A
kurabilseydi bebek, yıkılan Halepçe'yi
kırabilirdi hayal bu memnu kelepçeyi
çiçekli bir hânüman gördügünde, yâd olan
içinde tebessümler biriktirip, sâd olan
narin parmaklarıyla dokunsaydı yarama
bir damla su koyardı çatlayan matarama
vakitlerden geceyi sevdigini söyleyen
yalanı kapısından kovdugunu söyleyen
gitti bilmedigimiz günlerin ötesine
günler ki, gün ısıgı kalmadı ertesine
ey civan gölgesinden göklere bakan kapı
buzlayan bir âlemde kendini yakan kapı
senin de, benim gibi girizgâh oldugun yer
O'nun avuçlarında Ayine-i Iskender
yine âh mı sızıyor peltelesen dilinden
gözlerin mi damlıyor sararmıs mendilinden
O, Kızıl Adalar'dan kusatandır "ay"ımı
Yedikule önünde yıkandır sarayımı
saçları en hülâsa serhidir karanlıgın
senin de mi tarihe gömüldü tiranlıgın
geri gelecek diye, yollara bakıyorsun
titreyince, Nef'î'den hicivler okuyorsun
oysa ben, bir yangının kalbine yürüyorum
ruhunda, kaybettigim cevheri arıyorum
her solukta ömrümü çürütse de bin cefâ
gülüme sitem bile edemedim bir defa
ey baharı beklerken sararıp solan kapı
yemyesil bir bahçede ihtiyar olan kapı
kırabilirdi hayal bu memnu kelepçeyi
çiçekli bir hânüman gördügünde, yâd olan
içinde tebessümler biriktirip, sâd olan
narin parmaklarıyla dokunsaydı yarama
bir damla su koyardı çatlayan matarama
vakitlerden geceyi sevdigini söyleyen
yalanı kapısından kovdugunu söyleyen
gitti bilmedigimiz günlerin ötesine
günler ki, gün ısıgı kalmadı ertesine
ey civan gölgesinden göklere bakan kapı
buzlayan bir âlemde kendini yakan kapı
senin de, benim gibi girizgâh oldugun yer
O'nun avuçlarında Ayine-i Iskender
yine âh mı sızıyor peltelesen dilinden
gözlerin mi damlıyor sararmıs mendilinden
O, Kızıl Adalar'dan kusatandır "ay"ımı
Yedikule önünde yıkandır sarayımı
saçları en hülâsa serhidir karanlıgın
senin de mi tarihe gömüldü tiranlıgın
geri gelecek diye, yollara bakıyorsun
titreyince, Nef'î'den hicivler okuyorsun
oysa ben, bir yangının kalbine yürüyorum
ruhunda, kaybettigim cevheri arıyorum
her solukta ömrümü çürütse de bin cefâ
gülüme sitem bile edemedim bir defa
ey baharı beklerken sararıp solan kapı
yemyesil bir bahçede ihtiyar olan kapı
Saçlarına can veren yıldızlar nerde gülüm
Hangi ferman dokundu bakışlarına senin
Belki sahrada değil, şimdi göklerde gülüm
Taşıyor bulutları gözlerinde, nazenin
Senin her kirpiğinde bir dervişin ahı var
Muhteris aynaların eskidiği yerdesin
Yüzünde en çaresiz devlerin günahı var
Zamanı sonsuzluğa bağlayan mahşerdesin
Divan-ı harbe giden yiğitlerin ardında
Kanayan kitaplara gül götüren yağmurum
Hüznü bir tabut gibi buluyorum derdinde
Senin toprağın için çırpınıp ağlıyorum
Memnû bir zerrin kadar edâlı ve soylusun
Gamzelerinde nazlı kıvılcımlar gizlenir
Bağbozumunda bile yediveren boylusun
Gün olur ki, kalbinde gözlerim filizlenir
Bu sevda dayanılmaz bir ağıttır zülfünde
Rüzgarın her bûsesi içimde kurşun olur
Yıldız kayar, ay susar geceye güldüğünde
Dağda çiğdem solarken çölde ceylan vurulur
Ben bu yol ayrımında sensiz olsam ne çıkar
Kahra göçen kuşların kanatlarında kaldın
Ölümün gözyaşları bir gün hicranı yıkar
Tarihe bir sır gibi düşer senin de adın
Hangi ferman dokundu bakışlarına senin
Belki sahrada değil, şimdi göklerde gülüm
Taşıyor bulutları gözlerinde, nazenin
Senin her kirpiğinde bir dervişin ahı var
Muhteris aynaların eskidiği yerdesin
Yüzünde en çaresiz devlerin günahı var
Zamanı sonsuzluğa bağlayan mahşerdesin
Divan-ı harbe giden yiğitlerin ardında
Kanayan kitaplara gül götüren yağmurum
Hüznü bir tabut gibi buluyorum derdinde
Senin toprağın için çırpınıp ağlıyorum
Memnû bir zerrin kadar edâlı ve soylusun
Gamzelerinde nazlı kıvılcımlar gizlenir
Bağbozumunda bile yediveren boylusun
Gün olur ki, kalbinde gözlerim filizlenir
Bu sevda dayanılmaz bir ağıttır zülfünde
Rüzgarın her bûsesi içimde kurşun olur
Yıldız kayar, ay susar geceye güldüğünde
Dağda çiğdem solarken çölde ceylan vurulur
Ben bu yol ayrımında sensiz olsam ne çıkar
Kahra göçen kuşların kanatlarında kaldın
Ölümün gözyaşları bir gün hicranı yıkar
Tarihe bir sır gibi düşer senin de adın
ölümü paylaştıran bir rüyada gülerken
biliyorum, senin de gözlerin sulusepken
hercai resimlere meftûn olurken asır
bir garip uyku gibi sarsıyor kubbeyi sır
baygın kalabalıklar içinde tek başına
giriyorsun hüzünle bu meydan savaşına
kuşan artık sabırlı günlerin kılıcını
pervâsız şimşeklerin evine göm acını
mağara duvarında görünür ruhun yüzü
kafesini kıracak kuşun mavidir gözü
bir rebâbın sesinde uçuşan mestaneler
semâzen bir akşamın insiyâkıyla döner
arzın intiharından uzaklaşır 'hû' ile
binlerce vâha ile, binlerce âhû ile
biliyorum, senin de gözlerin sulusepken
hercai resimlere meftûn olurken asır
bir garip uyku gibi sarsıyor kubbeyi sır
baygın kalabalıklar içinde tek başına
giriyorsun hüzünle bu meydan savaşına
kuşan artık sabırlı günlerin kılıcını
pervâsız şimşeklerin evine göm acını
mağara duvarında görünür ruhun yüzü
kafesini kıracak kuşun mavidir gözü
bir rebâbın sesinde uçuşan mestaneler
semâzen bir akşamın insiyâkıyla döner
arzın intiharından uzaklaşır 'hû' ile
binlerce vâha ile, binlerce âhû ile
ağlama ki, aynalar kırılıyor içimde
bulutlara değdirme ellerini, ne olur
sanki görmüş gibisin bir pencere önünde
sessiz hıçkırıklara gömülen bedenimi
ruhuma dokunduğun fırtınalı bir günde
ağlama, bakışların deli divane olur
yüzüm ya aydınlıktır, ya kan gibi karanlık
kehkeşanlar gizlidir oysa senin yüzünde
ne kadar beklesem de gelmeyecek bilirim
seni bende eriten bir muştu, yüreğime
o nergis edasıyla soluklanan gözlerin
zindanıma pencere olmayacak, bilirim
sen misin yıllar boyu aradığım şehrayin
yoksa yanılgıya mı düşüyorum yeniden
bana bakınca neden kararıyor kainat
neden uzaklaşınca ışıldıyor her sabah
ya bu yollar umutsuz duraklarda bitiyor
ya da hep umutsuzca yürüyor ayaklarım
ağlama ki, çiçekler kızıla boyanmasın
yalnız benimle büyüt güllerini, ne olur
gönlümün tarih olmuş devleri yeniden uyanmasın
kıvılcım süzülüyor yaslı kirpiklerinden
üzerime savurma küllerini, ne olur
tutkular alev alev hüzne pervane olur
ağlama, çaresizlik kapıya dayanmasın
ya arala gizemli bütün perdelerini
bir rüya çizgisinde şenlensin aynalarım
ya da hücre gibi kapat bana kendini
karışayım yeniden teraddüt sellerine
birer birer kırılıp dökülsün aynalarım
sebil eyle sonunda her düşmana kendini
bulutlara değdirme ellerini, ne olur
sanki görmüş gibisin bir pencere önünde
sessiz hıçkırıklara gömülen bedenimi
ruhuma dokunduğun fırtınalı bir günde
ağlama, bakışların deli divane olur
yüzüm ya aydınlıktır, ya kan gibi karanlık
kehkeşanlar gizlidir oysa senin yüzünde
ne kadar beklesem de gelmeyecek bilirim
seni bende eriten bir muştu, yüreğime
o nergis edasıyla soluklanan gözlerin
zindanıma pencere olmayacak, bilirim
sen misin yıllar boyu aradığım şehrayin
yoksa yanılgıya mı düşüyorum yeniden
bana bakınca neden kararıyor kainat
neden uzaklaşınca ışıldıyor her sabah
ya bu yollar umutsuz duraklarda bitiyor
ya da hep umutsuzca yürüyor ayaklarım
ağlama ki, çiçekler kızıla boyanmasın
yalnız benimle büyüt güllerini, ne olur
gönlümün tarih olmuş devleri yeniden uyanmasın
kıvılcım süzülüyor yaslı kirpiklerinden
üzerime savurma küllerini, ne olur
tutkular alev alev hüzne pervane olur
ağlama, çaresizlik kapıya dayanmasın
ya arala gizemli bütün perdelerini
bir rüya çizgisinde şenlensin aynalarım
ya da hücre gibi kapat bana kendini
karışayım yeniden teraddüt sellerine
birer birer kırılıp dökülsün aynalarım
sebil eyle sonunda her düşmana kendini
ateşiyle pürmelal yandığım sen miydin ah
dallarına umutla konduğum sen miydin ah
bir kenarda bırakıp şehla defineleri
nice bin kez yolumdan döndüğüm sen miydin ah
göğsümün duvarına işledim hayalini
her saniye ismini andığım sen miydin ah
bu hazin kayboluşta, bu gönül sahrasında
bengisu diye içip kandığım sen miydin ah
nasıl da kuytulandı yüreğim köşelerde
tutundukça tahtından indiğim sen miydin ah
bazen cehenneminde eridiğim yanardağ
bazen kutuplarında donduğum sen miydin ah
dağıttı efsunumu saçlarında sünbüller
ruhuma leyla diye sunduğum sen miydin ah
nice güller var imiş senden daha kırmızı
hayatımın tek gülü sandığım sen miydin ah
dallarına umutla konduğum sen miydin ah
bir kenarda bırakıp şehla defineleri
nice bin kez yolumdan döndüğüm sen miydin ah
göğsümün duvarına işledim hayalini
her saniye ismini andığım sen miydin ah
bu hazin kayboluşta, bu gönül sahrasında
bengisu diye içip kandığım sen miydin ah
nasıl da kuytulandı yüreğim köşelerde
tutundukça tahtından indiğim sen miydin ah
bazen cehenneminde eridiğim yanardağ
bazen kutuplarında donduğum sen miydin ah
dağıttı efsunumu saçlarında sünbüller
ruhuma leyla diye sunduğum sen miydin ah
nice güller var imiş senden daha kırmızı
hayatımın tek gülü sandığım sen miydin ah
malihulya mührünü parçaladım yeisin
yüregim kalemine sızdı Pîri Reis'in
zambak oldu içimde intikam arabası
kapıyı açın bana gülümün akrabası
çiçekleri çok seven, sever mi bir dikeni
gül olanlar anlar mı, gülde kahır çekeni
nirvanada Yunus'u bulunca isaretler
tükenince yolları karartan ihanetler
akrepler bogulacak bu askın göllerinde
bana bir dal uzatın istilâ çöllerinde
sevda hükümdarının tasıyın sancagını
tutusturun yeniden küllenmis ocagını
temâsâ baykusları cigerinden vurulsun
kırk gün kırk gece süren dügün dernek kurulsun
Ebu Kasım, suların eskittigi seccade
Picasso'yu mehtaba tasıdıgı gecede
vefakâr bulutlara saldım ulaklarımı
kadim dostum rüzgâra verdim dudaklarımı
alıngan gözlerimden yayılınca dalgalar
saracak evinizi münzevî dakikalar
sıradaglar ardından duyulacak
bu feryat yüzyılların çıglıgı sayılacak
bu Icryal yayılırken evrene Yesevî merhabası
açın bana kapıyı gülümün akrabası
yüregim kalemine sızdı Pîri Reis'in
zambak oldu içimde intikam arabası
kapıyı açın bana gülümün akrabası
çiçekleri çok seven, sever mi bir dikeni
gül olanlar anlar mı, gülde kahır çekeni
nirvanada Yunus'u bulunca isaretler
tükenince yolları karartan ihanetler
akrepler bogulacak bu askın göllerinde
bana bir dal uzatın istilâ çöllerinde
sevda hükümdarının tasıyın sancagını
tutusturun yeniden küllenmis ocagını
temâsâ baykusları cigerinden vurulsun
kırk gün kırk gece süren dügün dernek kurulsun
Ebu Kasım, suların eskittigi seccade
Picasso'yu mehtaba tasıdıgı gecede
vefakâr bulutlara saldım ulaklarımı
kadim dostum rüzgâra verdim dudaklarımı
alıngan gözlerimden yayılınca dalgalar
saracak evinizi münzevî dakikalar
sıradaglar ardından duyulacak
bu feryat yüzyılların çıglıgı sayılacak
bu Icryal yayılırken evrene Yesevî merhabası
açın bana kapıyı gülümün akrabası
üşüttün mü kundağını yayarken
incittin mi beşiğine koyarken
emzirmeyip ağlattın mı anası
sen yanmazsan gülüme kim yanası
adımları çaresizlik kokmasın
eller ona nazar edip bakmasın
odasını çiçeklerle donandır
canımdan çok sevdiğime inandır
ağacının dallarından meyve sun
oyasında bütün renkler bulunsun
hasretimi duvarında görmeli
kıracaksa, kalbimi o kırmalı
gecesine kandil yaptım katreyi
Fatih'in gül kokladığı portreyi
Hayreti'den müstezadlar okusun
gergefinde hicranımı dokusun
uyut onu kuştüyü döşeklerde
beklemesin tılsımlı eşiklerde
yüreğinden inciler sun anası
sen sunmazsam gülüme kim sunası
dünya bitse avucunda dirhem ol
benim için yarasında merhem ol
yatağında sultan gibi uyusun
uyusun da gonca gonca büyüsün
sabahleyin kuşlar ötsün başında
gülüm henüz bir gelincik yaşında
yakıldı mı saçlarının kınası
takıldı mı kurdelası, anası
unutma ki sen gülüme aynasın
gülümsesin, bebeklerle oynasın
ceylan eti, kuş sütü sofrasında
kaf dağının balı olsun tasında
kirpikleri ıslanmasın anası
sen yanmazsan, gülüme kim yanası?
incittin mi beşiğine koyarken
emzirmeyip ağlattın mı anası
sen yanmazsan gülüme kim yanası
adımları çaresizlik kokmasın
eller ona nazar edip bakmasın
odasını çiçeklerle donandır
canımdan çok sevdiğime inandır
ağacının dallarından meyve sun
oyasında bütün renkler bulunsun
hasretimi duvarında görmeli
kıracaksa, kalbimi o kırmalı
gecesine kandil yaptım katreyi
Fatih'in gül kokladığı portreyi
Hayreti'den müstezadlar okusun
gergefinde hicranımı dokusun
uyut onu kuştüyü döşeklerde
beklemesin tılsımlı eşiklerde
yüreğinden inciler sun anası
sen sunmazsam gülüme kim sunası
dünya bitse avucunda dirhem ol
benim için yarasında merhem ol
yatağında sultan gibi uyusun
uyusun da gonca gonca büyüsün
sabahleyin kuşlar ötsün başında
gülüm henüz bir gelincik yaşında
yakıldı mı saçlarının kınası
takıldı mı kurdelası, anası
unutma ki sen gülüme aynasın
gülümsesin, bebeklerle oynasın
ceylan eti, kuş sütü sofrasında
kaf dağının balı olsun tasında
kirpikleri ıslanmasın anası
sen yanmazsan, gülüme kim yanası?
hüznümün dudağıdır gökte açan karanfil
talih, bir cellat gibi vurdu yüreğimizi
ateşler ülkesinde o ve ben, iki mahkum
kâh bir sevda çölünde parlayan ay ışığı
kâh rüya bahçesinin zehirli sarmaşığı
uzaklardan bir rüzgar esiyor efil efil
sessizlik, acze düşen bir hayal kadar sefil
şimdi gül, ey korkular şehrinin yelpazesi
hasretin o en uzun, acının en tazesi
neden hala tütüyor burnumda karanlığın
ruhum neden yıllardır kahrının pervanesi
bu esrar senin midir, yoksa gemilerin mi
hemen hergün bir yıldız kayıyor gözlerinden
gözlerin kan ağlayan deniz kadar derin mi
yoksa habersiz misin ruhumun kederinden
ah, bağrımda pütürlü bir bıçak kadar keskin
tabutumu bekliyor ankara acıları
bu ne bir aşk masalı, nede heyula ve kin
dumanlı bir çöküşün en kara acıları
talih, bir cellat gibi vurdu yüreğimizi
ateşler ülkesinde o ve ben, iki mahkum
kâh bir sevda çölünde parlayan ay ışığı
kâh rüya bahçesinin zehirli sarmaşığı
uzaklardan bir rüzgar esiyor efil efil
sessizlik, acze düşen bir hayal kadar sefil
şimdi gül, ey korkular şehrinin yelpazesi
hasretin o en uzun, acının en tazesi
neden hala tütüyor burnumda karanlığın
ruhum neden yıllardır kahrının pervanesi
bu esrar senin midir, yoksa gemilerin mi
hemen hergün bir yıldız kayıyor gözlerinden
gözlerin kan ağlayan deniz kadar derin mi
yoksa habersiz misin ruhumun kederinden
ah, bağrımda pütürlü bir bıçak kadar keskin
tabutumu bekliyor ankara acıları
bu ne bir aşk masalı, nede heyula ve kin
dumanlı bir çöküşün en kara acıları
Ne kadar da güzelmiş akşamleyin ağlamak
Her gözyaşı damlası bir rüya çeşmesidir
Böylesine içten mi bakarmış insana gök
Bulutları karadır unutulmuş bir tenin
Toprak desen, rengârenk bir yalnızlık, bin umut
Hıçkırmak, en vefakâr çiçeğin yaprağında
Bulmakmış o efsunlu yıldızını gecenin
Kırmızı önce bahar, sonra tahtında ömrün
Saba Melikesi’nin kıskandığı bir hayal
Kızılay’da kuşların bembeyaz kanatları
Karanlık dağıtmasın diye efkârımızı
İnletir Kocatepe önünde o kırılgan
Son koşuyu bekleyen doludizgin atları
Alevdir, Ankara’dan ayrılırken kırmızı
Her gözyaşı damlası bir rüya çeşmesidir
Böylesine içten mi bakarmış insana gök
Bulutları karadır unutulmuş bir tenin
Toprak desen, rengârenk bir yalnızlık, bin umut
Hıçkırmak, en vefakâr çiçeğin yaprağında
Bulmakmış o efsunlu yıldızını gecenin
Kırmızı önce bahar, sonra tahtında ömrün
Saba Melikesi’nin kıskandığı bir hayal
Kızılay’da kuşların bembeyaz kanatları
Karanlık dağıtmasın diye efkârımızı
İnletir Kocatepe önünde o kırılgan
Son koşuyu bekleyen doludizgin atları
Alevdir, Ankara’dan ayrılırken kırmızı
Susuzdum; çöl kalbimin
En ağrıyan yanındaydı o akşam
Çocukluğumda ırmakların
Terk edip gittiği her yerde bana
Bir korku kalıyordu
Bir titreyiş
Bir sızı
Yeniden büründüm yer kabuğuna
Dumanlı dağlara savurdu beni
Ankara’dan ayrılırken kırmızı
Düş yangınlarımda açan çiçeğin
O dupduru, gözyaşıyla ıslanmış
Yaprakları arasına
Ömrümün en nazenin
En karanlık sırlarını bıraktım
Şimdi her birinde bir Leyla kelebeği
Alıyor ruhumu kanatlarına
Kafdağı’ndan avucuma sessizce
Bırakıyor ay bakışlı bir kızı
Kendimi arıyorum yine yollarda
Çürüyen köklerde, kırık dallarda
Sonsuz bir rüyayı getirdi bana
Ankara’dan ayrılırken kırmızı
Kendi dalgalarına
Düşman bir deniz mi yoksa gözlerim
Bu yüzden mi fırtınalar
Mutluluğun yorgun gemilerini
Batırıyor kanlı kirpiklerimde
Al beni sultanım, götür buradan
Ardımda ne izim, ne yazım kalsın
Bilmezdin; bilemezdin bir zamanlar
Kartalları öldürürken avcılar
Issız ülkesinde yalnızlığımın
Gizemli bir süreyyayı
Aradığımı çocukluğumda
Bazen mağaralar yutardı ellerimi
Bazen de kuşlar
Tutup ellerimden uçurur beni
Konarlardı sevda çınarlarına
Ankara’dan ayrılırken kırmızı
Civanperçemiydi, zülüfte candı
Kırmızının olmadığı her sokak
Her ev çaresizdi, loştu, zindandı
Pencereler kapılardan
Kapılar gökyüzünden sorardı bulutları
Kim bilir hangi yıldız
Bekliyordu güneşin bir simsiyah
Samanyolu’ndan doğacağını
Şiir ki, rüzgârdı orda, cânandı
Gecenin kalbinde yanmıştı yazı
Ah bir görseydiniz, hasret şivandı
Onsuz gönül yurdu boştu, virandı
Koparıp götürdü benden beyazı
Ankara’dan ayrılırken kırmızı
En ağrıyan yanındaydı o akşam
Çocukluğumda ırmakların
Terk edip gittiği her yerde bana
Bir korku kalıyordu
Bir titreyiş
Bir sızı
Yeniden büründüm yer kabuğuna
Dumanlı dağlara savurdu beni
Ankara’dan ayrılırken kırmızı
Düş yangınlarımda açan çiçeğin
O dupduru, gözyaşıyla ıslanmış
Yaprakları arasına
Ömrümün en nazenin
En karanlık sırlarını bıraktım
Şimdi her birinde bir Leyla kelebeği
Alıyor ruhumu kanatlarına
Kafdağı’ndan avucuma sessizce
Bırakıyor ay bakışlı bir kızı
Kendimi arıyorum yine yollarda
Çürüyen köklerde, kırık dallarda
Sonsuz bir rüyayı getirdi bana
Ankara’dan ayrılırken kırmızı
Kendi dalgalarına
Düşman bir deniz mi yoksa gözlerim
Bu yüzden mi fırtınalar
Mutluluğun yorgun gemilerini
Batırıyor kanlı kirpiklerimde
Al beni sultanım, götür buradan
Ardımda ne izim, ne yazım kalsın
Bilmezdin; bilemezdin bir zamanlar
Kartalları öldürürken avcılar
Issız ülkesinde yalnızlığımın
Gizemli bir süreyyayı
Aradığımı çocukluğumda
Bazen mağaralar yutardı ellerimi
Bazen de kuşlar
Tutup ellerimden uçurur beni
Konarlardı sevda çınarlarına
Ankara’dan ayrılırken kırmızı
Civanperçemiydi, zülüfte candı
Kırmızının olmadığı her sokak
Her ev çaresizdi, loştu, zindandı
Pencereler kapılardan
Kapılar gökyüzünden sorardı bulutları
Kim bilir hangi yıldız
Bekliyordu güneşin bir simsiyah
Samanyolu’ndan doğacağını
Şiir ki, rüzgârdı orda, cânandı
Gecenin kalbinde yanmıştı yazı
Ah bir görseydiniz, hasret şivandı
Onsuz gönül yurdu boştu, virandı
Koparıp götürdü benden beyazı
Ankara’dan ayrılırken kırmızı
Heyecan ki, bitimsiz bir fırtınaydı o gün
Sarsılıyordu zaman, ufuklar ve kardelen
Bir bekleyen var beni karanlığın kalbinde
Gidiyorum; yıldızlar mütebessim, ay derin
Efsaneler yurdunun has bahçesine sessiz
Gidiyorum; aynalar unutsun mevsimleri
Gökkuşağı olmalı gökyüzünde gözlerin
Yollar nasıl da mağrur, kıvrım kıvrım mutluluk
Her şey kayıp gidiyor altından ellerimin
Bir bekleyen var beni uzakta ve çaresiz
Dağlara bakıyorum: Duman duman ayrılık
Hava biraz bulutlu, biraz dalgın ve ayaz
Ömrüm bir muammanın avuçlarında şimdi
Düşlerim, Ankara’ya vardığımda bembeyaz
Sarsılıyordu zaman, ufuklar ve kardelen
Bir bekleyen var beni karanlığın kalbinde
Gidiyorum; yıldızlar mütebessim, ay derin
Efsaneler yurdunun has bahçesine sessiz
Gidiyorum; aynalar unutsun mevsimleri
Gökkuşağı olmalı gökyüzünde gözlerin
Yollar nasıl da mağrur, kıvrım kıvrım mutluluk
Her şey kayıp gidiyor altından ellerimin
Bir bekleyen var beni uzakta ve çaresiz
Dağlara bakıyorum: Duman duman ayrılık
Hava biraz bulutlu, biraz dalgın ve ayaz
Ömrüm bir muammanın avuçlarında şimdi
Düşlerim, Ankara’ya vardığımda bembeyaz
Bu şehir böyle değildi eskiden
Bir buzullar denizi, gölgeler ülkesiydi
Hangi el dokundu dudaklarına
Hangi gözyaşları intizar ile
Yıkadı bu şehrin karanlığını
Ne kadar güzelmiş akşam, ikindi
Gecesi bir rüya, sabahı bayram
Bu şehirde her şey bembeyaz şimdi
O müstear şarkı
Su yüzlü dilâ
Kim bilir hangi evde, hangi sokağındadır
Belki de hanların otağındadır
Ayın pırlantası
Yıldızın hası
Gezginlerin hâlâ bulamadığı
O mahmur yürüyüş
O gök cilâsı
Kim bilir, belki de Kafdağı’ndadır
Sorsaydım bu şehrin aynalarına
Sizin de başınız döndü mü bir gün
Karardı mı gözleriniz ansızın
Uğradıysa kalbe bir bahar, bir yaz
Belki de yüzünden yayıldı onun
Ankara’ya vardığımda bembeyaz
Eskiden böyle miydi bu şehrin kuşları
Dalgaları bulur kan denizinden
Taşırlardı ıssız bahçelerine
Şimdi her birinde Leyla tutkusu
Rüzgârı alarak kanatlarına
Bakıp bakıp uçuyorlar bir yere
Rüyaları böyle miydi eskiden
Ölüm esrarengiz prangalarla gelir
Takılırdı şehrin ayaklarına
Şimdi kapılarda Züleyha çiçekleri
Pencerelerde leylâk
Ateş bile mutlu, serin mi serin
Ey ruhumun kalbi
Kalbimin ruhu
Hasret yalnızlığın duvağını açıyor
Yokuşlarda gülümsüyor gözlerin
Beyaz bir uçurtma, beyaz bir bulut
Işıldayan bir yay
Ve bir dolunay
Az kaldı dağların küçülmesine
Ey kalem onu yaz, onda beni yaz
Bir buzullar denizi, gölgeler ülkesiydi
Hangi el dokundu dudaklarına
Hangi gözyaşları intizar ile
Yıkadı bu şehrin karanlığını
Ne kadar güzelmiş akşam, ikindi
Gecesi bir rüya, sabahı bayram
Bu şehirde her şey bembeyaz şimdi
O müstear şarkı
Su yüzlü dilâ
Kim bilir hangi evde, hangi sokağındadır
Belki de hanların otağındadır
Ayın pırlantası
Yıldızın hası
Gezginlerin hâlâ bulamadığı
O mahmur yürüyüş
O gök cilâsı
Kim bilir, belki de Kafdağı’ndadır
Sorsaydım bu şehrin aynalarına
Sizin de başınız döndü mü bir gün
Karardı mı gözleriniz ansızın
Uğradıysa kalbe bir bahar, bir yaz
Belki de yüzünden yayıldı onun
Ankara’ya vardığımda bembeyaz
Eskiden böyle miydi bu şehrin kuşları
Dalgaları bulur kan denizinden
Taşırlardı ıssız bahçelerine
Şimdi her birinde Leyla tutkusu
Rüzgârı alarak kanatlarına
Bakıp bakıp uçuyorlar bir yere
Rüyaları böyle miydi eskiden
Ölüm esrarengiz prangalarla gelir
Takılırdı şehrin ayaklarına
Şimdi kapılarda Züleyha çiçekleri
Pencerelerde leylâk
Ateş bile mutlu, serin mi serin
Ey ruhumun kalbi
Kalbimin ruhu
Hasret yalnızlığın duvağını açıyor
Yokuşlarda gülümsüyor gözlerin
Beyaz bir uçurtma, beyaz bir bulut
Işıldayan bir yay
Ve bir dolunay
Az kaldı dağların küçülmesine
Ey kalem onu yaz, onda beni yaz
Zifiri kıtalardan geçerek geldim sana
Kan renginde bir mühür bir yanında yüzümün
Bir yanında zalimler otağından çizgiler
Aynalardaki ben’sin diye yöneldim sana
Ruhum gökte öyle bir pervanedir ki, döner
Mihverimde olanın mihverinde, riyasız
Nâmağlup bir köledir gözlerimde yanan mum
Seninle güneş olur, sensiz kalınca söner
Anla ki, bezirgânı ağlayan bu yolculuk
Kalbimi ufuklara gömdüğünde son bulur
Hükümranlık senindir bu rüya ülkesinde
Kölenin hayalinde âzatlık yok, kaçış yok
Sultanım, ister çürüt aynalarda bu teni
İster gönder üstüme bütün ordularını
Razıyım kapatsan da zindanlarına sessiz
Yetecektir, bir defa bağışlasan gölgeni
Hafızamda geçmişten ne işaret, ne bir iz
Gülleriniz altında kaldı isyan ve hüzün
Hiçbir şey olmasa da sarar beni bir ömür
Gözleriniz sultanım, sadece gözleriniz
Şu mahzun ellerime vur artık kelepçeni
Eşiğindedir başım, üzerine basıp geç
Yürüyüp git istersen koyarak bir köşede
Her yaptığın revâdır, yeter ki anla beni
Kan renginde bir mühür bir yanında yüzümün
Bir yanında zalimler otağından çizgiler
Aynalardaki ben’sin diye yöneldim sana
Ruhum gökte öyle bir pervanedir ki, döner
Mihverimde olanın mihverinde, riyasız
Nâmağlup bir köledir gözlerimde yanan mum
Seninle güneş olur, sensiz kalınca söner
Anla ki, bezirgânı ağlayan bu yolculuk
Kalbimi ufuklara gömdüğünde son bulur
Hükümranlık senindir bu rüya ülkesinde
Kölenin hayalinde âzatlık yok, kaçış yok
Sultanım, ister çürüt aynalarda bu teni
İster gönder üstüme bütün ordularını
Razıyım kapatsan da zindanlarına sessiz
Yetecektir, bir defa bağışlasan gölgeni
Hafızamda geçmişten ne işaret, ne bir iz
Gülleriniz altında kaldı isyan ve hüzün
Hiçbir şey olmasa da sarar beni bir ömür
Gözleriniz sultanım, sadece gözleriniz
Şu mahzun ellerime vur artık kelepçeni
Eşiğindedir başım, üzerine basıp geç
Yürüyüp git istersen koyarak bir köşede
Her yaptığın revâdır, yeter ki anla beni
ey O'nunla konuşan, gülümseyen, yürüyen
dostluğun en gizemli vâdisini bürüyen
yanında mı söylerdi ormancı türküsünü
sen de farkeder miydin cihannümâ süsünü
dalgın bir pencerede roman mı okuyordu
mûsikî mi dinliyor, ateş mi yakıyordu
O'ydu, eşyayı seven kumru bakışlı gülüm
baldıranlar içinde sedef nakışlı gülüm
aklın gözü şehlâdır, göremez kanda suyu
sen de mi anlamadın bu kardelen duyguyu
gülümün sûretinde binlerce can görmüşüm
ne böyle bir ıztırâp, ne imtihan görmüşüm
çılgın muhayyilesi kararıyor kulların
ten kadehim doluyor şarâbıyla yılların
bu şarâbı içecek yüreğimden âşıklar
bu şarâbın rengini arıyor sarmaşıklar
son fırtına dinince okyanus alçalacak
bana mahbûbelerin en güzeli kalacak
ey gülümün yanında dağları aşan Duygu
O'nunla sırdaş olan, O'nu paylaşan Duygu
Barsîsa değilim ki ihanet çıkmazında
kâh ezgiye dönerim bir garîbin sazında
kâh asîl bir kavganın aynada izdüşümü
nasıl anlayacaksın esrarengîz düşümü
gülüm, varlığın için şiir istedi benden
devşiriyor yüreğim lâlezârdan, çemenden
dilesin, yıldızları parlatayım yüzünde
rengârenk yelpâzesi olayım gündüzünde
dilesin, getireyim yanına kafdağını
götüreyim evine bengisu ırmağını
pervaneler misali döneyim çevresinde
sükûneti bulayım nârıbeyzâ sesinde
bir ömür çeksem bile bu hicranın derdini
dilesin, omuzumda taşıyayım yurdunu
gülüme bakan mîmar beni vîrân sanıyor
kirpiklerini gören damarda kan donuyor
O, bütün dilberlerin kıskandığı can gülüm
masallar ülkesine hükmeden sultan gülüm
dünyada yenilsem de, ötede zafer yakın
Duygu, hatırım için gülümü üzme sakın
dostluğun en gizemli vâdisini bürüyen
yanında mı söylerdi ormancı türküsünü
sen de farkeder miydin cihannümâ süsünü
dalgın bir pencerede roman mı okuyordu
mûsikî mi dinliyor, ateş mi yakıyordu
O'ydu, eşyayı seven kumru bakışlı gülüm
baldıranlar içinde sedef nakışlı gülüm
aklın gözü şehlâdır, göremez kanda suyu
sen de mi anlamadın bu kardelen duyguyu
gülümün sûretinde binlerce can görmüşüm
ne böyle bir ıztırâp, ne imtihan görmüşüm
çılgın muhayyilesi kararıyor kulların
ten kadehim doluyor şarâbıyla yılların
bu şarâbı içecek yüreğimden âşıklar
bu şarâbın rengini arıyor sarmaşıklar
son fırtına dinince okyanus alçalacak
bana mahbûbelerin en güzeli kalacak
ey gülümün yanında dağları aşan Duygu
O'nunla sırdaş olan, O'nu paylaşan Duygu
Barsîsa değilim ki ihanet çıkmazında
kâh ezgiye dönerim bir garîbin sazında
kâh asîl bir kavganın aynada izdüşümü
nasıl anlayacaksın esrarengîz düşümü
gülüm, varlığın için şiir istedi benden
devşiriyor yüreğim lâlezârdan, çemenden
dilesin, yıldızları parlatayım yüzünde
rengârenk yelpâzesi olayım gündüzünde
dilesin, getireyim yanına kafdağını
götüreyim evine bengisu ırmağını
pervaneler misali döneyim çevresinde
sükûneti bulayım nârıbeyzâ sesinde
bir ömür çeksem bile bu hicranın derdini
dilesin, omuzumda taşıyayım yurdunu
gülüme bakan mîmar beni vîrân sanıyor
kirpiklerini gören damarda kan donuyor
O, bütün dilberlerin kıskandığı can gülüm
masallar ülkesine hükmeden sultan gülüm
dünyada yenilsem de, ötede zafer yakın
Duygu, hatırım için gülümü üzme sakın
Bunca yıkılmış dağlar üstüne
Kalbimin kanını buharlaştırdı gözlerin
Oysa kaç güvercin havalanmıştı içimden
Konarak pervazlarına gülüşlerinin
Kaç mermi sıyırmıştı ruhumu
Acımasız yürüyüşlerinin mevzilerinde
Dayanmıştım
Ağlamıştım saatlerce parçalanan düşlerime
Ta ki sevgilim
Kızaran bir gök bulutu
Ölümü
Bir yıldırımla düşürdüğün ana değin
Kalbimin haritasına
Artık ilgilenmiyorum seninle
Demiştin barut kokan kelimelerle
Demiştin de hayat ölü bir bıldırcın gibi
Tutuşup yanmıştı yanan bir tahta içinde
Tarla küllerle dolu, ortasında yumurta
Çatladıkça yeniden doğuruyor kanımdan
Fışkıran harflerle kalbim olan cümleyi:
Ben ancak bir tarih kitabı kadar
İlgileniyorum seninle...
Kalbimin kanını buharlaştırdı gözlerin
Oysa kaç güvercin havalanmıştı içimden
Konarak pervazlarına gülüşlerinin
Kaç mermi sıyırmıştı ruhumu
Acımasız yürüyüşlerinin mevzilerinde
Dayanmıştım
Ağlamıştım saatlerce parçalanan düşlerime
Ta ki sevgilim
Kızaran bir gök bulutu
Ölümü
Bir yıldırımla düşürdüğün ana değin
Kalbimin haritasına
Artık ilgilenmiyorum seninle
Demiştin barut kokan kelimelerle
Demiştin de hayat ölü bir bıldırcın gibi
Tutuşup yanmıştı yanan bir tahta içinde
Tarla küllerle dolu, ortasında yumurta
Çatladıkça yeniden doğuruyor kanımdan
Fışkıran harflerle kalbim olan cümleyi:
Ben ancak bir tarih kitabı kadar
İlgileniyorum seninle...
aşk ölümcül bir hülyadır
anlayamadığım
ey sarı gök bulutu, ey ıstırab gülşeni
son bir karanfil gibi
taşıyacağım seni
kalbimin hüsnüyusuf mahrem bahçelerinde
derindesin, rüya kadar derinde
aşk ipek bir karanlıktır
kollayamadığım
gecenin bir vaktinde gelen çiçekler için
tenhâsında kuşlar uçan
sulara karışıp akmak isterim
kan çölünün ıssız vâhalarından
saâdet burcuna çıkmak isterim
gitmeliyim buralardan seninle
kalırsam, surları yıkmak isterim
aşk gizemli bir şarkıdır
dinleyemediğim
ayrılığın arkasından duyulan
gün doğuyor, neden gülemiyorum
siyah bir tanyerinde
beklemek yakışmaz bana geceyi
eylül mü vurdu güllerimi, bilemiyorum
aşk isyankâr bir korkudur
sonlayamadığım
gece yolculuğuna takılır ayakları
özlem beyaz bir gül, açar bağrında
yâr kokusu yayılsın diye kaldırımlara
ölü ve gözüyaşlı bırakır çocukları
arıbeyi konunca ruhun zümrüt taşına
mor gülüşlü haramî çıkar dağlar başına
diriltir sarı saçlı, kırılgan aynaları
aşk veremli bir türküdür
söyleyemediğim
nağmeleri doruklardan yayılan
anılar sehpasında
takıyor boynumuza kırmızı urganları
kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları
her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır
alır avuçlarına, öper ısırganları
aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır
anlayamadığım
ey sarı gök bulutu, ey ıstırab gülşeni
son bir karanfil gibi
taşıyacağım seni
kalbimin hüsnüyusuf mahrem bahçelerinde
derindesin, rüya kadar derinde
aşk ipek bir karanlıktır
kollayamadığım
gecenin bir vaktinde gelen çiçekler için
tenhâsında kuşlar uçan
sulara karışıp akmak isterim
kan çölünün ıssız vâhalarından
saâdet burcuna çıkmak isterim
gitmeliyim buralardan seninle
kalırsam, surları yıkmak isterim
aşk gizemli bir şarkıdır
dinleyemediğim
ayrılığın arkasından duyulan
gün doğuyor, neden gülemiyorum
siyah bir tanyerinde
beklemek yakışmaz bana geceyi
eylül mü vurdu güllerimi, bilemiyorum
aşk isyankâr bir korkudur
sonlayamadığım
gece yolculuğuna takılır ayakları
özlem beyaz bir gül, açar bağrında
yâr kokusu yayılsın diye kaldırımlara
ölü ve gözüyaşlı bırakır çocukları
arıbeyi konunca ruhun zümrüt taşına
mor gülüşlü haramî çıkar dağlar başına
diriltir sarı saçlı, kırılgan aynaları
aşk veremli bir türküdür
söyleyemediğim
nağmeleri doruklardan yayılan
anılar sehpasında
takıyor boynumuza kırmızı urganları
kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları
her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır
alır avuçlarına, öper ısırganları
aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır
Hülya tatlı bir andır
Süzülür dibine selvi ağaçlarının
Zambakların, sevda çimenlerinin.
Dağlarda duman duman tütüyor sıla
Sıla da garibin omuzlarına
Güvercin gibi konan
Sadağında mumçiçeği serzeniş
Mızrakları cazibesiyle kıran
Saçları darmadağın
Bitişik bir hicrandır.
Ne fettan sarayların
Bitişik cilvekar yalnızlığı
Ne de bezirganları küçümseyen sultandır.
Gezinir içimizde hülya tatlı bir andır.
Ne gün başımı alıp gitsen karanlıklara
Çıkıyor bir köşeden karşıma kelebekler
Onlar da bir derbeder gibi mahrum öteden
Onlar da tanyerine bakıp hülyayı bekler.
Beyhude hekimlerin ülkesinde bir şehir
Çıkmaz sokaklarını düşlerimize açan
Bir sahura yıldızı gibi göklerde uçan
Köpüksüz anıların sihriyle akan nehir
Varlığı bestenigar, yokluğun deniz gibi
Gönül,safkan bir vefa atlasında şahlanır.
Asil fırtınalarda kaybolan bir iz gibi
Çölde aşk suretinde bir ahu peydahlanır.
Kum,yaldızlı giysiler içinde meşhur güzel
Ay öper eğilerek çölün yanaklarını
Ufukların delisi, soluk bir deniz gibi
Bir sayeban altında yürür hazinesine
Kah takılır uzaktan bir belanın sesine
Kah yüzü yıldızlara benzeyen bir rüyadır.
Bin tepede bayrağı dalgalanır Leyla'nın
Oysa aşk,karanlıkta ölümcül bir hülyadır.
Süzülür dibine selvi ağaçlarının
Zambakların, sevda çimenlerinin.
Dağlarda duman duman tütüyor sıla
Sıla da garibin omuzlarına
Güvercin gibi konan
Sadağında mumçiçeği serzeniş
Mızrakları cazibesiyle kıran
Saçları darmadağın
Bitişik bir hicrandır.
Ne fettan sarayların
Bitişik cilvekar yalnızlığı
Ne de bezirganları küçümseyen sultandır.
Gezinir içimizde hülya tatlı bir andır.
Ne gün başımı alıp gitsen karanlıklara
Çıkıyor bir köşeden karşıma kelebekler
Onlar da bir derbeder gibi mahrum öteden
Onlar da tanyerine bakıp hülyayı bekler.
Beyhude hekimlerin ülkesinde bir şehir
Çıkmaz sokaklarını düşlerimize açan
Bir sahura yıldızı gibi göklerde uçan
Köpüksüz anıların sihriyle akan nehir
Varlığı bestenigar, yokluğun deniz gibi
Gönül,safkan bir vefa atlasında şahlanır.
Asil fırtınalarda kaybolan bir iz gibi
Çölde aşk suretinde bir ahu peydahlanır.
Kum,yaldızlı giysiler içinde meşhur güzel
Ay öper eğilerek çölün yanaklarını
Ufukların delisi, soluk bir deniz gibi
Bir sayeban altında yürür hazinesine
Kah takılır uzaktan bir belanın sesine
Kah yüzü yıldızlara benzeyen bir rüyadır.
Bin tepede bayrağı dalgalanır Leyla'nın
Oysa aşk,karanlıkta ölümcül bir hülyadır.
yanarım; öyle bakma yüzüme yağmur gibi
dağıt kalbini saran hasret bulutlarını
parlasın gözlerinde sonsuzluk usaresi
dalgınlık evlerinin en güzel melikesi
sevemem, tozlu raflar arasına girmeden
çöllerim kandır benim
sevemem, karanlığı bir daha devirmeden
aşkım isyandır benim
dağıt kalbini saran hasret bulutlarını
parlasın gözlerinde sonsuzluk usaresi
dalgınlık evlerinin en güzel melikesi
sevemem, tozlu raflar arasına girmeden
çöllerim kandır benim
sevemem, karanlığı bir daha devirmeden
aşkım isyandır benim
canevinde bir buse oldu mu bu intizâr
çigneyip kararttı mı tenini tenim kadar
kahrıyla basmayınca kalbine, agladın mı
agrıyan yerlerine karagül bagladın mı
ıtır kokan gözlerin çamurlara karısmıs
böceklerin gezdigi yanakların kırısmıs
kapısının dibinde ölü bir kus gibisin
uçarken yakalanmıs ve vurulmus gibisin
ey yaslı bir talihin mahkûmu olan esik
ey kendi kan gölüne girip bogulan esik
methiye süzülüyor yıpranan sakagından
bir temenni kalmıstır diyerek, ayagından
yüzünde her lekeyi hâtıra biliyorsun
adı dudaklarını kanatmıs; gülüyorsun
dilenciye benziyor varlıgın O'nun için
bir kez bile kapıyı açmadı bir nün için
en yakın ânda bile gökler kadar ıraktı
bagrımızı çigneyip bizi yalnız bıraktı
sen de yüregim gibi çıglıklarınla yetin
sesine bir kulak ver bu sevdalı rü'yetin
Mecnun'u böylesine harap etmedi Leylâ
yıldırımlara bile dokunur bu vaveyla
gel seninle terkedip gidelim bu illeri
acıyla paylasalım en uzak menzilleri
ey simdi tenhâlarda yıgılıp kalan esik
ruhum gibi yerlere düsüp alçalan esik
çigneyip kararttı mı tenini tenim kadar
kahrıyla basmayınca kalbine, agladın mı
agrıyan yerlerine karagül bagladın mı
ıtır kokan gözlerin çamurlara karısmıs
böceklerin gezdigi yanakların kırısmıs
kapısının dibinde ölü bir kus gibisin
uçarken yakalanmıs ve vurulmus gibisin
ey yaslı bir talihin mahkûmu olan esik
ey kendi kan gölüne girip bogulan esik
methiye süzülüyor yıpranan sakagından
bir temenni kalmıstır diyerek, ayagından
yüzünde her lekeyi hâtıra biliyorsun
adı dudaklarını kanatmıs; gülüyorsun
dilenciye benziyor varlıgın O'nun için
bir kez bile kapıyı açmadı bir nün için
en yakın ânda bile gökler kadar ıraktı
bagrımızı çigneyip bizi yalnız bıraktı
sen de yüregim gibi çıglıklarınla yetin
sesine bir kulak ver bu sevdalı rü'yetin
Mecnun'u böylesine harap etmedi Leylâ
yıldırımlara bile dokunur bu vaveyla
gel seninle terkedip gidelim bu illeri
acıyla paylasalım en uzak menzilleri
ey simdi tenhâlarda yıgılıp kalan esik
ruhum gibi yerlere düsüp alçalan esik
İçimi sardığında her dikenli kördüğüm
Kimdi, ilk baktığımda aynalarda gördüğüm
Kimdi bahçemde mahrem çiçeklerle büyüyen
Gecelerimde durup gündüzümde yürüyen
Gözleri toprağımda gül kokulu bir nehir
Bakışları güneşi arayan pervanedir
Ey ışığı ruhumda filizlenen ay Anam
Kendi karanlığımda kaybolmuşum vay anam
Yolcuysam, yollarımda gülücüğün saklıdır
Çehrene ram olanlar Karanî dudaklıdır
Mecnun yüzlü bir vaha, avuçlarında çile
Gölgende taşıyorsun beni rüyada bile
Bir bak yurduma, nasıl devrilmiş yere dağlar
Her köşede bir masal, eski bir ninni ağlar
Feryadımı kanayan bulutlardan duy Anam
İhanet kurşunuyla vurulmuşum vay anam
Unutsam da ıstırap denizlerinde seni
Her an dualarınla kuşatıyorsun beni
Bazen damarlarıma dokunuyor martılar
Bazen kafatasımla oynuyor karartılar
Boynumu bükenlerin dergâhına varmışım
Cellâdıma bin yılın baharını vermişim
Sadak boş; ok kırılmış; parçalanmış yay, Anam
Şahmerana küsmüşüm, darılmışım vay anam
O bembeyaz örtünün her mevsim burçlarında
En derin fırtınalar gizlidir saçlarında
Hangi serseri baksa hicabına ansızın
Binlerce şimşek olur taşlara vuran sızın
Senin yitik yılların ömrümün mehtabıdır
Bir uzan da, üstüme çöken dağları kaldır
Bebeğini yeniden beşiğine koy Anam
Dört yanımdan devlerle sarılmışım vay anam
Diyarında şakayık bulduğumuz günleri
Hatıralara gömüp çoğaltmışız kinleri
Her birimiz uzakta yaralı gezginleriz
Doruklara bakarken kuyuları dinleriz
Elimizden tutanın gönlü siyah, kalbi loş
Kapımızı kıranlar penceremizde sarhoş
Yeniden o cihangir elbiseni giy Anam
Zehirli çeşmelerde durulmuşum vay anam
Ayrılıklar çekse de ayağımdan, tutarsın
Şefkatinle büyüyen çiğdemlere katarsın
Her damlası hüzündür alnımdan sızan terin
Biliyorum; silecek o cefakâr ellerin
Kıtalar ötesinden gelse de bahtıma güz
Ne yetim kalacağım yüreğinde, ne öksüz
Beni artık dirilen bir şehzade say Anam
Sanma ki tükenmişim, yorulmuşum vay anam
Kimdi, ilk baktığımda aynalarda gördüğüm
Kimdi bahçemde mahrem çiçeklerle büyüyen
Gecelerimde durup gündüzümde yürüyen
Gözleri toprağımda gül kokulu bir nehir
Bakışları güneşi arayan pervanedir
Ey ışığı ruhumda filizlenen ay Anam
Kendi karanlığımda kaybolmuşum vay anam
Yolcuysam, yollarımda gülücüğün saklıdır
Çehrene ram olanlar Karanî dudaklıdır
Mecnun yüzlü bir vaha, avuçlarında çile
Gölgende taşıyorsun beni rüyada bile
Bir bak yurduma, nasıl devrilmiş yere dağlar
Her köşede bir masal, eski bir ninni ağlar
Feryadımı kanayan bulutlardan duy Anam
İhanet kurşunuyla vurulmuşum vay anam
Unutsam da ıstırap denizlerinde seni
Her an dualarınla kuşatıyorsun beni
Bazen damarlarıma dokunuyor martılar
Bazen kafatasımla oynuyor karartılar
Boynumu bükenlerin dergâhına varmışım
Cellâdıma bin yılın baharını vermişim
Sadak boş; ok kırılmış; parçalanmış yay, Anam
Şahmerana küsmüşüm, darılmışım vay anam
O bembeyaz örtünün her mevsim burçlarında
En derin fırtınalar gizlidir saçlarında
Hangi serseri baksa hicabına ansızın
Binlerce şimşek olur taşlara vuran sızın
Senin yitik yılların ömrümün mehtabıdır
Bir uzan da, üstüme çöken dağları kaldır
Bebeğini yeniden beşiğine koy Anam
Dört yanımdan devlerle sarılmışım vay anam
Diyarında şakayık bulduğumuz günleri
Hatıralara gömüp çoğaltmışız kinleri
Her birimiz uzakta yaralı gezginleriz
Doruklara bakarken kuyuları dinleriz
Elimizden tutanın gönlü siyah, kalbi loş
Kapımızı kıranlar penceremizde sarhoş
Yeniden o cihangir elbiseni giy Anam
Zehirli çeşmelerde durulmuşum vay anam
Ayrılıklar çekse de ayağımdan, tutarsın
Şefkatinle büyüyen çiğdemlere katarsın
Her damlası hüzündür alnımdan sızan terin
Biliyorum; silecek o cefakâr ellerin
Kıtalar ötesinden gelse de bahtıma güz
Ne yetim kalacağım yüreğinde, ne öksüz
Beni artık dirilen bir şehzade say Anam
Sanma ki tükenmişim, yorulmuşum vay anam
çöllerde iz sürenlere sat beni
hülyasını bulanlara kat beni
aslanların omuzuna çöken mi
avucundan inci mercan döken mi
buhurdanlıklarda tüten midir gül
ipek örtülerde yatan mıdır gül
tavus kuşlarının kanadında mı
nazlı bir serçenin inadında mı
Baykara Faslı'nda uçan mı acep
Bağ-ı Hıyaban'da açan mı acep
hülyasını bulanlara kat beni
aslanların omuzuna çöken mi
avucundan inci mercan döken mi
buhurdanlıklarda tüten midir gül
ipek örtülerde yatan mıdır gül
tavus kuşlarının kanadında mı
nazlı bir serçenin inadında mı
Baykara Faslı'nda uçan mı acep
Bağ-ı Hıyaban'da açan mı acep
l
ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan
hatırla bülbüllerin divane olduğunu
dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş
önce anlayamamış ona ne olduğunu
gönderince kalbime ışığını bu gece
bildim bütün aşkların bahane olduğunu
şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim
şaşırdım ayın kime pervane olduğunu
ll
rüzgarı senin için öpüyor dudaklarım
bal rengine boyuyor yolları senin için
dehlizlerin dumanlı, küflü karanlığından
aydınlığa çekiyor kulları senin için
misk-ü amber kokuyor çölün kalbinde zaman
sim-ü zerle süslüyor kumları senin için
senin için ırmağa karışıyor denizler
can meyvesi kırıyor dalları senin için
lll
bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm
uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm
Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten
güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm
yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından
ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm
bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber
seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm
ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan
hatırla bülbüllerin divane olduğunu
dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş
önce anlayamamış ona ne olduğunu
gönderince kalbime ışığını bu gece
bildim bütün aşkların bahane olduğunu
şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim
şaşırdım ayın kime pervane olduğunu
ll
rüzgarı senin için öpüyor dudaklarım
bal rengine boyuyor yolları senin için
dehlizlerin dumanlı, küflü karanlığından
aydınlığa çekiyor kulları senin için
misk-ü amber kokuyor çölün kalbinde zaman
sim-ü zerle süslüyor kumları senin için
senin için ırmağa karışıyor denizler
can meyvesi kırıyor dalları senin için
lll
bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm
uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm
Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten
güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm
yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından
ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm
bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber
seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm
aynalar, duydunuz mu kahrı kıskandıgımı
ona bile sessizce gülümsemis olmalı
söyleyin bu azaba derinden kandıgımı
gözüm dahi dokunsa gülüme, vurulmalı
gördügüm her dügünde "gelin"dir sanıyorum
gözyasım kezzap gibi akıyor yanagımdan
her sabah, uyandıgım rüyada yanıyorum
yalnızlık iki büklüm çıkıyor konagımdan
duyunca bir yapragın bir dalı seçtigini
bahçemdeki agaçlar atese dönüsüyor
takılan her yüzügün boynuma geçtigini
bilin artık aynalar; hücrelerim üsüyor
hep beni törpülüyor bu heyelan kuskusu
sanki O'nsuz kalmısım gögün yedi katında
bu derûnî aska mı kuruluyor her pusu
acaba gülüm mü var her duvagın altında
her sabah, yüzünüzde tebessüm görüyorum
O'na, umudunuzdan bile toz konmayacak
her aksam, mahkûm olup zindana giriyorum
aynalar, ben ölmeden, mumunuz yanmayacak
ona bile sessizce gülümsemis olmalı
söyleyin bu azaba derinden kandıgımı
gözüm dahi dokunsa gülüme, vurulmalı
gördügüm her dügünde "gelin"dir sanıyorum
gözyasım kezzap gibi akıyor yanagımdan
her sabah, uyandıgım rüyada yanıyorum
yalnızlık iki büklüm çıkıyor konagımdan
duyunca bir yapragın bir dalı seçtigini
bahçemdeki agaçlar atese dönüsüyor
takılan her yüzügün boynuma geçtigini
bilin artık aynalar; hücrelerim üsüyor
hep beni törpülüyor bu heyelan kuskusu
sanki O'nsuz kalmısım gögün yedi katında
bu derûnî aska mı kuruluyor her pusu
acaba gülüm mü var her duvagın altında
her sabah, yüzünüzde tebessüm görüyorum
O'na, umudunuzdan bile toz konmayacak
her aksam, mahkûm olup zindana giriyorum
aynalar, ben ölmeden, mumunuz yanmayacak
Gidince, gülün rengi sarardı gözlerimde
Mutluluk dolu dünyam karardı gözlerimde
Gözyaşların yağmurdu, ıslatırdı içimi
O yemyeşil gözlerin bahardı gözlerimde
Yıldız gibi parladı gönlümde gülüşlerin
Duruşun güneşimdi, yanardı gözlerimde
Dudaklarım ismini hecelerdi derinden
Bakışlarım hep seni arardı gözlerimde
Gidince, gülün rengi sarardı gözlerimde
Mutluluk dolu dünyam karardı gözlerimde
Mutluluk dolu dünyam karardı gözlerimde
Gözyaşların yağmurdu, ıslatırdı içimi
O yemyeşil gözlerin bahardı gözlerimde
Yıldız gibi parladı gönlümde gülüşlerin
Duruşun güneşimdi, yanardı gözlerimde
Dudaklarım ismini hecelerdi derinden
Bakışlarım hep seni arardı gözlerimde
Gidince, gülün rengi sarardı gözlerimde
Mutluluk dolu dünyam karardı gözlerimde
B
Gittin; dünya bir kafes, devâ mahpus, söz ketum
Gittin; çekildi suyu can nehrinin; kaldı kum
Doruklarda bahardın, derinde servi boylu
Muhabbet savaşçısı, yiğit, cihangir soylu
Göklere yönelirdin gece gündüz, susardın
Zamana defineler verip mekânı sardın
Bu gün hüznün hayale kuyu kazdığı gündür
Bu gün kederden sabrın bile bezdiği gündür
Yetim kalmış çiçekler sana meftun bakardı
Yuvanda gülkurusu bakışların kokardı
Tenhada çoğaltırdın gözlerini kimsesiz
Gözlerin başkaları için ağlardı sessiz
Bereket dağıtırdın çocukların kalbine
Sonbaharına erip döndürüldün Rabbine
Bu gün ötenin bir dost eli sezdiği gündür
Bu gün samanyolunda aşkın gezdiği gündür
Kör bakmayı bilmezdin; özde ruhun yanardı
Rüzgâr, yağmur ve güneş seni meczup sanardı
Şimdi yansın kapılar, pencereler kırılsın
Vadiyi sel götürsün, dağ ikiye yarılsın
Öncü bir kıyametten geçtiğin ândı ölüm
Sen rüyadan uyandın; senden uyandı ölüm
Bu gün kardelenlere kanın sızdığı gündür
Zamanın ezberini yine bozduğu gündür
Ân gelir, seni nâçâr kılan dert nîran olur
Alıcı kuşlar gibi vurulup vîran olur
Yedi iklimden sorar düşlerini yârenler
Buhurdanlıkta taşır hâtıranı erenler
Kırlangıç yuva yapsın şimdi lâlezarına
Erguvan tohumları ekildi mezarına
Bu gün kovulmuşların katran süzdüğü gündür
Bu gün toprağın alevleri üzdüğü gündür
Bu mezar taşı kime ne söylüyor; bu yıldız
Bu gök, yaralı bulut, çâresizlik; bu ıssız
Ülkenin hangi dağı, ovası şimdi benim
Seninle sessizliğin koynuna girdi tenim
Âh kırılan ellerim, ah çürüyen kanlı göz
Bir cefâ girdabında dalgalanıp yandı öz
Bu gün fırçanın kalbe diken çizdiği gündür
Matemin bir şairi lif lif çözdüğü gündür
Her yüzde bir tebessüm oluyor filizlerin
Haramilerde bile ışıldıyor izlerin
Nâm yurdunda gölgeydin, merhamet burcunda dev
Sokak garip; münzevi bir rüyada şimdi ev
Hicrana varan yolun her köşesinde serap
Şehir şehir ürperiş, ülke ülke ıstırap
Bu gün bir kelebeği dağın ezdiği gündür
Bu gün kalemin “eyvah” diye yazdığı gündür
Gittin; çekildi suyu can nehrinin; kaldı kum
Doruklarda bahardın, derinde servi boylu
Muhabbet savaşçısı, yiğit, cihangir soylu
Göklere yönelirdin gece gündüz, susardın
Zamana defineler verip mekânı sardın
Bu gün hüznün hayale kuyu kazdığı gündür
Bu gün kederden sabrın bile bezdiği gündür
Yetim kalmış çiçekler sana meftun bakardı
Yuvanda gülkurusu bakışların kokardı
Tenhada çoğaltırdın gözlerini kimsesiz
Gözlerin başkaları için ağlardı sessiz
Bereket dağıtırdın çocukların kalbine
Sonbaharına erip döndürüldün Rabbine
Bu gün ötenin bir dost eli sezdiği gündür
Bu gün samanyolunda aşkın gezdiği gündür
Kör bakmayı bilmezdin; özde ruhun yanardı
Rüzgâr, yağmur ve güneş seni meczup sanardı
Şimdi yansın kapılar, pencereler kırılsın
Vadiyi sel götürsün, dağ ikiye yarılsın
Öncü bir kıyametten geçtiğin ândı ölüm
Sen rüyadan uyandın; senden uyandı ölüm
Bu gün kardelenlere kanın sızdığı gündür
Zamanın ezberini yine bozduğu gündür
Ân gelir, seni nâçâr kılan dert nîran olur
Alıcı kuşlar gibi vurulup vîran olur
Yedi iklimden sorar düşlerini yârenler
Buhurdanlıkta taşır hâtıranı erenler
Kırlangıç yuva yapsın şimdi lâlezarına
Erguvan tohumları ekildi mezarına
Bu gün kovulmuşların katran süzdüğü gündür
Bu gün toprağın alevleri üzdüğü gündür
Bu mezar taşı kime ne söylüyor; bu yıldız
Bu gök, yaralı bulut, çâresizlik; bu ıssız
Ülkenin hangi dağı, ovası şimdi benim
Seninle sessizliğin koynuna girdi tenim
Âh kırılan ellerim, ah çürüyen kanlı göz
Bir cefâ girdabında dalgalanıp yandı öz
Bu gün fırçanın kalbe diken çizdiği gündür
Matemin bir şairi lif lif çözdüğü gündür
Her yüzde bir tebessüm oluyor filizlerin
Haramilerde bile ışıldıyor izlerin
Nâm yurdunda gölgeydin, merhamet burcunda dev
Sokak garip; münzevi bir rüyada şimdi ev
Hicrana varan yolun her köşesinde serap
Şehir şehir ürperiş, ülke ülke ıstırap
Bu gün bir kelebeği dağın ezdiği gündür
Bu gün kalemin “eyvah” diye yazdığı gündür
Gökler yıkılmış, can dağlarına kar yağmıştır
Güneş ansızın infilâk edip kararmıştır
Ruh nâlândır akşamleyin göğüs kafesinde
Nasıl da handândı bir bayram arifesinde
Bir rüyadan uyanmış, ferahfezadır şimdi
Bilmezsiniz, yâr burcundaki o yiğit kimdi?
