Endülüs’e Seyahat – 2

Muhammed Yasir Asrak 10 Nis 2026 8 dk okuma
PAYLAŞ

İlk yazıyla ilgili güzel dönüşler aldım. Okuyup yorumda bulunmalarının yanı sıra bu dönüşlerin; eksik kaldığım, fark etmeden atladığım kısımlara işaret ederek yazarlığımın gelişimine sağladıkları katkı dolayısıyla kendilerine müteşekkirim.

Madrid Merkez Camii

Öncelikle Madrid’de ilk durağımız olan Madrid Merkez Camisinden daha detaylı bahsetmek istiyorum. 1988 yılında ibadete açılan cami İber yarımadasında Endülüs’ün yıkılışının ardından alenen faaliyete geçen ilk cami olarak biliniyor. Yekpare, 4 katlı bir yapı olarak içerisinde okul, kütüphane, konferans salonu gibi unsurları da bir arada bulunduruyor olması hasebiyle külliye olarak da tavsif edilebilir. Aynı zamanda, oranın diyanet işleri başkanlığı gibi çalışan ispanya İslam federasyonunun da merkezi olarak kullanılıyor.

Bodrum katındaki abdesthanede abdestimizi aldıktan sonra mescid kısmına çıktığımızda saat farkına, namaz vakitlerine hiç bakmadan güzel bir tevafuk eseri öğle ezanı okunmaya başlamıştı. Cemaate katılıp namazımızı eda ettik ve binanın içerisinde biraz dolaştıktan sonra girdiğimiz kapıdan dışarı çıktık. Sanırım biz içeride oyalanırken dışarıda cenaze namazı kılınan bir meftanın musalla üzerindeki tabutunun başında taziyeleri kabul eden yakınları 3’er adet paketlenmiş hurma ikram ediyorlardı. Allah’tan rahmet ve yakınlarına baş sağlığı diledikten sonra birkaç kişiyle sohbet etmekte olan imama selam verdik, Türkiye’den geldiğimizi söyledik. İngilizce İspanya’da çok yaygın değil, bu nedenle çat pat ancak anlaşabildik. Bu ve bundan sonraki camilerde karşılaştığımız imamların sanırım hepsi ve camilerin cemaatlerinin ekserisi Faslıydı. Mahallede müslümanlar ikamet ediyor olmalı ki birçok dükkanda helal ibaresi yer alıyordu. Köşedeki bakkalda Türk markaları da epey fazlaydı, hatta aynı sokakta bir kebapçı da vardı fakat Pakistanlılar işletiyordu, İspanya’da mukim hiç Türk biriyle karşılaşmadık. Orada bir fastfood restoranında yemek yedik, fiyatlar hemen hemen Türkiye ile aynıydı. İçecek seçenekleri arasında alkolsüz bira da vardı. Önceden duymuştum, ilgimi çekmemişti fakat böyle bir yerde karşıma çıkınca neye benzediğini, neden böyle bir şeye ihtiyaç duyulduğunu merak ederek denemek istedim. Sanırım alkol oranı sıfırlanmış ancak tadı muhafaza edilmiş bir alternatif olarak üretiliyor, bu ismi taşıyan bir şeyin içerisinde alkol olmasa bile mahzurlu olduğunu düşünüyorum, açıkçası lezzetli de değildi.

Toledo – Kastilya Üniversitesindeki Müslüman Gençler

İlk yazıyla ilgili aldığım dönüşler doğrultusunda son eklememi de yaparak rotamızın devamındaki şehirlere geçeceğim. Toledo’da Kastilya Üniversitesi (UCLM) ‘nin tarihi binalarında dolaştığımızdan, müslüman öğrencilerle sohbet ettiğimizden bahsetmiştim. İlk denememiz öğle vaktiydi, hiç ingilizce bilmedikleri için başarısız bir iletişim girişimiydi. Hava karardıktan sonra akşam namazımızı kılmak için tekrardan üniversiteye gitmiştik. Dışarı çıkacakken binanın ortasına yerleştirilen ve o saatlere kalan öğrencilerin yoğunluğu oluşturduğu kütüphane ilgimizi çekmişti. Kütüphanede çalışan tesettürlü bir hanım vardı. Arkadaşım Furkan yanına gidip kendisine şehirle ilgili bir müslüman gözünden merak ettiğimiz birkaç şeyi sormak istedi. Tabi ki kütüphane içerisinde olduğumuz için fısıltıyla konuşmak durumundaydık. Selam verip kütüphaneden ayrıldıktan sonra binanın dış kapısından çıkmıştık ki o da bize birkaç şey sormak istediğini söyleyerek yanımıza geldi. Ayaküstü birkaç dakika sohbet ederek kendisini tanıma fırsatı bulduk. Aslen Faslı olan Rebab ismindeki bu hanım doğma büyüme Toledo şehrindenmiş. Şehrin müslüman nüfusunun ekserisi 20 kilometre civarı uzaklıktaki bir kasabada ikamet ediyormuş. İngilizcesi gayet iyi bir seviyedeydi. Seyahat planımızdan kendisine bahsettik, danışmak istedik ama garip bir şekilde Kurtuba, Granada gibi Endülüs’ün mühim şehirlerine henüz hiç gitmediğini söyledi. Ayrıca Türkiye’yi de çok merak ettiğinden bahsetti. Allah kendisine önce Endülüs’e sonra da Türkiye’ye seyahat etmeyi nasip etsin.

