Balkanlar Notları: Radoviş

Muharrem Dağlar 28 Tem 2026 7 dk okuma
PAYLAŞ

Bazı topraklar vardır; sınırların dışında kalır ama insanın zihninden hiç çıkmaz. Haritalar değişir, devletler yıkılır, bayraklar iner, yenileri çekilir. Fakat kanla çizilen hudutlar, cetvelle çizilen hudutlardan daha uzun ömürlüdür.

Bugün Bursa ya da Konya bizim için ne anlam ifade ediyorsa; Üsküp de, Manastır da vaktiyle tam olarak o demekti: Vatan toprağı.

Düşünün Bursa’nın elden çıktığını… Birkaç jenerasyon sonra oraya başka bir ülkenin şehriymiş gibi bakılmaya başlanması, bugün Rumeli’ye bakışımızla aynı şeydir esasında.

Bugün sınırların ötesinde kalmış olmaları, tarih sahnesinde yaşadığımız geçici bir fetret devrinden ibarettir.

Tarih boyunca milletler de tıpkı bireyler gibi münferit imtihanlardan geçmiş; cihanşümul bir devlete hükmetmek de yaklaşık iki asırdır süren hezimetler de bu imtihanların birer parçası olmuştur. Bugün yaşadığımız şehirler, nasıl ki geçmişteki göçlerin birer durağıysa; dünya da aslında hepimiz için bir sürgün yeridir…

Belki de bu yüzden Üsküp’e, Selanik’e, Manastır’a veya İşkodra’ya bakarken yabancı bir ülkeye bakıyormuş gibi hissedemiyorum. Oralarda yürürken, bir zamanlar Bursa’da ya da Konya’da yürüyormuşum gibi tanıdık bir duygu eşlik ediyor bana. Çünkü vatan bazen üzerinde yaşadığın yer değil, kendini ait hissettiğin tarihtir.

“Vatan bazen üzerinde yaşadığın yer değil, kendini ait hissettiğin tarihtir.”

Fakat hiçbir yenilgi, bir milletin hafızasını bütünüyle silemez; yeter ki onu hatırlayan insanlar yaşamaya devam etsin. Bunu bana en iyi öğretenler tarih kitapları değil, o topraklarda direnmeye devam eden insanlar oldu.

Oraların pek çok köyüne çıkmış, pek çok beldesini ziyaret etmişliğim, ayak basmışlığım vardır. Gittiğim yerler, Türkiye’ye gelen sıradan bir turistin Kırklareli’nin ücra bir dağ köyüne gitmesi kadar garip ve sıra dışıydı esasında.

Çünkü benim için bu seyahatler turistik bir geziden ziyade; tarihî hafızanın, medeniyet mirasının izinde, kendi millî şuurumu inşa etme yolunda atılmış adımlardı.

Unutamadığım anılarımdan biridir: Makedonya’nın Radoviş şehrindeydik.

Osmanlı’dan kalma tarihi bir camiden geriye sadece sade bir minare kalmıştı; ne yazık ki yapının altı tuvalete çevrilmişti. Durumun vehameti Türkiye’ye iletilince Cumhurbaşkanlığı düzeyinde yapılan girişimlerle o mekânın kapatıldığını öğrendim.

Gostivar’da tanıştığımız yerel teşkilatlardan, şehrin önde gelen bir büyüğü bize bölgede yaşanan örtülü baskıları ve soykırım izlerini anlattıktan sonra, “Sizi Türk Yörük köylerine çıkarayım mı?” diye sordu. Bizim için cana minnetti.

Yaklaşık bir saat süren çetin bir dağ yolculuğunun ardından Koca Ali Bey köyüne vardık. Burası, Fatih Sultan Mehmet’in Karaman Beyliği’ni ortadan kaldırdıktan sonra Rumeli’ye iskân ettiği Konya ve Karaman Yörüklerinden müteşekkildi. Aradan asırlar geçmesine rağmen herkes hâlâ özbeöz Konya ağzıyla konuşuyordu.