Bakışları neden öylesine parlıyordu
Çektirdiği son fotoğrafında ağlıyordu
Bir vedâ iklimiydi gözlerinden yayılan
Belki O’dur, aşkıyla ölüp şehîd sayılan
Ömrünce dünya için ne şikâyet, ne bir âh
Peygamber çiçekleri kokan yolcu: Seyfullah
Bir ömür kutlu bahçelerde gezinip durdu
Yüreğimi sonsuzluğun rengiyle doldurdu
Gidince, çöktü birden muhayyel saraylarım
İntizara gömülecek günlerim, aylarım
Sesinin yankısı var hâlâ kulaklarımda
Sevdiği sözler kıvranıyor dudaklarımda
Hasret yakacak yurdumu yıllar yılı artık
Emanetini bir gül gibi kabrine bıraktık
Güneş ansızın infilâk edip kararmıştır
Ruh nâlândır akşamleyin göğüs kafesinde
Nasıl da handândı bir bayram arifesinde
Bir rüyadan uyanmış, ferahfezadır şimdi
Bilmezsiniz, yâr burcundaki o yiğit kimdi?
Bakışları neden öylesine parlıyordu
Çektirdiği son fotoğrafında ağlıyordu
Bir vedâ iklimiydi gözlerinden yayılan
Belki O’dur, aşkıyla ölüp şehîd sayılan
Ömrünce dünya için ne şikâyet, ne bir âh
Peygamber çiçekleri kokan yolcu: Seyfullah
Bir ömür kutlu bahçelerde gezinip durdu
Yüreğimi sonsuzluğun rengiyle doldurdu
Gidince, çöktü birden muhayyel saraylarım
İntizara gömülecek günlerim, aylarım
Sesinin yankısı var hâlâ kulaklarımda
Sevdiği sözler kıvranıyor dudaklarımda
Hasret yakacak yurdumu yıllar yılı artık
Emanetini bir gül gibi kabrine bıraktık
mağrur camekânlara bakıp da ezildi mi
pırlanta çocukları görüp de üzüldü mü
bayramda, bayramlığın' giydirdin mi babası
kapkara gecelerde yanar mıydı lambası
okşar mıydın çam kokan ellerinle saçını
sevginle ilkbahara çevirdin mi suçunu
zamanın ötesini görmeliydi yüzünde
yıldızların sesini duymalıydı sözünde
gülümün toprağına gizledin mi ruhumu
söyledin mi, izini sularda bulduğumu
hayal bedesteninde mahzun olmamalıydı
düşler yolculuğunda yolda kalmamalıydı
bulmalıydı bulunmaz olağı kucağında
göklere salmalıydın onu gençlik çağında
sevgiyi bilmeyen gül, gözyaşında solarmış
kaşlarının altına sel suları dolarmış
güneşi aldatanlar, maskeler taktığında
kırılan her saatin bir ömrü yaktığında
gölgende taşıdın mı gülümü serin serin
çiçek tozu döktü mü avucuna ellerin
aranızda rengârenk papatyalar var imiş
bunu ancak çok seven baba-kız anlar imiş
dört mevsin, hayatına mutluluk sunmalıydın
nazıyla ve kibriyle dahi avunmalıydın
o, ruhumun en soylu, en güzel hırsızıdır
sadece senin değil, kâinatın kızıdır
kopan başımı bile dilersen dile benden
ALLAH'IN EMRİ İLE İSTERİM ONU SENDEN! ..
pırlanta çocukları görüp de üzüldü mü
bayramda, bayramlığın' giydirdin mi babası
kapkara gecelerde yanar mıydı lambası
okşar mıydın çam kokan ellerinle saçını
sevginle ilkbahara çevirdin mi suçunu
zamanın ötesini görmeliydi yüzünde
yıldızların sesini duymalıydı sözünde
gülümün toprağına gizledin mi ruhumu
söyledin mi, izini sularda bulduğumu
hayal bedesteninde mahzun olmamalıydı
düşler yolculuğunda yolda kalmamalıydı
bulmalıydı bulunmaz olağı kucağında
göklere salmalıydın onu gençlik çağında
sevgiyi bilmeyen gül, gözyaşında solarmış
kaşlarının altına sel suları dolarmış
güneşi aldatanlar, maskeler taktığında
kırılan her saatin bir ömrü yaktığında
gölgende taşıdın mı gülümü serin serin
çiçek tozu döktü mü avucuna ellerin
aranızda rengârenk papatyalar var imiş
bunu ancak çok seven baba-kız anlar imiş
dört mevsin, hayatına mutluluk sunmalıydın
nazıyla ve kibriyle dahi avunmalıydın
o, ruhumun en soylu, en güzel hırsızıdır
sadece senin değil, kâinatın kızıdır
kopan başımı bile dilersen dile benden
ALLAH'IN EMRİ İLE İSTERİM ONU SENDEN! ..
Yoksa dönmeyecek mi yüzünü bana güneş
O eflâtun şarkılar çalacak mı yeniden
Meğer dil en belalı gecesiymiş ömrümün
Ne kadar da güçsüzmüş bir sultan kölesinden
Ah, o özel anları öldüren kelimeler
Atabilseydim sizi lügatimden, atardım
Köleyi sultan kılıp evrenin son tahtına
Kendimi köle gibi kervanlara satardım
Bağışla beni rüyam, çölümdeki son deniz
Bağışla allı turnam, dağ başındaki duman
Masum bir dalgınlığın infilâkıyla şimdi
Gel de gör; yıkılıyor üzerime asuman
Yalnız ay ışığında görüyorum kalbimi
Huzurunda bir mahkûm gibi eğiliyorum
Bir şey var ıstırapla beni alnımdan öpen
İki ufuk arası bir şey var, biliyorum
İşte, senin yüzünle donattım karanlığı
Başkası kül, bahçesi, ötesi, tarihi kül
Senin bakışlarında gülümsüyor yıldızlar
Onlara gizlendiysen avuçlarıma dökül
Geriye mi atacak adımlarını yollar
Nasıl mutludur şimdi gözyaşı, korku, elem
Sana sultanlığımın ölümsüz fermanıdır
Ellerimden tutuver, bağışla beni kölem
O eflâtun şarkılar çalacak mı yeniden
Meğer dil en belalı gecesiymiş ömrümün
Ne kadar da güçsüzmüş bir sultan kölesinden
Ah, o özel anları öldüren kelimeler
Atabilseydim sizi lügatimden, atardım
Köleyi sultan kılıp evrenin son tahtına
Kendimi köle gibi kervanlara satardım
Bağışla beni rüyam, çölümdeki son deniz
Bağışla allı turnam, dağ başındaki duman
Masum bir dalgınlığın infilâkıyla şimdi
Gel de gör; yıkılıyor üzerime asuman
Yalnız ay ışığında görüyorum kalbimi
Huzurunda bir mahkûm gibi eğiliyorum
Bir şey var ıstırapla beni alnımdan öpen
İki ufuk arası bir şey var, biliyorum
İşte, senin yüzünle donattım karanlığı
Başkası kül, bahçesi, ötesi, tarihi kül
Senin bakışlarında gülümsüyor yıldızlar
Onlara gizlendiysen avuçlarıma dökül
Geriye mi atacak adımlarını yollar
Nasıl mutludur şimdi gözyaşı, korku, elem
Sana sultanlığımın ölümsüz fermanıdır
Ellerimden tutuver, bağışla beni kölem
Nur yüzlü tebessümler bırakıp da yurduma
Bazen rüzgâr olursun burçlarında gecenin
Öteyi omuzlayıp gelir bazen de rüzgâr
Başımdaki dumanı dağıtır gözlerinle
Züleyha’yı Yusuf’a götürürken atlılar
Bak işte, tohum şimdi rüyada, derindedir
Bir dua mahşerinin sonsuz mihverindedir
Avucundan taşıyor kevser dolu bir sebil
Merhamet ki, o leylî saçlarında uyuyan
Son derin aynasıdır tenhayı bilenlerin
Yüreğimde ay gizli, sinemde bir karanfil
Bense yine bir nehir, şeb-i yelda ve mahrum
Bazen de bir cellâdın simsiyah ellerinde
Eski bir bahçıvanın korkularına mahkûm
Bak işte, bir gözyaşı damlası, boynu bükük
Bir ayna sırlarını döküyor toprağına
Kendi karanlığına gömülüyor sönen mum
Bak işte, uyandırdı gelişin ağaçları
Her yaprakta o mahzun düşlerimin oyası
Özsuyunda sen varsın çiçeklerin; her düşte
Kapılar, pencereler sana vurgun, bak işte
Sus ve yürü; ruhumun sarayıdır otağın
Gizli bir şehzadenin sırrında kaybol ve sus
Bilsen ki, sultanlığın, tahtındadır bu çağın
Hüzün ki, ne girift bir dünyadır sana mahsus
Bak yine ayağına kapandı köleler; sus
Doğunun o efsunlu harabelerinde mi
Kayıp cennetlerini aradın da mevsimin
Ki her gece yıldızlar saatleri kırdılar
Akrebini zincire vurup sonbaharında
Yelkovandan kederin hesabını sordular
Sen şimdi ne kadar da Züleyha’sın ki öyle
Beyaz bir gül taşırsın avuçlarında her an
Rüyalarında bile senin için ağlayan
Parmağının ucunda bir Yusuf görüyorsun
Öteden sıradağlar geliyor sevda ile
Denizler senindir al; umudu denizlerin
Körpe bir nergis olup düşünce eşiğine
Ruhumun kumruları, kardelenleri, senin
Sustuğunda, kelime yangını, cümle kışı
Konuş; suyu ısınsın buz tutan çeşmelerin
Durduğunda duraklar mutlu; yollar çaresiz
Yürü; ayak bastığın kara parçalarında
Irmaklar gökyüzüne akıyor ardınsıra
Kımıldayan yokuşta, uğuldayan inişte
Yolcular izlerini soruyorlar, bak işte
Bozkırdaki sureti kayboldu bir çobanın
Bir vadiye akmanın eşiğindedir zaman
Bir ney bulup üflesem gözlerine bakarak
Kamış kül, ses kıvılcım, boşlukta bir yanardağ
Anlayamıyor muyum kirpiğinde bulutlar
Avare kuşlar gibi benim göğümü arar
Yalnızlığı gül kokan benim bahçelerimde
Rengârenk bir kelebek oluyor bakışların
Anlayamıyor muyum, en gizemli şarkılar
Dudakların ruhuma dokunduğunda çalar
Gece aydınlığında bir devin kalbindesin
Bir hayalden kalan her muamması ömrümün
Senin duygularında çözülüyor ansızın
Yüzünle buluşuyor yüzümün çizgileri
Yankısını sesinde arıyor çığlıklarım
İçimde kum saati, ne ileri, ne geri
Bulunur belki bir gün bir şehirde bir sokak
Bir ev, sessiz bir oda, her köşesinde bahar
Öyle mağrur ki zaman yeniden doğmak için
Bir kadın bir cihangir istiyor kaderinden
Bir adam, kucağında güneş, ay ve yıldızlar
Kâinatın o sonsuz, o esrarlı yerinde
Bak işte, tarihini arıyor ellerinde
Bazen rüzgâr olursun burçlarında gecenin
Öteyi omuzlayıp gelir bazen de rüzgâr
Başımdaki dumanı dağıtır gözlerinle
Züleyha’yı Yusuf’a götürürken atlılar
Bak işte, tohum şimdi rüyada, derindedir
Bir dua mahşerinin sonsuz mihverindedir
Avucundan taşıyor kevser dolu bir sebil
Merhamet ki, o leylî saçlarında uyuyan
Son derin aynasıdır tenhayı bilenlerin
Yüreğimde ay gizli, sinemde bir karanfil
Bense yine bir nehir, şeb-i yelda ve mahrum
Bazen de bir cellâdın simsiyah ellerinde
Eski bir bahçıvanın korkularına mahkûm
Bak işte, bir gözyaşı damlası, boynu bükük
Bir ayna sırlarını döküyor toprağına
Kendi karanlığına gömülüyor sönen mum
Bak işte, uyandırdı gelişin ağaçları
Her yaprakta o mahzun düşlerimin oyası
Özsuyunda sen varsın çiçeklerin; her düşte
Kapılar, pencereler sana vurgun, bak işte
Sus ve yürü; ruhumun sarayıdır otağın
Gizli bir şehzadenin sırrında kaybol ve sus
Bilsen ki, sultanlığın, tahtındadır bu çağın
Hüzün ki, ne girift bir dünyadır sana mahsus
Bak yine ayağına kapandı köleler; sus
Doğunun o efsunlu harabelerinde mi
Kayıp cennetlerini aradın da mevsimin
Ki her gece yıldızlar saatleri kırdılar
Akrebini zincire vurup sonbaharında
Yelkovandan kederin hesabını sordular
Sen şimdi ne kadar da Züleyha’sın ki öyle
Beyaz bir gül taşırsın avuçlarında her an
Rüyalarında bile senin için ağlayan
Parmağının ucunda bir Yusuf görüyorsun
Öteden sıradağlar geliyor sevda ile
Denizler senindir al; umudu denizlerin
Körpe bir nergis olup düşünce eşiğine
Ruhumun kumruları, kardelenleri, senin
Sustuğunda, kelime yangını, cümle kışı
Konuş; suyu ısınsın buz tutan çeşmelerin
Durduğunda duraklar mutlu; yollar çaresiz
Yürü; ayak bastığın kara parçalarında
Irmaklar gökyüzüne akıyor ardınsıra
Kımıldayan yokuşta, uğuldayan inişte
Yolcular izlerini soruyorlar, bak işte
Bozkırdaki sureti kayboldu bir çobanın
Bir vadiye akmanın eşiğindedir zaman
Bir ney bulup üflesem gözlerine bakarak
Kamış kül, ses kıvılcım, boşlukta bir yanardağ
Anlayamıyor muyum kirpiğinde bulutlar
Avare kuşlar gibi benim göğümü arar
Yalnızlığı gül kokan benim bahçelerimde
Rengârenk bir kelebek oluyor bakışların
Anlayamıyor muyum, en gizemli şarkılar
Dudakların ruhuma dokunduğunda çalar
Gece aydınlığında bir devin kalbindesin
Bir hayalden kalan her muamması ömrümün
Senin duygularında çözülüyor ansızın
Yüzünle buluşuyor yüzümün çizgileri
Yankısını sesinde arıyor çığlıklarım
İçimde kum saati, ne ileri, ne geri
Bulunur belki bir gün bir şehirde bir sokak
Bir ev, sessiz bir oda, her köşesinde bahar
Öyle mağrur ki zaman yeniden doğmak için
Bir kadın bir cihangir istiyor kaderinden
Bir adam, kucağında güneş, ay ve yıldızlar
Kâinatın o sonsuz, o esrarlı yerinde
Bak işte, tarihini arıyor ellerinde
kusları gizler sende, feslegenleri gizler
rıhtımında geceyi aglatıyor denizler
alıngan martılara bırakma düslerimi
incitme kirpiginde kalan gülüslerimi
tahammül sularında batıyor kadırgalar
nabzımda direncimi bunaltıyor dalgalar
ıslak bir hayal gibi girebilsen koluma
kestane bakısların gül bıraksa yoluma
muharip kalemlerin kan mı yazar, a gözler
esirgeme ya O’nu, ya kıl nazar, a gözler
pervasız bir ayine dönüstürdün kanını
dergahında gizledin yüzümün tufanını
ahımın kanatları çırpınıyor gögünde
ipeginle sar beni, ruhumu gördügünde
aynalı bir ev kursam, bebeklerle donanmıs
kalbimi lamba yapsam, acılarla denenmis
esyası binbir gece masallarından kalan
yatagı melikeler melikesinden gelen
esrarlı kapıların ömrüme açıldıgı
efkarlı kadehlerden bengisu içildigi
evinden sonsuzluga uzasa pencereler
umidimi oksasa bahçesinde geceler
bitimli bir rüyada küflenen bir yareyim
hüznün sahikasında kıvranan avareyim
eflatun sokaklarda bosluga savrulan kül
melalin kucagında zehirlenen bir eylül
kusanmalıyım oysa gülümün sevgisini
üveyikler uçarken duymalıyım sesini
tükenmeden erdemi öldüren tutkularda
lekeli kaptanları unutmalı, sularda
isimsiz bir iklimde taze bahar gibidir
ürkektir, ötelerden esen rüzgar gibidir
ruhumda balarısı kah gülümün gözleri
gözlerime bir baksan, h gülümün gözleri
rıhtımında geceyi aglatıyor denizler
alıngan martılara bırakma düslerimi
incitme kirpiginde kalan gülüslerimi
tahammül sularında batıyor kadırgalar
nabzımda direncimi bunaltıyor dalgalar
ıslak bir hayal gibi girebilsen koluma
kestane bakısların gül bıraksa yoluma
muharip kalemlerin kan mı yazar, a gözler
esirgeme ya O’nu, ya kıl nazar, a gözler
pervasız bir ayine dönüstürdün kanını
dergahında gizledin yüzümün tufanını
ahımın kanatları çırpınıyor gögünde
ipeginle sar beni, ruhumu gördügünde
aynalı bir ev kursam, bebeklerle donanmıs
kalbimi lamba yapsam, acılarla denenmis
esyası binbir gece masallarından kalan
yatagı melikeler melikesinden gelen
esrarlı kapıların ömrüme açıldıgı
efkarlı kadehlerden bengisu içildigi
evinden sonsuzluga uzasa pencereler
umidimi oksasa bahçesinde geceler
bitimli bir rüyada küflenen bir yareyim
hüznün sahikasında kıvranan avareyim
eflatun sokaklarda bosluga savrulan kül
melalin kucagında zehirlenen bir eylül
kusanmalıyım oysa gülümün sevgisini
üveyikler uçarken duymalıyım sesini
tükenmeden erdemi öldüren tutkularda
lekeli kaptanları unutmalı, sularda
isimsiz bir iklimde taze bahar gibidir
ürkektir, ötelerden esen rüzgar gibidir
ruhumda balarısı kah gülümün gözleri
gözlerime bir baksan, h gülümün gözleri
ey yıllardır içimde besledigim kanarya
senin o sulusepken, yeşil gözlerin varya
gökleri denizin elinden aldı
fırtına delirdi; deniz bunaldı
kızıl tüylü kanatların firakını
cekti uzaklara resimlerini
bana özlemin kaldı
patikalar ustune yasıverdin adımı
acımasız,her aksam ciğnedin feryadımı
ey yıllardır içimde besledigim kanarya
senin o sulusepken goslerin varya
sanki bir alev topu, yakar hayallerimi
her ikindi sonrası ruhumun toprağına
garip tohumlar gibi atarım ellerini
sana mahsun bir umut, desemmi bilmiyorum
sana çılgın bir bulut, desemmi bilmiyorum
derin bir ucurumda arıyorum kalbini
ya gel, yabeni unut, desemmi bilmiyorum
ey yıllardır içimde besledigim kanarya
senin o sulu sepken yeşil goslerin varya
ruyalarımı caldı
sevda ırmagında sular alcaldı
son bahar ugradı yureğimize
sararttı gülleri, yaseminleri
bana özlemin kaldı
senin o sulusepken, yeşil gözlerin varya
gökleri denizin elinden aldı
fırtına delirdi; deniz bunaldı
kızıl tüylü kanatların firakını
cekti uzaklara resimlerini
bana özlemin kaldı
patikalar ustune yasıverdin adımı
acımasız,her aksam ciğnedin feryadımı
ey yıllardır içimde besledigim kanarya
senin o sulusepken goslerin varya
sanki bir alev topu, yakar hayallerimi
her ikindi sonrası ruhumun toprağına
garip tohumlar gibi atarım ellerini
sana mahsun bir umut, desemmi bilmiyorum
sana çılgın bir bulut, desemmi bilmiyorum
derin bir ucurumda arıyorum kalbini
ya gel, yabeni unut, desemmi bilmiyorum
ey yıllardır içimde besledigim kanarya
senin o sulu sepken yeşil goslerin varya
ruyalarımı caldı
sevda ırmagında sular alcaldı
son bahar ugradı yureğimize
sararttı gülleri, yaseminleri
bana özlemin kaldı
Bir şehla bakışın güneş edalım
Deliyor dağ gibi kalkanlarımı
Yitirdim denizin saçına tutkun
Sabahleyin erken kalkanlarımı
Bağrımda büyüdü ömür dikeni
Hürriyet harcadı alkanlarımı
Gecenin karanlık yüzü içinde
Zaman yuttu şimşek çakanlarımı
Hangi rüzgar alıp götürdü, bilmem
Kendini ateşte yakanlarımı
Dostlarımı geri verin uzaklar
Her seher semaya akanlarımı
Deliyor dağ gibi kalkanlarımı
Yitirdim denizin saçına tutkun
Sabahleyin erken kalkanlarımı
Bağrımda büyüdü ömür dikeni
Hürriyet harcadı alkanlarımı
Gecenin karanlık yüzü içinde
Zaman yuttu şimşek çakanlarımı
Hangi rüzgar alıp götürdü, bilmem
Kendini ateşte yakanlarımı
Dostlarımı geri verin uzaklar
Her seher semaya akanlarımı
"baska zaman gelirim! " deyip gidisine
ne zaman? ! .. Çesmelerden zehir aktıgında mı
bir damla kıvılcımın çölü yaktıgında mı
bir kartalın, burkulan bir yürekle uçarken
yıkılan yuvasına dönüp baktıgında mı
uzak iklimlerde mi, havada mı, yerde mi
beni senden ayıran bu incecik perde mi
tünel kazmayı bile kolay kıldı yaratan
nedir beni acılar dergâhında çürüten
ölümün yolumuzdan çekildigi ânda mı
bu ırmagın denize döküldügü ânda mı
ne zaman? ! ..Fırtınalar koptugunda mı, gülüm
her insanın dogruya taptıgında mı, gülüm
göklerin alev alev kızarıp döküldügü
dagların iplik iplik yerinden söküldügü
kâinatın yeniden kuruldugu günde mi
dönüsü bulunmayan esrarlı dügünde mi
arıyı çiçeklerle bulusturan adına
görmeyeni gözüne kavusturan adına
sen de mi bir mum gibi eriyip söneceksin
söyle gülüm, ülkeme ne zaman döneceksin
ne zaman? ! .. Çesmelerden zehir aktıgında mı
bir damla kıvılcımın çölü yaktıgında mı
bir kartalın, burkulan bir yürekle uçarken
yıkılan yuvasına dönüp baktıgında mı
uzak iklimlerde mi, havada mı, yerde mi
beni senden ayıran bu incecik perde mi
tünel kazmayı bile kolay kıldı yaratan
nedir beni acılar dergâhında çürüten
ölümün yolumuzdan çekildigi ânda mı
bu ırmagın denize döküldügü ânda mı
ne zaman? ! ..Fırtınalar koptugunda mı, gülüm
her insanın dogruya taptıgında mı, gülüm
göklerin alev alev kızarıp döküldügü
dagların iplik iplik yerinden söküldügü
kâinatın yeniden kuruldugu günde mi
dönüsü bulunmayan esrarlı dügünde mi
arıyı çiçeklerle bulusturan adına
görmeyeni gözüne kavusturan adına
sen de mi bir mum gibi eriyip söneceksin
söyle gülüm, ülkeme ne zaman döneceksin
Kahrın sesi rüzgârı ağlatırsa içinde
Gecenin omzuna koy titreyen düşlerini
Ordadır âh çıbanı
Ân gelip patlayacak yanardağlar ve ölüm
Sen şimdi muallâkta bir vezir-i azam mı
Yedikule bekleyen hünkâr mısın ülkende
Kan revan yürüyüşler
Nehir kokan bir mendil bırakmışsın göklere
Bekliyorsun; bir tohum, bin bir umut ve sonsuz
Bekliyorsun; gelecek haber güvercinleri
Bekliyorsun; sokaklar dirilecek yeniden
Bekliyorsun vefakâr perileri, cinleri
Kendi parmaklarınla kafes yaptın kendine
Avuçlarında Bâbil; mahkûmusun bozkırın
Yılanlar arasından geçmelisin her akşam
Ardın sıra kırılan kandillerin mahşeri
Sonra bir dağ başında
Sonra bir uçurumda
Sonra zehir damıtan bir şehrin ortasında
En ıssız günlerini yaşıyorsun kederin
Bekliyorsun; baktığın her nokta kül ve ateş
Bekliyorsun; su yüzlü güzelin dermanını
Bekliyorsun; aykırı doğacak çölde güneş
Bekliyorsun bir kahrın yaldızlı fermanını
Hani o son durakta saray açıldı birden
İki bembeyaz gülün yaprağıydı her sütun
Başını yasladığın pervazlarda çiçekler
Baygın kokularıyla sarmıştı denizleri
Çığlıklar fırtınası
İpek duruşlu suna
Susturulan bir devin iniltilerinde kan
Şimdi darağacında kuşku, sihir ve isyan
Bir köşeye çekilmiş emanet bekliyorsun
Hatıralar yurduna ihanet bekliyorsun
Sanma ki pencereler sana meftun olacak
Öteden hummalı bir işaret bekliyorsun
Gecenin omzuna koy titreyen düşlerini
Ordadır âh çıbanı
Ân gelip patlayacak yanardağlar ve ölüm
Sen şimdi muallâkta bir vezir-i azam mı
Yedikule bekleyen hünkâr mısın ülkende
Kan revan yürüyüşler
Nehir kokan bir mendil bırakmışsın göklere
Bekliyorsun; bir tohum, bin bir umut ve sonsuz
Bekliyorsun; gelecek haber güvercinleri
Bekliyorsun; sokaklar dirilecek yeniden
Bekliyorsun vefakâr perileri, cinleri
Kendi parmaklarınla kafes yaptın kendine
Avuçlarında Bâbil; mahkûmusun bozkırın
Yılanlar arasından geçmelisin her akşam
Ardın sıra kırılan kandillerin mahşeri
Sonra bir dağ başında
Sonra bir uçurumda
Sonra zehir damıtan bir şehrin ortasında
En ıssız günlerini yaşıyorsun kederin
Bekliyorsun; baktığın her nokta kül ve ateş
Bekliyorsun; su yüzlü güzelin dermanını
Bekliyorsun; aykırı doğacak çölde güneş
Bekliyorsun bir kahrın yaldızlı fermanını
Hani o son durakta saray açıldı birden
İki bembeyaz gülün yaprağıydı her sütun
Başını yasladığın pervazlarda çiçekler
Baygın kokularıyla sarmıştı denizleri
Çığlıklar fırtınası
İpek duruşlu suna
Susturulan bir devin iniltilerinde kan
Şimdi darağacında kuşku, sihir ve isyan
Bir köşeye çekilmiş emanet bekliyorsun
Hatıralar yurduna ihanet bekliyorsun
Sanma ki pencereler sana meftun olacak
Öteden hummalı bir işaret bekliyorsun
hani kusun rüyası, fakirin ekmegiydi
uzagında olanlar kandan elbise giydi
bir umudun kalmıstı elimde; aldın onu
basıma tâc eyledin bir ömür yoklugunu
"Umutsuz olma! " deyip Irem Bagı'na gittin
sen bu sâiri degil, Istanbul'u terk ettin
müebbed hapse mahkûm eyledin âsıgını
zifirî bir hücrede bekledim ısıgını
teselli verdi bana bagrımdaki yâreler
mahzun ufuklarımı oksadı seyyareler
bitimsiz gecelerde kirpiginle vuruldum
körlügün döseginde karanlıga sarıldım
öteden bir yigidin müjdesi geliyordu
iki hecelik zindan göge yükseliyordu
hayalin, tükenmeyen ekmegimdi, suyumdu
sensizlik, yılanların kıvrandıgı kuyumdu
vâ'dettigin umudun çöllerinde bunaldım
atesten bir yagmurun saganagında kaldım
aldatılan tasların bile kanar yüregi
kırılır bir geminin en muhtesem diregi
yüzüne maske takar aldatılan uçurum
pıhtılasır okyanus, ölür sahil, aglar kum
aldatılan kusların yarılır gögsü birden
aldatılan mum erir, olsa bile demirden
yitirdik yaramıza merhem olan ilâcı
bir gülün bir âsıgı aldatması ne acı
uzagında olanlar kandan elbise giydi
bir umudun kalmıstı elimde; aldın onu
basıma tâc eyledin bir ömür yoklugunu
"Umutsuz olma! " deyip Irem Bagı'na gittin
sen bu sâiri degil, Istanbul'u terk ettin
müebbed hapse mahkûm eyledin âsıgını
zifirî bir hücrede bekledim ısıgını
teselli verdi bana bagrımdaki yâreler
mahzun ufuklarımı oksadı seyyareler
bitimsiz gecelerde kirpiginle vuruldum
körlügün döseginde karanlıga sarıldım
öteden bir yigidin müjdesi geliyordu
iki hecelik zindan göge yükseliyordu
hayalin, tükenmeyen ekmegimdi, suyumdu
sensizlik, yılanların kıvrandıgı kuyumdu
vâ'dettigin umudun çöllerinde bunaldım
atesten bir yagmurun saganagında kaldım
aldatılan tasların bile kanar yüregi
kırılır bir geminin en muhtesem diregi
yüzüne maske takar aldatılan uçurum
pıhtılasır okyanus, ölür sahil, aglar kum
aldatılan kusların yarılır gögsü birden
aldatılan mum erir, olsa bile demirden
yitirdik yaramıza merhem olan ilâcı
bir gülün bir âsıgı aldatması ne acı
Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın
Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık
Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın
Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına
Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar
Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına
Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar
Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar
Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu
Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi
Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde
Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere
Her gece ışığını ruhumdan alacaksın
Aldanma gururunu okşayan çiçeklere
En güzel güllerini ruhumla alacaksın
Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden
Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi
İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden
Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi
Sen hala anlamadın sevginin en hasını
Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını
O, coşkun bir denizin sularına yürürken
Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını
Gittiği her iklime sevdanı götürürken
Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını
Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
Yalnızlık kitabında okumadın ismini
Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
Karanlık köşelerde acı acı gülmedin
Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
O Celali uykudan uyanmadın, uyanma
Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma
Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine
Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm
Feryadı kayaları parçalayan sesine
Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm
Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına
Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini
Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne
Dudağında kuruyup dağılan sözlerini
Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi
Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi
Karalar bağlamadın beni anlayamazsın
O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık
Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın
Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına
Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar
Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına
Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar
Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar
Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu
Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi
Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde
Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere
Her gece ışığını ruhumdan alacaksın
Aldanma gururunu okşayan çiçeklere
En güzel güllerini ruhumla alacaksın
Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden
Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi
İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden
Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi
Sen hala anlamadın sevginin en hasını
Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını
O, coşkun bir denizin sularına yürürken
Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını
Gittiği her iklime sevdanı götürürken
Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını
Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
Yalnızlık kitabında okumadın ismini
Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
Karanlık köşelerde acı acı gülmedin
Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
O Celali uykudan uyanmadın, uyanma
Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma
Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine
Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm
Feryadı kayaları parçalayan sesine
Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm
Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına
Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini
Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne
Dudağında kuruyup dağılan sözlerini
Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi
Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi
Karalar bağlamadın beni anlayamazsın
O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?
Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı.
Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum,
Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı.
Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi.
Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı.
Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut.
Bülbülün küllerine konan puhum da yandı.
Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile.
Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı.
Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım,
Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı.
Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme.
Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı.
Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme.
Ülkem yıkıldı heyhat!
Ordugâhım da yandı.
Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin,
Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı.
İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı.
Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı.
O'ndan başka ne varsa yandı,
Yandık sen ve ben.
O'nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.
Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı.
Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum,
Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı.
Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi.
Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı.
Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut.
Bülbülün küllerine konan puhum da yandı.
Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile.
Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı.
Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım,
Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı.
Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme.
Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı.
Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme.
Ülkem yıkıldı heyhat!
Ordugâhım da yandı.
Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin,
Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı.
İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı.
Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı.
O'ndan başka ne varsa yandı,
Yandık sen ve ben.
O'nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.
Bakmayın çevremi kuşatanlara
Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben
Issız ovaların nehiriyim ben
İçimde işliyor derin bir yara
Aşkın öldürmeyen zehiriyim ben
Bakmayın çevremi kuşatanlara
Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben
Kapattım kalbimin son kapısını
Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim
Hafızası ölü nakkaş gibiyim
Çekiyorum mutsuzluğun yasını
Ayaklara mahkum bir baş gibiyim
Kapattım kalbimin son kapısını
Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim
Ölümü yaşadım ölmeden önce
Bana sonsuzluğu beklemek düştü
Mazide benim de yüzüm gülmüştü
Uyandım,mutsuzluk geri dönünce
Ölümü yaşadım ölmeden önce
Bana sonsuzluğu beklemek düştü
Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm
Adını yazsana dudaklarıma
Zaman kan süzüyor kulaklarıma
Hıçkırığa mahkum biçare gönlüm
Haydi takılıver ayaklarıma
Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm
Adını yazsana dudaklarıma
Bulsam Kafdağı'nın eteklerini
Başımı çevirip gitsem mi bilmem
Ben ki yaranamam,şakaya gelmem
Kuruttum bengisu peteklerini
Karanlık dolu bir dünyada gülmem
Bulsam Kafdağı'nın eteklerini
Başımı çevirip gitsem mi bilmem
Umutlar sultanı anlayamadı
Sizler beni asla anlamazsınız
Biraz sevdasınız,biraz nazsınız
Kimse benim gibi ağlayamadı
Belki gülersiniz,inanmazsınız
Umutlar sultanı anlayamadı
Sizler beni asla anlamazsınız
Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben
Issız ovaların nehiriyim ben
İçimde işliyor derin bir yara
Aşkın öldürmeyen zehiriyim ben
Bakmayın çevremi kuşatanlara
Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben
Kapattım kalbimin son kapısını
Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim
Hafızası ölü nakkaş gibiyim
Çekiyorum mutsuzluğun yasını
Ayaklara mahkum bir baş gibiyim
Kapattım kalbimin son kapısını
Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim
Ölümü yaşadım ölmeden önce
Bana sonsuzluğu beklemek düştü
Mazide benim de yüzüm gülmüştü
Uyandım,mutsuzluk geri dönünce
Ölümü yaşadım ölmeden önce
Bana sonsuzluğu beklemek düştü
Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm
Adını yazsana dudaklarıma
Zaman kan süzüyor kulaklarıma
Hıçkırığa mahkum biçare gönlüm
Haydi takılıver ayaklarıma
Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm
Adını yazsana dudaklarıma
Bulsam Kafdağı'nın eteklerini
Başımı çevirip gitsem mi bilmem
Ben ki yaranamam,şakaya gelmem
Kuruttum bengisu peteklerini
Karanlık dolu bir dünyada gülmem
Bulsam Kafdağı'nın eteklerini
Başımı çevirip gitsem mi bilmem
Umutlar sultanı anlayamadı
Sizler beni asla anlamazsınız
Biraz sevdasınız,biraz nazsınız
Kimse benim gibi ağlayamadı
Belki gülersiniz,inanmazsınız
Umutlar sultanı anlayamadı
Sizler beni asla anlamazsınız
bileydim lâyık olmadığını
yürür müydüm yollarında
sen birazı tereddüt
birazı kan ve gurur
acılarla beslenen bir zakkum çiçeğisin
oysa hep ışıl ışıl
hep rengârenk göründün bulutların ardında
anlayamadım
yeşil sadece zehir dumanlı gözlerinde
özlem sadece tûfan
her akşam kefen giydi yüreğim kollarında
her gece bir giyotin
rüyalarım hıçkırık
kâbuslarım ölümdü
ellerin yavaş yavaş beni bataklığına
beni isyana gömdü
şimdi kopardım urganlarını
dostluğum da sensiz, düşmanlığım da
ırmak ikiyüzlü akar mı sandın
güneş karanlıktan korkar mı sandın
git, seninle gitsin pişmanlığım da
bileydim lâyık olmadığını
yürürmüydüm yollarında
yürür müydüm yollarında
sen birazı tereddüt
birazı kan ve gurur
acılarla beslenen bir zakkum çiçeğisin
oysa hep ışıl ışıl
hep rengârenk göründün bulutların ardında
anlayamadım
yeşil sadece zehir dumanlı gözlerinde
özlem sadece tûfan
her akşam kefen giydi yüreğim kollarında
her gece bir giyotin
rüyalarım hıçkırık
kâbuslarım ölümdü
ellerin yavaş yavaş beni bataklığına
beni isyana gömdü
şimdi kopardım urganlarını
dostluğum da sensiz, düşmanlığım da
ırmak ikiyüzlü akar mı sandın
güneş karanlıktan korkar mı sandın
git, seninle gitsin pişmanlığım da
bileydim lâyık olmadığını
yürürmüydüm yollarında
Görmeden bakıp da bir yabancıya
Hani hiç duymadan dinlemişizdir
Mutluluk katarak bin bir acıya
Tebessüm ederken inlemişizdir
Hani aldatmıştır bizi bir resim
Ardında gizemin son adımları
Aklımızda kalan ıssız bir isim
İzi kar beyazı, yolları sarı
Geliyorum derken uzağa gider
Susarken ağlatır kelimeleri
Buluştuğu anda bizi terk eder
Bir avuç ateşle doludur yeri
Gecenin kalbine koyar gündüzü
Başlarken ağına düşeriz sonun
Söndükçe tutuşan yangındır yüzü
Bir damla melâldir varlığı onun
Hani hiç duymadan dinlemişizdir
Mutluluk katarak bin bir acıya
Tebessüm ederken inlemişizdir
Hani aldatmıştır bizi bir resim
Ardında gizemin son adımları
Aklımızda kalan ıssız bir isim
İzi kar beyazı, yolları sarı
Geliyorum derken uzağa gider
Susarken ağlatır kelimeleri
Buluştuğu anda bizi terk eder
Bir avuç ateşle doludur yeri
Gecenin kalbine koyar gündüzü
Başlarken ağına düşeriz sonun
Söndükçe tutuşan yangındır yüzü
Bir damla melâldir varlığı onun
Bir gün var biliyorum
Alevlerin kalbinden doğacak güneş
Ay ve yıldızlar çocukların kanayan yaralarından
Ve can vermiş bir annenin kıpkırmızı saçlarından
Gelecek bir gün var biliyorum
Ki ben İsrailoğullarını
Binlerce yıldır
Kanlı gömleklerinden
İhanet karası yüzlerinden
Yukarıdan bakarak diğer insanlara
Hayvanlara ve evrene
Tüm aynalarda kendisini gören
Çarpık gözlerinden tanıyorum
Taşların bile
Arkasında saklanan o menfur
Yahudiyi ifşa ettiği
Bak dediği insanlığa
İşte bu yüzkarasıdır yeryüzünün
Bu en zalim mahlukudur karanlığın
Bu en vahşi yırtıcısı
Bir gün var biliyorum
Ama o gün gelmeden
Geldiysek dünyaya
Hangi ihmalin kurbanıyız ki böyle
Takılıp kalmışız çaresiz
Zulmün dikenli
Zulmün zehirli
İnsafsız tellerine...
'Andolsun incire ve zeytine'
Bir gün var biliyorum
Bir muştu dalga dalga
Yayılacak Filistin'e
Alevlerin kalbinden doğacak güneş
Ay ve yıldızlar çocukların kanayan yaralarından
Ve can vermiş bir annenin kıpkırmızı saçlarından
Gelecek bir gün var biliyorum
Ki ben İsrailoğullarını
Binlerce yıldır
Kanlı gömleklerinden
İhanet karası yüzlerinden
Yukarıdan bakarak diğer insanlara
Hayvanlara ve evrene
Tüm aynalarda kendisini gören
Çarpık gözlerinden tanıyorum
Taşların bile
Arkasında saklanan o menfur
Yahudiyi ifşa ettiği
Bak dediği insanlığa
İşte bu yüzkarasıdır yeryüzünün
Bu en zalim mahlukudur karanlığın
Bu en vahşi yırtıcısı
Bir gün var biliyorum
Ama o gün gelmeden
Geldiysek dünyaya
Hangi ihmalin kurbanıyız ki böyle
Takılıp kalmışız çaresiz
Zulmün dikenli
Zulmün zehirli
İnsafsız tellerine...
