
Evvel konaguñ oldı cinân bûstânları
Minnet Hudâya iki cihânda kılup sa’îd
Nâm-ı şerîfüñ eyledi hem gâzî hem şehîd
Tînet-i Âdemde konmasa eğer sevdâ-yı aşk
Cenneti bir dâneye satmazdı ol dânâ-yı aşk
Kenz-i mahfîden zuhûra geldi eşyâ lâ-cerem
Bâd-ı hubbiyle temevvüc etdi çün deryâ-yı aşk
Tâlib-i dîdâr olup ayılmaya tâ haşredek
Kim ki nûş ede ezel bezminde ger sahbâ-yı aşk
Aşk ü müşg olmaz nihân ânı bilir halk-ı cihân
Âşık-ı bî-çâreye mümkün müdür ihfâ-yı aşk
Bülbülün hâlin bilenler gûş ederler nâlesin
Bir gül-i bî-hâr içündür bunca hûy u hây-ı aşk
Aşk-ı Şîrîn oldu feryâdına Ferhâd'ın sebep
Ey nice dânâyı Mecnûn eyledi Leylâ-yı aşk
Ey Hüdâyî hâlet-i aşkı ne bilsin her meges
Kulle-i Kâf-ı hakîkat mürgüdür ankâ-yı aşk
Cenneti bir dâneye satmazdı ol dânâ-yı aşk
Kenz-i mahfîden zuhûra geldi eşyâ lâ-cerem
Bâd-ı hubbiyle temevvüc etdi çün deryâ-yı aşk
Tâlib-i dîdâr olup ayılmaya tâ haşredek
Kim ki nûş ede ezel bezminde ger sahbâ-yı aşk
Aşk ü müşg olmaz nihân ânı bilir halk-ı cihân
Âşık-ı bî-çâreye mümkün müdür ihfâ-yı aşk
Bülbülün hâlin bilenler gûş ederler nâlesin
Bir gül-i bî-hâr içündür bunca hûy u hây-ı aşk
Aşk-ı Şîrîn oldu feryâdına Ferhâd'ın sebep
Ey nice dânâyı Mecnûn eyledi Leylâ-yı aşk
Ey Hüdâyî hâlet-i aşkı ne bilsin her meges
Kulle-i Kâf-ı hakîkat mürgüdür ankâ-yı aşk
Tîr-i gam-ı nigâr ile ten yara yaradur
Şemşîr-i cevr-i yâr ile dil pâre pâredür
Öykünse haddüñe ne gam ey âfıtâb-ı hüsn
Mâh-ı sipihr kemdür o ne yüzi karadur
Hâlüñ hayâli hâtır-ı agyârı kıldı cây
Gûyâ karañu gicede rûşen sitâredür
Eş’ârum içre vasf-ı leb-i yâr gûyiyâ
Âb-ı zülâl içinde yatur la’l-pâredür
Çeşm-i hakâret ile nazar kılma dûstum
‘Uşşâk-ı haste-hâli de Allâh yaradur
Bâkî derûnum âteşinüñ dûdıdur felek
Mihr-i sipihr âhum odından şirâredür
Şemşîr-i cevr-i yâr ile dil pâre pâredür
Öykünse haddüñe ne gam ey âfıtâb-ı hüsn
Mâh-ı sipihr kemdür o ne yüzi karadur
Hâlüñ hayâli hâtır-ı agyârı kıldı cây
Gûyâ karañu gicede rûşen sitâredür
Eş’ârum içre vasf-ı leb-i yâr gûyiyâ
Âb-ı zülâl içinde yatur la’l-pâredür
Çeşm-i hakâret ile nazar kılma dûstum
‘Uşşâk-ı haste-hâli de Allâh yaradur
Bâkî derûnum âteşinüñ dûdıdur felek
Mihr-i sipihr âhum odından şirâredür
Toplanmış dervişleri,
Çok sevdiğim pirimin.
Hikmetlidir işleri,
Çok sevdiğim pirimin.
Elim verdim eline,
Sağlık olsun diline,
Canlar feda yoluna,
Çok sevdiğim pirimin.
Bahçesinin gülüyüm,
Bağının bülbülüyüm,
Ben yanında ölüyüm,
Çok sevdiğim pirimin.
İnkâr eden Sultanı,
Mürşid eder şeytanı,
Aslı onun Geylani,
Çok sevdiğim pirimin.
Halden anlayan kişi!
Bırakmalı boş işi!
Asla yanmaz dervişi,
Çok sevdiğim pirimin.
Veriyorum haberi,
Evliyanın rehberi,
Odur sadıklar eri,
Çok sevdiğim pirimin.
Hak katında uludur,
İki cihan doludur,
Eşrefoğlu kuludur,
Çok sevdiğim pirimin.
Çok sevdiğim pirimin.
Hikmetlidir işleri,
Çok sevdiğim pirimin.
Elim verdim eline,
Sağlık olsun diline,
Canlar feda yoluna,
Çok sevdiğim pirimin.
Bahçesinin gülüyüm,
Bağının bülbülüyüm,
Ben yanında ölüyüm,
Çok sevdiğim pirimin.
İnkâr eden Sultanı,
Mürşid eder şeytanı,
Aslı onun Geylani,
Çok sevdiğim pirimin.
Halden anlayan kişi!
Bırakmalı boş işi!
Asla yanmaz dervişi,
Çok sevdiğim pirimin.
Veriyorum haberi,
Evliyanın rehberi,
Odur sadıklar eri,
Çok sevdiğim pirimin.
Hak katında uludur,
İki cihan doludur,
Eşrefoğlu kuludur,
Çok sevdiğim pirimin.
Evlerle aramız açılıyor
çünkü şavaşlardan biridir evlerimizden kaçanlar
1
Evler boyun boyuna gelmenin habercileri
çocukları çok yaşatan serçe ağartan damlar
göğün yanaklarından sarkan gündüzleri
indirirler saçaklarından akıtarak bahçelere
Bahçeler ki evlerinde olanların
topraktan gelen ağaçlara
tutundukları ve gizli çekmeceler açtıkları
ve içine geleceğinden emin anılar
nur topu ceviz yaprakları
İlk sevgili yaprakları
ilk şiir sıcaklarını koydukları
Bir hacim altın şeklinde
Her an açılan Kitabın üstünde
Işık ve ışıklardan camını giyinmiş
Balrengi bir lamba
Beni doğuran peygambere yaslanmış
Geçmiş canları sergilemiş göğsüne
Hepsine hatimden bir mucize ayırmış
Armağan salmış iç süslerine
babam canımı çökertiyor
hep aynı tarlanın önünde
aynı topraktan kalkıp
türbesini yontuyor içime
2
Oysa sessizce girerdim çiçeklerin içine
küçük kız gitti sancılandınız mı
evler ve dereler daha derine
Güneşe kan durup dururken sıçradı
korsan deri değiştirdi
ben can değiştim toprağa basarken
ellerim yırtık saçlarımda
tatlı suları geçerken
denizde sallanırdı başları
korsan bir ev tutkununun içinde
evi zorlanan midyenin içinde
topraktan da ötede denizin kadersiz gecesinde
keçelenen
ve raslantı basan çatısız yüzleri
evlerde tartılmış ve ağır bulunmuş
fırlatılmış ve geceyle karşılanmış toprak
geçti biçiminden
sen nerde şehirleri gezdiren nehir
gece bir an bulup çınar ağacından
güneşe dökülen
evlerin dışında gezdiren beni
yer yere abandı sırtıma bir ev yaslandı
Ki sımsıkı el tutan kader tutan
ve sokaklar ki anneler şöleninde
bebelerce fıskiyeli etekler
çünkü şavaşlardan biridir evlerimizden kaçanlar
1
Evler boyun boyuna gelmenin habercileri
çocukları çok yaşatan serçe ağartan damlar
göğün yanaklarından sarkan gündüzleri
indirirler saçaklarından akıtarak bahçelere
Bahçeler ki evlerinde olanların
topraktan gelen ağaçlara
tutundukları ve gizli çekmeceler açtıkları
ve içine geleceğinden emin anılar
nur topu ceviz yaprakları
İlk sevgili yaprakları
ilk şiir sıcaklarını koydukları
Bir hacim altın şeklinde
Her an açılan Kitabın üstünde
Işık ve ışıklardan camını giyinmiş
Balrengi bir lamba
Beni doğuran peygambere yaslanmış
Geçmiş canları sergilemiş göğsüne
Hepsine hatimden bir mucize ayırmış
Armağan salmış iç süslerine
babam canımı çökertiyor
hep aynı tarlanın önünde
aynı topraktan kalkıp
türbesini yontuyor içime
2
Oysa sessizce girerdim çiçeklerin içine
küçük kız gitti sancılandınız mı
evler ve dereler daha derine
Güneşe kan durup dururken sıçradı
korsan deri değiştirdi
ben can değiştim toprağa basarken
ellerim yırtık saçlarımda
tatlı suları geçerken
denizde sallanırdı başları
korsan bir ev tutkununun içinde
evi zorlanan midyenin içinde
topraktan da ötede denizin kadersiz gecesinde
keçelenen
ve raslantı basan çatısız yüzleri
evlerde tartılmış ve ağır bulunmuş
fırlatılmış ve geceyle karşılanmış toprak
geçti biçiminden
sen nerde şehirleri gezdiren nehir
gece bir an bulup çınar ağacından
güneşe dökülen
evlerin dışında gezdiren beni
yer yere abandı sırtıma bir ev yaslandı
Ki sımsıkı el tutan kader tutan
ve sokaklar ki anneler şöleninde
bebelerce fıskiyeli etekler
Ey hevâsına tapan,
Tövbeye gel, tövbeye,
Hakka tap, Haktan utan,
Tövbeye gel, tövbeye.
2
Nice nefse uyasın,
Nice dünyâ kovasın,
Vakt ola usanasın,
Tövbeye gel, tövbeye.
3
Nice beslersin teni,
Yılan çıyan yer anı,
Ko teni, besle cânı,
Tövbeye gel, tövbeye.
4
Sen dünyâ-perest oldun,
Nefsin ile dost oldun,
Sanma dirisin, öldün,
Tövbeye gel, tövbeye.
5
Sen teni, sandın seni,
Bilmedin senden teni,
Odlara yaktın cânı,
Tövbeye gel, tövbeye.
6
Gör bu müvekkelleri,
Yazarlar hayrı, şerri,
Günâhtan gel sen beri,
Tövbeye gel, tövbeye.
7
Ey miskin Âdemoğlu,
Usan tutma âlemi,
Esmeden ölüm yeli,
Tövbeye gel, tövbeye
8
Ölüm gelecek nâçar,
Dilin tadını şeşer,
Erken işini başar,
Tövbeye gel, tövbeye.
9
Göçer bu dünyâ kalmaz.
Ömür pâyidâr olmaz,
Son pişman, assı kılmaz
Tövbeye gel, tövbeye.
10
Tövbe suyuyla arın,
Deme gel bugün yârın,
Göresin Hak dîdârın,
Tövbeye gel, tövbeye.
11
Eşrefoğlu Rûmî sen,
Tövbe kıl erken uyan,
Olma yolunda yayan,
Tövbeye gel, tövbeye.
Tövbeye gel, tövbeye,
Hakka tap, Haktan utan,
Tövbeye gel, tövbeye.
2
Nice nefse uyasın,
Nice dünyâ kovasın,
Vakt ola usanasın,
Tövbeye gel, tövbeye.
3
Nice beslersin teni,
Yılan çıyan yer anı,
Ko teni, besle cânı,
Tövbeye gel, tövbeye.
4
Sen dünyâ-perest oldun,
Nefsin ile dost oldun,
Sanma dirisin, öldün,
Tövbeye gel, tövbeye.
5
Sen teni, sandın seni,
Bilmedin senden teni,
Odlara yaktın cânı,
Tövbeye gel, tövbeye.
6
Gör bu müvekkelleri,
Yazarlar hayrı, şerri,
Günâhtan gel sen beri,
Tövbeye gel, tövbeye.
7
Ey miskin Âdemoğlu,
Usan tutma âlemi,
Esmeden ölüm yeli,
Tövbeye gel, tövbeye
8
Ölüm gelecek nâçar,
Dilin tadını şeşer,
Erken işini başar,
Tövbeye gel, tövbeye.
9
Göçer bu dünyâ kalmaz.
Ömür pâyidâr olmaz,
Son pişman, assı kılmaz
Tövbeye gel, tövbeye.
10
Tövbe suyuyla arın,
Deme gel bugün yârın,
Göresin Hak dîdârın,
Tövbeye gel, tövbeye.
11
Eşrefoğlu Rûmî sen,
Tövbe kıl erken uyan,
Olma yolunda yayan,
Tövbeye gel, tövbeye.
dünyalar ve yıldızlar
en küçük şey
acıkan dilimi uzatıp
hepsini birer birer yaladım
ve yuttum
biraz serinlemiş gibiyim
50.000.000 sene evvel
ılık bir denizde bir trilobitken
duydum melâli
zaman nedir unutarak
açıp ağzımı
bütün denizleri içtim
ve kendim kaybolup
deniz oldum
sonsuz deniz oldum
en küçük şey
acıkan dilimi uzatıp
hepsini birer birer yaladım
ve yuttum
biraz serinlemiş gibiyim
50.000.000 sene evvel
ılık bir denizde bir trilobitken
duydum melâli
zaman nedir unutarak
açıp ağzımı
bütün denizleri içtim
ve kendim kaybolup
deniz oldum
sonsuz deniz oldum
Çocuk e harfine yaslanmış uyuyordu
sonra saçlarımız kapandı, denklerimiz bağlandı sonra
boyuna ateşler söndü dağlarda
bir yıldız boyuna söndü durdu
çocuk insan seslerine yaslanmış uyuyordu
o zaman ben atlıydım işte
saçlarımda geceler morarırdı
yorgun olamazdım çok uzaklardaydı yurdum çünkü
boyuna tüfenkler doldurmuştum sularım girilmezdi çığlıklardan
canavarlar besliyordum ulu bir askerdim sanki
ve artık çirkinim
uykularımda örümcekler üreyor şimdi
gelmiş geçmiş bütün gölgeleri denedim
ellerim hala pençe gibi
düşler, tüfenkler ve ayaklar
gözlerimi engel oluyor güneş.
(1962)
sonra saçlarımız kapandı, denklerimiz bağlandı sonra
boyuna ateşler söndü dağlarda
bir yıldız boyuna söndü durdu
çocuk insan seslerine yaslanmış uyuyordu
o zaman ben atlıydım işte
saçlarımda geceler morarırdı
yorgun olamazdım çok uzaklardaydı yurdum çünkü
boyuna tüfenkler doldurmuştum sularım girilmezdi çığlıklardan
canavarlar besliyordum ulu bir askerdim sanki
ve artık çirkinim
uykularımda örümcekler üreyor şimdi
gelmiş geçmiş bütün gölgeleri denedim
ellerim hala pençe gibi
düşler, tüfenkler ve ayaklar
gözlerimi engel oluyor güneş.
(1962)
Tuh ‘ale’t-tâhî ve kun zâ fitna
Key yetihe tîhuhu fî tîhik
Rabbenâ el-hamdu leke ve’ş-şukru lek
Fevka a‘dâdi mâ tahte’l-felek
Key yetihe tîhuhu fî tîhik
Rabbenâ el-hamdu leke ve’ş-şukru lek
Fevka a‘dâdi mâ tahte’l-felek
Turmaz yanumda hançerini vasf ider nigâr
Ya’nî baña tokındurur ol şûh-ı şîvekâr
Gâyetde teşne idi göñül âb-ı vasluña
Susızlıgını kesdi o şemşîr-i âbdâr
Zülfi elinden almaga cân-ı belâ-keşi
Boynın kulagın öpdi girîbân u gûşvâr
Yâkût u la’li bir birine urdı lebleri
İdüp nisâr sözde nice dürr-i şâhvâr
Haylî dimâg bagladı ‘âlemde Bâkıyâ
Hâl-i nigâra beñzeyeli nâfe-i Tatâ
Ya’nî baña tokındurur ol şûh-ı şîvekâr
Gâyetde teşne idi göñül âb-ı vasluña
Susızlıgını kesdi o şemşîr-i âbdâr
Zülfi elinden almaga cân-ı belâ-keşi
Boynın kulagın öpdi girîbân u gûşvâr
Yâkût u la’li bir birine urdı lebleri
İdüp nisâr sözde nice dürr-i şâhvâr
Haylî dimâg bagladı ‘âlemde Bâkıyâ
Hâl-i nigâra beñzeyeli nâfe-i Tatâ
Son kaya iniyor kuyu aydınlanıyor
Ses insanın derinlerde parlayan
Son isyan denemesi oluyor güzel
İçimde yaman tutuk bir şair doğuyor
Tut elimden
Dosta düşmana karşı bir iyi konuşayım
Tut
Kulede saat kırılmasın
Geyikler sağır
Rüyalar boğuk olmasın
Son kıral ağlıyor, üstünde son kuş yoruluyor
Halkın kayıp annelere karşı saygısı yok
Tut elimden
Düşen tüyleri toplayalım
Tut
İsimsiz çocuk ağlamasın
Kuyuda ışık sönmesin
Kırk oda içiçe dönmesin
Halayıklar sağır
Dualar boğuk olmasın
Son insan yürüyor
Tut elimden kaçalım
Kaçalım kaçalım
Bizi kimseler görmesin
Arıyanlar bulmasın
Tren duvarları sarsmasın
Yürek bu kadar hızlı çarpmasın
Kan böylesine hızlı akmasın
Askın kulakları sağır
Sesi boğuk olmasın
Ses insanın derinlerde parlayan
Son isyan denemesi oluyor güzel
İçimde yaman tutuk bir şair doğuyor
Tut elimden
Dosta düşmana karşı bir iyi konuşayım
Tut
Kulede saat kırılmasın
Geyikler sağır
Rüyalar boğuk olmasın
Son kıral ağlıyor, üstünde son kuş yoruluyor
Halkın kayıp annelere karşı saygısı yok
Tut elimden
Düşen tüyleri toplayalım
Tut
İsimsiz çocuk ağlamasın
Kuyuda ışık sönmesin
Kırk oda içiçe dönmesin
Halayıklar sağır
Dualar boğuk olmasın
Son insan yürüyor
Tut elimden kaçalım
Kaçalım kaçalım
Bizi kimseler görmesin
Arıyanlar bulmasın
Tren duvarları sarsmasın
Yürek bu kadar hızlı çarpmasın
Kan böylesine hızlı akmasın
Askın kulakları sağır
Sesi boğuk olmasın
Bakınız ne büyük bir rütbeye tutkuluyum,
O'nun kulunun kölesinin kuluyum.
O'nun kulunun kölesinin kuluyum.
Gel beri, kurtuluş ordusunun tuğu ol!
Hürriyet mi dileğin, Allah'ın tutuğu ol!
Hürriyet mi dileğin, Allah'ın tutuğu ol!
U
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
Uyan gafletten ey nâim
Hakk’a yalvar seherlerde
Döküp acı yaşı dâim
Hakk’a yalvar seherlerde
Kapısında durup her bâr
Yüzün dergâhına tut var
Yürekten kıl demâdem zâr
Hakk’a yalvar seherlerde
Seherlerde açılır gül
Anınçün zâr olur bülbül
Uyanıp derd ile ey dil
Hakk’a yalvar seherlerde
Gel ey miskîn-i bîçâre
Dolaşıp gezme âvâre
Dilersen derdine çâre
Hakk’a yalvar seherlerde
Açılır bâb-ı sübhânî
Çekilir hân-ı sultânî
Dökülür feyz-i Rabbânî
Hakk’a yalvar seherlerde
Seherde kalkuben her gâh
Yüzün yere sürüp kıl âh
Ere lûtfu sana nâgâh
Hakk’a yalvar seherlerde
Seherde uykudan uyan
Niyâzî durma derde yan
Ola kim erişe dermân
Hakk’a yalvar seherlerde
Hakk’a yalvar seherlerde
Döküp acı yaşı dâim
Hakk’a yalvar seherlerde
Kapısında durup her bâr
Yüzün dergâhına tut var
Yürekten kıl demâdem zâr
Hakk’a yalvar seherlerde
Seherlerde açılır gül
Anınçün zâr olur bülbül
Uyanıp derd ile ey dil
Hakk’a yalvar seherlerde
Gel ey miskîn-i bîçâre
Dolaşıp gezme âvâre
Dilersen derdine çâre
Hakk’a yalvar seherlerde
Açılır bâb-ı sübhânî
Çekilir hân-ı sultânî
Dökülür feyz-i Rabbânî
Hakk’a yalvar seherlerde
Seherde kalkuben her gâh
Yüzün yere sürüp kıl âh
Ere lûtfu sana nâgâh
Hakk’a yalvar seherlerde
Seherde uykudan uyan
Niyâzî durma derde yan
Ola kim erişe dermân
Hakk’a yalvar seherlerde
Uyan gözün aç durma yalvar güzel Allah'a
Yolundan izin ayırma yalvar güzel Allah'a
Her geceyi kaaim ol her gündüzü saim ol
Hem zikr ile daim ol yalvar güzel Allah'a
Bir gün bu gözün görmez hem kulağın işitmez
Bu fırsat ele girmez yalvar güzel Allah'a
Aslığı ganimet bil her saati nimet bil
Gizlice ibadet kıl yalvar güzel Allah'a
Ömrünü hiçe sayma kendini oda yakma
Her şam u seher yatma yalvar güzel Allah'a
Hey nice yatırsun dur olma bu safadan dur
Bahr-ı keremi boldur yalvar güzel Allah'a
Her vakt-i seherde bir lütfu gelir Allah'ın
Ol vakt uyanır kalbin yalvar güzel Allah'a
Allah'ın adın yadet, can ile dili şadet
Bülbül gibi feryat et yalvar güzel Allah'a
Gel imdi Niyaziyle Allah'a niyaz eyle
Hacatı dıraz eyle yalvar güzel Allah'a
Yolundan izin ayırma yalvar güzel Allah'a
Her geceyi kaaim ol her gündüzü saim ol
Hem zikr ile daim ol yalvar güzel Allah'a
Bir gün bu gözün görmez hem kulağın işitmez
Bu fırsat ele girmez yalvar güzel Allah'a
Aslığı ganimet bil her saati nimet bil
Gizlice ibadet kıl yalvar güzel Allah'a
Ömrünü hiçe sayma kendini oda yakma
Her şam u seher yatma yalvar güzel Allah'a
Hey nice yatırsun dur olma bu safadan dur
Bahr-ı keremi boldur yalvar güzel Allah'a
Her vakt-i seherde bir lütfu gelir Allah'ın
Ol vakt uyanır kalbin yalvar güzel Allah'a
Allah'ın adın yadet, can ile dili şadet
Bülbül gibi feryat et yalvar güzel Allah'a
Gel imdi Niyaziyle Allah'a niyaz eyle
Hacatı dıraz eyle yalvar güzel Allah'a
Uyan yarim, uyan, söndü yıldızlar,
Gün, karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.
Uyan yarim, sesler geldi derinden,
Karanlık oynadı, koptu yerinden;
İlk ışık, kapının eşiklerinden,
Şimdi bir gölgeyi koğmak üzredir.
Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı, kaldı aydınlık,
Bu aydınlık beni boğmak üzredir.
1923
Gün, karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.
Uyan yarim, sesler geldi derinden,
Karanlık oynadı, koptu yerinden;
İlk ışık, kapının eşiklerinden,
Şimdi bir gölgeyi koğmak üzredir.
Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı, kaldı aydınlık,
Bu aydınlık beni boğmak üzredir.
1923
uykum geliyor
uykum geliyor
uzaklaşıyorum
yaklaşıyorum
kendimden
kendime
sevdiğim havaları rahat dinliyorum
şekil keskinlikleri körleşiyor
ağırlıklar kalkıyor
çıkıyorum
bu âlemlerden
uykum geliyor
uykum geliyor
uyanık yollar yürüyorum
uykuda yollar yürüyorum
uykuda insanlar görüyorum
niçin gördüğümü bilemiyorum
uykum geliyor
uykum geliyor
uykum geliyor
uzaklaşıyorum
yaklaşıyorum
kendimden
kendime
sevdiğim havaları rahat dinliyorum
şekil keskinlikleri körleşiyor
ağırlıklar kalkıyor
çıkıyorum
bu âlemlerden
uykum geliyor
uykum geliyor
uyanık yollar yürüyorum
uykuda yollar yürüyorum
uykuda insanlar görüyorum
niçin gördüğümü bilemiyorum
uykum geliyor
uykum geliyor
Bakımlı parkların görgülü ağaçları
eli yüzü düzgün kibar dalları
Sarı yaprakları günışığını sarınmış bırakmamış
Banklardan her birinde gündüzden kalma bir koku
Bir kedi miyavlar yalnızlık hakkında
elinde bir belgeyle geçer
Yakın denizde bir derinlik kokusu
ve kımıldayan bir ölüm duygusu
Ve deniz
Onun sularda olmayan bir sesle
mendireğin iri kayalarına yalvarışı
Işıklarını takınmış zillerini kapamış son ada vapuru
Haydi ay da sulara kaysın denize yaysın gümüş dantelasını
Bir şair olarak geç karşılarına
Bir de sevgili yavrula kalbinin minicik seslerinden
Yavaş yavaş boğulan
Hafif bir de sarhoşluk özlemiyle kendini
Parktan anladığın dostluğa ver
Bir miktar da elbette ağlamak istersin
Saçın kararmış yakından neşeli insanlar geçmiştir
Haydi toprağa çök de ağla
Ve bre
Başının üstüne uykular çağıran adam
Kendi yamanevinden habersiz dam özleyen adam
Bu şehrin gecesinde bulduğun safiyet şeytandan
Deniz ve vapurlar ay ve ağaçlar ne de kedi
Ne de elin ayakların duydukların gerçek yerlerinden değil
Şimdi geç bunları geç parkları geç
Hepimizin yırtılır gibi olan ağzına bak
Yazdıkların şiir değilse kalsın
Cennetse sevdan çık dışarı
Solgun ışıklar
Sessiz ağaçlar parklarla
O cümbüş gecesini de tak peşine
Yazdığın şiir değilse bırak bunları kalsın...
eli yüzü düzgün kibar dalları
Sarı yaprakları günışığını sarınmış bırakmamış
Banklardan her birinde gündüzden kalma bir koku
Bir kedi miyavlar yalnızlık hakkında
elinde bir belgeyle geçer
Yakın denizde bir derinlik kokusu
ve kımıldayan bir ölüm duygusu
Ve deniz
Onun sularda olmayan bir sesle
mendireğin iri kayalarına yalvarışı
Işıklarını takınmış zillerini kapamış son ada vapuru
Haydi ay da sulara kaysın denize yaysın gümüş dantelasını
Bir şair olarak geç karşılarına
Bir de sevgili yavrula kalbinin minicik seslerinden
Yavaş yavaş boğulan
Hafif bir de sarhoşluk özlemiyle kendini
Parktan anladığın dostluğa ver
Bir miktar da elbette ağlamak istersin
Saçın kararmış yakından neşeli insanlar geçmiştir
Haydi toprağa çök de ağla
Ve bre
Başının üstüne uykular çağıran adam
Kendi yamanevinden habersiz dam özleyen adam
Bu şehrin gecesinde bulduğun safiyet şeytandan
Deniz ve vapurlar ay ve ağaçlar ne de kedi
Ne de elin ayakların duydukların gerçek yerlerinden değil
Şimdi geç bunları geç parkları geç
Hepimizin yırtılır gibi olan ağzına bak
Yazdıkların şiir değilse kalsın
Cennetse sevdan çık dışarı
Solgun ışıklar
Sessiz ağaçlar parklarla
O cümbüş gecesini de tak peşine
Yazdığın şiir değilse bırak bunları kalsın...
Uyku gafletine hiç mağrur olma!
Sabahlara kadar uyuyup kalma!
Kıymetli ömrümüz, yele verilmez,
Gizli haberler ele verilmez.
Teheccüde kalkar sayısız erler,
Değerlenir böyle nice seherler.
Eşrefoğlu Rumi der, hem yatarsın,
Hem âşığım diye hava atarsın.
Sabahlara kadar uyuyup kalma!
Kıymetli ömrümüz, yele verilmez,
Gizli haberler ele verilmez.
Teheccüde kalkar sayısız erler,
Değerlenir böyle nice seherler.
Eşrefoğlu Rumi der, hem yatarsın,
Hem âşığım diye hava atarsın.
İki yıldız arası göğe asılı hamak…
Uyku, uyku… Zamansız ve mekânsız, uyumak.
Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.
İlgisizlik, her şeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!
Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış Peygamberden bildiri.
Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla…
Uyku, uyku… Zamansız ve mekânsız, uyumak.
Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.
İlgisizlik, her şeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!
Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış Peygamberden bildiri.
Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla…
İlle gerek mi özlediğimi söylemek
ya da sevdiğimi seni
Hem gelecek günlere bıraktım seninle olmayı
seninle ölmeyi bir güzel
seninle
ya da sevdiğimi seni
Hem gelecek günlere bıraktım seninle olmayı
seninle ölmeyi bir güzel
seninle
V
Vâdî-i hayretde kalma
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Bugünü yarına salma
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Seni aldar bu dehr-i dûn
Nef' eylemez mâl ü benûn
Nefs elinde olma zebûn
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Uyanıklardan ola gör
Hak aşkı ile dola gör
İstediğini bula gör
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Hüve'l-evvel hüve'l-âhir
Hüve'l-bâtın hüve'z-zâhir
Hakk'ı her yerde gör hâzır
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Nice bir âdet ü bid'at
Nice bir fânîye rağbet
Bula gör bir bâkî devlet
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Varlığın yabana atıp
Kâmiller yolunu tutup
Geceyi gündüze katıp
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Varan sarây-ı vahdete
Ermiş kemâl-i rif'ate
Ger tâlib isen izzete
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Sûreti ko ma'nâya er
Bir kenz-i lâ-yefnâya er
Ol matlab-ı a'lâya er
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Âkil isen dervîş eğer
Durma çalış şâm u seher
Hüdâyî'den gûş et haber
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Bugünü yarına salma
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Seni aldar bu dehr-i dûn
Nef' eylemez mâl ü benûn
Nefs elinde olma zebûn
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Uyanıklardan ola gör
Hak aşkı ile dola gör
İstediğini bula gör
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Hüve'l-evvel hüve'l-âhir
Hüve'l-bâtın hüve'z-zâhir
Hakk'ı her yerde gör hâzır
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Nice bir âdet ü bid'at
Nice bir fânîye rağbet
Bula gör bir bâkî devlet
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Varlığın yabana atıp
Kâmiller yolunu tutup
Geceyi gündüze katıp
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Varan sarây-ı vahdete
Ermiş kemâl-i rif'ate
Ger tâlib isen izzete
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Sûreti ko ma'nâya er
Bir kenz-i lâ-yefnâya er
Ol matlab-ı a'lâya er
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Âkil isen dervîş eğer
Durma çalış şâm u seher
Hüdâyî'den gûş et haber
Vâsıl olmağa sa'y eyle
Vahdet-i Hâlık'ı inkâr etme
Doğru yolu koyup eğri gitme
Rüşdü olana yeter bu şâhid
İnnema'llâhu ilâhun vâhid
Doğru yolu koyup eğri gitme
Rüşdü olana yeter bu şâhid
İnnema'llâhu ilâhun vâhid
Bugün bir meclise vardım oturmuş pend ider vaiz
Okur açmış kitabını bu halkı ağlatır vaiz
İki bölmüş cihan halkın birini cennete salmış
Eliyle kürsüden biri tamuya sarkıtır vaiz
Çıkar ağzından ateşler yakar şeytan-ı melunu
Sanırsın yedi tamunun azabı kendidir vaiz
Tamuya şöyle doldurmuş içinde yok duracak yer
Ana yerleştirir halka acep hizmettedir vaiz
Yaraşır va'z ana hakkı ki yanar yakılır her dem
Niyazi'nin hemen ancak cihanda adıdır vaiz
Okur açmış kitabını bu halkı ağlatır vaiz
İki bölmüş cihan halkın birini cennete salmış
Eliyle kürsüden biri tamuya sarkıtır vaiz
Çıkar ağzından ateşler yakar şeytan-ı melunu
Sanırsın yedi tamunun azabı kendidir vaiz
Tamuya şöyle doldurmuş içinde yok duracak yer
Ana yerleştirir halka acep hizmettedir vaiz
Yaraşır va'z ana hakkı ki yanar yakılır her dem
Niyazi'nin hemen ancak cihanda adıdır vaiz
İnsanın delikanlılığı üzerine konuşalım
Parmağıyla bir zincir sallayarak geçiyor önümüzden
Bu bir müzik
De ki balyozlanan kaburgalar
İşkence odaları hayır diyorum ki
Kulağımızı dayadık mı kumluklarına
Kadırga kırıkları deniz dibi fısıltıları
Elbette bu suçları
Bu suçları
Bakın nasıl utanıyorlar
İnsanlık bizde kalsın fakat Allah
Onları sorguya çekecek
Bir zebani düşünemeyiz daha
Dünyaya ait beş duyumuzla
Ateşi bilemeyiz daha
Dünyaya ait beş duyumuzla
Bir adımını bir iskele gibi şöyle uzat
Bir hesap yapıp durduğun belli
Ara bakalım çölleri
Boynunu kütürdetip gezinen bir kutup ayısı ol
Eşle bakalım geleceklerin çulunu patırtısını
Şöyle bağıracaksın
Kala ölüm meleğinin vurmasına bir vakit
- Bana bir kaldıraç bulun
Gücüm orta yerde görmenin tam sırası
Derken
Oğlunu görmen bir baba gördüm
Açılıp duruyor gibi kafatası
Elleri gidip kapanıyordu başına
Saçları incelip savruluyor tel tel
Rüzgar mı var mezar mı uğulduyor
Pek sesli bangır bangır selviler
Güneş öğle vakti sarı tunç kara demir
İşte geçti gitti bitti
Göçmen kuşlar gibi zaferler naralar
Gök bir zaman oldu boşaldı
Sırtın eğik başın kambur
Birbirine birşey soran bakışların
Parkta ateş parkında
Arasında apaçık açılan defkerlerin
Hayat bunu ilaveten yanımıza koydu
Bu bilgi sağlam
Ne vakit bilmem
Çıkar kurt başı korkunun
Çıkar havlı başı recanın
Üstümüze diker bakışını
Parmağıyla bir zincir sallayarak geçiyor önümüzden
Bu bir müzik
De ki balyozlanan kaburgalar
İşkence odaları hayır diyorum ki
Kulağımızı dayadık mı kumluklarına
Kadırga kırıkları deniz dibi fısıltıları
Elbette bu suçları
Bu suçları
Bakın nasıl utanıyorlar
İnsanlık bizde kalsın fakat Allah
Onları sorguya çekecek
Bir zebani düşünemeyiz daha
Dünyaya ait beş duyumuzla
Ateşi bilemeyiz daha
Dünyaya ait beş duyumuzla
Bir adımını bir iskele gibi şöyle uzat
Bir hesap yapıp durduğun belli
Ara bakalım çölleri
Boynunu kütürdetip gezinen bir kutup ayısı ol
Eşle bakalım geleceklerin çulunu patırtısını
Şöyle bağıracaksın
Kala ölüm meleğinin vurmasına bir vakit
- Bana bir kaldıraç bulun
Gücüm orta yerde görmenin tam sırası
Derken
Oğlunu görmen bir baba gördüm
Açılıp duruyor gibi kafatası
Elleri gidip kapanıyordu başına
Saçları incelip savruluyor tel tel
Rüzgar mı var mezar mı uğulduyor
Pek sesli bangır bangır selviler
Güneş öğle vakti sarı tunç kara demir
İşte geçti gitti bitti
Göçmen kuşlar gibi zaferler naralar
Gök bir zaman oldu boşaldı
Sırtın eğik başın kambur
Birbirine birşey soran bakışların
Parkta ateş parkında
Arasında apaçık açılan defkerlerin
Hayat bunu ilaveten yanımıza koydu
Bu bilgi sağlam
Ne vakit bilmem
Çıkar kurt başı korkunun
Çıkar havlı başı recanın
Üstümüze diker bakışını
Vaktinize hazır olun,
Ecel varır gelir Birgün
Emanettir kuşa canın
Sahib vardır alır birgün
Nice bin kerre kaçarsın
yedi deryalar geçersin
pervaz vuruban kaçarsın
Ecel seni bulur birgün
iş bu meclie gelmeyen
anıp nasihat almayan
eliften bayı bilmeyen
okur kişi olur birgün
tutmaz olur tutan eller
çürür şu söyleyen diller
sevip kazandıgın mallar
varislere kalır birgün
Yunus sözün bunu söyler
aşkın Deryasını boylar
Şu yüce köşkler saraylar
Viran olur kalır Bİrgün!
Ecel varır gelir Birgün
Emanettir kuşa canın
Sahib vardır alır birgün
Nice bin kerre kaçarsın
yedi deryalar geçersin
pervaz vuruban kaçarsın
Ecel seni bulur birgün
iş bu meclie gelmeyen
anıp nasihat almayan
eliften bayı bilmeyen
okur kişi olur birgün
tutmaz olur tutan eller
çürür şu söyleyen diller
sevip kazandıgın mallar
varislere kalır birgün
Yunus sözün bunu söyler
aşkın Deryasını boylar
Şu yüce köşkler saraylar
Viran olur kalır Bİrgün!
"Var"ın altında yokluk, yokun altında varlık;
Başını kaldırda bak, boşluk bile mezarlık..
Başını kaldırda bak, boşluk bile mezarlık..
Can kuşunun her zeman ezkarıdır Varidat
Akl u hayalin heman efkarıdır Varidat
İşidicek adını duydu canım tadını
Bildim ki ariflerin esrarıdır Varidat
Sıdkile gönlün sever görmeye canım iver
Anıniçün kim Hakk'ın emvarıdır Varidat
Ol dürr-i yekdane'nin kadri bilinmez anın
Bu dil-i viyrane'nin mi'marıdır Varidat
Gerçi kütüb çok yazar İlm-i Ledün'den haber
Cümlesi bir bağçedir ezkarıdır Varidat
İlm-i Füsus'la tamu odları söner kamu
Anın yerinde biten gülzarıdır Varidat
Muhyeddin ü Bedrettin etdiler ihyay-ı din
Derya Niyazi 'Füsus' enkarıdır 'Varidat'
Akl u hayalin heman efkarıdır Varidat
İşidicek adını duydu canım tadını
Bildim ki ariflerin esrarıdır Varidat
Sıdkile gönlün sever görmeye canım iver
Anıniçün kim Hakk'ın emvarıdır Varidat
Ol dürr-i yekdane'nin kadri bilinmez anın
Bu dil-i viyrane'nin mi'marıdır Varidat
Gerçi kütüb çok yazar İlm-i Ledün'den haber
Cümlesi bir bağçedir ezkarıdır Varidat
İlm-i Füsus'la tamu odları söner kamu
Anın yerinde biten gülzarıdır Varidat
Muhyeddin ü Bedrettin etdiler ihyay-ı din
Derya Niyazi 'Füsus' enkarıdır 'Varidat'
Tek neşe bu dünyada, var olmanın sevinci;
Ve tek ilim, varlığın bilinmeden bilinci....
Ve tek ilim, varlığın bilinmeden bilinci....
Son gün olmasın dostum,çelengim,top arabam;
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam...
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam...
Bu dünya bir benzeyiş, bir vatanı andırış;
Ve göz, görmediğine kendini inandırış! ..
Ve göz, görmediğine kendini inandırış! ..
Gül kokuları çocukların kaburga kırıklarından geliyor
Acıyı ve insanlığı çocuklar
Böyle dayanılmaz kıldılar ve yeni suları
Onların bilgileri getirdi
Elleri önlerinde bağlı-duruşları
Omuzlarından göğüslerine doğru kıvrık ve yumulu
Yaşarlar ebedi göz ve ölümsüzlük aşısı yapan kitabı
Ki şimendifer
Nasıl peşinden koşturursa katarları yolcu kutularını
Oralarda civarda
Böcekler sürüngenler bulunan kırda
Dönen çember- toprakla çalkalanan çocukların önünde
Bir dev gezinir
Şimşek düşer
*
Ve balık yumurtaları
Ki onları balıklar
Suyun gencine bırakırlar
Ve suları da gezer ölüm
Çelikağ yok eder insan eliyle uzanarak
Hem balığı hem yumurtayı
Hem yumurtadaki balığı
Hem balıktaki yumurtayı.
Toprağa dikili göz neler bulmaz
İstese dağlar mı bulmaz
Sonsuz gebelik ölümü suçiçeği gibi döken hayat
Suları ve karaları uluyor birbirine
Erkekler kadınla donlarının altında harp cep kitapları
Dudaklarında verem çiçekleri uzaktan
Yakından aynı ve ayrı uluslardan
*
Genç bir adamdım
Tren uğurlardım
Eski ve yeni efendileri
Taç giyen şehzadenin karpuz gibi
Ya da gemilere açılan çelik bir köprü gibi
Serin kırmızı ve sıcağını bırakarak
İkiye bölüneceği haberini
Büyük olayları hava limanlarında zonklayan
Trenlerle ben yolladım
Parklarım vardı akşamları
Kapatırdım
Saati vurunca trenlerin beklenip gelmeyenlerin
Bıldırcın tüneli ve bir açık bir örtülü tren
Akşamsa hemen
Korkardım-bir kızeline tutunarak
Karşı komadan sarışın-onu dökülmüş yapraklara yayarak
Çıkarırdım yanağından ürkek şapkalı
Ve çantalı adamı
Yaklaşırdı ve sorardı
-Oralı mısınız oralıyım
-alın ve okuyun incil ve yohannaya göre
-misyoner misin değilim
-O hah ha
-Değilim ve okuyun yohannaya göre
İnsana olan sevgim-bodurluğuna kurnazlığına
Birden bilerek
İstasyon bir boşluk
Çünkü bir yok bir var
Trenler çehreler
*
Üçüncü hat koş üçüncü hat
Katlan elele katlandık ey Anna taş içinde heykelim
Yonttum yonttum taş bitti sen çıkmadın
Yanıldım avrupalanmakla çün bizde
Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
Derken katar üstümüzdeki katardan çoğaldı
Sen burgu oldun içimin dağlarına tünele girdin
Strasburg akşamın karnında
Uslu çocuk olarak bekledi
Bianka boğazlanan boğanın önünde kaldı
İstersek durduruldu diyelim
Çünkü halklar vardı
Güvercin halkı
Meydan
Göz halkı
İnce doğranmış fransız halkı
Ey anna sen kalkan balığı
Kafa vurmayan fakat gövde vuran
Ağzın karnından biraz yukarda
Karnında bir anne yeni kız doğuruyor işaretleri
Kan gidişmeleri
Açık göğün önünde açık meydan halkları
Bianka kıvılcım
Ucu kendine kıvrılmış kılınç
Öpüşümüz gizli olmalı
Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli
Sıcak gözyaşı ve şikayetle
Ağzı konuşmaz kılan
Ağzımızda
Dilimizi şişiren ayrılık bademi
*
Senin elin söyler
Avucunun toprağa değip donan çizgileri
Anlatır
İstasyon çayevini dolduran gebeyi
Dumanlı ve biraz her şey kokan gebeyi
Aşkın
Şişen bir yara gibi gelişip
İçimizden iki yolcu gibi gideceğini
Venedik birdenbire kavruldu
Nedensiz ve niçin
Çün korkunç
Ve savaşla gidiyorsun
Ama ancak sen
Vurulduktan sonra ve kurşun
Benden ayrıldı
Ve gittin
Ve dağ çöktü
*
Artık dayanamam
Yabancı isimlerin isim ebelerinin içinden
Yabancının ter kokusunun içinden
Yabancının buyruğuyla geçmeye
Ey toprağım kalkamadığım
Üs kimin üssü
Kime ait minare
Ey sen karşımda paylaşılan
Alna dudağa ve kalbe ayrılan
Sen aşkım sabah doğrulunca bağırdım
Geceleri sancınla kıvrandığım
Karanlığı itiyorum yine gelir
Sabahı seviyorum özlüyorum
Seni aydınlığa getirip anlıyorum
Daha sonra ışıksızlıkta anlamsız
Ve sancım var
İnceden ve derinden gözlüyorum
Çılgınlık ve inceliyorum
Kilom elli beş boy bir yetmiş üç
Sen kendime etiplikle eklediğim
Kanı benden canı ciğerimden alırdın
Aydınlıktın
Hep onarırdım eskiyenlerini güneşle
Ay gece görününce açar aylığını
Kurbanlar ve senin büyüklüğün dağınıklığın
Çünkü her bölgeni başka bir şehirde yaşadım
Küskünlüğünü aşk öncesi şehirde
Etinin lekelerini doğduğum şehirde
Korkularını ve yüksek korkmalarımla
Irmağı kapayan boydan boya
Suyu toprağa ilave eden şehirde
Gidişini özel olarak
Kalbimin bağışlandığı şehirde- en önce
Ayrılık vardı hep
Ay gece olunca pay eder ayrılığı
Ey güzelce yakalandığım
Mutlulukla sunulan
Bize bahşedilen armağan kılınan
Ayrılık sen ki
Aşkın ve sanatın
Durmadan doğumlar getiren anası
Hep orada gebe karınların dibinde içinde
Doğuma en yakı
Doğmadan gibi ve aralıksız doğarak
*
Böyleydi kuruluş yapı ve bizim ustalığımız
*
Fakat sen
Hep karşımda kalan
Ağzı ağzımdan alınan
Paylaşılmakta olan
*
Biz dördüncü Muratın kılıcının sivri ucunu tutuyoruz
Keskin yanında karılarımız ve çocuklarıyla
Hızla akan bir vatan tuttular
Aşkın ve birlikteliğin çatısını orda kurdular
Karılarımız her asrın insan güzelleri
İmkan bekçileri
Ağır arabalarla taşınan sancılarımız
Ağır tabanlarımız
Etten değil gibi az yiyen gövdemiz
Toprağın ürününe avuç açan karşı koyan
Yeri var olmayan bir lisanla bağlayan
Sıcağa ve nalın kıvılcımına gerçek isimler koyan
Irmak ve ırmağı süren yol
Biri uzağında kaldığımız
Öteki içine daldığımız
Buzul uzaksa ve beraberlik ateşi kucaklamışsa
Sabaha çıkmamız kolay
Güneşi bir mızrak boyu yükseltmemiz
Yabanı kolundan tutup germemiz
Alnına bir mıh
Sırtına bir yafta ekleyip göndermemiz
Yekin seslerindeki yanlışlığı düzeltip
Büyük doğrulamanın aklına geçmemiz
Yavuz boğalara benzeyecek
Ve sancı değiştiren hayvanlara
Küçük kahraman öğütlerle büyük esere
Bir mısramızdan girer
Bir çocuk avlusunda salıncaktaki çocukların
Anneleri ablaları sahilde çay içen evden konuşan
Gelecekle haberli yemiş tutan elleri
Şimdi salıncakta aynı anda
Bir fotoğrafta gibi
Her geçen anı bir fotoğraf olan çocukların
Altlarındaki toprağa
Öğütlerle büyük eser okları işaretleri
Düştükleri taşlara dizlerini kanatmak için
Biz açıyoruz
Ekonomik iktisat risaleleri
Her şey benzinle aşk ve ilkbahar bile
Barut ateşle harmanlandı
Kılıç nasıl deldi geçti ve çekildi
Ve nasıl kan göstermedi et
Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe
Örtü yayıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar
Güvercin teslimiyeti içinde
Bakın istiyorsak
Nasıl yıllarla sürüyor bir salise
Sabah bulantıları birlikte yatılan akşamlar
Kuşların yalnız uzanıp pencereden
Havaya alıştıkları saksıları kavrayıp uzaklaştıkları
O gökler ağaçların tulumba gibi çalışan özsu boruları
Sızıları tahta kulübelerin
Dağda tahta kulübelerin
*
Ateş için odun topladık
Ben makki ve beşimiz
Kısa ama kesin çağırarak
İçeriksiz coştuk hemen. Hey önce ateşin içinde ol
Hey önce alevin sıçrasın
Yüreğimizi kavra soluğumuzu başka yollardan geçir
Aynı an ayağa kalkındı
Doğranıldı
Nasıl söyler bir erkeğe bir kadın
Denize atılan bombanın
Balıklar delirttiğini
En zor sorunun yöneltildiği
Bir kadındı
Nasıl ki kelimesiz ve gözler olmadan
Renksiz bir iz seçiliyor
Belki karanlığın kendisi işaret veriyor
Saçların değişiyor
Karanlık tahta kulübe ve saçların
Hepsi bu hepsi bunlar
Özgürlüğü kur
Suyu dök yürek etlerimizi
Parçalanmalarımızı topla
Büyük ateş meydana yağmur getirdi
Gökteki kazan devrildi
Ağaçların gece aydınlığı
Duygunun canlılığı
Kıvrılıp eğilişi dalların hüznü ateşe
hüznü ateşe
hüznü ateşe tutuşu
Toprağı üzüntüden ayıklayışı
Sende kaybedebildiğim yani ey korkulu hayat
Taktığım tarafımızdan sevilen
Haklarımız esenliğimiz karanlığımız
Güzelliğin ellerin alnımla
Mızrağına seç önce seç kabarık alnımı
Fırlat kayaya kimliğini kişiliğini
Dişlerimin ortasına
Sar beni kumla ağaç kütükleriyle
Ki suyu geç beni kurula
Arkamdan rüzgâr seğirtiyor
Ellerim dağdaki kulübeden ses ediyor
Orman uğultular kurt ulumaları
Aşkın omurgan
Yapışkan
Yak beni çocuğumsuz
Senden ışıklandırılmış havuzlarımda
Ve gizli su yollarımda
Sözün ediliyor
O sen sen
Gölgemi bırak beni sürme
Ben benimleyim
İçim büyük sabırla haşlandı
İçim ey içim bu yolculuk nereye
Yine bir şehrin ölümünü başladır gibisin
*
Ve çocuğun uykusu böyle başladı
Çünkü yeni bir çocuk uyanacaktır
Ey ana
Parkları çocuğunla eş doğurdun
Çimenleri mutlu kıldın
Bayrakların sularda aktı
Pulatın
İnce ve yumuşak saçın
Yaralı ağzın
Mutlu kılan çocuk
Çimene düşen yaprakları
Kadın sen tattın
Babanınkine benzeyen
Çocuğun böbreğindeki katlar.
*
Gün gelişini açıkladı
Sen kapanan gözü açıkla
Karısına arabayla tabut taşıyan adamı
Güzel yontulmuş ve parlak sarıları olan kadını
Yeni bir çocuk planı yapan
Yeni ve ölümü de transfer eden aileyi
Nalçayı yiyince nasıl çöküyorsun yere
Nasıl dumanını üfürürken ve solarken ciğerlerime
Düşten yıkanıp ava değil çocuğa yatıyorum
Değil vurmaya ve rastlantıya
Değil hülyalanıp dalgalanmaya
Çıkara değil kedi gibi sokulup ayartmasına
Değil sarı demire
Değil söylev'e asla değil aştım gitti yirmi dokuz yıl önce ölenleri
Nalçayı yedikçe nasıl çöktüm yere
Zorla ezilenin zorlu öldürmesi olur
Fabrikanın kasıklarını ovan işçilerin
Hak dünyasında hastalanırım olağandır
Neden mi şimdi tepilebilirim
Maden ocaklarına dinamit yerine
Bir hakkın düşmanıyla kucaklaşıyorsam
Sök beni yeniden şakağıma it ellerimi
Bileklerime aklım aksın
Damarlarımı lif lif denetle çöz gözümün perdelerini
Trenleri uzlaştır sulh fenerlerini yak
Nerede olursan ol kim olursam olayım
Sesimi bir dağ zannet
Irmağa ver haberi
Yangına doğru sürünen haberi
Güneş beni saklar
Sen alnımdaki dumanı kazı
Kemiğinin geleceğini düşün beni yont alıştır
Sararan örtü cafe müller
Gırtlakta sarı halka
Esirlik ve kendinden kayma halkası
Yalnızlığın çarmıhı dere balıklarının ilanı
Çarmıh yaylı ve değişken
Karın çarmıhı belkemiği ve baldırın
Karnımız ayrı sancılardan kaymış
Yeşil ya da yeşil olmayan çocuğun ağzından çoğaltılmış
*
Ey gece sen de aldatıldın
Sana da tuzak kurdu yüzü güneş parıltılı kız
Rosemariegirbach
*
Gidip bilmediğin kentlerin
Böğrünü delen harp mikkaplarını gördüm
Kartpostal tüccarlarını
Kilise ortak Pazar birlik orak çekiç
Ve asya ve afrikaya ayak atma postallarını
Ve kimseyi göstermeyen aynaları
Ve bir istasyonda
Hatta önemsiz bir memurun yakınında
İçinden asya çıkan bir balya
Geleceği
Ormana terketmeyi dener gibi yeni doğan çocuğu
Ananın karın bulaşıklarını arıtmadan
Çalıları ve topraklaşan yaprakların içine
Alabildiğine
Gevşeyip bırakılmış gerginliğin ortasına iterek
Geleceği ormana iter gibi ormana iterek
Meleklerin hayatını yaşamaya
Gidelim sizinle kendinde insan olmadan
Kimseyi insanlamadan yaşamaya
Sıcak kayayı arayan iki tavşan gibi
Evleri korkutmadan uluyan kurtlar gibi
Bellemeden
Etle bilinçlemeden
Evdeki sevinci kırgınlığı ballanan üzümleri
Bilmeden aşkı ve aşk benzerini
Çocuk sesinin düzlüğünü arayan bir çeşit insan gibi
Görevi bu olarak
Yalnızlığımızı sessizce ortaya koyalım
Erkekçe sessiz ve erkekçe
Kiminki sahipse ölümü o karşılasın
Ağırlasın
Ayaklarım ağrıdı güvercin izlemekten
Onun başının önündeydi alevli sancak
Elimi ve kalbimi uzattım
Eriştim tanrıya çağırma kuleli evin
Bekleyen güvercinine
Güneşi ayı ve yeryüzünü bütün şekilleriyle
Bir kutlu çehrenin emrine kul bildim
Bilesiniz
Ona döndürüleceksiniz
Ve başı yeşil hâleyle çevrilen
Yüzünde tarihten ve gelecekten bir renk beliren
Atmacanın pençesinde atmacayı kendinden geçiren
Bir güvercin ki ne gören olmuş
Ne işiten
Bir sabah bir çeşit güvercin fırtınasıydı sur önünde
Gözleri burçlara
Bayrak tebdiline dikilmiş bir kartalın
Buyruğundan hızlanarak
Bir kartaldı gözünü burçlara dikmiş
Döşü surları geriletmiş
Durur güvercinlerin en önünde
Emrolundu. Haliç bir yılan gibi yönelip
Soktu Kayser'i
Zaman bir takla attı
Zaman bir takla daha attı
Zaman altında kalan
Çıplak boynu hançer kuşattı
Başı sülük ağızlarında
Ayakları boşlukta çırpınan
Bir millettik artık
Güvercin
Merhamet kılınçlarını toplayabildi ancak
Camide toplantı var davranın
Aşkı denetleyen güvercinler
Kılınçlar eskinin habercileri
Keskin bekçiler
Bildiriciler.
Bu iç çığlıkla
Yürürken üstüne bir mısır habbesinin
Yeni yorum yatırımcıları
Ve büyük doğrulma günüyle
Bir aliterasyon olan güvercin
Dansöz kalkışlı güvercin
Gel. Sen gelince
Azap çıkacak her evden
Gidecek kendi evine
Organlar sizinle benim savaşım
Ben ahretim
Ahret yere gebedir
Sizinle hep beraberim
Dağı tutmuştunuz kalbinizden geçendim
Güzel duydunuz ve durduruldum
Atımı atınız büyüledi
Okyanus everesti nişanlayıp durdu
Çünkü etin ötesinde
Bir şey değildi everest ve okyanus
Korkunun yüzüne ayna konmuş gibi
Başkayım sizinle
Aynayı eline alan korkuyu bilir
Çün korku etin içinden yekinir
Hep koşmaklayız kitabın onayıylayız
Tarlayı çok severiz. Yaradan
Lokma lokma bölmüş isteyenlere
Karından gelenlere
Ve karna gelenlere
*
Aşkı cambazımız aldı
Tokmak kırıldı
Kapının çatlağı esner
Gözetleyen göz şişer küçülür
Et aralığından görmeyi dileyince.
Duyulur iç ses
Uyan ey kaplumbağa kelimeyi kımıldat
Çünkü kıyamet sezilsin otobüs devrilsin
Kımıldat kanlarını
Koşanın yıldırım gibi duranın
Susanın ve dağlarla konuşanın
Kendiyle
Dağları konuşturanın
Aklı çok kez hançerce bulunduranın
Kendini sürü için öldürüp
Sürüyü çobansız bırakan çobanın
Hep içilmez sulara varan koyunların
Mermerin namütenahi bekleyen kayanın
İçinden hata edilerek çıkarılanların
İnsan yüzleri
Çömelmiş inleyen ve içgüdü şekilleri
Yaralar kan akmayan
Kanla işi olmayan
Taştan çıkanın ve çıkaranın birlikte söylevleri
İnsan sanatı çığlıkları
(bir yerde onlarlayım)
Öpülerek topuğu parlatılan tuncun
Günah anlatılan karanlıkların
'Enriko istersen anlat önce sonra işel'
O dağlar güvercinin yabanına yuvadır
Hiç solunmamış bir hava üfler rüzgâr
Dünya sürü yürüdükçe döner
Çoban sürü için ölmez gelecek sürüler için
Yaşamağa bakar
Kısa süren bir hatıra değildir toplum
Mısır taneli çocuk avuçları
Fotoğrafını çek günahların
Tövbeleri yıldırımla yayınla yine de
Esmeri
Karayı
Kızıl ve sarıyı bir tutanı
Benden aldın
Buruşmaz entarisi İstanbulun entarisi buruşmaz entarisi
Maraşın seferde
Fakat İstanbul ve Maraş
Fakat Maraşın
Her kurban arayışında
Fazla davrandım ben
Yangına uğradım
Kara bir moloza ayrıldım
Bazen marsık sanıldım
Maraşın her kahraman kurban arayışında
Ve bulup sunuşunda
Mutlaka bir işareti vardı
Bayram çöreklerini tuzundan yağından anlayışın
Sertçe düşmanca gibi tokça kucaklanışın
Harbeder gibi sevişin
Mesela adil erdem aynı silahla mücehhezdi
Üstümüzden aynı katar geçti
Mutluluğumuz anlaşılsın yıkıldık
Toprağa yayıldık ve büyüdük
Çünkü topraktan ancak böyle geçtik
*
Kızlar burgulu
Etlerinde tahta kıymıkları karınca yığınları
Alabildiğine açılmış bir organ
Bir gramofon
Geniş ağızlı
Her adımlarını bildiğimiz
Hangi yörüngeyi güttüklerini
Hangi suyu geçtiklerini
Ne çeşit bir şölenden koyulduklarını
Çünkü sokağı aman nasıl eğilerek geçiyorlar
Hangi tahta kapıdan çıktıklarını
Zenginini ve bulgurla su içenini
Ellerinin çatlaklarını yine krem sürülenini
Göğüslerinin bakımını tahta sütyenlerini
Ocaktaki dumanın yaktığı sapladığı göz sürmelerini
Çünkü kara dumanlı ocak
Ve sürmeydi
Sürmeyi niye çekmeli
Sürmeyi çekmeli mi
-Annen ne söyledi
-(Elmanın yarısını kardeşin yesin)
Kardeşin yesin anne yemesin mi
Elmayı yemiyorsun bir
Ve öyle sıkılıyorsun ki elma ölecek
Ne sen yiyeceksin
Ne kardeşin ne annen
Bu evde yılanı yine değiştirmemişler
Baba ana ve kardeşler
Aynı odada soluyorlar
Oda şişip iniyor
Dışarıdan bakınca odaya
Duvarları kıvrılan oda
Özel bir korku ve kuşkuyla irkilerek
Tehlikenin hayvanları yönünden
Boğularak
Yılandan gizli işaret alarak
Göz kırpar gibi yapıp uluyor
Oda uluyor
Yılan göz kaş işareti
Konuşmayan hiçbir şey yapmayan
Başını yılandan çevri yemek taşmasın
Başını yılandan çevri kuyu yakın
Başını yılandan çevir unutma babayı yürekte tut
Baba dağ ve balta
Anne
Kolundan koynunda karnında çocuklar
Gitti pazara dolandı çığlık beğendi
Anne eve dönünce
Anne eve dönecek
Ölün bilinecek küçük ölün
Mahalle daracık bilinecek
Alçak duvar ötesinde ölün tahta sıcak su
Ve odun kokusu
Kabre akıtılan sabunlu suyu
(Yolun burasında coşkuyla karşı ko)
Nasıl ki beyninden apartman fışkıran mimarın
Yaşamın öte yarısı
Burçları gezer
Kutup yıldızından söz eder
Gök çoğalınca
Göğe açılan göz kapanınca
Beni duyacak anlamayacaksın
Bunlar hep senin ölün
Bir yerinde yatağa sığmayan çocukların
Suçları bir atmacayla alınan çobanların
Her şey karıştı çünkü öldün
Artık kimse bulamaz kendini
Eller birbirinin içinde
Senin ölmüş elin yapışır
Benim tetiğimin üzerine
*
Silah benim tetik bende koşanadek kurşun benim
Parmak senin et senin güç senin
İrade kimde
Benim elim hangi köpeğin içinde
Dişleri birbirine geçmiş bileğimde
İlk tıraşını olan gencin
Jileti kemiğin iliğinde
-Kan seli
-Tetik kan seli
Hedef nerde kız mı erkek mi
Dünya çekirdeği mi
Yeryüzü ateşi mi
Şehvetin ya da nur içinde birleşmenin
Satan'ın içinde beklerken her şeyi önceden kestirenin
Çünkü şarttı bir kere
Ölümle yan yana şeytanın içinde durmak
Karnından geçmek
Bir lambayı bekleyen makkinin
Öpüşünü kanla bekleyen
En küçük kilisede çarmıha çekilen
Dom'un üç asrın
Kana kan koyup
Yücelttiği abesin
Galerisi insan ve heykel ve resim ve kezzap galerisi
At gözü oyuk
Heykel atın içinde
Çünkü at büyük heykel
Sürücünün içinde on aziz birkaç isa yezus hiristus
Yüz bin haç
Atın ayağında bir nalbant heykeli
Nalın içide bir at benzeri
Karşılıklı uyuşan iki arslan
Biri dişi diğeri dişi
Yuvarlak yalanmış ve parlatılmış derileri
Ki karpuz yenmiş gibi
Goldah karpuz
Kalf karpuz
Anna karpuzun çekirdeki
Frankrayh şu dağın ardındaki dağ
*
Düşmanın kim onu anlat
Mişel'i hatırlat alnımı uğraştır
Kalbine plânlı ve
Avrupa bir duvarın taşları dizilen mişeli
Saçlarına çocuk kuşları konmaz
Çocuk uçmaz dallarından. İçinden yanında
Boy tüfeği patlatsan
Tuzaklı
Hatırlat mişeli mişeli
İçinden hep bir kuşku tankeri
Bir petrol tankeri namıyla yol alır
Pergel petrol
Borusu motorun icadı
Aşkın feda bayramı cenaze şekli
Boyuna hatırlat
Yoksa olur ki unuta kalırım esmerliğimi
Telefon
-Görünüşünüz nasıl
-Yorgun uyanırken ve gittikçe diri ve daha esmer
Tanımadığım kentin
Ağırlık merkezine alındım
Taşıtlar grevler insan böğürmeleri
Alış verişler
Şapka seçerken birden çocuk doğuruyorlar
Baba oyundan çağrılan çocuklar gibi isteksizdir
Ya da bırakır kürekleri denizin üstüne
Suda kayan cilalı bir taş gibi seğirtir
*
Her doğan çocukla orada
Birlikte. Daha yeryüzüne bakınamadan
Kırbaçlanırız uyumaya. Anakarnı yorgunluğumuz alınmadan
Vurulur kollarımıza ve. Çarpılır dizimiz dizime
Her doğan çocuk
Bir ertelenmeydi analarca bağlanarak memelere
(Artık sigara içmeyeceğim artık
Koyun gütmeyeceğim)
Meşgul uğraşır azar altında bile uyurken de
Uykusundan silkelenip irileşmeye hamle elleri ve duramadan
Yan beşiktekinin yüzüne gölgesini indirerek
Bir gün önceki bedenini
Kaybedilmiş bir okul eşyası gibi özleyerek
Her doğdu
Bir ölendi
Mayland uzun yüzlü bir kız resmi
Hani şu hep
Selamlaşıp geçerdik
Uzun yüzlü kızlar çizen ressamla
Aklımı anlat gönlümü kazandır
Benden beni çıkar bakalım kalacak mıyım
Üstüme beni koy bir de
Gözle dayana bilecek miyim
Yoksa hemen bir kez daha bütünle bende beni
Özümü kullan
Çünkü aşktır
Beyaz bir sanattır
*
Evlerin dışında
Çünkü böyle oldu
Pencereden uzanan başın dışında
Günâhın ve sevabın
Merkezinde hem tanımadığım
Alışmadığım bir sistem gitgelinde
Boyuna sırtımdan ve kafamın arkasından delindiğimi
Oynuyorum ve rolümü. Oyun çarkının boşuna döndüğünü
Seyircilerden bir kadın olgun ve eteçalan
Çıplak. Eşyadan ve odanın kapamasından
Her an biraz daha soyunarak
Yatağında
Çivilenmeden gerilmiş çarmıha gibi yatan
Anlıyorum oyun çarkının kendine döndüğünü
Ölümün
Saklanacağı kalmayan av hayvanı gibi
Avcısına göründüğünü
Ah anlıyorum
Çünkü annanın
Anlaşılmaz bir gözaldanımıyla
İçimde bir gemi batırıp döndüğünü
Unutmadı
Yanlışlıkla
Onlara:
Beni unutmayacaksınız
*
Anlat kızın ekmek tutuşunu
İçimdeki soylu kişiden utanışını
Annayı tutarken balık tutuyorum
Ekvator ağzıyla kolumu buzdan denize indirmişim
Kız içimde bir sarmaşık kelimesiyle büyürken
Arada bir kanla uslayıp
Seni anıyorum
-ey eski sevdiklerim-
Sizi şaşırtıyorum. Sanatım
Fakat ben korkutuldum
*
Şatoya bağlanan tahta köprüde beynim
Ağırlaşmış dalmışım
Güneş doğmuş işte böyle. Taş ısınmış ısınmış
Nerdeyse belleğinden kan ürperten
Bir sipahi sureti
Aşka ne zaman veda
Demiş ki bu topraklar
Boyuna kiliselere taşıyorlar otobüslerle. Isınamıyorum.
VE baden Baden'de kaçtım
Başka bir kiliseye
gittim. Hafifçe.
Çok ve canlı renkli süslemelerden az ürpererek
Dost için yani dosto için
Dönerken
Kule yerine
Küreye yakın parlak başlıklarına dönüp baktım
Dosto Badende
Ve kumar da oynardı
Bir çocuğun. Hırsla. Bir taşı.
Atışı gibi. Dikine.
Kapa perdeyi kapa köprüyü
Ve şatonun ta kendisini
İnce bedenin mühürlenişini
Tüfek mahzenini
Sevginin tiklerini aort deliklerini
Duvarda asırlardır dinlenemeyen
Dört işkence resminin
Takip tutuklanma işkence
Ve tahta kurulan işkenceli etin
Bin dokuz yüz 77 yıl
Yenilen içilen kan ve etin
Yarı açılan mor pelerinin
Çizgi - kan
Çizgiler ve kanın
Başta yer yer kemiğe batan tacın
Dört resmin dört korkunç dakikanın
İri jestlerini anlıyorum
Makkiyi hayır
Sigridi tren getirdi
Tren götürdü
Yedi
*
Duruşu kımıldanışı
Mağrur tavırları olan
Çünkü o güzel kelimelerle ağırlanan
Göllerin beşiği toprak eğrisi
At yiyen ejderdi
Tılsım
Karıncanın kölesi
At köpeğin kuruyan ölüsünü
Minderi düzelt
Baklava kırıntılarını
Ana babanın kol gezdiği koruduğu pencere kıyılarını
Mutfak ve yüznumara korolarını
Yatak ameliyatlarını cinsiyet taslarını
An binlerce yıllık olan et kabartmalarını
Pervaz ve şimdi
Büyük taraçalarda doğuruyorlar
Kol bakımı bilek ve dizkapağı bakımı
Gebelik ve sancı limonlukları
Sıcağa karşı ay ışığı
Yelpaze atkı palan
Acılar yer delen sinir göğü tırmalayan
Kutlu sevinç giysileri yalayan
Ve yağmur suyunu
Havuza koyan ırgat olarak
Anlat insanda ölümsüz olmak yaprağının
Hangi ağacın kıvranışı olduğunu
Güzün hazırladığı insan yavrularını
Kışın insan yeteneklerini
Baharın insan olanaklarını
Anlat durmadan
Hurmayı anlat dala uzanan
Tüylü kalın dudağa anlat
Yaban elmayla eriği
Aşıyı
Elmanın gelinliğini geyiğin baskın güveyliğini
Atlı karıncayı
Lunaparkta bir hayvan olan
Atlı karınca bir hayvansa
'İsa ağladı'
Kuzeyde ses kalmadı
Alnımız buz dondu gece
Aksın. Gündüz karıştırılmasın
Ah sade bir gün yaşasak
Dal dal - Kitap bil
Lord kimin lordu hangi mabedin
Sinonimi
İkisi duman tütsü su rengi
Perde kıllı el korku
Bölüşmek kekelemek
Donup kal - Aklımı al
Durmaz bilmez yaşamakla
Senin yaşamın nereye kadar ne yana böyle benimki
Can kamaram
Yalnız göğsüm değil
Hayat var kaçıp bıraktığım zamanlarda da
Ölmek koşup varmak mıdır oralara
Soluğunu yatıştırarak
Perdeyi aralayıp girmeden çiçekli ovalara
Ah kıra gitmek böyle zor olmasa
Ellerimiz ısınan ocakta - Tabakta ziyafet tasında
Kızartılmış bir keklik
Paslı ve kükürt salyalı bir ağızla
Tatlılıkla ololki
Ölünü gebeliğini morarmışlığını
Etin devinme sanatını
Bilesin yuvarlak akasın akşam olunca
Yuvarlak akşam akşam
Serçenin girdiği dolap
Şehri –ey canım- uçtan hayvan kuşları olarak yukarıdan
Devgözüyle - bakışı görüyorsun
Süzül. Kanatlar arasından
Uzanan boynunla evleri ara ikizleri araştır
Ren'in çamurlu suyundan bir gümüş iplik bük
Sür yeryüzü hamuruna
Ki orda
Bir yılan renkli başını onarır
Kuyruğunu ağrı dağında yakala
Ekmek paketini çıkar kuşlar çağrılsın
Kirazın yuvarlağı gibi yanağın
Bir güçlü böceğin ki gibi alnın
Otalara yayılmış çıplaklığında bir uçuç böceği
Yanından dikine toprağa iniyor
Ekmeği göğsünden ufala kuşlar çağrıldı
Tutulmuş ve öyle güzelken
Korkarak. Ağaçların arasında dolanan cin
Sen misin -Ama içim Eyiçim
Kara başımı tutup kara başımı
Şu suyun insanını güttüğüm vakit
Göğsümü asya bir edayla gerdiğim vakit
Hem barışmak ne demek kendimle
'Sen yoksan mekan yok zaman belli değil' dediğim vakit
Sen ölçebilirsin ancak sesimdeki beygirimsiliği
Çün bu çamur
Şu yaşamı bulandıran su
Donyüzlü rahibe şu
Şu ev ki ev
Ve o karanlıkta cin
Ve ormandaki dev
Oysa melodim
Ne güzel. sözlerim ne tatlı
Kuşkusuz. Yanımda olaydın
Testiyi deler ırmağı temizlerdik
Avucumuzla buz gibi içer
Bileğimizden akan toprağa düşerdi
*
Ve şimdi
Anlat bana ey can tatlısı kız ki
Çünkü ben ödevliyim yinelemeye
Eskiçağ ozanlarının ağız toplantısını
Anlat bana gönüllerindeki bağ bozumunu
Hep şarkı sancıyan dizelerini
Kocamış dumanı ve is yüklü tavan direklerinin
Arasından destanlara sarkan yılanı
Kapıdaki baharı yaprak selini sarı kanaryayı
Ölümsüzlüğün karyığınını - granityığınını - suyığınını
Anlat durmadan
Oğlu teketek öldüren babanın
Oğula mızrağın ucuyla
Gürzün kılıcın kıyımıyla ad koyan babanın
Anlat bize içinde koşan atların
Hangi koşudan kaçtıklarını
Yani ilkel
Ya da kültürle deşilmiş olmanın
Anlat durmadan anlat oğulun
Gençliğin
Yarısı akan yarısı mezara konan kanın
Genç ve geniş bir yaradan
Hem babanın elinden mızrakla
Ve baltayla açılmış yara'dan
Şefkat ve müthiş bir dikkatle
Ve müthiş bir hayranlıkla
Şövalyelik adına açılmış yara'dan
/Huysuz kan sonuna dek akar düşünürüz/
Anlat ki ey can tatlısı kız
Babanın cesedi bir türlü toprağa atamadığını
Yine de kanın sonuna dek akmadığını
Anlat
Babanın can elmas'ıyla kesilen oğulu
Aydınlığa sun
Toprağa sözü olan kanın
Neden sonuna dek akmadığını
Karşılık verir
Can tatlısı kızlar korosu:
OĞUL MIZRAK KESKİN GENÇ
Oğul genç mızrak keskin
BABA DİNÇ YAŞLI MIZRAK AKILSIZ
Oğul baba
MIZRAK BABA
ÖLÜM baba
Ölüm Oğul Mızrak
Ölüm Baba Mızrak
OĞUL MIZRAK baba ÖLÜM
Kan ŞAŞIRDI KAN Şaşırdı
Genç cesedin
Ölüm gölünün başında
Diz çökmüş olan baba
Hınç ayırdı
Hayret ve üzgünlük şerbeti
Ve abes ayırdı
Çok yıl sonraki tanrıtanımaz savaşlara
Ve yenilip ve yenip dönerken ordu
Neyi algılarsa çiftleşip çoğalmaktan
Babanın yüreği ordu yüreği
/Zırhını kırdı/
Narası göğe vurdu
Daha gür bir ses duyuldu
Belki bir melek gülümsedi
Çünkü sıyrıldı gergefi dizinden
Belki ayağının dibine vuran sesten
Ey baba
Kılıcını toprağa gizle
Gizledi
Kendini kınamak için çıkardı gerektikçe
Yüzünü sarartıp karartmak için
Ve düşüncenin kavurması geldikçe
Çünkü bir serçenin diliyle gelmiyordu düşünce
Beyaz güvercinin
Bir ilkbahar gencinin güz güneşinin
Taşı heykelleştiren eğilimin
Su taşıyan kedi seven uykunun altına geçen döşeğin
Erkeği kadında koşturan geleneğin
Kızlıkta açan çiçeklerin
Sevişen fillerin
Uyuyan çocuk ellerin
Karaya vuran geminin
Yemeğe hazır eden annenin
... Yalvaran dilin diliyle
Gelmiyordu düşünce
Geliyordu düşünce
Ateş kuşunun gagasında
Çünkü soyluluğun ağırlaştı baba
Bir'din ordu oldun
Zamanın bir gerisine bir ilerisine
Son dünya savaşının eşiğine serildin
Çocuğu vururken çekilen işkencenin
Beşiğine
Baba Çocuk
Azap Sancak
Baba genişledi nalbandı bildi
Toprağın içinde oğulun ölümü
Arttıkça ve gezdikçe denizlerin dibini
Çünkü ölüm artık canlı oldu
Nasıl kuduran boğa canlıysa
Ve bir şeye koşarsa
Baba açığa çıkan kandan yedi
Gezdi yeryüzünü
Hayvan alım satım yerlerini
Anneyi annenin ayak diplerini
Karıncanın ölmez gelenekçiliğini
Hayvanları şartlayıp
Şatoları kefenleyip
Ahırları koyunları
Gördü baba gezdi baba
Oğulun taş benzerlerini
Nasıl ki oğulun ölümü
/Eli babanın derisinde/
bir gerisinde bir ilerisinde
arttıkça ve gezdikçe suların dibini
Baba devşirdi bir ana
Ki yüreğinin altında
Bir et kordonla tutan
Oğulu delmeyecek olan babayı
Acıyı ve insanlığı çocuklar
Böyle dayanılmaz kıldılar ve yeni suları
Onların bilgileri getirdi
Elleri önlerinde bağlı-duruşları
Omuzlarından göğüslerine doğru kıvrık ve yumulu
Yaşarlar ebedi göz ve ölümsüzlük aşısı yapan kitabı
Ki şimendifer
Nasıl peşinden koşturursa katarları yolcu kutularını
Oralarda civarda
Böcekler sürüngenler bulunan kırda
Dönen çember- toprakla çalkalanan çocukların önünde
Bir dev gezinir
Şimşek düşer
*
Ve balık yumurtaları
Ki onları balıklar
Suyun gencine bırakırlar
Ve suları da gezer ölüm
Çelikağ yok eder insan eliyle uzanarak
Hem balığı hem yumurtayı
Hem yumurtadaki balığı
Hem balıktaki yumurtayı.
