İnsan, yaptığı her fiilde niyetini murakabe etmekle mükelleftir. Zira amel, zahirde ne kadar büyük ve zahmetli görünürse görünsün; onu kıymetli kılan, hangi gaye ile icra edildiğidir. Mü’min için asıl ölçü, “Bu iş Allah’ın rızasına ne kadar yakındır?” sorusudur. Kişi bu soruyu diri tutabildiği ölçüde, Rabbi ile arasındaki mesafeyi tayin edebilir.
İslam düşüncesinde niyet, yalnızca başlangıçta edilen bir söz değil; sürece yayılan bir istikamet bilincidir. Nitekim Mevdûdî’nin de işaret ettiği üzere, mü’minin hayatı parçalı değil, bütündür; ibadet ile dünya, mescit ile sokak, ders ile tefekkür birbirinden kopuk değildir. Şayet gaye Allah rızası ise, kalem tutmak da ibadet olur, ilim talebi de, emek de.
Lakin bu şuur hâli, teoride kolay; hakikatte ise son derece müşküldür. Zira insan, dünya ile imtihan olunur. Modern hayat, kalbi dağıtan sayısız meşguliyetle doludur: eğlence, hırs, kariyer, statü ve haz… Bunların her biri, insanı yavaş yavaş gayesinden saptıran birer perdedir. Mevlânâ’nın ifadesiyle, “Dünya deniz gibidir; içine girersen boğar, üzerine binersen seni menziline ulaştırır.” Asıl mesele, dünyaya sahip olmak değil; dünyanın insana sahip olup olmamasıdır.
Eğer insan, yalnızca para, makam yahut dünyevî beklentiler uğruna; zamanını, gençliğini ve ömrünü tüketiyorsa, zahiren kazançlı görünse bile hakikatte büyük bir hüsranın eşiğindedir. Zira emek, bir mefkûreye bağlanmadığı müddetçe kişiyi yüceltmez; bilakis yorar, tüketir ve nihayetinde anlamsızlaştırır.
Tasavvuf ehli bu hâli “maksatsız seyr” olarak tavsif eder. Yani yürüyüş vardır ama istikamet yoktur. Oysa insanı insan yapan, ideali ve istikametidir. Gayesiz bir hayat, savrulmaya mahkûmdur. Bu sebeple denilmiştir ki: “Maksadı olmayanın yolu da yoktur.” Müslüman için bu maksat, her hâlükârda Allah’ın rızasıdır. Ondan ari bir yaşam, ne kadar süslü olursa olsun, hakikatte boşa geçmiş bir ömürdür.
Velhasıl, mesele çok çalışmak değil; niçin çalıştığını bilmek meselesidir. Dünya, ahirete yürüyüşte bir vasıta kılındığında anlam kazanır. Aksi hâlde insan, ömrünü tüketir; fakat kendisini inşa edemez. Ve en büyük ziyan da tam olarak burada başlar.

Yorum Yaz