'Andolsun incire ve zeytine'
Bir gün var biliyorum
Bir muştu dalga dalga
Yayılacak Filistin'e
Siyah belki aldatır içindeki beyazı
Talihin aynaları kırıyorsa,hüzündür
Sen yine anlamadın ne baharı, ne yazı
Beni cehennem kılan o esrarlı yüzündür
Sen küçük bir lalesin; avuçlarında nergis
Ben acının zehrine su katan hummalı dev
Gözlerinde isyanı damıtıyor kan ve sis
Gözlerimi yakıyor bu karayel,bu alev
Sen uzak bir nehirsin denizlere yabancı
Ben ruhumun çölüne göklerden su taşırım
Senin kalbinde kahra gülümseyen bir sancı
Ben kalbimi dağların derdiyle paylaşırım
Bilmem neyi aradım bir ömür kuşlarında
Binbir gece yürüdüm hangi muamma için
Zümrüd-ü anka uçar senin bakışlarında
Benim rüyalarımda birkaç deli güvercin
Talihin aynaları kırıyorsa,hüzündür
Sen yine anlamadın ne baharı, ne yazı
Beni cehennem kılan o esrarlı yüzündür
Sen küçük bir lalesin; avuçlarında nergis
Ben acının zehrine su katan hummalı dev
Gözlerinde isyanı damıtıyor kan ve sis
Gözlerimi yakıyor bu karayel,bu alev
Sen uzak bir nehirsin denizlere yabancı
Ben ruhumun çölüne göklerden su taşırım
Senin kalbinde kahra gülümseyen bir sancı
Ben kalbimi dağların derdiyle paylaşırım
Bilmem neyi aradım bir ömür kuşlarında
Binbir gece yürüdüm hangi muamma için
Zümrüd-ü anka uçar senin bakışlarında
Benim rüyalarımda birkaç deli güvercin
Demek ki bir şairin
Sabrının son dervişi de öldürülmüştür
Kan sızmak üzredir harflerin arasına
Ateş birkaç damla ihanet tebessümü
Bir kuyudan su çekmeyi bekleyen
Bahçıvanın rüyasında bir kalem
Bir zambağın hercai yapraklarına
Sen vefasız bir bahar kelebeği
Sen sadakat bilmeyen yapmacık bir Leyla’sın
Diye yazmak üzredir
Demek ki bir şairin
Ruhunun son yangını da söndürülmüştür
Sabrının son dervişi de öldürülmüştür
Kan sızmak üzredir harflerin arasına
Ateş birkaç damla ihanet tebessümü
Bir kuyudan su çekmeyi bekleyen
Bahçıvanın rüyasında bir kalem
Bir zambağın hercai yapraklarına
Sen vefasız bir bahar kelebeği
Sen sadakat bilmeyen yapmacık bir Leyla’sın
Diye yazmak üzredir
Demek ki bir şairin
Ruhunun son yangını da söndürülmüştür
Bir mezarın kalbine kırağı düştüğünde
Açar yüzünü mahfuz
Böcek ve ten buluşur cüzamlı bir nehirde
Toprak aramaz artık suya giden yolları
Açar ağzını sonsuz
Ten bulanık bir hayal; böcek şimdi zehirde
Açar yüzünü mahfuz
Böcek ve ten buluşur cüzamlı bir nehirde
Toprak aramaz artık suya giden yolları
Açar ağzını sonsuz
Ten bulanık bir hayal; böcek şimdi zehirde
Ne bayram misafiri, ne düğün gölgesiyim
Şu koskoca alemde yalnızlığın sesiyim
Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta
Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta
Pencereden bakarken gördüğüm tek şey: Hüzün
Farkedemedim hala endamını gündüzün
Bir yığın eski hayal duruyor tabağımda
Eski günlerin tadı sızlıyor damağımda
Gönlümün mahzenine çekildim; biçareyim
Sevgiyi de, aşkı da unuttum; avareyim
Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta
Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta
Şu koskoca alemde yalnızlığın sesiyim
Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta
Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta
Pencereden bakarken gördüğüm tek şey: Hüzün
Farkedemedim hala endamını gündüzün
Bir yığın eski hayal duruyor tabağımda
Eski günlerin tadı sızlıyor damağımda
Gönlümün mahzenine çekildim; biçareyim
Sevgiyi de, aşkı da unuttum; avareyim
Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta
Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta
bu şiirde iki göz var
biri senin; biri onun
Senin o karanlık, küf kokulu
matem gözlerini terkediyorum
biliyorum; saçlarının sarısı
gözlerinin yeşiline karışmış
biliyorum; sana benzemek için
melikeler birbiriyle yarışmış
fosforlu ve derin bakışlarına
çağlar boyu nice destanlar yazılmış
oysa ben görülmedik bir lale yaprağına
gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum
gözlerin değişip kaplasın karanlığı
bütün ufukları sarsın gözlerin
gene de hep bende kalsın gözlerin
l
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
atlılar kaybeder yolunu, hasretimin
posta güvercinleri geri dönmez ülkeme
yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
ll
ateşten ve köpükten sıyırıp ellerimi
mekanımı gülistan eyleyendir gözerin
isyanıyla ihtiras ve gerilim yaşayan
Kabil’in ruhunu kan eyleyendir gözlerin
vuslat aşkını Leyla düşürmedi çöllere
arzı Mecnun’a hicran eyleyendir gözlerin
gözlerinde başladı tarihin macerası
Adem’i Havva’ya ram eyleyendir gözlerin
Kerem dağlar ardında aradı gözlerini
Kamber’i bile viran eyleyendir gözlerin
Ferhat dağları deldi yolunu bulmak için
sevmeyenleri giryan eyleyendir gözlerin
suların emzirdiği muamma bir çocuğu
yedi iklime hakan eyleyendir gözlerin
lll
gözlerin göklerinde
her yüzyılın başında
birer akkor olmuş gözlerin
çekip çıkarsam da mısralarımı
ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında
hangi rüzgara verdiysem aşkımı
beni alıp yangınlara götürdü
muştu beklediğim bütün yelkenlilerden
ateş düştü içime
lV
yüreğimden fışkıran bir “ah” mıdır gözlerin
beni benden koparan “eyvah” mıdır gözlerin
Bu gözler, o aydınlık o güzel gözler değil
yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin
ses midir, aynalarda çarpan kulaklarıma
kürdili hicazkar mı, segah mıdır gözlerin
Arif Bey’i Itri’yi ömür boyu inleten
nihavend mi, sultan-ı yegah mıdır gözlerin
kubbesinde yitirdim zaman duygularımı
akşam mıdır, gece midir, sabah mıdır gözlerin
ruhumu baştan başa acılarla dokuyan
beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin
her köşede zifiri bir silüet bırakan
gönül memleketimde seyyah mıdır gözlerin
renkler avare; sitem başıboş kuytularda
mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin
yoksa yalancımıdır, günah mıdır gözlerin
V
nihan kıldı gözlerin bana kapılarını
oysa ben gözlerinden girerdim yüreğine
her bakışın bir damla ab-ı zindegan idi
hicranlı her gülüşün bin yıllık figan idi
içime, soluşundan sonra koyu renklerin
birer şirpençe gibi düştü gözbebeklerin
feryadıma gök bile bigane değil şimdi
söyle, kurtuluşun mu, harabın mı gözlerin
gözlerinde mi mehtab; mehtabın mı gözlerin
Vl
çağlayanlar bile hararetlidir
buğday başağının açlığıdır ufuklar
siperleri aşıklar mı doldurmalıydı
zalimler mi
neden böyle hıçkırıklı, umutlar
Vll
beni hangi urganla bağladın gözlerine
beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden
senden kopamıyorum gözlerin var oldukça
sensiz yapamıyorum yüzün bahar oldukça
gözlerine baktıkça duruluyor yüreğim
ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim
indirme kirpiğini; tutuşmasın kainat
nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim
sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim
Vlll
diyorlar ki ağla
ağla ki dumanı dağılsın yolların
ağlamayı denizlere bıraktım
yalnız gözlerindir hayatta kalan
uğruna adandığım
mahşeri sularla çevirip dört yanından
gönlümde sakladığım
aynalarda arayıp bulamazken günboyu
gölgesinde konakladığım
gözlerindir ufkumda dalgalanan
Rüstem’in kanını döktüm yerlere
İstanbul’u kuşattım gözlerin için
Azrail’e koştum siperlerimden
gözlerine baka baka dirildim
niçin kızıl kıyamettir gölerin bu gün
niçin heyelan var eteklerinde
İsrafil’den işaret mi almışsın
yanaklarında mahşer kalıntısı
dudaklarında mizan
bütün gamlı hüdhüdler Belkıs’le döner sana
yıldızlar vuslat için her gece iner sana
rengini, gözlerinde kaybolan bilir
lX
gözlerin uğrak yeridir bestekarların
şairler hüzne dalar yeşil okyanusunda
eşiğinde ölümsüz dilenciler
gözlerin gecenin intiharıdır
sen gözlerine mahkumsun; gözlerin bana
ben şiir yazmasam, kim tanır gözlerini
geçerken yalnızlık sokağından
hangi demirci indirir parmağına çekici
hangi berber yanağını keser müşterisinin
gözlerine bakmasam, doğar mı güneş
X
gözlerin boşluğa akan bir ırmak değil
gözlerin sadece ölmek, yaşamak değil
gözlerin tükeniş doruklarında
bulunmayanları aramak değil
gözerine aşina olduğum günden beri
ben artık hır gece sesleniyorum
düşe kalka
yorgun argın
derbeder
yapayalnız
duruyorum; yanlış anlaşılıyor
her hücremde bir inkılab
her gönlümde bir mahitab
evim harab; ömrüm harab
ne ay kaldı, ne de mehtab
gök bulanık; ufuk silik
gene de mağrur ve dimdik
yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın
Xl
bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan
bu son mezar kalbimde hicranla kazılan
senin gamsız gözlerin kahkahalar atarken
benim gözlerim viran; ağlamaya değer mi
her cilven bir ıstırab; her nazın kapkaranlık
yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi
hiç güzel olur muydun gözlerin olmasaydı
ateşlere girmeye ve yanmaya değer mi
bir kevser ırmağında serinlemek dururken
sellerine karışıp bulanmaya değer mi
aydınlığın gözleri çağırıyor kalbimi
zehir bakışlarınla boyanmaya değer mi
gözlerine bir ömür dayanmaya değer mi
biri senin; biri onun
Senin o karanlık, küf kokulu
matem gözlerini terkediyorum
biliyorum; saçlarının sarısı
gözlerinin yeşiline karışmış
biliyorum; sana benzemek için
melikeler birbiriyle yarışmış
fosforlu ve derin bakışlarına
çağlar boyu nice destanlar yazılmış
oysa ben görülmedik bir lale yaprağına
gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum
gözlerin değişip kaplasın karanlığı
bütün ufukları sarsın gözlerin
gene de hep bende kalsın gözlerin
l
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
atlılar kaybeder yolunu, hasretimin
posta güvercinleri geri dönmez ülkeme
yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
ll
ateşten ve köpükten sıyırıp ellerimi
mekanımı gülistan eyleyendir gözerin
isyanıyla ihtiras ve gerilim yaşayan
Kabil’in ruhunu kan eyleyendir gözlerin
vuslat aşkını Leyla düşürmedi çöllere
arzı Mecnun’a hicran eyleyendir gözlerin
gözlerinde başladı tarihin macerası
Adem’i Havva’ya ram eyleyendir gözlerin
Kerem dağlar ardında aradı gözlerini
Kamber’i bile viran eyleyendir gözlerin
Ferhat dağları deldi yolunu bulmak için
sevmeyenleri giryan eyleyendir gözlerin
suların emzirdiği muamma bir çocuğu
yedi iklime hakan eyleyendir gözlerin
lll
gözlerin göklerinde
her yüzyılın başında
birer akkor olmuş gözlerin
çekip çıkarsam da mısralarımı
ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında
hangi rüzgara verdiysem aşkımı
beni alıp yangınlara götürdü
muştu beklediğim bütün yelkenlilerden
ateş düştü içime
lV
yüreğimden fışkıran bir “ah” mıdır gözlerin
beni benden koparan “eyvah” mıdır gözlerin
Bu gözler, o aydınlık o güzel gözler değil
yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin
ses midir, aynalarda çarpan kulaklarıma
kürdili hicazkar mı, segah mıdır gözlerin
Arif Bey’i Itri’yi ömür boyu inleten
nihavend mi, sultan-ı yegah mıdır gözlerin
kubbesinde yitirdim zaman duygularımı
akşam mıdır, gece midir, sabah mıdır gözlerin
ruhumu baştan başa acılarla dokuyan
beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin
her köşede zifiri bir silüet bırakan
gönül memleketimde seyyah mıdır gözlerin
renkler avare; sitem başıboş kuytularda
mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin
yoksa yalancımıdır, günah mıdır gözlerin
V
nihan kıldı gözlerin bana kapılarını
oysa ben gözlerinden girerdim yüreğine
her bakışın bir damla ab-ı zindegan idi
hicranlı her gülüşün bin yıllık figan idi
içime, soluşundan sonra koyu renklerin
birer şirpençe gibi düştü gözbebeklerin
feryadıma gök bile bigane değil şimdi
söyle, kurtuluşun mu, harabın mı gözlerin
gözlerinde mi mehtab; mehtabın mı gözlerin
Vl
çağlayanlar bile hararetlidir
buğday başağının açlığıdır ufuklar
siperleri aşıklar mı doldurmalıydı
zalimler mi
neden böyle hıçkırıklı, umutlar
Vll
beni hangi urganla bağladın gözlerine
beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden
senden kopamıyorum gözlerin var oldukça
sensiz yapamıyorum yüzün bahar oldukça
gözlerine baktıkça duruluyor yüreğim
ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim
indirme kirpiğini; tutuşmasın kainat
nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim
sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim
Vlll
diyorlar ki ağla
ağla ki dumanı dağılsın yolların
ağlamayı denizlere bıraktım
yalnız gözlerindir hayatta kalan
uğruna adandığım
mahşeri sularla çevirip dört yanından
gönlümde sakladığım
aynalarda arayıp bulamazken günboyu
gölgesinde konakladığım
gözlerindir ufkumda dalgalanan
Rüstem’in kanını döktüm yerlere
İstanbul’u kuşattım gözlerin için
Azrail’e koştum siperlerimden
gözlerine baka baka dirildim
niçin kızıl kıyamettir gölerin bu gün
niçin heyelan var eteklerinde
İsrafil’den işaret mi almışsın
yanaklarında mahşer kalıntısı
dudaklarında mizan
bütün gamlı hüdhüdler Belkıs’le döner sana
yıldızlar vuslat için her gece iner sana
rengini, gözlerinde kaybolan bilir
lX
gözlerin uğrak yeridir bestekarların
şairler hüzne dalar yeşil okyanusunda
eşiğinde ölümsüz dilenciler
gözlerin gecenin intiharıdır
sen gözlerine mahkumsun; gözlerin bana
ben şiir yazmasam, kim tanır gözlerini
geçerken yalnızlık sokağından
hangi demirci indirir parmağına çekici
hangi berber yanağını keser müşterisinin
gözlerine bakmasam, doğar mı güneş
X
gözlerin boşluğa akan bir ırmak değil
gözlerin sadece ölmek, yaşamak değil
gözlerin tükeniş doruklarında
bulunmayanları aramak değil
gözerine aşina olduğum günden beri
ben artık hır gece sesleniyorum
düşe kalka
yorgun argın
derbeder
yapayalnız
duruyorum; yanlış anlaşılıyor
her hücremde bir inkılab
her gönlümde bir mahitab
evim harab; ömrüm harab
ne ay kaldı, ne de mehtab
gök bulanık; ufuk silik
gene de mağrur ve dimdik
yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın
Xl
bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan
bu son mezar kalbimde hicranla kazılan
senin gamsız gözlerin kahkahalar atarken
benim gözlerim viran; ağlamaya değer mi
her cilven bir ıstırab; her nazın kapkaranlık
yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi
hiç güzel olur muydun gözlerin olmasaydı
ateşlere girmeye ve yanmaya değer mi
bir kevser ırmağında serinlemek dururken
sellerine karışıp bulanmaya değer mi
aydınlığın gözleri çağırıyor kalbimi
zehir bakışlarınla boyanmaya değer mi
gözlerine bir ömür dayanmaya değer mi
C
bir darbımeseldir canfêzam bakışların
vurur beni
uzanırım da kadife saçaklarına
rüzgâr durdurur beni
şehrinde kaybolmuşum uzatmalı kirpiklerinin
en leylâk kokuşunla, en şahin uçuşunla
o körpe, o İstanbul endâmın kavurur beni
bu bir cefâ derbendi, kahır istilâsıdır
ellerin ufalar, tenhâlara savurur beni
şenliğinde aykırı yürüyüşlerin
eziyorsun göklerini
yine de ufuklarda bekletiyor gurur beni
bu hicran değişmeyen kaderimdir, umarım
biliyorum canfezâm, vuslat unutturur beni
vurur beni
uzanırım da kadife saçaklarına
rüzgâr durdurur beni
şehrinde kaybolmuşum uzatmalı kirpiklerinin
en leylâk kokuşunla, en şahin uçuşunla
o körpe, o İstanbul endâmın kavurur beni
bu bir cefâ derbendi, kahır istilâsıdır
ellerin ufalar, tenhâlara savurur beni
şenliğinde aykırı yürüyüşlerin
eziyorsun göklerini
yine de ufuklarda bekletiyor gurur beni
bu hicran değişmeyen kaderimdir, umarım
biliyorum canfezâm, vuslat unutturur beni
D
seni bir kilimin nakışlarında
devlerin şimşekli bakışlarında
kanı sevgi olan hatıraların
göklere uzayan yokuşlarında
bulamaz ayağı prangalılar
yayını terkederken kırılan bir ok gibi
doğarken ölen bir çocuk gibi
çekingen çeşmelerin suyunda eriyen güz
yorgun patikalrda sevda arayan öksüz
bulamaz izlerinitilkiler kurt ininde
yağmur hala murada ermedi teninde
mağrur bir kıvılcım görünce seni
başın alıp gitmiş karanlıklara
mehtabı beklemiş seneler boyu
yüreğinde duymuş hep o korkuyu
ardına bakınca gamlı bir akşam
duymuş tenhalarında çalan şarkıyı
ceviz sandık bom boş ; kapılar kırık
senden artakalan mor bir hıçkırık
okunmamış esrarlı bir öykünün
memnu satırları gibidir yüzün
vuslatın eflatun gecelerinde
uykusunu kaçırmışsın gündüzün
oysa ne yerdesin , ne gökyüzünde
derindesin rüya kadar derinde
devlerin şimşekli bakışlarında
kanı sevgi olan hatıraların
göklere uzayan yokuşlarında
bulamaz ayağı prangalılar
yayını terkederken kırılan bir ok gibi
doğarken ölen bir çocuk gibi
çekingen çeşmelerin suyunda eriyen güz
yorgun patikalrda sevda arayan öksüz
bulamaz izlerinitilkiler kurt ininde
yağmur hala murada ermedi teninde
mağrur bir kıvılcım görünce seni
başın alıp gitmiş karanlıklara
mehtabı beklemiş seneler boyu
yüreğinde duymuş hep o korkuyu
ardına bakınca gamlı bir akşam
duymuş tenhalarında çalan şarkıyı
ceviz sandık bom boş ; kapılar kırık
senden artakalan mor bir hıçkırık
okunmamış esrarlı bir öykünün
memnu satırları gibidir yüzün
vuslatın eflatun gecelerinde
uykusunu kaçırmışsın gündüzün
oysa ne yerdesin , ne gökyüzünde
derindesin rüya kadar derinde
zembilcide büyüyen, dal üstünde uyuyan
gülmek sende gül olur, sen bende diken diken
elmas beşik içinde kundağını öptüğüm
sevmek tende gül olur, ten bende diken diken
inci döker gözlerin asil kirpiklerinden
umut kanda gül olur, kan bende diken diken
kezzap akıtsan bile filizlenir yüreğim
ölüm canda gül olur, can bende diken diken
maverayı bulunca kapında süvariler
kılıç kında gül olur, kın bende diken diken
kafdağından öteye gidenler birgün döner
hasret handa gül olur, han bende diken diken
hasadı diriliştir tarlasında sevginin
buğday unda gül olur, un bende diken diken
acıların birikir, birikir de içimde
her şey bende gül olur, ben bende diken diken
gülmek sende gül olur, sen bende diken diken
elmas beşik içinde kundağını öptüğüm
sevmek tende gül olur, ten bende diken diken
inci döker gözlerin asil kirpiklerinden
umut kanda gül olur, kan bende diken diken
kezzap akıtsan bile filizlenir yüreğim
ölüm canda gül olur, can bende diken diken
maverayı bulunca kapında süvariler
kılıç kında gül olur, kın bende diken diken
kafdağından öteye gidenler birgün döner
hasret handa gül olur, han bende diken diken
hasadı diriliştir tarlasında sevginin
buğday unda gül olur, un bende diken diken
acıların birikir, birikir de içimde
her şey bende gül olur, ben bende diken diken
gözlerinin renginden almılşsa ahengini
ruhum nasıl unutur gözlerinin rengini
uzaktan bakıyorun O'na hep yeşil yeşil
bu vehimli muamma parlıyor ışıl ışıl
yanıyar nağmelerin bedevî kanatları
şahlandı obamızın doludizgin atları
bir kum saatindeyim, yimne tuttu kan beni
çile bülbülüm çile feryadyla ân beni
binlerce ok ağlıyor kırdığımız yay için
yıldızlar dökülüyor tutulan her ay için
bu kuzgun vadisinde yanelim korkuları
Dede'den dinleyelim en güzel şarkıları
musıkî bahçesidir tende lisan-ı fıtrî
asîl bahçıvanıdır o hanede, o Itrî
endamını tasvire gücü yetmez tarifin
kuşları uçuşuyor gökte Hacı Arif'in
kumlara gömülmeden kervan, gönül çağında
telâfisiimkânsız nağmeler tuzağında
akmasın yüzümüze kötürümler pınarı
devirdik, o devrilmez zannedilen çınarı
yeşil yeşil bakamaz, kırmızıdır gözlerim
öteye varsam bile, O'nu yine özlerim
dinlediği şarkılar, arayıp bulun beni
gülümün gözlerinde şehzâde kılın beni
ruhum nasıl unutur gözlerinin rengini
uzaktan bakıyorun O'na hep yeşil yeşil
bu vehimli muamma parlıyor ışıl ışıl
yanıyar nağmelerin bedevî kanatları
şahlandı obamızın doludizgin atları
bir kum saatindeyim, yimne tuttu kan beni
çile bülbülüm çile feryadyla ân beni
binlerce ok ağlıyor kırdığımız yay için
yıldızlar dökülüyor tutulan her ay için
bu kuzgun vadisinde yanelim korkuları
Dede'den dinleyelim en güzel şarkıları
musıkî bahçesidir tende lisan-ı fıtrî
asîl bahçıvanıdır o hanede, o Itrî
endamını tasvire gücü yetmez tarifin
kuşları uçuşuyor gökte Hacı Arif'in
kumlara gömülmeden kervan, gönül çağında
telâfisiimkânsız nağmeler tuzağında
akmasın yüzümüze kötürümler pınarı
devirdik, o devrilmez zannedilen çınarı
yeşil yeşil bakamaz, kırmızıdır gözlerim
öteye varsam bile, O'nu yine özlerim
dinlediği şarkılar, arayıp bulun beni
gülümün gözlerinde şehzâde kılın beni
Hayat dağ gibi, inan ki
Doğar doğmaz bunalırsın
Yaşamak kolay mı sanki
Kuruda, yaşta kalırsın
Yanlızlık var, üzülmek var
Çaresizlik, ezilmek var
Zaman bir çeşmedir; bahar
Süzülür, kışta kalırsın
Karanlıktır sağın, solun
Zayıfsan, bükülür kolun
Bazen düze çıkar yolun
Bazen yokuşta kalırsın
Gülersin mutluymuş gibi
Hakikati bulmuş gibi
Hep zavallı bir kuş gibi
Büzülür, taşta kalırsın
Aldanırsın insanlara
Dalarsın derin sulara
Yenilirsin korkulara
Siste, ateşte kalırsın
Ömrün düzeni bozulur
Dostların hepsi kaybolur
Aynalara düşman olur
Devr-i geçmiş'te kalırsın
Hiç eksilmez ah ü zarın
Seninledir intizarın
Serüven biter, mezarın
Kazılır; düşte kalırsın
Kaderin önünde eğil
Doğmamak elinde değil
Gözlerinin yaşını sil
Hayattan zevk de alırsın
Doğar doğmaz bunalırsın
Yaşamak kolay mı sanki
Kuruda, yaşta kalırsın
Yanlızlık var, üzülmek var
Çaresizlik, ezilmek var
Zaman bir çeşmedir; bahar
Süzülür, kışta kalırsın
Karanlıktır sağın, solun
Zayıfsan, bükülür kolun
Bazen düze çıkar yolun
Bazen yokuşta kalırsın
Gülersin mutluymuş gibi
Hakikati bulmuş gibi
Hep zavallı bir kuş gibi
Büzülür, taşta kalırsın
Aldanırsın insanlara
Dalarsın derin sulara
Yenilirsin korkulara
Siste, ateşte kalırsın
Ömrün düzeni bozulur
Dostların hepsi kaybolur
Aynalara düşman olur
Devr-i geçmiş'te kalırsın
Hiç eksilmez ah ü zarın
Seninledir intizarın
Serüven biter, mezarın
Kazılır; düşte kalırsın
Kaderin önünde eğil
Doğmamak elinde değil
Gözlerinin yaşını sil
Hayattan zevk de alırsın
ırmakların O'na doğru akmalı
çiçeklerin O'nun için kokmalı
sellerini, depremini dizginle
uğraşmasın akbabayla, kuzgunla
kar yağsa da, buzlasa da yolların
alev alev esse bile yellerin
gülümseme tükenmesin yüzünde
yaprakları solamamalı, güzünde
önünde sevgiyle eğilsin dağlar
parlasın yurdunda cihangîr tuğlar
bana kaderimden kalandır gülüm
eşref-i mahlûkat olandır gülüm
yaşadığı yerde kederi uyut
yeşersin ufkunda bin türlü umut
bulutlar yelpaze olsun başında
kandiller sönmesin asla düşünde
ağaçların gölgesinde otursun
nakışını çiçeklerde bitirsin
soğuk pınarlardan içsin suyunu
saatler anlatsın güzel huyunu
nâzenindir, gönül kırmaz, hiçi yok
beni reddetmekten başka suçu yok
serviler büyüsün can peteğinde
ay ve güneş tutulmasın göğünde
yalan dünya, sen dönmene devam et
O bilmesin, kopsa bile kıyamet
çiçeklerin O'nun için kokmalı
sellerini, depremini dizginle
uğraşmasın akbabayla, kuzgunla
kar yağsa da, buzlasa da yolların
alev alev esse bile yellerin
gülümseme tükenmesin yüzünde
yaprakları solamamalı, güzünde
önünde sevgiyle eğilsin dağlar
parlasın yurdunda cihangîr tuğlar
bana kaderimden kalandır gülüm
eşref-i mahlûkat olandır gülüm
yaşadığı yerde kederi uyut
yeşersin ufkunda bin türlü umut
bulutlar yelpaze olsun başında
kandiller sönmesin asla düşünde
ağaçların gölgesinde otursun
nakışını çiçeklerde bitirsin
soğuk pınarlardan içsin suyunu
saatler anlatsın güzel huyunu
nâzenindir, gönül kırmaz, hiçi yok
beni reddetmekten başka suçu yok
serviler büyüsün can peteğinde
ay ve güneş tutulmasın göğünde
yalan dünya, sen dönmene devam et
O bilmesin, kopsa bile kıyamet
E
hangi ürkek kavgada yaralandın yiğidim
seni bu şuh kafese hangi zalim el koydu
diyorsun: bir zamanlar gülşende bir bey idim
bu naylon çiçeklerin adını kim gül koydu
hayrandır bilmez misin alem dahi bir güle
içinde kızıl tüylü köstebekler ve günah
dağa çık, ovaya in, eğil de bak bir göle
çekiyor gülsüz kalan her zavallı şimdi ah
çiçeklerin dilini unuttuğun yetmedi
ipek nağmelerini gömdün karanlığına
yine de, nağmelerin intizarı bitmedi
ebedi güllerini mihman kıldı dağına
bir Latin çiçeğine aldandı bakışların
akreplere sevdalı neyin varsa dumanlı
nerede o her yanı gül kokan nakışların
nasıl bir afet ki bu, feryadın bile kanlı
sana küskün, o uçsuz bucaksız soylu vatan
batırdın hiç batmayan güneşi toprağında
oysa bir gül aşkıdır yine kalbinde yatan
yollara düş, bul O'nu yitirdiğin bağında
seni bu şuh kafese hangi zalim el koydu
diyorsun: bir zamanlar gülşende bir bey idim
bu naylon çiçeklerin adını kim gül koydu
hayrandır bilmez misin alem dahi bir güle
içinde kızıl tüylü köstebekler ve günah
dağa çık, ovaya in, eğil de bak bir göle
çekiyor gülsüz kalan her zavallı şimdi ah
çiçeklerin dilini unuttuğun yetmedi
ipek nağmelerini gömdün karanlığına
yine de, nağmelerin intizarı bitmedi
ebedi güllerini mihman kıldı dağına
bir Latin çiçeğine aldandı bakışların
akreplere sevdalı neyin varsa dumanlı
nerede o her yanı gül kokan nakışların
nasıl bir afet ki bu, feryadın bile kanlı
sana küskün, o uçsuz bucaksız soylu vatan
batırdın hiç batmayan güneşi toprağında
oysa bir gül aşkıdır yine kalbinde yatan
yollara düş, bul O'nu yitirdiğin bağında
Ey hüznün ötesinden içime bakan melal
Ahuların seni kıskandığını
Kalbime fısıldarken rüzgarın dudakları
Yüreğine tutunmak istiyorum sessizce
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Şafak hatıraların kanadında gizlidir
Tanyeri bir çocuğun avuçlarında
Ey ömrümü bir bahtın ucunda yakan melal
Ruhumu bir gül gibi ellerine bırakıp
Zambakların sırrına yürüyorum sessizce
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Ey damar damar öfke, pıhtı pıhtı kan melal
Nerede, karanlığa hükmettiğimiz günler
Neden böyle vurgunuz ateş dilberlerine
Erdem çiçek özüdür, yıldızlardan süzülür
Pembe bir yanılgıdır hayatı büyülemek
Yabancı doruklara uzatma ellerini
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Ey gönlünü bir damla suya bırakan melal
Yenilgi doldurulmuş diye bardağımıza
Prangaya vurmalı mıydık geçmişimizi
Zamanın yılgınlığı gömülmeden toprağa
Ruhumu bir sır gibi mehtabına gizleyip
Eski umutlarıma dönüyorum sessizce
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Terkediyorum uykuda gülümseyen kuşları
Şehrayin siliniyor ufkumdan; gün dönüyor
Ey dünyama ırmaklar misali akan melal
Yakındır, gökyüzünde açması çiçeklerin
Kaktüslerin bahara erişmesi yakındır
Ayırma gözlerimden esrik bakışlarını
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Ey hüznün ötesinden içime bakan melal
Ey ömrümü bir bahtın ucunda yakan melal
Ey damar damar öfke, pıhtı pıhtı kan melal
Ey gönlünü bir damla suya bırakan melal
Ey dünyama ırmaklar misali akan melal
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Ahuların seni kıskandığını
Kalbime fısıldarken rüzgarın dudakları
Yüreğine tutunmak istiyorum sessizce
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Şafak hatıraların kanadında gizlidir
Tanyeri bir çocuğun avuçlarında
Ey ömrümü bir bahtın ucunda yakan melal
Ruhumu bir gül gibi ellerine bırakıp
Zambakların sırrına yürüyorum sessizce
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Ey damar damar öfke, pıhtı pıhtı kan melal
Nerede, karanlığa hükmettiğimiz günler
Neden böyle vurgunuz ateş dilberlerine
Erdem çiçek özüdür, yıldızlardan süzülür
Pembe bir yanılgıdır hayatı büyülemek
Yabancı doruklara uzatma ellerini
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Ey gönlünü bir damla suya bırakan melal
Yenilgi doldurulmuş diye bardağımıza
Prangaya vurmalı mıydık geçmişimizi
Zamanın yılgınlığı gömülmeden toprağa
Ruhumu bir sır gibi mehtabına gizleyip
Eski umutlarıma dönüyorum sessizce
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Terkediyorum uykuda gülümseyen kuşları
Şehrayin siliniyor ufkumdan; gün dönüyor
Ey dünyama ırmaklar misali akan melal
Yakındır, gökyüzünde açması çiçeklerin
Kaktüslerin bahara erişmesi yakındır
Ayırma gözlerimden esrik bakışlarını
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
Ey hüznün ötesinden içime bakan melal
Ey ömrümü bir bahtın ucunda yakan melal
Ey damar damar öfke, pıhtı pıhtı kan melal
Ey gönlünü bir damla suya bırakan melal
Ey dünyama ırmaklar misali akan melal
Esrik bakışlarını ayırma gözlerimden
dön kendine, gözlerimi yüzünde
vur kendini kimsesiz yolara ömrünün
eysarı gök bulutu, ey ızdırap gülşeni
zaman definesini taşı dagarcığında
yoksa aşkı bir belelı vadiye çekersin
eline geçince ruhun dizginlerini
umudunu imkansız çöllere taşır ölüm
kumların dehşetine salar gezginlerini
efsunlu bir vahanın bağrına düşer ölüm
eteği neden yaslı keremsiz kalan dağın
hangi rüzgar kuruttu duygular tarlasını
ey sarı gök bulutu, ey ızdırap gülşeni
dokundur ellerini şiirin alevine
yoksa aşk, bir köşede ansızın yakar seni
dön kendine, anlarsın; yıllar boyu çaresiz
olmak ne kadar acı karanlık bir kuyuda
birer birer kapanır güneşin perdeleri
kaybedersin bir daha dönmemek üzere geri
riyakar neş’eyi de, budala uykuyuda
vur kendini kimsesiz yolara ömrünün
eysarı gök bulutu, ey ızdırap gülşeni
zaman definesini taşı dagarcığında
yoksa aşkı bir belelı vadiye çekersin
eline geçince ruhun dizginlerini
umudunu imkansız çöllere taşır ölüm
kumların dehşetine salar gezginlerini
efsunlu bir vahanın bağrına düşer ölüm
eteği neden yaslı keremsiz kalan dağın
hangi rüzgar kuruttu duygular tarlasını
ey sarı gök bulutu, ey ızdırap gülşeni
dokundur ellerini şiirin alevine
yoksa aşk, bir köşede ansızın yakar seni
dön kendine, anlarsın; yıllar boyu çaresiz
olmak ne kadar acı karanlık bir kuyuda
birer birer kapanır güneşin perdeleri
kaybedersin bir daha dönmemek üzere geri
riyakar neş’eyi de, budala uykuyuda
G
ağlamak, uyanmaktır ateşe baş koyarak
ağlamak, çeşmeleri yaşamaktır yeniden
hayalin toprağında ölümü koklayarak
ağlamak, bir umuda başlamaktır yeniden
içimde mutluluğun kökleri buharlaşır
dağlara tülbent olur kalbimin suskunluğu
bir yanımda, gülümden ayrılanlar ağlaşır
bir yanımda gülümü hatırlatan bir kuğu
ıslanan her kirpiğim gözlerimde eriyor
hıçkırık, bir yıldızın kaymasıdır içimde
O'nsuz tebessüm bile bana zehir veriyor
evime dönüyorum hergün başka biçimde
ağlamak, bulutların içini dökmesidir
kuruyan yarasından sızıyor elemlerin
ağlamak, bir yiğidin dizüstü çökmesidir
ağlasa da, yüreği ağlamaz zalimlerin
ağlamak, çeşmeleri yaşamaktır yeniden
hayalin toprağında ölümü koklayarak
ağlamak, bir umuda başlamaktır yeniden
içimde mutluluğun kökleri buharlaşır
dağlara tülbent olur kalbimin suskunluğu
bir yanımda, gülümden ayrılanlar ağlaşır
bir yanımda gülümü hatırlatan bir kuğu
ıslanan her kirpiğim gözlerimde eriyor
hıçkırık, bir yıldızın kaymasıdır içimde
O'nsuz tebessüm bile bana zehir veriyor
evime dönüyorum hergün başka biçimde
ağlamak, bulutların içini dökmesidir
kuruyan yarasından sızıyor elemlerin
ağlamak, bir yiğidin dizüstü çökmesidir
ağlasa da, yüreği ağlamaz zalimlerin
koynuna mı aldın güllü yarimi
soluğunun buharına giren mi
eteğine, sürünerek varan mı
hangi uzak şehrin ışığındadır
hangi muammanın beşiğindedir
ey sırları sırlarımı kuşatan
yetim koyup ayazında üşüten
sen de mi görmedin yitirdiğimi
kendi hüsranımda bitirdiğimi
soluğunun buharına giren mi
eteğine, sürünerek varan mı
hangi uzak şehrin ışığındadır
hangi muammanın beşiğindedir
ey sırları sırlarımı kuşatan
yetim koyup ayazında üşüten
sen de mi görmedin yitirdiğimi
kendi hüsranımda bitirdiğimi
Gelmedin, son hayal de yanıp kül oldu
Bu deruni kavgada kırılan gönül oldu
Şimdi menziller elem; yürek duman; sine çak
Devleri mahkum eden hayatım şimdi helâk
Gelmedin; yıldırımlar düştü hülyalarıma
Nasıl kıydın be zalim, masum rüyalarıma
Sana doğru her adım neden hep ölüm sunar
Seni her andığımda renk solar desen yanar
Hangi rüzgar böyle sabırla koşar ardından
Hangi el nakış nakış gergef dokur ardından
Susarsam anlatır mı seni göklere tarih?
Bensiz olur mu sabah, güler mi kara talih
Gelmedin koptu zincir parçalandı anılar
Sardı bütün ruhumu tükenmeyen ağrılar
Kalbimin pembe köşkü harab oldu gelmedin
Bahçesinde açan gül türab oldu Gelmedin
Bil ki kıyamet kopsa bu ateş sönmeyecek
Heyhât! Şair mehtaba bir daha dönmeyecek
Bu deruni kavgada kırılan gönül oldu
Şimdi menziller elem; yürek duman; sine çak
Devleri mahkum eden hayatım şimdi helâk
Gelmedin; yıldırımlar düştü hülyalarıma
Nasıl kıydın be zalim, masum rüyalarıma
Sana doğru her adım neden hep ölüm sunar
Seni her andığımda renk solar desen yanar
Hangi rüzgar böyle sabırla koşar ardından
Hangi el nakış nakış gergef dokur ardından
Susarsam anlatır mı seni göklere tarih?
Bensiz olur mu sabah, güler mi kara talih
Gelmedin koptu zincir parçalandı anılar
Sardı bütün ruhumu tükenmeyen ağrılar
Kalbimin pembe köşkü harab oldu gelmedin
Bahçesinde açan gül türab oldu Gelmedin
Bil ki kıyamet kopsa bu ateş sönmeyecek
Heyhât! Şair mehtaba bir daha dönmeyecek
gelmesem kırılır mı dalları selvilerin
gelmesem hangi deniz senin kalbinden derin
yıkılır mı ansızın orda bir can tanesi
bir duy, yalnızlığımı inleten kimin sesi
hani bir bak diyorum o şehrin yollarına
belki bir gölge olup düşerim kollarına
sen ey beni bekleyen sonsuz acı ve umut
gelmesem de, göklere bakmadan beni unut
gelmesem de bulutlar, kuşlar, rüzgarlar gelir
dağlar senin o rüya gözlerine eğilir
ufuk alır yüzünün renginden beyazını
mevsim sana getirir baharını, yazını
korkma, kış bende kalır yıllar boyu, bilmezsin
saçlarına damlalar düşer gülüm, silmezsin
içimden kopmuş gibi dinlersin şarkıları
gülümserken sessizce ağlatırsın suları
sular durulmayacak biliyorum bu yerde
beni bekleyen hayal ölümden az ilerde
derdimde hangi çığlık biriktiyse, söyledim
sevda denen ateşi tende pinhan eyledim
ne geçtiğim topraklar benimle bakar sana
ne de yokluktan sızan zehir karışır kana
korkma, karanlığın da bir gün yüreği sızlar
gelmesem de, ruhumdan sana gelir yıldızlar
gelmesem hangi deniz senin kalbinden derin
yıkılır mı ansızın orda bir can tanesi
bir duy, yalnızlığımı inleten kimin sesi
hani bir bak diyorum o şehrin yollarına
belki bir gölge olup düşerim kollarına
sen ey beni bekleyen sonsuz acı ve umut
gelmesem de, göklere bakmadan beni unut
gelmesem de bulutlar, kuşlar, rüzgarlar gelir
dağlar senin o rüya gözlerine eğilir
ufuk alır yüzünün renginden beyazını
mevsim sana getirir baharını, yazını
korkma, kış bende kalır yıllar boyu, bilmezsin
saçlarına damlalar düşer gülüm, silmezsin
içimden kopmuş gibi dinlersin şarkıları
gülümserken sessizce ağlatırsın suları
sular durulmayacak biliyorum bu yerde
beni bekleyen hayal ölümden az ilerde
derdimde hangi çığlık biriktiyse, söyledim
sevda denen ateşi tende pinhan eyledim
ne geçtiğim topraklar benimle bakar sana
ne de yokluktan sızan zehir karışır kana
korkma, karanlığın da bir gün yüreği sızlar
gelmesem de, ruhumdan sana gelir yıldızlar
İçimde bir acı fırtına kopar
Bulutlarda şimşek çakar giderim
Bitmeyen arzular yolumu kapar
Çılgın bir sel gibi yıkar giderim
Anlarım eşitten farkını farkın
Yıllar süren ömrü biter merakın
Keder uzak olur; mutluluk yakın
Yorgun kafesimden çıkar giderim
O an, zaman durur, mekan silinir
Sonsuzluğa doğru nefes alınır
Ruhum bir damla su, göğe salınır
Süzüle süzüle akar giderim
Çile denizinin görünür dibi
Alır beni yüreğimin sahibi
Geceyi süsleyen yıldızlar gibi
Ben de, bir meş'ale yakar giderim
Birgün utku için, hicran yerine
Dalmak için hülya bahçelerine
Dostların ıslanmış çehrelerine
Son defa, hasretle bakar giderim
Bulutlarda şimşek çakar giderim
Bitmeyen arzular yolumu kapar
Çılgın bir sel gibi yıkar giderim
Anlarım eşitten farkını farkın
Yıllar süren ömrü biter merakın
Keder uzak olur; mutluluk yakın
Yorgun kafesimden çıkar giderim
O an, zaman durur, mekan silinir
Sonsuzluğa doğru nefes alınır
Ruhum bir damla su, göğe salınır
Süzüle süzüle akar giderim
Çile denizinin görünür dibi
Alır beni yüreğimin sahibi
Geceyi süsleyen yıldızlar gibi
Ben de, bir meş'ale yakar giderim
Birgün utku için, hicran yerine
Dalmak için hülya bahçelerine
Dostların ıslanmış çehrelerine
Son defa, hasretle bakar giderim
yanıma alarak incinen tabutları
duyguların mıknatıslı şehrini
cam renkli cenazeleri
paslanan çekiçleri
gitmeliyim buralardan seninle
giderken buralardan seninle
yanımda hüzün olmalı
ocağımda işaret biriktiren ellerin
bir de yüzün olmalı
tabut bir elbise gibi üstümde
dökerken anlamsız kuşkularını
sunacak ağrıyan hücrelerime
mıknatıslı şehir muştularını
cam renkli cenazelerden
yüreğim bir orduyu diriltirken yeniden
arlıksız okşayıp paslanan çekiçleri
birer birer dikeceğim bahçeme
masalarda kalan, kutsanan çiçekleri
ağlamaklı gülmekte
lezzetini yitirmiş kuru ekmekte
ihanete uğrayan bir yürekte
gideceğim buralardan seninle
şarap kahrından yıllanabilir
aceze fotoğraflarda büyüyen
yangın küllenebilir
asil bir soy kütüğü taşıyan akreplerin
katlettiği kelebekler
mercan dudaklarda dillenebilir
şarkıları artık duyamıyorum
kırılan yayın yerine
hilal kaşlarını koyamıyorum
öyle tutkunum ki denizlere
uzaktan bakmaya kıyamıyorum
yıkarak köprüleri, yakarak gemileri
mütavazı ellerin, kınalı gözlerinle
ardımdan ağlatarak kabartma resimleri
gideceğim buralardan seninle
duyguların mıknatıslı şehrini
cam renkli cenazeleri
paslanan çekiçleri
gitmeliyim buralardan seninle
giderken buralardan seninle
yanımda hüzün olmalı
ocağımda işaret biriktiren ellerin
bir de yüzün olmalı
tabut bir elbise gibi üstümde
dökerken anlamsız kuşkularını
sunacak ağrıyan hücrelerime
mıknatıslı şehir muştularını
cam renkli cenazelerden
yüreğim bir orduyu diriltirken yeniden
arlıksız okşayıp paslanan çekiçleri
birer birer dikeceğim bahçeme
masalarda kalan, kutsanan çiçekleri
ağlamaklı gülmekte
lezzetini yitirmiş kuru ekmekte
ihanete uğrayan bir yürekte
gideceğim buralardan seninle
şarap kahrından yıllanabilir
aceze fotoğraflarda büyüyen
yangın küllenebilir
asil bir soy kütüğü taşıyan akreplerin
katlettiği kelebekler
mercan dudaklarda dillenebilir
şarkıları artık duyamıyorum
kırılan yayın yerine
hilal kaşlarını koyamıyorum
öyle tutkunum ki denizlere
uzaktan bakmaya kıyamıyorum
yıkarak köprüleri, yakarak gemileri
mütavazı ellerin, kınalı gözlerinle
ardımdan ağlatarak kabartma resimleri
gideceğim buralardan seninle
Sende sevgidir zaman ve Leyla'dır
Kulak ver, tükenmeyen âh ü zârıma, gözler
Ey, dikenli yolları gökyüzüne bağlayan
Bir hayali dilberin çehresinde parlayan
Mehtabım gülümse de kalbimde gül büyüsün
Sen ki, güzel gözlerin belki en büyüğüsün
Güneş gibi, ufkumda doğup da yanan gözler
Ruhumun yağmurunu içip da kanan gözler
Geceye mi çırpınış, gurbete mi bu hasret
Bitmeyen bir susuzluk ve sönmeyen hararet
Ortasında kalmışsın; saçların darmadağın
Gülşenim, yıkılmadan saray gibi otağın
Hayatın donbaharı kuşatmadan rengini
Yitirmeden şu billur ve masmavi engini
Beni al kollarına, uyut sonsuza değin
Yüzümde dalgalansın o simsiyah eteğin
Göreyim elmas gibi parlayan nakışları
Gönlümü çiçek çiçek sırlayan nakışları
Papatya bir simada sana taht kurmuş Allah
Ne olur, üzme beni; çektiğim her derin âh
İçimden bir parçayı koparıp götürüyor
Ve hicrân sis misali, her yanımı bürüyor
Mehtabım, yıldız gibi süsle kâküllerini
Koklayayım kalbimde yeşeren güllerini
Islanmış sinesine çekiver bir baharın
Uyandır şarkısıyla beni, kanaryaların
Duaya kalksın elim, başım şükre uzansın
Sesim dudaklarıma mahpus iken, uyansın
Ve matem kuyusundan çekeyim ellerimi
Toplayayım yerlere düşmüş hayallerimi
Kapkaranlık dünyama bir ışık yakan gözler
Bana, benimmiş gibi, ümitle bakan gözler
Kulak ver, tükenmeyen âh ü zârıma, gözler
Ey, dikenli yolları gökyüzüne bağlayan
Bir hayali dilberin çehresinde parlayan
Mehtabım gülümse de kalbimde gül büyüsün
Sen ki, güzel gözlerin belki en büyüğüsün
Güneş gibi, ufkumda doğup da yanan gözler
Ruhumun yağmurunu içip da kanan gözler
Geceye mi çırpınış, gurbete mi bu hasret
Bitmeyen bir susuzluk ve sönmeyen hararet
Ortasında kalmışsın; saçların darmadağın
Gülşenim, yıkılmadan saray gibi otağın
Hayatın donbaharı kuşatmadan rengini
Yitirmeden şu billur ve masmavi engini
Beni al kollarına, uyut sonsuza değin
Yüzümde dalgalansın o simsiyah eteğin
Göreyim elmas gibi parlayan nakışları
Gönlümü çiçek çiçek sırlayan nakışları
Papatya bir simada sana taht kurmuş Allah
Ne olur, üzme beni; çektiğim her derin âh
İçimden bir parçayı koparıp götürüyor
Ve hicrân sis misali, her yanımı bürüyor
Mehtabım, yıldız gibi süsle kâküllerini
Koklayayım kalbimde yeşeren güllerini
Islanmış sinesine çekiver bir baharın
Uyandır şarkısıyla beni, kanaryaların
Duaya kalksın elim, başım şükre uzansın
Sesim dudaklarıma mahpus iken, uyansın
Ve matem kuyusundan çekeyim ellerimi
Toplayayım yerlere düşmüş hayallerimi
Kapkaranlık dünyama bir ışık yakan gözler
Bana, benimmiş gibi, ümitle bakan gözler
eflatun sular süzülüyor aynalardan
damlacıklarında hicranlı yüzün
ben kapıları aldatıyorum gün be gün
sen pencereleri
ben denizlere bakarak martılara yalanlar söylüyorum
sen gemilere
sonra liman bilmez korsanlara terk edip
ıssız adalara sürüyorsun dizelerimi
gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi
gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni
parmak uçlarımda paslı çiviler
bütün zindanları yıkarak birer birer
gözlerin çağırıyor beni
gözlerin en soylu atların koştuğu bir bahar gezegeni
çeşmelerin bakınca gülümsediği
ırgatların göklere yöneldiği
latince bilenlerin nergis akşamlarında
göllere meydan okuyup
kıyısında şarkılar dinlediği
tutkular değirmeni
inciterek aşk kitaplığındaki bütün harfleri
kirpiklerinde efsane şairlerin mağrur kalemleri
gözlerin çağırıyor beni
kaşlarının cilveli bir ahu gibi
ömrümüze düştüğü günden beri
köleleri ağlattın ey sevda semenderi
adı konulmamış yıldızlardan koparak
vadilerde biriken yalnızlığım
kalbimi avuçlarına almış
tutuyor sana doğru
çölde bir kuyuya mı bırakayım ellerimi
geceye otağ mı kurayım buzullar ortasında
ne yapayım bilmiyorum ey acılar bedesteni
biraz ateş ve hüzün
biraz köpük ve leylak
gözlerin çağırıyor beni
gittim son ışığından bakışlarının
kırdım kanatlarını bin bir gece masallarında
zümrüdüanka kuşlarının
şimdi nasıl da yürüyorum dağlara karşı farkında mısın
umursamıyorum boğazımda düğümlenen yolları
bulutları susturuyorsun söylemesinler diye
turnaların toprağa dökülen eşsiz definelerini
damıt kalbini kuşkulu yokuşlardan
kurtul karanlığından fotoğrafların
her köşede ısırgan edalı kan evleri
her menzilde leylayı küçümseyen kaktüsler
ne seni görüyorum hayatın boşluğunda
ne de son anlarında resmini büyütüyor
yokluğunla savaşan intihar temrinleri
gizlenme ardına fesleğenlerin
bahaneden bıkmıştır bezirganlar, mevsimler
yüzeyde ve sancılı haykırışlar uğruna
derinden ve telaşsız bir uyanıştır şiir
bu yüzden zehre batmış urganlar gül kokulu
bu yüzden gözlerine ayarlıdır saatler
o öpüp okşadığın yaprak akkorsa şimdi
kim bilir hangi zaman gönlüme uğramıştır
kollarına aldığın mutluluk servileri
bana dokunduğunda sessizce ağlamıştır
simyası bozulduysa dilimin, kelimeler
bir volkandan geriye kalan ırmaklar gibi
bilinmez ki nereden akmıştır yüreğime
geçerek en azılı köprülerden, duraksız
varmak için sevdanın tükendiği ülkeye
duygularına ölüm yüklüyorum ömrümün
yaklaştığım her sahil tutuyor ellerimi
mor bir yangın, hercai dalgalar, kum taneleri
çakallar iniyor dağlardan apansız
ardımsıra gölgeler, gökkuşağı
rengarenk uçurtmalar gibi kaplıyor göklerimi
gözlerin çağırıyor beni
oysa ben hiç görmedim dünyada gözlerini
takılmadım engellerine nilüfer bakışlarının
bir ses beklediysem yankılansın diye evrenimde
kalbinden benim adıma
sevdalı bir vuruşun özlemiydi süsleyen
sokaklarımı, şehirlerimi
gözlerin çağırsa da beni
çağırmadan kalbin çatlayan gözlerimi
görmeden ellerinde hangi toprakların yayılıp
hangi tohumların yeşerdiğini
tutunmayacağım zamana dilenci gibi
hala uzaklardan işaret parmağıyla
gözlerin çağırsa da beni
gidiyorum; adımlarım yaz kurdu, güz kefeni
damlacıklarında hicranlı yüzün
ben kapıları aldatıyorum gün be gün
sen pencereleri
ben denizlere bakarak martılara yalanlar söylüyorum
sen gemilere
sonra liman bilmez korsanlara terk edip
ıssız adalara sürüyorsun dizelerimi
gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi
gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni
parmak uçlarımda paslı çiviler
bütün zindanları yıkarak birer birer
gözlerin çağırıyor beni
gözlerin en soylu atların koştuğu bir bahar gezegeni
çeşmelerin bakınca gülümsediği
ırgatların göklere yöneldiği
latince bilenlerin nergis akşamlarında
göllere meydan okuyup
kıyısında şarkılar dinlediği
tutkular değirmeni
inciterek aşk kitaplığındaki bütün harfleri
kirpiklerinde efsane şairlerin mağrur kalemleri
gözlerin çağırıyor beni
kaşlarının cilveli bir ahu gibi
ömrümüze düştüğü günden beri
köleleri ağlattın ey sevda semenderi
adı konulmamış yıldızlardan koparak
vadilerde biriken yalnızlığım
kalbimi avuçlarına almış
tutuyor sana doğru
çölde bir kuyuya mı bırakayım ellerimi
geceye otağ mı kurayım buzullar ortasında
ne yapayım bilmiyorum ey acılar bedesteni
biraz ateş ve hüzün
biraz köpük ve leylak
gözlerin çağırıyor beni
gittim son ışığından bakışlarının
kırdım kanatlarını bin bir gece masallarında
zümrüdüanka kuşlarının
şimdi nasıl da yürüyorum dağlara karşı farkında mısın
umursamıyorum boğazımda düğümlenen yolları
bulutları susturuyorsun söylemesinler diye
turnaların toprağa dökülen eşsiz definelerini
damıt kalbini kuşkulu yokuşlardan
kurtul karanlığından fotoğrafların
her köşede ısırgan edalı kan evleri
her menzilde leylayı küçümseyen kaktüsler
ne seni görüyorum hayatın boşluğunda
ne de son anlarında resmini büyütüyor
yokluğunla savaşan intihar temrinleri
gizlenme ardına fesleğenlerin
bahaneden bıkmıştır bezirganlar, mevsimler
yüzeyde ve sancılı haykırışlar uğruna
derinden ve telaşsız bir uyanıştır şiir
bu yüzden zehre batmış urganlar gül kokulu
bu yüzden gözlerine ayarlıdır saatler
o öpüp okşadığın yaprak akkorsa şimdi
kim bilir hangi zaman gönlüme uğramıştır
kollarına aldığın mutluluk servileri
bana dokunduğunda sessizce ağlamıştır
simyası bozulduysa dilimin, kelimeler
bir volkandan geriye kalan ırmaklar gibi
bilinmez ki nereden akmıştır yüreğime
geçerek en azılı köprülerden, duraksız
varmak için sevdanın tükendiği ülkeye
duygularına ölüm yüklüyorum ömrümün
yaklaştığım her sahil tutuyor ellerimi
mor bir yangın, hercai dalgalar, kum taneleri
çakallar iniyor dağlardan apansız
ardımsıra gölgeler, gökkuşağı
rengarenk uçurtmalar gibi kaplıyor göklerimi
gözlerin çağırıyor beni
oysa ben hiç görmedim dünyada gözlerini
takılmadım engellerine nilüfer bakışlarının
bir ses beklediysem yankılansın diye evrenimde
kalbinden benim adıma
sevdalı bir vuruşun özlemiydi süsleyen
sokaklarımı, şehirlerimi
gözlerin çağırsa da beni
çağırmadan kalbin çatlayan gözlerimi
görmeden ellerinde hangi toprakların yayılıp
hangi tohumların yeşerdiğini
tutunmayacağım zamana dilenci gibi
hala uzaklardan işaret parmağıyla
gözlerin çağırsa da beni
gidiyorum; adımlarım yaz kurdu, güz kefeni
bu şiirde iki göz var
biri senin; biri onun
Senin o karanlık, küf kokulu
matem gözlerini terkediyorum
biliyorum; saçlarının sarısı
gözlerinin yeşiline karışmış
biliyorum; sana benzemek için
melikeler birbiriyle yarışmış
fosforlu ve derin bakışlarına
çağlar boyu nice destanlar yazılmış
oysa ben görülmedik bir lale yaprağına
gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum
gözlerin değişip kaplasın karanlığı
bütün ufukları sarsın gözlerin
gene de hep bende kalsın gözlerin
l
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
atlılar kaybeder yolunu, hasretimin
posta güvercinleri geri dönmez ülkeme
yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
ll
ateşten ve köpükten sıyırıp ellerimi
mekanımı gülistan eyleyendir gözerin
isyanıyla ihtiras ve gerilim yaşayan
Kabil’in ruhunu kan eyleyendir gözlerin
vuslat aşkını Leyla düşürmedi çöllere
arzı Mecnun’a hicran eyleyendir gözlerin
gözlerinde başladı tarihin macerası
Adem’i Havva’ya ram eyleyendir gözlerin
Kerem dağlar ardında aradı gözlerini
Kamber’i bile viran eyleyendir gözlerin
Ferhat dağları deldi yolunu bulmak için
sevmeyenleri giryan eyleyendir gözlerin
suların emzirdiği muamma bir çocuğu
yedi iklime hakan eyleyendir gözlerin
lll
gözlerin göklerinde
her yüzyılın başında
birer akkor olmuş gözlerin
çekip çıkarsam da mısralarımı
ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında
hangi rüzgara verdiysem aşkımı
beni alıp yangınlara götürdü
muştu beklediğim bütün yelkenlilerden
ateş düştü içime
lV
yüreğimden fışkıran bir “ah” mıdır gözlerin
beni benden koparan “eyvah” mıdır gözlerin
Bu gözler, o aydınlık o güzel gözler değil
yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin
ses midir, aynalarda çarpan kulaklarıma
kürdili hicazkar mı, segah mıdır gözlerin
Arif Bey’i Itri’yi ömür boyu inleten
nihavend mi, sultan-ı yegah mıdır gözlerin
kubbesinde yitirdim zaman duygularımı
akşam mıdır, gece midir, sabah mıdır gözlerin
ruhumu baştan başa acılarla dokuyan
beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin
her köşede zifiri bir silüet bırakan
gönül memleketimde seyyah mıdır gözlerin
renkler avare; sitem başıboş kuytularda
mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin
yoksa yalancımıdır, günah mıdır gözlerin
V
nihan kıldı gözlerin bana kapılarını
oysa ben gözlerinden girerdim yüreğine
her bakışın bir damla ab-ı zindegan idi
hicranlı her gülüşün bin yıllık figan idi
içime, soluşundan sonra koyu renklerin
birer şirpençe gibi düştü gözbebeklerin
feryadıma gök bile bigane değil şimdi
söyle, kurtuluşun mu, harabın mı gözlerin
gözlerinde mi mehtab; mehtabın mı gözlerin
Vl
çağlayanlar bile hararetlidir
buğday başağının açlığıdır ufuklar
siperleri aşıklar mı doldurmalıydı
zalimler mi
neden böyle hıçkırıklı, umutlar
Vll
beni hangi urganla bağladın gözlerine
beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden
senden kopamıyorum gözlerin var oldukça
sensiz yapamıyorum yüzün bahar oldukça
gözlerine baktıkça duruluyor yüreğim
ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim
indirme kirpiğini; tutuşmasın kainat
nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim
sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim
Vlll
diyorlar ki ağla
ağla ki dumanı dağılsın yolların
ağlamayı denizlere bıraktım
yalnız gözlerindir hayatta kalan
uğruna adandığım
mahşeri sularla çevirip dört yanından
gönlümde sakladığım
aynalarda arayıp bulamazken günboyu
gölgesinde konakladığım
gözlerindir ufkumda dalgalanan
Rüstem’in kanını döktüm yerlere
İstanbul’u kuşattım gözlerin için
Azrail’e koştum siperlerimden
gözlerine baka baka dirildim
niçin kızıl kıyamettir gölerin bu gün
niçin heyelan var eteklerinde
İsrafil’den işaret mi almışsın
yanaklarında mahşer kalıntısı
dudaklarında mizan
bütün gamlı hüdhüdler Belkıs’le döner sana
yıldızlar vuslat için her gece iner sana
rengini, gözlerinde kaybolan bilir
lX
gözlerin uğrak yeridir bestekarların
şairler hüzne dalar yeşil okyanusunda
eşiğinde ölümsüz dilenciler
gözlerin gecenin intiharıdır
sen gözlerine mahkumsun; gözlerin bana
ben şiir yazmasam, kim tanır gözlerini
geçerken yalnızlık sokağından
hangi demirci indirir parmağına çekici
hangi berber yanağını keser müşterisinin
gözlerine bakmasam, doğar mı güneş
X
gözlerin boşluğa akan bir ırmak değil
gözlerin sadece ölmek, yaşamak değil
gözlerin tükeniş doruklarında
bulunmayanları aramak değil
gözerine aşina olduğum günden beri
ben artık hır gece sesleniyorum
düşe kalka
yorgun argın
derbeder
yapayalnız
duruyorum; yanlış anlaşılıyor
her hücremde bir inkılab
her gönlümde bir mahitab
evim harab; ömrüm harab
ne ay kaldı, ne de mehtab
gök bulanık; ufuk silik
gene de mağrur ve dimdik
yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın
Xl
bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan
bu son mezar kalbimde hicranla kazılan
senin gamsız gözlerin kahkahalar atarken
benim gözlerim viran; ağlamaya değer mi
her cilven bir ıstırab; her nazın kapkaranlık
yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi
hiç güzel olur muydun gözlerin olmasaydı
ateşlere girmeye ve yanmaya değer mi
bir kevser ırmağında serinlemek dururken
sellerine karışıp bulanmaya değer mi
aydınlığın gözleri çağırıyor kalbimi
zehir bakışlarınla boyanmaya değer mi
gözlerine bir ömür dayanmaya değer mi
biri senin; biri onun
Senin o karanlık, küf kokulu
matem gözlerini terkediyorum
biliyorum; saçlarının sarısı
gözlerinin yeşiline karışmış
biliyorum; sana benzemek için
melikeler birbiriyle yarışmış
fosforlu ve derin bakışlarına
çağlar boyu nice destanlar yazılmış
oysa ben görülmedik bir lale yaprağına
gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum
gözlerin değişip kaplasın karanlığı
bütün ufukları sarsın gözlerin
gene de hep bende kalsın gözlerin
l
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
atlılar kaybeder yolunu, hasretimin
posta güvercinleri geri dönmez ülkeme
yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
ll
ateşten ve köpükten sıyırıp ellerimi
mekanımı gülistan eyleyendir gözerin
isyanıyla ihtiras ve gerilim yaşayan
Kabil’in ruhunu kan eyleyendir gözlerin
vuslat aşkını Leyla düşürmedi çöllere
arzı Mecnun’a hicran eyleyendir gözlerin
gözlerinde başladı tarihin macerası
Adem’i Havva’ya ram eyleyendir gözlerin
Kerem dağlar ardında aradı gözlerini
Kamber’i bile viran eyleyendir gözlerin
Ferhat dağları deldi yolunu bulmak için
sevmeyenleri giryan eyleyendir gözlerin
suların emzirdiği muamma bir çocuğu
yedi iklime hakan eyleyendir gözlerin
lll
gözlerin göklerinde
her yüzyılın başında
birer akkor olmuş gözlerin
çekip çıkarsam da mısralarımı
ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında
hangi rüzgara verdiysem aşkımı
beni alıp yangınlara götürdü
muştu beklediğim bütün yelkenlilerden
ateş düştü içime
lV
yüreğimden fışkıran bir “ah” mıdır gözlerin
beni benden koparan “eyvah” mıdır gözlerin
Bu gözler, o aydınlık o güzel gözler değil
yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin
ses midir, aynalarda çarpan kulaklarıma
kürdili hicazkar mı, segah mıdır gözlerin
Arif Bey’i Itri’yi ömür boyu inleten
nihavend mi, sultan-ı yegah mıdır gözlerin
kubbesinde yitirdim zaman duygularımı
akşam mıdır, gece midir, sabah mıdır gözlerin
ruhumu baştan başa acılarla dokuyan
beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin
her köşede zifiri bir silüet bırakan
gönül memleketimde seyyah mıdır gözlerin
renkler avare; sitem başıboş kuytularda
mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin
yoksa yalancımıdır, günah mıdır gözlerin
V
nihan kıldı gözlerin bana kapılarını
oysa ben gözlerinden girerdim yüreğine
her bakışın bir damla ab-ı zindegan idi
hicranlı her gülüşün bin yıllık figan idi
içime, soluşundan sonra koyu renklerin
birer şirpençe gibi düştü gözbebeklerin
feryadıma gök bile bigane değil şimdi
söyle, kurtuluşun mu, harabın mı gözlerin
gözlerinde mi mehtab; mehtabın mı gözlerin
Vl
çağlayanlar bile hararetlidir
buğday başağının açlığıdır ufuklar
siperleri aşıklar mı doldurmalıydı
zalimler mi
neden böyle hıçkırıklı, umutlar
Vll
beni hangi urganla bağladın gözlerine
beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden
senden kopamıyorum gözlerin var oldukça
sensiz yapamıyorum yüzün bahar oldukça
gözlerine baktıkça duruluyor yüreğim
ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim
indirme kirpiğini; tutuşmasın kainat
nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim
sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim
Vlll
diyorlar ki ağla
ağla ki dumanı dağılsın yolların
ağlamayı denizlere bıraktım
yalnız gözlerindir hayatta kalan
uğruna adandığım
mahşeri sularla çevirip dört yanından
gönlümde sakladığım
aynalarda arayıp bulamazken günboyu
gölgesinde konakladığım
gözlerindir ufkumda dalgalanan
Rüstem’in kanını döktüm yerlere
İstanbul’u kuşattım gözlerin için
Azrail’e koştum siperlerimden
gözlerine baka baka dirildim
niçin kızıl kıyamettir gölerin bu gün
niçin heyelan var eteklerinde
İsrafil’den işaret mi almışsın
yanaklarında mahşer kalıntısı
dudaklarında mizan
bütün gamlı hüdhüdler Belkıs’le döner sana
yıldızlar vuslat için her gece iner sana
rengini, gözlerinde kaybolan bilir
lX
gözlerin uğrak yeridir bestekarların
şairler hüzne dalar yeşil okyanusunda
eşiğinde ölümsüz dilenciler
gözlerin gecenin intiharıdır
sen gözlerine mahkumsun; gözlerin bana
ben şiir yazmasam, kim tanır gözlerini
geçerken yalnızlık sokağından
hangi demirci indirir parmağına çekici
hangi berber yanağını keser müşterisinin
gözlerine bakmasam, doğar mı güneş
X
gözlerin boşluğa akan bir ırmak değil
gözlerin sadece ölmek, yaşamak değil
gözlerin tükeniş doruklarında
bulunmayanları aramak değil
gözerine aşina olduğum günden beri
ben artık hır gece sesleniyorum
düşe kalka
yorgun argın
derbeder
yapayalnız
duruyorum; yanlış anlaşılıyor
her hücremde bir inkılab
her gönlümde bir mahitab
evim harab; ömrüm harab
ne ay kaldı, ne de mehtab
gök bulanık; ufuk silik
gene de mağrur ve dimdik
yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın
Xl
bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan
bu son mezar kalbimde hicranla kazılan
senin gamsız gözlerin kahkahalar atarken
benim gözlerim viran; ağlamaya değer mi
her cilven bir ıstırab; her nazın kapkaranlık
yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi
hiç güzel olur muydun gözlerin olmasaydı
ateşlere girmeye ve yanmaya değer mi
bir kevser ırmağında serinlemek dururken
sellerine karışıp bulanmaya değer mi
aydınlığın gözleri çağırıyor kalbimi
zehir bakışlarınla boyanmaya değer mi
gözlerine bir ömür dayanmaya değer mi
bitir bu işkenceyi, sende artık bana gül
dokundurma elini pıhtılaşan kana gül
bahçe boş; çeşme kuru; nerde bostancıbaşı
gelde feryâd ü figân etme bu hüsrâna gül
yıllarca yatağında uyudum semenderin
çakallar yuvalandı bizim olan hana gül
unuttum gökkuşağı altındaki resmini
nice bühtan ettiler eski bir sultana gül
kâinat oluk oluk boşalırken içimden
yağmur damlası bile olamadım sana gül
uzandığım her hayal tutuşturdu ömrümü
her yangınla yeni bir yangın düştü cana gül
ya öldür, yarasalar okşasın cesedimi
ya da terkedip gitme beni bu isyâna gül
dinle ki, en ölümcül şarkımı söylüyorum
darağacı kurdular döndüğüm her yana gül
nasıl sevişiyorsun kırkayakla, çıyanla
hani boyun bükmüştün ebedî fermana gül
meğer bir yanılgının zinciriymiş umudum
güvenimi yitirdim şimdi her dermana gül.