Toprağa dikili göz neler bulmaz
İstese dağlar mı bulmaz
Sonsuz gebelik ölümü suçiçeği gibi döken hayat
Suları ve karaları uluyor birbirine
Erkekler kadınla donlarının altında harp cep kitapları
Dudaklarında verem çiçekleri uzaktan
Yakından aynı ve ayrı uluslardan
*
Genç bir adamdım
Tren uğurlardım
Eski ve yeni efendileri
Taç giyen şehzadenin karpuz gibi
Ya da gemilere açılan çelik bir köprü gibi
Serin kırmızı ve sıcağını bırakarak
İkiye bölüneceği haberini
Büyük olayları hava limanlarında zonklayan
Trenlerle ben yolladım
Parklarım vardı akşamları
Kapatırdım
Saati vurunca trenlerin beklenip gelmeyenlerin
Bıldırcın tüneli ve bir açık bir örtülü tren
Akşamsa hemen
Korkardım-bir kızeline tutunarak
Karşı komadan sarışın-onu dökülmüş yapraklara yayarak
Çıkarırdım yanağından ürkek şapkalı
Ve çantalı adamı
Yaklaşırdı ve sorardı
-Oralı mısınız oralıyım
-alın ve okuyun incil ve yohannaya göre
-misyoner misin değilim
-O hah ha
-Değilim ve okuyun yohannaya göre
İnsana olan sevgim-bodurluğuna kurnazlığına
Birden bilerek
İstasyon bir boşluk
Çünkü bir yok bir var
Trenler çehreler
*
Üçüncü hat koş üçüncü hat
Katlan elele katlandık ey Anna taş içinde heykelim
Yonttum yonttum taş bitti sen çıkmadın
Yanıldım avrupalanmakla çün bizde
Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
Derken katar üstümüzdeki katardan çoğaldı
Sen burgu oldun içimin dağlarına tünele girdin
Strasburg akşamın karnında
Uslu çocuk olarak bekledi
Bianka boğazlanan boğanın önünde kaldı
İstersek durduruldu diyelim
Çünkü halklar vardı
Güvercin halkı
Meydan
Göz halkı
İnce doğranmış fransız halkı
Ey anna sen kalkan balığı
Kafa vurmayan fakat gövde vuran
Ağzın karnından biraz yukarda
Karnında bir anne yeni kız doğuruyor işaretleri
Kan gidişmeleri
Açık göğün önünde açık meydan halkları
Bianka kıvılcım
Ucu kendine kıvrılmış kılınç
Öpüşümüz gizli olmalı
Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli
Sıcak gözyaşı ve şikayetle
Ağzı konuşmaz kılan
Ağzımızda
Dilimizi şişiren ayrılık bademi
*
Senin elin söyler
Avucunun toprağa değip donan çizgileri
Anlatır
İstasyon çayevini dolduran gebeyi
Dumanlı ve biraz her şey kokan gebeyi
Aşkın
Şişen bir yara gibi gelişip
İçimizden iki yolcu gibi gideceğini
Venedik birdenbire kavruldu
Nedensiz ve niçin
Çün korkunç
Ve savaşla gidiyorsun
Ama ancak sen
Vurulduktan sonra ve kurşun
Benden ayrıldı
Ve gittin
Ve dağ çöktü
*
Artık dayanamam
Yabancı isimlerin isim ebelerinin içinden
Yabancının ter kokusunun içinden
Yabancının buyruğuyla geçmeye
Ey toprağım kalkamadığım
Üs kimin üssü
Kime ait minare
Ey sen karşımda paylaşılan
Alna dudağa ve kalbe ayrılan
Sen aşkım sabah doğrulunca bağırdım
Geceleri sancınla kıvrandığım
Karanlığı itiyorum yine gelir
Sabahı seviyorum özlüyorum
Seni aydınlığa getirip anlıyorum
Daha sonra ışıksızlıkta anlamsız
Ve sancım var
İnceden ve derinden gözlüyorum
Çılgınlık ve inceliyorum
Kilom elli beş boy bir yetmiş üç
Sen kendime etiplikle eklediğim
Kanı benden canı ciğerimden alırdın
Aydınlıktın
Hep onarırdım eskiyenlerini güneşle
Ay gece görününce açar aylığını
Kurbanlar ve senin büyüklüğün dağınıklığın
Çünkü her bölgeni başka bir şehirde yaşadım
Küskünlüğünü aşk öncesi şehirde
Etinin lekelerini doğduğum şehirde
Korkularını ve yüksek korkmalarımla
Irmağı kapayan boydan boya
Suyu toprağa ilave eden şehirde
Gidişini özel olarak
Kalbimin bağışlandığı şehirde- en önce
Ayrılık vardı hep
Ay gece olunca pay eder ayrılığı
Ey güzelce yakalandığım
Mutlulukla sunulan
Bize bahşedilen armağan kılınan
Ayrılık sen ki
Aşkın ve sanatın
Durmadan doğumlar getiren anası
Hep orada gebe karınların dibinde içinde
Doğuma en yakı
Doğmadan gibi ve aralıksız doğarak
*
Böyleydi kuruluş yapı ve bizim ustalığımız
*
Fakat sen
Hep karşımda kalan
Ağzı ağzımdan alınan
Paylaşılmakta olan
*
Biz dördüncü Muratın kılıcının sivri ucunu tutuyoruz
Keskin yanında karılarımız ve çocuklarıyla
Hızla akan bir vatan tuttular
Aşkın ve birlikteliğin çatısını orda kurdular
Karılarımız her asrın insan güzelleri
İmkan bekçileri
Ağır arabalarla taşınan sancılarımız
Ağır tabanlarımız
Etten değil gibi az yiyen gövdemiz
Toprağın ürününe avuç açan karşı koyan
Yeri var olmayan bir lisanla bağlayan
Sıcağa ve nalın kıvılcımına gerçek isimler koyan
Irmak ve ırmağı süren yol
Biri uzağında kaldığımız
Öteki içine daldığımız
Buzul uzaksa ve beraberlik ateşi kucaklamışsa
Sabaha çıkmamız kolay
Güneşi bir mızrak boyu yükseltmemiz
Yabanı kolundan tutup germemiz
Alnına bir mıh
Sırtına bir yafta ekleyip göndermemiz
Yekin seslerindeki yanlışlığı düzeltip
Büyük doğrulamanın aklına geçmemiz
Yavuz boğalara benzeyecek
Ve sancı değiştiren hayvanlara
Küçük kahraman öğütlerle büyük esere
Bir mısramızdan girer
Bir çocuk avlusunda salıncaktaki çocukların
Anneleri ablaları sahilde çay içen evden konuşan
Gelecekle haberli yemiş tutan elleri
Şimdi salıncakta aynı anda
Bir fotoğrafta gibi
Her geçen anı bir fotoğraf olan çocukların
Altlarındaki toprağa
Öğütlerle büyük eser okları işaretleri
Düştükleri taşlara dizlerini kanatmak için
Biz açıyoruz
Ekonomik iktisat risaleleri
Her şey benzinle aşk ve ilkbahar bile
Barut ateşle harmanlandı
Kılıç nasıl deldi geçti ve çekildi
Ve nasıl kan göstermedi et
Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe
Örtü yayıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar
Güvercin teslimiyeti içinde
Bakın istiyorsak
Nasıl yıllarla sürüyor bir salise
Sabah bulantıları birlikte yatılan akşamlar
Kuşların yalnız uzanıp pencereden
Havaya alıştıkları saksıları kavrayıp uzaklaştıkları
O gökler ağaçların tulumba gibi çalışan özsu boruları
Sızıları tahta kulübelerin
Dağda tahta kulübelerin
*
Ateş için odun topladık
Ben makki ve beşimiz
Kısa ama kesin çağırarak
İçeriksiz coştuk hemen. Hey önce ateşin içinde ol
Hey önce alevin sıçrasın
Yüreğimizi kavra soluğumuzu başka yollardan geçir
Aynı an ayağa kalkındı
Doğranıldı
Nasıl söyler bir erkeğe bir kadın
Denize atılan bombanın
Balıklar delirttiğini
En zor sorunun yöneltildiği
Bir kadındı
Nasıl ki kelimesiz ve gözler olmadan
Renksiz bir iz seçiliyor
Belki karanlığın kendisi işaret veriyor
Saçların değişiyor
Karanlık tahta kulübe ve saçların
Hepsi bu hepsi bunlar
Özgürlüğü kur
Suyu dök yürek etlerimizi
Parçalanmalarımızı topla
Büyük ateş meydana yağmur getirdi
Gökteki kazan devrildi
Ağaçların gece aydınlığı
Duygunun canlılığı
Kıvrılıp eğilişi dalların hüznü ateşe
hüznü ateşe
hüznü ateşe tutuşu
Toprağı üzüntüden ayıklayışı
Sende kaybedebildiğim yani ey korkulu hayat
Taktığım tarafımızdan sevilen
Haklarımız esenliğimiz karanlığımız
Güzelliğin ellerin alnımla
Mızrağına seç önce seç kabarık alnımı
Fırlat kayaya kimliğini kişiliğini
Dişlerimin ortasına
Sar beni kumla ağaç kütükleriyle
Ki suyu geç beni kurula
Arkamdan rüzgâr seğirtiyor
Ellerim dağdaki kulübeden ses ediyor
Orman uğultular kurt ulumaları
Aşkın omurgan
Yapışkan
Yak beni çocuğumsuz
Senden ışıklandırılmış havuzlarımda
Ve gizli su yollarımda
Sözün ediliyor
O sen sen
Gölgemi bırak beni sürme
Ben benimleyim
İçim büyük sabırla haşlandı
İçim ey içim bu yolculuk nereye
Yine bir şehrin ölümünü başladır gibisin
*
Ve çocuğun uykusu böyle başladı
Çünkü yeni bir çocuk uyanacaktır
Ey ana
Parkları çocuğunla eş doğurdun
Çimenleri mutlu kıldın
Bayrakların sularda aktı
Pulatın
İnce ve yumuşak saçın
Yaralı ağzın
Mutlu kılan çocuk
Çimene düşen yaprakları
Kadın sen tattın
Babanınkine benzeyen
Çocuğun böbreğindeki katlar.
*
Gün gelişini açıkladı
Sen kapanan gözü açıkla
Karısına arabayla tabut taşıyan adamı
Güzel yontulmuş ve parlak sarıları olan kadını
Yeni bir çocuk planı yapan
Yeni ve ölümü de transfer eden aileyi
Nalçayı yiyince nasıl çöküyorsun yere
Nasıl dumanını üfürürken ve solarken ciğerlerime
Düşten yıkanıp ava değil çocuğa yatıyorum
Değil vurmaya ve rastlantıya
Değil hülyalanıp dalgalanmaya
Çıkara değil kedi gibi sokulup ayartmasına
Değil sarı demire
Değil söylev'e asla değil aştım gitti yirmi dokuz yıl önce ölenleri
Nalçayı yedikçe nasıl çöktüm yere
Zorla ezilenin zorlu öldürmesi olur
Fabrikanın kasıklarını ovan işçilerin
Hak dünyasında hastalanırım olağandır
Neden mi şimdi tepilebilirim
Maden ocaklarına dinamit yerine
Bir hakkın düşmanıyla kucaklaşıyorsam
Sök beni yeniden şakağıma it ellerimi
Bileklerime aklım aksın
Damarlarımı lif lif denetle çöz gözümün perdelerini
Trenleri uzlaştır sulh fenerlerini yak
Nerede olursan ol kim olursam olayım
Sesimi bir dağ zannet
Irmağa ver haberi
Yangına doğru sürünen haberi
Güneş beni saklar
Sen alnımdaki dumanı kazı
Kemiğinin geleceğini düşün beni yont alıştır
Sararan örtü cafe müller
Gırtlakta sarı halka
Esirlik ve kendinden kayma halkası
Yalnızlığın çarmıhı dere balıklarının ilanı
Çarmıh yaylı ve değişken
Karın çarmıhı belkemiği ve baldırın
Karnımız ayrı sancılardan kaymış
Yeşil ya da yeşil olmayan çocuğun ağzından çoğaltılmış
*
Ey gece sen de aldatıldın
Sana da tuzak kurdu yüzü güneş parıltılı kız
Rosemariegirbach
*
Gidip bilmediğin kentlerin
Böğrünü delen harp mikkaplarını gördüm
Kartpostal tüccarlarını
Kilise ortak Pazar birlik orak çekiç
Ve asya ve afrikaya ayak atma postallarını
Ve kimseyi göstermeyen aynaları
Ve bir istasyonda
Hatta önemsiz bir memurun yakınında
İçinden asya çıkan bir balya
Geleceği
Ormana terketmeyi dener gibi yeni doğan çocuğu
Ananın karın bulaşıklarını arıtmadan
Çalıları ve topraklaşan yaprakların içine
Alabildiğine
Gevşeyip bırakılmış gerginliğin ortasına iterek
Geleceği ormana iter gibi ormana iterek
Meleklerin hayatını yaşamaya
Gidelim sizinle kendinde insan olmadan
Kimseyi insanlamadan yaşamaya
Sıcak kayayı arayan iki tavşan gibi
Evleri korkutmadan uluyan kurtlar gibi
Bellemeden
Etle bilinçlemeden
Evdeki sevinci kırgınlığı ballanan üzümleri
Bilmeden aşkı ve aşk benzerini
Çocuk sesinin düzlüğünü arayan bir çeşit insan gibi
Görevi bu olarak
Yalnızlığımızı sessizce ortaya koyalım
Erkekçe sessiz ve erkekçe
Kiminki sahipse ölümü o karşılasın
Ağırlasın
Ayaklarım ağrıdı güvercin izlemekten
Onun başının önündeydi alevli sancak
Elimi ve kalbimi uzattım
Eriştim tanrıya çağırma kuleli evin
Bekleyen güvercinine
Güneşi ayı ve yeryüzünü bütün şekilleriyle
Bir kutlu çehrenin emrine kul bildim
Bilesiniz
Ona döndürüleceksiniz
Ve başı yeşil hâleyle çevrilen
Yüzünde tarihten ve gelecekten bir renk beliren
Atmacanın pençesinde atmacayı kendinden geçiren
Bir güvercin ki ne gören olmuş
Ne işiten
Bir sabah bir çeşit güvercin fırtınasıydı sur önünde
Gözleri burçlara
Bayrak tebdiline dikilmiş bir kartalın
Buyruğundan hızlanarak
Bir kartaldı gözünü burçlara dikmiş
Döşü surları geriletmiş
Durur güvercinlerin en önünde
Emrolundu. Haliç bir yılan gibi yönelip
Soktu Kayser'i
Zaman bir takla attı
Zaman bir takla daha attı
Zaman altında kalan
Çıplak boynu hançer kuşattı
Başı sülük ağızlarında
Ayakları boşlukta çırpınan
Bir millettik artık
Güvercin
Merhamet kılınçlarını toplayabildi ancak
Camide toplantı var davranın
Aşkı denetleyen güvercinler
Kılınçlar eskinin habercileri
Keskin bekçiler
Bildiriciler.
Bu iç çığlıkla
Yürürken üstüne bir mısır habbesinin
Yeni yorum yatırımcıları
Ve büyük doğrulma günüyle
Bir aliterasyon olan güvercin
Dansöz kalkışlı güvercin
Gel. Sen gelince
Azap çıkacak her evden
Gidecek kendi evine
Organlar sizinle benim savaşım
Ben ahretim
Ahret yere gebedir
Sizinle hep beraberim
Dağı tutmuştunuz kalbinizden geçendim
Güzel duydunuz ve durduruldum
Atımı atınız büyüledi
Okyanus everesti nişanlayıp durdu
Çünkü etin ötesinde
Bir şey değildi everest ve okyanus
Korkunun yüzüne ayna konmuş gibi
Başkayım sizinle
Aynayı eline alan korkuyu bilir
Çün korku etin içinden yekinir
Hep koşmaklayız kitabın onayıylayız
Tarlayı çok severiz. Yaradan
Lokma lokma bölmüş isteyenlere
Karından gelenlere
Ve karna gelenlere
*
Aşkı cambazımız aldı
Tokmak kırıldı
Kapının çatlağı esner
Gözetleyen göz şişer küçülür
Et aralığından görmeyi dileyince.
Duyulur iç ses
Uyan ey kaplumbağa kelimeyi kımıldat
Çünkü kıyamet sezilsin otobüs devrilsin
Kımıldat kanlarını
Koşanın yıldırım gibi duranın
Susanın ve dağlarla konuşanın
Kendiyle
Dağları konuşturanın
Aklı çok kez hançerce bulunduranın
Kendini sürü için öldürüp
Sürüyü çobansız bırakan çobanın
Hep içilmez sulara varan koyunların
Mermerin namütenahi bekleyen kayanın
İçinden hata edilerek çıkarılanların
İnsan yüzleri
Çömelmiş inleyen ve içgüdü şekilleri
Yaralar kan akmayan
Kanla işi olmayan
Taştan çıkanın ve çıkaranın birlikte söylevleri
İnsan sanatı çığlıkları
(bir yerde onlarlayım)
Öpülerek topuğu parlatılan tuncun
Günah anlatılan karanlıkların
'Enriko istersen anlat önce sonra işel'
O dağlar güvercinin yabanına yuvadır
Hiç solunmamış bir hava üfler rüzgâr
Dünya sürü yürüdükçe döner
Çoban sürü için ölmez gelecek sürüler için
Yaşamağa bakar
Kısa süren bir hatıra değildir toplum
Mısır taneli çocuk avuçları
Fotoğrafını çek günahların
Tövbeleri yıldırımla yayınla yine de
Esmeri
Karayı
Kızıl ve sarıyı bir tutanı
Benden aldın
Buruşmaz entarisi İstanbulun entarisi buruşmaz entarisi
Maraşın seferde
Fakat İstanbul ve Maraş
Fakat Maraşın
Her kurban arayışında
Fazla davrandım ben
Yangına uğradım
Kara bir moloza ayrıldım
Bazen marsık sanıldım
Maraşın her kahraman kurban arayışında
Ve bulup sunuşunda
Mutlaka bir işareti vardı
Bayram çöreklerini tuzundan yağından anlayışın
Sertçe düşmanca gibi tokça kucaklanışın
Harbeder gibi sevişin
Mesela adil erdem aynı silahla mücehhezdi
Üstümüzden aynı katar geçti
Mutluluğumuz anlaşılsın yıkıldık
Toprağa yayıldık ve büyüdük
Çünkü topraktan ancak böyle geçtik
*
Kızlar burgulu
Etlerinde tahta kıymıkları karınca yığınları
Alabildiğine açılmış bir organ
Bir gramofon
Geniş ağızlı
Her adımlarını bildiğimiz
Hangi yörüngeyi güttüklerini
Hangi suyu geçtiklerini
Ne çeşit bir şölenden koyulduklarını
Çünkü sokağı aman nasıl eğilerek geçiyorlar
Hangi tahta kapıdan çıktıklarını
Zenginini ve bulgurla su içenini
Ellerinin çatlaklarını yine krem sürülenini
Göğüslerinin bakımını tahta sütyenlerini
Ocaktaki dumanın yaktığı sapladığı göz sürmelerini
Çünkü kara dumanlı ocak
Ve sürmeydi
Sürmeyi niye çekmeli
Sürmeyi çekmeli mi
-Annen ne söyledi
-(Elmanın yarısını kardeşin yesin)
Kardeşin yesin anne yemesin mi
Elmayı yemiyorsun bir
Ve öyle sıkılıyorsun ki elma ölecek
Ne sen yiyeceksin
Ne kardeşin ne annen
Bu evde yılanı yine değiştirmemişler
Baba ana ve kardeşler
Aynı odada soluyorlar
Oda şişip iniyor
Dışarıdan bakınca odaya
Duvarları kıvrılan oda
Özel bir korku ve kuşkuyla irkilerek
Tehlikenin hayvanları yönünden
Boğularak
Yılandan gizli işaret alarak
Göz kırpar gibi yapıp uluyor
Oda uluyor
Yılan göz kaş işareti
Konuşmayan hiçbir şey yapmayan
Başını yılandan çevri yemek taşmasın
Başını yılandan çevri kuyu yakın
Başını yılandan çevir unutma babayı yürekte tut
Baba dağ ve balta
Anne
Kolundan koynunda karnında çocuklar
Gitti pazara dolandı çığlık beğendi
Anne eve dönünce
Anne eve dönecek
Ölün bilinecek küçük ölün
Mahalle daracık bilinecek
Alçak duvar ötesinde ölün tahta sıcak su
Ve odun kokusu
Kabre akıtılan sabunlu suyu
(Yolun burasında coşkuyla karşı ko)
Nasıl ki beyninden apartman fışkıran mimarın
Yaşamın öte yarısı
Burçları gezer
Kutup yıldızından söz eder
Gök çoğalınca
Göğe açılan göz kapanınca
Beni duyacak anlamayacaksın
Bunlar hep senin ölün
Bir yerinde yatağa sığmayan çocukların
Suçları bir atmacayla alınan çobanların
Her şey karıştı çünkü öldün
Artık kimse bulamaz kendini
Eller birbirinin içinde
Senin ölmüş elin yapışır
Benim tetiğimin üzerine
*
Silah benim tetik bende koşanadek kurşun benim
Parmak senin et senin güç senin
İrade kimde
Benim elim hangi köpeğin içinde
Dişleri birbirine geçmiş bileğimde
İlk tıraşını olan gencin
Jileti kemiğin iliğinde
-Kan seli
-Tetik kan seli
Hedef nerde kız mı erkek mi
Dünya çekirdeği mi
Yeryüzü ateşi mi
Şehvetin ya da nur içinde birleşmenin
Satan'ın içinde beklerken her şeyi önceden kestirenin
Çünkü şarttı bir kere
Ölümle yan yana şeytanın içinde durmak
Karnından geçmek
Bir lambayı bekleyen makkinin
Öpüşünü kanla bekleyen
En küçük kilisede çarmıha çekilen
Dom'un üç asrın
Kana kan koyup
Yücelttiği abesin
Galerisi insan ve heykel ve resim ve kezzap galerisi
At gözü oyuk
Heykel atın içinde
Çünkü at büyük heykel
Sürücünün içinde on aziz birkaç isa yezus hiristus
Yüz bin haç
Atın ayağında bir nalbant heykeli
Nalın içide bir at benzeri
Karşılıklı uyuşan iki arslan
Biri dişi diğeri dişi
Yuvarlak yalanmış ve parlatılmış derileri
Ki karpuz yenmiş gibi
Goldah karpuz
Kalf karpuz
Anna karpuzun çekirdeki
Frankrayh şu dağın ardındaki dağ
*
Düşmanın kim onu anlat
Mişel'i hatırlat alnımı uğraştır
Kalbine plânlı ve
Avrupa bir duvarın taşları dizilen mişeli
Saçlarına çocuk kuşları konmaz
Çocuk uçmaz dallarından. İçinden yanında
Boy tüfeği patlatsan
Tuzaklı
Hatırlat mişeli mişeli
İçinden hep bir kuşku tankeri
Bir petrol tankeri namıyla yol alır
Pergel petrol
Borusu motorun icadı
Aşkın feda bayramı cenaze şekli
Boyuna hatırlat
Yoksa olur ki unuta kalırım esmerliğimi
Telefon
-Görünüşünüz nasıl
-Yorgun uyanırken ve gittikçe diri ve daha esmer
Tanımadığım kentin
Ağırlık merkezine alındım
Taşıtlar grevler insan böğürmeleri
Alış verişler
Şapka seçerken birden çocuk doğuruyorlar
Baba oyundan çağrılan çocuklar gibi isteksizdir
Ya da bırakır kürekleri denizin üstüne
Suda kayan cilalı bir taş gibi seğirtir
*
Her doğan çocukla orada
Birlikte. Daha yeryüzüne bakınamadan
Kırbaçlanırız uyumaya. Anakarnı yorgunluğumuz alınmadan
Vurulur kollarımıza ve. Çarpılır dizimiz dizime
Her doğan çocuk
Bir ertelenmeydi analarca bağlanarak memelere
(Artık sigara içmeyeceğim artık
Koyun gütmeyeceğim)
Meşgul uğraşır azar altında bile uyurken de
Uykusundan silkelenip irileşmeye hamle elleri ve duramadan
Yan beşiktekinin yüzüne gölgesini indirerek
Bir gün önceki bedenini
Kaybedilmiş bir okul eşyası gibi özleyerek
Her doğdu
Bir ölendi
Mayland uzun yüzlü bir kız resmi
Hani şu hep
Selamlaşıp geçerdik
Uzun yüzlü kızlar çizen ressamla
Aklımı anlat gönlümü kazandır
Benden beni çıkar bakalım kalacak mıyım
Üstüme beni koy bir de
Gözle dayana bilecek miyim
Yoksa hemen bir kez daha bütünle bende beni
Özümü kullan
Çünkü aşktır
Beyaz bir sanattır
*
Evlerin dışında
Çünkü böyle oldu
Pencereden uzanan başın dışında
Günâhın ve sevabın
Merkezinde hem tanımadığım
Alışmadığım bir sistem gitgelinde
Boyuna sırtımdan ve kafamın arkasından delindiğimi
Oynuyorum ve rolümü. Oyun çarkının boşuna döndüğünü
Seyircilerden bir kadın olgun ve eteçalan
Çıplak. Eşyadan ve odanın kapamasından
Her an biraz daha soyunarak
Yatağında
Çivilenmeden gerilmiş çarmıha gibi yatan
Anlıyorum oyun çarkının kendine döndüğünü
Ölümün
Saklanacağı kalmayan av hayvanı gibi
Avcısına göründüğünü
Ah anlıyorum
Çünkü annanın
Anlaşılmaz bir gözaldanımıyla
İçimde bir gemi batırıp döndüğünü
Unutmadı
Yanlışlıkla
Onlara:
Beni unutmayacaksınız
*
Anlat kızın ekmek tutuşunu
İçimdeki soylu kişiden utanışını
Annayı tutarken balık tutuyorum
Ekvator ağzıyla kolumu buzdan denize indirmişim
Kız içimde bir sarmaşık kelimesiyle büyürken
Arada bir kanla uslayıp
Seni anıyorum
-ey eski sevdiklerim-
Sizi şaşırtıyorum. Sanatım
Fakat ben korkutuldum
*
Şatoya bağlanan tahta köprüde beynim
Ağırlaşmış dalmışım
Güneş doğmuş işte böyle. Taş ısınmış ısınmış
Nerdeyse belleğinden kan ürperten
Bir sipahi sureti
Aşka ne zaman veda
Demiş ki bu topraklar
Boyuna kiliselere taşıyorlar otobüslerle. Isınamıyorum.
VE baden Baden'de kaçtım
Başka bir kiliseye
gittim. Hafifçe.
Çok ve canlı renkli süslemelerden az ürpererek
Dost için yani dosto için
Dönerken
Kule yerine
Küreye yakın parlak başlıklarına dönüp baktım
Dosto Badende
Ve kumar da oynardı
Bir çocuğun. Hırsla. Bir taşı.
Atışı gibi. Dikine.
Kapa perdeyi kapa köprüyü
Ve şatonun ta kendisini
İnce bedenin mühürlenişini
Tüfek mahzenini
Sevginin tiklerini aort deliklerini
Duvarda asırlardır dinlenemeyen
Dört işkence resminin
Takip tutuklanma işkence
Ve tahta kurulan işkenceli etin
Bin dokuz yüz 77 yıl
Yenilen içilen kan ve etin
Yarı açılan mor pelerinin
Çizgi - kan
Çizgiler ve kanın
Başta yer yer kemiğe batan tacın
Dört resmin dört korkunç dakikanın
İri jestlerini anlıyorum
Makkiyi hayır
Sigridi tren getirdi
Tren götürdü
Yedi
*
Duruşu kımıldanışı
Mağrur tavırları olan
Çünkü o güzel kelimelerle ağırlanan
Göllerin beşiği toprak eğrisi
At yiyen ejderdi
Tılsım
Karıncanın kölesi
At köpeğin kuruyan ölüsünü
Minderi düzelt
Baklava kırıntılarını
Ana babanın kol gezdiği koruduğu pencere kıyılarını
Mutfak ve yüznumara korolarını
Yatak ameliyatlarını cinsiyet taslarını
An binlerce yıllık olan et kabartmalarını
Pervaz ve şimdi
Büyük taraçalarda doğuruyorlar
Kol bakımı bilek ve dizkapağı bakımı
Gebelik ve sancı limonlukları
Sıcağa karşı ay ışığı
Yelpaze atkı palan
Acılar yer delen sinir göğü tırmalayan
Kutlu sevinç giysileri yalayan
Ve yağmur suyunu
Havuza koyan ırgat olarak
Anlat insanda ölümsüz olmak yaprağının
Hangi ağacın kıvranışı olduğunu
Güzün hazırladığı insan yavrularını
Kışın insan yeteneklerini
Baharın insan olanaklarını
Anlat durmadan
Hurmayı anlat dala uzanan
Tüylü kalın dudağa anlat
Yaban elmayla eriği
Aşıyı
Elmanın gelinliğini geyiğin baskın güveyliğini
Atlı karıncayı
Lunaparkta bir hayvan olan
Atlı karınca bir hayvansa
'İsa ağladı'
Kuzeyde ses kalmadı
Alnımız buz dondu gece
Aksın. Gündüz karıştırılmasın
Ah sade bir gün yaşasak
Dal dal - Kitap bil
Lord kimin lordu hangi mabedin
Sinonimi
İkisi duman tütsü su rengi
Perde kıllı el korku
Bölüşmek kekelemek
Donup kal - Aklımı al
Durmaz bilmez yaşamakla
Senin yaşamın nereye kadar ne yana böyle benimki
Can kamaram
Yalnız göğsüm değil
Hayat var kaçıp bıraktığım zamanlarda da
Ölmek koşup varmak mıdır oralara
Soluğunu yatıştırarak
Perdeyi aralayıp girmeden çiçekli ovalara
Ah kıra gitmek böyle zor olmasa
Ellerimiz ısınan ocakta - Tabakta ziyafet tasında
Kızartılmış bir keklik
Paslı ve kükürt salyalı bir ağızla
Tatlılıkla ololki
Ölünü gebeliğini morarmışlığını
Etin devinme sanatını
Bilesin yuvarlak akasın akşam olunca
Yuvarlak akşam akşam
Serçenin girdiği dolap
Şehri –ey canım- uçtan hayvan kuşları olarak yukarıdan
Devgözüyle - bakışı görüyorsun
Süzül. Kanatlar arasından
Uzanan boynunla evleri ara ikizleri araştır
Ren'in çamurlu suyundan bir gümüş iplik bük
Sür yeryüzü hamuruna
Ki orda
Bir yılan renkli başını onarır
Kuyruğunu ağrı dağında yakala
Ekmek paketini çıkar kuşlar çağrılsın
Kirazın yuvarlağı gibi yanağın
Bir güçlü böceğin ki gibi alnın
Otalara yayılmış çıplaklığında bir uçuç böceği
Yanından dikine toprağa iniyor
Ekmeği göğsünden ufala kuşlar çağrıldı
Tutulmuş ve öyle güzelken
Korkarak. Ağaçların arasında dolanan cin
Sen misin -Ama içim Eyiçim
Kara başımı tutup kara başımı
Şu suyun insanını güttüğüm vakit
Göğsümü asya bir edayla gerdiğim vakit
Hem barışmak ne demek kendimle
'Sen yoksan mekan yok zaman belli değil' dediğim vakit
Sen ölçebilirsin ancak sesimdeki beygirimsiliği
Çün bu çamur
Şu yaşamı bulandıran su
Donyüzlü rahibe şu
Şu ev ki ev
Ve o karanlıkta cin
Ve ormandaki dev
Oysa melodim
Ne güzel. sözlerim ne tatlı
Kuşkusuz. Yanımda olaydın
Testiyi deler ırmağı temizlerdik
Avucumuzla buz gibi içer
Bileğimizden akan toprağa düşerdi
*
Ve şimdi
Anlat bana ey can tatlısı kız ki
Çünkü ben ödevliyim yinelemeye
Eskiçağ ozanlarının ağız toplantısını
Anlat bana gönüllerindeki bağ bozumunu
Hep şarkı sancıyan dizelerini
Kocamış dumanı ve is yüklü tavan direklerinin
Arasından destanlara sarkan yılanı
Kapıdaki baharı yaprak selini sarı kanaryayı
Ölümsüzlüğün karyığınını - granityığınını - suyığınını
Anlat durmadan
Oğlu teketek öldüren babanın
Oğula mızrağın ucuyla
Gürzün kılıcın kıyımıyla ad koyan babanın
Anlat bize içinde koşan atların
Hangi koşudan kaçtıklarını
Yani ilkel
Ya da kültürle deşilmiş olmanın
Anlat durmadan anlat oğulun
Gençliğin
Yarısı akan yarısı mezara konan kanın
Genç ve geniş bir yaradan
Hem babanın elinden mızrakla
Ve baltayla açılmış yara'dan
Şefkat ve müthiş bir dikkatle
Ve müthiş bir hayranlıkla
Şövalyelik adına açılmış yara'dan
/Huysuz kan sonuna dek akar düşünürüz/
Anlat ki ey can tatlısı kız
Babanın cesedi bir türlü toprağa atamadığını
Yine de kanın sonuna dek akmadığını
Anlat
Babanın can elmas'ıyla kesilen oğulu
Aydınlığa sun
Toprağa sözü olan kanın
Neden sonuna dek akmadığını
Karşılık verir
Can tatlısı kızlar korosu:
OĞUL MIZRAK KESKİN GENÇ
Oğul genç mızrak keskin
BABA DİNÇ YAŞLI MIZRAK AKILSIZ
Oğul baba
MIZRAK BABA
ÖLÜM baba
Ölüm Oğul Mızrak
Ölüm Baba Mızrak
OĞUL MIZRAK baba ÖLÜM
Kan ŞAŞIRDI KAN Şaşırdı
Genç cesedin
Ölüm gölünün başında
Diz çökmüş olan baba
Hınç ayırdı
Hayret ve üzgünlük şerbeti
Ve abes ayırdı
Çok yıl sonraki tanrıtanımaz savaşlara
Ve yenilip ve yenip dönerken ordu
Neyi algılarsa çiftleşip çoğalmaktan
Babanın yüreği ordu yüreği
/Zırhını kırdı/
Narası göğe vurdu
Daha gür bir ses duyuldu
Belki bir melek gülümsedi
Çünkü sıyrıldı gergefi dizinden
Belki ayağının dibine vuran sesten
Ey baba
Kılıcını toprağa gizle
Gizledi
Kendini kınamak için çıkardı gerektikçe
Yüzünü sarartıp karartmak için
Ve düşüncenin kavurması geldikçe
Çünkü bir serçenin diliyle gelmiyordu düşünce
Beyaz güvercinin
Bir ilkbahar gencinin güz güneşinin
Taşı heykelleştiren eğilimin
Su taşıyan kedi seven uykunun altına geçen döşeğin
Erkeği kadında koşturan geleneğin
Kızlıkta açan çiçeklerin
Sevişen fillerin
Uyuyan çocuk ellerin
Karaya vuran geminin
Yemeğe hazır eden annenin
... Yalvaran dilin diliyle
Gelmiyordu düşünce
Geliyordu düşünce
Ateş kuşunun gagasında
Çünkü soyluluğun ağırlaştı baba
Bir'din ordu oldun
Zamanın bir gerisine bir ilerisine
Son dünya savaşının eşiğine serildin
Çocuğu vururken çekilen işkencenin
Beşiğine
Baba Çocuk
Azap Sancak
Baba genişledi nalbandı bildi
Toprağın içinde oğulun ölümü
Arttıkça ve gezdikçe denizlerin dibini
Çünkü ölüm artık canlı oldu
Nasıl kuduran boğa canlıysa
Ve bir şeye koşarsa
Baba açığa çıkan kandan yedi
Gezdi yeryüzünü
Hayvan alım satım yerlerini
Anneyi annenin ayak diplerini
Karıncanın ölmez gelenekçiliğini
Hayvanları şartlayıp
Şatoları kefenleyip
Ahırları koyunları
Gördü baba gezdi baba
Oğulun taş benzerlerini
Nasıl ki oğulun ölümü
/Eli babanın derisinde/
bir gerisinde bir ilerisinde
arttıkça ve gezdikçe suların dibini
Baba devşirdi bir ana
Ki yüreğinin altında
Bir et kordonla tutan
Oğulu delmeyecek olan babayı
Bu yurda her bela içinden gelir;
'Hep'leri hep, hiçin hiçinden gelir.
Gelemez bir ithal malidir akil,
Kaf dağından, Cinden, Macinden gelir.
Dünküne eş, bu gün küfür yobazı;
Bütün derdi festen, lap cinden gelir.
'Allah vardır! ' dersin; sorarlar: Niçin?
Sonra tokat, puta 'niçin' den gelir.
Benim nur mayama pislik atanlar,
Şeytan, senin büyük elcinden gelir!
Biricik selamet yolu tarihte,
'Sormayın, görmeyin, geçin! ' den gelir.
Genç Osman’ı lif lif yolan o güruh,
Kahpe devşirmenin piçinden gelir.
Bir gün bu gidişle çatlarsa yürek,
Dile vurdukları perçinden gelir...
'Hep'leri hep, hiçin hiçinden gelir.
Gelemez bir ithal malidir akil,
Kaf dağından, Cinden, Macinden gelir.
Dünküne eş, bu gün küfür yobazı;
Bütün derdi festen, lap cinden gelir.
'Allah vardır! ' dersin; sorarlar: Niçin?
Sonra tokat, puta 'niçin' den gelir.
Benim nur mayama pislik atanlar,
Şeytan, senin büyük elcinden gelir!
Biricik selamet yolu tarihte,
'Sormayın, görmeyin, geçin! ' den gelir.
Genç Osman’ı lif lif yolan o güruh,
Kahpe devşirmenin piçinden gelir.
Bir gün bu gidişle çatlarsa yürek,
Dile vurdukları perçinden gelir...
Şeyh-i Ekber diyor ki: "en büyük makam hayret"
İki bir, iki eder demek bile cesaret....
İki bir, iki eder demek bile cesaret....
Sebil sebil sunanlar, ölümsüzlük tasını;
Çizenler, nokta nokta ebed haritasını...
Çizenler, nokta nokta ebed haritasını...
Tabiata çıkıyorum
Göğsüm bir müzikle
Vuruyor ritmini
Dinliyorum hüznünü sendeki güzelliğin
Başımda fırtına bir taç
Unutulmuş padişahlıklar
İpiri gözleriyle uyanıyor
Şu gündüzden kalan mesele
Bir hatip bir kuruntu
Rutubet ve ukalalıklarla dolu bir debdebe
Başını koyduğun yastık
Bir yılan sürünerek geçmiş gece
Hadi bir sonuç yaz bir teselli uzat
Göğüs ağrılarına çırpınışlara
Korkulara
Ve bir çıngırak gibi öten zamana
Kolye gibi taşıyorum boynumda
Varlığını onun
Bir ceylan tutuyor ağzında
Kuşlara takılıp gidiyor aklım
Hergün kaçıyorum
Yoksa gülüşün
Gelip siyasetten kozmatikten sözedişin
Bakıyorum aleve dönüşüyor bir çırpıda
Dost
Bu eli sıkı tut
Çarşıda evimizden uzakta
Bir pazu güreşi varsa kaybolmayalım
Geçecektir daha daha
Günler
Bilmeden kavramak nasıl
Zirvesine göz koyduğum dağlara bak
Koşup takıldığım çitlere bak
Göğsüm bir müzikle
Vuruyor ritmini
Dinliyorum hüznünü sendeki güzelliğin
Başımda fırtına bir taç
Unutulmuş padişahlıklar
İpiri gözleriyle uyanıyor
Şu gündüzden kalan mesele
Bir hatip bir kuruntu
Rutubet ve ukalalıklarla dolu bir debdebe
Başını koyduğun yastık
Bir yılan sürünerek geçmiş gece
Hadi bir sonuç yaz bir teselli uzat
Göğüs ağrılarına çırpınışlara
Korkulara
Ve bir çıngırak gibi öten zamana
Kolye gibi taşıyorum boynumda
Varlığını onun
Bir ceylan tutuyor ağzında
Kuşlara takılıp gidiyor aklım
Hergün kaçıyorum
Yoksa gülüşün
Gelip siyasetten kozmatikten sözedişin
Bakıyorum aleve dönüşüyor bir çırpıda
Dost
Bu eli sıkı tut
Çarşıda evimizden uzakta
Bir pazu güreşi varsa kaybolmayalım
Geçecektir daha daha
Günler
Bilmeden kavramak nasıl
Zirvesine göz koyduğum dağlara bak
Koşup takıldığım çitlere bak
O vecdsizler ki,ruhu şekilde yitirirler;
Namazla başlamaz da namazla bitirirler...
1974
Namazla başlamaz da namazla bitirirler...
1974
Elimde, sükutun nabzını dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!
Yürü, gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Köşede bir lahza kalıver gitsin!
Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin!
(1923)
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!
Yürü, gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Köşede bir lahza kalıver gitsin!
Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin!
(1923)
Vefa her kimseden kim istedim ondan cefa gördüm
Kimi kim bîvefa dünyada gördüm bîvefa gördüm
Kime kim derdimi izhar kıldım isteyip derman
Özümden bin beter derd ü belaya mübtela gördüm
Mükedder hatırımdan kılmadı bir kimse gam def'in
Safadan dem uran hemdemleri ehl-i riya gördüm
Ayak bastım reh-i ümmide, sergerdanlık el verdi
Emel serriştesin tuttum elimde ejderha gördüm
Fuzuli ayb kılma yüz çevirsem ehl-i âlemden
Neden kim her kime yüz tuttum andan yüz bela gördüm
Kimi kim bîvefa dünyada gördüm bîvefa gördüm
Kime kim derdimi izhar kıldım isteyip derman
Özümden bin beter derd ü belaya mübtela gördüm
Mükedder hatırımdan kılmadı bir kimse gam def'in
Safadan dem uran hemdemleri ehl-i riya gördüm
Ayak bastım reh-i ümmide, sergerdanlık el verdi
Emel serriştesin tuttum elimde ejderha gördüm
Fuzuli ayb kılma yüz çevirsem ehl-i âlemden
Neden kim her kime yüz tuttum andan yüz bela gördüm
Her gün elim tokmakta,
Bir an irkiliyorum:
Annem belki yatakta,
Annem belki toprakta.
Gün batıyor şafakta;
Biliyorum, biliyorum:
Tabut gıcırdamakta
Ve hevesler damakta...
Bir an irkiliyorum:
Annem belki yatakta,
Annem belki toprakta.
Gün batıyor şafakta;
Biliyorum, biliyorum:
Tabut gıcırdamakta
Ve hevesler damakta...
Verme gönül bu dünyaya!
Dünya sana kalmaz elbet.
Dünya seven dost katına,
Yüz akıyla çıkmaz elbet.
Kimde böyle sevgi ola,
Benzer o ağılı bala,
Ağısını bilen bala,
Parmağını banmaz elbet.
Bu dünyanın yok kararı,
Cana dokunur zararı,
Var sananlar bir yararı,
Kendini sakınmaz elbet.
Resulullah Hak habibi,
Bu dünyaya cife dedi,
Murdar cifenin sahibi,
Cifeye aldanmaz elbet.
Ey Eşrefoğlu Rumi sen,
Eğer şaha mahrem isen,
Gözüne şu iki cihan,
Zerre kadar gelmez elbet.
Dünya sana kalmaz elbet.
Dünya seven dost katına,
Yüz akıyla çıkmaz elbet.
Kimde böyle sevgi ola,
Benzer o ağılı bala,
Ağısını bilen bala,
Parmağını banmaz elbet.
Bu dünyanın yok kararı,
Cana dokunur zararı,
Var sananlar bir yararı,
Kendini sakınmaz elbet.
Resulullah Hak habibi,
Bu dünyaya cife dedi,
Murdar cifenin sahibi,
Cifeye aldanmaz elbet.
Ey Eşrefoğlu Rumi sen,
Eğer şaha mahrem isen,
Gözüne şu iki cihan,
Zerre kadar gelmez elbet.
Beni zaman kuşatmış, mekan kelepçelemiş;
Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş...
Perde perde veralar, ışık başka, nur başka;
Bir anlık visal başka, kesiksiz huzur başka.
Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?
Yoksa göz, görüyorum sanmanın öksesi mi?
Fezada dipsiz sükut, duyulmazın sesi mi?
Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen!
Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!
Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş!
Azap var mı alemde fikir çilesine eş?
Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?
Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!
Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum;
Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum!
Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli?
Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli?
Mahrem çizgilerine baktıkça örtünen sır;
Belki de benliğinden kaçabilene hazır.
Hatıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül!
Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül!
O visal, can sendeyken canını etmek feda;
Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda!
Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş...
Perde perde veralar, ışık başka, nur başka;
Bir anlık visal başka, kesiksiz huzur başka.
Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?
Yoksa göz, görüyorum sanmanın öksesi mi?
Fezada dipsiz sükut, duyulmazın sesi mi?
Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen!
Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!
Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş!
Azap var mı alemde fikir çilesine eş?
Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?
Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!
Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum;
Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum!
Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli?
Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli?
Mahrem çizgilerine baktıkça örtünen sır;
Belki de benliğinden kaçabilene hazır.
Hatıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül!
Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül!
O visal, can sendeyken canını etmek feda;
Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda!
Vücûd iklîmini fikr eyle dervîş
Bu cân ü cism ve bu eller nedendir
Hakk'ın ihsânına sükr eyle dervîş
Gören göz söyleyen diller nedendir
Nedendir mihr ü mâh encüm süreyyâ
Nedendir Arş ü Ferş ü Sidre Tûbâ
Müsemmâ bir nedendir bunca esmâ
Zuhûrât ü temessüller nedendir
Bu hüsnü kande buldu şâhid-i gül
Niçün feryâd eder bî-çâre bülbül
Nedir kesret bir iken mebde-i kül
Efendi bir bu çok kullar nedendir
Şu nâdân kim edipdir haşrı inkâr
Anı ilzâm eder evrâk-ı eşcâr
Fenâ bulup hayâta erdi tekrâr
Teğayyürler tebeddüller nedendir
Kimi nâkıs bu halkın kimi kâmil
Kimi hayretde kalmış şöyle gâfil
Hüdâyî kimi nûr-ı zâta vâsıl
Terakkîler tenezzüller nedendir
Bu cân ü cism ve bu eller nedendir
Hakk'ın ihsânına sükr eyle dervîş
Gören göz söyleyen diller nedendir
Nedendir mihr ü mâh encüm süreyyâ
Nedendir Arş ü Ferş ü Sidre Tûbâ
Müsemmâ bir nedendir bunca esmâ
Zuhûrât ü temessüller nedendir
Bu hüsnü kande buldu şâhid-i gül
Niçün feryâd eder bî-çâre bülbül
Nedir kesret bir iken mebde-i kül
Efendi bir bu çok kullar nedendir
Şu nâdân kim edipdir haşrı inkâr
Anı ilzâm eder evrâk-ı eşcâr
Fenâ bulup hayâta erdi tekrâr
Teğayyürler tebeddüller nedendir
Kimi nâkıs bu halkın kimi kâmil
Kimi hayretde kalmış şöyle gâfil
Hüdâyî kimi nûr-ı zâta vâsıl
Terakkîler tenezzüller nedendir
Vücûd iklîmini îcâd eden dost
Dil ü cân mülkünü âbâd eden dost
Yed-i kudretle yapıp bu vücûdu
Visâli zevki ile şâd eden dost
Sahatdan hıfz edüp sâdık kulunu
Rızâsı yoluna irşâd eden dost
Açıp lutf u inâyet kapısını
Bizi ihsânına mu'tâd eden dost
Hüdâyî kuluna edip hidâyet
Sivâdan lutf ile âzâd eden dost
Dil ü cân mülkünü âbâd eden dost
Yed-i kudretle yapıp bu vücûdu
Visâli zevki ile şâd eden dost
Sahatdan hıfz edüp sâdık kulunu
Rızâsı yoluna irşâd eden dost
Açıp lutf u inâyet kapısını
Bizi ihsânına mu'tâd eden dost
Hüdâyî kuluna edip hidâyet
Sivâdan lutf ile âzâd eden dost
Vuslat gibi ni'met m'olur
Yâ Rab nice şükredelim
Hizmet gibi devlet m'olur
Yâ Rab nice şükredelim
Cûdunla îcâd eyledin
Matlûba irşâd eyledin
Cân ü dili şâd eyledin
Yâ Rab nice şükredelim
Aklâm olup cümle şecer
Deryâ midâd olsa eğer
Yazmayalar cinn ü beşer
Mevlâ nice şükredelim
Hâzır da sen nâzır da sen
Kâdir de sen nâsır da sen
Zâkir de sen şâkir de sen
Yâ Rab nice şükredelim
Âlem aceb hikmet durur
Kesretdeki vahdet durur
Şükrün de bir ni'met durur
Mevlâ nice şükredelim
İnne'l-Habîbe'l-Mustafâ
Kad kale lâ ahsâ senâ
Şükrün atâ üzre atâ
Yâ Rab nice şükredelim
Eyle Hüdâyî'ye nazar
Kalmaya fânîden eser
Varlık senindir ser-te-ser
Mevlâ nice şükredelim
Yâ Rab nice şükredelim
Hizmet gibi devlet m'olur
Yâ Rab nice şükredelim
Cûdunla îcâd eyledin
Matlûba irşâd eyledin
Cân ü dili şâd eyledin
Yâ Rab nice şükredelim
Aklâm olup cümle şecer
Deryâ midâd olsa eğer
Yazmayalar cinn ü beşer
Mevlâ nice şükredelim
Hâzır da sen nâzır da sen
Kâdir de sen nâsır da sen
Zâkir de sen şâkir de sen
Yâ Rab nice şükredelim
Âlem aceb hikmet durur
Kesretdeki vahdet durur
Şükrün de bir ni'met durur
Mevlâ nice şükredelim
İnne'l-Habîbe'l-Mustafâ
Kad kale lâ ahsâ senâ
Şükrün atâ üzre atâ
Yâ Rab nice şükredelim
Eyle Hüdâyî'ye nazar
Kalmaya fânîden eser
Varlık senindir ser-te-ser
Mevlâ nice şükredelim
Y
Yâ evvele'l-evvelîn yâ âhire'l-âhirîn
Salli ‘ale'l-Mustafâ ve Seyyidi'l-Murselîn
Va‘fu ‘annâ yevme'd-dîn vağfir lenâ ecma‘în
Yâ Rahmânu yâ Rahîm yâ Latîfu yâ Kerîm
İhdinâ'n-nehce'l-kavîm ve's-sırâta'l-mustakîm
Va'ğfir lenâ yâ Mevlâ Ente'l-Cevâdu'l-Kerîm
Nes'eluke'r-Rıdvân ve'l-Cennete ve'n-na'îm
Salli ‘ale'l-Mustafâ ve Seyyidi'l-Murselîn
Va‘fu ‘annâ yevme'd-dîn vağfir lenâ ecma‘în
Yâ Rahmânu yâ Rahîm yâ Latîfu yâ Kerîm
İhdinâ'n-nehce'l-kavîm ve's-sırâta'l-mustakîm
Va'ğfir lenâ yâ Mevlâ Ente'l-Cevâdu'l-Kerîm
Nes'eluke'r-Rıdvân ve'l-Cennete ve'n-na'îm
Yâ Mâlik-i yevmi'd-dîn
İhsân ü kerem senden
Yâ Râhime'l-evvâbîn
İhsân ü kerem senden
Kullarına rahmet et
Fazlınla inâyet et
Tevfîk ü hidâyet et
İhsân ü kerem senden
İnsânı edip îcâd
Etdin yoluna irşâd
Oldu kereme mu'tâd
İhsân ü kerem senden
Lutf eyleyip ey Mevlâ
Kıl vuslatını i'tâ
Et kalbimizi ihyâ
İhsân ü kerem senden
Bî-çâre Hüdâyî ger
Vaslına ola mazhar
Bu izzet ana yeter
İhsân ü kerem senden
İhsân ü kerem senden
Yâ Râhime'l-evvâbîn
İhsân ü kerem senden
Kullarına rahmet et
Fazlınla inâyet et
Tevfîk ü hidâyet et
İhsân ü kerem senden
İnsânı edip îcâd
Etdin yoluna irşâd
Oldu kereme mu'tâd
İhsân ü kerem senden
Lutf eyleyip ey Mevlâ
Kıl vuslatını i'tâ
Et kalbimizi ihyâ
İhsân ü kerem senden
Bî-çâre Hüdâyî ger
Vaslına ola mazhar
Bu izzet ana yeter
İhsân ü kerem senden
Yâ men benâ bilâ ‘amedin hâzihi’l-kibâb
Yâ mursile’r-riyâhi ve yâ munşi’e’s-sehâb
Yâ men yerâ cemî‘a hafâyâ’d-damâ’iri
Yâ men kadâ ve kaddera mâ şâ’e fî’l-kitâb
Salli ‘alâ habîbike ve'l-âli ecma‘în
Ve’stur ‘uyube’l-ummeti fî mevkifi’l-hisâb
Yâ kâşife’l-kurûbi ya ğâfire’z-zunûb
Yâ ‘âlime’l-ğuyûbi ya mulhime’s-savâb
Yâ men ileyhi yurfa‘u kullu’l-havâ’ici
Yâ men ileyhi yurca‘u fî def‘i’l-idtirâb
Tahhir fu’âde ‘abdike ‘an hubbi mâ sivâk
Yâ men lehu’t-tasarrufu yâ mâlike’r-rikâb
Yessir lenâ visâleke bi’l-fadli ve’l-kerem
Yâ dâfi‘a’l-mevâni‘i yâ râfi‘a’l-hicâb
Yâ mursile’r-riyâhi ve yâ munşi’e’s-sehâb
Yâ men yerâ cemî‘a hafâyâ’d-damâ’iri
Yâ men kadâ ve kaddera mâ şâ’e fî’l-kitâb
Salli ‘alâ habîbike ve'l-âli ecma‘în
Ve’stur ‘uyube’l-ummeti fî mevkifi’l-hisâb
Yâ kâşife’l-kurûbi ya ğâfire’z-zunûb
Yâ ‘âlime’l-ğuyûbi ya mulhime’s-savâb
Yâ men ileyhi yurfa‘u kullu’l-havâ’ici
Yâ men ileyhi yurca‘u fî def‘i’l-idtirâb
Tahhir fu’âde ‘abdike ‘an hubbi mâ sivâk
Yâ men lehu’t-tasarrufu yâ mâlike’r-rikâb
Yessir lenâ visâleke bi’l-fadli ve’l-kerem
Yâ dâfi‘a’l-mevâni‘i yâ râfi‘a’l-hicâb
Yâ men yu‘tî ve yemna‘u
Lâ a‘rifu mâ asna‘u
Necnî min vartati hayretin
Ve’hdinâ sirâta mâ yenfa‘u
Lâ a‘rifu mâ asna‘u
Necnî min vartati hayretin
Ve’hdinâ sirâta mâ yenfa‘u
Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni
Az eyleme inayetini ehl-i dertten
Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni
Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni
Az eyleme inayetini ehl-i dertten
Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni
Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni
Ya rab bu ne derttir derman bulunmaz
Yar bu ne yaradır melhem bulunmaz
Benim garip gönlüm aşktan usanmaz
Varıp yare gider hiç geri dönmez
Aşık olan gönül aşktan usanmaz
Ahiret korkusun bir pula saymaz
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
Satarsın bu canı hiç kimse almaz
Dönüp de bakmaz
Dönüp dönüp sana öğüt verirler
Dünya malı ile gözün boyarlar
Aşık öldü deyi sala verirler
Ölen hayvan olur aşıklar ölmez
Aşık olan gönül aşktan usanmaz
Ahiret korkusun bir pula saymaz
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
Satarsın bu canı hiç kimse almaz
Dönüp de bakmaz
Yar bu ne yaradır melhem bulunmaz
Benim garip gönlüm aşktan usanmaz
Varıp yare gider hiç geri dönmez
Aşık olan gönül aşktan usanmaz
Ahiret korkusun bir pula saymaz
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
Satarsın bu canı hiç kimse almaz
Dönüp de bakmaz
Dönüp dönüp sana öğüt verirler
Dünya malı ile gözün boyarlar
Aşık öldü deyi sala verirler
Ölen hayvan olur aşıklar ölmez
Aşık olan gönül aşktan usanmaz
Ahiret korkusun bir pula saymaz
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
Satarsın bu canı hiç kimse almaz
Dönüp de bakmaz
Yâ Rab hemîşe lütfunı it reh-nümâ bana
Gösterme ol tarîki ki yetmez sana bana
Kat’ eyle âşinâluğum andan ki gayrdur
Ancak öz âşinâlarun it âşinâ bana
Bir yirde sabit it kadem-i i’tibârumı
Kim rehber-i şerî’at ola muktedâ bana
Yoh bende bir amel sana şâyeste âh eger
A’mâlüme göre vire adlün cezâ bana
Havf-i hatâda muztaribem var ümîd kim
Lütfun vire bişâret-i afv-i hatâ bana
Ben bilmezem bana gereken sen hâkîmsin
Men’ eyle virme her ne gerekmez bana bana
Oldur bana murâd ki oldur sana murâd
Hâşâ ki senden özge ola müdde’â bana
Habs-i hevâda koyma Fuzûlî-sıfat esîr
Yâ Rab hidâyet eyle tarîk-i fenâ bana
Gösterme ol tarîki ki yetmez sana bana
Kat’ eyle âşinâluğum andan ki gayrdur
Ancak öz âşinâlarun it âşinâ bana
Bir yirde sabit it kadem-i i’tibârumı
Kim rehber-i şerî’at ola muktedâ bana
Yoh bende bir amel sana şâyeste âh eger
A’mâlüme göre vire adlün cezâ bana
Havf-i hatâda muztaribem var ümîd kim
Lütfun vire bişâret-i afv-i hatâ bana
Ben bilmezem bana gereken sen hâkîmsin
Men’ eyle virme her ne gerekmez bana bana
Oldur bana murâd ki oldur sana murâd
Hâşâ ki senden özge ola müdde’â bana
Habs-i hevâda koyma Fuzûlî-sıfat esîr
Yâ Rab hidâyet eyle tarîk-i fenâ bana
Yâ Rabbenâ yâ Rabbenâ
Eyle bize a'tâ-yı aşk
Çeksin bizi senden yana
Bu urve-i vüskâ-yı aşk
Kimde kim aşk ede karâr
Varlığını eyler nisâr
Komaz kişide ihtiyâr
Aklın alır sevdâ-yı aşk
Aşkın ayân oldu ayân
Doldu zemîn ü âsumân
Cânlarda yapdı âşiyân
Sayd eyledi Ankâ-yı aşk
Çün aşk erişdi bülbüle
Arz-ı niyâz etdi güle
Âfâka düşdü gulgule
Fâş oldu hûy ü hây-ı aşk
Aşk iledir şevk u sürûr
Aşk iledir zevk u huzûr
Bu kâinât etdi zuhûr
Mevc urdu çün deryâ-yı aşk
Aşk ile zinde her melek
Aşk ile devr eder felek
Ayılmaya tâ haşre dek
Kim nûş ede sahbâ-yı aşk
Budur yakîn bil ki haber
Koma vücûdundan eser
Pervâneye eyle nazar
Cân terkidir ednâ-yı aşk
Aşkın n'ola olsa ayân
Çün aşk u müşk olmaz nihân
Bir zerrece gelmez cihân
Vâsi' durur sahrâ-yı aşk
Bulan fenâ-ender-fenâ
Bulur Hüdâyî ol bekâ
Olmağa nefy-i mâsivâ
Fetvâ verir Monlâ-yı aşk
Eyle bize a'tâ-yı aşk
Çeksin bizi senden yana
Bu urve-i vüskâ-yı aşk
Kimde kim aşk ede karâr
Varlığını eyler nisâr
Komaz kişide ihtiyâr
Aklın alır sevdâ-yı aşk
Aşkın ayân oldu ayân
Doldu zemîn ü âsumân
Cânlarda yapdı âşiyân
Sayd eyledi Ankâ-yı aşk
Çün aşk erişdi bülbüle
Arz-ı niyâz etdi güle
Âfâka düşdü gulgule
Fâş oldu hûy ü hây-ı aşk
Aşk iledir şevk u sürûr
Aşk iledir zevk u huzûr
Bu kâinât etdi zuhûr
Mevc urdu çün deryâ-yı aşk
Aşk ile zinde her melek
Aşk ile devr eder felek
Ayılmaya tâ haşre dek
Kim nûş ede sahbâ-yı aşk
Budur yakîn bil ki haber
Koma vücûdundan eser
Pervâneye eyle nazar
Cân terkidir ednâ-yı aşk
Aşkın n'ola olsa ayân
Çün aşk u müşk olmaz nihân
Bir zerrece gelmez cihân
Vâsi' durur sahrâ-yı aşk
Bulan fenâ-ender-fenâ
Bulur Hüdâyî ol bekâ
Olmağa nefy-i mâsivâ
Fetvâ verir Monlâ-yı aşk
Zuhur-ı kainatın madenisin ya Resulallah
Rumuz-ı küntü kenz'in mahzenisin ya Resulallah
Beşer denen bu alem ki senin suretle şahsındır
Hakikatte hüviyette değilsin ya Resulallah
Vücudun cümle mevcudatı nice cami' olduysa
Dahi ilmin muhit oldu kamusun ya Resulallah
Dehanın menba-ı esrar ilm-i min ledünnidir
Hakayık ilminin sen mahremisin ya Resulallah
Ne kim geldi cihana hem dahi her kim gelisedir
İçinde cümlenin ser-askerisin ya Resulallah
Cihan bağında insan bir şecerdir gayriler yaprak
Nebiler meyvedir sen zübdesisin ya Resulallah
Şefaat kılmasan varlık Niyazi'yi yoğ ederdi
Vücudun zahmının sen merhemisin ya Resulallah
Rumuz-ı küntü kenz'in mahzenisin ya Resulallah
Beşer denen bu alem ki senin suretle şahsındır
Hakikatte hüviyette değilsin ya Resulallah
Vücudun cümle mevcudatı nice cami' olduysa
Dahi ilmin muhit oldu kamusun ya Resulallah
Dehanın menba-ı esrar ilm-i min ledünnidir
Hakayık ilminin sen mahremisin ya Resulallah
Ne kim geldi cihana hem dahi her kim gelisedir
İçinde cümlenin ser-askerisin ya Resulallah
Cihan bağında insan bir şecerdir gayriler yaprak
Nebiler meyvedir sen zübdesisin ya Resulallah
Şefaat kılmasan varlık Niyazi'yi yoğ ederdi
Vücudun zahmının sen merhemisin ya Resulallah
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Biri damla damla alnıma düşer
Diğerinde durup göğe bakarım
Ne şehir ne deniz kokan gemiler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Nedense aldanmış bir gece annem
Bir kadın gömleği giydirmiş bana
İşte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense aldanmış ilk gece annem
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
Ortalıkta ölüm sessizliği var
Bana ne geldiyse geldi yukardan
Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Bulutlar yarılır gökler açardı
Şimdi ne ihtimal ne imkan var
Göğe hükmetmekten kolay ne vardı
Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Biri damla damla alnıma düşer
Diğerinde durup göğe bakarım
Ne şehir ne deniz kokan gemiler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Nedense aldanmış bir gece annem
Bir kadın gömleği giydirmiş bana
İşte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense aldanmış ilk gece annem
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
Ortalıkta ölüm sessizliği var
Bana ne geldiyse geldi yukardan
Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Bulutlar yarılır gökler açardı
Şimdi ne ihtimal ne imkan var
Göğe hükmetmekten kolay ne vardı
Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler
Yakar beni aşkın derdi,
Sığmıyorum bu cihana.
Değdi cana aşk ateşi,
Sonsuza dek durmaz yana.
Yanmak bir müjdedir bana,
Canımı koydum yoluna,
Bu ticaretim bambaşka,
Erişmez asla hüsrana.
Aşk ateşi seni yaksın,
Dumanın göklere çıksın,
Eğer olsa yüz bin canın,
Feda edesin canana!
Allah adını anmayan,
Aşk ateşine yanmayan,
Ömür boyu uyanmayan,
Yazılır adı hayvana.
Bu aşk tüccarı daima,
Gider aşkın diyarına,
Varıp aşkın pazarına,
Verir bin canı bir cana.
Ey âşıklar, ey sâdıklar,
Ey sarhoşlar, ey ayıklar,
Durmadan aşkı sayıklar,
Girmiş olan bu meydana.
Hak aşkıyla yanmadıkça,
Eşrefoğlu Rumi asla,
Vasıl olmazsan Hakk’a,
Yazılmaz adın insana.
Sığmıyorum bu cihana.
Değdi cana aşk ateşi,
Sonsuza dek durmaz yana.
Yanmak bir müjdedir bana,
Canımı koydum yoluna,
Bu ticaretim bambaşka,
Erişmez asla hüsrana.
Aşk ateşi seni yaksın,
Dumanın göklere çıksın,
Eğer olsa yüz bin canın,
Feda edesin canana!
Allah adını anmayan,
Aşk ateşine yanmayan,
Ömür boyu uyanmayan,
Yazılır adı hayvana.
Bu aşk tüccarı daima,
Gider aşkın diyarına,
Varıp aşkın pazarına,
Verir bin canı bir cana.
Ey âşıklar, ey sâdıklar,
Ey sarhoşlar, ey ayıklar,
Durmadan aşkı sayıklar,
Girmiş olan bu meydana.
Hak aşkıyla yanmadıkça,
Eşrefoğlu Rumi asla,
Vasıl olmazsan Hakk’a,
Yazılmaz adın insana.
Yakın O'dur, gerisi birbirine en uzak;
Her şey Rakip ismiyle O'nun kurduğu tuzak...
Her şey Rakip ismiyle O'nun kurduğu tuzak...
Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;
Anla ki, yok Allah'tan başkasıyla yakınlık...
Anla ki, yok Allah'tan başkasıyla yakınlık...
Yakmasın âşıkları nâr-ı celâl
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Her biri sâdıkların bulsun kemâl
Ya ilâhî sen inâyet eylegil
Kulların âciz durur kudret senin
Kıl meded kim havl ile kuvvet senin
Cem'-i cem'e feth ile nusret senin
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Gûş-ı câna ere lutfundan hitâb
Perdeler ref'oluban gide hicâb
Çünki sana senden olur feth-i bâb
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Hep senindir bunca ef'âl ü sıfât
Zât-ı bî-çûnunda fânîdir zevât
Âlem-i vahdetde sen vergil sebât
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Vâsıl ola sırrım ü cânım karîb
Tâ Hüdâyî kalmaya şöyle garîb
Âlem-i kesretde vahdet kıl nasîb
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Her biri sâdıkların bulsun kemâl
Ya ilâhî sen inâyet eylegil
Kulların âciz durur kudret senin
Kıl meded kim havl ile kuvvet senin
Cem'-i cem'e feth ile nusret senin
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Gûş-ı câna ere lutfundan hitâb
Perdeler ref'oluban gide hicâb
Çünki sana senden olur feth-i bâb
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Hep senindir bunca ef'âl ü sıfât
Zât-ı bî-çûnunda fânîdir zevât
Âlem-i vahdetde sen vergil sebât
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Vâsıl ola sırrım ü cânım karîb
Tâ Hüdâyî kalmaya şöyle garîb
Âlem-i kesretde vahdet kıl nasîb
Yâ ilâhî sen inâyet eylegil
Yalancı dünyâya aldanma yâ hû
Bu dernek dağılır dîvân eğlenmez
İki kapılı bir vîrânedir bu
Bunda konan mihmân göçer eğlenmez
Bakma bunun karasına ağına
Gönül verme bostânına bâğına
Benzer hemân oğlan oyuncağına
Bunda aklı olan insân eğlenmez
Doğrusuna gide gör bu yolların
Geçegör sarpını yüce bellerin
Dünyâ zindânıdır mü'min kulların
Zindânda olan hod âsân eğlenmez
Sen ey gâfil ne sandın rûzigârı
Durur mu anladın tâze bahârı
Yükün yenildi gör evvelden bâri
Yohsa yolcu gider kârbân eğlenmez
Varın nisâr eyle Mevlâ yoluna
Bunda ne eylersen anda buluna
Bir gün sefer düşer berzah iline
Otağı kalkıcak sultân eğlenmez
Ömür tamâm olur defter dürülür
Sırât köprüsü vü mîzân kurulur
Hakk'ın dergâhına kullar derilir
Buyruğu tutulur fermân eğlenmez
Hüdâyî n'oldu bu denlü peygamber
Kanı Ömer Osmân Bû Bekr ü Hayder
Kanı Habîbu'llâh Sıddîk-i ekber
Bunda gelen gider bir cân eğlenmez
Bu dernek dağılır dîvân eğlenmez
İki kapılı bir vîrânedir bu
Bunda konan mihmân göçer eğlenmez
Bakma bunun karasına ağına
Gönül verme bostânına bâğına
Benzer hemân oğlan oyuncağına
Bunda aklı olan insân eğlenmez
Doğrusuna gide gör bu yolların
Geçegör sarpını yüce bellerin
Dünyâ zindânıdır mü'min kulların
Zindânda olan hod âsân eğlenmez
Sen ey gâfil ne sandın rûzigârı
Durur mu anladın tâze bahârı
Yükün yenildi gör evvelden bâri
Yohsa yolcu gider kârbân eğlenmez
Varın nisâr eyle Mevlâ yoluna
Bunda ne eylersen anda buluna
Bir gün sefer düşer berzah iline
Otağı kalkıcak sultân eğlenmez
Ömür tamâm olur defter dürülür
Sırât köprüsü vü mîzân kurulur
Hakk'ın dergâhına kullar derilir
Buyruğu tutulur fermân eğlenmez
Hüdâyî n'oldu bu denlü peygamber
Kanı Ömer Osmân Bû Bekr ü Hayder
Kanı Habîbu'llâh Sıddîk-i ekber
Bunda gelen gider bir cân eğlenmez
Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kiminin başında biter ağaçlar
Kiminin başında sararır otlar
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kimisi dördünde kimi beşinde
Kimisinin tacı yoktur başında
Kimi altı kimi yedi yaşında
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kimisi bezirgan kimisi hoca
Ecel şerbetini içmek de güç a
Kimi ak sakallı kimi pir koca
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yunus der ki gör takdirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kiminin başında biter ağaçlar
Kiminin başında sararır otlar
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kimisi dördünde kimi beşinde
Kimisinin tacı yoktur başında
Kimi altı kimi yedi yaşında
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kimisi bezirgan kimisi hoca
Ecel şerbetini içmek de güç a
Kimi ak sakallı kimi pir koca
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yunus der ki gör takdirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yalnızız, beşikten tut, tabuta kadar yalnız;
Ülfet, kara yalnızlık madeninde bir yaldız...
Ülfet, kara yalnızlık madeninde bir yaldız...
Bir gidip bir gelerek durmadan
Ay ışığını soluyan ey deniz ey o denizin dibi
Sonra büyüten yalnızlığını kanayan yalnızlığına kalbim gibi.
Ay ışığını soluyan ey deniz ey o denizin dibi
Sonra büyüten yalnızlığını kanayan yalnızlığına kalbim gibi.
zaman zamanına dönsün
hasta çocukları yiyen
kromanyon adam
kovuklarındaki yılanları ye
taşların altındaki böcekleri ye
yalnız
sakın beni yemekten
mağaranın hasta çocuğu zehirlidir
zaman bu zamandır
ihtiyarları ağaçlara çıkaran
silken
düşüren
ve yiyen ostralya adamı
kokmus leşleri ye
aşina kafaların bitlerini ye
yalnız
sakın beni yemekten
acıların ihtiyar adamı zehirlidir
zaman zamana uymuyor
doğurduğunu yiyen
yamyam kadını
çocuğun aşkımdı
pişirmeden yemişe benziyorsun
hasta çocukları yiyen
kromanyon adam
kovuklarındaki yılanları ye
taşların altındaki böcekleri ye
yalnız
sakın beni yemekten
mağaranın hasta çocuğu zehirlidir
zaman bu zamandır
ihtiyarları ağaçlara çıkaran
silken
düşüren
ve yiyen ostralya adamı
kokmus leşleri ye
aşina kafaların bitlerini ye
yalnız
sakın beni yemekten
acıların ihtiyar adamı zehirlidir
zaman zamana uymuyor
doğurduğunu yiyen
yamyam kadını
çocuğun aşkımdı
pişirmeden yemişe benziyorsun
ve elbet
gözlerim sularımdan çekilince
ürkek bir ceylanla anlaşırım
yüzünün çok yakını olan bir limana
dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine
bahçeni tutan tavşanlara sığınırım
kanımdan geçilmiyor moraran ağzım
kovalanıyorum
ikinci zaman karanlığı iç çarşılar
ey şafak bir askerle anlaş
çünkü namluya sürüldün
işte burada bir ordu yürüyen karnımda
izim sürülüyor köpeklerin sürünerek yaklaştığı
anlaşılıyor
hatırlarımıza dokunulmamış
fakat el konmuş aşkı yaşatırken kuğuların
geleceğimizin serin suları ve göllerine
ey kadın kokla beni
hayatım yasaksınız
gelinmiyor akşam zaman kaplanı
kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde
hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde
kıvrılıp yeniden yakalanıyorum
cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım
hem şarklıyım ben
gövdem yara dolu
sevdiğim kolla beni
anlıyorum
fakat artık dayanılmaz sarmaşıklara
öpüşüyorlar
harbin bittiğini söyle ayrılsınlar
çünkü gece zamanın katranıdır
gelip geçecek gibi değil omurgamdaki didişme
çantamda sevişme askerleri
harbin bittiğini söyle
önce beni boğacaklar özgür ve sevecen olmak için
bir bıraksam
yakut bir kuşun içinde duran ellerimi
sevdiğim
önce kemir bu tel örgüleri gövdemden
geç derimin altındaki tehlikeleri
yürek kızgın bir kuma devrilmeden
yokla beni
anlıyorum kaçmaya zaman yok
şafak birden doğrulacak
gözlerim sularımdan çekilince
ürkek bir ceylanla anlaşırım
yüzünün çok yakını olan bir limana
dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine
bahçeni tutan tavşanlara sığınırım
kanımdan geçilmiyor moraran ağzım
kovalanıyorum
ikinci zaman karanlığı iç çarşılar
ey şafak bir askerle anlaş
çünkü namluya sürüldün
işte burada bir ordu yürüyen karnımda
izim sürülüyor köpeklerin sürünerek yaklaştığı
anlaşılıyor
hatırlarımıza dokunulmamış
fakat el konmuş aşkı yaşatırken kuğuların
geleceğimizin serin suları ve göllerine
ey kadın kokla beni
hayatım yasaksınız
gelinmiyor akşam zaman kaplanı
kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde
hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde
kıvrılıp yeniden yakalanıyorum
cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım
hem şarklıyım ben
gövdem yara dolu
sevdiğim kolla beni
anlıyorum
fakat artık dayanılmaz sarmaşıklara
öpüşüyorlar
harbin bittiğini söyle ayrılsınlar
çünkü gece zamanın katranıdır
gelip geçecek gibi değil omurgamdaki didişme
çantamda sevişme askerleri
harbin bittiğini söyle
önce beni boğacaklar özgür ve sevecen olmak için
bir bıraksam
yakut bir kuşun içinde duran ellerimi
sevdiğim
önce kemir bu tel örgüleri gövdemden
geç derimin altındaki tehlikeleri
yürek kızgın bir kuma devrilmeden
yokla beni
anlıyorum kaçmaya zaman yok
şafak birden doğrulacak
Toprağın yutkunmasıdır
Benden yere
Özümün yeryüzüne
Kaçmasıdır sevmem
Doğa sevmeni bekler
İster ki göveresin
Yari görünce çökesin
Kavi eğilsin boynun
Eğilirken diklenmeyi bilmelisin
Sen ine taşır yücelere
Ya gökyüzünde gördüğün çehre
Bulutların bir oyunu
Hilesi mi yıldızların
Hep severek
Ve yücelerek de
Ben'im bir yalnızlık haberiyle
İklimsizliğe doğru
Uçarak
Ufalmaktadır
Benden yere
Özümün yeryüzüne
Kaçmasıdır sevmem
Doğa sevmeni bekler
İster ki göveresin
Yari görünce çökesin
Kavi eğilsin boynun
Eğilirken diklenmeyi bilmelisin
Sen ine taşır yücelere
Ya gökyüzünde gördüğün çehre
Bulutların bir oyunu
Hilesi mi yıldızların
Hep severek
Ve yücelerek de
Ben'im bir yalnızlık haberiyle
İklimsizliğe doğru
Uçarak
Ufalmaktadır
Yâr işiginde dinildi ‘âşık-ı şeydâ baña
Hak dimişler tenzîlü’l-esmâ’ü min savbi’s-semâ
Hâkümi ide sifâl-i sünbül ü reyhân felek
Gitmeye başdan hevâ-yı bûy-ı zülf-i dil-rübâ
Mülk-i ‘ayş u ‘işretüñ olsak n’ola İskenderi
Oldı elde câmumuz Âyîne-i ‘âlem-nümâ
Aynuma almam zer-i hûrşîd ü dürr-i encümi
Feth olaldan baña bâb-ı genc-i iksîr-i fenâ
Şi’r ü inşâdan murâdı ‘âşık-ı bî-çârenüñ
Arz-ı ihlâs eylemekdür yâre Bâkî ve’d-du’â
Hak dimişler tenzîlü’l-esmâ’ü min savbi’s-semâ
Hâkümi ide sifâl-i sünbül ü reyhân felek
Gitmeye başdan hevâ-yı bûy-ı zülf-i dil-rübâ
Mülk-i ‘ayş u ‘işretüñ olsak n’ola İskenderi
Oldı elde câmumuz Âyîne-i ‘âlem-nümâ
Aynuma almam zer-i hûrşîd ü dürr-i encümi
Feth olaldan baña bâb-ı genc-i iksîr-i fenâ
Şi’r ü inşâdan murâdı ‘âşık-ı bî-çârenüñ
Arz-ı ihlâs eylemekdür yâre Bâkî ve’d-du’â
Falan, dağın ardında;
Seslen, seslen, işitmez
Filan toprak altında;
Göz yasları diriltmez
Neye vardın, vardın da?
Ufuk varmakla bitmez.
Bir şey göster kadında,
Tılsımını eskitmez
Yar o ki, hep yadında;
Eskimez ve eskitmez.
Muradı muradında,
Seni bırakıp gitmez
Seslen, seslen, işitmez
Filan toprak altında;
Göz yasları diriltmez
Neye vardın, vardın da?
Ufuk varmakla bitmez.
Bir şey göster kadında,
Tılsımını eskitmez
Yar o ki, hep yadında;
Eskimez ve eskitmez.
Muradı muradında,
Seni bırakıp gitmez
Yar yüreğim yar
Gör ki neler var
Bu halk içinde
Bize güler var
Kon gülen gülsün
Hak bizim olsun
Gâfil ne bilsin
Hak'kı sever var
Bu yol uzaktır
Menzili çoktur
Geçidi yoktur
Derin sular var
Girdik bu yola
Aşk ile bile
Gurbetlik ile
Bizi salar var
Her kim merdâne
Gelsin meydâne
Kalmasın câne
Kimde hüner var
Yunus sen bunda
Meydan isteme
Meydan içinde
Merdâneler var
Gör ki neler var
Bu halk içinde
Bize güler var
Kon gülen gülsün
Hak bizim olsun
Gâfil ne bilsin
Hak'kı sever var
Bu yol uzaktır
Menzili çoktur
Geçidi yoktur
Derin sular var
Girdik bu yola
Aşk ile bile
Gurbetlik ile
Bizi salar var
Her kim merdâne
Gelsin meydâne
Kalmasın câne
Kimde hüner var
Yunus sen bunda
Meydan isteme
Meydan içinde
Merdâneler var
Yar yüreğim yar, gör ki neler var,
Bu halk içinde bize gülen var.
Ko gülen gülsün, Hak bizim olsun,
Gaafil ne bilsin,Hakk'ı seven var.
Bu yol uzaktır menzili çoktur,
Geçidi yoktur derin sular var.
Girdik bu yola aşk ile bile,
Gurbetlik ile, bizi salan var.
Her kim merdane gelsin meydane,
Kalmasın cana kimde hüner var.
Yunus sen bunda meydan isteme,
Meydan içinde merdaneler var.
Bu halk içinde bize gülen var.
Ko gülen gülsün, Hak bizim olsun,
Gaafil ne bilsin,Hakk'ı seven var.
Bu yol uzaktır menzili çoktur,
Geçidi yoktur derin sular var.
Girdik bu yola aşk ile bile,
Gurbetlik ile, bizi salan var.
Her kim merdane gelsin meydane,
Kalmasın cana kimde hüner var.
Yunus sen bunda meydan isteme,
Meydan içinde merdaneler var.
Yaran kabuk tutmasın her an deş tazelensin!
Sen ağla gafil gülsün,nadan yelpazelensin!
1977
Sen ağla gafil gülsün,nadan yelpazelensin!
1977
Yarab bu ne derttir derman bulunmaz
Yar bu ne yaradır merhem bulunmaz
Benim garip gönlüm aşktan usanmaz
Varıp yare gider hiç geri dönmez..
Aşık olan gönül aşktan usanmaz
Ahiret korkusun bir pula saymaz
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
satarsın bu canı hiç kimse almaz..
(dönüpte bakmaz)
Döne döne binbir öğüt verirler
Dünya malı ile gözün boyarlar
Aşık öldü deyu sala verirler
Ölen hayvan olur, Aşıklar ölmez.
Yar bu ne yaradır merhem bulunmaz
Benim garip gönlüm aşktan usanmaz
Varıp yare gider hiç geri dönmez..
Aşık olan gönül aşktan usanmaz
Ahiret korkusun bir pula saymaz
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
satarsın bu canı hiç kimse almaz..
(dönüpte bakmaz)
Döne döne binbir öğüt verirler
Dünya malı ile gözün boyarlar
Aşık öldü deyu sala verirler
Ölen hayvan olur, Aşıklar ölmez.
Neden diye sormayın hemen. Onu ben kendi kendime de açıklayabilmiş değilim henüz.
Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı.
Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz.
Sıkıntı kollarını göğsümde kavuşturmuş. Soluk alırken, genişleyip daralan kaburgalarım, zamanın boşuna ve nedensiz geçtiğini biliyor.
Çoktandır yabancı bir cismin kalbime sürtünmekte olduğunu biliyorum.
Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.
Kederli olduğumda söylenemez zaten. Buna sebepte yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felâket geçirenlerim var.
Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok.
Hiç beklemiyordum, birden kadın bana çevirdi bakışını. Tanrım ne büyük bir merak içindeydi bu bakış. Durmadan sormaktaydı. Hayattan ne beklediğimi sormaktaydı...Günü birlik yaşama içinde elde edilebilen sayısız imkanlar kaçırmıştı.
Bu durumda ona bakmak zordu. Huzursuz kımıldayarak ondan kurtulmaya çalıştım. Fakat bakışımı tutmuştu, ondan ayrılamıyordum, tanışmıştık bir kere. Tekrar karşılaştığımız takrirde, sorularını, ikinci kez tekrarladığını bilerek, düşündü mü der gibi, başkalarının öğrenmelerine duyulan güvensizlikle, yine alay ederek tekrarliyacağını düşünüyordum. Fakat umulmadık bir anda başka, herhangi bir şeyle ilgilenmeye başladı... Birden sahipsiz kalmıştım. Bakışım, yere paralel durmak zorunda bulunan, fakat içindeki sertlik süratle yumuşayan bir bakır tel gibi eğiliyordu boyuna. Durumun saçmalığını kavrayıncaya kadar bir an bocaladım. Bu belki de devam edecekti ama, seni hissettim. Evet, bakıyordun, yanılmamıştım...Bunu hissetmemden ne kadar önce başlamıştım bilmiyorum ama, bakışlarımız karşılaşınca kaçtın, önüne döndün...ve dönmen için zamanın vardı. Fakat dönmemiştin. Omuzlarından bana dokunup kaldığını anladım.
Görüyordun, beni hissediyordun.
Ve o zaman başladı.
İste yine bir şey var.
Bakıyordum sana.
Şimdi birşeysin benim için...Varsın.
Fakat bocalıyordum.
Gizlice düşündüğüm, farkedilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben, hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde, sırtımdan korkakça, hiç bir teşebbüste bulunmadan birden bire atmak için yine hayal mi kuruyordum.
Dedim ya işte, bocalıyorum.
Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
Yaşamak s.168-174
Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı.
Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz.
Sıkıntı kollarını göğsümde kavuşturmuş. Soluk alırken, genişleyip daralan kaburgalarım, zamanın boşuna ve nedensiz geçtiğini biliyor.
Çoktandır yabancı bir cismin kalbime sürtünmekte olduğunu biliyorum.
Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.
Kederli olduğumda söylenemez zaten. Buna sebepte yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felâket geçirenlerim var.
Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok.
Hiç beklemiyordum, birden kadın bana çevirdi bakışını. Tanrım ne büyük bir merak içindeydi bu bakış. Durmadan sormaktaydı. Hayattan ne beklediğimi sormaktaydı...Günü birlik yaşama içinde elde edilebilen sayısız imkanlar kaçırmıştı.
Bu durumda ona bakmak zordu. Huzursuz kımıldayarak ondan kurtulmaya çalıştım. Fakat bakışımı tutmuştu, ondan ayrılamıyordum, tanışmıştık bir kere. Tekrar karşılaştığımız takrirde, sorularını, ikinci kez tekrarladığını bilerek, düşündü mü der gibi, başkalarının öğrenmelerine duyulan güvensizlikle, yine alay ederek tekrarliyacağını düşünüyordum. Fakat umulmadık bir anda başka, herhangi bir şeyle ilgilenmeye başladı... Birden sahipsiz kalmıştım. Bakışım, yere paralel durmak zorunda bulunan, fakat içindeki sertlik süratle yumuşayan bir bakır tel gibi eğiliyordu boyuna. Durumun saçmalığını kavrayıncaya kadar bir an bocaladım. Bu belki de devam edecekti ama, seni hissettim. Evet, bakıyordun, yanılmamıştım...Bunu hissetmemden ne kadar önce başlamıştım bilmiyorum ama, bakışlarımız karşılaşınca kaçtın, önüne döndün...ve dönmen için zamanın vardı. Fakat dönmemiştin. Omuzlarından bana dokunup kaldığını anladım.
Görüyordun, beni hissediyordun.
Ve o zaman başladı.
İste yine bir şey var.
Bakıyordum sana.
Şimdi birşeysin benim için...Varsın.
Fakat bocalıyordum.
Gizlice düşündüğüm, farkedilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben, hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde, sırtımdan korkakça, hiç bir teşebbüste bulunmadan birden bire atmak için yine hayal mi kuruyordum.
Dedim ya işte, bocalıyorum.
Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
Yaşamak s.168-174
nefesini yüzümde tutuyorum
gülüşünü aklımda
morarmış yüzlerini
ısıttım kaç gece_ ısıtıyorum
içimdesin-büyütüyorum seni
Seni yepyeni bir dünya yapıyorum kendime
Tam kralca yaşanacak
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın
ellerin yapayalnız biliyorum
gözlerin dalıyor yine
hep benim için olmalı
gülüşünü aklımda
morarmış yüzlerini
ısıttım kaç gece_ ısıtıyorum
içimdesin-büyütüyorum seni
Seni yepyeni bir dünya yapıyorum kendime
Tam kralca yaşanacak
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın
ellerin yapayalnız biliyorum
gözlerin dalıyor yine
hep benim için olmalı
Sabah şairin üstüne saldırıyor
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
onun kalbi topraktan sıyrılıyor
aşk dahi sıyrılıyor topraktan
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
onun kalbi topraktan sıyrılıyor
aşk dahi sıyrılıyor topraktan
Ben halka bakinca gümüş tirnakli kisraklar
sirça kirpikli gelinler huylanir.
Ben halka bakinca terlenirim
yaslanirim tarlalarin gölgesine, tozuna
kirlenir gülkurusu mendilim.
Benim rengimle kim yarişabilir
sancimi kimler altedebilir ben halka bakinca?
Ben ki kazdim, küredim, ellerimle boşalttim geceyi
yildizlari, hüznü ordan firlatip attim,
sonra ordan firtinali bir tüzeyle halka bakinca
yeniden yaralandim dünya irmaklarindan.
Dünyanin irmaklari dedigim yer
aydinlik, gülümserlik ve sevda
Oysa halkin göz çukurlari çamurlanmiştir
kani ilgit ilgit akar, kani kara
yazlik sinemalarda, üniformalar altinda
banknotlarin, kiravatlarin saltanatiyla
çürütülmektedir halk.
Gözlerim
ne güzeldir halka bakinca
gözlerimde bögürtlendir
avuçlarimda nar,
ayaklarini çiplatip sulardan geçen çocuklar
sevinçle kipirdatir yapraklarimi.
Halkim
piçaklanmiş bir kadin gibidir
kaygular içinde yapayalniz
zehirli çiçeklerin ugultusu
uzaklaşmaz kulaklardan.
Gözlerim
neden güzeldir halka bakinca
beni neden küflemez o çökertilmiş anlam
herdaim karnimda tikili duran şafak
dünyalar biriktirir halk adina?
Çünkü bana göbek bagimdan işliyor toprak
hançeri ellerinde neşter kilan
arkadaşlarim var daglarda.
Kara yerden kirmizi gelincikler biterken
leylekler kirlenirken bin bereket ugruna
şeffaf, bakire kizlar pencerelerden
kaçirilmak için elederken delikanlilara
o zaman benim gözlerim işte
kavi bir mavzer olur halka.
Kanima kizgin demirler sokulur
ben halka bakinca
Kömür kokusunda yüzlerim kabarir
kalbim uyanir gires lekelerinden
gök gürülder köleler kipirdanir
uykumun rengi yayilir dünyaya
uykum çünkü uçari, çünkü hovarda
şafaklarin öncesidir.
sazaklar içinde bir çocugu emzirir
çaputlara sarilmiş çürüksüz çocugu
ben halka bakinca.
Yaşamak güzeldir
gözlerim daha güzel
gözlerim daha güzel halka bakinca
ve sürülmüş topragi
yaratkan beyni
işleyen elleri huylandiran bakişlarim
yani insan türünün var kilan hiz
yani hatta tarlalarda
döl yataklarinda bile oyalanmayan
savaşin, sevdanin rengi
her güzellik bu rengin ardindadir
yaşamak bir başina bu rengi geçebilmez
'ölümden korkup da sonunu sayan
ölür gider yar koynuna giremez.'
(1969)
sirça kirpikli gelinler huylanir.
Ben halka bakinca terlenirim
yaslanirim tarlalarin gölgesine, tozuna
kirlenir gülkurusu mendilim.
Benim rengimle kim yarişabilir
sancimi kimler altedebilir ben halka bakinca?
Ben ki kazdim, küredim, ellerimle boşalttim geceyi
yildizlari, hüznü ordan firlatip attim,
sonra ordan firtinali bir tüzeyle halka bakinca
yeniden yaralandim dünya irmaklarindan.
Dünyanin irmaklari dedigim yer
aydinlik, gülümserlik ve sevda
Oysa halkin göz çukurlari çamurlanmiştir
kani ilgit ilgit akar, kani kara
yazlik sinemalarda, üniformalar altinda
banknotlarin, kiravatlarin saltanatiyla
çürütülmektedir halk.
Gözlerim
ne güzeldir halka bakinca
gözlerimde bögürtlendir
avuçlarimda nar,
ayaklarini çiplatip sulardan geçen çocuklar
sevinçle kipirdatir yapraklarimi.
Halkim
piçaklanmiş bir kadin gibidir
kaygular içinde yapayalniz
zehirli çiçeklerin ugultusu
uzaklaşmaz kulaklardan.
Gözlerim
neden güzeldir halka bakinca
beni neden küflemez o çökertilmiş anlam
herdaim karnimda tikili duran şafak
dünyalar biriktirir halk adina?
Çünkü bana göbek bagimdan işliyor toprak
hançeri ellerinde neşter kilan
arkadaşlarim var daglarda.
Kara yerden kirmizi gelincikler biterken
leylekler kirlenirken bin bereket ugruna
şeffaf, bakire kizlar pencerelerden
kaçirilmak için elederken delikanlilara
o zaman benim gözlerim işte
kavi bir mavzer olur halka.
Kanima kizgin demirler sokulur
ben halka bakinca
Kömür kokusunda yüzlerim kabarir
kalbim uyanir gires lekelerinden
gök gürülder köleler kipirdanir
uykumun rengi yayilir dünyaya
uykum çünkü uçari, çünkü hovarda
şafaklarin öncesidir.
sazaklar içinde bir çocugu emzirir
çaputlara sarilmiş çürüksüz çocugu
ben halka bakinca.
Yaşamak güzeldir
gözlerim daha güzel
gözlerim daha güzel halka bakinca
ve sürülmüş topragi
yaratkan beyni
işleyen elleri huylandiran bakişlarim
yani insan türünün var kilan hiz
yani hatta tarlalarda
döl yataklarinda bile oyalanmayan
savaşin, sevdanin rengi
her güzellik bu rengin ardindadir
yaşamak bir başina bu rengi geçebilmez
'ölümden korkup da sonunu sayan
ölür gider yar koynuna giremez.'
(1969)
Yaşumuz dökmege ol dürr-i ‘Adendür bâ’is
Göñlümüz düşmege ol çâh-ı zekandur bâ’is
Turra-i tâli’umuñ böyle perîşanlıgına
Yine ol zülf-i pür-âşûb u fitendür bâ’is
Sünbülüñ niyyetidür başuma sevdâ getüren
Çekdügüm mihnete göñlümde bitendür bâ’is
Rûh-ı pâk ol yirüñ eflâk ola mânend-i Mesîh
Kalmaga hâk-i mezelletde bu tendür bâ’is
Kafes-i gamda yatur tûti-i tab’-ı Bâkî
Çekdügi kahra anuñ lutf-ı suhandur bâ’is
Göñlümüz düşmege ol çâh-ı zekandur bâ’is
Turra-i tâli’umuñ böyle perîşanlıgına
Yine ol zülf-i pür-âşûb u fitendür bâ’is
Sünbülüñ niyyetidür başuma sevdâ getüren
Çekdügüm mihnete göñlümde bitendür bâ’is
Rûh-ı pâk ol yirüñ eflâk ola mânend-i Mesîh
Kalmaga hâk-i mezelletde bu tendür bâ’is
Kafes-i gamda yatur tûti-i tab’-ı Bâkî
Çekdügi kahra anuñ lutf-ı suhandur bâ’is
Bu akşam o kadar durgun ki sular
Gömül benim gibi kedere diyor.
İçimde maziden kalma duygular
Ağla geri gelmez günlere diyor.
Ey gönül, gidenden ümidini kes!
Kaçan bir hayale benziyor herkes,
Sanki kulağıma gaipten bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor.
Enginden engine koşarken rüzgar,
Bende bir yolculuk heyecanı var…
Yattığım kayaya çarpan dalgalar
Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.
Gömül benim gibi kedere diyor.
İçimde maziden kalma duygular
Ağla geri gelmez günlere diyor.
Ey gönül, gidenden ümidini kes!
Kaçan bir hayale benziyor herkes,
Sanki kulağıma gaipten bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor.
Enginden engine koşarken rüzgar,
Bende bir yolculuk heyecanı var…
Yattığım kayaya çarpan dalgalar
Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.
Yaz olsa soğuk ister kışın ıssı
Meğer kim nefs eder ana tekâzî
Esîr-i nefs olup bî-çare insân
Anınçün olmaz ol bir hâle râzî
Meğer kim nefs eder ana tekâzî
Esîr-i nefs olup bî-çare insân
Anınçün olmaz ol bir hâle râzî
I.
Bu insanlar dev midir
Yatak görmemiş gövde midir
Bir yara açar boyunlarında
Kolkola durup bağırdıklarında
-Ya kurbanın olam
Dağlar önüme durmuş
Ki dağlanam
Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala karşı yarin kapısında
1.
Yedi adam biri bir gün
bir kan gördü
gereğini belledi
yari alsa koynuna
Ayırmaz kanı yanından
Beyaz haberlerim var kardeşlerim
-Bir güzel ince gelin
Kabartır göğsünü toz duman içinde
gelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerde
İçerlerden bir taşlı tarladan
Kaynayan nehrin gözünde
unutmuş gelin alınlığını
Avuçları sıcacık yumulu beline dayalı
Kalın bilekli badem topuklu
Seyirtir o ince gelin
grevli'ler şifalar götürmek için
Beyaz haberlerim var kardeşlerim
-Gölgesiz meydanlara
aklı yağmalayanlara arasından
yayılırsa karanlık fısıltılar
Ya da güzel dışlı yapa çiçekleri
Muhtemel bir genç kızın
Başına atılırsa
Yedi adamdan biri
Bir gün bir kan göreni
Kabukları soyulmuş
Taze devrilmiş bir ağaç gibi
Çeker çıkarır kendi kadınlardan
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak çıkarır kendi kadınlarından
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak yalın ve güzel adaleli
O er alarak
Seğirtir danseder gibi
-Önce sağlam olmalı arkam
O ince gelin
Belirir hemen ardında erin
1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi
Gidiyor dansöz gibi
Yere ve göğe açık avucunda o kan
O işlem onda güvercin ve sevap
Onlarda en ağrımalı yara
Ve yollanıyor o güvercin onlara
Güvercin değişiyor gittikçe ondan
Güvercin değişiyor vardıkça onlara
+ ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek+
Yedi adam artık bir kan göreni
Varıyor dengede
Kuğu gibi sarkıyor onlara
akıyor onlara
şiirler söylüyor ve mısralarında
işlek çelik kümeleri
ve kalkıyor her bir ulaşmasında
iki yanında sülüs ve yay gibi
bir vuruşta öldüren elleri
-Karanfil serpercesine
Bir kez daha vurdum ya Allah diye açtığım yaralara
-Güzelin düşmanı güzel olur
Güzelin yari güzel olur
O varıyor tüm meydanlara
Kanı okşayarak ve kabartarak
Kanı okşa ve kabart
Ve sonra sabah kahvaltısında
İçinden geçirmekle varsın sofrana
Çocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerin
Tanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığı
Gürbüz bir yumurta
II.
Yedi adam biri bir gün
bir aşk bir gün
gereğini belledi
ölüm girse koynuna
Ayırmaz aşkı yanından
Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim
Daha ne kadar saklanabilirdik seninle:
Yaylalardan nasıl geçtik
Çobanlara yetişemedik ama uzaktan
zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan
Ne bilge sözler dinledik
Sığındığımız
Ve içinde saçlarımız göle girmiş ıslanan
O dev O kabul eden O sizin veren mağaralar
Yine açık yine buyur’lu
Çekildi üstümüzden. -Çalıların
Bilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilere
Güneşi tez gördük dağlarda
Ormanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıyla
İlk iş gövdemizin acıktığını anlamak oldu
Gittik kokladık ekmeğimizi tarlalarda
O gün gezdim seni ellerimle
Bu insanlar dev midir
Yatak görmemiş gövde midir
Bir yara açar boyunlarında
Kolkola durup bağırdıklarında
-Ya kurbanın olam
Dağlar önüme durmuş
Ki dağlanam
Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala karşı yarin kapısında
1.
Yedi adam biri bir gün
bir kan gördü
gereğini belledi
yari alsa koynuna
Ayırmaz kanı yanından
Beyaz haberlerim var kardeşlerim
-Bir güzel ince gelin
Kabartır göğsünü toz duman içinde
gelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerde
İçerlerden bir taşlı tarladan
Kaynayan nehrin gözünde
unutmuş gelin alınlığını
Avuçları sıcacık yumulu beline dayalı
Kalın bilekli badem topuklu
Seyirtir o ince gelin
grevli'ler şifalar götürmek için
Beyaz haberlerim var kardeşlerim
-Gölgesiz meydanlara
aklı yağmalayanlara arasından
yayılırsa karanlık fısıltılar
Ya da güzel dışlı yapa çiçekleri
Muhtemel bir genç kızın
Başına atılırsa
Yedi adamdan biri
Bir gün bir kan göreni
Kabukları soyulmuş
Taze devrilmiş bir ağaç gibi
Çeker çıkarır kendi kadınlardan
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak çıkarır kendi kadınlarından
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak yalın ve güzel adaleli
O er alarak
Seğirtir danseder gibi
-Önce sağlam olmalı arkam
O ince gelin
Belirir hemen ardında erin
1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi
Gidiyor dansöz gibi
Yere ve göğe açık avucunda o kan
O işlem onda güvercin ve sevap
Onlarda en ağrımalı yara
Ve yollanıyor o güvercin onlara
Güvercin değişiyor gittikçe ondan
Güvercin değişiyor vardıkça onlara
+ ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek+
Yedi adam artık bir kan göreni
Varıyor dengede
Kuğu gibi sarkıyor onlara
akıyor onlara
şiirler söylüyor ve mısralarında
işlek çelik kümeleri
ve kalkıyor her bir ulaşmasında
iki yanında sülüs ve yay gibi
bir vuruşta öldüren elleri
-Karanfil serpercesine
Bir kez daha vurdum ya Allah diye açtığım yaralara
-Güzelin düşmanı güzel olur
Güzelin yari güzel olur
O varıyor tüm meydanlara
Kanı okşayarak ve kabartarak
Kanı okşa ve kabart
Ve sonra sabah kahvaltısında
İçinden geçirmekle varsın sofrana
Çocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerin
Tanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığı
Gürbüz bir yumurta
II.
Yedi adam biri bir gün
bir aşk bir gün
gereğini belledi
ölüm girse koynuna
Ayırmaz aşkı yanından
Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim
Daha ne kadar saklanabilirdik seninle:
Yaylalardan nasıl geçtik
Çobanlara yetişemedik ama uzaktan
zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan
Ne bilge sözler dinledik
Sığındığımız
Ve içinde saçlarımız göle girmiş ıslanan
O dev O kabul eden O sizin veren mağaralar
Yine açık yine buyur’lu
Çekildi üstümüzden. -Çalıların
Bilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilere
Güneşi tez gördük dağlarda
Ormanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıyla
İlk iş gövdemizin acıktığını anlamak oldu
Gittik kokladık ekmeğimizi tarlalarda
O gün gezdim seni ellerimle
Şimdi bir sur gibi yıkılan gönül
Sevgi diyarının viranesidir.
Yalnızlık içinde sıkılan gönül
Hasret ateşinin pervanesidir.
Başından geçen hal bir mübtelanın,
Kanlı izleridir aynı belanın;
Aynı mecnun ile aynı Leylanın
Bu demde söylenen efsanesidir.
Görünce kaygunun azadeleri
Derhal olur ölüm amadeleri,
Dünyayı taşırır üftadeleri,
Her biri deliler divanesidir.
Dense delebinde mey bulunduğu
Yoktur bu uğurda mest olunduğu,
Çünkü o afetin bize sunduğu
Bir zehirli firkat peymanesidir.
Güya mezardan bugün çıkmış kadar
Saldırmış dünyaya acıkmış kadar,
Artık hissetmeden pek bıkmış kadar
Gönülden sevmenin biganesidir.
Güzelliği nurun değildir eşi,
Onu aydınlatan bir hırs ateşi;
başında gezdirse bile güneşi
Bence yine zulmet nişanesidir.
O hüsran yoluna saptıran güzel
Aşk mabedine put yaptıran güzel
Günlerce kendine taptıran güzel
Kafirler bezminin yeganesidir...
Sevgi diyarının viranesidir.
Yalnızlık içinde sıkılan gönül
Hasret ateşinin pervanesidir.
Başından geçen hal bir mübtelanın,
Kanlı izleridir aynı belanın;
Aynı mecnun ile aynı Leylanın
Bu demde söylenen efsanesidir.
Görünce kaygunun azadeleri
Derhal olur ölüm amadeleri,
Dünyayı taşırır üftadeleri,
Her biri deliler divanesidir.
Dense delebinde mey bulunduğu
Yoktur bu uğurda mest olunduğu,
Çünkü o afetin bize sunduğu
Bir zehirli firkat peymanesidir.
Güya mezardan bugün çıkmış kadar
Saldırmış dünyaya acıkmış kadar,
Artık hissetmeden pek bıkmış kadar
Gönülden sevmenin biganesidir.
Güzelliği nurun değildir eşi,
Onu aydınlatan bir hırs ateşi;
başında gezdirse bile güneşi
Bence yine zulmet nişanesidir.
O hüsran yoluna saptıran güzel
Aşk mabedine put yaptıran güzel
Günlerce kendine taptıran güzel
Kafirler bezminin yeganesidir...
Yemen illerinde Veysel Karani
Rumda Acemde aşık olduğum,
Yemen illerinde Veysel Karani
Hak peygamber sevdi ve dostum dedi
Yemen illerinde Veysel Karani
Anasından doğup dünyaya geldi
Melekler altına kanadın serdi
Resulün hırkasını tacını giydi
Yemen illerinde Veysel Karani
Erenler önünde kemer belinde
Ak nurdan beni var o sağ elinde
Veys Sultan derler hak divanında
Yemen illerinde Veysel Karani
Sabah namazını kılıp giderdi
Gizlice Rabbine niyaz ederdi
Anın işi güçü deve güderdi
Yemen illerinde Veysel Karani
Bin deveyi bir akceye güderdi
Onun da nısfını zekat ederdi
Develer bileşince tevhid ederdi
Yemen illerinde Veysel Karani
Elinde asası hurma dalından
Eyninde hırkası deve yününden
Asla hata gelmez onun dilinden
Yemen illerinde Veysel Karani
Yastığı taş idi döşek postu
Cennetlik eylemek ümmeti kastı
Hakkın sevgilisi habibin dostu
Yemen illerine Veysel Karani
Anasından destur aldı durmadı,
Kabe yollarını geçti boyladı
Geldi o Resulu evde bulmadı
Yemen illerinde Veysel Karani
Peygamber mescidden evine geldi
Veysin nurunu kapıda gördü
Sordu Aişeye eve kim geldi
Yemen ellerinde Veysel Karani
Yunus eydürgelin biz de varalım
Ayağın tozuna yüzler sürelim
Hak nasip eylesin komşu olalım
Yemen illerinde Veysel Karani.
Rumda Acemde aşık olduğum,
Yemen illerinde Veysel Karani
Hak peygamber sevdi ve dostum dedi
Yemen illerinde Veysel Karani
Anasından doğup dünyaya geldi
Melekler altına kanadın serdi
Resulün hırkasını tacını giydi
Yemen illerinde Veysel Karani
Erenler önünde kemer belinde
Ak nurdan beni var o sağ elinde
Veys Sultan derler hak divanında
Yemen illerinde Veysel Karani
Sabah namazını kılıp giderdi
Gizlice Rabbine niyaz ederdi
Anın işi güçü deve güderdi
Yemen illerinde Veysel Karani
Bin deveyi bir akceye güderdi
Onun da nısfını zekat ederdi
Develer bileşince tevhid ederdi
Yemen illerinde Veysel Karani
Elinde asası hurma dalından
Eyninde hırkası deve yününden
Asla hata gelmez onun dilinden
Yemen illerinde Veysel Karani
Yastığı taş idi döşek postu
Cennetlik eylemek ümmeti kastı
Hakkın sevgilisi habibin dostu
Yemen illerine Veysel Karani
Anasından destur aldı durmadı,
Kabe yollarını geçti boyladı
Geldi o Resulu evde bulmadı
Yemen illerinde Veysel Karani
Peygamber mescidden evine geldi
Veysin nurunu kapıda gördü
Sordu Aişeye eve kim geldi
Yemen ellerinde Veysel Karani
Yunus eydürgelin biz de varalım
Ayağın tozuna yüzler sürelim
Hak nasip eylesin komşu olalım
Yemen illerinde Veysel Karani.
Tohum çatlar da bilmem, kafa nasıl çatlamaz?
Yeni odur ki, solmaz, pörsümez, bayatlamaz.
Yeni odur ki, solmaz, pörsümez, bayatlamaz.
Ruhu,çürük diş gibi sökmesinden ötürü;
Memeli hayvan soyu şimdiki insan türü...
1976
Memeli hayvan soyu şimdiki insan türü...
1976
Yeter etdin bu fânî zevke rağbet
Efendi âkil ol fikr et me'âli
Dilersen Hazret-i Mevlâ'ya kurbet
İbâdet eylemekden olma hâlî
Eğer sâlik yolunda ola sâdık
Olur ol mahzen-i sırr-ı hakâyık
Ola gör sohbet-i dildâre lâyık
Yeter etdin sivâya iştigâli
Tulû' etse kaçan sırr-ı hakîkat
Komaz ol tâlib-i sâdıkda zulmet
Şu kim etdi semâ-yı kalbe himmet
Safâya erdi bedr oldu hilâli
Şu cân kim sırr-ı Ev-ednâ'ya erdi
Beğim ol matlab-ı a'lâya erdi
Safâ-yı zirve-i ulyâya erdi
Ri'âyet eyleyen saff-ı ni'âli
Bakıp kalma nükûş-ı kâinâta
Çalış ma'nâya er bâkî hayâta
Hüdâyî vâsıl oldu nûr-ı zâta
Geçen âşık celâli vü cemâli
Efendi âkil ol fikr et me'âli
Dilersen Hazret-i Mevlâ'ya kurbet
İbâdet eylemekden olma hâlî
Eğer sâlik yolunda ola sâdık
Olur ol mahzen-i sırr-ı hakâyık
Ola gör sohbet-i dildâre lâyık
Yeter etdin sivâya iştigâli
Tulû' etse kaçan sırr-ı hakîkat
Komaz ol tâlib-i sâdıkda zulmet
Şu kim etdi semâ-yı kalbe himmet
Safâya erdi bedr oldu hilâli
Şu cân kim sırr-ı Ev-ednâ'ya erdi
Beğim ol matlab-ı a'lâya erdi
Safâ-yı zirve-i ulyâya erdi
Ri'âyet eyleyen saff-ı ni'âli
Bakıp kalma nükûş-ı kâinâta
Çalış ma'nâya er bâkî hayâta
Hüdâyî vâsıl oldu nûr-ı zâta
Geçen âşık celâli vü cemâli
Yeter etdin fenâ bağında feryâd1
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Kafesden eyle cân mürgünü âzâd
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Mecâzî gülsitânda olma nâlân
Ayak bağı olur bu bâğ-ı ekvân
Hakîkat gülşenini eyle seyrân
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Dilersen ger bekâ-ender-bekâyı
Vücûdun küllî kül et bul Fenâyı
Ko uçmağı geçe gör mâsivâyı
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Görüp Pervâneyi andan sebak al
Göyündür nâr-ı aşka per ile bâl
Mecâzı ko hakîkat bahrına dal
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Mezâhirden geçip terk et meâli
Yürü ma'nâya er ko kîl ü kâli
Gülün geç kurbetinden bul visâli
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Fenâ bâğında eğlenme uça gör
Gülün rengine aldanma geçe gör
Varıp vahdet şarâbından içe gör
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Gönül verme nukûş-i kâinâta
Geçip fânîden er bâkî hayâta
Safâ bul gark olup envâr-i zât'a
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Kafesden eyle cân mürgünü âzâd
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Mecâzî gülsitânda olma nâlân
Ayak bağı olur bu bâğ-ı ekvân
Hakîkat gülşenini eyle seyrân
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Dilersen ger bekâ-ender-bekâyı
Vücûdun küllî kül et bul Fenâyı
Ko uçmağı geçe gör mâsivâyı
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Görüp Pervâneyi andan sebak al
Göyündür nâr-ı aşka per ile bâl
Mecâzı ko hakîkat bahrına dal
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Mezâhirden geçip terk et meâli
Yürü ma'nâya er ko kîl ü kâli
Gülün geç kurbetinden bul visâli
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Fenâ bâğında eğlenme uça gör
Gülün rengine aldanma geçe gör
Varıp vahdet şarâbından içe gör
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Gönül verme nukûş-i kâinâta
Geçip fânîden er bâkî hayâta
Safâ bul gark olup envâr-i zât'a
Yürü bülbül kadîmi âşiyâna
Yeter müstağrak-ı bezm-i Elest ol
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Yeter ol câm ile hayrân ü mest ol
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Mesîhâ gibi dem ur âşikâna
Hayât ersin anınla mürde câna
Vedâ' etdin meğer iki cihâna
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Yeter dost meclisinde keşf-i râz et
Kudümünle bizi gel ser firâz et
Nevânı geh Irak ü geh Hicâz et
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Görünmezsin bu çeşm-i hurde-bîne
Kadem basmaz mısın ayrık zemîne
Firâk oduna yeter yandı sîne
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Gerekmez zevkini bâğ-ı cinânın
Yolun göster bize ol bî-nişânın
Umarlar hasta diller armağanın
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Yeter ol câm ile hayrân ü mest ol
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Mesîhâ gibi dem ur âşikâna
Hayât ersin anınla mürde câna
Vedâ' etdin meğer iki cihâna
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Yeter dost meclisinde keşf-i râz et
Kudümünle bizi gel ser firâz et
Nevânı geh Irak ü geh Hicâz et
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Görünmezsin bu çeşm-i hurde-bîne
Kadem basmaz mısın ayrık zemîne
Firâk oduna yeter yandı sîne
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Gerekmez zevkini bâğ-ı cinânın
Yolun göster bize ol bî-nişânın
Umarlar hasta diller armağanın
Gel ey derd ehlinin dermânı bülbül
Yeter oldun bu fânî evde sâkin
Yürü dost illerin seyrân edegör
Civâr-ı Hak'dadır hayr-ı mesâkin
Yürü dost illerin seyrân edegör
Efendiden kula ger olsa ihsân
Olur fazlı ile her müşkil âsân
Umarız lutf u ihsânını her ân
Yürü Hak illerin seyrân edegör
Efendi cânibinden olsa da'vet
Gerekdir kullara hüsn-i icâbet
Hüdâyî kuluna ede inâyet
Yürü Hak illerin seyrân edegör
Yürü dost illerin seyrân edegör
Civâr-ı Hak'dadır hayr-ı mesâkin
Yürü dost illerin seyrân edegör
Efendiden kula ger olsa ihsân
Olur fazlı ile her müşkil âsân
Umarız lutf u ihsânını her ân
Yürü Hak illerin seyrân edegör
Efendi cânibinden olsa da'vet
Gerekdir kullara hüsn-i icâbet
Hüdâyî kuluna ede inâyet
Yürü Hak illerin seyrân edegör
Yeter oldun fenâ bağında nâlân
Yürü bülbül yürü dost illerine
Edip tâvûs-ı kudsîlerle cevlân
Yürü bülbül yürü dost illerine
Gülün rengine aldanma geçe gör
Bu kesret merg-zârından uça gör
Varıp vahdet şarâbından içe gör
Yürü bülbül yürü dost illerine
Gülü sanma ki derdine devâdır
Sivâ hubbu çü beyhûde hevâdır
Ko gayrı maksad-ı aksa Hudâ'dır
Yürü bülbül yürü dost illerine
Görüp pervâneyi andan sebak al
Göyündür nâr-ı aşka per ile bâl
Mecâzı ko hakîkat bahrına dal
Yürü bülbül yürü dost illerine
Gönül verme Hüdâyî kâinâta
Geçip fânîden er bâkî hayâta
Safâ bul gark olup envâr-ı zâta
Yürü bülbül yürü dost illerine
Yürü bülbül yürü dost illerine
Edip tâvûs-ı kudsîlerle cevlân
Yürü bülbül yürü dost illerine
Gülün rengine aldanma geçe gör
Bu kesret merg-zârından uça gör
Varıp vahdet şarâbından içe gör
Yürü bülbül yürü dost illerine
Gülü sanma ki derdine devâdır
Sivâ hubbu çü beyhûde hevâdır
Ko gayrı maksad-ı aksa Hudâ'dır
Yürü bülbül yürü dost illerine
Görüp pervâneyi andan sebak al
Göyündür nâr-ı aşka per ile bâl
Mecâzı ko hakîkat bahrına dal
Yürü bülbül yürü dost illerine
Gönül verme Hüdâyî kâinâta
Geçip fânîden er bâkî hayâta
Safâ bul gark olup envâr-ı zâta
Yürü bülbül yürü dost illerine
Yeter tapdın mâl ü câha
Gel Allah'a gel Allah'a
Eriş bir ulu dergâha
Gel Allah'a gel Allah'a
Bulsan dünyâyı yudarsın
Bin yıllık tedbîr edersin
Âhir hod koyup gidersin
Gel Allah'a gel Allah'a
Fânîden usanmaz mısın
Gafletden uyanmaz mısın
Mevlâ'dan utanmaz mısın
Gel Allah'a gel Allah'a
Olmaz hevâda uçarsın
Bir gün konakdan göçersin
Bâb-ı Hak'dan ne kaçarsın
Gel Allah'a gel Allah'a
Şirkini tevhîde irgür
Zerreni hûrşîde irgür
Za'fını te'yîde irgür
Gel Allah'a gel Allah'a
Gerçi her hâle a'lemdir
Afv eder ehl-i keremdir
Bize bizden hod erhamdır
Gel Allah'a gel Allâha
Mâsivâ hubbundan kesil
Ko her ne derse desin il
Hüdâyî'nin sözün Hak bil
Gel Allah'a gel Allah'a
Gel Allah'a gel Allah'a
Eriş bir ulu dergâha
Gel Allah'a gel Allah'a
Bulsan dünyâyı yudarsın
Bin yıllık tedbîr edersin
Âhir hod koyup gidersin
Gel Allah'a gel Allah'a
Fânîden usanmaz mısın
Gafletden uyanmaz mısın
Mevlâ'dan utanmaz mısın
Gel Allah'a gel Allah'a
Olmaz hevâda uçarsın
Bir gün konakdan göçersin
Bâb-ı Hak'dan ne kaçarsın
Gel Allah'a gel Allah'a
Şirkini tevhîde irgür
Zerreni hûrşîde irgür
Za'fını te'yîde irgür
Gel Allah'a gel Allah'a
Gerçi her hâle a'lemdir
Afv eder ehl-i keremdir
Bize bizden hod erhamdır
Gel Allah'a gel Allâha
Mâsivâ hubbundan kesil
Ko her ne derse desin il
Hüdâyî'nin sözün Hak bil
Gel Allah'a gel Allah'a
Kargasa. Anilacak günlerim olmadi mi benim? Ayaklarimin
korkusuzca çiçeklendigi, silahima yapisip sabahin serinligini
bekledigim, kuzey gemileriyle sagir oldugum günler, sepet ormeyi unuttugum günler olmadi mi? Ey geceyi ve kahverengi
bir düzeni tasiyan ellerim! Yüzümün ugultusuyla sasirtin beni.
o karanlik ormani yangina vurun. Çünkü ben de kaçarken ardimda kalanlari yakiyorum. Ama iyi biliyorum yildizlari, ama
yildizlarin tanrilarin da üstünde parladiklarini, anilacak günlerimin gitgide yokoldugunu biliyorum.
Kargasa. Ve kolayca yikilan inançlarim benim, benim en
saglam ve daginik ellerim. Sabahi nasil tetikte bekliyorum. Safakla damar damara sevistigini görmek için bilgeligin. Ve onariyorum nasil hizla kendi gücümü. Nasil bir soylu bosluga çilginca kanayorum. Ey yanginlar artigi! Her yangindan arta kalan bir sey, her yangindan arta kalan gerçek sey
çogalt beni.
korkusuzca çiçeklendigi, silahima yapisip sabahin serinligini
bekledigim, kuzey gemileriyle sagir oldugum günler, sepet ormeyi unuttugum günler olmadi mi? Ey geceyi ve kahverengi
bir düzeni tasiyan ellerim! Yüzümün ugultusuyla sasirtin beni.
o karanlik ormani yangina vurun. Çünkü ben de kaçarken ardimda kalanlari yakiyorum. Ama iyi biliyorum yildizlari, ama
yildizlarin tanrilarin da üstünde parladiklarini, anilacak günlerimin gitgide yokoldugunu biliyorum.
Kargasa. Ve kolayca yikilan inançlarim benim, benim en
saglam ve daginik ellerim. Sabahi nasil tetikte bekliyorum. Safakla damar damara sevistigini görmek için bilgeligin. Ve onariyorum nasil hizla kendi gücümü. Nasil bir soylu bosluga çilginca kanayorum. Ey yanginlar artigi! Her yangindan arta kalan bir sey, her yangindan arta kalan gerçek sey
çogalt beni.
Yine aşk elçisi geldi erişti
Yine aşk kadehin can dolu içti
Yine cuş eyledi canımda aşkın
Yine mevc urdu dürler taşra saçtı
Yine Mansur'layın hayran u mestiz
"Enel Hak" sırrını bu halka açtı
Yine ismim tılısımın bozdu aşkın
Yine canım kuşu pervaze uçtu
Yine canım hüması şahin var
Şikarın lamekana sürdü geçti
Mekansız lamekanda seyrederken
Nişansız binişan saydına düştü
Yine bu Eşrefoğlu Rumi yine
Buluştu dost'a canın saç u saçtı
Yine aşk kadehin can dolu içti
Yine cuş eyledi canımda aşkın
Yine mevc urdu dürler taşra saçtı
Yine Mansur'layın hayran u mestiz
"Enel Hak" sırrını bu halka açtı
Yine ismim tılısımın bozdu aşkın
Yine canım kuşu pervaze uçtu
Yine canım hüması şahin var
Şikarın lamekana sürdü geçti
Mekansız lamekanda seyrederken
Nişansız binişan saydına düştü
Yine bu Eşrefoğlu Rumi yine
Buluştu dost'a canın saç u saçtı
Yine bu dertli gönül
Kaynadı taşa geldi
Aşk denizinin mevci
Başımdan aşa geldi
Sabrım kararım gitti
Aşk sırrımı faş etti
Ben dahi diyem şunu
Kim garib başa geldi
Ol benim gönlüm alan
Canıma canan olan
Hem beni deli kılan
Önüme düşe geldi
Ansızın olımazam
Buldum ayrılamazam
Ansız bu aklım bilmem
Tedbirim şaşa geldi
Siz şöyle sanmanuz kim
Ben şimdi aşık oldum
Canım ezel gününde
Aşka ulaşa geldi
"Kalü bela" denmeden
"Elest"den ileriden
Türlü mihnete aşık
Anda dolaşa geldi
Şol ben aşıkım diyen
Ol yalan dava kılan
Nefse dileğin veren
Bana temaşa geldi
Aşık hu nefse yagı
Nefsin kovarın sağı
Nefs ile aşık canı
Bunda savaşa geldi
Derd ü bela gözgüsün
Gözlerken dünün günün
Dost yüzüne can gözü
Ansızın tuşa geldi
Gerçi kim nihan geldi
Can gözü iyan gördü
Münkir münafık sandı
Ta'birli düşe geldi
Eşrefoğlu Rumi'nin
Varlığı hepsi senin
Her ne kim senden geldi
Canıma hoşa geldi
Kaynadı taşa geldi
Aşk denizinin mevci
Başımdan aşa geldi
Sabrım kararım gitti
Aşk sırrımı faş etti
Ben dahi diyem şunu
Kim garib başa geldi
Ol benim gönlüm alan
Canıma canan olan
Hem beni deli kılan
Önüme düşe geldi
Ansızın olımazam
Buldum ayrılamazam
Ansız bu aklım bilmem
Tedbirim şaşa geldi
Siz şöyle sanmanuz kim
Ben şimdi aşık oldum
Canım ezel gününde
Aşka ulaşa geldi
"Kalü bela" denmeden
"Elest"den ileriden
Türlü mihnete aşık
Anda dolaşa geldi
Şol ben aşıkım diyen
Ol yalan dava kılan
Nefse dileğin veren
Bana temaşa geldi
Aşık hu nefse yagı
Nefsin kovarın sağı
Nefs ile aşık canı
Bunda savaşa geldi
Derd ü bela gözgüsün
Gözlerken dünün günün
Dost yüzüne can gözü
Ansızın tuşa geldi
Gerçi kim nihan geldi
Can gözü iyan gördü
Münkir münafık sandı
Ta'birli düşe geldi
Eşrefoğlu Rumi'nin
Varlığı hepsi senin
Her ne kim senden geldi
Canıma hoşa geldi
Yine canım diöağına erişti ol lezzet-i Dost
İki cihan gerekmez çün ele girmez fırsat-ı Dost
Bana işbu müddeiler nice ta'n ederse etsin
Hele şimdi hasıl oldu bana bunda vuslat-ı Dost
Ne yerekim bakar isem gözüme görünen oldur
Gelsin ol diyen ki yoktur bugün bunda rüyet-i Dost
Basiret gözünü açsın hakikat nazarla baksın
Görsün ol ki nice dolmuş cihana delalet-i Dost
Eşrefoğlu Rumi sana inayet erişti Hak'dan
Yedi iklimine doldu temamet muhabbet-i Dost
İki cihan gerekmez çün ele girmez fırsat-ı Dost
Bana işbu müddeiler nice ta'n ederse etsin
Hele şimdi hasıl oldu bana bunda vuslat-ı Dost
Ne yerekim bakar isem gözüme görünen oldur
Gelsin ol diyen ki yoktur bugün bunda rüyet-i Dost
Basiret gözünü açsın hakikat nazarla baksın
Görsün ol ki nice dolmuş cihana delalet-i Dost
Eşrefoğlu Rumi sana inayet erişti Hak'dan
Yedi iklimine doldu temamet muhabbet-i Dost
Yine Dost'un kokusu geldi cane
Yine can mest olup oldu revane
Erüp aşk leşkeri taraş edüben
Yıkıp gönlüm evin kıldı virane
Beni benden giderdi kendi geldi
Kamu mülkümü aşk tuttu şehane
Verip bu akl ü canı aşkı aldım
Gözün assı erer mi bu ziyane
Din ü dünya kamusun Dost yoluna
Virem aldanmayam küfre imane
Diseler aşkı ko al ne dilersen
Diyem aşksız cihan değmez samane
Bu aşk ağır bahalı gevher olur
Ele girmedi aşk iki cihane
Bu aşkın kıymeti yokluk olur bil
Beha yetürmediler yok olane
Çü aşkın misli yok sen dahi yok ol
Ki sana aşk ola genc-i nihane
Gözüm açtı bu aşk gösterdi yolum
Bana aşk oldu mürşid-i yegane
Nikabın götürdüm gördüm cemalin
Vücud imiş nikab olan hemane
Çü aşk oduna varlık yandı külli
Dahi kalmadı ayruk hiç bahane
Deme bu razı Eşrefoğlu Rumi
Bu sırra mahrem bigane
Bulunmaz bu cihanda doğru bir yar
Aceb olmuşdürur şimdi zemane
Yine can mest olup oldu revane
Erüp aşk leşkeri taraş edüben
Yıkıp gönlüm evin kıldı virane
Beni benden giderdi kendi geldi
Kamu mülkümü aşk tuttu şehane
Verip bu akl ü canı aşkı aldım
Gözün assı erer mi bu ziyane
Din ü dünya kamusun Dost yoluna
Virem aldanmayam küfre imane
Diseler aşkı ko al ne dilersen
Diyem aşksız cihan değmez samane
Bu aşk ağır bahalı gevher olur
Ele girmedi aşk iki cihane
Bu aşkın kıymeti yokluk olur bil
Beha yetürmediler yok olane
Çü aşkın misli yok sen dahi yok ol
Ki sana aşk ola genc-i nihane
Gözüm açtı bu aşk gösterdi yolum
Bana aşk oldu mürşid-i yegane
Nikabın götürdüm gördüm cemalin
Vücud imiş nikab olan hemane
Çü aşk oduna varlık yandı külli
Dahi kalmadı ayruk hiç bahane
Deme bu razı Eşrefoğlu Rumi
Bu sırra mahrem bigane
Bulunmaz bu cihanda doğru bir yar
Aceb olmuşdürur şimdi zemane
Yine geldi aşk elçisi,
Yine doldu meydânımız.
Yine teferrücgâh oldu,
Sağlı sollu dört yanımız.
Yine mahfiller düzüldü,
Yine badyalar kuruldu.
Yine kadehler sunuldu,
Esrik oldu bu canımız.
Ev içi aşk ile doldu,
Ulu kişi âşık oldu.
Canlarımız hayran oldu,
Aşk tahtına binenimiz.
Bir nicemiz Leylî oldu,
Bir nicemiz Mecnûn oldu.
Bir nicemiz Ferhâd oldu,
Aşktan haber alanımız.
Meydanımız meydan oldu,
Canlarımız hayran oldu.
Her dem arşa seyrân oldu,
Hazret oldu revânımız.
Düşmüş idik o kaldırdı,
Birliğin bize bildirdi.
İçimize aşk doldurdu,
Dürüst oldu imânımız.
Sorar isen aşk nerdedir?
Nerde istersen ordadır.
Hem gönülde hem candadır,
Hiç kalmadı gümânımız.
Yunus aşkın vasfın söyler,
Gerçeklere haber eyler.
Mahrumların canı göyner,
Aşkâr oldu pinhânımız
Yine doldu meydânımız.
Yine teferrücgâh oldu,
Sağlı sollu dört yanımız.
Yine mahfiller düzüldü,
Yine badyalar kuruldu.
Yine kadehler sunuldu,
Esrik oldu bu canımız.
Ev içi aşk ile doldu,
Ulu kişi âşık oldu.
Canlarımız hayran oldu,
Aşk tahtına binenimiz.
Bir nicemiz Leylî oldu,
Bir nicemiz Mecnûn oldu.
Bir nicemiz Ferhâd oldu,
Aşktan haber alanımız.
Meydanımız meydan oldu,
Canlarımız hayran oldu.
Her dem arşa seyrân oldu,
Hazret oldu revânımız.
Düşmüş idik o kaldırdı,
Birliğin bize bildirdi.
İçimize aşk doldurdu,
Dürüst oldu imânımız.
Sorar isen aşk nerdedir?
Nerde istersen ordadır.
Hem gönülde hem candadır,
Hiç kalmadı gümânımız.
Yunus aşkın vasfın söyler,
Gerçeklere haber eyler.
Mahrumların canı göyner,
Aşkâr oldu pinhânımız
Yine gönlüm dost illerin özledi
O illere bir kez dahi varam mı
Dost dîdârın yeter bizden gizledi
Bir gün ola hûb cemâlin görem mi
Kulak tutan kişiler Hak kelâma
Noksândan kurtulup erer tamâma
Huccâc ile varıp Beytü'l-Harâm'a
Eşiğine yüzüm gözüm sürem mi
Tevhîd ile îmânım kâmil ola
Firkat gidip cem'iyyet hâsıl ola
Sırrım vahdet iline vâsıl ola
Ara yerden ayrılığı sürem mi
Mâsivâya meyli dilden yuyuban
Fahr-i âlem Mustafâ'ya uyuban
Kâbe kavseyn ma'nâsından tuyuban
Aceb sırr-ı Ev-ednâ'ya erem mi
Ey Hüdâyî dost'dan yana uçuban
Kana kana âb-ı hayât içüben
Hak yol verip hicâbları geçüben
Aceb vahdet sarâyına girem mi
O illere bir kez dahi varam mı
Dost dîdârın yeter bizden gizledi
Bir gün ola hûb cemâlin görem mi
Kulak tutan kişiler Hak kelâma
Noksândan kurtulup erer tamâma
Huccâc ile varıp Beytü'l-Harâm'a
Eşiğine yüzüm gözüm sürem mi
Tevhîd ile îmânım kâmil ola
Firkat gidip cem'iyyet hâsıl ola
Sırrım vahdet iline vâsıl ola
Ara yerden ayrılığı sürem mi
Mâsivâya meyli dilden yuyuban
Fahr-i âlem Mustafâ'ya uyuban
Kâbe kavseyn ma'nâsından tuyuban
Aceb sırr-ı Ev-ednâ'ya erem mi
Ey Hüdâyî dost'dan yana uçuban
Kana kana âb-ı hayât içüben
Hak yol verip hicâbları geçüben
Aceb vahdet sarâyına girem mi
Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum;
Bir kuş bir kuş öldürse sanki ben can çekişiyorum...
Bir kuş bir kuş öldürse sanki ben can çekişiyorum...
Yine nûr-ı tecellîden
Dil ü cânım ziyâ ister
Efendi zevk-i küllîden
Sarây-ı sır safâ ister
Açılsa âlem-i vahdet
Dürülse defter-i firkat
Olup dâ'im dem-i vuslat
Gönül lutf u atâ ister
Tecellî etse cânânım
Tesellîler bulur cânım
İnâyet eyle sultânım
Fenâ ehli bekâ ister
Dil ü cânım ziyâ ister
Efendi zevk-i küllîden
Sarây-ı sır safâ ister
Açılsa âlem-i vahdet
Dürülse defter-i firkat
Olup dâ'im dem-i vuslat
Gönül lutf u atâ ister
Tecellî etse cânânım
Tesellîler bulur cânım
İnâyet eyle sultânım
Fenâ ehli bekâ ister
Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şîşedir bu reh-i seng-sâre düştü
O zamân ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm
Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü
Gehî zîr-i serde desti geh ayağı koltuğunda
Düşe kalka haste-i gam der-i lûtf-ı yâre düştü
Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâre düştü
Meh-i burc-ı ârızında gönül oldu hâle mâ`il
Bana kendi tâli`imden bu siyeh sitâre düştü
Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla yâ hû
Bu değildi niyyetim bu yolum intizâre düştü
Reh-i Mevlevîde Gâlib bu sıfatla kaldı hayrân
Kimi terk-i nâm u şâne kimi it`ibare düştü
Dayanır mı şîşedir bu reh-i seng-sâre düştü
O zamân ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm
Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü
Gehî zîr-i serde desti geh ayağı koltuğunda
Düşe kalka haste-i gam der-i lûtf-ı yâre düştü
Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâre düştü
Meh-i burc-ı ârızında gönül oldu hâle mâ`il
Bana kendi tâli`imden bu siyeh sitâre düştü
Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla yâ hû
Bu değildi niyyetim bu yolum intizâre düştü
Reh-i Mevlevîde Gâlib bu sıfatla kaldı hayrân
Kimi terk-i nâm u şâne kimi it`ibare düştü
Sana durlanmış kelimeler getireceğim
pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir
seni çünkü dik tutacak bilirim
kabzenin, çekicin ve divitin
tutulduğu yerden parlayan şiir.
Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.
Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan
acılar bile duymadım kof yürekler önünde
beynim her sabah devrimcinin beyniydi
ayaklarım donukladı gelgelelim
sağlığın yerinde mi?
Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
halkın doğurgan dünyasına dalmakla
onların güneşe çarpan sesini anlamayan
dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
yılgı yanımıza yanaşmazken
bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
yıkılmak elinde mi?
Boşuna mı sokuldu bankalara
petrol borularına kundak
kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi
varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza
yaşamak
bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.
Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana
öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
sevgiyle hatırlansa bile hatta.
Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim
bütün devrimcilerin çektikleri
biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır
dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki
pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak
ama budandıkça fışkıran da bizleriz
ölüyoruz, demek ki yaşanılacak...
pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir
seni çünkü dik tutacak bilirim
kabzenin, çekicin ve divitin
tutulduğu yerden parlayan şiir.
Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.
Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan
acılar bile duymadım kof yürekler önünde
beynim her sabah devrimcinin beyniydi
ayaklarım donukladı gelgelelim
sağlığın yerinde mi?
Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
halkın doğurgan dünyasına dalmakla
onların güneşe çarpan sesini anlamayan
dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
yılgı yanımıza yanaşmazken
bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
yıkılmak elinde mi?
Boşuna mı sokuldu bankalara
petrol borularına kundak
kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi
varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza
yaşamak
bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.
Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana
öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
sevgiyle hatırlansa bile hatta.
Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim
bütün devrimcilerin çektikleri
biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır
dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki
pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak
ama budandıkça fışkıran da bizleriz
ölüyoruz, demek ki yaşanılacak...
Gittin ve bozdun bütün büyüsünü yuvanın
Yüzyılların sabrıyla
Ay ışığının harcıyla
Güvercinlerden kırlangıçlardan
İçgüdü müziğinden
Çocukların pul pul düşlerinden
Doğmuş bir çiçek evine
Girdin ve bozdun sessizliğini
Güneşin doğuşunu
Işığın camlardan geçişini
Durdurmak istedin
Uğursuz ıslığınla
Karlar içinde donmuştun
Tuttun sıcacık ovaya indin
Baharın gözlerini ezdin
Nergisler üstünde dans ettin
Bozdun bütün büyüsünü canlı olmanın
Tanrı böyle yaratmış seni
Sen yılan olmaya mahkûm
Gecenin ta kendisi
Kara kaderlerin çerçisi
Zafer anıtlarının güvesi
Mutlu öfkelerin sfenksi
Gövdende ölüm zehirli bir ağıt gibi
Ve insanoğlunun karşısında
Külkedisi
Melek dağıtansın
Zehirli tozlarında
Skandal serpersin meryemlere
Cennetin kapısını durmadan kapayansın
(1973)
Yüzyılların sabrıyla
Ay ışığının harcıyla
Güvercinlerden kırlangıçlardan
İçgüdü müziğinden
Çocukların pul pul düşlerinden
Doğmuş bir çiçek evine
Girdin ve bozdun sessizliğini
Güneşin doğuşunu
Işığın camlardan geçişini
Durdurmak istedin
Uğursuz ıslığınla
Karlar içinde donmuştun
Tuttun sıcacık ovaya indin
Baharın gözlerini ezdin
Nergisler üstünde dans ettin
Bozdun bütün büyüsünü canlı olmanın
Tanrı böyle yaratmış seni
Sen yılan olmaya mahkûm
Gecenin ta kendisi
Kara kaderlerin çerçisi
Zafer anıtlarının güvesi
Mutlu öfkelerin sfenksi
Gövdende ölüm zehirli bir ağıt gibi
Ve insanoğlunun karşısında
Külkedisi
Melek dağıtansın
Zehirli tozlarında
Skandal serpersin meryemlere
Cennetin kapısını durmadan kapayansın
(1973)
Orda şehitler Afgan
Derler ki gel iman armağanıyla boyan
Kan sancağı
Cennet sedirlerinin basamağı
Yanlarında savaş atlarının cezbesi
Her biri islâm ocaklarının gözbebeği
Fidan gibi
Demir yapılı çocuklar şehit fideliği
Serinliği koşuyor nehirlerinin cennet
Bildikleri yalnız emret! emret!
Bir dalga ki
okyanus yavrusu
bir dalga
bedir'den besli
mübarek kalblerinde
fatma ve meral isimleri
bir uçlarından yaktılar mı
kağıt gibi tanklar
elbet şehitler
kırmızı ışıklar çelik ışıklar
bu renkler bu renkler
kaslar kayalara çalınmış gibi
dil uçlarında ünlü ruhlar
analar dualar dualar
bir gül açtı şöyle bir gül açtı: besmele
baskın emri rehber'in emrinde
bu kalkış gece akınına
yatsı geliyor aralarına
menekşe soluklarıyla
önlerinde diz kırıyor gece
yıldızlar üstlerinde
bakışlar kırpışırlar dikkat içinde
+ bir omuzun delinmiş
heryana hâlâ dağlar düşüyor
gözkapakların gittikçe ağır
damarlarında sanki bir fil kalabalığı
yaran sıcak ve buğulu ateşleriyle
alıyor gövdeni içine
başında bir mücahit dost nöbette
sanki dünya sanki kainat tehlikede
orda şehitler Afgan
aşk adı cennet sedirlerinin basamağı
Derler ki gel iman armağanıyla boyan
Kan sancağı
Cennet sedirlerinin basamağı
Yanlarında savaş atlarının cezbesi
Her biri islâm ocaklarının gözbebeği
Fidan gibi
Demir yapılı çocuklar şehit fideliği
Serinliği koşuyor nehirlerinin cennet
Bildikleri yalnız emret! emret!
Bir dalga ki
okyanus yavrusu
bir dalga
bedir'den besli
mübarek kalblerinde
fatma ve meral isimleri
bir uçlarından yaktılar mı
kağıt gibi tanklar
elbet şehitler
kırmızı ışıklar çelik ışıklar
bu renkler bu renkler
kaslar kayalara çalınmış gibi
dil uçlarında ünlü ruhlar
analar dualar dualar
bir gül açtı şöyle bir gül açtı: besmele
baskın emri rehber'in emrinde
bu kalkış gece akınına
yatsı geliyor aralarına
menekşe soluklarıyla
önlerinde diz kırıyor gece
yıldızlar üstlerinde
bakışlar kırpışırlar dikkat içinde
+ bir omuzun delinmiş
heryana hâlâ dağlar düşüyor
gözkapakların gittikçe ağır
damarlarında sanki bir fil kalabalığı
yaran sıcak ve buğulu ateşleriyle
alıyor gövdeni içine
başında bir mücahit dost nöbette
sanki dünya sanki kainat tehlikede
orda şehitler Afgan
aşk adı cennet sedirlerinin basamağı
Din adına yol kesen dünkü yobazın oğlu! ..
Yine sen kesiyorsun, küfür uğrunda yolu! ..
Yine sen kesiyorsun, küfür uğrunda yolu! ..
Yoğiken âlemleri var eylemek
Hep senindir pâdişâhım hep senin
Bir tecellî ile izhâr eylemek
Hep senindir pâdişâhım hep senin
İstesen deryâ edersin katreyi
Kudretin hûrşîd eder her zerreyi
Cümle âlem senden alır behreyi
Hep senindir pâdişâhım hep senin
Ger nesîm-i rahmetin ede hübûb
Açılır ebvâb-ı cennât-ı kulûb
Zâhir ü bâtın eğer gayb-ı guyûb
Hep senindir pâdişâhım hep senin
Hep senindir pâdişâhım hep senin
Bir tecellî ile izhâr eylemek
Hep senindir pâdişâhım hep senin
İstesen deryâ edersin katreyi
Kudretin hûrşîd eder her zerreyi
Cümle âlem senden alır behreyi
Hep senindir pâdişâhım hep senin
Ger nesîm-i rahmetin ede hübûb
Açılır ebvâb-ı cennât-ı kulûb
Zâhir ü bâtın eğer gayb-ı guyûb
Hep senindir pâdişâhım hep senin
Boğuk bir bakışın oluyor senin
Bir girdap derinliğinde kayboluyor gibiyim
Yok gibi yaşamak bu kalkıp kurtulmak gibi kalabalıktan
Durma bana türkü söyle Anadolu olsun
Susuz dudak gibi çatlak olsun
Karanfil gibi olsun kara çiçek gibi solgun yüzün
Durmadan akıyor kalbim ayaklarına bana karanlık bakma
Ağıyorum bir karanlık karayel saçlarına
Çekme ülkemden nar yangını gözlerini
Beni bu kentten kurtar beni yalnız ko git beni
Arıyorum arıyorum o ilk çağ ırmaklarında sedef ellerini
Susmam seni ürkütmesin içimde çağlar var bilmelisin
Katı bir yalnızlık bu bilmelisin
Kaçmam kendimi bulmam ben senden yoksunum iyi bilmelisin.
Şu yalnızlık çıkmazında önümde niye sen varsın
Niye her şey bir anda kayıyor sen kayıyorsun
Kalbim niçin bu kadar yabancı sen niye yoksun
Bir sam yüklü geceleri içimden atamıyorum
Niye bunları bir anda unutamıyorum
Hadi tut elimden gök gibi ölü kadar yalnızım.
Bir girdap derinliğinde kayboluyor gibiyim
Yok gibi yaşamak bu kalkıp kurtulmak gibi kalabalıktan
Durma bana türkü söyle Anadolu olsun
Susuz dudak gibi çatlak olsun
Karanfil gibi olsun kara çiçek gibi solgun yüzün
Durmadan akıyor kalbim ayaklarına bana karanlık bakma
Ağıyorum bir karanlık karayel saçlarına
Çekme ülkemden nar yangını gözlerini
Beni bu kentten kurtar beni yalnız ko git beni
Arıyorum arıyorum o ilk çağ ırmaklarında sedef ellerini
Susmam seni ürkütmesin içimde çağlar var bilmelisin
Katı bir yalnızlık bu bilmelisin
Kaçmam kendimi bulmam ben senden yoksunum iyi bilmelisin.
Şu yalnızlık çıkmazında önümde niye sen varsın
Niye her şey bir anda kayıyor sen kayıyorsun
Kalbim niçin bu kadar yabancı sen niye yoksun
Bir sam yüklü geceleri içimden atamıyorum
Niye bunları bir anda unutamıyorum
Hadi tut elimden gök gibi ölü kadar yalnızım.
Yokluk, o donduran buz, o söndüren karanlık;
Büsbütün bilgisizlik ve tam bir unutkanlık...
Büsbütün bilgisizlik ve tam bir unutkanlık...
Sabahları gün doğmadan uyanır
Dilini yutacak olur içi kanlanır
Gün boyu çalışır aydınlanır
Kederini anlarsanız size ne mutlu
Acır fakir çalışan kadınlara
Titrer bir gönül kıracak diye hanim dizi
İncedir billurdandır yoktur gölgesi Türkiye'de
Bir meçhul Meryem mermerden değil ama kutlu
Gözlerine baksanız erirsiniz kar gibi
Elinizi sallasanız rüzgarından sallanır
Bir geyik olur sizi arar melul ve bakir
Görür gibi uyur konuşur gibi susar güler ağlar gibi
Dilini yutacak olur içi kanlanır
Gün boyu çalışır aydınlanır
Kederini anlarsanız size ne mutlu
Acır fakir çalışan kadınlara
Titrer bir gönül kıracak diye hanim dizi
İncedir billurdandır yoktur gölgesi Türkiye'de
Bir meçhul Meryem mermerden değil ama kutlu
Gözlerine baksanız erirsiniz kar gibi
Elinizi sallasanız rüzgarından sallanır
Bir geyik olur sizi arar melul ve bakir
Görür gibi uyur konuşur gibi susar güler ağlar gibi
Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, nemdeyse güneşin sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.
Altımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumula, aramaktayım.
Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, şimdi bir başka ev var:
Avlusu karanlık, suları taçsız.
Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
Yangın varmış gibi yukarı katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!
Başım, artık onu taşımak ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgarların çektiği yana...
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, nemdeyse güneşin sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.
Altımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumula, aramaktayım.
Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, şimdi bir başka ev var:
Avlusu karanlık, suları taçsız.
Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
Yangın varmış gibi yukarı katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!
Başım, artık onu taşımak ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgarların çektiği yana...
Ustuste, altaltalar,
Bende gokler ve yollar.
Gokler, kat kat mavilik.
Yollar kol kol servilik.
Yollar nereye gider?
Ve ne dusunur gokler?
Goklerin bir sirri var,
Onu ariyor yollar.
Gokler su da titriyor,
Yollar suda bitiyor.
Goklerin yuzu yerde,
yollarinki yerde.
Bu yollarda izimiz,
Bu goklerde gizlimiz.
Yollar, beni vardirin!
Gokler, tutup kaldirin!
Bende gokler ve yollar.
Gokler, kat kat mavilik.
Yollar kol kol servilik.
Yollar nereye gider?
Ve ne dusunur gokler?
Goklerin bir sirri var,
Onu ariyor yollar.
Gokler su da titriyor,
Yollar suda bitiyor.
Goklerin yuzu yerde,
yollarinki yerde.
Bu yollarda izimiz,
Bu goklerde gizlimiz.
Yollar, beni vardirin!
Gokler, tutup kaldirin!
Ölüler beni serinliğe yakıştıramaz
çünkü hiç kimse çıkmak istemez bu mevsimden dışarı
çünkü bitkinliklerini günden saklar ekinler
ekinler çocukların en rahat uykuları
gece ayakları kokan bir adam gibi gelir
eşiklere oturmuş aya doğru çocuklar
o serin bereket gölgeleri çocuklar
yani çocuk o güzel tüccar
yorgunluklar alıp kargılar dağıtan
geceye karanlıktan önce gelen çocuklar
bu şaşkınlığı çünkü gece uyuyamaz
sanki ne kalmıştır çocuklara isa'dan
ölüler beni ölüme yakıştıramaz
gibi hala saçlarımda tozlu bir akşam.
(1962)
çünkü hiç kimse çıkmak istemez bu mevsimden dışarı
çünkü bitkinliklerini günden saklar ekinler
ekinler çocukların en rahat uykuları
gece ayakları kokan bir adam gibi gelir
eşiklere oturmuş aya doğru çocuklar
o serin bereket gölgeleri çocuklar
yani çocuk o güzel tüccar
yorgunluklar alıp kargılar dağıtan
geceye karanlıktan önce gelen çocuklar
bu şaşkınlığı çünkü gece uyuyamaz
sanki ne kalmıştır çocuklara isa'dan
ölüler beni ölüme yakıştıramaz
gibi hala saçlarımda tozlu bir akşam.
(1962)
Yort ey gönül sen bir zaman asude farığ hoş yürü
Korkma kayıkma kimseden gussa vu gamdan boş yürü
Hakıykata bakar isen nefsin sana düşman yeter
Var imdi nefsin ile uruş savaş tokuş yürü
Nefstir eri yolda koyan yolda kalır nefse uyan
Ne işin var kimse ile nefsine kakı boş yürü
Diler isen bu dünyanın şerrinden olasın emin
Terkeyle bu kibr u kini hırkaya gir derviş yürü
İster isen bu dünyede ebedi sarhoş olasın
Aşk kadehin dolu getir oniki ay sarhoş yürü
Kimse bağına girmegil kimse gülünü dermegil
Var kendi ma'şukun ile bahçede ol alış yürü
Gönüllerde iğ olma gil mahfillerde çiğ olma gil
Çiğ nesnenin ne dadı var gel aşk oduna piş yürü
Yunus imdi hoş söylersin dinleyene şerheylersin
Halka nasihat satınca er ol yoluna koş yürü
Korkma kayıkma kimseden gussa vu gamdan boş yürü
Hakıykata bakar isen nefsin sana düşman yeter
Var imdi nefsin ile uruş savaş tokuş yürü
Nefstir eri yolda koyan yolda kalır nefse uyan
Ne işin var kimse ile nefsine kakı boş yürü
Diler isen bu dünyanın şerrinden olasın emin
Terkeyle bu kibr u kini hırkaya gir derviş yürü
İster isen bu dünyede ebedi sarhoş olasın
Aşk kadehin dolu getir oniki ay sarhoş yürü
Kimse bağına girmegil kimse gülünü dermegil
Var kendi ma'şukun ile bahçede ol alış yürü
Gönüllerde iğ olma gil mahfillerde çiğ olma gil
Çiğ nesnenin ne dadı var gel aşk oduna piş yürü
Yunus imdi hoş söylersin dinleyene şerheylersin
Halka nasihat satınca er ol yoluna koş yürü
Bu yük senden Allah 'ım, çekeceğim, naçarım!
Senden sana sığınır, senden sana kaçarım!
Senden sana sığınır, senden sana kaçarım!
Kaç mevsim bekleyim daha kapında,
Ayağımda zincir, boynumda kement?
Beni de, piştiğin bela kabında,
O kadar kaynat ki, buhara bezet!
Bekletme Yunusum, bozuldu bağlar,
Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar;
Veriyor, ayrılık dolu semalar,
İçime bayıltan, acı bir lezzet.
Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan;
Geleyim, izine doğru arkandan;
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,
Medet ey dervişim, Yunusum medet!
Ayağımda zincir, boynumda kement?
Beni de, piştiğin bela kabında,
O kadar kaynat ki, buhara bezet!
Bekletme Yunusum, bozuldu bağlar,
Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar;
Veriyor, ayrılık dolu semalar,
İçime bayıltan, acı bir lezzet.
Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan;
Geleyim, izine doğru arkandan;
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,
Medet ey dervişim, Yunusum medet!
Yüreğime şerha şerha yareler urdu bu aşk
Garet etti gönlüm ilin yağmaya urdu bu aşk
Şimdi hakim gönlümün iklimine aşktır benim
Akla nefse tene cana hükmünü sürdü bu aşk
Her sıfat kim nefsin ü aklın ruhun var idi
Tartdı Seyfullah yürüdü kamusun kırdı bu aşk
Bu gönül hücrelerini tahliye kıldı kamu
Ademiyyet noktasından sildi süpürdü bu aşk
Kendi varlığıyla külli varlığım mahv eyledi
Dost gözüyle baktı ol Dost yüzünü gördü bu aşk
Çün fena darında menlik Mansur'u berdar eyledi
Dost eşiğinde "Enelhak" nevbetin urdu bu aşk
Dün gün Eşrefoğlu Rumi derdin artar pes neden
Zahmine hod Dost elinden merhem irgördü bu aşk
Garet etti gönlüm ilin yağmaya urdu bu aşk
Şimdi hakim gönlümün iklimine aşktır benim
Akla nefse tene cana hükmünü sürdü bu aşk
Her sıfat kim nefsin ü aklın ruhun var idi
Tartdı Seyfullah yürüdü kamusun kırdı bu aşk
Bu gönül hücrelerini tahliye kıldı kamu
Ademiyyet noktasından sildi süpürdü bu aşk
Kendi varlığıyla külli varlığım mahv eyledi
Dost gözüyle baktı ol Dost yüzünü gördü bu aşk
Çün fena darında menlik Mansur'u berdar eyledi
Dost eşiğinde "Enelhak" nevbetin urdu bu aşk
Dün gün Eşrefoğlu Rumi derdin artar pes neden
Zahmine hod Dost elinden merhem irgördü bu aşk
Yusuf; u kaybettim Kenan ilinde
Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz
Bu ne yaredir ki çare bulunmaz
Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz
Yunus öldü deyu selan verirler
Ölen beden imiş, aşıklar ölmez
Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz
Bu ne yaredir ki çare bulunmaz
Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz
Yunus öldü deyu selan verirler
Ölen beden imiş, aşıklar ölmez
Yüz sürüp dergâhına abd-i za'îf
Lutf ile ihsânın ister ey Kerîm
Ber-murâd olsun o bî-çâre nahîf
Fazl ile ihsânın ister ey Kerîm
Lutf ile ihsânın ister ey Kerîm
Ber-murâd olsun o bî-çâre nahîf
Fazl ile ihsânın ister ey Kerîm
Beni şafak vakti bir el dürtükler:
İdam mahkumu, kalk, bekliyor savcı!
Zindan avlusunda öter düdükler;
Bir güneş doğar ki., zakkumdan acı...
İpten indirilir, yine uslanmam,
Bela...Bela bende yakıcı şehvet...
Bir olur, ateşi görmemle yanmam;
Dipsiz uçurumda kaçılmaz davet.
Bak nasıl silinir bu yüz karası;
Elimde, ölümü öldüren silah,
Alnımda tozpembe secde yarası,
Lugat kitabımda tek isim: Allah...
İdam mahkumu, kalk, bekliyor savcı!
Zindan avlusunda öter düdükler;
Bir güneş doğar ki., zakkumdan acı...
İpten indirilir, yine uslanmam,
Bela...Bela bende yakıcı şehvet...
Bir olur, ateşi görmemle yanmam;
Dipsiz uçurumda kaçılmaz davet.
Bak nasıl silinir bu yüz karası;
Elimde, ölümü öldüren silah,
Alnımda tozpembe secde yarası,
Lugat kitabımda tek isim: Allah...
İlk teksif harbin kazdığı çukurlara
Adım başında ğöğsü parçalanmış gözleri hâlâ canlı bir ceset
Enerji geliyor elektrik kaynıyor sulardan
Toprak insan
Karmaşık soru bir çabuk cevap
Kimbilir nasıl çikilotalarını yarıda bırakacaklar
İki ucundan da elleri ısırmış
Bütün kan rezervleri boşalmış damarlar
Yalnız kalmış
Şimdi koşacak meydanları kim
Asırlardır söylenen bir isyan susacak nasıl
Kendini ara bul getir şiddetle kucaklaşalım
Dudağımın altına koy adını
Uluslararası çınlayalım çölden ormandan
Uçurum başlarından kumsallardan
Adımıza hazırlanmış bir mesaj olmalı
Ağzını aç ağzını kapa
Gözünü aç
Toprağa bak
Bir de insana
Hayat enerjilerinin sokağımızda koştuğu bir mahalledeyiz
Evimizden el etek çekilmiş
Durmuş insan çok akıllanmışsa eşya
Deniz bu sancıyla kabuk bağlayacak çalkalanaraktan
Halkın yaşamak marşını dinle
Kafiyeleri dünyanın o son ilerleme kitabı
Alınlarında ise saçlarına yakın bir iz
Cemaatın ayakları biçiminde
Ondört asır önce gergeflenmiş
Halılar kilimler renginde hasır mühürler
Nasıl kullanırlar yüzlerinin ince liflerini böcekler
Sanki bunlar
Toprağın başında duran insanlar
Binlerce ayıyı birarada görmüşler
Dehşet an meselesi
Tuzağa ramak kalmış
Ahret kıl payı
Şimdi yüzlerin ince lifleri kımıldıyor
İşte bir memnunluk tümseği
Sonra bunun süreği ve zaman geldi
Korkulu bir mutluluk tırmanıyor
İklimleri
Adım başında ğöğsü parçalanmış gözleri hâlâ canlı bir ceset
Enerji geliyor elektrik kaynıyor sulardan
Toprak insan
Karmaşık soru bir çabuk cevap
Kimbilir nasıl çikilotalarını yarıda bırakacaklar
İki ucundan da elleri ısırmış
Bütün kan rezervleri boşalmış damarlar
Yalnız kalmış
Şimdi koşacak meydanları kim
Asırlardır söylenen bir isyan susacak nasıl
Kendini ara bul getir şiddetle kucaklaşalım
Dudağımın altına koy adını
Uluslararası çınlayalım çölden ormandan
Uçurum başlarından kumsallardan
Adımıza hazırlanmış bir mesaj olmalı
Ağzını aç ağzını kapa
Gözünü aç
Toprağa bak
Bir de insana
Hayat enerjilerinin sokağımızda koştuğu bir mahalledeyiz
Evimizden el etek çekilmiş
Durmuş insan çok akıllanmışsa eşya
Deniz bu sancıyla kabuk bağlayacak çalkalanaraktan
Halkın yaşamak marşını dinle
Kafiyeleri dünyanın o son ilerleme kitabı
Alınlarında ise saçlarına yakın bir iz
Cemaatın ayakları biçiminde
Ondört asır önce gergeflenmiş
Halılar kilimler renginde hasır mühürler
Nasıl kullanırlar yüzlerinin ince liflerini böcekler
Sanki bunlar
Toprağın başında duran insanlar
Binlerce ayıyı birarada görmüşler
Dehşet an meselesi
Tuzağa ramak kalmış
Ahret kıl payı
Şimdi yüzlerin ince lifleri kımıldıyor
İşte bir memnunluk tümseği
Sonra bunun süreği ve zaman geldi
Korkulu bir mutluluk tırmanıyor
İklimleri
Yüzüñ şems-i duhâ rûz-ı visâlüñ ‘Îd-i Edhâdur
Cemâlüñden müzeyyen her taraf ‘âlem temâşâdur
Haremden na’ re-i Lebbeyke Lebbeyk irdi eflâke
Ser-i kûyuñda gûyâ nâle-i ‘uşşâk-ı şeydâdur
Göñül hâk-i harîm-i âsitânuñ ârzû eyler
Derûn-ı dilde niyyet âb-ı Zemzemden musaffâdur
Cenâb-ı Hazrete yüz tut kim oldur kıble-i ‘ârif
Sücûduñdan garaz zîrâ rızâ-yı Rabb-i a’lâdur
İrişsün Ka’be-i kûy-ı rızâña tek dil-i Bâkî
Harîm-i hürmetüñ kurbında kurbân ile irzâdur
Murâduñ Hân Murâduñ himmetinden kıl recâ ey dil
Kim ol sultân-ı sûret pâdişâh-ı mülk-i ma’nâdur
Cemâlüñden müzeyyen her taraf ‘âlem temâşâdur
Haremden na’ re-i Lebbeyke Lebbeyk irdi eflâke
Ser-i kûyuñda gûyâ nâle-i ‘uşşâk-ı şeydâdur
Göñül hâk-i harîm-i âsitânuñ ârzû eyler
Derûn-ı dilde niyyet âb-ı Zemzemden musaffâdur
Cenâb-ı Hazrete yüz tut kim oldur kıble-i ‘ârif
Sücûduñdan garaz zîrâ rızâ-yı Rabb-i a’lâdur
İrişsün Ka’be-i kûy-ı rızâña tek dil-i Bâkî
Harîm-i hürmetüñ kurbında kurbân ile irzâdur
Murâduñ Hân Murâduñ himmetinden kıl recâ ey dil
Kim ol sultân-ı sûret pâdişâh-ı mülk-i ma’nâdur
Yüzünü göreli hayran olmuşam
Bilmezem ben ben mi ya sen olmuşam
Düşmüşem aşk bahrine gavvas olup
Bahr içinde gevhere kan olmuşam
Zahirde gerçi fakirem natüvan
Batında kevneyne Sultan olmuşam
Kaf ber kaf hakimem hükmeylerem
Mühr elimdedir Süleyman olmuşam
Gulgulemle yerler gökler doludur
Ben hemin dillerde destan olmuşam
Mümine ikrarı sıdk ile safa
Münkire inkar u tuğyan olmuşam
Eydün ol dertlilere gelsün beri
Kim bugün her derde derman olmuşam
Sırrımı bilmez benim ins ü melek
Sırr içinde kim ne pinhan olmuşam
Gerç kim ben Eşrefoğlu Rumi'yem
Cümlenin isteği ben olmuşam
Bilmezem ben ben mi ya sen olmuşam
Düşmüşem aşk bahrine gavvas olup
Bahr içinde gevhere kan olmuşam
Zahirde gerçi fakirem natüvan
Batında kevneyne Sultan olmuşam
Kaf ber kaf hakimem hükmeylerem
Mühr elimdedir Süleyman olmuşam
Gulgulemle yerler gökler doludur
Ben hemin dillerde destan olmuşam
Mümine ikrarı sıdk ile safa
Münkire inkar u tuğyan olmuşam
Eydün ol dertlilere gelsün beri
Kim bugün her derde derman olmuşam
Sırrımı bilmez benim ins ü melek
Sırr içinde kim ne pinhan olmuşam
Gerç kim ben Eşrefoğlu Rumi'yem
Cümlenin isteği ben olmuşam
Z
Za’îfim sabra yokdur iktidârım
Garîbim yerde gökde yok karârım
Buyurmuşdur Nebî El-fakru fahrî
N'ola fakr ile olsa iftihârım
Fenâ buldu sivâ-yı Hak
Hüdâyî Hudâ'dan gayrı yok bir dahi varım
Garîbim yerde gökde yok karârım
Buyurmuşdur Nebî El-fakru fahrî
N'ola fakr ile olsa iftihârım
Fenâ buldu sivâ-yı Hak
Hüdâyî Hudâ'dan gayrı yok bir dahi varım
Sultan olmak dilersen, tacı, sorgucu unut!
Zafar araban senin, gıcırtılı bir tabut...
Zafar araban senin, gıcırtılı bir tabut...
