Film Haritaları: Ölümsüzler Köyü

Muhammed Yasir Asrak 25 Ara 2025 4 dk okuma
PAYLAŞ

Old Men Never Die, Türkçe ismiyle Ölümsüzler köyü.

Bu köyde 45 yıldır kimse ölmüyor. Bu süre tam olarak, yaşlı bekarlardan biri olan Aslan’ın köye ilticasına tekabül ediyor. Gençliğinde cellat olarak birçok idam mahkumunun canını alan Aslan. Emekliliğinde kendisine yöneltilebilecek olası bir suikast korkusuyla dağın başındaki bu köye kaçıyor. Filmin her karesinde ilmek ilmek işlenmiş birer fotoğraf sanatı ile karşı karşıya kalıyoruz sanki. Ölümü irdelerken aynı zamanda birçok da mizahi unsuru barındırıyor olması filmi hayat tadında gerçekçi bir boyuta taşıyor. Bu sayede hiç sıkılmadan rahatlıkla sonunu getirebiliyorsunuz.

Yönetmen Reza Jamali bu filminde bize Erdem Beyazıt’ın Bulmak şiirinden bir mısra ile “Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm” diyor adeta. Ölüme de bir nimet nazarıyla yaklaşmamız gerektiğini hatırlatıyor. Bir sohbetinde “Allah devasız dert yaratmamıştır. Ölüme çare yok diyecek olabilirsiniz ancak ölüm dert değil vuslattır, masivadan sıyrılmaktır.” diyordu Ömer Tuğrul İnançer.

Filmin başrolleri bekar yaşlılar birçok başarısız intihar girişiminde bulunuyorlar ancak kafaları hayli karışık. Kimi zaman hayata tekrar bağlanmak, evlenip barklanmak, bir nevi hayata yeni bir başlangıç yapmak geçiyor akıllarından. Bu gelgitli ruh hali ölümün de ölümsüzlüğün de korkusuyla burun buruna getiriyor onları.

Her gün köy kahvesinde oturup neden ölmediklerine dair mülahazalarda bulunuyorlar. Aslan’ın köye gelişini ve ölümlerin kesilmesini Aslan’ın bereketsizliği olarak görüyorlar. Yine Aslan’ın yönlendirmesiyle birçok kez intihar girişiminde bulunuyorlar. Askerler bu köyde yalnızca bekar yaşlıların intiharını engellemekle görevli memurlar gibiler. Bu çabalarının askerler nedeniyle başarısız olması sonrası yaşlılardan biri bu durumu “İntihar edip ölseydik şimdi cehennemi boylamıştık.” diye yorumluyor. Yine bir gün bir başkası gençken evlenmedikleri için Allah’ın kendilerine küstüğünü bu yüzden canlarını almayarak onları cezalandırdığı tespitinde bulunuyor.

Ölümün uzak olduğunu kabullendiklerinde dünyadan korkmaya ve dünyaya bağlanmaya başlıyorlar. Ancak, köyde bir bebeğin ölü doğmasıyla ölümün yakınlaştığını hissettiklerinde boğazlarının düğümlenmesinden gerçekliğin ne kadar zamansız ve sert şekilde karşımıza çıkabileceğini anlıyoruz. Esas korkulması gereken de bu filmin dünyaya bağlanmak safhası olmalı zannımca. İbrahim Tenekeci’nin de dediği gibi:

Ah efendim, sorar durur can;

Nasıl bir sondur bu,

Kaçtıkça yakınlaşan

Kaçtıkça yakınlaşan…

Böylesine cana yakın bir penceren ölümün irdelenmesi, filmin estetiği, mizahi unsurları, doğal akışı… Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi olmasına rağmen gerçekten kendi adıma çok başarılı buldum. Nasip olur da bir gün ben de ilk uzun metrajlı filmimi çekersem bu kadar candan bir film olmasını şimdiden rabbimden niyaz ederim 🙂

Hazır bir duada bulunmuşken yazıyı dua tadında aynı zamanda filmin konusu olan ölüme de temas eden bir Ziya Osman Saba’nın bütün şiirlerinden oluşan kitabına da adını veren Cümlemiz şiiriyle noktalamak isterim.

Şu garip yeryüzünde anlaşılmaz ömrümüz..
Gelip yanı başıma boynunu büken öksüz,
Evlâdı gitmiş ana, siyah yeldirmeli dul,
Son kalan eşyasını mezada veren yoksul.
Fakirin iç çekişi, zenginlerin usancı.
Gurbete düşmüş yolcu, yolcu bekleyen hancı.
Şu anda yeraltına günahıyla gömülen,
Büyük tımarhanede kahkahalarla gülen,
Ölü, ölü yıkayıcı, hasta, hastabakıcı,
Allahım, cümlemize acı!..

Alıntılar

1-Bulmak, Erdem Beyazıt

2-B35 — Dinle Neyden | Ömer Tuğrul İnançer, MyMecra

3-Sözü yormadan, İbrahim Tenekeci

4-Cümlemiz, Ziya Osman Saba

Yorum Yaz