Laiklik elden gidiyor, irtica geliyor… Bir sokak röportajı mikrofonuna bu cümlelerle cevap vererek meşhur olan Süleyman Amca aslında yakın tarihte müslüman anadolu insanına kendi toprağında yapılan işkence ve zulümleri, en temel haklarından dahi devlet eliyle mahrum bırakılmasını bu cümlelerle çok güzel özetliyordu. Devleti, medyayı ve sermayeyi tamamen kendi tekeline alarak halkın emeğini sömüren, müslümanca bir hayat yaşamasını yasaklayan, kendilerini devletin sahibi zannederek bu imkanlarla şatafatlı hayatlar sürdüren vesayet odakları, laiklik ve irtica kavramlarını kendilerine boyun eğenler için birer afyon, büyük fedakarlıklarla haksızlıklara karşı duranlara karşı ise bu kavramları bir nevi sopa olarak kullanarak bu düzenin 1000 yıl daha süreceğini iddia ediyorlardı. O yıllarda devletin yasakladığı, halka zulüm sebebi kıldığı manevi yaşantının bugün devlet eliyle kolaylaştırılması ve devletin halkla bütünleştiği bir çehreye dönmeye başlaması sandıkları kadar uzun sürmedi.
Tabii platformunda yayınlanan Yankı:görünmez el dizisi yakın tarihimizde yaşanan olayları anlamlandırma çabamıza hizmet ederken aynı zamanda heyecan verici bir seyir zevki de sunuyor. “Yankı: görünmez el” dizisinin yaşanmış, yakın tarihimize damga vurmuş olayları irdeliyor olması ve her bölümde işlenen meselelerin birbirinin devamı ve ayrılmaz birer parçası olması hasebiyle uzun metrajlı bir kurmaca belgesel gibi de değerlendirilebileceği düşüncesindeyim.
Senaryonun seyri dizinin ana karakteri Eray’ın ahlak ve kariyer ikilemiyle başlayıp döneme damga vuran toplumsal olayları merkeze taşıyarak bu iki hikayeyi harmanlayan bir yapıda gayet akıcı ve tutarlı bir biçimde ilerliyor. Yakın tarihimizde yaşanan birtakım olaylara odaklanan bir dönem dizisi olması nedeniyle nostaljik bir tablo yerine 90’lı yılların kasvetli, esrarengiz havasını yansıtmak için loş ışıklar ve soğuk pastel tonlarda bir renk paleti kullanılmış olmasını da yerinde buldum.
İlk bölümün prolog kısmında 2013 yılında, üniversitede iktisat dersinin ortasında sınıfa bir adam giriyor ve yazı tahtasına “Banka nasıl soyulur? “ yazıyor. Sonrasında olayların yaşandığı zamana, 1999 yılına dönüyoruz ve bütün olaylar tahtada yazan bir kavram etrafında şekilleniyor, “Soygun”. 2013 ile 1999 yılları arasında gidip gelen bir hikayeyi ekrana taşıyan dizide 2013 yılının tercih edilme nedeni 28 Şubat davasının görülmeye başlanması ve aynı zamanda 17-25 Aralık süreciyle birlikte paralel devlet yapılanması olarak bilinen, yargı, ordu ve bürokrasi içerisinde bir nevi başka bir vesayet odağı olan FETÖ’nün tasfiye sürecinin başlamasına tekabül ediyor. Bu doğrultuda ilk sezonda 28 Şubat süreci, laiklik ve irtica meselelerine odaklanan “Yankı: görünmez el” dizisinin bir sonraki sezonda FETÖ meselesini konu edinebileceğini tahmin ediyorum.
Bu tür yapımların sinematik yönünden ziyade toplumsal bir fayda gözeterek bağdaştırdığım misyona hizmet ediyor oldukları kanaatimden ötürü üzerine konuşmayı ayrıca önemsiyorum ve örneklerinin artarak devam etmesini temenni ediyorum. Tarih tekerrürden ibarettir denilse de memleketimizde bir dönem yaşanmasından hicap duyduğumuz garabetlerin tekrar etmesine yahut tekrarlanmasına tevessül dahi edilmesine mani olmak açısından toplumsal hafızanın canlı tutulmasına vesile oluşu “Yankı: görünmez el” dizisini benim açımdan daha anlamlı kılıyor.

Yorum Yaz