- GİRİŞ VE KONUŞMAYA DAVET SÜRECİ
20 Nisan 2026 tarihinde, İstanbul/Maltepe’deki KYK erkek öğrenci yurduna konuşmacı olarak davet edilmiştim. Bendenizi davet etmeye gelen kıymetli hocamızla yaptığımız görüşme neticesinde konuşulacak meseleyi “Hukuk Maratonunda Yol Haritası,” hedef kitleyi “Hukuk Fakültesi Öğrencileri” ve tarihi “22 Nisan 2026” olarak kararlaştırmıştık. Hukuk tahsili görmüş, bir dönem avukatlık yapmış ve hâlihazırda hukuk sahasında akademik çalışmalar yürüten bir kimse olarak bu davete icabet etmek istedim. Evvelemirde hâlihazırda hukuk öğrencisi olan arkadaşların ve hukuk fakültesine öğrenci olmaya talip olan aday arkadaşların yürüyeceği bu maraton hususunda malumat sahibi olmaları gerektiğini düşündüm. Sonraki süreçte, bu maraton hakkında malumat sahibi olanların bir şekilde kendilerine bir yol haritası çizeceği kanaatine vardım. İstişarenin, dinlemenin, iletişimin vasıtaların kesretine rağmen bir o kadar zayıfladığı günümüz çağında, bir nebze de olsa bu sahada iş yapmaya talip olacakların ve hâlihazırda olanların önünü açma bahtiyarlığını elde ederim diye umut ediyorum. Bir arkadaşın bile okuyup üzerine düşündükten sonra çıkacak olduğu yolculuğun insana ne kadar heyecan verdiğini düşünmek dahi yeterli olur diye düşünüyorum.
- GÖZLEMLERİM
Bir topluluk karşısında ikinci kez, monolog olarak bu hususta bir konuşmayı icra etmiştim. İlk konuşmam, Hukuk Fakültesi’nin tanıtımıyla alakalı oluşturulan bir komisyonda aldığım görev vesilesiyledir. İlk konuştuğum topluluk, lise son sınıf öğrencilerinden oluşmaktaydı ve aralarında Hukuk Fakültesi isteyen kimseler çok azınlıktaydı. İkinci konuştuğum topluluksa aralarında sadece iki hukukçu arkadaşın bulunduğu; mühendislik, eczacılık, İngilizce öğretmenliği vd. alanlarda okuyan arkadaşlardan müteşekkildi. Hukuk Fakültesi’nde okuyan azımsanmayacak sayıda öğrenci arkadaşın bulunduğu yurtta, konuşmanın icra edileceği salonun önünden yolu geçtiği için gelen sadece iki hukukçu arkadaşın ilgisini çeken bir konuşma gerçekleşmiş oldu (!) Halbuki onlarla karşılaştığımda da söylediğim şuydu: “Yarın mezun olduktan sonra bu meseleleri konuşacak, dertleşecek, istişare edecek birilerini ararsınız ancak o zaman bir rota çizmek için geç kalınıyor ve insan, sudan çıkmış balık misali, ne yapacağını bilemiyor.”
Mezun olduktan sonra avukatlık stajına ve yüksek lisansa başladığımda, yeni tanıştığım ve konuştuğum çoğu arkadaşın sözlerinde şu cümleler bulunuyordu: “Nasıl olsa bir şekilde işimizi buluruz,” “bir yerlerde biz de çalışır, para kazanırız,” “ekmek kapısı,” “ne yapalım, bize yol gösteren olmadı, yardımcı olan olmadı; biz de hayatın çizdiği yoldan ilerlemeye çalışıyoruz,” “acaba sınavı geçtikten sonra avukatlık stajı mı yapsam ya da hâkim-savcı mı olsam,” “bir türlü ne yapacağıma karar veremiyorum,” “acaba bu mesleği yapsam getirisi-götürüsü nedir?” Halbuki dört senelik bir eğitim sürecinin sonunda insanın, az çok, kafasında yapacak olduğu mesleğe dair bir fikir sahibi, bir yol haritası, bir izlencesinin olması beklenir ancak yumurta kapıya dayanmadan bazı şeyler düşünülmüyor. Fakülte süreci, “Sınavlar bitsin de bir an önce kurtulalım.” üzerine kurulu.