Zahida gel aşka uy ar eyleme
Tevhidini aşkın inkar eyleme
Zerk ü hubbün evlerin eyle viran
Gönlünü ol mülke mimar eyleme
Masiva rengin gönülden sil gider
Bir gönülde hubbü tekrar eyleme
Aşk değişdür tesbih ü seccadeyi
Bundan özge dahi bazar eyleme
Derd-i yar ile yüreğin yara kıl
Derdi artur derde timar eyleme
Sırr-ı aşkı bilmez illa aşk girü
Sana aşk besdir dahi yar eyleme
Eşrefoğlu Rumi aşka yar isen
Dilde aşktan özge ezkar eyleme
Tevhidini aşkın inkar eyleme
Zerk ü hubbün evlerin eyle viran
Gönlünü ol mülke mimar eyleme
Masiva rengin gönülden sil gider
Bir gönülde hubbü tekrar eyleme
Aşk değişdür tesbih ü seccadeyi
Bundan özge dahi bazar eyleme
Derd-i yar ile yüreğin yara kıl
Derdi artur derde timar eyleme
Sırr-ı aşkı bilmez illa aşk girü
Sana aşk besdir dahi yar eyleme
Eşrefoğlu Rumi aşka yar isen
Dilde aşktan özge ezkar eyleme
Zâhire bakdı gaflet ehli kişi
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Âşıkın mâsivâda neyler işi
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Şol ki cândan sana ola âşık
Ol olur bezm-i vuslata lâyık
Senin ile bulur seni sâdık
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Kimi sahrâya kimi dağa düşer
Kimi beriyye kimi beller aşar
Göre görmezliği kişiye n'ider
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Enbiyâ evliyâ vesîle imiş
Zirâ Hak anlarınla bile imiş
Nefse kalırsa işi hîle imiş
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Âşıkın mâsivâda neyler işi
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Şol ki cândan sana ola âşık
Ol olur bezm-i vuslata lâyık
Senin ile bulur seni sâdık
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Kimi sahrâya kimi dağa düşer
Kimi beriyye kimi beller aşar
Göre görmezliği kişiye n'ider
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Enbiyâ evliyâ vesîle imiş
Zirâ Hak anlarınla bile imiş
Nefse kalırsa işi hîle imiş
Sana vuslat seninledir Mevlâ
Zahm-ı sînem ol gözi mekkâre gâyet hoş gelür
Yara açarsam revâdur yâre gâyet hoş gelür
Tûtiyânuñ minnetin kehhâl kahrın çekmeden
Hâk-pâyuñ dîde-i hûnbâra gâyet hoş gelür
Eylese cevr ü cefâ mihr ü vefâdur gâyeti
Hak budur kim ‘âşık-ı gam-hvâra gâyet hoş gelür
Bir ‘aceb dârü’ş-şifâdur kûyı derd ehline kim
Anda hep nâ-hoş varan bî-çâre gâyet hoş gelür
Câna râhatdur ser-i kûyuñda âh itdükleri
Ol hevâlar Bâkî-i bimâra gâyet hoş gelür
Yara açarsam revâdur yâre gâyet hoş gelür
Tûtiyânuñ minnetin kehhâl kahrın çekmeden
Hâk-pâyuñ dîde-i hûnbâra gâyet hoş gelür
Eylese cevr ü cefâ mihr ü vefâdur gâyeti
Hak budur kim ‘âşık-ı gam-hvâra gâyet hoş gelür
Bir ‘aceb dârü’ş-şifâdur kûyı derd ehline kim
Anda hep nâ-hoş varan bî-çâre gâyet hoş gelür
Câna râhatdur ser-i kûyuñda âh itdükleri
Ol hevâlar Bâkî-i bimâra gâyet hoş gelür
Yaşamak bir sokak lambası gibi
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Tek bir damla tek bir ses gibi
Aklıma düşüyor
Artık delirir koşar şimşeklerim
Yaşamak bu nadir ve gevşek
Hayır bugün hiçbir kimseyi alkışlamıyorum
Ve onların dikilip içi yumurta çürüğü kokan
Kristal fanuslarına baka durdukları gibi bakıp durmuyorum
Ve bazı bey alıkların dediği gibi
Sadece yürek arılığını arı bulmuyorum
Düşünün
Tohumlar ekilir
Yağmurlar başlar
O zaman filizler bir karış boyu yükselmiştir
Köylü davarlarını alır götürür sürer üstüne
Başak dediğimiz rahmet ondan sonra fışkırır
Esas ondan sonra gövdelenir
Görmezik/ gördürürler
Davarın yedim doydum sandığı
Bir dalgınlık
çünkü benden bir kahramanlık kalacak
çünkü besmeleyle başlandı
çünkü desturla tuttuk ne tuttuksa
çünkü imanla çok şeylere çağrıldık gözümüz
dağlarda kaldı eşya geride kaldı
dünya arkada bırakıldı
bir diş gibi ayrıldık çenemizden
dil çağı kapandı göz bağı koptu
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci değil
çünkü bütün o zamanlar toptan kullanılmış oldu
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi izin verildi besmeleyle başlandı
sevgilinin elinden dertler hoş
beline/ çamur çamur olarak
tekme tekme olarak
on gündür ve kırk gündür daha
aç acına ayakta
durmak
elli gün ayakta durmak olarak kaydedildi
sevilinin elinden bağış ve kefaret olarak
bilindi
kabul edildi
razı olundu
ağlanmadı
peki ekmek istenmedi mi istendi
Sadece bir parça ekmek istendi tapınmaya bedensel güç olarak
Yalvarılmadı HİÇKİM
SE
YE
ağlanmadı
razı olundu kabul edildi öpüp başa kondu
ve çünkü tövbe edildi
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci devrildi
bir isyan kazanı devrilmedi
itiraz isyan akmadı
bir tövbe sancağı açıldı
çünkü bütün zamanlar toptan kullanıldı
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi tövbe edildi
ağıt güzel vakitlerindendir
estağfirullaaaaah ve işte böyle uzatarak
kalbim aç
etim yanık
Dünya diz çöktüğüm yer kadardır dizimin yanında bir diz
dizimin yanında bir diz sağdan biri iki üç
dört beş altı yedi soldan bir iki üç
dört beş altı yedi
bir sana bir sana bir sana... avucunu aç avucunu kapa
dilini tut aklını kravatın gibi çöz at
şimdi bir damla gözyaşı bir iri yahut
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Tek bir damla tek bir ses gibi
Aklıma düşüyor
Artık delirir koşar şimşeklerim
Yaşamak bu nadir ve gevşek
Hayır bugün hiçbir kimseyi alkışlamıyorum
Ve onların dikilip içi yumurta çürüğü kokan
Kristal fanuslarına baka durdukları gibi bakıp durmuyorum
Ve bazı bey alıkların dediği gibi
Sadece yürek arılığını arı bulmuyorum
Düşünün
Tohumlar ekilir
Yağmurlar başlar
O zaman filizler bir karış boyu yükselmiştir
Köylü davarlarını alır götürür sürer üstüne
Başak dediğimiz rahmet ondan sonra fışkırır
Esas ondan sonra gövdelenir
Görmezik/ gördürürler
Davarın yedim doydum sandığı
Bir dalgınlık
çünkü benden bir kahramanlık kalacak
çünkü besmeleyle başlandı
çünkü desturla tuttuk ne tuttuksa
çünkü imanla çok şeylere çağrıldık gözümüz
dağlarda kaldı eşya geride kaldı
dünya arkada bırakıldı
bir diş gibi ayrıldık çenemizden
dil çağı kapandı göz bağı koptu
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci değil
çünkü bütün o zamanlar toptan kullanılmış oldu
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi izin verildi besmeleyle başlandı
sevgilinin elinden dertler hoş
beline/ çamur çamur olarak
tekme tekme olarak
on gündür ve kırk gündür daha
aç acına ayakta
durmak
elli gün ayakta durmak olarak kaydedildi
sevilinin elinden bağış ve kefaret olarak
bilindi
kabul edildi
razı olundu
ağlanmadı
peki ekmek istenmedi mi istendi
Sadece bir parça ekmek istendi tapınmaya bedensel güç olarak
Yalvarılmadı HİÇKİM
SE
YE
ağlanmadı
razı olundu kabul edildi öpüp başa kondu
ve çünkü tövbe edildi
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci devrildi
bir isyan kazanı devrilmedi
itiraz isyan akmadı
bir tövbe sancağı açıldı
çünkü bütün zamanlar toptan kullanıldı
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi tövbe edildi
ağıt güzel vakitlerindendir
estağfirullaaaaah ve işte böyle uzatarak
kalbim aç
etim yanık
Dünya diz çöktüğüm yer kadardır dizimin yanında bir diz
dizimin yanında bir diz sağdan biri iki üç
dört beş altı yedi soldan bir iki üç
dört beş altı yedi
bir sana bir sana bir sana... avucunu aç avucunu kapa
dilini tut aklını kravatın gibi çöz at
şimdi bir damla gözyaşı bir iri yahut
Zâkir safâya erişir
Envâr-ı zikru'llâh ile
Tâlib Hudâ'ya erişir
İksâr-ı zikru'llâh il
Zikri mükerrer ede gör
Bir Hacc-ı ekber ede gör
Kalbin mu'attar ede gör
Attâr-ı zikru'llâh ile
Âşık olan cânânına
Girmiş fenâ meydânına
Ermiş Hakk'ın ihsânına
Âsâr-ı zikru'llâh ile
Tasdîk ile îmâna er
Tahkîk ile irfâna er
Bir bahr-i bî-pâyâna er
Enhâr-ı zikru'llâh ile
Açan hüviyyetden kapu
Zevk ile olmuş hande-rû
Zâhir olur izmâr-ı Hû
İzhâr-ı zikru'llâh ile
Kesretde vahdet bul beğim
Bâkî sa'âdet bul beğim
Sırr-ı hakîkat bul beğim
Tekrâr-ı zikru'llâh ile
Bel bağlayanlar hizmete
Tâlib olanlar vuslata
Ermiş Hüdâyî vahdete
Esrâr-ı zikru'llâh ile
Envâr-ı zikru'llâh ile
Tâlib Hudâ'ya erişir
İksâr-ı zikru'llâh il
Zikri mükerrer ede gör
Bir Hacc-ı ekber ede gör
Kalbin mu'attar ede gör
Attâr-ı zikru'llâh ile
Âşık olan cânânına
Girmiş fenâ meydânına
Ermiş Hakk'ın ihsânına
Âsâr-ı zikru'llâh ile
Tasdîk ile îmâna er
Tahkîk ile irfâna er
Bir bahr-i bî-pâyâna er
Enhâr-ı zikru'llâh ile
Açan hüviyyetden kapu
Zevk ile olmuş hande-rû
Zâhir olur izmâr-ı Hû
İzhâr-ı zikru'llâh ile
Kesretde vahdet bul beğim
Bâkî sa'âdet bul beğim
Sırr-ı hakîkat bul beğim
Tekrâr-ı zikru'llâh ile
Bel bağlayanlar hizmete
Tâlib olanlar vuslata
Ermiş Hüdâyî vahdete
Esrâr-ı zikru'llâh ile
Nedir zaman, nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
İniş mi, yokuş mu?
Bir sese benziyor;
Arkanız hep zifir!
Bir sese benziyor;
Önünüz tüm kabir!
Belki de bir hırsız;
İzi, lekesi var.
Belki de bir hırsız;
O yok, gölgesi var.
Annesi azabın,
Sonsuzluk, şarkısı.
Annesi azabın,
Cinnetin tıpkısı.
İçimde bir nokta;
Dönüyor aleve.
İçimde bir nokta;
Beynimde bir güve.
Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.
Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyor.
Zaman her yerde ve
Her şeyin içinde.
Zaman her yerde ve
Acem'de ve Çin'de.
Kime kaçsam ondan;
Ha yakın, ha ırak?
Kime kaçsam ondan;
Ya sema, ya toprak...
(1936)
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
İniş mi, yokuş mu?
Bir sese benziyor;
Arkanız hep zifir!
Bir sese benziyor;
Önünüz tüm kabir!
Belki de bir hırsız;
İzi, lekesi var.
Belki de bir hırsız;
O yok, gölgesi var.
Annesi azabın,
Sonsuzluk, şarkısı.
Annesi azabın,
Cinnetin tıpkısı.
İçimde bir nokta;
Dönüyor aleve.
İçimde bir nokta;
Beynimde bir güve.
Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.
Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyor.
Zaman her yerde ve
Her şeyin içinde.
Zaman her yerde ve
Acem'de ve Çin'de.
Kime kaçsam ondan;
Ha yakın, ha ırak?
Kime kaçsam ondan;
Ya sema, ya toprak...
(1936)
Şarkı ve oyma dudak
Sağlam gözleri
Ve yandan bakılınca
Uzun yüzünde kabartma bir deniz
Bütün kuşlarla gidilir yanına
Sıhhat'i bir hava seçilir dolaptan
Bakılır en arkaya durmuş evin
Acısız aynasına
Bu yaşamak sezonu çok memnun
Yay gerip ok atan
Sağlam gözleri
Ve yandan bakılınca
Uzun yüzünde kabartma bir deniz
Bütün kuşlarla gidilir yanına
Sıhhat'i bir hava seçilir dolaptan
Bakılır en arkaya durmuş evin
Acısız aynasına
Bu yaşamak sezonu çok memnun
Yay gerip ok atan
Mevsimler cücelere def çalıyor gerdekte,
Devin yalnızlığını sular bestelemekte.
Devin yalnızlığını sular bestelemekte.
Şafakta, namaz vakti bana uzatılan zarf;
Kelime bu zarftadır, gerisi sadece harf...
Kelime bu zarftadır, gerisi sadece harf...
O güzeli bana verseler
Tombul kuzuların aşkına
Yaylalara atlas kilim serseler
Tombul kuzuların aşkına
Yayılsın topraklar, aşıklar gezecek
Feryat, taşları sızlatıp inletecek
Başa gülü sümbül örseler
Tombul kuzuların aşkına
Ayrı kaldım ağlar inlerim
Dağ kavi, iklim sarp, çarıklar delerim.
Bağrım yosun tuttu bir görseler
Tombul kuzuların aşkına
Kaval derler, dertli yoldaştır
Bende iki, onda dokuz göz vardır
Nice sersefil olduk bir bilseler
Tombul kuzuların aşkına
Geçiyor bulut geçen ömürdür
Gece mi, saç mı, hayır kömürdür
Zarif çoban oldu görseler
Tombul kuzuların aşkına
Tombul kuzuların aşkına
Yaylalara atlas kilim serseler
Tombul kuzuların aşkına
Yayılsın topraklar, aşıklar gezecek
Feryat, taşları sızlatıp inletecek
Başa gülü sümbül örseler
Tombul kuzuların aşkına
Ayrı kaldım ağlar inlerim
Dağ kavi, iklim sarp, çarıklar delerim.
Bağrım yosun tuttu bir görseler
Tombul kuzuların aşkına
Kaval derler, dertli yoldaştır
Bende iki, onda dokuz göz vardır
Nice sersefil olduk bir bilseler
Tombul kuzuların aşkına
Geçiyor bulut geçen ömürdür
Gece mi, saç mı, hayır kömürdür
Zarif çoban oldu görseler
Tombul kuzuların aşkına
Zehi bahtlu şu canlar kim
Bulur anın visalini
Zehi devketlu gözler kim
Görür anın cemalini
zehi baht u saadetler
Zehi lutf u inayetler
Zehi şad u beşaretler
Ki işitir kelamını
Zehi tuti vü kumriler
Ki vasl-ı sükkerin yirler
Didara karşu dururlar
İçip kevser şarabını
Zehi bülbüller öterler
anın didarına karşu
Zehi aşıklar okurlar
anın hüsn-i kitabını
İlahi sen müyesser kıl
Bu Eşrefoğlu Rumi'ye
Ki ol meclis-i alide
Dura kavşura elini
Bulur anın visalini
Zehi devketlu gözler kim
Görür anın cemalini
zehi baht u saadetler
Zehi lutf u inayetler
Zehi şad u beşaretler
Ki işitir kelamını
Zehi tuti vü kumriler
Ki vasl-ı sükkerin yirler
Didara karşu dururlar
İçip kevser şarabını
Zehi bülbüller öterler
anın didarına karşu
Zehi aşıklar okurlar
anın hüsn-i kitabını
İlahi sen müyesser kıl
Bu Eşrefoğlu Rumi'ye
Ki ol meclis-i alide
Dura kavşura elini
Çocukken haftalar bana asırdı;
Derken saat oldu,derken saniye...
İlk düşünce,beni yokluk ısırdı:
Sonum yokluk olsa bu varlık niye?
Yokluk,sen de yoksun,bir var bir yoksun!
İnsanoğlu kendi varından yoksun...
Gelsin beni yokluk akrebi soksun!
Bir zehir ki,hayat özü faniye...
Derken saat oldu,derken saniye...
İlk düşünce,beni yokluk ısırdı:
Sonum yokluk olsa bu varlık niye?
Yokluk,sen de yoksun,bir var bir yoksun!
İnsanoğlu kendi varından yoksun...
Gelsin beni yokluk akrebi soksun!
Bir zehir ki,hayat özü faniye...
"Zehirle pişmiş aşı yemeğe kimler gelir? "
Dilsizce, yalnız Allah demeye kimler gelir?
Dilsizce, yalnız Allah demeye kimler gelir?
Zer ü gevherle kılup zîver-i efser hâtem
Zîb ü zînetde geçer hem-ser-i Kayser hâtem
Nâm ile tutdı cihân mülkin olursa tân mı
Mâlik-i Câm-ı Cem ü tâc-ı Sikender hâtem
Meş’al-i mâhdur ol gevher-i şeb-tâb meger
Geçinür çenber-i gerdûn ile hem-ser hâtem
İdüp elmâsdan âyîne vü zerden şâne
Gösterür halka yine şîve-i duhter hâtem
Fass-ı pîrûze ne hoş yaraşur anda seyr it
Oldı bir tûtîye gûyâ kafes-i zer hâtem
Tâ ki bennâ-yı kader yapdı sa’âdet kasrın
Oldı ol tâk-ı felek-rif’ate manzar hâtem
Halkadur devr-i kadeh la’l şarâb-ı gül-gûn
Rind-i mey-hvâreye hoşdur tolu sâgar hâtem
Reşk-i la’1-i leb-i dildâr kurutmış kanın
N’ola ger böyle nahîf olsa vü lâgar hâtem
Cismine na’l kesüp farkına bir dâg urmış
Var ise sevdi meger yâr-ı sitemger hâtem
Vâdî-i ‘aşka düşüp taze cevân sevdi meger
Bükdi kaddin nitekim pîr-i mu’ammer hâtem
Hasret-i la’l-i leb-i yâr ile tahsîl itmiş
Ten-i lâgar kad-i çenber ruh-ı asfer hâtem
Nusha yazdursa ‘aceb olmaya bâdâm üzre
Teb-i hicrâna ‘ilâc eylemek ister hâtem
Tavk-ı zerrîn takınup yine kazıtmış kaşın
İhtiyâr eylemiş üslûb-ı kalender hâtem
Bu gülistânda yiter ‘ârife bir gül çünkim
Takmur farkına bir dâne gül-i ter hâtem
Beyza-i tâ’ir-i devletdür o dürr-i şehvâr
Âşiyân şeklini baglarsa n’ola ger hâtem
Göz kulag oldı ser-â-ser gözedür âfâkı
Bulalı kurb-i vezîr-i şeh-i kişver hâtem
Gözüñ üstinde kaşuñ var dimedi kimse dahı
İdeli hidmet-i Paşa-yı dil-âver hâtem
Kerem-i keff-i güher-pâş-ı ‘Alî Paşadan
Buldı zerrîn-kemer ü tâc-ı mücevher hâtem
Eli ihsân u ‘atâ mevcin urur deryâdur
Ne ‘aceb ger ola gark-ı zer ü zîver hâtem
Bahr-i eltâf-ı keremdür kef-i gevher-bahşı
N’ola gird-âb-sıfat olsa müdevver hâtem
Nice deryâ diyemem keff-i güher-rîzine kim
Anda gavvâs-sıfat buldı güherler hâtem
Var ise necm-i hidâyetdür o fass-ı rûşen
K’olur anuñla nice sâlike reh-ber hâtem
Burc-ı devletdür eli eylese peydâ ne ‘aceb
Hey’et-i mâh-ı nev ü sûret-i ahter hâtem
Dür-i sîr-âb ile gör gül-bün-i engüştinde
Jâle düşmiş gül-i nesrîne ne beñzer hâtem
Serverâ mûmlayup ism-i şerîfüñ saklar
Kâ’inâtı ne ‘aceb kılsa musahhar hâtem
Tavk-ı fermâne çeküp gerden-i teslîmlerin
Nice âzâdeleri eyledi çâker hâtem
Felek engüşterî-i kadrüne pîrûze nigiñ
Kapladı nâmuñ ile ‘âlemi yek-ser hâtem
Görinür nakş-ı nigîninde sevâd-ı mührüñ
Devletüñ barmagına mâh-ı münevver hâtem
Yazdı hoş âyet-i Nûn ve’1-Kalem engüştüñde
Ne midâd istedi ne hâme ne mıstar hâtem
Şeref-ı nâm-ı şerîfüñden olursa hâlî
Bulımaz ragbet-i halhâl-i kebûter hâtem31
Nâmuñ âfaka salar nefha-i ‘ûd u ‘anber
Meclis-i devletüñe olalı micmer hâtem
Zâr u ser-geşte-i tâs-ı gam idüp düşmenüñüñ
Pençe-i bahtın ider beste-i şeş-der hâtem
Dest-i kahruñdan eger sille tokınsa görinür
Dîde-i düşmenüñe halka-i ejder hâtem
Görür eltâfuñ ile maslahat-ı tîgı kalem
Bitürür kahruñ ile hidmet-i hançer hâtem
Var ise irdi der-i lutfuña şey’ lillâhe
K’eylemiş kâsesini pür-zer ü gevher hâtem
Feth-i bâb-ı keremi her ki kapuñdan bilmez
İhtiyâcı eline halka-i her der hâtem
Şol kadar irdi hedâyâ şeref-i medhüñle
Ki benân-ı kalemüm oldı ser-â-ser hâtem
Tuhfe-i bezmüñ içün bu gazel-i rengîni
Levh-i zerrîne yazup eylesün ezber hâtem
Eyleyüp ‘ayş-i hayâl-i leb-i dil-ber hâtem
Câm-ı zerrîn ile çeksün mey-i ahmer hâtem
Şekl-i hâl ü dehenüñ hâtem-i pîrûze nigîn
Dostum görmedüm agzuñ gibi hoşter hâtem
Gerçi nâzüklik ile agzın arar engüştüñ
Dimez ammâ dehenüñ sırrını gizler hâtem
Ten-i sad-pâre ki şekl-i kafes-i zergerdür
Dâglar dilde olupdur aña yir yir hâtem
Hasret-i la ‘l-i lebüñ bagrını pür-hûn itmiş
Dâg yakmaga komış gögsine ahker hâtem
Anda zehr ola vü tiryâk leb-i dil-berde
Dehen-i yâre kaçan ola ber-â-ber hâtem
Dehen-i teng-i dil-âvîzüñe beñzer bulsa
Hâl-i müşgîn ile ger hatt-ı mu’anber hâtem
Düşse âyînesine pertev-i nûr-ı haddüñ
Vire hûrşîd-i cihân-tâb gibi fer hâtem
Sînemüñ dâgı ile cism-i dü-tâ-yı zerdüm
Kıldı engüşt-i belâda beni bir zer hâtem
Sararup mihnet ile beñzi kızarmış çeşmi
Var ise baht-ı siyehkâruma aglar hâtem
La’l-i dildâr gibi ola mı handân yâkût
Dehen-i yâr gibi kanı suhanver hâtem
Bî- ‘ aded hâtem ile tapuna geldi Bâkî
Ki nice Rûm harâcını deger her hâtem
Koma ayakda bu masnû’ u murassa ‘ nazmı
Elde hoş yaraşur ey Âsaf-ı saf-der hâtem
Bulımaz dâ’iresin bu güher-i nâ-yâbuñ
İtmesün bir dahı bu devrde zerger hâtem
Hâtem-i nazma bu gün kimse bu hükmi viremez
Nice müfsidler ider gerçi müzevver hâtem
Bedel olmaz buña zirâ ki senüñ nâmuñadur
Tutamaz mühr-i Süleymân yirin âher hâtem
Tâ bu eyvân-ı murassa’ kemer-i’ âlîde
Taka engüşt-i hilâle meh-i enver hâtem
Mesned-i sadr-ı vezâretde ser-efrâz olasın
Kıla teslîm şehenşâh-ı muzaffer hâtem
Mûmdur mülk-i cihân saña du’âm ol ki hemân
‘An-karîb eyleye Allâh müyesser hâtem
Zîb ü zînetde geçer hem-ser-i Kayser hâtem
Nâm ile tutdı cihân mülkin olursa tân mı
Mâlik-i Câm-ı Cem ü tâc-ı Sikender hâtem
Meş’al-i mâhdur ol gevher-i şeb-tâb meger
Geçinür çenber-i gerdûn ile hem-ser hâtem
İdüp elmâsdan âyîne vü zerden şâne
Gösterür halka yine şîve-i duhter hâtem
Fass-ı pîrûze ne hoş yaraşur anda seyr it
Oldı bir tûtîye gûyâ kafes-i zer hâtem
Tâ ki bennâ-yı kader yapdı sa’âdet kasrın
Oldı ol tâk-ı felek-rif’ate manzar hâtem
Halkadur devr-i kadeh la’l şarâb-ı gül-gûn
Rind-i mey-hvâreye hoşdur tolu sâgar hâtem
Reşk-i la’1-i leb-i dildâr kurutmış kanın
N’ola ger böyle nahîf olsa vü lâgar hâtem
Cismine na’l kesüp farkına bir dâg urmış
Var ise sevdi meger yâr-ı sitemger hâtem
Vâdî-i ‘aşka düşüp taze cevân sevdi meger
Bükdi kaddin nitekim pîr-i mu’ammer hâtem
Hasret-i la’l-i leb-i yâr ile tahsîl itmiş
Ten-i lâgar kad-i çenber ruh-ı asfer hâtem
Nusha yazdursa ‘aceb olmaya bâdâm üzre
Teb-i hicrâna ‘ilâc eylemek ister hâtem
Tavk-ı zerrîn takınup yine kazıtmış kaşın
İhtiyâr eylemiş üslûb-ı kalender hâtem
Bu gülistânda yiter ‘ârife bir gül çünkim
Takmur farkına bir dâne gül-i ter hâtem
Beyza-i tâ’ir-i devletdür o dürr-i şehvâr
Âşiyân şeklini baglarsa n’ola ger hâtem
Göz kulag oldı ser-â-ser gözedür âfâkı
Bulalı kurb-i vezîr-i şeh-i kişver hâtem
Gözüñ üstinde kaşuñ var dimedi kimse dahı
İdeli hidmet-i Paşa-yı dil-âver hâtem
Kerem-i keff-i güher-pâş-ı ‘Alî Paşadan
Buldı zerrîn-kemer ü tâc-ı mücevher hâtem
Eli ihsân u ‘atâ mevcin urur deryâdur
Ne ‘aceb ger ola gark-ı zer ü zîver hâtem
Bahr-i eltâf-ı keremdür kef-i gevher-bahşı
N’ola gird-âb-sıfat olsa müdevver hâtem
Nice deryâ diyemem keff-i güher-rîzine kim
Anda gavvâs-sıfat buldı güherler hâtem
Var ise necm-i hidâyetdür o fass-ı rûşen
K’olur anuñla nice sâlike reh-ber hâtem
Burc-ı devletdür eli eylese peydâ ne ‘aceb
Hey’et-i mâh-ı nev ü sûret-i ahter hâtem
Dür-i sîr-âb ile gör gül-bün-i engüştinde
Jâle düşmiş gül-i nesrîne ne beñzer hâtem
Serverâ mûmlayup ism-i şerîfüñ saklar
Kâ’inâtı ne ‘aceb kılsa musahhar hâtem
Tavk-ı fermâne çeküp gerden-i teslîmlerin
Nice âzâdeleri eyledi çâker hâtem
Felek engüşterî-i kadrüne pîrûze nigiñ
Kapladı nâmuñ ile ‘âlemi yek-ser hâtem
Görinür nakş-ı nigîninde sevâd-ı mührüñ
Devletüñ barmagına mâh-ı münevver hâtem
Yazdı hoş âyet-i Nûn ve’1-Kalem engüştüñde
Ne midâd istedi ne hâme ne mıstar hâtem
Şeref-ı nâm-ı şerîfüñden olursa hâlî
Bulımaz ragbet-i halhâl-i kebûter hâtem31
Nâmuñ âfaka salar nefha-i ‘ûd u ‘anber
Meclis-i devletüñe olalı micmer hâtem
Zâr u ser-geşte-i tâs-ı gam idüp düşmenüñüñ
Pençe-i bahtın ider beste-i şeş-der hâtem
Dest-i kahruñdan eger sille tokınsa görinür
Dîde-i düşmenüñe halka-i ejder hâtem
Görür eltâfuñ ile maslahat-ı tîgı kalem
Bitürür kahruñ ile hidmet-i hançer hâtem
Var ise irdi der-i lutfuña şey’ lillâhe
K’eylemiş kâsesini pür-zer ü gevher hâtem
Feth-i bâb-ı keremi her ki kapuñdan bilmez
İhtiyâcı eline halka-i her der hâtem
Şol kadar irdi hedâyâ şeref-i medhüñle
Ki benân-ı kalemüm oldı ser-â-ser hâtem
Tuhfe-i bezmüñ içün bu gazel-i rengîni
Levh-i zerrîne yazup eylesün ezber hâtem
Eyleyüp ‘ayş-i hayâl-i leb-i dil-ber hâtem
Câm-ı zerrîn ile çeksün mey-i ahmer hâtem
Şekl-i hâl ü dehenüñ hâtem-i pîrûze nigîn
Dostum görmedüm agzuñ gibi hoşter hâtem
Gerçi nâzüklik ile agzın arar engüştüñ
Dimez ammâ dehenüñ sırrını gizler hâtem
Ten-i sad-pâre ki şekl-i kafes-i zergerdür
Dâglar dilde olupdur aña yir yir hâtem
Hasret-i la ‘l-i lebüñ bagrını pür-hûn itmiş
Dâg yakmaga komış gögsine ahker hâtem
Anda zehr ola vü tiryâk leb-i dil-berde
Dehen-i yâre kaçan ola ber-â-ber hâtem
Dehen-i teng-i dil-âvîzüñe beñzer bulsa
Hâl-i müşgîn ile ger hatt-ı mu’anber hâtem
Düşse âyînesine pertev-i nûr-ı haddüñ
Vire hûrşîd-i cihân-tâb gibi fer hâtem
Sînemüñ dâgı ile cism-i dü-tâ-yı zerdüm
Kıldı engüşt-i belâda beni bir zer hâtem
Sararup mihnet ile beñzi kızarmış çeşmi
Var ise baht-ı siyehkâruma aglar hâtem
La’l-i dildâr gibi ola mı handân yâkût
Dehen-i yâr gibi kanı suhanver hâtem
Bî- ‘ aded hâtem ile tapuna geldi Bâkî
Ki nice Rûm harâcını deger her hâtem
Koma ayakda bu masnû’ u murassa ‘ nazmı
Elde hoş yaraşur ey Âsaf-ı saf-der hâtem
Bulımaz dâ’iresin bu güher-i nâ-yâbuñ
İtmesün bir dahı bu devrde zerger hâtem
Hâtem-i nazma bu gün kimse bu hükmi viremez
Nice müfsidler ider gerçi müzevver hâtem
Bedel olmaz buña zirâ ki senüñ nâmuñadur
Tutamaz mühr-i Süleymân yirin âher hâtem
Tâ bu eyvân-ı murassa’ kemer-i’ âlîde
Taka engüşt-i hilâle meh-i enver hâtem
Mesned-i sadr-ı vezâretde ser-efrâz olasın
Kıla teslîm şehenşâh-ı muzaffer hâtem
Mûmdur mülk-i cihân saña du’âm ol ki hemân
‘An-karîb eyleye Allâh müyesser hâtem
Zevk-ı dünyâya mahabbet nice bir
Lezzet-i fâniye rağbet nice bir
Nice bir âdet ü bid'at nice bir
Nefs-i şirrîre itâ'at nice bir
Mâye-i ömrü izâ'at nice bir
Nice bir ömr-i azîz ola telef
K'olımaz cümle cihân ana halef
Cevheri yere urup alma hazef
Nefs-i şirrîre itâ'at nice bir
Mâye-i ömrü izâ'at nice bir
Ger Hüdâyî'den alırsan haberi
Veregör Hak yoluna cân ü seri
Kalmasın zenb-i vücûdun eseri
Nefs-i şirrîre itâ'at nice bir
Mâye-i ömrü izâ'at nice bir
Lezzet-i fâniye rağbet nice bir
Nice bir âdet ü bid'at nice bir
Nefs-i şirrîre itâ'at nice bir
Mâye-i ömrü izâ'at nice bir
Nice bir ömr-i azîz ola telef
K'olımaz cümle cihân ana halef
Cevheri yere urup alma hazef
Nefs-i şirrîre itâ'at nice bir
Mâye-i ömrü izâ'at nice bir
Ger Hüdâyî'den alırsan haberi
Veregör Hak yoluna cân ü seri
Kalmasın zenb-i vücûdun eseri
Nefs-i şirrîre itâ'at nice bir
Mâye-i ömrü izâ'at nice bir
(Adnan Menderesin İdamı Üzerine Üstad Bu Şiiri KalemeAlmıştır)
Zeybeğimi bir kaç kızan,vurdular
Çukurda üstüne taş doldurdular
Ya bir de kalkarsa diye kurdular
Zeybeğim Zeybeğim ne oldu sana
Allah deyip şöyle bir doğrulsana!
Zeybeğim kalkamaz dirilemez mi?
Odası mühürlü girilemez mi?
Şu ters akan sular çevrilemez mi?
Ne güne dek böyle gider bu devran
Zeybeğim bir sel ol bir çığ ol davran!
Kır at zincirlenmiş ufuk sahipsiz
Han kayıp hancı yok konuk sahipsiz
Baş köşede sırma koltuk sahipsiz
Kızanlar,dört yandan hep abandınız!
Zeybeğin kanına ekmek bandınız!
Bilemem susarak ölmek mi hüner?
Lisan çıldırıyor dil nasıl döner?
Ondan son iz uzak,uzak bir fener
Öldü mü? Çatlarım yine inanmam!
Diriye yanarım ölüye yanmam!
Zeybek kaybolduysa bunca kayıp ne?
Tesbihi dökülmüş aranır nine
Balonu yok ağlar çocuk haline
Zeybeğim; dünyayı aldın götürdün
Bir öldün beni de binbir öldürdün!
Beyni tırmık tırmık pençelere sor!
Mevsim niçin ölgün bahçelere sor!
Sor; çukuru nerde,serçelere sor!
Ağla,bir dinmeyen hasrete ağla
Zeybeksiz yolları gözetle ağla! ....
(1964)
Zeybeğimi bir kaç kızan,vurdular
Çukurda üstüne taş doldurdular
Ya bir de kalkarsa diye kurdular
Zeybeğim Zeybeğim ne oldu sana
Allah deyip şöyle bir doğrulsana!
Zeybeğim kalkamaz dirilemez mi?
Odası mühürlü girilemez mi?
Şu ters akan sular çevrilemez mi?
Ne güne dek böyle gider bu devran
Zeybeğim bir sel ol bir çığ ol davran!
Kır at zincirlenmiş ufuk sahipsiz
Han kayıp hancı yok konuk sahipsiz
Baş köşede sırma koltuk sahipsiz
Kızanlar,dört yandan hep abandınız!
Zeybeğin kanına ekmek bandınız!
Bilemem susarak ölmek mi hüner?
Lisan çıldırıyor dil nasıl döner?
Ondan son iz uzak,uzak bir fener
Öldü mü? Çatlarım yine inanmam!
Diriye yanarım ölüye yanmam!
Zeybek kaybolduysa bunca kayıp ne?
Tesbihi dökülmüş aranır nine
Balonu yok ağlar çocuk haline
Zeybeğim; dünyayı aldın götürdün
Bir öldün beni de binbir öldürdün!
Beyni tırmık tırmık pençelere sor!
Mevsim niçin ölgün bahçelere sor!
Sor; çukuru nerde,serçelere sor!
Ağla,bir dinmeyen hasrete ağla
Zeybeksiz yolları gözetle ağla! ....
(1964)
Gayr ile her dem nedür seyr-i gülistân etdüğün
Bezm urup halvet kılup yüz lutf u ihsan etdüğün
Ahd bünyâdın mürüvvetdür mi virân etdüğün
Kanı ey zâlim bizümle ahd u peymân etdüğün
Bezm urup halvet kılup yüz lutf u ihsan etdüğün
Ahd bünyâdın mürüvvetdür mi virân etdüğün
Kanı ey zâlim bizümle ahd u peymân etdüğün
İşte size söylüyorum
Toprağın yorulacağını
Fıratın ordusuyla kah cenge vardığını (kâh uykuya
varmıştır)
Zeynebin fakir göğsü cılız bacağı
Fırat cenge vardıkca kabarmış
Uykuya vardıkça kırılmıştır
- Zeynep çık kuyudan
- Ben çıkmam kuyudan
1
Kent kurmaya bir seher vakti
Dualar ederek seyirtiyor
Siyah yanaklı etleri barbar kabartılılar
Geliyorlar bulmaya insanları
Kan damarlarını bağlamaya kırnaplarla
Çün içlerini basıyor halklar
Yağma var içlerini basıyor halklar
Öykü böyle başlasın işte söylüyorum
Önce yeryüzünde yoktunuz - bir kadın ki
Rahminde boğmadı size annenizdir
Buluşunuz değildir anne - doğuranınızdır
(Anne boğmaz doğurur)
Nasıl ki doğdunuz ve buldunuz annenizdir..
... Ve nasıl geçti çocuğan süreleri
Erkeklik ve kadınlık gürlemeleri
Bir av gibi
Göğü mutlu bir nefes yapıp söyleyip
Muhabbetle ölürken
Yepyeni bir anne gerekli
En çalkantılı yönleriyle dünüm
Mağara hummasına tutulmuş
Gerçek mavi ırmağını
Durmayın düşünün
- Düşünün
Dağların sivri döşlü bir ceylan
Ormanın ve kara bahtlardan korkan
(Vuruken korkulsun vurulanın bahtından)
Bağırana öfkeli yürekler
Şehre yürüme devleri toplayan
(Dağlara gitmeli ağaçlara mağaralara ne zaman)
Düşünün yaylaları ağız'ları dürüst çiçekleri
Kırları hünerli hayvanları
insanı hür yatırıp hür kaldıran buğday hakikatını
- Düşünün zekanın doluluğunu - bir emanet olduğunu
- Kullanın çocukluğunuzu
Bombalığını
Cepane damlarını
Diri bedenlerdeki kadınlığı
Erkekliğin altın çağını
Ki ölüm bir doku konuğu
Gibi durmadan geldikce ve göründükce
2
Dağda genç kadın
Güneşe gömleğini açtı
İncecik tüylü kabarcıklı tenini
Kalın bir dudak gezindi ve güneş
Kentte genç erkek
Geceye gömleğini açtı
İnce zehirli morarmış etini
Kalın bir akrep gezindi ve loşluk
Dağda Zeynep kadın
Kuluncunda çıkan kızıl çıban gibi benzeri
Doğurdu bir çocuk
Köylüler ırmağı sıvazlar
Dururlar ay - buğday korosunda
- Ay karınca ad konmaz oğlana
Mehmet kente çağrılıp
Afsunlanıp burgaçla kurcalandıkca
Yüreğinde morarmış kan vurdukca
Köy kararı ad konmaz oğlana
Heyda heyda heheyda
Yaşamaklı başın nar gibi
Koy belini toprağa belin çatlasın
Sok gövdeni toprağa toprak çatlasın
Zeynep kadın genç kadın
Başı bir başka yönde
Durur kendi dilinde
- Mehmedim kekliğim
Katbekat giysilerimdir üstümde
Bir gün yağ kokarım bir gün bal
Daya Mehmedim daya dertbükülen bileğini dizime
ev çeviren dizime
yıldız güden dizime
Değildir hecin yüzüne yüzüme
Anla yüreğim bir çarpıntı bellemiş
Anla ne demeye bellemiş
Yorgun sığırlar
Geceyi oldurup
Çekip getiren koyunlar
Evi çevirsin korkuları çoğaltsın
Sofraya karşı bir beygir sureti vursun da
Çocuklar sofrada bir çıra gibi yansın da
Anla şu dağla bu dağın yanında
Anla hayatta
Bir gelip gelmemene yaslanmış
Karnım bir dik bayırın
Bir dibinde bir doruğunda
- Bu oğlan senden olan oğlan
Öteki oğlan senden olan oğlan
Şu kız kendi kendine doğdu babasız
Bir kez gel çocuk gözle sen
Bu gece çocuk düzenleme gecesi
Çocuklarla sofrada yanıp tutuşma gecesi
Yemeği dökeni somunu hırsla kapanı
Kardeşinin gözüne parmak atanı bağışlama gecesi
Susunca Zeynep
Dağdan kentten köyden kasabadan
Bir ışık bir sıcak bir karanlık
Bir çocuk yalvarışı bel burkulması
Bir erkek çaprazı adele kıvranışı
Bir zehir düşünce içine çabalasın
Cesur cesur eşyaya dökülürken kadınlık
Köpek evin damına süründükçe
İçeriye bir tüy ısısı uyku kaçıran sıcaklığı
Saldıkça ve Zeynep karnını avuçladıkça
Ve karnı değişip değişip
Bazen bir azık çıkını
Bir tiken çukuru
Bir bal kutusu titreşimleri saldıkça
Çocuk delirmiş gibi fırlar ananın sıcağından
Deşe deşe koşmak için dağdan kentin yollarına
Çocuk Kısık kaya dibinde çarpılır
Köpek çocukla haber salar köpek ırkına
- Durdurun gece hücumlarını
Artık aşk insan kalbine sığmıyor
Kentliler akrebi savuşturdular
Bağırıyorlar güneş - ışık korosunda
- Çocuk Mehmedin dinine bağlansın
Ay gördükçe öfkesi ağalansın
Aşka değdikçe gövdesi
Nar çiçeği gibi patlasın
Şerha şerha yarılsın
Kurtlarla ağız ağıza verip ağlasın
Sabahın çiğini tandır ateşinde dağlasın
Köye gelin geldikçe toprak duvarları baltalasın
Heheyda
Cazgır ve enli bedenler
Harman yerinde kütürdiye dursun
Kıvrılmış ürkek ve atılgan
Dağ gibi güneşe dursun
Terleyen ve soluyan bedenler arasında
(Damlarda seyre durmuş birbirine sokulan
Birbirine dirsek vuran köy kızlarına ait)
salkım salkım memeler
Dügündür sanıyorsun ey güvey
Bir gelin bulundu sana işaret edilenlerden oldun
Bugün bir cennet hüneri kazandın
Anan bacın kurban sana
Toprak damlardan bir kız aldın
Ona selalarla git
Onu besmeleyle değiştir
Düğün
ve işaret
Bir baş çemberiyle atılınca
kovalar birbirini genç kızlar
Her gece karınlarına bir düğüm çalan
ihtiyar kızlar kocamış oğlanlar
Ay koşar mızrak koşar
Söyleşir devrilir birbiri ardına
Er - kız korosu
- Er meydanından damdaki giysilerin içine
Er kazanlarından hız kazanlarına
İtişen bir şey oluyor
Künde ve dönüyor toprak evler
Durmadan çevriliyor damlar
Birbiri üstünden ve içinden geçiyor
Kız kadın ve çocuk yüzleri
İkinci üçüncü ve beşinci künde
Yani aynı anda sanki
Beş künde birden
Ki Zeynep
- Kız çocuk Zeynebin kaderinde kaynasın
Ve kentten köye yalvarış
- Biz bir insan yaylımı
Bir beşik hatası ekmek pazarlığı
Bir tarih kurbanı bir bilim yanılması
Köye inen aç kurtların
Tenekelerle ürkütülen çakalların akranı
Çöplerle delinen
Ceninlirinden bizler onarıldık
- Kentte kaykılan köy bebeleri
Büyüyüp de kenti bıçkın
Bir yürek ve lapa beyinlerle
Tüneklerde gece diplerinde
El yüz yıkanan park çeşmelerinde
Sabunsuz kör bıçakla sakal kazırlar
Bütün bir ekmekle koca bir gün savarlar
Köyden çıkınca kentte anlamsızdırlar
- Konuşup türkü söyleyip
Pilli radyo peyda etmeleri
Uzayıp rursun apartman kapılarına
Gazete tokmaklarına
Geceyi nakışlı yorganlarıyla
Sabaha aktaran köy bebeleri
Ey kalın ve kocamış bebeler
Başlarında boncuklu takkeler
Pazularında topraktan bekçilerle:
- Kız çocuk
Durmasın ağlasın
Bırak ağlasında durulsun
Zeynep kadın ey kadın
Yolun ayrı yolun ırak
Bir memendez bir yılan başı
Birinde bir güvercin yavrusu
- Nasıl ki duyulur yamacı
Suyun şırıltısı
Kız çocuk kapanır bakraçlarla toprağa
(Birin ikincisi
sal merhamet bulutlarını- kurut içimizdeki
öfke mayalanmalarını)
Görenler durdular kadınlık korosunda
- Zeynebin başı su çiçeği gibi döner
Ay çiçeği gibi döner
3
Zeynep kadın dereden yükselen
Haber dolu bir söğüt ağacını
Dallı güllü basmalarıyla karşıladı
yol başında. Tarlaların ve otların
arasında. Yel vurdukca söğüdün
dalına ve yaprağına
Ve Zeynebin karnında bir tabak açılıp kapandıkca
Ve köy isli bebeleriyle tepelerin
ardından koptukça
ve çeşmelerden derelerden su yerine
bebeler ve köpekler aktıkca
Zeynep iki elini bastırır kalçalarına
- Ruhumuzun kirlenmesi dolmadı mı
Gövdemizin kıvranması doymadı mı
Bir hınzır uyku bir şeklaban uyanıklık
Bir batında gecenin gündüzün kavranması
Bu nedir böyle gün mü günsüzlük mü
Hangisine kapıldık nerelere atıldık
-İşleyen demiri ve el tırpanlarını
Onlar ne etti nasıl hamle etti
Ruhum Kollarım Günahım sevabım
Ölçülerek tartılacağım
- Gecelerimi ağırlıyamaz oldum
Yürüyorum
Benimle adım atan bir şey var
Ben fakir gövdeli yumuşak etli bir Zeynebim
Bir köpeğin kanı yürüyor
Benim kanım yürüyor
Dişi köpeğin karnı bir anbar
Benim karnım bir anbar
Belim bedenimi besliyor arkadan destekliyor
İşte iz bıraka bıraka yürüyorum toprağı
Dağları bayırları
Bir köpek miyim ki benimle
Soluk alan bir şey var
Hep köpeğimiz var yanımda
Çocuklarla oynaşır durur
Ey Mehmet nerdesin
Bu köpek senin yerinde
- Yoksa bu köpek ben miyim
Bu köpek mi benim yerimde
- Ruhum kirlenmeden soluyun beni
Dinleyin içimle bir soluk verdiğimi
Duyarsanız ben olurum
Köpek kendi olur
Bana göre değil köpeğin aşkı
- Bizi ışığıyla vuracak şimşek nerede
Beni ben olarak ve köpeği kendi olarak
Uyuyan ama dik duran heykele ne olacak kim sarsacak
(- Uyuyan heykele ne oldu kim sarstı)
/ yer oynamış gibi kim sarstı /
Kılıç çekiyorsunuz ve uzuyor
Büyüyor ruhun görgüleri
- Sırtınızı köleniz sıvazladı
Siyah ve beyaz bilgileri sonsuz olan
Bir dağı bir dağdan ayıran
Yani bilen granit yataklarını
Ruhun içinden dünyaya doğru keşfe yönelen
Namaz vakitlerini aya ve boşluklara göre derleyen
Kölenize buyurdunuz bizi
Eğildik eteğini öptük
tırnağını ve avuç içlerini öptük
Efendim büyük efendim
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz
4
- Toprağı hazırlayınız çocuklarınıza
Ve çocuklarınızı ayar ediniz toprağa
Evi dik
Karnı tok
Kanı sağlam tutup
Göze savrulan toprağa
- Kadını hazırlayınız çocuklarınıza
Erkeği hazır ediniz onlara
Öyleki kadın
Günü saati dolunca doğurunca
Bin yılı birden doğursun
Sancısı bel ağrısı teri ve kanı
Zorlanan alnı şişen şakağı kadının
- Çocuğun yüceliğiyle avunsun
Gün gelecek
Mızrağın ucunda yeşil renk bir tülbent
Çemberli mermerin dibinde
Balık yiyen balık üreten iki tülbent eri
Balıklar ki harflerdirler
Ağrıyan başları sürtünüp kızışan derileriyle
Kızgın ve diklenen
Ürperen ve aklım geçiren güçleriyle
Yollara devlet resmi çiziliyor
Hayret ve varolma tıkandı
Hayret ve haya tıkandı
Hayret ve hayret ve hayret
İlk kez geriye dönmek gerekiyor
Dağları yokladınız mı dilsiz duranları
Bir de kulak kesilince
Dağ konuşur - Hayır konuşmaz mı
Sonsuza dek kalmaz Fırat bu mağarada
Tanrı elbet kanatlı halketmiştir toprağı da
Taşın kendisine mahsus bir sesi vardır
Nasıl ki kardeşim
Yelelerinden zor çekilen bir at gibi
Gözü en ilerde
Onurlu burnu kaya ve kılıcın çıkardığı kıvılcımlarla çevrili
Gövdesinde en ince sanat gelinleri
meseleli
endişeli
Koştukça hızlanan hızlandıkça hızlanan
En eski uygarlıklarda hak arayan
Gövdenin labirentlerinde
Cam gibi birden donan
Bütün bir gövde bir hayret
Bir şaşkınlık bir taaccüp gibi donan
Gelinleri ışığa uzayan bir at gibi
Aşk bir at gibi
Fetih bir at gibi
Minyatür bir taç gibi
Çağın ve içimizde balyoz gürültüleri
Toprağın yorulacağını
Fıratın ordusuyla kah cenge vardığını (kâh uykuya
varmıştır)
Zeynebin fakir göğsü cılız bacağı
Fırat cenge vardıkca kabarmış
Uykuya vardıkça kırılmıştır
- Zeynep çık kuyudan
- Ben çıkmam kuyudan
1
Kent kurmaya bir seher vakti
Dualar ederek seyirtiyor
Siyah yanaklı etleri barbar kabartılılar
Geliyorlar bulmaya insanları
Kan damarlarını bağlamaya kırnaplarla
Çün içlerini basıyor halklar
Yağma var içlerini basıyor halklar
Öykü böyle başlasın işte söylüyorum
Önce yeryüzünde yoktunuz - bir kadın ki
Rahminde boğmadı size annenizdir
Buluşunuz değildir anne - doğuranınızdır
(Anne boğmaz doğurur)
Nasıl ki doğdunuz ve buldunuz annenizdir..
... Ve nasıl geçti çocuğan süreleri
Erkeklik ve kadınlık gürlemeleri
Bir av gibi
Göğü mutlu bir nefes yapıp söyleyip
Muhabbetle ölürken
Yepyeni bir anne gerekli
En çalkantılı yönleriyle dünüm
Mağara hummasına tutulmuş
Gerçek mavi ırmağını
Durmayın düşünün
- Düşünün
Dağların sivri döşlü bir ceylan
Ormanın ve kara bahtlardan korkan
(Vuruken korkulsun vurulanın bahtından)
Bağırana öfkeli yürekler
Şehre yürüme devleri toplayan
(Dağlara gitmeli ağaçlara mağaralara ne zaman)
Düşünün yaylaları ağız'ları dürüst çiçekleri
Kırları hünerli hayvanları
insanı hür yatırıp hür kaldıran buğday hakikatını
- Düşünün zekanın doluluğunu - bir emanet olduğunu
- Kullanın çocukluğunuzu
Bombalığını
Cepane damlarını
Diri bedenlerdeki kadınlığı
Erkekliğin altın çağını
Ki ölüm bir doku konuğu
Gibi durmadan geldikce ve göründükce
2
Dağda genç kadın
Güneşe gömleğini açtı
İncecik tüylü kabarcıklı tenini
Kalın bir dudak gezindi ve güneş
Kentte genç erkek
Geceye gömleğini açtı
İnce zehirli morarmış etini
Kalın bir akrep gezindi ve loşluk
Dağda Zeynep kadın
Kuluncunda çıkan kızıl çıban gibi benzeri
Doğurdu bir çocuk
Köylüler ırmağı sıvazlar
Dururlar ay - buğday korosunda
- Ay karınca ad konmaz oğlana
Mehmet kente çağrılıp
Afsunlanıp burgaçla kurcalandıkca
Yüreğinde morarmış kan vurdukca
Köy kararı ad konmaz oğlana
Heyda heyda heheyda
Yaşamaklı başın nar gibi
Koy belini toprağa belin çatlasın
Sok gövdeni toprağa toprak çatlasın
Zeynep kadın genç kadın
Başı bir başka yönde
Durur kendi dilinde
- Mehmedim kekliğim
Katbekat giysilerimdir üstümde
Bir gün yağ kokarım bir gün bal
Daya Mehmedim daya dertbükülen bileğini dizime
ev çeviren dizime
yıldız güden dizime
Değildir hecin yüzüne yüzüme
Anla yüreğim bir çarpıntı bellemiş
Anla ne demeye bellemiş
Yorgun sığırlar
Geceyi oldurup
Çekip getiren koyunlar
Evi çevirsin korkuları çoğaltsın
Sofraya karşı bir beygir sureti vursun da
Çocuklar sofrada bir çıra gibi yansın da
Anla şu dağla bu dağın yanında
Anla hayatta
Bir gelip gelmemene yaslanmış
Karnım bir dik bayırın
Bir dibinde bir doruğunda
- Bu oğlan senden olan oğlan
Öteki oğlan senden olan oğlan
Şu kız kendi kendine doğdu babasız
Bir kez gel çocuk gözle sen
Bu gece çocuk düzenleme gecesi
Çocuklarla sofrada yanıp tutuşma gecesi
Yemeği dökeni somunu hırsla kapanı
Kardeşinin gözüne parmak atanı bağışlama gecesi
Susunca Zeynep
Dağdan kentten köyden kasabadan
Bir ışık bir sıcak bir karanlık
Bir çocuk yalvarışı bel burkulması
Bir erkek çaprazı adele kıvranışı
Bir zehir düşünce içine çabalasın
Cesur cesur eşyaya dökülürken kadınlık
Köpek evin damına süründükçe
İçeriye bir tüy ısısı uyku kaçıran sıcaklığı
Saldıkça ve Zeynep karnını avuçladıkça
Ve karnı değişip değişip
Bazen bir azık çıkını
Bir tiken çukuru
Bir bal kutusu titreşimleri saldıkça
Çocuk delirmiş gibi fırlar ananın sıcağından
Deşe deşe koşmak için dağdan kentin yollarına
Çocuk Kısık kaya dibinde çarpılır
Köpek çocukla haber salar köpek ırkına
- Durdurun gece hücumlarını
Artık aşk insan kalbine sığmıyor
Kentliler akrebi savuşturdular
Bağırıyorlar güneş - ışık korosunda
- Çocuk Mehmedin dinine bağlansın
Ay gördükçe öfkesi ağalansın
Aşka değdikçe gövdesi
Nar çiçeği gibi patlasın
Şerha şerha yarılsın
Kurtlarla ağız ağıza verip ağlasın
Sabahın çiğini tandır ateşinde dağlasın
Köye gelin geldikçe toprak duvarları baltalasın
Heheyda
Cazgır ve enli bedenler
Harman yerinde kütürdiye dursun
Kıvrılmış ürkek ve atılgan
Dağ gibi güneşe dursun
Terleyen ve soluyan bedenler arasında
(Damlarda seyre durmuş birbirine sokulan
Birbirine dirsek vuran köy kızlarına ait)
salkım salkım memeler
Dügündür sanıyorsun ey güvey
Bir gelin bulundu sana işaret edilenlerden oldun
Bugün bir cennet hüneri kazandın
Anan bacın kurban sana
Toprak damlardan bir kız aldın
Ona selalarla git
Onu besmeleyle değiştir
Düğün
ve işaret
Bir baş çemberiyle atılınca
kovalar birbirini genç kızlar
Her gece karınlarına bir düğüm çalan
ihtiyar kızlar kocamış oğlanlar
Ay koşar mızrak koşar
Söyleşir devrilir birbiri ardına
Er - kız korosu
- Er meydanından damdaki giysilerin içine
Er kazanlarından hız kazanlarına
İtişen bir şey oluyor
Künde ve dönüyor toprak evler
Durmadan çevriliyor damlar
Birbiri üstünden ve içinden geçiyor
Kız kadın ve çocuk yüzleri
İkinci üçüncü ve beşinci künde
Yani aynı anda sanki
Beş künde birden
Ki Zeynep
- Kız çocuk Zeynebin kaderinde kaynasın
Ve kentten köye yalvarış
- Biz bir insan yaylımı
Bir beşik hatası ekmek pazarlığı
Bir tarih kurbanı bir bilim yanılması
Köye inen aç kurtların
Tenekelerle ürkütülen çakalların akranı
Çöplerle delinen
Ceninlirinden bizler onarıldık
- Kentte kaykılan köy bebeleri
Büyüyüp de kenti bıçkın
Bir yürek ve lapa beyinlerle
Tüneklerde gece diplerinde
El yüz yıkanan park çeşmelerinde
Sabunsuz kör bıçakla sakal kazırlar
Bütün bir ekmekle koca bir gün savarlar
Köyden çıkınca kentte anlamsızdırlar
- Konuşup türkü söyleyip
Pilli radyo peyda etmeleri
Uzayıp rursun apartman kapılarına
Gazete tokmaklarına
Geceyi nakışlı yorganlarıyla
Sabaha aktaran köy bebeleri
Ey kalın ve kocamış bebeler
Başlarında boncuklu takkeler
Pazularında topraktan bekçilerle:
- Kız çocuk
Durmasın ağlasın
Bırak ağlasında durulsun
Zeynep kadın ey kadın
Yolun ayrı yolun ırak
Bir memendez bir yılan başı
Birinde bir güvercin yavrusu
- Nasıl ki duyulur yamacı
Suyun şırıltısı
Kız çocuk kapanır bakraçlarla toprağa
(Birin ikincisi
sal merhamet bulutlarını- kurut içimizdeki
öfke mayalanmalarını)
Görenler durdular kadınlık korosunda
- Zeynebin başı su çiçeği gibi döner
Ay çiçeği gibi döner
3
Zeynep kadın dereden yükselen
Haber dolu bir söğüt ağacını
Dallı güllü basmalarıyla karşıladı
yol başında. Tarlaların ve otların
arasında. Yel vurdukca söğüdün
dalına ve yaprağına
Ve Zeynebin karnında bir tabak açılıp kapandıkca
Ve köy isli bebeleriyle tepelerin
ardından koptukça
ve çeşmelerden derelerden su yerine
bebeler ve köpekler aktıkca
Zeynep iki elini bastırır kalçalarına
- Ruhumuzun kirlenmesi dolmadı mı
Gövdemizin kıvranması doymadı mı
Bir hınzır uyku bir şeklaban uyanıklık
Bir batında gecenin gündüzün kavranması
Bu nedir böyle gün mü günsüzlük mü
Hangisine kapıldık nerelere atıldık
-İşleyen demiri ve el tırpanlarını
Onlar ne etti nasıl hamle etti
Ruhum Kollarım Günahım sevabım
Ölçülerek tartılacağım
- Gecelerimi ağırlıyamaz oldum
Yürüyorum
Benimle adım atan bir şey var
Ben fakir gövdeli yumuşak etli bir Zeynebim
Bir köpeğin kanı yürüyor
Benim kanım yürüyor
Dişi köpeğin karnı bir anbar
Benim karnım bir anbar
Belim bedenimi besliyor arkadan destekliyor
İşte iz bıraka bıraka yürüyorum toprağı
Dağları bayırları
Bir köpek miyim ki benimle
Soluk alan bir şey var
Hep köpeğimiz var yanımda
Çocuklarla oynaşır durur
Ey Mehmet nerdesin
Bu köpek senin yerinde
- Yoksa bu köpek ben miyim
Bu köpek mi benim yerimde
- Ruhum kirlenmeden soluyun beni
Dinleyin içimle bir soluk verdiğimi
Duyarsanız ben olurum
Köpek kendi olur
Bana göre değil köpeğin aşkı
- Bizi ışığıyla vuracak şimşek nerede
Beni ben olarak ve köpeği kendi olarak
Uyuyan ama dik duran heykele ne olacak kim sarsacak
(- Uyuyan heykele ne oldu kim sarstı)
/ yer oynamış gibi kim sarstı /
Kılıç çekiyorsunuz ve uzuyor
Büyüyor ruhun görgüleri
- Sırtınızı köleniz sıvazladı
Siyah ve beyaz bilgileri sonsuz olan
Bir dağı bir dağdan ayıran
Yani bilen granit yataklarını
Ruhun içinden dünyaya doğru keşfe yönelen
Namaz vakitlerini aya ve boşluklara göre derleyen
Kölenize buyurdunuz bizi
Eğildik eteğini öptük
tırnağını ve avuç içlerini öptük
Efendim büyük efendim
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz
4
- Toprağı hazırlayınız çocuklarınıza
Ve çocuklarınızı ayar ediniz toprağa
Evi dik
Karnı tok
Kanı sağlam tutup
Göze savrulan toprağa
- Kadını hazırlayınız çocuklarınıza
Erkeği hazır ediniz onlara
Öyleki kadın
Günü saati dolunca doğurunca
Bin yılı birden doğursun
Sancısı bel ağrısı teri ve kanı
Zorlanan alnı şişen şakağı kadının
- Çocuğun yüceliğiyle avunsun
Gün gelecek
Mızrağın ucunda yeşil renk bir tülbent
Çemberli mermerin dibinde
Balık yiyen balık üreten iki tülbent eri
Balıklar ki harflerdirler
Ağrıyan başları sürtünüp kızışan derileriyle
Kızgın ve diklenen
Ürperen ve aklım geçiren güçleriyle
Yollara devlet resmi çiziliyor
Hayret ve varolma tıkandı
Hayret ve haya tıkandı
Hayret ve hayret ve hayret
İlk kez geriye dönmek gerekiyor
Dağları yokladınız mı dilsiz duranları
Bir de kulak kesilince
Dağ konuşur - Hayır konuşmaz mı
Sonsuza dek kalmaz Fırat bu mağarada
Tanrı elbet kanatlı halketmiştir toprağı da
Taşın kendisine mahsus bir sesi vardır
Nasıl ki kardeşim
Yelelerinden zor çekilen bir at gibi
Gözü en ilerde
Onurlu burnu kaya ve kılıcın çıkardığı kıvılcımlarla çevrili
Gövdesinde en ince sanat gelinleri
meseleli
endişeli
Koştukça hızlanan hızlandıkça hızlanan
En eski uygarlıklarda hak arayan
Gövdenin labirentlerinde
Cam gibi birden donan
Bütün bir gövde bir hayret
Bir şaşkınlık bir taaccüp gibi donan
Gelinleri ışığa uzayan bir at gibi
Aşk bir at gibi
Fetih bir at gibi
Minyatür bir taç gibi
Çağın ve içimizde balyoz gürültüleri
Birazcık su ve kepek, şu kuduz nefse kifaf;
Dünyada varsa söyle, sabaha çıkan zifaf! ..
Dünyada varsa söyle, sabaha çıkan zifaf! ..
Göğe çıkanlar vardı zikirden kanatlarla
Şimdi de çıkanlar var betonarme katlarla...
Şimdi de çıkanlar var betonarme katlarla...
Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!
Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.
Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.
Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
(1961)
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!
Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.
Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.
Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
(1961)
Zıtlar arası ahenk, af ve günah yarışta;
Bütün zıtlar kavgada bütün zıtlar barışta....
Bütün zıtlar kavgada bütün zıtlar barışta....
Zülf-i pür-ham çün ruhuñ üzre perişân-hâl olur
Kendüsin cem’ idemez ol nice mâh u sâl olur
Tâb-ı zülfüñle göñül kıldukça âh-ı âteşîn
Dûd-ı dil cevlân ider tâvûs-ı zerrîn-bâl olur
Fark-ı serde şekl-i şemşîrüñ yiter perr-i küleng
Bâ-vücûd ol dem ki hûn-ı zahmum içre âl olur
Añma ‘aşk abdâlınuñ râzın helâk eyler seni
Bunlaruñ esrârı ey zâhid katı kattâl olur
Serde ey Bâkî gam-ı zülf-i hümâyûn-fâl var
Sâye-i baht u sa’âdet mâye-i ikbâl olur
Kendüsin cem’ idemez ol nice mâh u sâl olur
Tâb-ı zülfüñle göñül kıldukça âh-ı âteşîn
Dûd-ı dil cevlân ider tâvûs-ı zerrîn-bâl olur
Fark-ı serde şekl-i şemşîrüñ yiter perr-i küleng
Bâ-vücûd ol dem ki hûn-ı zahmum içre âl olur
Añma ‘aşk abdâlınuñ râzın helâk eyler seni
Bunlaruñ esrârı ey zâhid katı kattâl olur
Serde ey Bâkî gam-ı zülf-i hümâyûn-fâl var
Sâye-i baht u sa’âdet mâye-i ikbâl olur
Zülf-i siyâhı sâye-i perr-i Hümâ imiş
İklim-i hüsne anın içün pâdişâ imiş
Bir secde ile kıldı ruh-i âftâbı zer
Hak-i cenâb-ı dost aceb kîmyâ imiş
Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş
Görmez cihânı gözlerimiz yârı görmese
Mir'ât-ı hüsni var ise âlem-nümâ imiş
Zülfün esîri Bâkî-i bîçâre dostum
Bir mübtelâ-yı bend-i kemend-i belâ imiş
(13-01-2001)
İklim-i hüsne anın içün pâdişâ imiş
Bir secde ile kıldı ruh-i âftâbı zer
Hak-i cenâb-ı dost aceb kîmyâ imiş
Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş
Görmez cihânı gözlerimiz yârı görmese
Mir'ât-ı hüsni var ise âlem-nümâ imiş
Zülfün esîri Bâkî-i bîçâre dostum
Bir mübtelâ-yı bend-i kemend-i belâ imiş
(13-01-2001)
Zülfü kimi ayağın koymaz öpem nigârum
Yohdur anun yanında bir kılca i'tibârum
İnsâf hoşdur ey ışk ancak meni zebûn et
Ha böyle mihnet ile geçsün mi rûzigârum
Bildi temâm-ı âlem kim derd-mend-i ışkam
Yâ Râb henûz hâlüm bilmez mi ola yârum
Vaslundan ayru n'ola kanun tökelse gül gül
Men gül-bün-i belâyem bu fasldur bahârum
Tasvîr eden vücûdum yazmış elümde sâğar
Ref' olmağa bu sûret yoh elde ihtiyârum
Dûr istemen zemânı mey neş'esin başumdan
Toprağ olanda yâ Râb dürd-i mey et gubârum
Rusvâlarından ol meh saymaz meni Fuzûlî
Dîvâne olmayum mı dünyâda yoh mu ârum
Yohdur anun yanında bir kılca i'tibârum
İnsâf hoşdur ey ışk ancak meni zebûn et
Ha böyle mihnet ile geçsün mi rûzigârum
Bildi temâm-ı âlem kim derd-mend-i ışkam
Yâ Râb henûz hâlüm bilmez mi ola yârum
Vaslundan ayru n'ola kanun tökelse gül gül
Men gül-bün-i belâyem bu fasldur bahârum
Tasvîr eden vücûdum yazmış elümde sâğar
Ref' olmağa bu sûret yoh elde ihtiyârum
Dûr istemen zemânı mey neş'esin başumdan
Toprağ olanda yâ Râb dürd-i mey et gubârum
Rusvâlarından ol meh saymaz meni Fuzûlî
Dîvâne olmayum mı dünyâda yoh mu ârum
Zülfüñ ki târ-ı eşk-i firâvâne sarmaşur
Sünbüldür ol ki rişte-i bârâne sarmaşur
Hoş geldüñ ey nesîm-i sabâ merhabâ diyü
Bâd-ı bahâra turra-i cânâne sarmaşur
Göñlin o zülfe beste kılan cân-ı nâ-tevân
Ol riştedür ki deste-i reyhâne sarmaşur
Zülfüñ gamını vasf idemez bî-hüşân-ı ‘aşk
Mânend-i şâne dilleri mestâne sarmaşur
Meydân-ı ‘aşk içinde ölümden kaçan kaçar
Dîvâne dil ki merg ile hasmâne sarmaşur
Âhum yili çıkardı sipihri hevâlara
Mânend-i gird-bâd ki ‘ummâne sarmaşur
Ol kâmet üzre zülf-i semen-bûya beñzedi
Şol yâsemen ki serv-i hırâmâne sarmaşur
Pehlûya çekse tîguñi Bâkî safâ bulur
San sâde-rûy dil-ber-i ‘uryâne sarmaşur
Sünbüldür ol ki rişte-i bârâne sarmaşur
Hoş geldüñ ey nesîm-i sabâ merhabâ diyü
Bâd-ı bahâra turra-i cânâne sarmaşur
Göñlin o zülfe beste kılan cân-ı nâ-tevân
Ol riştedür ki deste-i reyhâne sarmaşur
Zülfüñ gamını vasf idemez bî-hüşân-ı ‘aşk
Mânend-i şâne dilleri mestâne sarmaşur
Meydân-ı ‘aşk içinde ölümden kaçan kaçar
Dîvâne dil ki merg ile hasmâne sarmaşur
Âhum yili çıkardı sipihri hevâlara
Mânend-i gird-bâd ki ‘ummâne sarmaşur
Ol kâmet üzre zülf-i semen-bûya beñzedi
Şol yâsemen ki serv-i hırâmâne sarmaşur
Pehlûya çekse tîguñi Bâkî safâ bulur
San sâde-rûy dil-ber-i ‘uryâne sarmaşur
Zulmet konağın geçe gör
Envâr-ı zikru'llâh ile
Âb-ı hayâtı içe gör
Enhâr-ı zikru'llâh ile
Ağyârı sürmek kasdın et
Maksûda ermek kasdın et
Mahbûbu görmek kasdın et
Her bâr-ı zikru'llâh ile
Derdin devâya erişe
Kalbin safâya erişe
Lutf u atâya erişe
İsâr-ı zikru'llâh ile
Gâlib olup zikr-i Hudâ
Gitsin nazardan mâsivâ
Ratbü'l-lisân ol dâ’imâ
Güftâr-ı zikru'llâh ile
Sâdık ola ger aşk eri
Olur hakîkat mazharı
Nusret bulur dîn askeri
Serdâr-ı zikru'llâh ile
Zikr ile mezkûra eriş
Geç Hûriden nûr'a eriş
Bir kenz-i mestûra eriş
İzhâr-i zikru'llâh ile
Kim ki ola sıdk ile kul
Mevlâ'sını unutmaz ol
Bulur Hüdâyî Hakk'a yol
İksâr-ı zikru'llâh ile
Envâr-ı zikru'llâh ile
Âb-ı hayâtı içe gör
Enhâr-ı zikru'llâh ile
Ağyârı sürmek kasdın et
Maksûda ermek kasdın et
Mahbûbu görmek kasdın et
Her bâr-ı zikru'llâh ile
Derdin devâya erişe
Kalbin safâya erişe
Lutf u atâya erişe
İsâr-ı zikru'llâh ile
Gâlib olup zikr-i Hudâ
Gitsin nazardan mâsivâ
Ratbü'l-lisân ol dâ’imâ
Güftâr-ı zikru'llâh ile
Sâdık ola ger aşk eri
Olur hakîkat mazharı
Nusret bulur dîn askeri
Serdâr-ı zikru'llâh ile
Zikr ile mezkûra eriş
Geç Hûriden nûr'a eriş
Bir kenz-i mestûra eriş
İzhâr-i zikru'llâh ile
Kim ki ola sıdk ile kul
Mevlâ'sını unutmaz ol
Bulur Hüdâyî Hakk'a yol
İksâr-ı zikru'llâh ile
Zulmet-i şirk ü hevâyı def' içün
Nûr-ı pâk-i Mustafâ ola şefî'
Aradan cümle hicâbı ref' içün
Nûr-ı pâk-i Mustafâ ola şefî'
Âleme rahmet şefâ'at kânıdır
Lî-ma'a’llah kasrının mihmânıdır
Âşık-ı dil-bestenin dermânıdır
Nûr-ı pâk-i Mustafâ ola şefî'
Mustafâ'dır hâdî-i ehl-i yakîn
Müstafâ'dır şâdî-i kalb-i hazîn
Oldurur çün kim Şefî'ü'l-müznibîn
Nûr-i pâk-i Mustafâ ola şefî'
Nûr-ı pâk-i Mustafâ ola şefî'
Aradan cümle hicâbı ref' içün
Nûr-ı pâk-i Mustafâ ola şefî'
Âleme rahmet şefâ'at kânıdır
Lî-ma'a’llah kasrının mihmânıdır
Âşık-ı dil-bestenin dermânıdır
Nûr-ı pâk-i Mustafâ ola şefî'
Mustafâ'dır hâdî-i ehl-i yakîn
Müstafâ'dır şâdî-i kalb-i hazîn
Oldurur çün kim Şefî'ü'l-müznibîn
Nûr-i pâk-i Mustafâ ola şefî'
Â
Âb-ı hayât-ı la’lüñe ser-çeşme-i cân teşnedür
Sun cür’a-i câm-ı lebüñ kim Âb-ı hayvân teşnedür
Cân la’lin eyler ârzû yâr içmek ister kanumı
Yâ Rab ne vâdîdür bu kim cân teşne cânân teşnedür
Âb-ı zülâl-i vasluña muhtâc tenhâ dil degül
Hâk üzre kalmış huşk-leb deryâ-yı ‘ummân teşnedür
Bezm-i gamında cân u dil yandı yakıldı sâkıyâ
Depret elüñ sür ayagı meclisde yârân teşnedür
Cânâ zülâl-i vasluñı agyâr umar ‘uşşâk umar
Âb-ı sehâb-ı rahmete kâfir müselmân teşnedür
Giryân o Leylîveş n’ola sahrâya salsa Bâkîyi
Mecnûnuñ âb-ı çeşmine hâk-i beyâbân teşnedür
Sun cür’a-i câm-ı lebüñ kim Âb-ı hayvân teşnedür
Cân la’lin eyler ârzû yâr içmek ister kanumı
Yâ Rab ne vâdîdür bu kim cân teşne cânân teşnedür
Âb-ı zülâl-i vasluña muhtâc tenhâ dil degül
Hâk üzre kalmış huşk-leb deryâ-yı ‘ummân teşnedür
Bezm-i gamında cân u dil yandı yakıldı sâkıyâ
Depret elüñ sür ayagı meclisde yârân teşnedür
Cânâ zülâl-i vasluñı agyâr umar ‘uşşâk umar
Âb-ı sehâb-ı rahmete kâfir müselmân teşnedür
Giryân o Leylîveş n’ola sahrâya salsa Bâkîyi
Mecnûnuñ âb-ı çeşmine hâk-i beyâbân teşnedür
Âfiyetler câm-ı aşkı nûş eden âşıklara
Vuslat-ı ma'şûk erzânîdir ol sâdıklara
Terk edip en'iyyeti nefy eyle isneyniyyeti
Vahdet-i zâtiyyedir lâyık olan fâyıklara
Hîç berâber ola mı a'mâ ulü'l-ebsâr ile
Kande benzer gaflet ehli kalbi uyanıklara
Sâlike fazlınla dâ'im eyle tevfîkin refîk
Sen inâyet eyle yâ Rab vaslına lâyıklara
Enbiyâ vü evliyâ lutfunla olmuş sâbikûn
Sen Hüdâyî kulunu zamm eyle ol sâbıklara
Rahmetin sebkıle bulmuşdur kemâli sâbikûn
Bu Hüdayi bendeni ilhâk et ol sâbıklara
Vuslat-ı ma'şûk erzânîdir ol sâdıklara
Terk edip en'iyyeti nefy eyle isneyniyyeti
Vahdet-i zâtiyyedir lâyık olan fâyıklara
Hîç berâber ola mı a'mâ ulü'l-ebsâr ile
Kande benzer gaflet ehli kalbi uyanıklara
Sâlike fazlınla dâ'im eyle tevfîkin refîk
Sen inâyet eyle yâ Rab vaslına lâyıklara
Enbiyâ vü evliyâ lutfunla olmuş sâbikûn
Sen Hüdâyî kulunu zamm eyle ol sâbıklara
Rahmetin sebkıle bulmuşdur kemâli sâbikûn
Bu Hüdayi bendeni ilhâk et ol sâbıklara
Âkil isen hayra sa'y et dâ'imâ
Leyse li'l-insâni illâ mâ se'â
Hak yolunda çalışırsa bir kişi
Ânı zâyi' eylemez Kâdir Hudâ
Ekber-i a'mâl zikru'llâhdır
Âkil isen ana sa'y et dâ'imâ
Zâkiri zikr eyler ol Rabb-ı Kerîm
Zâkir olsun isteyen Hak'dan atâ
Sıdk ile gûş et Hüdâyî'nin sözün
Bulmak istersen eğer râh-ı hüdâ
Leyse li'l-insâni illâ mâ se'â
Hak yolunda çalışırsa bir kişi
Ânı zâyi' eylemez Kâdir Hudâ
Ekber-i a'mâl zikru'llâhdır
Âkil isen ana sa'y et dâ'imâ
Zâkiri zikr eyler ol Rabb-ı Kerîm
Zâkir olsun isteyen Hak'dan atâ
Sıdk ile gûş et Hüdâyî'nin sözün
Bulmak istersen eğer râh-ı hüdâ
Âlem-i vahdetde ey sâkî bizi mest-i Elest
İtdi ikrâr-ı safâ mey-hânesinde şöyle mest
Nice Câm-ı Cem nice mir’ât-ı İskender dilâ
Dest-i mihnetden cefâ taşıyla bulmışdur şikest
Sûret-i esnâmdan döndi saña itdi sücûd
Râhib-i deyri cemâlüñ eyledi Yezdân-perest
Rüstem-i Zâlüñ tutışdum pençesin burdum idi
Kodı el arkası didi dest ber-bâlâ-yı dest
Bâkıyâ ser-nahl-bend-i gül-şen-i ebyâtsın
Eyledi nazm-ı bülendüñ hâsılı Selmânı pest
İtdi ikrâr-ı safâ mey-hânesinde şöyle mest
Nice Câm-ı Cem nice mir’ât-ı İskender dilâ
Dest-i mihnetden cefâ taşıyla bulmışdur şikest
Sûret-i esnâmdan döndi saña itdi sücûd
Râhib-i deyri cemâlüñ eyledi Yezdân-perest
Rüstem-i Zâlüñ tutışdum pençesin burdum idi
Kodı el arkası didi dest ber-bâlâ-yı dest
Bâkıyâ ser-nahl-bend-i gül-şen-i ebyâtsın
Eyledi nazm-ı bülendüñ hâsılı Selmânı pest
Âlemlerin sultânı
Meded senden meded hay
Derdlilerin dermânı
Meded senden meded hay
Mukârîn olan keme
Yaramaz eme seme
Nefsime ısmarlama
Meded senden meded hay
Lutfun keremin çokdur
Dâ'im kapın açıkdır
Fazlına gâyet yokdur
Meded senden meded hay
Görüp gözleyen sensin
Murâdlar veren sensin
Sana irgüren sensin
Meded senden meded hay
Meded senden meded hay
Derdlilerin dermânı
Meded senden meded hay
Mukârîn olan keme
Yaramaz eme seme
Nefsime ısmarlama
Meded senden meded hay
Lutfun keremin çokdur
Dâ'im kapın açıkdır
Fazlına gâyet yokdur
Meded senden meded hay
Görüp gözleyen sensin
Murâdlar veren sensin
Sana irgüren sensin
Meded senden meded hay
Ârif ol âyîne-i insâna bak
Anda aks-i Hazret-i Rahmân'a bak
Ko harâbât ehlinin vîrânlığın
Anda mevdu' kenz-i bî-pâyâna bak
Sûretinde Âdemi halk eyleyen
Şibh ü misli olmayan sultân'a bak
Semme vechu'llâh'ı fehm etdinse ger
Şeş cihetden bî-cihet cânân'a bak
Keşf olunca sırr-ı tahbîb-i Habîb
Terk-i Gılmân et yeter Vildân'a bak
Firkat ehline yeter kıldın nazar
Aç gözün vâsıl olan yârâna bak
Geç Hüdâyî sûreti ma'nâyı gör
Katreyi ko lücce-i ummâna bak
Anda aks-i Hazret-i Rahmân'a bak
Ko harâbât ehlinin vîrânlığın
Anda mevdu' kenz-i bî-pâyâna bak
Sûretinde Âdemi halk eyleyen
Şibh ü misli olmayan sultân'a bak
Semme vechu'llâh'ı fehm etdinse ger
Şeş cihetden bî-cihet cânân'a bak
Keşf olunca sırr-ı tahbîb-i Habîb
Terk-i Gılmân et yeter Vildân'a bak
Firkat ehline yeter kıldın nazar
Aç gözün vâsıl olan yârâna bak
Geç Hüdâyî sûreti ma'nâyı gör
Katreyi ko lücce-i ummâna bak
Ârif ol ma'nî yüzüne bakagör
Hakk'ı Hakk ile şuhûd et ey gönül
Kim ne vermiş enfüs ü âfâka gör
Hakk'ı Hakk ile şuhûd et ey gönül
Zâhirin gütsün şerîat hâlini
Nefse icrâ et tarîkat hâlini
Bilmek istersen hakîkat hâlini
Hakk'ı Hakk ile şuhûd et ey gönül
Kalma sûretde sıfâta himmet et
Ermeğe bakî hayâta himmet et
Ey Hüdâyî nûr-ı zâta himmet et
Hakk'ı Hakk ile şuhûd et ey gönül
Hakk'ı Hakk ile şuhûd et ey gönül
Kim ne vermiş enfüs ü âfâka gör
Hakk'ı Hakk ile şuhûd et ey gönül
Zâhirin gütsün şerîat hâlini
Nefse icrâ et tarîkat hâlini
Bilmek istersen hakîkat hâlini
Hakk'ı Hakk ile şuhûd et ey gönül
Kalma sûretde sıfâta himmet et
Ermeğe bakî hayâta himmet et
Ey Hüdâyî nûr-ı zâta himmet et
Hakk'ı Hakk ile şuhûd et ey gönül
‘Ârızuñ âb-ı nâbdur gûyâ
Zekanuñ bir habâbdur gûyâ
Dilde envâr-ı mihr-i ruhsâruñ
Âbda mâh-tâbdur gûyâ
Nakş-ı hüsn-i hatuñla safha-i dil
Bir musavver kitâbdur gûyâ
Bezm-i gamda dü çeşm-i pür-hûnum
İki şîşe şarâbdur gûyâ
Tutdı mihri cihânı ol mâhuñ
Pertev-i âfitâbdur gûyâ
Bâkıyâ hâl-i ‘anberîni anuñ
Nâfe-i müşg-i nâbdur gûyâ
Zekanuñ bir habâbdur gûyâ
Dilde envâr-ı mihr-i ruhsâruñ
Âbda mâh-tâbdur gûyâ
Nakş-ı hüsn-i hatuñla safha-i dil
Bir musavver kitâbdur gûyâ
Bezm-i gamda dü çeşm-i pür-hûnum
İki şîşe şarâbdur gûyâ
Tutdı mihri cihânı ol mâhuñ
Pertev-i âfitâbdur gûyâ
Bâkıyâ hâl-i ‘anberîni anuñ
Nâfe-i müşg-i nâbdur gûyâ
‘Ârızuñ hûrşîd-i ‘âlem-tâb mâhiyyetlüdür
Anuñ içün hüsnüñüñ bâzârı germiyyetlüdür
Câme-i dîbâ ile hûrşîd zîbâlanmasun
Şimdi andan hil’at-i hüsnüñ senüñ şöhretlüdür
Sen tarâvet bâgınuñ bir gonca-i handânısın
Jâle düşmiş tâze gül bir aglamış sûretlüdür
Hançer-i cânân ecel câmına turmaz su katar
Yolına cân virmek anuñ şol kadar lezzetlüdür
Yeñmez âb-ı çeşme-i çeşmüm dökinse lezzetin
Şehd-i şîrîn-i mahabbet şol kadar kuvvetlüdür
Gerçi kim ol gamzeler nâzük geçerler nâzda
Lîkin anlardan hilâl ebrûlaruñ dikkatlüdür
Kimyâdur Bâkıyâ hâk-i cenâb-ı mey-fürûş
Âsitânı hidmetinden kaçma bir devletlüdür
Anuñ içün hüsnüñüñ bâzârı germiyyetlüdür
Câme-i dîbâ ile hûrşîd zîbâlanmasun
Şimdi andan hil’at-i hüsnüñ senüñ şöhretlüdür
Sen tarâvet bâgınuñ bir gonca-i handânısın
Jâle düşmiş tâze gül bir aglamış sûretlüdür
Hançer-i cânân ecel câmına turmaz su katar
Yolına cân virmek anuñ şol kadar lezzetlüdür
Yeñmez âb-ı çeşme-i çeşmüm dökinse lezzetin
Şehd-i şîrîn-i mahabbet şol kadar kuvvetlüdür
Gerçi kim ol gamzeler nâzük geçerler nâzda
Lîkin anlardan hilâl ebrûlaruñ dikkatlüdür
Kimyâdur Bâkıyâ hâk-i cenâb-ı mey-fürûş
Âsitânı hidmetinden kaçma bir devletlüdür
Cây-ı âsâyiş olur sanma cihân-ı fânî
Eyleme kasd-ı ‘imâret bu harâb eyvânı
Menzil-i bâr-ı belâ kühne-serâdur dünyâ
Küne-i râhat yiri zann eyleme bu vîrânı
Felegüñ kasr-ı dil-âvîzine meftûn olma
Nice mîrâsa girüpdür bu sarây-ı fânî
Düşmen-i ehl-i keremdür felek-i sifle-nevâz
Görüñüz n’itdi o şeh-zâde-i ‘âlî-şânı
Âb u tâbın giderüp teff-i semûm-ı kahrı
Berg-i nîlûfere döndürdi gül-i handânı
Kanı ol küngüre-i tâc-ı sa’âdet güheri
Kanı ol bârgeh-i lutf u kerem sultânı
Kanı ol dürr-i dil-efrûz-ı sehâ deryâsı
Kanı ol gevher-i nâ-yâb-ı mürüvvet kânı
Mihr ü mâh-ı felek-i baht u sa’âdet Sultân
Şem’-i eyvân-ı serâ-perde-i ‘ismet Sultân
Eyleme kasd-ı ‘imâret bu harâb eyvânı
Menzil-i bâr-ı belâ kühne-serâdur dünyâ
Küne-i râhat yiri zann eyleme bu vîrânı
Felegüñ kasr-ı dil-âvîzine meftûn olma
Nice mîrâsa girüpdür bu sarây-ı fânî
Düşmen-i ehl-i keremdür felek-i sifle-nevâz
Görüñüz n’itdi o şeh-zâde-i ‘âlî-şânı
Âb u tâbın giderüp teff-i semûm-ı kahrı
Berg-i nîlûfere döndürdi gül-i handânı
Kanı ol küngüre-i tâc-ı sa’âdet güheri
Kanı ol bârgeh-i lutf u kerem sultânı
Kanı ol dürr-i dil-efrûz-ı sehâ deryâsı
Kanı ol gevher-i nâ-yâb-ı mürüvvet kânı
Mihr ü mâh-ı felek-i baht u sa’âdet Sultân
Şem’-i eyvân-ı serâ-perde-i ‘ismet Sultân
Âşık k'ere maksûda
Cân bezl ede cânâna
Atsa özünü oda
Pervâneye pervâne
Dünyâda çeker her ferd
Hâlince belâ vü derd
Ol âşıka derler merd
Baş eğmeye nâdâna
Vaslın olalı matlab
Cân eğlenimez yâ Rab
Yap gönlüm evini yap
Şöyle koma vîrâne
Âşık sararıp soldu
Bin cân ile kul oldu
Âhir dileğin buldu
Bak Yûsuf-ı Ken'ân'a
Mûsâ gibi gel Tûr'a
Tâ kim eresin nûra
Merdâne bakan mûra
Erişdi Süleymân'a
Cân bezl ede cânâna
Atsa özünü oda
Pervâneye pervâne
Dünyâda çeker her ferd
Hâlince belâ vü derd
Ol âşıka derler merd
Baş eğmeye nâdâna
Vaslın olalı matlab
Cân eğlenimez yâ Rab
Yap gönlüm evini yap
Şöyle koma vîrâne
Âşık sararıp soldu
Bin cân ile kul oldu
Âhir dileğin buldu
Bak Yûsuf-ı Ken'ân'a
Mûsâ gibi gel Tûr'a
Tâ kim eresin nûra
Merdâne bakan mûra
Erişdi Süleymân'a
Âşık oldum bugün meydan içinde,
Benim hey pehlivan merdan içinde.
