Geçenlerde güzel bir metafora rastladım: araba kullanırken radyo dinleriz, sohbet ederiz; geri geri park edeceğimiz zaman müziğin sesini kısarız, dikkat kesiliriz. Eğer hayatta dikkat kesilecek bir şey yoksa alelade yaşıyoruz demektir ve hatırlanmaya değer anılarımız da yoktur.
Kendini akışa bırakmak, yolda olmak kıymetlidir elbet; bunu da şerh düşelim. Ama buradaki araba kullanma eylemi yolda olmak anlamına gelmiyor. Daha ziyade, tefekkür etmeksizin, seyretmeksizin, yalnızca sonuca odaklanılmış süreçten azade bir yolculuğu ifade ediyor.
Bu yazıyı yazdığım günce klasöründe çok kıymetli anılarım var. Dolu dolu geçen ramazan özetleri; ziyaret ettiğim kadim mekanlara, tanıştığım kıymetli insanlara dair notlar…
Günümüzde bir şey üretmek sadece paylaşmak içinmiş gibi bir algı hakim. Paylaşmak, takdir görmek ve unutulup gitmek. Bunları tamamen kendim için yazıyorum, bir anlık görünüp unutulmak için değil, aksine dönüp dönüp ince detaylarına kadar hatırlamak için; çünkü hatırlanmaya değer hatıralar.
Sosyal medya, insanı paylaşmak için yaşayan bir duruma sürüklüyor ve sanki paylaşılan şeyin kıymetini insanlar belirliyor. Geçen vakit bu değerle ifade edilemez, bu kadar değersizleştirilemez diye düşünüyorum. Dünya fanidir ama insan fani değildir. Gündemimizi, yaşantımızı, bakış açımızı böyle alelade bir düzene emanet edersek; dünyaya benzersek bütün bu meşgale sonunda sosyal medya akışında kaybolan içerikler gibi bir ömür sürmüş oluruz. Velhasıl hayat hatırlanmaya değer olmalıdır, yaşamımızı sürdürmek için sürecin pek de kıymetli olmadığı yolculuklara mecbur olsak da arada bir radyonun sesini kısıp dikkat kesilmeli, arabamızı bir kenara park edip gerçek seferlere de çıkabilmeliyiz.

Yorum Yaz