Sırf sınavlar bahanesiyle bazen üniversitenin okunduğu çevreyi bile tanımayanlar çıkıyor. İstanbul gibi bir şehre üniversite okumaya gelip, insana ikinci bir üniversite olabilecek şehri keşfetmeyenler çıkabiliyor. Sebep nedir? “Zaman bulamıyoruz, derslerimiz ve sınavlarımız fazla, gezip insanlarla konuşmaya ayıracak vaktim yok.” diyenler çıkabiliyor. (Mesleği gezmek, konuşmak ve insanları tanımak üzerine kurulu olan arkadaşlardan bunları duymak ne garip.)
Fakültede ders veren hocalarla iletişim de sınav üzerine kurulu. “Acaba hoca sınavda ne sorar,” “hocam sınav klasik mi test mi,” “sınavda şuradan sorumlu muyuz,” vesair sorular türeyip duruyor. Hocalara sorulan soruların ekseriyeti bu yönde. Fakülte yıllarında, tabii olarak geçilmesi gereken sınavlar var; bunlar öğrenci olmanın getirdiği bir yükümlülük. Ancak fakülte bittikten sonra, hayat boyu yapılacak meslek hakkında fikir sahibi olmak adına daha az çaba gösteriliyor. Hatta kimi zaman bir mesleği elde ettikten sonra da o meslekte nasıl uzmanlaşabileceğimize dair bir merak uyanamayabiliyor.
Mühim olanı ehemm olana tercih edebiliyoruz. Gençlik, zaman ve sağlık; öyle bulunmaz nimetler olmasına rağmen bozuk para gibi harcanıyor. Gömlek baştan bir kere yanlış iliklendiğinde, telafisi zor yahut imkânsız neticelere sebebiyet verebiliyor. Zaman öyle çarçur ediliyor ki artık işin bahanesi sınavlar, dersler olmaya başlıyor.
Yukarıdaki serzenişim üzüntümden kaynaklanmaktadır. Çok değerli ve çok kıymetli insanlar, bu işe idealist olarak başlamış arkadaşlar, bazı şeyleri zamanında yapamamanın bedelini ödüyor. Ama bedeli ödeyenler sadece onlar olmuyor. Yaşadığımız toplumsal hadiseler de gösteriyor ki bu bedeli cemiyet olarak hepimiz ödeyebiliyoruz. İstişareden, konuşmadan, umumi kültürden, insanları anlamaktan, sabırdan, hukuki ve teknik bilgiden yoksun ancak yetki sahibi bir kitle türemeye başlıyor. Halbuki bir hukukçuya ait bu nitelikler artık çok kıymet görmeyen basit prosedürler haline geliyor. Yarın öbür gün aradığımız hakkı bulamadığımızda, işin ucu artık bizlere değmeye başladığında eyvah demeye başlıyoruz. Kanaatimce bu işe baştan el atmak elzem gibi görünüyor.
- HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLİK YILLARI
22 Nisan’da icra ettiğim konuşmayı 2 bölüme ayırdım: İlk bölüm, hukuk fakültesindeki öğrencilik dönemi üzerineydi. Hukuk Fakültesi’ne yeni başlayacak olan arkadaşlara biraz manzara çizmek babında şunları söylemek gerekir.
C.1. İLK SINIFTAN SON SINIFA
Hukuk fakültesinin ilk iki yılı hukuk nasıl bir şey üzerine kurulu daha çok teorik dersler ağırlıkta. İlk sınıfta Medeni Hukuk, Anayasa Hukuku, Hukuk Felsefesi, Roma Hukuku, Hukuk Başlangıcı dersleri; ikinci sınıfta Borçlar ve Ceza Hukuku Genel Hükümler, Hukuk Tarihi ve Genel Kamu Hukuku dersleri veriliyor. Zira sonraki aşamada gelecek kavramları tanımakta ve karşılaşılacak problemleri çözmekte kullanılacak vasıtalar ilk iki sınıfta veriliyor.
Üçüncü ve dördüncü sınıf, daha çok hukukun teknik alanları üzerine kurulu. Bu sınıflarda, Medeni Usul ve Ceza Usul Hukuku, İdare Hukuku, İdari Yargılama Usulu Hukuku vs. artık hukuk ile teknik meselelerin kesiştiği, çoğu meslekte kullanılacak bilgilerin anlatıldığı derslerle hemhal olunuyor. Zorluk kolaylık açısından kesin bir kanaate varmak mümkün değil kimine kolay gelen kimine zor gelebiliyor. İlk iki sınıfın dersleri, hukukçu kimliğini oluşturan dersler olduğundan ve beni daha çok cezbettiğinden bana kolay gelmiştir. Ama hayatında o güne kadar hiç hukukla karşılaşmamış birisi için ilk sınıf zor olabilir çok soyut ve teknik kavramlarla bir anda karşı karşıya kalabiliyorsunuz.