dokundurma elini pıhtılaşan kana gül
bahçe boş; çeşme kuru; nerde bostancıbaşı
gelde feryâd ü figân etme bu hüsrâna gül
yıllarca yatağında uyudum semenderin
çakallar yuvalandı bizim olan hana gül
unuttum gökkuşağı altındaki resmini
nice bühtan ettiler eski bir sultana gül
kâinat oluk oluk boşalırken içimden
yağmur damlası bile olamadım sana gül
uzandığım her hayal tutuşturdu ömrümü
her yangınla yeni bir yangın düştü cana gül
ya öldür, yarasalar okşasın cesedimi
ya da terkedip gitme beni bu isyâna gül
dinle ki, en ölümcül şarkımı söylüyorum
darağacı kurdular döndüğüm her yana gül
nasıl sevişiyorsun kırkayakla, çıyanla
hani boyun bükmüştün ebedî fermana gül
meğer bir yanılgının zinciriymiş umudum
güvenimi yitirdim şimdi her dermana gül.
gül zindanı yapsalar vardığım her durağı
bana bir gül delisi deseler de her akşam
seninle ışık oldum, yakın ettim ırağı
benimdir gözlerinden aldığım bu ihtişam
şimdi bütün çiçekler nakkaşımdır bu yerde
yapraklarından sızan gözyaşımdır bu yerde
turuncuydu yüreğim, benekleri kırmızı
yeşildi bir Hüma-yı Ata'nın şakağında
ateşin bir baharı taşıyan ince sızı
cemşide rakib oldu güllerin yaprağında
'hu' çekiyor içimde Mevlana bir semazen
lalede imreniyor dertli Hallac'a bazen
tutundum bir zamanlar Gencine-i Cemal'e
meğer dibacesiymiş sonsuzluk ülkesinin
gördüysem yapayalnız nerede bir ters lale
yandı titreşimleri uğuldayan sesinin
şafağında büyüyen zambak soldu aniden
tanyeri 'gül gül' diye güneş oldu yeniden
Levni'yi kollarına alır taze bir bahar
bir Tac-ı Kayser gibi sokulur sinesine
onuruna Çırağan kurduğumuz aynalar
düşer yüzyıllar boyu en karanlık ye'sine
her hassa, bir merili bahçesine vurulur
her sultanın tahtına bir prenses kurulur
bana, ne Dürr-i Yekta, ne Semen Sima gerek
senden kalan her harfin içinde binlerce bağ
bağına girmek için küçük bir ima gerek
seninle güle döner derin vadi, yüce dağ
bu sevda ılgıt ılgıt çoğaldıkça bedende
Çiçekçiler Başbuğu olurum belki ben de
dikendi, serfiraza döndü kapında ruhum
büyüdükçe çiçeğim, yapraklarım kısaldı
senden önce ardında 'ah' edip avunduğum
meğer bir malihulya, çaresiz bir masaldı
ölümsüz vuslatına erdim Bağ-ı Safa'nın
nağmeleri duyulmaz oldu Gülfer Kalfa'nın
dantelası çiğdemli yastıklar küf kokuyor
yenilgiler devrinde tarümar oldu bostan
göçenler mor kokulu hüzünler bırakıyor
servilerin dalları yine kırıldı yastan
bu gönül mevsiminden gitti uzağa giden
atmak gerek toprağa tohumları yeniden
kapında pusat koyup gül alan sipahiler
seccadesi sularda bir dervişe dönüşür
tahammülü kuşanır, el açıp Me'va diler
goncanın kirpiğinde nilüferle görüşür
bir ömür yalnızlığı alsa da kollarına
gittiği her ülkede gül düşer yollarına
gözüme gül dumanı çöktü yine bu akşam
baktığım her noktada yalnız senin güllerin
içimde gül pınarı aktı yine bu akşam
irinli dertlerime şifa oldu ellerin
Mecnun ile Leyla'nın buluştuğu yerdeyim
bu gül yolculuğunda şimdi son seferdeyim
yanakları gül oya, parmakları gül dalı
kızlar, delikanlılar baştanbaşa gül oldu
ayrılık gül tohumu, şiir güle sevdalı
şair ki, feryadından yana yana kül oldu
onun çemenzarıdır köşelerde hıçkıran
nerde bir bulut varsa, gülsuyudur fışkıran
gül sesleri geliyor; her yer dua ve niyaz
açtı gök kapısını yerde çiğ taneleri
adımları parıltı, alınları bembeyaz
dağılıyor evrene gülün mestaneleri
sen ki, en büyük GÜL'sün, en çok gülü seversin
söyle bahçıvanına, bir gül de bana versin
Ulu Tanrı adıyla aldığım her nefeste
senin için gül açar, kuş olup göğe uçar
sen ey bahar elçisi, sen ey kutlu güldeste
senin için cansızlar bile canından geçer
gölgeler şehrinde gül, kimseye kalmayacak
öteler şehrinde gül, bir daha solmayacak
bana bir gül delisi deseler de her akşam
seninle ışık oldum, yakın ettim ırağı
benimdir gözlerinden aldığım bu ihtişam
şimdi bütün çiçekler nakkaşımdır bu yerde
yapraklarından sızan gözyaşımdır bu yerde
turuncuydu yüreğim, benekleri kırmızı
yeşildi bir Hüma-yı Ata'nın şakağında
ateşin bir baharı taşıyan ince sızı
cemşide rakib oldu güllerin yaprağında
'hu' çekiyor içimde Mevlana bir semazen
lalede imreniyor dertli Hallac'a bazen
tutundum bir zamanlar Gencine-i Cemal'e
meğer dibacesiymiş sonsuzluk ülkesinin
gördüysem yapayalnız nerede bir ters lale
yandı titreşimleri uğuldayan sesinin
şafağında büyüyen zambak soldu aniden
tanyeri 'gül gül' diye güneş oldu yeniden
Levni'yi kollarına alır taze bir bahar
bir Tac-ı Kayser gibi sokulur sinesine
onuruna Çırağan kurduğumuz aynalar
düşer yüzyıllar boyu en karanlık ye'sine
her hassa, bir merili bahçesine vurulur
her sultanın tahtına bir prenses kurulur
bana, ne Dürr-i Yekta, ne Semen Sima gerek
senden kalan her harfin içinde binlerce bağ
bağına girmek için küçük bir ima gerek
seninle güle döner derin vadi, yüce dağ
bu sevda ılgıt ılgıt çoğaldıkça bedende
Çiçekçiler Başbuğu olurum belki ben de
dikendi, serfiraza döndü kapında ruhum
büyüdükçe çiçeğim, yapraklarım kısaldı
senden önce ardında 'ah' edip avunduğum
meğer bir malihulya, çaresiz bir masaldı
ölümsüz vuslatına erdim Bağ-ı Safa'nın
nağmeleri duyulmaz oldu Gülfer Kalfa'nın
dantelası çiğdemli yastıklar küf kokuyor
yenilgiler devrinde tarümar oldu bostan
göçenler mor kokulu hüzünler bırakıyor
servilerin dalları yine kırıldı yastan
bu gönül mevsiminden gitti uzağa giden
atmak gerek toprağa tohumları yeniden
kapında pusat koyup gül alan sipahiler
seccadesi sularda bir dervişe dönüşür
tahammülü kuşanır, el açıp Me'va diler
goncanın kirpiğinde nilüferle görüşür
bir ömür yalnızlığı alsa da kollarına
gittiği her ülkede gül düşer yollarına
gözüme gül dumanı çöktü yine bu akşam
baktığım her noktada yalnız senin güllerin
içimde gül pınarı aktı yine bu akşam
irinli dertlerime şifa oldu ellerin
Mecnun ile Leyla'nın buluştuğu yerdeyim
bu gül yolculuğunda şimdi son seferdeyim
yanakları gül oya, parmakları gül dalı
kızlar, delikanlılar baştanbaşa gül oldu
ayrılık gül tohumu, şiir güle sevdalı
şair ki, feryadından yana yana kül oldu
onun çemenzarıdır köşelerde hıçkıran
nerde bir bulut varsa, gülsuyudur fışkıran
gül sesleri geliyor; her yer dua ve niyaz
açtı gök kapısını yerde çiğ taneleri
adımları parıltı, alınları bembeyaz
dağılıyor evrene gülün mestaneleri
sen ki, en büyük GÜL'sün, en çok gülü seversin
söyle bahçıvanına, bir gül de bana versin
Ulu Tanrı adıyla aldığım her nefeste
senin için gül açar, kuş olup göğe uçar
sen ey bahar elçisi, sen ey kutlu güldeste
senin için cansızlar bile canından geçer
gölgeler şehrinde gül, kimseye kalmayacak
öteler şehrinde gül, bir daha solmayacak
ben, yıpranmış sokaklar ortasında avare
sen, kırgın bir ülkenin süreyyası: Gülnare
honçalı novroz gelir; bir de siyah ve sarı
dalgalanır göklerde bir kuşun kanatları
her nağme, dudağında çarpılmış karanfil
sana tutkun atlılar şimdi yorgun ve sefil
göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
nerdesin, ey masallar ülkesini son kızı
dokunmuyorsa kalem o mazlum kitabeye
ayışığı düşer mi kanlı bir harabeye
sensiz çöl, ıssızlığın kahrıyla zehirlendi
yalnız bulutlar değil, vahalarda kirlendi
mahşeri bir serabın ardından yürüyorum
gözlerini kaybeden bir kervan görüyorum
geride, okunmayan silik izler kalıyor
kaktüs hala toprağı uykuda yakalıyor
tarihin her sayfası soluyor pare pare
karasevda burcunu yıkıyorsun, Gülnare
Azerbaycan ufkunda bir divanedir gönül
böylesi tarümar olmadı belki de gül
torprak, bir bakışınla kızıl renge büründü
yıldızlar ülfet için gündüz vakti göründü
gözlerin binlerce yıl ötesinden yadigar
nerdesin, ey Bakü’den, Gence’den esen rüzgar
yaldızlı perçemlerin ıslandıkça uzuyor
yalnızlık damla damla şakağından sızıyor
bazen öfke, kavgayı sevenlerin ardında
malıhülya ve hüzün; bazen korku ve sevda
çiçeklerin yurdunda yalnız senin kokun var
bazen uzaktan uzak, bazen yakın bir duvar
karanlığa mahkumdur gökte sensiz, sitare
ruhumu zevalinle buuşturma, Gülnare
soluğun ab-ı hayat mıdır; filizlendi kül
siyah bir lale gibi aynaya düştü kakül
kırdın yüreğimdeki saatin akrebini
kuruttun düşlerimin hayal mürekkebini
hangi ırkağa baksam akıyorsun derinden
Hazar, acılarınla ağlıyor kederinden
kuduran bir denizde benziyorsun şikare
görebilseydi seni ejderhalar, Gülnare
gözlerinder fışkıran yanardağlar sönerdi
o ısırgan bakışlar balmumuna dönerdi
oysa şimdi su sarhoş; balıklar geldi dile
dalgalar son bir umut vuruyor sahile
Nahcıvan, hasretinle alevlenen sir çerağ
seninle firakını unutuyor Karabağ
göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı
bırakıp gittin beni umarsız bir efkare
haber gönder, nerdesin, nerdesin ey Gülnare
sen, kırgın bir ülkenin süreyyası: Gülnare
honçalı novroz gelir; bir de siyah ve sarı
dalgalanır göklerde bir kuşun kanatları
her nağme, dudağında çarpılmış karanfil
sana tutkun atlılar şimdi yorgun ve sefil
göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
nerdesin, ey masallar ülkesini son kızı
dokunmuyorsa kalem o mazlum kitabeye
ayışığı düşer mi kanlı bir harabeye
sensiz çöl, ıssızlığın kahrıyla zehirlendi
yalnız bulutlar değil, vahalarda kirlendi
mahşeri bir serabın ardından yürüyorum
gözlerini kaybeden bir kervan görüyorum
geride, okunmayan silik izler kalıyor
kaktüs hala toprağı uykuda yakalıyor
tarihin her sayfası soluyor pare pare
karasevda burcunu yıkıyorsun, Gülnare
Azerbaycan ufkunda bir divanedir gönül
böylesi tarümar olmadı belki de gül
torprak, bir bakışınla kızıl renge büründü
yıldızlar ülfet için gündüz vakti göründü
gözlerin binlerce yıl ötesinden yadigar
nerdesin, ey Bakü’den, Gence’den esen rüzgar
yaldızlı perçemlerin ıslandıkça uzuyor
yalnızlık damla damla şakağından sızıyor
bazen öfke, kavgayı sevenlerin ardında
malıhülya ve hüzün; bazen korku ve sevda
çiçeklerin yurdunda yalnız senin kokun var
bazen uzaktan uzak, bazen yakın bir duvar
karanlığa mahkumdur gökte sensiz, sitare
ruhumu zevalinle buuşturma, Gülnare
soluğun ab-ı hayat mıdır; filizlendi kül
siyah bir lale gibi aynaya düştü kakül
kırdın yüreğimdeki saatin akrebini
kuruttun düşlerimin hayal mürekkebini
hangi ırkağa baksam akıyorsun derinden
Hazar, acılarınla ağlıyor kederinden
kuduran bir denizde benziyorsun şikare
görebilseydi seni ejderhalar, Gülnare
gözlerinder fışkıran yanardağlar sönerdi
o ısırgan bakışlar balmumuna dönerdi
oysa şimdi su sarhoş; balıklar geldi dile
dalgalar son bir umut vuruyor sahile
Nahcıvan, hasretinle alevlenen sir çerağ
seninle firakını unutuyor Karabağ
göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı
bırakıp gittin beni umarsız bir efkare
haber gönder, nerdesin, nerdesin ey Gülnare
gözümden bu siyah perdeyi kaldır
sana muştulanan esrarı bildir
samanyolunda mı aramalıyım
bulup saçlarını taramalıyım
yürek harab oldu; artık sine yok
İstanbul'un Bağlar Sokağı'nda mı
yoksa bir şehidin şakağında mı
Bostancıbaşı'na sordum, yine yok
sana muştulanan esrarı bildir
samanyolunda mı aramalıyım
bulup saçlarını taramalıyım
yürek harab oldu; artık sine yok
İstanbul'un Bağlar Sokağı'nda mı
yoksa bir şehidin şakağında mı
Bostancıbaşı'na sordum, yine yok
H
Hani paylaşacaktın benimle
Hani deniz en derin yurdumuz olacaktı
Hani konsun diyordun kalbimize martılar
Hani avuçlarımız yağmurla dolacaktı
Hani kartallar gibi kanatlanıp doruğa
Hani bölüşecektik mevsimleri
Neden yine bin parça eyledin resimleri
Hani gök, nerde ufuk, neden sustu dalgalar
Ayaklarımda yine bu zalim prangalar...
Hani deniz en derin yurdumuz olacaktı
Hani konsun diyordun kalbimize martılar
Hani avuçlarımız yağmurla dolacaktı
Hani kartallar gibi kanatlanıp doruğa
Hani bölüşecektik mevsimleri
Neden yine bin parça eyledin resimleri
Hani gök, nerde ufuk, neden sustu dalgalar
Ayaklarımda yine bu zalim prangalar...
beklenmedik bir fırtınaydı gelişin...
uyandırdın sessizliğimi aysız gecelerde
yaralı bir deniz gibi hıçkırdığını
bir fanus altında sıkışıp kaldığını..
aşkla kenetlenen kalplerimizin..
me'yus olduğunu,bunaldığını
biliyorum,hayal bekçisiyim..
mehtabı arayan karanlıklarda
yağmur yakışmıyorsa..
güvercin gözlerine yakışmıyorsa yağmur
nasıl açabilirim bulutlara derdimi
nasıl geçebilirim mayınlı köprülerden..
sellere karışan ayaklarımla
yığılıp kalıyor en güzel umutlarım
vurgun yemiş denizciler misali
göğsümün katranlı sahillerinde
zifiri saçlarıyla
infazıma ağıt yakan menziller
en salgın boşluğumu akıtıyor üstüme...
ben mehtabı arayan bir hayal bekçisiyim
ben sevda sokağının yoksul çiçekçisiyim
ben kor merdivenlere göklerle tırmanırım
kızgın güneş altında yemyeşil ıslanırım..
ben mehtabı arayan bir hayal bekçisiyim..
ben korsan bir geminin mahzun kürekçisiyim..
ben yaklaşan saati beklerim odalarda
ihtilaller yaparım gözlerine dalar da.....
uyandırdın sessizliğimi aysız gecelerde
yaralı bir deniz gibi hıçkırdığını
bir fanus altında sıkışıp kaldığını..
aşkla kenetlenen kalplerimizin..
me'yus olduğunu,bunaldığını
biliyorum,hayal bekçisiyim..
mehtabı arayan karanlıklarda
yağmur yakışmıyorsa..
güvercin gözlerine yakışmıyorsa yağmur
nasıl açabilirim bulutlara derdimi
nasıl geçebilirim mayınlı köprülerden..
sellere karışan ayaklarımla
yığılıp kalıyor en güzel umutlarım
vurgun yemiş denizciler misali
göğsümün katranlı sahillerinde
zifiri saçlarıyla
infazıma ağıt yakan menziller
en salgın boşluğumu akıtıyor üstüme...
ben mehtabı arayan bir hayal bekçisiyim
ben sevda sokağının yoksul çiçekçisiyim
ben kor merdivenlere göklerle tırmanırım
kızgın güneş altında yemyeşil ıslanırım..
ben mehtabı arayan bir hayal bekçisiyim..
ben korsan bir geminin mahzun kürekçisiyim..
ben yaklaşan saati beklerim odalarda
ihtilaller yaparım gözlerine dalar da.....
bilseydin; baharımdı seni bana getiren
bir vedaya ağlayan içli melekler gibi
anlasaydım, ülkemden hazineler götüren
her bakışı öteden birini bekler gibi
üşüdüğüm sahrada bu deniz sanki serap
hep aynı dakikada dönüp duruyor zaman
O'nsuzlukta dermanım değil, dermanım da harap
ey uyuyan yelkenli, ateşte sen de yan
tahtını en büyülü divanında bulmalı
açılmalı sonsuzluk sularında engine
fırtınalar kopsada, umudumuz olmalı
limanları boyarken gökkuşağı rengine
yapayalnız kalıyor O'nsuz kumlarda köpük
O'nunla damla damla kuruyor masum deniz
batırır en devasa gemiyi bile bu yük
ardında birer birer soluyor düşlerimiz
bilseydin; yakınında soluklanan çiçeğin
izlerine mahpustur çatlayan dudaklarım
ayinimiz sürecek o büyük vakte değin
hatırası köz olsa, yüreğimde saklarım.
bir vedaya ağlayan içli melekler gibi
anlasaydım, ülkemden hazineler götüren
her bakışı öteden birini bekler gibi
üşüdüğüm sahrada bu deniz sanki serap
hep aynı dakikada dönüp duruyor zaman
O'nsuzlukta dermanım değil, dermanım da harap
ey uyuyan yelkenli, ateşte sen de yan
tahtını en büyülü divanında bulmalı
açılmalı sonsuzluk sularında engine
fırtınalar kopsada, umudumuz olmalı
limanları boyarken gökkuşağı rengine
yapayalnız kalıyor O'nsuz kumlarda köpük
O'nunla damla damla kuruyor masum deniz
batırır en devasa gemiyi bile bu yük
ardında birer birer soluyor düşlerimiz
bilseydin; yakınında soluklanan çiçeğin
izlerine mahpustur çatlayan dudaklarım
ayinimiz sürecek o büyük vakte değin
hatırası köz olsa, yüreğimde saklarım.
bir hitit lalesi tanıyordum ilk defa
masum bir aldanıştı hayat pencerelerde
intiharı koklayan çiçeklerle beraber
çığlıklarıma tutkun bir kuyunun dibinde
onun o gökkubbeyi yakan güzelliğini
şarkılar soyleyerek anıyordum ilk defa
gemi benim olmalı, su benim olmalıydı
gemiciler göklerde ruhumu bulmalıydı
tutuşan bir dal gibi titriyordum ilk defa
yuvasız karıncalar ve kuşlarla bilendim
kahır yüklü atlarla, yokuşlarla bilendim
bulutları ayinde görüyordum ilk defa
mazide kın arayan kılıçlarla bilendim
yollar hep bana doğru koşuyor; farkındayım
dağlar bile kendini aşıyor; farkındayım
savaşçı mızrağını kırıyor sevda için
cemre damarlarıma düşüyor; farkındayım
üflenen her kandilin yerinde bir süreyya
ağlayan her çocuğun bakışlarında akşam
ölümüne müstehzi adımlarla yaklaşan
esir uykularında kalan binlerce rüya
çelik prangaları süsleyen hakimlere
ulaşır mı, merhamet ırmağı taşısa da
ihanete uğrayan gözyaşları gibiyim
gene siyah bir perde çekildi üzerime
silahlar avutuyor benimle kendisini
oysa ben yalnız senle avunuyorum
öfkeli mahkemeler, kan tüküren dosyalar
cinnet savcılarını sürüyor menzilime
oysa ben yalnız seni, seni savunuyorum
masum bir aldanıştı hayat pencerelerde
intiharı koklayan çiçeklerle beraber
çığlıklarıma tutkun bir kuyunun dibinde
onun o gökkubbeyi yakan güzelliğini
şarkılar soyleyerek anıyordum ilk defa
gemi benim olmalı, su benim olmalıydı
gemiciler göklerde ruhumu bulmalıydı
tutuşan bir dal gibi titriyordum ilk defa
yuvasız karıncalar ve kuşlarla bilendim
kahır yüklü atlarla, yokuşlarla bilendim
bulutları ayinde görüyordum ilk defa
mazide kın arayan kılıçlarla bilendim
yollar hep bana doğru koşuyor; farkındayım
dağlar bile kendini aşıyor; farkındayım
savaşçı mızrağını kırıyor sevda için
cemre damarlarıma düşüyor; farkındayım
üflenen her kandilin yerinde bir süreyya
ağlayan her çocuğun bakışlarında akşam
ölümüne müstehzi adımlarla yaklaşan
esir uykularında kalan binlerce rüya
çelik prangaları süsleyen hakimlere
ulaşır mı, merhamet ırmağı taşısa da
ihanete uğrayan gözyaşları gibiyim
gene siyah bir perde çekildi üzerime
silahlar avutuyor benimle kendisini
oysa ben yalnız senle avunuyorum
öfkeli mahkemeler, kan tüküren dosyalar
cinnet savcılarını sürüyor menzilime
oysa ben yalnız seni, seni savunuyorum
Hicrân rüzgârıyım, işkence seli
Kuşandım sevginin intizârını
Mecnun, yüreğine saldığım deli
Bitmeyen bir aşkın ihtirâsını
Hicrân rüzgârıyım; alevden tahtım
Benliğim hasretle büyüyen bebek
Kerem'i Aslı'nın 'âh'ına yaktım
Kanatlarım ateş saçan kelebek
Hicrân rüzgârıyım; ellerim kanlı
Yağmur oldum, şimşek gibi parladım
Ferhat, dağı yaran bir delikanlı
Emrah'ı Selvi'ye müptelâ kıldım
Kuşandım sevginin intizârını
Mecnun, yüreğine saldığım deli
Bitmeyen bir aşkın ihtirâsını
Hicrân rüzgârıyım; alevden tahtım
Benliğim hasretle büyüyen bebek
Kerem'i Aslı'nın 'âh'ına yaktım
Kanatlarım ateş saçan kelebek
Hicrân rüzgârıyım; ellerim kanlı
Yağmur oldum, şimşek gibi parladım
Ferhat, dağı yaran bir delikanlı
Emrah'ı Selvi'ye müptelâ kıldım
Aynalarda seni hissediyorum,
Hayal ırmağının çağıltısında
Umutların mecnun parıltısında
Rüyalarda seni hissediyorum...
Ey dost en güzelin nakışındasın,
Nurun karanlığa akışındasın,
Bir denizin şehlâ bakışındasın
Dalgalarda seni hissediyorum...
Şûledar eyleyip sundun elini,
Tayfuna çevirdin sevda yelini,
Tutuşturdun yüreğimin külünü,
Nevalarda seni hissediyorum...
Yürürken gecenin kalbine doğru,
Gönlümden beynime vuruyor ağrı,
Yalnızlık bir çöldür, ayrılık uğru,
Tenhalarda seni hissediyorum...
Akşamın renginde ay ışığında,
Bir gül yaprağının kırışığında,
Bulutta, yağmurda, gökkuşağında,
Semalarda seni hissediyorum...
Hüzün gözlerinden ruhuma düşer,
İçim acılarla yoğrulur pişer,
Ey hicran yıldızı ahsen-i beşer,
Dualarda seni hissediyorum.
Hayal ırmağının çağıltısında
Umutların mecnun parıltısında
Rüyalarda seni hissediyorum...
Ey dost en güzelin nakışındasın,
Nurun karanlığa akışındasın,
Bir denizin şehlâ bakışındasın
Dalgalarda seni hissediyorum...
Şûledar eyleyip sundun elini,
Tayfuna çevirdin sevda yelini,
Tutuşturdun yüreğimin külünü,
Nevalarda seni hissediyorum...
Yürürken gecenin kalbine doğru,
Gönlümden beynime vuruyor ağrı,
Yalnızlık bir çöldür, ayrılık uğru,
Tenhalarda seni hissediyorum...
Akşamın renginde ay ışığında,
Bir gül yaprağının kırışığında,
Bulutta, yağmurda, gökkuşağında,
Semalarda seni hissediyorum...
Hüzün gözlerinden ruhuma düşer,
İçim acılarla yoğrulur pişer,
Ey hicran yıldızı ahsen-i beşer,
Dualarda seni hissediyorum.
Saatler bitmiyor yapayalnızım
Gülmek istiyorum,gülemiyorum
Sensiz olmak mıdır hep alınyazım
Bilmek istiyorum,bilemiyorum.
Esirgedin nazlı,hilal kaşını
Harap ettin çiçek kokan başını
Yüreğime akan gözüm yaşını
Silmek istiyorum,silemiyorum.
Sanki her şey efsaneydi,masaldı
Ayrılık ruhumu elimden aldı
Gözlerim yollara takılıp kaldı
Gelmek istiyorum,gelemiyorum.
Göğüs germek için acılarıma
Titreyişlerime,sancılarıma
Seni bir kez olsun avuçlarıma
Almak istiyorum,alamıyorum.
Saçılan bir köpük olmak dilinde
Boğulmak saçının ince telinde
Sır gibi sonsuza değin kalbinde
Kalmak istiyorum,kalamıyorum.
Unutuyor beni sırlı gözlerin
İçimde bir yara işliyor derin
Kulakların,dudakların,ellerin
Olmak istiyorum,olamıyorum.
Bölerek uykunu rüyalarına
O kucak dolusu hülyalarına
Gece gündüz uçup aynalarına
Konmak istiyorum,konamıyorum.
Deli gibi aşık olsa da güle
Kim acır çöllerde öten bülbüle
Bir gün alev alev yanıp da küle
Dönmek istiyorum,dönemiyorum.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaktansa
Başına karalar bağlamaktansa
Bu yüreği her gün dağlamaktansa
Ölmek istiyorum ölemiyorum.
Gülmek istiyorum,gülemiyorum
Sensiz olmak mıdır hep alınyazım
Bilmek istiyorum,bilemiyorum.
Esirgedin nazlı,hilal kaşını
Harap ettin çiçek kokan başını
Yüreğime akan gözüm yaşını
Silmek istiyorum,silemiyorum.
Sanki her şey efsaneydi,masaldı
Ayrılık ruhumu elimden aldı
Gözlerim yollara takılıp kaldı
Gelmek istiyorum,gelemiyorum.
Göğüs germek için acılarıma
Titreyişlerime,sancılarıma
Seni bir kez olsun avuçlarıma
Almak istiyorum,alamıyorum.
Saçılan bir köpük olmak dilinde
Boğulmak saçının ince telinde
Sır gibi sonsuza değin kalbinde
Kalmak istiyorum,kalamıyorum.
Unutuyor beni sırlı gözlerin
İçimde bir yara işliyor derin
Kulakların,dudakların,ellerin
Olmak istiyorum,olamıyorum.
Bölerek uykunu rüyalarına
O kucak dolusu hülyalarına
Gece gündüz uçup aynalarına
Konmak istiyorum,konamıyorum.
Deli gibi aşık olsa da güle
Kim acır çöllerde öten bülbüle
Bir gün alev alev yanıp da küle
Dönmek istiyorum,dönemiyorum.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaktansa
Başına karalar bağlamaktansa
Bu yüreği her gün dağlamaktansa
Ölmek istiyorum ölemiyorum.
şehzade nûn aşkıyla ağlıyormuş intizâr
rebâbın renklerinde uşşâkın isyanı var
vuslat inkılabıyla uyandırdı ruhu râst
ismin âhımla açar, nigâhımla şarkılar
sabâda kâküllenen ocak esrârı yıkar
çiçeklenir lâcivert ismin, ummana çıkar
çoğalır umman ile letâfet çeşmeleri
yeşerince erguvan, onurum kabre sızar
tedâiler üzgünse, oyada lâledir kalp
üslûp aynada gezer; titrer neyde ıztırap
ıtrî nevâda tambur, gül atar üstümüze
karargâhında leylak olunca ümmî türâp
hüzzâmla kanatlanır ümîdimin elleri
lekesiz pervâneler yıkar ihtilâlleri
âhımla açar ismin; yanar puslu lâmbalar
ebedî ülfetimi kuşanır hayalleri
rebâbın renklerinde uşşâkın isyanı var
vuslat inkılabıyla uyandırdı ruhu râst
ismin âhımla açar, nigâhımla şarkılar
sabâda kâküllenen ocak esrârı yıkar
çiçeklenir lâcivert ismin, ummana çıkar
çoğalır umman ile letâfet çeşmeleri
yeşerince erguvan, onurum kabre sızar
tedâiler üzgünse, oyada lâledir kalp
üslûp aynada gezer; titrer neyde ıztırap
ıtrî nevâda tambur, gül atar üstümüze
karargâhında leylak olunca ümmî türâp
hüzzâmla kanatlanır ümîdimin elleri
lekesiz pervâneler yıkar ihtilâlleri
âhımla açar ismin; yanar puslu lâmbalar
ebedî ülfetimi kuşanır hayalleri
Yıllardır yütürdüğüm güneşi arıyorum
Hüznümü kolarımla sımsıkı sarıyorum
Sanki dev bir kasırga emiyor yüreğimi
Yoksa bu derin acı ruhumun gömleğimi
Bu hayal,bu pelerin giyen esrarlı kadın
Uçan kelebeği mi,dudağımda feryadın
Kah görünüp kaybolan, kah konan pencereme
Kah demir yumruk gibi sıkışan hançerime
Hüznümü kolarımla sımsıkı sarıyorum
Sanki dev bir kasırga emiyor yüreğimi
Yoksa bu derin acı ruhumun gömleğimi
Bu hayal,bu pelerin giyen esrarlı kadın
Uçan kelebeği mi,dudağımda feryadın
Kah görünüp kaybolan, kah konan pencereme
Kah demir yumruk gibi sıkışan hançerime
Ve bir gün sarsılacak içinde son tebessüm
Dudaklarında şarkı buzları, nağme kanı
Sen bildiğin gibi dur yolların ortasında
Gömmenin gölgesi yok bekleyişler yurduna
Gökte saçların için gül arayan hakanı
Dudaklarında şarkı buzları, nağme kanı
Ay damlatıyor yüzün toprağıma bembeyaz
Sen yine de habersiz yürü kalbinde şehrin
Bir gün elbet dumanı dağılır tepelerin
Adım binlerce hüzzam olacak; ruhuna yaz
Ay damlatıyor yüzün toprağıma bembeyaz
Nasıl böyle bigane kalıyorsun ey bahar
Kıvılcımlar rengârenk acılarla geliyor
Bir alev yağmurunun suları çiseliyor
Bulutların ardında o yanardağ tenin var
Nasıl böyle bigane kalıyorsun ey bahar
Ellerim kâh humuslu, kâh kil kıvamındadır
İster misin her yanım karakışla donansın
Yolcu susamış, bırak, içip hülyana kansın
Zaman son bir fanusun kırılan camındadır
Dudaklarında şarkı buzları, nağme kanı
Sen bildiğin gibi dur yolların ortasında
Gömmenin gölgesi yok bekleyişler yurduna
Gökte saçların için gül arayan hakanı
Dudaklarında şarkı buzları, nağme kanı
Ay damlatıyor yüzün toprağıma bembeyaz
Sen yine de habersiz yürü kalbinde şehrin
Bir gün elbet dumanı dağılır tepelerin
Adım binlerce hüzzam olacak; ruhuna yaz
Ay damlatıyor yüzün toprağıma bembeyaz
Nasıl böyle bigane kalıyorsun ey bahar
Kıvılcımlar rengârenk acılarla geliyor
Bir alev yağmurunun suları çiseliyor
Bulutların ardında o yanardağ tenin var
Nasıl böyle bigane kalıyorsun ey bahar
Ellerim kâh humuslu, kâh kil kıvamındadır
İster misin her yanım karakışla donansın
Yolcu susamış, bırak, içip hülyana kansın
Zaman son bir fanusun kırılan camındadır
İkinci yangın
Bir nevâ perdesinde filizlenen kıvılcım
Narçiçeklerine son rüyayı hatırlatır
Alevden bir gergefse tahammül, ruhumuzun
Titrek avuçlarına her gece kan damlatır
Hangi gönül ressamı dokunmuştur bilinmez
Bir kalbin duvarına böyle tenhâ ve uzun
Alevden bir gergefse tahammül, ruhumuzun
Ölü çığlıklarıyla muammalı ve dalgın
Sen hangi Mevlana’yı arıyorsun ey bahar
karanlık bir dünyanın zindanı mı bu yangın
Bekle ki, gül yağmuru yağsın kirpiklerine
Elbette her şimşeğin bir hicaz dörtlüsü var
Sen hangi Mevlana’yı arıyorsun ey bahar
Şarkılarda batıyor hümayun tekneleri
Dördüncü ses bir kuşun kanadında tevekkül
Akıl, suya gölgesi düşen esrarlı peri
Bir başına eriyip akarken mihverinden
Neden Yusuf yüzlüdür göklere savrulan kül
Dördüncü ses bir kuşun kanadında tevekkül
Hisar perdesinde kum, kırlangıçlar ve zehir
Çürüyen bir câzibe tutuyor ellerinden
Yaslı bir mağaradan süslü bir cennete gir
Nice yangın saklıdır hüzzam ırmaklarında
Akkor binlerce deniz boşalıyor terinden
Çürüyen bir câzibe tutuyor ellerinden
Tehlikeli sularda sanma ki yüzün güler
Korsanlar alır bir gün kaptanlık beratını
Suya hükmedemezsin; düşmanındır gemiler
Güneşin battığı yer âşiyanın olmadan
Kendi dağlarına dön ve hazırla atını
Bir nevâ perdesinde filizlenen kıvılcım
Narçiçeklerine son rüyayı hatırlatır
Alevden bir gergefse tahammül, ruhumuzun
Titrek avuçlarına her gece kan damlatır
Hangi gönül ressamı dokunmuştur bilinmez
Bir kalbin duvarına böyle tenhâ ve uzun
Alevden bir gergefse tahammül, ruhumuzun
Ölü çığlıklarıyla muammalı ve dalgın
Sen hangi Mevlana’yı arıyorsun ey bahar
karanlık bir dünyanın zindanı mı bu yangın
Bekle ki, gül yağmuru yağsın kirpiklerine
Elbette her şimşeğin bir hicaz dörtlüsü var
Sen hangi Mevlana’yı arıyorsun ey bahar
Şarkılarda batıyor hümayun tekneleri
Dördüncü ses bir kuşun kanadında tevekkül
Akıl, suya gölgesi düşen esrarlı peri
Bir başına eriyip akarken mihverinden
Neden Yusuf yüzlüdür göklere savrulan kül
Dördüncü ses bir kuşun kanadında tevekkül
Hisar perdesinde kum, kırlangıçlar ve zehir
Çürüyen bir câzibe tutuyor ellerinden
Yaslı bir mağaradan süslü bir cennete gir
Nice yangın saklıdır hüzzam ırmaklarında
Akkor binlerce deniz boşalıyor terinden
Çürüyen bir câzibe tutuyor ellerinden
Tehlikeli sularda sanma ki yüzün güler
Korsanlar alır bir gün kaptanlık beratını
Suya hükmedemezsin; düşmanındır gemiler
Güneşin battığı yer âşiyanın olmadan
Kendi dağlarına dön ve hazırla atını
Son yangın
Kül oldu coşku ve âh; nazlı aksın ister su
İster okyanusları salsın toprağa birden
Toprak her damlasında bir deniz taşıyacak
Susuz ölüp de sonsuz uyanınca kabirden
Elbette alışacak gündönümünde sessiz
Akıp giden bembeyaz kuğusuna özlemin
Daha şimdiden boyun büktü yalnızlığına
Yıllardır dalga dalga bir aşk arayan zemin
Nağmeler isterse gül getirsin ötelerden
Yaprakları bir alev yalımıdır; bilecek
Bilecek de, göklerden bulut bekleyen toprak
Mağrûr kıvılcımları gözleriyle silecek
Çürüsün dipte tohum; infilak etsin vera
Rüzgâr yok; yalnız akkor fırtınalardır gelen
Ey ruhum, sen de artık bu esrarlı yangının
Fecre kadar uzayan gölgesinde gölgelen
Ey ruhumun yoldaşı bedenim, aynaya bak
Eskiden beri âteş yurdundasın, sarısın
Tutuşan her hücrende bir bahar dirilecek
Sen ki, zaten toprağın yorgun hükümdarısın
Kül oldu coşku ve âh; nazlı aksın ister su
İster okyanusları salsın toprağa birden
Toprak her damlasında bir deniz taşıyacak
Susuz ölüp de sonsuz uyanınca kabirden
Elbette alışacak gündönümünde sessiz
Akıp giden bembeyaz kuğusuna özlemin
Daha şimdiden boyun büktü yalnızlığına
Yıllardır dalga dalga bir aşk arayan zemin
Nağmeler isterse gül getirsin ötelerden
Yaprakları bir alev yalımıdır; bilecek
Bilecek de, göklerden bulut bekleyen toprak
Mağrûr kıvılcımları gözleriyle silecek
Çürüsün dipte tohum; infilak etsin vera
Rüzgâr yok; yalnız akkor fırtınalardır gelen
Ey ruhum, sen de artık bu esrarlı yangının
Fecre kadar uzayan gölgesinde gölgelen
Ey ruhumun yoldaşı bedenim, aynaya bak
Eskiden beri âteş yurdundasın, sarısın
Tutuşan her hücrende bir bahar dirilecek
Sen ki, zaten toprağın yorgun hükümdarısın
I
gördün mü devleri, mecnun cinleri
ciğer kanı içen bahçıvanların
nefesinde uçan güvercinleri
sekiz bahçenin tacını
sekiz köşkün Hallac'ını
gördün mü ey denizlere kul olan
yorgun düşen gariplere yol olan
ciğer kanı içen bahçıvanların
nefesinde uçan güvercinleri
sekiz bahçenin tacını
sekiz köşkün Hallac'ını
gördün mü ey denizlere kul olan
yorgun düşen gariplere yol olan
K
Sen ki, gül bahçesinde kalbimin mâhurusun
Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun
O kâbus günlerin matemi unutulsun
Gülümse de ruhumun gözyaşları kurusun
Sen ki, gül bahçesinde kalbimin mâhurusun
Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun
Sevdamızı duyunca aynalar coştu bugün
Hayalimde efsulu yüzün bir hoştu bugün
Seni gören ağaçlar, kuşlar sarhoştu bugün
Söyle niye penceren yine bomboştu bugün
Sen ki, gül bahçesinde kalbimin mâhurusun
Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun
Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun
O kâbus günlerin matemi unutulsun
Gülümse de ruhumun gözyaşları kurusun
Sen ki, gül bahçesinde kalbimin mâhurusun
Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun
Sevdamızı duyunca aynalar coştu bugün
Hayalimde efsulu yüzün bir hoştu bugün
Seni gören ağaçlar, kuşlar sarhoştu bugün
Söyle niye penceren yine bomboştu bugün
Sen ki, gül bahçesinde kalbimin mâhurusun
Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun
Hayat su misali süzülüp gider
Vahşi derelerin selinde kalır
Rüyasında gamlı bülbül ''ah'' eder,
Yankısı bir hayal gülünde kalır
Güneş doğar, batar; bir yıldız kayar
Ay hüzne bürünür, karalar giyer
O gün, feryadımı kainat duyar
Ruhum sonsuzluğun ilinde kalır
Gözlerim kararır; biter hevesim
Yokluğun sesinde kısılır sesim
Sevginle yaşayan, coşan nefesim
Siyah saçlarının telinde kalır
Günlerce gezersin hayalim ile
Nihayet varırsın sen de menzile
Kimsenin aklına gelmese bile
Bu sevda tarihin dilinde kalır.
Vahşi derelerin selinde kalır
Rüyasında gamlı bülbül ''ah'' eder,
Yankısı bir hayal gülünde kalır
Güneş doğar, batar; bir yıldız kayar
Ay hüzne bürünür, karalar giyer
O gün, feryadımı kainat duyar
Ruhum sonsuzluğun ilinde kalır
Gözlerim kararır; biter hevesim
Yokluğun sesinde kısılır sesim
Sevginle yaşayan, coşan nefesim
Siyah saçlarının telinde kalır
Günlerce gezersin hayalim ile
Nihayet varırsın sen de menzile
Kimsenin aklına gelmese bile
Bu sevda tarihin dilinde kalır.
aldanıp da sakın “kal! ” deme bana
taşları eriten hasretimle
kanımı arıtan dağlara çıkıp
hasretim uyuyan maharetimle
gideğim şiirin topraklarına
sen ey yaprakları ipek dokuyan
kalırsam,incinir çiy taneleri
acı acı kişner yaşlı küheylan
yağmura müptela değimsağma
yoları kuşatan tebessümünü
görsede, bulamaz dizinde derman
kalırsam, degişir gecenin tadı
ıtır kanadından talih kuşunun
arza emrivaki süzülür zaman
kömür saçlarına tutunan kalbim
kahve gözlerinde giyer kefeni
incinir yep yeni bir zindan bile
en güzel hücremde saklarım seni
rengarenk bir damla usare olup
sessizce içine dalmak isterim
tuttuğun aynalarda birden kaybolup
yılarca yüzüne bakmak isterim
“şehirde tükenen sihri bul! ” deme
“kuru! ” de, “çürü! ” de, sakın “kal! ” deme
kalırsam, surları yıkmak isterim
taşları eriten hasretimle
kanımı arıtan dağlara çıkıp
hasretim uyuyan maharetimle
gideğim şiirin topraklarına
sen ey yaprakları ipek dokuyan
kalırsam,incinir çiy taneleri
acı acı kişner yaşlı küheylan
yağmura müptela değimsağma
yoları kuşatan tebessümünü
görsede, bulamaz dizinde derman
kalırsam, degişir gecenin tadı
ıtır kanadından talih kuşunun
arza emrivaki süzülür zaman
kömür saçlarına tutunan kalbim
kahve gözlerinde giyer kefeni
incinir yep yeni bir zindan bile
en güzel hücremde saklarım seni
rengarenk bir damla usare olup
sessizce içine dalmak isterim
tuttuğun aynalarda birden kaybolup
yılarca yüzüne bakmak isterim
“şehirde tükenen sihri bul! ” deme
“kuru! ” de, “çürü! ” de, sakın “kal! ” deme
kalırsam, surları yıkmak isterim
Bin bir gece kuşları nefesinde yanıyor
İnciler diziyorum; nazlanıyor kirpikler
Şiir ateştir; dilin damarları kanıyor
Kapattığın kapılar ardında üveyikler
Saçlarından süzülen sularda yıkanıyor
Umarsız serzenişler bahçesinde yaşamak
Ölmektir; yürü şimdi, çölde seraba sığın
Zifiri karanlıkta cam yeşili ve mağrur
Bir nehir, kıyısında ağlıyor yalnızlığın
Kimse bilmez ki ölüm hangi tenhâda durur
Kalbimden aldığın gün sonsuz saltanatını
Sana vedâ taşından bir saray kuracağım
Buhurdan tepelerde arayacak tahtını
Başımı yokluğunun mührüne vuracağım
Ayaklarına serdim delilik sanatını
Neden yine habersiz bakıyor karşımda yer
Dikenli mektuplara damlıyor sanki sesin
Belli ki, hicretimi bekliyor şimdi gökler
Hangi kafesin mahkûmudur, bilmeyeceksin
Kapattığın kapılar ardında üveyikler
İnciler diziyorum; nazlanıyor kirpikler
Şiir ateştir; dilin damarları kanıyor
Kapattığın kapılar ardında üveyikler
Saçlarından süzülen sularda yıkanıyor
Umarsız serzenişler bahçesinde yaşamak
Ölmektir; yürü şimdi, çölde seraba sığın
Zifiri karanlıkta cam yeşili ve mağrur
Bir nehir, kıyısında ağlıyor yalnızlığın
Kimse bilmez ki ölüm hangi tenhâda durur
Kalbimden aldığın gün sonsuz saltanatını
Sana vedâ taşından bir saray kuracağım
Buhurdan tepelerde arayacak tahtını
Başımı yokluğunun mührüne vuracağım
Ayaklarına serdim delilik sanatını
Neden yine habersiz bakıyor karşımda yer
Dikenli mektuplara damlıyor sanki sesin
Belli ki, hicretimi bekliyor şimdi gökler
Hangi kafesin mahkûmudur, bilmeyeceksin
Kapattığın kapılar ardında üveyikler
Yüzün sanki dolunay; yüreğimde mi, nedir?
Ellerin çizgi çizgi belleğimde mi, nedir?