Bu dem aşkın suyuyla gayrı yudum,
Acep arif benim irfan içinde.
Bugün aşk bahrinin gavvası oldum,
Gevherler bulmuşum umman içinde.
Benim bugün harabât- ü melâmet,
Benim o yürüyen seyran içinde.
Eğerçi küfr donun giydi sûret,
Gönül canı görür iman içinde.
Eğer arif isen bilgil ki binâ
Geri kendisidir dükkân içinde.
Onu isteyeci çoktur velâkin,
Benim mahrem hemen mihmân içinde.
Yunus, aşk ile kaimdir bu âlem,
Onun çün devreder devran içinde.
Benim hey pehlivan merdan içinde.
Bu dem aşkın suyuyla gayrı yudum,
Acep arif benim irfan içinde.
Bugün aşk bahrinin gavvası oldum,
Gevherler bulmuşum umman içinde.
Benim bugün harabât- ü melâmet,
Benim o yürüyen seyran içinde.
Eğerçi küfr donun giydi sûret,
Gönül canı görür iman içinde.
Eğer arif isen bilgil ki binâ
Geri kendisidir dükkân içinde.
Onu isteyeci çoktur velâkin,
Benim mahrem hemen mihmân içinde.
Yunus, aşk ile kaimdir bu âlem,
Onun çün devreder devran içinde.
Âşık oldum erene ermek ile,
Hakk’ı buldum ben eri görmek ile.
Ere erdim, erde buldum maksudum,
Bûlamâdım taşradan sormak ile.
Ne yere baktım ise er oturur,
Gönlün aldım yüz yere sürmek ile.
Hak’tan imiş canlara cümle nasip,
Olmaz îmiş Kâbe’ye varmak ile.
Eşiğindir Kâbe bilirsen senin,
Bulamazsın yol çekip armak ile.
Beni gören bir pula saymaz idi,
Şimdi gören gösterir parmak ile.
Bir göl idim, kıldı erenler nazar,
Deniz oldum dört yana ırmak ile.
Geldi ün Yunus, durudurdum uru,
Gözüm açtı kulağım burmak ile.
Hakk’ı buldum ben eri görmek ile.
Ere erdim, erde buldum maksudum,
Bûlamâdım taşradan sormak ile.
Ne yere baktım ise er oturur,
Gönlün aldım yüz yere sürmek ile.
Hak’tan imiş canlara cümle nasip,
Olmaz îmiş Kâbe’ye varmak ile.
Eşiğindir Kâbe bilirsen senin,
Bulamazsın yol çekip armak ile.
Beni gören bir pula saymaz idi,
Şimdi gören gösterir parmak ile.
Bir göl idim, kıldı erenler nazar,
Deniz oldum dört yana ırmak ile.
Geldi ün Yunus, durudurdum uru,
Gözüm açtı kulağım burmak ile.
Âşıkın maksûdu ol mahbûb-ı bî-hemtâ imiş
Himmeti gayet bülend ü matlabı bâlâ imiş
Kâf u nûn iklîmi Ankâsın şikâr etse n'ola
Rûh-ı ârif şâhbâz-ı Kâf-ı istiğnâ imiş
Nûr-ı pâk-ı Hakk'ı Hak ile şuhûd et ey gönül
Bunda yârin görmeyen yarın dahi a'mâ imiş
Gayra bakmaz dâ'imâ sırr-ı sarâyın pâk eder
Sâdıkın zîrâ murâdı Hazret-i Mevlâ imiş
Kâbe kavseyn'i geçip eriş sarây-ı vahdete
Sırr-ı ev-ednâ Hüdâyî cümleden a'lâ imiş
Himmeti gayet bülend ü matlabı bâlâ imiş
Kâf u nûn iklîmi Ankâsın şikâr etse n'ola
Rûh-ı ârif şâhbâz-ı Kâf-ı istiğnâ imiş
Nûr-ı pâk-ı Hakk'ı Hak ile şuhûd et ey gönül
Bunda yârin görmeyen yarın dahi a'mâ imiş
Gayra bakmaz dâ'imâ sırr-ı sarâyın pâk eder
Sâdıkın zîrâ murâdı Hazret-i Mevlâ imiş
Kâbe kavseyn'i geçip eriş sarây-ı vahdete
Sırr-ı ev-ednâ Hüdâyî cümleden a'lâ imiş
Âşıklar sâdıklar işitmiş olun
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Mevlâsından gayrı kimi var kulun
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Tâvûs-ı kuds idim uçdum yuvadan
Yâd oldum bir iki gün âşinâdan
Âhir yine geçip cümle sivâdan
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Bir özge âlemden geldim cihâna
Delîl olmak için sırr-ı nihâna
Ol dosta giderin gitmem yabana
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Biz'isteyen kişi Hakk ile olsun
Rûz-ı ezel ahdin ri'âyet kılsın
Kulun Efendisi yanında bulsun
Hakk'dan geldim yine Hakk'a giderim
Hüdâyî sûretâ bir kabza hâkem
Lîk ma'nâ yüzünde dürr-i pâkem
Soyundum mâsivâdan sîne-çâkem
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Mevlâsından gayrı kimi var kulun
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Tâvûs-ı kuds idim uçdum yuvadan
Yâd oldum bir iki gün âşinâdan
Âhir yine geçip cümle sivâdan
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Bir özge âlemden geldim cihâna
Delîl olmak için sırr-ı nihâna
Ol dosta giderin gitmem yabana
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Biz'isteyen kişi Hakk ile olsun
Rûz-ı ezel ahdin ri'âyet kılsın
Kulun Efendisi yanında bulsun
Hakk'dan geldim yine Hakk'a giderim
Hüdâyî sûretâ bir kabza hâkem
Lîk ma'nâ yüzünde dürr-i pâkem
Soyundum mâsivâdan sîne-çâkem
Hak'dan geldim yine Hakk'a giderim
Ç
- ah şu yalnızlık
kemik gibi
ne yanına dönsen batar
...
Küçük
Haber verdiler
Arka karanlıkta
bir kadın var yüzü göğsüne akmış
kemik gibi
ne yanına dönsen batar
...
Küçük
Haber verdiler
Arka karanlıkta
bir kadın var yüzü göğsüne akmış
Çalab’ımın ol aşkı bağrımı baş eyledi
Aldı benim gönlümü sırrımı faş eyledi
Hergiz kendi nurunu gözüne hiç eksilmez
Çalap kendi nurunu gözüme tuş eyledi
Can gözü onu gördü dil ondan haber verdi
Can içinde oturmuş gönlümü arş eyledi
Bir kadeh sundu cana can içti kana kana
Dolu geldi peymane canım sarhoş eyledi
Esrük oldu canımız dür döker lisanımız
Çalabı’mın ol aşkı beni derviş eyledi
Canda yanar çerağı gönüllerde durağı
Gönül dahi can dahi aşk ile cüş eyledi
Ben haçan derviş olam ya Hakk’a kulum diyem
Yüz bin benim gibiyi aşk hırka puş eyledi
Yunus imdi avnunur dostu görüp sevinir
Erenler manfilinde aşkı cümbüş eyledi
Aldı benim gönlümü sırrımı faş eyledi
Hergiz kendi nurunu gözüne hiç eksilmez
Çalap kendi nurunu gözüme tuş eyledi
Can gözü onu gördü dil ondan haber verdi
Can içinde oturmuş gönlümü arş eyledi
Bir kadeh sundu cana can içti kana kana
Dolu geldi peymane canım sarhoş eyledi
Esrük oldu canımız dür döker lisanımız
Çalabı’mın ol aşkı beni derviş eyledi
Canda yanar çerağı gönüllerde durağı
Gönül dahi can dahi aşk ile cüş eyledi
Ben haçan derviş olam ya Hakk’a kulum diyem
Yüz bin benim gibiyi aşk hırka puş eyledi
Yunus imdi avnunur dostu görüp sevinir
Erenler manfilinde aşkı cümbüş eyledi
Çalap Adem cismini topraktan can eyledi
Şeytan geldi Adem’e tapmağa ar eyledi
Aydur ben od’dan nurdan ol bir avuç topraktan
Bilmedi kim Adem’in için gevher eyledi
Zahir gördü Adem’in batınına bakmadı
Bilmedi kim Adem’i halkı sever eyledi
Kırk yıl kalıbı yattı adı alemi tudu
Gör şeytan buğzundan ne fitneler eyledi
Adem toprak yatmıştı at alemi tutmuştu
Fikrine bak İblis’in yani hüner eyledi
Ol yürüyen atları sürdü Adem üstüne
Adem’in mekr irgürüp yani zafer eyledi
Adem’in göbeğinden Çalap yaratdı onu
Vaff diye durdu urdu kaçtı güzar eyledi
Çün durdu Adem devri bu idi Musa kavli
İş bu söz yavlak bana katı eser eyledi
Musa gönüldü Tur’a Hakk’la münacat kılar
Gördü kim bir su akar Musa nazar eyledi
Musa aydur göreyim bu su ne yerden gelir
Ger böyle akar ise zır ü zeber eyledi
İleri vardı Musa lain oturmuş ağlar
Gözünün yaşı imiş ol su pınar eyledi
Musa eydur laine ağladığın nedendir
Nideyim ağlamadan der işim zar eyledi
Mukarrebdim Musa ben ol Hakk’ın dergahında
Götürdü vurdu yere işimi şer eyledi
Sen bilmez misin Musa ben neden ayrıldığım
Şunlar öğüme düştü beni humar eyledi
Vargıl değil ya Musa rahmet eylesin bana
Tövbe kılıp işine hoş istiğfar eyledi
Musa erdi hacete Hakk ile münacata
Unutdu emaneti söz muhtasar eyledi
Hakk Musa’ya ayıtdı unuttun emaneti
Ol nidaya canını Musa nisar eyledi
Vargıl degil Ya Musa rahmet edeyim ona
Secde etsin Adem’e çün istiğfar eyledi
Ben ondan umar idim derdime derman kıla
Dahi artırdı derdim yani tımar eyledi
Ben eğer tapsam ona ol vaktin tapar idim
Şimdi hod toprak olup zır ü zeber eyledi
Adem İblis kim ola işi işleten Çalap
Ay’ı günü yaratıp leyl ü nehar eyledi
Mana nedir İblis’den cahilik kamu bizden
Ne duydun iş bu sözden sırrı esrar eyledi
Çalap aydur şol kula inayet benden ola
Ne Şeytan azdırırsar ne kime kar eyledi
Altı bin yedi yüz yıldan geçen Adem’i
Dile getirdi Yunus söz muhtasar eyeldi
Şeytan geldi Adem’e tapmağa ar eyledi
Aydur ben od’dan nurdan ol bir avuç topraktan
Bilmedi kim Adem’in için gevher eyledi
Zahir gördü Adem’in batınına bakmadı
Bilmedi kim Adem’i halkı sever eyledi
Kırk yıl kalıbı yattı adı alemi tudu
Gör şeytan buğzundan ne fitneler eyledi
Adem toprak yatmıştı at alemi tutmuştu
Fikrine bak İblis’in yani hüner eyledi
Ol yürüyen atları sürdü Adem üstüne
Adem’in mekr irgürüp yani zafer eyledi
Adem’in göbeğinden Çalap yaratdı onu
Vaff diye durdu urdu kaçtı güzar eyledi
Çün durdu Adem devri bu idi Musa kavli
İş bu söz yavlak bana katı eser eyledi
Musa gönüldü Tur’a Hakk’la münacat kılar
Gördü kim bir su akar Musa nazar eyledi
Musa aydur göreyim bu su ne yerden gelir
Ger böyle akar ise zır ü zeber eyledi
İleri vardı Musa lain oturmuş ağlar
Gözünün yaşı imiş ol su pınar eyledi
Musa eydur laine ağladığın nedendir
Nideyim ağlamadan der işim zar eyledi
Mukarrebdim Musa ben ol Hakk’ın dergahında
Götürdü vurdu yere işimi şer eyledi
Sen bilmez misin Musa ben neden ayrıldığım
Şunlar öğüme düştü beni humar eyledi
Vargıl değil ya Musa rahmet eylesin bana
Tövbe kılıp işine hoş istiğfar eyledi
Musa erdi hacete Hakk ile münacata
Unutdu emaneti söz muhtasar eyledi
Hakk Musa’ya ayıtdı unuttun emaneti
Ol nidaya canını Musa nisar eyledi
Vargıl degil Ya Musa rahmet edeyim ona
Secde etsin Adem’e çün istiğfar eyledi
Ben ondan umar idim derdime derman kıla
Dahi artırdı derdim yani tımar eyledi
Ben eğer tapsam ona ol vaktin tapar idim
Şimdi hod toprak olup zır ü zeber eyledi
Adem İblis kim ola işi işleten Çalap
Ay’ı günü yaratıp leyl ü nehar eyledi
Mana nedir İblis’den cahilik kamu bizden
Ne duydun iş bu sözden sırrı esrar eyledi
Çalap aydur şol kula inayet benden ola
Ne Şeytan azdırırsar ne kime kar eyledi
Altı bin yedi yüz yıldan geçen Adem’i
Dile getirdi Yunus söz muhtasar eyeldi
Çalap nurdan yaratmış canını Muhmmed’in
Aleme rahmet saçmış adını Muhammed’in
Dostum demiş yaratmış hem onun kaydın yemiş
Ümmetten yana komuş yönünü Muhammed’in
Muhammed bir denizdir alemi tutup durur
Yetmiş bindir peygamber gölünde Muhammed’in
Dünya malın tutmamış hiç emanet artmamış
Terzi biçip dikmemiş donunu Muhammed’in
Tanrı arslanı Ali sağında Muhammed’in
Hasan ile Hüseyin solunda Muhammed’in
Yılda yetmiş bin hacı her biri niyet eder
Varır ziyaret eder nurunu Muhammed’in
Yunus Emre’m aşıkdır eksiklidir miskindir
Her kim yemez mahrumudur honını Muhammed’in
Aleme rahmet saçmış adını Muhammed’in
Dostum demiş yaratmış hem onun kaydın yemiş
Ümmetten yana komuş yönünü Muhammed’in
Muhammed bir denizdir alemi tutup durur
Yetmiş bindir peygamber gölünde Muhammed’in
Dünya malın tutmamış hiç emanet artmamış
Terzi biçip dikmemiş donunu Muhammed’in
Tanrı arslanı Ali sağında Muhammed’in
Hasan ile Hüseyin solunda Muhammed’in
Yılda yetmiş bin hacı her biri niyet eder
Varır ziyaret eder nurunu Muhammed’in
Yunus Emre’m aşıkdır eksiklidir miskindir
Her kim yemez mahrumudur honını Muhammed’in
Çarh-ı felek yok idi canlarımız var iken
Biz ol vaktin dost idik Azrail ağyar iken
Nice yıllar biz onda cem idik can kanında
Hakikat aleminde marifet söyler iken
Çalap aşkı candaydı bu bilişik ondaydı
Adem Havva kandaydı biz onunla yar iken
Dün geldi safi Adem dünyaya bastı kadem
İblis aldadı ol dem Uçmakta gezer iken
Ol vakit biz uçardık cevlan urup göçerdik
Nurdan şarap içerdik Hakk bizi toylar iken
Canlar onda bilişti ol dem gönül alıştı
Alem halkı karıştı denizler kaynar iken
Şükür bu deme geldik dostları burda bulduk
Tuz-ekmek bile yedik aşk demin oynar iken
Ne oğul vardı ne kız vahid idik onda biz
Komşu idik cümlemiz nur dağın yaylar iken
Ne gök var idi ne yer ne zeber ne zir
Yunus dostdan haber ver aşk ile göyner iken
Biz ol vaktin dost idik Azrail ağyar iken
Nice yıllar biz onda cem idik can kanında
Hakikat aleminde marifet söyler iken
Çalap aşkı candaydı bu bilişik ondaydı
Adem Havva kandaydı biz onunla yar iken
Dün geldi safi Adem dünyaya bastı kadem
İblis aldadı ol dem Uçmakta gezer iken
Ol vakit biz uçardık cevlan urup göçerdik
Nurdan şarap içerdik Hakk bizi toylar iken
Canlar onda bilişti ol dem gönül alıştı
Alem halkı karıştı denizler kaynar iken
Şükür bu deme geldik dostları burda bulduk
Tuz-ekmek bile yedik aşk demin oynar iken
Ne oğul vardı ne kız vahid idik onda biz
Komşu idik cümlemiz nur dağın yaylar iken
Ne gök var idi ne yer ne zeber ne zir
Yunus dostdan haber ver aşk ile göyner iken
Evler döşemekti bendeki tasa,
Yaptım, ettim, nöbet mezara geldi.
Yeter bana, üç beş arşın bez olsa;
Beklenmedik mallar pazara geldi.
Penceremde bir gün günlerden bir gün:
Ses baygın, renk dalgın ve ışık süzgün;
Belirsiz bir semte insanlık sürgün...
Çek perdeyi güneş nazara geldi.
Yaptım, ettim, nöbet mezara geldi.
Yeter bana, üç beş arşın bez olsa;
Beklenmedik mallar pazara geldi.
Penceremde bir gün günlerden bir gün:
Ses baygın, renk dalgın ve ışık süzgün;
Belirsiz bir semte insanlık sürgün...
Çek perdeyi güneş nazara geldi.
Ol ki her sa'at gülerdi çeşm-i giryânım görüp
Ağlar oldu hâlime bî-rahm cânânım görüp
Eyleyen ta'yin-i cezâ-yi müdâvâ derdime
Terk edip cem' etmedi hâl-i perîşânım görüp
Lâle-ruhlar göğsümün çâkine kılmazlar nazar
Hiç bir rahm eylemezler dâğ-i hicrânım görüp
Tut gözün ey dûd-i dil çerhin ki devrin terk edip
Kalmasın hayrette çeşm-i gevher efşânım görüp
Pertev-i hur-şîd sanmam yerde kim devr-i felek
Yere urmuş âf-tâbın mâh-i tâbânım görüp
Suda aks-i serv sanmam kim koparıp bağ-bân
Suya salmış servini serv-i hırâmânım görüp
Ey Fuzûlî bil ki ol gül-'ârızı görmiş değil
Kim ki ayb eyler benim çâk-i girîbânım görüp
Ağlar oldu hâlime bî-rahm cânânım görüp
Eyleyen ta'yin-i cezâ-yi müdâvâ derdime
Terk edip cem' etmedi hâl-i perîşânım görüp
Lâle-ruhlar göğsümün çâkine kılmazlar nazar
Hiç bir rahm eylemezler dâğ-i hicrânım görüp
Tut gözün ey dûd-i dil çerhin ki devrin terk edip
Kalmasın hayrette çeşm-i gevher efşânım görüp
Pertev-i hur-şîd sanmam yerde kim devr-i felek
Yere urmuş âf-tâbın mâh-i tâbânım görüp
Suda aks-i serv sanmam kim koparıp bağ-bân
Suya salmış servini serv-i hırâmânım görüp
Ey Fuzûlî bil ki ol gül-'ârızı görmiş değil
Kim ki ayb eyler benim çâk-i girîbânım görüp
I.
Benim yalnızlığımdan
Damıtılmış çeşmeler
Kurumuş unutulmuş
Ceşmelerin akışıyım
İnsanlık içinde
Ay görmez onları onlar ayı görür
Aydan haberlidirler
Söylediklerinin çoğu
Ay hakkındadır
Aya dair
Ayın tarihine ait
Fındıklılı Mehmet Ağa
Çeşmesi
Silahtar Tarihinin yazarı
Yenilmez karpuzlar
Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda
İçilmez
Bozuk suyunda
Gece yarısı
Ayışığında
Yaz ay ve ben
Silinmeye yüz tutmuş yazı
Ölümü hecelemiştik
Ortalığı dolduran sesinde
Ta... aşağılarda olan yatıra
Bir türkü söylüyordu
Ölüm ötesinde açmış
Menekşeler kimliğinde
Ölüydü insanlar
Yalnız yaşıyordu o yatır
Ve o çeşme
Ben de
Sıratı andıran bir çizgide
Soluyordum devrildim devrileceğimi
Hayatı ve ölümü birlikte
Aynı geçmezlik ve değişmezlikte
Aynı yenilik ve tazelikte
Ürpererek geçiyordu yarasalar
Uzaklardan
Beyoğlu'nu bir telgraf gibi
İleterek birbirine
Benim yalnızlığımdan
Damıtılmış çeşmeler
Kurumuş unutulmuş
Ceşmelerin akışıyım
İnsanlık içinde
Ay görmez onları onlar ayı görür
Aydan haberlidirler
Söylediklerinin çoğu
Ay hakkındadır
Aya dair
Ayın tarihine ait
Fındıklılı Mehmet Ağa
Çeşmesi
Silahtar Tarihinin yazarı
Yenilmez karpuzlar
Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda
İçilmez
Bozuk suyunda
Gece yarısı
Ayışığında
Yaz ay ve ben
Silinmeye yüz tutmuş yazı
Ölümü hecelemiştik
Ortalığı dolduran sesinde
Ta... aşağılarda olan yatıra
Bir türkü söylüyordu
Ölüm ötesinde açmış
Menekşeler kimliğinde
Ölüydü insanlar
Yalnız yaşıyordu o yatır
Ve o çeşme
Ben de
Sıratı andıran bir çizgide
Soluyordum devrildim devrileceğimi
Hayatı ve ölümü birlikte
Aynı geçmezlik ve değişmezlikte
Aynı yenilik ve tazelikte
Ürpererek geçiyordu yarasalar
Uzaklardan
Beyoğlu'nu bir telgraf gibi
İleterek birbirine
deniz kenarına inen çingenelerim
sulara içmeden bakarlar
o sular tuzludur
balıklar içer
yeşil otların içine gömülen çingenelerim
otları yemezler
o otlar tatsızdır
katırlar yer
çiçekli şalvar seven çingenelerim
çiçeği sevmezler
kalem parmaklı çingenelerim
kalem tutmazlar
falıma bakarlar da
yüzüme bakmazlar
elime bakarlar da
ayağıma bakmazlar
paramı isterler de
beni istemezler
yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım
kibarım diye bana gönül vermezler
sulara içmeden bakarlar
o sular tuzludur
balıklar içer
yeşil otların içine gömülen çingenelerim
otları yemezler
o otlar tatsızdır
katırlar yer
çiçekli şalvar seven çingenelerim
çiçeği sevmezler
kalem parmaklı çingenelerim
kalem tutmazlar
falıma bakarlar da
yüzüme bakmazlar
elime bakarlar da
ayağıma bakmazlar
paramı isterler de
beni istemezler
yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım
kibarım diye bana gönül vermezler
Çıkmayasın ersiz yola,
Yapışasın sağlam ere!
Er gerekir aciz kula,
Yapışasın sağlam ere!
Er gerekir yola rehber,
Olmalısın hep beraber,
Budur sana doğru haber,
Yapışasın sağlam ere!
Gel, gör ersiz gidenleri,
Kimi mülhid, kimi dehrî,
Kimi cebrî, ya kaderi,
Yapışasın sağlam ere!
Doğru yaşa tedbirli ol!
Ersiz Hakk’a bulunmaz yol,
İhlâs kazan, himmetle dol!
Yapışasın sağlam ere!
Talibiysen Hak yolunun,
Elini tut bir ulunun,
Sözüdür Eşrefoğlu’nun,
Yapışasın sağlam ere!
Yapışasın sağlam ere!
Er gerekir aciz kula,
Yapışasın sağlam ere!
Er gerekir yola rehber,
Olmalısın hep beraber,
Budur sana doğru haber,
Yapışasın sağlam ere!
Gel, gör ersiz gidenleri,
Kimi mülhid, kimi dehrî,
Kimi cebrî, ya kaderi,
Yapışasın sağlam ere!
Doğru yaşa tedbirli ol!
Ersiz Hakk’a bulunmaz yol,
İhlâs kazan, himmetle dol!
Yapışasın sağlam ere!
Talibiysen Hak yolunun,
Elini tut bir ulunun,
Sözüdür Eşrefoğlu’nun,
Yapışasın sağlam ere!
Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp
Der ne yesin kozumu
Uğruluk yaptı bana
Bühtan eyledim ona
Çerçi de geldiaydur
Hani aldın gözünü
Kerpiç koydum kazana
Poyraz ile kaynattım
Nedir diye sorana
Bandım verdim özümü
İplik verdim cullaha
Sarıp yumak etmemiş
Becid becid ısmarlar
Gelsin alsın bezini
Bir serçenin kanadın
Kırk katıra yükledim
Çift dahi çekemedi
Şöyle kaldı kazını
Yunus bir söz söylemiş
Hiç bir söze benzemez
Münafıklar elinden
Örter mana yüzünü
Anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp
Der ne yesin kozumu
Uğruluk yaptı bana
Bühtan eyledim ona
Çerçi de geldiaydur
Hani aldın gözünü
Kerpiç koydum kazana
Poyraz ile kaynattım
Nedir diye sorana
Bandım verdim özümü
İplik verdim cullaha
Sarıp yumak etmemiş
Becid becid ısmarlar
Gelsin alsın bezini
Bir serçenin kanadın
Kırk katıra yükledim
Çift dahi çekemedi
Şöyle kaldı kazını
Yunus bir söz söylemiş
Hiç bir söze benzemez
Münafıklar elinden
Örter mana yüzünü
Dinle, kulağını ver de mezara!
Ölüler evlattan yana çırpınır.
Nesiller arası korkunç manzara;
Domuz yavrulayan ana çırpınır.
Kalbten kazıdılar iman sırrını;
Hergünün bugünden beter yarını.
Acı rüzgarlara vermiş bağrını
Türk bayrağı yana yana çırpınır.
Ölüler evlattan yana çırpınır.
Nesiller arası korkunç manzara;
Domuz yavrulayan ana çırpınır.
Kalbten kazıdılar iman sırrını;
Hergünün bugünden beter yarını.
Acı rüzgarlara vermiş bağrını
Türk bayrağı yana yana çırpınır.
bu bir geç kalıştır.
akşam duruşlarında
alna vuran ürpertinin
direklere benzeyen düzenli
gizlenik adamında bir kadın
bir geç kalıştır
taş kapıdan ürkek bir güvercin
aşağı sokaklara uçuşan saçlarıyla
ilk akşam vuruşuna kadar
ardında gizlenir bütün seslerin
bu koşu büyür elbet
geçmiş bilinen çehreler sırasından
açıkça saçları belirir
bir gözleri bakar
dudakları gizlenir ağzına
burada yoğun bir savaştan
inmek gerekiyor
Taşlarla koşuyu
en yakın sonuna
örtmeli
güçleri buğudan atları
kırbaçlarla
kavga gider yol uzayınca
bitirir şarkıyı şapkayla
şaraba sabahsız
uzanan ellere
bir keklik dimdik bakınır
bir kazanca dokunur aklıyla
Dünya
sırtına çevrilmiş hamalın
yorgun kalkışı
şehrin torbalanmış sıcağına
kalabalık bir şaldasın
arkandan bir şovalye gelir
üzgün ve eski
zincirlere benzeyen yanlışlarıyla
tutarsa kolunu özgürlüğüne tutar
sen savrulup gülmektesin
dağı anlarım durur kızmadıkça
dağılır buzlar yolları kesilince
akla dümdüz
demir atıp ancak durulan
sedirsiz taş kapıda
sevecen gezdirir ellerini
sürdürür çocuğan çağında
sürmeli
açar ordularını sevgilimdir
kurar çadırını bir tiyatro kahvesine
altıncı kata bir denize yükselir
anlatır haftalarca
telefonda susta duran
kapıda bir saat vuruşunun önünde
silahsız duran serçeyi
sen
bir şehir açsında çevrilensin
bu koşan eski ve solgun
Aşkın
ikinci serpilişin bir yüreğe
tuzaktır adını bildirmek
ama bir şarkıda geçer adımız
sahipsiz vuruşuyla ispanyolun biri
bir balıkla yan yana sorulur
barıştıramazsa bizi
denizler adına ne duymuşsa
hepsini çizdirir ve üzgün
bir kalkışla çıkar karşımıza
akşam duruşlarında
alna vuran ürpertinin
direklere benzeyen düzenli
gizlenik adamında bir kadın
bir geç kalıştır
taş kapıdan ürkek bir güvercin
aşağı sokaklara uçuşan saçlarıyla
ilk akşam vuruşuna kadar
ardında gizlenir bütün seslerin
bu koşu büyür elbet
geçmiş bilinen çehreler sırasından
açıkça saçları belirir
bir gözleri bakar
dudakları gizlenir ağzına
burada yoğun bir savaştan
inmek gerekiyor
Taşlarla koşuyu
en yakın sonuna
örtmeli
güçleri buğudan atları
kırbaçlarla
kavga gider yol uzayınca
bitirir şarkıyı şapkayla
şaraba sabahsız
uzanan ellere
bir keklik dimdik bakınır
bir kazanca dokunur aklıyla
Dünya
sırtına çevrilmiş hamalın
yorgun kalkışı
şehrin torbalanmış sıcağına
kalabalık bir şaldasın
arkandan bir şovalye gelir
üzgün ve eski
zincirlere benzeyen yanlışlarıyla
tutarsa kolunu özgürlüğüne tutar
sen savrulup gülmektesin
dağı anlarım durur kızmadıkça
dağılır buzlar yolları kesilince
akla dümdüz
demir atıp ancak durulan
sedirsiz taş kapıda
sevecen gezdirir ellerini
sürdürür çocuğan çağında
sürmeli
açar ordularını sevgilimdir
kurar çadırını bir tiyatro kahvesine
altıncı kata bir denize yükselir
anlatır haftalarca
telefonda susta duran
kapıda bir saat vuruşunun önünde
silahsız duran serçeyi
sen
bir şehir açsında çevrilensin
bu koşan eski ve solgun
Aşkın
ikinci serpilişin bir yüreğe
tuzaktır adını bildirmek
ama bir şarkıda geçer adımız
sahipsiz vuruşuyla ispanyolun biri
bir balıkla yan yana sorulur
barıştıramazsa bizi
denizler adına ne duymuşsa
hepsini çizdirir ve üzgün
bir kalkışla çıkar karşımıza
Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk...
Çocukta, uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
Karıncaya göz atsa 'niçin, nasıl? ' ve hayret...
Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür;
Biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki asıl hür.
Allah diyor ki: 'Geçti gazabımı rahmetim! '
Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...
Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!
İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
Çocukların kalbinde işler zaman rakkası...
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk...
Çocukta, uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
Karıncaya göz atsa 'niçin, nasıl? ' ve hayret...
Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür;
Biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki asıl hür.
Allah diyor ki: 'Geçti gazabımı rahmetim! '
Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...
Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!
İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
Çocukların kalbinde işler zaman rakkası...
Annemin bana öğrettiği ilk kelime
Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde
Annem bana gülü şöyle öğretti
Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi
Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus
Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus
Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde
Binmiş gelirdi Ali bir kırata
Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından
Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte
Biz o atın tozuna kapanır ağlardık
Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü
Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü
Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman
Ali olmak bir hedef her çocukta
Babam lambanın ışığında okurdu
Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık
Fetihlerde bayram yapardık
İslam bir sevinçti kaplardı içimizi
Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık
Bediri, Hayberi, Mekkeyi özlerdik, sabaha kadar uyumazdık
Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi
Kediler mangalın altında uyurdu
Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı
İnanmış adamların övüncüyle
Sabırla beklerdik geceleri
Şimdi hiçbirinden eser yok
Gitti o geceler o cenk kitapları
Dağıldı kalelerin önündeki askerler
Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi
Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde
Annem bana gülü şöyle öğretti
Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi
Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus
Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus
Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde
Binmiş gelirdi Ali bir kırata
Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından
Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte
Biz o atın tozuna kapanır ağlardık
Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü
Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü
Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman
Ali olmak bir hedef her çocukta
Babam lambanın ışığında okurdu
Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık
Fetihlerde bayram yapardık
İslam bir sevinçti kaplardı içimizi
Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık
Bediri, Hayberi, Mekkeyi özlerdik, sabaha kadar uyumazdık
Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi
Kediler mangalın altında uyurdu
Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı
İnanmış adamların övüncüyle
Sabırla beklerdik geceleri
Şimdi hiçbirinden eser yok
Gitti o geceler o cenk kitapları
Dağıldı kalelerin önündeki askerler
Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi
Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk
Dönüp bakarken geçmişe - kumandalı
Atlara biniyorduk
Benim çok çocuğum oldu
Kadınım sen onların yüzlerini
Çalılardan kolla
Bütün çıplaksın - omuzların
Birbirine içiçe iki saat rakkası
Gelecekte kumandalı - dönüyor
Güneşi alıyor - alıyor gövden
Karanlık eşyada bulup
Ürkünce parlayıp koşan hayvanda bularak
Çocuklarımızlaysa - seçerek beni
İçinin çağırması bir kır hayvanı düzlüğüyle
Bedensel - seçerek ve buyruk üzerine
İçine alışın doyuruşun
O erkek giysilerine giydirişin
Doğanın çizdiğini
Çizip kanattığını hiç görmedim seni
Çalı eğildi yumuşadı batan taş
Kabuklar düz bir sıyrılma oldu
İşte en başta ve değişen dünyada - durmadan "sen"
kalabilirlikle
Güzel kılınan sen
Beni de kutsal sıvamaktasın
Güzelleşiyorum çocuklarımızla
Hatırladıkça koşuyorum - biz geleceği
Çoktan yaşadık öylemi kadınım
Koşarak hatırlıyorum alnımın terini
Avucumda tutup doyuran buğday ağırlığında
Sunarak göğe
Sınayarak elimin alnımla anlaşan hünerini
Ve hatırlıyorum koşarak o gelecek zamanda
İçimize söyleyen sese akıyorduk
İlkin korkuyorduk
Taşın kovuğunda oturuyorken
Önümüzde ağaçsız düzlük - Çöl yada kumsal
Gökte o acaip bakılamayan parıltı
Buyruk alıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğimiz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Oku'maya başladık
Ben çocuklarım ve kadınım
Bilerek erkekliği yeryüzünde
Onun koşturmasıyla koşarak
Bilerek kadınlığı yeryüzünde
Onun koşturmasıyla kapanarak
Erçocuklar sezinleyerek
giderek tanıyarak erkekliği
Onun koşturmasıyla atılarak
Kızlar kendilerinde doğrudan bularak kadınlığı
Onun koşturmasıyla açılarak
Hızla istekle alarak
Ben ve kadınım
Açık anlamlı şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Erkekliği ve kadınlığı hükümet ettik
Somuttur benim başım
Rüzgar yüzümde engellenir
Su akar saçımdan
Öfkemde alnımda "v" damarı kabarır
Kadınımla hayvana benziyorduk
Saçaklı üç kollu üç ayaklı
Eti eti alıyordu
bir hayvanı (Boğuyorduk/Yoruyorduk/Ağırlıyorduk) aramızda
Et eti alıyor - sert'e çarpıyor kanlı'dan geçiyor
Değiştirmeden bırakıyordu
Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk
Dönüp baktırarak başımızı
Ardımızda kalan topraklara - Buyruk alarak
Atları belirginliğe kamçılıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Haberi alıyor yayıyorduk işlenmiş ovalara
Sesimiz olan atımızla - atlarımız olan sesimizle
Kadında çocuklarımızı çoğaltarak - şiirimizle
Kent kurulu yamaçlara - ıssız dağlara da
Tanıkol
yer sahibi gök sahibi
aktığımıza
İçimize koyduğun sesle
Atlara biniyorduk
Dönüp bakarken geçmişe - kumandalı
Atlara biniyorduk
Benim çok çocuğum oldu
Kadınım sen onların yüzlerini
Çalılardan kolla
Bütün çıplaksın - omuzların
Birbirine içiçe iki saat rakkası
Gelecekte kumandalı - dönüyor
Güneşi alıyor - alıyor gövden
Karanlık eşyada bulup
Ürkünce parlayıp koşan hayvanda bularak
Çocuklarımızlaysa - seçerek beni
İçinin çağırması bir kır hayvanı düzlüğüyle
Bedensel - seçerek ve buyruk üzerine
İçine alışın doyuruşun
O erkek giysilerine giydirişin
Doğanın çizdiğini
Çizip kanattığını hiç görmedim seni
Çalı eğildi yumuşadı batan taş
Kabuklar düz bir sıyrılma oldu
İşte en başta ve değişen dünyada - durmadan "sen"
kalabilirlikle
Güzel kılınan sen
Beni de kutsal sıvamaktasın
Güzelleşiyorum çocuklarımızla
Hatırladıkça koşuyorum - biz geleceği
Çoktan yaşadık öylemi kadınım
Koşarak hatırlıyorum alnımın terini
Avucumda tutup doyuran buğday ağırlığında
Sunarak göğe
Sınayarak elimin alnımla anlaşan hünerini
Ve hatırlıyorum koşarak o gelecek zamanda
İçimize söyleyen sese akıyorduk
İlkin korkuyorduk
Taşın kovuğunda oturuyorken
Önümüzde ağaçsız düzlük - Çöl yada kumsal
Gökte o acaip bakılamayan parıltı
Buyruk alıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğimiz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Oku'maya başladık
Ben çocuklarım ve kadınım
Bilerek erkekliği yeryüzünde
Onun koşturmasıyla koşarak
Bilerek kadınlığı yeryüzünde
Onun koşturmasıyla kapanarak
Erçocuklar sezinleyerek
giderek tanıyarak erkekliği
Onun koşturmasıyla atılarak
Kızlar kendilerinde doğrudan bularak kadınlığı
Onun koşturmasıyla açılarak
Hızla istekle alarak
Ben ve kadınım
Açık anlamlı şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Erkekliği ve kadınlığı hükümet ettik
Somuttur benim başım
Rüzgar yüzümde engellenir
Su akar saçımdan
Öfkemde alnımda "v" damarı kabarır
Kadınımla hayvana benziyorduk
Saçaklı üç kollu üç ayaklı
Eti eti alıyordu
bir hayvanı (Boğuyorduk/Yoruyorduk/Ağırlıyorduk) aramızda
Et eti alıyor - sert'e çarpıyor kanlı'dan geçiyor
Değiştirmeden bırakıyordu
Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk
Dönüp baktırarak başımızı
Ardımızda kalan topraklara - Buyruk alarak
Atları belirginliğe kamçılıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Haberi alıyor yayıyorduk işlenmiş ovalara
Sesimiz olan atımızla - atlarımız olan sesimizle
Kadında çocuklarımızı çoğaltarak - şiirimizle
Kent kurulu yamaçlara - ıssız dağlara da
Tanıkol
yer sahibi gök sahibi
aktığımıza
İçimize koyduğun sesle
Gözüm,aklım,fikrim var deme hepsini öldür,
Sana çöl gibi gelen,o göl diyorsa göldür...
Sana çöl gibi gelen,o göl diyorsa göldür...
bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yağmur sıcağı gibi
öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni
yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran
akrepleridir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan
bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek
şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek
sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında
bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yangın borularında
şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından
burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından
gemilerimiz saklanır. ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların
saplandık tadına. durduk alnında yüreğe vuruşların
yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır
bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağırmak hiç keseye mi kalır
çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde
geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle
koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından
oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar
uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular
bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan
biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik. Sonsuz seçtik. Beğendik. Ama toprağı kazandık
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle. Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım
öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni
yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran
akrepleridir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan
bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek
şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek
sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında
bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yangın borularında
şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından
burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından
gemilerimiz saklanır. ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların
saplandık tadına. durduk alnında yüreğe vuruşların
yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır
bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağırmak hiç keseye mi kalır
çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde
geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle
koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından
oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar
uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular
bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan
biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik. Sonsuz seçtik. Beğendik. Ama toprağı kazandık
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle. Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım
Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka
sonuçları bir bir gözden geçiriyorum
pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can
madenlerin buharından elde edilen büyü
bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular
nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.
Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara
sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında
çapraştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.
Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
böylesine hazırlıklı değilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.
sonuçları bir bir gözden geçiriyorum
pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can
madenlerin buharından elde edilen büyü
bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular
nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.
Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara
sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında
çapraştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.
Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
böylesine hazırlıklı değilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.
Çün ki maksûdumuz sensin
Gayrın sevdâsını kaldır
Pâk eyle gönül hânesin
Kendi aşkın ile doldur
Nice bir derd ile mihnet
Nice bir hasret ü firkat
Vaslına ver kâbiliyyet
Çok ağladık bizi güldür
İster seni cânım velî
Neylesin erişmez eli
El sanır âşıkı deli
Kimse bilmez bu ne hâldir
Eğer elinden geleydi
Çokdan maksûdın bulaydı
N'olaydı lutfun olaydı
Çünki bir bî-çâre kuldur
Gör Hüdâyî-i derdimendi
Kande baksa seni sandı
Lütf et esirge efendi
Rahmet ü gufrânın boldur
Gayrın sevdâsını kaldır
Pâk eyle gönül hânesin
Kendi aşkın ile doldur
Nice bir derd ile mihnet
Nice bir hasret ü firkat
Vaslına ver kâbiliyyet
Çok ağladık bizi güldür
İster seni cânım velî
Neylesin erişmez eli
El sanır âşıkı deli
Kimse bilmez bu ne hâldir
Eğer elinden geleydi
Çokdan maksûdın bulaydı
N'olaydı lutfun olaydı
Çünki bir bî-çâre kuldur
Gör Hüdâyî-i derdimendi
Kande baksa seni sandı
Lütf et esirge efendi
Rahmet ü gufrânın boldur
Î
Îd yaklaşdı döşensün yine kasr u dîvân
Çıkup eyvân-ı sa’âdetde buyursun Sultân
Der-i dergâhına ‘azm eylesün eşrâf-ı diyâr
İşigi hâkine yüzler süre gelsün a’yân
Hala Sultân diyü şeh-zâdeler ikbâl itsün
Gelsün ol lutf u kerem kânına şâd u handân
Âh kim hvâb u hayâl oldı bu devletler hep
Turmadı ‘aksine devr eyledi çarh-ı gerdan
Gelüp ahbâb serîniñde seni görmeyicek
Kanı Sultân diyü eflâke irişsün efgân
Ne hatâ eyledüñ ey tîr-i kec-endâz-ı felek
Merdüm-i dîde-i devrâna tokındı peykân
Kimse ummazdı bu târîhe degin çak bu kadar
Bî-vefâlık yüzini göstere mir’ât-ı zamân
Meded Allâh meded ‘avn ü ‘inayet senden
Bu firak âteşine döymege tâkat senden
Çıkup eyvân-ı sa’âdetde buyursun Sultân
Der-i dergâhına ‘azm eylesün eşrâf-ı diyâr
İşigi hâkine yüzler süre gelsün a’yân
Hala Sultân diyü şeh-zâdeler ikbâl itsün
Gelsün ol lutf u kerem kânına şâd u handân
Âh kim hvâb u hayâl oldı bu devletler hep
Turmadı ‘aksine devr eyledi çarh-ı gerdan
Gelüp ahbâb serîniñde seni görmeyicek
Kanı Sultân diyü eflâke irişsün efgân
Ne hatâ eyledüñ ey tîr-i kec-endâz-ı felek
Merdüm-i dîde-i devrâna tokındı peykân
Kimse ummazdı bu târîhe degin çak bu kadar
Bî-vefâlık yüzini göstere mir’ât-ı zamân
Meded Allâh meded ‘avn ü ‘inayet senden
Bu firak âteşine döymege tâkat senden
Ö
1.
Ay kesik yol urgan bu gece
Bin yıllık bir yağmur toptan yağmış gibi
Tevrat'tan bir yaprak kopmuş
Ölüme bulaşmış akşam yemekleri
Bu gece eşsiz bir duvar devrilmiş
Şurda burda rüzgar yamyamları türemiş
Gümüşlü horoz gürültüleri işitilmiş
Ben bu gece çok çıraklık ettim
Yarılan yağmura aşılanan ateşe
İnsanları birden gökyüzüne ayarladım
Gecede bir göz oldum bir sabah doğurganı
2.
Bu gece ölüler şehri terk etmiş
Otomobil tekerleğindeki hava gibi
Ateşin üstünde bir topak kar
Mezarları bir şimşek ikiye bölmüş sanki
Bu şehir yerden bile ağır bu gece
Altında bir tek ölü olsun kalmamış
Ölenlerdir incelten hafifleten oysa
Uçacakmış gibi yapan şehirleri
Ay kesik ve ben yiğit bir kabir eriticisi
Geceleri dolan üstün ve tembel bardak
Cami dolaylarında sur kapılarında
Toprak kaçkını ölülerin toplayan ölülerini
Ay kesik yol urgan bu gece
Bin yıllık bir yağmur toptan yağmış gibi
Tevrat'tan bir yaprak kopmuş
Ölüme bulaşmış akşam yemekleri
Bu gece eşsiz bir duvar devrilmiş
Şurda burda rüzgar yamyamları türemiş
Gümüşlü horoz gürültüleri işitilmiş
Ben bu gece çok çıraklık ettim
Yarılan yağmura aşılanan ateşe
İnsanları birden gökyüzüne ayarladım
Gecede bir göz oldum bir sabah doğurganı
2.
Bu gece ölüler şehri terk etmiş
Otomobil tekerleğindeki hava gibi
Ateşin üstünde bir topak kar
Mezarları bir şimşek ikiye bölmüş sanki
Bu şehir yerden bile ağır bu gece
Altında bir tek ölü olsun kalmamış
Ölenlerdir incelten hafifleten oysa
Uçacakmış gibi yapan şehirleri
Ay kesik ve ben yiğit bir kabir eriticisi
Geceleri dolan üstün ve tembel bardak
Cami dolaylarında sur kapılarında
Toprak kaçkını ölülerin toplayan ölülerini
Razı mısın olmasın kaşı gözü simanın?
Hiç bir değeri yoktur,öfkesi yok imanın!
1977
Hiç bir değeri yoktur,öfkesi yok imanın!
1977
Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!
Mezardadır timsali
Millete babalığın.
Ölmez ölü misali,
Ruhu, kalabalığın...
Millete babalığın.
Ölmez ölü misali,
Ruhu, kalabalığın...
Bulutları kovan hırçınım benim, büyücüm
doğrudur gebe kaldığım coşkun bir akarsudan
bir bıçak alnıma çizer o homurtuyu ağırdan
altın haykırışlarla kuşlar uçup gelir üstümüze
gelip geceyi biriktirirler üstümüze
ben ki otobüslerde sarışın sanmışım kendimi uzun zaman
uzun zaman terli bir erkeğin esneyişiyle
bir kaçağın övgüsüne saklanıp
akşam vakitleriyle oğunup uzun zaman
kanaryalarla kesmişim uzayan tırnaklarımı.
Yüzümden bir tilkiyi silenim benim, büyücüm
erkeksi kadınların yasını tutmuyorum, artık sevin
ellerimde madensi gürültüler taşıyorum
babam uçurtmalarımı benden çok severdi bilirsin
şimdi uçurtmalarım büyük, o homurtu (o insan)
eskiden her üzgün bakışımı Pegasus'a harcardım
her kapı gıcırtısından çocuklar dökülürdü, ne çirkin
ne çirkin, gövdemde ince bir zırh yara kabuklarından
derken hüzün! Kadın sesleri çıkaran o duman…
Büyücüm, aşkımı dürtenim benim
bir oyun kuralı değiliz artık, sevin.
(1963)
doğrudur gebe kaldığım coşkun bir akarsudan
bir bıçak alnıma çizer o homurtuyu ağırdan
altın haykırışlarla kuşlar uçup gelir üstümüze
gelip geceyi biriktirirler üstümüze
ben ki otobüslerde sarışın sanmışım kendimi uzun zaman
uzun zaman terli bir erkeğin esneyişiyle
bir kaçağın övgüsüne saklanıp
akşam vakitleriyle oğunup uzun zaman
kanaryalarla kesmişim uzayan tırnaklarımı.
Yüzümden bir tilkiyi silenim benim, büyücüm
erkeksi kadınların yasını tutmuyorum, artık sevin
ellerimde madensi gürültüler taşıyorum
babam uçurtmalarımı benden çok severdi bilirsin
şimdi uçurtmalarım büyük, o homurtu (o insan)
eskiden her üzgün bakışımı Pegasus'a harcardım
her kapı gıcırtısından çocuklar dökülürdü, ne çirkin
ne çirkin, gövdemde ince bir zırh yara kabuklarından
derken hüzün! Kadın sesleri çıkaran o duman…
Büyücüm, aşkımı dürtenim benim
bir oyun kuralı değiliz artık, sevin.
(1963)
Karışık bir iç deniz bunalımı
Zafersiz bir kalyonda
Ölümün her anki hatırasından uzak
insanı her halinden tanıyan
sakat bir ölü atlar alıcısı
Ucuza kilitlenmiş bir dağ ceylanı
Ancak bir tabuyu öldürecek bir zamanda
göğün bütün ön görmelerinden uzak
fenerler tutulup tekmeler atılan
önemli bir es çağ tanrısı
Telaşla yenilen analarda kayboluşları
sevgisiz kalan babalarla
lekesiz bir güneşle ancak
çocuğunu sardığı bezler arınan
ağrıtmaz sanılan bir yaşamak şarkısı
ikisinden birini örter kanadı
durulmayıp tabessüm ettirilen şarkıda
sevinçsiz canlara dayanmak
her an bir başka ışıksızı arayan
acıması bir çocuğun masal cücelerine
Zafersiz bir kalyonda
Ölümün her anki hatırasından uzak
insanı her halinden tanıyan
sakat bir ölü atlar alıcısı
Ucuza kilitlenmiş bir dağ ceylanı
Ancak bir tabuyu öldürecek bir zamanda
göğün bütün ön görmelerinden uzak
fenerler tutulup tekmeler atılan
önemli bir es çağ tanrısı
Telaşla yenilen analarda kayboluşları
sevgisiz kalan babalarla
lekesiz bir güneşle ancak
çocuğunu sardığı bezler arınan
ağrıtmaz sanılan bir yaşamak şarkısı
ikisinden birini örter kanadı
durulmayıp tabessüm ettirilen şarkıda
sevinçsiz canlara dayanmak
her an bir başka ışıksızı arayan
acıması bir çocuğun masal cücelerine
Duvarları çatlak
Tavanı dökülmeye hazır
Temelinde bitlerin karıncaların ince bacaklı böceklerin
gezindiği
İhtiyar evlerde
Zamanı çekip üstümüze
Örtüyoruz kirli ve açık yerlerimizi.
Bir şey mi var
Sandık diplerinde saklanan merdiven altlarında
unutulan
Ahır köşelerine atılmış paslı çivilerine asılmış duvarların
Nedir bizi bağlayan bütün bunlara ve geçen zamana.
Siz oturdunuz mu hiç kıldan ince uçurumlarda
Biz yatıyoruz her gün beli bükülmüş duvar diplerinde
Uykumuz ürkek ceylanlara benziyor
Bazan yorgun taylara.
Biz sessiz ve kaygan zaman üstünde
Unutmuş ve aldırmaz görünüyoruz
Gıcırtılı merdivenlerden çıkan ölümü.
Biliyoruz işliyor saat tıkır tıkır
Her yerde ve her şeyde
Sesini çizerek sonsuzluğa
Tıkırtıların kımıltıların ve uzayan ağaçların.
Ve aklın dar yalnızlığında
Maraş 1958
Tavanı dökülmeye hazır
Temelinde bitlerin karıncaların ince bacaklı böceklerin
gezindiği
İhtiyar evlerde
Zamanı çekip üstümüze
Örtüyoruz kirli ve açık yerlerimizi.
Bir şey mi var
Sandık diplerinde saklanan merdiven altlarında
unutulan
Ahır köşelerine atılmış paslı çivilerine asılmış duvarların
Nedir bizi bağlayan bütün bunlara ve geçen zamana.
Siz oturdunuz mu hiç kıldan ince uçurumlarda
Biz yatıyoruz her gün beli bükülmüş duvar diplerinde
Uykumuz ürkek ceylanlara benziyor
Bazan yorgun taylara.
Biz sessiz ve kaygan zaman üstünde
Unutmuş ve aldırmaz görünüyoruz
Gıcırtılı merdivenlerden çıkan ölümü.
Biliyoruz işliyor saat tıkır tıkır
Her yerde ve her şeyde
Sesini çizerek sonsuzluğa
Tıkırtıların kımıltıların ve uzayan ağaçların.
Ve aklın dar yalnızlığında
Maraş 1958
Ölüler bağrıyor mezarlarından;
Yolcular, oturun taşlarımızda!
Onları deviren biziz toprağa,
Biz attık onları böyle ayağa;
Sakın atlamayın kenarlarından!
Ölüler bağrıyor mezarlarından...
Yolcular, uzanın yere upuzun;
Dayayın taşlara başlarınızı!
Tüy yastıklar gibi rahat başımız!
Birleşsin bir lâhza orda başımız!
Bizdedir cevabı kuruntunuzun;
Yolcular, uzanın yere upuzun!
Ben de bir gün böyle haykıracağım:
Yolcular, oturun mezar taşımda!
Yolcular önemde fısıldaşacak,
Yolcular aşılmaz yollar aşacak.
Taşımı yerlere yatıracağım;
Ben de bir gün böyle haykıracağım!
(1935)
Yolcular, oturun taşlarımızda!
Onları deviren biziz toprağa,
Biz attık onları böyle ayağa;
Sakın atlamayın kenarlarından!
Ölüler bağrıyor mezarlarından...
Yolcular, uzanın yere upuzun;
Dayayın taşlara başlarınızı!
Tüy yastıklar gibi rahat başımız!
Birleşsin bir lâhza orda başımız!
Bizdedir cevabı kuruntunuzun;
Yolcular, uzanın yere upuzun!
Ben de bir gün böyle haykıracağım:
Yolcular, oturun mezar taşımda!
Yolcular önemde fısıldaşacak,
Yolcular aşılmaz yollar aşacak.
Taşımı yerlere yatıracağım;
Ben de bir gün böyle haykıracağım!
(1935)
Kapı kapı bu yolun her kapısı ölümse,
Her kapıda ağlayıp son kapıda gülümse!
Her kapıda ağlayıp son kapıda gülümse!
Anlatacaktım ölümlerini bir sonbahar eşliğinde
Bir kış güneşliğinde
Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir
Tabiatı aşan bir bildiriştir
Ne güz ne sarı renk bu göçü anlatır
Bu kan rengi bu kıpkızıl öçü anlatır
Görünüşte kırmızı gerçekte yeşil
Görünüşte öç hakikatte değil
Faninin sonsuzla barışması
Affın mağfiretle yarışması
Yaprağın düşüşü değil bu toprağa
Bir yıldırım çarpışıdır dağa
Sonbahar değil ilkbahardır
Ölümden sonra ölümsüz hayat vardır
Bulutlar açılır güneş çıkar
Yağmur taneleri inci tanelerine dönüşür
Deniz çalkanır saçar ortaya hazinesini
Anladım onlar ölmediler
Ölüm adına
Ölüm maskesini takınarak
Dönüştüler bir ışığa
Bir kış güneşliğinde
Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir
Tabiatı aşan bir bildiriştir
Ne güz ne sarı renk bu göçü anlatır
Bu kan rengi bu kıpkızıl öçü anlatır
Görünüşte kırmızı gerçekte yeşil
Görünüşte öç hakikatte değil
Faninin sonsuzla barışması
Affın mağfiretle yarışması
Yaprağın düşüşü değil bu toprağa
Bir yıldırım çarpışıdır dağa
Sonbahar değil ilkbahardır
Ölümden sonra ölümsüz hayat vardır
Bulutlar açılır güneş çıkar
Yağmur taneleri inci tanelerine dönüşür
Deniz çalkanır saçar ortaya hazinesini
Anladım onlar ölmediler
Ölüm adına
Ölüm maskesini takınarak
Dönüştüler bir ışığa
İsa Golgota'ya çıkarken tökezlemeden önce
Önü sıra sendeleyip ayağı burkulan bendim
Yar idim dulda saydı beni açmak isteyen gonca
Dert oldum Hira'ya beni teskine geldi Efendim
İlk ben üşüdüm sonradır Tur-i Sina'daki sağnak
Dağa çıktım kurdu geberttim beni korkuttu keme
Çalmadığım kapı kalmadı can evimden taşarak
Duyan olmadı avazım ki desin Hallaç kekeme
İlenen oylumsuz kalır kargışın imza yeri boş
Aşka düşmek eceliyse bedeni çoşturur anız
Ruh körelten çare bulmaz ilaç olmaz telaşlı döş
Pis mürekkeple çürük dil tokuşturanlardansanız
Kul beni bilmeyişin vakti ecelden kim sıyıra
Bir benim sayıklayan Adem'i imla eden adı
Bu yüzden bana değmeden dünyadan bir üvendire
Gittim çekip başımı gittim hakikat duraksadı.
Önü sıra sendeleyip ayağı burkulan bendim
Yar idim dulda saydı beni açmak isteyen gonca
Dert oldum Hira'ya beni teskine geldi Efendim
İlk ben üşüdüm sonradır Tur-i Sina'daki sağnak
Dağa çıktım kurdu geberttim beni korkuttu keme
Çalmadığım kapı kalmadı can evimden taşarak
Duyan olmadı avazım ki desin Hallaç kekeme
İlenen oylumsuz kalır kargışın imza yeri boş
Aşka düşmek eceliyse bedeni çoşturur anız
Ruh körelten çare bulmaz ilaç olmaz telaşlı döş
Pis mürekkeple çürük dil tokuşturanlardansanız
Kul beni bilmeyişin vakti ecelden kim sıyıra
Bir benim sayıklayan Adem'i imla eden adı
Bu yüzden bana değmeden dünyadan bir üvendire
Gittim çekip başımı gittim hakikat duraksadı.
Damla damla oluşuyor hayat
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil
Her an
Farkındayım
Az az öldüğümün
Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın
Tekrarlayıp duruyor saat
Vakit te mahluktur
Vakit te mahluktur
İşliyor kalbim
Eskiyor saçlarım
Ve gözlerimin en ince hücreleri
Okuyorum hayatı
Toprağın üstünden çok
Altındakilerle var olduğunu
Toprak
Ölüme aç
Ölüme muhtaç
Hayat
Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün
Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın
Kesitler
Mahlukta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm
Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların
Analar ölür
Kök salar hasret yüreklere
'Bir evlat pir olsa da'
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük
Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez
Sevgililer ölür
Bir hicret olur ölüm
Bir sıla
Mesela arkadaşlar
Arkadaşlıklar vardır okullarda
Bakarsın biri gelmez bir gün
Ve artık hiç gelmeyecektir
Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta
Bahçeye koridorlara sınıflara
Bir fısıltı dolaşır dudaklarda
Kimi kirpikleri ıslak
Çökmüş bahçenin tenha bir yerine
Elinde bir çöp resmini çizer toprağa
Anıların
Kimileri öbek öbek toplanıp
Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle
-Nasıl olur daha dün beraberdik
-Salıncakta İki Kişi'yi izlemiştik daha dün nasıl olur
-Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık
''Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar
Hayatı dolu dolu yaşıyorlar'' demişti unutamıyorum
Sonra bir mezarlıkta Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkez susar
Konuşur ölüm
Ve sürer hayat.
Bazan bir tekerlek altında
Ansızın gelir ölüm
Apansız biter sınav
Bir elektrik kesilmesi gibi
Kesilir tulu emel
Bazan ölüm vardır
Ölümden önce gelir
Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır
Sorular hep yanıtsız kalır orada
Sadece konuşan rüyalardır
Yahut hayaller suskun duvarlarda
Gözler kabul eder parmaklar kabul eder
Ama beyin hep umuttan yanadır
Bazan akan bir film şeridinin
Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir
Ölüm
Karşıda bir manga asker
Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de
Takılıp kalır masmavi gökyüzünde
Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta
Ölümden uzak ölümler vardır
Gazete ilanlarında rastlanılan
Dünyaya bağlılığın zavallı
Ve muannit
Bir belgesidir
Daha çok kalanlara ait.
Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş
Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü
Ölümler vardır:
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerde
Bir Portre
Engin sakin berrak bir denize
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
Nasıl yürürse insan
Sokrates öyle yürüdü ölüme
Tilmizleri ağlaşırken
O vasiyet ediyordu:
-Asklepyos'a bir horoz borçluyuz
Unutmayınız.
Ne tuhafsınız dostlar
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
Yükselmek varken ölümsüzlüğe
İnancına sahip olmak
İnsan olmanın şartı
Kölelikler içinde en onulmaz kölelik
Hayatın ölümcül yanına
Takılıp kalmak değil mi?
İlkin ayaklarında duydu Sokrates
Zehirin soğukluğunu
Ve yavaş yavaş ölüm
Yükseldi göğsüne çenesine
Dudaklarında donan son bir tebessümle
Bir işaret taşı da böylece
Sokrates dikmiş oldu ölüme
Ölümün Sesi
Ölümden bir işaret var her şeyde
Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde:
-Kışlanın önünde redif sesi var
Namluların ucunda ölümün sesi!
-Bir ay doğdu geceden oy oy
Karanlığın ağzında ölümün sesi!
-Erzurum dağları kan ile boran
Vadilerin koynunda ölümün sesi
-Ezo gelin durmuş bakar yollara
Umudun ardında ölümün sesi!
-Bir ihtimal daha var
Umuddan da öte ölümün sesi!
Kendi Ölümüme Ait Bir Deneme
Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum
Anamın yüreğinde bir kor
Ölene dek sönmeyecek bir ateş
Kımıldanıp duracak hep
Karım bomboş bulacak dünyayı
-N'olurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
Oysa insan yalnız ölür
Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak
Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
Bir süre kaçacaklar insanlardan
Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine
Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
-Yaşayıp gidiyorduk yahu
Ne vardı acele edecek!
Diyecekler
Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına
Son Söz
Ve zaman döne döne
Gelmişti başlangıç noktasına
İlk yaratılış düğümüne
Mahlukatın var olduğu
Yüzüsuyu hürmetine
Evrenin Efendisinin
Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.
Hayatın menbaı
Merhametin son durağı
Madeni, muhabbet ocağının
Ateşler içindeydi
Yatağında.
İltica etmişti sanki Kainat
Kutsal tenine
Hayata şafak olan alnında
Ter taneleri
Her biri insanlık çilesinden
Bir haberdi sanki
Bir an oldu
Aralandı gözleri
Sonsuzu kuşatan bakışları
Süzdü ciğerparesi Fatıma'yı
Süzdü tek tek çevresindeki
Can dostlarını
Kıpırdadı dudakları, dedi:
-Ebu Bekir kıldırsın namazı
Sonra daldı daldı uyandı
Son defa aralandı
Bakışları
Yöneldi bir noktaya
Karar kıldı bir noktada
Ve dedi:
-Merhaba ey refik-i ala!
Olacak oldu
Akıllar kamaştı
Kalpler tutuştu
Feryat ve figan gökleri tuttu
Çekti kılıcını Faruk olan
Sıçradı orta yere:
-Kim derse ''O öldü'', öldürürüm!
Ayrılık ateşinden
Ateşin şiddetinden
Sanki bendler çözülmüş
Felekler çökmüştü
Şuur tutuşmuş
Akıl iflas etmişti.
Sonra Sıddıyk olan
Yetişti geldi
Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye
Mağarada arkadaşına Hicrette yoldaşına
Sonra baktı çevresine
Mahşerden önce mahşer hali yaşayan
Ashabına
Aline
Ebu Bekir dedi:
-Ey nas, susun!
Kim ki Resulullaha tapmaktadır
Bilsin ki Resul ölmüştür
Kim ki Allaha tapmaktadır
Bilsin ki Allah ölmez
Hayy ve Layemuttur
Ey nas, susun!
''İnna Lillah ve inna ileyhi raciun''
Sonra eğildi sevgilinin yüzüne
Sürdü bulutlanmış gözlerini
O güzellikler ülkesine
Baktı baktı ve dedi:
-Hayatında güzeldin
Ölümünde güzelsin
Öldün
Bir daha ölmeyeceksin
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil
Her an
Farkındayım
Az az öldüğümün
Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın
Tekrarlayıp duruyor saat
Vakit te mahluktur
Vakit te mahluktur
İşliyor kalbim
Eskiyor saçlarım
Ve gözlerimin en ince hücreleri
Okuyorum hayatı
Toprağın üstünden çok
Altındakilerle var olduğunu
Toprak
Ölüme aç
Ölüme muhtaç
Hayat
Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün
Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın
Kesitler
Mahlukta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm
Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların
Analar ölür
Kök salar hasret yüreklere
'Bir evlat pir olsa da'
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük
Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez
Sevgililer ölür
Bir hicret olur ölüm
Bir sıla
Mesela arkadaşlar
Arkadaşlıklar vardır okullarda
Bakarsın biri gelmez bir gün
Ve artık hiç gelmeyecektir
Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta
Bahçeye koridorlara sınıflara
Bir fısıltı dolaşır dudaklarda
Kimi kirpikleri ıslak
Çökmüş bahçenin tenha bir yerine
Elinde bir çöp resmini çizer toprağa
Anıların
Kimileri öbek öbek toplanıp
Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle
-Nasıl olur daha dün beraberdik
-Salıncakta İki Kişi'yi izlemiştik daha dün nasıl olur
-Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık
''Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar
Hayatı dolu dolu yaşıyorlar'' demişti unutamıyorum
Sonra bir mezarlıkta Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkez susar
Konuşur ölüm
Ve sürer hayat.
Bazan bir tekerlek altında
Ansızın gelir ölüm
Apansız biter sınav
Bir elektrik kesilmesi gibi
Kesilir tulu emel
Bazan ölüm vardır
Ölümden önce gelir
Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır
Sorular hep yanıtsız kalır orada
Sadece konuşan rüyalardır
Yahut hayaller suskun duvarlarda
Gözler kabul eder parmaklar kabul eder
Ama beyin hep umuttan yanadır
Bazan akan bir film şeridinin
Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir
Ölüm
Karşıda bir manga asker
Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de
Takılıp kalır masmavi gökyüzünde
Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta
Ölümden uzak ölümler vardır
Gazete ilanlarında rastlanılan
Dünyaya bağlılığın zavallı
Ve muannit
Bir belgesidir
Daha çok kalanlara ait.
Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş
Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü
Ölümler vardır:
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerde
Bir Portre
Engin sakin berrak bir denize
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
Nasıl yürürse insan
Sokrates öyle yürüdü ölüme
Tilmizleri ağlaşırken
O vasiyet ediyordu:
-Asklepyos'a bir horoz borçluyuz
Unutmayınız.
Ne tuhafsınız dostlar
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
Yükselmek varken ölümsüzlüğe
İnancına sahip olmak
İnsan olmanın şartı
Kölelikler içinde en onulmaz kölelik
Hayatın ölümcül yanına
Takılıp kalmak değil mi?
İlkin ayaklarında duydu Sokrates
Zehirin soğukluğunu
Ve yavaş yavaş ölüm
Yükseldi göğsüne çenesine
Dudaklarında donan son bir tebessümle
Bir işaret taşı da böylece
Sokrates dikmiş oldu ölüme
Ölümün Sesi
Ölümden bir işaret var her şeyde
Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde:
-Kışlanın önünde redif sesi var
Namluların ucunda ölümün sesi!
-Bir ay doğdu geceden oy oy
Karanlığın ağzında ölümün sesi!
-Erzurum dağları kan ile boran
Vadilerin koynunda ölümün sesi
-Ezo gelin durmuş bakar yollara
Umudun ardında ölümün sesi!
-Bir ihtimal daha var
Umuddan da öte ölümün sesi!
Kendi Ölümüme Ait Bir Deneme
Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum
Anamın yüreğinde bir kor
Ölene dek sönmeyecek bir ateş
Kımıldanıp duracak hep
Karım bomboş bulacak dünyayı
-N'olurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
Oysa insan yalnız ölür
Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak
Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
Bir süre kaçacaklar insanlardan
Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine
Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
-Yaşayıp gidiyorduk yahu
Ne vardı acele edecek!
Diyecekler
Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına
Son Söz
Ve zaman döne döne
Gelmişti başlangıç noktasına
İlk yaratılış düğümüne
Mahlukatın var olduğu
Yüzüsuyu hürmetine
Evrenin Efendisinin
Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.
Hayatın menbaı
Merhametin son durağı
Madeni, muhabbet ocağının
Ateşler içindeydi
Yatağında.
İltica etmişti sanki Kainat
Kutsal tenine
Hayata şafak olan alnında
Ter taneleri
Her biri insanlık çilesinden
Bir haberdi sanki
Bir an oldu
Aralandı gözleri
Sonsuzu kuşatan bakışları
Süzdü ciğerparesi Fatıma'yı
Süzdü tek tek çevresindeki
Can dostlarını
Kıpırdadı dudakları, dedi:
-Ebu Bekir kıldırsın namazı
Sonra daldı daldı uyandı
Son defa aralandı
Bakışları
Yöneldi bir noktaya
Karar kıldı bir noktada
Ve dedi:
-Merhaba ey refik-i ala!
Olacak oldu
Akıllar kamaştı
Kalpler tutuştu
Feryat ve figan gökleri tuttu
Çekti kılıcını Faruk olan
Sıçradı orta yere:
-Kim derse ''O öldü'', öldürürüm!
Ayrılık ateşinden
Ateşin şiddetinden
Sanki bendler çözülmüş
Felekler çökmüştü
Şuur tutuşmuş
Akıl iflas etmişti.
Sonra Sıddıyk olan
Yetişti geldi
Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye
Mağarada arkadaşına Hicrette yoldaşına
Sonra baktı çevresine
Mahşerden önce mahşer hali yaşayan
Ashabına
Aline
Ebu Bekir dedi:
-Ey nas, susun!
Kim ki Resulullaha tapmaktadır
Bilsin ki Resul ölmüştür
Kim ki Allaha tapmaktadır
Bilsin ki Allah ölmez
Hayy ve Layemuttur
Ey nas, susun!
''İnna Lillah ve inna ileyhi raciun''
Sonra eğildi sevgilinin yüzüne
Sürdü bulutlanmış gözlerini
O güzellikler ülkesine
Baktı baktı ve dedi:
-Hayatında güzeldin
Ölümünde güzelsin
Öldün
Bir daha ölmeyeceksin
Bir lamba yanıyor hafif ve sarı
Garip bir yolculuk, tren ve geyve
Bir hançer bölüyor, ah... rüyalar
Garip bir yolculuk, tren ve geyve
Bir hançer bölüyor, ah... rüyalar
Ölüm bir melek elinde gelir
Ve öper usulca çocuk yüzleri.
Belki bir gün kurtuluruz
Karıncaların yolunu şaşırtan ince rüzgarlarla
Kaplumbağaların hasret kaldığı derin tepelerde
Çocuk gibi bakalım mavi sulara
Şehirlere bakalım insanlığımızı eskittiğimiz
Sislerden dumanlardan yollara atılan
mısır koçanlarından
Belki tutarız birgün belki kurtarır bizi
Simsiyah saralım bezlerle dağları rüzgarları
Gül bahçeleri ağlasın
Dallarda salınan çocuk salıncakları ağlasın
Kırmızı balonlar bizsiz kaybolsun gökyüzünde.
Haydi sığının şehirlere
Kabuğunuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze
Kalsın titrek ve mavi elleriniz
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Usulca girer koynunuza.
Çamlıca 1959
Ve öper usulca çocuk yüzleri.
Belki bir gün kurtuluruz
Karıncaların yolunu şaşırtan ince rüzgarlarla
Kaplumbağaların hasret kaldığı derin tepelerde
Çocuk gibi bakalım mavi sulara
Şehirlere bakalım insanlığımızı eskittiğimiz
Sislerden dumanlardan yollara atılan
mısır koçanlarından
Belki tutarız birgün belki kurtarır bizi
Simsiyah saralım bezlerle dağları rüzgarları
Gül bahçeleri ağlasın
Dallarda salınan çocuk salıncakları ağlasın
Kırmızı balonlar bizsiz kaybolsun gökyüzünde.
Haydi sığının şehirlere
Kabuğunuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze
Kalsın titrek ve mavi elleriniz
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Usulca girer koynunuza.
Çamlıca 1959
Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı!
Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı...
Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı...
M.Akif İnan'a
Gök boşanarak üstümüze
Bizi ıslak saçlarından geçirir karanlığın
Gece siyah bir at olur da uçar
Uykumuzun soluyan denizine.
Babalar ölümü dengede tutar
Seçerek en sağlam vakti arabasına.
Şimdi o araba uçuyorsa
Bir Asya çölünü kanat yaparak
Ey üstümüze gelen
Ey çocukların gözlerinden dökülen
Ölümü konuşan damla damla
Ey beklediğimiz her an
Ey bize son sözü muştulayan
Bizi bulan şahdamarımızda
Ey sürücüleri babalarımız olan.
Bir an dudaklarıyla
Değen alnımıza masmavi
Bir güvercin kanadı gibi
Ey annelerin sesi
İçimizde savrula savrula
Yağan bir bahar yağmuru gibi
Çağırırdı oğullarını yola
Ben işte o zaman
Saygı ile ve güvenerek
Selamlayacağım önden gideni
Yılanlar tüylerini dökerken
Eğerken dağlar başlarını önlerine
Birinin yeşil yaprağı kutsaması gerek
Birinin akan suyu tutması
Altında durarak gökten boşananın
Sonra yükselterek sesimi konuşacağım.
Sen dur burda ey insan
Duy içinde tutuşan ormanı
Ve yakıştırmasını bil üstüne ey ademoğlu
Usta bir makasla biçilen toprağı.
Ankara, Türkocağı,1968
Gök boşanarak üstümüze
Bizi ıslak saçlarından geçirir karanlığın
Gece siyah bir at olur da uçar
Uykumuzun soluyan denizine.
Babalar ölümü dengede tutar
Seçerek en sağlam vakti arabasına.
Şimdi o araba uçuyorsa
Bir Asya çölünü kanat yaparak
Ey üstümüze gelen
Ey çocukların gözlerinden dökülen
Ölümü konuşan damla damla
Ey beklediğimiz her an
Ey bize son sözü muştulayan
Bizi bulan şahdamarımızda
Ey sürücüleri babalarımız olan.
Bir an dudaklarıyla
Değen alnımıza masmavi
Bir güvercin kanadı gibi
Ey annelerin sesi
İçimizde savrula savrula
Yağan bir bahar yağmuru gibi
Çağırırdı oğullarını yola
Ben işte o zaman
Saygı ile ve güvenerek
Selamlayacağım önden gideni
Yılanlar tüylerini dökerken
Eğerken dağlar başlarını önlerine
Birinin yeşil yaprağı kutsaması gerek
Birinin akan suyu tutması
Altında durarak gökten boşananın
Sonra yükselterek sesimi konuşacağım.
Sen dur burda ey insan
Duy içinde tutuşan ormanı
Ve yakıştırmasını bil üstüne ey ademoğlu
Usta bir makasla biçilen toprağı.
Ankara, Türkocağı,1968
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi
Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…
Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm
Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi
Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…
Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm
Ömür bohçasının gülü solmadan
Uyan gel gözlerim gafletten uyan
Ecel bir gün bize haydi demeden
Uyan gel gözlerim gafletten uyan
Derviş Yunus söyler sözün tutulmaz
Senin kumaş bu illerde satılmaz
Böyle yatmak ile Hakk'a varılmaz
Uyan gel gözlerim gafletten uyan
Uyan gel gözlerim gafletten uyan
Ecel bir gün bize haydi demeden
Uyan gel gözlerim gafletten uyan
Derviş Yunus söyler sözün tutulmaz
Senin kumaş bu illerde satılmaz
Böyle yatmak ile Hakk'a varılmaz
Uyan gel gözlerim gafletten uyan
Önce Pîrin elin tuta,
Kalmaya dünya ahrete,
Düşülmeye hiç hayrete,
Bildiğini unutmalı.