Ama ilk adımı sağlam attığınızda ikinci adımın daha sağlam ve sağlıklı geldiğini söylemeliyim. Olaylara bakış açınız, problemleri çözerken izleyeceğiniz rotanız, yapacağınız işlerde dönüp dolaşıp hep o ilk adıma geri dönmeniz gerekecek. Orada yaşanan aksaklık ilerde tökezlemeye sebebiyet verebiliyor. Üçüncü ve dördüncü sınıflardaki meseleler, yarın öbür gün sürekli uğraşacağınız dosyalarda, hukuki danışmanlıklarda ve hukuk tekniğine dair konuşmalarınızda her daim işinize yarayacak bilgilerden müteşekkil olduğu için hazırlıklı olmanız gereken sınıfları oluşturuyor.
C.2. DEVAM ZORUNLULUĞU VE DERS TAKİBİ
Hukuk Fakültesi’nde devam zorunluluğu olmadığını hatırlatmak isterim. Bu sizi rehavete sürüklememeli. Dersler işlenirken fiilen okulda bulunma zorunluluğu olmamasından bahsediyorum. Sınavlara gelip onları geçmeniz diğer sınıflara geçebilmek için şart. Fiilen devam zorunluluğunun olmamasının birçok avantajı var. Ders çalışma stilinizi veya zamanınızı kendinize göre ayarlayabilme imkanına sahipsiniz. Ancak mümkün mertebe çok önemli bir mazeret olmadığı müddetçe derslere katılmak ve aklınıza takılan yerleri hocalara sormak çok faydalı olacaktır. Hatta fakülte ortamında bulunarak yeni arkadaşlıklar edinebilir, hocalarla iletişiminizi daha sıkı bir hale getirebilir ve fakültede hukukla alakalı yapılan etkinliklerden daha çok haberdar olabilirsiniz. Derse devam zorunluluğunun olmaması dersten bi-haber olmaya sebebiyet vermemeli. Hocanın ne anlattığı, hangi konular üzerinde çok durduğu, öğrencilerden ne istediği, sınavda sorabileceği muhtemel sorular hakkında bir öğrenci olarak istihbarat çalışması yürütülmelidir. Bir dersi geçmek için o dersi anlamanın önemli olduğunu kavramak gerekiyor. Saatlerce çalışılacak vakitler de olacak ancak günlük çalışmak sizi saatlerce çalışmak mecburiyetinden alıkoyacağı gibi meseleyi kavramanızı da kolaylaştıracak. Derslerde muhakkak eğer hocaların takip ettiği bir kitap varsa o kitabı takip etmeli. Meselenin anlaşılmaması durumunda, çok soyut gelmesi halinde mutlaka hocaya danışılmalı, anlaşılmayan saçma gelebilen çok basit olabilecek şeyler dahi sorulmalı. Bunun haricinde bu alanlarda çalışan diğer hocaların da çalışmaları takip edilmeli. Özellikle sınava çalışırken hocaların anlattığı hatıralar ve fıkralardan ziyade hocaların hukuki bir mesele olarak üzerinde durduğu yerleri ayıklamalı, pratik derslere katılım göstererek hangi konuya daha çok çalışmanın gerektiği tespit edilmelidir. Ders notları okunacaksa da bunlar muhakkak hocanın anlattıklarıyla ya da kitabı varsa kitabından karşılaştırılarak doğrulanmalı ve bilgi doğru bir şekilde öğrenilmeli.
Bu bahiste sınavları da düşünmek gerekiyor. Hukuk Fakültesi’nde sınavlara hazırlanırken yukarıdaki ders takibi süreci unutulmamalı. Sınavlar bazen 60 bazen 75 bazen 90 ya da 120 dakika sürebiliyor. Öğrendiğiniz her bilgiyi değil soruda istenen birkaç cümleyi dakik bir şekilde bulabilmek çok önemli. Size verilen 3-4 sayfaya sadece soruya istenen cevabı vermek çok önemli. Önce sorulardan yapılabilecek olanları ve iyi olduğunuzu düşündüğünüz soruları hemen cevaplayıp diğer sorulara vaktinizi ayırabilirsiniz. Sınavda kullanılacak dil günlük bozuk mesaj dili gibi olmamalı. Hukuki kavramları yerinde kullanmak gerekiyor. O kağıdın bir sınav kağıdı olduğu bilincinde olarak doldurulması gerekiyor. Dil ve uslüp konusunda hukukçuların yaşadığı problemleri en aza indirmeleri çok önemli zira yarın uğraşacak olduğunuz malzemeleri doğru bir şekilde kullanamamanıza sebebiyet verecektir. Yeri gelmişken fakültede sınavlara yapılacak itirazlarda, mazeret taleplerinizde ve hocalarla olan iletişiminizde mutlaka üsluba dikkat etmek gerekiyor.