Kurtuba

Uçak biletlerimizi Madrid gidiş Sevilla dönüş şeklinde almıştık. Seyahat planımızı da buna göre en kısa sürede en verimli şekilde hareket edebilecek şekilde yapmaya gayret ettik. Madrid ve Toledo’yu toplu ulaşım araçlarıyla dolaştıktan sonra Sevilla’dan araç kiralayıp sırasıyla Kurtuba, Granada, Marbella, Malaga, Tarifa, Cadiz ve son olarak tekrardan Sevilla’ya varıp bir gece konaklayıp şehri dolaştıktan sonra havaalanına aracı teslim edip dönüş yoluna koyulacak şekilde planladık, gayet de umduğumuz şekilde verimli oldu, elhamdülillah.

Sevilla’yı dönüşe bıraktıktan sonra hızlıca Kurtuba yoluna koyulduk. Kurtuba Camiinin biletlerini alırken internet sayfasında yabancı ülkelerde okuyan turistler öğrenci indiriminden yararlanamazken gişede öğrenci kartlarımızı göstererek bu indirimden yararlanmamız bizim için avantajlı oldu. Endülüs’ün göz bebeği Kurtuba. Bir nevi Ayasofya gibi sembolik bir anlama sahip. Gelen giden kendi şöhretini artırmak, güç gösterisi yapmak için ortasına, köşesine şapeller yaptırmış ortaya kafam kadar karışık bir yapı çıkmış. Aslına uygunluğunu bilmiyorum ama güzel de bir mihrab muhafaza ediliyor. Mihrabın bu hali bana Bekir Sıtkı Sezgin sesinden Endülüs’e karşı “Yıkıldı şimdi hasretinle gönül mihrabım” gazelini hatırlattı.

İhsan Süreyya Sırma Ah Endülüs kitabında Endülüs’ün adını ilk defa lise yıllarında Yahya Kemal’in Endülüste raks şiiriyle duyduğunu söyleyip keşke Yahya Kemal gibi bir şairimizin Endülüste geçirdiği onca vakti ispanyol bir dansöze yazdığı şiirle değil de endülüs tasavvurumuza katkı sağlayacak bir şiirle taçlandırsaydı diye sitem ediyordu. Gerçekten de bir çoğumuzun aklına endülüs dendiğinde zil, şal ve gül diye devam eden özellikle de bestelenmiş halini Münir Nurettin’den dinlemeye doyamadığımız Endülüste raks gelir. Bu sitemine ben de katılıyorum ve buraya Ebul Beka er-rundi’nin Endülüse ağıt şiirinden bir parça bırakıyorum.

Taha Kılınç’ın yazılarında şiddetle tavsiye ettiği üzere Roger Garaudy’nin eşi Selma Faruki’nin emekleriyle ortaya çıkan Endülüs evini de ziyaret ettik. Kapısından girdiğimiz anda müslüman endülüs’e ışınlanmış hissiyatını yaşadık. Selma Hanım orada olmadığı için kendisiyle görüşemedik ama kendisine selamımızı iletmelerini istedik.

Ara sokaklardan birinde güzel kapılı, aktif faaliyet gösteren bir cami bulduk fakat namaz vaktinde açılmadı maalesef. Cuma namazı dışında yanındaki restoranın üst katındaki mescit kullanılıyor olsa gerek.

Şehrin ortasından Vadi’il Kebir ırmağı akıyor. Hava kararırken üzerindeki tarihi taş köprüden bir kez gidip dönmek şeklinde vakit geçirerek bu seyahatin Kurtuba faslını sonlandırdık. Granada’ya doğru yola koyulduk. Daha erken çıkıp gece misafir olmak üzere sözleştiğimiz, Granada’nın orgiva kasabasında bulunan, büyük bir arazi içerisinde zeytin ağaçları ve taş evlerin bulunduğu müslümanlara ait bir çiftlik olan Azahara’ya yetişmeyi umuyorduk ancak hem geç vakitte gidip rahatsızlık vermek istemediğimizden hem de yoğunluğu hesaba katarak önceden, sabahın en erken saatine aldığımız Al-Hamra biletleri sebebiyle yolculuk esnasında Granada’nın merkezinde kalacak bir otel bulduk. Bu yazıyı daha fazla uzatmadan burada sonlandırmak istiyorum. Bir sonraki yazıda El-Hamra Sarayı, Albaicin’de bulunan Granada Ulu Camii, Orgiva kasabasında konakladığımız Azahara burada tanıştığımız güzel insanlar ve bu mevkide bir köyde yer alan nakşi tekkesi ile devam edeceğim. 2 yazıda tamamlamayı umarken hatırımda kalan güzel detayların zihnimde belirmesiyle birlikte sanırım 3. yazı ile bu seyahate dair yazı serisini tamamlamayı umuyorum. Allah’a emanet olun.

Yorum Yaz