Çeke bu yolun zahmetin,
Rahat bile her mihnetin,
İki cihan saadetin,
Hepsini hiçe satmalı.
Canlılar varamaz yola,
Canlı olan yolda kala,
Can terk edip dostu bula,
Canından sefer etmeli.
Der ki Eşrefoğlu Rumi,
Sevenlerin budur kârı,
Dostu için ağuları,
Bir şeker gibi yutmalı.
Kalmaya dünya ahrete,
Düşülmeye hiç hayrete,
Bildiğini unutmalı.
Çeke bu yolun zahmetin,
Rahat bile her mihnetin,
İki cihan saadetin,
Hepsini hiçe satmalı.
Canlılar varamaz yola,
Canlı olan yolda kala,
Can terk edip dostu bula,
Canından sefer etmeli.
Der ki Eşrefoğlu Rumi,
Sevenlerin budur kârı,
Dostu için ağuları,
Bir şeker gibi yutmalı.
'Sait Mutlu, Sabri Arslan, Mehmet Emin Balyan, Ahmet Yücel'in aziz hatıralarına'
Onlar gittiler
Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda.
Onlar gittiler
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Gerilmiş bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasına.
Onlar gittiler
Gelen zamandan bir haber gibiydiler.
Ben şimdi bu yanda
İçilmiş bir and için bekleyenim
Kurulmuş saat gibi.
Onlar gittiler
Giderken bir muştu gibiydiler.
Ankara, 1968
Onlar gittiler
Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda.
Onlar gittiler
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Gerilmiş bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasına.
Onlar gittiler
Gelen zamandan bir haber gibiydiler.
Ben şimdi bu yanda
İçilmiş bir and için bekleyenim
Kurulmuş saat gibi.
Onlar gittiler
Giderken bir muştu gibiydiler.
Ankara, 1968
Ellerime uzanan dudaktan tepeyim;
Allah diyen seni gel ayağından öpeyim!
Allah diyen seni gel ayağından öpeyim!
Duvara, bir titiz örümcek gibi,
İnce dertlerimle işledim bir ağ.
Ruhum gün boyunca sönecek gibi,
Şimdiden ediyor hayata veda.
Kalbim, yırtılıyor her nefesinde,
Kulağım, ruhumun kanat sesinde;
Eserim duvarın bir köşesinde;
Çıkamaz göğsümden başka bir seda...
İnce dertlerimle işledim bir ağ.
Ruhum gün boyunca sönecek gibi,
Şimdiden ediyor hayata veda.
Kalbim, yırtılıyor her nefesinde,
Kulağım, ruhumun kanat sesinde;
Eserim duvarın bir köşesinde;
Çıkamaz göğsümden başka bir seda...
Kırmızı kiremitler üzerine yağmur yağıyor
Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz
Yağmur yağıyor ve bazı tahtalar vardır
Suyun içinde gürül gürül yanan
Dudağımı büküyorum ve topladığım çalıları
Bekçi Halilin kız kardeşinin oğluna ait
Daha doğrusu halasından kendisine kalacak olan
Arsasındaki yıkık duvarın iç tarafına saklıyorum
Hiç kimsenin bilmesine imkan yok
İmkan ve ihtimal bile yok sizin bilmenize Bay Yabancı
Ve yağmur yağıyor ben bir şeyler olacağını biliyorum
Ellerime bakıyorum ve ellerimin benden bilgili
Bir hayli bilgili olduğunu biliyorum
Bilgili fakat parmaklarım ince ve uzun değil
Sizin bayanınızınki gibi ince ve uzun değil
Annemi babamı karıştırmayın işin içine
İnanmazsınız ama onların şuncacık
Şuncacık evet şuncacık bir alakaları bile yok
Sizin def olup gitmenizi istiyorum işte o kadar
Ali de istiyor ama söylemekten çekiniyor
Halbuki siz insanı öldürmezsiniz değil mi?
Gidiniz ve öteki yabancıları da beraber götürünüz
Tuhaf ve acaip şapkalarınızı da beraber götürünüz emi
Boynunuzdaki o uzun ve süslü şeritleri de
Kirli çamaşırları tahta döşemelerin
Üzerinde bırakmamanızı yalvararak istiyeceğim
Yalvararak istiyeceğim diyorum Medeni Adam
Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem
Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir
Halbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi
Hatta Matmazel Nikolun o kırmızı ipekli gömleğini
Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya
Bile giymek istemem istemiyeceğim
Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz
Kibrit gibi iç içe sıkışmış tahtadan
Hem şu bildiğiniz usule de lüzum yok
Tepesi demir askerleriniz babamı alıp götürmeseler
O zaman siz görürsünüz Bay Yabancı
Ağaçların tepesine çıkabileceğimizi
Ben ve kardeşim Alinin anlayabileceğinizi umarım
Siz uyuduktan sonra odanıza girebileceğimizi
-Ben bunu ispat edeceğim-
Hani sizin şu yüzü kurabiye bir bayanınız var ya
Beyaz ve yumuşak
Hani tepesinde ikisi kısa biri uzun üç tüy var
Onu siz başka yerlerden getiriyordunuz
Sayın Bayanınızın gözleri çakmak çakmak yanıyordu
Siz ötekini Bay Yabancı gizli gizli öpüyordunuz
Elinizle onu belinden tutuyordunuz sonra öpüyordunuz
Siz bizi görmüyordunuz
Biz ağacın tepesinden seyrediyorduk
Siz onu çok öpüyordunuz
Ötesini söylemiyeceğim Bay Yabancı
Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım
Annem böyle konuşmak ayıptır dedi
Annem o kadına şeytan diyor
Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar
Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı
Siz şeytanı niçin bu kadar çok öpüyorsunuz
Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel
Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç
Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor
Hele yağmur onu hiç deliğinden çıkarmıyor sanıyorum
Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı
Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum
Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız
Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız
Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor
Sizin o kadını sevmiyor Süleyman
Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor
Ben de onu seviyorum
Onu ve bizim evi seviyorum
Bizim evin her tarafı tahtadandır
Ayrıca matmazelin üzerine
Bir akrep atabileceğimi de düşünün
Tam karnının beyaz yerinden tutarsanız bir şey yapmaz
Ama onu Matmazel bilmez ki o tam kuyruğundan tutar
Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz
Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor
Onlarla konuşuyor onlara ekmek veriyor
Onlar ekmek yiyor anladın mı Bay Yabancı
Matmazel bir ölse ona kimse ekmek vermez
Onun için gidip şapkalarınızı da beraber götürün
Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar
Her biri bir damla atıyor aşağıya
İşte yağmur bunun için yağıyor
Ben bunun için yağmuru seviyorum
Yağmur bizim için yağıyor
Çalılar için Süleymanın tabancası için
Kalkıp gidin kırmızı kiremitler üzerine
Bizim tahta evin üzerine yağmur yağıyor
(*) Sezai Karakoç, Şiirler III körfez/şahdamar/sesler, 6. baskı, İst.1996
Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz
Yağmur yağıyor ve bazı tahtalar vardır
Suyun içinde gürül gürül yanan
Dudağımı büküyorum ve topladığım çalıları
Bekçi Halilin kız kardeşinin oğluna ait
Daha doğrusu halasından kendisine kalacak olan
Arsasındaki yıkık duvarın iç tarafına saklıyorum
Hiç kimsenin bilmesine imkan yok
İmkan ve ihtimal bile yok sizin bilmenize Bay Yabancı
Ve yağmur yağıyor ben bir şeyler olacağını biliyorum
Ellerime bakıyorum ve ellerimin benden bilgili
Bir hayli bilgili olduğunu biliyorum
Bilgili fakat parmaklarım ince ve uzun değil
Sizin bayanınızınki gibi ince ve uzun değil
Annemi babamı karıştırmayın işin içine
İnanmazsınız ama onların şuncacık
Şuncacık evet şuncacık bir alakaları bile yok
Sizin def olup gitmenizi istiyorum işte o kadar
Ali de istiyor ama söylemekten çekiniyor
Halbuki siz insanı öldürmezsiniz değil mi?
Gidiniz ve öteki yabancıları da beraber götürünüz
Tuhaf ve acaip şapkalarınızı da beraber götürünüz emi
Boynunuzdaki o uzun ve süslü şeritleri de
Kirli çamaşırları tahta döşemelerin
Üzerinde bırakmamanızı yalvararak istiyeceğim
Yalvararak istiyeceğim diyorum Medeni Adam
Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem
Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir
Halbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi
Hatta Matmazel Nikolun o kırmızı ipekli gömleğini
Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya
Bile giymek istemem istemiyeceğim
Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz
Kibrit gibi iç içe sıkışmış tahtadan
Hem şu bildiğiniz usule de lüzum yok
Tepesi demir askerleriniz babamı alıp götürmeseler
O zaman siz görürsünüz Bay Yabancı
Ağaçların tepesine çıkabileceğimizi
Ben ve kardeşim Alinin anlayabileceğinizi umarım
Siz uyuduktan sonra odanıza girebileceğimizi
-Ben bunu ispat edeceğim-
Hani sizin şu yüzü kurabiye bir bayanınız var ya
Beyaz ve yumuşak
Hani tepesinde ikisi kısa biri uzun üç tüy var
Onu siz başka yerlerden getiriyordunuz
Sayın Bayanınızın gözleri çakmak çakmak yanıyordu
Siz ötekini Bay Yabancı gizli gizli öpüyordunuz
Elinizle onu belinden tutuyordunuz sonra öpüyordunuz
Siz bizi görmüyordunuz
Biz ağacın tepesinden seyrediyorduk
Siz onu çok öpüyordunuz
Ötesini söylemiyeceğim Bay Yabancı
Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım
Annem böyle konuşmak ayıptır dedi
Annem o kadına şeytan diyor
Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar
Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı
Siz şeytanı niçin bu kadar çok öpüyorsunuz
Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel
Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç
Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor
Hele yağmur onu hiç deliğinden çıkarmıyor sanıyorum
Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı
Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum
Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız
Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız
Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor
Sizin o kadını sevmiyor Süleyman
Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor
Ben de onu seviyorum
Onu ve bizim evi seviyorum
Bizim evin her tarafı tahtadandır
Ayrıca matmazelin üzerine
Bir akrep atabileceğimi de düşünün
Tam karnının beyaz yerinden tutarsanız bir şey yapmaz
Ama onu Matmazel bilmez ki o tam kuyruğundan tutar
Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz
Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor
Onlarla konuşuyor onlara ekmek veriyor
Onlar ekmek yiyor anladın mı Bay Yabancı
Matmazel bir ölse ona kimse ekmek vermez
Onun için gidip şapkalarınızı da beraber götürün
Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar
Her biri bir damla atıyor aşağıya
İşte yağmur bunun için yağıyor
Ben bunun için yağmuru seviyorum
Yağmur bizim için yağıyor
Çalılar için Süleymanın tabancası için
Kalkıp gidin kırmızı kiremitler üzerine
Bizim tahta evin üzerine yağmur yağıyor
(*) Sezai Karakoç, Şiirler III körfez/şahdamar/sesler, 6. baskı, İst.1996
Öyle sarhoşum ki, idrak edemem, dünya nedir;
Ben kimim, saki olan kim, acaba bu şarap nedir? ..
Gerçi, canandan çılgın gönlümün arzusunu istiyorum; ama,
Bilemem çılgın gönül arzusunu ki, canan sorsa, nedir?
Madem bir kez kavuşmak, aşığı vuslata kandırır;
Peki maşuktan aşığa her dem bu istiğna nedir?
Dünya ve alem felsefesinden anlayan, bilge sayılmaz;
Bilge ona derler ki bilmesin hiç, dünyadakiler ve dünya nedir!
Ey Fuzuli! Ah ve feryatların incitmekte alemi;
Eğer aşk belası ile başın hoşsa, o zaman bu dava nedir?
Ben kimim, saki olan kim, acaba bu şarap nedir? ..
Gerçi, canandan çılgın gönlümün arzusunu istiyorum; ama,
Bilemem çılgın gönül arzusunu ki, canan sorsa, nedir?
Madem bir kez kavuşmak, aşığı vuslata kandırır;
Peki maşuktan aşığa her dem bu istiğna nedir?
Dünya ve alem felsefesinden anlayan, bilge sayılmaz;
Bilge ona derler ki bilmesin hiç, dünyadakiler ve dünya nedir!
Ey Fuzuli! Ah ve feryatların incitmekte alemi;
Eğer aşk belası ile başın hoşsa, o zaman bu dava nedir?
Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey û sahbâ nedür
Gerçi cânândan dil-i şeydâ içün kâm isterem
Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedür
Vasldan çün aşık-ı müstâğni eyler bir visal
Aşıka maşukdan her dem bu istiğnâ nedür
Hikmet-i dünyâ vü mâfiha bilen arif degül
Arif oldur bilmeye dünyâ vü mâfiha nedür
Ah u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi
Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey û sahbâ nedür
Gerçi cânândan dil-i şeydâ içün kâm isterem
Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedür
Vasldan çün aşık-ı müstâğni eyler bir visal
Aşıka maşukdan her dem bu istiğnâ nedür
Hikmet-i dünyâ vü mâfiha bilen arif degül
Arif oldur bilmeye dünyâ vü mâfiha nedür
Ah u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi
Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedür
Hiçbir karası kalmadan aydınlanan kanla
Akar dağları çoşturur suları bir kanla
Çarpa çarpa yüreği ismini Allahın
Hızla bir dua kapısı araladı kılıçlar
Efendilerimizdeki kılıçlar
Ki herbiri
Akışında zikrin bir küçük tesbih tanesi olan
sıradağlara
Ordu götüren -
Hülyalara
Dua vuruyordu
Cenkci dua vuruyordu
Yanamaz oluyordu düşman ateşi
. ağlamasın için önünü kestim
yıkılmasın diye işimi bıraktım beline sarıldım
sağ göğsünden vurulmuş gibiydi.
. acılar ey acılar
zırhımız kırdın etimiz lezzetine bulandı
fikirler bağlandığım.
Hayır sevgilim vermedin daha
Aç biilaç üstündeyim etinin
Bahar geçti de açmadı çiçek badem dalları
Bu kara toprak lafzı
Şek mi var sende ey mahcub kalbim
Ki kollanamazsın bir türlü korkularından ölümün
Bir ay tutulmasına bakakalırlığı yüreğe indirerek
Geceleri insan karanlığında uyandıran
Nabız hallaçlıyan çarpışlarından yoruldum
Kıvrımlarını toprağa yaymış
Bir beyne vardım
Gözüm yere dikilir
akraba açken uzanamasın elimiz ekmeğe
komşu tasalıysa tasalansız evimiz
iştahayla gülünmez bizde
azbiraz tebessüm edilir
dünya için sevinilse
Akar dağları çoşturur suları bir kanla
Çarpa çarpa yüreği ismini Allahın
Hızla bir dua kapısı araladı kılıçlar
Efendilerimizdeki kılıçlar
Ki herbiri
Akışında zikrin bir küçük tesbih tanesi olan
sıradağlara
Ordu götüren -
Hülyalara
Dua vuruyordu
Cenkci dua vuruyordu
Yanamaz oluyordu düşman ateşi
. ağlamasın için önünü kestim
yıkılmasın diye işimi bıraktım beline sarıldım
sağ göğsünden vurulmuş gibiydi.
. acılar ey acılar
zırhımız kırdın etimiz lezzetine bulandı
fikirler bağlandığım.
Hayır sevgilim vermedin daha
Aç biilaç üstündeyim etinin
Bahar geçti de açmadı çiçek badem dalları
Bu kara toprak lafzı
Şek mi var sende ey mahcub kalbim
Ki kollanamazsın bir türlü korkularından ölümün
Bir ay tutulmasına bakakalırlığı yüreğe indirerek
Geceleri insan karanlığında uyandıran
Nabız hallaçlıyan çarpışlarından yoruldum
Kıvrımlarını toprağa yaymış
Bir beyne vardım
Gözüm yere dikilir
akraba açken uzanamasın elimiz ekmeğe
komşu tasalıysa tasalansız evimiz
iştahayla gülünmez bizde
azbiraz tebessüm edilir
dünya için sevinilse
Bırakıyor ardından belalara beni
Tedbirim öldü gövdemin binası geçti
Göğsümde ince gergin çelik bağcık
Tenimi bastıran içerilere
Bağırıyor leylaklarım ağlıyor ağlıyor duvarlar
Çatlayacak gibi susuz düzgün ve biçimli sanatlar
Çocuk yığılıyor kalp kalp üstüne konuyor
Bir baba damarı vuruyor sökülen nabzım
Şimdi batar birkaç nesil azdıran bozgun
Simsiyah aklım ve beyaz bir nokta kalbim
Kader akışı alkışlanıyor her kârım
Nazlı buluş git git kabarıyor dalgalar
Çare yok gür gür bağıracağım yoksa bu sefil
İsyan yüklü gemi zor kayalıklarında gönlün
Harp. Ezilen etim söğülen köpekliğin için değil
Güzel ölçülü zulmetmeden yeterince öldürüşüm
Harp geliyor bir güzel bilendin mi kardeşim
Binlerce cilt tutuyor kılıçların hançerin
I believe in you believe in we believe in
In la ilahe illallah la ilahe illallah
Şimdi halk yüceldin guslet suyun götürmesiyle kuşan
Yüzün kolların ateş yakmaz başın ince ayakların
Dünya bir konak bir konuk ölümsüz hayat içre
Geçildikçe hor öpüldükçe soyunur şehvete
Şehvet ahırı değil yeryüzü
Domuz ahırı değil yer toprak
İki bakışımın arasında bulduğun toprak
Dört köşe duvarlar siyah örtü ve göç sesleri
Kapanıyorum kabul et öyle buyur
Bin açılı örtüye daha sar beni
Bin yıl bin daha
Dursam kapında
Sayısız perdeden bir perdecik kalksın için
Başım yüzüm kızarır haddim olmaz aslında
Sakin ve gövdemin mızraklarını döken bir geliş
Vara gele ancak birkaç ağaç alıyor göğsüm
Sakin ve daha sakin mızraklarım dökülsün daha
Aniden çıkıp havlayan köpekte emanet bugün
Binbir helak ve Allah selamıyla girilen ovada
Bir dağ gibi diz çök kendine ırmak ol tut tut bırak yıldırımları
Sakin daha sakin kımıltı yok bakışında
Bırak toprak altında göl olsun gözyaşın
Bir çeşit isyandın gönül ağlaması ilacın
Destur. Nice uzlet makamından geçersin şimdi
Şimdi çağırıyor o güzel aşka beni yalvarıyor beni
Duruyorum ve çeşit çeşit ölüm omuzumun binileri
Bu ova cennet olmalı sayımızca bir cennet safı
Bu çukur ateş olmalı sayımızca bir cehennem safı
Ya bu yol. Ayağın sahibi gövdeden habersiz yürüdüğü
Gövdenin ayağa merbut ayağa dönük ayak kesildiği
Sen gönlünü yukarıya bil
Bir dağ nasıl söylerse öyle söyle
Bir dağ nasıl inlerse başla öyle
Ey zarif sen de ata yoluna meylettin
Korkarım binbir belaya dayanmaz sıkletin
Tedbirim öldü gövdemin binası geçti
Göğsümde ince gergin çelik bağcık
Tenimi bastıran içerilere
Bağırıyor leylaklarım ağlıyor ağlıyor duvarlar
Çatlayacak gibi susuz düzgün ve biçimli sanatlar
Çocuk yığılıyor kalp kalp üstüne konuyor
Bir baba damarı vuruyor sökülen nabzım
Şimdi batar birkaç nesil azdıran bozgun
Simsiyah aklım ve beyaz bir nokta kalbim
Kader akışı alkışlanıyor her kârım
Nazlı buluş git git kabarıyor dalgalar
Çare yok gür gür bağıracağım yoksa bu sefil
İsyan yüklü gemi zor kayalıklarında gönlün
Harp. Ezilen etim söğülen köpekliğin için değil
Güzel ölçülü zulmetmeden yeterince öldürüşüm
Harp geliyor bir güzel bilendin mi kardeşim
Binlerce cilt tutuyor kılıçların hançerin
I believe in you believe in we believe in
In la ilahe illallah la ilahe illallah
Şimdi halk yüceldin guslet suyun götürmesiyle kuşan
Yüzün kolların ateş yakmaz başın ince ayakların
Dünya bir konak bir konuk ölümsüz hayat içre
Geçildikçe hor öpüldükçe soyunur şehvete
Şehvet ahırı değil yeryüzü
Domuz ahırı değil yer toprak
İki bakışımın arasında bulduğun toprak
Dört köşe duvarlar siyah örtü ve göç sesleri
Kapanıyorum kabul et öyle buyur
Bin açılı örtüye daha sar beni
Bin yıl bin daha
Dursam kapında
Sayısız perdeden bir perdecik kalksın için
Başım yüzüm kızarır haddim olmaz aslında
Sakin ve gövdemin mızraklarını döken bir geliş
Vara gele ancak birkaç ağaç alıyor göğsüm
Sakin ve daha sakin mızraklarım dökülsün daha
Aniden çıkıp havlayan köpekte emanet bugün
Binbir helak ve Allah selamıyla girilen ovada
Bir dağ gibi diz çök kendine ırmak ol tut tut bırak yıldırımları
Sakin daha sakin kımıltı yok bakışında
Bırak toprak altında göl olsun gözyaşın
Bir çeşit isyandın gönül ağlaması ilacın
Destur. Nice uzlet makamından geçersin şimdi
Şimdi çağırıyor o güzel aşka beni yalvarıyor beni
Duruyorum ve çeşit çeşit ölüm omuzumun binileri
Bu ova cennet olmalı sayımızca bir cennet safı
Bu çukur ateş olmalı sayımızca bir cehennem safı
Ya bu yol. Ayağın sahibi gövdeden habersiz yürüdüğü
Gövdenin ayağa merbut ayağa dönük ayak kesildiği
Sen gönlünü yukarıya bil
Bir dağ nasıl söylerse öyle söyle
Bir dağ nasıl inlerse başla öyle
Ey zarif sen de ata yoluna meylettin
Korkarım binbir belaya dayanmaz sıkletin
Ü
1. Capriccio Alum
Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için
çünkü mahvına sebep nihayet bir sinektir
ama Fanya Kaplan
nasıl öldü diye sorarsak sanırım
işimiz fazlasıyla ciddileşir.
Bize ne başkasının ölümünden demeyiz
çünkü başka insanların ölümü
en gizli mesleğidir hepimizin
başka ölümler çeker bizi
ve bazen başkaları
ölümü çeker bizim için.
Ölümle şaka olmaz diyenler
kıyasıya yanıldılar bu çağda
Taksitle Alum diye bir roman yazıldı artık
Önce Öl/Sonra Öde denilmek suretiyle
aşılıp geçildi bu roman da.
Doların dalgalanmasına bırakıldı bu çağda alum
geceleri şehrin varoşlarında ikamete mecbur edildi
gündüzün kimlik soruldu ona
sağcı mı solcu mu olduğu sorusuna cevap verdi
seken bir kurşun kadar
kurşuni bir kış denizi kadar bile
taraf tutmayan ölüm
2. Alum Cantabile
Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerime yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
durmadan beyaz bir aygırla taşardım derin göllerden
bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
güneşin zekasıyla doymak isterdim
kaba solgun kağıtlar sunardı
şehrin insanı bana
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin
Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
Azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
bozuk paraların insanı, sivicelerin
işte öldüm, işte son kadife çiçekleri
son defneler, badıranlarla kefenlediler beni
bütün kaçaklar için inci bir melhem oldu benim ölümüm
bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak
benim ölümümden yayınlan kırpıntıları
boğaz tokluğuna çalışanlar
özenle kilitleyecek göğüslerine
benim ölmüş olmamı
hiç bir yaprak damarından
hiçbir su özünden atamayacak beni
ortaya benim ölümüm sürülecek
pey akçesi olarak
tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca
ama neler olup bittiğini hiç bir ayetten
hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin
3. Requiem
Bozkırda yaz akşamları seni seyrederdi
seni seyrederdi ormanda gürbüz sabah
ağırkanlı bir güneşle yaşanan kış
ağır, kanlı bir güneşle yaşanan hasat zamanı
bekarların kaburgalarına gümleyen karanlık
isterik kokusu beyaz dantelaların
seni seyrederdi
sen diriyken sana bakmak
başlı ve sonlu bir uğraştı sanki.
Gövdene imrenirdi ok atmayı bilenler
gövden aklın gibi engebeli ve dakikti
sokaklarda kavga çıkardı senin yüzünden
sen topuğunu gösterirdin ve dövüş başlardı
ejderlerle çarpışırdı bey çocukları
müminler müşriklerle savaşırdı.
Toprak ve yağmur savaşırlardı
anahtar ve kilit
birbirlerine girerdi ekmekle bulutlar
kan ve su
nadirle zenit.
Isıtırdın salkımları bağlar bozulunca
tohumların bilgisine hısımdın
beyninde yelkenlerini açarak
serinlerdi kısır kadınlar
sen diriyken
sepetlerine çiçek doldurup insanlar
peşinden gelirlerdi
serüvenler peşinden yürürdü endazelerin
mekikler otlakların yörüngesindeydi
ayıklardı insanların rüyalarını
yaktıkları tütsü, okudukları yasin.
Sonra öldün, sonra ıslıkladılar seni
gösterişsiz tabutunu yuhaladılar
lahana yaprakları attılar sana
sonradan görme tombul ortayaşlılar
semiz, genç burjuvalar seni
tepeden tırnağa fermuarladı.
akşam gezmesine çıkan emekliler bile
duygusuzca silkeledi üzerlerinden
senin gözyaşlarını
Bir soğuk uzay
parıltısıyla anılıyorsun artık
kuru bir bilgisayar tıkırtısıyla
açıyorlar taçyapraklarını ancak
bir alkol koması sırasında
senin yorgunluklarını
hastanelere makbuz yaptılar
çekingen duruşunu intihara karşı
kullanıyorlar koğuşlarda
çünkü çoktan alum götürdü seni
alum alum
gündelik sözlerimiz arasında
geçecek kadar kaba.
Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için
çünkü mahvına sebep nihayet bir sinektir
ama Fanya Kaplan
nasıl öldü diye sorarsak sanırım
işimiz fazlasıyla ciddileşir.
Bize ne başkasının ölümünden demeyiz
çünkü başka insanların ölümü
en gizli mesleğidir hepimizin
başka ölümler çeker bizi
ve bazen başkaları
ölümü çeker bizim için.
Ölümle şaka olmaz diyenler
kıyasıya yanıldılar bu çağda
Taksitle Alum diye bir roman yazıldı artık
Önce Öl/Sonra Öde denilmek suretiyle
aşılıp geçildi bu roman da.
Doların dalgalanmasına bırakıldı bu çağda alum
geceleri şehrin varoşlarında ikamete mecbur edildi
gündüzün kimlik soruldu ona
sağcı mı solcu mu olduğu sorusuna cevap verdi
seken bir kurşun kadar
kurşuni bir kış denizi kadar bile
taraf tutmayan ölüm
2. Alum Cantabile
Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerime yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
durmadan beyaz bir aygırla taşardım derin göllerden
bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
güneşin zekasıyla doymak isterdim
kaba solgun kağıtlar sunardı
şehrin insanı bana
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin
Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
Azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
bozuk paraların insanı, sivicelerin
işte öldüm, işte son kadife çiçekleri
son defneler, badıranlarla kefenlediler beni
bütün kaçaklar için inci bir melhem oldu benim ölümüm
bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak
benim ölümümden yayınlan kırpıntıları
boğaz tokluğuna çalışanlar
özenle kilitleyecek göğüslerine
benim ölmüş olmamı
hiç bir yaprak damarından
hiçbir su özünden atamayacak beni
ortaya benim ölümüm sürülecek
pey akçesi olarak
tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca
ama neler olup bittiğini hiç bir ayetten
hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin
3. Requiem
Bozkırda yaz akşamları seni seyrederdi
seni seyrederdi ormanda gürbüz sabah
ağırkanlı bir güneşle yaşanan kış
ağır, kanlı bir güneşle yaşanan hasat zamanı
bekarların kaburgalarına gümleyen karanlık
isterik kokusu beyaz dantelaların
seni seyrederdi
sen diriyken sana bakmak
başlı ve sonlu bir uğraştı sanki.
Gövdene imrenirdi ok atmayı bilenler
gövden aklın gibi engebeli ve dakikti
sokaklarda kavga çıkardı senin yüzünden
sen topuğunu gösterirdin ve dövüş başlardı
ejderlerle çarpışırdı bey çocukları
müminler müşriklerle savaşırdı.
Toprak ve yağmur savaşırlardı
anahtar ve kilit
birbirlerine girerdi ekmekle bulutlar
kan ve su
nadirle zenit.
Isıtırdın salkımları bağlar bozulunca
tohumların bilgisine hısımdın
beyninde yelkenlerini açarak
serinlerdi kısır kadınlar
sen diriyken
sepetlerine çiçek doldurup insanlar
peşinden gelirlerdi
serüvenler peşinden yürürdü endazelerin
mekikler otlakların yörüngesindeydi
ayıklardı insanların rüyalarını
yaktıkları tütsü, okudukları yasin.
Sonra öldün, sonra ıslıkladılar seni
gösterişsiz tabutunu yuhaladılar
lahana yaprakları attılar sana
sonradan görme tombul ortayaşlılar
semiz, genç burjuvalar seni
tepeden tırnağa fermuarladı.
akşam gezmesine çıkan emekliler bile
duygusuzca silkeledi üzerlerinden
senin gözyaşlarını
Bir soğuk uzay
parıltısıyla anılıyorsun artık
kuru bir bilgisayar tıkırtısıyla
açıyorlar taçyapraklarını ancak
bir alkol koması sırasında
senin yorgunluklarını
hastanelere makbuz yaptılar
çekingen duruşunu intihara karşı
kullanıyorlar koğuşlarda
çünkü çoktan alum götürdü seni
alum alum
gündelik sözlerimiz arasında
geçecek kadar kaba.
Ancak hiçe varırız bu yoldan varsak varsak
Üretim ki mekanı ya rahimdir ya barsak!
Üretim ki mekanı ya rahimdir ya barsak!
Üş de yine geldim ki ben sır sözün ayan eyliyem
Bu söz ile yeri göğü cümlesin hayran eyliyem
Diler isem ten eyliyem diler isem can eyliyem
Gönlüm Tur ü canım Musa Taht-ı Süleyman eyliyem
Dirlik bana karşı gele ben dirliğin boynun buram
Ölüm eğer vacib ola ben canı kurban eyliyem
İsa Meryem nice varır şöyle varam ben ol Haka
Fazlı yolunda ol Hak'ın âlemi handan eyliyem
Azrail dahi kimdürür kasd edebile canıma
Ben anın kendi kasrını kendine zindan eyliyem
Ya Cebrail kim ola kim hükm ede benim ahıma
Yüz bini Cebrail gibi ahımla perran eyliyem
Bizden evvel gelenlere mâniyi pinhan dediler
Ben anadan doğmuş gibi geldim ki üryan eyliyem
Yunus senin gönlün evi dopdoludur Hak varlığı
Üş gelmişim âşıklara varlıktan ihsan eyliyem
Bu söz ile yeri göğü cümlesin hayran eyliyem
Diler isem ten eyliyem diler isem can eyliyem
Gönlüm Tur ü canım Musa Taht-ı Süleyman eyliyem
Dirlik bana karşı gele ben dirliğin boynun buram
Ölüm eğer vacib ola ben canı kurban eyliyem
İsa Meryem nice varır şöyle varam ben ol Haka
Fazlı yolunda ol Hak'ın âlemi handan eyliyem
Azrail dahi kimdürür kasd edebile canıma
Ben anın kendi kasrını kendine zindan eyliyem
Ya Cebrail kim ola kim hükm ede benim ahıma
Yüz bini Cebrail gibi ahımla perran eyliyem
Bizden evvel gelenlere mâniyi pinhan dediler
Ben anadan doğmuş gibi geldim ki üryan eyliyem
Yunus senin gönlün evi dopdoludur Hak varlığı
Üş gelmişim âşıklara varlıktan ihsan eyliyem
.VASİYET
1 — Bu vasiyet, çoluk-çocuğumun ve şahsî yakınlarımın dar ve hususî kadrosundan ziyade, onların da içinde olduğu geniş ve umumî zümreyi muhatap tutuyor. Başta gerçek Türkün ruh köküne bağlı yeni gençlik, şu kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya_ dinlemiş her fert, kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes... Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa, Hesap Gününde tek tek sorumludurlar. Emanetim, beni seven ve İslâm dâvasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese...
2 — Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, mısra ve topyekûn ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz «Allah ve Resulü; başka her şey hiç ve bâtıl» demekten ibarettir.
3 — «Büyük Doğu -b.d. Yayınları-» kitabem kuruluncaya kadar şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali, dikkatsiz ve ciddiyetsiz, hürmet ve haşyetten mahrum ne varsa —isterse nokta veya virgül olsun— onları reddediyor, malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu, bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlıyorum. İnşallah Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve tamamlanmış gösterir, arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam ederler, virgül oynatmaktan bile çekinirler. İslam’a pazarlıksız ve sımsıkı bağlamadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hattâ küfre kadar gidenler ise, çoktan-beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı, her birinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için, nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere —çok denenmiştir— şu cevap verilmelidir: «Koca Hazret-i Ömer bile Allah'ın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabîlerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir. Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuş mudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır.»
Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu: İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil; sonrakiler de, en dakik şeriat mihengine vurulduktan, yani nasib olarsa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim... Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcu ise, mirasçılarımın ve manevî mirasçım gençliğin... Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerim üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse, tezgâhını başına yıkınız! En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.
4 — Beni, ayrıca hususî vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslâmî usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada, umumî vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım: 1935 yılında, Mürşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakîm Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum. Bu yazı, kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak, zamanenin bize aykırı, meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türkün tarih muhasebesini İslâmî tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu. Yazıyı ellerine aldılar, kalem istediler ve üstüne öz elleriyle «altın ile yazılacak yazı» buyurdular. İşte hususî zarfında duran bu kesilmiş makaleyi, bütün eserlerimin tasdiknamesi olarak kefenime iliştirsinler...
5 — Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. Fakat imkân âleminde en küçük pay bulundukça, biricik dileğim, Ankara'da, Bağlum Nahiyesindeki yalçın mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın...
6 — Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malûm... Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malûm... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...
7 — Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Ne de, kim olursa olsun, kadın... Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! ... Ve «bid'at» belirtici hiçbir şey! ... Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur'ân...
8 — Mezarımda ilâhî ve ulvî isim ve sıfatlardan ve benim beşerî ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak... Mevlid de istemem! ... Onu, uhrevî rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur'ân...
9 — Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, eğer bu dâvada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için «Necip Fazıl'ın kaza borcuna karşılık» niyetiyle bir günlük (5 vakit) namaz kılması ve yine bir gün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafiî içtihadınca caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.
Her ferdin, en aşağı 100 Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lâzım... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helâl etmeleri...
Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. «Şey'en lillâh» tabiriyle bana Allah için bir şey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!
10 — Allahı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını! ... Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!
11 — Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!
1973 NFK
1 — Bu vasiyet, çoluk-çocuğumun ve şahsî yakınlarımın dar ve hususî kadrosundan ziyade, onların da içinde olduğu geniş ve umumî zümreyi muhatap tutuyor. Başta gerçek Türkün ruh köküne bağlı yeni gençlik, şu kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya_ dinlemiş her fert, kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes... Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa, Hesap Gününde tek tek sorumludurlar. Emanetim, beni seven ve İslâm dâvasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese...
2 — Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, mısra ve topyekûn ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz «Allah ve Resulü; başka her şey hiç ve bâtıl» demekten ibarettir.
3 — «Büyük Doğu -b.d. Yayınları-» kitabem kuruluncaya kadar şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali, dikkatsiz ve ciddiyetsiz, hürmet ve haşyetten mahrum ne varsa —isterse nokta veya virgül olsun— onları reddediyor, malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu, bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlıyorum. İnşallah Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve tamamlanmış gösterir, arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam ederler, virgül oynatmaktan bile çekinirler. İslam’a pazarlıksız ve sımsıkı bağlamadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hattâ küfre kadar gidenler ise, çoktan-beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı, her birinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için, nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere —çok denenmiştir— şu cevap verilmelidir: «Koca Hazret-i Ömer bile Allah'ın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabîlerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir. Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuş mudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır.»
Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu: İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil; sonrakiler de, en dakik şeriat mihengine vurulduktan, yani nasib olarsa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim... Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcu ise, mirasçılarımın ve manevî mirasçım gençliğin... Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerim üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse, tezgâhını başına yıkınız! En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.
4 — Beni, ayrıca hususî vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslâmî usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada, umumî vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım: 1935 yılında, Mürşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakîm Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum. Bu yazı, kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak, zamanenin bize aykırı, meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türkün tarih muhasebesini İslâmî tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu. Yazıyı ellerine aldılar, kalem istediler ve üstüne öz elleriyle «altın ile yazılacak yazı» buyurdular. İşte hususî zarfında duran bu kesilmiş makaleyi, bütün eserlerimin tasdiknamesi olarak kefenime iliştirsinler...
5 — Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. Fakat imkân âleminde en küçük pay bulundukça, biricik dileğim, Ankara'da, Bağlum Nahiyesindeki yalçın mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın...
6 — Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malûm... Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malûm... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...
7 — Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Ne de, kim olursa olsun, kadın... Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! ... Ve «bid'at» belirtici hiçbir şey! ... Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur'ân...
8 — Mezarımda ilâhî ve ulvî isim ve sıfatlardan ve benim beşerî ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak... Mevlid de istemem! ... Onu, uhrevî rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur'ân...
9 — Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, eğer bu dâvada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için «Necip Fazıl'ın kaza borcuna karşılık» niyetiyle bir günlük (5 vakit) namaz kılması ve yine bir gün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafiî içtihadınca caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.
Her ferdin, en aşağı 100 Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lâzım... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helâl etmeleri...
Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. «Şey'en lillâh» tabiriyle bana Allah için bir şey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!
10 — Allahı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını! ... Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!
11 — Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!
1973 NFK
İ
İbâda olmayınca Hak'dan ihsân
Neye kâdir olur bî-çâre insân
Kalır hayretde şöyle mest ü hayrân
Yine Hak'dan olur her derde dermân
Eğerçi kulların çokdur kusûru
Velî Hakk'ın dahi çok afvı nûru
Odur tedbîr eden cümle umûru
Neye kâdir olur bî-çâre insân
Hatâ ile sudûr eylerse evzâr
Umarız afv ede ol Rabb-i Gaffâr
Tazarru'da ola gör imdi her bâr
Yine Hak'dan olur her derde dermân
Sivâyı ko hevâlardan gözün yum
Ve illâ nefs-i şûmun hâli ma'lûm
İnâyet eyleye ol Hayy u Kayyûm
Neye kâdir olur bî-çâre insân
Hüdâyî kulun irgürdü hayâta
Delâlet etdi ef'âl ü sıfâta
Hidâyet eden oldur nûr-ı zâta
Yine Hak'dan olur her derde dermân
Neye kâdir olur bî-çâre insân
Kalır hayretde şöyle mest ü hayrân
Yine Hak'dan olur her derde dermân
Eğerçi kulların çokdur kusûru
Velî Hakk'ın dahi çok afvı nûru
Odur tedbîr eden cümle umûru
Neye kâdir olur bî-çâre insân
Hatâ ile sudûr eylerse evzâr
Umarız afv ede ol Rabb-i Gaffâr
Tazarru'da ola gör imdi her bâr
Yine Hak'dan olur her derde dermân
Sivâyı ko hevâlardan gözün yum
Ve illâ nefs-i şûmun hâli ma'lûm
İnâyet eyleye ol Hayy u Kayyûm
Neye kâdir olur bî-çâre insân
Hüdâyî kulun irgürdü hayâta
Delâlet etdi ef'âl ü sıfâta
Hidâyet eden oldur nûr-ı zâta
Yine Hak'dan olur her derde dermân
İbâdı nefs-i şûma gâlib eyle
Kerîm Allah Rahîm Allah meded et
Sana sıdk ile lutf et tâlib eyle
Kerîm Allah Rahîm Allah meded et
Kerîm Allah Rahîm Allah meded et
Sana sıdk ile lutf et tâlib eyle
Kerîm Allah Rahîm Allah meded et
İbâdın dâ’imâ işi kusûr ü sehv ü zilletdir
Senin ihsânına lâyık efendi fazl u rahmetdir
Cihânı var eden sensin yoğu izhâr eden sensin
Senin her sun'una yâ Rab bakılsa özge hikmetdir
Hudâyâ bir avuç hâkin sana lâyık nesi ola
Anı tekmîl eden ancak yine senden inâyetdir
Resûl'ün sünnetin tutmak hakîkat yoluna gitmek
Sarây-ı vahdete yitmek ne devlet ne saâdetdir
Hüdâyî'ye hidâyet et seninle tâ seni bula
Her işde asl olan yâ Rab çü tevfîk ü hidâyetdir
Senin ihsânına lâyık efendi fazl u rahmetdir
Cihânı var eden sensin yoğu izhâr eden sensin
Senin her sun'una yâ Rab bakılsa özge hikmetdir
Hudâyâ bir avuç hâkin sana lâyık nesi ola
Anı tekmîl eden ancak yine senden inâyetdir
Resûl'ün sünnetin tutmak hakîkat yoluna gitmek
Sarây-ı vahdete yitmek ne devlet ne saâdetdir
Hüdâyî'ye hidâyet et seninle tâ seni bula
Her işde asl olan yâ Rab çü tevfîk ü hidâyetdir
ibrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrahim
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrahim
gönlümü put sanıp kıran kim”
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrahim
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrahim
gönlümü put sanıp kıran kim”
Çölde anne
Kumlar akıyor üstüne
Çocuk
Sularda başı
Baba
Sur duvarlarıyla çevrili ağzı
Üç yer üç zaman
Üstüste kaydı
Üç ince madeni levha
Sımsıkı ve yüzyüze
Fakat kaderler karışmadan kaldı
Muhterem kocam - Sevgili karım
Babacığım - Güzey Yavrum
Sevgili annem-Güzel yavrum
Fakat kaderler ayrı kaldı
Baba nerden bugün
Ana hangi kum çanağında
Çocuk şöyle der:
- Babacığım Baba
Sobalara toprak atılacaktır
Bacalara çarçaput tıkılacaktır
Aralanankapıdan
Uykuda dudağı kanamış bir çocuk bakacaktır
Kumlar akıyor üstüne
Çocuk
Sularda başı
Baba
Sur duvarlarıyla çevrili ağzı
Üç yer üç zaman
Üstüste kaydı
Üç ince madeni levha
Sımsıkı ve yüzyüze
Fakat kaderler karışmadan kaldı
Muhterem kocam - Sevgili karım
Babacığım - Güzey Yavrum
Sevgili annem-Güzel yavrum
Fakat kaderler ayrı kaldı
Baba nerden bugün
Ana hangi kum çanağında
Çocuk şöyle der:
- Babacığım Baba
Sobalara toprak atılacaktır
Bacalara çarçaput tıkılacaktır
Aralanankapıdan
Uykuda dudağı kanamış bir çocuk bakacaktır
dünyalar kuruldu
dünyalarda şehirler kuruldu
ve birden
kendimi bir şehirde buldum
sokaklarda yürüyen
yaşayan ve ölen insanlardan
kendimi bir şehirde buldum.
karanlık gecelerde yürüdüm
yarı aydınlık yerlerde oturdum
adımı çağıran dost yüzler buldum
dost dost diye haykırmak istedim
içimden sevindim
düşünmedim ne başını
ne sonunu
düşünmedim ne kendimi
ne de senin kim olduğunu
yalnız
senin için çok güzel rüyalar gördüm
uyandım
karşımda seni buldum
dosttan daha dost
güzelden daha başka
içimden sevindim
içimden sevdim
içimden
dünyalarda şehirler kuruldu
ve birden
kendimi bir şehirde buldum
sokaklarda yürüyen
yaşayan ve ölen insanlardan
kendimi bir şehirde buldum.
karanlık gecelerde yürüdüm
yarı aydınlık yerlerde oturdum
adımı çağıran dost yüzler buldum
dost dost diye haykırmak istedim
içimden sevindim
düşünmedim ne başını
ne sonunu
düşünmedim ne kendimi
ne de senin kim olduğunu
yalnız
senin için çok güzel rüyalar gördüm
uyandım
karşımda seni buldum
dosttan daha dost
güzelden daha başka
içimden sevindim
içimden sevdim
içimden
Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar
kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak
onların yardımıyla dünyamıza acıdım.
Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran.
Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya
Benimse dar
çünkü dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın Styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,
biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz
öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla yaban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya.
İnsanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır
o ferah ve delişmen birçok alınlarda
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim
şakaklarıma dayanınca güneş
can çekişen bir sansar edasıyla
uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum
kadınların sahiden doğurduğuna
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum
nicedir kavrayamam haller içinde halim
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü
su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.
Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım
öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.
(1975)
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar
kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak
onların yardımıyla dünyamıza acıdım.
Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran.
Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya
Benimse dar
çünkü dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın Styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,
biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz
öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla yaban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya.
İnsanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır
o ferah ve delişmen birçok alınlarda
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim
şakaklarıma dayanınca güneş
can çekişen bir sansar edasıyla
uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum
kadınların sahiden doğurduğuna
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum
nicedir kavrayamam haller içinde halim
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü
su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.
Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım
öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.
(1975)
İçimin vadilerinde kış kıyamet;
Rüzgarlar biteviye
Yavrusunu yitiren kurdu sesleniyor.
Ve ay her gece
Gümüşi bir yalnızlığı anlatmak için
Doğuyor sanki öylece.
İçimin dağlarında askerler
Sırtlarını kayalara vermişler
Beklemekteler.
Yaptıkları, pusatlarını elden geçirmek sadece
Bir de, arada bir
Ellerini alınlarına götürerek
Ufku gözetlemek.
İçimin dağlarını duman basmış:
Ağaçların dalları bir o yana bir bu yana
Ve yapraklar ve kuşlar birbirine karışmış;
Savruluyorlar gökyüzüne
Ve onlara ve hareket eden her şeye inat
Sonbaharla birlikte efkar
Demir atmış içimin derinliklerine.
Tuzla, Kasım 1995
Rüzgarlar biteviye
Yavrusunu yitiren kurdu sesleniyor.
Ve ay her gece
Gümüşi bir yalnızlığı anlatmak için
Doğuyor sanki öylece.
İçimin dağlarında askerler
Sırtlarını kayalara vermişler
Beklemekteler.
Yaptıkları, pusatlarını elden geçirmek sadece
Bir de, arada bir
Ellerini alınlarına götürerek
Ufku gözetlemek.
İçimin dağlarını duman basmış:
Ağaçların dalları bir o yana bir bu yana
Ve yapraklar ve kuşlar birbirine karışmış;
Savruluyorlar gökyüzüne
Ve onlara ve hareket eden her şeye inat
Sonbaharla birlikte efkar
Demir atmış içimin derinliklerine.
Tuzla, Kasım 1995
İçin dışın mundar iken
dost neylesin senin ile
gözün gönlün nefsi hava
Aşk neylesin senin ile
Zakir ile yoldaş olup
Sadıklara yar olmadın
olmaz yere verdin gönül
Dost neylesin senin ile
Dünya gözün ruşen edip
Gönül gözün kör eyledin
Zulmet dolucak gönlüne
Nur neylesin senin ile
Gerçek ere derviş gerek
Doldu cihan dava ile
Duydun ise aslın işi
Kal neylesin senin ile
Dostlugu sanma hemen
olur suret dizmek ile
Dilde ise senin işin
Hal neylesin senin ile
Dostun hoş derdi ile
merdana sür devranını
dost değilsen dost yolunda
Ar neylesin senin ile!
dost neylesin senin ile
gözün gönlün nefsi hava
Aşk neylesin senin ile
Zakir ile yoldaş olup
Sadıklara yar olmadın
olmaz yere verdin gönül
Dost neylesin senin ile
Dünya gözün ruşen edip
Gönül gözün kör eyledin
Zulmet dolucak gönlüne
Nur neylesin senin ile
Gerçek ere derviş gerek
Doldu cihan dava ile
Duydun ise aslın işi
Kal neylesin senin ile
Dostlugu sanma hemen
olur suret dizmek ile
Dilde ise senin işin
Hal neylesin senin ile
Dostun hoş derdi ile
merdana sür devranını
dost değilsen dost yolunda
Ar neylesin senin ile!
İçip câm-ı muhabbetden
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Safâ sür bezm-i vahdetden
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Kuru sevdâyı koy ey yâr
Olagör tâlib-i dîdâr
Dilersen bir gül-i bî-hâr
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Nice bir zînet ü şöhret
Nice bir fâniye rağbet
Bula gör Hazret'e kurbet
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Geçip sahrâ-yı âlemden
Güzer kıl arş-ı a'zamdan
Halâs ol derd ile gamdan
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Vücûdun kûh-ı elvendi
Geçer âşıklara bendi
Hüdâyî'den işit pendi
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Safâ sür bezm-i vahdetden
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Kuru sevdâyı koy ey yâr
Olagör tâlib-i dîdâr
Dilersen bir gül-i bî-hâr
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Nice bir zînet ü şöhret
Nice bir fâniye rağbet
Bula gör Hazret'e kurbet
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Geçip sahrâ-yı âlemden
Güzer kıl arş-ı a'zamdan
Halâs ol derd ile gamdan
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Vücûdun kûh-ı elvendi
Geçer âşıklara bendi
Hüdâyî'den işit pendi
Digil yâ Hû veyâ men Hû
Elimden doğruca, güzelce, iyice bir yazı mı çıkıyor? İğreniyorum! Hâlâ bu memlekette doğru, güzel ve iyi olanı savunma gayretimden, bu gayretin boşluğunu anlayamamak enayiliğinden iğreniyorum!
Olanlar ortadayken, hep bugünü yarına erteleyici ve gelmeyecek bir istikbale ısmarlayıcı 'cek' ve 'cak' edatlarından iğreniyorum!
(Perikles) gibi (Attik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi tamam cemiyetinde, (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der:'Meğer bütün bir ömür katırlara saman yerine çiçek sunmuşum! '... Ben de aynı meraret duygusuyla güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum!
Dudaklarla kalbler arasındaki mesafeden, her akşam başına yorganı çeker çekmez uyuyuveren nefs muhasebesi yoksunu eyyamgüder politikacıdan, tecrit kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip çıkan marka müslümanlarından iğreniyorum! Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan âcizken gözüyle görmediği için Allahı inkar eden maddeciden iğreniyorum!
Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden, çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden, hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle ateşe atmayı inkilâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan, kapılanlardan iğreniyorum!
Hâsılı, dil adına dilden, ev adına elden, vatan adına vatandan ve köy, köylü, şehir, şehirli, gazete, dergi, kitap, mektep, talebe, muallim, polis, memur, kanun, nizam, kadın, erkek, dost, ahbap ne varsa bunların gerçekleri adına hepsinden iğreniyorum!
Ötesi var mı? ...
Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insandan, Allahın Kur'anda 'belhüm adal-Hayvandan aşağı' diye andığı iki ayaklılardan iğreniyorum!
(17 Mart 1980
Olanlar ortadayken, hep bugünü yarına erteleyici ve gelmeyecek bir istikbale ısmarlayıcı 'cek' ve 'cak' edatlarından iğreniyorum!
(Perikles) gibi (Attik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi tamam cemiyetinde, (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der:'Meğer bütün bir ömür katırlara saman yerine çiçek sunmuşum! '... Ben de aynı meraret duygusuyla güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum!
Dudaklarla kalbler arasındaki mesafeden, her akşam başına yorganı çeker çekmez uyuyuveren nefs muhasebesi yoksunu eyyamgüder politikacıdan, tecrit kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip çıkan marka müslümanlarından iğreniyorum! Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan âcizken gözüyle görmediği için Allahı inkar eden maddeciden iğreniyorum!
Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden, çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden, hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle ateşe atmayı inkilâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan, kapılanlardan iğreniyorum!
Hâsılı, dil adına dilden, ev adına elden, vatan adına vatandan ve köy, köylü, şehir, şehirli, gazete, dergi, kitap, mektep, talebe, muallim, polis, memur, kanun, nizam, kadın, erkek, dost, ahbap ne varsa bunların gerçekleri adına hepsinden iğreniyorum!
Ötesi var mı? ...
Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insandan, Allahın Kur'anda 'belhüm adal-Hayvandan aşağı' diye andığı iki ayaklılardan iğreniyorum!
(17 Mart 1980
İhsânına müstagrakız
Yâ Rab nice şükredelim
Ehl-i atâna mülhakız
Yâ Rab nice şükredelim
Yokdan bizi var eyledin
Her derde tîmâr eyledin
İhsânın izhâr eyledin
Yâ Rab nice şükredelim
Senden durur cism ile rûh
Sendendir envâ'-ı fütûh
Etmez kifâyet ömr-i Nûh
Yâ Rab nice şükredelim
Kâğıd olup bu nüh felek
Kütb eylese ins ü melek
Lutfun yazılmaz haşredek
Yâ Rab nice şükredelim
Add eylese ni'mânı kul
Kâbil değil ihsâya ol
Yâ şükre kande bula yol
Mevlâ nice şükredelim
Meğer senden ihsân ola
Her müşkil iş âsân ola
Şükr etmeğe imkân ola
Yâ Rab nice şükredelim
Yâ Rab ezeldir ger ebed
Eyle Hüdâyî'ye meded
Yok lutfuna hadd ü aded
Mevlâ nice şükredelim
Yâ Rab nice şükredelim
Ehl-i atâna mülhakız
Yâ Rab nice şükredelim
Yokdan bizi var eyledin
Her derde tîmâr eyledin
İhsânın izhâr eyledin
Yâ Rab nice şükredelim
Senden durur cism ile rûh
Sendendir envâ'-ı fütûh
Etmez kifâyet ömr-i Nûh
Yâ Rab nice şükredelim
Kâğıd olup bu nüh felek
Kütb eylese ins ü melek
Lutfun yazılmaz haşredek
Yâ Rab nice şükredelim
Add eylese ni'mânı kul
Kâbil değil ihsâya ol
Yâ şükre kande bula yol
Mevlâ nice şükredelim
Meğer senden ihsân ola
Her müşkil iş âsân ola
Şükr etmeğe imkân ola
Yâ Rab nice şükredelim
Yâ Rab ezeldir ger ebed
Eyle Hüdâyî'ye meded
Yok lutfuna hadd ü aded
Mevlâ nice şükredelim
Renkte, seste, ışıkta her şeyde bir ihtizaz;
Her şeyde bir titreşim, zikir, fikir ve niyaz...
Her şeyde bir titreşim, zikir, fikir ve niyaz...
İki cihân sultânının
Doğduğu ay geldi yine
İlm u meârif kânının
Doğduğu ay geldi yine
Gelsün şefâat isteyen
Bulsun safâ anı seven
Ol sâhib-i hulk-i hasen
Doğduğu ay geldi yine
Bedr-i dücâ şems-i duhâ
Verd-i gülistân-ı Hudâ
Hakk'ın habîbi Mustafâ
Doğduğu ay geldi yine
Bir âşık u sâdık kanı
Râhat bula cân u teni
Sırr-ı hakîkat mahzeni
Doğduğu ay geldi yine
Anı Hüdâyî kim sever
Matlûba bulmuştur zafer
Fahr-ı cihân Hayru'l-beşer
Doğduğu ay geldi yine
Doğduğu ay geldi yine
İlm u meârif kânının
Doğduğu ay geldi yine
Gelsün şefâat isteyen
Bulsun safâ anı seven
Ol sâhib-i hulk-i hasen
Doğduğu ay geldi yine
Bedr-i dücâ şems-i duhâ
Verd-i gülistân-ı Hudâ
Hakk'ın habîbi Mustafâ
Doğduğu ay geldi yine
Bir âşık u sâdık kanı
Râhat bula cân u teni
Sırr-ı hakîkat mahzeni
Doğduğu ay geldi yine
Anı Hüdâyî kim sever
Matlûba bulmuştur zafer
Fahr-ı cihân Hayru'l-beşer
Doğduğu ay geldi yine
-M.K.ya-
Bizim ahşap evimizin kapısı Kastamonu'da
iki kanatlıydı. Biri
hep kapalı dururdu kanatların
ardında demir dayak.
Gece olur
karanlığın haşyetinden kapanırdı tek kanat.
Boyasızdı tahta kapı
bu yanıyla güvenirdim ona.
Yıl elli üç. Üçteyim. Dövüşmek üzereyken bir yaşıtımla
Malenkof! diye bağırmışım öfkeden patlayarak
zavallı arkadaşım
hiç bir şey anlaşılmayan bu telaffuz karşısında
şaşırıp kaçtı bağıra ağlaya.
Sonra kızlar geldi
bir kanadı açılmayan
boyasız kapının önündeki betonda
rond yaptılar ve raspa oynadılar:
Raspa raspa ras
Kore'ye mektup yas.
Bizim ahşap evimizin kapısı Kastamonu'da
iki kanatlıydı. Biri
hep kapalı dururdu kanatların
ardında demir dayak.
Gece olur
karanlığın haşyetinden kapanırdı tek kanat.
Boyasızdı tahta kapı
bu yanıyla güvenirdim ona.
Yıl elli üç. Üçteyim. Dövüşmek üzereyken bir yaşıtımla
Malenkof! diye bağırmışım öfkeden patlayarak
zavallı arkadaşım
hiç bir şey anlaşılmayan bu telaffuz karşısında
şaşırıp kaçtı bağıra ağlaya.
Sonra kızlar geldi
bir kanadı açılmayan
boyasız kapının önündeki betonda
rond yaptılar ve raspa oynadılar:
Raspa raspa ras
Kore'ye mektup yas.
İki tip tanıyorum bu devrin utanmazı;
Biri dinde hokkabaz,biri küfür cambazı...
1977
Biri dinde hokkabaz,biri küfür cambazı...
1977
Korkup kaçarken çıktı benden
Bir çeşit hayvan nereye dönsem o
Kış olmadı duymadım hiç bir kar
Tendeki papatyaların tutunduğunu
Komşuda bir çocuk daha ağlıyor
Gözyaşı akışı neden var bilseydim
Ve dost yok karşımda daha da çevrildin
Küçülüp yürümek isterim karıncalarla
Bir çeşit sevdam var
Bir çeşit yalnızım kapıda
Yaradana giden yoldadır her ruh
Çocuklar gibi sevmese de kalpler
. şapka bisiklet beyaz sarı
. kırbaçlanan gülüş zalim ağzı
Bir gıybete kapanıyor akıllar
Bizde ruh gencini ihtiyar ederler
Aşabilsem boğulmalarını ömrümün
Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları
Yüzün çepesine koştur beni
İsyan eşiğim toprak kayıyor içim
Bir çeşit hayvan nereye dönsem o
Kış olmadı duymadım hiç bir kar
Tendeki papatyaların tutunduğunu
Komşuda bir çocuk daha ağlıyor
Gözyaşı akışı neden var bilseydim
Ve dost yok karşımda daha da çevrildin
Küçülüp yürümek isterim karıncalarla
Bir çeşit sevdam var
Bir çeşit yalnızım kapıda
Yaradana giden yoldadır her ruh
Çocuklar gibi sevmese de kalpler
. şapka bisiklet beyaz sarı
. kırbaçlanan gülüş zalim ağzı
Bir gıybete kapanıyor akıllar
Bizde ruh gencini ihtiyar ederler
Aşabilsem boğulmalarını ömrümün
Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları
Yüzün çepesine koştur beni
İsyan eşiğim toprak kayıyor içim
yeşil yapraklar
yeşil havuz
yeşil yaprakların düştüğü havuz
koyu yeşil
ve rüyamda
fıskiyenin üstünde
fırıl fırıl dönen insan
kırılmış merdivenlerde
malta taşlarının altındaki tesbih böcekleri
ve yerin altından
çıkan
solucanlar
büyük bademin altında
sohbet ederler
giderler
gelirler
aralığın görünmeyen yerinde
ve ben
limonluğun içindeki
kırmızı toz dolu sandığı düşünüyorum
pencerede
yeşil havuz
yeşil yaprakların düştüğü havuz
koyu yeşil
ve rüyamda
fıskiyenin üstünde
fırıl fırıl dönen insan
kırılmış merdivenlerde
malta taşlarının altındaki tesbih böcekleri
ve yerin altından
çıkan
solucanlar
büyük bademin altında
sohbet ederler
giderler
gelirler
aralığın görünmeyen yerinde
ve ben
limonluğun içindeki
kırmızı toz dolu sandığı düşünüyorum
pencerede
Eczanede ama hangi rafta şişede?
İslam ki,tek ilaçtır,örümcekli köşede...
1977
İslam ki,tek ilaçtır,örümcekli köşede...
1977
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır
Okumaktan murat ne
Kişi Hak'kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru ekmektir
Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eğer Hak bilmez isen
Abes yere gelmektir
Dört kitabın mânâsı
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır
Yiğirmi dokuz hece
Okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca
Mânâsı ne demektir
Yunus Emre der hoca
Gerekse bin var hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır
Okumaktan murat ne
Kişi Hak'kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru ekmektir
Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eğer Hak bilmez isen
Abes yere gelmektir
Dört kitabın mânâsı
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır
Yiğirmi dokuz hece
Okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca
Mânâsı ne demektir
Yunus Emre der hoca
Gerekse bin var hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir
Yanlış trenden indin seni şehrin aynasından geçirdiler
Sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden
Yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden
Denize karsı küçüle küçüle giden evleri
İnce ince karşılardın olağan karşılardın
Şen dünya içinde sen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen
Bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
Seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden
Kadınlar taş heykeller gibi gelip gecer sarı kayalardan
Hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
Çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlügü diyorum
Körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen
Sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
Geyik resimleriyle kabarık her köşen
Geyik derisinde akan ilk nehir
Bir el uzanışıyla
İlk sokağın ağzında kaybolursan ağlayacağım
Leylaklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa
Çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir Suna
Parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana
gök taşlarını getiriyorlar
Seni sayıklıyor
Denemesi yanlış yapılmış ilk ok
Sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden
Yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden
Denize karsı küçüle küçüle giden evleri
İnce ince karşılardın olağan karşılardın
Şen dünya içinde sen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen
Bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
Seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden
Kadınlar taş heykeller gibi gelip gecer sarı kayalardan
Hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
Çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlügü diyorum
Körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen
Sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
Geyik resimleriyle kabarık her köşen
Geyik derisinde akan ilk nehir
Bir el uzanışıyla
İlk sokağın ağzında kaybolursan ağlayacağım
Leylaklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa
Çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir Suna
Parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana
gök taşlarını getiriyorlar
Seni sayıklıyor
Denemesi yanlış yapılmış ilk ok
Her kaçan gönlüme fikr-i ârız-ı dilber düşer
Guyiyâ mir'âta aks-i pertev-i hâver düşer
Guyiyâ mir'âta aks-i pertev-i hâver düşer
Yandı kitap dağlarım, ne garip bir hal oldu!
Sonunda bana kalan, yalnız ilmihal oldu!
Sonunda bana kalan, yalnız ilmihal oldu!
Yum gözünü, kalbine her ân yokluğunu üfür
"Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür".
"Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür".
' Kafire kalktı ölüm, mümine var! ' deseler
Kim ' Ben müminlerleyim, bana Allah gerek ' der?
(1980)
Kim ' Ben müminlerleyim, bana Allah gerek ' der?
(1980)
Çıktım, çıktım, inilmez dağlar elimden tuttu;
İndim, indim, çıkılmaz çukurlar beni yuttu...
İndim, indim, çıkılmaz çukurlar beni yuttu...
İnâyetle nazar eyle kuluna
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Hidâyet eylegil doğru yoluna
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Za'îfin sabra asla tâkati yok
Dahi in'âma şükre sür'ati yok
Sana lâyık efendi hizmeti yok
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Gönüller derdine dermân senindir
Kamu sultânlara fermân senindir
Efendi lutf ile ihsân senindir
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Safâ ver kalbimizde kalmasın pâs
Olavuz tâ karîn-i meclis-i hâs
Hakîkat bahrına sen eyle gavvâs
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Hüdâyî'nin edip kalbini ta'mîr
Yine sen eyle her emrini tedbîr
Cenâbından erişsin ana te'sîr
Kerem Senden inâyet ıssı Mevlâ
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Hidâyet eylegil doğru yoluna
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Za'îfin sabra asla tâkati yok
Dahi in'âma şükre sür'ati yok
Sana lâyık efendi hizmeti yok
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Gönüller derdine dermân senindir
Kamu sultânlara fermân senindir
Efendi lutf ile ihsân senindir
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Safâ ver kalbimizde kalmasın pâs
Olavuz tâ karîn-i meclis-i hâs
Hakîkat bahrına sen eyle gavvâs
Meded senden inâyet ıssı Mevlâ
Hüdâyî'nin edip kalbini ta'mîr
Yine sen eyle her emrini tedbîr
Cenâbından erişsin ana te'sîr
Kerem Senden inâyet ıssı Mevlâ
Var mıdır nalçaları sevincin
gün tene değince kanatları uzar mı
derin bir secde gibi rüzgara aşılanmak
dostları düşünmenin çarpıntısından mı
Yokum arkadaş düşünmekle varılan tada
hayata yalnızca kafanı banmak
gövdende namusluca güdebilmek sevinci
elbet burkulup kalmaktan iyi.
Kara gözlerimde uğuldayan bu değil ancak
elde tüfek, elde alet, yürekte kor
cebelleşmek yalanla, kirle, tahvilatlarla
damarlarına papatyalar doldurarak
bir serinlik olup dünyaya sokulmak
ben bir deli fışkın değil miyim
sahibim Köroğlu'nun da sahibi değil mi
ve çocukların ezbere bildiği gömleğimin
kendirini kendim ekmedim mi
Öyleyse arkadaşım sinem kanayadursun
ta ki sürgün ya da mahpus kırışıklar yerine
yüzümüz köylü ve gurbetçi yanıklığa dursun
sevmekle doğrulanmıyor madem kalbimiz
girelim yarimizin avlusuna tam tekmil
ve mürdüm erikleri
ve dopdolgun elmalarıyla o bahçede
o geniş kalçalı yarimizi dört kere.
(1968)
gün tene değince kanatları uzar mı
derin bir secde gibi rüzgara aşılanmak
dostları düşünmenin çarpıntısından mı
Yokum arkadaş düşünmekle varılan tada
hayata yalnızca kafanı banmak
gövdende namusluca güdebilmek sevinci
elbet burkulup kalmaktan iyi.
Kara gözlerimde uğuldayan bu değil ancak
elde tüfek, elde alet, yürekte kor
cebelleşmek yalanla, kirle, tahvilatlarla
damarlarına papatyalar doldurarak
bir serinlik olup dünyaya sokulmak
ben bir deli fışkın değil miyim
sahibim Köroğlu'nun da sahibi değil mi
ve çocukların ezbere bildiği gömleğimin
kendirini kendim ekmedim mi
Öyleyse arkadaşım sinem kanayadursun
ta ki sürgün ya da mahpus kırışıklar yerine
yüzümüz köylü ve gurbetçi yanıklığa dursun
sevmekle doğrulanmıyor madem kalbimiz
girelim yarimizin avlusuna tam tekmil
ve mürdüm erikleri
ve dopdolgun elmalarıyla o bahçede
o geniş kalçalı yarimizi dört kere.
(1968)
Sen bana yeni yılsın her dakika
Her dakika bir yaşıma daha giriyorum
Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
Erkek ağlar mı diyeceksin
Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
Sen benim ağlamamı erkeklığıme
Uyanan ölmeyen yenilenen
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say
Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say
Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
Şehrin ölümünü yanlış anlama
Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar
Senin odan günışığı en güzel müzik bana
Farklılıklar odası
Giden tren buharları içinde örümcek ağı
Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı
Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
Oldukları yerde bile
Her dakika bir yaşıma daha giriyorum
Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
Erkek ağlar mı diyeceksin
Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
Sen benim ağlamamı erkeklığıme
Uyanan ölmeyen yenilenen
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say
Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say
Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
Şehrin ölümünü yanlış anlama
Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar
Senin odan günışığı en güzel müzik bana
Farklılıklar odası
Giden tren buharları içinde örümcek ağı
Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı
Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
Oldukları yerde bile
İnsan...İplikte büklüm, suda bir anlık suret...
ALLAH...Olmanın O'na mahsus olduğu kudret...
(1974)
ALLAH...Olmanın O'na mahsus olduğu kudret...
(1974)
Oruç, ruhun sesi gelir her yıl
Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi
Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan
Ten ruhun avuçlarının içinde
Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker
İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer
Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen
İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı
Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri
Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır
Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden
Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslam baharı
Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından
Kevser içir, âbıhayat boşalt kristal bardağından
Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına
Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi
Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan
Ten ruhun avuçlarının içinde
Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker
İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer
Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen
İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı
Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri
Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır
Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden
Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslam baharı
Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından
Kevser içir, âbıhayat boşalt kristal bardağından
Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına
yeryüzünde olmuşlar
kafaları kafama benziyor
elleri ayakları var
benim de var
su istiyorum
su veriyorlar
meramımı anlıyorlar
ağzımın kımıldanışından
dokununca gövdelerine
kaçmıyorlar
soruyorum kim olduklarını
insanız
diyorlar
kafaları kafama benziyor
elleri ayakları var
benim de var
su istiyorum
su veriyorlar
meramımı anlıyorlar
ağzımın kımıldanışından
dokununca gövdelerine
kaçmıyorlar
soruyorum kim olduklarını
insanız
diyorlar
İrgür bizi matlûba
Lutf eyle Kerîm Allah
Hasret koma mahbûba
Rahm eyle Rahîm Allah
Sen Kadir-i mutlaksın
İhsân edici Hak'sm
Kullarına eşfaksın
Lutf eyle Kerîm Allah
Eksiklerine bakma
Hasret oduna yakma
Aybın başına kakma
Rahm eyle Rahîm Allah
İhsânına gâyet yok
Fazlına nihâyet yok
Ol kesrete kıllet yok
Rahm eyle Rahîm Allah
Bî-çâre Hüdâyî gel
Çek cümle sivâdan el
Olsun işimiz eshel
Rahm eyle Rahim Allah
Lutf eyle Kerîm Allah
Hasret koma mahbûba
Rahm eyle Rahîm Allah
Sen Kadir-i mutlaksın
İhsân edici Hak'sm
Kullarına eşfaksın
Lutf eyle Kerîm Allah
Eksiklerine bakma
Hasret oduna yakma
Aybın başına kakma
Rahm eyle Rahîm Allah
İhsânına gâyet yok
Fazlına nihâyet yok
Ol kesrete kıllet yok
Rahm eyle Rahîm Allah
Bî-çâre Hüdâyî gel
Çek cümle sivâdan el
Olsun işimiz eshel
Rahm eyle Rahim Allah
Nasıl_niçin delisi aklı susturmakta iş;
Sırtında binlerce yük namaza durmakta iş...
1978
Sırtında binlerce yük namaza durmakta iş...
1978
O ki, pınar basında çeker suya hasret;
Kadınında kadına, yurdunda yurda hasret.
Yalan dünyada butun görünüşler iğreti;
Her şey o şeye hazin benzeyişten ibaret.
Var olan yoklukların ömrünü sürüyorum
Aşklar bomboş kuruntu, hürriyetler esaret
Yalnız, 'Rakip' ismiyle Allah’ı görüyorum
Bir yokluk ki, bu dünya, var olandan işaret...N.F.Kısakurek
Kadınında kadına, yurdunda yurda hasret.
Yalan dünyada butun görünüşler iğreti;
Her şey o şeye hazin benzeyişten ibaret.
Var olan yoklukların ömrünü sürüyorum
Aşklar bomboş kuruntu, hürriyetler esaret
Yalnız, 'Rakip' ismiyle Allah’ı görüyorum
Bir yokluk ki, bu dünya, var olandan işaret...N.F.Kısakurek
Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları
Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş
Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Nenelerinin koyduğu avuç taslarına
Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleşirdi erkekler
Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonra yıkanırdı
Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline
Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları
Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere
Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu
Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyuyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim.
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları
Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş
Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Nenelerinin koyduğu avuç taslarına
Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleşirdi erkekler
Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonra yıkanırdı
Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline
Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları
Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere
Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu
Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyuyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim.
İsbir kalîlen fe ‘inde’l-‘usri yusru
Ve kullu emrin lehu vaktun ve tedbîru
Ve li’l-muheymini fî ahvâlinâ nazaru
Ve fevka tedbîrinâ li’llahi takdîru
Ve kullu emrin lehu vaktun ve tedbîru
Ve li’l-muheymini fî ahvâlinâ nazaru
Ve fevka tedbîrinâ li’llahi takdîru
İşidin ey yarenler aşk bir güneşe benzer
Aşık olmayan gönül misal-i taşa benzer
Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter
Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer
Aşk erinin gül yüzü yumşanır muma döner
Taş gönüller kararmış şol yavuz kışa benzer
Münkir işini bilmez işi ileri gelmez
Nice tâbir eylesen anlanmaz düşe benzer
Hırs anı almışdürür nefsine kalmışdürür
Kendi tatlı canına yavuz yoldaşa benzer
Aşk kudret küresidir sızdırır âşıkları
Halden hale döndürür andan gümüşe benzer
Âşık canı dinlemez tâ dosta ermeyince
Dünyada kararı yok pervazlı kuşa benzer
Ol sultan kapısında ol Hazret tapusunda
Âşıkların yıldızı her dem çavuşa benzer
Geç Yunus endişeden ne gerek bu pîşeden
Önden ere aşk gerek andan dervişe benzer
Aşık olmayan gönül misal-i taşa benzer
Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter
Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer
Aşk erinin gül yüzü yumşanır muma döner
Taş gönüller kararmış şol yavuz kışa benzer
Münkir işini bilmez işi ileri gelmez
Nice tâbir eylesen anlanmaz düşe benzer
Hırs anı almışdürür nefsine kalmışdürür
Kendi tatlı canına yavuz yoldaşa benzer
Aşk kudret küresidir sızdırır âşıkları
Halden hale döndürür andan gümüşe benzer
Âşık canı dinlemez tâ dosta ermeyince
Dünyada kararı yok pervazlı kuşa benzer
Ol sultan kapısında ol Hazret tapusunda
Âşıkların yıldızı her dem çavuşa benzer
Geç Yunus endişeden ne gerek bu pîşeden
Önden ere aşk gerek andan dervişe benzer
İşidün ey ulular,Ahır zaman olusar
Sağ müslüman seyrekdür,Ol da güman olusar
Danışman okur tutmaz,Derviş yolun gözetmez
Bu halk öğüt işitmez,Ne sarp zaman olısar
Gitti beyler mürveti,Binmişler birer atı
Yediğü yoksul eti,içtiğü kan olısar
Ne acayip sergüzeştler,Bağrım dolu serzenişler
Durmaz akar kanlı yaşlar,Aksa gerek şimden gerü.
Sağ müslüman seyrekdür,Ol da güman olusar
Danışman okur tutmaz,Derviş yolun gözetmez
Bu halk öğüt işitmez,Ne sarp zaman olısar
Gitti beyler mürveti,Binmişler birer atı
Yediğü yoksul eti,içtiğü kan olısar
Ne acayip sergüzeştler,Bağrım dolu serzenişler
Durmaz akar kanlı yaşlar,Aksa gerek şimden gerü.
Gökte zamansızlık hangi noktada?
Elindeyse yıldız yıldız hecele!
Hüküm yazılıyken kara tahtada
İnsan yine çare arar ecele!
Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!
(1972)
Elindeyse yıldız yıldız hecele!
Hüküm yazılıyken kara tahtada
İnsan yine çare arar ecele!
Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!
(1972)
İşitdinse nidâ-yı Hak
Gel Allah'a gel Allah'a
Edip varın fedâ-yı Hak
Gel Allah'a gel Allah'a
Kul olmağı sa'âdet bil
Kaçan kurtulmaz ey gâfil
Ola gör hazrete vâsıl
Gel Allah'a gel Allah'a
Geçip fânî vücûdundan
Fedâ et Hakk'a cân ü ten
Kayır ahvâlini erken
Gel Allah'a gel Allah'a
Ni'am gerçi elemden yeğ
Velî mün'im ni'amdan yeğ
Vücûd ey dil ademden yeğ
Gel Allah'a gel Allah'a
Bu mâl ü mülke aldanma
Cihân bâkî kala sanma
El için odlara yanma
Gel Allah'a gel Allah'a
Beğim mâl ile iş bitmez
Kazandığın nene yitmez
Kimi gördün koyup gitmez
Gel Allah'a gel Allah'a
Cihân bir köhne câdûdur
Şu kim aldanmaz usludur
Hüdâyî'nin sözü budur
Gel Allah'a gel Allah'a
Gel Allah'a gel Allah'a
Edip varın fedâ-yı Hak
Gel Allah'a gel Allah'a
Kul olmağı sa'âdet bil
Kaçan kurtulmaz ey gâfil
Ola gör hazrete vâsıl
Gel Allah'a gel Allah'a
Geçip fânî vücûdundan
Fedâ et Hakk'a cân ü ten
Kayır ahvâlini erken
Gel Allah'a gel Allah'a
Ni'am gerçi elemden yeğ
Velî mün'im ni'amdan yeğ
Vücûd ey dil ademden yeğ
Gel Allah'a gel Allah'a
Bu mâl ü mülke aldanma
Cihân bâkî kala sanma
El için odlara yanma
Gel Allah'a gel Allah'a
Beğim mâl ile iş bitmez
Kazandığın nene yitmez
Kimi gördün koyup gitmez
Gel Allah'a gel Allah'a
Cihân bir köhne câdûdur
Şu kim aldanmaz usludur
Hüdâyî'nin sözü budur
Gel Allah'a gel Allah'a
İşitin ey yârenler,
Kıymetli nesnedir aşk.
Değmelere bitinmez,
Hürmetli nesnedir aşk.
Hem cefadır hem safâ
Hamza'yı attı Kaf'a.
Aşk iledir Mustafa,
Devletli nesnedir aşk.
Dağa düşer kül eyler,
Gönüllere yol eyler,
Sultanları kul eyler,
Hikmetli nesnedir aşk.
Kime kim vurdu ok?
Gussa ile kaygu yok.
Feryad ile âhı çok,
Firkatli nesnedir aşk.
Denizleri kaynatır,
Mevce gelir oynatır.
Kayaları söyletir,
Kuvvetli nesnedir aşk.
Akılları şaşırır,
Deryalara düşürür.
Nice ciğer pişirir,
Key odlu nesnedir aşk.
Miskin Yunus n'eylesin?
Derdin kime söylesin?
Varsın dostu toylasın,
Lezzetli nesnedir aşk.
Kıymetli nesnedir aşk.
Değmelere bitinmez,
Hürmetli nesnedir aşk.
Hem cefadır hem safâ
Hamza'yı attı Kaf'a.
Aşk iledir Mustafa,
Devletli nesnedir aşk.
Dağa düşer kül eyler,
Gönüllere yol eyler,
Sultanları kul eyler,
Hikmetli nesnedir aşk.
Kime kim vurdu ok?
Gussa ile kaygu yok.
Feryad ile âhı çok,
Firkatli nesnedir aşk.
Denizleri kaynatır,
Mevce gelir oynatır.
Kayaları söyletir,
Kuvvetli nesnedir aşk.
Akılları şaşırır,
Deryalara düşürür.
Nice ciğer pişirir,
Key odlu nesnedir aşk.
Miskin Yunus n'eylesin?
Derdin kime söylesin?
Varsın dostu toylasın,
Lezzetli nesnedir aşk.
Her fikir, her inanış, tek mevsimlik vesselam;
Zaman ve mekan ustu biricik rejim, İslam
Zaman ve mekan ustu biricik rejim, İslam
Onlar ki nefslerinde İslam’ı dondurular;
İçlerinin kirini İslam’a kondururlar...
1978
İçlerinin kirini İslam’a kondururlar...
1978
Bir tohumdan daha az değil
Fatihin büyük güvercin kanatları
Meleklerin sık aralıklarla
Dokunduğu toprak.
Güzel buyruklar
Gürbüz havalar
Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havadan gömülmeyi
Çocuklar topkapıda
Sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
Rahlelerde kur'an
Tefsir
Arapça
Farsça
Dikkatle önünü iliklemede
Padişah ve şehzade
Açılıyor dev gibi bir kapı
Dikiliyor dev gibi bir sütun
Sütun başı sütun ayağı
Dibinde dilek şikayet sahipleri
Birer gürz gibi sağ ellerinde
İradeleri
Bir ellerinde arzuhalleri
Oğullarım
Dikkat edin
Hak yemeyin
Oğullarım
Mümkündür
Topal bir karınca
Mihnettedir
Oğullarım
Mümkündür ki
Bir baş kesilir avluda
Akın, akan kanla
Cihangir
Taş yokuşlar
Eyup
Sıla sıla Medine
Acı
Bu tortu
Karartır camları
Yorar küpleri
En berrak sular bile
Ve kapanıyor saray kapısı
Saklanıyor
Sarı sarı altınlar
Kokup
Şimdi birden Eminönü kalabalığı
Kimseyi tanıyamazsın
Kıyafetinden
Yüz çizgisinden
Katil efendi
Hırsız baş köşede
Haksız haklı
Şer belalı
Örtünmüş güneş
Çoktandır, yüzü nerde
Ya o ay
Kara bir zıbın biçmiş kendine
Bir düş
O buyruk
Şefaat
Gürbüz hava
O güzelleri İstanbulun
Dönüyor demir teker
Fatihin büyük güvercin kanatları
Meleklerin sık aralıklarla
Dokunduğu toprak.