C.3. HUKUKÇUNUN MALZEMELERİ
Yukarıda aktardığım aşamalar işin görünen yüzü. Fakülte eğitimi haricinde şu noktaları kaçırmamak gerekiyor: Bir hukukçu olarak yetiştiğimiz ilk basamaklar. Yarın öbür gün karşılaşacağınız malzeme kitap (dosya, akademik çalışma vs.), insan (danışma, mesele vs.) ve mekan (görev yaptığınız yer, o yerin yerel özellikleri vs.) olacak.
Kitap, uzak durulması gereken bir malzeme değil aslında elimizden düşürmememiz gereken bir malzeme. Ama her kitap değil, sürekli her listede gördüğünüz kitap değil. Kitapla uğraştıkça ihtiyaç hissettiğiniz kitaplarla uğraşmalısınız. Anlamadığınız noktalarda önce hocalarınıza danışmak akabinde alanda çalışan diğer hocaların kitaplarına da başvurmalısınız. Hukukçu iseniz hukuka dair, genel kültürünüzü arttırmaya yarayacak, yaşanmış hayat hikayelerinden edinebileceğiniz tecrübelerin olduğu kitaplar. Fakülteden mezun olduktan sonra artık dava dosyaları, dilekçeler vs. malzemelerle uğraşmak gerekecek.
İnsan malzemesi sosyal bilimlerin bir dalı olan ve insan var olduktan beri var olan hukukla uğraşmaya aday olanların es geçemeyeceği bir malzeme. İnsanlarla tanışmak, gerektiğinde onlarla iletişim kurmak ve onların meselelerini sabırla ve anlayışla dinlemek, her daim elde edilecek çıkar ile bakmamak gibi birçok mesele bu malzemenin içerisinde. Bu noktada fakülte içi yahut dışı kulüplerin eğitimleri, faaliyetleri, fakülte dışı sivil toplum örgütleri ve sivil toplum kuruluşları atlanmaması gereken bir detay. Hatta hangi mesleğe göz koyduysanız o mesleğe yeni başlamış ve bu işte uzmanlaşmış kimselerle sürekli iletişim ve istişare halinde kalmaya çalışmak çok yardımcı olabilir.
İnsan malzemesi, ayrıca kaleme almam gereken uzun uzadıya anlatılabilecek ve her gün farklı şeylerin öğrenildiği bir mesele. Atlanmaması gereken bir başka malzeme ise mekan. Bulunduğunuz mekanı tanımak size birçok avantaj sağlar. Bu hususta bol bol gezilere katılmak; sadece kütüphaneye, kalınan yurtlara, fakülte binasına bağlı kalmamak ve ara sıra bulunduğunuz ortamın haricinde farklı ortamlarda bulunmak size çok yardımcı olabilir.
- HUKUK FAKÜLTESİ MEZUNİYETİNDEN SONRAKİ YILLAR
Diğer bölüm, hukuk fakültesinden mezun olduktan sonraki süreç ve meslekler üzerineydi. Bu halihazırda benimde tecrübe ettiğim bir süreç. Hayat boyu sürecek bir macera. Atlattığınız dört (bazı hallerde yedi seneye kadar uzatan arkadaşlar olabiliyor) senenin semerelerini toplamaya başlıyorsunuz. Hukuk fakültesi bittikten sonra Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’na giriyorsunuz. En az 70 puan almanız halinde artık avukatlık, hakimlik, savcılık meslekleriyle alakalı sürecin içerisine girebiliyorsunuz.
D.1. AVUKATLIK – NOTERLİK
Avukat olmak isteyenler için bir yıl avukatlık stajı yapmak şart. Bunun için hangi ilde yaşıyorsanız orada bulunan baro’ya/barolar’dan birine başvuru yapıyorsunuz. İlk altı ayı mahkeme stajıyla sonraki 6 ayı büro stajıyla geçiyor. İlk altı ay, adliyedeki mahkemeler ve mahkeme kalemleri ile tanışma süreciyle geçiyor. Bu süreçte adliyede hangi mahkeme nerede, sürekli irtibat halinde bulunacağınız mahkeme kalemi nerede, kimler çalışıyor gibi bazı bilgileri edinebilirsiniz. Duruşma izleyerek duruşmada nasıl davranılacağını, davacı avukatının ve davalı avukatının nerelerde durduğunu, kimin ne zaman söz aldığı gibi usule dair birtakım bilgileri tecrübe edebilirsiniz. Mahkemenin keşiflerine katılabilmeniz de mümkün olabiliyor.