Köyün en yaşlısını görmek istediğimizi söyledik. Bizi ahırdan hallice, üflesen yıkılacak sözünün karşılığı olabilecek cinsten kerpiç bir evin önüne götürdüler. Kapı yavaşça açıldı. Bastonuna dayanarak yürüyen, yüz yılı devirmiş Mehmet Amca bizi tebessümle karşıladı. Evin önünde, dağların eteklerine karşı oturduk. Balkan Harbi’nden kalma bir ağıt okumaya başladı. Kayda aldığım o türküye ne kitaplarda ne de arşivlerde rastladım; zira yazılı hiçbir kaynakta yoktu. Sanki bir insan değil, yürüyen bir canlı hafızayla karşı karşıyaydık. Zaten sonradan öğrendik ki yıllar önce TRT de gelip kendisinin belgeselini çekmiş.

Mehmet Amca anlattıkça bölgenin gerçekleri bir bir dökülüyordu ortaya. Bize rehberlik eden ağabey, 2025 yılına kadar bu dağ köyünde su olmadığını, suyun ancak yakın zamanda TİKA sayesinde getirilebildiğini söyledi. Sebebini sorduğumda ise acı gerçeği öğrendim: Hristiyan Gostivar Belediyesi, Türkler pes edip göç etsin diye köye bilerek su bağlamıyordu. Yıllar önce TİKA’nın belediyeye verdiği su motorunu bile köye ulaştırmak yerine başkalarına kiralamışlardı. En sonunda TİKA, bizzat imkânlarıyla suyu dağın tepesindeki köye çıkarmıştı. Bu, uygulanan sayısız yıldırma politikasından sadece biriydi.

Mehmet Amca eliyle karşı dağları işaret etti: “Oralar hep Türk köyüydü…” dedi. 20. yüzyılın başlarında, Balkan Savaşları’nın o çalkantılı yıllarında sırf Türk ve Müslüman oldukları için insanların nasıl katledildiğini anlattı. Araya girip “Siz nasıl hayatta kaldınız?” diye sordum. “Kış ayıydı oğlum; askerler o karda kışta bu rakıma çıkamadı. Yoksa biz de bugün burada olmazdık…” diye yanıtladı.

“Kış ayıydı oğlum; askeri araçlar o karda kışta bu rakıma çıkamadı. Yoksa biz de bugün burada olmazdık…”

Peki, neden hâlâ buradaydılar?

“Mehmet Amca, Türkiye size vatandaşlık veriyor, kucak açıyor. Neden bu yaşta bu çileye katlanıyorsunuz, neden göçmüyorsunuz?” diye sordum. Cevap vermeden önce dağların eteklerine doğru uzun uzun baktı. Sessizlik, vereceği sözlerden daha ağırdı. Derin bir nefes alarak konuştu: “Buralar bize Murat Hüdâvendigâr yadigârı vatan toprağıdır. Onlar zaten ister ki biz buradan ölelim ya da göçüp gidelim… Biliyorlar ki biz gidersek bu topraklarda Türk’ten geriye hiçbir şey kalmaz, silinip gideriz.”

“Biliyorlar ki biz gidersek bu topraklarda Türk’ten geriye hiçbir şey kalmaz, silinip gideriz.”

İşte o gün, vatanın yalnızca sınırlarla çevrili bir toprak parçası olmadığını bir kez daha anladım. Vatan bazen yüz yıllar önce sürülmüş bir Yörük köyüdür; bazen tek başına ayakta kalmış bir minare, bazen de bütün yokluklara rağmen “Ben buradan gitmeyeceğim” diyen asırlık bir çınarın iradesidir.

“Vatan bazen yüz yıllar önce sürülmüş bir Yörük köyüdür; bazen tek başına ayakta kalmış bir minare, bazen de bütün yokluklara rağmen ‘Ben buradan gitmeyeceğim’ diyen asırlık bir çınarın iradesidir.”

Balkanlar’da şahit olduğum daha pek çok şey var… Bütün bunları yaşamak, yaşatmak ve bir hukukçu gözüyle kayda geçirmek en büyük sorumluluğum. Gençlerin dimağına ve gönlüne o vatan anlayışını nakşetmek, güçlü kalmadığımız takdirde neleri kaybedeceğimizi ve oraların bizim öz vatanımız olduğunu idrak ettirmek istiyorum.

Benim o topraklara olan sevdam da, kavgam da bundandır.

Yorum Yaz