Varlığın yedi iklim sunuyor coğrafyama
Yokluğun diken diken kimliğimde mi, nedir?
Bir özlem fırtınası savuruyorsa beni
Çölleri hatırlamamak dileğimde mi, nedir?
Hayalin bir tereddüt, yapışıyor yakama
Sna alışkın olmak iliğimde mi, nedir?
Eflatun kıvılcımlar düşürdün yollarıma
Her kıvrım bir umut, günlüğümde mi, nedir?
Bir sürgün potasında damla damla eriyen
Yalnız bedenim değil, benliğim de mi, nedir?
Saçları dağılıyor denizin sevda için
Açan nergisim, öten kekliğim de mi, nedir?
Her bakışın ruhuma dokunan bir iğnedir
Mıknatıslı gözlerin, bilirim, şahanedir
Tutkusu yumak yumak sarıyor benliğimi
Bana gülüşün lazım; gözlerin bahanedir.
Ellerin çizgi çizgi belleğimde mi, nedir?
Varlığın yedi iklim sunuyor coğrafyama
Yokluğun diken diken kimliğimde mi, nedir?
Bir özlem fırtınası savuruyorsa beni
Çölleri hatırlamamak dileğimde mi, nedir?
Hayalin bir tereddüt, yapışıyor yakama
Sna alışkın olmak iliğimde mi, nedir?
Eflatun kıvılcımlar düşürdün yollarıma
Her kıvrım bir umut, günlüğümde mi, nedir?
Bir sürgün potasında damla damla eriyen
Yalnız bedenim değil, benliğim de mi, nedir?
Saçları dağılıyor denizin sevda için
Açan nergisim, öten kekliğim de mi, nedir?
Her bakışın ruhuma dokunan bir iğnedir
Mıknatıslı gözlerin, bilirim, şahanedir
Tutkusu yumak yumak sarıyor benliğimi
Bana gülüşün lazım; gözlerin bahanedir.
Güllübağları'na ejder mi çöktü
çöküp de, yoluma zehir mi döktü
yılan gibi kıvrılırken karanlık
perdelerde boğulmayın bir anlık
uçurumda mahsur koymayın kulu
gül bekliyor kırılgan Anadolu
kardeşleri, garip kuşu vurmayın
yollarına kan tuzağı kurmayın
ben hain değilim, hırsız değilim
hayasız değilim, arsız değilim
dikenim yok gülü sevmekten başka
kir taşıyan gönül, düşer mi aşka
kardeşleri, silahları bırakın
içimde parlayan güneşe bakın
bağınıza destursuz girer miyim
suyunuza köprüler kurar mıyım
gökten yağmur değil, kan düştü başa
kırda açan çiçek kalır mı kışa
kardeşleri, kara bulut olmayın
penceremden ışığımı almayın
ayırmadım gülümü obanızdan
NAMUSUMLA İSTEDİM BABANIZDAN*
balıkların yurdunu kum etmeyin
denizi dalgaya mahkûm etmeyin
yosunlarda batırmayın sızımı
sularda boğmayın denizkızımı
korsanlara küskün yunuslar öldü
narçiçeği bataklığa gömüldü
BU AŞKI BİR DAHA BULAMAZSINIZ*
BİR ŞAİRE SAHİP OLAMAZSINIZ*
kalleşlere kanmayın kan kokmayın
esirlere bakar gibi bakmayın
öfkenizle siyah bile kararır
öfke gider yüzleriniz kararır
kırılır evreni çeken halkalar
SAATLER EDEBÎ UYKUYA DALAR...*
çöküp de, yoluma zehir mi döktü
yılan gibi kıvrılırken karanlık
perdelerde boğulmayın bir anlık
uçurumda mahsur koymayın kulu
gül bekliyor kırılgan Anadolu
kardeşleri, garip kuşu vurmayın
yollarına kan tuzağı kurmayın
ben hain değilim, hırsız değilim
hayasız değilim, arsız değilim
dikenim yok gülü sevmekten başka
kir taşıyan gönül, düşer mi aşka
kardeşleri, silahları bırakın
içimde parlayan güneşe bakın
bağınıza destursuz girer miyim
suyunuza köprüler kurar mıyım
gökten yağmur değil, kan düştü başa
kırda açan çiçek kalır mı kışa
kardeşleri, kara bulut olmayın
penceremden ışığımı almayın
ayırmadım gülümü obanızdan
NAMUSUMLA İSTEDİM BABANIZDAN*
balıkların yurdunu kum etmeyin
denizi dalgaya mahkûm etmeyin
yosunlarda batırmayın sızımı
sularda boğmayın denizkızımı
korsanlara küskün yunuslar öldü
narçiçeği bataklığa gömüldü
BU AŞKI BİR DAHA BULAMAZSINIZ*
BİR ŞAİRE SAHİP OLAMAZSINIZ*
kalleşlere kanmayın kan kokmayın
esirlere bakar gibi bakmayın
öfkenizle siyah bile kararır
öfke gider yüzleriniz kararır
kırılır evreni çeken halkalar
SAATLER EDEBÎ UYKUYA DALAR...*
o ân, yıldırımların kalbine indi hüzün
o ân, ıztırap sızdı toprağına bir yüzün
o ân, bir yalnızlığı vurdu uzaktan avcı
o ân, omuzlarıma çöktü isyan ve acı
o ân, öldü anılar döşeğinde sessizlik
o ân, bir yılan gibi büyüdü çaresizlik
o ân, yaralı asker kurşunlandı alnından
o ân, kılıç eriyip aktı yere kınından
o ân, palandökenler yakalandı sıtmaya
o ân, bir karıncanın üstüne düştü kaya
o ân, koşan küheylan çatlattı yüreğini
o ân, kırdı bir bayrak çürüyen direğini
o ân, kırmızı güle mahkûm oldu bahçivan
o ân, arılar için kendini yaktı kovan
o ân, zehir rengine boyandı ırmakta su
o ân, yıkıldı köprü; o ân kuruldu pusu
o ân, beyaz giyindim korkular ülkesinde
o ân, kuşlar uçuştu bulutların sesinde
o ân, bir yaprak gibi savruldu gökte şiir
o ân, öldü acılar fânudunda bu şâir
o ân, ihbar edildi yeraltında mağara
o ân, akkor bir yürek çivilendi duvara
o ân, durdu saatin titreyen yelkovanı
o ân, bir câzibenin kahrı deldi tavanı
o ân, elpençe divan durdum önünde suyun
o ân, yaktı içimi bir hülyâyı hümâyûn
o ân, çöktü hayalim en aydınlık çağında
o ân, bine bölündüm umudun kundağında
o ân, liman yıkıldı, köreldi denizlerim
o ân, kaybolup gitti tenhalarda izlerim
o ân, zehir damlattı ucundan yere kalem
o ân, bir tûfan gibi sardı ruhumu elem
o ân, vurdu karaya okyanusun gözleri
o ân, kavurdu beni O'nun simya sözleri
o ân, heykel misali dikilip kaldı beden
o ân, farkım kalmadı bin yıllık harabeden
o ân, toprak tutuştu gönlümün loşluğunda
o ân, güneş karardı bir göğün boşluğunda
o ân nehir boğuldu; şehir bunaldı o ân
o ân her şey dağıldı; gölgeler kaldı o ân
o ân, ıztırap sızdı toprağına bir yüzün
o ân, bir yalnızlığı vurdu uzaktan avcı
o ân, omuzlarıma çöktü isyan ve acı
o ân, öldü anılar döşeğinde sessizlik
o ân, bir yılan gibi büyüdü çaresizlik
o ân, yaralı asker kurşunlandı alnından
o ân, kılıç eriyip aktı yere kınından
o ân, palandökenler yakalandı sıtmaya
o ân, bir karıncanın üstüne düştü kaya
o ân, koşan küheylan çatlattı yüreğini
o ân, kırdı bir bayrak çürüyen direğini
o ân, kırmızı güle mahkûm oldu bahçivan
o ân, arılar için kendini yaktı kovan
o ân, zehir rengine boyandı ırmakta su
o ân, yıkıldı köprü; o ân kuruldu pusu
o ân, beyaz giyindim korkular ülkesinde
o ân, kuşlar uçuştu bulutların sesinde
o ân, bir yaprak gibi savruldu gökte şiir
o ân, öldü acılar fânudunda bu şâir
o ân, ihbar edildi yeraltında mağara
o ân, akkor bir yürek çivilendi duvara
o ân, durdu saatin titreyen yelkovanı
o ân, bir câzibenin kahrı deldi tavanı
o ân, elpençe divan durdum önünde suyun
o ân, yaktı içimi bir hülyâyı hümâyûn
o ân, çöktü hayalim en aydınlık çağında
o ân, bine bölündüm umudun kundağında
o ân, liman yıkıldı, köreldi denizlerim
o ân, kaybolup gitti tenhalarda izlerim
o ân, zehir damlattı ucundan yere kalem
o ân, bir tûfan gibi sardı ruhumu elem
o ân, vurdu karaya okyanusun gözleri
o ân, kavurdu beni O'nun simya sözleri
o ân, heykel misali dikilip kaldı beden
o ân, farkım kalmadı bin yıllık harabeden
o ân, toprak tutuştu gönlümün loşluğunda
o ân, güneş karardı bir göğün boşluğunda
o ân nehir boğuldu; şehir bunaldı o ân
o ân her şey dağıldı; gölgeler kaldı o ân
Kendisine
Sen ey şehrin yerlisi, cesur, kararlı mühür
Sen ey inatçi kıskanç, alçak gönüllü ve hür
Karanlık geceleri korkutsa da günahım
Kızlar Kayası gibi dikilip kaldı âhım
Sefere çıkanların tatlı rüyâsı mısın
Rûhumun cellâdı mı, yoksa hülyâsı mısın
Konuşursun, sözlerin dâre çeker canımı
Susarsın, çâresizlik büyütür isyânımı
Siyaha boyanınca, kanatlanır mı yürek
Hangi harfin başını beliyor şimdi melek
Kasîde, hangi şehrin âşiyânında güzel
Bulutlu havalarda parlayan aydır gazel
Yine mest, yine sarhoş bahçendeki mumyalar
Canlanıyor taşların kalbinde sardunyalar
Fildişinden heykel mi taşıyorsun elinde
Yine bir raksın mumu yanıyor gözlerinde
En hâkî denizini verdim sana ömrümün
Dilediğince yıkan sularında gönlümün
Sürmek mi istiyorsun masal arabasını
Getireyim kapına devlerin en hasını
Ölümsüz meyvesini sundum hayal bağının
Dehâsında bulmuşum seni yalnızlığımın
Celî bir kavis miydin, sokuldun yüreğime
Hattı hümayununla sultan oldun evime
Hendeseyi titretir endâmın ley-ü nehâr
Bu aşkı destan gibi yazıyor fırtınalar
Yüzündeki çizgiler kûfî midir sülüs mü
Aradığın define İrem mi Endülüs mü
Sen ey yardım sevenim, ruhumu derde saldın
Yalnızlığım ağlarken gülenim, nerde kaldın
Azimli bir yüreğin yorgun kimyasın da mı
Sevda denklemlerinin memnû dünyasında mı
Her pazartesi âhım kapında helâk olur
Her Cuma karanlığın kuşları leylâk olur
Kâşifin benim gülüm, görmediğin yine ben
Bilseydin sana benden bakanı görünmeden
Anlardın; her macera tende rü’yet gibidir
Oysa sende gördüğüm, sana gurbet gibidir
Utangaç bir merhamet saklıyorsun sesinde
Sahraya dönüyorum baharın ötesinde
Gizlice bir nikahtır o arzuhal, o kâmet
Sensizlik, yollarımda bir değil, bin kıyamet
Bu tebessüm rüya mı, bu istifham uğru mu
Âh bir çoğaltabilsem yüreğinde ruhumu
Bilmezsin ayrılığın ağı kokan dilini
Hâtıra bırak bana oyalı mendilini
Ege uygarlığı çağrıştıran tarihin
Asya’nın bağrı kadar muammalı ve derin
Arı sütü damlarken kaygan kirpiklerinden
Görünmez bir mürekkep akar iliklerinden
Yüreğin, âh yüreğin bir hüzün lâlesi mi
Masallar ülkesinde Zengibar kalesi mi
Kapısına bir türlü varamadım, a gülüm
Hudutlarında bile duramadım, a gülüm
İpeğimi elimden aldı pusathâneler
Bulamaz kaybedilen nûn’u rasathaneler
Hummalı bir kovanda bal yapan arı mısın
Hayatımın ansızın kopan damarı mısın
Paslandı buzdağları ortasında çeliğim
Gözlerinden hatıra kaldı kekemeliğim
Kervanında kaybolan bir bezirgân gibiyim
Kaktüslerin diline düşen figân gibiyim
Her köşede bir meddâh anlatıyor âhımı
Bilmiyor, kirpiğinden almışım siyahımı
Uğrunda, kralların bahtı solsaydı, gülüm
Amerika, yolunda kurban olsaydı, gülüm
Bir Kafkas figüründe bulurdum son izini
Efeler diyârına çevirirdim yüzünü
Eşkıyâ vurgunudur seni benden ayırmak
Çalıkuşunu yakan bir rüyayı haykırmak
Gölgelere gecenin künhünü hatırlatır
Ayrılıklar bazen de gölgeleri ağlatır
Sükûnla savaşıyor hislerim kıyasıya
Sevdiğini bilirim uykuyu doyasıya
Süslenmek istiyorsan, ruhumu boynuna tak
Bu firûze özgürlük yalnız senin olacak
Bastığın her hücremde otuz sekiz çizgi var
Baktığım her duruşun muammalı bir duvar
Suskunluğun taş gibi, gülüşün berrak değil
Neden vivien kokar baharın, leylâk değil
Gözlerin bir zamanlar toprağın sahibiydi
Bakışların bir tutam gül yaprağı gibiydi
İnsanlar kıvranırken ejderlerin ağında
Ceylan gibi yürürdün bir hayal sokağında
Yine de, yokluğumun em şüpheli çağıydın
Tenhâlarda ağlayan bir okul kaçağıydın
Karanlık korkutamaz gülüm seni, vururum
Kâtil yüzlü cinlerin karşısında dururum
Yeter ki, o nâzenîn kalbin emir buyursun
Kâinat yıkılsa da yüreğimde uyursun
Sen ey şehrin yerlisi, cesur, kararlı mühür
Sen ey inatçi kıskanç, alçak gönüllü ve hür
Karanlık geceleri korkutsa da günahım
Kızlar Kayası gibi dikilip kaldı âhım
Sefere çıkanların tatlı rüyâsı mısın
Rûhumun cellâdı mı, yoksa hülyâsı mısın
Konuşursun, sözlerin dâre çeker canımı
Susarsın, çâresizlik büyütür isyânımı
Siyaha boyanınca, kanatlanır mı yürek
Hangi harfin başını beliyor şimdi melek
Kasîde, hangi şehrin âşiyânında güzel
Bulutlu havalarda parlayan aydır gazel
Yine mest, yine sarhoş bahçendeki mumyalar
Canlanıyor taşların kalbinde sardunyalar
Fildişinden heykel mi taşıyorsun elinde
Yine bir raksın mumu yanıyor gözlerinde
En hâkî denizini verdim sana ömrümün
Dilediğince yıkan sularında gönlümün
Sürmek mi istiyorsun masal arabasını
Getireyim kapına devlerin en hasını
Ölümsüz meyvesini sundum hayal bağının
Dehâsında bulmuşum seni yalnızlığımın
Celî bir kavis miydin, sokuldun yüreğime
Hattı hümayununla sultan oldun evime
Hendeseyi titretir endâmın ley-ü nehâr
Bu aşkı destan gibi yazıyor fırtınalar
Yüzündeki çizgiler kûfî midir sülüs mü
Aradığın define İrem mi Endülüs mü
Sen ey yardım sevenim, ruhumu derde saldın
Yalnızlığım ağlarken gülenim, nerde kaldın
Azimli bir yüreğin yorgun kimyasın da mı
Sevda denklemlerinin memnû dünyasında mı
Her pazartesi âhım kapında helâk olur
Her Cuma karanlığın kuşları leylâk olur
Kâşifin benim gülüm, görmediğin yine ben
Bilseydin sana benden bakanı görünmeden
Anlardın; her macera tende rü’yet gibidir
Oysa sende gördüğüm, sana gurbet gibidir
Utangaç bir merhamet saklıyorsun sesinde
Sahraya dönüyorum baharın ötesinde
Gizlice bir nikahtır o arzuhal, o kâmet
Sensizlik, yollarımda bir değil, bin kıyamet
Bu tebessüm rüya mı, bu istifham uğru mu
Âh bir çoğaltabilsem yüreğinde ruhumu
Bilmezsin ayrılığın ağı kokan dilini
Hâtıra bırak bana oyalı mendilini
Ege uygarlığı çağrıştıran tarihin
Asya’nın bağrı kadar muammalı ve derin
Arı sütü damlarken kaygan kirpiklerinden
Görünmez bir mürekkep akar iliklerinden
Yüreğin, âh yüreğin bir hüzün lâlesi mi
Masallar ülkesinde Zengibar kalesi mi
Kapısına bir türlü varamadım, a gülüm
Hudutlarında bile duramadım, a gülüm
İpeğimi elimden aldı pusathâneler
Bulamaz kaybedilen nûn’u rasathaneler
Hummalı bir kovanda bal yapan arı mısın
Hayatımın ansızın kopan damarı mısın
Paslandı buzdağları ortasında çeliğim
Gözlerinden hatıra kaldı kekemeliğim
Kervanında kaybolan bir bezirgân gibiyim
Kaktüslerin diline düşen figân gibiyim
Her köşede bir meddâh anlatıyor âhımı
Bilmiyor, kirpiğinden almışım siyahımı
Uğrunda, kralların bahtı solsaydı, gülüm
Amerika, yolunda kurban olsaydı, gülüm
Bir Kafkas figüründe bulurdum son izini
Efeler diyârına çevirirdim yüzünü
Eşkıyâ vurgunudur seni benden ayırmak
Çalıkuşunu yakan bir rüyayı haykırmak
Gölgelere gecenin künhünü hatırlatır
Ayrılıklar bazen de gölgeleri ağlatır
Sükûnla savaşıyor hislerim kıyasıya
Sevdiğini bilirim uykuyu doyasıya
Süslenmek istiyorsan, ruhumu boynuna tak
Bu firûze özgürlük yalnız senin olacak
Bastığın her hücremde otuz sekiz çizgi var
Baktığım her duruşun muammalı bir duvar
Suskunluğun taş gibi, gülüşün berrak değil
Neden vivien kokar baharın, leylâk değil
Gözlerin bir zamanlar toprağın sahibiydi
Bakışların bir tutam gül yaprağı gibiydi
İnsanlar kıvranırken ejderlerin ağında
Ceylan gibi yürürdün bir hayal sokağında
Yine de, yokluğumun em şüpheli çağıydın
Tenhâlarda ağlayan bir okul kaçağıydın
Karanlık korkutamaz gülüm seni, vururum
Kâtil yüzlü cinlerin karşısında dururum
Yeter ki, o nâzenîn kalbin emir buyursun
Kâinat yıkılsa da yüreğimde uyursun
Bir hicran çölüne bıraktın beni
Kalbine girdiğim yolu kopardın
Yaydın üzerime yalan gölgeni
Adını andığı dili kopardın
İçimden boşluğa savruldu külün
Hüznün ateşiyle yandı kakülün
Yıllardır ruhumda öten bülbülün
Her seher konduğu dalı kopardın
Uzattıkça sana boş ellerimi
Birer birer yıktın hayallerimi
Bilmem, ölü müyüm, yoksa diri mi
Saçımdan sn siyah teli kopardın
Gönlümde aşkınla hergün yeşeren
Göğü yıldız yıldız önüme seren
O güzel, bembeyaz gülü kopardın
Aynasında yalnız seni gösteren
Kalbine girdiğim yolu kopardın
Yaydın üzerime yalan gölgeni
Adını andığı dili kopardın
İçimden boşluğa savruldu külün
Hüznün ateşiyle yandı kakülün
Yıllardır ruhumda öten bülbülün
Her seher konduğu dalı kopardın
Uzattıkça sana boş ellerimi
Birer birer yıktın hayallerimi
Bilmem, ölü müyüm, yoksa diri mi
Saçımdan sn siyah teli kopardın
Gönlümde aşkınla hergün yeşeren
Göğü yıldız yıldız önüme seren
O güzel, bembeyaz gülü kopardın
Aynasında yalnız seni gösteren
M
Rüzgârına kapıldım hazin bir sonbaharın
Ahengine büründüm çıldıran aynaların
Korkunç bir heyulada gömüldükçe derine
Kapandım kan dağının hayalet evlerine
Günlerimi boşluğun ipinde sıraladım
Her akşam gözlerimin akını karaladım
'Kavurucu bir yazın sıcağını ân' diye
Kar çiçeği sevdiğim saatlere hediye
Sesler yankılanınca arkamdan ve önümden
Bir şey koptu ve uçtu semalara gönlümden
Anladım ki, sonuna ulaşınca bir ömür
Yeni bir ömür başlar, daha güçlü, daha gür
Ve ruhun gergefinde nakışların arzular
Baykuşlar bana âşık, bana düşkün kayalar
Diye üzülmüyorm; kapım taş, pencerem taş
Gönlüme mağaranın duvarları arkadaş
Ah, yalnızlığın şekle bürünen cenâzesi
Ah, ruhumun hastalık taşıyan ferâcesi
Her akşam hançeriyle bani kalpten yaralar
İçime karanlığı dolduran mağaralar
Ahengine büründüm çıldıran aynaların
Korkunç bir heyulada gömüldükçe derine
Kapandım kan dağının hayalet evlerine
Günlerimi boşluğun ipinde sıraladım
Her akşam gözlerimin akını karaladım
'Kavurucu bir yazın sıcağını ân' diye
Kar çiçeği sevdiğim saatlere hediye
Sesler yankılanınca arkamdan ve önümden
Bir şey koptu ve uçtu semalara gönlümden
Anladım ki, sonuna ulaşınca bir ömür
Yeni bir ömür başlar, daha güçlü, daha gür
Ve ruhun gergefinde nakışların arzular
Baykuşlar bana âşık, bana düşkün kayalar
Diye üzülmüyorm; kapım taş, pencerem taş
Gönlüme mağaranın duvarları arkadaş
Ah, yalnızlığın şekle bürünen cenâzesi
Ah, ruhumun hastalık taşıyan ferâcesi
Her akşam hançeriyle bani kalpten yaralar
İçime karanlığı dolduran mağaralar
aldırma, kaldığıma tenhâda böyle sessiz
derdime vâkıf olan simurg bile çâresiz
asırlar taşıyacak alnında mühür gibi
yurdunda en karanlık zindan bile hür gibi
mağmada yeşerecek sevdayı bulan tohum
güneşin filizidir toprak altında ruhum
bulutları sükûna kavuşturan bu iklim
ölüleri umutla buluşturan bu iklim
üç mevsimi alacak acılar beldesinden
mavi kuşlar uçacak zamanın ötesinden
esrik bir mezarlıktan geçince yollarınız
kemiklerin diline düşecek halleriniz
üç boyutlu bir yağmur yağacak üstünüze
tabutlar ağlayacak sizin de bahtınıza
kâinat bu ebedî destanı konuşunca
her kurşun bir yürekte lâleye dönüşünce
rengini kalbimin renginden alacak gülüm
bu sevda kitabında sultan olacak gülüm
beni anlamasalar, deseler de: Masalcı!
yiğitlerin rüyası yetim kalır mı, Balcı
gülüme kavuşmadan ölsemde kuytularda
biliyorum, bu rüya biyiyecek sularda
derdime vâkıf olan simurg bile çâresiz
asırlar taşıyacak alnında mühür gibi
yurdunda en karanlık zindan bile hür gibi
mağmada yeşerecek sevdayı bulan tohum
güneşin filizidir toprak altında ruhum
bulutları sükûna kavuşturan bu iklim
ölüleri umutla buluşturan bu iklim
üç mevsimi alacak acılar beldesinden
mavi kuşlar uçacak zamanın ötesinden
esrik bir mezarlıktan geçince yollarınız
kemiklerin diline düşecek halleriniz
üç boyutlu bir yağmur yağacak üstünüze
tabutlar ağlayacak sizin de bahtınıza
kâinat bu ebedî destanı konuşunca
her kurşun bir yürekte lâleye dönüşünce
rengini kalbimin renginden alacak gülüm
bu sevda kitabında sultan olacak gülüm
beni anlamasalar, deseler de: Masalcı!
yiğitlerin rüyası yetim kalır mı, Balcı
gülüme kavuşmadan ölsemde kuytularda
biliyorum, bu rüya biyiyecek sularda
ağlama, sonsuzluğun kapısıdır bu taşlar
ağlama ki, onlarda feryât etmeye başlar
neden toprak olduktan sonra geldin yanıma
bir ömür nerde idin od düşerken canıma
mâdem acı çekmemi istemiyordun gülüm
neden yandığım halde, acı çekiyor külüm
mahrumun olsam bile, ağlama, kabrimde ben
dayanamam kederlenmene, kahrına rağmen
eyvah, sende solmuşsun istilâ kıskacında
sonbahar rüzgarları sevişiyor saçında
gözlerinde, kırılgan tebessümü akşamın
nerde, esirgediğin o mağrur ihtişamın
dünya mı sarsılıyor, yoksa titriyor musun
ben sana tiryakiyim hâlâ, biliyor musun
toprağımda tütüyor hayalin, buhur gibi
her gece bekliyorum gelmeni, sahur gibi
komşularım soruyor: Kimdir bu nazlı sultan?
adını anacağım ânda ağarıyor tan
sen güneşe bakarken, uykuya dalıyorum
haberini her yani gelenden alıyorum
bu hayal hakikatin özüdür, rüya değil
sûretimi görürsün, mezarıma bir eğil
okursun kitâbemde vardığım son durağı
bulursun başucumda gülümseyen burağı
'Hû' sesini fısıldar kulağına taşlarım
ruhuna kâfur gibi yayılır gözyaşlarım
ağlama ki, onlarda feryât etmeye başlar
neden toprak olduktan sonra geldin yanıma
bir ömür nerde idin od düşerken canıma
mâdem acı çekmemi istemiyordun gülüm
neden yandığım halde, acı çekiyor külüm
mahrumun olsam bile, ağlama, kabrimde ben
dayanamam kederlenmene, kahrına rağmen
eyvah, sende solmuşsun istilâ kıskacında
sonbahar rüzgarları sevişiyor saçında
gözlerinde, kırılgan tebessümü akşamın
nerde, esirgediğin o mağrur ihtişamın
dünya mı sarsılıyor, yoksa titriyor musun
ben sana tiryakiyim hâlâ, biliyor musun
toprağımda tütüyor hayalin, buhur gibi
her gece bekliyorum gelmeni, sahur gibi
komşularım soruyor: Kimdir bu nazlı sultan?
adını anacağım ânda ağarıyor tan
sen güneşe bakarken, uykuya dalıyorum
haberini her yani gelenden alıyorum
bu hayal hakikatin özüdür, rüya değil
sûretimi görürsün, mezarıma bir eğil
okursun kitâbemde vardığım son durağı
bulursun başucumda gülümseyen burağı
'Hû' sesini fısıldar kulağına taşlarım
ruhuna kâfur gibi yayılır gözyaşlarım
bu gelen kainatın en nadide çiçeği
saplanır delikanlı yüreğine absızın
diken yüzlü atlılar takılar da peşine
mor gülüşlü harami çıkar dağlar başına
önünde hafif kumral perdeler dalgalanır
ona düşen kırmızı elmaların çürüğü
yüreğini umutla koyar sabır taşına
mor gülüşlü harami çıkar dağlar başına
saplanır delikanlı yüreğine absızın
diken yüzlü atlılar takılar da peşine
mor gülüşlü harami çıkar dağlar başına
önünde hafif kumral perdeler dalgalanır
ona düşen kırmızı elmaların çürüğü
yüreğini umutla koyar sabır taşına
mor gülüşlü harami çıkar dağlar başına
N
sen yokken, ırmaklarım bilmezdi denizleri
su, kalbimin tahtına damlardı sade siyah
hangi duraklarından geçseydim şehirlerin
bitkin aşklar görürdüm ömrün aynalarında
pençeleri baldıran kokardı kedilerin
sen yokken, gergefinden bana bakardı kızlar
her kuş bir tüy bırakıp giderken kanadından
avcı hep yüreğime savururdu kendini
sen yokken, ne ay vardı göğümde, ne yıldızlar
başakları vahşice örselendi hayalin
aldı hıçkırıkların rengini sardunyalar
dargın bir şirazeydi aramızda melâlin
bizden önce görmüştü bu rüyayı mumyalar
zevâlinle baktığım her aynada bir diken
tahtırevan gönlüme âşiyandı, sen yokken
ellerimde umarsız soluyordu çiçekler
sükûtun, en isyankar süvariydi içimde
tenime tutunmuştu karanlığıyla korku
bakışların çehremde, tebessümün saçımda
öfken dudaklarımda yine hüzzam bir şarkı
simsiyah geceleri anardı dalda baykuş
bir ağaç köklerinden bakardı gözlerime
bir sincap o sevimli edasıyla karşımda
bir çocuk kan ağlayan fotoğrafımı bulmuş
kartal pençelerinden kaçar gibi, her seher
kaçtım en mahrem duran yüzünden meleklerin
penceremde biriken yıldızlar birer birer
kuyusuna gömüldü kanayan bileklerin
dudaklarımı verdim yuvasız kalan kuşa
kör düğümler atıldı içimde her nakışa
benmişim her incinen yürekte eriyen ah
yıkılan mağaralar bırakılmış ömrüme
rüzgâr susmuş; kuşların kanatlarında keder
tükenmeyen geceler getirirken öteden
sensiz kalan turnalar gökyüzünü terk eder
iklim çöller uğruna yakıyor perdesini
aldatılan çocuğun avuçlarında boşluk
sellere karışırken bu çaresiz sarhoşluk
can kendisi dışında arıyor kendisini
sen yokken yağmalandı yüreğimden akanlar
nerdesin? neden katran kokuyor bahtımda tuz
biz bahar vurgunları, pencereden bakanlar
sen yokken karanlıkta aşka zindan olmuşuz
nasıl da çoğaltmışız yalanın gölgesini
can kendisi dışında arıyor kendisini
yüreğim gergef gibi işledi yokluğunu
nakışlarında yüzün filizlendi her akşam
sen yokken, yangınlarda küle dönen benmişim
ayırmışım küçülen varlığımı kendimden
ayrılığı bilmeyen taşlara imrenmişim
efkârıma sunarken yüce dağlar sisini
sen yokken cinler bile ürperirdi adımdan
gökkuşağı bulurdu doğum gününde ruhum
can kendisi dışında arardı kendisini
sensizlik yağmur düşen bir yaraydı her bahar
her sonbahar ölümü tadardım kuytularda
yüzünü görmeyince kırılırdı aynalar
ruhum çılgın süvari, isyankâr ve hovarda
sen yokken uykusunda ağlardı kar tanesi
hayalinle yorgundu derdimin bahanesi
ben içmeden kurudu çeşmeler; karardı su
ben geçmeden yıkıldı köprüler; yandı nehir
ihtiras, bin bir gece masallarında bezgin
intihar, şirpençeli dağlar yıktı başıma
ben hep senin ülkende yargılanan bir gezgin
sen yokken siyah bana yoldaş olurdu kinle
yelesinden huylanan küheylandı gençliğim
ben hep senin uğrunda yürüdüm dehlizleri
sen yokken aldatıldı kaşlarım kaleminle
köy çilekeş yokluğun, şehir ayrılığınmış
kan izi var gecenin kararan gövdesinde
dilsizler, unutulmaz şarkılara sığınmış
körler, şehlâ bakıyor taşların gölgesinde
köle zincire vurmuş masum efendisini
can kendisi dışında arıyor kendisini
şimdi hangi burcundan baksam uzun bir aşkın
toplasam sokaklara dökülen nergisleri
hangi cellada mezar olsa kalbimde kader
ayaklarına özge bir sevda mı toprağım
yollar yurduna yine uçurumdan mı gider
yıllardır tutmak için çırpınır ellerini
o ıssız tapınaklar, o masum azizeler
bir gün gelirsin diye aldattığım dizeler
hala bir deniz gibi döver sahillerini
bilmedim; gelincik mi döküldü kundağına
hangi el beşiğine koydu o gün canımı
girdiğin de ölümsüz çiçeklerin çağına
yaprağınla, kokunla kuşattın her yanımı
ev masalla bezendi, efsaneyle donandı
oda, bir derviş gibi esrarınla sınandı
çaresiz bir kurt gibi hayat emdi kanımı
raksını seyre daldım kara yüzlü devlerin
sen yokken gözlerimde tipi vardı; gülmedim
kuyuya atılmadan yusuf oldu yüreğim
sensiz deniz bulaştı gözlerime; silmedim
adına Nazlı Eşna dediler; kıskandı su
başka şeyler istedi toprağından bahçıvan
rüzgar hep yanılgıyı taşıdı içimize
doğduğunu duyunca kaçtı göğün uykusu
tebessümü seninle öğrendi kum saati
sensiz nabız serseri atıyor; kan yanıyor
resmini büyütüyor samanyolunda âti
seninle kafdağının devleri uyanıyor
yaşasam da, ölsem de, avuçlarımda tüter
buhurdanlık istemem artık; saçların yeter
sensiz, göremez olur bulutlar dağ başını
efsane uykularda yağmurları tükenir
silinir gökyüzünden yıldızların izleri
şakayıklar mahzundur sokak aralarında
geceyi anlayamaz gündüzün dilsizleri
kahramanlık veriyor şimdi son nefesini
rüzgâr bir bilmecenin gözyaşıyla yıkanır
vatansız kalanların kabuslarında bitkin
can kendisi dışında arıyor kendisini
atını terk ediyor süvariler; ufuk boş
umut ağır bir rüya görüyor inleyerek
ilâcını yitirdi sayrılar; hekim sarhoş
sen yokken anlamadı hasret nedir, bir yürek
her durakta yetimler ağlıyor mor çehreli
seni gördü, köprüler yıkıldı; yollar deli
ben böyle yürümezdim eskiden, ak adımla
adımı bin bir hece yazamazdım adınla
sensizlikten bunalır tenhalarda gezerdim
batık bir gemi gibi derinlerde yüzerdim
her sabah şimdi senin bahsini açıyorum
her gün bir turna gibi göğünde uçuyorum
endamına bakarken esrarını özlerim
her gece gözlerinle kapanıyor gözlerim
sen yokken denizlerin dibine çöktü acı
köpüren dalgalara karıştı kan ve zehir
sen yokken hayat yine dare çekti Hallac’ı
yıllarca irin aktı vadiden; yandı nehir
her bahçeden bir mezar gölgesi düştü bana
ısırganlar ağlamış, zakkum gülmüştü bana
sen yokken Azrail’i beklerdi dağda yolcu
ağlayan urbasında ölüm vardı dervişin
sen yokken kıpkızıldı kalpte mızrağın ucu
sevdalı dudakları simsiyahtı âteşin
kumrular benim için yakıyordu sesini
can kendisi dışında arardı kendisini
hep çeşmenin başında, hep susuzdum sen yokken
tende sancıydı zaman; uykusuzdum sen yokken
su, kalbimin tahtına damlardı sade siyah
hangi duraklarından geçseydim şehirlerin
bitkin aşklar görürdüm ömrün aynalarında
pençeleri baldıran kokardı kedilerin
sen yokken, gergefinden bana bakardı kızlar
her kuş bir tüy bırakıp giderken kanadından
avcı hep yüreğime savururdu kendini
sen yokken, ne ay vardı göğümde, ne yıldızlar
başakları vahşice örselendi hayalin
aldı hıçkırıkların rengini sardunyalar
dargın bir şirazeydi aramızda melâlin
bizden önce görmüştü bu rüyayı mumyalar
zevâlinle baktığım her aynada bir diken
tahtırevan gönlüme âşiyandı, sen yokken
ellerimde umarsız soluyordu çiçekler
sükûtun, en isyankar süvariydi içimde
tenime tutunmuştu karanlığıyla korku
bakışların çehremde, tebessümün saçımda
öfken dudaklarımda yine hüzzam bir şarkı
simsiyah geceleri anardı dalda baykuş
bir ağaç köklerinden bakardı gözlerime
bir sincap o sevimli edasıyla karşımda
bir çocuk kan ağlayan fotoğrafımı bulmuş
kartal pençelerinden kaçar gibi, her seher
kaçtım en mahrem duran yüzünden meleklerin
penceremde biriken yıldızlar birer birer
kuyusuna gömüldü kanayan bileklerin
dudaklarımı verdim yuvasız kalan kuşa
kör düğümler atıldı içimde her nakışa
benmişim her incinen yürekte eriyen ah
yıkılan mağaralar bırakılmış ömrüme
rüzgâr susmuş; kuşların kanatlarında keder
tükenmeyen geceler getirirken öteden
sensiz kalan turnalar gökyüzünü terk eder
iklim çöller uğruna yakıyor perdesini
aldatılan çocuğun avuçlarında boşluk
sellere karışırken bu çaresiz sarhoşluk
can kendisi dışında arıyor kendisini
sen yokken yağmalandı yüreğimden akanlar
nerdesin? neden katran kokuyor bahtımda tuz
biz bahar vurgunları, pencereden bakanlar
sen yokken karanlıkta aşka zindan olmuşuz
nasıl da çoğaltmışız yalanın gölgesini
can kendisi dışında arıyor kendisini
yüreğim gergef gibi işledi yokluğunu
nakışlarında yüzün filizlendi her akşam
sen yokken, yangınlarda küle dönen benmişim
ayırmışım küçülen varlığımı kendimden
ayrılığı bilmeyen taşlara imrenmişim
efkârıma sunarken yüce dağlar sisini
sen yokken cinler bile ürperirdi adımdan
gökkuşağı bulurdu doğum gününde ruhum
can kendisi dışında arardı kendisini
sensizlik yağmur düşen bir yaraydı her bahar
her sonbahar ölümü tadardım kuytularda
yüzünü görmeyince kırılırdı aynalar
ruhum çılgın süvari, isyankâr ve hovarda
sen yokken uykusunda ağlardı kar tanesi
hayalinle yorgundu derdimin bahanesi
ben içmeden kurudu çeşmeler; karardı su
ben geçmeden yıkıldı köprüler; yandı nehir
ihtiras, bin bir gece masallarında bezgin
intihar, şirpençeli dağlar yıktı başıma
ben hep senin ülkende yargılanan bir gezgin
sen yokken siyah bana yoldaş olurdu kinle
yelesinden huylanan küheylandı gençliğim
ben hep senin uğrunda yürüdüm dehlizleri
sen yokken aldatıldı kaşlarım kaleminle
köy çilekeş yokluğun, şehir ayrılığınmış
kan izi var gecenin kararan gövdesinde
dilsizler, unutulmaz şarkılara sığınmış
körler, şehlâ bakıyor taşların gölgesinde
köle zincire vurmuş masum efendisini
can kendisi dışında arıyor kendisini
şimdi hangi burcundan baksam uzun bir aşkın
toplasam sokaklara dökülen nergisleri
hangi cellada mezar olsa kalbimde kader
ayaklarına özge bir sevda mı toprağım
yollar yurduna yine uçurumdan mı gider
yıllardır tutmak için çırpınır ellerini
o ıssız tapınaklar, o masum azizeler
bir gün gelirsin diye aldattığım dizeler
hala bir deniz gibi döver sahillerini
bilmedim; gelincik mi döküldü kundağına
hangi el beşiğine koydu o gün canımı
girdiğin de ölümsüz çiçeklerin çağına
yaprağınla, kokunla kuşattın her yanımı
ev masalla bezendi, efsaneyle donandı
oda, bir derviş gibi esrarınla sınandı
çaresiz bir kurt gibi hayat emdi kanımı
raksını seyre daldım kara yüzlü devlerin
sen yokken gözlerimde tipi vardı; gülmedim
kuyuya atılmadan yusuf oldu yüreğim
sensiz deniz bulaştı gözlerime; silmedim
adına Nazlı Eşna dediler; kıskandı su
başka şeyler istedi toprağından bahçıvan
rüzgar hep yanılgıyı taşıdı içimize
doğduğunu duyunca kaçtı göğün uykusu
tebessümü seninle öğrendi kum saati
sensiz nabız serseri atıyor; kan yanıyor
resmini büyütüyor samanyolunda âti
seninle kafdağının devleri uyanıyor
yaşasam da, ölsem de, avuçlarımda tüter
buhurdanlık istemem artık; saçların yeter
sensiz, göremez olur bulutlar dağ başını
efsane uykularda yağmurları tükenir
silinir gökyüzünden yıldızların izleri
şakayıklar mahzundur sokak aralarında
geceyi anlayamaz gündüzün dilsizleri
kahramanlık veriyor şimdi son nefesini
rüzgâr bir bilmecenin gözyaşıyla yıkanır
vatansız kalanların kabuslarında bitkin
can kendisi dışında arıyor kendisini
atını terk ediyor süvariler; ufuk boş
umut ağır bir rüya görüyor inleyerek
ilâcını yitirdi sayrılar; hekim sarhoş
sen yokken anlamadı hasret nedir, bir yürek
her durakta yetimler ağlıyor mor çehreli
seni gördü, köprüler yıkıldı; yollar deli
ben böyle yürümezdim eskiden, ak adımla
adımı bin bir hece yazamazdım adınla
sensizlikten bunalır tenhalarda gezerdim
batık bir gemi gibi derinlerde yüzerdim
her sabah şimdi senin bahsini açıyorum
her gün bir turna gibi göğünde uçuyorum
endamına bakarken esrarını özlerim
her gece gözlerinle kapanıyor gözlerim
sen yokken denizlerin dibine çöktü acı
köpüren dalgalara karıştı kan ve zehir
sen yokken hayat yine dare çekti Hallac’ı
yıllarca irin aktı vadiden; yandı nehir
her bahçeden bir mezar gölgesi düştü bana
ısırganlar ağlamış, zakkum gülmüştü bana
sen yokken Azrail’i beklerdi dağda yolcu
ağlayan urbasında ölüm vardı dervişin
sen yokken kıpkızıldı kalpte mızrağın ucu
sevdalı dudakları simsiyahtı âteşin
kumrular benim için yakıyordu sesini
can kendisi dışında arardı kendisini
hep çeşmenin başında, hep susuzdum sen yokken
tende sancıydı zaman; uykusuzdum sen yokken
O eski hülyaların sahile vurduğunu
Yakama bir muamma taktığım gün hatırla
Gurbetin mahşerimde bir sıla bulduğunu
Dağlar gibi eriyip aktığım gün hatırla
Nereden bileceksin, şehrin sokaklarında
Kaybolan ışıkların gözlerim olduığunu
Her seher yüreğimde açan karanfillerin
Her akşam ellerimde sararıp solduğunu
Nereden bileceksin
Kim bilir, belki bir gün kapıma geleceksin
Siyah tüylü martılar yorgun pencerelerde
Benimle ağlayacak benimle güleceksin
Göğsümde ızdırabı Deniz fenerlerinin
Hayatımdan fışkıran hüzne gömüleceksin
Her şairin bir gülle bahtiyar olduğunu
Bir sana bir göklere baktığım gün hatırla
Gönlümün kahrın ile ihtiyar olduğunu
Sigaramı sessizce yaktığım gün hatırla
Bilemezsin içimde bir denizdir yaşamak
Sen denizin en uzak noktasında şen şakrak
Ben kırgın dalgalarla avunurum derinde
Gemilere yosunlu mendiller bağlayarak
Nereden bileceksin fesleğen köklerinin
Hecai bulutlardan bıkıp usandığını
Ansızın kayıveren yıldızların ardında
Vuslatı bekleyen bir kalbin yandığını
Nerdem bileceksin
Yağmura boyun büken susuz topraklar gibi
Kim bilir belki bir gün kapıma geleceksin
Sinesinde bi-vefa bir sırrı saklar gibi
İnfazına yürüyen ölü tutsaklar gibi
Gözlerinin hicranlı yaşını sileceksin
Tatlı bir rayihanın göklere dolduğunu
Irmaklara karışıp aktığım gün hatırla
Gölgelerin ruhumu görüp kaybolduğunu
Mavi bir şimşek gibi çaktığım gün hatırla
Gülümse ve uzaklaş çünkü anlayamazsın
Bu kopan fırtınayı Yusuf'un yüreğinde
Koyu bir çaresizlik ayinidir yalnızlık
Züleyha'nın menekşe büyüyen gözlerinde
Nereden bileceksin kayalara tutunan
Devlerin birer birer vurulup öldüğünü
Rüyaları süsleyen eşsiz mücevherlerin
Bir dervişi görünce yere döküldüğünü
Nereden bileceksin
Kim bilir belki bir gün kapıma geleceksin
Kollarında rüzgarlı bir deprem karanlığı
Kapı aralığında sessizce gireceksin
Işıldayan bu gönül şahikası önünde
El pençe divan durup sen de eğileceksin
Bülbülün lalezardan neden kovulduğunu
Bu hayal zindanını yıktığım gün hatırla
Balığın susuz kalıp suda boğulduğunu
Acılar evreninden çıktığım gün hatırla
Yakama bir muamma taktığım gün hatırla
Gurbetin mahşerimde bir sıla bulduğunu
Dağlar gibi eriyip aktığım gün hatırla
Nereden bileceksin, şehrin sokaklarında
Kaybolan ışıkların gözlerim olduığunu
Her seher yüreğimde açan karanfillerin
Her akşam ellerimde sararıp solduğunu
Nereden bileceksin
Kim bilir, belki bir gün kapıma geleceksin
Siyah tüylü martılar yorgun pencerelerde
Benimle ağlayacak benimle güleceksin
Göğsümde ızdırabı Deniz fenerlerinin
Hayatımdan fışkıran hüzne gömüleceksin
Her şairin bir gülle bahtiyar olduğunu
Bir sana bir göklere baktığım gün hatırla
Gönlümün kahrın ile ihtiyar olduğunu
Sigaramı sessizce yaktığım gün hatırla
Bilemezsin içimde bir denizdir yaşamak
Sen denizin en uzak noktasında şen şakrak
Ben kırgın dalgalarla avunurum derinde
Gemilere yosunlu mendiller bağlayarak
Nereden bileceksin fesleğen köklerinin
Hecai bulutlardan bıkıp usandığını
Ansızın kayıveren yıldızların ardında
Vuslatı bekleyen bir kalbin yandığını
Nerdem bileceksin
Yağmura boyun büken susuz topraklar gibi
Kim bilir belki bir gün kapıma geleceksin
Sinesinde bi-vefa bir sırrı saklar gibi
İnfazına yürüyen ölü tutsaklar gibi
Gözlerinin hicranlı yaşını sileceksin
Tatlı bir rayihanın göklere dolduğunu
Irmaklara karışıp aktığım gün hatırla
Gölgelerin ruhumu görüp kaybolduğunu
Mavi bir şimşek gibi çaktığım gün hatırla
Gülümse ve uzaklaş çünkü anlayamazsın
Bu kopan fırtınayı Yusuf'un yüreğinde
Koyu bir çaresizlik ayinidir yalnızlık
Züleyha'nın menekşe büyüyen gözlerinde
Nereden bileceksin kayalara tutunan
Devlerin birer birer vurulup öldüğünü
Rüyaları süsleyen eşsiz mücevherlerin
Bir dervişi görünce yere döküldüğünü
Nereden bileceksin
Kim bilir belki bir gün kapıma geleceksin
Kollarında rüzgarlı bir deprem karanlığı
Kapı aralığında sessizce gireceksin
Işıldayan bu gönül şahikası önünde
El pençe divan durup sen de eğileceksin
Bülbülün lalezardan neden kovulduğunu
Bu hayal zindanını yıktığım gün hatırla
Balığın susuz kalıp suda boğulduğunu
Acılar evreninden çıktığım gün hatırla
Susmak bir karanlığın başka bir karanlığa
Karışıp yanmasıdır bakışlarında senin
Bir ömrün eylülünde sararmış yine toprak
Bulut bir bezirgânın saçlarını arıyor
Ben hangi mağaranın en ücra köşesinde
Hangi yitik nehrine gömülmüşüm acının
Bir kez olsun eğil de, denizin kalbine bak
Susmak yine o yangın, yine mahkûm bir keder
Nur-ı aynım, ıslak bir karanfil mi gözlerin
Her yaprağı nazenin, her çizgisi ağlamak
Sustum; pencereleri yağmurludur şiirin
Kırılgan bir kapının ardında kaldı gökler
Ellerim unutulmuş bir günün kıyısında
Demek ki her lâmbası bana kızgın sokağın
Yalnızlığa koşuyor bahçelerden ölüler
Demek ki, ben en garip sahrasıyım bu çağın
Bir kadın ayrılığın köprüsünden bakıyor
Bir köle bir sultanı bekliyor uykusunda
Ey bahar cellatları, akşam yüzlü sefiller
Kuyudan gelen sesi duyalım, bir susun da
Kuruyan çeşmelerden akmayı mı öğrendin
Aynalarda ruhunu kaybeden şairlerin
Sisli vadilerinden bakıyor gölgeleri
Züleyha bahtımızı yakıyor kuytularda
Senin kalbinde bahar, baharın kalbinde kış
Kar tanelerinde can üşüyor ağlayarak
Ey körebe oynayan hayallerim, gitmeyin
Bırak uçsun öteye düşlerimi, ey fanus
Bir rüyadan gelip de içime düşen çığlık
Ya götür beni burdan, ya da ebediyen sus
Karışıp yanmasıdır bakışlarında senin
Bir ömrün eylülünde sararmış yine toprak
Bulut bir bezirgânın saçlarını arıyor
Ben hangi mağaranın en ücra köşesinde
Hangi yitik nehrine gömülmüşüm acının
Bir kez olsun eğil de, denizin kalbine bak
Susmak yine o yangın, yine mahkûm bir keder
Nur-ı aynım, ıslak bir karanfil mi gözlerin
Her yaprağı nazenin, her çizgisi ağlamak
Sustum; pencereleri yağmurludur şiirin
Kırılgan bir kapının ardında kaldı gökler
Ellerim unutulmuş bir günün kıyısında
Demek ki her lâmbası bana kızgın sokağın
Yalnızlığa koşuyor bahçelerden ölüler
Demek ki, ben en garip sahrasıyım bu çağın
Bir kadın ayrılığın köprüsünden bakıyor
Bir köle bir sultanı bekliyor uykusunda
Ey bahar cellatları, akşam yüzlü sefiller
Kuyudan gelen sesi duyalım, bir susun da
Kuruyan çeşmelerden akmayı mı öğrendin
Aynalarda ruhunu kaybeden şairlerin
Sisli vadilerinden bakıyor gölgeleri
Züleyha bahtımızı yakıyor kuytularda
Senin kalbinde bahar, baharın kalbinde kış
Kar tanelerinde can üşüyor ağlayarak
Ey körebe oynayan hayallerim, gitmeyin
Bırak uçsun öteye düşlerimi, ey fanus
Bir rüyadan gelip de içime düşen çığlık
Ya götür beni burdan, ya da ebediyen sus
Doruktan uzattıkça mercan bakışlarını
Bazen güneşe bakan gülleri hatırlarım
Yaprakları en ücra yıldız kanatlarından
Ezgiler sağnak sağnak iner dudaklarından
Bazen fosforlu bir gemi belirir ufukta
Köpürür ülkemin siyah koylarında
Aralayıp susamış mekan bulutlarını
Doruktan uzattıkça mercan bakışlarını
Bazen bir kapı açılır rüyalarımda
Sonsuzluk çiçek tozu, dökülür avuçlarıma...
O nasıl maceraydı, o nasıl 'düşt'ü
Çevresine ihtilal kuzgunları üşüştü
Ay görünce düzenli ışıyan gözlerini
Hıçkırıklı bir mendil gökten kıyıya düştü
Öyle maktul bir esaret boşaldı ki doğudan
köleler ata bindi, sultanlar yaya düştü
Nuyageva bir gümüştü, tılsımlı bir gülüştü...
Bazen güneşe bakan gülleri hatırlarım
Yaprakları en ücra yıldız kanatlarından
Ezgiler sağnak sağnak iner dudaklarından
Bazen fosforlu bir gemi belirir ufukta
Köpürür ülkemin siyah koylarında
Aralayıp susamış mekan bulutlarını
Doruktan uzattıkça mercan bakışlarını
Bazen bir kapı açılır rüyalarımda
Sonsuzluk çiçek tozu, dökülür avuçlarıma...
O nasıl maceraydı, o nasıl 'düşt'ü
Çevresine ihtilal kuzgunları üşüştü
Ay görünce düzenli ışıyan gözlerini
Hıçkırıklı bir mendil gökten kıyıya düştü
Öyle maktul bir esaret boşaldı ki doğudan
köleler ata bindi, sultanlar yaya düştü
Nuyageva bir gümüştü, tılsımlı bir gülüştü...
O
Kalbim hep o hülyâyı anar, baktıkça sana
Teselli buluyorum yüzünde, anlasana
Oysa aldatılıyor tablolar meyhanede
Bir yanda resimleri yakan Eflâkî Dede
Öbür yanda Balıklı Manastırı'nda sinsi
Seni görebilseydi Leonardo da Vinci
Monna Lisa dünyaya elleriyle bakmazdı
Ressamlar istese de, fırça resim yapmazdı
Ölümü sorguluyor bakışların, gülerek
Taşır mı bu azâbı içimde Binbirdirek
Geyikleri ürküten bir cinnettir varlığım
Senin merhâmetine kaldı bahtiyarlığım
Bu ne amansız ateş, bu ne tanımsız ölüm
Bâri fotoğrafında beni reddetme gülüm
Gri bir bulut gibi giyinmişsin zamanı
Balmumu gözlerindir yüreğimin kemanı
Ellerini okşasam, bilmem uyanır mısın
Yanında boyun büken adamı tanır mısın
O adam, siyahlara bürünmüş, bağrı yanık
O adam, bir gül için gece-gündüz uyanık
Teselli buluyorum yüzünde, anlasana
Oysa aldatılıyor tablolar meyhanede
Bir yanda resimleri yakan Eflâkî Dede
Öbür yanda Balıklı Manastırı'nda sinsi
Seni görebilseydi Leonardo da Vinci
Monna Lisa dünyaya elleriyle bakmazdı
Ressamlar istese de, fırça resim yapmazdı
Ölümü sorguluyor bakışların, gülerek
Taşır mı bu azâbı içimde Binbirdirek
Geyikleri ürküten bir cinnettir varlığım
Senin merhâmetine kaldı bahtiyarlığım
Bu ne amansız ateş, bu ne tanımsız ölüm
Bâri fotoğrafında beni reddetme gülüm
Gri bir bulut gibi giyinmişsin zamanı
Balmumu gözlerindir yüreğimin kemanı
Ellerini okşasam, bilmem uyanır mısın
Yanında boyun büken adamı tanır mısın
O adam, siyahlara bürünmüş, bağrı yanık
O adam, bir gül için gece-gündüz uyanık
Uzak mı durmak ister bir vadiden bir nehir
Bir kalbin yatağında birikse de kan ve kum
Unutulmuş bir ândır kitabında yokluğum
Bir derun muamması kırk gözeli ıstırap
Ufukları sessizce terk eden gölgelerin
İhanet librettosu, Batı kokan bir mendil
Damla damla büyüyen zehir yüklü karnaval
Çarmıha gerilen aşk çatlatırken geceyi
Bellini toprağında su perisi bir hayal
Aldanırsa sim ü zer endamına bir kızın
Bir vahim operada kuşlar ölür ansızın
Titreyişler, soprano, haykırış nöbetleri
Son gösterisidir şark bülbülünün kafeste
Papağanlar uçuşur parçalanan her seste
Tutkular gülzarını kuşatmıştır ısırgan
Hıyaban kırmızıdır şimdi, dağ başı duman
Tenor bir yalnızlığın ardında uyuyanlar
Sustururlar binlerce yılın rüyalarını
Oyalan bağ bozumu bekleyen son bahçıvan
Bu bir mahrem buluşma, bu bir cellât düğünü
Kapısını açarken melodiler kederin
Kim bilir, operada kuşların öldüğünü
Bir kalbin yatağında birikse de kan ve kum
Unutulmuş bir ândır kitabında yokluğum
Bir derun muamması kırk gözeli ıstırap
Ufukları sessizce terk eden gölgelerin
İhanet librettosu, Batı kokan bir mendil
Damla damla büyüyen zehir yüklü karnaval
Çarmıha gerilen aşk çatlatırken geceyi
Bellini toprağında su perisi bir hayal
Aldanırsa sim ü zer endamına bir kızın
Bir vahim operada kuşlar ölür ansızın
Titreyişler, soprano, haykırış nöbetleri
Son gösterisidir şark bülbülünün kafeste
Papağanlar uçuşur parçalanan her seste
Tutkular gülzarını kuşatmıştır ısırgan
Hıyaban kırmızıdır şimdi, dağ başı duman
Tenor bir yalnızlığın ardında uyuyanlar
Sustururlar binlerce yılın rüyalarını
Oyalan bağ bozumu bekleyen son bahçıvan
Bu bir mahrem buluşma, bu bir cellât düğünü
Kapısını açarken melodiler kederin
Kim bilir, operada kuşların öldüğünü
P
İnce narin kanatlı uçurtmadır kalbin
Duru yağmurlarda yıkanmış şair nefesi kokan
Bir şebnemsin ki, Şems’le buluşur güneşin bahçesinde
Yaprağına düşersin saklı kalan acıların
Mevlana’dır gözbebeklerinde ay
Döner gün boyu dalgın
Ateş olur hüznün şahdamarında
Pembe kuşkular gördüm avuçlarında akan
Saçlarını ören mahcup cihangir
Pembe mızrak taşır bakışlarında
Bilmezsin ki, seher vakti Kubbe-i Hadra’dan
Bir bumerang gibi yükselen çığlıkların
Parçalanır, hatıralarda sessiz
Bekler doğuşunu karanlıkların
Tebessümün ne kadar mumdanmış öyle
Yıldızlar çiçek kokluyor
Natürmort çizgilerinde yüzünün
Bir ter damlasında pırlantalar
Akkor bir göz oluyor ardın sıra
Şehzade yalnızlığı içindesin, elçiler
Hünkâr kırmızısı yanılgılarla gelmiş
Sürgün bir ah ve çile
Pembedir hangi rüzgâr dokunuyorsa tenin
Nasıl şuh bir ayin ki gamzelerinde renkler
Duru bir süreyyadır tenhada gölgen bile
Duru yağmurlarda yıkanmış şair nefesi kokan
Bir şebnemsin ki, Şems’le buluşur güneşin bahçesinde
Yaprağına düşersin saklı kalan acıların
Mevlana’dır gözbebeklerinde ay
Döner gün boyu dalgın
Ateş olur hüznün şahdamarında
Pembe kuşkular gördüm avuçlarında akan
Saçlarını ören mahcup cihangir
Pembe mızrak taşır bakışlarında
Bilmezsin ki, seher vakti Kubbe-i Hadra’dan
Bir bumerang gibi yükselen çığlıkların
Parçalanır, hatıralarda sessiz
Bekler doğuşunu karanlıkların
Tebessümün ne kadar mumdanmış öyle
Yıldızlar çiçek kokluyor
Natürmort çizgilerinde yüzünün
Bir ter damlasında pırlantalar
Akkor bir göz oluyor ardın sıra
Şehzade yalnızlığı içindesin, elçiler
Hünkâr kırmızısı yanılgılarla gelmiş
Sürgün bir ah ve çile
Pembedir hangi rüzgâr dokunuyorsa tenin
Nasıl şuh bir ayin ki gamzelerinde renkler
Duru bir süreyyadır tenhada gölgen bile
Zaman çığlık dolu; bu son geceden
Aydınlığa indi bütün kederler
Bir ses 'uyan' diyor, 'ölüm gelmeden
Yoksa seni karanlığa iterler'
Zaman çığlık dolu; bu son geceden
Neden korkuyorum, bilmem ki neden
Kelepçe vurdular, eyvah, dilime
Eski bir ülkede, yitirdiklerim
Toztoprak misâli çöktü elime
Rüyalar içinde getirdiklerim
Kelepçe vurdular, eyvah, dilime
Öksüz kaldı benden hece, kelime
Aydınlığa indi bütün kederler
Bir ses 'uyan' diyor, 'ölüm gelmeden
Yoksa seni karanlığa iterler'
Zaman çığlık dolu; bu son geceden
Neden korkuyorum, bilmem ki neden
Kelepçe vurdular, eyvah, dilime
Eski bir ülkede, yitirdiklerim
Toztoprak misâli çöktü elime
Rüyalar içinde getirdiklerim
Kelepçe vurdular, eyvah, dilime
Öksüz kaldı benden hece, kelime
R
Resimler
Solsun mu ardında bütün resimler
Bir güz kalsın yollarında, bir de ben
Bu kambur feryadı hangi dert dinler
Döner mi, gelirken uzağa giden
Aynalar
Aradığımızdır bizi her kuşluk
Bitkin bir aynada buluşturan sel
Şimdi bir kalp için ağlayan boşluk
Mavi gözlerinden döküldü tel tel
Sesler
Kanar içten içe beynimde hayal
Ben kendi göğsüme saplarım kahrı
Ya ateş üfleyip yakmasın kaval
Ya da bir mezara girsin bu ağrı
Ellerim
Ellerim ürkektir ey avcı, küskün
Yavru bir ceylandır senin yurdunda
O esrarlı başın mağrur ve suskun
Göklere mi erdi, beni vurdun da
Solsun mu ardında bütün resimler
Bir güz kalsın yollarında, bir de ben
Bu kambur feryadı hangi dert dinler
Döner mi, gelirken uzağa giden
Aynalar
Aradığımızdır bizi her kuşluk
Bitkin bir aynada buluşturan sel
Şimdi bir kalp için ağlayan boşluk
Mavi gözlerinden döküldü tel tel
Sesler
Kanar içten içe beynimde hayal
Ben kendi göğsüme saplarım kahrı
Ya ateş üfleyip yakmasın kaval
Ya da bir mezara girsin bu ağrı
Ellerim
Ellerim ürkektir ey avcı, küskün
Yavru bir ceylandır senin yurdunda
O esrarlı başın mağrur ve suskun
Göklere mi erdi, beni vurdun da
fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana
koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına
adını söylemek istemiyorum
her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
adını söylemek istemiyorum
rüveyda dediğim zaman
anla ki, senin için yürüyor kelimeler
çığlığımın atardamarlarından
hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
kayar da üzerime rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
sonra açılır önümde ıstırab vadileri
silik renkleriyle adımlarıma
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittiği menfeze doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
oysa rüveyda
baştanbaşa ben
kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim.
kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden
bir anlatsam nasıl utandığımı
bir doğrulsam eğildiğim yerlerden
ağarır tanyeri nilüferlerin
alaca bir at koşar içimde
ezer toynakları ile anılarımı
sular köpürmemeliydi rüveyda
kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
ben zehire alışkınım, şerbete değil
rüyalar hefret eder avare duruşumdan
kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
ben her gece bir Mehdi türküsüyle çilekeş
yargılamak için zeval kayıtlarını
inkılab bekliyorum
hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
uzanır da gönlüme rüveyda
derinden bir ok saplanır bağrıma
beynimi çağıran bir sese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
varlığın cinayettir memleketimde işlenen
akıtır kanını en asil pehlivanların
yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın
artık eskisi gibi bakamıyorsun
göklerinde bir belkıs otururdu rüveyda
binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
güneş bir anne gibi dururdu başucunda
artık dokunamıyor kakülün bulutlara
karalara bürünmüş saçlarında dolunay
ben bu kadar zulme layık mıyım rüveyda
hangi ressamı vurur bilmem, endamın
sarar da benliğimi
ben beni tanımam kaldırımlarda
kafesleri yutan kafese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına
duydun mu orkideye dua eden birini
bu ısmarlama yüzler yok mu rüveyda
bu yapmacık bebekler
gözyaşı akıtırken gülenler yok mu
beni kahrediyor geceler boyu
hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
soluk bir dünyanın mezarlarına
gömerek gurbetimi
kapadı karanlığa Yesrip, kapılarını
meydan okuyuşun çağın ordularına
bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
doruklardan öte hevese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
yasını tutuyorum kararttığım düşlerin
yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
amansız bir ütopya üfleyen pencereler
lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi
önümde, haksızlığın hesaba çekildiği
hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer
arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler
söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
yeniden bir nil olup taşar mıyım çöllere
kim giydirir başıma tacını nihayetin
kim takar bileğime hürriyet künyesini
karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle
rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı
ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı
asırlardır köhne barınaklarda
küflenen, çürüyen çığlıklarımı
at vuruldu; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terkederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana
koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına
adını söylemek istemiyorum
her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
adını söylemek istemiyorum
rüveyda dediğim zaman
anla ki, senin için yürüyor kelimeler
çığlığımın atardamarlarından
hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
kayar da üzerime rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
sonra açılır önümde ıstırab vadileri
silik renkleriyle adımlarıma
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittiği menfeze doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
oysa rüveyda
baştanbaşa ben
kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim.
kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden
bir anlatsam nasıl utandığımı
bir doğrulsam eğildiğim yerlerden
ağarır tanyeri nilüferlerin
alaca bir at koşar içimde
ezer toynakları ile anılarımı
sular köpürmemeliydi rüveyda
kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
ben zehire alışkınım, şerbete değil
rüyalar hefret eder avare duruşumdan
kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
ben her gece bir Mehdi türküsüyle çilekeş
yargılamak için zeval kayıtlarını
inkılab bekliyorum
hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
uzanır da gönlüme rüveyda
derinden bir ok saplanır bağrıma
beynimi çağıran bir sese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
varlığın cinayettir memleketimde işlenen
akıtır kanını en asil pehlivanların
yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın
artık eskisi gibi bakamıyorsun
göklerinde bir belkıs otururdu rüveyda
binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
güneş bir anne gibi dururdu başucunda
artık dokunamıyor kakülün bulutlara
karalara bürünmüş saçlarında dolunay
ben bu kadar zulme layık mıyım rüveyda
hangi ressamı vurur bilmem, endamın
sarar da benliğimi
ben beni tanımam kaldırımlarda
kafesleri yutan kafese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına
duydun mu orkideye dua eden birini
bu ısmarlama yüzler yok mu rüveyda
bu yapmacık bebekler
gözyaşı akıtırken gülenler yok mu
beni kahrediyor geceler boyu
hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
soluk bir dünyanın mezarlarına
gömerek gurbetimi
kapadı karanlığa Yesrip, kapılarını
meydan okuyuşun çağın ordularına
bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
doruklardan öte hevese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
yasını tutuyorum kararttığım düşlerin
yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
amansız bir ütopya üfleyen pencereler
lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi
önümde, haksızlığın hesaba çekildiği
hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer
arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler
söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
yeniden bir nil olup taşar mıyım çöllere
kim giydirir başıma tacını nihayetin
kim takar bileğime hürriyet künyesini
karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle
rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı
ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı
asırlardır köhne barınaklarda
küflenen, çürüyen çığlıklarımı
at vuruldu; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terkederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim
Önce korkunç azaba kahra gömülüyorum
Sonra en büyük affa uğrayıp gülüyorum
Çatlıyor da mezarım dışa vuruyor beni
Terazi Rüveyda’ya divan kuruyor beni
güneş aktı, ay söndü parçalandı yıldızlar
Rüveyda şimdi burda sen varsın, gözlerin var
Beyaz tüller içinde ruhun sarıyor beni
Sahibisin bu eşsiz muhabbet sarayımın
Mağrur yükseliyorsun uluların katına
Huriler imreniyor sonsuz saltanatına
Elime tutuşturup kalbinin kadehini
Sevgini şarap gibi sunuyorsun Rüveyda
Çiçek çiçek kalbime doluyorsun Rüveyda
Acı yok, intizar yok eskide kaldı hasret
Ömrünü tamamladı endişe, korku, hayret
Buz ve köz tarih oldu
Geçti zaman ve mekan
Zaman biziz, mekan biz
İmkansıza yok imkan
Ömrün ne sonundayız, ne de henüz başında
Otuz üç yaşındayız, hep otuz üç yaşında
İçim sensin bu ilde, dışım sensin Rüveyda
Rüveyda,
Ben sendeyim sen bendesin Rüveyda
Sonra en büyük affa uğrayıp gülüyorum
Çatlıyor da mezarım dışa vuruyor beni
Terazi Rüveyda’ya divan kuruyor beni
güneş aktı, ay söndü parçalandı yıldızlar
Rüveyda şimdi burda sen varsın, gözlerin var
Beyaz tüller içinde ruhun sarıyor beni
Sahibisin bu eşsiz muhabbet sarayımın
Mağrur yükseliyorsun uluların katına
Huriler imreniyor sonsuz saltanatına
Elime tutuşturup kalbinin kadehini
Sevgini şarap gibi sunuyorsun Rüveyda
Çiçek çiçek kalbime doluyorsun Rüveyda
Acı yok, intizar yok eskide kaldı hasret
Ömrünü tamamladı endişe, korku, hayret
Buz ve köz tarih oldu
Geçti zaman ve mekan
Zaman biziz, mekan biz
İmkansıza yok imkan
Ömrün ne sonundayız, ne de henüz başında
Otuz üç yaşındayız, hep otuz üç yaşında
İçim sensin bu ilde, dışım sensin Rüveyda
Rüveyda,
Ben sendeyim sen bendesin Rüveyda
Ben bir aziz değilim, hele gündüz değilim
Attığı her adımda siyah bir iz bırakan
Bir yanında ürküten bir baldıran gövdesi
Bir yanında kederi özümleyen bir lâle
Merhamet sahrasının uyuyan gecesiyim
Bırak da, böyle bitsin bu günahkâr serüven
Bırak da kurtarayım bu emânet sarayı
Yeter, intiharınla oyduğun yüreğimi
Umutsuz şarkılarla avutulduğum yeter
Göğsümde bir yanardağ kıvranıyor Rüveyda
Yaraları kapandıkça kanıyor Rüveyda
Duman çöktü güneşin sitem aynalarına
Aralandı perdeler; şimdi sessiz değilim
Dertliyim, viraneyim, ben bir aziz değilim
Azizler tohum eker sevgi tarlalarına
Senin gözlerin dram; oysa ağlatan benim
Ben dilenci; sen sultan; sevgi dağıtan benim
Sen ışık; ben karanlık ve aydınlatan benim
Ben ölümüm; sen hayat; cana can katan benim
Sabah sende oluyor; güneşi tutan benim
Soran ben; sorulan sen; hüznü damıtan benim
Öldüren ben; ölen sen; kabirde yatan benim
Sen sevda yüklü bulut, göklerimin sahibi
Saklıyorum içimde seni bir tufan gibi
Nerde uğruna ömür verdiğim belâ, nerde
Her hatıra bir demet zakkum meyhanelerde
Düşlerim esrarınla çoğalan pervanedir
Götür benden ahzânı, bana ihsanı getir
Yalanı reddederken düşüyorum yalana
Ben bir aziz değilim Rüveyda, anlaşana
Bu ağıdı öldüğün için söylemiyorum
Sen ölmedin Rüveyda; at vuruldu; ben öldüm
Her hamlesi bir tabut şimdi bakışlarının
Yıkayıp kefenledin; mehtabına gömüldüm
Her iklime kanatlı bir haberci salsınlar
Çağır âşıklarını; namazımı kılsınlar
Duysun âlem ateşin dağı erittiğini
Bu illetin taşları bile çürüttüğünü
Gün olur da, ayrılık yumağı çözülür mü
Bergüzârım ayaklar altında ezilir mi
Rüveyda, görür müyüm yeşil ufuklarını
Seninle bir sonsuzluk bulur muyum Rüveyda
Yoksa hep bu kabirde kalır mıyım Rüveyda
(13.02.2001-İstanbul)
Attığı her adımda siyah bir iz bırakan
Bir yanında ürküten bir baldıran gövdesi
Bir yanında kederi özümleyen bir lâle
Merhamet sahrasının uyuyan gecesiyim
Bırak da, böyle bitsin bu günahkâr serüven
Bırak da kurtarayım bu emânet sarayı
Yeter, intiharınla oyduğun yüreğimi
Umutsuz şarkılarla avutulduğum yeter
Göğsümde bir yanardağ kıvranıyor Rüveyda
Yaraları kapandıkça kanıyor Rüveyda
Duman çöktü güneşin sitem aynalarına
Aralandı perdeler; şimdi sessiz değilim
Dertliyim, viraneyim, ben bir aziz değilim
Azizler tohum eker sevgi tarlalarına
Senin gözlerin dram; oysa ağlatan benim
Ben dilenci; sen sultan; sevgi dağıtan benim
Sen ışık; ben karanlık ve aydınlatan benim
Ben ölümüm; sen hayat; cana can katan benim
Sabah sende oluyor; güneşi tutan benim
Soran ben; sorulan sen; hüznü damıtan benim
Öldüren ben; ölen sen; kabirde yatan benim
Sen sevda yüklü bulut, göklerimin sahibi
Saklıyorum içimde seni bir tufan gibi
Nerde uğruna ömür verdiğim belâ, nerde
Her hatıra bir demet zakkum meyhanelerde
Düşlerim esrarınla çoğalan pervanedir
Götür benden ahzânı, bana ihsanı getir
Yalanı reddederken düşüyorum yalana
Ben bir aziz değilim Rüveyda, anlaşana
Bu ağıdı öldüğün için söylemiyorum
Sen ölmedin Rüveyda; at vuruldu; ben öldüm
Her hamlesi bir tabut şimdi bakışlarının
Yıkayıp kefenledin; mehtabına gömüldüm
Her iklime kanatlı bir haberci salsınlar
Çağır âşıklarını; namazımı kılsınlar
Duysun âlem ateşin dağı erittiğini
Bu illetin taşları bile çürüttüğünü
Gün olur da, ayrılık yumağı çözülür mü
Bergüzârım ayaklar altında ezilir mi
Rüveyda, görür müyüm yeşil ufuklarını
Seninle bir sonsuzluk bulur muyum Rüveyda
Yoksa hep bu kabirde kalır mıyım Rüveyda
(13.02.2001-İstanbul)
S
tanyerinde O'nunla mı buluştun
yeryüzünü O'nunla mı bölüştün
mahzende mi, sokakta mı, kırda mı
orduların çarpıştığı yerde mi
bilmiyorum hala nerde durayım
çemenden mi, böcekten mi sorayım
haber için adresimi al yeter
bana O'nun gölgesini bul yeter
yeryüzünü O'nunla mı bölüştün
mahzende mi, sokakta mı, kırda mı
orduların çarpıştığı yerde mi
bilmiyorum hala nerde durayım
çemenden mi, böcekten mi sorayım
haber için adresimi al yeter
bana O'nun gölgesini bul yeter
Diyemedim; evimde tutuklandı karanfil
Diyemedim; maviye kan damladı içimden
Bir hazân yıldızıydı mehtâbımda ellerin
Sevgi midir, ısırgan dudaklı dilberlerin
Gölgelerin kalbinde titreyen çiçekleri
Sevgi midir körlerin bakışlarında yatan
Rüzgârı, dalgaları, balıkları aldatan
Yoksa gülüşün müdür kâtil aynalar gibi
Sevecen bir ölümü öperek yanağından
Gittin; çığlıklarını dinledim denizlerin
Kaybolan martıları bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Karanfil kokusuyla kuşatılan yüreğim
Yaralı bulutların yağmurunda köz olur
Merdiven kırılınca, tenhâlarda söz olur
Puslu lâmbalar gibi yakarım düşlerimi
Çalıntı bir kuşkuyu dağıtır bakışlarım
Toprak beni çağırır kucağına her akşam
Her gece bilinmeyen bir âyine başlarım
Her sabah yokluğunu düşürürsün peşime
Avuçlarım seninle doldururken gökleri
Gittin; bir defa bile bakmadan güneşime
Ruhumdan bu âteşi al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
Sevgi midir, kuşların göçerken aradığı
Aldatılan lâlenin rahminde solan umut
Sevgi midir, dirilen her ânı ölüm kokar
Tüylerinde karayel gezinen kumruların
Çöllerin dudağında inleyen şarkıları
Yaralı arslanların kanıyla filizlenir
Gözlerinde gizemli karartılar gizlenir
Mahzun olur kitâbın sayfasında hûriler
Yollarını beklerken ay bakışlı periler
Gittin de, intihara gömüldü çehreleri
Kaybolan yüzlerini bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Balıklar her denizi sevdaya vatan bilir
Balıklar yalnız suyun kollarında sevilir
Göklerin tebessümü yayılır dalgalara
Rüzgâra tutunurken gemicinin yüreği
Gün batımı kırılır gemilerin direği
Ben yine tanyerinde boynu bükük ve mâsum
Bir kaptân-ı deryânın ufuklarında solan
Bir hülyânın yurdunda büyüttüm izlerini
Yosunların ardında ararken gözlerini
Gittin; deniz kızları kurtuldu kafesinden
Kıyılardan hüznümü al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Diyemedim; kalemler bana bakınca erir
Diyemedim; pusula mâverâyı gösterir
Bembeyaz kâğıtlara çizilen resimlerin
Kahır damlattığımız isyankâr saçlarında
Kaybolan, bir ressamın umudunun rengidir
Sessizlik, çiğdemlerin açtığı ânda biter
Dağların yarasına düşer alın terimiz
Bir bilgenin kabrinde yitik bir harfe benzer
Her gece yıldızları arayan ellerimiz
Gittin; kirpiklerimde çürüdü papatyalar
Kanayan feryâdımı bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
Diyemedim; sokaklar yutuyor ışıkları
Diyemedim; evlerin kirli mahzenlerinde
Mahsur kalan, yağmurlu çocuk gülüşleridir
Bir yangını emziren semenderin kalbinde
Baharı kuşatırken anne hıçkırıkları
Saatleri kıskanan babalar deliriyor
Küfleniyor bir kızın gönlünün kırıkları
Çöllerin eşiğinde tükenir bulutlarım
Yalın bir akşam gibi gömülünce yasına
Gittin suyu karanlık bir nehrin kıyısına
Yanına cesedimi al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
Sen bütün nehirleri köle mi sanıyorsun
Yücesinde ruhumu görmedin mi dağların
Kıpkızıl seller akan vâdilerde ben varım
Ben yürürüm yolların yokuşunda gün boyu
Ben dururum yılanlı köşelerde çâresiz
Ân olur, ovaların sevdasıyla çağlarım
Ân olur, kuraklığın koynuna mahkûm deniz
Kaybolan bir cennetin hasretiyle bin pâre
Başımı taştan taşa vurur vurur ağlarım
Oysa gamsız gidişin kasırgaydı ansızın
Bahtımın esrârını bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Say ki; bir avuç hüzün tohumudur gözlerim
Say ki, çam kokusudur bakışlarım her akşam
Uğursuz pelerinler vurulur evreninde
Say ki, destur isteyen haramidir geceler
Uyurken rüya görür bir cellâdın teninde
Sıram gelir, hasretin çerâğını yakarım
Sıram gelir, tutkular zindanını yıkarım
Yanılgı düğüm düğüm tıkanır boğazına
İyi ki, efkârımı bulaştırdın nazına
Bıraktığın mendilde unutuldu sûretim
İçimden bu azâbı al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
Usul usul yürüdüm gittiğin gün ansızın
Güneşin batışını beklemeden yürüdüm
Kapandım bir mâtemin tûfanında hücreye
Esâret, çıngıraklı bir korkudur, bilesin
Sevecen kırlangıçlar kurşunlanır ardımda
Bıyıkları terleyen delikanlı mıyım ben
Kanda mı boğulmuşum, eli kanlı mıyım ben
Bir başıma dağların arasına düşmüşüm
Çobanlarla ağlamış, hasreti bölüşmüşüm
Gittin; feryâd-ü figân sızdı yalnızlığıma
Yitik nağmelerimi bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
O yerde parmakların bulutlara dokunsun
O yerde fırtınalar fısıldasın türkümü
Adımı birdenbire okusun çağlayanlar
Âh çekince, o yeri yakacak ağlayanlar
Farklıdır ötelerden bakışı bir tavşanın
Farklıdır böceklerin yörüngesinde âlem
Yazmalı, biliyorum, gittiğin ânı kalem
Hangi deprem ejderin fermanıdır, yazmalı
Kirpiklerinden isyan yağmurları sızmalı
Gittiğin ân, burcunda dâre çekildi şiir
Yanına bu sevdayı al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Diyemedim; maviye kan damladı içimden
Bir hazân yıldızıydı mehtâbımda ellerin
Sevgi midir, ısırgan dudaklı dilberlerin
Gölgelerin kalbinde titreyen çiçekleri
Sevgi midir körlerin bakışlarında yatan
Rüzgârı, dalgaları, balıkları aldatan
Yoksa gülüşün müdür kâtil aynalar gibi
Sevecen bir ölümü öperek yanağından
Gittin; çığlıklarını dinledim denizlerin
Kaybolan martıları bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Karanfil kokusuyla kuşatılan yüreğim
Yaralı bulutların yağmurunda köz olur
Merdiven kırılınca, tenhâlarda söz olur
Puslu lâmbalar gibi yakarım düşlerimi
Çalıntı bir kuşkuyu dağıtır bakışlarım
Toprak beni çağırır kucağına her akşam
Her gece bilinmeyen bir âyine başlarım
Her sabah yokluğunu düşürürsün peşime
Avuçlarım seninle doldururken gökleri
Gittin; bir defa bile bakmadan güneşime
Ruhumdan bu âteşi al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
Sevgi midir, kuşların göçerken aradığı
Aldatılan lâlenin rahminde solan umut
Sevgi midir, dirilen her ânı ölüm kokar
Tüylerinde karayel gezinen kumruların
Çöllerin dudağında inleyen şarkıları
Yaralı arslanların kanıyla filizlenir
Gözlerinde gizemli karartılar gizlenir
Mahzun olur kitâbın sayfasında hûriler
Yollarını beklerken ay bakışlı periler
Gittin de, intihara gömüldü çehreleri
Kaybolan yüzlerini bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Balıklar her denizi sevdaya vatan bilir
Balıklar yalnız suyun kollarında sevilir
Göklerin tebessümü yayılır dalgalara
Rüzgâra tutunurken gemicinin yüreği
Gün batımı kırılır gemilerin direği
Ben yine tanyerinde boynu bükük ve mâsum
Bir kaptân-ı deryânın ufuklarında solan
Bir hülyânın yurdunda büyüttüm izlerini
Yosunların ardında ararken gözlerini
Gittin; deniz kızları kurtuldu kafesinden
Kıyılardan hüznümü al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Diyemedim; kalemler bana bakınca erir
Diyemedim; pusula mâverâyı gösterir
Bembeyaz kâğıtlara çizilen resimlerin
Kahır damlattığımız isyankâr saçlarında
Kaybolan, bir ressamın umudunun rengidir
Sessizlik, çiğdemlerin açtığı ânda biter
Dağların yarasına düşer alın terimiz
Bir bilgenin kabrinde yitik bir harfe benzer
Her gece yıldızları arayan ellerimiz
Gittin; kirpiklerimde çürüdü papatyalar
Kanayan feryâdımı bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
Diyemedim; sokaklar yutuyor ışıkları
Diyemedim; evlerin kirli mahzenlerinde
Mahsur kalan, yağmurlu çocuk gülüşleridir
Bir yangını emziren semenderin kalbinde
Baharı kuşatırken anne hıçkırıkları
Saatleri kıskanan babalar deliriyor
Küfleniyor bir kızın gönlünün kırıkları
Çöllerin eşiğinde tükenir bulutlarım
Yalın bir akşam gibi gömülünce yasına
Gittin suyu karanlık bir nehrin kıyısına
Yanına cesedimi al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
Sen bütün nehirleri köle mi sanıyorsun
Yücesinde ruhumu görmedin mi dağların
Kıpkızıl seller akan vâdilerde ben varım
Ben yürürüm yolların yokuşunda gün boyu
Ben dururum yılanlı köşelerde çâresiz
Ân olur, ovaların sevdasıyla çağlarım
Ân olur, kuraklığın koynuna mahkûm deniz
Kaybolan bir cennetin hasretiyle bin pâre
Başımı taştan taşa vurur vurur ağlarım
Oysa gamsız gidişin kasırgaydı ansızın
Bahtımın esrârını bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Say ki; bir avuç hüzün tohumudur gözlerim
Say ki, çam kokusudur bakışlarım her akşam
Uğursuz pelerinler vurulur evreninde
Say ki, destur isteyen haramidir geceler
Uyurken rüya görür bir cellâdın teninde
Sıram gelir, hasretin çerâğını yakarım
Sıram gelir, tutkular zindanını yıkarım
Yanılgı düğüm düğüm tıkanır boğazına
İyi ki, efkârımı bulaştırdın nazına
Bıraktığın mendilde unutuldu sûretim
İçimden bu azâbı al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
Usul usul yürüdüm gittiğin gün ansızın
Güneşin batışını beklemeden yürüdüm
Kapandım bir mâtemin tûfanında hücreye
Esâret, çıngıraklı bir korkudur, bilesin
Sevecen kırlangıçlar kurşunlanır ardımda
Bıyıkları terleyen delikanlı mıyım ben
Kanda mı boğulmuşum, eli kanlı mıyım ben
Bir başıma dağların arasına düşmüşüm
Çobanlarla ağlamış, hasreti bölüşmüşüm
Gittin; feryâd-ü figân sızdı yalnızlığıma
Yitik nağmelerimi bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim
O yerde parmakların bulutlara dokunsun
O yerde fırtınalar fısıldasın türkümü
Adımı birdenbire okusun çağlayanlar
Âh çekince, o yeri yakacak ağlayanlar
Farklıdır ötelerden bakışı bir tavşanın
Farklıdır böceklerin yörüngesinde âlem
Yazmalı, biliyorum, gittiğin ânı kalem
Hangi deprem ejderin fermanıdır, yazmalı
Kirpiklerinden isyan yağmurları sızmalı
Gittiğin ân, burcunda dâre çekildi şiir
Yanına bu sevdayı al bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim.
Varsın olmasın sabah; gün doğmasın ne çıkar
Ben zaten yitirmişim deniz fenerlerini
Bilseydi okyanusta tutuşan gemileri
Dalgalar ölür müydü bu kan rengi kumsalda
Uzun bir taraçadan bakıyor şimdi selda
Varsın bütün hıncını benden alsın yalnızlık
Gri elbette kahır getirir mâveradan
Turuncu başaklarda büyüyen her katilin
Hayatı biraz hüzün, biraz çöl ve ıssızlık
Sanki bütün çiçekler gizemli bir masalda
Tâlihin esrârını yıkıyor şimdi selda
Sorulur mu bir saray lalesine memleket
Hani, o gökyüzünün eski bulutlarından
Düşer mi birkaç damla ışık avuçlarıma
Nedense tükenmiyor bu son firâk-ı yeldâ
Sahrada bir meczûbu yakıyor şimdi selda
Varsın bir akşam vakti kurusun menekşeler
Ey fırçasında bahar biriken soylu ressam
Ey toprağa bereket bağışlayan anneler
Hani sonsuzdu ufuk, hani hayaldi mahşer
Yol da bulamazsınız bu tûfanda, bir sal da
Ruhumun burçlarına çıkıyor şimdi selda
Kum taneleri neden sevdasız ve kederli
Ve neden kasırgaya dönüyor sarmaşıklar
Nerede yâr elinden zehir içen aşıklar
Ne kâbus içindeyim; ne mutlu bir rüyada
Yakama gökkuşağı takıyor şimdi selda
Gururlu bir vadiyi süsleyen gül ve mevsim
Müzeyyen aynalarda ışıldayan her resim
Bir ankâ heybetiyle deliyor karanlığı
Renkleri büyülüyor ayışığında sesim
Bu câzibeye kul da müptelâdır, kral da
İçimde nehir nehir akıyor şimdi selda
Ben zaten yitirmişim deniz fenerlerini
Bilseydi okyanusta tutuşan gemileri
Dalgalar ölür müydü bu kan rengi kumsalda
Uzun bir taraçadan bakıyor şimdi selda
Varsın bütün hıncını benden alsın yalnızlık
Gri elbette kahır getirir mâveradan
Turuncu başaklarda büyüyen her katilin
Hayatı biraz hüzün, biraz çöl ve ıssızlık
Sanki bütün çiçekler gizemli bir masalda
Tâlihin esrârını yıkıyor şimdi selda
Sorulur mu bir saray lalesine memleket
Hani, o gökyüzünün eski bulutlarından
Düşer mi birkaç damla ışık avuçlarıma
Nedense tükenmiyor bu son firâk-ı yeldâ
Sahrada bir meczûbu yakıyor şimdi selda
Varsın bir akşam vakti kurusun menekşeler
Ey fırçasında bahar biriken soylu ressam
Ey toprağa bereket bağışlayan anneler
Hani sonsuzdu ufuk, hani hayaldi mahşer
Yol da bulamazsınız bu tûfanda, bir sal da
Ruhumun burçlarına çıkıyor şimdi selda
Kum taneleri neden sevdasız ve kederli
Ve neden kasırgaya dönüyor sarmaşıklar
Nerede yâr elinden zehir içen aşıklar
Ne kâbus içindeyim; ne mutlu bir rüyada
Yakama gökkuşağı takıyor şimdi selda
Gururlu bir vadiyi süsleyen gül ve mevsim
Müzeyyen aynalarda ışıldayan her resim
Bir ankâ heybetiyle deliyor karanlığı
Renkleri büyülüyor ayışığında sesim
Bu câzibeye kul da müptelâdır, kral da
İçimde nehir nehir akıyor şimdi selda
Sen geliyorsun; kuşlar geliyor bahçelerden
Papatya kokusu bir de, sen gelmeden önce
Nasıl tanıyorum bilsen geçtiğin sokakları
Biraz mahmur oluyor bakışları, fersiz, çaresiz
Ölü kelebekler görüyorum sokak köşelerinde
Duvar diplerine bırakılmış acılar
Yorgun ihtiyarlar bir de, gençliğini arayan
Sen tüm sokaklardan geçmişsin meğer
Hangisine baktıysam rengi bembeyaz
Bir dokun bin ah işit pencereden
Bir asker ağlıyor kenarında sessizce
Yavuklusunun adını unutmuş gözlerinde
Ne zaman biteceğini askerliğinin
Nereye gideceğini, kim olduğunu
Aklının karıştığı mahzenlerde
Bir adam izlerine bakıyor delice
Şimdi sen geliyorsun, biliyorum
Hayallerim geliyor, umutlarım, mutluluğum
Hiçbir şeyi görmüyor gözlerim
Gireceğin kapıdan başka
Papatya kokusu bir de, sen gelmeden önce
Nasıl tanıyorum bilsen geçtiğin sokakları
Biraz mahmur oluyor bakışları, fersiz, çaresiz
Ölü kelebekler görüyorum sokak köşelerinde
Duvar diplerine bırakılmış acılar
Yorgun ihtiyarlar bir de, gençliğini arayan
Sen tüm sokaklardan geçmişsin meğer
Hangisine baktıysam rengi bembeyaz
Bir dokun bin ah işit pencereden
Bir asker ağlıyor kenarında sessizce
Yavuklusunun adını unutmuş gözlerinde
Ne zaman biteceğini askerliğinin
Nereye gideceğini, kim olduğunu
Aklının karıştığı mahzenlerde
Bir adam izlerine bakıyor delice
Şimdi sen geliyorsun, biliyorum
Hayallerim geliyor, umutlarım, mutluluğum
Hiçbir şeyi görmüyor gözlerim
Gireceğin kapıdan başka
seni benim kadar sevecek olan
başını taşlarda çürütmelidir
yarasına dikenleri sarmalı
kalbinde dağları yürütmelidir
gözleri her sabah başka bir çeşme
her akşam krater, her gece duman
gökleri günboyu alevlenirken
boynunda bir kement olmalı zaman
yollar düğüm düğüm boğmalı onu
ızdırap sızmalı baktığı yerden
kaplan tutuşmalı, kurt inlemeli
saçından bir teli yaktığı yerden
sana benim kadar tutulmak demek
vurulmak demektir kartallar gibi
tâcını, tahtını kaybetse bile
gülümseyebilmek krallar gibi
seni benim kadar sevecek olan
ruhunu kapından kovabilir mi
seni benim kadar sevemeyenler
seni benden fazla sevebilir mi
başını taşlarda çürütmelidir
yarasına dikenleri sarmalı
kalbinde dağları yürütmelidir
gözleri her sabah başka bir çeşme
her akşam krater, her gece duman
gökleri günboyu alevlenirken
boynunda bir kement olmalı zaman
yollar düğüm düğüm boğmalı onu
ızdırap sızmalı baktığı yerden
kaplan tutuşmalı, kurt inlemeli
saçından bir teli yaktığı yerden
sana benim kadar tutulmak demek
vurulmak demektir kartallar gibi
tâcını, tahtını kaybetse bile
gülümseyebilmek krallar gibi
seni benim kadar sevecek olan
ruhunu kapından kovabilir mi
seni benim kadar sevemeyenler
seni benden fazla sevebilir mi
Yüregim adına cagırdım seni
Bulutlara tutun, yagmurlarla gel
Günesin dogup da, battıgı yerden
Yalnız benim olan bir bir baharla gel
Gel ki, ayak sesleri duyuluyor yoklugun
Onune gecilemez bir depremdir gokyuzu
OLumsuz bır cazibe saklare kendisinde
Donusu olmayana cekiyor omrumuzu
Gel ki, matem tukensin yaslı bulbul adına
İksirini alnıma süreyim gül adına
Sabrını tasıyarak semenderin
Giriyorum en gizli ormanına gecenin
Güneşten usul usul çalıyorum gölgeni
İhanet kurşunuyla vursun avcılar beni
Vaadler, meyhaneler, nağmeler, sesler yalan
Neruda'nın Umutsuz Sarkısı'dır duyulan
Kanatları cicek turnalarla gel
Sırları gosteren aynalarla gel
Beni sensiz bırakacaksan, gelme
Karanlık olmayan dunyalarla gel
Bulutlara tutun, yagmurlarla gel
Günesin dogup da, battıgı yerden
Yalnız benim olan bir bir baharla gel
Gel ki, ayak sesleri duyuluyor yoklugun
Onune gecilemez bir depremdir gokyuzu
OLumsuz bır cazibe saklare kendisinde
Donusu olmayana cekiyor omrumuzu
Gel ki, matem tukensin yaslı bulbul adına
İksirini alnıma süreyim gül adına
Sabrını tasıyarak semenderin
Giriyorum en gizli ormanına gecenin
Güneşten usul usul çalıyorum gölgeni
İhanet kurşunuyla vursun avcılar beni
Vaadler, meyhaneler, nağmeler, sesler yalan
Neruda'nın Umutsuz Sarkısı'dır duyulan
Kanatları cicek turnalarla gel
Sırları gosteren aynalarla gel
Beni sensiz bırakacaksan, gelme
Karanlık olmayan dunyalarla gel
sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim
mavi bir aleve dönüştürdüm kalbimi bir anda
tutuşturmak istedim beni böyle umarsız
bırakıp gittiğin bu zalim şehri
yakamadım gözlerin dikildi karşıma bir caddenin tam ortasında
inanılmaz güzel bakıyordu gözlerime hafif ıslak
en özel en bilinmeyen türleri açmıştı papatyaların
hatıralarınla titriyordu içim kuşlar kanatıyordu gönlümü
gri bulutlar geçiyordu göğümden
anlamak üzreydim neron’un roma’yı neden yaktığını
karanlık bir koridor açıldı önümde anlayamadım
yenik düşmüş bir napolyon kadar mutsuzdum aslında
intihara kalkışan hitler kadar çaresiz
yakmak üzreydim ki bu şehri hatıraların
içli bir yağmur gibi boşandı üzerime
kediler geçti birden kavşaklarından şehrin
acı acı miyavladılar gözlerime baktılar kızgındılar kırgındılar
onlar da tutulmuşlar anladım sana bendeki kadar
onlar da terk ettiğin bu şehri çaresiz
yakmak istiyorlar yakamıyorlar
saçların dikildi karşıma bir sokak köşesinde
her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu
benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgar
gözleri doluyordu saçlarına bakan kedilerin
her biri bir kenarda darmadağın
çömelip kalıyordu yutkunuyordu
rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin
nereye yürüdüysem bakışın, duruşun, sesin
anladım söndürmeliyim tutuşan yüreğimi
kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri
çünkü sen her şeyinle bendesin
mavi bir aleve dönüştürdüm kalbimi bir anda
tutuşturmak istedim beni böyle umarsız
bırakıp gittiğin bu zalim şehri
yakamadım gözlerin dikildi karşıma bir caddenin tam ortasında
inanılmaz güzel bakıyordu gözlerime hafif ıslak
en özel en bilinmeyen türleri açmıştı papatyaların
hatıralarınla titriyordu içim kuşlar kanatıyordu gönlümü
gri bulutlar geçiyordu göğümden
anlamak üzreydim neron’un roma’yı neden yaktığını
karanlık bir koridor açıldı önümde anlayamadım
yenik düşmüş bir napolyon kadar mutsuzdum aslında
intihara kalkışan hitler kadar çaresiz
yakmak üzreydim ki bu şehri hatıraların
içli bir yağmur gibi boşandı üzerime
kediler geçti birden kavşaklarından şehrin
acı acı miyavladılar gözlerime baktılar kızgındılar kırgındılar
onlar da tutulmuşlar anladım sana bendeki kadar
onlar da terk ettiğin bu şehri çaresiz
yakmak istiyorlar yakamıyorlar
saçların dikildi karşıma bir sokak köşesinde
her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu
benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgar
gözleri doluyordu saçlarına bakan kedilerin
her biri bir kenarda darmadağın
çömelip kalıyordu yutkunuyordu
rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin
nereye yürüdüysem bakışın, duruşun, sesin
anladım söndürmeliyim tutuşan yüreğimi
kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri
çünkü sen her şeyinle bendesin
ey babamın otağında bulunmuş
ey göklere elif gibi salınmış
sordum O'nu suda büyüyenlere
cıva havuzunda uyuyanlara
Bağ-ı Halvet'e
Bağ-ı Vefa'ya
koku yok, umut yok; her taraf kafes
ne bir işaret var ufukta, ne ses
izine rastlamış ne de bir hancı
İrem kurbanları bile yabancı
ey göklere elif gibi salınmış
sordum O'nu suda büyüyenlere
cıva havuzunda uyuyanlara
Bağ-ı Halvet'e
Bağ-ı Vefa'ya
koku yok, umut yok; her taraf kafes
ne bir işaret var ufukta, ne ses
izine rastlamış ne de bir hancı
İrem kurbanları bile yabancı
Korkunun parmakları uzandı boğazıma
Parçalandı bir anda ruhumun yelkenleri
Son mutluluk sesleri inince kulağıma
Kapladı her tarafı sessizlik dikenleri
Dört mevsimi bir arada yaşadım ve ürperdim
Oynadım bu çileli oyunda son rolümü
Her adımda bir korkunç âkibeti bekledim
Her adımda seyrettim yeniden öldüğümü
Çaresiz, duyulmaya başladı vuruşları
Gözlerimin önüne serilince yüreğim
Kanatlandı semaya sessizliğin kuşları
Anladım; sessizliğe ben de gömüleceğim
Parçalandı bir anda ruhumun yelkenleri
Son mutluluk sesleri inince kulağıma
Kapladı her tarafı sessizlik dikenleri
Dört mevsimi bir arada yaşadım ve ürperdim
Oynadım bu çileli oyunda son rolümü
Her adımda bir korkunç âkibeti bekledim
Her adımda seyrettim yeniden öldüğümü
Çaresiz, duyulmaya başladı vuruşları
Gözlerimin önüne serilince yüreğim
Kanatlandı semaya sessizliğin kuşları
Anladım; sessizliğe ben de gömüleceğim
Yüzüme bir an için sevda ile baksaydın,
Bahçende bir çırada benim için yaksaydın!
Kırılırdı acılar heykelinin kafesi,
Küflenirdi günahkar terazinin kefesi.
Lakin benim yerimde esaret gördün gülüm,
Önce azad eyledin sonra öldürdün gülüm!
Güneş bir damla kandı o gün battığı yerde,
Yaralandım kalbinin beni attığı yerde.
Oysa kin tufanında gemiye aldım onu.
Taşlar bile duymalı çiçeğim olduğunu.
Layık mı bildin beni sensizlik ağusuna,
Lav dökmek reva mıdır bir kuşun yuvasına?
Dünyayı omuzlayan yiğidi küçümsedin,
Onun hüzünlendiği her ana gülümsedin.
İhmale uğradığım dokunmuyor mu sana?
Bin defa kırdığını bir defa anlasana.
Neden dinlemiyorsun bu yorgun akıncıyı?
Ah bir çekebilseydin içimde ki sancıyı;
Duran herşey dönerdi,dönen herşey dururdu,
Gökkuşağı bekleyen bulutlar kururdu...
Ak bilekli küheylan vurulurdu içinde,
Bir kahır iskelesi kurulurdu içinde.
Heyhat,sustu musiki,gitti kırkikindiler!
Yine de bu intizar burada bitmeyecek,
Güneşi arayanlar geceye gitmeyecek...
Bulduğun köşelerde istersen diz kurşuna;
Açtığın her kapıdan çıkacağım karşına...
Bahçende bir çırada benim için yaksaydın!
Kırılırdı acılar heykelinin kafesi,
Küflenirdi günahkar terazinin kefesi.
Lakin benim yerimde esaret gördün gülüm,
Önce azad eyledin sonra öldürdün gülüm!
Güneş bir damla kandı o gün battığı yerde,
Yaralandım kalbinin beni attığı yerde.
Oysa kin tufanında gemiye aldım onu.
Taşlar bile duymalı çiçeğim olduğunu.
Layık mı bildin beni sensizlik ağusuna,
Lav dökmek reva mıdır bir kuşun yuvasına?
Dünyayı omuzlayan yiğidi küçümsedin,
Onun hüzünlendiği her ana gülümsedin.
İhmale uğradığım dokunmuyor mu sana?
Bin defa kırdığını bir defa anlasana.
Neden dinlemiyorsun bu yorgun akıncıyı?
Ah bir çekebilseydin içimde ki sancıyı;
Duran herşey dönerdi,dönen herşey dururdu,
Gökkuşağı bekleyen bulutlar kururdu...
Ak bilekli küheylan vurulurdu içinde,
Bir kahır iskelesi kurulurdu içinde.
Heyhat,sustu musiki,gitti kırkikindiler!
Yine de bu intizar burada bitmeyecek,
Güneşi arayanlar geceye gitmeyecek...
Bulduğun köşelerde istersen diz kurşuna;
Açtığın her kapıdan çıkacağım karşına...
siyah benim, beyaz O, bu sevda gökmavisi
ama bir tutsaklığın kitabıdır açtığım
önümde umutların ışıldayan kavisi
ardımda uğursuzluk zindanıdır kaçtığım
siyah, korkunun bile kaybolduğu derinlik
renkler can çekişiyor yörüngesinde, şaşkın
ateşin gölgesinde bulunur mu serinlik
kalır mı, bilinmeyen yerde hülyâsı aşkın
beyaz ki, içimizde sonsuzluğun rengidir
bembeyaz pırıltılar taşır ebemkuşağı
hayat ki, doğrularla uğruların cengidir
dökülür karanlığa sevenlerin başağı
gökmavisi, kimbilir, belki yurdumuz olur
sırların çözüldüğü fısıltıyı duyarız
artık acı çekmemek bile dedimiz olur
onu da, sonsuzluğun hatırası sayarız
heyhât! ..zeytin dalında saplandı sîneme ok
saçlarımın akında vuruldu kelebekler
içimde gözlerinden kalan bir ân bile yok
gülümden bir hatıra verin, sevdiği renkler
ama bir tutsaklığın kitabıdır açtığım
önümde umutların ışıldayan kavisi
ardımda uğursuzluk zindanıdır kaçtığım
siyah, korkunun bile kaybolduğu derinlik
renkler can çekişiyor yörüngesinde, şaşkın
ateşin gölgesinde bulunur mu serinlik
kalır mı, bilinmeyen yerde hülyâsı aşkın
beyaz ki, içimizde sonsuzluğun rengidir
bembeyaz pırıltılar taşır ebemkuşağı
hayat ki, doğrularla uğruların cengidir
dökülür karanlığa sevenlerin başağı
gökmavisi, kimbilir, belki yurdumuz olur
sırların çözüldüğü fısıltıyı duyarız
artık acı çekmemek bile dedimiz olur
onu da, sonsuzluğun hatırası sayarız
heyhât! ..zeytin dalında saplandı sîneme ok
saçlarımın akında vuruldu kelebekler
içimde gözlerinden kalan bir ân bile yok
gülümden bir hatıra verin, sevdiği renkler
Benden anlamadın şiirden anla
Senin gülüşünle yaşadığımı
Akşamı ettiğim senden kalanla
Sabaha seninle başladığımı
Benden anlamadın şiirden anla
Senin gülüşünle yaşadığımı
Akşamı ettiğim senden kalanla
Sabaha seninle başladığımı
Benden anlamadın şiirden anla
Daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum.
Pembe uçurtmalar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim,asudeyim,yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.
Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum.
Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tufanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat,ayrılığın boynunu vursun.
Usul usul intizarı çürüten
bu hercai diken,bu çılgın arzu
sürüklüyor imkansız muştuların
eşiğine gönül vadilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefasız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür.
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum.
Pembe uçurtmalar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim,asudeyim,yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.
Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum.
Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tufanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat,ayrılığın boynunu vursun.
Usul usul intizarı çürüten
bu hercai diken,bu çılgın arzu
sürüklüyor imkansız muştuların
eşiğine gönül vadilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefasız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür.
Benim değil o eski ateş semazenleri
Şimdi viraneleri ağlatıyor tenleri
Dalgın ırmaklarını kuruttum acıların
Rengi değişti sevda ikliminin, suların
Geçmişini arayan o divane köprüler
Akşamın kollarında yıkıldı birer birer
Yağmuru anlamayan bulutlar benim değil
Günbatımına mahkûm umutlar benim değil
Âşikâr olmuş meğer tende can, canda cânan
Bende yanan nûrudur, nûrumdur onda yanan
Şimdi doruklardayım, ne yoksulum, ne yetim
Şu incecik kalbimdir varlığına hüccetim
Nice serv-i kâmet ki, kuru bir yaprak imiş
Meğer ruhum savrulan bir avuç toprak imiş
Benim değil o hülya, hânende, siyah ışık
Benim değil o saray, şehriyâr, o karmaşık
Ölümü gezginlere bağışlayan şahmaran
Benim değil o sahra, fırtınalar, kum ve kan
Aklı bile çaresiz koyan mağrur pençeli
Benim değil o mühür sevdalısı, o deli
Perdeler indi zaman perisinin yüzüne
Gecesini bağladım ağlayan gündüzüne
Duymadığım seslerle uçuyor şimdi kuşlar
Ellerimden tutuyor sıra dağlar ve taşlar
Son bir titreyiş kaldı karanlıkta, uyanmak
Kül olmadan vuslatın kapısına dayanmak
Belki bir yol bulunur kırılan aynalarda
Bahçıvan handân olur bu ebedî baharda
Dumanlı ayinleri bitti evin, sokağın
Geldiğini söylüyor hayat yeni bir çağın
Yeni bir sonsuzluğa açılan pencereler
Söyleyin, o mihrimah muammadan ne haber
Ey eski çığlıklarım ne haber, nerdesiniz
Şimdi yalnızlığa mı gömülüyor sesiniz
Yıkıldı zindanlarım, dehlizlerim, mahzenim
Güllerim son yangında açıyor şimdi benim
Son yangın, kâinatın her yerinden duyulan
Son yangın, ceylanların gözlerinden yayılan
Son yangın kâh bembeyaz, kâh kırmızı bir rüya
Son yangın gölgesini bırakıyor uykuya
Söz, incinin mercanla buluştuğu derinlik
Yürek bir tahtırevan, sessizlik ve serinlik
Kalem son limanıdır deniz fenerlerinin
Nilüferler büyümüş içinde her birinin
Ben Nuh’un gemisiyim; o bir tufan güneşi
İki meftûn pervane ağlatıyor dervişi
Hayal, melekler kadar ıraktadır ve yakın
Zülüfleri tutuştu bu yangında firâkın
Bu yangın dokunuyor derine, hep derine
Bu yangında yürüyor yolcular kaderine
Öğün ey aşk masalı okuyan tarih, öğün
Salıncaklarında ay benimdir şimdi göğün
Benimdir arzdan arşa tebessümle yükselen
O terennüm, o dua, yed-i beyzâdan gelen
Rüzgâr benim, ölümsüz karanfiller benimdir
O esrarlı ülkeler, nazlı iller benimdir
Küheylan alev alev bir menzîle koşuyor
Bu son yangını şimdi kâinat konuşuyor
Şimdi viraneleri ağlatıyor tenleri
Dalgın ırmaklarını kuruttum acıların
Rengi değişti sevda ikliminin, suların
Geçmişini arayan o divane köprüler
Akşamın kollarında yıkıldı birer birer
Yağmuru anlamayan bulutlar benim değil
Günbatımına mahkûm umutlar benim değil
Âşikâr olmuş meğer tende can, canda cânan
Bende yanan nûrudur, nûrumdur onda yanan
Şimdi doruklardayım, ne yoksulum, ne yetim
Şu incecik kalbimdir varlığına hüccetim
Nice serv-i kâmet ki, kuru bir yaprak imiş
Meğer ruhum savrulan bir avuç toprak imiş
Benim değil o hülya, hânende, siyah ışık
Benim değil o saray, şehriyâr, o karmaşık
Ölümü gezginlere bağışlayan şahmaran
Benim değil o sahra, fırtınalar, kum ve kan
Aklı bile çaresiz koyan mağrur pençeli
Benim değil o mühür sevdalısı, o deli
Perdeler indi zaman perisinin yüzüne
Gecesini bağladım ağlayan gündüzüne
Duymadığım seslerle uçuyor şimdi kuşlar
Ellerimden tutuyor sıra dağlar ve taşlar
Son bir titreyiş kaldı karanlıkta, uyanmak
Kül olmadan vuslatın kapısına dayanmak
Belki bir yol bulunur kırılan aynalarda
Bahçıvan handân olur bu ebedî baharda
Dumanlı ayinleri bitti evin, sokağın
Geldiğini söylüyor hayat yeni bir çağın
Yeni bir sonsuzluğa açılan pencereler
Söyleyin, o mihrimah muammadan ne haber
Ey eski çığlıklarım ne haber, nerdesiniz
Şimdi yalnızlığa mı gömülüyor sesiniz
Yıkıldı zindanlarım, dehlizlerim, mahzenim
Güllerim son yangında açıyor şimdi benim
Son yangın, kâinatın her yerinden duyulan
Son yangın, ceylanların gözlerinden yayılan
Son yangın kâh bembeyaz, kâh kırmızı bir rüya
Son yangın gölgesini bırakıyor uykuya
Söz, incinin mercanla buluştuğu derinlik
Yürek bir tahtırevan, sessizlik ve serinlik
Kalem son limanıdır deniz fenerlerinin
Nilüferler büyümüş içinde her birinin
Ben Nuh’un gemisiyim; o bir tufan güneşi
İki meftûn pervane ağlatıyor dervişi
Hayal, melekler kadar ıraktadır ve yakın
Zülüfleri tutuştu bu yangında firâkın
Bu yangın dokunuyor derine, hep derine
Bu yangında yürüyor yolcular kaderine
Öğün ey aşk masalı okuyan tarih, öğün
Salıncaklarında ay benimdir şimdi göğün
Benimdir arzdan arşa tebessümle yükselen
O terennüm, o dua, yed-i beyzâdan gelen
Rüzgâr benim, ölümsüz karanfiller benimdir
O esrarlı ülkeler, nazlı iller benimdir
Küheylan alev alev bir menzîle koşuyor
Bu son yangını şimdi kâinat konuşuyor
reddini doldurursa avucuma kan gibi
kırmızı bir çığlıkla yırtılır dudaklarım:
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
kırılsa da baharı bekleyen pencereler
akrebin gözlerinden geçse de dehlizlerim
eski bir mezarlığa gömülmeden izlerim
‘söylememeliydim biliyorum! ...’
simsiyah bulutların arasından ansızın
çatlayan yüreğime koydu susuzluğunu
ver Allah’ım bana ver O’nun sonsuzluğunu
hüzünlü bakışları şafağımda tebessüm
gündüzümde ışığı, gecemde hilali var
evimin tenhasında büyüyen melali var
kum fırtınasında mı, selde mi yürüyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
gemilerde aradım yüzünün görkemini
martılarla yoruldum, tayfalarla vuruldum
kalbimi morga koydum bir liman köşesindenefesini aradım dalgaların sesinde
tutundum hayatımın çürüyen yıllarına
bakıp bakıp ağladım boş kalan yollarına
beni anlamaz diye kabuslar görüyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ciğerimde bir köz gibi taşıdım yokluğunu
ver Allah’ım, bana ver suya küskün kuğunu
mor lekeler bıraktı solgun yanaklarıma
kartal kanı bulaştı rüyalarıma bile
fırtınalar diner mi ulaşmadan sahile
hayalin bozkırında kurtkapanıydı ömrüm
nasıl da bir başıma kopardım dikenleri
nasıl da acımasız köprülerde yürüdüm
uzaktan gülümseyip deniz fenerlerine
sonunda mahkum gibi kapandım ellerine
kirpiklerimden sızan hicranı siliyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ısrarlı denizlerin dibinde volkandır aşk
kesif bir muammayı öğretir balıklara
balıklar derde düşen aşığı avuturlar
aşık ölünce kuşlar uçmayı unuturlar
güneşle buluşmayı göze alan, derinde
yağmur yüklü bir ömür paylaşır göklerinde
eleğimsağma renkler düşürünce şehrayin
başlamalı yeniden içimizde bir ayin
belki de döndü talih, çözüldü bilmeceler
tükenecek siyaha baş koyduğum geceler
umarım, kaybettiğim devranı buluyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ah, Allah’ım gösterme bana soğukluğunu
nicedir bekliyorum dağlar ardında O’nu
nefesimde rüzgarın gölgesidir dağılan
kanımda gözlerinin hasretidir boğulan
bir zamanlar benzerdik muhabbet kuşlarına
dalardım o gizemli, mahmur bakışlarına
gittiği gün sokaklar içinde kaldım, sefil
öldü kafeste bülbül; soldu nergis karanfil
bedevi kahramanlar yurdundan geliyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
melekler en çaresiz anımda buldu beni
gaflet şarabı içtim, aşikar kıldı beni
baykuşlar dahi mutlu bu habersiz dönüşten
hangi yokuş daha yar olabilir inişten doruktaki saraydan koyar mı beni mahrum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
bu son yürüyüşümdür yarına kalmaz umut
Allah’ım, bir gül gibi O’nu baharımda tut
esrarlı bir evimiz olsaydı fildişinden
beyaz bir gölge gibi yürüseydim peşinden
desturun var mı diye dururken eşiğinde
bizim olan bir kalbi bulsaydım beşiğinde
bu nehir yine sarhoş akar mıydı ülkemden
bir deprem ortasında sarsılır mıydı beden
korkarım ki, dergahtan yine kovuluyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
biliyorum, yalnızlık ekecekler bahçeme
biliyorum,yağmurda yürüyecek kötürüm
biliyorum, mülteci türküler duyacağım
biliyorum, gülerse, O’nunla ben de hürüm
acı hatırasından bile kam alıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
unutulan kalplerin tahtında rüyadır aşk
gözlerime bakarsa, görür ki, deryadır aşk
ah, ölüm habercisi beyaz parıltılarım
ah, Azrail çağıran çizgileri yüzümün
ah, paslanan kılıcın dudağında sönen mum
ah, yolcuyu hüsranla buluşturan uçurum
kim bilir kelebeğin kanadından bakanı
kim bilir baldıranda misk ü amber kokanı
sanki aynı hüzzamla yüz yüze kalıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
haddim değil güneşi götürmek kainata
gökle buluşmamızı çok görür haramiler
anlamazlar ki, bin kez gelsem bile hayata
bu can gökte yaşayıp, gökte ölmeyi diler
ah, gönül toprağıma yaprak döken serviler
efkarıyla bir garip derbeder oluyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ben Raymalı Ağa’yım, sözümle kırılır yay
o, bir anda ruhumu altüst eden Begimay
lacivert bir macera değildir aradığım
şahmaranın kolları sarınca çiçekleri
kiralık duygulardan kefen biçer cüceler
baharda yağmur olur yüreğim, güzün sarı
yakamozlar içinde, kışın kar tanesidir
derinden baktığında eritir aynaları
sanmayın perdelerin ardından gülüyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
bana misket oynamak yakışır hüzünlerle
bana binlerce yılın ıstırabıdır gelen
bana dönmez yüzünü efsaneler güzeli
hayal kırıklığıdır avucuma dökülen
sabahın sitemiyle büyürken kaygılarım
akşamın dayanılmaz yükünü çekiyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
reddiyle, çaresizlik yıkılırsa başıma
nasıl mihman olurum o gün mezar taşıma
sırlıdır her kapının arkasında inkisar
boynu bükük kükremez, mahkum olsa da arslan
her iklimde farklıdır yılanın tutkuları
uçan bir ecza gibi olmamalı intizar
kızıla boyanırsa yaprakları kaktüsün
yanılgıya dönüşür parlaklığı her süsün
duy sesimi ey yitik hazinem, ağlıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ah, bir tutunabilsem burçlarına güneşin
sessiz yürüyebilsem zifiri gecelerde
ah, küçük bir vatanım olsa kalbinde senin
kundağında vuslatı yudumlasak evrenin
bitmeyen bir şarkıya kenetlense gönlümüz
birbirine karışsa ölümümüz, ömrümüz
ipek avuçlarında uyanmak diliyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
kırabilsek sevdayı çalan oyuncakları
sırtımda hamal gibi taşırım çocukları
neden mahrum edelim karanlığı ışıktan
neden solsun bir çölün kumlarında şakayık
al bu zalim kuşkuyu efsanevi aşıktan
sana tahtım da layık, bil ki, bahtım da layık
titrek bir suskunluğun nidasıydı tarihim
senin olsun otağım, varım yoğum, talihim
giderken götürdüğün kalbimi arıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
susmalı ayrılığın uğursuz puhuları yıkılmalı hayatı küçümseyen köprüler
dönmeli, sahralara sürdüğümüz tebessüm
ah, idam fermanıyla yargılanan tanyeri
ah, bir gülün içimde kımıldayan elleri
yarama merhem diye hüznünü sarıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
kader umudumuzu taşımadan ırağa
yürümeliyiz artık bizim olan durağa
kırmızı bir çığlıkla yırtılır dudaklarım:
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
kırılsa da baharı bekleyen pencereler
akrebin gözlerinden geçse de dehlizlerim
eski bir mezarlığa gömülmeden izlerim
‘söylememeliydim biliyorum! ...’
simsiyah bulutların arasından ansızın
çatlayan yüreğime koydu susuzluğunu
ver Allah’ım bana ver O’nun sonsuzluğunu
hüzünlü bakışları şafağımda tebessüm
gündüzümde ışığı, gecemde hilali var
evimin tenhasında büyüyen melali var
kum fırtınasında mı, selde mi yürüyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
gemilerde aradım yüzünün görkemini
martılarla yoruldum, tayfalarla vuruldum
kalbimi morga koydum bir liman köşesindenefesini aradım dalgaların sesinde
tutundum hayatımın çürüyen yıllarına
bakıp bakıp ağladım boş kalan yollarına
beni anlamaz diye kabuslar görüyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ciğerimde bir köz gibi taşıdım yokluğunu
ver Allah’ım, bana ver suya küskün kuğunu
mor lekeler bıraktı solgun yanaklarıma
kartal kanı bulaştı rüyalarıma bile
fırtınalar diner mi ulaşmadan sahile
hayalin bozkırında kurtkapanıydı ömrüm
nasıl da bir başıma kopardım dikenleri
nasıl da acımasız köprülerde yürüdüm
uzaktan gülümseyip deniz fenerlerine
sonunda mahkum gibi kapandım ellerine
kirpiklerimden sızan hicranı siliyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ısrarlı denizlerin dibinde volkandır aşk
kesif bir muammayı öğretir balıklara
balıklar derde düşen aşığı avuturlar
aşık ölünce kuşlar uçmayı unuturlar
güneşle buluşmayı göze alan, derinde
yağmur yüklü bir ömür paylaşır göklerinde
eleğimsağma renkler düşürünce şehrayin
başlamalı yeniden içimizde bir ayin
belki de döndü talih, çözüldü bilmeceler
tükenecek siyaha baş koyduğum geceler
umarım, kaybettiğim devranı buluyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ah, Allah’ım gösterme bana soğukluğunu
nicedir bekliyorum dağlar ardında O’nu
nefesimde rüzgarın gölgesidir dağılan
kanımda gözlerinin hasretidir boğulan
bir zamanlar benzerdik muhabbet kuşlarına
dalardım o gizemli, mahmur bakışlarına
gittiği gün sokaklar içinde kaldım, sefil
öldü kafeste bülbül; soldu nergis karanfil
bedevi kahramanlar yurdundan geliyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
melekler en çaresiz anımda buldu beni
gaflet şarabı içtim, aşikar kıldı beni
baykuşlar dahi mutlu bu habersiz dönüşten
hangi yokuş daha yar olabilir inişten doruktaki saraydan koyar mı beni mahrum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
bu son yürüyüşümdür yarına kalmaz umut
Allah’ım, bir gül gibi O’nu baharımda tut
esrarlı bir evimiz olsaydı fildişinden
beyaz bir gölge gibi yürüseydim peşinden
desturun var mı diye dururken eşiğinde
bizim olan bir kalbi bulsaydım beşiğinde
bu nehir yine sarhoş akar mıydı ülkemden
bir deprem ortasında sarsılır mıydı beden
korkarım ki, dergahtan yine kovuluyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
biliyorum, yalnızlık ekecekler bahçeme
biliyorum,yağmurda yürüyecek kötürüm
biliyorum, mülteci türküler duyacağım
biliyorum, gülerse, O’nunla ben de hürüm
acı hatırasından bile kam alıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
unutulan kalplerin tahtında rüyadır aşk
gözlerime bakarsa, görür ki, deryadır aşk
ah, ölüm habercisi beyaz parıltılarım
ah, Azrail çağıran çizgileri yüzümün
ah, paslanan kılıcın dudağında sönen mum
ah, yolcuyu hüsranla buluşturan uçurum
kim bilir kelebeğin kanadından bakanı
kim bilir baldıranda misk ü amber kokanı
sanki aynı hüzzamla yüz yüze kalıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
haddim değil güneşi götürmek kainata
gökle buluşmamızı çok görür haramiler
anlamazlar ki, bin kez gelsem bile hayata
bu can gökte yaşayıp, gökte ölmeyi diler
ah, gönül toprağıma yaprak döken serviler
efkarıyla bir garip derbeder oluyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ben Raymalı Ağa’yım, sözümle kırılır yay
o, bir anda ruhumu altüst eden Begimay
lacivert bir macera değildir aradığım
şahmaranın kolları sarınca çiçekleri
kiralık duygulardan kefen biçer cüceler
baharda yağmur olur yüreğim, güzün sarı
yakamozlar içinde, kışın kar tanesidir
derinden baktığında eritir aynaları
sanmayın perdelerin ardından gülüyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
bana misket oynamak yakışır hüzünlerle
bana binlerce yılın ıstırabıdır gelen
bana dönmez yüzünü efsaneler güzeli
hayal kırıklığıdır avucuma dökülen
sabahın sitemiyle büyürken kaygılarım
akşamın dayanılmaz yükünü çekiyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
reddiyle, çaresizlik yıkılırsa başıma
nasıl mihman olurum o gün mezar taşıma
sırlıdır her kapının arkasında inkisar
boynu bükük kükremez, mahkum olsa da arslan
her iklimde farklıdır yılanın tutkuları
uçan bir ecza gibi olmamalı intizar
kızıla boyanırsa yaprakları kaktüsün
yanılgıya dönüşür parlaklığı her süsün
duy sesimi ey yitik hazinem, ağlıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
ah, bir tutunabilsem burçlarına güneşin
sessiz yürüyebilsem zifiri gecelerde
ah, küçük bir vatanım olsa kalbinde senin
kundağında vuslatı yudumlasak evrenin
bitmeyen bir şarkıya kenetlense gönlümüz
birbirine karışsa ölümümüz, ömrümüz
ipek avuçlarında uyanmak diliyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
kırabilsek sevdayı çalan oyuncakları
sırtımda hamal gibi taşırım çocukları
neden mahrum edelim karanlığı ışıktan
neden solsun bir çölün kumlarında şakayık
al bu zalim kuşkuyu efsanevi aşıktan
sana tahtım da layık, bil ki, bahtım da layık
titrek bir suskunluğun nidasıydı tarihim
senin olsun otağım, varım yoğum, talihim
giderken götürdüğün kalbimi arıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
susmalı ayrılığın uğursuz puhuları yıkılmalı hayatı küçümseyen köprüler
dönmeli, sahralara sürdüğümüz tebessüm
ah, idam fermanıyla yargılanan tanyeri
ah, bir gülün içimde kımıldayan elleri
yarama merhem diye hüznünü sarıyorum
‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
kader umudumuzu taşımadan ırağa
yürümeliyiz artık bizim olan durağa
bir su ver, dirileyim kuruyan köklerimde
bir köprü kur çıldıran nehirlerin kalbine
bir kuşun yuvasına götür gökkuşağını
karıncanın kırılan ayağına sar beni
ben ki, toprak altında bir devim, kurtar beni
okunu çek bağrımdan; yandı cânım, bir su ver
ölü bir tenden bile perişânım, bir su ver
ağlıyor ateşimin gölgesinde, Neruda
Aragon mutlu aşkın yokluğunda çilekeş
her yerde tutuşan su istiyor geceden
her çeşmenin başında eşkiya gülümsüyor
bir çiçek at kararan duygular mahşerine
bir fidan dik bağrına onurlu bahçivanın
damarlarım çatladı; yandı kanım, bir su ver
dirilmek istiyorum a sultanım, bir su ver
gözleri birer birer kayan hücrelerimde
Genç Werther'i yeniden kurşunlayan bir acı
al hançeri eline, kopar bileklerimi
katranlı bir urganda tükensim yalnızlığım
bir ağacn titreyen yaprağına koy beni
bir kez olsun, yaralı bir İstanbul say beni
zehir akıt içeyim a hanedânım, bir su ver
a cellâdım, a kahrım, a zindânım, bir su ver
bir köprü kur çıldıran nehirlerin kalbine
bir kuşun yuvasına götür gökkuşağını
karıncanın kırılan ayağına sar beni
ben ki, toprak altında bir devim, kurtar beni
okunu çek bağrımdan; yandı cânım, bir su ver
ölü bir tenden bile perişânım, bir su ver
ağlıyor ateşimin gölgesinde, Neruda
Aragon mutlu aşkın yokluğunda çilekeş
her yerde tutuşan su istiyor geceden
her çeşmenin başında eşkiya gülümsüyor
bir çiçek at kararan duygular mahşerine
bir fidan dik bağrına onurlu bahçivanın
damarlarım çatladı; yandı kanım, bir su ver
dirilmek istiyorum a sultanım, bir su ver
gözleri birer birer kayan hücrelerimde
Genç Werther'i yeniden kurşunlayan bir acı
al hançeri eline, kopar bileklerimi
katranlı bir urganda tükensim yalnızlığım
bir ağacn titreyen yaprağına koy beni
bir kez olsun, yaralı bir İstanbul say beni
zehir akıt içeyim a hanedânım, bir su ver
a cellâdım, a kahrım, a zindânım, bir su ver
Dara çekerken hüzün mutluluk hallacını
Tarih kim bilir nerde kaybetmiştir tacını
Şair sessiz ölmeli “âh” kokulu her izde
Akacak yön kalmamış artık; pusula kırık
Koynundan karanfiller derilecek denizde
Haramiler kuşatmış yârini ırakların
Kurtulmayı bekleyen azgın bir devdir hayal
Yalnızlık gözlerine köz koymuş ırmakların
Aslı nedir kimseler bilmiyor; can veremdir
Kelimeler ki, çarpıp duruyor karanlığa
İmge, bir kuraklığın ortasında Kerem’dir
Söz sahilinde umut savruluyor kum gibi
Su susuz bırakmıştır toprağı; kan iremdir
Şiir bin bir yerinden çatlamış, tohum gibi
Hâtıralar tarihin başucunda âvâre
Tarih hâtıraların ardında pâre pâre
Tarih kim bilir nerde kaybetmiştir tacını
Şair sessiz ölmeli “âh” kokulu her izde
Akacak yön kalmamış artık; pusula kırık
Koynundan karanfiller derilecek denizde
Haramiler kuşatmış yârini ırakların
Kurtulmayı bekleyen azgın bir devdir hayal
Yalnızlık gözlerine köz koymuş ırmakların
Aslı nedir kimseler bilmiyor; can veremdir
Kelimeler ki, çarpıp duruyor karanlığa
İmge, bir kuraklığın ortasında Kerem’dir
Söz sahilinde umut savruluyor kum gibi
Su susuz bırakmıştır toprağı; kan iremdir
Şiir bin bir yerinden çatlamış, tohum gibi
Hâtıralar tarihin başucunda âvâre
Tarih hâtıraların ardında pâre pâre
Toprak anladı beni, ölüler ve diriler
Köstebekler hüzünle gülümsüyor derinde
Ruhumu aldatıyor yüzün diye periler
Uzak bir seyyarenin karanlığında kaldın
Yoksa bir Hint fakiri miyim hecelerinde
Sinemde su yangını, saman yolunda adın
İlk harfi yazdığımda yollarındaki izler
Dumanlı bir İstanbul getirdiler öteden
Fotoğraflarında mı gizleniyor denizler
Mor dikenler büyüdü şakaklarımda bile
Hatıralar yurdunun o uzak mabedinden
Bir sen gelmedin; geldi gidenler sevda ile
Ovalardan, dağların arasından bivefa
O pervasız, buyurgan gözlerindir süzülen
Bilemezsin, her sabah umudumla kaç defa
Çiğdem gibi büyüttüm bembeyaz ellerini
Yaralı bir kartalım doruklarda büzülen
Atlılar kuşatıyor kirpiklerinden beni
Ne yana dönsem siyah, sessiz, bitkin ve ırak
Kalbe dokunduğunda her akşamüstü ölüm
Kırıldı hüzne karşı taşıdığım son mızrak
Meçhul bir mimar yıktı içimin sarayını
Gözlerine bakınca geceye küstü ölüm
Göğümden aldı bahar güneşini, ayını
Ey üzgün yalnızlığım, sineme bir baksana
Ne münzevi bir kaygı, ne de mahrem bir resim
Kaç zavallı dilenci elini açmış sana
Omuzlarımda mağrur bir devin ağırlığı
Aynaları arıyor yokluğunda adresim
Kim duyar bir fanusun içindeki çığlığı
Çöl kuşları geliyor, fırtına bedesteni
Hatıranı bir rüya sandığında saklarım
Atlılar kuşatıyor tenhalarında beni
Yüzünden artakalan bir muamma, bir zindan
Kapının eşiğinde kıvranan ayaklarım
Bir işaret bekliyor sisli bakışlarından
Köstebekler hüzünle gülümsüyor derinde
Ruhumu aldatıyor yüzün diye periler
Uzak bir seyyarenin karanlığında kaldın
Yoksa bir Hint fakiri miyim hecelerinde
Sinemde su yangını, saman yolunda adın
İlk harfi yazdığımda yollarındaki izler
Dumanlı bir İstanbul getirdiler öteden
Fotoğraflarında mı gizleniyor denizler
Mor dikenler büyüdü şakaklarımda bile
Hatıralar yurdunun o uzak mabedinden
Bir sen gelmedin; geldi gidenler sevda ile
Ovalardan, dağların arasından bivefa
O pervasız, buyurgan gözlerindir süzülen
Bilemezsin, her sabah umudumla kaç defa
Çiğdem gibi büyüttüm bembeyaz ellerini
Yaralı bir kartalım doruklarda büzülen
Atlılar kuşatıyor kirpiklerinden beni
Ne yana dönsem siyah, sessiz, bitkin ve ırak
Kalbe dokunduğunda her akşamüstü ölüm
Kırıldı hüzne karşı taşıdığım son mızrak
Meçhul bir mimar yıktı içimin sarayını
Gözlerine bakınca geceye küstü ölüm
Göğümden aldı bahar güneşini, ayını
Ey üzgün yalnızlığım, sineme bir baksana
Ne münzevi bir kaygı, ne de mahrem bir resim
Kaç zavallı dilenci elini açmış sana
Omuzlarımda mağrur bir devin ağırlığı
Aynaları arıyor yokluğunda adresim
Kim duyar bir fanusun içindeki çığlığı
Çöl kuşları geliyor, fırtına bedesteni
Hatıranı bir rüya sandığında saklarım
Atlılar kuşatıyor tenhalarında beni
Yüzünden artakalan bir muamma, bir zindan
Kapının eşiğinde kıvranan ayaklarım
Bir işaret bekliyor sisli bakışlarından
Beklemiyorum artık yıldızları ve seni
Avuçlarımda yorgun bir ıstırap, bir kalem
Yollarına bıraktım bozulan mihengimi
Girsem yer kabuğuna, kahrın kuytularına
Bağbozumu gözlerin görsün diye rengimi
Karışsam çöllerinden sızan Nil sularına
Sensiz olduğun günün akşamında, bakarsın
Yanı başında duran bir elçidir varlığım
Nasıl tutuşturursa kum saatini hicran
Ya da son bir serçenin minyatür kanatları
Oynatırsa yerinden dağların yüreğini
Anlarsın ki sinemde gök siyah, toprak sarı
Alevleri ağlayan bir yangındır bu iklim
Anlattım gün ışığı tebessümlerle, mağrur
Bir yangın ki, ışıksız, kıvılcımsız ve derin
Bir deprem, bir kıyamet bu inkisar evinde
Anladı sefil baykuş, âmâ ve dilsiz ölüm
Bu yangın bir kez olsun gülmedi alevinde
Duymuş olmalı ceylan, kaktüs, kervancı başı
Her birinde bu şarkı kırılgan ve kederli
Titreyerek sarsılan bir çölün ortasında
Öyle bir düşürdün ki ardıma gölgeleri
Vaktin ne olduğunu öğrettin de, saatim
Asla yanılmayacak ne ileri, ne geri
Benzemez başkasına bir akrep, bir yelkovan
Hiç kimsenin zamanı aynı renge boyanmaz
Acının paylaşılmaz bir yangına dönüşüp
Taşı da, korkuyu da erittiği bir günde
Yıktın mağaramdaki çocuğun evrenini
Minnettarım sana bu muamma denizinde
Takvimlere bakınca çöküyor can kalesi
Günlerin boynu bükük, ay yaralı içimde
Öyle bir kanattın ki, dakikalar ve hüzün
Ateşten damlalarla yakıyor ellerimi
Öyle bir öğrettin ki, ne olduğunu vaktin
Beklemiyorum artık yıldızları ve seni
Avuçlarımda yorgun bir ıstırap, bir kalem
Yollarına bıraktım bozulan mihengimi
Girsem yer kabuğuna, kahrın kuytularına
Bağbozumu gözlerin görsün diye rengimi
Karışsam çöllerinden sızan Nil sularına
Sensiz olduğun günün akşamında, bakarsın
Yanı başında duran bir elçidir varlığım
Nasıl tutuşturursa kum saatini hicran
Ya da son bir serçenin minyatür kanatları
Oynatırsa yerinden dağların yüreğini
Anlarsın ki sinemde gök siyah, toprak sarı
Alevleri ağlayan bir yangındır bu iklim
Anlattım gün ışığı tebessümlerle, mağrur
Bir yangın ki, ışıksız, kıvılcımsız ve derin
Bir deprem, bir kıyamet bu inkisar evinde
Anladı sefil baykuş, âmâ ve dilsiz ölüm
Bu yangın bir kez olsun gülmedi alevinde
Duymuş olmalı ceylan, kaktüs, kervancı başı
Her birinde bu şarkı kırılgan ve kederli
Titreyerek sarsılan bir çölün ortasında
Öyle bir düşürdün ki ardıma gölgeleri
Vaktin ne olduğunu öğrettin de, saatim
Asla yanılmayacak ne ileri, ne geri
Benzemez başkasına bir akrep, bir yelkovan
Hiç kimsenin zamanı aynı renge boyanmaz
Acının paylaşılmaz bir yangına dönüşüp
Taşı da, korkuyu da erittiği bir günde
Yıktın mağaramdaki çocuğun evrenini
Minnettarım sana bu muamma denizinde
Takvimlere bakınca çöküyor can kalesi
Günlerin boynu bükük, ay yaralı içimde
Öyle bir kanattın ki, dakikalar ve hüzün
Ateşten damlalarla yakıyor ellerimi
Öyle bir öğrettin ki, ne olduğunu vaktin
Beklemiyorum artık yıldızları ve seni
böylemi olacaktı türkülerin son hâli
ezgilerden sorulur küfürlerin vebâli
ayna kırıldı; hisret divanında gül soldu
papatya uçarı bir zakkum oldu
kuğu gölün en susuz noktasında boğuldu
ivedî bir kavgadır tenhâ da ömür
direniyorum
direniyorum ki, aşk yenilmesin
zenginlere, cinayet erbâbına
böyle mi olacaktı mutluluğun son hâli
kahkahadan sorulur hıçkırığın vebâli
bir milat öncesi kalıntı gibi
zulme açılıyor gizli kapılar
sanki bütün yüzler çalıntı gibi
çocuklarda bile kan kokusu var
hayat bir dramdan alıntı gibi
tabut kırılıyor; ağlıyor mezar
aşk elden gidiyor; durmamalıyım
yosunlu hayaller kurmamalıyım
ölümün ardına düşüp gün boyu
kırmızı camlara vurmamalıyım
böyle mi olacaktı değirmenin son hâli
bereketten sorulur kuraklğın vebâli
güya bütün umutlar ülkeme dolacaktı
güya ülkem göklerin yolunu bulacaktı
neden hafif tartıyor yüregimi terâzi
intizarın mavi dengelerini
yıkıyor sonunda leylâ
direnmeliyim
direnmeliyim ki, aşk yenilmesin
yoksullara, kürek mahmumlarına
ezgilerden sorulur küfürlerin vebâli
ayna kırıldı; hisret divanında gül soldu
papatya uçarı bir zakkum oldu
kuğu gölün en susuz noktasında boğuldu
ivedî bir kavgadır tenhâ da ömür
direniyorum
direniyorum ki, aşk yenilmesin
zenginlere, cinayet erbâbına
böyle mi olacaktı mutluluğun son hâli
kahkahadan sorulur hıçkırığın vebâli
bir milat öncesi kalıntı gibi
zulme açılıyor gizli kapılar
sanki bütün yüzler çalıntı gibi
çocuklarda bile kan kokusu var
hayat bir dramdan alıntı gibi
tabut kırılıyor; ağlıyor mezar
aşk elden gidiyor; durmamalıyım
yosunlu hayaller kurmamalıyım
ölümün ardına düşüp gün boyu
kırmızı camlara vurmamalıyım
böyle mi olacaktı değirmenin son hâli
bereketten sorulur kuraklğın vebâli
güya bütün umutlar ülkeme dolacaktı
güya ülkem göklerin yolunu bulacaktı
neden hafif tartıyor yüregimi terâzi
intizarın mavi dengelerini
yıkıyor sonunda leylâ
direnmeliyim
direnmeliyim ki, aşk yenilmesin
yoksullara, kürek mahmumlarına
T
Güzel de çirkin de bu boş dünyada
Doğarmış, büyürmüş, viran olurmuş
Sevda denen yangın meğer sonunda
Gözyaşıyla dolu hicran olurmuş
Dostluklarda biter, düşmanlıklarda
İzleri kalırmış hatıralarda
Ümitler yeşerir her ilk baharda
Sonbahar gelince, duman olurmuş
Güleri açınca gönül bağının
Zehri bal kesilir LEYLA dağının
Mevsimi geçince cilve çağının
Hayaller, yeminler yalan olurmuş
Issız köşelerde yalnız başına
Zavallı girermiş en son yaşına
Konulunca o musalla taşına
Kendi evi bile yaban olurmuş
Bir ömür gariban, mahzun, derbeder
Mezara girince bitermiş keder
İstikbale miras; RAHMETLİ peder
Klanların hepsi talan olurmuş
Doğarmış, büyürmüş, viran olurmuş
Sevda denen yangın meğer sonunda
Gözyaşıyla dolu hicran olurmuş
Dostluklarda biter, düşmanlıklarda
İzleri kalırmış hatıralarda
Ümitler yeşerir her ilk baharda
Sonbahar gelince, duman olurmuş
Güleri açınca gönül bağının
Zehri bal kesilir LEYLA dağının
Mevsimi geçince cilve çağının
Hayaller, yeminler yalan olurmuş
Issız köşelerde yalnız başına
Zavallı girermiş en son yaşına
Konulunca o musalla taşına
Kendi evi bile yaban olurmuş
Bir ömür gariban, mahzun, derbeder
Mezara girince bitermiş keder
İstikbale miras; RAHMETLİ peder
Klanların hepsi talan olurmuş
Bulutları versem, yağmurlar kadar
İçten ve dokunaklı yağarak yollarıma
Uyandırır mısın çığlıklarımı
Ufukları versem, gecenin surlarından
Süzer misin saçlarıma güneşi
Bir kardelen rüzgârıdır gözlerin
Dinlen ve dupduru bir denizle gel
Muhayyel gemilerin açılsın sonsuzluğa
Uyu sessizliğinde firak türkülerinin
Sana Kehkeşanları, yıldızların sesini
Meleklerin gölgelerini versem
Taşır mısın çöllerine sevdanın
Yaprağınsam, çiçeğimsin her bahar
Toprağınsam, suyumsun
Senden uzak kalmanın depremidir karanlık
Bütün tozlu kapılar kapansın düşlerinde
Hüznümün katran sızan perçemidir karanlık
İste, vereyim kudret narını köklerimden
Issızlığa dayamış omzumu, bekliyorum
İste, alayım suskun alevini derinden
İçten ve dokunaklı yağarak yollarıma
Uyandırır mısın çığlıklarımı
Ufukları versem, gecenin surlarından
Süzer misin saçlarıma güneşi
Bir kardelen rüzgârıdır gözlerin
Dinlen ve dupduru bir denizle gel
Muhayyel gemilerin açılsın sonsuzluğa
Uyu sessizliğinde firak türkülerinin
Sana Kehkeşanları, yıldızların sesini
Meleklerin gölgelerini versem
Taşır mısın çöllerine sevdanın
Yaprağınsam, çiçeğimsin her bahar
Toprağınsam, suyumsun
Senden uzak kalmanın depremidir karanlık
Bütün tozlu kapılar kapansın düşlerinde
Hüznümün katran sızan perçemidir karanlık
İste, vereyim kudret narını köklerimden
Issızlığa dayamış omzumu, bekliyorum
İste, alayım suskun alevini derinden
U
ey sineği kanadıyla uçuran
ey kulları Sırat'ından geçiren
sevenlerin zikrindeki görünmez
bilgelerin fikrindeki görünmez
ey gülümü bana özgü yaratan
dallarını baharıyla donatan
ırmağa yaklaştım; akarak gitti
servi gözüyaşlı bakarak gitti
gece, tenha koydu beni dünyaya
kanlı çığlığımı duyurdum aya
acıdı halime gökte her yıldız
sabah, saçlarımı okşadı yalnız
güneş bile derman olmadı bana
son bir ümid ile yöneldim sana
boynumu kırdım da kapına geldim
garipler otağı yapına geldim
nerde gülüm, hayal hücresinde mi
mor salkımlı evin bahçesinde mi
ülkemde en güzel hakandır gülüm
beni bu ateşte yakandır gülüm
kanımın rengini taşır yüzünde
götür beni O'na, koyma güzünde
ey ayrının hasretini bitiren
ey yolcuyu sılasına yetiren
Ulu Tanrı, Ulu Sahip, Ulu Rab
Yardım eyle; ruhum harab; ten harab
ey kulları Sırat'ından geçiren
sevenlerin zikrindeki görünmez
bilgelerin fikrindeki görünmez
ey gülümü bana özgü yaratan
dallarını baharıyla donatan
ırmağa yaklaştım; akarak gitti
servi gözüyaşlı bakarak gitti
gece, tenha koydu beni dünyaya
kanlı çığlığımı duyurdum aya
acıdı halime gökte her yıldız
sabah, saçlarımı okşadı yalnız
güneş bile derman olmadı bana
son bir ümid ile yöneldim sana
boynumu kırdım da kapına geldim
garipler otağı yapına geldim
nerde gülüm, hayal hücresinde mi
mor salkımlı evin bahçesinde mi
ülkemde en güzel hakandır gülüm
beni bu ateşte yakandır gülüm
kanımın rengini taşır yüzünde
götür beni O'na, koyma güzünde
ey ayrının hasretini bitiren
ey yolcuyu sılasına yetiren
Ulu Tanrı, Ulu Sahip, Ulu Rab
Yardım eyle; ruhum harab; ten harab
revamı beni böyle kurşunlamak derinden
ruhum bakamaz oldu güllere kederinden
revamı içimde soluklanan kuşların
kırmak kanatlarını
sonrada bakmaksızın arkaya bir defa
bırakıp adım adım istihza tohumları
bu zamansız şairi incitmek reva mıdır
sevindirmek dururken
öldürmek reva mıdır
ruhum bakamaz oldu güllere kederinden
revamı içimde soluklanan kuşların
kırmak kanatlarını
sonrada bakmaksızın arkaya bir defa
bırakıp adım adım istihza tohumları
bu zamansız şairi incitmek reva mıdır
sevindirmek dururken
öldürmek reva mıdır
“Unutursun! ” deyişine
unutmak, yıldızların ciğerine saplanan
bir lâle yaprağına gömmektir sevgiliyi
unutmak, bir kaktüsün küllerinde ansızın
alevli bir tapınak eylemektir sevgiyi
unutmak, semendere zehir sunmaktır, gülüm
taş dolu yüreklerin lügatinde bulursun
unutmak, sessizliğe yine kanmaktır, gülüm
unutulursa şair, sen de unutulursun
bir dağın bir kuyuya tıhum ektiği yerde
balığın yüzgecinden irin döktüğü yerde
kralın, kölelerin emrinde yürüdüğü
geminin bir köpükte okyanus aradığı
ay’ın arzı terkedip gökte durduğu ândaa
serseri bir kurşunun ay’ı vurduğu ânda
başını ellerinin arasına al ve dur
işte o lahza gülüm, bu can seni unutur
unutmak, bir saatin kırılan camlarında
zamanı çürüterek öldürmektir sevgiyi
unutmak, bayramlığı giydirilen çocuğun
aldatılan göğsünde vurmaktır sevgiliyi
unutmak, bir ülkenin tozlu kaldırımlarında
taşlara boğdurmaktır yağız atlı yiğidi
unutmak, susturmaktır yolların ayrımında
şairlere can veren muhteşem bir ağıdı
unutmak, koparmaktır çiçekleri dalından
sisli bir yalnızlığın ekseninde bulursun
unutmak, ayırmaktır arıları balından
unutulursa şair, sen de unutulursun
unutmak, yıldızların ciğerine saplanan
bir lâle yaprağına gömmektir sevgiliyi
unutmak, bir kaktüsün küllerinde ansızın
alevli bir tapınak eylemektir sevgiyi
unutmak, semendere zehir sunmaktır, gülüm
taş dolu yüreklerin lügatinde bulursun
unutmak, sessizliğe yine kanmaktır, gülüm
unutulursa şair, sen de unutulursun
bir dağın bir kuyuya tıhum ektiği yerde
balığın yüzgecinden irin döktüğü yerde
kralın, kölelerin emrinde yürüdüğü
geminin bir köpükte okyanus aradığı
ay’ın arzı terkedip gökte durduğu ândaa
serseri bir kurşunun ay’ı vurduğu ânda
başını ellerinin arasına al ve dur
işte o lahza gülüm, bu can seni unutur
unutmak, bir saatin kırılan camlarında
zamanı çürüterek öldürmektir sevgiyi
unutmak, bayramlığı giydirilen çocuğun
aldatılan göğsünde vurmaktır sevgiliyi
unutmak, bir ülkenin tozlu kaldırımlarında
taşlara boğdurmaktır yağız atlı yiğidi
unutmak, susturmaktır yolların ayrımında
şairlere can veren muhteşem bir ağıdı
unutmak, koparmaktır çiçekleri dalından
sisli bir yalnızlığın ekseninde bulursun
unutmak, ayırmaktır arıları balından
unutulursa şair, sen de unutulursun
Aşkın ve acının vadilerinden
Geçerek yürümeyi öğrendi kalbim
Gözlerin var mıydı senin
Görebilir miydin duygularımın
Maverada açan çiçeklerini
Ellerin var mıydı senin
Tutabilir miydin uzatsaydım ellerimi
Nefesin zor fırtına dağıttı bedenimi
Parmaklar arasında duman duman her akşam
Ölümle randevumu hatırlayıp yeniden
Mezarıma yürürken
Unutuyorum sensizliğe alıştığımı
İçimin kan rengi okyanusunda
Zıpkın yemiş balık gibi yüreğim.
Geçerek yürümeyi öğrendi kalbim
Gözlerin var mıydı senin
Görebilir miydin duygularımın
Maverada açan çiçeklerini
Ellerin var mıydı senin
Tutabilir miydin uzatsaydım ellerimi
Nefesin zor fırtına dağıttı bedenimi
Parmaklar arasında duman duman her akşam
Ölümle randevumu hatırlayıp yeniden
Mezarıma yürürken
Unutuyorum sensizliğe alıştığımı
İçimin kan rengi okyanusunda
Zıpkın yemiş balık gibi yüreğim.
Istırâbdır yiğidim azığımız, hicrandır
Mirasımız mahkûmdur, mahzundur, perişandır
Gene de ye’se düşme yiğidim; imtihandır
Filizlenen her ölüm, mazlumlara nişandır
Ne gönüllerde sevinç, ruhlarda beyaz kaldı
Ufka bir bak, ilerle; inkılâba az kaldı.
Ülkemden hatırıma hep sefiller geliyor
Bin yüzlü Ebrehe’ler, kara filler geliyor
Şimdi devran değişti; ebâbiller geliyor
İbrahim bahçesinden taze güller geliyor
Âlemde, duyulacak kutlu bir âvaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Çöküyor sırtımızda yükselen vahşi duvar
Heykeller kırılıyor; dökülüyor mumyalar
Toprağın sinesinde umut var, heyecan var
Okşadığın her kökten fışkırıyor bir bahar.
Buzlar çözüldü; kıştan kuru bir ayaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Gözlerin âyet âyet büyüyen bir bebektir
Ellerin sokaklarda uçuşan kelebektir
Sana rehberlik eden ne cindir, ne melektir
O bir İnsan-ı Kâmil, mücella bir dilektir
O’ndan bize ebedi sürecek bir haz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılaba az kaldı.
Bulanık akan sular durulacak yeniden
Gökyüzüne direkler vurulacak yeniden
Saâdet menziline varılacak yeniden
Çağlar üstü bir nizam kurulacak yeniden
Cehaletin elinde lanetli bir saz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir
Bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir
Yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir
Prangalı hükümler, aydınlıklar senindir.
Yıllardır, uygarlıktan sana hep enkaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.
Tasalanma yiğidim; zaman bizden yanadır
Külümüzden yükselen duman bizden yanadır
Son durak, son ilahi ferman bizden yanadır
Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır
Kapıları açacak çoşkun bin niyaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı
Mahzenlerde beklemek ziyan artık, yiğidim
Fecr-i sâdık vaktidir; uyan artık yiğidim
Ateşlere girsen de, dayan artık yiğidim
Hakikate dönüyor rüyan artık, yiğidim
Zalimler için karar verildi; infaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.
Mirasımız mahkûmdur, mahzundur, perişandır
Gene de ye’se düşme yiğidim; imtihandır
Filizlenen her ölüm, mazlumlara nişandır
Ne gönüllerde sevinç, ruhlarda beyaz kaldı
Ufka bir bak, ilerle; inkılâba az kaldı.
Ülkemden hatırıma hep sefiller geliyor
Bin yüzlü Ebrehe’ler, kara filler geliyor
Şimdi devran değişti; ebâbiller geliyor
İbrahim bahçesinden taze güller geliyor
Âlemde, duyulacak kutlu bir âvaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Çöküyor sırtımızda yükselen vahşi duvar
Heykeller kırılıyor; dökülüyor mumyalar
Toprağın sinesinde umut var, heyecan var
Okşadığın her kökten fışkırıyor bir bahar.
Buzlar çözüldü; kıştan kuru bir ayaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Gözlerin âyet âyet büyüyen bir bebektir
Ellerin sokaklarda uçuşan kelebektir
Sana rehberlik eden ne cindir, ne melektir
O bir İnsan-ı Kâmil, mücella bir dilektir
O’ndan bize ebedi sürecek bir haz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılaba az kaldı.
Bulanık akan sular durulacak yeniden
Gökyüzüne direkler vurulacak yeniden
Saâdet menziline varılacak yeniden
Çağlar üstü bir nizam kurulacak yeniden
Cehaletin elinde lanetli bir saz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir
Bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir
Yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir
Prangalı hükümler, aydınlıklar senindir.
Yıllardır, uygarlıktan sana hep enkaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.
Tasalanma yiğidim; zaman bizden yanadır
Külümüzden yükselen duman bizden yanadır
Son durak, son ilahi ferman bizden yanadır
Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır
Kapıları açacak çoşkun bin niyaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı
Mahzenlerde beklemek ziyan artık, yiğidim
Fecr-i sâdık vaktidir; uyan artık yiğidim
Ateşlere girsen de, dayan artık yiğidim
Hakikate dönüyor rüyan artık, yiğidim
Zalimler için karar verildi; infaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.
Sana göre değilim; sırtımda kambur viraneleri ömrün
Ellerimde birikmiş kan damlaları; ayaklarım tutuklu
Yüzüm istediğince taze değil; kirpiklerim yıpranmış
Gözlerim diri, bakışlarım hercai değil meydanlarda
Yürümek istesek deniz kenarında, her şey kararıyor
Bakmak dilesek gönlümüzce ufka, bulutlar yanıyor
Hiçbir şey gereğince olmuyor, ne sessizlik, ne çığlık
Ayağa kalktığım yerde oturuyorsun; göğe dönüyorsun
Gülümsediğin yerde ağlıyorum; yere bakıyorsun
Ne zamana değin ıssız bir sevda, kırık aynalarda
Ne zamana kadar acı bekleyişler uyandıracak volkanları
Seninde özgür bir evrenin olmalıydı yeryüzünde
Seninde uşakların su dökmeli avucuna yorgun bezirganların
Seninle sahilde yürümeliydi rüzgar
Biraz rıhtım koymalıydı, biraz dünya ve şiir
Hain kahkahalar yükselmemeli gölgelerden
Tenhalar size bakmamalı, kırılmamalı pencereler
Mum yakmalısınız romantik olsun diye karanlık
Yokluğumda keşfetmelisin özgürlüğü
Unutmasan da silinmeyen izlerimi bir ömür, her taraf deniz
‘‘ancak ölüm’’ desek de, ayrılık dudaklarında bir ölüm gibi
gelip ayıracak kalplerimizin öpüşen dudaklarını
bir daha görmeyeceğim yüzünü gözlerimde
celladınla uçurumlarda gezdireceksin ayaklarını
sonrası nedir bilir misin, tufan mı, kıyamet mi? ateş niçin?
Ne ben varım senin için dünyada, ne de sen yaşadın benim için
Ellerimde birikmiş kan damlaları; ayaklarım tutuklu
Yüzüm istediğince taze değil; kirpiklerim yıpranmış
Gözlerim diri, bakışlarım hercai değil meydanlarda
Yürümek istesek deniz kenarında, her şey kararıyor
Bakmak dilesek gönlümüzce ufka, bulutlar yanıyor
Hiçbir şey gereğince olmuyor, ne sessizlik, ne çığlık
Ayağa kalktığım yerde oturuyorsun; göğe dönüyorsun
Gülümsediğin yerde ağlıyorum; yere bakıyorsun
Ne zamana değin ıssız bir sevda, kırık aynalarda
Ne zamana kadar acı bekleyişler uyandıracak volkanları
Seninde özgür bir evrenin olmalıydı yeryüzünde
Seninde uşakların su dökmeli avucuna yorgun bezirganların
Seninle sahilde yürümeliydi rüzgar
Biraz rıhtım koymalıydı, biraz dünya ve şiir
Hain kahkahalar yükselmemeli gölgelerden
Tenhalar size bakmamalı, kırılmamalı pencereler
Mum yakmalısınız romantik olsun diye karanlık
Yokluğumda keşfetmelisin özgürlüğü
Unutmasan da silinmeyen izlerimi bir ömür, her taraf deniz
‘‘ancak ölüm’’ desek de, ayrılık dudaklarında bir ölüm gibi
gelip ayıracak kalplerimizin öpüşen dudaklarını
bir daha görmeyeceğim yüzünü gözlerimde
celladınla uçurumlarda gezdireceksin ayaklarını
sonrası nedir bilir misin, tufan mı, kıyamet mi? ateş niçin?
Ne ben varım senin için dünyada, ne de sen yaşadın benim için
Ellerin son gemiden artakalan bir hüzün
Bir vadiyi çoğaltan saf suyu sessizliğin
Erimeyi bir kalbin potasında öğrenmiş
Bir gecenin nabzında damlamıştır yerlere
Belki son meddücezir vaktidir denizlerin
O hangi aynalardan çıkıp gelmiş ansızın
Sen hangi dağ başında bırakmışsın ruhunu
Şimdi yalnızlık için kan döküyor gözlerin
Artık duymuyor seni fırtınalar, bulutlar
Sözlerin bin bir çeşit alevlerle yanıyor
Sen O’nda unutulan resimlerin matemi
O sende her çiçeğin yüzüyle uyanıyor
Uzak beyaz bir hayal tutuyor ellerini
Irmağı yatağından ayırdıysa karanlık
Su şimdi kahra giden yolların ayrımıdır
Bir tohum gülümsüyor; kökleri yüreğinde
Bir tohum ki, bahçenin en nazlı kıvrımıdır
Bir tohum, dallarında asılı kirpiklerin
Bir tohum, gövdesine gözbebeğin gömülü
Bir tohum, kabuğunda gül baharı taşıyor
Bir tohum, ardı sıra sefiller ağlaşıyor
İstenmeyen birisin şimdi doruklar kadar
Oyuncak bekleyip dur yetim çocuklar gibi
Bilmiyor ki, senin de görünmez bir günün var
Uzak beyaz bir hayal tutuyor ellerini
Bir vadiyi çoğaltan saf suyu sessizliğin
Erimeyi bir kalbin potasında öğrenmiş
Bir gecenin nabzında damlamıştır yerlere
Belki son meddücezir vaktidir denizlerin
O hangi aynalardan çıkıp gelmiş ansızın
Sen hangi dağ başında bırakmışsın ruhunu
Şimdi yalnızlık için kan döküyor gözlerin
Artık duymuyor seni fırtınalar, bulutlar
Sözlerin bin bir çeşit alevlerle yanıyor
Sen O’nda unutulan resimlerin matemi
O sende her çiçeğin yüzüyle uyanıyor
Uzak beyaz bir hayal tutuyor ellerini
Irmağı yatağından ayırdıysa karanlık
Su şimdi kahra giden yolların ayrımıdır
Bir tohum gülümsüyor; kökleri yüreğinde
Bir tohum ki, bahçenin en nazlı kıvrımıdır
Bir tohum, dallarında asılı kirpiklerin
Bir tohum, gövdesine gözbebeğin gömülü
Bir tohum, kabuğunda gül baharı taşıyor
Bir tohum, ardı sıra sefiller ağlaşıyor
İstenmeyen birisin şimdi doruklar kadar
Oyuncak bekleyip dur yetim çocuklar gibi
Bilmiyor ki, senin de görünmez bir günün var
Uzak beyaz bir hayal tutuyor ellerini
Uzak dur, uzak duran çiçeğin kokusundan
Uzak dur başka yöne süzülüp giden sudan
Uzak dur; karanlığın başını bekleyen kuş
Uzak dur ki, bakarsın tam göğsünde vurulmuş
Uzak dur; bir bahar ki, yoluna diken döker
Uzak dur; gökkuşağı göğüne perde çeker
Uzak dur rahminde küf taşıyan analardan
Uzak dur gölgesini görmeyen aynalardan
Uzak dur beyazından mahrum bırakan canın
Uzak dur sırlarına gülümseyen fincanın
Uzak dur güle katran damlatan aşk kirinden
Uzak dur ihtirasın kurt kanı şiirinden
Çemenzârı inciten her belâdan uzak dur
İçindeki bin yüzlü Kerbelâ’dan uzak dur
Uzak dur başka yöne süzülüp giden sudan
Uzak dur; karanlığın başını bekleyen kuş
Uzak dur ki, bakarsın tam göğsünde vurulmuş
Uzak dur; bir bahar ki, yoluna diken döker
Uzak dur; gökkuşağı göğüne perde çeker
Uzak dur rahminde küf taşıyan analardan
Uzak dur gölgesini görmeyen aynalardan
Uzak dur beyazından mahrum bırakan canın
Uzak dur sırlarına gülümseyen fincanın
Uzak dur güle katran damlatan aşk kirinden
Uzak dur ihtirasın kurt kanı şiirinden
Çemenzârı inciten her belâdan uzak dur
İçindeki bin yüzlü Kerbelâ’dan uzak dur
Hasbahçesinde ömrün yakın olmaz bana gül
Bîzârım ümidime kurulan her tuzaktan
Tutuştu o lâcivert hayâle düşen kâkûl
Bakanlar baktı sana; ben uzaktan uzaktan
Yandı birden korkuyla gözlerine uçan kuş
Bulutlar aynalara seni sordu ıraktan
Deniz sanki isyankâr bir rüyada boğulmuş
Nehirlar aktı sana; ben uzaktan uzaktan
Peşimde her âşığın gölgesini taşırım
Alırım esrârını her devin bir dudaktan
Dağda haramilerle, kurtlarla ağlaşırım
Gökler sıcaktı sana; ben uzaktan uzaktan
Nerede bu çileyi çekenlerin tarihi
Kalbimin enkazına kan akıyor duvaktan
Çölde kalan ruhların bile döndü talihi
Türküler yaktı sana; ben uzaktan uzaktan
En kâvi diken dahi murâd alır bağında
Bırakıp derde beni, kurtulursun firâktan
Gece- gündüz esridin bir kaktüs yaprağında
Gelmem yasaktı sana; ben uzaktan uzaktan
Simsiyah bir kıyamet tohumu filizlenir
Mezarıma isminle atacağın topraktan
Acılar sanki neden bu sevdada gizlenir
İçim tutsaktı sana; ben uzaktan uzaktan
Bîzârım ümidime kurulan her tuzaktan
Tutuştu o lâcivert hayâle düşen kâkûl
Bakanlar baktı sana; ben uzaktan uzaktan
Yandı birden korkuyla gözlerine uçan kuş
Bulutlar aynalara seni sordu ıraktan
Deniz sanki isyankâr bir rüyada boğulmuş
Nehirlar aktı sana; ben uzaktan uzaktan
Peşimde her âşığın gölgesini taşırım
Alırım esrârını her devin bir dudaktan
Dağda haramilerle, kurtlarla ağlaşırım
Gökler sıcaktı sana; ben uzaktan uzaktan
Nerede bu çileyi çekenlerin tarihi
Kalbimin enkazına kan akıyor duvaktan
Çölde kalan ruhların bile döndü talihi
Türküler yaktı sana; ben uzaktan uzaktan
En kâvi diken dahi murâd alır bağında
Bırakıp derde beni, kurtulursun firâktan
Gece- gündüz esridin bir kaktüs yaprağında
Gelmem yasaktı sana; ben uzaktan uzaktan
Simsiyah bir kıyamet tohumu filizlenir
Mezarıma isminle atacağın topraktan
Acılar sanki neden bu sevdada gizlenir
İçim tutsaktı sana; ben uzaktan uzaktan
V
derya içre deryayı bilmeyenlere
İlkbahar
Resmini yapabilseydi parmaklarım
Karanfillerle buluşup perçemlerinde
Yitik kalbini arardı denizlerin
Yoksa o gözler masmavi çiçeklerin
Bin bir çeşidiyle damıtılmış bir nehrin
Sularını arayan yıldız mıdır göğümde
Yoksa o baygın tebessümüne
Dokundukça alevlenen
Çaresiz bir yaprak mıdır ellerim
Yaz
Bu rıhtım, bu liman, yorgun gemiler
Akkor kirpiklerinden fışkıran dalgaların
Sahillere vuran yalnızlığıdır
Parçalanan adaların uzaktan
Duyulan feryadı, çöl ağıtları
Düşürür pencereme
Ya serin bahçelerin gölgesinde
Bekleyeceğim güvercinlerle gelen
Bir deniz türküsünü
Ya da kavurunca ateş ve rüzgâr
Savuracak ötelere ruhumu
Gel ey sonbahar
Sonbahar
Eylül kıvamındadır deniz fenerleri
Sular sapsarı bulutlardan süzülür
Kâbus ve rüya
Sıradağlar gibi çöker uykuya
Hayal bir kardelen yurduysa, derya
Yıkar beklenmedik fırtınalarla
Kaptanların son duruşlarını
Göğsüme bastırdığım
Bir tayfanın ölüm fotoğrafıdır
Düşer kumsallarına acının
Her sonbaharla
Kış
Gül dondu, gönül dondu
Kıpırdayamıyor bakış ve evren
Meğer engin ufuklardan ansızın
Çıkmaz sokaklarına girmişim buzulların
Dağ yutunca kalbimi, kanımda kuşlar
Kar tufanı altında kırılan kanatların
Çıkardığı son sesi duymuşlar
Meğer köpük gölgesiymiş umutlar
Kaç ömür saklıysa içinde her anın
İnsan kendi karanlığına çekermiş
Yaşanmamış mevsimlerini sevdanın
İlkbahar
Resmini yapabilseydi parmaklarım
Karanfillerle buluşup perçemlerinde
Yitik kalbini arardı denizlerin
Yoksa o gözler masmavi çiçeklerin
Bin bir çeşidiyle damıtılmış bir nehrin
Sularını arayan yıldız mıdır göğümde
Yoksa o baygın tebessümüne
Dokundukça alevlenen
Çaresiz bir yaprak mıdır ellerim
Yaz
Bu rıhtım, bu liman, yorgun gemiler
Akkor kirpiklerinden fışkıran dalgaların
Sahillere vuran yalnızlığıdır
Parçalanan adaların uzaktan
Duyulan feryadı, çöl ağıtları
Düşürür pencereme
Ya serin bahçelerin gölgesinde
Bekleyeceğim güvercinlerle gelen
Bir deniz türküsünü
Ya da kavurunca ateş ve rüzgâr
Savuracak ötelere ruhumu
Gel ey sonbahar
Sonbahar
Eylül kıvamındadır deniz fenerleri
Sular sapsarı bulutlardan süzülür
Kâbus ve rüya
Sıradağlar gibi çöker uykuya
Hayal bir kardelen yurduysa, derya
Yıkar beklenmedik fırtınalarla
Kaptanların son duruşlarını
Göğsüme bastırdığım
Bir tayfanın ölüm fotoğrafıdır
Düşer kumsallarına acının
Her sonbaharla
Kış
Gül dondu, gönül dondu
Kıpırdayamıyor bakış ve evren
Meğer engin ufuklardan ansızın
Çıkmaz sokaklarına girmişim buzulların
Dağ yutunca kalbimi, kanımda kuşlar
Kar tufanı altında kırılan kanatların
Çıkardığı son sesi duymuşlar
Meğer köpük gölgesiymiş umutlar
Kaç ömür saklıysa içinde her anın
İnsan kendi karanlığına çekermiş
Yaşanmamış mevsimlerini sevdanın
Y
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat.