Sonraki altı ay ise artık bir avukatın yanında büro stajı görüyorsunuz. Tabi bu süreçte baronun verdiği eğitimler oluyor. Diğer stajyerlerle ve avukatlarla tanışmak için güzel bir fırsat. Büro stajında ise avukatlığa yavaş yavaş adım atmaya; basit talep dilekçeleri ve mahkeme kalemleriyle iletişim ve akabinde dava dilekçeleri, cevap dilekçeleri gibi avukatın asıl uğraştığı meselelerle uğraşmaya başlıyorsunuz. Ofis stajında yavaş yavaş hukuki danışmanlık talep eden müvekkil ve müvekkil adaylarıyla karşılaşmaya başlıyorsunuz. Sulh Hukuk, İcra Hukuk ve İcra Ceza Mahkemelerinin duruşmalarına avukat muvafakatiyle katılıp beyan verebilmeniz mümkün hale geliyor. Ofis stajınız bittiğinde baronun size yaptığı bir mülakat oluyor ve staj süreci içerisinde baro eğitimlerini tamamlamak gibi diğer şartları sağlamanız halinde avukatlık ruhsatı için başvurunuzu yapıyorsunuz ve ruhsatı aldıktan sonra avukat olarak işinize başlıyorsunuz. Avukatlık için böyle bir süreç takip ediliyor.
Bu süreçle bağlantılı olarak noterliği de zikretmeli. Noterlik için bir belgeye başvuruluyor. Bunun için avukatlık stajını bitirdiğinizi gösterir bir belge alarak başvuru yapıyorsunuz. Başvurudan sonra sıraya giriyorsunuz. Sıra size gelince noter olabilmek mümkün oluyor.
D.2. HAKİMLİK-SAVCILIK
Hakim-Savcılık için Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’ndan sonra bir sınava daha giriyorsunuz. Sınavda başarılı olmanız halinde mülakata davet ediliyorsunuz. Mülakattan geçen Hakim-Savcı adayları yaklaşık 2 sene sürecek bir staj-eğitim karışık bir süreç içerisine giriyor. Bu süreçte mahkemelerde stajını devam ettiriyor; Türkiye Adalet Akademisi’nin verdiği eğitimleri alıyor; Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay stajlarını tamamlıyor ve akabinde bir sınav ve mülakat süreci daha yaşanıyor. Ve atama kuralarının akabinde hakimler ve savcılar görevlerine başlıyor.
D.3. LİSANSÜSTÜ – AKADEMİSYENLİK
Akla gelen bu 3 meslek haricinde hukukta lisansüstü eğitim yapmak isteyen arkadaşlar olabiliyor. Bu süreç aslında fakülteye girdiğiniz andan itibaren başlıyor. Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra HMGS’ye girmenize gerek kalmadan lisansüstü eğitimini başlatabilmek mümkün. Ancak lisansüstü eğitime başlarken ne yapacağınıza karar vermek önemli.
Lisansüstü eğitime başlamak için başvurularda birkaç not elde etmeniz gerekiyor. Bunlardan ilki lisans mezuniyetinde elde ettiğiniz not. Bir diğeri ise ÖSYM tarafından düzenlenen ALES ve YDS veya YÖKDİL sınavlarından alınan puan. YDS’nin geçerlilik sahası daha geniş ancak YÖKDİL akademik alımlarda ve yükselmede kullanılabiliyor. Bu sınavlara lisans eğitimiz sırasında girebilmeniz mümkün. Hatta bir YKS süreci sonrası bu sınavlara girmek bir avantaj sağlayabilir. Ve lisansüstü alımlarda yapılan bilim sınavı ve akabinde icra edilen mülakattan alınan puan.
Bilim sınavında, gireceğiniz bilim dalına dair sorular soruluyor ve akabinde bu bilim dalından hocalar tarafından oluşan mülakat komisyonu size sorular soruyor. Başarılı olmanız halinde yüksek lisans eğitim süreciniz başlıyor. İlk senesi ders aşaması ve diğer senesi tez yazma süreci ile geçiyor. Bir sene uzatma sayılabilecek bir süreniz daha elinizin altında bulunuyor. Bu süreçte merak duyduğunuz ve ilgilendiğiniz alandaki akademisyenlerle iletişime geçip hukuk alanında akademik çalışmalar yürütebilmeniz mümkün. Tezinizi bir danışman eşliğinde hazırladıktan sonra bir jürinin önünde savunuyorsunuz ve tezinizi savunduktan sonra yüksek lisanstan mezun oluyorsunuz. Yüksek lisanstan sonraki süreçte doktora eğitimi alıyorsunuz ve doktora tezi hazırlayarak savunmanız akabinde mezun oluyorsunuz.
Hukukta akademisyenlik aslında lisans ve lisansüstü süreçlerle çok bağlantılı. Lisans mezuniyetinde elde ettiğiniz not ortalamanız akademik kadroda göreve başlamak için önemli. ALES ve YDS veya YÖKDİL sınavlarından aldığınız puanı burada da kullanabiliyorsunuz. Sadece bu sınavlardan puan almak yeterli değil, aynı zamanda lisansüstü sürecine de adım atmış olmanız gerekiyor. Yani en azından yüksek lisans eğitimine başlamamış olmanız gerekiyor. Bu süreçte Resmi Gazete’den, hukuk fakültelerinde açılan araştırma görevlisi yahut öğretim görevlisi kadrolarını takip etmek gerekiyor. Merak duyduğunuz veya ilgilendiğiniz alanda açılan bir akademik kadroya yaptığınız başvurudan sonra o bilim dalının düzenlediği sınava ve akabinde varsa mülakata giriyorsunuz. Başarılı olmanız halinde geçirdiğiniz güvenlik soruşturmasının akabinde göreve başlıyorsunuz.
D.4. DİĞER ALTERNATİFLER
Bu üç meslek haricinde banka müfettişliği, icra müdürlüğü vs. kamu yahut özel sektörde yer alan birçok mesleğe başvuru yapabilmek de mümkün. Birçok kurumda müfettişlik, denetçilik gibi alternatifler de mümkün.
- SORU – CEVAP VE KAPANIŞ FASLI
Konuşmaya soru-cevap faslını da ekleyerek nihayete erdirdik. Burada tüm soruları aktarmam mümkün değil ancak özellikle bu mesleklere başladıktan sonra zorlukların ne noktada olduğuna dair bir takım sorular yöneltildi. Konuşmada tayin meselesi üzerinde durduk. Hakimlik-savcılıkta çok karşılaşılan bir durum olduğu için arkadaşların merak ettiği bir mesele oldu. Ancak her mesleğin getirdiği nimet karşısında bir külfet de var. İnsanın alıştığı bir ortamdan başka bir yere gitmek zorunda olması zor ancak bu zorlukları bilerek bir mesleğe talip olduktan sonra bu zorluğun aşılması imkansız değil. Avukatlık ve akademisyenlikte, hakimlik-savcılık kadar sık karşılaşılan bir durum olmadığı söylenebilir.
Ufak bir rehber olması babında sizler için bu yazıyı hazırladım. Hukuk mesleklerinden herhangi birini icra edeceklerle yarın öbür gün belki de aynı masalarda oturup birlikte iş yapacağız. Belki başka vesilelerle bir araya geleceğiz. Maksat diğer gözün göremediğini gören başka bir göz olarak hukuk maratonunda yolculuğa çıkan arkadaşlara yardımcı olabilmek. İnsan her gün bilmediği birçok şey öğreniyor öğrenmezse iki günü aynı geçse ziyanda. İstişareyi, dinlemeyi, iletişimi ve empati kurmayı slogan cümlelerin içerisinden çıkarmak icap ediyor. Bir işe talip olunduğunda o işi en iyi yapanlar kimlerse onlarla istişare etmeyi, onları dinlemeyi son zamana bırakmamalı. Son zamana kalınca talip olunan iş kişinin kendisine bir anda bırakıldığında sudan çıkmış balığa dönebiliyor. İnsanın hayatında telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açabiliyor. Yazıma burada nihayet veriyorum. Yardımcı olabileceğim hususlar, akla gelebilecek muhtemel sorular, ve geri dönüşler için yazının sonuna ekleyeceğim mail adresimden bana ulaşabilirsiniz. Selamlar ve hürmetlerimle…
Hasan ORHAN
hasan.orhan@marmara.edu.tr

Yorum Yaz