Benem Mansûr-i aşk, hoş dâre geldim
Cemâlin görmeğe dîdâre geldim
Yazımıza, İstanbul’a Halvetî neşesini taşıyan Cemâl-i Halvetî Hazretleri’nin büyük halifesi Yusuf Sünbül Sinan Hazretleri’nin bu nutk-ı şerîfiyle başlamak istedik. Zira kaleme almayı murad ettiğimiz tekke yazıları serisine, onun izini taşıyan bir tarîkat bahçesiyle adım atıyoruz.
Fakire de hizmeti nasip olan Şah Sultan Tekkesi, asırlara meydan okuyan tarihi ve hâlâ hissedilen huzuruyla bizleri beklemektedir. İstanbul’un Medînesi olarak anılan Eyüp Sultan beldesinde, Ebâ Eyyûb el-Ensârî (r.a.) Hazretleri’nin komşuluğunda yer alan bu mübarek mekân; Yavuz Sultan Selim Han’ın kızı, Lütfi Paşa’nın zevcesi Şah Sultan (ö. 980/1572) tarafından, muhtemelen 940/1533 veya 944/1537 yılında inşa ettirilmiştir. Tekke, halk arasında “Hançerli Sultan Sarayı” olarak bilinen Şah Sultan Sarayı’nın bahçesinde, Halvetiyye tarîkatının Sünbüliyye kolunun şeyhi Merkez Efendi (Mûsâ Muslihuddîn Efendi, ö. 959/1551) adına yapılmıştır.
Merkez Efendi Hazretleri, bu tekkenin meşîhatini bizzat üstlenmemiş; görevini halifelerinden Gömleksiz Şeyh Mehmed Efendi’ye tevdi etmiştir. Kendisi ise Koca Mustafa Paşa Âsitânesi’ndeki hizmetine devam etmiştir. Şah Sultan Tekkesi, kuruluşundan itibaren Halvetiyye tarîkatının Sünbüliyye koluna bağlı olarak irşad faaliyetlerini sürdürmüş; zikir meclisleri ise genellikle salı günleri icra edilmiştir.
Günümüze, bu mübarek tekkeden cami olarak hizmet vermeye devam eden tevhidhâne ile türbe kısmı ulaşabilmiştir. Türbede Merkezzâde Şeyh Ahmed Efendi, Şeyh İbrâhim Necâtî Efendi ve Şeyh Ebü’l-Feyz Mehmed Efendi Hazretleri medfundur.
Uzun yıllar metruk kalan ve son restorasyonun ardından da boş bırakılan türbenin içini ihya etmeye gayret ettik. Türbe hizmetleriyle tanınan Halid Develioğlu nam-ı diğer Hadimü’l-Türbedâr Hocamızla birlikte, mekânı aslına ve ruhuna uygun şekilde tezyin etmeye çalıştık. Dört terk üzerine kırk daldan oluşan ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’nin tâcına nisbetle yukarı doğru sivrilen Sünbülî Tâc-ı Şerîfleri’ni hazretlerin başuçlarına yerleştirdik. Türbede yatan zatların ve tarîkat büyüklerinin isimlerine münasip olarak, Hattat Mahmud Şahin Hocamızın kaleminden çıkan hat levhalarını duvarlara astık. Ömürlerini Ehl-i Beyt sevgisini, aşkını ve muhabbetini anlatmaya vakfetmiş bu gönül erlerinin türbesine, o mübarek isimleri eklemek de ayrıca gönlümüze ferahlık verdi.
Yapılan her hizmet, içimizde yeni bir heyecan uyandırdı ve nice hayırlı işlere kapı araladı. Nihayet bu aşk ve muhabbetle, tekkelerin seddolunmasından bu yana ilk defa bir meşk programı icra etmek de Allah’ın izniyle nasip oldu. Aslına uygun biçimde, meydan günü olan salı günü, hak âşığı bir avuç güzel insan davetimize icabet etti. Akşamın serinliği, yeni biçilmiş çimlerin kokusu ve hazretlerin mânevî âsûdeliği eşliğinde eserler okundu. Kalpten kalbe muhabbetin aktığı o gece, bize bir kez daha tekkelerin hoş sadasını fısıldadı.
Meşk heyecanıyla Muharrem ayına girdiğimizde gönlümüze tek bir şey düşmüştü. Muharrem ayının gönüllerimize çöken mahzun ama diriltici ikliminde, Kerbelâ çölünde şehâdet şerbetini içen İmam Hüseyin Efendimiz ve Ehl-i Beyt’ten, ashâbından can veren cümle şühedâyı rahmet ve hürmetle yâd etmek de bu dergâhda bizlere nasibi oldu. Asırlardır İstanbul’da Koca Mustafa Paşa Sünbülî Âsitânesi’nde sürdürülen aşûre geleneğini, Şah Sultan Tekkesi’nde de yıllar sonra ilk defa ihyâ etmenin şerefine eriştik.
Bu müstesnâ günde İstanbul’un muhtelif tarîkatlarından gelen dervişler, muhibbler ve gönül erleri bir araya geldi. Kerbelâ mersiyeleri okunup, Hazret-i Hüseyin’e gözyaşı dökülürken; bakır kazan kuruldu, niyetler hâlis kılındı. On iki İmam’a ithâfen on iki çeşit malzeme ile kaynatılan aşûre, sadece bir ikram değil, muhabbetin ve birlik ruhunun bir nişânesi oldu.
Asırlar sonra yeniden ihyâ edilen bu mânevî sofra, tekkelerin yalnızca birer taş ve topraktan ibaret olmadığını; doğru zamanda, doğru niyetle buluşan gönüllerle yeniden dirilebildiğini bir kez daha gösterdi. Kerbelâ’nın hüznüyle yoğrulan aşûre, Şah Sultan Tekkesi’nin avlusunda duaya, gözyaşına ve muhabbet halkasına dönüştü.
Bütün bunları nasip eden Yüce Allah, gönül dergâhlarının sayısını artırsın. Demi devrânına hû.
Görüpdür Sünbülî dostun cemâlin
Benem bülbül gibi gülzâre geldim



Yorum Yaz