Güzel buyruklar
Gürbüz havalar
Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havadan gömülmeyi
Çocuklar topkapıda
Sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
Rahlelerde kur'an
Tefsir
Arapça
Farsça
Dikkatle önünü iliklemede
Padişah ve şehzade
Açılıyor dev gibi bir kapı
Dikiliyor dev gibi bir sütun
Sütun başı sütun ayağı
Dibinde dilek şikayet sahipleri
Birer gürz gibi sağ ellerinde
İradeleri
Bir ellerinde arzuhalleri
Oğullarım
Dikkat edin
Hak yemeyin
Oğullarım
Mümkündür
Topal bir karınca
Mihnettedir
Oğullarım
Mümkündür ki
Bir baş kesilir avluda
Akın, akan kanla
Cihangir
Taş yokuşlar
Eyup
Sıla sıla Medine
Acı
Bu tortu
Karartır camları
Yorar küpleri
En berrak sular bile
Ve kapanıyor saray kapısı
Saklanıyor
Sarı sarı altınlar
Kokup
Şimdi birden Eminönü kalabalığı
Kimseyi tanıyamazsın
Kıyafetinden
Yüz çizgisinden
Katil efendi
Hırsız baş köşede
Haksız haklı
Şer belalı
Örtünmüş güneş
Çoktandır, yüzü nerde
Ya o ay
Kara bir zıbın biçmiş kendine
Bir düş
O buyruk
Şefaat
Gürbüz hava
O güzelleri İstanbulun
Dönüyor demir teker
Annemin dili,
Babamın dili,
İstanbul'umun dili,
İstanbullumun dili.
İstanbul'umun efendisi,
Hanımefendisi.
Sokaklarımın bekçisi,
Yoğurtçusu, balıkçısı.
Can dilimi konuşanım,
Canım benim.
Ninnilerimi bu dil söyledi,
Masallarımı bu dil.
Bu dille duydum türkülerimi,
Bu dille okudum şairlerimi.
"Zalim beni söyletme derunumda neler var."
Babamın dili,
İstanbul'umun dili,
İstanbullumun dili.
İstanbul'umun efendisi,
Hanımefendisi.
Sokaklarımın bekçisi,
Yoğurtçusu, balıkçısı.
Can dilimi konuşanım,
Canım benim.
Ninnilerimi bu dil söyledi,
Masallarımı bu dil.
Bu dille duydum türkülerimi,
Bu dille okudum şairlerimi.
"Zalim beni söyletme derunumda neler var."
Burda gelir insana
Bos gunlerin usancı
Calar birden kampana
Olum canından acı
Sonra bir duduk oter
Kesik cıglıklarla der;
Burdan bildik gidenler
Sonra doner yabancı
Bos gunlerin usancı
Calar birden kampana
Olum canından acı
Sonra bir duduk oter
Kesik cıglıklarla der;
Burdan bildik gidenler
Sonra doner yabancı
Verirler "ben acizim, kudret senin" dedikçe
Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe! ..
Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe! ..
İstediğimi buldum eşkere can içinde
Taşra isteyen kendi kendi nihân içinde
Kâim durur ırılmaz onsuz kimse dirilmez
Adım adım yer ölçer kendi revân içinde
Bu tılsımı bağlayan cümle dilde söyleyen
Yere göğe sığmayan girmiş bu cân içinde
Uğru olmuş uğrular kendi kendini çalar
Sahne kendisi olmuş kendi zindân içinde
Tutun diye çağırır uğru dahi çığırır
Bu ne acâib uğru bu çağıran içinde
Siyaset meydanında galebeden bakan ol
Siyaset kendi olmuş girmiş meydân içinde
Kudret kılıcın almış nefsin boynuna çalmış
Nefsini tepelemiş elleri kân içinde
Sayrı olmuş iniler Kur'ân ününü dinler
Kur'ân okuyan kendi kendi Kur'ân içinde
Bu tılsımı bağlayan cümle dilde söyleyen
Yere göğe sığmayan girmiş bu can içinde
Yüce yüce arş düzer kend'özün anda bezer
Gör nice cevlân eder hırka pilân içinde
Türlü türlü imâret köşk ü saray yapan ol
Kara nikâb tutunmuş girmiş külhân içinde
Baştan ayağa değin Hak nûru seni tutmuş
Hak'dan ayrı ne vardır kalma gümân içinde
Bir isen birliğe bak ikiyi elden bırak
Bütün mana bulasın sıdk u îmân içinde
Girdim gönül şehrine daldım onun bahrîne
Aşk ile seyrederken iz buldum cân içinde
O izi ben izledim sağım solum gözledim
Çok acâibler gördüm yoktur cihân içinde
Şâh oluban oturur kula buyruk tutdurur
Fermânını buyurur küfr-i fermân içinde
Yûnus senin sözlerin ma'nîdir bilenlere
Söyleyeler sözünü devr-i zamân içinde
Taşra isteyen kendi kendi nihân içinde
Kâim durur ırılmaz onsuz kimse dirilmez
Adım adım yer ölçer kendi revân içinde
Bu tılsımı bağlayan cümle dilde söyleyen
Yere göğe sığmayan girmiş bu cân içinde
Uğru olmuş uğrular kendi kendini çalar
Sahne kendisi olmuş kendi zindân içinde
Tutun diye çağırır uğru dahi çığırır
Bu ne acâib uğru bu çağıran içinde
Siyaset meydanında galebeden bakan ol
Siyaset kendi olmuş girmiş meydân içinde
Kudret kılıcın almış nefsin boynuna çalmış
Nefsini tepelemiş elleri kân içinde
Sayrı olmuş iniler Kur'ân ününü dinler
Kur'ân okuyan kendi kendi Kur'ân içinde
Bu tılsımı bağlayan cümle dilde söyleyen
Yere göğe sığmayan girmiş bu can içinde
Yüce yüce arş düzer kend'özün anda bezer
Gör nice cevlân eder hırka pilân içinde
Türlü türlü imâret köşk ü saray yapan ol
Kara nikâb tutunmuş girmiş külhân içinde
Baştan ayağa değin Hak nûru seni tutmuş
Hak'dan ayrı ne vardır kalma gümân içinde
Bir isen birliğe bak ikiyi elden bırak
Bütün mana bulasın sıdk u îmân içinde
Girdim gönül şehrine daldım onun bahrîne
Aşk ile seyrederken iz buldum cân içinde
O izi ben izledim sağım solum gözledim
Çok acâibler gördüm yoktur cihân içinde
Şâh oluban oturur kula buyruk tutdurur
Fermânını buyurur küfr-i fermân içinde
Yûnus senin sözlerin ma'nîdir bilenlere
Söyleyeler sözünü devr-i zamân içinde
İstemez âkil fânî dünyâyı
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Neylesin âşık gayrı sevdâyı
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Aşk-ı Şîrîn'e cân verir Ferhâd
Leylâ yâdına Kays eder feryâd
Seni arzûlar bu dil-i nâ-şâd
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Verd içün bülbül derd ile nâlân
Oldu pervâne şem' ile sûzân
Âşıkın sensin derdine dermân
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Âşıkın aşkı kudretinledir
Sâdıkın sıdkı rahmetinledir
Cennetin zevki vuslatınladır
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Bu Hüdâyî'de sabra tâkat yok
Tapuna lâyık bir ibâdet yok
Sana kullukdan özge izzet yok
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Neylesin âşık gayrı sevdâyı
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Aşk-ı Şîrîn'e cân verir Ferhâd
Leylâ yâdına Kays eder feryâd
Seni arzûlar bu dil-i nâ-şâd
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Verd içün bülbül derd ile nâlân
Oldu pervâne şem' ile sûzân
Âşıkın sensin derdine dermân
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Âşıkın aşkı kudretinledir
Sâdıkın sıdkı rahmetinledir
Cennetin zevki vuslatınladır
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
Bu Hüdâyî'de sabra tâkat yok
Tapuna lâyık bir ibâdet yok
Sana kullukdan özge izzet yok
Sensin ey Mevlâ matlab-ı a'lâ
İster cefa ister vefa,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Bir dert gönder yahut deva!
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Hoştur bana senden gelen,
İster hırka, ister kefen,
Ya taze gül yahut diken,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Sensin ebed, sensin ezel,
Hem lütfu, hem kahrı güzel,
İster isen, bağrımı del!
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Ya bağ veya bostan ola,
Ya visal ya hicran ola,
İster isen zindan ola,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Gelse celalinden cefa,
Yahut cemalinden vefa,
İkisi de cana safa,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Anlaşılmaz nasıl iştir,
Ya gülistan ya ateştir,
Eşrefoğlu bir derviştir,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Bir dert gönder yahut deva!
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Hoştur bana senden gelen,
İster hırka, ister kefen,
Ya taze gül yahut diken,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Sensin ebed, sensin ezel,
Hem lütfu, hem kahrı güzel,
İster isen, bağrımı del!
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Ya bağ veya bostan ola,
Ya visal ya hicran ola,
İster isen zindan ola,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Gelse celalinden cefa,
Yahut cemalinden vefa,
İkisi de cana safa,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Anlaşılmaz nasıl iştir,
Ya gülistan ya ateştir,
Eşrefoğlu bir derviştir,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
İster idim Allah'ı buldum ise ne oldu
Ağlar idim dün ü gün güldüm ise ne oldu
Erenler meydanında yuvarlanır top idim
Padişah çevganında kaldım ise ne oldu
Erenler sohbetinde deste kızıl gül idim
Açıldım ele geldim soldum ise ne oldu
Alimler ulemalar medresede buldusa
Ben harabat içinde buldum ise ne oldu
İşit Yunus'u işit yine deli oldu hoş
Erenler manisine daldım ise ne oldu
(İstanbul,22.11.2000)
Ağlar idim dün ü gün güldüm ise ne oldu
Erenler meydanında yuvarlanır top idim
Padişah çevganında kaldım ise ne oldu
Erenler sohbetinde deste kızıl gül idim
Açıldım ele geldim soldum ise ne oldu
Alimler ulemalar medresede buldusa
Ben harabat içinde buldum ise ne oldu
İşit Yunus'u işit yine deli oldu hoş
Erenler manisine daldım ise ne oldu
(İstanbul,22.11.2000)
İster isen bulasın cânânı sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Kendi mir’âtında gözle onu sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Her sıfat kim sende var izle onu
Gör ne sırdan feyz alır gözle onu
Erişince zâtına özle onu
Gayre bakma sende iste sende bul
Kenz-i mahvî âşikâr hep sendedir
Yaz u kış leyl ü nehâr hep sendedir
İki âlemde ne varsa hep sendedir
Gayre bakma sende iste sende bul
Men aref sırrına er ko gafleti
Gör ne remzeyler bu insan sîreti
Haşr u neşr ile tâmuyu cenneti
Gayre bakma sende iste sende bul
Haşr-ı sîrî halin inkâr eyleme
Gülşen iken yerini hâr eyleme
Enfüs ü âfâkı bil âr eyleme
Gayre bakma sende iste sende bul
Zât-ı Hakk’ı anla zâtındır senin
Hem sıfatı hep sıfatıdır senin
Sen seni bilmek necâtındır senin
Gayre bakma sende iste sende bul
Sîreti terk eyle mâna bulagör
Ko sıfatı bahr-i zâta dalagör
Ey Niyâzî şark u garba dolagör
Gayre bakma sende iste sende bul
Gayre bakma sende iste sende bul
Kendi mir’âtında gözle onu sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Her sıfat kim sende var izle onu
Gör ne sırdan feyz alır gözle onu
Erişince zâtına özle onu
Gayre bakma sende iste sende bul
Kenz-i mahvî âşikâr hep sendedir
Yaz u kış leyl ü nehâr hep sendedir
İki âlemde ne varsa hep sendedir
Gayre bakma sende iste sende bul
Men aref sırrına er ko gafleti
Gör ne remzeyler bu insan sîreti
Haşr u neşr ile tâmuyu cenneti
Gayre bakma sende iste sende bul
Haşr-ı sîrî halin inkâr eyleme
Gülşen iken yerini hâr eyleme
Enfüs ü âfâkı bil âr eyleme
Gayre bakma sende iste sende bul
Zât-ı Hakk’ı anla zâtındır senin
Hem sıfatı hep sıfatıdır senin
Sen seni bilmek necâtındır senin
Gayre bakma sende iste sende bul
Sîreti terk eyle mâna bulagör
Ko sıfatı bahr-i zâta dalagör
Ey Niyâzî şark u garba dolagör
Gayre bakma sende iste sende bul
İsteyen yârin
Hâk eder varın
Bulsa dildârın
Saklar esrârın
Bakmayan câna
Erdi cânâna
Girdi meydâna
Terk edip ârın
Yâr elin tutdu
Birliğe yetdi
Dost ile etdi
Gizli bâzârın
Ârif ol ey dil
Ola gör kâmil
Ben diyen gâfil
Utanır yarın
Aşk ile dolan
Arayıp bulan
Nefsini bilen
Bildi Gaffâr'ın
(Nâsı) dinleme
Dostdan inleme
Gülden anlama
Bülbülün zârın
Gel Hüdâyî'den
Al haber erken
Hakk'ı isteyen
Kosun inkârın
Hâk eder varın
Bulsa dildârın
Saklar esrârın
Bakmayan câna
Erdi cânâna
Girdi meydâna
Terk edip ârın
Yâr elin tutdu
Birliğe yetdi
Dost ile etdi
Gizli bâzârın
Ârif ol ey dil
Ola gör kâmil
Ben diyen gâfil
Utanır yarın
Aşk ile dolan
Arayıp bulan
Nefsini bilen
Bildi Gaffâr'ın
(Nâsı) dinleme
Dostdan inleme
Gülden anlama
Bülbülün zârın
Gel Hüdâyî'den
Al haber erken
Hakk'ı isteyen
Kosun inkârın
Karşı dağdan meleyen canım
Günler nasıl homurdanıyor başımızda
Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde
Bülbül neden kenetlenmiş Sorman oldu mu hiç
İskeleti havlar mı bir insanın. Gördüm
Karşı dağdan meleyen canım
Evin görünmeyen elleri
Yağmur yanaklarında gözyaşı taneleri
Art arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri
Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar
Ateş gibi ülfetleri
Dağlamış serin taslar bakraçları
Anaları bilinmez bir köşede
Bir nağra gibi. Hayatın başında
Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla
Bir kapalı ağzın var. Sanki susar çağın ünlü marşlarını
Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar
Üstü mavi papatyalar
Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar
Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını
Şimdi sırtım sağlam
Karşımda hamle yatakları. Bir elimde kılınç bir elimde zafer duaları
Günler nasıl homurdanıyor başımızda
Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde
Bülbül neden kenetlenmiş Sorman oldu mu hiç
İskeleti havlar mı bir insanın. Gördüm
Karşı dağdan meleyen canım
Evin görünmeyen elleri
Yağmur yanaklarında gözyaşı taneleri
Art arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri
Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar
Ateş gibi ülfetleri
Dağlamış serin taslar bakraçları
Anaları bilinmez bir köşede
Bir nağra gibi. Hayatın başında
Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla
Bir kapalı ağzın var. Sanki susar çağın ünlü marşlarını
Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar
Üstü mavi papatyalar
Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar
Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını
Şimdi sırtım sağlam
Karşımda hamle yatakları. Bir elimde kılınç bir elimde zafer duaları
İtdi şikâr göñlümi bir şûh-ı şeh-levend
Müjgânı tîr ü kaşı kemân turrası kemend
Bâzârlarda başladı nahli tonatmaga
Dil baglayalı kâmet-i zîbâña nahl-bend
Bu cism-i zerd ü zâr u nizâr ile nice bir
Yanam firâkuñ âteşine nitekim sipend
Her dûna şâh-ı gül gibi meyl itme dûstum
Düşmez giyâha hem-ser ola serv-i ser-bülend
Telh-i şarâb-ı gussa-i devrânı def’ ider
Şîrîn lebin dehânuma alsam niteki kand
A’dâ yanuñda hurrem u handân u şâdmân
Bâkî gamuñda zâr u dil-efgâr u derdmend
Müjgânı tîr ü kaşı kemân turrası kemend
Bâzârlarda başladı nahli tonatmaga
Dil baglayalı kâmet-i zîbâña nahl-bend
Bu cism-i zerd ü zâr u nizâr ile nice bir
Yanam firâkuñ âteşine nitekim sipend
Her dûna şâh-ı gül gibi meyl itme dûstum
Düşmez giyâha hem-ser ola serv-i ser-bülend
Telh-i şarâb-ı gussa-i devrânı def’ ider
Şîrîn lebin dehânuma alsam niteki kand
A’dâ yanuñda hurrem u handân u şâdmân
Bâkî gamuñda zâr u dil-efgâr u derdmend
Bak ki,sahipsiz yurdun şu perişan haline,
İş kaldı avrupadan hükümet ithaline! ..
1978
İş kaldı avrupadan hükümet ithaline! ..
1978
Ş
Şâd olun kim Pâdişâh-ı dâd-güsterdür gelen
Husrev-i ‘âdil şehenşâh-ı muzafferdür gelen
Dâver-i Dârâ-haşem Dârâ-yı İskender-kadem
Husrev-i fermân-revâ-yı heft kişverdür gelen
Nefha-i müşgîn-nesîm-i hulkı tutdı ‘âlemi
Her tarafdan şimdi bûy-ı ‘ûd u ‘anberdür gelen
Sâhib-i fazl u kemâlüñ virdi hakkın rûzgâr
Ol kemâl-i fazl-ı Hakdan lutfa mazhardur gelen
Devletinde mihnet-i devrândan ey Bâkî ne gam
Hamdü li’llâh Pâdişâh-ı bende-perverdür gelen
Tab’-ı pâküñ gevherinden feyzin eyler mi dirîg
Nûr-bahş-ı çeşme-i hûrşîd-i enverdür gelen
Dest-gîr-i ehl-i dil kimdür diyü fâl eyledüm
İşbu beyt-i rûşen ü pâkîze-gevherdür gelen
Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Husrev-i ‘âdil şehenşâh-ı muzafferdür gelen
Dâver-i Dârâ-haşem Dârâ-yı İskender-kadem
Husrev-i fermân-revâ-yı heft kişverdür gelen
Nefha-i müşgîn-nesîm-i hulkı tutdı ‘âlemi
Her tarafdan şimdi bûy-ı ‘ûd u ‘anberdür gelen
Sâhib-i fazl u kemâlüñ virdi hakkın rûzgâr
Ol kemâl-i fazl-ı Hakdan lutfa mazhardur gelen
Devletinde mihnet-i devrândan ey Bâkî ne gam
Hamdü li’llâh Pâdişâh-ı bende-perverdür gelen
Tab’-ı pâküñ gevherinden feyzin eyler mi dirîg
Nûr-bahş-ı çeşme-i hûrşîd-i enverdür gelen
Dest-gîr-i ehl-i dil kimdür diyü fâl eyledüm
İşbu beyt-i rûşen ü pâkîze-gevherdür gelen
Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu’izz-i saltanat Sultân Murâd
Yüce Şah-ı Nakşibend, Nakkaş ve Nakış onda
Bütün içi dışıyle ölüme bakış onda...
Bütün içi dışıyle ölüme bakış onda...
Siz hürsünüz; siz şartsız ve kayıtsızsınız
Bir balığın, bir siyah, bir kara balığın
İncecik kılçığı üzerine yemin edersiniz;
(K) harfi üzerine yemin edersiniz.
Rakı içen kadınların, çiçek yiyen kızların
İyilikleri, günahları ve çeyizleri üzerine yemin edersiniz.
İstakozların, kırmızı ve mavi istakozların
Bir mavzerlik peygamberlikleri üzerine,
Küçük ve büyük, acılı ve acısız
Yeminler yeminler yeminler edersiniz.
Siz siz üzre yeminler edersiniz.
Biz hayret eder, kuvvet eder, dudağımızı bükeriz;
Dudağımızı kör makaslarla dilim dilim ederiz
İki tane elimiz var deriz;
Bin tane elimiz olsaydı
Bini birbirinin aynı olurdu deriz.
999 elimiz kağıt gibi yansın,
Bir elimiz güneş gibi dursun..
Biz elbette dudak büker, hayret ederiz.
Biz inkar eder, inkarı severiz;
Bayram hediyenizi iade ederiz
Biz mahcup ve onurlu çocuklarız
Başımızı kaldırıp bir bakmayız
Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz
Siz güvercinleri gözlerinden vurursunuz
Siz ekmeğin hamurunu, aşkın hamurunu samandan yoğurursunuz
Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz
Toprağı zindana koyduk biz
Üzerine yedi kilit vurduk biz
Kaç gelinin alnında kaç yumurta kırdık biz
Varsın yarın takılsın benim çene kemiğim
Bir köpeğin ön dişlerine
Ve Fahriye'nin kürek kemiği tam ortasından kırılsın
Biz inkar eder, şah inkarlar severiz.
Kafamızı kaldırıp bir bakmayız
...........................................
Ruhumuzun içinde kar yağar
Anamızdan doğduğumuz geceden beri
Heybemizi emektar makinelere yükleriz
Fikirlerimizi tifil vinçlere
İri buğday tanelerinin trenleri yürüttügünü bilmeyiz
Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız
Siz kalbe hançer gibi giren
Siz kalpten ağaç gibi çıkan
Siz bize şahdamarımızdan yakın
Siz yüzükler içindeki kan
Siz inançların sedef kabuğunu
Ebabil kuşlarının gagalarıyla kıran
Bununla beraber üzülmediğinizi biliyoruz
Gün gelecek toprağın altına uzanacağız
Her gece saat beş sularında sizi
Toplardamarlarımızın içinde bekliyeceğiz
Bir balığın, bir siyah, bir kara balığın
İncecik kılçığı üzerine yemin edersiniz;
(K) harfi üzerine yemin edersiniz.
Rakı içen kadınların, çiçek yiyen kızların
İyilikleri, günahları ve çeyizleri üzerine yemin edersiniz.
İstakozların, kırmızı ve mavi istakozların
Bir mavzerlik peygamberlikleri üzerine,
Küçük ve büyük, acılı ve acısız
Yeminler yeminler yeminler edersiniz.
Siz siz üzre yeminler edersiniz.
Biz hayret eder, kuvvet eder, dudağımızı bükeriz;
Dudağımızı kör makaslarla dilim dilim ederiz
İki tane elimiz var deriz;
Bin tane elimiz olsaydı
Bini birbirinin aynı olurdu deriz.
999 elimiz kağıt gibi yansın,
Bir elimiz güneş gibi dursun..
Biz elbette dudak büker, hayret ederiz.
Biz inkar eder, inkarı severiz;
Bayram hediyenizi iade ederiz
Biz mahcup ve onurlu çocuklarız
Başımızı kaldırıp bir bakmayız
Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz
Siz güvercinleri gözlerinden vurursunuz
Siz ekmeğin hamurunu, aşkın hamurunu samandan yoğurursunuz
Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz
Toprağı zindana koyduk biz
Üzerine yedi kilit vurduk biz
Kaç gelinin alnında kaç yumurta kırdık biz
Varsın yarın takılsın benim çene kemiğim
Bir köpeğin ön dişlerine
Ve Fahriye'nin kürek kemiği tam ortasından kırılsın
Biz inkar eder, şah inkarlar severiz.
Kafamızı kaldırıp bir bakmayız
...........................................
Ruhumuzun içinde kar yağar
Anamızdan doğduğumuz geceden beri
Heybemizi emektar makinelere yükleriz
Fikirlerimizi tifil vinçlere
İri buğday tanelerinin trenleri yürüttügünü bilmeyiz
Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız
Siz kalbe hançer gibi giren
Siz kalpten ağaç gibi çıkan
Siz bize şahdamarımızdan yakın
Siz yüzükler içindeki kan
Siz inançların sedef kabuğunu
Ebabil kuşlarının gagalarıyla kıran
Bununla beraber üzülmediğinizi biliyoruz
Gün gelecek toprağın altına uzanacağız
Her gece saat beş sularında sizi
Toplardamarlarımızın içinde bekliyeceğiz
Bin desi derinlikte delik bir kalp
Uzanır ağız
Siyasal bir avuç hava ister
Benimle fazla yakınlık kurdun
Çiçeğim
Köklerim ateş saplarım zehir
Yağmur ateş saplarım zehir
Yağmur sularıyla izler edinmiş tenin
Benimle çok hayal kurdun artık yaklaş
İpil ipil miyop bakışın bir kanakışı
Bu su sarnıcından başla
Sana verildi emanetim ateşim zehrim
Benimle çok put kır çiçeğim
Edisyonkritik
Bir ses
Bin desi yer dolması ağırlık
Havagazından uzanır ağzın
Siyasal bir ton özgürlük ister
Arz gittikçe benim ve onun
Karşılıklı
Bileyli
Havada
Palalarımız
Hamlesi yaman ilkin bir defne dalı
Detant
Hadi oradan-ardından
Sam füzeleri
Hilesi hayatı olmuş gördüm ki
Anam babam kemirilmiş
Çorbama kireç ekilmiş
Hamlem zarif
Vuruşum hayat
Hilem tay
Kaçıp dönüşüm şiir
Arz gitgide benim
Muharremde temeli atılır güveyliğimin
Uzanır ağız
Siyasal bir avuç hava ister
Benimle fazla yakınlık kurdun
Çiçeğim
Köklerim ateş saplarım zehir
Yağmur ateş saplarım zehir
Yağmur sularıyla izler edinmiş tenin
Benimle çok hayal kurdun artık yaklaş
İpil ipil miyop bakışın bir kanakışı
Bu su sarnıcından başla
Sana verildi emanetim ateşim zehrim
Benimle çok put kır çiçeğim
Edisyonkritik
Bir ses
Bin desi yer dolması ağırlık
Havagazından uzanır ağzın
Siyasal bir ton özgürlük ister
Arz gittikçe benim ve onun
Karşılıklı
Bileyli
Havada
Palalarımız
Hamlesi yaman ilkin bir defne dalı
Detant
Hadi oradan-ardından
Sam füzeleri
Hilesi hayatı olmuş gördüm ki
Anam babam kemirilmiş
Çorbama kireç ekilmiş
Hamlem zarif
Vuruşum hayat
Hilem tay
Kaçıp dönüşüm şiir
Arz gitgide benim
Muharremde temeli atılır güveyliğimin
Şâm-ı firâkuñ âhirı subh-ı visâldür
Mihr-i münîri pertev-i nûr-ı cemâldür
‘Âr itse tañ mı içmege bezm-i Cem içre câm
Her kim segân-ı kûyuñ ile hem-sifâldür
Bâr-ı gam-ı mahabbeti yüklenme ey göñül
Âhir tahammül etmeyesin ihtimâldür
Âdâb-ı bezm-i vuslatı pervâneden görüñ
Bülbül gibi degüldurur ol ehl-i hâldür
Reşk itme ‘ömr-i devlet-i dünyâya Bâkıyâ
Kim hvâb-ı gaflet içre hemân bir hayâldür
Mihr-i münîri pertev-i nûr-ı cemâldür
‘Âr itse tañ mı içmege bezm-i Cem içre câm
Her kim segân-ı kûyuñ ile hem-sifâldür
Bâr-ı gam-ı mahabbeti yüklenme ey göñül
Âhir tahammül etmeyesin ihtimâldür
Âdâb-ı bezm-i vuslatı pervâneden görüñ
Bülbül gibi degüldurur ol ehl-i hâldür
Reşk itme ‘ömr-i devlet-i dünyâya Bâkıyâ
Kim hvâb-ı gaflet içre hemân bir hayâldür
yaramaz kız bahçeye gelecek
benimle oynayacak
şamandıra babacığım
ona bütün oyuncaklarımı versem
ve bütün nedirciklerimi
kertenkeleler kaçacak
ve biz güneşten saklanacağız
çok yaprakların altına
şamandıra babacığım
çok uslu oturacağım
yaramaz kız gelecek diye
benimle oynayacak
şamandıra babacığım
ona bütün oyuncaklarımı versem
ve bütün nedirciklerimi
kertenkeleler kaçacak
ve biz güneşten saklanacağız
çok yaprakların altına
şamandıra babacığım
çok uslu oturacağım
yaramaz kız gelecek diye
5
Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır
Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler
Aşığın avuç açıp doldurduğu sularla
ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda
Elim yarım ve bilgisiz uzanarak
Herşeyim çocukluğum
En yakın nalbantın ağzından kestiği at
sarsılınca ayağını büküp başlamışlardı
güçlüydü nalbantın çıplak kollu adamı
Oyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarına
sokağı dönerdim
kaplanları karanlıkağızları arap bağırlarını
zayıf çöl savrulu arap bağırlarını
anlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarken
Birden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdim
Küçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdim
Nedeninden hiç bir şey bilinmeyen
Sen ey şanlara
Mahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdı
Ender dururdu kadınlar
Demirinde gül suyu şişeleri asılı pencerede
Duvarlarına akrep tutturulmuş oda
Duvar gezinirdi akrebin altında
Duvar loş akrep sarhoş
lambanın o büyük şafağından sonra
gidip gelirdi mutfağa
kilerde kirpilerin çuvalların dibinde
peynir küpünün içinde
Çocukları
Asılan kocası
Kurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdi
Kan güden bir yaşamayla gider
Kan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadın
Öyle sanırdım ben oralardım çocukluğumdu
Beni bağrına bastırırdı
Gözümü gözüne kaldıramazdım
Kaşlarının dibinde kuytu
ilk gelinlik mağarası
Ağzının içi mor kat kat pütür
Sonra duvar
Demir
Gül suyu şişesi
Karşı pencere
Sabah nalbant hala durur beynimde
Çocuğum öylece uyanırım
Pek bilmem
Alt katta sivilceli bir oğlan
Anası civcivleri ağaca saçar
Yağmur toprak süyüklerden sallanırdı
Taşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evde
Sıcakken ateşin üstünde
Kentteki kişilerin elleri tavanın içinde
Alıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleri
Alıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriye
Kızgın
Dudağımınuykuda sevinçle yarılmış derisine kızgın
Parmaklarımın civa akan ucunda
müthiş azıcık kaygan
Kavun çekirdeğinin batan sivrisine
Ağzı kanasın diye nalbantın
Kestiğ at
Çocuklar kişneyerek doldular avucuma
Annelerinden koşan babalarıyla kovalanan
Sarı ve siyah başlarıyla
Ölümle boğuşa boğuşa onu kaldırım taşlarından çekerek
üstlerine
terli yüzleriyle yapıştılar ellerime
Çocukluğumun orda en bülbül yerinde
Nalbanttaki atın içinde şah duran korkuydu
Zahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeye
Atın içinden bedeni yırtarak
Fırlayan korku
Ta kendisi bahçeye kurduğumuz salıncak
Çocuk başluktayken ölüye asılı kalmak
Annenin sesi her evden
Şehirde her baş dönmesinden
Çocuklara çıngırak gibi duyulur
Annenin elinde birden tahta kaşık kırılır
İçini bastıırır raftan bir kaşık daha alır
Ocaktaki çorbanın önüne çömelmiş
Düşüncesi suyun şeytanına çağrılır
- Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tut
Annenim ben
Yaklaşır kan kokusu yere vurur
Burunda ve orada iyice kan bulunur
kaplar koşuşan bağrışan yüzleri
eğilirler bakarlar
ki tırnaktaki noktadır
cansız bedene tırpanını geçirmiş
çarşaf gibi büyüyen
Bayramlar oyun arkadaşları kuşlarla
Güzel seslerle yaklaşır
Tırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şeker
Ölüm ve korku beraberce toplanır
Dernek kurulur
Her kadında bir çekmece açılır ve kapanır
Ey alın beni
Yuvarlak ve dalgın kalayım
Arkamda dik ve beni iterek kendine çekerek
taş ve yerinden oynamaz
Oysa onlar kuşlar gibi uçar durur
İçine yukardan çiçeklerr savrulur
Havuz cami havuzunda
Kımıldayarak yatan minare
Size çağrıldığım çağlarda
Açtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldum
Çocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalarda
Ellerinde kırık aynalar ve aralarında
Esrarlı bir hayvan dolanıyordu
Falakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasında
çünkü falaka asıl her yanda
Sıkışmış gibi gözleri
Hain bakıyordu çocuklar
Elif eşer
Be beyazlatır
Te terkeder
Büyünür ferahlanırdı
Bol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakalları
arkasında bol entarili içbükey kızları
Yorganların ısıtan nakışları
Cim
Kilimler süslenip yangının önüne serilirler
Kan ve ateş beraber tadılırlar
Buyurulur yayıklar az gelir
Sabah ışığında uykulu çağda
Bir çocugun aydan anlayışına
Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları
Karacadağ bir deveyle aşılır
Karacadağa bir deveyle varılır
Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur
Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır
Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır
Kıl çadır ve deve ıhh
Ihh ya deve
Hoca
Hocanın iklime emir veren karısı
Ve çocukları kavrayan kızları
Ve onları kat kat kapalı dizlerinde
Pekmez ve ekmek duran sinide
Biz güvercinlerdik yüksek ve gizlice
Değirmenden
Üzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdi
Elif Lam Mim
İçimizin fatihleriydi bürürlerdi
Güzelce
Muhteşemce
Sen büyük ve yeşil renk ayrımı
Seven bileğimin tuttuğu dostlar
Çocugan kokuları havlayan masal şahları
Oradayken kilerdeki torba yığınlar
Geceyi kapının önünde geçirmiş
Deve kervanı
(ve birden manzara)
Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlar
Boğuşurlar tutunulmaz gediklerinde
Ekmek taşında
Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar
Sorar.Rüzgarı tutar bırakmaz
Sorar bırakmaz
Bıraksa sal devrilir
Tavşan yavruları bulur sever
Salın ipini öper
Su uysal kalır
Çocuğun saflığına denk
Sincap elinin altında
İnsanı koruyan suyu uysallaştıran da
Büyükler huysuz
bir şehre gitmek ötekinden devrilmek
Ana suya bakar
Saçının tellerine korku takılır
Bilinmez çocuğun
Isırırken ananın yanağını
Ya da kırarkaengül suyu bardağını
Dost tuttuğu melekler
Hep oradadırlar
6
Bayramda içinde buzlu su duran sürahi
Hıdırellez çarpışı kırların mutlu çarpışı
hapisane duvarının süyüğünde
İçinde tozlu balıklar soluyan sürahi
Ve atlı meydan yokuşunu başında
Kovulan cinleri toplamış bir deve
Bir hecin deve
Kudurmuş ve ağzından köpükler saçarak
Koşarken kalabalığa korkmuşum bir yalın kılıçla
Başımı düzlemişler dizlerimin arasından kurtarıp
Yüreğimi bir hançer başıyla
Delip yırtmışlar iri yaralar açtığım yatağa
7
Gökten tarlada sürüneni gören kartal
toprak damları uykuyla ayıran oymaklar
Yukardaki her şeklin altına bir döşek açılır
ses bastırılır sıkıca kapatılır dizlerin arasındaki yumruğa
uyku o kimbilir hangi dağın ardından atılır
rüzgarla soğuyan alna sançılr
yıldırım sıkışık bekler
sevenin yumulmaz gözünde kan birikir
yatağın içinde savrulan eliyle akrep düğümler
akrep biriktirir
son had son saat
toprak dam Dağ başı Karanlık Uyuyanlar
seven dayanamaz kımıldar
birden yıldızlar dökülür
dans dans içiçe gök dans
üşürler bir anaya çarpılır atılırlar evin üçlü düzenine
azap sağanak tutturur mevsimler kapılarla sakatlanır
dolanırlar kırık camlarını pencerelerin elleri parçalanır
çene deler yorganı çenenin ucu baygın sıcak
uyuyan bedenleri uyanmayı vuran bilinç
bu et onların mı kolları hangi çıkmazda
onları alıp götürüyorlardı onlar yatanlardı
zuhal yıldızıyla bir kestane çarpıştı tavanda
bütün kozlu dere künbet yıldız avında
yıldızların yanında onlarla sahi
onlardan biri
topraktan tutmuşum yıldızım ne zaman kayacak
ve şan şan açılır kitaptan sayfa
bir küçük kıyamet yatırılmış içine
üç parmak eninde
gerçek tavanda dönen fare
elden avuçtan dalgınlıkla kaybolan
çare kaybolan
tepede tek taşıyla duran minare
şeyhin bir nefesle ayakta tuttuğu minare
ve yattığı toprağından hatıralar alındığı
kadınların gebelik isteklerine
her tozunda bin bir suare
en geniş geçmişte en son gelecekte
o var
nesiller dağa dağ tutarak
toprağın yaralarını yararak
bildiler onu ATEŞ saçan uyku
girdap dönüp dolaşmak
ölünce atılmak cesurca tutunmak
ve onlar kadınlar
öyle değişik dururlar çocuğun teriyle savaşırlar
önemle alınırsa van goh
vahşice dolanır şafaklarda
dağları yakalayıp duran gün daralır
ovalara sancılarla dalgalarla ahenkli dalışlara
öyle sabah öyle kadınca çığlıkça
hayır anıla şer kutsal ağırlana çün tanrı
bir güzelce buyurdu öyle buyurdu
insan toprak çalkanırken
çocuklar kadınlar erkekler gülücükler ovalarca
8
Erkek ve dalgınca büyüdüm
Dervişin su okuduğu taslarda
Yumulup eğilmiştim bedenim vardı
Suyu arıyordum vardı yanılmıyordum
Başımda göğün dolanan sarmaşıkları
Güya kurnazca bakıyordum
Ve Leylanın
Bir gece ağrısında
Sapsarı kabarcıklanan yüzüne
Bir haneye çağrıldılar
halılar hasırlar ve kaynayan canlar
Acı kahve derin fincanla sunuldu
Oraya ateş birikmesi gibi oturdular
Gözlerini kapıyarak ve sormıyarak
Hasırları birbirine vuran
Hasırları duvara damlara
Ve dağın mağarasındaki hikmete savuran
Oraya bir ateş kümesi gibi kaydolan
Kendi içlerine ummana sançılıp boğulmaya koyulan
Dervişler
Basık ve duvarları secdeye giden odada
Hasırlar acı kahve derin halli uşak
Halvet ve küçük ağzımla
Uçar dalgınca uyurdum sakallarında
Elmas ve tümlenen bir aşkla daima kekemeydim
Sevişirlerdi derlerdi sevişiriz
Söz bedeni aşınca harlardı
Daire çizerek Ve kan Daire çizerek
Gece zangır zangır titreyerek
Yorgana bir hal gelir uykuda bir şey gerilir
(Komşu dağ derinde mi
Mezarlar kuşatıldı ölüler baskınla mı alındı
Bana verilen portakala ne oldu
çıldırdı mı) bilemem
çocuğum öyle uyur öyle uyanırım
Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum
Uyku yansın yürek maçburlansın
Beden bedende artmaya can bedeni aşmaya
Ağız ilk şanlı yemek
Olan ölümü
Başlasın anlatmaya
İz sürmek bundan gerek
Ok ize düşmüş kemiği deşmişti
Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır
Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler
Aşığın avuç açıp doldurduğu sularla
ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda
Elim yarım ve bilgisiz uzanarak
Herşeyim çocukluğum
En yakın nalbantın ağzından kestiği at
sarsılınca ayağını büküp başlamışlardı
güçlüydü nalbantın çıplak kollu adamı
Oyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarına
sokağı dönerdim
kaplanları karanlıkağızları arap bağırlarını
zayıf çöl savrulu arap bağırlarını
anlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarken
Birden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdim
Küçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdim
Nedeninden hiç bir şey bilinmeyen
Sen ey şanlara
Mahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdı
Ender dururdu kadınlar
Demirinde gül suyu şişeleri asılı pencerede
Duvarlarına akrep tutturulmuş oda
Duvar gezinirdi akrebin altında
Duvar loş akrep sarhoş
lambanın o büyük şafağından sonra
gidip gelirdi mutfağa
kilerde kirpilerin çuvalların dibinde
peynir küpünün içinde
Çocukları
Asılan kocası
Kurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdi
Kan güden bir yaşamayla gider
Kan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadın
Öyle sanırdım ben oralardım çocukluğumdu
Beni bağrına bastırırdı
Gözümü gözüne kaldıramazdım
Kaşlarının dibinde kuytu
ilk gelinlik mağarası
Ağzının içi mor kat kat pütür
Sonra duvar
Demir
Gül suyu şişesi
Karşı pencere
Sabah nalbant hala durur beynimde
Çocuğum öylece uyanırım
Pek bilmem
Alt katta sivilceli bir oğlan
Anası civcivleri ağaca saçar
Yağmur toprak süyüklerden sallanırdı
Taşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evde
Sıcakken ateşin üstünde
Kentteki kişilerin elleri tavanın içinde
Alıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleri
Alıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriye
Kızgın
Dudağımınuykuda sevinçle yarılmış derisine kızgın
Parmaklarımın civa akan ucunda
müthiş azıcık kaygan
Kavun çekirdeğinin batan sivrisine
Ağzı kanasın diye nalbantın
Kestiğ at
Çocuklar kişneyerek doldular avucuma
Annelerinden koşan babalarıyla kovalanan
Sarı ve siyah başlarıyla
Ölümle boğuşa boğuşa onu kaldırım taşlarından çekerek
üstlerine
terli yüzleriyle yapıştılar ellerime
Çocukluğumun orda en bülbül yerinde
Nalbanttaki atın içinde şah duran korkuydu
Zahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeye
Atın içinden bedeni yırtarak
Fırlayan korku
Ta kendisi bahçeye kurduğumuz salıncak
Çocuk başluktayken ölüye asılı kalmak
Annenin sesi her evden
Şehirde her baş dönmesinden
Çocuklara çıngırak gibi duyulur
Annenin elinde birden tahta kaşık kırılır
İçini bastıırır raftan bir kaşık daha alır
Ocaktaki çorbanın önüne çömelmiş
Düşüncesi suyun şeytanına çağrılır
- Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tut
Annenim ben
Yaklaşır kan kokusu yere vurur
Burunda ve orada iyice kan bulunur
kaplar koşuşan bağrışan yüzleri
eğilirler bakarlar
ki tırnaktaki noktadır
cansız bedene tırpanını geçirmiş
çarşaf gibi büyüyen
Bayramlar oyun arkadaşları kuşlarla
Güzel seslerle yaklaşır
Tırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şeker
Ölüm ve korku beraberce toplanır
Dernek kurulur
Her kadında bir çekmece açılır ve kapanır
Ey alın beni
Yuvarlak ve dalgın kalayım
Arkamda dik ve beni iterek kendine çekerek
taş ve yerinden oynamaz
Oysa onlar kuşlar gibi uçar durur
İçine yukardan çiçeklerr savrulur
Havuz cami havuzunda
Kımıldayarak yatan minare
Size çağrıldığım çağlarda
Açtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldum
Çocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalarda
Ellerinde kırık aynalar ve aralarında
Esrarlı bir hayvan dolanıyordu
Falakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasında
çünkü falaka asıl her yanda
Sıkışmış gibi gözleri
Hain bakıyordu çocuklar
Elif eşer
Be beyazlatır
Te terkeder
Büyünür ferahlanırdı
Bol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakalları
arkasında bol entarili içbükey kızları
Yorganların ısıtan nakışları
Cim
Kilimler süslenip yangının önüne serilirler
Kan ve ateş beraber tadılırlar
Buyurulur yayıklar az gelir
Sabah ışığında uykulu çağda
Bir çocugun aydan anlayışına
Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları
Karacadağ bir deveyle aşılır
Karacadağa bir deveyle varılır
Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur
Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır
Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır
Kıl çadır ve deve ıhh
Ihh ya deve
Hoca
Hocanın iklime emir veren karısı
Ve çocukları kavrayan kızları
Ve onları kat kat kapalı dizlerinde
Pekmez ve ekmek duran sinide
Biz güvercinlerdik yüksek ve gizlice
Değirmenden
Üzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdi
Elif Lam Mim
İçimizin fatihleriydi bürürlerdi
Güzelce
Muhteşemce
Sen büyük ve yeşil renk ayrımı
Seven bileğimin tuttuğu dostlar
Çocugan kokuları havlayan masal şahları
Oradayken kilerdeki torba yığınlar
Geceyi kapının önünde geçirmiş
Deve kervanı
(ve birden manzara)
Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlar
Boğuşurlar tutunulmaz gediklerinde
Ekmek taşında
Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar
Sorar.Rüzgarı tutar bırakmaz
Sorar bırakmaz
Bıraksa sal devrilir
Tavşan yavruları bulur sever
Salın ipini öper
Su uysal kalır
Çocuğun saflığına denk
Sincap elinin altında
İnsanı koruyan suyu uysallaştıran da
Büyükler huysuz
bir şehre gitmek ötekinden devrilmek
Ana suya bakar
Saçının tellerine korku takılır
Bilinmez çocuğun
Isırırken ananın yanağını
Ya da kırarkaengül suyu bardağını
Dost tuttuğu melekler
Hep oradadırlar
6
Bayramda içinde buzlu su duran sürahi
Hıdırellez çarpışı kırların mutlu çarpışı
hapisane duvarının süyüğünde
İçinde tozlu balıklar soluyan sürahi
Ve atlı meydan yokuşunu başında
Kovulan cinleri toplamış bir deve
Bir hecin deve
Kudurmuş ve ağzından köpükler saçarak
Koşarken kalabalığa korkmuşum bir yalın kılıçla
Başımı düzlemişler dizlerimin arasından kurtarıp
Yüreğimi bir hançer başıyla
Delip yırtmışlar iri yaralar açtığım yatağa
7
Gökten tarlada sürüneni gören kartal
toprak damları uykuyla ayıran oymaklar
Yukardaki her şeklin altına bir döşek açılır
ses bastırılır sıkıca kapatılır dizlerin arasındaki yumruğa
uyku o kimbilir hangi dağın ardından atılır
rüzgarla soğuyan alna sançılr
yıldırım sıkışık bekler
sevenin yumulmaz gözünde kan birikir
yatağın içinde savrulan eliyle akrep düğümler
akrep biriktirir
son had son saat
toprak dam Dağ başı Karanlık Uyuyanlar
seven dayanamaz kımıldar
birden yıldızlar dökülür
dans dans içiçe gök dans
üşürler bir anaya çarpılır atılırlar evin üçlü düzenine
azap sağanak tutturur mevsimler kapılarla sakatlanır
dolanırlar kırık camlarını pencerelerin elleri parçalanır
çene deler yorganı çenenin ucu baygın sıcak
uyuyan bedenleri uyanmayı vuran bilinç
bu et onların mı kolları hangi çıkmazda
onları alıp götürüyorlardı onlar yatanlardı
zuhal yıldızıyla bir kestane çarpıştı tavanda
bütün kozlu dere künbet yıldız avında
yıldızların yanında onlarla sahi
onlardan biri
topraktan tutmuşum yıldızım ne zaman kayacak
ve şan şan açılır kitaptan sayfa
bir küçük kıyamet yatırılmış içine
üç parmak eninde
gerçek tavanda dönen fare
elden avuçtan dalgınlıkla kaybolan
çare kaybolan
tepede tek taşıyla duran minare
şeyhin bir nefesle ayakta tuttuğu minare
ve yattığı toprağından hatıralar alındığı
kadınların gebelik isteklerine
her tozunda bin bir suare
en geniş geçmişte en son gelecekte
o var
nesiller dağa dağ tutarak
toprağın yaralarını yararak
bildiler onu ATEŞ saçan uyku
girdap dönüp dolaşmak
ölünce atılmak cesurca tutunmak
ve onlar kadınlar
öyle değişik dururlar çocuğun teriyle savaşırlar
önemle alınırsa van goh
vahşice dolanır şafaklarda
dağları yakalayıp duran gün daralır
ovalara sancılarla dalgalarla ahenkli dalışlara
öyle sabah öyle kadınca çığlıkça
hayır anıla şer kutsal ağırlana çün tanrı
bir güzelce buyurdu öyle buyurdu
insan toprak çalkanırken
çocuklar kadınlar erkekler gülücükler ovalarca
8
Erkek ve dalgınca büyüdüm
Dervişin su okuduğu taslarda
Yumulup eğilmiştim bedenim vardı
Suyu arıyordum vardı yanılmıyordum
Başımda göğün dolanan sarmaşıkları
Güya kurnazca bakıyordum
Ve Leylanın
Bir gece ağrısında
Sapsarı kabarcıklanan yüzüne
Bir haneye çağrıldılar
halılar hasırlar ve kaynayan canlar
Acı kahve derin fincanla sunuldu
Oraya ateş birikmesi gibi oturdular
Gözlerini kapıyarak ve sormıyarak
Hasırları birbirine vuran
Hasırları duvara damlara
Ve dağın mağarasındaki hikmete savuran
Oraya bir ateş kümesi gibi kaydolan
Kendi içlerine ummana sançılıp boğulmaya koyulan
Dervişler
Basık ve duvarları secdeye giden odada
Hasırlar acı kahve derin halli uşak
Halvet ve küçük ağzımla
Uçar dalgınca uyurdum sakallarında
Elmas ve tümlenen bir aşkla daima kekemeydim
Sevişirlerdi derlerdi sevişiriz
Söz bedeni aşınca harlardı
Daire çizerek Ve kan Daire çizerek
Gece zangır zangır titreyerek
Yorgana bir hal gelir uykuda bir şey gerilir
(Komşu dağ derinde mi
Mezarlar kuşatıldı ölüler baskınla mı alındı
Bana verilen portakala ne oldu
çıldırdı mı) bilemem
çocuğum öyle uyur öyle uyanırım
Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum
Uyku yansın yürek maçburlansın
Beden bedende artmaya can bedeni aşmaya
Ağız ilk şanlı yemek
Olan ölümü
Başlasın anlatmaya
İz sürmek bundan gerek
Ok ize düşmüş kemiği deşmişti
Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-î kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devreyledikçe nûh-felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni
Yüzbin cefâ etsen vazgeçmem, sevdim seni.
Kaza ve kader kalemi alnıma böyle yazmış; sevdim seni.
Dokuz gök döndükçe bu sözden dönmem:
Sevdim seni; yer, gök, aşkıma şâhit olsun.
Bend-i peyvend-î dilim ebrû-yı gaddârındadır
Rişte-î cem'iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni
Gönlümün bağlantısı, zâlim kaşındadır;
Zihnimin manevi bağı siyah saçlarındadır.
Hastayım, sıhhate kavuşma ümidim, hasta gözlerindedir.
Devâsız bir derde düştüm: sevdim seni.
Ey hilâl-ebrû dilin meylî sanâdır doğrusu
Sûy-ı mihrâba nigâhım geç-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş ve yâ olmuş hatâ sevdim seni
Ey hilâl kaşlı, gönlün meyli sanadır doğrusu;
Mihrâba doğru bakışım biraz geç oldu doğrusu.
Râ harfine benziyen kaşından vazgeçtim desem bu riya olur doğrusu.
Doğru ya da yanlış olmuş olsa da ben sevdim seni.
Bî-gubârım hasret-î hattınla hâk olsam yine
Sihhatim rûh-ı lebindendir helâk olsam yine
Tig-ı gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
Hâsılı bîhûde cevretme banâ sevdim seni
Senin hatlarının hasretiyle toprak olsam bile tozum olmaz.
Helâk olsam bile, iyileşmem gene dudağının özünden olur.
Süzgün bakışının kılıcından parça parça olsam da ayrılmam,
Kısacası boşuna bana cefa etme, sevdim seni.
Galib-î dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn'a salâ
Yüz çevirmem olsa dünyâ bir yanâ ben bir yana
Şem'ine pervâneyim perva ne lâzımdır banâ
Anlasın bigâne bilsin âşinâ sevdim seni.
Divane Galib'im; Ferhâd ile Mecnun'un ruhu şad olsun
Dünyâ bir yana, ben bir yana olsam, gene de senden yüz çevirmem.
Senin mumuna pervâneyim, bana korku gerekmez
Yabancılar anlasın, tanıdıklar bilsin ki sevdim seni.
Böyle yazmış alnıma kilk-î kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devreyledikçe nûh-felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni
Yüzbin cefâ etsen vazgeçmem, sevdim seni.
Kaza ve kader kalemi alnıma böyle yazmış; sevdim seni.
Dokuz gök döndükçe bu sözden dönmem:
Sevdim seni; yer, gök, aşkıma şâhit olsun.
Bend-i peyvend-î dilim ebrû-yı gaddârındadır
Rişte-î cem'iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni
Gönlümün bağlantısı, zâlim kaşındadır;
Zihnimin manevi bağı siyah saçlarındadır.
Hastayım, sıhhate kavuşma ümidim, hasta gözlerindedir.
Devâsız bir derde düştüm: sevdim seni.
Ey hilâl-ebrû dilin meylî sanâdır doğrusu
Sûy-ı mihrâba nigâhım geç-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş ve yâ olmuş hatâ sevdim seni
Ey hilâl kaşlı, gönlün meyli sanadır doğrusu;
Mihrâba doğru bakışım biraz geç oldu doğrusu.
Râ harfine benziyen kaşından vazgeçtim desem bu riya olur doğrusu.
Doğru ya da yanlış olmuş olsa da ben sevdim seni.
Bî-gubârım hasret-î hattınla hâk olsam yine
Sihhatim rûh-ı lebindendir helâk olsam yine
Tig-ı gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
Hâsılı bîhûde cevretme banâ sevdim seni
Senin hatlarının hasretiyle toprak olsam bile tozum olmaz.
Helâk olsam bile, iyileşmem gene dudağının özünden olur.
Süzgün bakışının kılıcından parça parça olsam da ayrılmam,
Kısacası boşuna bana cefa etme, sevdim seni.
Galib-î dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn'a salâ
Yüz çevirmem olsa dünyâ bir yanâ ben bir yana
Şem'ine pervâneyim perva ne lâzımdır banâ
Anlasın bigâne bilsin âşinâ sevdim seni.
Divane Galib'im; Ferhâd ile Mecnun'un ruhu şad olsun
Dünyâ bir yana, ben bir yana olsam, gene de senden yüz çevirmem.
Senin mumuna pervâneyim, bana korku gerekmez
Yabancılar anlasın, tanıdıklar bilsin ki sevdim seni.
Kırılırda bir gün bütün dişliler
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizim
Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşlarının yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim
Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman
Görürler nasılmış, neymiş kahraman
Yer ve gök su vermem dediği zaman
Her tarlayı sular arkımız bizim
Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda, sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda şarkımız bizim
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizim
Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşlarının yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim
Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman
Görürler nasılmış, neymiş kahraman
Yer ve gök su vermem dediği zaman
Her tarlayı sular arkımız bizim
Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda, sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda şarkımız bizim
başkasının çocuğu da olsan
sen bir insan yavrususun
bir insan yavrusunu sevmek istiyorum
ağzı
burnu
kulağı
ve sıcak kanı olan
ve uyuyabilen
bir insan yavrusunu
uyu
çocuk
uyu
dizimde
sen bir insan yavrususun
bir insan yavrusunu sevmek istiyorum
ağzı
burnu
kulağı
ve sıcak kanı olan
ve uyuyabilen
bir insan yavrusunu
uyu
çocuk
uyu
dizimde
Allahtan pencereler açmışlar içi sıkılan evlere
pencereler olmasaydı
nasıl gezerlerdi
karanlıklarda
ayağa kalkmış büyük böcekler
nasıl tırmanırlardı
merdivenlerden
tahta evler eski kutulardır
apartmanlar yaldızlı nisan şekeri kutularıdır
içinde siyah ve sarı başlı böcekler oturur
başka küçük bir kutudan
uzaktaki başka böceklerin
cızırtılı seslerini duymaya meraklıdırlar
sevgilim bir böcektir
taşdan duvarlar içinde
karafatmalarla yaşar
beş senedir getirdiğim şekerleri yiyip
elimi ısırmıştır
karafatmalar onu benden ayırdılar
o şimdi bana küsülüdür
kutu duvarları içinde
pencereler olmasaydı
nasıl gezerlerdi
karanlıklarda
ayağa kalkmış büyük böcekler
nasıl tırmanırlardı
merdivenlerden
tahta evler eski kutulardır
apartmanlar yaldızlı nisan şekeri kutularıdır
içinde siyah ve sarı başlı böcekler oturur
başka küçük bir kutudan
uzaktaki başka böceklerin
cızırtılı seslerini duymaya meraklıdırlar
sevgilim bir böcektir
taşdan duvarlar içinde
karafatmalarla yaşar
beş senedir getirdiğim şekerleri yiyip
elimi ısırmıştır
karafatmalar onu benden ayırdılar
o şimdi bana küsülüdür
kutu duvarları içinde
Kimi kımıltılı kimi hareketsiz
Kimi konuşan kimi sessiz
Bu insanlarda yenilmeyen bir güç var
Çobanların ruhu nasıl sığmazsa kırlara
Bu insanlar da sığmıyor meydanlara.
Yüzlerde okunan sadece
Kararsızlık, tedirginlik, endişe
Ve içsel yalnızlığın hüznü
Ve asla dinmeyen sıla özlemi.
Sıla, ey ruhumuzun coğrafyası!
Hep bir hazırlık kargaşasında büyüyor halk
Şehrin sokaklarında, caddelerinde
Meydanlarında
Evlerin önünde bahçelerde
Çoğalıyorlar
Her yerde ve her şeyde
Büyük bir göçün telaşı var!
Atlar kişnemeye başladı
Sabahı selamlıyor horozlar
Yer yer tütmeye başladı bacalar
Şehri denetleyen bir dev gibi
Yükseliyor ufuktan güneş
Işığının değdiği her şey
Parlıyor
uyanıyor
canlanıyor.
Hep yarınları bekledi bu insanlar
Geldiğini hiçbir zaman farketmediler
Hep arkalarında yas tutan bir sevgilileri
kalmış gibi!
Hep önlerinde kendilerini bekleyen
bir özülke varmış gibi
Beklediler.
Telefon tellerine konmuş bu kuşlar
Hangi habere ayarlanmışlar?
Bu gelen esinti bir haber mi getirdi
Sevinçle ürperen doğaya?
Yaşayıp durduğumuz anların
Uçsuz bucaksızlığında
Yükseliyor güneş
Yükseliyor umutlar!
Bütün canlılar
Aşkla mest, aşkla diri
Yağmurun sesini dinler gibi
Dinliyorlar birbirlerini.
İnsanlar kıvılcımlanıyorlardı
şehrin meydanlarında
Çağırıp duruyordu ıssız kırlar onları
Nehirler gülümseyen sevgililerin
gamzeleri gibi
Girdaplar oluşturarak akıyorlardı
İnsanlar fısıldaşıyorlardı
İnsanlar kıvılcımlanyorlardı
Yazgılarına inanıyorlardı
Aşklarına güveniyorlardı
Sırlarına sadıktılar!
Sonra ölmüş bir boğanın donmuş
gözlerinde
Kaynayan kurtçuklar gibi
Kaynaştılar şehrin içinde
Sonra koşuştular
Kendilerini kırlara vurdular
Susamış bir davar sürüsünün
Su yatağına koşuşu gibi.
Yürüdüler insanlar
Dizi dizi, sıra sıra, konvoy konvoy
Biteviye yürüdüler
Güneş adeta bir vicdan azabı gibi
Her an biraz daha ağır
Çöküyordu omuzlarına
Dallarından ölü ağırlıklar sarkar gibi
Durup duruyordu meyve ağaçları
Buğday başaklarının
Ayakta durmaktan yorgun düşmüşler gibi
Eğilmişti başları
İnsanların sanki toprağa yapışıyor gibi
Kalkmaz olmuştu yerden ayakları.
Her an büyüyen bir susuzluk gibi
Yakıcı bir özlem;
İçlerinde büyümeye başlamıştı insanların.
İpek bir dokumanın havada dalgalanması gibi
Kanın damarda ılık ılık akması gibi
Şehirlerin düzeni, evlerin gizemi, odalarının
mahremiyeti
Yataklarının derinliği, yorganlarının serinliği
Çağırıyordu onları.
Tepelerin ardında bekleyen yalnızlık
Ürkütüyordu onların bedenlerini
Doğanın kendine mahsus diriliği
Ürkütüyordu bedenlerinin ölümcüllüğünü.
Ey kabına sığmayan kırlar!
Ey kabuğunda can çekişen kent!
Kimsenin efendisi değilsin kırlarda
Kendinin bile
Her şeyin kölesisin şehirlerde
Kendinin bile!
Ey insan niçin?
Tedirginsin dişi kuşlar gibi
Fırtına öncesinde.
Ey şafak uyandır bizi öperek alnımızdan
Ey doğa emzir ruhumuzu
Ey şehir kovma bedenimizi kapından
Ey aşk merdiveni ulaştır bizi cennetine!
Kimi konuşan kimi sessiz
Bu insanlarda yenilmeyen bir güç var
Çobanların ruhu nasıl sığmazsa kırlara
Bu insanlar da sığmıyor meydanlara.
Yüzlerde okunan sadece
Kararsızlık, tedirginlik, endişe
Ve içsel yalnızlığın hüznü
Ve asla dinmeyen sıla özlemi.
Sıla, ey ruhumuzun coğrafyası!
Hep bir hazırlık kargaşasında büyüyor halk
Şehrin sokaklarında, caddelerinde
Meydanlarında
Evlerin önünde bahçelerde
Çoğalıyorlar
Her yerde ve her şeyde
Büyük bir göçün telaşı var!
Atlar kişnemeye başladı
Sabahı selamlıyor horozlar
Yer yer tütmeye başladı bacalar
Şehri denetleyen bir dev gibi
Yükseliyor ufuktan güneş
Işığının değdiği her şey
Parlıyor
uyanıyor
canlanıyor.
Hep yarınları bekledi bu insanlar
Geldiğini hiçbir zaman farketmediler
Hep arkalarında yas tutan bir sevgilileri
kalmış gibi!
Hep önlerinde kendilerini bekleyen
bir özülke varmış gibi
Beklediler.
Telefon tellerine konmuş bu kuşlar
Hangi habere ayarlanmışlar?
Bu gelen esinti bir haber mi getirdi
Sevinçle ürperen doğaya?
Yaşayıp durduğumuz anların
Uçsuz bucaksızlığında
Yükseliyor güneş
Yükseliyor umutlar!
Bütün canlılar
Aşkla mest, aşkla diri
Yağmurun sesini dinler gibi
Dinliyorlar birbirlerini.
İnsanlar kıvılcımlanıyorlardı
şehrin meydanlarında
Çağırıp duruyordu ıssız kırlar onları
Nehirler gülümseyen sevgililerin
gamzeleri gibi
Girdaplar oluşturarak akıyorlardı
İnsanlar fısıldaşıyorlardı
İnsanlar kıvılcımlanyorlardı
Yazgılarına inanıyorlardı
Aşklarına güveniyorlardı
Sırlarına sadıktılar!
Sonra ölmüş bir boğanın donmuş
gözlerinde
Kaynayan kurtçuklar gibi
Kaynaştılar şehrin içinde
Sonra koşuştular
Kendilerini kırlara vurdular
Susamış bir davar sürüsünün
Su yatağına koşuşu gibi.
Yürüdüler insanlar
Dizi dizi, sıra sıra, konvoy konvoy
Biteviye yürüdüler
Güneş adeta bir vicdan azabı gibi
Her an biraz daha ağır
Çöküyordu omuzlarına
Dallarından ölü ağırlıklar sarkar gibi
Durup duruyordu meyve ağaçları
Buğday başaklarının
Ayakta durmaktan yorgun düşmüşler gibi
Eğilmişti başları
İnsanların sanki toprağa yapışıyor gibi
Kalkmaz olmuştu yerden ayakları.
Her an büyüyen bir susuzluk gibi
Yakıcı bir özlem;
İçlerinde büyümeye başlamıştı insanların.
İpek bir dokumanın havada dalgalanması gibi
Kanın damarda ılık ılık akması gibi
Şehirlerin düzeni, evlerin gizemi, odalarının
mahremiyeti
Yataklarının derinliği, yorganlarının serinliği
Çağırıyordu onları.
Tepelerin ardında bekleyen yalnızlık
Ürkütüyordu onların bedenlerini
Doğanın kendine mahsus diriliği
Ürkütüyordu bedenlerinin ölümcüllüğünü.
Ey kabına sığmayan kırlar!
Ey kabuğunda can çekişen kent!
Kimsenin efendisi değilsin kırlarda
Kendinin bile
Her şeyin kölesisin şehirlerde
Kendinin bile!
Ey insan niçin?
Tedirginsin dişi kuşlar gibi
Fırtına öncesinde.
Ey şafak uyandır bizi öperek alnımızdan
Ey doğa emzir ruhumuzu
Ey şehir kovma bedenimizi kapından
Ey aşk merdiveni ulaştır bizi cennetine!
Kalk, arkadaş, gidelim
Dereler yoldaşımız,
Dağlar omuzdaşımız.
Dünyayı seyredelim,
Şehirlerin dışından.
Esmerden, sarısından,
Kaçalım, kurtulalım
Haydi yürü, bulalım,
Kat kat çıkmış evlerin,
O cam gözlü devlerin
Gizlediği alemi
Bir tüy gibi yel alsın,
Bir dal gibi sel alsın,
Bizden, menhus elemi.
Attığımız naralar,
Yol açsın karanlıkta.
Çeksin bizi mağaralar,
Bir derin ormanlıkta.
Öttürüp sert bir islik,
Yılanları çağralim.
Peşinden çığlık çığlık,
Çakallara bağralım,
Otelim baykuşlarla.
Kızıl aksam üstleri,
Hicret eden kuşlarla,
Sema, deniz ve yeri,
Çepçevre, iklim, iklim
Dolaşalım, gezelim
Yollar bizden bir izdir,
Ne duysak sesimizdir,
Ne görsek benzer bize.
Hiç şaşmayan bir saat
Gibi isler tabiat,
Uyarak kalbimize
Mevsimler boğum boğum,
Zamanın ipliğinde.
Başı görünmez doğum,
Sonu ölçülmez hayat...
Hayvan, nebat ve cemaat,
Hepsi ilk gençliğinde.
Ölen olur, yıpranmaz;
Giden gider, aranmaz.
Böyle geçer ömrümüz,
Bir gün gelir, oluruz.
Haberimiz olmadan.
Ve o zaman, o zaman,
Hayat neymiş görürsün
Bırak, keyfini sursun,
Şehirlerin, köleler
Yeter bizi tuttuğu
Tükensin velveleler
Kalk arkadaş, gidelim
İnsanin unuttuğu
Allah’ı zikredelim;
Gül ve sümbül hırkamız,
Sulular, kuşlar, halkamız...
Dereler yoldaşımız,
Dağlar omuzdaşımız.
Dünyayı seyredelim,
Şehirlerin dışından.
Esmerden, sarısından,
Kaçalım, kurtulalım
Haydi yürü, bulalım,
Kat kat çıkmış evlerin,
O cam gözlü devlerin
Gizlediği alemi
Bir tüy gibi yel alsın,
Bir dal gibi sel alsın,
Bizden, menhus elemi.
Attığımız naralar,
Yol açsın karanlıkta.
Çeksin bizi mağaralar,
Bir derin ormanlıkta.
Öttürüp sert bir islik,
Yılanları çağralim.
Peşinden çığlık çığlık,
Çakallara bağralım,
Otelim baykuşlarla.
Kızıl aksam üstleri,
Hicret eden kuşlarla,
Sema, deniz ve yeri,
Çepçevre, iklim, iklim
Dolaşalım, gezelim
Yollar bizden bir izdir,
Ne duysak sesimizdir,
Ne görsek benzer bize.
Hiç şaşmayan bir saat
Gibi isler tabiat,
Uyarak kalbimize
Mevsimler boğum boğum,
Zamanın ipliğinde.
Başı görünmez doğum,
Sonu ölçülmez hayat...
Hayvan, nebat ve cemaat,
Hepsi ilk gençliğinde.
Ölen olur, yıpranmaz;
Giden gider, aranmaz.
Böyle geçer ömrümüz,
Bir gün gelir, oluruz.
Haberimiz olmadan.
Ve o zaman, o zaman,
Hayat neymiş görürsün
Bırak, keyfini sursun,
Şehirlerin, köleler
Yeter bizi tuttuğu
Tükensin velveleler
Kalk arkadaş, gidelim
İnsanin unuttuğu
Allah’ı zikredelim;
Gül ve sümbül hırkamız,
Sulular, kuşlar, halkamız...
Sen gecenin gündüzün dışında
Sen kalbin atışında kanın akışında
Sen Şehrazat bir lamba bir hükümdar bakışında
Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın
Sen bir rüya geceleyin gündüzün
Sen bir yağmur ince hazin
Sen şarkılarca büyük hüzün
Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karşın
Sen merhamet sen rüzgar sen tiril tiril kadın
Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın
Sen başını çeviren cellatbaşının güne
Sen öyle ki sen diye diye seni anlıyamayız
Şehrazat ah Şehrazat Şehrazat
Sen sevgili sen can sen yarsın
Sen kalbin atışında kanın akışında
Sen Şehrazat bir lamba bir hükümdar bakışında
Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın
Sen bir rüya geceleyin gündüzün
Sen bir yağmur ince hazin
Sen şarkılarca büyük hüzün
Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karşın
Sen merhamet sen rüzgar sen tiril tiril kadın
Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın
Sen başını çeviren cellatbaşının güne
Sen öyle ki sen diye diye seni anlıyamayız
Şehrazat ah Şehrazat Şehrazat
Sen sevgili sen can sen yarsın
Nur yolunu tıkıyor yüzbir katlı gökdelen.
Bir küçük iğne yok mu, şehrin kalbini delen?
(1968)
Bir küçük iğne yok mu, şehrin kalbini delen?
(1968)
Giriş:
Duvarlar çıkıyor önüme
Şehrin mahpus yüklü duvarları
Hiçbir sır kalmamış ardında hiçbir duvarın
Nereye gitti diyorum benim elbisem nerede
Şehir soyunmuş diyor biri
Şehrin elbisesini çalmışlar
Bütün şehir çöküyor yüzünde bir insanın
Şehir boğuluyor içinde insanların kan gibi bir sesle
Mor bir kabus çöküyor üstümüze
Parkta son ağaç da ölüyor intiharı hatırlatan bir ölümle
Veda çizgisi
Kalabalık toplanıyor büyük meydanlara
------------ Aşka veda
İnsanlar geçiyor yollardan
------------ İnanca veda
Şehir kapanıyor içine
------------ Toprağa veda
Dolaşıyor bir heykelin taştan eli üstlerinde insanların
Kuşlar göç ediyorlar bulutlar göç ediyorlar
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
------------ İnsana veda
Bir gezgin adam
Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi
Sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar
Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor
Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor
Başlıyor içinde sonsuz susuzluk
Avuçların içi terliyor.
Kaos
Kirli yollar kapansın sular akmasın deniz
sığmasın kabına
Gün batmasın aydınlatsın yüzlerde
umutsuz mahkumluğu
Makineler çalışsın taşlar yarılsın ortalarından
Anneler ağlamasın çocuklar gülmesin
Gök çöksün toprak başkaldırsın su sussun
Ağaçlar durmasın bütün saatler dursun
Durmasın ulu rüzgar şehri göklere savursun.
Durum
Makinalar bir elin baş parmağını çarmıha geriyorlar
Akıl bir akreptir intihara hazır.
Anı
Bizim ellerimiz vardı şimdi onlar nerede
Kadife gibi okşardık çocuk yüzlerini şimdi onlar nerede
Şehirde evler olurdu sıcak odaları olurdu evlerin
Sığınacak yatakları olurdu bu bizim yatağımız derdik
Bayram günleri donanırdık su gibi yumuşardı
yüreklerimiz
Camilere dolardık tüm olmaya ererdik
Biz vardık şimdi o biz nerede.
Bitiş
O en öksüz köşesine sığındığımız yalnızlığın
Yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze
Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür
Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür.
1968
İstanbul
Duvarlar çıkıyor önüme
Şehrin mahpus yüklü duvarları
Hiçbir sır kalmamış ardında hiçbir duvarın
Nereye gitti diyorum benim elbisem nerede
Şehir soyunmuş diyor biri
Şehrin elbisesini çalmışlar
Bütün şehir çöküyor yüzünde bir insanın
Şehir boğuluyor içinde insanların kan gibi bir sesle
Mor bir kabus çöküyor üstümüze
Parkta son ağaç da ölüyor intiharı hatırlatan bir ölümle
Veda çizgisi
Kalabalık toplanıyor büyük meydanlara
------------ Aşka veda
İnsanlar geçiyor yollardan
------------ İnanca veda
Şehir kapanıyor içine
------------ Toprağa veda
Dolaşıyor bir heykelin taştan eli üstlerinde insanların
Kuşlar göç ediyorlar bulutlar göç ediyorlar
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
------------ İnsana veda
Bir gezgin adam
Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi
Sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar
Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor
Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor
Başlıyor içinde sonsuz susuzluk
Avuçların içi terliyor.
Kaos
Kirli yollar kapansın sular akmasın deniz
sığmasın kabına
Gün batmasın aydınlatsın yüzlerde
umutsuz mahkumluğu
Makineler çalışsın taşlar yarılsın ortalarından
Anneler ağlamasın çocuklar gülmesin
Gök çöksün toprak başkaldırsın su sussun
Ağaçlar durmasın bütün saatler dursun
Durmasın ulu rüzgar şehri göklere savursun.
Durum
Makinalar bir elin baş parmağını çarmıha geriyorlar
Akıl bir akreptir intihara hazır.
Anı
Bizim ellerimiz vardı şimdi onlar nerede
Kadife gibi okşardık çocuk yüzlerini şimdi onlar nerede
Şehirde evler olurdu sıcak odaları olurdu evlerin
Sığınacak yatakları olurdu bu bizim yatağımız derdik
Bayram günleri donanırdık su gibi yumuşardı
yüreklerimiz
Camilere dolardık tüm olmaya ererdik
Biz vardık şimdi o biz nerede.
Bitiş
O en öksüz köşesine sığındığımız yalnızlığın
Yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze
Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür
Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür.
1968
İstanbul
1.
Rahmete açılan bir gökyüzüydü
Üstümüze yıldızlar serpen
Şefkatli bir anne gibiydi
Seni bağrına basan toprak
Mümin mütevekkil bir güzel adam için
Ölümün müthiş ve gizemli sorularına
Ağrılarımı iyileştiren
Sakin cevaplar bulabilirdim
Cesur olmayı dener
"Yaşamak" bu diyebilirdim
İçimde bulutlar hep böyle kabarmaz
Uysal gözlerle bakardım sana
Hafta sonlan parkları sevebilir
Anılarımı bir tablo gibi asardım duvara
Söylenecek sözlerim olmasaydı hayata
2.
Oysa yine çocuklar var hayatımızın ortasında
Güzel yüzleri ve namlı isyanlarıyla
Sayfalarından hayata çıkıp
Bizi insanlığımızdan utandıran
Müthiş nağralarıyla haberler salan ortalığa
Sonra biraz filistin bir parça afgan
Ve napalm eksersizleri
Karanlık mağralarından çıkan devlerin
Sonra acıları ve sevinçleri
Birlikte paylaşan bir yürek
'Beyaz haberler' ustası bir nevcihan
Alımlı vitrinlerini onurla geçerek hayatın
'Yürekdede' sofrasından 'Serçekuş' kanatlarıyla
Güzellikler sunan mümin yüreklere
Er meydanına
Kurşundan ağır kelimelerle çıkan
Sonrası bir şehir ve yine sen şehriyâr
Zulüm kaldığı yerden
Vurmaya başlarken yumruğunu toprağa
İçinde asyalı karanfiller ağlar
Toprağın yağmuru arar ve uykusuzluğun
İz bırakır ceylan gözlerde şehriyâr
Bir şehrin kederi senden sorulur
Sonra yine açarsın sofranı coğrafyan geniş
'Zal tepesine doğru' sonsuz bir koşu
Adımlarımız kararlı 'Adamlarımız yiğit'
Döverler bilinç harmanını
Sonra şu bizim yeryüzünde
topraktan gel gel nöbetleri'
3.
Uzak mevsimler midir şehriyâr
yaşayamadıklarımız
Tutuklu günlerimiz mi
Halkımızın yüzyıllık öfkesini
boşaltan sokaklar
Artık ne insan yüzleri taşır omzunda
Ne sıcak bir gülümseme
Beni bulmaz artık postacı
Ne de dost dudağından bir selam
İçimde mısralarının çağıltısı
-Bismillah, elif lâm-
Aşkım bir hüzün bulutuna dönüşüp
Çöker dağının üstüne
Havf ve reca makamında
Dilimde
dua metinleri aşk ayetleri
-İnna lillalıi ve inna ileyhi raciun-
Güzel hayatlar ve ölümler için.
Mesafeleri toplayıp uzun bir gecede
Ateşini yüreğimde yakıyorum
Sıcak bir haziran öğlesi
Bir telefon dua ve gözyaşı
İns ve cin su hava ateş
Serin serviler altında mütebessim toprak
Mahzun gönüller
'Sevginin gücü, savaş ritimleri'
Fatiha yasin tebareke ve amin
"-Hakkınızı helal edin Hakkınızı helal edin..."
4.
Beni anla. Çılgınlık öğrendim ırmaklarından
Göğsümde bir cihan soluyor rüzgar
Rabbimize teslimiyet ve razı olmak için
Yumuşak bir kavisle geçerek ölüm sularını
Güzel şeyler de söylemeliyim
Maraş ankara istanbul ve boğaziçi
Ayaklarının ucunda deniz
Harlı alevler ve bahar için
Şiirlerin seni ele verir şehriyâr
Kaç martının ayakları suya değer balıklar sevinir
Seninle bütün bir şehir
Son rüyasına dalar
Gözlerini alıp sabaha başlangıç yapar
Toprak uyanır bereketi başlar günün
Sevginin en mahrem sınırından geçilir
Gölgen olur peşinden yürür
Yağmur olup düşerim toprağına
Havf ve reca havf ve reca
Yasin tebareke fatiha ve dua
Son söz/
"Her şey karıştı çünkü öldün
Artık kimse bulamaz kendini
Eller birbirinin içinde
Senin ölmüş elin yapışır
Benim tetiğimin üstüne"
-Şimdi üzgünüz arkadaş-
Rahmete açılan bir gökyüzüydü
Üstümüze yıldızlar serpen
Şefkatli bir anne gibiydi
Seni bağrına basan toprak
Mümin mütevekkil bir güzel adam için
Ölümün müthiş ve gizemli sorularına
Ağrılarımı iyileştiren
Sakin cevaplar bulabilirdim
Cesur olmayı dener
"Yaşamak" bu diyebilirdim
İçimde bulutlar hep böyle kabarmaz
Uysal gözlerle bakardım sana
Hafta sonlan parkları sevebilir
Anılarımı bir tablo gibi asardım duvara
Söylenecek sözlerim olmasaydı hayata
2.
Oysa yine çocuklar var hayatımızın ortasında
Güzel yüzleri ve namlı isyanlarıyla
Sayfalarından hayata çıkıp
Bizi insanlığımızdan utandıran
Müthiş nağralarıyla haberler salan ortalığa
Sonra biraz filistin bir parça afgan
Ve napalm eksersizleri
Karanlık mağralarından çıkan devlerin
Sonra acıları ve sevinçleri
Birlikte paylaşan bir yürek
'Beyaz haberler' ustası bir nevcihan
Alımlı vitrinlerini onurla geçerek hayatın
'Yürekdede' sofrasından 'Serçekuş' kanatlarıyla
Güzellikler sunan mümin yüreklere
Er meydanına
Kurşundan ağır kelimelerle çıkan
Sonrası bir şehir ve yine sen şehriyâr
Zulüm kaldığı yerden
Vurmaya başlarken yumruğunu toprağa
İçinde asyalı karanfiller ağlar
Toprağın yağmuru arar ve uykusuzluğun
İz bırakır ceylan gözlerde şehriyâr
Bir şehrin kederi senden sorulur
Sonra yine açarsın sofranı coğrafyan geniş
'Zal tepesine doğru' sonsuz bir koşu
Adımlarımız kararlı 'Adamlarımız yiğit'
Döverler bilinç harmanını
Sonra şu bizim yeryüzünde
topraktan gel gel nöbetleri'
3.
Uzak mevsimler midir şehriyâr
yaşayamadıklarımız
Tutuklu günlerimiz mi
Halkımızın yüzyıllık öfkesini
boşaltan sokaklar
Artık ne insan yüzleri taşır omzunda
Ne sıcak bir gülümseme
Beni bulmaz artık postacı
Ne de dost dudağından bir selam
İçimde mısralarının çağıltısı
-Bismillah, elif lâm-
Aşkım bir hüzün bulutuna dönüşüp
Çöker dağının üstüne
Havf ve reca makamında
Dilimde
dua metinleri aşk ayetleri
-İnna lillalıi ve inna ileyhi raciun-
Güzel hayatlar ve ölümler için.
Mesafeleri toplayıp uzun bir gecede
Ateşini yüreğimde yakıyorum
Sıcak bir haziran öğlesi
Bir telefon dua ve gözyaşı
İns ve cin su hava ateş
Serin serviler altında mütebessim toprak
Mahzun gönüller
'Sevginin gücü, savaş ritimleri'
Fatiha yasin tebareke ve amin
"-Hakkınızı helal edin Hakkınızı helal edin..."
4.
Beni anla. Çılgınlık öğrendim ırmaklarından
Göğsümde bir cihan soluyor rüzgar
Rabbimize teslimiyet ve razı olmak için
Yumuşak bir kavisle geçerek ölüm sularını
Güzel şeyler de söylemeliyim
Maraş ankara istanbul ve boğaziçi
Ayaklarının ucunda deniz
Harlı alevler ve bahar için
Şiirlerin seni ele verir şehriyâr
Kaç martının ayakları suya değer balıklar sevinir
Seninle bütün bir şehir
Son rüyasına dalar
Gözlerini alıp sabaha başlangıç yapar
Toprak uyanır bereketi başlar günün
Sevginin en mahrem sınırından geçilir
Gölgen olur peşinden yürür
Yağmur olup düşerim toprağına
Havf ve reca havf ve reca
Yasin tebareke fatiha ve dua
Son söz/
"Her şey karıştı çünkü öldün
Artık kimse bulamaz kendini
Eller birbirinin içinde
Senin ölmüş elin yapışır
Benim tetiğimin üstüne"
-Şimdi üzgünüz arkadaş-
karanlık basmadan ovalarıma
kainatın duru illetsiz aydınlıkları
katılaşırken çocuk ruhlarında
karanlık basmadan kararmadan taşıtlar
et kemik taşıtı tam da
mayalanmış yüreğimin hamuru
ve ne yakıp kavuran
yaklaştırmayan kalıplara
hiçbir daraban olmadan
ziynetli topraklara da
yanardağ akıntısı yer cazibesine mermut akan lav
katiyeti heybetiyle
akıp
dağ'la terbiyeli bir insan eli olan elinle şekillenmeye hazırken
NEREDE BULABİLSEM SENİ
yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin
kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
birinin heybeti ve lezzetinden
damağımız çatlamakta
ya ani karanlık
'inanana rahmet
inaçsıza esef' olan
(hiçistanda
bir rüzgar belirmiş
kulağımıza gelir
bir ey muhalif rüzgar ki oyropeiş örneği
hafifçe terli bedenin krondeli
göz dikmiş duyduk ki
meni yataklarına bile)
/japonya büyür büyür bir gün
toprağını denize yayarak
peygamber sözüne ordan hizmet olur/
kucak açanlar kadar geniş istekli
göçüp gelenler kadar hafif
az'la doyan yük olmadan
ve başlar
kimin yüreği daha yüce yarışı
musa kardeşim ağlamaktan mı
okumaktan mı az uyumaktan mı
kan gölü gözlerin
her an karanlığını giyinecek gibisin
ne kadar uzun sürüyor
ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin
karnın ne kadar küçük ve içerde
ince belin
fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
biliyorum ancak sen
bu kadar yetindikçe ve ekmeği
böyle mübarek tuttukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
sen olabilirsin çaresi
su içinde
susuzluk hissinden ölen kimselerin
musa kardeşim haya'dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
bir nebzesini tutsa yüreğindeki tartarkenki dikkatin
ikiye yarılır bir su aygırı
ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
çocuklar
kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
olmadık anda bırakılırlar
sonra
nice sonra
hatta bazen karanlıklarına uzanırken kadar sonra
üzerinde gözyaşı izleri
senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
mahzun yayılır
ancak görünür güzel dişleri
ve 'kuşlar da kaderle uçar'
kainatın duru illetsiz aydınlıkları
katılaşırken çocuk ruhlarında
karanlık basmadan kararmadan taşıtlar
et kemik taşıtı tam da
mayalanmış yüreğimin hamuru
ve ne yakıp kavuran
yaklaştırmayan kalıplara
hiçbir daraban olmadan
ziynetli topraklara da
yanardağ akıntısı yer cazibesine mermut akan lav
katiyeti heybetiyle
akıp
dağ'la terbiyeli bir insan eli olan elinle şekillenmeye hazırken
NEREDE BULABİLSEM SENİ
yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin
kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
birinin heybeti ve lezzetinden
damağımız çatlamakta
ya ani karanlık
'inanana rahmet
inaçsıza esef' olan
(hiçistanda
bir rüzgar belirmiş
kulağımıza gelir
bir ey muhalif rüzgar ki oyropeiş örneği
hafifçe terli bedenin krondeli
göz dikmiş duyduk ki
meni yataklarına bile)
/japonya büyür büyür bir gün
toprağını denize yayarak
peygamber sözüne ordan hizmet olur/
kucak açanlar kadar geniş istekli
göçüp gelenler kadar hafif
az'la doyan yük olmadan
ve başlar
kimin yüreği daha yüce yarışı
musa kardeşim ağlamaktan mı
okumaktan mı az uyumaktan mı
kan gölü gözlerin
her an karanlığını giyinecek gibisin
ne kadar uzun sürüyor
ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin
karnın ne kadar küçük ve içerde
ince belin
fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
biliyorum ancak sen
bu kadar yetindikçe ve ekmeği
böyle mübarek tuttukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
sen olabilirsin çaresi
su içinde
susuzluk hissinden ölen kimselerin
musa kardeşim haya'dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
bir nebzesini tutsa yüreğindeki tartarkenki dikkatin
ikiye yarılır bir su aygırı
ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
çocuklar
kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
olmadık anda bırakılırlar
sonra
nice sonra
hatta bazen karanlıklarına uzanırken kadar sonra
üzerinde gözyaşı izleri
senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
mahzun yayılır
ancak görünür güzel dişleri
ve 'kuşlar da kaderle uçar'
Şems-i duhâ bedr-i dücâ
Envârı eyler ilticâ
Hep kullarındır ey Hudâ
Yâ kimden etsinler recâ
Envârı eyler ilticâ
Hep kullarındır ey Hudâ
Yâ kimden etsinler recâ
Şera‘nâ’l-yevme fî emrin ‘azîmi
Tevekkelnâ ‘ale’l-Hayyi’l-Kadîmi
Lehu’l-fadlu lehu’l-lutfu lehu’l-cûdu
Ve nercû rahmete’r-Rabbi’r-Rahîmi
Tevekkelnâ ‘ale’l-Hayyi’l-Kadîmi
Lehu’l-fadlu lehu’l-lutfu lehu’l-cûdu
Ve nercû rahmete’r-Rabbi’r-Rahîmi
Şeştâ vü çeng ü tanbûr
Hak'dan seni eder dûr
Uyup hevâ-yı nefse
Dünyâya olma mağrûr
Hak'dan seni eder dûr
Uyup hevâ-yı nefse
Dünyâya olma mağrûr
Şeyhimin illeri
Uzaktır yolları
Açılmış gülleri
Dermeğe kim gelir
Şeyhimin özünü
Severim sözünü
Mübarek yüzünü
Görmeğe kim gelir
Şeyhimin ilini
Sorarım yolunu
Ol sebil elini
Öpmeğe kim gelir
Şeyhimin ilinde
Asası elinde
Muhammed dilinde
Olmağa kim gelir
Şeyhimin ilinde
Bir kadeh elinde
Susamış âşıklar
Kanmağa kim gelir
Ay şeyhim sen beni
Yandırdın derd ile
Bu derdin dermanın
Sormağa kim gelir
Ahd ile vefalar
Zevk ile safalar
Bu yolda cefalar
Çekmeğe kim gelir
Şeyhimin şem'ine
Bu canım pervane
Saladır âşıklar
Yanmağa kim gelir
Şehidin donunu
Yumazlar kanını
Dost için canını
Vermeğe kim gelir
Halk için malını
Hep vere varını
Aşk için kanını
Dökmeğe kim gelir
Ah ile gözyaşı
Yunus'un haldaşı
Zehr ile şol aşı
Yemeğe kim gelir
Uzaktır yolları
Açılmış gülleri
Dermeğe kim gelir
Şeyhimin özünü
Severim sözünü
Mübarek yüzünü
Görmeğe kim gelir
Şeyhimin ilini
Sorarım yolunu
Ol sebil elini
Öpmeğe kim gelir
Şeyhimin ilinde
Asası elinde
Muhammed dilinde
Olmağa kim gelir
Şeyhimin ilinde
Bir kadeh elinde
Susamış âşıklar
Kanmağa kim gelir
Ay şeyhim sen beni
Yandırdın derd ile
Bu derdin dermanın
Sormağa kim gelir
Ahd ile vefalar
Zevk ile safalar
Bu yolda cefalar
Çekmeğe kim gelir
Şeyhimin şem'ine
Bu canım pervane
Saladır âşıklar
Yanmağa kim gelir
Şehidin donunu
Yumazlar kanını
Dost için canını
Vermeğe kim gelir
Halk için malını
Hep vere varını
Aşk için kanını
Dökmeğe kim gelir
Ah ile gözyaşı
Yunus'un haldaşı
Zehr ile şol aşı
Yemeğe kim gelir
Şeyhsiz varamazsın yolu
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Şeyhin himmetidir ali
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Bir şeyh edim yola rehber
İşbu yola şeyh ile var
Budur sana doğru haber
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Gör ol şeyhsiz gidenleri
Kimi mülhid kimi dehri
Olma sen cebri ya kaderi
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Hak habibi iken Resul
Şeyhsiz Hakk'a varmadı yol
Kim şeyhi yok şeytandır ol
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Talibiysen Hak yolunun
Var elin tut bir ulunun
Tut pendin Eşrefoğlu'nun
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Şeyhin himmetidir ali
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Bir şeyh edim yola rehber
İşbu yola şeyh ile var
Budur sana doğru haber
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Gör ol şeyhsiz gidenleri
Kimi mülhid kimi dehri
Olma sen cebri ya kaderi
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Hak habibi iken Resul
Şeyhsiz Hakk'a varmadı yol
Kim şeyhi yok şeytandır ol
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Talibiysen Hak yolunun
Var elin tut bir ulunun
Tut pendin Eşrefoğlu'nun
Zinhar şeyhe eriş şeyhe
Şifâ-yı vasl-ı kadrin hecr île bîmâr olandan sor
Zülâl-i zevk-i şevkin teşne-i dîdâr olandan sor
Lebin sırrın gelip güftâre ey meh özgeden sorma
Bu pinhan nükteyi bir vâkıf-ı esrâr olandan sor
Gözü yaşluların hâlin ne bilsin merdüm-i gâfil
Kevâkib seyrini şeb tâ seher bîdâr olandan sor
Gamından şem' tek yandım sabadan sorma ahvalim
Bu ahvali benimle ta seher bidar olandan sor
Habersiz olma fettân gözlerin cevrin çekenlerden
Habersiz mestler bîdâdını hüşyâr olandan sor
Harâb-ı câm-ı aşkım nerkis-i mestin bilir hâlim
Harabât ehlinin ahvâlini hammâr olandan sor
Muhabbet lezzetinden bî-haberdir zâhid-i gâfil
Fuzûlî aşk zevkin zevk-i aşkı var olandan sor
Zülâl-i zevk-i şevkin teşne-i dîdâr olandan sor
Lebin sırrın gelip güftâre ey meh özgeden sorma
Bu pinhan nükteyi bir vâkıf-ı esrâr olandan sor
Gözü yaşluların hâlin ne bilsin merdüm-i gâfil
Kevâkib seyrini şeb tâ seher bîdâr olandan sor
Gamından şem' tek yandım sabadan sorma ahvalim
Bu ahvali benimle ta seher bidar olandan sor
Habersiz olma fettân gözlerin cevrin çekenlerden
Habersiz mestler bîdâdını hüşyâr olandan sor
Harâb-ı câm-ı aşkım nerkis-i mestin bilir hâlim
Harabât ehlinin ahvâlini hammâr olandan sor
Muhabbet lezzetinden bî-haberdir zâhid-i gâfil
Fuzûlî aşk zevkin zevk-i aşkı var olandan sor
Ey sökülmüş cep! ey ıslak yorgan!
Ey bulduğu her bahaneyle çıngar çıkaran!
Yardım et! Yardım et!
Bana ilah mahvedecek
bir uzuv lazım.
Gel çabuk
Beni üzüntünün koynunda beklet
Orada tohum serpecek kadar
Bana zaman tanı.
Ve konuş
Varsa eğer yazgımızın beş duyusu
Yazgı dediğimiz şeyin deveran ediyorsa kanı
Söyle ona vazgeçsin beni üstümden esip yönetmekten
Bana diş geçirsin de anlasın bakalım hangimiz daha kekre
Çarpayım gözüne bir,kulaklarını çınlatayım hele
Uzaktan işmar edip durmasın bana
Gelsin bana dokunsun
Alnının çatında değil belki
Ama bir iriminde aklının
kalsın kokum.
Benim elbet bir bildiğim var:Hayat saçma sapandır.
Üstüme saçmalı tüfeğiyle ateş açtı hayat
Yaylım ateş,bombardıman,güldürücü gaz
Şairsin! Arkanı dönme! Neyin var sen de fırlat!
Hiç yoksa şu inkisarı kağıda geçir,sonuna kadar yaz
Nasıl olsa çıkaramazsın saçmayı etinden
Hiç deneme
Cibril'i düşünmeden
Asla yaşayamazsın
Seni uçurmazsa yandın
Kuşları da uçuran
Ey şair! Ey dilenci!
Kanatsız,mızmız,sözün köpeği
Tiryakilik peşinde geceleri
Günün ortasında karmanyolacı.
Sana değil Davud'a yaraşıyor sapan
Korkun var bölük pörçük
Ümidin çatal çatal
Baka gör bunların arasından
Hangi yer sana ayrılmış
Hangi yare senlik birşey bırakmış
Çalap
Anlat:
Bu bir Yusuf masalıdır de
Bunu söyle ve fakat
Şunu da sor
Yusuf'un masalı neden
Yusuf'la başlamıyor?
Bir varmış bir yokmuşla başlıyor bütün masallar gibi
Bir Şivekar varmış,bir gençkız
Yusuf yokmuş,cinler
Kaçırmış,yazgı
Saklamış onu.
Masalın orasına gelince bir Yusuf gösterilecek
Ama önce masalı bir Şivekar
Nasıl başlatıyor
Bilmek gerek.
Genç bir kızla,bir bakireyle başlıyor anlatımız.
Çünkü bakirelik,o bir baş dönmesidir
Başta gelir,başa gelir,başı yerinden eder
Eksiksiz olup hiçbir iyelik tertibi gerektirmeyecektir
Sorguya açık kim derseniz bakirdir,odur bakire
Kapağı hiç açılmadıysa kitap
Kaş çattırır insana,korku verir
Oysa kitap ki yarıya kadar okunmuş
Bakiredir.
Bırakalım başta kalsın.
Gençlik
Ve kızlık dursun başında efsanemizin.
Şivekar'la
Bir gençkızla başlasın anlatımız
Ağlatımız
O dahi gençlik ve kızlıkla bitecek bittiği an
Zaten son erek değilmiydi
Genç ve kız?
Vay anam! Ter ü taze ve domurmakta olan her ne ise
Hele bir dalmaya gör onun döngüsüne.
Şivekar'dı
Gezmeye çıkmıştı ikindileyin
Evlerinin az ilerisindeki koruda
Gençkızlar bunu yapar
Her gençkız ruhta birikmiş sözlerin
Sürgüsü açılsın diye
Hep gezintiye çıkar.
Kıştı mevsim.Toprakta kar.
Çok tutumlu bir söyleşi gibi berraktı çamların yeşili.
Avcılar göründü uzaktan
Şivekar avcılara görünmek istemedi
Sindi en bildik köşesine çamlığının
Kendi yerinden dinledi
Fend eden,tuzak kuran,ok atan bu milleti.
Avcı bunlar
Bir kuş vurdu tezelden
Aralarından biri.
Nasıldı kuş?
Neresinden vurulmuştu?
Şivekar göremedi.
Ok değerse bir kuşun ancak kalbine değer
Bunu bilmeyecek ne var?
Kan düşer.Emilir o kızıl bezek
O bembeyaz satıhta.
Ossaat ''Breh!
Hüsnü Yusuf'un yanağı mısın be mübarek! ''
Deyiverdi bir avcı.
Şimdi sezdi Şivekar saklandığı yerden
Avcıların da varmış bir içlisi
Bir bilgesi.
Kar ve kan.Ak ve kızıl.
Bir yüzün suçsuz zemininde
Tutkunun canlandırdığı şey.
Siması da iması da Yusuf'un
Böyleymiş meğer.
Kar üstüne düşen kandı
Yamandı
Bir avcıdan Şivekar'a ulaşan haber
Müjde değildi.
Neden bir yavuzluk
Bir durulukla beraberdi?
Şivekar bunu bilmek istedi
BİLMEK,BİLMEK,BİLMEK İSTEMİ
Kızda çözdü bütün bağlarını kadim alemin
Alem alemler oldu,cümle alem gevşedi
Kız için artık gevşekti
Pekinlik bohçasının hodbin düğümü
Haber deriştirdi kızı
Soru
Dünyayı karman çorman bıraktı önüne
Dünyayı,önce onu delmek
Yusuf'a varmak gerekti
Desem ki kapı açıldı
Yalan olur
Ama kilidin kalktığı belli.
Var idiyse bir kuş
Kalbinden başka yeri olmayan vurulacak
Vuruş değil de vuruluş kilidi kırdıysa
Kendi sorgusu yüzünden ayağa kalkıyor insan
Arıyor.Yusuf bir ayna mıdır acaba?
Çetrefil,kuşku dolu,yadırgı
Ne kadar kendi oldu insan
O kadar başka.
YUSUF'UN KAÇIRILIŞIDIR
Tohumu
Anasının rahmine
Bir ilkbahar sabahı düşmüş.
Baharmış.
Dışarda rüzgar.
Dışarda dallarda,bulutlarda
Toprakta delimsirek çırpınışlar.
Bir yanda hışır hışır emeniyor börtü böcek
İrili ufaklı bütün kuşlar
Suskun buldukları korunakta
Öte yanda tabiat
Bir kadınla bir erkeğin yatakta
Terli telaşıyla yarışa yelteniyor.
Ah, bu hep zaten böyle oluyor
İnsanlar tabiatı her zaman heyecana boğuyor
Çünkü kuşlar ve böcekler gibi değil
Bulutlar ve ırmaklar gibi sevişiyor insanlar
Sevişerek çiseliyorlar dünyayı
Yalnız ilkbahar gecelerinde değil
Sevişiyorlar
Sonbaharın mağmum karanlığında
Kış gelince hakaretamiz bir soguk çattığında
Yaz olunca ısınan baygınlığın çözeltisi yüzünden
Sürgün günlerin birinin batımında
Birisi bir başkası yerine seyahat ederken
Yusuf'a doğru giden her eğimde
Her hangi bir vakte denk düşüyor
Sevişme anı.
Erkine göz değen bir beyin oğlu Yusuf
Annesi han kızıymış
Doğmuş ve bir zaman
Ev içinde,şehirde
Halayıklar,lalalar
Yaşamış göz altında.
Sonra bir gün
Birden bire
Bir değil yüzlerce feryat
Hani çocuk?
Nerede?
Onu son kez gören kim?
neden hiç bir izi yok?
Yusuf
Üç cin tarafından yedi yaşında
Kaçırılarak karışmış oldu kırklara.
Haz ciniydi ilk göz koyan:Kızguran derlerdi ona
Öyle bir cindi ki canın tam ortasında
Bu dünya, öte dünya
Nerelerden geçiyorduysa ikisi arasındaki çizgi
Yoktu ayrım yerini bu yaratıktan daha iyi bileni
Çocuklukla,gençlikle,yaşlılıkla
Geçen ömrü içinde dağılır ve toparlanırken insan
Hep duyulan
Haz cininin kopardığı gürültüden başka bir şey değildi.
Hazzı ne dışından,ne içinden tavsif edebilirsiniz
Hazdır
Dünyalar sanmayın bizi içine çeken
Hazdır dünyalardan bütün emdiğimiz
Daha başından beri
Henüz cenin iken biz
Kalbin de cesameti belli belirsiz iken
Hangimiz hazzın bize neler ettiğini bilmeyiz?
O cin hiç uğramamış olsaydı semtimize
iyi olsun,kötü olsun neye yöneldiysek
Aklımız başımızdayken veya delirdiğimiz zaman
Canımız susmayı ve konuşmayı çektiğinde
Oraya hepimizden önce varmış olurdu kızguran.
Canı hazla tanıştıran işte bu cindi
Bu cindi Yusuf'u kaçırma işinde
Şebekenin başını çeken
Peki,neden Yusuf? Ve kaçırma neden?
Derinlik kelimesi
Bu bapta işimize yarıyor
Şimdi size
Hüsnü Yusuf'tu o
Güzellik timsaliydi desem
Bilirim söylediğim tartışma açmaktan öteye geçmez
Kime göre güzellik?
Çağlar içinde konulmuş mu bir kanun?
Hem nerede görülmüş
Tek başına güzellik
Kendi ayakları üzerinde dursun?
Şehvet, hüsran, hatıra, mukavemet
Bunların çarkına kapılanda
bir güzellik doğuyor
İnsanlar hep böyle şeylerin yedeğinde buluyor güzelliği
O sebepten ola ki
Güzel yine de güzel solarken bile.
Çünkü her soluş merhamet uyandırıyor
Çünkü merhametti ona önceden rengi veren de.
Yasasız ve solup giden
Bir güzellik değildi Yusuf'un güzelliği
Yoktu tabiattan ve tarihten tanış olduğumuz
Hüsnü Yusuf'u yeden hiçbir duygu.
Hüsnü Yusuf o hüsnü Yusuf'tu ki yanı başına
Yalnızca en gerekli şey konulmuştu
Ne duygu, ne ihtiras, ne düşünce,
Ne mükemmel bir mantık...
Derinlikti Yusuf'u güzel kılan
Gerçekte Adem soyuna ait olmayan
Ve sanki bir yeminle onlara hep bağlı kalan
Derinlik.
Derinlikti Yusuf'la varoluşun bağını kuran
Bu çocuğun yüzünden başka yüzlere yansıyan şey
O bir engin ezinti, bir terennüm gibi
Devam
Diyordu devam etsin devam etse gerek
Derinlikten cayılmasın
Kopsun kıyamet.
Bu çocuk ne giyerse giysin
Giysilerin üzerinde duruşu
Neye dokunursa dokunsun ona ellerini
Yerle göğün bağlacına ermiş gibi sunuşu...
Ya Rabbi, bu derinlik ne demek oluyor?
Başını çevirirken bu çocuk
Sanki affı muhakkak bir günah
Saklıyor.
Esrar dolu kimine göre belki bu baş
Ama bilgelik güdümüyle Yusuf'a bakarsanız
Sırların güzelliğini görürdünüz
Güzelliğin sırlarıyla sarmaş dolaş.
Acunu oyalayıp acunda oyalanan
Kıvılcımlı oklardan biri değildi Yusuf
Güzel olmasına güzeldi
Ama bunu söylemek
Dile denk düşmüyor nedense
Çünkü denilmez
Silahlı bir birliğe bakıp:
Ne de güzel bir ordu!
Güzelse de güzel denilmez ordulara
Savaşı hatırlatan hiçbir şeyi gönül
Yatkın bulmaz güzel kelimesiyle anlatmaya.
Yusuf'un güzelliği
Bir çarpışma gibi içrek
Bir savaş gibi yaman
Terk ediş uyandırmıyor gidişi
Bir kalış sunmuyor durduğu zaman.
''Mutlaka başka'' dedirtiyor oluşu
Sineyi hatırlatıyor sinesi
İnsanların
sineleri olduğunu
Gözleri çok fazla
Çok fazla derin
Her şeyi ezberletecekmiş gibi zora koşuyor
Oysa ezberleyecek hiç vakit
Bırakmıyor insanlara
Çabucak
Derinleşmeniz gerekiyor Yusuf'la karşılaştıysanız,
Bitişmeniz isteniyor hakkı verilmiş bir anlamla.
Haz cini kızguran
Yazık olur, yanlış olur diye düşündü
Hüsnü Yusuf
İnsan dedikleri bu nankör, kan dökücü, cimri, unutkan
Yaratıklar arasında bırakılırsa.
Öyle ya
Dünya ahalisinden hangisi
Kendini hazır saydı şimdiye kadar
Bitişmek için
Hakkı verilmiş bir anlamla?
Haz
Güzellikten ayrılmak istemezdi
Arınmak isterdi haz
Hazzı arıtmaya güzellik yeterdi.
Kaçırılmazsa, insanlar arasında bırakılırsa Yusuf
Bir gün, nasıl olsa, er geç
Güzelliğin yanı başına bir şehvet
Bir hüsran, bir hatıra
En azından insanların o hiç vazgeçmedikleri
Bir mukavemet eklenecekti.
Güzellik bulandıkça
Haz bulandırılacak
O zaman Hüsnü Yusuf'a bakan diyecek ki
Güzel; ama bir pürüz var
Güzel; ama başıma kim bilir ne bela açar
Güzel; ama daha temiz olabilirdi.
Kaçmalı Yusuf, kaçırılmalı
Güzellik hazzı mutlaka arıtmalı
Yoksa ben
Önce ben, sadece ben, hep ben
Diyerek nev'i beşer
Pıtraklı ve pusarık bir tapınakta raks ederken
Kendinden geçecek
Hamleler, darbeler, sarılışlarla binlerce yıl
Neleri çürüttüyse
Onlarla geçinecek.
Hazzın gücü Hüsnü Yusuf'u kaçırmak için yetmedi
Yalnız yönelmek gelirdi Kızguran'ın elinden
Yönelmek, yöneltmek, yönlendirmek
Sevgilim! Sevgilim! Sevgilim!
Başka ne söylenebilirdi?
İnsan dediğin aceleci
Cinler de acele etmeli
Kızguran çabucak
Yusuf'u kaçırmak için
İki başka cinden yardım istedi
İki cin daha
Yönlendirmesi gerekti hazzın
Güzellik hırsızlığına.
Bunların ilki Sarlanan
Eylem cini.
Edim
Dünden hazırdı güzelliği
güzel olan her şeyi
Köhne yığından kaçırmaya.
Çünkü boy atmaya can atarken bir fidan
Umursamaz çokluktaki kösteği.
Eylem gerek tohumu çatlatmak için
Yalnız doğurandır doğruyu bulan
Neyse çok toprakta
Gökte ne çoksa
Bir an gelir
Biriciklik burcuna edimle varır
Eylemdir
Tazeler, harap eder, küstürür, gönül alır
Eylemle uçar bezginlikteki kir
Dirilik erki kalırsa
Yalnız eylemde kalır.
İşte Yusuf'un güzelliği
İşte arınmak isteyen haz
Bir kez ''işte'' denildiyse artık durulmaz
Bir şey bir şeye dönüşürken
Eyleme geçilecek
Ve yakadan düşecek bu bungun kalabalık
Bir oluş yönünde sıyrılan her ne ise
Edimle ilenecek çokluğa, katılığa
Eyleyenler görecek yeganelik ne imiş:
Nereden sonrası kübra
Nereden önce sagir
Kaç, kaçır, doldur ya da dök
II faut agir.
Haz cini eylem ciniyle bir araya gelince
Belki herşey yapılabilirdi
Evet, her şey
İyi ve kötü.
Acaba
İyi veya kötü şey
Aynı zamanda yerli yerince ve uygun mu?
İyi olsun, kötü olsun diye yapmak istenilen
Rast gelecek mi kendini var eden yöne?
Bunu anlamak için haz cini Kızguran
Yönlendirdi Gökleren'i
Yusuf'u kaçırmaya.
Güzelliği çalmak için çağrılan
İkinci cindi bu
Ödev cini.
Hüsnü Yusuf kaçırılacak çünkü
Bunun bir çünküsü var
Her nesnenin kendine özgü
Bir yeri var evrende
Hazzın çünküsü yoktur
Eylemin de
Haz ve eylem
Bilinmez nerede eğleşecekler
Oysa yalnız nesneler değil duygular düşünceler
Ararlar ve bilmek isterler benzerleri arasındaki yerlerini
Bu yer bir yer olmaklığı yüzünden
Ödevini gösteriyor her nesneye
Giderek
Her nesne ödeviyle
Kaybediyor nesne niteliğini
Ödevini yerine getiren ''o şey'' oluyor.
Böylelikle ormanların kimliğinden söz açıyorlar
Denizlerin kimliği, çöllerin, buzulların, sıradağların
Ve kapanmak bilmiyor bir kere açıldımı söz
Gökleren her tarafa bir şey yetiştiriyor
Armağan verir gibi,tetiğe basar gibi
Maden işçilerinin urbalarına kimlik
Kumarhane kapılarındaki kabadayılara nişan
Rujunu sürdükten sonra
Aynada kendini öpermiş gibi yapan
Sütüm yetseydi de doyurabilseydim, ne var?
Sana almazsam neyim önümüzdeki yaz
Ödevin cümleleri birer birer sayılmaz
Yerine getirmeye bile gerek yok
Tabiatla düşüyor
Tarihle
Yükseliyor durmadan
Hem ödev
Hem ödevi üstüne alan.
Hepsi üç cindir bunların.
Hazdır, eylemdir, ödevdir
Yusuf'u kaçıran.
Yusuf'u insanların dünyasında
El alemin dipsiz düşkünlüklerine tutundurmayan.
Şivekar'ın Yolculuğudur
Eskiler iz sürerdi.
Biz muttasıl arıyoruz yeni insanlar.
Arıyoruz alemin iç yüzünden zihnimize
Yansıyan bir tasarımla gerçeği.
Şivekar bizden biri
Yola çıktı yolu bilmeden
Arıyor bir hedef gözüne kestirmeden
Aradığı ne sevgili, ne efendi, ne sultan
Özünü harekete geçiren onun
Kanını kaynatan candır düpedüz kendi canı.
Yol canlılıkla mukayyet
Gitti deriz
Ölenler için
Yalnız yaşayanların işidir
Yola çıkmak, yolu katetmek.
Şivekar olduğuna
Olmasını istediği için inandığı
O bir, biricik can için yola koyuldu
Canını koydu yola
Öyle bir başka ben
Bulsun ki
Ben'i bütün şemaliyle onda bulunsun
Başkada bir ben yok ise
Yere çalınsın rüya
Benle
Başka yok olsun.
Eskiler aramaz, iz sürerdi.
Bilirlerdi Evet'le Hayır arasına Belki
Sokulduğunda
Felaket gelir.
Noksanı fark ederlerdi, çünkü bütünden
Nelerin koptuğu besbelli.
Dağılmak eskilerin dilinde
Ufalanmak anlamına gelirdi
İz sürerlerdi irileşmek, ulaşmak, toparlanmak için
Biz yeniler bir an önce dağılsak bari deriz
Korkarız kaybolmaktan çokluk içinde.
Şivekar korkmadı kaybolmaktan
Daldı çokluğa can havliyle
Dedi bulsam da Hüsnü Yusuf'u
Onun gibi kaybolsam keşke.
Kaç yıl geçirdi Şivekar arayış içinde?
Neler yaşadı?
Biz yeniler yüz kızartan soruları hemen atlarız.
Saklarız
Arayan ve arayışın süre gittiği ortamın
Yek diğerinden ne paylar aldığını.
Dünyada
Çözülürse dünyayı
Issız kılacak bir çelişki vardı
Bir çekişme vardı dünyada azgınlık fışkırtan
Taraf olunduğunda.
Aradı Hüsnü Yusuf'u Şivekar
Hep geciktirilmesi gereken o çelişkinin
Susmayanı sağırlaştıran çekişmenin ortasında.
Yalnız arayan bilir acımasını
Aramamak acımamak demektir
Küçümsenecekse
Memnuniyet küçümsenmelidir
Dünyanın dönmekten memnuniyeti
İnsanların utancı dünyaya dönüşmekten
İnsanlar
Onların birer kırba hepsi
Dış tarafları köseledir
Hepsi içinde taşır içilecek şeyi
Utanır ıslanmış köseleden insanlar
SAHİPSİZ BİR UTANÇ HEPSİ.
Şivekar önceleri
Arayışın ilk aşamasında
Bu utancı sadece seyretmekteydi.
Evden ayrılırken bohçasına koyduğu birkaç altın
Takındığı birkaç parça mücevher
Bir şehirden başka şehre göçerken
Dağlar aşıp ormanlardan geçerken
Sıyrılıp yol bulmayı ona kolaylaştırdı.
Daha sonra ve fakat
İnsan dedikleri o sahipsiz utançla
Yaptığı pazarlık fena tartakladı onu
İnsanlık utancından
En külliyetli payı o aldı.
Aradı
Arayış ibresinden gözünü ayırmadı
Karnı aç
Üstü başı lime lime
Artık narin ayakları çiziklerle dolu
Dirsekleride yara kabukları
Gerçi bu kadarı, böylesi
Başlarken hiç akla gelmezdi
Lakin hayret!
Arayana yoksulluk eziyet vermiyor
Arayanın aramaktan başka derdi yok.
Vakti bilmek için
Diyor kendi kendine
Haber almak sadece bir başlangıçtı
Aradıkça dirisin
Aradıkça mecalsiz kaldı kibrin.
Aradın ve anladın
Haber almakla yol tüketilmiyor
Arayış sahicilik vaktine erişsin istiyorsan
Senin kendin
Haber olsa gerektir.
Bak işte
Bir parça kuru ekmek
Kim bilir kim düşürmüş
Kim bilir kim ekmeği bir kenara
Ayak altından çekmiş.
Ne de sert!
Şu akan derecikte biraz ıslatsam ekmeği
Diye düşündü şivekar
O zaman dişim keser.
Pırıl pırıl dereye
Uzattı elindekini
Belki eski kibrinden
Kalma biraz halsizlik
Belki bu ince suyun
Cilveli alayişi
Ekmek
Dereye düşüverdi.
Hem karnı aç
Hem de avı nipet yaparmış gibi
Su üstünde kıpırdanıyor
Koştu o kuru ekmeğin
Peşi sıra Şivekar
Bir süre öyle gittiler
O da ne?
Dere görünmez oldu
Harap bir tahta perde girdi
Ekmekle Şivekar'ın arasına
Genç kız gerilemedi
Hem zaten vazgeçerse
Ne yapacağı belli mi?
Dönülecek bir yer
Bilmiyor gitmezse ekmeğin ardı sıra.
Suya girdi bulmak için ekmeğini
Tahta perdeden öteye geçti.
Aklı zorlayan bir yer o perdenin ötesi.
Bir bahçe. Gerçekten buraya bahçe mi demeli?
Ağaç, yaprak, meyve, kuş hepsi tamam
Tastamam hepsi.
Sanki biraz önce tamamlanmış gibi.
Kokusu çiçeklerin
Otların, çalıların kısa cümlecikleri
Yukardan dua fısıldar gibi yüze değen esinti.
İnsan bir resmin içine
Bu kadar girebilir.
Bu bahçede her şey hayran olunmak için
Her şey kendine özen göstermiş
Her şey kendine öyle bakıtıyor ki
Şivekar bir kuru ekmeğin peşi sıra buraya girdiğini
Bir daha aklına hiç getirmedi
Hangi garip kuşun rızkıydı ki o ekmek?
Kim bilir nereye gitti?
Şimdi artık bahçenin derinliği genç kızı cezbediyor
Bu bahçe keşfe açık bir kalbi bekler gibi
Yürüdükçe bahçeden bir şey siniyor kıza
Şivekar bahçeye tını salıyor adım attıkça
Çok geçmeden gözlerinin önüne
Ne diyelim?
Resim içinde resim mi?
Edebiyat burada bize yardım edemez.
Bir çiçekle meşgul olan kelebekle meşgul olan bir erkek
Eskiler olsaydı betimleyeceklerdi
Biz yeniler Alt dudağımızı ısırır
Ve terleriz
Şivekar bizden biri
Onun dilinden dökülen
Bizim kelimelerimiz
Saçma
Ama başka ne sorulurdu ki?
'' in misin, cin misin? ''
Cevap verdi Hüsnü Yusuf:
'' ne inim, ne cinim''
'' ben de senin gibi bir beni Ademim''
Şivekar buldu
Kendi arayışında bir karşılık bulunduğunu.
Ya Yusuf?
Peki Hüsnü Yusuf bulunmak istiyor muydu?
Harikulade bir bahçede
Cinlerin arasında geçmişti günleri
Öğrenmişti cinlerden yüzlerce hüner
İnsanlar arasında kalsaydı eğer
Hükmetmek ve itaat etmekten başka bir alanda
Yusuf'a rahat vermezdi onlar.
Gülünç özlemleri insanların
Sinir bozucu tedirginlikle
Ve derinlik karşısında gösterdikleri
Şiddetli ve tamamen mankafa tepki
Bütün bunlar Hüsnü Yusuf için
Bezgin bir hayat demekti.
Kalkıp, çıkıp, uzaklaşıp
İnsanların dünyasından
Yusuf'un mahremiyetine kadar uzanan
Bu pejmürde kız da neyin nesi?
Önce halinden ona hiçbir şey söylemedi
Bıraktı
Konuşsun Şivekar.
Aman Allahım!
Şivekar konuştukça
Yusuf'un her yanına
Oklar saplandı sanki.
Dertli gönül neymiş
Gönüle dert neden düşermiş
Nasıl olurmuş göze almak
Gözlerden ötesini
Yağmadan, çapuldan, hazıra konmaktan uzak
Akları, karaları, bütün renkleri esirgeyip
Esirgenmeyi hak etmek
Ve dönenmek evrende arındırıcı
İtimada şayan bir rüzgar gibi.
Hayret ki cinler bu kızı kaçırmamış
Bu fevkalade gönlüyle.
Şivekar'ı dinledikten sonra Yusuf
Ancak anlayabildi kendi başına neler geldiğini.
Sonra açarken uzun uzun halini kıza
Sanki ona birşeyler iade etti.
Bir Yusuf, bir Şivekar
Anlamı yoktu artık ayrı hayatlarının
Çabuk anladılar ki armağanmış yaşadıkları
Verilmeyi beklemişler birbirlerine.
İki insan diyelim isterseniz artık onlara
Bizler de baş vuralım
Tarihin ve tabiatın
Güç yetiremediği
O ifadeye.
İki insan bir araya gelince
İki taşın beraberliği gibi olmaz
Diyelim iki salkım
Bir çift kuş, yılanlar, kurbağalar, göçmen sürüler
Yarasa aşiretleri, birbirine açılan tanrısız mağaralar
Yabancılık
Yalıtkanlık üretirler ha bire.
İnsan soyu
İletkenliğiyle ünlüdür öteki türler arasında
İki insan
Başka hiçbir yaratıkta olmayan
Geçirgen bağın başlatıcısıdır
Anneler ve babalar
Oğullar, kızlar, hısımlar
Komşular, hemşehriler, yurttaşlar
Hangileri arasından seçilirse seçilsin
İki insan bir araya gelince
O geçirgen bağa bir ilmek atar
Bazen fiyonk olur arada
Bazen her şey düğümlenir
Yine de sonuna kadar
Bu bağın götürdüğü
Yere kadar gitmez
İnsanlar
Dostluğa, kandaşlığa, aşka evet
Evet ama nereye kadar?
Bunun bir son kertesi vardır
Binlerce yıl iki insandan çok azı
Son kerteyi birlikte tanımıştır.
Süra üfürülürken, çan çalınırken, ölü gömülürken
İki insan tahsil eder zamanı
En doğrusu son kertede iki insan
Vakitsiz okunmuş bir ezandır
Yusuf ile Şivekar
Vakitsiz okundular
Çünkü zaman
İki insan
Ya da
Hiç...
Ey bulduğu her bahaneyle çıngar çıkaran!
Yardım et! Yardım et!
Bana ilah mahvedecek
bir uzuv lazım.
Gel çabuk
Beni üzüntünün koynunda beklet
Orada tohum serpecek kadar
Bana zaman tanı.
Ve konuş
Varsa eğer yazgımızın beş duyusu
Yazgı dediğimiz şeyin deveran ediyorsa kanı
Söyle ona vazgeçsin beni üstümden esip yönetmekten
Bana diş geçirsin de anlasın bakalım hangimiz daha kekre
Çarpayım gözüne bir,kulaklarını çınlatayım hele
Uzaktan işmar edip durmasın bana
Gelsin bana dokunsun
Alnının çatında değil belki
Ama bir iriminde aklının
kalsın kokum.
Benim elbet bir bildiğim var:Hayat saçma sapandır.
Üstüme saçmalı tüfeğiyle ateş açtı hayat
Yaylım ateş,bombardıman,güldürücü gaz
Şairsin! Arkanı dönme! Neyin var sen de fırlat!
Hiç yoksa şu inkisarı kağıda geçir,sonuna kadar yaz
Nasıl olsa çıkaramazsın saçmayı etinden
Hiç deneme
Cibril'i düşünmeden
Asla yaşayamazsın
Seni uçurmazsa yandın
Kuşları da uçuran
Ey şair! Ey dilenci!
Kanatsız,mızmız,sözün köpeği
Tiryakilik peşinde geceleri
Günün ortasında karmanyolacı.
Sana değil Davud'a yaraşıyor sapan
Korkun var bölük pörçük
Ümidin çatal çatal
Baka gör bunların arasından
Hangi yer sana ayrılmış
Hangi yare senlik birşey bırakmış
Çalap
Anlat:
Bu bir Yusuf masalıdır de
Bunu söyle ve fakat
Şunu da sor
Yusuf'un masalı neden
Yusuf'la başlamıyor?
Bir varmış bir yokmuşla başlıyor bütün masallar gibi
Bir Şivekar varmış,bir gençkız
Yusuf yokmuş,cinler
Kaçırmış,yazgı
Saklamış onu.
Masalın orasına gelince bir Yusuf gösterilecek
Ama önce masalı bir Şivekar
Nasıl başlatıyor
Bilmek gerek.
Genç bir kızla,bir bakireyle başlıyor anlatımız.
Çünkü bakirelik,o bir baş dönmesidir
Başta gelir,başa gelir,başı yerinden eder
Eksiksiz olup hiçbir iyelik tertibi gerektirmeyecektir
Sorguya açık kim derseniz bakirdir,odur bakire
Kapağı hiç açılmadıysa kitap
Kaş çattırır insana,korku verir
Oysa kitap ki yarıya kadar okunmuş
Bakiredir.
Bırakalım başta kalsın.
Gençlik
Ve kızlık dursun başında efsanemizin.
Şivekar'la
Bir gençkızla başlasın anlatımız
Ağlatımız
O dahi gençlik ve kızlıkla bitecek bittiği an
Zaten son erek değilmiydi
Genç ve kız?
Vay anam! Ter ü taze ve domurmakta olan her ne ise
Hele bir dalmaya gör onun döngüsüne.
Şivekar'dı
Gezmeye çıkmıştı ikindileyin
Evlerinin az ilerisindeki koruda
Gençkızlar bunu yapar
Her gençkız ruhta birikmiş sözlerin
Sürgüsü açılsın diye
Hep gezintiye çıkar.
Kıştı mevsim.Toprakta kar.
Çok tutumlu bir söyleşi gibi berraktı çamların yeşili.
Avcılar göründü uzaktan
Şivekar avcılara görünmek istemedi
Sindi en bildik köşesine çamlığının
Kendi yerinden dinledi
Fend eden,tuzak kuran,ok atan bu milleti.
Avcı bunlar
Bir kuş vurdu tezelden
Aralarından biri.
Nasıldı kuş?
Neresinden vurulmuştu?
Şivekar göremedi.
Ok değerse bir kuşun ancak kalbine değer
Bunu bilmeyecek ne var?
Kan düşer.Emilir o kızıl bezek
O bembeyaz satıhta.
Ossaat ''Breh!
Hüsnü Yusuf'un yanağı mısın be mübarek! ''
Deyiverdi bir avcı.
Şimdi sezdi Şivekar saklandığı yerden
Avcıların da varmış bir içlisi
Bir bilgesi.
Kar ve kan.Ak ve kızıl.
Bir yüzün suçsuz zemininde
Tutkunun canlandırdığı şey.
Siması da iması da Yusuf'un
Böyleymiş meğer.
Kar üstüne düşen kandı
Yamandı
Bir avcıdan Şivekar'a ulaşan haber
Müjde değildi.
Neden bir yavuzluk
Bir durulukla beraberdi?
Şivekar bunu bilmek istedi
BİLMEK,BİLMEK,BİLMEK İSTEMİ
Kızda çözdü bütün bağlarını kadim alemin
Alem alemler oldu,cümle alem gevşedi
Kız için artık gevşekti
Pekinlik bohçasının hodbin düğümü
Haber deriştirdi kızı
Soru
Dünyayı karman çorman bıraktı önüne
Dünyayı,önce onu delmek
Yusuf'a varmak gerekti
Desem ki kapı açıldı
Yalan olur
Ama kilidin kalktığı belli.
Var idiyse bir kuş
Kalbinden başka yeri olmayan vurulacak
Vuruş değil de vuruluş kilidi kırdıysa
Kendi sorgusu yüzünden ayağa kalkıyor insan
Arıyor.Yusuf bir ayna mıdır acaba?
Çetrefil,kuşku dolu,yadırgı
Ne kadar kendi oldu insan
O kadar başka.
YUSUF'UN KAÇIRILIŞIDIR
Tohumu
Anasının rahmine
Bir ilkbahar sabahı düşmüş.
Baharmış.
Dışarda rüzgar.
Dışarda dallarda,bulutlarda
Toprakta delimsirek çırpınışlar.
Bir yanda hışır hışır emeniyor börtü böcek
İrili ufaklı bütün kuşlar
Suskun buldukları korunakta
Öte yanda tabiat
Bir kadınla bir erkeğin yatakta
Terli telaşıyla yarışa yelteniyor.
Ah, bu hep zaten böyle oluyor
İnsanlar tabiatı her zaman heyecana boğuyor
Çünkü kuşlar ve böcekler gibi değil
Bulutlar ve ırmaklar gibi sevişiyor insanlar
Sevişerek çiseliyorlar dünyayı
Yalnız ilkbahar gecelerinde değil
Sevişiyorlar
Sonbaharın mağmum karanlığında
Kış gelince hakaretamiz bir soguk çattığında
Yaz olunca ısınan baygınlığın çözeltisi yüzünden
Sürgün günlerin birinin batımında
Birisi bir başkası yerine seyahat ederken
Yusuf'a doğru giden her eğimde
Her hangi bir vakte denk düşüyor
Sevişme anı.
Erkine göz değen bir beyin oğlu Yusuf
Annesi han kızıymış
Doğmuş ve bir zaman
Ev içinde,şehirde
Halayıklar,lalalar
Yaşamış göz altında.
Sonra bir gün
Birden bire
Bir değil yüzlerce feryat
Hani çocuk?
Nerede?
Onu son kez gören kim?
neden hiç bir izi yok?
Yusuf
Üç cin tarafından yedi yaşında
Kaçırılarak karışmış oldu kırklara.
Haz ciniydi ilk göz koyan:Kızguran derlerdi ona
Öyle bir cindi ki canın tam ortasında
Bu dünya, öte dünya
Nerelerden geçiyorduysa ikisi arasındaki çizgi
Yoktu ayrım yerini bu yaratıktan daha iyi bileni
Çocuklukla,gençlikle,yaşlılıkla
Geçen ömrü içinde dağılır ve toparlanırken insan
Hep duyulan
Haz cininin kopardığı gürültüden başka bir şey değildi.
Hazzı ne dışından,ne içinden tavsif edebilirsiniz
Hazdır
Dünyalar sanmayın bizi içine çeken
Hazdır dünyalardan bütün emdiğimiz
Daha başından beri
Henüz cenin iken biz
Kalbin de cesameti belli belirsiz iken
Hangimiz hazzın bize neler ettiğini bilmeyiz?
O cin hiç uğramamış olsaydı semtimize
iyi olsun,kötü olsun neye yöneldiysek
Aklımız başımızdayken veya delirdiğimiz zaman
Canımız susmayı ve konuşmayı çektiğinde
Oraya hepimizden önce varmış olurdu kızguran.
Canı hazla tanıştıran işte bu cindi
Bu cindi Yusuf'u kaçırma işinde
Şebekenin başını çeken
Peki,neden Yusuf? Ve kaçırma neden?
Derinlik kelimesi
Bu bapta işimize yarıyor
Şimdi size
Hüsnü Yusuf'tu o
Güzellik timsaliydi desem
Bilirim söylediğim tartışma açmaktan öteye geçmez
Kime göre güzellik?
Çağlar içinde konulmuş mu bir kanun?
Hem nerede görülmüş
Tek başına güzellik
Kendi ayakları üzerinde dursun?
Şehvet, hüsran, hatıra, mukavemet
Bunların çarkına kapılanda
bir güzellik doğuyor
İnsanlar hep böyle şeylerin yedeğinde buluyor güzelliği
O sebepten ola ki
Güzel yine de güzel solarken bile.
Çünkü her soluş merhamet uyandırıyor
Çünkü merhametti ona önceden rengi veren de.
Yasasız ve solup giden
Bir güzellik değildi Yusuf'un güzelliği
Yoktu tabiattan ve tarihten tanış olduğumuz
Hüsnü Yusuf'u yeden hiçbir duygu.
Hüsnü Yusuf o hüsnü Yusuf'tu ki yanı başına
Yalnızca en gerekli şey konulmuştu
Ne duygu, ne ihtiras, ne düşünce,
Ne mükemmel bir mantık...
Derinlikti Yusuf'u güzel kılan
Gerçekte Adem soyuna ait olmayan
Ve sanki bir yeminle onlara hep bağlı kalan
Derinlik.
Derinlikti Yusuf'la varoluşun bağını kuran
Bu çocuğun yüzünden başka yüzlere yansıyan şey
O bir engin ezinti, bir terennüm gibi
Devam
Diyordu devam etsin devam etse gerek
Derinlikten cayılmasın
Kopsun kıyamet.
Bu çocuk ne giyerse giysin
Giysilerin üzerinde duruşu
Neye dokunursa dokunsun ona ellerini
Yerle göğün bağlacına ermiş gibi sunuşu...
Ya Rabbi, bu derinlik ne demek oluyor?
Başını çevirirken bu çocuk
Sanki affı muhakkak bir günah
Saklıyor.
Esrar dolu kimine göre belki bu baş
Ama bilgelik güdümüyle Yusuf'a bakarsanız
Sırların güzelliğini görürdünüz
Güzelliğin sırlarıyla sarmaş dolaş.
Acunu oyalayıp acunda oyalanan
Kıvılcımlı oklardan biri değildi Yusuf
Güzel olmasına güzeldi
Ama bunu söylemek
Dile denk düşmüyor nedense
Çünkü denilmez
Silahlı bir birliğe bakıp:
Ne de güzel bir ordu!
Güzelse de güzel denilmez ordulara
Savaşı hatırlatan hiçbir şeyi gönül
Yatkın bulmaz güzel kelimesiyle anlatmaya.
Yusuf'un güzelliği
Bir çarpışma gibi içrek
Bir savaş gibi yaman
Terk ediş uyandırmıyor gidişi
Bir kalış sunmuyor durduğu zaman.
''Mutlaka başka'' dedirtiyor oluşu
Sineyi hatırlatıyor sinesi
İnsanların
sineleri olduğunu
Gözleri çok fazla
Çok fazla derin
Her şeyi ezberletecekmiş gibi zora koşuyor
Oysa ezberleyecek hiç vakit
Bırakmıyor insanlara
Çabucak
Derinleşmeniz gerekiyor Yusuf'la karşılaştıysanız,
Bitişmeniz isteniyor hakkı verilmiş bir anlamla.
Haz cini kızguran
Yazık olur, yanlış olur diye düşündü
Hüsnü Yusuf
İnsan dedikleri bu nankör, kan dökücü, cimri, unutkan
Yaratıklar arasında bırakılırsa.
Öyle ya
Dünya ahalisinden hangisi
Kendini hazır saydı şimdiye kadar
Bitişmek için
Hakkı verilmiş bir anlamla?
Haz
Güzellikten ayrılmak istemezdi
Arınmak isterdi haz
Hazzı arıtmaya güzellik yeterdi.
Kaçırılmazsa, insanlar arasında bırakılırsa Yusuf
Bir gün, nasıl olsa, er geç
Güzelliğin yanı başına bir şehvet
Bir hüsran, bir hatıra
En azından insanların o hiç vazgeçmedikleri
Bir mukavemet eklenecekti.
Güzellik bulandıkça
Haz bulandırılacak
O zaman Hüsnü Yusuf'a bakan diyecek ki
Güzel; ama bir pürüz var
Güzel; ama başıma kim bilir ne bela açar
Güzel; ama daha temiz olabilirdi.
Kaçmalı Yusuf, kaçırılmalı
Güzellik hazzı mutlaka arıtmalı
Yoksa ben
Önce ben, sadece ben, hep ben
Diyerek nev'i beşer
Pıtraklı ve pusarık bir tapınakta raks ederken
Kendinden geçecek
Hamleler, darbeler, sarılışlarla binlerce yıl
Neleri çürüttüyse
Onlarla geçinecek.
Hazzın gücü Hüsnü Yusuf'u kaçırmak için yetmedi
Yalnız yönelmek gelirdi Kızguran'ın elinden
Yönelmek, yöneltmek, yönlendirmek
Sevgilim! Sevgilim! Sevgilim!
Başka ne söylenebilirdi?
İnsan dediğin aceleci
Cinler de acele etmeli
Kızguran çabucak
Yusuf'u kaçırmak için
İki başka cinden yardım istedi
İki cin daha
Yönlendirmesi gerekti hazzın
Güzellik hırsızlığına.
Bunların ilki Sarlanan
Eylem cini.
Edim
Dünden hazırdı güzelliği
güzel olan her şeyi
Köhne yığından kaçırmaya.
Çünkü boy atmaya can atarken bir fidan
Umursamaz çokluktaki kösteği.
Eylem gerek tohumu çatlatmak için
Yalnız doğurandır doğruyu bulan
Neyse çok toprakta
Gökte ne çoksa
Bir an gelir
Biriciklik burcuna edimle varır
Eylemdir
Tazeler, harap eder, küstürür, gönül alır
Eylemle uçar bezginlikteki kir
Dirilik erki kalırsa
Yalnız eylemde kalır.
İşte Yusuf'un güzelliği
İşte arınmak isteyen haz
Bir kez ''işte'' denildiyse artık durulmaz
Bir şey bir şeye dönüşürken
Eyleme geçilecek
Ve yakadan düşecek bu bungun kalabalık
Bir oluş yönünde sıyrılan her ne ise
Edimle ilenecek çokluğa, katılığa
Eyleyenler görecek yeganelik ne imiş:
Nereden sonrası kübra
Nereden önce sagir
Kaç, kaçır, doldur ya da dök
II faut agir.
Haz cini eylem ciniyle bir araya gelince
Belki herşey yapılabilirdi
Evet, her şey
İyi ve kötü.
Acaba
İyi veya kötü şey
Aynı zamanda yerli yerince ve uygun mu?
İyi olsun, kötü olsun diye yapmak istenilen
Rast gelecek mi kendini var eden yöne?
Bunu anlamak için haz cini Kızguran
Yönlendirdi Gökleren'i
Yusuf'u kaçırmaya.
Güzelliği çalmak için çağrılan
İkinci cindi bu
Ödev cini.
Hüsnü Yusuf kaçırılacak çünkü
Bunun bir çünküsü var
Her nesnenin kendine özgü
Bir yeri var evrende
Hazzın çünküsü yoktur
Eylemin de
Haz ve eylem
Bilinmez nerede eğleşecekler
Oysa yalnız nesneler değil duygular düşünceler
Ararlar ve bilmek isterler benzerleri arasındaki yerlerini
Bu yer bir yer olmaklığı yüzünden
Ödevini gösteriyor her nesneye
Giderek
Her nesne ödeviyle
Kaybediyor nesne niteliğini
Ödevini yerine getiren ''o şey'' oluyor.
Böylelikle ormanların kimliğinden söz açıyorlar
Denizlerin kimliği, çöllerin, buzulların, sıradağların
Ve kapanmak bilmiyor bir kere açıldımı söz
Gökleren her tarafa bir şey yetiştiriyor
Armağan verir gibi,tetiğe basar gibi
Maden işçilerinin urbalarına kimlik
Kumarhane kapılarındaki kabadayılara nişan
Rujunu sürdükten sonra
Aynada kendini öpermiş gibi yapan
Sütüm yetseydi de doyurabilseydim, ne var?
Sana almazsam neyim önümüzdeki yaz
Ödevin cümleleri birer birer sayılmaz
Yerine getirmeye bile gerek yok
Tabiatla düşüyor
Tarihle
Yükseliyor durmadan
Hem ödev
Hem ödevi üstüne alan.
Hepsi üç cindir bunların.
Hazdır, eylemdir, ödevdir
Yusuf'u kaçıran.
Yusuf'u insanların dünyasında
El alemin dipsiz düşkünlüklerine tutundurmayan.
Şivekar'ın Yolculuğudur
Eskiler iz sürerdi.
Biz muttasıl arıyoruz yeni insanlar.
Arıyoruz alemin iç yüzünden zihnimize
Yansıyan bir tasarımla gerçeği.
Şivekar bizden biri
Yola çıktı yolu bilmeden
Arıyor bir hedef gözüne kestirmeden
Aradığı ne sevgili, ne efendi, ne sultan
Özünü harekete geçiren onun
Kanını kaynatan candır düpedüz kendi canı.
Yol canlılıkla mukayyet
Gitti deriz
Ölenler için
Yalnız yaşayanların işidir
Yola çıkmak, yolu katetmek.
Şivekar olduğuna
Olmasını istediği için inandığı
O bir, biricik can için yola koyuldu
Canını koydu yola
Öyle bir başka ben
Bulsun ki
Ben'i bütün şemaliyle onda bulunsun
Başkada bir ben yok ise
Yere çalınsın rüya
Benle
Başka yok olsun.
Eskiler aramaz, iz sürerdi.
Bilirlerdi Evet'le Hayır arasına Belki
Sokulduğunda
Felaket gelir.
Noksanı fark ederlerdi, çünkü bütünden
Nelerin koptuğu besbelli.
Dağılmak eskilerin dilinde
Ufalanmak anlamına gelirdi
İz sürerlerdi irileşmek, ulaşmak, toparlanmak için
Biz yeniler bir an önce dağılsak bari deriz
Korkarız kaybolmaktan çokluk içinde.
Şivekar korkmadı kaybolmaktan
Daldı çokluğa can havliyle
Dedi bulsam da Hüsnü Yusuf'u
Onun gibi kaybolsam keşke.
Kaç yıl geçirdi Şivekar arayış içinde?
Neler yaşadı?
Biz yeniler yüz kızartan soruları hemen atlarız.
Saklarız
Arayan ve arayışın süre gittiği ortamın
Yek diğerinden ne paylar aldığını.
Dünyada
Çözülürse dünyayı
Issız kılacak bir çelişki vardı
Bir çekişme vardı dünyada azgınlık fışkırtan
Taraf olunduğunda.
Aradı Hüsnü Yusuf'u Şivekar
Hep geciktirilmesi gereken o çelişkinin
Susmayanı sağırlaştıran çekişmenin ortasında.
Yalnız arayan bilir acımasını
Aramamak acımamak demektir
Küçümsenecekse
Memnuniyet küçümsenmelidir
Dünyanın dönmekten memnuniyeti
İnsanların utancı dünyaya dönüşmekten
İnsanlar
Onların birer kırba hepsi
Dış tarafları köseledir
Hepsi içinde taşır içilecek şeyi
Utanır ıslanmış köseleden insanlar
SAHİPSİZ BİR UTANÇ HEPSİ.
Şivekar önceleri
Arayışın ilk aşamasında
Bu utancı sadece seyretmekteydi.
Evden ayrılırken bohçasına koyduğu birkaç altın
Takındığı birkaç parça mücevher
Bir şehirden başka şehre göçerken
Dağlar aşıp ormanlardan geçerken
Sıyrılıp yol bulmayı ona kolaylaştırdı.
Daha sonra ve fakat
İnsan dedikleri o sahipsiz utançla
Yaptığı pazarlık fena tartakladı onu
İnsanlık utancından
En külliyetli payı o aldı.
Aradı
Arayış ibresinden gözünü ayırmadı
Karnı aç
Üstü başı lime lime
Artık narin ayakları çiziklerle dolu
Dirsekleride yara kabukları
Gerçi bu kadarı, böylesi
Başlarken hiç akla gelmezdi
Lakin hayret!
Arayana yoksulluk eziyet vermiyor
Arayanın aramaktan başka derdi yok.
Vakti bilmek için
Diyor kendi kendine
Haber almak sadece bir başlangıçtı
Aradıkça dirisin
Aradıkça mecalsiz kaldı kibrin.
Aradın ve anladın
Haber almakla yol tüketilmiyor
Arayış sahicilik vaktine erişsin istiyorsan
Senin kendin
Haber olsa gerektir.
Bak işte
Bir parça kuru ekmek
Kim bilir kim düşürmüş
Kim bilir kim ekmeği bir kenara
Ayak altından çekmiş.
Ne de sert!
Şu akan derecikte biraz ıslatsam ekmeği
Diye düşündü şivekar
O zaman dişim keser.
Pırıl pırıl dereye
Uzattı elindekini
Belki eski kibrinden
Kalma biraz halsizlik
Belki bu ince suyun
Cilveli alayişi
Ekmek
Dereye düşüverdi.
Hem karnı aç
Hem de avı nipet yaparmış gibi
Su üstünde kıpırdanıyor
Koştu o kuru ekmeğin
Peşi sıra Şivekar
Bir süre öyle gittiler
O da ne?
Dere görünmez oldu
Harap bir tahta perde girdi
Ekmekle Şivekar'ın arasına
Genç kız gerilemedi
Hem zaten vazgeçerse
Ne yapacağı belli mi?
Dönülecek bir yer
Bilmiyor gitmezse ekmeğin ardı sıra.
Suya girdi bulmak için ekmeğini
Tahta perdeden öteye geçti.
Aklı zorlayan bir yer o perdenin ötesi.
Bir bahçe. Gerçekten buraya bahçe mi demeli?
Ağaç, yaprak, meyve, kuş hepsi tamam
Tastamam hepsi.
Sanki biraz önce tamamlanmış gibi.
Kokusu çiçeklerin
Otların, çalıların kısa cümlecikleri
Yukardan dua fısıldar gibi yüze değen esinti.
İnsan bir resmin içine
Bu kadar girebilir.
Bu bahçede her şey hayran olunmak için
Her şey kendine özen göstermiş
Her şey kendine öyle bakıtıyor ki
Şivekar bir kuru ekmeğin peşi sıra buraya girdiğini
Bir daha aklına hiç getirmedi
Hangi garip kuşun rızkıydı ki o ekmek?
Kim bilir nereye gitti?
Şimdi artık bahçenin derinliği genç kızı cezbediyor
Bu bahçe keşfe açık bir kalbi bekler gibi
Yürüdükçe bahçeden bir şey siniyor kıza
Şivekar bahçeye tını salıyor adım attıkça
Çok geçmeden gözlerinin önüne
Ne diyelim?
Resim içinde resim mi?
Edebiyat burada bize yardım edemez.
Bir çiçekle meşgul olan kelebekle meşgul olan bir erkek
Eskiler olsaydı betimleyeceklerdi
Biz yeniler Alt dudağımızı ısırır
Ve terleriz
Şivekar bizden biri
Onun dilinden dökülen
Bizim kelimelerimiz
Saçma
Ama başka ne sorulurdu ki?
'' in misin, cin misin? ''
Cevap verdi Hüsnü Yusuf:
'' ne inim, ne cinim''
'' ben de senin gibi bir beni Ademim''
Şivekar buldu
Kendi arayışında bir karşılık bulunduğunu.
Ya Yusuf?
Peki Hüsnü Yusuf bulunmak istiyor muydu?
Harikulade bir bahçede
Cinlerin arasında geçmişti günleri
Öğrenmişti cinlerden yüzlerce hüner
İnsanlar arasında kalsaydı eğer
Hükmetmek ve itaat etmekten başka bir alanda
Yusuf'a rahat vermezdi onlar.
Gülünç özlemleri insanların
Sinir bozucu tedirginlikle
Ve derinlik karşısında gösterdikleri
Şiddetli ve tamamen mankafa tepki
Bütün bunlar Hüsnü Yusuf için
Bezgin bir hayat demekti.
Kalkıp, çıkıp, uzaklaşıp
İnsanların dünyasından
Yusuf'un mahremiyetine kadar uzanan
Bu pejmürde kız da neyin nesi?
Önce halinden ona hiçbir şey söylemedi
Bıraktı
Konuşsun Şivekar.
Aman Allahım!
Şivekar konuştukça
Yusuf'un her yanına
Oklar saplandı sanki.
Dertli gönül neymiş
Gönüle dert neden düşermiş
Nasıl olurmuş göze almak
Gözlerden ötesini
Yağmadan, çapuldan, hazıra konmaktan uzak
Akları, karaları, bütün renkleri esirgeyip
Esirgenmeyi hak etmek
Ve dönenmek evrende arındırıcı
İtimada şayan bir rüzgar gibi.
Hayret ki cinler bu kızı kaçırmamış
Bu fevkalade gönlüyle.
Şivekar'ı dinledikten sonra Yusuf
Ancak anlayabildi kendi başına neler geldiğini.
Sonra açarken uzun uzun halini kıza
Sanki ona birşeyler iade etti.
Bir Yusuf, bir Şivekar
Anlamı yoktu artık ayrı hayatlarının
Çabuk anladılar ki armağanmış yaşadıkları
Verilmeyi beklemişler birbirlerine.
İki insan diyelim isterseniz artık onlara
Bizler de baş vuralım
Tarihin ve tabiatın
Güç yetiremediği
O ifadeye.
İki insan bir araya gelince
İki taşın beraberliği gibi olmaz
Diyelim iki salkım
Bir çift kuş, yılanlar, kurbağalar, göçmen sürüler
Yarasa aşiretleri, birbirine açılan tanrısız mağaralar
Yabancılık
Yalıtkanlık üretirler ha bire.
İnsan soyu
İletkenliğiyle ünlüdür öteki türler arasında
İki insan
Başka hiçbir yaratıkta olmayan
Geçirgen bağın başlatıcısıdır
Anneler ve babalar
Oğullar, kızlar, hısımlar
Komşular, hemşehriler, yurttaşlar
Hangileri arasından seçilirse seçilsin
İki insan bir araya gelince
O geçirgen bağa bir ilmek atar
Bazen fiyonk olur arada
Bazen her şey düğümlenir
Yine de sonuna kadar
Bu bağın götürdüğü
Yere kadar gitmez
İnsanlar
Dostluğa, kandaşlığa, aşka evet
Evet ama nereye kadar?
Bunun bir son kertesi vardır
Binlerce yıl iki insandan çok azı
Son kerteyi birlikte tanımıştır.
Süra üfürülürken, çan çalınırken, ölü gömülürken
İki insan tahsil eder zamanı
En doğrusu son kertede iki insan
Vakitsiz okunmuş bir ezandır
Yusuf ile Şivekar
Vakitsiz okundular
Çünkü zaman
İki insan
Ya da
Hiç...
Bir baltada indirdin
Ağacından dalımı
Bana zehir yedirdin
Elaleme balımı
İstemem ne dil ne mal
Bana ne verdinse al
Sazını kafana çal
Ver bana kavalımı
Ağacından dalımı
Bana zehir yedirdin
Elaleme balımı
İstemem ne dil ne mal
Bana ne verdinse al
Sazını kafana çal
Ver bana kavalımı
Şöhret-i hüsnüñe erbâb-ı suhandur bâ’is
Revnak-ı bezm-i güle mürg-i çemendür bâ’is
Nahl-i zîbâ ile nâzük tenidür meyle sebeb
Ne kad-i serv ne sîmâ-yı semendür bâ’is
Girye kılsam ne ‘aceb hâk-i rehinden dûram
Hep garîb aglamaga hubb-i vatandur bâ’is
Perde-i nâleleri çıksa Hüseynîye n’ola
Dili zar itmege ol vech-i hasendür bâ’is
Tûtîyi lezzet-i guftârı giriftâr eyler
Derd ü gam çekmege Bâkîye bu fendür bâ’is
Revnak-ı bezm-i güle mürg-i çemendür bâ’is
Nahl-i zîbâ ile nâzük tenidür meyle sebeb
Ne kad-i serv ne sîmâ-yı semendür bâ’is
Girye kılsam ne ‘aceb hâk-i rehinden dûram
Hep garîb aglamaga hubb-i vatandur bâ’is
Perde-i nâleleri çıksa Hüseynîye n’ola
Dili zar itmege ol vech-i hasendür bâ’is
Tûtîyi lezzet-i guftârı giriftâr eyler
Derd ü gam çekmege Bâkîye bu fendür bâ’is
Şol cennetin ırmakları
Akar Allah deyü deyü
Çıkmış İslam bülbülleri
Öter Allah deyü deyü
Salınır Tüba dalları
Kuran okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri
Kokar Allah deyü deyü
Aydan arıdır yüzleri
Şekerden tatlı sözleri
Cennetteki huri kızları
Gezer Allah deyü deyü
Kimler yeyip kimler içer
Hep melekler rahmet saçar
İdris Nebi hulle biçer
Sabhanallah deyü deyü
Yunus Emre var yarına
Koma bu günü yarına
Yarın Hakkın divanına
Varam Allah deyü deyü
Akar Allah deyü deyü
Çıkmış İslam bülbülleri
Öter Allah deyü deyü
Salınır Tüba dalları
Kuran okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri
Kokar Allah deyü deyü
Aydan arıdır yüzleri
Şekerden tatlı sözleri
Cennetteki huri kızları
Gezer Allah deyü deyü
Kimler yeyip kimler içer
Hep melekler rahmet saçar
İdris Nebi hulle biçer
Sabhanallah deyü deyü
Yunus Emre var yarına
Koma bu günü yarına
Yarın Hakkın divanına
Varam Allah deyü deyü
Şol kapıdan taptık sözü bizi deli eyleyiser
Benim dilim bülbülleyin evvel Hakkı söyleyiser
Benim dilim destandürür gönlüm evi bostandürür
Çevresi gülistandürür tapduk gelip yaylayiser
Tapduk eydür varın ile davet kılın halkı bile
Buyruğ ile geldik yola Allah bizi doylayiser
Ben varırım şol mestime ol mest ü hayran dostuma
Rahmet yağarsa üstüme şeytan bize n'eyleyiser
Erin gönlü Hak evidir Mekke Medine gibidir
Hal Çalabın vatanıdır gör ki neler eyleyiser
Dünya gafiller görküdür ahret erenler mülküdür
Kim dünyayı sever ise ol tamuda kaynayiser
Dünya işi bir kış imiş vefası yok cefası çok
Kim dünyayı terk eylerse dostu bulup oynayıser
Aklım ile bu aşkımı gün geldikçe artırırım
Hak yaktığı çırağımı avuduben söndüriser
Âşık olmuş bu kul Yunus mâni sözün söyler size
Mâni duyan gönülleri Allah kabul eyleyiser
Benim dilim bülbülleyin evvel Hakkı söyleyiser
Benim dilim destandürür gönlüm evi bostandürür
Çevresi gülistandürür tapduk gelip yaylayiser
Tapduk eydür varın ile davet kılın halkı bile
Buyruğ ile geldik yola Allah bizi doylayiser
Ben varırım şol mestime ol mest ü hayran dostuma
Rahmet yağarsa üstüme şeytan bize n'eyleyiser
Erin gönlü Hak evidir Mekke Medine gibidir
Hal Çalabın vatanıdır gör ki neler eyleyiser
Dünya gafiller görküdür ahret erenler mülküdür
Kim dünyayı sever ise ol tamuda kaynayiser
Dünya işi bir kış imiş vefası yok cefası çok
Kim dünyayı terk eylerse dostu bulup oynayıser
Aklım ile bu aşkımı gün geldikçe artırırım
Hak yaktığı çırağımı avuduben söndüriser
Âşık olmuş bu kul Yunus mâni sözün söyler size
Mâni duyan gönülleri Allah kabul eyleyiser
Şol nefes emrin ile fâni cihândan gidicek
Sen kerem eyle İlâhî bize ol demde meded
Gülşen-i cennete cân bülbülü pervâz edicek
Sen kerem eyle İlâhî bize ol demde meded
Ger kerem ere cenâbından eyâ Rabb-i Rahîm
Gelmeye yanımıza tard ola şeytân-ı racîm
Pâk ü tâhir varalım Hazrete bâ-kalb-i selîm
Sen kerem eyle İlâhî bize ol demde meded
Bir zamân ola fenâ bula semâvât ile arz
Ne iyi kala ne kem kala ne hod tûl ile arz
Şimdiden etdi Hüdâyî tapuna hâlini arz
Sen inâyet et Efendi bize ol demde meded
Sen kerem eyle İlâhî bize ol demde meded
Gülşen-i cennete cân bülbülü pervâz edicek
Sen kerem eyle İlâhî bize ol demde meded
Ger kerem ere cenâbından eyâ Rabb-i Rahîm
Gelmeye yanımıza tard ola şeytân-ı racîm
Pâk ü tâhir varalım Hazrete bâ-kalb-i selîm
Sen kerem eyle İlâhî bize ol demde meded
Bir zamân ola fenâ bula semâvât ile arz
Ne iyi kala ne kem kala ne hod tûl ile arz
Şimdiden etdi Hüdâyî tapuna hâlini arz
Sen inâyet et Efendi bize ol demde meded
Şöyle olmış câm-ı ‘aşk-ı yârdan mest ü harâb
Kendüsin dîvârdan dîvâra urmış âfitâb
Nâfe kıldı zülf-i müşgînüñ görüp serber-zemîn
Ayaguñ topragına miskînlik itdi müşg-i nâb
Tokınupdur bâde-i gülgûna çeşm-i rûzgâr
Sâgar üzre sanmañuz peydâ olur yir yir habâb
Şahne-i devrân n’ola çekse çevürse dem-be-dem
İki kanludur añılmış bâde-i nâb u kebâb
Derd-i ‘aşkuñ ‘âşık-ı miskîni âhir öldürür
Mestlik pâyâne yitse irişür elbette hvâb
Bâkîye senden ferâgat virdi ey gerdûn-ı dûn
Südde-i devlet-me’âb-ı pâdişâh-ı kâm-yâb
Kendüsin dîvârdan dîvâra urmış âfitâb
Nâfe kıldı zülf-i müşgînüñ görüp serber-zemîn
Ayaguñ topragına miskînlik itdi müşg-i nâb
Tokınupdur bâde-i gülgûna çeşm-i rûzgâr
Sâgar üzre sanmañuz peydâ olur yir yir habâb
Şahne-i devrân n’ola çekse çevürse dem-be-dem
İki kanludur añılmış bâde-i nâb u kebâb
Derd-i ‘aşkuñ ‘âşık-ı miskîni âhir öldürür
Mestlik pâyâne yitse irişür elbette hvâb
Bâkîye senden ferâgat virdi ey gerdûn-ı dûn
Südde-i devlet-me’âb-ı pâdişâh-ı kâm-yâb
Şular kim Dost elinden içti camı
Olar bilmedi hergiz has u ammı
Olar esrükdürür daim ayılmaz
Olar fehmeylemezler subh u şamı
Olarda din ü dünya tadbiri yok
oların fikri Hakdır vesselami
Olar varlıkların Hakk'a verüptür
Oların Hak ile daim kıyamı
Olar bilmez yecuz u la yecuzü
Olar mezheb edinmez bir imamı
Oların gönlüne Hak şöyle dolmuş
Unutulmuş iki cihan tamamı
Oların varlığın Hak şöyle almış
Hemen kalmış buların halka namı
Olara korku yok iki cihanda
Olar görmeyiser dar-ı melamı
Olar iki cihandan geçtiğiyçin
Bulara verdi Hak Dar üs selam'ı
Olar Arşı ve Kürsü bir nefeste
Gezüp seyran ederler Rum u Şam'ı
Sebeb bunlar bu yer gök durduğuna
Bu mahlukun bularınla nizamı
Buların şanına geldi Resul'e
Ki "la havfün aleyhim" Hak kelamı
Buları Eşrefoğlu Rumi'ye sor
Buları sana göstere temamı
Olar bilmedi hergiz has u ammı
Olar esrükdürür daim ayılmaz
Olar fehmeylemezler subh u şamı
Olarda din ü dünya tadbiri yok
oların fikri Hakdır vesselami
Olar varlıkların Hakk'a verüptür
Oların Hak ile daim kıyamı
Olar bilmez yecuz u la yecuzü
Olar mezheb edinmez bir imamı
Oların gönlüne Hak şöyle dolmuş
Unutulmuş iki cihan tamamı
Oların varlığın Hak şöyle almış
Hemen kalmış buların halka namı
Olara korku yok iki cihanda
Olar görmeyiser dar-ı melamı
Olar iki cihandan geçtiğiyçin
Bulara verdi Hak Dar üs selam'ı
Olar Arşı ve Kürsü bir nefeste
Gezüp seyran ederler Rum u Şam'ı
Sebeb bunlar bu yer gök durduğuna
Bu mahlukun bularınla nizamı
Buların şanına geldi Resul'e
Ki "la havfün aleyhim" Hak kelamı
Buları Eşrefoğlu Rumi'ye sor
Buları sana göstere temamı
1
Bin sene evvel, iğne ucuyla delindi zar;
Resûlden haber geldi, mezarsız öldü Sezar! ..
Resûlden haber geldi, mezarsız öldü Sezar! ..
1400'e bir yıl var, yaklaştı zamanımız;
Bu asırda gelir mi dersin kahramanımız?
Bu asırda gelir mi dersin kahramanımız?
Sopalar taşlar avtüfekleri
Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca
Belinden orta etinden
Cılız çelimsiz bir elden
Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini
Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
Gamzen için ne kanlar bağırıyor
Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında
Bedenler
Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
Birbirine çarpa çarpa
Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
yutuşlar
Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
kusuşlar
Delikler ezik çöküntüler
Yırtıklar alıp açılarak
Dantel perdeli camda kayan gölgen için
Ne kanlar akıttılar toprağa
Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor
Binbir renk ve işleme donanımlı başı
Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları
Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri
Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen
Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
Ne son,solukta öç öğütleyerek
Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
Ne yarı ne yaranı görerek gözü
Bir karnağrısına uğramış gibi
Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
Ölürken
Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
Koparan karısı.Erkekler hısımlar
Kalplerini daraltan can verişi önünde
İncecik gergin yırtabilir yürekleri
Bütün evrene
Eğilip yanaklarından baktılar gelinin
Şimdi çarpılır köyün ağzı
Bir yabancı saçı taradı ev
Şimdi köyde cami bile gurbet olur
Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:
evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
Yanan ateşin dumanı da
İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
çaylar
Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi
Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
Sesi insan öldürmeye giden kurşunların
Ve susunca
Kama düşüşü bir zaman başlar
Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
Cine ve meleğe
Zulme ve hilme
Zaman ağlyan kadınların
Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek
Ve kana çobanlık eder çocuklar
Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları
Güzel başın
Mermer akmalı yanyarın
Güzel adalen
ellerin ne maharetler edindi
asla maymun değildin
topraktan geldin nice sırlardan geldin
- Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
Yoldaşın melekler
Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
Tüm bunlar öfkenin şimdi -
Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
Vurmaya gidiyor yine de o ve o
Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
Ağlayan dudakların
Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke
Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca
Belinden orta etinden
Cılız çelimsiz bir elden
Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini
Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
Gamzen için ne kanlar bağırıyor
Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında
Bedenler
Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
Birbirine çarpa çarpa
Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
yutuşlar
Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
kusuşlar
Delikler ezik çöküntüler
Yırtıklar alıp açılarak
Dantel perdeli camda kayan gölgen için
Ne kanlar akıttılar toprağa
Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor
Binbir renk ve işleme donanımlı başı
Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları
Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri
Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen
Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
Ne son,solukta öç öğütleyerek
Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
Ne yarı ne yaranı görerek gözü
Bir karnağrısına uğramış gibi
Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
Ölürken
Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
Koparan karısı.Erkekler hısımlar
Kalplerini daraltan can verişi önünde
İncecik gergin yırtabilir yürekleri
Bütün evrene
Eğilip yanaklarından baktılar gelinin
Şimdi çarpılır köyün ağzı
Bir yabancı saçı taradı ev
Şimdi köyde cami bile gurbet olur
Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:
evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
Yanan ateşin dumanı da
İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
çaylar
Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi
Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
Sesi insan öldürmeye giden kurşunların
Ve susunca
Kama düşüşü bir zaman başlar
Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
Cine ve meleğe
Zulme ve hilme
Zaman ağlyan kadınların
Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek
Ve kana çobanlık eder çocuklar
Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları
Güzel başın
Mermer akmalı yanyarın
Güzel adalen
ellerin ne maharetler edindi
asla maymun değildin
topraktan geldin nice sırlardan geldin
- Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
Yoldaşın melekler
Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
Tüm bunlar öfkenin şimdi -
Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
Vurmaya gidiyor yine de o ve o
Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
Ağlayan dudakların
Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke