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.
Hasretin alev alev içime bir an düştü,
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.
Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü,
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
Paramparça, ateşler şahının hayalleri.
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
O mücella çehreni izleseydim ebedi,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
On asırlık ocağın savururdum külünü.
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.
Badiye yaylasında koklasaydım izini,
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
Hakların temeline sanki bir volkan düştü.
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.
Madeni arzuların ardında seyre daldım,
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.
Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin.
Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
Nazarın ok misali karanlıkları deler.
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.
Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.
Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
Anneler çocuklara hep seni içirecek,
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat.
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.
Hasretin alev alev içime bir an düştü,
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.
Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü,
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
Paramparça, ateşler şahının hayalleri.
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
O mücella çehreni izleseydim ebedi,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
On asırlık ocağın savururdum külünü.
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.
Badiye yaylasında koklasaydım izini,
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
Hakların temeline sanki bir volkan düştü.
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.
Madeni arzuların ardında seyre daldım,
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.
Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin.
Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
Nazarın ok misali karanlıkları deler.
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.
Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.
Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
Anneler çocuklara hep seni içirecek,
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...
Yaklaş; orda bir tohum çatlatıyor gölgeni
Yaklaş ki, pervaneler görmüş rüyada seni
Yaklaş; yasak meyvenin çürüdüğü daldayım
Yaklaş; denize kırgın deli bir kumsaldayım
Yaklaş; mağrur savaşçı sadağında ölmeden
Yaklaş; nûn ülkesini kaf ikiye bölmeden
Yaklaş ki; nağmeleri kan tutuyor şarkının
Yaklaş; viran olmasın minnet burcu korkunun
Yaklaş; siyah köprüye ağıt yakan kediler
Yaklaş ki, göğe giden yolları görmediler
Yaklaş ıssız köşenin en vefalı yerine
Yaklaş henüz gelmeyen bir günün mahşerine
Kararmayan gündüzün kalbinde sûra yaklaş
Kır bütün zincirleri ey hayal, nûra yaklaş
Yaklaş ki, pervaneler görmüş rüyada seni
Yaklaş; yasak meyvenin çürüdüğü daldayım
Yaklaş; denize kırgın deli bir kumsaldayım
Yaklaş; mağrur savaşçı sadağında ölmeden
Yaklaş; nûn ülkesini kaf ikiye bölmeden
Yaklaş ki; nağmeleri kan tutuyor şarkının
Yaklaş; viran olmasın minnet burcu korkunun
Yaklaş; siyah köprüye ağıt yakan kediler
Yaklaş ki, göğe giden yolları görmediler
Yaklaş ıssız köşenin en vefalı yerine
Yaklaş henüz gelmeyen bir günün mahşerine
Kararmayan gündüzün kalbinde sûra yaklaş
Kır bütün zincirleri ey hayal, nûra yaklaş
Bir akşam ışıkların daglara güldüğünü
Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü
Görürsün, hasretiyle sabah ezgilerinin
Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin
Kuşlar öter, uçuşur, yeşil dallara konar
Umutlar yaprak yaprak alevlenirde yanar
Son mutluluk sesleri dökülür dudaklardan
İnsanlar gölge gibi çekilir sokaklardan
Rüzgar okşamaktayken annen gibi tenini
Gecenin kolları sessizce yakalar seni
Anlarsın gözlerinin dolup boşaldığını
Anlarsın yanlızlıgını ve yanlız kaldıgını
Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü
Görürsün, hasretiyle sabah ezgilerinin
Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin
Kuşlar öter, uçuşur, yeşil dallara konar
Umutlar yaprak yaprak alevlenirde yanar
Son mutluluk sesleri dökülür dudaklardan
İnsanlar gölge gibi çekilir sokaklardan
Rüzgar okşamaktayken annen gibi tenini
Gecenin kolları sessizce yakalar seni
Anlarsın gözlerinin dolup boşaldığını
Anlarsın yanlızlıgını ve yanlız kaldıgını
sen dorukta vurulan kartalların şahısın
sen henüz yaşanmamış dramların ahısın
yangınları sırtıda taşıdın ömür boyu
bir mezarlık evine kilitledin korkuyu
yollarına dikilen ısırganlar kinlidir
yuvanda bıraktığın padişah temkinlidir
parçalanan bir dünya ortasında kalmışsın
şimşeklerin ardında düşlerini bulmuşsun
mühürlü gölgeleri çekiyorsun derine
çâresiz bir can gibi yanmışsın kaderine
oysa titrameliydi uçuşunla mavi gök
yeter, yüreğindeki alevleri yere dök
sen, dağlara uçmayı öğreten bir kartalsın
bırak da bu güneş avuçlarında kalsın
yeni bir vuslat için kırıldıysa saatin
Haccâc-ı Zâlim'ine bitmeli itaatin
bir de bu şâir için kendini at yabana
adını söyleyeyim, gülümü getir bana
çözülsün düşlerimde paslanan kanlı zincir
dökülsün penceremde biriken katranlı kir
ben gülüme kavuşup murâdıma ereyim
sen çık kerevetine, güzel beyim, can beyim
sen henüz yaşanmamış dramların ahısın
yangınları sırtıda taşıdın ömür boyu
bir mezarlık evine kilitledin korkuyu
yollarına dikilen ısırganlar kinlidir
yuvanda bıraktığın padişah temkinlidir
parçalanan bir dünya ortasında kalmışsın
şimşeklerin ardında düşlerini bulmuşsun
mühürlü gölgeleri çekiyorsun derine
çâresiz bir can gibi yanmışsın kaderine
oysa titrameliydi uçuşunla mavi gök
yeter, yüreğindeki alevleri yere dök
sen, dağlara uçmayı öğreten bir kartalsın
bırak da bu güneş avuçlarında kalsın
yeni bir vuslat için kırıldıysa saatin
Haccâc-ı Zâlim'ine bitmeli itaatin
bir de bu şâir için kendini at yabana
adını söyleyeyim, gülümü getir bana
çözülsün düşlerimde paslanan kanlı zincir
dökülsün penceremde biriken katranlı kir
ben gülüme kavuşup murâdıma ereyim
sen çık kerevetine, güzel beyim, can beyim
bir dürgünde saklıdır dünyaya düşen izler
bu ebedî sevdayı kalem taşır, kan gizler
sînemdeki şîrpençe filizlenir de birgün
o granit kalbinde kanatlanır denizler
can güneşim batıyor vefâsız güllerinde
al götür umudumu nazlı kâküllerinde
seni de feryâdını işitirler, şâirin
yediveren ezgiler ağlayan küllerinde
bu ebedî sevdayı kalem taşır, kan gizler
sînemdeki şîrpençe filizlenir de birgün
o granit kalbinde kanatlanır denizler
can güneşim batıyor vefâsız güllerinde
al götür umudumu nazlı kâküllerinde
seni de feryâdını işitirler, şâirin
yediveren ezgiler ağlayan küllerinde
Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim kıpkırmızı olurdu
İstanbul hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
ve hala bir tomucuk tadında
yürüyelim seninle İstanbul'da
korkusuz bir rüyadır
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar bulusmayan ellerimizi
deli rüzgar yine sarhoş, hovarda
tam orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül
yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle İstanbul'da
boğaziçi magrur türkülerini
gözlerine baka baka söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi
anlayabilir misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyürde kelebek olur bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir
İstanbul'da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular kırmızı
İstanbul bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir
bir elimizde umut
bir elimizde sevda
yürüyelim seninle İstanbul'da
musiki kesilsin, tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı
Anadolukavağı'nda her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın her sabah iner toprağa
hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan
nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan
İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına
dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur
tarih heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi'nden
yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice
anlayabilir misin
beyoğlu'nda gezinen
hayal kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi
sana giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için
siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce kaybolan günlerini
Gülhane'de simit satan çocuklar
nasıl anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki yabancı
biz gitsek de, İstanbul'da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
benden bir yaralı şiir kalmalı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı
hayallerim kıpkırmızı olurdu
İstanbul hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
ve hala bir tomucuk tadında
yürüyelim seninle İstanbul'da
korkusuz bir rüyadır
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar bulusmayan ellerimizi
deli rüzgar yine sarhoş, hovarda
tam orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül
yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle İstanbul'da
boğaziçi magrur türkülerini
gözlerine baka baka söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi
anlayabilir misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyürde kelebek olur bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir
İstanbul'da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular kırmızı
İstanbul bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir
bir elimizde umut
bir elimizde sevda
yürüyelim seninle İstanbul'da
musiki kesilsin, tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı
Anadolukavağı'nda her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın her sabah iner toprağa
hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan
nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan
İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına
dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur
tarih heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi'nden
yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice
anlayabilir misin
beyoğlu'nda gezinen
hayal kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi
sana giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için
siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce kaybolan günlerini
Gülhane'de simit satan çocuklar
nasıl anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki yabancı
biz gitsek de, İstanbul'da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
benden bir yaralı şiir kalmalı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı
Ç
Gönlümün maviliği gitmesin gökyüzünden
Kuşların gülücüğü eksilmesin yüzünden
Kar yağsada bu sessiz vadiye, gün bitmesin
Yapraklar üşüse de, çiçekler üşümesin
Kuşların gülücüğü eksilmesin yüzünden
Kar yağsada bu sessiz vadiye, gün bitmesin
Yapraklar üşüse de, çiçekler üşümesin
Yanılgıya çeker dağları bile
bu yol acıları, kul acıları
mehtabın kahrıyla çürür bedenim
damıtır içimi çöl acıları
keskin bir muamma şarabıdır bu
yinede, günahkar karanlığımda
cennet kokan bir mehtabı özlerim
oysa umutların serabıdır bu
minyatür bir kalbe sığar mı benim
denizleri tutuşturan gözlerim
bu yol acıları, kul acıları
mehtabın kahrıyla çürür bedenim
damıtır içimi çöl acıları
keskin bir muamma şarabıdır bu
yinede, günahkar karanlığımda
cennet kokan bir mehtabı özlerim
oysa umutların serabıdır bu
minyatür bir kalbe sığar mı benim
denizleri tutuşturan gözlerim
Ö
seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm
yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm
çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde
ellerine dokundun; sana inandı ölüm
o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden
uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm
akkor dudaklarından ağı düştü içime
yollarında yürürken sanki insandı ölüm
viran eylediğin gün yorgun hayallerini
ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm
bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük
bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm
süründü yıllar yılı karanlık köşelerde
benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm
her akşam tufanında harap oldu güneşim
gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm
sensizliğin en ağır fermanıydı içimde
dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm
ölüm seni sevmektir bir celladın elinde
bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm
yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm
çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde
ellerine dokundun; sana inandı ölüm
o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden
uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm
akkor dudaklarından ağı düştü içime
yollarında yürürken sanki insandı ölüm
viran eylediğin gün yorgun hayallerini
ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm
bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük
bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm
süründü yıllar yılı karanlık köşelerde
benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm
her akşam tufanında harap oldu güneşim
gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm
sensizliğin en ağır fermanıydı içimde
dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm
ölüm seni sevmektir bir celladın elinde
bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm
Yıllardır göğümüzden aldı güneşi, ayı
İnsanlığın kralı İsrailli amcayı
Bilemedik; kanımız doyururmuş bu yerde
Doğmuşuz; ölüyoruz kapkaranlık evlerde
Şu küçücük kalbimiz ona düşmanmış meğer
Ey zalimler zalimi Hitler, görseydin eğer
Vahşice parçalayıp gülkurusu tenleri
Efsanevi şanına gölge düşürenleri
Merhameti hatırlar, gözüyaşlı bakardın
Kahrından bir mum gibi eriyip de akardın
Rengârenk kurşunlarla sırılsıklam olmuşuz
Ateşten bahçemizde gonca gonca solmuşuz
Aldatıp yeryüzünün bütün sakinlerini
Vahşetin zirvesine koyarak dinlerini
Saklanarak geceye, bulutlara, denize
İsrailli amcalar misket atıyor bize
Yağmur dedikleri şey meğer böyle yağarmış
Evrenin katilleri canı kanda boğarmış
Ey kuşlar nerdesiniz, nerdesiniz ey filler
Bizi yalnız bıraktı insan adlı sefiller
Tahtında hainleri oturtan bir milletin
Zincirini kırması mümkün müdür zilletin
Yiğitler nerdesiniz, ey Peygamber düşleri
Kalbimizi emiyor bir yılanın dişleri
Ey arslanlar, kartallar, ceylanlar nerdesiniz
Kesildi mi sonunda bu dünyada sesiniz
Tarzanın ihaneti ağlatıyorsa sizi
Ağlamayın; o zaten asla sevmezdi bizi
Ne masal kaldı artık ufkumuzda, ne destan
Uyanmanın vaktidir bu zavallı kâbustan
Ey hümanist muamma, ey dünya bekçileri
Konuşmasınlar diye kopardınız dilleri
Gün gelir de, aşikâr olursa tende sırlar
Bu amcalar size de kan mezarı hazırlar
Vurdular; toprak için açmışız bağrımızı
Aç ve susuz değiliz; unuttuk ağrımızı
Yüzümüz kan içinde, göğsümüz, ellerimiz
Kuş olup uçtu göğe masum hayallerimiz
Biz alevler şehrinin ağlaşan çocukları
Filistin’in ölümü paylaşan çocukları
İnsanlığın kralı İsrailli amcayı
Bilemedik; kanımız doyururmuş bu yerde
Doğmuşuz; ölüyoruz kapkaranlık evlerde
Şu küçücük kalbimiz ona düşmanmış meğer
Ey zalimler zalimi Hitler, görseydin eğer
Vahşice parçalayıp gülkurusu tenleri
Efsanevi şanına gölge düşürenleri
Merhameti hatırlar, gözüyaşlı bakardın
Kahrından bir mum gibi eriyip de akardın
Rengârenk kurşunlarla sırılsıklam olmuşuz
Ateşten bahçemizde gonca gonca solmuşuz
Aldatıp yeryüzünün bütün sakinlerini
Vahşetin zirvesine koyarak dinlerini
Saklanarak geceye, bulutlara, denize
İsrailli amcalar misket atıyor bize
Yağmur dedikleri şey meğer böyle yağarmış
Evrenin katilleri canı kanda boğarmış
Ey kuşlar nerdesiniz, nerdesiniz ey filler
Bizi yalnız bıraktı insan adlı sefiller
Tahtında hainleri oturtan bir milletin
Zincirini kırması mümkün müdür zilletin
Yiğitler nerdesiniz, ey Peygamber düşleri
Kalbimizi emiyor bir yılanın dişleri
Ey arslanlar, kartallar, ceylanlar nerdesiniz
Kesildi mi sonunda bu dünyada sesiniz
Tarzanın ihaneti ağlatıyorsa sizi
Ağlamayın; o zaten asla sevmezdi bizi
Ne masal kaldı artık ufkumuzda, ne destan
Uyanmanın vaktidir bu zavallı kâbustan
Ey hümanist muamma, ey dünya bekçileri
Konuşmasınlar diye kopardınız dilleri
Gün gelir de, aşikâr olursa tende sırlar
Bu amcalar size de kan mezarı hazırlar
Vurdular; toprak için açmışız bağrımızı
Aç ve susuz değiliz; unuttuk ağrımızı
Yüzümüz kan içinde, göğsümüz, ellerimiz
Kuş olup uçtu göğe masum hayallerimiz
Biz alevler şehrinin ağlaşan çocukları
Filistin’in ölümü paylaşan çocukları
Korkmazdık geceden, silah sesinden,
Sular kirlenmezdi avucumuzda
Uçardık göklerin penceresinden
Yıldız ülkesine, mavi sonsuzda
Gönlümüze henüz gelmemişti güz,
Sevgi sürülürdü ekmeğimize,
Neşeyle evcilik oynardık gündüz
Bereket dolardı evlerimize
Ölümü bilmezdik öldürmeyi de
Yaprak dökmemişti umutlarımız
Gözünü kırpardı gece, aydede
Mehtabı süslerdi bulutlarımız
Toprağın gözleri millenmemişti
Babamız oyuncak derdi mermiler...
Denizler tutuşup küllenmemişti
Balıklara arkadaştı gemiler...
Kurşunlanmaz öpülürdü alnımız
Çiçekler sevginin işaretiydi,
Geçip gitti o mutluluk çağımız,
Ruhumuz kederden elbise giydi...
Sular kirlenmezdi avucumuzda
Uçardık göklerin penceresinden
Yıldız ülkesine, mavi sonsuzda
Gönlümüze henüz gelmemişti güz,
Sevgi sürülürdü ekmeğimize,
Neşeyle evcilik oynardık gündüz
Bereket dolardı evlerimize
Ölümü bilmezdik öldürmeyi de
Yaprak dökmemişti umutlarımız
Gözünü kırpardı gece, aydede
Mehtabı süslerdi bulutlarımız
Toprağın gözleri millenmemişti
Babamız oyuncak derdi mermiler...
Denizler tutuşup küllenmemişti
Balıklara arkadaştı gemiler...
Kurşunlanmaz öpülürdü alnımız
Çiçekler sevginin işaretiydi,
Geçip gitti o mutluluk çağımız,
Ruhumuz kederden elbise giydi...
o aşk, kalbime çöken ağır bir yüktü Rabbim
o aşk, ruhumun bile belini büktü Rabbim
kristalin içinde incimi parçaladı
çakallarla sevişen hımcımı parçaladı
yalnızlığım karanlık dökünce yollarıma
siyah lekeler düştü kırılan kollarıma
esrarlı bir köpüğün infilekıydı hayat
tutunduğum her dalın ucunda koptu feryat
O bir masal kızıydı, anlamadı dilimden
kelebekler misali uçup gitti elimden
bulduğum âna değin riyâsız bir kefeni
benimdir bildiklerim çâresiz koydu beni
yarattığın kıvılcım her şeyi yaktı Rabbim
kaderim bana yalnız seni bıraktı Rabbim
ağlamaklı bir yıldız bakıyor taşlarıma
dokunuyor toprakta uçan gözyaşlarıma
görmüyor saatlerin sararıp solduğunu
bilmiyor mezarımın kendisi olduğunu
bozkırımda yeşeren gül sızımdır O benim
göklerime koyduğum yıldızımdır O benim
gölgesini gölgemden esirgeyene inat
'Şâirindir bu çiçek! ' diye duyun kâinat
hayrandım, kapısından kovduğu ânda bile
hangi bülbül beddua eder dünyada güle
göğsünü ışığınla doldur, bırakma Sen'siz
ömrü saâdet bildi gülüm dünt, yada bensiz
orda nefesim soğuk, sesim boğuktu Rabbim
O'na baktığım ânda bile O yoktu Rabbim
ırmak denize aktı; ruhum şimdi Sen'dedir
hayatta bütün mâna bir parça kefendedir
âh benim yeryüzünde oyalanan kaderim
sonsuzluk tezgahında mayalanan kaderim
buldun kayıp ülkeyi bir volkanın içinde
cennetine kavuştun çıkan canın iinde
şimdi yoksun, çünkü yok varlığında yokluğun
sarmaşıklar çölünde tükendi çocukluğun
tanyerinde ânsızın geceyi yaktı Rabbim
senden bana akşamsız seni bıraktı Rabbim
o aşk, ruhumun bile belini büktü Rabbim
kristalin içinde incimi parçaladı
çakallarla sevişen hımcımı parçaladı
yalnızlığım karanlık dökünce yollarıma
siyah lekeler düştü kırılan kollarıma
esrarlı bir köpüğün infilekıydı hayat
tutunduğum her dalın ucunda koptu feryat
O bir masal kızıydı, anlamadı dilimden
kelebekler misali uçup gitti elimden
bulduğum âna değin riyâsız bir kefeni
benimdir bildiklerim çâresiz koydu beni
yarattığın kıvılcım her şeyi yaktı Rabbim
kaderim bana yalnız seni bıraktı Rabbim
ağlamaklı bir yıldız bakıyor taşlarıma
dokunuyor toprakta uçan gözyaşlarıma
görmüyor saatlerin sararıp solduğunu
bilmiyor mezarımın kendisi olduğunu
bozkırımda yeşeren gül sızımdır O benim
göklerime koyduğum yıldızımdır O benim
gölgesini gölgemden esirgeyene inat
'Şâirindir bu çiçek! ' diye duyun kâinat
hayrandım, kapısından kovduğu ânda bile
hangi bülbül beddua eder dünyada güle
göğsünü ışığınla doldur, bırakma Sen'siz
ömrü saâdet bildi gülüm dünt, yada bensiz
orda nefesim soğuk, sesim boğuktu Rabbim
O'na baktığım ânda bile O yoktu Rabbim
ırmak denize aktı; ruhum şimdi Sen'dedir
hayatta bütün mâna bir parça kefendedir
âh benim yeryüzünde oyalanan kaderim
sonsuzluk tezgahında mayalanan kaderim
buldun kayıp ülkeyi bir volkanın içinde
cennetine kavuştun çıkan canın iinde
şimdi yoksun, çünkü yok varlığında yokluğun
sarmaşıklar çölünde tükendi çocukluğun
tanyerinde ânsızın geceyi yaktı Rabbim
senden bana akşamsız seni bıraktı Rabbim
Mevsimlere dokunan tebessümün sıcağı
Sana doğru akmayan ırmağın sığılığıdır
Gariplerin hüzünle alevlenen ocağı
Sana doğru süzülen damlanın çığlığıdır
Maskesi çocukları aldatıyor ömrümün
Uyku, çıkmaz sokağın beynine vuran ağrı
Uğursuz ellerimde sararıp solmuştu dün
Bugün bütün çiçekler açıyor sana doğru
Yine geçtim o kanlı badireler şehrinden
Salyangoz işgaline direnen kalmamıştı
Çeşmeler simsiyahtı günahların kirinden
Senden kopan hiç kimse bahtiyar olmamıştı
Aşkını büyüsüne kapılan kertenkele
Kabuğunu sıyırmak için yollara düştü
Çevresinde acılar biriken bir heykele
Beddua göklerinden bulutlar kara düştü
Ölülerin sessizce uyandığı o yerde
İhtiyar olmamıştı sana varan bedenler
Ayrılık yine me'yus, kıvranıyor kabirde
Bakmamışlar yüzüne yalnız sana gidenler
Sana doğru akmayan ırmağın sığılığıdır
Gariplerin hüzünle alevlenen ocağı
Sana doğru süzülen damlanın çığlığıdır
Maskesi çocukları aldatıyor ömrümün
Uyku, çıkmaz sokağın beynine vuran ağrı
Uğursuz ellerimde sararıp solmuştu dün
Bugün bütün çiçekler açıyor sana doğru
Yine geçtim o kanlı badireler şehrinden
Salyangoz işgaline direnen kalmamıştı
Çeşmeler simsiyahtı günahların kirinden
Senden kopan hiç kimse bahtiyar olmamıştı
Aşkını büyüsüne kapılan kertenkele
Kabuğunu sıyırmak için yollara düştü
Çevresinde acılar biriken bir heykele
Beddua göklerinden bulutlar kara düştü
Ölülerin sessizce uyandığı o yerde
İhtiyar olmamıştı sana varan bedenler
Ayrılık yine me'yus, kıvranıyor kabirde
Bakmamışlar yüzüne yalnız sana gidenler
İ
İÇİM İÇİME SIĞMIYOR
Havanın dumanlı
Vaktin dar olduğu bir zamanda
Bu sözü bir gül gibi bıraktın yüreğime:
“İçim içime sığmıyor! .”
Şimdi sana dairim
Ölesiye tutkulu
Ölesiye şairim
Tarihe gömüyorum acıyı ve ölümü
Yenilgiyi zafer şarkılarına
Çünkü sen geldin; kumrular geldi
İçim içime sığmıyor
Umurumda mı sanki ayrılık trenleri
Ay tutulması, rasathaneler
Aşkın değerini düşüren darphaneler
Başbakanın Amerika evleri
Umurumda mı sanki
Sen geldin; çöllere yağmurlar geldi
Bana göre değil Küba’nın çiçekleri
Yeni bir skandal senaryosunda
Şaşkın bir İngiliz prensesinin
Yıkılan hayalleri
Bana göre değil kavga
Uygarlığın kriz noktalarında
Gurbet kokan bir hayatım var benim
93 harbinden kalma sokaklarında
İkindi sonrası sirenler çalar
Eritir dağların kirli karını
Susuz bir denizde hırçın dalgalar
Deler karanlığın kulak zarını
Sen geldin; vefakâr duygular geldi
Yakamozlar oynaşıyor sularda
Benim de sırlara ermek çağımdır
Buzlar vadisinde bir gelin, sevda
Sevda benim özgül ağırlığımdır
Sen geldin; güvertelere
Umut yükleyip boşaltan gemilerin
Hindistan cevizi kırdığı kırdığı limanlarda
Ermiş kaptanlara muhabbet duyan
Meczup tayfalar geldi
İçim içime sığmıyor
Çünkü hem sen geldin; hem bahar geldi
NURULLAH GENÇ/ Rüveyda’dan
Havanın dumanlı
Vaktin dar olduğu bir zamanda
Bu sözü bir gül gibi bıraktın yüreğime:
“İçim içime sığmıyor! .”
Şimdi sana dairim
Ölesiye tutkulu
Ölesiye şairim
Tarihe gömüyorum acıyı ve ölümü
Yenilgiyi zafer şarkılarına
Çünkü sen geldin; kumrular geldi
İçim içime sığmıyor
Umurumda mı sanki ayrılık trenleri
Ay tutulması, rasathaneler
Aşkın değerini düşüren darphaneler
Başbakanın Amerika evleri
Umurumda mı sanki
Sen geldin; çöllere yağmurlar geldi
Bana göre değil Küba’nın çiçekleri
Yeni bir skandal senaryosunda
Şaşkın bir İngiliz prensesinin
Yıkılan hayalleri
Bana göre değil kavga
Uygarlığın kriz noktalarında
Gurbet kokan bir hayatım var benim
93 harbinden kalma sokaklarında
İkindi sonrası sirenler çalar
Eritir dağların kirli karını
Susuz bir denizde hırçın dalgalar
Deler karanlığın kulak zarını
Sen geldin; vefakâr duygular geldi
Yakamozlar oynaşıyor sularda
Benim de sırlara ermek çağımdır
Buzlar vadisinde bir gelin, sevda
Sevda benim özgül ağırlığımdır
Sen geldin; güvertelere
Umut yükleyip boşaltan gemilerin
Hindistan cevizi kırdığı kırdığı limanlarda
Ermiş kaptanlara muhabbet duyan
Meczup tayfalar geldi
İçim içime sığmıyor
Çünkü hem sen geldin; hem bahar geldi
NURULLAH GENÇ/ Rüveyda’dan
sen gideli ardında sadece hüzün
bir de rıhtımların şarkısı kaldı
senin senden öte bir şeyler olduğunu
biliyorum, ama akşam oluyor
ruhumu çöllere bırakıyorum
iki gözüm iki çeşme
bir sarhoş kurşunla kanatları kırılan
garip bir serçedir alınganlığım
biraz kum ve kelebek
bir de senin için geçtiğin yerlerde damla damla
yüreğime bulaşan
toprağın ah ü zar kalıntıları
hala anlayamadım
bizi bizden ayıran ısırgan otlarını
sen orda, bulutların arasında sessizce
ya da bilmem hangi şehrinde arzın
garip bir türkünün ardında yürüyorsun
benimse avuçlarında
gözlerinden artakalan
bir kaç yeşil renkli hayal denizi
iki gözüm iki çeşme
neye yanıyorum, biliyor musun
birleştiremedik kalplerimizi
bir de rıhtımların şarkısı kaldı
senin senden öte bir şeyler olduğunu
biliyorum, ama akşam oluyor
ruhumu çöllere bırakıyorum
iki gözüm iki çeşme
bir sarhoş kurşunla kanatları kırılan
garip bir serçedir alınganlığım
biraz kum ve kelebek
bir de senin için geçtiğin yerlerde damla damla
yüreğime bulaşan
toprağın ah ü zar kalıntıları
hala anlayamadım
bizi bizden ayıran ısırgan otlarını
sen orda, bulutların arasında sessizce
ya da bilmem hangi şehrinde arzın
garip bir türkünün ardında yürüyorsun
benimse avuçlarında
gözlerinden artakalan
bir kaç yeşil renkli hayal denizi
iki gözüm iki çeşme
neye yanıyorum, biliyor musun
birleştiremedik kalplerimizi
bir akşam sensizliğim eriyip aktı bende
gözlerinin cemresi karanfildir bedende
kirpiklerin kuşattı bütün mevsimlerimi
şimdi varsın; sızın var duranda, yürüyende
kollarım gül kokulu bir baharı sarıyor
acılar ki, önümde diz çöküp yalvarıyor
ayrılık yapayalnız bir ülkedir evrende
hüzün, terk edilmişlik duygusuyla çaresiz
şimdi varsın; hayatım sende, ölümüm sende
şimdi varsın; sokaklar daha bir sıcak bana
nereye git gidersen; orası ocak bana
bazen bir papatyanın beyaz yapraklarından
bazen bir dolunayın çehresinden bak bana
şimdi varsın; ruhumu okşuyor soframda su
ardımda ne yalnızlık, ne de ölüm korkusu
hayatın hiç sönmeyen kandilini yak bana
o eski fırtınalar şimdi sabâ rüzgarı
hüzün benden habersiz, kuşkular ırak bana
ey benim aynalarda gülümseyen çokluğum
nar tadında umutlar taşıyan çocukluğum
gözlerinin ışığı yayıldı mahzenime
ey benim can sarayım, ey benim eşsiz kuğum
asil tebessümünü düşürdün izlerime
müpteladır gemiler benim denizlerime
gülümsedin; kalmadı kederim, burukluğum
çehresinde hâtıran büyüyor bebeklerin
gizemine âşina varlığım ve yokluğum
lügatini yeniden yazıyorum sevdanın
binlerce çiçek açtı kollarımda yorgunluk
gündönümü ruhuma ayarlandı yeniden
bir çerağdır, yanıyor gittiğin her bahçede
şimdi parmaklarının ucundadır baharım
kutlu bir ülke verdin hayatıma özünden
denizlerde sen varsın; ırmaklarda ben varım
yaprak yine hüzünle düştü ayaklarıma
ağaçlardan boşandı hayatımın acısı
gözlerinin cemresi karanfildir bedende
kirpiklerin kuşattı bütün mevsimlerimi
şimdi varsın; sızın var duranda, yürüyende
kollarım gül kokulu bir baharı sarıyor
acılar ki, önümde diz çöküp yalvarıyor
ayrılık yapayalnız bir ülkedir evrende
hüzün, terk edilmişlik duygusuyla çaresiz
şimdi varsın; hayatım sende, ölümüm sende
şimdi varsın; sokaklar daha bir sıcak bana
nereye git gidersen; orası ocak bana
bazen bir papatyanın beyaz yapraklarından
bazen bir dolunayın çehresinden bak bana
şimdi varsın; ruhumu okşuyor soframda su
ardımda ne yalnızlık, ne de ölüm korkusu
hayatın hiç sönmeyen kandilini yak bana
o eski fırtınalar şimdi sabâ rüzgarı
hüzün benden habersiz, kuşkular ırak bana
ey benim aynalarda gülümseyen çokluğum
nar tadında umutlar taşıyan çocukluğum
gözlerinin ışığı yayıldı mahzenime
ey benim can sarayım, ey benim eşsiz kuğum
asil tebessümünü düşürdün izlerime
müpteladır gemiler benim denizlerime
gülümsedin; kalmadı kederim, burukluğum
çehresinde hâtıran büyüyor bebeklerin
gizemine âşina varlığım ve yokluğum
lügatini yeniden yazıyorum sevdanın
binlerce çiçek açtı kollarımda yorgunluk
gündönümü ruhuma ayarlandı yeniden
bir çerağdır, yanıyor gittiğin her bahçede
şimdi parmaklarının ucundadır baharım
kutlu bir ülke verdin hayatıma özünden
denizlerde sen varsın; ırmaklarda ben varım
yaprak yine hüzünle düştü ayaklarıma
ağaçlardan boşandı hayatımın acısı
Gözlerin gökyüzüne ihanet ediyorsa
Hâlâ nazlı kuğular kuşatmışsa aklını
Belli ki bir kelebek bekliyor avuçların
Bırak bir bedestene gizlini ve saklını
Bir kelebek bekliyor parmak uçlarında aşk
Bahar şimdi şahmeran tozudur; savrulacak
Su yüzünü sonsuz bir hicrana çevirince
Umutların yeniden ve sessiz kırılacak
İnce cam kırıkları üzerindedir kalbin
Kan sızıyor ruhundan ömrünün taşlarına
Gül kurusu ân bile kalmasın sadağından
Atlasını kirleten melâl ayyaşlarına
Neden kaçıyor artık bilmiyorsun ülkenden
Kanatları yalnızlık burcuna yükselecek
Vuslat ah ü zârını bir gün duyunca senden
Belki konar göğsüne bu muazzam kelebek
Hâlâ nazlı kuğular kuşatmışsa aklını
Belli ki bir kelebek bekliyor avuçların
Bırak bir bedestene gizlini ve saklını
Bir kelebek bekliyor parmak uçlarında aşk
Bahar şimdi şahmeran tozudur; savrulacak
Su yüzünü sonsuz bir hicrana çevirince
Umutların yeniden ve sessiz kırılacak
İnce cam kırıkları üzerindedir kalbin
Kan sızıyor ruhundan ömrünün taşlarına
Gül kurusu ân bile kalmasın sadağından
Atlasını kirleten melâl ayyaşlarına
Neden kaçıyor artık bilmiyorsun ülkenden
Kanatları yalnızlık burcuna yükselecek
Vuslat ah ü zârını bir gün duyunca senden
Belki konar göğsüne bu muazzam kelebek
sormasam da adını
prangalarım söyler...
iki damla göz yaşı akıtan yüreğime..
baharı unutturan sormasam da adını
soldun bir tabeladır asılan düşlerime..
çaresizlik hep sana özgü müdür sanırsın..
yalnız sen mi kararır,küçülür aldanırsın..
beni de sömürüyor bu zalim vaveyla
intihar etme leyla...
bir muamma akşamı közlere sardın beni..
bir türlü aşamıyorum yasaklarını
ulaşamıyorum sofralarına...
mıknatıslı yolların çekiyor ayaklarımı
ölü bir badem gibi öyle durma karşımda
bir ceset olup düşme hüsranın kollarına..
intihar etme leyla..
mevlevi duruşunla eritiyorsun beynimi
çiçekler manzumesi yanaklarından...
iliğim süzülüyor
geç geldin iklimine yalnızlığımın
ağırlayacak yerim kalmadı hicranını
umutlarımdan başka..
gitme mumyalanmadan cilasıyla ...
prangalarım söyler...
iki damla göz yaşı akıtan yüreğime..
baharı unutturan sormasam da adını
soldun bir tabeladır asılan düşlerime..
çaresizlik hep sana özgü müdür sanırsın..
yalnız sen mi kararır,küçülür aldanırsın..
beni de sömürüyor bu zalim vaveyla
intihar etme leyla...
bir muamma akşamı közlere sardın beni..
bir türlü aşamıyorum yasaklarını
ulaşamıyorum sofralarına...
mıknatıslı yolların çekiyor ayaklarımı
ölü bir badem gibi öyle durma karşımda
bir ceset olup düşme hüsranın kollarına..
intihar etme leyla..
mevlevi duruşunla eritiyorsun beynimi
çiçekler manzumesi yanaklarından...
iliğim süzülüyor
geç geldin iklimine yalnızlığımın
ağırlayacak yerim kalmadı hicranını
umutlarımdan başka..
gitme mumyalanmadan cilasıyla ...
Gözlerin dokunuyor kalbime ey cefakar
Öyle uzun bir hicran sundunki hayatıma
Zehrini yudumluyor ruhum melankolini
Lambalar sırılsıklam gönlümde sönmesin yar
Ellerin ab-ı hayat, gülüşün yar, sesin yar
Rüzgar mıdır, yağmur mu dumanlı bakışların
İrkiliyor durmadan bedenim, hülya mıdır
Neş'eme ızdırabın çektiği perdesin yar
Umudumun maviye büründüğü yerde mi
Mahulyam, ey şebnem edalım, nerdesin yar
Unutma ceylanların çölleri sevdiğini
Toprak neva sırrını ezberliyor göklerin
Renkler uğursuzluğu fısıldayıp duruyor
Ülfetim nevbaharı bekliyor, bilesin yar
Zarif bir düğüm gibi duruşun yar, sesin yar
Gülleri incinmesin masum dudaklarının
Aldırma, leylakların solduğuna içimde
Ruşenimsin ey canım, beyaz bir lalesin yar
Işığısın şehrayin kalıntısı ömrümün
Sensizim, avareyim; durmayıp gelesin yar
Esrarengiz şarkılar dinliyorum geceden
Neden ıslak bilmem ki, çehresi yıldızların
Mestediyor ruhumu endamın, ey cefakar
Eridim; ırmağına döküldüm; şulesin yar
Neden resimler gibi hercaidir sesin, yar
Ey deniz yürüyüşlüm, ey hüznümün kaynağı
Küskün ırmaklar bile benden daha mutludur
Şafakta billur olup, gönlüme giresin yar
Eski umutlarımın son bulduğu yerde mi
Sihirli akşamların ülkesinde misin yar
İlkin şakayıkları okşayan parmakların
Nedense, kanatlanıp uçtu yalnızlığıma
Anladım aynaların seni kıskandığını
yüzünün nakışını özledim bilesin yar
Şeydayım, efkarlıyım; duyup da gülesin yar
Efsunlu duygularla sarsılıyor benliğim
Hasretim ey cefakar, süreyya gözlerinde
Ebedi nalan oldu gözyaşım; silesin yar
Pusatsız suvariler gibiyim yollarında
İntizarın alnıma vurduğu halesin, yar
Çeşmeler kurumaya yüz tutmuşsa içimde
İklimler lanetini kusuyorsa ötenin
Mahşere aralanan kapıdır şimdi zaman
Dil-rübasın, mümayiş sultanı, didesin yar
Ellerin ıtır dalı; duruşun yar sesin yar
Çakıyor yüreğimde şimşekleri ferdanın
Işık ol, perdesinden kurtar beni sevdanın
Nerdesin? ..Rüyada mı? ..Sanki mazidesin yar
Lalezarı solgundur melal yolculuğunun
Ilıksın, uykudasın, safsın, güzidesin yar
Yasaklara nigehban olma, ey mah-ı zemin
Orkideler seninle büyüsün bahçemizde
Rahmeti özümleyen bir bende-i numune
Olalım yeryüzünde, ey can, hep tazesin yar
Gurbetin lisanıdır gülüşün yar, sesin yar
Üflerken erdemini maveradan hicabın
Zümrüdüanka neden alev alev yanıyor
Ey enis-i mücella, sen ki, yelpazesin yar
Limanısın ruşenimin bela okyanusunun
Semadan damla damla inen firuzesin yar
Esirinim; ey nur-u nigahı, m, yakma beni
Sonsuzlığa seninle varalım, ey cefakar
İliğime işledin; no'lur, bırakma beni
Nazlısın; nazarındır ufuklarımı saran
Ayrılık acısıdır damarlarımda kıvranan
Yorgunum, yaralıyım; no'lur, bırakma beni
Şahikasın; şavkınla tutuştu hücrelerim
Esirinim; ey nur-i nigahım, yakma beni
Öyle uzun bir hicran sundunki hayatıma
Zehrini yudumluyor ruhum melankolini
Lambalar sırılsıklam gönlümde sönmesin yar
Ellerin ab-ı hayat, gülüşün yar, sesin yar
Rüzgar mıdır, yağmur mu dumanlı bakışların
İrkiliyor durmadan bedenim, hülya mıdır
Neş'eme ızdırabın çektiği perdesin yar
Umudumun maviye büründüğü yerde mi
Mahulyam, ey şebnem edalım, nerdesin yar
Unutma ceylanların çölleri sevdiğini
Toprak neva sırrını ezberliyor göklerin
Renkler uğursuzluğu fısıldayıp duruyor
Ülfetim nevbaharı bekliyor, bilesin yar
Zarif bir düğüm gibi duruşun yar, sesin yar
Gülleri incinmesin masum dudaklarının
Aldırma, leylakların solduğuna içimde
Ruşenimsin ey canım, beyaz bir lalesin yar
Işığısın şehrayin kalıntısı ömrümün
Sensizim, avareyim; durmayıp gelesin yar
Esrarengiz şarkılar dinliyorum geceden
Neden ıslak bilmem ki, çehresi yıldızların
Mestediyor ruhumu endamın, ey cefakar
Eridim; ırmağına döküldüm; şulesin yar
Neden resimler gibi hercaidir sesin, yar
Ey deniz yürüyüşlüm, ey hüznümün kaynağı
Küskün ırmaklar bile benden daha mutludur
Şafakta billur olup, gönlüme giresin yar
Eski umutlarımın son bulduğu yerde mi
Sihirli akşamların ülkesinde misin yar
İlkin şakayıkları okşayan parmakların
Nedense, kanatlanıp uçtu yalnızlığıma
Anladım aynaların seni kıskandığını
yüzünün nakışını özledim bilesin yar
Şeydayım, efkarlıyım; duyup da gülesin yar
Efsunlu duygularla sarsılıyor benliğim
Hasretim ey cefakar, süreyya gözlerinde
Ebedi nalan oldu gözyaşım; silesin yar
Pusatsız suvariler gibiyim yollarında
İntizarın alnıma vurduğu halesin, yar
Çeşmeler kurumaya yüz tutmuşsa içimde
İklimler lanetini kusuyorsa ötenin
Mahşere aralanan kapıdır şimdi zaman
Dil-rübasın, mümayiş sultanı, didesin yar
Ellerin ıtır dalı; duruşun yar sesin yar
Çakıyor yüreğimde şimşekleri ferdanın
Işık ol, perdesinden kurtar beni sevdanın
Nerdesin? ..Rüyada mı? ..Sanki mazidesin yar
Lalezarı solgundur melal yolculuğunun
Ilıksın, uykudasın, safsın, güzidesin yar
Yasaklara nigehban olma, ey mah-ı zemin
Orkideler seninle büyüsün bahçemizde
Rahmeti özümleyen bir bende-i numune
Olalım yeryüzünde, ey can, hep tazesin yar
Gurbetin lisanıdır gülüşün yar, sesin yar
Üflerken erdemini maveradan hicabın
Zümrüdüanka neden alev alev yanıyor
Ey enis-i mücella, sen ki, yelpazesin yar
Limanısın ruşenimin bela okyanusunun
Semadan damla damla inen firuzesin yar
Esirinim; ey nur-u nigahı, m, yakma beni
Sonsuzlığa seninle varalım, ey cefakar
İliğime işledin; no'lur, bırakma beni
Nazlısın; nazarındır ufuklarımı saran
Ayrılık acısıdır damarlarımda kıvranan
Yorgunum, yaralıyım; no'lur, bırakma beni
Şahikasın; şavkınla tutuştu hücrelerim
Esirinim; ey nur-i nigahım, yakma beni
İstanbul bana hep seni hatırlatıyor.
Çünkü onun gözleri de en az seninki kadar yeşil.
Hala, gülümseyen bir lale gibi
bana sürgününü gönderiyorsun
dört yanı çevrili bir kale gibi
ne sır umut, ne de sır veriyorsun
gemiler gidiyor, sen gidiyorsun
sulara yansıyor yeşil gözlerin
hüzün dalga dalga, ıssız ve derin
beni İstanbul’a terkediyorsun
sensiz ne şehrayin, ne deniz kalır
gidersin, harabe olur İstanbul
martılar göç eder; sular alçalır
kendini çöllerde bulur İstanbul
güneşi rengarenk şavkınla gökte
saçlarını tarar iken bulurum
beyazı, gecenin çizgilerinde
ellerini arar iken bulurum
sensiz çözülür mi gül ve mu/amma
yüreğimden hala habersiz misin
adını göklere yazarım amma
mehtabı kaybolur düşlerimin
Çünkü onun gözleri de en az seninki kadar yeşil.
Hala, gülümseyen bir lale gibi
bana sürgününü gönderiyorsun
dört yanı çevrili bir kale gibi
ne sır umut, ne de sır veriyorsun
gemiler gidiyor, sen gidiyorsun
sulara yansıyor yeşil gözlerin
hüzün dalga dalga, ıssız ve derin
beni İstanbul’a terkediyorsun
sensiz ne şehrayin, ne deniz kalır
gidersin, harabe olur İstanbul
martılar göç eder; sular alçalır
kendini çöllerde bulur İstanbul
güneşi rengarenk şavkınla gökte
saçlarını tarar iken bulurum
beyazı, gecenin çizgilerinde
ellerini arar iken bulurum
sensiz çözülür mi gül ve mu/amma
yüreğimden hala habersiz misin
adını göklere yazarım amma
mehtabı kaybolur düşlerimin
Ş
seni yaşamadan ölmeyeceğim
aşka özgü zakkum bahçelerinde
gene acılara kalıyorum ben
deniz ölesiye yakın ayaklarıma
ey ülkemin pusatsız kahramanları
erzurum garında, banklar üstünde
sükut-u hayale uğrayan kalbim
geceyi kavrayan parmaklarımla
bu hasret, bu hicran zelzelesinde
beni kurtarmaya gücünüz yetmez
çünkü mutsuzluğun mekteplerinde
ıstırap dersleri alıyorum ben
gittikçe yaklaşan bir afet gibi
intihar yanılgısıyla
yolar beni esarete çekiyor
şehrayin şarkıları söylüyorum içimden
şarkılar ki, hep aynı nakaratla bitiyor
sen bir garip delisin
gözleri perdelisin
erzurum garında, banklar üstünde
susuzluktan ağlayan bir güvercin
içime vuruyor kanatlarını
nağmelerin ateşinde parlayan
kuşlar bölük bölük hayatıma giriyor
bütün çığlıkları kuşanmış ölüm
dudaklarında siyanür
oysa bilmiyor ki, bu yolculuktan
yollar tükense de, dönmeyeceğim
seni yaşamadan ölmeyeceğim
o çin harikası bakışlarını
o pekin gözlerini
gözlerin ki, gece donanmasıdır
yoksul ve yabancı mısralarımın
bedenimde çıban çıban ağrılar
ben bu ağrılardan zevk alıyorum
ejder tepesinde bunalıyorum
bir yanda kum frıtınası
diğer yanda esrarengiz
karakalem çalışması bir deniz
rüzgarla, yağmurla ve yıldızlarla
başlamak üzere son ayinimiz
erzurum garında gece yarısı
bankların üstünde şimşekler konar
bazen bir yıldırım gezinir saçlarımda
bazen bir melek saatler boyu
yakama ölümsüz çiçekler takar
erzurum garında gece yarısı
hıçkırıklar boğazıma tıkanır
nemrut ateşiyle sabaha kadar
içimde binlerce ibrahim yanar
koltuğumda efsaneler kitabı
kafdağından nergis devşiriyorum
başını dayamış omuzlarıma
o eski, o yaşlı zümrüdüanka
ben bir çin şarhoşu samanyolunda
denizi tartışan bakışlarını
geçmişime asla gömmeyeceğim
seni yaşamadan ölmeyeceğim
perdeler kalkıp da sabah olunca
aldırma aras’ın öyle bulanık
öyle mahsun aktığına
palandöken yine sisli, aldırma
ben hem sise, hem çamura alıştım
senelerdir bu acıyla buluştum
mutluluk ne zaman çıksa karşıma
yalnızlık bir zindan, çöker başıma
aşka özgü zakkum bahçelerinde
gene acılara kalıyorum ben
deniz ölesiye yakın ayaklarıma
ey ülkemin pusatsız kahramanları
erzurum garında, banklar üstünde
sükut-u hayale uğrayan kalbim
geceyi kavrayan parmaklarımla
bu hasret, bu hicran zelzelesinde
beni kurtarmaya gücünüz yetmez
çünkü mutsuzluğun mekteplerinde
ıstırap dersleri alıyorum ben
gittikçe yaklaşan bir afet gibi
intihar yanılgısıyla
yolar beni esarete çekiyor
şehrayin şarkıları söylüyorum içimden
şarkılar ki, hep aynı nakaratla bitiyor
sen bir garip delisin
gözleri perdelisin
erzurum garında, banklar üstünde
susuzluktan ağlayan bir güvercin
içime vuruyor kanatlarını
nağmelerin ateşinde parlayan
kuşlar bölük bölük hayatıma giriyor
bütün çığlıkları kuşanmış ölüm
dudaklarında siyanür
oysa bilmiyor ki, bu yolculuktan
yollar tükense de, dönmeyeceğim
seni yaşamadan ölmeyeceğim
o çin harikası bakışlarını
o pekin gözlerini
gözlerin ki, gece donanmasıdır
yoksul ve yabancı mısralarımın
bedenimde çıban çıban ağrılar
ben bu ağrılardan zevk alıyorum
ejder tepesinde bunalıyorum
bir yanda kum frıtınası
diğer yanda esrarengiz
karakalem çalışması bir deniz
rüzgarla, yağmurla ve yıldızlarla
başlamak üzere son ayinimiz
erzurum garında gece yarısı
bankların üstünde şimşekler konar
bazen bir yıldırım gezinir saçlarımda
bazen bir melek saatler boyu
yakama ölümsüz çiçekler takar
erzurum garında gece yarısı
hıçkırıklar boğazıma tıkanır
nemrut ateşiyle sabaha kadar
içimde binlerce ibrahim yanar
koltuğumda efsaneler kitabı
kafdağından nergis devşiriyorum
başını dayamış omuzlarıma
o eski, o yaşlı zümrüdüanka
ben bir çin şarhoşu samanyolunda
denizi tartışan bakışlarını
geçmişime asla gömmeyeceğim
seni yaşamadan ölmeyeceğim
perdeler kalkıp da sabah olunca
aldırma aras’ın öyle bulanık
öyle mahsun aktığına
palandöken yine sisli, aldırma
ben hem sise, hem çamura alıştım
senelerdir bu acıyla buluştum
mutluluk ne zaman çıksa karşıma
yalnızlık bir zindan, çöker başıma
daha dokunmadan kurudu irem
çöllere birtürlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bir bu yerlere sığamıyorum
pembe uçurtmalar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnalarına yakalanıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asudeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında, banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum
binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendille sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum
bütün yalkanlileri, deniz fenerleri
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tufanına yakalandığını
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun
usul usul intizarı çürüten
bu hercai diken, bu çılgın arzu
sürüklüyor imkansız muştuların
eşiğine gönül vadilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefasız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür
çöllere birtürlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bir bu yerlere sığamıyorum
pembe uçurtmalar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnalarına yakalanıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asudeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında, banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum
binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendille sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum
bütün yalkanlileri, deniz fenerleri
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tufanına yakalandığını
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun
usul usul intizarı çürüten
bu hercai diken, bu çılgın arzu
sürüklüyor imkansız muştuların
eşiğine gönül vadilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefasız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür

