A
1
Çabuk akan tez giden
ilk geyik avında ölenler
çarpıntı başlarıdır insanlığın
Uzakta.Ta burada
Ünlü bir can sıkıntısını
Ufalar bir zümrüt sakal
Yeldeğirmeni
ve uçuşan leylekler
beyaz saçlı atın
kar yıllığını rüzgar hallerini
kahraman atın
madalya anına bitişik
dört nala koşan sesi
oradan uzaktan ta buradan
siyah
çatık kaşlı gelincik tohumlarına
benzer sezişliriyle
gelişir yapılı kaygılar
2
bir ayıp giyotin
çün ağaç sağa dönmez
soldan kuşatılır
çün ağaç şaşırır
ağaç ölür
Ama sapına kadar
Bilhassa büyük
Erkek
Tam erkek bir el
Yani kolun ucuna kadar gelmiş de
Yumruk bile olmuş
ve bilhassa bu büyük bir el
beynelmilel bir sabah seli
katlayıp büküp yapma çelikleri
gündelik insanı kaldırıp
bir de tanrıya şarkısını söylerse
Belirli bir yapısı
belli bir geçmişi olan
nereye değdiğini bilen
düğün yapısı fırçasıyla
toprak ve topraktan sonrasını
aynı çığlığı atan
ve karalar içinde
3
haydi
şu kaçar su durur mu
gök içimizden bir zenci çağırır
zenci zenci
bir büyük geniş başlı
şikayet mi ne olur
açık açık çağırır aşkını
burda mı daha mı uzakta
bütün bir geceye
dayar alnını
öyle ki alın
mübarek bir şeydir
Çabuk akan tez giden
ilk geyik avında ölenler
çarpıntı başlarıdır insanlığın
Uzakta.Ta burada
Ünlü bir can sıkıntısını
Ufalar bir zümrüt sakal
Yeldeğirmeni
ve uçuşan leylekler
beyaz saçlı atın
kar yıllığını rüzgar hallerini
kahraman atın
madalya anına bitişik
dört nala koşan sesi
oradan uzaktan ta buradan
siyah
çatık kaşlı gelincik tohumlarına
benzer sezişliriyle
gelişir yapılı kaygılar
2
bir ayıp giyotin
çün ağaç sağa dönmez
soldan kuşatılır
çün ağaç şaşırır
ağaç ölür
Ama sapına kadar
Bilhassa büyük
Erkek
Tam erkek bir el
Yani kolun ucuna kadar gelmiş de
Yumruk bile olmuş
ve bilhassa bu büyük bir el
beynelmilel bir sabah seli
katlayıp büküp yapma çelikleri
gündelik insanı kaldırıp
bir de tanrıya şarkısını söylerse
Belirli bir yapısı
belli bir geçmişi olan
nereye değdiğini bilen
düğün yapısı fırçasıyla
toprak ve topraktan sonrasını
aynı çığlığı atan
ve karalar içinde
3
haydi
şu kaçar su durur mu
gök içimizden bir zenci çağırır
zenci zenci
bir büyük geniş başlı
şikayet mi ne olur
açık açık çağırır aşkını
burda mı daha mı uzakta
bütün bir geceye
dayar alnını
öyle ki alın
mübarek bir şeydir
Sıcak ilişkiler adına davet alıyorum
Biraz kan ve ilik hızlandırıcı olarak
Kardeşim dedim
Acılarıma da kardeş olur musun
Baltasını havaya kaldırdı
Yükselemezdi daha
Söyledim
- Haydi acılar haydi az daha
Dedim kardeşim
Omuz başlarımdaki şu yara
Ormanların serin gölgesindeki papatya değil
Arif bir bilinçle yürürken oldu
Yüce buyrukla
Aaah
Bu kadınlar kirletmiş
Başları kara geceler içnde yolunarak
Zindanlar nasıl dayanıyor katran duvarlar
Gebe karınların zonkuna
Kardeşim dedim
Sıcak ilişkilir
İşte çagrıyla çatlayan damar
Gövde sinir urganları kaçı olarak
Bir göz yaşı gibi
Sarktı dolandı kalpağrısına leylaklar
Biraz kan ve ilik hızlandırıcı olarak
Kardeşim dedim
Acılarıma da kardeş olur musun
Baltasını havaya kaldırdı
Yükselemezdi daha
Söyledim
- Haydi acılar haydi az daha
Dedim kardeşim
Omuz başlarımdaki şu yara
Ormanların serin gölgesindeki papatya değil
Arif bir bilinçle yürürken oldu
Yüce buyrukla
Aaah
Bu kadınlar kirletmiş
Başları kara geceler içnde yolunarak
Zindanlar nasıl dayanıyor katran duvarlar
Gebe karınların zonkuna
Kardeşim dedim
Sıcak ilişkilir
İşte çagrıyla çatlayan damar
Gövde sinir urganları kaçı olarak
Bir göz yaşı gibi
Sarktı dolandı kalpağrısına leylaklar
Aşk gelmiyordu
ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin
Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz
Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden
Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması
eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur
Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı
(Ey veli dağları eğit yine
Mağaralardan em yine)
Kedilerin cübbe eteklerinde
İnsanlığın en berrak denizine uzanıp
İstirahat buyurduğu
Söyliyelim bir kez daha
Olmuştur
Aşk olmuştur
Çıkıp gelmesini beklediğim
Geniş çığlıklar atarak
Çıkıp gelirse
Morarmış yanağında zehir tutarak
Yıkarsa duvarlarımı
Etimi aralar aşkı kurcalarsa
Önümüze açtığım sofralar adına
beni tutun kaldırın ortadan
Çünkü hesap benden sorulacak
Sorulacaksa
Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke
Etine kan değdirilmiş kadın lekesi
Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek
Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi
Et kelimesi
Yırtınır anlamını öksürerek
Yer ayırtıp girince bilmecenin içine
Kaburgam derin ip ince ipliklerim
Elmacık kemiğimde güm güm vuran
Var olma hevesimin
Vahşet dolu sur kervan baloları
Hesabı benden sorulacak
Şimdi uyan kurbanım kaldır başını
Hizmetlim kendim ağlıyayım
Bir köpeğin ağzından
Düştü kelime
Başladı at yemeye
Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı
Bahar geldi ağaçlar açıklandı
çiçekler açıklandı
İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar
birden çatladı düğün
fakir kadın düğüne katlandı
bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk
kırdı çocuk ayıkladı
Birdenbire çatladı düğün
Tabanca çatladı
Gelin savruldu harmana rüzgar girdi
Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği
İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir
Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi
Bir köpek yiyorsun halk birikiyor
Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin
Bakıyorlar
Sancıyı iletiyor belleri
Sürtünüyorlar
Buğday havada durdurur kurşunu
Onlar başkası değil bir çift cami güvercini
Güvercin buğdayın ağzında sırayla
Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere
Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar
Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa
Çocuklar havadan anlar
Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında
Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda
Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur
Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu
Önce bir han
Odaları dolup boşalan ve alnının altı
Tahta merdiven bir Han
Yolcu soyununca camideki kubbe
Döşeğinde rahatça uyumalı
Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde
Sakallarından köşkler sarkan bir dede
yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne
Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden
Üç adım atar dizleri çözülür
Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın
Evet ve hayır kelimeleri
Bir evet/açlık
Eyup Sultan
Sebil uyuşmazlıkları
İki sebil biri daha sebil
-İçilip içilip genç kız içilip
İçilip içilip genç kız içilip
Eyup genç içilip içilip
-Dur sen ey Sen içilip Ben içilip
Sebil olduk öldü sebil
Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş seçdesine
Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam
Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır
Boşluğa sebil açılır
Güneş kendi admını yollar
Kaynayan kafayı ayıklar
Sorular soran sorular soran
Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri
Tesbih çeken bekçilere gece sualleri
Su tutmuş testiler
İçilip içilip
-İçilip içilip genç içilip kız içilip
Genç kuş eyup genç içilip
-Dur Sen içilip Ben içilip
Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım
Şehirde sen benim en çok sakladığım
İçine girip korktuğum
Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım
Sen benim durup durup saplandığım
Mutlu an biraz uzun olmasın
Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var
Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu
Baş üstüne sevgilim
Dağlarım
Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan
Yalnızlık ateşle birleşiyor
İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor
Delinmeler
Uyku genişliyor
İç organ genişliyor
Hazırlanması sinir uçlarının
Ve kalburdan sırayla dişli makinadan
Yivli burgudan et kıyımından
Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla
Planlanması
Aşk
Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes
Saçlarımı tut titreşiyorlar
Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi
Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla
Avucunda kına yerine horoz devriyesi
Dilimin tehlikelerini azarla
Bu limeler oraya çıkmaz
Ki taş olsun
Açılmasın diye insan torbası
Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun
Dagunca çölleri dolanıyoruz
Yuttuk kum yığınlarını
Düşmediğimiz kum kalmadı
Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları
yıkılsın
etin serin yosunları
Cezbe suyun akışına varmadan
daha oturmadan kayalara ayrılan yerine
ve başını dik tutup açıklamadan
Kadını bir hançerle dolanmadan
yolmadan karpuzun kabuklarını
muzu çakalca aralamadan
Çarpılsın
Ve biz uyandıracağız
Suya çağrılan akışımızı
ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin
Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz
Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden
Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması
eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur
Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı
(Ey veli dağları eğit yine
Mağaralardan em yine)
Kedilerin cübbe eteklerinde
İnsanlığın en berrak denizine uzanıp
İstirahat buyurduğu
Söyliyelim bir kez daha
Olmuştur
Aşk olmuştur
Çıkıp gelmesini beklediğim
Geniş çığlıklar atarak
Çıkıp gelirse
Morarmış yanağında zehir tutarak
Yıkarsa duvarlarımı
Etimi aralar aşkı kurcalarsa
Önümüze açtığım sofralar adına
beni tutun kaldırın ortadan
Çünkü hesap benden sorulacak
Sorulacaksa
Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke
Etine kan değdirilmiş kadın lekesi
Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek
Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi
Et kelimesi
Yırtınır anlamını öksürerek
Yer ayırtıp girince bilmecenin içine
Kaburgam derin ip ince ipliklerim
Elmacık kemiğimde güm güm vuran
Var olma hevesimin
Vahşet dolu sur kervan baloları
Hesabı benden sorulacak
Şimdi uyan kurbanım kaldır başını
Hizmetlim kendim ağlıyayım
Bir köpeğin ağzından
Düştü kelime
Başladı at yemeye
Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı
Bahar geldi ağaçlar açıklandı
çiçekler açıklandı
İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar
birden çatladı düğün
fakir kadın düğüne katlandı
bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk
kırdı çocuk ayıkladı
Birdenbire çatladı düğün
Tabanca çatladı
Gelin savruldu harmana rüzgar girdi
Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği
İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir
Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi
Bir köpek yiyorsun halk birikiyor
Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin
Bakıyorlar
Sancıyı iletiyor belleri
Sürtünüyorlar
Buğday havada durdurur kurşunu
Onlar başkası değil bir çift cami güvercini
Güvercin buğdayın ağzında sırayla
Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere
Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar
Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa
Çocuklar havadan anlar
Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında
Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda
Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur
Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu
Önce bir han
Odaları dolup boşalan ve alnının altı
Tahta merdiven bir Han
Yolcu soyununca camideki kubbe
Döşeğinde rahatça uyumalı
Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde
Sakallarından köşkler sarkan bir dede
yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne
Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden
Üç adım atar dizleri çözülür
Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın
Evet ve hayır kelimeleri
Bir evet/açlık
Eyup Sultan
Sebil uyuşmazlıkları
İki sebil biri daha sebil
-İçilip içilip genç kız içilip
İçilip içilip genç kız içilip
Eyup genç içilip içilip
-Dur sen ey Sen içilip Ben içilip
Sebil olduk öldü sebil
Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş seçdesine
Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam
Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır
Boşluğa sebil açılır
Güneş kendi admını yollar
Kaynayan kafayı ayıklar
Sorular soran sorular soran
Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri
Tesbih çeken bekçilere gece sualleri
Su tutmuş testiler
İçilip içilip
-İçilip içilip genç içilip kız içilip
Genç kuş eyup genç içilip
-Dur Sen içilip Ben içilip
Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım
Şehirde sen benim en çok sakladığım
İçine girip korktuğum
Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım
Sen benim durup durup saplandığım
Mutlu an biraz uzun olmasın
Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var
Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu
Baş üstüne sevgilim
Dağlarım
Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan
Yalnızlık ateşle birleşiyor
İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor
Delinmeler
Uyku genişliyor
İç organ genişliyor
Hazırlanması sinir uçlarının
Ve kalburdan sırayla dişli makinadan
Yivli burgudan et kıyımından
Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla
Planlanması
Aşk
Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes
Saçlarımı tut titreşiyorlar
Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi
Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla
Avucunda kına yerine horoz devriyesi
Dilimin tehlikelerini azarla
Bu limeler oraya çıkmaz
Ki taş olsun
Açılmasın diye insan torbası
Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun
Dagunca çölleri dolanıyoruz
Yuttuk kum yığınlarını
Düşmediğimiz kum kalmadı
Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları
yıkılsın
etin serin yosunları
Cezbe suyun akışına varmadan
daha oturmadan kayalara ayrılan yerine
ve başını dik tutup açıklamadan
Kadını bir hançerle dolanmadan
yolmadan karpuzun kabuklarını
muzu çakalca aralamadan
Çarpılsın
Ve biz uyandıracağız
Suya çağrılan akışımızı
Bütün azalarını harbe çağır
Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın
Saraylar damlar yeniden kurulsun
Ağaçlar içinden akan nehre
Dalçık günde bin kere ve gecelerde
Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın
Kalem yazsın yazsın
Küheylan bir aşık ol
Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın
Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan
Başlasın vuslat gününü toprağa
Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını
Şimdi üzgünüz arkadaş
Yolumuza çıkmayın üzgünüz...
Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin
-Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi
Hava çok hoş kuşların tuttuğu yerler berrak
-Konuş şimdi daveti duydun mu
Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda
-Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü
Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar
-Konuş şimdi bekliyor mu yalınayak çocukları ağacında buğday
Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar
Kalbin zengin davetleriyle oynar
Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında
Yaslanırlar güzel anaların kollarına
Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda
Adamlarımız yiğit
Kadınlarımız hamarat
Çocuklarımız dolu bilinç harmanı
Köpeklerse sayılı
Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala
(Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır)
Kırıldı da
Şimdi severiz türkmeni peştunu
Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramakta
Isın gökyüzü ısın
Çocukları kavrulmuş kadınlar yeniden hamarat yeniden gebe
Bunlar gübre insan değil
Gömlekler çelik zırh
Öyle bir çalgı çaldılar ki
Seslerin çağırıp koyunlara bile
Koyduğu zehirli gaz rüyaları
Analara şaşkın çocukların
Üç beş yaştakilerin
Yüzleri harp yarası
Harp yanığı
Ama öpülmekte okşanmakta yanakları
Hangisi hangisine mübadil
(Dünya bu olamazdı)
Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş
Yağmur peyderpey kar tane
Gamzem oyuyor düşüncemi
Kime eşitim nasıl nerdeyim
Gamlanmaktayım
Hayır bir tereddüttü geçti
Füsun bu karadağmağdeni
İsyan muannit
Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü sarı yaprak
Millet üzgün
Hani dengeler kuracaktık
batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik yapmak istemiyorum
bu kahveniz
yıldızlarınız şapkanız
buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz
buyrun cep feneriniz
Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun
Ve semirin
Hani dengeler kuracaktık
Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık
Hayır batının ulusları kızıllarla karışık
Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna
Cennetlik yapmak istemiyorum
Çevir tarihi çevir
BindörtyüzBİR
Bu kafa ne zaman köreldi
Çalınanlar siren besteleri
İmdatlarla düşün
Bu anne asla merhamet dışında
Gözleri nemli olmamıştı
Hayır batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil
Bindörtyüz bir
Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil
Ne bir karışıklık var
Ne bir dev rüya görmüş
Değil
Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi
Tünellere ses basılmış değil
Elbette bunlar değil
Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil
Bahsi kapatalım ve yatalım için de değil
Hiçbir şey değil hiç biri değil
Anlatabildik mi arkadaş. Acaba
Körebe bitti duvarı kaldır at
Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın
Dikil yanıma
Ellerimizde birer çakıl taşı
Onlarla dikilelim karşı karşıya
Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa
Görürsün berrak içi
Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin
Bu harp başka
Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta
Cellatlarla aynı kaptan yiyoruz
Aynı kirli hava
Aynı kafa ayağımızın bodrumunda
Hayır arkadaş bu hesap bambaşka
Ne son aylardayız ne bu son gün
Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe
Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak
Sanma ki harp derdinden geçtim
Düşünme ki dökeceğin kanlar hunhar
Derimin altında ne belalar baygın
Bir devlet taşıyorum başımda
Bu ev bana dayanmaz
Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın
Arkadaş
Şimdi yalnız savaş
Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın
Saraylar damlar yeniden kurulsun
Ağaçlar içinden akan nehre
Dalçık günde bin kere ve gecelerde
Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın
Kalem yazsın yazsın
Küheylan bir aşık ol
Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın
Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan
Başlasın vuslat gününü toprağa
Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını
Şimdi üzgünüz arkadaş
Yolumuza çıkmayın üzgünüz...
Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin
-Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi
Hava çok hoş kuşların tuttuğu yerler berrak
-Konuş şimdi daveti duydun mu
Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda
-Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü
Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar
-Konuş şimdi bekliyor mu yalınayak çocukları ağacında buğday
Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar
Kalbin zengin davetleriyle oynar
Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında
Yaslanırlar güzel anaların kollarına
Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda
Adamlarımız yiğit
Kadınlarımız hamarat
Çocuklarımız dolu bilinç harmanı
Köpeklerse sayılı
Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala
(Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır)
Kırıldı da
Şimdi severiz türkmeni peştunu
Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramakta
Isın gökyüzü ısın
Çocukları kavrulmuş kadınlar yeniden hamarat yeniden gebe
Bunlar gübre insan değil
Gömlekler çelik zırh
Öyle bir çalgı çaldılar ki
Seslerin çağırıp koyunlara bile
Koyduğu zehirli gaz rüyaları
Analara şaşkın çocukların
Üç beş yaştakilerin
Yüzleri harp yarası
Harp yanığı
Ama öpülmekte okşanmakta yanakları
Hangisi hangisine mübadil
(Dünya bu olamazdı)
Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş
Yağmur peyderpey kar tane
Gamzem oyuyor düşüncemi
Kime eşitim nasıl nerdeyim
Gamlanmaktayım
Hayır bir tereddüttü geçti
Füsun bu karadağmağdeni
İsyan muannit
Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü sarı yaprak
Millet üzgün
Hani dengeler kuracaktık
batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik yapmak istemiyorum
bu kahveniz
yıldızlarınız şapkanız
buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz
buyrun cep feneriniz
Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun
Ve semirin
Hani dengeler kuracaktık
Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık
Hayır batının ulusları kızıllarla karışık
Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna
Cennetlik yapmak istemiyorum
Çevir tarihi çevir
BindörtyüzBİR
Bu kafa ne zaman köreldi
Çalınanlar siren besteleri
İmdatlarla düşün
Bu anne asla merhamet dışında
Gözleri nemli olmamıştı
Hayır batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil
Bindörtyüz bir
Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil
Ne bir karışıklık var
Ne bir dev rüya görmüş
Değil
Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi
Tünellere ses basılmış değil
Elbette bunlar değil
Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil
Bahsi kapatalım ve yatalım için de değil
Hiçbir şey değil hiç biri değil
Anlatabildik mi arkadaş. Acaba
Körebe bitti duvarı kaldır at
Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın
Dikil yanıma
Ellerimizde birer çakıl taşı
Onlarla dikilelim karşı karşıya
Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa
Görürsün berrak içi
Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin
Bu harp başka
Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta
Cellatlarla aynı kaptan yiyoruz
Aynı kirli hava
Aynı kafa ayağımızın bodrumunda
Hayır arkadaş bu hesap bambaşka
Ne son aylardayız ne bu son gün
Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe
Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak
Sanma ki harp derdinden geçtim
Düşünme ki dökeceğin kanlar hunhar
Derimin altında ne belalar baygın
Bir devlet taşıyorum başımda
Bu ev bana dayanmaz
Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın
Arkadaş
Şimdi yalnız savaş
Ellerimin önündeki dallar da
Sarıldı yaprağa
Göremiyorum karşı yamacı
Erken mi yoldayım
Ben mi geciktim
Önümüzde bir çınar yükseliyor
Her gece atlılar geliyor ona
Destan söyleşip gidiyorlar
Esmerlikleri
Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha
Dostum üşüyorum dedin
Üşüme
Korkuyorum -Korkma
Kaçıyorum -Kaçma
Ürperiyorum düşünceden -ürper
Sabah trafik
Çınara kim bakar
Kim geçer dallarından
Bahar mı geliyor
Komşunun balkonunda
Çamaşırlar renk rengarenk
Kızlar göğüslerini
Baharın ağacına
İlk açan çiçeğine
Dayadılar
Arılarla erkekler boğuşuyor
Arılarla uçan bütün çiçeklerle
Ayaklarında taşınan tozlarla
Akıyorlar alıp götürülürken
Yaprak evlerin içindeki dişiliklere
Dostum geç kaldın
Güneş ne gün doğacaksa
Söylediler duymadın geç kaldın
Otur ağla sonra soframda doy
Ekmek tut zeytin tat
Açlığını eğlerken sen
Bak nasıl ayçağın erleri
Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
Karanlığı karaladılar yolları tuttular
At tepmedeler
Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip
Kelime ettiler söz bilediler
Zorun yamanı kolayladılar
Sahip olun taşa demire
Aleve
Küle bile
Sarıldı yaprağa
Göremiyorum karşı yamacı
Erken mi yoldayım
Ben mi geciktim
Önümüzde bir çınar yükseliyor
Her gece atlılar geliyor ona
Destan söyleşip gidiyorlar
Esmerlikleri
Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha
Dostum üşüyorum dedin
Üşüme
Korkuyorum -Korkma
Kaçıyorum -Kaçma
Ürperiyorum düşünceden -ürper
Sabah trafik
Çınara kim bakar
Kim geçer dallarından
Bahar mı geliyor
Komşunun balkonunda
Çamaşırlar renk rengarenk
Kızlar göğüslerini
Baharın ağacına
İlk açan çiçeğine
Dayadılar
Arılarla erkekler boğuşuyor
Arılarla uçan bütün çiçeklerle
Ayaklarında taşınan tozlarla
Akıyorlar alıp götürülürken
Yaprak evlerin içindeki dişiliklere
Dostum geç kaldın
Güneş ne gün doğacaksa
Söylediler duymadın geç kaldın
Otur ağla sonra soframda doy
Ekmek tut zeytin tat
Açlığını eğlerken sen
Bak nasıl ayçağın erleri
Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
Karanlığı karaladılar yolları tuttular
At tepmedeler
Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip
Kelime ettiler söz bilediler
Zorun yamanı kolayladılar
Sahip olun taşa demire
Aleve
Küle bile
sevgililer yüzüne karşılık geldim
kaygı bağırdı gözevlerimde
günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında
günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından yarılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi oldu an
başlar ikinci artık
beygirler uzağa kayıyorlar
bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler
bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak
bekardan korkan ev sahiplerinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi
yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşunuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi insanı saran etrafımızda
kelebek kanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar
seviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba
çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakaklarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarlarımda itişen uykulara
bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgâr vardır
bir oyuncakçı vitrininin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezalandırmış şekilleri
kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri
noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi
bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki
o içinden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini
Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim
kaygı bağırdı gözevlerimde
günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında
günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından yarılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi oldu an
başlar ikinci artık
beygirler uzağa kayıyorlar
bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler
bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak
bekardan korkan ev sahiplerinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi
yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşunuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi insanı saran etrafımızda
kelebek kanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar
seviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba
çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakaklarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarlarımda itişen uykulara
bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgâr vardır
bir oyuncakçı vitrininin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezalandırmış şekilleri
kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri
noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi
bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki
o içinden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini
Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim
çayırkuşu engelsiz yapraklara
havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
bir ay gecesi tanrısıyla
elişi kağıtlarından ev demetlerini
ve deniz başlarında
küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
çayır kuşunu engelsiz yapraklara
çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
vurulmadan ve korkusuna
sebepsiz kapılmadan
duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
ve eski risimlerde
yerli oyulmuş
gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
vurulmadan ve korkulara
yazı sonu alınan bir kuştu
yerle gök arasında
kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
su altlarında ve yürek diplerinde
zarı delinerek bir an bekleyen
kanatları sabra
ve kabus sonlarına
çarpan konuşan ve sesler çeviren
yerler gök sonlarında
görülmeden tanınan
ve en gerektiği yerde anılan
civa sıcağı yurtlar
çamdan insanı çiğneyen sakızlar
korkuya öteye ve dünya seslerine
çarpan çalkanan
bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
açabilmiş çalılar
çayırkuşu insan ve toprak levhasında
gagası ışıyınca durur anlatır
bildirir ki güneştir
her an sabah sesi çıkaran
ve devran deyince
insanın isim verdiği yüceden
göğü kollayan ve ufuktan aranan
bir çift gözü en son şekliyle
her an bir zindan resminde çağıran
güneştir gagası
ışıyınca çayırkuşunun
bir savaş bütün bunlarla doludur
ölüm beyin düzlerinde
sık sık gezinen ve işte tamam yerine
her dokunuşta bir delik açılan
ve hepsi bir tek karanlığa açılan
havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
bir ay gecesi tanrısıyla
elişi kağıtlarından ev demetlerini
ve deniz başlarında
küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
çayır kuşunu engelsiz yapraklara
çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
vurulmadan ve korkusuna
sebepsiz kapılmadan
duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
ve eski risimlerde
yerli oyulmuş
gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
vurulmadan ve korkulara
yazı sonu alınan bir kuştu
yerle gök arasında
kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
su altlarında ve yürek diplerinde
zarı delinerek bir an bekleyen
kanatları sabra
ve kabus sonlarına
çarpan konuşan ve sesler çeviren
yerler gök sonlarında
görülmeden tanınan
ve en gerektiği yerde anılan
civa sıcağı yurtlar
çamdan insanı çiğneyen sakızlar
korkuya öteye ve dünya seslerine
çarpan çalkanan
bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
açabilmiş çalılar
çayırkuşu insan ve toprak levhasında
gagası ışıyınca durur anlatır
bildirir ki güneştir
her an sabah sesi çıkaran
ve devran deyince
insanın isim verdiği yüceden
göğü kollayan ve ufuktan aranan
bir çift gözü en son şekliyle
her an bir zindan resminde çağıran
güneştir gagası
ışıyınca çayırkuşunun
bir savaş bütün bunlarla doludur
ölüm beyin düzlerinde
sık sık gezinen ve işte tamam yerine
her dokunuşta bir delik açılan
ve hepsi bir tek karanlığa açılan
I
Önce kim - "önce sen"
Dirilen bir işci olmalıyım. Öyle olmalıyım ta eskiden
(Ağlayarak) anlamlıydım olmalıyım anlıyarak
İşci türemedi hiç bir şey türemedi
bezirgan ölü tükendi köle ölü bitti
bir yazı sağdan sola kıvrılarak eğilip
bükülerek bir şekil almalıydı
önce kim - "önce o"
dirilen bir işçi olmalıydı
İşçilik kime kaldı görüyorsunuz
çocuklarım
"çocuklarım nerdesiniz" baba sofrayı hoplatarak
Baba tanrıya yalvar
malar
"işçi miyim değil miyim"
durmadan kendini yorarak kurcalayarak
soruyor (bu kim bizden değil)
Kendini darağacına atsa
ağırlığı az gelir boğulmaya - ve atmadı
Beni mi adasalar iyi olan beni
diledikleri yerine gelsin diye kurban
çünkü hep budanmışım gibi
koyun bazen horoz gibi algılıyorum bazen omuz etlerimi
"intiharla (oysa mı) bir çelişmeydik eskiden
yasaktık intiharla
canımızın hakkı üzerine
varamazdı elimiz
"intihar bulun intihar kurbanlara"
onların değişen sesi bu ağabeylerimin
sofrada apaçık duyuyorum işte
kendilerinden kaçıp koşuyorlar bu sofra boyunca
"nasıl olur ama tohumları babamın"
"nasıl olur ama başka bir ırk"
"Başka bir ırk mı" sürüyor onlardan
Bu ev sofrası kuruldukça
Camlar kaykılıyor ve bahçede ağaç
Tehlike kuşları kaldırıyor
Düşsel bir oyun olan çocuklar
Lar - onlar laronlar
hala sağdan sola yazılan babam
bozulmaz akıllar kullanıyor
yaşlanıyor ama bozulmuyor ve diyor
"çünkü bozulmazdan yapıldık
Bu ev sofrası kuruldu önce baba
Oraya pencereden ağaca ve kuşlara
"çünkü ağaç işarettir içimizin sorularına
kuş işarettir doğup ruhları
dev gibi sallanan çocuklara"
Bu ev sofrası kuruldukça ana
Oradan pencereden ağaca ve kuşlara
"çünkü ağaç problemdir çok karışık bundan böyle aklım
kuşlarsa uçar gider uzaklara"
O başka yargılar öteki başka bakar
Ellerindeki meşalelerle topraktaki kovuklara
Yaklaşan laronlar lar - onlar çocuklara
bakıp
bakıp sofraya. Ana
yemeğe yaklaşıp ekmekle koklaşarak
/ "bereketli küpler
yağ küpleri ne demek bilmez bunlar
geberesi dinsizler
gel ekmek keseyim seni" /
"Koklaşmak mı ekmekle savaşmak"
Anaya onların gönül kıran sesleri ağabeylerimin
İ'yle başlayan ve birbirinin aynı isimleri
Yani i ile i ve i'yle i
i olur mu i "diyor"
İki değişik ad olmalı onların ki
"iki değişik ağbeyim benim
yok mu ki"
Sofrada önce arkaya sallanarak
kız ekmekle alışveriş etmeden
"Kız o çünkü oğlan değil"
Küçük oğlan bakarken söylerken bunu anaya
Hepsi nedenli ayrı ekmek başında
Sarmışlar sımsıkı beni gibi
Hep adanmışım gibi
Yerine gelecek ne bana göre
Kurbana göre mi bu adak
"Kardeşim
Ben
Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi"
"Peki ama" küçük oğlan
"Ne demek kamaya saplanmak"
"Ağabeyim
Ben
Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi"
"Peki ama" i ve i
"Kim çizebilir senden başka senin yaşamını"
"Anneciğim ben
Kaskatı bir esirliğe keptirilmişim gibi"
"Peki ama" ana
"Kepmek mi ne kepmeki
Kendine iyi bak önce üşütme ciğerlerini"
"Kardeşim ben
Yüreğimden böğürmek üzereyim gibi"
"Peki ama" kız kardeş
"Yürekle böğürmek mi dedin.Öyle bir şey mi dedin"
"Babacığım ben
Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi"
"Peki ama" baba
"Ayakların... Apaçık uydurma ayaklar senin ki"
"Yepyeni güçlenen ayaklar onun ki" i ve i
"Bak kardeşim kamaya saplanmak
şu demektir ki...
................................." ben
"O var çünkü tanrı
O çizer onun yaşamını" baba
"Kaskatı bir esirlik.../çok acı/.. " i ve i
"kaskatı kaskatı kaska kask kask kask " kız
"Kendine iyi bak..." kız - anne
bakışarak ciğerim onlar benim
"Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi mi" küçük oğlan
Çünkü kardeşim dedem dedemin olmuşu muyum
ben
"Olmaz dedenin olmuşu - Ulmuş deden" i ve i
"Ulmuş mu yani benim babam" baba
"Dedem senin baban mı ki bana" ben
"ben dedem deyince..." ben
"hah hah haa-" i ve i
"hah hah haa-" ben
"bir kediyim ben" birden
"bi hayvanı evin" kedi
Sarmışlar sımsıkı beni
Hep adanmışım gibi
Yerine gelecek ne bana göre
Kurbana göre mi bu adak
Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi
Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi
Kaskatı bir esirliğe çöktürülmüşüm gibi
Yüreğim bögürmek üzere gibi
Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi
"Kandırma beni çocuklarım
bozulmaz'dan tutunun - bırakın öyle öleyim" baba
Baba halk oldu baba helk değil
Sarsılıyorum ve içimdeki hayvan perdeyi aralıyor ve
/ anlıyor. /
Bakamıyorum başkalarının yüzünden başka yüze
Kendime
En sağlam sesleri söyleyin ağzım
En geçerli ilkelerini dünyanın
Sessiz atılıyor (devinim kayarak)
Sofranın dibine kedi (sesler var)
Önce Hamit "kedi kayınca sofranın dibine..."
"Hamit mi Hamit kim" sofra
Elim korkunç uzanın üzerine kedinin
Öpmek ister gibiyim kedinin üçgenini
(Ellerini) Kollamak kapmak ve kaçmakını
Kedi yapmazsa bunu çünkü kedi değil
"Biz bir şey yapmalıyız galiba - ama neyi"
/ "daha yeni mi sordun bunu çok mu yeni" / ekmek
"Yüz yıldır sormadım
Soranın ardına varmadım da...
Elim yakanda dirlecek orada.." sofra
Sonra i ve i iç içe ses çıkarmadan
/ "ben i'yken"/ i ve /"Ben i'yken" / i
ve sesli olarak sonunculardan ayrılarak
altı asrın sonuçlarından
sonuncularından ve içeriklerinden
korkunç kaçarak
"bu yemek daha ne kadar sürecek hiç bir zaman
kediyi oradan kim kovacak hiç bir zaman
Baba sen
Önce yeni bir işçi savunması yap"
Baba anadan yaklaşık olarak
Bir erkeklik ayrımı üretti erkeklere üleştirdi
Fakat onlar babadan ayrılarak
Ana babadan tüs tüm yaklaşık olarak
Bir kızlık ayrımı yalınladı sivriltti
Kızlarla ortaya attı belirledi
Fakat kızlar anaya yaklaşık kalarak
...............................ötürü başkaldırarak
Kuzeyden güneye parıltılara avuç ve bağır açarak
Kuzeyden güneye parıltılar kafkas farları
Pırıl pırıl pır işçileri
Pırıl pır emekçileri
Parıltılar (ötürü) dayanamadan
"Bu yemek daha nasıl sürecek hiç bir zaman
Kediyi oradan kim çıkaracak hiç bir zaman
Kedi tıkınamaz sofranın altında
Kavanmadan
Babamızsan
Yeni bir işçi savunması yap
Dedeni savunduğum gibi ve padişahını"
baba hemen
ve hemen ben
Baba değilse fakat ben (cevval) hemen
- Abdülhamit -
Eşya ve şehir dürtülmüş gibi
türbelerden elktrik geçmiş gibi
"hortlak var" i ve i
Koro gibi bir aşikar dikleniş gibi
Duyuyoruz yoksa bir alisinasion isteği gibi
işte işte işte gark oluyorlar
"işte işte Han Han. Dünyadan ve besmeleli rahim
mazgallarından
Yumurtanın içindeki canlı kavgadan"
"boy atsın boy atsın"
Tarih ve zorbaların paçavralaşma işareti
"ah işte işaret"
- işte işte işaret
- Abdülhamit
"dur baba yeni bir işçi savunması yap" i ve i
i le i ve hemen ses olmadan birbirine kapanarak
/ "nedir ki bu Abdülhamit" /
Safra (görüyorsunuz) nasılda uzuyor ana çok uçta kalıyor
uzakta
Adeta
Öteden o ufacık bedenden
Kim sorabilir kim araştırabilir kimbilir
salondaki gizli bir düzlükten
"Anayım ama dayanamam daha da
"Çekilip ağlasam mı odaya
Acaba
Acaba mıyım yoksa ben"
Yeni bir işçi var ortada
İlk defa
ve sofra
Baba ana ve i ile i
Öldükten sonra dirilecek bendeki beden ve ruh
diyen ben
"inanıyor muyum gibi"
"ne gibi inanır buna baba ve ana"
"ve hakçası başkaları"
Küçük oğlan yarısı içten ses olmadan
"Babacığım anneciğim ağabeylerim
Kız ablam ve sen
Ben de dirilir miyim öldükten sonra
/ Ruhum da dirilir mi öldükten sonra /
Ben de / hesap verebilir miyim / öldükten sonra
Derslerime çalışır büyüklerimi dinlersem"
Kız ansızın açılır en cinlisi
"/ Bir kız neye inanır inanabilir ki
En iyisi en doğrusu şu ki
Güzelim ben - Erkeklerse
Kıza benzemiyor hiç
Bize dayanamıyorlar bir de hiç
Aklımda tutmalıyım büyüdükçe hep bunu
Aman hiç unutmasam bunu /
- sesizdi şimdi birden ses olarak -
Ya unutursam bir de"
döndük baktık
Kızardı yüzü
"Ne güzel kızarabiliyor yüzü" baba ana ve ben
Yeni bir işçi var ortada
Çok yeni bir işçi sürüyor dedemden
Ayakları ta oradan toprak diplerimden
"Abdülhamide ölüm" maymun
"maymuna ölüm" Abdülhamit
Çok yeni bir işçiyle geliyor dedemden
Güçlü mü
O kadar da mı güçlü
Daha değil yanılmıştık bir yerde
Eylem olmaz düşünüp düşünüp
Hah; demeden
Kedi sofranın altında üçgeniyle
Kedi dediğin böyle yaratılmıştır
"Ben kediyim sadece - Biliyorum da
Anlıyorum da işçi denince
Yakın buluyorum kendime
Galiba ciğer
Öyle bir şey
gibi bir şiy olmalı"
"Bağırıyorum sofranın üstüne
Bağıracağım yemeğin ve ekmeğin içine
Yeni bir işçi geliyor kendine"
"Sus" diyor i ve i
"Sus biz yücelteceğiz emeği"
"Asıl sen sus tanrı yüceltmiş bir kere"
Tanrı mı
"çok bulanıyoruz" i ve i
"Ekmeğe alın terinden önce kan
Duadan ve bereketten önce kan
(ben kazandım onlar da kazansı yeterince) den önce
kan kan
kan kin öfke
katık olmalı
herşeyden ve besmeleden önce"
Bir çok tanrı vardır
i için ve i için
sofrada birden bire ve i
Çünkü i için
"Tanrılar lar lar deme lar lar"
kız bu doygun duyarlı yanağı yaşlı
"Tanrılar denmez çünkü hiç söylenmedi
Küçükler ve aramızda ufacık var çocuklar"
( Kırılır
" - en çok onlar mı
" - en çok onlar )
Elim taş gibi tutuyor Hamitin ellerini
(Hamit kim daha belirmedi)
"Hiç belirmez o belirmeyecek de" i ve i
Sofrada değil miyiz büsbütün
"Güneş dönüp yeniden doğmalı" Hamit
Ana kim ata kim toprak kim
Halk neyin nesi
Sesini bileğinden alıyorum Hamitin
"Sofrayaçağırmadınız beni" çözüm
/ "Tanrı başka olmaz artırılmaz
başka tapacak yapıp artırıyorlar azalır ata" /
"uzak kal atadan ata geleceğin içinde" i ve i
"gelecek kazmanın içinde" i ve i korkutarak vakti
Takılıyorlar
"takıldınız işte" i ve i'ye baba
Ve sofra
(Kedi var)
Küçük çocuk ve kız hep birden
bağırarak korkutarak korkutarak
"Kazma nerede kazma nerede"
sakınarak i ve i korunarak
"düşecek: gibi başlarına kazma"
II
"Benim o bezirgan
O kervanı ben götürdüm Yemene
Çölde güneş
Gökten taş yağar gibi açılırken üzerimize
Oğullarım sizler
Sabır keseleri içinde
Ananızın muhabbetle beklediği zamanlar gelmeden
Belkemiğimden kurtulur bazen
Batardınız yüreğime
Oğlum sen -
sana verdiğim ada ne oldu
Ya sen -
sana verdiğim ada ne oldu
Ve neden her ikinizin adı da 'i' "
İ ile i yekinerek
"Herkes bu kez i'dir dünyada
Artık yok yürek soyluluk ruh
Etötesi
Üstünlük bilgide bile
Babamız sen..."
"Bana da bir i desen bir desen"
"Baba sen de bir i'sin kuşku yok
Saygımız olduğu için baba oluşuna
Baba diyoruz sana"
"Benim efendim i olamaz" ana
"Benim babam bir i ha
na sana"
"Bakkardeşim
Biz i dedikse o da bizim gibi
Bir ekonomik varlık herşeyden önce
Herkesle eşit bölüşmeli devletin gelirini"
"Ama sen
dün benim
harçlığımı... söyletme şimdi
oysa eşit eşit almıştık babamızdan"
"Kızım
O senin dün
harçlığını mı.. söyle"
"Hayır baba şaka şaka"
"Hayır şaka yok baba" i ve i
"Biz aldık onun harçlığını
elbette
kolunu bükerek elbette
salık verdik i olmayı ona
olmayınca elbette
kırmadık kolunu kardeş diye
ama ilerde
kırabiliriz de"
"Aaah" ana
"sütüm burnunuzdan gelir inşallah
önce senin
sonra da senin"
İ'ye ve i'ye
"Dur kadın" baba titrek doğrularak
ve kuşkuyla bakarak havaya
"kalksın sofra"
"Ama daha
baklava var
maraş işi fıstıklı kuru baklava"
"Kalksın sofra"
"Babacığım
Çok zaman ürettik son sofradan beri
Çok acı çektik
çok telef olduk
çok i telef old"
"Bu yezidler
Dünden olmuşlar bile
biz evlât mevlat dedikçe
ah yine de evlat
larım ne oldu size
o güzelim isimlerinize"
Sofra uzamaya başlıyor yine
elim akıyor altına sofranın
Göz gaga arıyor
Oyulmak için
Bir ateşe yatmak için
Kıvılcımlanarak atmacasıyla hep dürüst kalmanın
Can yakmamaya
Daha biraz daha
Karaçan yaralara göz yummanın
Acısıyla sofranın altında
Daha
Sancılı daha
Bir dünya kurdum kendime
Bir sofra altında
Bir sofra yüzüne çıkıp
Bir evden kaçıp
Bir eve kapanıp
İki kardeş iki ağabey ortasında
Bir yanım baba erkek
Bir yanım ana kadın
Çok sofra gördüm
Francala içinde iri kristal
Kanlı sorular
Koşuyor taylar o yöne
Fırtınadan ayakları tutulmuş
kısrak analarının
Ve kaslar koparca geriliyor masada
Çorba tasından bir giz çıkardım doydum
Birden ateşim çıkıyor
Dünya bulanık deviniyor
Şehir kusarak geçiyor kapıdan
Zil
Ve sesini kucakladım postacının
Hayır bir ulak bu
sınır boylarına yollanmış geçmişte
viyana taşduvarı dibinde hülyaya dalmış
kenti sonsuz bir kuşatmayla gönlünde
sevmiş sevmiş...
Elinde bir ferman gördüm dayanamadım
(Peki neden bana
1973 Temmuzunda)
merdivenleri yıpratıyordu ellerin
Tutunarak bir fetih haberine
Sarsılarak bir isyan bir yıkılma haberiyle
Aynı anda mermer merdiven ve ben
Tüm güç elindeymişçesine
Sesine bakıyorduk postacının
: herkes kendi içinden:
sesler şehirden
"akşam nerelerde kaldı
denizin dalgalarla kıyıya attığı rakı sofraları
şerefe arkadaşım nerede kaldı"
: herkes kendi içinden:
havada kanat vuruşları
"sen de gittin
otuz yıl hiç değişmedik
ne yalnızlık benden
ne ben senden geçtim ey yalnızlık
işte şimdi sende gittin elimden"
herkes kendi içinden:
"yaz geçip güz gelende
ecel geçirsin beni
madem yola gidiyorum
bulunsun benim de bir el sallayayım"
: herkes kendi içinden: bir komşu
Duvarlarıyla
"Yaşam sevincini yücelt. Hüznü kahrı felan filan
sen ki onu da alıp gittin
kanayan İbrahimi (hasta bir akraba) görmeye gittin"
Herkes toplansın
Herkes bu kez
Sesini yüksek bağlasın
Tüm aile susmuşken bir ateşin ortasında
O ses vuruyor elime sofranın altında
Havada asılı kalp atışları
Tümünü kaplayan alan içine bir yüz görüyorum
Alnında derin oluklar var bir kayayı
Oymuşlar gibi gözleri
Ağlamaya başlıyor baba "ah benim emeklerim"
Ağlıyor ana "ey ağlayan efendi
gönlümün tacı efendi
evimin direği
erlerin eri"
Ağlıyor bacı "ağlar ana
ya ağlar mıymış hiç baba"
O ses vuruyor elime sofranın altında
"Ağla evet gözlerim ağla sen
Bu gidişin zorları olsa da
Ağla ki ak çıkasın iniden
Ölüm lokma ağzında açsa da
Ölüm bu gelen çehresiz elsiz
Bir gezintideyiz olsa olsa
Bir de yanımdan geçerse bensiz
Durup kalakalmışım ortada"
Bir başka ses
Vuruyor bu sese elimle
"Köyde en büyük güce
Yaşamaya sürülü çoban köpekleri"
"Kurşun bitince yok öyle
Sürdü tüfeğine çobak köpeklerini"
"Evde en azgın köşede
Kadınları durmadan çarpıtır su perileri"
"Taşkın ve saf genç kalbime
Mezar taşı gibi vurur çağın devrimleri"
"Sen yargılanadur suç vardı güneşe
İnsan insana gebe ev eve bir öç haberi"
İstanbul kent olarak yıllar önce
Sürmeler çeker beğenirdi şehzadeleri
aç elini uzat dilenci eline
Biz Dağ Mağara Hikmet Kent İnsan Evren derken
Bir şarklı şair vardı kralı olan
Derdi ki kalın postallar giyeceğim
Bilgelik için değil
Sığınmak ve izlenmek için dağlara gideceğim
Birinci jandarma işlevi
Biz sustuk
Mağara hikmet erleri yerine
Konserve kutuları kustu
Üç dört beş ölü de kustu
"Anneciğim sen" ben
Değil mi öyle kardeşim sen daha küçüktün
Anneciğim sen
Kentleri tepeden gören yaylamızda
Bile dolanırdın yabani erikleri bademleri bile
Karıncalar üşüşen kışlık armutları
Bakışın avuçlarınla sever sıvazlar okşardın
Gezerdim yorulmasız kutlu kelimeler ederdin
Bakarak dokunarak doğadan alıp
Doğaya vererek"
"Sahi ben mi"
"Elbette
Sen ya" baba
"Anneciğim sen ne güzel
Beline dolalı önlüğüne..."
"Bırakın şimdi sofrada
Bağı yaylayı armut toplamayı"
"Rüzgarın döktüklerini yağmurun ve kuşların
Acımadıklarını
Evimize taşırdın"
"Bırakın dedik
Konuşulacaksa
Karar konuşulacak bu sofrada
Evet baba..."
"Anneciğim sen
Yaslan koluma dinle beni
Bak ben bir eli sofranın altında
Parmağına kimsenin duymadığı sesler çarpan
Ürküpp korkan
Bir evladınım
Anneciğim sen bir dağ haberi
Bizleri dağa sen alıştırdın
Dağı sen öğütledin bize
Ben dağa ölü umutsuz gittim diri indim
Ağabeylerim i ve i isimleri
Güçle gidip ölüleri inerken
İkinci ja ja ja ja ja
Anneciğim ancak sen içten ve derinden
Anladın inceliği
Ana sen
Bir dağ haberi
Taze uyabilen her güçlüğe
Dağları yıldızlar daha iyi izleniyor diye mi seversin
Ya evin erkekleri
Gecikince geceleri
Korkardık ama
Dağın kendisinden hiç korkmadım
Hiç bir pusu yoktu dağda senin için
Ve şehre
Her gün her an dönebilirdin
Zaten çocukların senin adına
Bir temas gibi
Gidip gelmekteydi"
(Baba kendine gel
Kendine gel anne
Bizler hep kendimizde miyiz
Korkmadan gözgöze gelmek için)
Önce kim - önce sen
"Dirilen bir işçi olmalıydım öyle oldum ta eskiden
Gülerek anlatmalıyım anlatarak
Çünkü çok zaman ürettik son sofradan beri
Dün akşam sofrasından beri"
"Baba ben" ben
Yeryüzünü dinledim
Erkek giysileri giyindim gördüm ki
Helalinden kadın
Ve bol ve düzgün çocuk gerekli
Baba ben yeryüzünü dinlerken
Biliyordum gövdemin tazılarıyla
Tazelenmedik hücrem kalmadı
Ne aç şu gövdem
Dursam çağırmasam bile
Ben bir ışıkla geceleri
Evimi karartan sevgisizlikleri denetlerken
Ekmek kemirir gövdem
Mezardan da öteye yeryüzü götürür kişiyi
Şiire çoktan başladım ama
At sürmeyi yeni belledim"
"Oğlum sen
Seziyorum
Yoksa anladığımdan değil kelimelerini
Tıpkı bir avuç sudan başladığım gibi
Ananın göğsüne yaslanıp
Sütünden hanlar kervansaraylar kışlalar altın
kubbeler
Demir çelik fabrikaları atom reaktörleri
Kuş ve balık dili okulları
Kitaplar uçaklar yaptığım gibi
Seziyorum oğlum sen
Kibar ve zarif bir çocuksun"
Beni adadılar beni koydular ortaya
Karşı duygular çıkarlar
Bende karşılaştı büyük
Çok büyük olmalıyım ki bende vuruştular
Ve gövdemin toprağı
Daha doymadı kana
Ozan beni harbetti
Işık beni koştu yine de
Daha karanlığım çok yerde
/ Ben şair olarak
Bitmez bir kartal çubuğu tüttürüyorum /
"Hayır anneciğim Nijerya Çad Uganda da
Hiç te uzak değil
İnsan orada da
Sabah kalkar işleri vardır
Tıpkı
Ve sonra
Akşam sofrası o uzaklarda
Dilini bilmediğim hoş omuzlu
Yuvarlak ve işlek omuzlu
O kız tarafından serilince
Bizim soframıza da değer bir ucu"
"Oğlum sen" ana
"Seziyorum
Yoksa anladığımdan değil kelimelerini
Tıpkı karnımda bir miktar sudan başladığın gibi
Göğsüme yaslanıp sütümden
İnsan toplayan sesli kubbeler çattığın gibi
Seziyorum ah ah seziyorum oğlum sen
Kibar ve zarif bir çocuksun"
Küçük kardeş
Çıkarıp oyuncaklarını koyuyor masaya
Misketler atıp
Bardakları kırıyor
Mum gibi duruyor ana
Küçük kardeş
Sürahiyi kaldırıyor başına
Bulaşıkları elleriyle
Taşıyıp sıvıyor dudaklara ve
Çıktığı kadar sesi
Bağırıyor
Mum gibi ben
Ağabeylerim kızkardeş ve baba
"Engellerseniz beni" küçük kardeş
"Pek çok ağaç devireceğim
Bırakırsanız
Bir konuk
Bir meltem olacağım yaprak arasında"
"Ah ne sorumsuz o küçük gezgin
Hayvan beslemenin
Zorunlu olmadığı kanısında
İkinci dünya harbi
Bir izci dalağı gibi şişer iner karşımda
Genaralleri psikolojiyi
Devlet devirme tekniğini
Kadınları bir yakut gibi taşıyıp
Tükürür gibi terketmeyi
Çocukları isyan etmekte
Genç kızları direnmekte yenmeyi
İyi bilir
Oto-stop yapmayı bile
Bin dokuz yüz'lerdeki buharlaşma
Dünya beş ayrı yerdeydi o zamanlar
Yeni yeni pervaneli uçaklar
İmparatorluktuk
hiç bir eskimo
padişah olmadı toprakta
Memurlar solunmuş havaları bir daha
Taşları
Vapurları bir daha
Ucuz kahramanlıkları durmamacasına
Soluyor cağımızda"
"Haydi bakalım topunuz
Soluyun şu havayı"
Kitaplardan bir cümle okuyor
Oda doluyor kelimelere
Harflerin içinden
En yakın komşuya çizilmiş cizginin içinden
Bir boğa yılanından
Parçalanmamış bir kuzu geçer gibi
Geçiyor i önde
"Haydi soluyun şu havayı" yarı yolda
Ölebilir yüreği yetersiz olan
Bir harfin katılaşmasından
"Anam sen bir aslan doğurmuşsun"
Diyor i
Yumruğunu kaldırıp vuruyor masaya
"Anam doğurduğun bir eğilmez kaplan"
Diyor i
Elini savurup indiriyor masaya
Baba bir karışık dalgınlık duyuyor ardından
Eli hançeresinde
Can'la hesaplaşarak bir yandan
Bir pervane gibi uçup çarpıyor cama
Ve bakıyor
Uzun uzun bahçedeki ağaçlara
III
Önce kim
Önce sen bu sefer
"kızaplam
ne kezzaplar akmakta yollardan"
"sen ha
bu kelimenle
umulmaz senin yaşındakilerden
bir çevik bir cevval oldun
öyle ki
derisinin altı közlerle yoklanan
kainata ve
şu aziz ruha
sarı karıncalaşarak buyuran
ve şehadat eden
veşehadet ederim diyen dilin
ve onaylayan yüreğinle
o delikanlılığa doğru
sular gibi büyük
temiz yüzünü dönen sen"
"kızaplam
ne kezzaplar akmakta yollardan"
"mendille taşınan sütlerin sonu
son damlası da akmakta"
"mendille süt taşımak ha
hah haay" i
"ne yalan ne yalan" yine i
"tanrı kıysın sana" ama bu
"an'nee"yıllar
"ah başladılar yine"
"hem söylüyorum
hem de içim yanıyor efendi beyim"
"bre hatun
sen
hep söylemiyor muyum sadece
bütün bunlar olmayan bir ev
düşün diye"
duvar açılıyor
ve içinden duyuluyor sesi
"neden biz onlardan efendiler
el sayısınca da
kas sayısınca da
baldır bel kürek kemiği
ve dalak sayısınca da beyabiler
çok olmayalım
Zaten -
efendiler beyabiler
hakkımız daha ilk dünya yıllarında
okul yıllarında efendiler beyabiler gençbeyler
neler neler olmuyolar
ölerek"
Bizim çocukluğumuzda övünecek olanın
Aşkıyla
Buyrun gençbeyler beyabiler
Duvarlardan duyulan sesini
Bismillahcı diye maruf
Yatıya gelen bir dağ aslanı
a l'ocasion de la fête rational
"sevgili beyim
ne yükler geçti üstümden
otuz yıl önce pazularının
şimdi -
şekerin
hipertansiyonun
emekli maaşın
tümbelan az inancın"
"hatun
maraşlı hafife almaklığını bırak
kader ironimizde
daha ne tenhalar yazılı olmalı
evlat acıları akan"
"ah et akan"
"çocukk"
"çorba geleneği insan tutması el yakınlığı
taze soğan yer sofrası
eski dülgerlikleri cömertlikler
kanlı geyikler akan"
"zaman kalfaları
takvim başları"
Bir mesele var
"zamanın kutbunu sordu abdülhamiti sani" bir azim seda
"aradık kanter içinde koştuk
nice köşker iplikçi rençber dervişten geçtik
öyle olduk ki candan / verilen mühletten geçtik"
"zamanın kutbu sendin ey abdülhamit"
halk dedi
"efendiler" sese ağız olan duvar
"geç beyler" i'ye baktı
"beyabiler" bana
gözlerini kısıp
eğilerek taşlıklarına sahillerin
dünya sakinlerine
ses kutularına
ses kapılarına hayvanlara açılan tabiat
önemli
bir söyleve başlıyacağını anlatan
bir çehre yolarak elindeki tomardan
"efendiler" dedi
"fatih sultan mehmet han
istanbula girdiğinde
bir dilbir vardı
öyle güzel
güzeldi ki
yurt gibiydi döşü
padişah değer verse yeri
koştu
atının önünde öptü yeri"
"beyabiler içim nasıl titrer bilseniz
önüne gençler gençlikler
fetihler serilen sultanı"
"tümü izinliydi bahadırlarının
velilerden"
ve geriliyor geriliyor şimdi
"düşünüyorum da halkın
bir çelik yay gibi çekilişini
kendi et duvarının
gerisinde devinip"
(padişahım çok yaşa
demişti. İhtiyar bir kadın
bir kent valisi ile gittiğimizde köyüne)
Önce kim - "önce sen"
Dirilen bir işci olmalıyım. Öyle olmalıyım ta eskiden
(Ağlayarak) anlamlıydım olmalıyım anlıyarak
İşci türemedi hiç bir şey türemedi
bezirgan ölü tükendi köle ölü bitti
bir yazı sağdan sola kıvrılarak eğilip
bükülerek bir şekil almalıydı
önce kim - "önce o"
dirilen bir işçi olmalıydı
İşçilik kime kaldı görüyorsunuz
çocuklarım
"çocuklarım nerdesiniz" baba sofrayı hoplatarak
Baba tanrıya yalvar
malar
"işçi miyim değil miyim"
durmadan kendini yorarak kurcalayarak
soruyor (bu kim bizden değil)
Kendini darağacına atsa
ağırlığı az gelir boğulmaya - ve atmadı
Beni mi adasalar iyi olan beni
diledikleri yerine gelsin diye kurban
çünkü hep budanmışım gibi
koyun bazen horoz gibi algılıyorum bazen omuz etlerimi
"intiharla (oysa mı) bir çelişmeydik eskiden
yasaktık intiharla
canımızın hakkı üzerine
varamazdı elimiz
"intihar bulun intihar kurbanlara"
onların değişen sesi bu ağabeylerimin
sofrada apaçık duyuyorum işte
kendilerinden kaçıp koşuyorlar bu sofra boyunca
"nasıl olur ama tohumları babamın"
"nasıl olur ama başka bir ırk"
"Başka bir ırk mı" sürüyor onlardan
Bu ev sofrası kuruldukça
Camlar kaykılıyor ve bahçede ağaç
Tehlike kuşları kaldırıyor
Düşsel bir oyun olan çocuklar
Lar - onlar laronlar
hala sağdan sola yazılan babam
bozulmaz akıllar kullanıyor
yaşlanıyor ama bozulmuyor ve diyor
"çünkü bozulmazdan yapıldık
Bu ev sofrası kuruldu önce baba
Oraya pencereden ağaca ve kuşlara
"çünkü ağaç işarettir içimizin sorularına
kuş işarettir doğup ruhları
dev gibi sallanan çocuklara"
Bu ev sofrası kuruldukça ana
Oradan pencereden ağaca ve kuşlara
"çünkü ağaç problemdir çok karışık bundan böyle aklım
kuşlarsa uçar gider uzaklara"
O başka yargılar öteki başka bakar
Ellerindeki meşalelerle topraktaki kovuklara
Yaklaşan laronlar lar - onlar çocuklara
bakıp
bakıp sofraya. Ana
yemeğe yaklaşıp ekmekle koklaşarak
/ "bereketli küpler
yağ küpleri ne demek bilmez bunlar
geberesi dinsizler
gel ekmek keseyim seni" /
"Koklaşmak mı ekmekle savaşmak"
Anaya onların gönül kıran sesleri ağabeylerimin
İ'yle başlayan ve birbirinin aynı isimleri
Yani i ile i ve i'yle i
i olur mu i "diyor"
İki değişik ad olmalı onların ki
"iki değişik ağbeyim benim
yok mu ki"
Sofrada önce arkaya sallanarak
kız ekmekle alışveriş etmeden
"Kız o çünkü oğlan değil"
Küçük oğlan bakarken söylerken bunu anaya
Hepsi nedenli ayrı ekmek başında
Sarmışlar sımsıkı beni gibi
Hep adanmışım gibi
Yerine gelecek ne bana göre
Kurbana göre mi bu adak
"Kardeşim
Ben
Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi"
"Peki ama" küçük oğlan
"Ne demek kamaya saplanmak"
"Ağabeyim
Ben
Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi"
"Peki ama" i ve i
"Kim çizebilir senden başka senin yaşamını"
"Anneciğim ben
Kaskatı bir esirliğe keptirilmişim gibi"
"Peki ama" ana
"Kepmek mi ne kepmeki
Kendine iyi bak önce üşütme ciğerlerini"
"Kardeşim ben
Yüreğimden böğürmek üzereyim gibi"
"Peki ama" kız kardeş
"Yürekle böğürmek mi dedin.Öyle bir şey mi dedin"
"Babacığım ben
Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi"
"Peki ama" baba
"Ayakların... Apaçık uydurma ayaklar senin ki"
"Yepyeni güçlenen ayaklar onun ki" i ve i
"Bak kardeşim kamaya saplanmak
şu demektir ki...
................................." ben
"O var çünkü tanrı
O çizer onun yaşamını" baba
"Kaskatı bir esirlik.../çok acı/.. " i ve i
"kaskatı kaskatı kaska kask kask kask " kız
"Kendine iyi bak..." kız - anne
bakışarak ciğerim onlar benim
"Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi mi" küçük oğlan
Çünkü kardeşim dedem dedemin olmuşu muyum
ben
"Olmaz dedenin olmuşu - Ulmuş deden" i ve i
"Ulmuş mu yani benim babam" baba
"Dedem senin baban mı ki bana" ben
"ben dedem deyince..." ben
"hah hah haa-" i ve i
"hah hah haa-" ben
"bir kediyim ben" birden
"bi hayvanı evin" kedi
Sarmışlar sımsıkı beni
Hep adanmışım gibi
Yerine gelecek ne bana göre
Kurbana göre mi bu adak
Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi
Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi
Kaskatı bir esirliğe çöktürülmüşüm gibi
Yüreğim bögürmek üzere gibi
Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi
"Kandırma beni çocuklarım
bozulmaz'dan tutunun - bırakın öyle öleyim" baba
Baba halk oldu baba helk değil
Sarsılıyorum ve içimdeki hayvan perdeyi aralıyor ve
/ anlıyor. /
Bakamıyorum başkalarının yüzünden başka yüze
Kendime
En sağlam sesleri söyleyin ağzım
En geçerli ilkelerini dünyanın
Sessiz atılıyor (devinim kayarak)
Sofranın dibine kedi (sesler var)
Önce Hamit "kedi kayınca sofranın dibine..."
"Hamit mi Hamit kim" sofra
Elim korkunç uzanın üzerine kedinin
Öpmek ister gibiyim kedinin üçgenini
(Ellerini) Kollamak kapmak ve kaçmakını
Kedi yapmazsa bunu çünkü kedi değil
"Biz bir şey yapmalıyız galiba - ama neyi"
/ "daha yeni mi sordun bunu çok mu yeni" / ekmek
"Yüz yıldır sormadım
Soranın ardına varmadım da...
Elim yakanda dirlecek orada.." sofra
Sonra i ve i iç içe ses çıkarmadan
/ "ben i'yken"/ i ve /"Ben i'yken" / i
ve sesli olarak sonunculardan ayrılarak
altı asrın sonuçlarından
sonuncularından ve içeriklerinden
korkunç kaçarak
"bu yemek daha ne kadar sürecek hiç bir zaman
kediyi oradan kim kovacak hiç bir zaman
Baba sen
Önce yeni bir işçi savunması yap"
Baba anadan yaklaşık olarak
Bir erkeklik ayrımı üretti erkeklere üleştirdi
Fakat onlar babadan ayrılarak
Ana babadan tüs tüm yaklaşık olarak
Bir kızlık ayrımı yalınladı sivriltti
Kızlarla ortaya attı belirledi
Fakat kızlar anaya yaklaşık kalarak
...............................ötürü başkaldırarak
Kuzeyden güneye parıltılara avuç ve bağır açarak
Kuzeyden güneye parıltılar kafkas farları
Pırıl pırıl pır işçileri
Pırıl pır emekçileri
Parıltılar (ötürü) dayanamadan
"Bu yemek daha nasıl sürecek hiç bir zaman
Kediyi oradan kim çıkaracak hiç bir zaman
Kedi tıkınamaz sofranın altında
Kavanmadan
Babamızsan
Yeni bir işçi savunması yap
Dedeni savunduğum gibi ve padişahını"
baba hemen
ve hemen ben
Baba değilse fakat ben (cevval) hemen
- Abdülhamit -
Eşya ve şehir dürtülmüş gibi
türbelerden elktrik geçmiş gibi
"hortlak var" i ve i
Koro gibi bir aşikar dikleniş gibi
Duyuyoruz yoksa bir alisinasion isteği gibi
işte işte işte gark oluyorlar
"işte işte Han Han. Dünyadan ve besmeleli rahim
mazgallarından
Yumurtanın içindeki canlı kavgadan"
"boy atsın boy atsın"
Tarih ve zorbaların paçavralaşma işareti
"ah işte işaret"
- işte işte işaret
- Abdülhamit
"dur baba yeni bir işçi savunması yap" i ve i
i le i ve hemen ses olmadan birbirine kapanarak
/ "nedir ki bu Abdülhamit" /
Safra (görüyorsunuz) nasılda uzuyor ana çok uçta kalıyor
uzakta
Adeta
Öteden o ufacık bedenden
Kim sorabilir kim araştırabilir kimbilir
salondaki gizli bir düzlükten
"Anayım ama dayanamam daha da
"Çekilip ağlasam mı odaya
Acaba
Acaba mıyım yoksa ben"
Yeni bir işçi var ortada
İlk defa
ve sofra
Baba ana ve i ile i
Öldükten sonra dirilecek bendeki beden ve ruh
diyen ben
"inanıyor muyum gibi"
"ne gibi inanır buna baba ve ana"
"ve hakçası başkaları"
Küçük oğlan yarısı içten ses olmadan
"Babacığım anneciğim ağabeylerim
Kız ablam ve sen
Ben de dirilir miyim öldükten sonra
/ Ruhum da dirilir mi öldükten sonra /
Ben de / hesap verebilir miyim / öldükten sonra
Derslerime çalışır büyüklerimi dinlersem"
Kız ansızın açılır en cinlisi
"/ Bir kız neye inanır inanabilir ki
En iyisi en doğrusu şu ki
Güzelim ben - Erkeklerse
Kıza benzemiyor hiç
Bize dayanamıyorlar bir de hiç
Aklımda tutmalıyım büyüdükçe hep bunu
Aman hiç unutmasam bunu /
- sesizdi şimdi birden ses olarak -
Ya unutursam bir de"
döndük baktık
Kızardı yüzü
"Ne güzel kızarabiliyor yüzü" baba ana ve ben
Yeni bir işçi var ortada
Çok yeni bir işçi sürüyor dedemden
Ayakları ta oradan toprak diplerimden
"Abdülhamide ölüm" maymun
"maymuna ölüm" Abdülhamit
Çok yeni bir işçiyle geliyor dedemden
Güçlü mü
O kadar da mı güçlü
Daha değil yanılmıştık bir yerde
Eylem olmaz düşünüp düşünüp
Hah; demeden
Kedi sofranın altında üçgeniyle
Kedi dediğin böyle yaratılmıştır
"Ben kediyim sadece - Biliyorum da
Anlıyorum da işçi denince
Yakın buluyorum kendime
Galiba ciğer
Öyle bir şey
gibi bir şiy olmalı"
"Bağırıyorum sofranın üstüne
Bağıracağım yemeğin ve ekmeğin içine
Yeni bir işçi geliyor kendine"
"Sus" diyor i ve i
"Sus biz yücelteceğiz emeği"
"Asıl sen sus tanrı yüceltmiş bir kere"
Tanrı mı
"çok bulanıyoruz" i ve i
"Ekmeğe alın terinden önce kan
Duadan ve bereketten önce kan
(ben kazandım onlar da kazansı yeterince) den önce
kan kan
kan kin öfke
katık olmalı
herşeyden ve besmeleden önce"
Bir çok tanrı vardır
i için ve i için
sofrada birden bire ve i
Çünkü i için
"Tanrılar lar lar deme lar lar"
kız bu doygun duyarlı yanağı yaşlı
"Tanrılar denmez çünkü hiç söylenmedi
Küçükler ve aramızda ufacık var çocuklar"
( Kırılır
" - en çok onlar mı
" - en çok onlar )
Elim taş gibi tutuyor Hamitin ellerini
(Hamit kim daha belirmedi)
"Hiç belirmez o belirmeyecek de" i ve i
Sofrada değil miyiz büsbütün
"Güneş dönüp yeniden doğmalı" Hamit
Ana kim ata kim toprak kim
Halk neyin nesi
Sesini bileğinden alıyorum Hamitin
"Sofrayaçağırmadınız beni" çözüm
/ "Tanrı başka olmaz artırılmaz
başka tapacak yapıp artırıyorlar azalır ata" /
"uzak kal atadan ata geleceğin içinde" i ve i
"gelecek kazmanın içinde" i ve i korkutarak vakti
Takılıyorlar
"takıldınız işte" i ve i'ye baba
Ve sofra
(Kedi var)
Küçük çocuk ve kız hep birden
bağırarak korkutarak korkutarak
"Kazma nerede kazma nerede"
sakınarak i ve i korunarak
"düşecek: gibi başlarına kazma"
II
"Benim o bezirgan
O kervanı ben götürdüm Yemene
Çölde güneş
Gökten taş yağar gibi açılırken üzerimize
Oğullarım sizler
Sabır keseleri içinde
Ananızın muhabbetle beklediği zamanlar gelmeden
Belkemiğimden kurtulur bazen
Batardınız yüreğime
Oğlum sen -
sana verdiğim ada ne oldu
Ya sen -
sana verdiğim ada ne oldu
Ve neden her ikinizin adı da 'i' "
İ ile i yekinerek
"Herkes bu kez i'dir dünyada
Artık yok yürek soyluluk ruh
Etötesi
Üstünlük bilgide bile
Babamız sen..."
"Bana da bir i desen bir desen"
"Baba sen de bir i'sin kuşku yok
Saygımız olduğu için baba oluşuna
Baba diyoruz sana"
"Benim efendim i olamaz" ana
"Benim babam bir i ha
na sana"
"Bakkardeşim
Biz i dedikse o da bizim gibi
Bir ekonomik varlık herşeyden önce
Herkesle eşit bölüşmeli devletin gelirini"
"Ama sen
dün benim
harçlığımı... söyletme şimdi
oysa eşit eşit almıştık babamızdan"
"Kızım
O senin dün
harçlığını mı.. söyle"
"Hayır baba şaka şaka"
"Hayır şaka yok baba" i ve i
"Biz aldık onun harçlığını
elbette
kolunu bükerek elbette
salık verdik i olmayı ona
olmayınca elbette
kırmadık kolunu kardeş diye
ama ilerde
kırabiliriz de"
"Aaah" ana
"sütüm burnunuzdan gelir inşallah
önce senin
sonra da senin"
İ'ye ve i'ye
"Dur kadın" baba titrek doğrularak
ve kuşkuyla bakarak havaya
"kalksın sofra"
"Ama daha
baklava var
maraş işi fıstıklı kuru baklava"
"Kalksın sofra"
"Babacığım
Çok zaman ürettik son sofradan beri
Çok acı çektik
çok telef olduk
çok i telef old"
"Bu yezidler
Dünden olmuşlar bile
biz evlât mevlat dedikçe
ah yine de evlat
larım ne oldu size
o güzelim isimlerinize"
Sofra uzamaya başlıyor yine
elim akıyor altına sofranın
Göz gaga arıyor
Oyulmak için
Bir ateşe yatmak için
Kıvılcımlanarak atmacasıyla hep dürüst kalmanın
Can yakmamaya
Daha biraz daha
Karaçan yaralara göz yummanın
Acısıyla sofranın altında
Daha
Sancılı daha
Bir dünya kurdum kendime
Bir sofra altında
Bir sofra yüzüne çıkıp
Bir evden kaçıp
Bir eve kapanıp
İki kardeş iki ağabey ortasında
Bir yanım baba erkek
Bir yanım ana kadın
Çok sofra gördüm
Francala içinde iri kristal
Kanlı sorular
Koşuyor taylar o yöne
Fırtınadan ayakları tutulmuş
kısrak analarının
Ve kaslar koparca geriliyor masada
Çorba tasından bir giz çıkardım doydum
Birden ateşim çıkıyor
Dünya bulanık deviniyor
Şehir kusarak geçiyor kapıdan
Zil
Ve sesini kucakladım postacının
Hayır bir ulak bu
sınır boylarına yollanmış geçmişte
viyana taşduvarı dibinde hülyaya dalmış
kenti sonsuz bir kuşatmayla gönlünde
sevmiş sevmiş...
Elinde bir ferman gördüm dayanamadım
(Peki neden bana
1973 Temmuzunda)
merdivenleri yıpratıyordu ellerin
Tutunarak bir fetih haberine
Sarsılarak bir isyan bir yıkılma haberiyle
Aynı anda mermer merdiven ve ben
Tüm güç elindeymişçesine
Sesine bakıyorduk postacının
: herkes kendi içinden:
sesler şehirden
"akşam nerelerde kaldı
denizin dalgalarla kıyıya attığı rakı sofraları
şerefe arkadaşım nerede kaldı"
: herkes kendi içinden:
havada kanat vuruşları
"sen de gittin
otuz yıl hiç değişmedik
ne yalnızlık benden
ne ben senden geçtim ey yalnızlık
işte şimdi sende gittin elimden"
herkes kendi içinden:
"yaz geçip güz gelende
ecel geçirsin beni
madem yola gidiyorum
bulunsun benim de bir el sallayayım"
: herkes kendi içinden: bir komşu
Duvarlarıyla
"Yaşam sevincini yücelt. Hüznü kahrı felan filan
sen ki onu da alıp gittin
kanayan İbrahimi (hasta bir akraba) görmeye gittin"
Herkes toplansın
Herkes bu kez
Sesini yüksek bağlasın
Tüm aile susmuşken bir ateşin ortasında
O ses vuruyor elime sofranın altında
Havada asılı kalp atışları
Tümünü kaplayan alan içine bir yüz görüyorum
Alnında derin oluklar var bir kayayı
Oymuşlar gibi gözleri
Ağlamaya başlıyor baba "ah benim emeklerim"
Ağlıyor ana "ey ağlayan efendi
gönlümün tacı efendi
evimin direği
erlerin eri"
Ağlıyor bacı "ağlar ana
ya ağlar mıymış hiç baba"
O ses vuruyor elime sofranın altında
"Ağla evet gözlerim ağla sen
Bu gidişin zorları olsa da
Ağla ki ak çıkasın iniden
Ölüm lokma ağzında açsa da
Ölüm bu gelen çehresiz elsiz
Bir gezintideyiz olsa olsa
Bir de yanımdan geçerse bensiz
Durup kalakalmışım ortada"
Bir başka ses
Vuruyor bu sese elimle
"Köyde en büyük güce
Yaşamaya sürülü çoban köpekleri"
"Kurşun bitince yok öyle
Sürdü tüfeğine çobak köpeklerini"
"Evde en azgın köşede
Kadınları durmadan çarpıtır su perileri"
"Taşkın ve saf genç kalbime
Mezar taşı gibi vurur çağın devrimleri"
"Sen yargılanadur suç vardı güneşe
İnsan insana gebe ev eve bir öç haberi"
İstanbul kent olarak yıllar önce
Sürmeler çeker beğenirdi şehzadeleri
aç elini uzat dilenci eline
Biz Dağ Mağara Hikmet Kent İnsan Evren derken
Bir şarklı şair vardı kralı olan
Derdi ki kalın postallar giyeceğim
Bilgelik için değil
Sığınmak ve izlenmek için dağlara gideceğim
Birinci jandarma işlevi
Biz sustuk
Mağara hikmet erleri yerine
Konserve kutuları kustu
Üç dört beş ölü de kustu
"Anneciğim sen" ben
Değil mi öyle kardeşim sen daha küçüktün
Anneciğim sen
Kentleri tepeden gören yaylamızda
Bile dolanırdın yabani erikleri bademleri bile
Karıncalar üşüşen kışlık armutları
Bakışın avuçlarınla sever sıvazlar okşardın
Gezerdim yorulmasız kutlu kelimeler ederdin
Bakarak dokunarak doğadan alıp
Doğaya vererek"
"Sahi ben mi"
"Elbette
Sen ya" baba
"Anneciğim sen ne güzel
Beline dolalı önlüğüne..."
"Bırakın şimdi sofrada
Bağı yaylayı armut toplamayı"
"Rüzgarın döktüklerini yağmurun ve kuşların
Acımadıklarını
Evimize taşırdın"
"Bırakın dedik
Konuşulacaksa
Karar konuşulacak bu sofrada
Evet baba..."
"Anneciğim sen
Yaslan koluma dinle beni
Bak ben bir eli sofranın altında
Parmağına kimsenin duymadığı sesler çarpan
Ürküpp korkan
Bir evladınım
Anneciğim sen bir dağ haberi
Bizleri dağa sen alıştırdın
Dağı sen öğütledin bize
Ben dağa ölü umutsuz gittim diri indim
Ağabeylerim i ve i isimleri
Güçle gidip ölüleri inerken
İkinci ja ja ja ja ja
Anneciğim ancak sen içten ve derinden
Anladın inceliği
Ana sen
Bir dağ haberi
Taze uyabilen her güçlüğe
Dağları yıldızlar daha iyi izleniyor diye mi seversin
Ya evin erkekleri
Gecikince geceleri
Korkardık ama
Dağın kendisinden hiç korkmadım
Hiç bir pusu yoktu dağda senin için
Ve şehre
Her gün her an dönebilirdin
Zaten çocukların senin adına
Bir temas gibi
Gidip gelmekteydi"
(Baba kendine gel
Kendine gel anne
Bizler hep kendimizde miyiz
Korkmadan gözgöze gelmek için)
Önce kim - önce sen
"Dirilen bir işçi olmalıydım öyle oldum ta eskiden
Gülerek anlatmalıyım anlatarak
Çünkü çok zaman ürettik son sofradan beri
Dün akşam sofrasından beri"
"Baba ben" ben
Yeryüzünü dinledim
Erkek giysileri giyindim gördüm ki
Helalinden kadın
Ve bol ve düzgün çocuk gerekli
Baba ben yeryüzünü dinlerken
Biliyordum gövdemin tazılarıyla
Tazelenmedik hücrem kalmadı
Ne aç şu gövdem
Dursam çağırmasam bile
Ben bir ışıkla geceleri
Evimi karartan sevgisizlikleri denetlerken
Ekmek kemirir gövdem
Mezardan da öteye yeryüzü götürür kişiyi
Şiire çoktan başladım ama
At sürmeyi yeni belledim"
"Oğlum sen
Seziyorum
Yoksa anladığımdan değil kelimelerini
Tıpkı bir avuç sudan başladığım gibi
Ananın göğsüne yaslanıp
Sütünden hanlar kervansaraylar kışlalar altın
kubbeler
Demir çelik fabrikaları atom reaktörleri
Kuş ve balık dili okulları
Kitaplar uçaklar yaptığım gibi
Seziyorum oğlum sen
Kibar ve zarif bir çocuksun"
Beni adadılar beni koydular ortaya
Karşı duygular çıkarlar
Bende karşılaştı büyük
Çok büyük olmalıyım ki bende vuruştular
Ve gövdemin toprağı
Daha doymadı kana
Ozan beni harbetti
Işık beni koştu yine de
Daha karanlığım çok yerde
/ Ben şair olarak
Bitmez bir kartal çubuğu tüttürüyorum /
"Hayır anneciğim Nijerya Çad Uganda da
Hiç te uzak değil
İnsan orada da
Sabah kalkar işleri vardır
Tıpkı
Ve sonra
Akşam sofrası o uzaklarda
Dilini bilmediğim hoş omuzlu
Yuvarlak ve işlek omuzlu
O kız tarafından serilince
Bizim soframıza da değer bir ucu"
"Oğlum sen" ana
"Seziyorum
Yoksa anladığımdan değil kelimelerini
Tıpkı karnımda bir miktar sudan başladığın gibi
Göğsüme yaslanıp sütümden
İnsan toplayan sesli kubbeler çattığın gibi
Seziyorum ah ah seziyorum oğlum sen
Kibar ve zarif bir çocuksun"
Küçük kardeş
Çıkarıp oyuncaklarını koyuyor masaya
Misketler atıp
Bardakları kırıyor
Mum gibi duruyor ana
Küçük kardeş
Sürahiyi kaldırıyor başına
Bulaşıkları elleriyle
Taşıyıp sıvıyor dudaklara ve
Çıktığı kadar sesi
Bağırıyor
Mum gibi ben
Ağabeylerim kızkardeş ve baba
"Engellerseniz beni" küçük kardeş
"Pek çok ağaç devireceğim
Bırakırsanız
Bir konuk
Bir meltem olacağım yaprak arasında"
"Ah ne sorumsuz o küçük gezgin
Hayvan beslemenin
Zorunlu olmadığı kanısında
İkinci dünya harbi
Bir izci dalağı gibi şişer iner karşımda
Genaralleri psikolojiyi
Devlet devirme tekniğini
Kadınları bir yakut gibi taşıyıp
Tükürür gibi terketmeyi
Çocukları isyan etmekte
Genç kızları direnmekte yenmeyi
İyi bilir
Oto-stop yapmayı bile
Bin dokuz yüz'lerdeki buharlaşma
Dünya beş ayrı yerdeydi o zamanlar
Yeni yeni pervaneli uçaklar
İmparatorluktuk
hiç bir eskimo
padişah olmadı toprakta
Memurlar solunmuş havaları bir daha
Taşları
Vapurları bir daha
Ucuz kahramanlıkları durmamacasına
Soluyor cağımızda"
"Haydi bakalım topunuz
Soluyun şu havayı"
Kitaplardan bir cümle okuyor
Oda doluyor kelimelere
Harflerin içinden
En yakın komşuya çizilmiş cizginin içinden
Bir boğa yılanından
Parçalanmamış bir kuzu geçer gibi
Geçiyor i önde
"Haydi soluyun şu havayı" yarı yolda
Ölebilir yüreği yetersiz olan
Bir harfin katılaşmasından
"Anam sen bir aslan doğurmuşsun"
Diyor i
Yumruğunu kaldırıp vuruyor masaya
"Anam doğurduğun bir eğilmez kaplan"
Diyor i
Elini savurup indiriyor masaya
Baba bir karışık dalgınlık duyuyor ardından
Eli hançeresinde
Can'la hesaplaşarak bir yandan
Bir pervane gibi uçup çarpıyor cama
Ve bakıyor
Uzun uzun bahçedeki ağaçlara
III
Önce kim
Önce sen bu sefer
"kızaplam
ne kezzaplar akmakta yollardan"
"sen ha
bu kelimenle
umulmaz senin yaşındakilerden
bir çevik bir cevval oldun
öyle ki
derisinin altı közlerle yoklanan
kainata ve
şu aziz ruha
sarı karıncalaşarak buyuran
ve şehadat eden
veşehadet ederim diyen dilin
ve onaylayan yüreğinle
o delikanlılığa doğru
sular gibi büyük
temiz yüzünü dönen sen"
"kızaplam
ne kezzaplar akmakta yollardan"
"mendille taşınan sütlerin sonu
son damlası da akmakta"
"mendille süt taşımak ha
hah haay" i
"ne yalan ne yalan" yine i
"tanrı kıysın sana" ama bu
"an'nee"yıllar
"ah başladılar yine"
"hem söylüyorum
hem de içim yanıyor efendi beyim"
"bre hatun
sen
hep söylemiyor muyum sadece
bütün bunlar olmayan bir ev
düşün diye"
duvar açılıyor
ve içinden duyuluyor sesi
"neden biz onlardan efendiler
el sayısınca da
kas sayısınca da
baldır bel kürek kemiği
ve dalak sayısınca da beyabiler
çok olmayalım
Zaten -
efendiler beyabiler
hakkımız daha ilk dünya yıllarında
okul yıllarında efendiler beyabiler gençbeyler
neler neler olmuyolar
ölerek"
Bizim çocukluğumuzda övünecek olanın
Aşkıyla
Buyrun gençbeyler beyabiler
Duvarlardan duyulan sesini
Bismillahcı diye maruf
Yatıya gelen bir dağ aslanı
a l'ocasion de la fête rational
"sevgili beyim
ne yükler geçti üstümden
otuz yıl önce pazularının
şimdi -
şekerin
hipertansiyonun
emekli maaşın
tümbelan az inancın"
"hatun
maraşlı hafife almaklığını bırak
kader ironimizde
daha ne tenhalar yazılı olmalı
evlat acıları akan"
"ah et akan"
"çocukk"
"çorba geleneği insan tutması el yakınlığı
taze soğan yer sofrası
eski dülgerlikleri cömertlikler
kanlı geyikler akan"
"zaman kalfaları
takvim başları"
Bir mesele var
"zamanın kutbunu sordu abdülhamiti sani" bir azim seda
"aradık kanter içinde koştuk
nice köşker iplikçi rençber dervişten geçtik
öyle olduk ki candan / verilen mühletten geçtik"
"zamanın kutbu sendin ey abdülhamit"
halk dedi
"efendiler" sese ağız olan duvar
"geç beyler" i'ye baktı
"beyabiler" bana
gözlerini kısıp
eğilerek taşlıklarına sahillerin
dünya sakinlerine
ses kutularına
ses kapılarına hayvanlara açılan tabiat
önemli
bir söyleve başlıyacağını anlatan
bir çehre yolarak elindeki tomardan
"efendiler" dedi
"fatih sultan mehmet han
istanbula girdiğinde
bir dilbir vardı
öyle güzel
güzeldi ki
yurt gibiydi döşü
padişah değer verse yeri
koştu
atının önünde öptü yeri"
"beyabiler içim nasıl titrer bilseniz
önüne gençler gençlikler
fetihler serilen sultanı"
"tümü izinliydi bahadırlarının
velilerden"
ve geriliyor geriliyor şimdi
"düşünüyorum da halkın
bir çelik yay gibi çekilişini
kendi et duvarının
gerisinde devinip"
(padişahım çok yaşa
demişti. İhtiyar bir kadın
bir kent valisi ile gittiğimizde köyüne)
Hayvana bak
İnsan ait bir grafiği gagalıyor
Hayvan hayvan olmaya ama
İnsana ait bir lakırdıyla
Dolanıyor
Yeryüzü bir İstanbul daha açarsa
Katsı mahsusayla söylüyorum
Kesik bir katır başı gibi
Ölü ağzından çıkarır çatal dilini
Haliç
Oysa aynı Haliç
Aldulhakim hazretlerinin
Ayağı altında nazarı önünde
Tahtı saadetinde
Berrak bir suydu
) alıp götürdüler
sarığını yere atıp tekmelediler
Haliç
o berrak su
zehir kustu
) sancılanıp ölen
üzüntüden
kapımızı her bırakıp giden
bir rahmet kucağı
bir siklet bir yük
) alıp götürdüler
neden tekrar başa dönüyorum bu mısrada
Ha? ! !
Çünkü şiir yetmedi
kalemi atıp ayağa kalkıyorum
bağırıyorum:
Öğürtülü karınlarına çarçakıl doldurun
Domuz başlarına çuvaldız sokun
Öyle bir hayal çatlatın
Böyle bir hayal çatın
Öyle bir gerçek
Böyle bir gerçek
Gözümün önünde resmi
Bir akrabası gösterdi
Bak dedi
Ne yaptılar
İlim ve hikmet dolu veliyi..
resim:
Ölümünden bir vakit önce
Sorgular
Gece Gündüz Gece
Ne ekmek ne su
Ne ibrik
Ne bir taharet köşeciği
Kolları bağlı
Gözleriyle abdest alıyordu
Zihniyle kılıyordu namazlarını
resim:
Mintanının baş düğmesi kopmuş
Aman Allahım başı açık
Karışık saçları alnı kaşları
Kocaman ve dolu bakışların üstüne sarkmış
Seksenaltı yılık ömrün üstüne
Ve yine de sabah güzel olack ha!
Koltuğun hemen altında
Saten geceliğin yırtmacı
Kan revan bir öpüş
Hırslı
Paralı
Az sonra saat dört kırkiki
Pi - Em
Kancık bir dörtnal sesi
Kaçıyorlar yine vurup
Haydi ahbap
Tekke miskinler tekkesi
Sen sız ve bekle
Bir gözün hafifçe aralık
Bilinç uyanık çünkü kan gölünde bu kayık
sız ve bekle
Elinde bir gürz bir takke
Tekke Takke. Ha Hay!
Ve güzel sabah olacak
) geçişleri anlıyor musun
Körpe beden körpe para
Hayvana bak gözün onda
Kafatasının içi insana ait bir beyin
Ayaklarında iskarpin
Nal içi
Gördün mü vur ha vur ha
Ve sabah güzel oldu
Şöyle yan gelmiş yatıyordu
Semiriyordu
Bir iğne ucuyla dokunsalar ağlıyordu
Havlıyordu
Acıya hiç dayanamıyordu
Şöyle bakıyoruz
Eğilip
Şöyle bakıyoruz
Silkinip
Şöyle bakıyoruz şöyle
Gözyaşı yassak
Gaflet idam
Acele el keser
Gevezelik dil
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
) Aktör gibi oynayın bu satırları
Halayını çekin halayını
Sporunuz bol olsun
Ballı börek ağzınıza lokma olsun
Merak etme sen
Şiştikçe şişiyor
Şiştikçe inceliyor derileri
İnsan ait bir grafiği gagalıyor
Hayvan hayvan olmaya ama
İnsana ait bir lakırdıyla
Dolanıyor
Yeryüzü bir İstanbul daha açarsa
Katsı mahsusayla söylüyorum
Kesik bir katır başı gibi
Ölü ağzından çıkarır çatal dilini
Haliç
Oysa aynı Haliç
Aldulhakim hazretlerinin
Ayağı altında nazarı önünde
Tahtı saadetinde
Berrak bir suydu
) alıp götürdüler
sarığını yere atıp tekmelediler
Haliç
o berrak su
zehir kustu
) sancılanıp ölen
üzüntüden
kapımızı her bırakıp giden
bir rahmet kucağı
bir siklet bir yük
) alıp götürdüler
neden tekrar başa dönüyorum bu mısrada
Ha? ! !
Çünkü şiir yetmedi
kalemi atıp ayağa kalkıyorum
bağırıyorum:
Öğürtülü karınlarına çarçakıl doldurun
Domuz başlarına çuvaldız sokun
Öyle bir hayal çatlatın
Böyle bir hayal çatın
Öyle bir gerçek
Böyle bir gerçek
Gözümün önünde resmi
Bir akrabası gösterdi
Bak dedi
Ne yaptılar
İlim ve hikmet dolu veliyi..
resim:
Ölümünden bir vakit önce
Sorgular
Gece Gündüz Gece
Ne ekmek ne su
Ne ibrik
Ne bir taharet köşeciği
Kolları bağlı
Gözleriyle abdest alıyordu
Zihniyle kılıyordu namazlarını
resim:
Mintanının baş düğmesi kopmuş
Aman Allahım başı açık
Karışık saçları alnı kaşları
Kocaman ve dolu bakışların üstüne sarkmış
Seksenaltı yılık ömrün üstüne
Ve yine de sabah güzel olack ha!
Koltuğun hemen altında
Saten geceliğin yırtmacı
Kan revan bir öpüş
Hırslı
Paralı
Az sonra saat dört kırkiki
Pi - Em
Kancık bir dörtnal sesi
Kaçıyorlar yine vurup
Haydi ahbap
Tekke miskinler tekkesi
Sen sız ve bekle
Bir gözün hafifçe aralık
Bilinç uyanık çünkü kan gölünde bu kayık
sız ve bekle
Elinde bir gürz bir takke
Tekke Takke. Ha Hay!
Ve güzel sabah olacak
) geçişleri anlıyor musun
Körpe beden körpe para
Hayvana bak gözün onda
Kafatasının içi insana ait bir beyin
Ayaklarında iskarpin
Nal içi
Gördün mü vur ha vur ha
Ve sabah güzel oldu
Şöyle yan gelmiş yatıyordu
Semiriyordu
Bir iğne ucuyla dokunsalar ağlıyordu
Havlıyordu
Acıya hiç dayanamıyordu
Şöyle bakıyoruz
Eğilip
Şöyle bakıyoruz
Silkinip
Şöyle bakıyoruz şöyle
Gözyaşı yassak
Gaflet idam
Acele el keser
Gevezelik dil
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
) Aktör gibi oynayın bu satırları
Halayını çekin halayını
Sporunuz bol olsun
Ballı börek ağzınıza lokma olsun
Merak etme sen
Şiştikçe şişiyor
Şiştikçe inceliyor derileri
Dinç bakan bir çocuk
Ana baba acınma yatak yorgan toprak
Ve ezgilerden elini çekmiş
Şimdi gördüğün resim net
İşte siyah karanlık cife
Ve işte ciğerlerinin üstünden kalksın diye
Parmaklarını kaburgalarına takmış
Bir savaşçı nefes
Dağ ona söyledi arzum şudur
- Gömleğimde uyu
Yanağını tenime koy
Bir savaşçı uyuyor
Biri baskın
Biri şehitlik işinde
Toprak söyledi: Doldum
Tenimde dur! FAKAT
+
Ana bir yangın yeri
Dehşet içinde saçı dağınık
Oysa sevin
Acın kutlu
Kocan oğulların şehit
İşte getiriyorlar onu da
anladın
yaşamakta olan son oğlun
İsli dağların yamacında
Beşon evlik bir köyün kıraç tarlasında
Toprağı bellerken durup
Ağırlaşmış yüzünü
Bakışını
Çok uzaklardaki atlılara çevirdi ana
Geceleriyse
Toprak damın çölünde
Bir aşağı bir yukarı
Dolanırken
Başını değer gibi alçalıp
Teselli gibi geçer bulutlar
Der ayrılığın adı yaman
Oldu kapı komşu malım
Dost bağım
Dizimdeki dermansızlık
Bu yaşın alameti değil
Baka baka kardeşim oldu yıldızlar
Ellerim ışıklı saçlarına değdi yıldızlar
Ana baba acınma yatak yorgan toprak
Ve ezgilerden elini çekmiş
Şimdi gördüğün resim net
İşte siyah karanlık cife
Ve işte ciğerlerinin üstünden kalksın diye
Parmaklarını kaburgalarına takmış
Bir savaşçı nefes
Dağ ona söyledi arzum şudur
- Gömleğimde uyu
Yanağını tenime koy
Bir savaşçı uyuyor
Biri baskın
Biri şehitlik işinde
Toprak söyledi: Doldum
Tenimde dur! FAKAT
+
Ana bir yangın yeri
Dehşet içinde saçı dağınık
Oysa sevin
Acın kutlu
Kocan oğulların şehit
İşte getiriyorlar onu da
anladın
yaşamakta olan son oğlun
İsli dağların yamacında
Beşon evlik bir köyün kıraç tarlasında
Toprağı bellerken durup
Ağırlaşmış yüzünü
Bakışını
Çok uzaklardaki atlılara çevirdi ana
Geceleriyse
Toprak damın çölünde
Bir aşağı bir yukarı
Dolanırken
Başını değer gibi alçalıp
Teselli gibi geçer bulutlar
Der ayrılığın adı yaman
Oldu kapı komşu malım
Dost bağım
Dizimdeki dermansızlık
Bu yaşın alameti değil
Baka baka kardeşim oldu yıldızlar
Ellerim ışıklı saçlarına değdi yıldızlar
Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle
Kimbilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim sensiz
Bu sessizlikle
Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sessizlikle
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle
Kimbilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim sensiz
Bu sessizlikle
Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sessizlikle
Bazen anlıyorum,
bazen anlamıyorum.
annemi,
babamı nenemi
annem şöyle der
göstererek beni:
cin gibi maşallah
cin ne demek?
gibi ne demek?
babam diyor ki
bana bakarak:
altını üstüne getirmiş evin.
hiç yapabilir miyim
dediklerini?
ninemse der bana:
topaç gibi
bir dedem açık insan
pek de zeki.
dilinden bal akar.
attaya gidelim der.
al sana şeker der.
göz kırpar.
okşar.
sever.
bir de gıdıklar.
dedemi çok anlıyorum.
bazen anlamıyorum.
annemi,
babamı nenemi
annem şöyle der
göstererek beni:
cin gibi maşallah
cin ne demek?
gibi ne demek?
babam diyor ki
bana bakarak:
altını üstüne getirmiş evin.
hiç yapabilir miyim
dediklerini?
ninemse der bana:
topaç gibi
bir dedem açık insan
pek de zeki.
dilinden bal akar.
attaya gidelim der.
al sana şeker der.
göz kırpar.
okşar.
sever.
bir de gıdıklar.
dedemi çok anlıyorum.
Başlarlar uykuda uyanmaya karşı dağlara bakmaya
Şehir canlarına okumuş alınlarına bir kara vurmuş
Daha çocukturlar ve anlarlar havanın yumuşamadığını
Babaların bayramlarda evin arka odalarına kapanıp
İlkin camları açıp
Bir dilim ekmeğe baktığını
Daha da anlarlar
Ailecek gecelere doğru tırmandıklarını zamanı
Sanki gün geçtikçe düşünceleri kocamanlaşmaktan
Anne yine birdenbire şiş ve sağa sola yalpalayarak koşmaktadır
Nasıl başlarlar anlamaya:
Acaba kalkınca pencereye yaslanan çocuk
Hareketi içine kapılır ırmakların
Bu elini sımsıkı tutan babandır
Hayata tümsekleri sarsmadan geçmesini tenbihler
Çocuk bu yumuşak sesin üzerine boylu boyunca uzanır
Hafifçe kısılmış sesi
Dikkatli ve kaçırmamaya çalışmaktadır
Fakat yıllar çoktan uzaklaştı
Boş tarlaların susuz ağızları göründü
Ve şehir
Yeniden arabalar insanlar
Kornalar büyük ve kalın
Su torbasının içindeki canı ürkütüyor
Baba dalgın ama geçişleri anlıyor
Ve denebilir ki
Orada çarpıntıların arasında
Açıp ellerini ışıklı sabahlara
Yemek saati ne de
Başının üzerine uçaklar asılı
Bir Afgan köyü saati
Biliyorum hakkımız yok kalplerine
Öyle uzaktık hiç ağlamamış seslerinden
Şehir canlarına okumuş alınlarına bir kara vurmuş
Daha çocukturlar ve anlarlar havanın yumuşamadığını
Babaların bayramlarda evin arka odalarına kapanıp
İlkin camları açıp
Bir dilim ekmeğe baktığını
Daha da anlarlar
Ailecek gecelere doğru tırmandıklarını zamanı
Sanki gün geçtikçe düşünceleri kocamanlaşmaktan
Anne yine birdenbire şiş ve sağa sola yalpalayarak koşmaktadır
Nasıl başlarlar anlamaya:
Acaba kalkınca pencereye yaslanan çocuk
Hareketi içine kapılır ırmakların
Bu elini sımsıkı tutan babandır
Hayata tümsekleri sarsmadan geçmesini tenbihler
Çocuk bu yumuşak sesin üzerine boylu boyunca uzanır
Hafifçe kısılmış sesi
Dikkatli ve kaçırmamaya çalışmaktadır
Fakat yıllar çoktan uzaklaştı
Boş tarlaların susuz ağızları göründü
Ve şehir
Yeniden arabalar insanlar
Kornalar büyük ve kalın
Su torbasının içindeki canı ürkütüyor
Baba dalgın ama geçişleri anlıyor
Ve denebilir ki
Orada çarpıntıların arasında
Açıp ellerini ışıklı sabahlara
Yemek saati ne de
Başının üzerine uçaklar asılı
Bir Afgan köyü saati
Biliyorum hakkımız yok kalplerine
Öyle uzaktık hiç ağlamamış seslerinden
Bulutların yeryüzüne doğru saçaklandığı vakitler
Sürüleri doyurmuş
Köylere emin bir gece yaymış
Serin ve ılık evlerin seccadelerinde
Yatsılarla nehrolmuş
Helal kadınlarıyla yukarılara bakıp akan
Huzurlu gürbüz ve yetişkin adamlar gibi
Adamlar gibi duruyorlar silahlarının başlarında
Meşakkate
Adeta ısrarla
Yılmadan
Sabretmektedirler
Biliyoruz
Gördüğümüz resimlerini
Aylardır birlikte yattıkları giysileri
Çok aşıyorlar
Boyları bosları
Yaşları başları
bakışları
renk renk
geniş
adımları iri
solukları sıcak yelpazeler gibi
gözüm görmüş gibi onları
kardeşim gibi gelir haberleri
hele saldırdılar mı
bakılsın gerek
topuklarıyla devirdikleri tank kütleleri
Ne yaman gönülleri
Çöl toprağı gibi yayılı kavruk esrarlı
Yanaklarına
Değer güneş
Ve bastıkları dağ şurdaysa
Ötekinde kıskançlık nöbeti
Hiç kimseden öğrenemezdin
Daha kesin
Gözünün önünde vurulan kardeşinden
Buhara kelimesini
Hiç kimse öğretemezdi sana
Daha kesin ve böyle emin
Ateş altında
Azık getiren kızkardeşinden
Buhara kelimesini
Bir ok işaretidir Buhara
Varılırken ve varılınca
Gösteren
Daha ikibin kilometre ilerisini
Ve buhara ki
Pirlerin
Asırlar önceki kader sürücülerin
İşte bugünleri anlatıp
Kollarına girip avuttukları şehir
Sürüleri doyurmuş
Köylere emin bir gece yaymış
Serin ve ılık evlerin seccadelerinde
Yatsılarla nehrolmuş
Helal kadınlarıyla yukarılara bakıp akan
Huzurlu gürbüz ve yetişkin adamlar gibi
Adamlar gibi duruyorlar silahlarının başlarında
Meşakkate
Adeta ısrarla
Yılmadan
Sabretmektedirler
Biliyoruz
Gördüğümüz resimlerini
Aylardır birlikte yattıkları giysileri
Çok aşıyorlar
Boyları bosları
Yaşları başları
bakışları
renk renk
geniş
adımları iri
solukları sıcak yelpazeler gibi
gözüm görmüş gibi onları
kardeşim gibi gelir haberleri
hele saldırdılar mı
bakılsın gerek
topuklarıyla devirdikleri tank kütleleri
Ne yaman gönülleri
Çöl toprağı gibi yayılı kavruk esrarlı
Yanaklarına
Değer güneş
Ve bastıkları dağ şurdaysa
Ötekinde kıskançlık nöbeti
Hiç kimseden öğrenemezdin
Daha kesin
Gözünün önünde vurulan kardeşinden
Buhara kelimesini
Hiç kimse öğretemezdi sana
Daha kesin ve böyle emin
Ateş altında
Azık getiren kızkardeşinden
Buhara kelimesini
Bir ok işaretidir Buhara
Varılırken ve varılınca
Gösteren
Daha ikibin kilometre ilerisini
Ve buhara ki
Pirlerin
Asırlar önceki kader sürücülerin
İşte bugünleri anlatıp
Kollarına girip avuttukları şehir
Aşk bu
Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
Ateşin saydam gövdesini kırarak
Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga
Delip geçecek dalıp yeryüzünü
Bak istersen avuçlarıma
Küçük parmağın hizasında o derin havzada
Göğüs göğüse iken ikimize
İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat'i
Sesin
Sırrım
Gözüm palaspandıras çehremde
Aşk bu
Çölün sarı sofrasında atlılar
Hepsinde
Gererken parçalanan elimde
Çelik yay parçaları
Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
Yiyip içmezik acıkmazık
:Başkanları
Uyutmasın vahalar diye
Koynuna doldurmuş yılanları:
/çocuk
Bir tane.Dayanmış yanağını cama
Karşı evin balkonuna bakıyor
Orada bir çocuk
Tutunmuş demirlere../
İki kadeh arasında ufak kara nehrim
Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur
Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde
Diz çökeyim söyle
Tahtın nerede
Bende kaynayan sende kaynak
Tıpatıp iki kristal küre
Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice
Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime
Öfkemi iyi belesin öfken
Aşk duraksar ve yara alır
Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya
İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı
/hava nasıl da yeşil/
Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
Nilüferler isteklerkoca bir dev
Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
Kaliforniyadaki silah fabrikalarını
/Doların egemenliğ halkın refahı:
Depolar boşalmalı/
Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
Kurşun kanatları gergin
Fosforlu mermiler yine taze
Yıldırımlanmış boğalar
Havanın katı gövdesini kırarak
Yararak hayat dolu sevdanın karnını
Pilot ağzı zehirli bir dil
Kentelenmiş çeneler arasından
Gözler ovaya başını çıkaran insanları
Haydi aşk aşk
De ki dağları delerim senin için
Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
Ve haydi hoşçakal
Kilimin üstünde
Bir ampül
Bir kırbaç bir ayakkabı
Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
Ateşin saydam gövdesini kırarak
Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga
Delip geçecek dalıp yeryüzünü
Bak istersen avuçlarıma
Küçük parmağın hizasında o derin havzada
Göğüs göğüse iken ikimize
İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat'i
Sesin
Sırrım
Gözüm palaspandıras çehremde
Aşk bu
Çölün sarı sofrasında atlılar
Hepsinde
Gererken parçalanan elimde
Çelik yay parçaları
Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
Yiyip içmezik acıkmazık
:Başkanları
Uyutmasın vahalar diye
Koynuna doldurmuş yılanları:
/çocuk
Bir tane.Dayanmış yanağını cama
Karşı evin balkonuna bakıyor
Orada bir çocuk
Tutunmuş demirlere../
İki kadeh arasında ufak kara nehrim
Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur
Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde
Diz çökeyim söyle
Tahtın nerede
Bende kaynayan sende kaynak
Tıpatıp iki kristal küre
Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice
Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime
Öfkemi iyi belesin öfken
Aşk duraksar ve yara alır
Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya
İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı
/hava nasıl da yeşil/
Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
Nilüferler isteklerkoca bir dev
Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
Kaliforniyadaki silah fabrikalarını
/Doların egemenliğ halkın refahı:
Depolar boşalmalı/
Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
Kurşun kanatları gergin
Fosforlu mermiler yine taze
Yıldırımlanmış boğalar
Havanın katı gövdesini kırarak
Yararak hayat dolu sevdanın karnını
Pilot ağzı zehirli bir dil
Kentelenmiş çeneler arasından
Gözler ovaya başını çıkaran insanları
Haydi aşk aşk
De ki dağları delerim senin için
Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
Ve haydi hoşçakal
Kilimin üstünde
Bir ampül
Bir kırbaç bir ayakkabı
Çiledinmi
Dünya tutar inilemen
Ne saltanatı dünya pahada
Ne saltanatı dünya pahada
Ne kalbi altın mezarı şöhret
Yer şahit
Şahit bizler kardeşlerin
Alevli hüzünlerdin mevla için
Ne atın yıllar verdin hep
Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle
Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz
Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren
Ve yalın
Henüz gelmiş gibi kınından
Ne altın yıllar verdiğin hep
Ve ağır ağır çeviriyordun
O dalgın ve ağır yüzünü devrin
Yuya yuya o güzel Elçiye
Ne altın yıllar verdiğin hep
Biriki bronz kişi konabilseydi önüne
Ve ne altın yıllar daha çiledin
Artık yalnız değil adımların
Şimdi daha iri doğuyor sabahları
Horantası bir hayli arttı güneşin
Kişinin güzelliği ağa ustalarına göredir
senin köylün olayım
o uzak iklimleri erişilmez beldeye
bakabilemezdik senin götürmen olmasa
şu küçücük kalpte
(yaman halimiz helal ettiremezsek)
nice hakkın yüklü.
Dünya tutar inilemen
Ne saltanatı dünya pahada
Ne saltanatı dünya pahada
Ne kalbi altın mezarı şöhret
Yer şahit
Şahit bizler kardeşlerin
Alevli hüzünlerdin mevla için
Ne atın yıllar verdin hep
Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle
Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz
Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren
Ve yalın
Henüz gelmiş gibi kınından
Ne altın yıllar verdiğin hep
Ve ağır ağır çeviriyordun
O dalgın ve ağır yüzünü devrin
Yuya yuya o güzel Elçiye
Ne altın yıllar verdiğin hep
Biriki bronz kişi konabilseydi önüne
Ve ne altın yıllar daha çiledin
Artık yalnız değil adımların
Şimdi daha iri doğuyor sabahları
Horantası bir hayli arttı güneşin
Kişinin güzelliği ağa ustalarına göredir
senin köylün olayım
o uzak iklimleri erişilmez beldeye
bakabilemezdik senin götürmen olmasa
şu küçücük kalpte
(yaman halimiz helal ettiremezsek)
nice hakkın yüklü.
Öyle sofralar gördüm ki
İnsan kasları vardı tabaklarda
O eğik gövdeler önünde yalnızlık
Her şeyi birbirinden uzağa çarpıyordu
Bir kadın
Bir erkek
Gizlice soluyordu
Bir erkek av arkadaşından
Av durgunluğu gibi gösterip saklayarak
Kamışlıktaki sazların arasından
Ilık ve yapışkan fısıltıları
Ayırarak alarak
Urgan gibi bedenine doluyordu
Her şeye benzeyebilirken o
Hiçbir şey benzemezken ona
O ünlü borazan
Başlarsa saçlarımızın diplerinden
Üfürmeye. -Yırtıcı bir hayvan
Kimliği yapışır yakamıza
Bir erkek mi o
Göle yatmış bir güneş demetinde
O mor ışında
Bir köpek ölüsü gibi yatan
Hızla kayan
Yoksa bir yaban ördeği gölgesi mi
İnsan kasları vardı tabaklarda
O eğik gövdeler önünde yalnızlık
Her şeyi birbirinden uzağa çarpıyordu
Bir kadın
Bir erkek
Gizlice soluyordu
Bir erkek av arkadaşından
Av durgunluğu gibi gösterip saklayarak
Kamışlıktaki sazların arasından
Ilık ve yapışkan fısıltıları
Ayırarak alarak
Urgan gibi bedenine doluyordu
Her şeye benzeyebilirken o
Hiçbir şey benzemezken ona
O ünlü borazan
Başlarsa saçlarımızın diplerinden
Üfürmeye. -Yırtıcı bir hayvan
Kimliği yapışır yakamıza
Bir erkek mi o
Göle yatmış bir güneş demetinde
O mor ışında
Bir köpek ölüsü gibi yatan
Hızla kayan
Yoksa bir yaban ördeği gölgesi mi
Ağlıyorsun ha insan oğlu
Daha ısınmadı silah
Namluları sabahlıyor bir gece istekden bir şey
avlıyorsun
Gözün yorumu çabuk alımı hızlı
Kulak tadlarla dinliyor gaflet ağızları
Namluları aralanıyor bir sabah rüyandan bir şey
salıyorsun
Yitti yolun hakkı
Her kadın çıplak kürkler cam her biri beylik
istasyonu
Namluları isyan bir ecel ateşe kayıyorsun
Gıybetleniyor düşünmek dostluk
Soru var içi çelişkisiz ucu dosdoğru adaletli
Namluları kırabilirsen bir ezan arın
Gülüyorsun
Gününü tamam
Namluları kırabililirsen bir ezan arın
Vaktaki bir dem gönlüm
O'nun için mahzun:
Namlular çöker bir takvim. İstek izinli mübarek
Göz yerde sanki kent ıssız
Kulak uzlet
Namlu düşer ol vakit rüyalar gelir kalbe
Kazandın
Her kadın yok. Hepsi komşu sırdaş bazıları
Namlu sarsak. Elin şerbet kasesi
Yeryüzü yıldızlarıyla sema bakış dolu derin
Hikmet buluş her dem yeni
Namlu haslar beyninde sevgi ağzı
Daha ısınmadı silah
Namluları sabahlıyor bir gece istekden bir şey
avlıyorsun
Gözün yorumu çabuk alımı hızlı
Kulak tadlarla dinliyor gaflet ağızları
Namluları aralanıyor bir sabah rüyandan bir şey
salıyorsun
Yitti yolun hakkı
Her kadın çıplak kürkler cam her biri beylik
istasyonu
Namluları isyan bir ecel ateşe kayıyorsun
Gıybetleniyor düşünmek dostluk
Soru var içi çelişkisiz ucu dosdoğru adaletli
Namluları kırabilirsen bir ezan arın
Gülüyorsun
Gününü tamam
Namluları kırabililirsen bir ezan arın
Vaktaki bir dem gönlüm
O'nun için mahzun:
Namlular çöker bir takvim. İstek izinli mübarek
Göz yerde sanki kent ıssız
Kulak uzlet
Namlu düşer ol vakit rüyalar gelir kalbe
Kazandın
Her kadın yok. Hepsi komşu sırdaş bazıları
Namlu sarsak. Elin şerbet kasesi
Yeryüzü yıldızlarıyla sema bakış dolu derin
Hikmet buluş her dem yeni
Namlu haslar beyninde sevgi ağzı
I
Bir ateşli hastalık
Orak ucu gibi geçmiş karnına
Bilinmez rahmet saatı
Birden çıtçıt - çıtçıt - çıt
İsyan davulunu o
Asmış boynuna
Baktı ki bu ölümün ayak sesleri
Darldı mekan
Can çekiliyor ayak uçlarından
Tırnaklar soğuyor hücreler sahipsiz kalıyor
Ve ömründe ilk kez
Başlıyor duaya
Bilinmez ne zaman birden açılır kapı
Korku ve recade cennet yanıkları
Neredeyse ilk kez ömründe başlıyor duaya
Ama aklı önden atıldı
Gönlü bir türlü titreşmedi:
"Hiç yönelmedim Tanrıya" dedi"onca zaman"
"Şimdi ölüm geldi
Yalvarmak boşuna"
Ama ölmedi orak uca çekildi
Ateş
Serin dağ başlarının
Ahu ceylanına benzedi
Dünya güzelleşti şarap lezzet kazandı
Rahmet saatı devrini tamamladı
İsyan davulu boyunda kaldı
Ölüm sanki hiç yokmuş
Olmayacakmışcasına uzağa durdu
Bir vade verilmiştir.
Bu iki fırsat yaratılmıştır
Bir kement atılmıştır
Cehennem soylu
Başını çevirdi gitti öteye
II
Bir ateşli hastalık
Kan kırmızı yuvarlar
Görüyorlar bizi bocalarken karanlıkla
Görüyorlar dördüncü zaman
Ve alemi melekut boyutunda
İzlenirken köşelerden
Hangi gizliden sözedebilirler
Hangi ate kalmadı rezil olmadık
Yoo ben ondan öndeyim
Mahcubluğum
Onun dehşetinden az değil
Ateş
Bulamaçlı bir buğu gibi
Sarıyor tenimi
Bismillah
Bir tertip antibiyotik
Çay
Şu aziz aspirin
Hep çarelere tevessül olarak
Yarab şifa sendendir
Etten ottan değil
Eğer kavi kulların olaydık
Yemeden doyar
Görmek için göz aramaz bakmazdık
Mikroplar
Hastalıklar şifalar
Emrimizde olurdu
Yine de taktirini gözlerdik
Onu yeğlerdik
Bir ateşli hastalık
Eklem ağrıları ve baş
Sanki yerinde değil
Karyolanın yanında bir uçurum hissi
Bahçede
Sularla oynayan çocukların arasına karışmak
Bir ateşli hastalık
Orak ucu gibi geçmiş karnına
Bilinmez rahmet saatı
Birden çıtçıt - çıtçıt - çıt
İsyan davulunu o
Asmış boynuna
Baktı ki bu ölümün ayak sesleri
Darldı mekan
Can çekiliyor ayak uçlarından
Tırnaklar soğuyor hücreler sahipsiz kalıyor
Ve ömründe ilk kez
Başlıyor duaya
Bilinmez ne zaman birden açılır kapı
Korku ve recade cennet yanıkları
Neredeyse ilk kez ömründe başlıyor duaya
Ama aklı önden atıldı
Gönlü bir türlü titreşmedi:
"Hiç yönelmedim Tanrıya" dedi"onca zaman"
"Şimdi ölüm geldi
Yalvarmak boşuna"
Ama ölmedi orak uca çekildi
Ateş
Serin dağ başlarının
Ahu ceylanına benzedi
Dünya güzelleşti şarap lezzet kazandı
Rahmet saatı devrini tamamladı
İsyan davulu boyunda kaldı
Ölüm sanki hiç yokmuş
Olmayacakmışcasına uzağa durdu
Bir vade verilmiştir.
Bu iki fırsat yaratılmıştır
Bir kement atılmıştır
Cehennem soylu
Başını çevirdi gitti öteye
II
Bir ateşli hastalık
Kan kırmızı yuvarlar
Görüyorlar bizi bocalarken karanlıkla
Görüyorlar dördüncü zaman
Ve alemi melekut boyutunda
İzlenirken köşelerden
Hangi gizliden sözedebilirler
Hangi ate kalmadı rezil olmadık
Yoo ben ondan öndeyim
Mahcubluğum
Onun dehşetinden az değil
Ateş
Bulamaçlı bir buğu gibi
Sarıyor tenimi
Bismillah
Bir tertip antibiyotik
Çay
Şu aziz aspirin
Hep çarelere tevessül olarak
Yarab şifa sendendir
Etten ottan değil
Eğer kavi kulların olaydık
Yemeden doyar
Görmek için göz aramaz bakmazdık
Mikroplar
Hastalıklar şifalar
Emrimizde olurdu
Yine de taktirini gözlerdik
Onu yeğlerdik
Bir ateşli hastalık
Eklem ağrıları ve baş
Sanki yerinde değil
Karyolanın yanında bir uçurum hissi
Bahçede
Sularla oynayan çocukların arasına karışmak
Erkenden aşındırır aşkını
Odaların köşelerine zamansız oturur
Duyarsa bir çocuğun
Oyundan çağrıldığını
Başının her seferinde döndüğü kumarı
Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır
Anlarsa yenilen bir kadının
Darda kaldığını
Kendi kendine ardaşak kaçağı
Arada bir bakınır ne yaptığına
Süresiz kapılır tablolara yangelir
Ve oturdu mu bir masaya
Hakkını verir çay içmenin
Bu adam kitapların uçlarına
Çizilmiş itilmiş resim
Korkmadan yaşar tebessüm gösterir
Ağır başıyla nöbet alır
Dağdan kaçar şehri çevirir
Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına
Erkenden aşındırır aşkını
Anlamaz bir kadının
Süresiz kapılıp yangeldiği tablolara
Severek tebessüm attığını
Ağır başıyla kopar dağdan
Nöbet alır şehri devirir.
Odaların köşelerine zamansız oturur
Duyarsa bir çocuğun
Oyundan çağrıldığını
Başının her seferinde döndüğü kumarı
Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır
Anlarsa yenilen bir kadının
Darda kaldığını
Kendi kendine ardaşak kaçağı
Arada bir bakınır ne yaptığına
Süresiz kapılır tablolara yangelir
Ve oturdu mu bir masaya
Hakkını verir çay içmenin
Bu adam kitapların uçlarına
Çizilmiş itilmiş resim
Korkmadan yaşar tebessüm gösterir
Ağır başıyla nöbet alır
Dağdan kaçar şehri çevirir
Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına
Erkenden aşındırır aşkını
Anlamaz bir kadının
Süresiz kapılıp yangeldiği tablolara
Severek tebessüm attığını
Ağır başıyla kopar dağdan
Nöbet alır şehri devirir.
B
Yaklaşan seherle sözlüsün. Bir zamanlar
Dağ Taş ve toz toprak karlı yollar
Ve buzullar arasında çağlayan sularda
Aracıydın ekmeğine sevgili eşlerinin ve çocuklarının
Evet barışlasın bütün zamanlar
Dar sessizliğe bu dağlar
Bir yamaç kaymasını omuzlarsın yıllarla
Biz ne gülücükler biliriz senden
Ne rahmetler açıldı senden bize
Dağ Taş ve toz toprak karlı yollar
Ve buzullar arasında çağlayan sularda
Aracıydın ekmeğine sevgili eşlerinin ve çocuklarının
Evet barışlasın bütün zamanlar
Dar sessizliğe bu dağlar
Bir yamaç kaymasını omuzlarsın yıllarla
Biz ne gülücükler biliriz senden
Ne rahmetler açıldı senden bize
Daha dün sesler
Hatta insan sesleri
Karın altındaki
Toprağın içindeki köklerde
Toprağın altındaki bitki kökleri
Ne sabırlı bir rüya
Çektikleri
Beklerken kesilirken çürürken
Toprağın dokunulabilir teninde bahar
Yani şöyle (Dönüş yapıyorum)
Biz görenedek
Çiçekler dağlara yamaçlara
Vuranadek
Bahar, derisi altında yaşamanın
Bir inek yayılıyor orda
Bitkilerin karanlığında
Bir sümbül
Yeri hazır
Gelecekte uzak bir iklimden kelimesi
Demir bakır
Tuz granit
Bütün madenler
Suyun büyük çeneli ağzında
- Çalkala
Bahar
O sabah
Hamile bir kurt gibi yürüyor dağlarda
Azığım koynumda
Uçuşan rüzgarda
Bir ipekli fular gibi boynumda
Bahar
Bahar
Celladımızsın sen benim
Yaydığın etlere bak
Yeraltında akıyor esintin
Sesini işitiyorum
Yüreğimden bir adın daha geçiyor
Derken
Serpilip ırmak olacak bir su kalkıyor
Kımıltısız kuru topraktan
Düşünüyorum
Hatta insan sesleri
Karın altındaki
Toprağın içindeki köklerde
Toprağın altındaki bitki kökleri
Ne sabırlı bir rüya
Çektikleri
Beklerken kesilirken çürürken
Toprağın dokunulabilir teninde bahar
Yani şöyle (Dönüş yapıyorum)
Biz görenedek
Çiçekler dağlara yamaçlara
Vuranadek
Bahar, derisi altında yaşamanın
Bir inek yayılıyor orda
Bitkilerin karanlığında
Bir sümbül
Yeri hazır
Gelecekte uzak bir iklimden kelimesi
Demir bakır
Tuz granit
Bütün madenler
Suyun büyük çeneli ağzında
- Çalkala
Bahar
O sabah
Hamile bir kurt gibi yürüyor dağlarda
Azığım koynumda
Uçuşan rüzgarda
Bir ipekli fular gibi boynumda
Bahar
Bahar
Celladımızsın sen benim
Yaydığın etlere bak
Yeraltında akıyor esintin
Sesini işitiyorum
Yüreğimden bir adın daha geçiyor
Derken
Serpilip ırmak olacak bir su kalkıyor
Kımıltısız kuru topraktan
Düşünüyorum
Gece yanımızda bağrımızda
Bir tomurcuk ıslığı hayat şakrak. Söyle
Bu geç vakit kim tırmalayan kapısını
Gece yanımızda bağrımızda
Kolumda bir ışık gibisin
Yürüyoruz şehre atlılar gibi
Çiçek açan şehre bakıyoruz
Aşk ki bizim berrak gökdelenimizdir
Sargıları açıldı bileklerim zinde
Gözlerim tek tek geçiyor iklimleri
Şanlar içinde
Yabancılar yağıyor sabahları
Netlikle bulduğum sen misin
İçimde akar
O yeraltı suları sen misin
Bu araçlar biraz
Yana kaymalı
Gerçek esvaplar sahi delikanlılar
Mimikler dalışlar birden kavrayışlar
Dokunulmaz ısılarıyla gövden deniz ve martılar
Bir için
Akıyor iki yanında söğütdallarının kavisleriyle
Sevinçlerin
Bir silindir geçiyor üstümüzden
Esneklikle yumşa dayan ağırlıklara
Bakalit unufak oldu
Öfke kırıldı
Serçe öldü
Yalvarıyorum biraz daha
O zift ve zülüf çağında
Gerildi ev
Yorgunluklar ve neş'e
Duvarlar mukavves
Çatı bir eğri kaburga kemiği daha yükleniyor
İşte iki mavi bilye
Elimde aşkın ülkesine yol kağıdım
Bin asırlık başım
Kuzgun saçlarım
Benim için
Aynı yalvarışlarla uzanıyor musun hala
Senin He'n benim Hey'im
Bir tomurcuk ıslığı hayat şakrak. Söyle
Bu geç vakit kim tırmalayan kapısını
Gece yanımızda bağrımızda
Kolumda bir ışık gibisin
Yürüyoruz şehre atlılar gibi
Çiçek açan şehre bakıyoruz
Aşk ki bizim berrak gökdelenimizdir
Sargıları açıldı bileklerim zinde
Gözlerim tek tek geçiyor iklimleri
Şanlar içinde
Yabancılar yağıyor sabahları
Netlikle bulduğum sen misin
İçimde akar
O yeraltı suları sen misin
Bu araçlar biraz
Yana kaymalı
Gerçek esvaplar sahi delikanlılar
Mimikler dalışlar birden kavrayışlar
Dokunulmaz ısılarıyla gövden deniz ve martılar
Bir için
Akıyor iki yanında söğütdallarının kavisleriyle
Sevinçlerin
Bir silindir geçiyor üstümüzden
Esneklikle yumşa dayan ağırlıklara
Bakalit unufak oldu
Öfke kırıldı
Serçe öldü
Yalvarıyorum biraz daha
O zift ve zülüf çağında
Gerildi ev
Yorgunluklar ve neş'e
Duvarlar mukavves
Çatı bir eğri kaburga kemiği daha yükleniyor
İşte iki mavi bilye
Elimde aşkın ülkesine yol kağıdım
Bin asırlık başım
Kuzgun saçlarım
Benim için
Aynı yalvarışlarla uzanıyor musun hala
Senin He'n benim Hey'im
Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir
Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz
Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
'Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan
Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi
Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN
Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben
Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar
Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil
Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil
Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar
Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim
Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm
Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşmeler gibi
İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri
Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır
Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın
Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının
Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir
Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz
Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
'Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan
Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi
Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN
Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben
Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar
Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil
Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil
Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar
Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim
Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm
Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşmeler gibi
İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri
Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır
Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın
Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının
Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı
Dağlara vardık
Herbirimizin elinde gözleri ışık saçan birer deve
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Dervişlerin
Modern salonlar koltuk takımları büfeler
Baş köşede sadece bakılan bir şamdan gümüş bir sürmedenlik
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Anne çehizlerinin
Sevgililer kapadı toprağını
Çocuklar ne kadar hırçın
Alışverişten dönüyorlar geceleri
Babalar gözlerini dikmiş sanki kutsuyorlar şişeleri
Hepsi bir tek haftada değişebilir:
Dağa gerçek bir gezi
Ellerde yekpare bir deve sakin tabii renkte gözleri
Dervişlik kılık kıyafetten ayrılalı beri
Kim bilirse ki alıp verilen soluklar yalnız değil
Herşey bir tek haftada
Başla deyince başlayabilir
Evler eşyaları atıp insanları çağırabilir
Bir bakarsın ki kadınlar gizlice hafifçe sürmeli gözleri
Sevgililer yayar topraklarını
Delikanlılarda
Boyunlara kadar kızartan damarların
Açılır ilmikleri
Bir vakit diye anlatılır o zaman
Dağ ve şehir diye bölünmüştü insan
O dar buran gavur giysiler
İçlerinde kopralar göğüsleri sıkılıp duran
Ayaklar cepler kafanın içi, elin edip tuttuğu bir mezbele
Bir tek kalp temizce ve sinmiş
Taşırdı kamburu taşırdı kamburu
Bir vakit gelse de acıyla / Hatırlansa zorbela /
Anlatılsa
Herbirimizin elinde gözleri ışık saçan birer deve
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Dervişlerin
Modern salonlar koltuk takımları büfeler
Baş köşede sadece bakılan bir şamdan gümüş bir sürmedenlik
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Anne çehizlerinin
Sevgililer kapadı toprağını
Çocuklar ne kadar hırçın
Alışverişten dönüyorlar geceleri
Babalar gözlerini dikmiş sanki kutsuyorlar şişeleri
Hepsi bir tek haftada değişebilir:
Dağa gerçek bir gezi
Ellerde yekpare bir deve sakin tabii renkte gözleri
Dervişlik kılık kıyafetten ayrılalı beri
Kim bilirse ki alıp verilen soluklar yalnız değil
Herşey bir tek haftada
Başla deyince başlayabilir
Evler eşyaları atıp insanları çağırabilir
Bir bakarsın ki kadınlar gizlice hafifçe sürmeli gözleri
Sevgililer yayar topraklarını
Delikanlılarda
Boyunlara kadar kızartan damarların
Açılır ilmikleri
Bir vakit diye anlatılır o zaman
Dağ ve şehir diye bölünmüştü insan
O dar buran gavur giysiler
İçlerinde kopralar göğüsleri sıkılıp duran
Ayaklar cepler kafanın içi, elin edip tuttuğu bir mezbele
Bir tek kalp temizce ve sinmiş
Taşırdı kamburu taşırdı kamburu
Bir vakit gelse de acıyla / Hatırlansa zorbela /
Anlatılsa
Sis boruları ötmeğe başladı yavrular
Şimdi oradalar - Aşk delice kımıldamalı yatağından
Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından
Üstüne alevleri alarak
Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak
Sen kanın damarlara tutunamadığı anlardan
Beni karnınla
Bir göz boğuşmasına daha kandırarak
Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla
Üzülmüş
Belki dünya ile horlanmışım
Ansızın çık oradan görün orada
Bu siyah basmış kara akar deme -
Başka olmalı gövdemi denetleyişin
aşka hazır olan
... LARDAN. OKADIN'lardan
Halk aşksızsa sokaklar
banka dükkânlarıyla doludur
Ellerimi kâlb olmayan sularla
ıslamaya alışır o kızlar
- işte artık kaçmak - işte durmadan karşımızdayken bile -
- ılık ev girintileri
gizlesin daha köprüler
karanlık bedenleri
Her şey onlara göre - yamandırlar
Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle
Senin Asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın
Asya Asya ve Asya diye yalvarışın
Sana ansızın alın yazımı ve kendimi ekliyorum
Aşka hazır aşka aç ve davetli
Ansızın melek bekliyorum
Asya ile ayağa kalkan
Melekler ellerinde gelenekle
İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar
Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine
Nar doğuran - dikkatle nar doğuran
Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran
Nazlı baharlarla
Hiç ağlanmadı
'Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez
Anlaşılır
Ne yavuz kışlar
Kurt sıyrığı ayazlarla
Ne evren depdebesi bahar
Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla
Ayrıca söylenmez
'Biz çetin adamız ha'
Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar
Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle
İkiye yarıldım
Sen meleksi kadın bu gece
1000 yıl adına bilinmekle
Sen melek uyarmalarıyla
Uyarılan erkek
Bu gece bir şehvet azarladı
Hayvan kovdun
Yatağını yüceltenlerden oldun
Şimdi ev gebedir
Dağ kuşlukla uyanır - varsın uyansın -
Önce hafif bir uyku sisi
Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır
Daim
Melek kanatlarında hava görünmez
Uzaklar yinede görülür
Ay dostlukla anılan bir komşu evidir
Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü
İşte o kavim göçü
Dağlar ilk kez bizi
Çıplak ete kavuşun aşk sandı
Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen
Ilık bir hava bürüyen
Gözleri o - rengarenk gözleri çocuk gözleri develerin
Çözülür ayakları
Kavim bu
Boynuna kan yürümüş
(Gözüne bir şey görünmüş)
- Nedir o görünen / susalım /
Hayat her zerresi uyarılmış gibidir
- Çok acele
Kâlb bir bohçanın içinde atmaktadır
Omurgasından mızrakyürüyor kavmin boynuna
Develer en som bir duruşla - Raptedilmiş
Çocuklar ağızlarında Ey Nazlı Ölüm
Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla
Bütün bunlar nedir - sorulsa
Sorusuna
Ne can ne cevap kalmıştır
Kavim donmuş deve mıhlanmış
Kadın ateşle ateş doğumdan önce
Sığırlar kendi kendileriyle
Göz göze kalmıştır
Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama
Kendine varılan ilklim ve toprak
/ VAKİTTİR / namaza durmuştur
Bin bireydir kavim
Bir tür kararla eğrilip doğulmakta
Her candan bir cana
Bir candan bir cana
Sonsuza değin
Bir tavır bolluğudur kavim ama
Nihayet vaktidir VAKİT
Bu duruş en zarifi duruşların
Gidip endamlı dağlara
Beğendirmek için yeni gelinleri
O iklim kullanılır hep
İnsanın en bilgelerini
Onlarla karşılanmak için baharda
İklim aranır herşeyden önce her olayda
Şerbet taslarında
Bir topak okunmuş şeker dedenin avcunda
Genç bir kız kadar ağırdır
Bileceksin ey çocuk
Tatmıştın onu geçen baharda da
Kavim uyanan toprağı
Karşılarken - Uyanıktır -
Kavim Toprağı
Devirirken - Uyanıktır -
Kavimden biri varırken toprağa
- Uyanıktır O ve Kavim
Vardıktan sonra toprağa
Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır
O anne gibi verimlidir besmele çocuk için
O erkek
Karpuz dilimi gibi ortadadır
O en yaşlı gelin
Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir
O kavim için
'Kışları göç içinizedir' buyuruluyor
Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir
Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın
Yer ötesi ve yer eşit alınsın
Kadın ve erkek eşit durmaktadır - kadın arkadadır
İnsan hayada ve tanrıdadır
Ki kış ortasında kardan - bir duayla sıyrılıp
O derviş ağaç kupkuru dallarında
O meyvayı büyütüyor
O tiyek
Bir salkım - müthiş - üzüm
Uykuya tez doyanlar için
Saçlar uçuşur havalara sevinçle
şarkı şarkı içine
Cenkle bir üstün haberleşme ile
İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle
O coşkun mutlu savaş dülgerleri
Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar
Şimdi de açtılar
İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri
Deniz yüce bir soluk denizlidir - rotalar denizin kendisinedir
Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna
Bütün bir ömür ağartmıştır
Işıklar çoğalıyor içimizden birine
kime bu davet
Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri
Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar
- Rüzgar nereden eserse essin güzeldir
Alevler bir ayrı alemdir
Dirlik sevinçtir - göç içimizedir.
Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde
Sevine sevine
Sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına
Aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına
İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım
Yöremde mor lekeler gibi duran
Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden
Bütün meleklerden bir melek
- Bak diyor bakıyorum
ve bak diyor
Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor
İlkel bir sevinç destan ve kan
şiir en safından
sonra soyut heykeller
Hiç düşman yok - üzgün söyleniyor
- Olmayacak mı hiç
Eziyor gururum onları
- Görün ey güzel düşman ey güzel düşman
Saraylarda geçti ömrüm seninle
Yüzüm aydınlık bakar elemlere
Yangın yerlerine
Coşkuyla selamladım bütün bayrakları
Düşman kadınlarını
Tanrım bu dağları da sen yarattın
Bana kattın
Bir bir okşadım
Sema yapan kırları
Alemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz
Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin
çadırlarına
Develer de tutuştu
Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim
arkasında bütün devinimler
Kum kendi raksında beden aynı raksda
Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır
Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır
Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır
Kalb başa ve guddeye en yakın sırlara göre
Kumu ve balçıklı toprağı
Ağacın ve kayanın dizilimini
O tek kuşun yalnızca süzülüşü
Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü
Dinliyor kumu balçıklı toprağı
Ağacı kayayı ve kuşu
Uyku beladır göç içinizedir
Sabır ve zaman içinizdedir
Kadın ve çocuk içiçedir
Güneş vurmuyor- öyle söyleyin - üzerine döşeklerimizin
- Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına
(İşte böyle söyleyin)
Öyle ki o kadınlar
Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına
Melekler kırmızı yanar
Kalbe tutuşan herşey kırmızıdır
Hele kalb hazırsa
"kentten" bir er kalkar - Onun eri
Kollar semayı deryayı korkularından
Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza
Söyleyelim ya hay ya huu
- Yolları aydınlık kıl Yaradan
Kanla bir sabah
Akşam kanla
'... ateş.. ve öldüm...' deniyor
- Oysa sorular verilmişti ona
Sorular yığılmış
aynı kaynaktan olana
Işık ve karanlık hakkında
Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi
- Ateş ve öldün uykuyla
- Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara
Taze doğanlara
Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona
'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim
Yorgun geldim savaşmadım ama
Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim'
'Biz artık
Gitmeliyiz dağımıza'
- Hayır olmaz
Durmalıyız burada şahinim
'Kezzap içsem
Daha kuvvetle can çekişirdim'
(dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi
Heykel bekliyen kımıldamış
Abesle elele ahbab gibi
Avazı çıkınca bağırmıştır
- Durmadan deniyor ki vatanım neredir
Heykel ne diyor
Konuşmaz heykel
Felçtir
Karşılıklı
- Kaslarımız karşılıklı kasılsın
Olsun
- (Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında
- Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da
Diyor ki diyor ki
Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir
Kırbaçla ayağa kalkarlardı
'biz artık... anneciğim.. dağımıza..'
ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad
..ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları
Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman
Anne onları kapıya kadar uğurla gel
Delinen böğrüme bir sed geçer
'yapmayın yapmayın' çığlıkları
Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım
Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar
londra moskova vaşington berlin pekin
hava ceryanları sarsılan ikindiler
korkularımız intihar dönemlerinde
kötü bir alışkanlık peyda olmuştur
bağ budama hasat zekat
evlenme hoş görme
Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru
- İnce bir düşman yönelmiştir
- Hayır içimizden yönelmiştir
- Oh oh dıştan yönelmiştir
- Dıştan ve içten mi yönelmiştir
- Ne yönelmiş ne yönelememiştir
- Yönelememiş önele Miş
'Ey örtülerle donatılmış Mustafa'
- Oğlum sen artık
şarapnel gibi yağmalısın
düşmanı güzelce vurmulısın
'...biz artık dağımıza.. anneciğim..'
(Komşudan o ölü de kalktı
Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı)
(Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış
bir taş yığınıdır.-onların yerine bilardo masaları konmuştur-
şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar)
-Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller
Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler
Ey aşk /.. ve ey aşk mı dedin../
Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri
Gücendirilmiş gibi kayboldun
Yerine piç döller yolladın
Komşudan o ölü de kalktı
Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar
Kaş ve kalb zorla - kıvranarak
Erkeklik ve kadınlık
Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler
Bir değişime gibidir azrail -
Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar
O yere o ölü
insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır
alın kımıldasın
kâlb kıvransın
Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi
Bütün köy kımıldayacaktır / göl gibi
Azrail devinimle çevirir bir gölü
Bir insan kası - kadını kavrayan elleri
mezar kazar toprak karşı komaz aralanır
İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak
- Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençberlik ettin
Güneşin alnında bakır gibi göverdin
Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak
- ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası
hacı izzet süleyman oğlu hey
nice öldün
neyledin
nasıl becerdin
Köyden o ölü kalkar
Süslenmiş kordelalar takılmış bir koç
Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir
Bayram değil seyrandır
Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir
Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektir
Köyden o ölüde kalktı
- Sen de kalk hayvan sesleriyle yuvarla
Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak
Kasabaya bir ölü haberi uçursun
Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selası
/. Ölü ilk müezzin - minare uyarlamalarıyla dirilmektedir
Köyden kasabayı dürtmektedir. /
Bedir efendi durur selayı dinler - Kim'ola -
- (Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk
(Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım)
(Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar)
(O ufak çocuklardık - Bakışları)
(Olmaza karşı koyuşları)
(Şimdi köy acı'dan eğilmiştir)
(Ben ölümle eğiliyorum)
(Barsakları düğümlendi koyunlarımın)
Bedir efendi durdu selayı dinledi - Kim'ola -
Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar
Daha ilk namesinden alırlar ölüyü
Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak
Yokuşlara bir nefeste bayılırlar
- Öyle bir çocuk tanıdım
Karşılışınca başka çocuklarla hızlandı
Minarenin kapısında bir çocuk halkası
Müezzinle inecektir ölü
Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye
Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk
Kutlu çocuktur
Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük
Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde
Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış
Yeniden serpilmeye başlamıştır
Süleyman oğlu hacı izzet evlere
bir sepet incir gibi dağıldı
evlere süleyman oğlu hacı izzet
Müezzin kıs kıs gülmektedir
kasabada evler - bir hacı izzetin varlığını bilmemekten -
keder içindedir
nine: kim'ola hacı izzet
birazdan halk top gibi patlar
- kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş
- oh oh bülbüllüdenmiş
bütün evlere şimdi büyük
büyük bir memnunluk çağlamaktadır
Şimdi oradalar - Aşk delice kımıldamalı yatağından
Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından
Üstüne alevleri alarak
Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak
Sen kanın damarlara tutunamadığı anlardan
Beni karnınla
Bir göz boğuşmasına daha kandırarak
Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla
Üzülmüş
Belki dünya ile horlanmışım
Ansızın çık oradan görün orada
Bu siyah basmış kara akar deme -
Başka olmalı gövdemi denetleyişin
aşka hazır olan
... LARDAN. OKADIN'lardan
Halk aşksızsa sokaklar
banka dükkânlarıyla doludur
Ellerimi kâlb olmayan sularla
ıslamaya alışır o kızlar
- işte artık kaçmak - işte durmadan karşımızdayken bile -
- ılık ev girintileri
gizlesin daha köprüler
karanlık bedenleri
Her şey onlara göre - yamandırlar
Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle
Senin Asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın
Asya Asya ve Asya diye yalvarışın
Sana ansızın alın yazımı ve kendimi ekliyorum
Aşka hazır aşka aç ve davetli
Ansızın melek bekliyorum
Asya ile ayağa kalkan
Melekler ellerinde gelenekle
İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar
Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine
Nar doğuran - dikkatle nar doğuran
Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran
Nazlı baharlarla
Hiç ağlanmadı
'Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez
Anlaşılır
Ne yavuz kışlar
Kurt sıyrığı ayazlarla
Ne evren depdebesi bahar
Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla
Ayrıca söylenmez
'Biz çetin adamız ha'
Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar
Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle
İkiye yarıldım
Sen meleksi kadın bu gece
1000 yıl adına bilinmekle
Sen melek uyarmalarıyla
Uyarılan erkek
Bu gece bir şehvet azarladı
Hayvan kovdun
Yatağını yüceltenlerden oldun
Şimdi ev gebedir
Dağ kuşlukla uyanır - varsın uyansın -
Önce hafif bir uyku sisi
Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır
Daim
Melek kanatlarında hava görünmez
Uzaklar yinede görülür
Ay dostlukla anılan bir komşu evidir
Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü
İşte o kavim göçü
Dağlar ilk kez bizi
Çıplak ete kavuşun aşk sandı
Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen
Ilık bir hava bürüyen
Gözleri o - rengarenk gözleri çocuk gözleri develerin
Çözülür ayakları
Kavim bu
Boynuna kan yürümüş
(Gözüne bir şey görünmüş)
- Nedir o görünen / susalım /
Hayat her zerresi uyarılmış gibidir
- Çok acele
Kâlb bir bohçanın içinde atmaktadır
Omurgasından mızrakyürüyor kavmin boynuna
Develer en som bir duruşla - Raptedilmiş
Çocuklar ağızlarında Ey Nazlı Ölüm
Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla
Bütün bunlar nedir - sorulsa
Sorusuna
Ne can ne cevap kalmıştır
Kavim donmuş deve mıhlanmış
Kadın ateşle ateş doğumdan önce
Sığırlar kendi kendileriyle
Göz göze kalmıştır
Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama
Kendine varılan ilklim ve toprak
/ VAKİTTİR / namaza durmuştur
Bin bireydir kavim
Bir tür kararla eğrilip doğulmakta
Her candan bir cana
Bir candan bir cana
Sonsuza değin
Bir tavır bolluğudur kavim ama
Nihayet vaktidir VAKİT
Bu duruş en zarifi duruşların
Gidip endamlı dağlara
Beğendirmek için yeni gelinleri
O iklim kullanılır hep
İnsanın en bilgelerini
Onlarla karşılanmak için baharda
İklim aranır herşeyden önce her olayda
Şerbet taslarında
Bir topak okunmuş şeker dedenin avcunda
Genç bir kız kadar ağırdır
Bileceksin ey çocuk
Tatmıştın onu geçen baharda da
Kavim uyanan toprağı
Karşılarken - Uyanıktır -
Kavim Toprağı
Devirirken - Uyanıktır -
Kavimden biri varırken toprağa
- Uyanıktır O ve Kavim
Vardıktan sonra toprağa
Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır
O anne gibi verimlidir besmele çocuk için
O erkek
Karpuz dilimi gibi ortadadır
O en yaşlı gelin
Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir
O kavim için
'Kışları göç içinizedir' buyuruluyor
Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir
Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın
Yer ötesi ve yer eşit alınsın
Kadın ve erkek eşit durmaktadır - kadın arkadadır
İnsan hayada ve tanrıdadır
Ki kış ortasında kardan - bir duayla sıyrılıp
O derviş ağaç kupkuru dallarında
O meyvayı büyütüyor
O tiyek
Bir salkım - müthiş - üzüm
Uykuya tez doyanlar için
Saçlar uçuşur havalara sevinçle
şarkı şarkı içine
Cenkle bir üstün haberleşme ile
İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle
O coşkun mutlu savaş dülgerleri
Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar
Şimdi de açtılar
İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri
Deniz yüce bir soluk denizlidir - rotalar denizin kendisinedir
Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna
Bütün bir ömür ağartmıştır
Işıklar çoğalıyor içimizden birine
kime bu davet
Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri
Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar
- Rüzgar nereden eserse essin güzeldir
Alevler bir ayrı alemdir
Dirlik sevinçtir - göç içimizedir.
Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde
Sevine sevine
Sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına
Aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına
İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım
Yöremde mor lekeler gibi duran
Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden
Bütün meleklerden bir melek
- Bak diyor bakıyorum
ve bak diyor
Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor
İlkel bir sevinç destan ve kan
şiir en safından
sonra soyut heykeller
Hiç düşman yok - üzgün söyleniyor
- Olmayacak mı hiç
Eziyor gururum onları
- Görün ey güzel düşman ey güzel düşman
Saraylarda geçti ömrüm seninle
Yüzüm aydınlık bakar elemlere
Yangın yerlerine
Coşkuyla selamladım bütün bayrakları
Düşman kadınlarını
Tanrım bu dağları da sen yarattın
Bana kattın
Bir bir okşadım
Sema yapan kırları
Alemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz
Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin
çadırlarına
Develer de tutuştu
Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim
arkasında bütün devinimler
Kum kendi raksında beden aynı raksda
Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır
Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır
Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır
Kalb başa ve guddeye en yakın sırlara göre
Kumu ve balçıklı toprağı
Ağacın ve kayanın dizilimini
O tek kuşun yalnızca süzülüşü
Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü
Dinliyor kumu balçıklı toprağı
Ağacı kayayı ve kuşu
Uyku beladır göç içinizedir
Sabır ve zaman içinizdedir
Kadın ve çocuk içiçedir
Güneş vurmuyor- öyle söyleyin - üzerine döşeklerimizin
- Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına
(İşte böyle söyleyin)
Öyle ki o kadınlar
Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına
Melekler kırmızı yanar
Kalbe tutuşan herşey kırmızıdır
Hele kalb hazırsa
"kentten" bir er kalkar - Onun eri
Kollar semayı deryayı korkularından
Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza
Söyleyelim ya hay ya huu
- Yolları aydınlık kıl Yaradan
Kanla bir sabah
Akşam kanla
'... ateş.. ve öldüm...' deniyor
- Oysa sorular verilmişti ona
Sorular yığılmış
aynı kaynaktan olana
Işık ve karanlık hakkında
Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi
- Ateş ve öldün uykuyla
- Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara
Taze doğanlara
Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona
'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim
Yorgun geldim savaşmadım ama
Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim'
'Biz artık
Gitmeliyiz dağımıza'
- Hayır olmaz
Durmalıyız burada şahinim
'Kezzap içsem
Daha kuvvetle can çekişirdim'
(dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi
Heykel bekliyen kımıldamış
Abesle elele ahbab gibi
Avazı çıkınca bağırmıştır
- Durmadan deniyor ki vatanım neredir
Heykel ne diyor
Konuşmaz heykel
Felçtir
Karşılıklı
- Kaslarımız karşılıklı kasılsın
Olsun
- (Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında
- Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da
Diyor ki diyor ki
Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir
Kırbaçla ayağa kalkarlardı
'biz artık... anneciğim.. dağımıza..'
ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad
..ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları
Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman
Anne onları kapıya kadar uğurla gel
Delinen böğrüme bir sed geçer
'yapmayın yapmayın' çığlıkları
Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım
Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar
londra moskova vaşington berlin pekin
hava ceryanları sarsılan ikindiler
korkularımız intihar dönemlerinde
kötü bir alışkanlık peyda olmuştur
bağ budama hasat zekat
evlenme hoş görme
Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru
- İnce bir düşman yönelmiştir
- Hayır içimizden yönelmiştir
- Oh oh dıştan yönelmiştir
- Dıştan ve içten mi yönelmiştir
- Ne yönelmiş ne yönelememiştir
- Yönelememiş önele Miş
'Ey örtülerle donatılmış Mustafa'
- Oğlum sen artık
şarapnel gibi yağmalısın
düşmanı güzelce vurmulısın
'...biz artık dağımıza.. anneciğim..'
(Komşudan o ölü de kalktı
Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı)
(Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış
bir taş yığınıdır.-onların yerine bilardo masaları konmuştur-
şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar)
-Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller
Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler
Ey aşk /.. ve ey aşk mı dedin../
Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri
Gücendirilmiş gibi kayboldun
Yerine piç döller yolladın
Komşudan o ölü de kalktı
Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar
Kaş ve kalb zorla - kıvranarak
Erkeklik ve kadınlık
Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler
Bir değişime gibidir azrail -
Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar
O yere o ölü
insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır
alın kımıldasın
kâlb kıvransın
Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi
Bütün köy kımıldayacaktır / göl gibi
Azrail devinimle çevirir bir gölü
Bir insan kası - kadını kavrayan elleri
mezar kazar toprak karşı komaz aralanır
İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak
- Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençberlik ettin
Güneşin alnında bakır gibi göverdin
Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak
- ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası
hacı izzet süleyman oğlu hey
nice öldün
neyledin
nasıl becerdin
Köyden o ölü kalkar
Süslenmiş kordelalar takılmış bir koç
Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir
Bayram değil seyrandır
Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir
Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektir
Köyden o ölüde kalktı
- Sen de kalk hayvan sesleriyle yuvarla
Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak
Kasabaya bir ölü haberi uçursun
Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selası
/. Ölü ilk müezzin - minare uyarlamalarıyla dirilmektedir
Köyden kasabayı dürtmektedir. /
Bedir efendi durur selayı dinler - Kim'ola -
- (Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk
(Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım)
(Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar)
(O ufak çocuklardık - Bakışları)
(Olmaza karşı koyuşları)
(Şimdi köy acı'dan eğilmiştir)
(Ben ölümle eğiliyorum)
(Barsakları düğümlendi koyunlarımın)
Bedir efendi durdu selayı dinledi - Kim'ola -
Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar
Daha ilk namesinden alırlar ölüyü
Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak
Yokuşlara bir nefeste bayılırlar
- Öyle bir çocuk tanıdım
Karşılışınca başka çocuklarla hızlandı
Minarenin kapısında bir çocuk halkası
Müezzinle inecektir ölü
Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye
Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk
Kutlu çocuktur
Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük
Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde
Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış
Yeniden serpilmeye başlamıştır
Süleyman oğlu hacı izzet evlere
bir sepet incir gibi dağıldı
evlere süleyman oğlu hacı izzet
Müezzin kıs kıs gülmektedir
kasabada evler - bir hacı izzetin varlığını bilmemekten -
keder içindedir
nine: kim'ola hacı izzet
birazdan halk top gibi patlar
- kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş
- oh oh bülbüllüdenmiş
bütün evlere şimdi büyük
büyük bir memnunluk çağlamaktadır
Berat’e
Bana soruyorsun şu resimdekiler kim, diye.
Emin ol kim olduklarını çıkaramadım. Görünüşe bakılırsa mutlular. Fakat insanlara tavsiyem şudur ki, nasıl “zenginin parası, parasızın çenesini yorarsa”, başkalarının mutlu görünümü, insanı kendi mutlu olma imkanını, kabiliyetini görmekten alıkoymamalı. Filmler, resimler birer hayaldir. Başka insanların dış görünümleri de bizi aldatmasın. İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir.Ve önemli olan yaşanılan “an”dır. Onu ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir. Yoksa deniz kenarında fotoğrafçılar tarafından düzenlenmiş bir mutluluk tablosu sahtedir ve bazı saf kimselerin duygularını istismar etmekten başka bir şey ifade etmez.
Acaba anlatabiliyor muyum?
Bana soruyorsun şu resimdekiler kim, diye.
Emin ol kim olduklarını çıkaramadım. Görünüşe bakılırsa mutlular. Fakat insanlara tavsiyem şudur ki, nasıl “zenginin parası, parasızın çenesini yorarsa”, başkalarının mutlu görünümü, insanı kendi mutlu olma imkanını, kabiliyetini görmekten alıkoymamalı. Filmler, resimler birer hayaldir. Başka insanların dış görünümleri de bizi aldatmasın. İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir.Ve önemli olan yaşanılan “an”dır. Onu ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir. Yoksa deniz kenarında fotoğrafçılar tarafından düzenlenmiş bir mutluluk tablosu sahtedir ve bazı saf kimselerin duygularını istismar etmekten başka bir şey ifade etmez.
Acaba anlatabiliyor muyum?
a
Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
aksarayda ve üç kulaç derinde
beklemek daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor
topyekûn bahriyeden ve murtazadan
çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor
delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar
derin yataklarda anlaşılmış
haydarpaşadan binip kurtalanda
trenden iner gibi bir kız
beklemek daha başka şey
sen benim kızlığını bildiğim
kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla
minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın
başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın
bunca tanışıklığımız varken
sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse benimle kutsaldır
buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş
bin türlü makam geçmiştir derim
b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik
bir de
öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu
her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri
senin kır çiçekleri ayarında laleliğin
mayland'da hiç ama aşk değil
bir tutam göz ağrısı
aşk değil
kana bulanmış bir yürek
bir etek serüveni
sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri
güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder
sendeki santa luçiya gözleri
benimkisi harzemşah
c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşadım kıvranışlarında
gözlerinde 'harikulâde' yaş bulutları
Yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska
göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz
bunca çıldırdım hem ilgisiz
koridor görüp ölüyordum
çizmeli tülbentli kız
saçlarında yirmi yedi yıl lodos
laleliden otobüse biniyor
kimbilir nerede oturuyor
her çizgisi ezmeyle bilenmiş
üç 'aziz' bakışını yakaladım
bin yıldır cephane taramış
hep blek börd bir gözdeyiz
sıra kimin
benimse - rölans
Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
aksarayda ve üç kulaç derinde
beklemek daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor
topyekûn bahriyeden ve murtazadan
çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor
delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar
derin yataklarda anlaşılmış
haydarpaşadan binip kurtalanda
trenden iner gibi bir kız
beklemek daha başka şey
sen benim kızlığını bildiğim
kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla
minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın
başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın
bunca tanışıklığımız varken
sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse benimle kutsaldır
buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş
bin türlü makam geçmiştir derim
b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik
bir de
öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu
her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri
senin kır çiçekleri ayarında laleliğin
mayland'da hiç ama aşk değil
bir tutam göz ağrısı
aşk değil
kana bulanmış bir yürek
bir etek serüveni
sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri
güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder
sendeki santa luçiya gözleri
benimkisi harzemşah
c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşadım kıvranışlarında
gözlerinde 'harikulâde' yaş bulutları
Yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska
göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz
bunca çıldırdım hem ilgisiz
koridor görüp ölüyordum
çizmeli tülbentli kız
saçlarında yirmi yedi yıl lodos
laleliden otobüse biniyor
kimbilir nerede oturuyor
her çizgisi ezmeyle bilenmiş
üç 'aziz' bakışını yakaladım
bin yıldır cephane taramış
hep blek börd bir gözdeyiz
sıra kimin
benimse - rölans
Beni bu sabah iri anla
Taşıp
Deli deli dağlardan inerek
Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi
Yekpare bir suyum ben
Kocaman sev
Şikayetim gözlerimden kim
Ayetlerden ayırdın
Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin
Bilirem aydınlık için
Karanlık da gerekli
Bazan var'ı
Anlarsın yok ile
Sevgilim
Vazgeçilmez malzemem aletim
İhtiyar cam bakıcısı
Söyle nerde kaybuldu
Bizimi onlarını ayırırken tuttuğun yarğı
Bilmedin bile nasıl gelindi
Birkaç yüz sene yollar
Tırnak kadar plaka
Programın yazıldığı
Ucunda bir kılıç
Sonra bir kılıç ucunda bir plaka
Tırnak kadar büyüklüğü o kadar ince
Proglanmış Ve Bunlar Gibi
Terzide murdar kafa biçildi
Silindir bir şapka
için yontulup
Traşlandı
Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit
Gerdir yüreğinin kirişini
Fakat beni bu sabah yakın anla
Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında
Sesim yeleleri parlar bir at
Paslı dilini çarpan
Sen ki şimdi hele
Duayı erteledin
Akşamı aradançıkardınsa bile
Çocuğuna bakmadın
Un-ufak yapayalnız karın
Önünde bütün varlığın bir diz'inin
Terziden sen de sen de
murdar bir baş edindin
camlar daha da kıvrak
Kalb hor..
Taşıp
Deli deli dağlardan inerek
Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi
Yekpare bir suyum ben
Kocaman sev
Şikayetim gözlerimden kim
Ayetlerden ayırdın
Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin
Bilirem aydınlık için
Karanlık da gerekli
Bazan var'ı
Anlarsın yok ile
Sevgilim
Vazgeçilmez malzemem aletim
İhtiyar cam bakıcısı
Söyle nerde kaybuldu
Bizimi onlarını ayırırken tuttuğun yarğı
Bilmedin bile nasıl gelindi
Birkaç yüz sene yollar
Tırnak kadar plaka
Programın yazıldığı
Ucunda bir kılıç
Sonra bir kılıç ucunda bir plaka
Tırnak kadar büyüklüğü o kadar ince
Proglanmış Ve Bunlar Gibi
Terzide murdar kafa biçildi
Silindir bir şapka
için yontulup
Traşlandı
Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit
Gerdir yüreğinin kirişini
Fakat beni bu sabah yakın anla
Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında
Sesim yeleleri parlar bir at
Paslı dilini çarpan
Sen ki şimdi hele
Duayı erteledin
Akşamı aradançıkardınsa bile
Çocuğuna bakmadın
Un-ufak yapayalnız karın
Önünde bütün varlığın bir diz'inin
Terziden sen de sen de
murdar bir baş edindin
camlar daha da kıvrak
Kalb hor..
Ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona
Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa
Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa
Ne hah yerleşip oturdum
Ne bir ayak yeri eşeledim
Ne bir dam aradım başımda
Perişan toztoprak içinde eşyam
Yanlardan
Arkadan otların arasından
Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına
Yerim ve yurdum belli değil
Yeni atamdım aşkın tıpanlarına
Neyin memuruyum ben nerdeyim
Artıyor çizgi çizgi
Fahrenayt ellidokuz atmışbir
Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
Çatıda alnımın
Hüznüm ağam oldu eyvah
Bir şey yap silkip at
Çare ne - herneyse
Titrek elime zor
Çalkalanıyorsa bir yerde
Ölüyorsa bir yerde
Bağlantılarım tam otomatik
Arzı mıyım ben
Tırnak arlarına kıymık giren ellerin
Hadi düşün beni
İçim otursun aklım
Durulsun diye
Ankara gölü gören bir dağ
Sisler ve katran
Ruhum
Bir iki yaşımda
Aynı boyda çam ağaçları
İki titrek ışık'ız
Güneş altında iki insan gövdesi
Bir gün yağmurlar
Açlıklar perişan saçlar dudaklar
Daima biraz fazlasıyla önünde
Dalgakıranların
Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsesiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın
Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa
Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa
Ne hah yerleşip oturdum
Ne bir ayak yeri eşeledim
Ne bir dam aradım başımda
Perişan toztoprak içinde eşyam
Yanlardan
Arkadan otların arasından
Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına
Yerim ve yurdum belli değil
Yeni atamdım aşkın tıpanlarına
Neyin memuruyum ben nerdeyim
Artıyor çizgi çizgi
Fahrenayt ellidokuz atmışbir
Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
Çatıda alnımın
Hüznüm ağam oldu eyvah
Bir şey yap silkip at
Çare ne - herneyse
Titrek elime zor
Çalkalanıyorsa bir yerde
Ölüyorsa bir yerde
Bağlantılarım tam otomatik
Arzı mıyım ben
Tırnak arlarına kıymık giren ellerin
Hadi düşün beni
İçim otursun aklım
Durulsun diye
Ankara gölü gören bir dağ
Sisler ve katran
Ruhum
Bir iki yaşımda
Aynı boyda çam ağaçları
İki titrek ışık'ız
Güneş altında iki insan gövdesi
Bir gün yağmurlar
Açlıklar perişan saçlar dudaklar
Daima biraz fazlasıyla önünde
Dalgakıranların
Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsesiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın
Bal akıyor kayalar
Sarp yalçın bir bal
Yakınında ne ayı pençesi ne insan eli
Komşu bir şelale
Komşu kuvvetler
Bazı iradeler
Geceyi katlayıp balyaladılar
Boynu vurulacakmış gibi
Korkuyla büzülüyor uykusunda diktatör
Sıcak o afrika
Saf yüreği yolunarak yaratıldı masaya
Eldivenli beyaz bir el
Rulet gibi döndürüyor onu
Birbirine çevrilebilir bir dabe olarak
Ortada
Karanın yanında vahşi hayvanları da
İri demir parmaklıklı yumruğun zamiri olarak
kafes odalarda siyahın yanında
Eldivenli ve beyaz
Döndürüyor afrikayı
- Buradan daha iyi görünüyor majeste
- Tank you
Geçiyor kraliçe
Bırakıyor uzun eteklerini geceye
Şimdi bir eksersiz daha
Baştan alalım yeni bir çabayla
Bal
Kaya
Üzerine hala pazarlık yapılmamış
Simsiyah kaşlar ve beyaz gözaklarında
Kırmızı kılcal damarlar
Vahşi hayvanlar kafesinde
Parmaklıkları tutuyor
Batıda bir ada devletinde
Gemi-vinç-kara Gemi-vinç-kara
Sarp yalçın bir bal
Yakınında ne ayı pençesi ne insan eli
Komşu bir şelale
Komşu kuvvetler
Bazı iradeler
Geceyi katlayıp balyaladılar
Boynu vurulacakmış gibi
Korkuyla büzülüyor uykusunda diktatör
Sıcak o afrika
Saf yüreği yolunarak yaratıldı masaya
Eldivenli beyaz bir el
Rulet gibi döndürüyor onu
Birbirine çevrilebilir bir dabe olarak
Ortada
Karanın yanında vahşi hayvanları da
İri demir parmaklıklı yumruğun zamiri olarak
kafes odalarda siyahın yanında
Eldivenli ve beyaz
Döndürüyor afrikayı
- Buradan daha iyi görünüyor majeste
- Tank you
Geçiyor kraliçe
Bırakıyor uzun eteklerini geceye
Şimdi bir eksersiz daha
Baştan alalım yeni bir çabayla
Bal
Kaya
Üzerine hala pazarlık yapılmamış
Simsiyah kaşlar ve beyaz gözaklarında
Kırmızı kılcal damarlar
Vahşi hayvanlar kafesinde
Parmaklıkları tutuyor
Batıda bir ada devletinde
Gemi-vinç-kara Gemi-vinç-kara
Bir kaç balıkçı belirdi
Başları kollarının üzerine eğilmiş
Dinler gibi oltalarıyla balık dilini
Martı kendiyle halkalanır:
haydi ana
sen karadan
ben kumsaldan
Sen bulgur çuvalından peynir ceresinden
nice yufka ekmeği külekten
kış yemişini şireyi tahta sandıktan
aç misafir sofralarını nişe kokularıyla
Çamaşırı bakır leğenlerde dengele
taş mutfaklarda
arınırken odun ateşiyle ısınan sağlam sularda
Ben
birden
kıyıya çekilmiş sığ sularda
taşlarda çırpınan kofana
Bir kaç balıkçı daha belirdi
Gözleri ellerinin üzerinde siperlenmiş
Nöbetini bekler gibi kaderin
Başları kollarının üzerine eğilmiş
Dinler gibi oltalarıyla balık dilini
Martı kendiyle halkalanır:
haydi ana
sen karadan
ben kumsaldan
Sen bulgur çuvalından peynir ceresinden
nice yufka ekmeği külekten
kış yemişini şireyi tahta sandıktan
aç misafir sofralarını nişe kokularıyla
Çamaşırı bakır leğenlerde dengele
taş mutfaklarda
arınırken odun ateşiyle ısınan sağlam sularda
Ben
birden
kıyıya çekilmiş sığ sularda
taşlarda çırpınan kofana
Bir kaç balıkçı daha belirdi
Gözleri ellerinin üzerinde siperlenmiş
Nöbetini bekler gibi kaderin
Bir sabah
Uyandık ki
Her taraf kar kar
Uyuyorduk hepimiz
Ah
Nasıl yağar
Hiçbirimiz olmadan
Uyandık ki
Her taraf kar kar
Uyuyorduk hepimiz
Ah
Nasıl yağar
Hiçbirimiz olmadan
Doğuyor çocuklar
Türkiyede
Cezairde
Kenyada
Eskimolar ülkesinde
Dünya ne uzun
Ne kısa
Milyarlarca milyarlarca çocuk
Geldi yeryüzüne
Her birinde bir çift göz
Baktılar yer-gök aleme
Şimdi gözler
Eğleşir eşyada
İki kere milyarlarca gözle
Baktılar nehirlere
Yanyana akıp
Karışmayan
Tuzlu suyu tatlı suya
Kuşlara
Dağlarda dolanan kartala
Şurada bir savaş var kan akıyor
Şurada. İki kere müslüman kan
Ve milyarlarca çocuk
Tarih boyunca
Büyüyüp
Avuçladı dünyayı
Giderken
Bıraktılar hep
Doğuyor çocuklar
Çinde
Afganistanda
Türkiyede
Şimşek sabahta yıldız gecede
Doğumlara artık ebeler
Anneler de karışmıyor
Ya bu sonbahar
Dünyanın mevcudu ne
Nereye gitti
Doğup doğup boy atan nağra atanlar
Ne sesleri kaldı
Ne cisimleri
Ah çocuklar çocuklar
İçiniz kararmasın sakın
Açıp
Okuyunca bu şiiri
Şimdi biraz
Baksın dikkatle bana gözleriniz
Ögrenelim şu duayı
Yol boyunca
Beşikten başlayıp
Mezarlara kadar
Önce besmele
En güzel kelime
Allahım
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra
Allahım
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum
Allahım
O güzeller güzeli
Hangi iyilik diledi senden
Dilerim ben de öylelerini
Allahım
Peygamber efendimiz
Hangi şerlerden sığındıysa sana
Upuzak tut benden de onları
Allahım
Yol boyunca
Tarih boyunca
Başıboş bırakma bizi
Türkiyede
Cezairde
Kenyada
Eskimolar ülkesinde
Dünya ne uzun
Ne kısa
Milyarlarca milyarlarca çocuk
Geldi yeryüzüne
Her birinde bir çift göz
Baktılar yer-gök aleme
Şimdi gözler
Eğleşir eşyada
İki kere milyarlarca gözle
Baktılar nehirlere
Yanyana akıp
Karışmayan
Tuzlu suyu tatlı suya
Kuşlara
Dağlarda dolanan kartala
Şurada bir savaş var kan akıyor
Şurada. İki kere müslüman kan
Ve milyarlarca çocuk
Tarih boyunca
Büyüyüp
Avuçladı dünyayı
Giderken
Bıraktılar hep
Doğuyor çocuklar
Çinde
Afganistanda
Türkiyede
Şimşek sabahta yıldız gecede
Doğumlara artık ebeler
Anneler de karışmıyor
Ya bu sonbahar
Dünyanın mevcudu ne
Nereye gitti
Doğup doğup boy atan nağra atanlar
Ne sesleri kaldı
Ne cisimleri
Ah çocuklar çocuklar
İçiniz kararmasın sakın
Açıp
Okuyunca bu şiiri
Şimdi biraz
Baksın dikkatle bana gözleriniz
Ögrenelim şu duayı
Yol boyunca
Beşikten başlayıp
Mezarlara kadar
Önce besmele
En güzel kelime
Allahım
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra
Allahım
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum
Allahım
O güzeller güzeli
Hangi iyilik diledi senden
Dilerim ben de öylelerini
Allahım
Peygamber efendimiz
Hangi şerlerden sığındıysa sana
Upuzak tut benden de onları
Allahım
Yol boyunca
Tarih boyunca
Başıboş bırakma bizi
Kim bilebilir
Evler nerelerden geçer hangi düzlükler
Ay dogarken kararır
Gezdin çarşı pazar
Şurada bir dolunay
Seç al
Bir sıra gümüş bilezik
Küçük küçük halkalar
Genç bir kız durdu şavkında
Hülya dolu bakışlar
Ve bir çocuk bir kaç ihtiyar
Bir çeşme tasından
Aynı teselliden paylaştılar
Ömür doyumlarla ballanmış yine
Toprakla çevrilmiş ayaklar
Bir kamyon geçiyor
Ah ve inleme dolu
Işıldıyorbir an
Şehre bakan bir köylü ağzı
Altın kaplama bir diş ve ölesiye
Şaşkın ve çok derin suskunluğu
Kim bilebilir
Hangi rüzgara eğildi
Kıvrımını çoktan almış bu yaman ezgi
Dolandın büyük camilerin avlusunu
Ağaçlar gözden kaçırıyor türbeleri
Başını eğmiş saklanır gibi
Mezar taşları
Evler nerelerden geçer hangi düzlükler
Ay dogarken kararır
Gezdin çarşı pazar
Şurada bir dolunay
Seç al
Bir sıra gümüş bilezik
Küçük küçük halkalar
Genç bir kız durdu şavkında
Hülya dolu bakışlar
Ve bir çocuk bir kaç ihtiyar
Bir çeşme tasından
Aynı teselliden paylaştılar
Ömür doyumlarla ballanmış yine
Toprakla çevrilmiş ayaklar
Bir kamyon geçiyor
Ah ve inleme dolu
Işıldıyorbir an
Şehre bakan bir köylü ağzı
Altın kaplama bir diş ve ölesiye
Şaşkın ve çok derin suskunluğu
Kim bilebilir
Hangi rüzgara eğildi
Kıvrımını çoktan almış bu yaman ezgi
Dolandın büyük camilerin avlusunu
Ağaçlar gözden kaçırıyor türbeleri
Başını eğmiş saklanır gibi
Mezar taşları
Artist milletizdir.
Bizde defaten ölünür
ve kalkılır ki sofralardan
hamdüsenalarla palalarla
el yıkanmadan
ağız misvaklanmadan
zinhar vurulmaz ha
ne dosta ne düşmana
Bizde defaten ölünür
ve kalkılır ki sofralardan
hamdüsenalarla palalarla
el yıkanmadan
ağız misvaklanmadan
zinhar vurulmaz ha
ne dosta ne düşmana
I
Kuru dalı ağacın
Artık çok yaşlı, beli solgun
Ve yok tomurcuklanmak umudu
Böyle bakıyor çocuksuz geleceğine
Taş dolu ve güneşle kavrulu kuyuya
Dikmiş gözlerini yıllardır
Bakmakta gibi bir çöllü
Oysa o seçilmişlerdendir
Bir peygamberdir o
Adı ibrahimdir
Gür bir ağızdır o
Bid şelale başıdır
O kupkuru ve iklimsiz görünen
Bir hayat çanağıdır
İbrahim
Yıldızlara bakıyordu sayısız
Gece
İbrahim aleyhisselam
Irmak ağzı olundu
Çoğalarak genişleyerek akmak
İstiyordu ve işitildi
Günler geçiyor
İki hanımı iki ayrı hayat kaynağı
Birinden büyük akıyor
Ötekinden en büyük
Derken
Doğuyor o mührü taşıyan
Çünkü istendi ve işitildi
Büyüdün
Çocuk
Hangi çöle ilk adım
Anne
Götür
Hangi yöne çevrilecek yüzü
Anne bak
Kenan ilinden bu kervan
Develer arşı inmeye başlar
Yol süresi
Kırk kum gecesi
Tepeler
Tutmak ister gibi herbiri
Gelenleri
İşte tepeler içindeki vadi
Üç çıkışlı
Biri denize kuzeye ve güneye
İşte çocuk işte anne
Uçsuz bacaksız çöl
Hiç kimse yok içinde
Senle varılıyor o yere
Senle bitiyor her yön her mekan
Ayrılıp kaldınız kervan ıpıssız yürüdü kayboldu
Baktınız
Ancak bir melek anlatmasıyla anlaşılabilir
O acele
Yanıyor çölde çocuk, ah ecel
Koş anne
Yedi kez / Safadan Merveye
Ve bak çabuk çabuk ufuklara
Ne insan var ne cin ne de bir çizi
Korkma korkma korkma
Gel
Tamam sesi duyuldu
Çocuk suyu buldu
Akan rızık öyle bol
Kervanlar dönebilir
İnsanlar toplanabilir
Ağaç açabilir
Baba gel zamanı
Boyutları ve yönleri
Ve yeri
Ezelden belli
Evi bil ve kur
Baba gününde gelecektir
Duvar yükselecektir
Ak taş doğu kanatta
Bembeyaz parıldayacaktır
Kavimler konuğun olsun
Taş taş üstüne konsun
Çadır yanına çadır konsun
Büyü ey belde
Canlan
Ve hüzırlan
Bir gün
Olgun bir incir gibi
Patlayacak ve balını dökeceksin yeryüzüne
II
Tepeler arasına
Demet demet iniyor çehreler
Ap ak yüzler kavisli kaşlar
Kalın dudakları beşerin
Öpülen bir rüya katıyor içine
Adım adım doluyor vadi
Gözleri mercan develer
Yüzleri ipekliler
Atlas zenginlik genişlik
Biri diğerinden yumuşak
Biri ötekinde görevli
Tepeler içinde vadi
Vadi içinde Kabe
Sana geliyorlar
Böyle istendin Ve işitildin
Her kime seslendinse
Geliyor
Ve yüzyıllar ne çabuk
Eteklerine kara otlar takılarak
Günah kapıları arlanarak
Ak Taş benek benek kararıyor
Vadi insan doldu
Kimi elini alnına atarak
Deprendiren bir rüya görüyor
Çadırını yıkıyor o sabah
Kimi elinde Kabeden bir taş
Yaban illerde öpmek için
Kabeyi öpmek yerine
Kimi gözyaşını yolluyor önden
Kuzey güney gurbetlerine
Kâbe taşlarına şimdi
Doğuda batıda putlar
Değiyor
Hadi Hacca gidelim
İbrahimi hoş edelim dedikçe
İkisini birden tutan eller
Geldikçe Kabeye bunlarla geldiler
Put araya girdi
Ezada
Gerek Sevinçte mutlulukta
Vadi insanları artık
Öte dünya şüphesi
Yürekleri
Vadi insan dolu
Hani o su
Unutuldu
Kuyusuna taş üstüne taş atıldı
Beldeden kovulan eller
Cürhümiler
Kinlerini beleyip berkiterek
Hani o su
İsmailin topuğuyla bulduğu
Huzaa
Düş suyun ardına
Hayır kader
Kitlendi üstlerine
Sıyırdı palasını şeytan
Biri
Puta tapar Moaiblerden
Hübel'i getirip dikiyor Kâbeye
III
İbrahim soyundan Kureyş
Diğer bir kol Huzaa
Çekilip bırakılınca titreyen
Çeliği
Arap kılıçlarının
Kureyşten Kusayy
Huzaadan Huleylin kızı
Buluşuyor
Dağın ikiye ayırdığı ırmak
Kusayyın elinde Kâbe anahtarları
Vergileri o toplar
O bakar hacılara
Kusayy şöyle dedi
Artık çadırlardan çıkalım
Evler kuralım
Dar'un Nedve
En büyük evin
Kusayın
Kusayy öldü oğluna bırakarak şu kelimeleri
Sen açmadıkça Kabeye kimse girmesin
Kureyşin bayrağı senin elinde
Hacılar
Doymasın içmesine yemesine
Sen vermedikçe
Abdul Menaf oğulları Haşim ve dostları
Kadınları
Kâbe yanında
Bir tas güzel koku içinde parmakları
And içtiler birlik için
Sürerek ellerini kabe duvarlarına
Böylece görev ikiye bölündü
Abdul Menafta vergi
Abdud Dar'da Kâbe anahtarları
Haşim ne güzel
Nasıl titretici sesin
. Siz Allahın evinin yakınlarısınız
İşte hacılar geliyor
Onlar Allahın misafirleridir
Hiçbir misafir, onunkiler kadar
Cömertlik beklenmez
Haşim kurar yaz kervanını
Kışınki de onun
Yol Mekkeden Şama
Yol üzerinden Yesrip / Medine
Burada yahudiler
Ve birbirleriyle kardeş iki oymak
Evs ve Hazreç
Haşim ve Yesripten Selma
Evlendiler
Bir oğulları varken öldü Haşim
Kardeşi Muttalip Mekkeye götürürken oğlu
Görenler şöyle dediler
Bu Abdulmuttalip / Muttalibin kölesi
Hayır dedi Muttalip
Ama adı Abdulmuttalip kaldı.
Kuru dalı ağacın
Artık çok yaşlı, beli solgun
Ve yok tomurcuklanmak umudu
Böyle bakıyor çocuksuz geleceğine
Taş dolu ve güneşle kavrulu kuyuya
Dikmiş gözlerini yıllardır
Bakmakta gibi bir çöllü
Oysa o seçilmişlerdendir
Bir peygamberdir o
Adı ibrahimdir
Gür bir ağızdır o
Bid şelale başıdır
O kupkuru ve iklimsiz görünen
Bir hayat çanağıdır
İbrahim
Yıldızlara bakıyordu sayısız
Gece
İbrahim aleyhisselam
Irmak ağzı olundu
Çoğalarak genişleyerek akmak
İstiyordu ve işitildi
Günler geçiyor
İki hanımı iki ayrı hayat kaynağı
Birinden büyük akıyor
Ötekinden en büyük
Derken
Doğuyor o mührü taşıyan
Çünkü istendi ve işitildi
Büyüdün
Çocuk
Hangi çöle ilk adım
Anne
Götür
Hangi yöne çevrilecek yüzü
Anne bak
Kenan ilinden bu kervan
Develer arşı inmeye başlar
Yol süresi
Kırk kum gecesi
Tepeler
Tutmak ister gibi herbiri
Gelenleri
İşte tepeler içindeki vadi
Üç çıkışlı
Biri denize kuzeye ve güneye
İşte çocuk işte anne
Uçsuz bacaksız çöl
Hiç kimse yok içinde
Senle varılıyor o yere
Senle bitiyor her yön her mekan
Ayrılıp kaldınız kervan ıpıssız yürüdü kayboldu
Baktınız
Ancak bir melek anlatmasıyla anlaşılabilir
O acele
Yanıyor çölde çocuk, ah ecel
Koş anne
Yedi kez / Safadan Merveye
Ve bak çabuk çabuk ufuklara
Ne insan var ne cin ne de bir çizi
Korkma korkma korkma
Gel
Tamam sesi duyuldu
Çocuk suyu buldu
Akan rızık öyle bol
Kervanlar dönebilir
İnsanlar toplanabilir
Ağaç açabilir
Baba gel zamanı
Boyutları ve yönleri
Ve yeri
Ezelden belli
Evi bil ve kur
Baba gününde gelecektir
Duvar yükselecektir
Ak taş doğu kanatta
Bembeyaz parıldayacaktır
Kavimler konuğun olsun
Taş taş üstüne konsun
Çadır yanına çadır konsun
Büyü ey belde
Canlan
Ve hüzırlan
Bir gün
Olgun bir incir gibi
Patlayacak ve balını dökeceksin yeryüzüne
II
Tepeler arasına
Demet demet iniyor çehreler
Ap ak yüzler kavisli kaşlar
Kalın dudakları beşerin
Öpülen bir rüya katıyor içine
Adım adım doluyor vadi
Gözleri mercan develer
Yüzleri ipekliler
Atlas zenginlik genişlik
Biri diğerinden yumuşak
Biri ötekinde görevli
Tepeler içinde vadi
Vadi içinde Kabe
Sana geliyorlar
Böyle istendin Ve işitildin
Her kime seslendinse
Geliyor
Ve yüzyıllar ne çabuk
Eteklerine kara otlar takılarak
Günah kapıları arlanarak
Ak Taş benek benek kararıyor
Vadi insan doldu
Kimi elini alnına atarak
Deprendiren bir rüya görüyor
Çadırını yıkıyor o sabah
Kimi elinde Kabeden bir taş
Yaban illerde öpmek için
Kabeyi öpmek yerine
Kimi gözyaşını yolluyor önden
Kuzey güney gurbetlerine
Kâbe taşlarına şimdi
Doğuda batıda putlar
Değiyor
Hadi Hacca gidelim
İbrahimi hoş edelim dedikçe
İkisini birden tutan eller
Geldikçe Kabeye bunlarla geldiler
Put araya girdi
Ezada
Gerek Sevinçte mutlulukta
Vadi insanları artık
Öte dünya şüphesi
Yürekleri
Vadi insan dolu
Hani o su
Unutuldu
Kuyusuna taş üstüne taş atıldı
Beldeden kovulan eller
Cürhümiler
Kinlerini beleyip berkiterek
Hani o su
İsmailin topuğuyla bulduğu
Huzaa
Düş suyun ardına
Hayır kader
Kitlendi üstlerine
Sıyırdı palasını şeytan
Biri
Puta tapar Moaiblerden
Hübel'i getirip dikiyor Kâbeye
III
İbrahim soyundan Kureyş
Diğer bir kol Huzaa
Çekilip bırakılınca titreyen
Çeliği
Arap kılıçlarının
Kureyşten Kusayy
Huzaadan Huleylin kızı
Buluşuyor
Dağın ikiye ayırdığı ırmak
Kusayyın elinde Kâbe anahtarları
Vergileri o toplar
O bakar hacılara
Kusayy şöyle dedi
Artık çadırlardan çıkalım
Evler kuralım
Dar'un Nedve
En büyük evin
Kusayın
Kusayy öldü oğluna bırakarak şu kelimeleri
Sen açmadıkça Kabeye kimse girmesin
Kureyşin bayrağı senin elinde
Hacılar
Doymasın içmesine yemesine
Sen vermedikçe
Abdul Menaf oğulları Haşim ve dostları
Kadınları
Kâbe yanında
Bir tas güzel koku içinde parmakları
And içtiler birlik için
Sürerek ellerini kabe duvarlarına
Böylece görev ikiye bölündü
Abdul Menafta vergi
Abdud Dar'da Kâbe anahtarları
Haşim ne güzel
Nasıl titretici sesin
. Siz Allahın evinin yakınlarısınız
İşte hacılar geliyor
Onlar Allahın misafirleridir
Hiçbir misafir, onunkiler kadar
Cömertlik beklenmez
Haşim kurar yaz kervanını
Kışınki de onun
Yol Mekkeden Şama
Yol üzerinden Yesrip / Medine
Burada yahudiler
Ve birbirleriyle kardeş iki oymak
Evs ve Hazreç
Haşim ve Yesripten Selma
Evlendiler
Bir oğulları varken öldü Haşim
Kardeşi Muttalip Mekkeye götürürken oğlu
Görenler şöyle dediler
Bu Abdulmuttalip / Muttalibin kölesi
Hayır dedi Muttalip
Ama adı Abdulmuttalip kaldı.
Batıyla doğu arasında
Bir ekmek hattında
Elinde bir çift yün çorap
Gördüm onu bir avrupalı gibi geçiyordum oralardan
Elinde bir çift yün çorap
Anlatamadım galiba o çadırlar onundu
Gördüm onu elinde bir çift yün çorap
Sanki tutuyordu obanın kaderini aklını
Elinde bir çift yün çorap gördüm onu
Binlerce yıllık dikkatlerin ördüğü
Hürlüğün
Ve kadınları
Uçlarını kaldırıp sokmuşlar kuşaklarına
Kendi gölgelerinin
Ve çocukları
İradelerini çözsün diye
Dolayıp bırakmışlar babalarının ayakları altına
O
Elinde bir çift yün çorapla
Binlerce yıllık bir örgünün sabahı
Tam gün doğarken atların alınlarına
Oba baş çadırının varlığını duyarak arkasında
Bakıyor diğer çadırlara
Bir kuzuya bir karıncaya
Herkes biliyor ki orda
Her an başlayabilir yaşamaya
Hayat..
Rüzgarda
Kat kat etekleri savrularak
Kadınlar
Karşı yamaç
Oflaz otlar
Böyle bir fotoğraf
Görünüşte
Bir ruhunun dosyası kayıtlı değil
Elinde kırbaç ve sopa
Onu uzaktan geçer sanırsın
Yıllar ve çocuklar
Canlarını vererek
Koyunlar ve sığırlar
Sütlerin ve yapağlarını
Koyarak ortaya
Gelişen düşünce:
Elinde bir çift yün çorap
Daha o sabah bitti. "Al Buyur" dendi
Elini uzatırken
Dedeleri gibi baktı ona
Çiçek ve binbir çeşit ot kokuyor
Dağ kokuyor sabah
Bu oba
Sanki doğu-batı ekmek hattına kayıtlı değill
Bilmezliğin güvenli çobanı güdüyor becerileri
Kadın kokuyor oba çadırlarının içi
Saf bal kokuyor
Nurdüz yaylabaşındayız
Kahramanlık buraya kadar
Alabilicek hiç bir şey yok burda
Para sayarak
Şimdi bir kaş kalınlığı in
İşte aydın'ın köşk'ünün başçayır köyü
Say bakalım videolu kahvahaneleri
Sofular mollalar yatsıya gitsin hele
Tezgahın altından porno meyd in'Amerika
Meyd'in fransa almanya
Çiğ kabarığı dudak
Aşkından kendini alevlere bıraktığı gibi
Serin bir metal parçası arıyor
Bir humma bakınıyor
Nurdüzde
Elinde bir çift yün çorapla duruyor
Bir kaç saniye-başlarken güne
Hiç bir şey bozulmamış sağlıklı bir insan saflığıyla
Elinde kalabilir
Sanki doğu-batı oraya atlayabilir
Bir ekmek hattında
Elinde bir çift yün çorap
Gördüm onu bir avrupalı gibi geçiyordum oralardan
Elinde bir çift yün çorap
Anlatamadım galiba o çadırlar onundu
Gördüm onu elinde bir çift yün çorap
Sanki tutuyordu obanın kaderini aklını
Elinde bir çift yün çorap gördüm onu
Binlerce yıllık dikkatlerin ördüğü
Hürlüğün
Ve kadınları
Uçlarını kaldırıp sokmuşlar kuşaklarına
Kendi gölgelerinin
Ve çocukları
İradelerini çözsün diye
Dolayıp bırakmışlar babalarının ayakları altına
O
Elinde bir çift yün çorapla
Binlerce yıllık bir örgünün sabahı
Tam gün doğarken atların alınlarına
Oba baş çadırının varlığını duyarak arkasında
Bakıyor diğer çadırlara
Bir kuzuya bir karıncaya
Herkes biliyor ki orda
Her an başlayabilir yaşamaya
Hayat..
Rüzgarda
Kat kat etekleri savrularak
Kadınlar
Karşı yamaç
Oflaz otlar
Böyle bir fotoğraf
Görünüşte
Bir ruhunun dosyası kayıtlı değil
Elinde kırbaç ve sopa
Onu uzaktan geçer sanırsın
Yıllar ve çocuklar
Canlarını vererek
Koyunlar ve sığırlar
Sütlerin ve yapağlarını
Koyarak ortaya
Gelişen düşünce:
Elinde bir çift yün çorap
Daha o sabah bitti. "Al Buyur" dendi
Elini uzatırken
Dedeleri gibi baktı ona
Çiçek ve binbir çeşit ot kokuyor
Dağ kokuyor sabah
Bu oba
Sanki doğu-batı ekmek hattına kayıtlı değill
Bilmezliğin güvenli çobanı güdüyor becerileri
Kadın kokuyor oba çadırlarının içi
Saf bal kokuyor
Nurdüz yaylabaşındayız
Kahramanlık buraya kadar
Alabilicek hiç bir şey yok burda
Para sayarak
Şimdi bir kaş kalınlığı in
İşte aydın'ın köşk'ünün başçayır köyü
Say bakalım videolu kahvahaneleri
Sofular mollalar yatsıya gitsin hele
Tezgahın altından porno meyd in'Amerika
Meyd'in fransa almanya
Çiğ kabarığı dudak
Aşkından kendini alevlere bıraktığı gibi
Serin bir metal parçası arıyor
Bir humma bakınıyor
Nurdüzde
Elinde bir çift yün çorapla duruyor
Bir kaç saniye-başlarken güne
Hiç bir şey bozulmamış sağlıklı bir insan saflığıyla
Elinde kalabilir
Sanki doğu-batı oraya atlayabilir
C
Yumuşak canına ve ince çizgisine
Huzur akıtan düş sesi
Ve halkalanmış yüreğinin bir yerine
Lekesiz güneş çizgisi
Bu yaşlı bir ırmak asıl bundan sonra
Bir öğle sonrası menekşeden rampaya
Kıvırcık göğüsleriyle eğildiler
Geçti yalnızlık bir serüven konuştular
Bir fidan bulup diktiler ırmağa
İçinin bir yerine köşeli bir taş gibi
Ad veremedi geçişine can eriğin
Pembe duruşuna horoz rengi öpücüklerle
Ve bir an bir duygulu adam
Mola verdi yanlarına
İlk acıtan diken
Can eriğine yaklaşan yeni bir dünya treni
Sahipsiz noktalarda durdular
İki ay geçici karanlık
Ve bir güneş çizgisi yine bir öğle sonrası
Havuzlu
Ve unutulmaz çimenli
Dört duvarlı bahçede
Kurşun gibi kesin
Tüy gibi yumuşak
İpince gelişi can eriğinin
Huzur akıtan düş sesi
Ve halkalanmış yüreğinin bir yerine
Lekesiz güneş çizgisi
Bu yaşlı bir ırmak asıl bundan sonra
Bir öğle sonrası menekşeden rampaya
Kıvırcık göğüsleriyle eğildiler
Geçti yalnızlık bir serüven konuştular
Bir fidan bulup diktiler ırmağa
İçinin bir yerine köşeli bir taş gibi
Ad veremedi geçişine can eriğin
Pembe duruşuna horoz rengi öpücüklerle
Ve bir an bir duygulu adam
Mola verdi yanlarına
İlk acıtan diken
Can eriğine yaklaşan yeni bir dünya treni
Sahipsiz noktalarda durdular
İki ay geçici karanlık
Ve bir güneş çizgisi yine bir öğle sonrası
Havuzlu
Ve unutulmaz çimenli
Dört duvarlı bahçede
Kurşun gibi kesin
Tüy gibi yumuşak
İpince gelişi can eriğinin
D
Parçlanmaktan arınmış evcil olan
Yabana koşar bir aman
Kaçıp kuytulardan
Derisini sıvazlıyan yangınla yalaz
Ve döşüne varan bileklerini
Kent
dev dev bir kedi sokulmalığı
belirdikçe daha ağır fakat hareketli
Yarmaktan arındın evcil
(yani
sofrada
elimle birlikte ekmeğe uzanır eli) kurtağzı
gibi istekli
herbir yaprağında soluk soluğa
o ulu insan
insan
yaban çiçeklerini
Sonbahar günleri sağlık ve istekle
sikkeler çaktım uçurumlu gövdene
Güvendim
Demiri alıp ısıran boşluklarına
Yüz metre kayayı
Yedi vuruşta indim
Hep birlikte omuzum
demir halka ay
gibi
şekillenen bildiklerim
O buzul yarda kar yataklarında
Dağla armızda
Yalnız ve yalnız
Dostluk vardı aramızda
Adem:
buzulun bıçakcısında öldürülmeden kelimeleri
peki ama nerede gururum
ne oldu ona demişti
Ak hafif saygı duyarak
Soyunarak dağ keçisi sargılarından
- ille dert mi ola alemde
- dağsözün dinledik iflah olduk
Cilo kar yalabı
Süphan halat aklı başında sağlam
Değişik gergin
Burulurken iklimin kar kırmaları
Her yükseklikte
Dağla yanyana durur bedenim
Cilo Cilo karağlarken
Buz kaymağı yanağın
Dağ ve hava blokuyla
ben
dağ hava ve ben üçümüzün
gözü yekdiğerinin zirvesinde
dağ insan zirvesine tırmanıyordu bende
hava yatay bir uçurumla karşılaşır hemen
en küçük bir korku kabarmışsa ciğerlerimde
Bu küçük urganın
Küçük derli toplu ve ejder ağızlarıyla
O uzak kişilik çığrışlarıyla
Altta ormanlara
Aşıp ummana kavuşan ulamalarında
(büyük kent - insan - ilişkiler - kitaplık vesaire gibi)
Bir öz konuşma başlar
Şiir ve mahalliler üzerine
eksi bir eksi onbir
eksi bir eksi yirmibir
1
Şimdi uzak su kaplan kası aşındırır ışıltıyı
Bir ipek ince halı
Serilir metabolizması üzerine ve dürülüp içine
Aşktan rençberliğe azamet eyleyen dervişlerin
Haydin kalkalım
Adaşım ve kanilişkim olan beyaz çiçekler
Kömüre başkaldıran kara açmamak için
Ve kadın vuruşundan başka
Yaklaşım bilmeyen böcekler
Şimdi uzak şu kadar
Durmadan olaha habire
2
1974 yazında
dünyada
toprağın hırçın çalkantılarından yadiğar
sarp üzerine sarp bir tepesinin önündeyiz
tüm hazırlıklarımızla
o kış başparmağım donmuştu
yeni yeni çözüldü donu
Şimdi ulanıp dolanıyoruz urganlara
Yükselirkenlerde
Solucanların toprak yemesi gibi durmadan
Etimden geçiyor dağın derisi
Biraz daha
Karlar başlıyor
Ve ecdadım nasıl oralara tırmanmışsa
Kanımda bir gürcü beygiri
Tesbih gibi aklımı çekerek
Götürüyor oralara
ve sonra açlığın verdiği korkularla
bir kaygı basıp giriyor içime
Esenliğimi - dedim ki
ben gidiyorum
ardımdan postala
Bir tek an'dır dağcılık
Sineğin camda
kımıldamadan
durduğu bir kaç saniyeyi hatırla
Ve ne uzun oldu duyargalarım
Şimdi kayanının yapısındaki tuz
granit
fosfat
alüminyum
demir ve çarpıntı yataklarından
Aşk ihtilacındaki bir delikanlı gibi geçiyorum
Sanki
Duyargalarımın
duyargalarının
duyargayarı ile
duyuyor gibi
O yozgatlı çocuk
ayak bileğini tuttu - Kırılmıştı
O gibi
daha inceleri
dağı fobilerden uzak
teknik-sağlam halat-
uçurumlardan bakabilme yeteneği
düğümcülük sananlar
dağcı bir kere hata yapar tasasıyla yatıp kalkarlar
Düşerek
Çarparak koldan ayaktan
ve belden kırıldılar
Ya o niksarlı
üzgündü
buzul görmeye dayanamıyorum
demiş
ağlamıştı
Ya gaziantepli fazlı
krater gölündeki kar suyuna atmıştı kendini
Yabana koşar bir aman
Kaçıp kuytulardan
Derisini sıvazlıyan yangınla yalaz
Ve döşüne varan bileklerini
Kent
dev dev bir kedi sokulmalığı
belirdikçe daha ağır fakat hareketli
Yarmaktan arındın evcil
(yani
sofrada
elimle birlikte ekmeğe uzanır eli) kurtağzı
gibi istekli
herbir yaprağında soluk soluğa
o ulu insan
insan
yaban çiçeklerini
Sonbahar günleri sağlık ve istekle
sikkeler çaktım uçurumlu gövdene
Güvendim
Demiri alıp ısıran boşluklarına
Yüz metre kayayı
Yedi vuruşta indim
Hep birlikte omuzum
demir halka ay
gibi
şekillenen bildiklerim
O buzul yarda kar yataklarında
Dağla armızda
Yalnız ve yalnız
Dostluk vardı aramızda
Adem:
buzulun bıçakcısında öldürülmeden kelimeleri
peki ama nerede gururum
ne oldu ona demişti
Ak hafif saygı duyarak
Soyunarak dağ keçisi sargılarından
- ille dert mi ola alemde
- dağsözün dinledik iflah olduk
Cilo kar yalabı
Süphan halat aklı başında sağlam
Değişik gergin
Burulurken iklimin kar kırmaları
Her yükseklikte
Dağla yanyana durur bedenim
Cilo Cilo karağlarken
Buz kaymağı yanağın
Dağ ve hava blokuyla
ben
dağ hava ve ben üçümüzün
gözü yekdiğerinin zirvesinde
dağ insan zirvesine tırmanıyordu bende
hava yatay bir uçurumla karşılaşır hemen
en küçük bir korku kabarmışsa ciğerlerimde
Bu küçük urganın
Küçük derli toplu ve ejder ağızlarıyla
O uzak kişilik çığrışlarıyla
Altta ormanlara
Aşıp ummana kavuşan ulamalarında
(büyük kent - insan - ilişkiler - kitaplık vesaire gibi)
Bir öz konuşma başlar
Şiir ve mahalliler üzerine
eksi bir eksi onbir
eksi bir eksi yirmibir
1
Şimdi uzak su kaplan kası aşındırır ışıltıyı
Bir ipek ince halı
Serilir metabolizması üzerine ve dürülüp içine
Aşktan rençberliğe azamet eyleyen dervişlerin
Haydin kalkalım
Adaşım ve kanilişkim olan beyaz çiçekler
Kömüre başkaldıran kara açmamak için
Ve kadın vuruşundan başka
Yaklaşım bilmeyen böcekler
Şimdi uzak şu kadar
Durmadan olaha habire
2
1974 yazında
dünyada
toprağın hırçın çalkantılarından yadiğar
sarp üzerine sarp bir tepesinin önündeyiz
tüm hazırlıklarımızla
o kış başparmağım donmuştu
yeni yeni çözüldü donu
Şimdi ulanıp dolanıyoruz urganlara
Yükselirkenlerde
Solucanların toprak yemesi gibi durmadan
Etimden geçiyor dağın derisi
Biraz daha
Karlar başlıyor
Ve ecdadım nasıl oralara tırmanmışsa
Kanımda bir gürcü beygiri
Tesbih gibi aklımı çekerek
Götürüyor oralara
ve sonra açlığın verdiği korkularla
bir kaygı basıp giriyor içime
Esenliğimi - dedim ki
ben gidiyorum
ardımdan postala
Bir tek an'dır dağcılık
Sineğin camda
kımıldamadan
durduğu bir kaç saniyeyi hatırla
Ve ne uzun oldu duyargalarım
Şimdi kayanının yapısındaki tuz
granit
fosfat
alüminyum
demir ve çarpıntı yataklarından
Aşk ihtilacındaki bir delikanlı gibi geçiyorum
Sanki
Duyargalarımın
duyargalarının
duyargayarı ile
duyuyor gibi
O yozgatlı çocuk
ayak bileğini tuttu - Kırılmıştı
O gibi
daha inceleri
dağı fobilerden uzak
teknik-sağlam halat-
uçurumlardan bakabilme yeteneği
düğümcülük sananlar
dağcı bir kere hata yapar tasasıyla yatıp kalkarlar
Düşerek
Çarparak koldan ayaktan
ve belden kırıldılar
Ya o niksarlı
üzgündü
buzul görmeye dayanamıyorum
demiş
ağlamıştı
Ya gaziantepli fazlı
krater gölündeki kar suyuna atmıştı kendini
Yanakları saçları gözleri yanmış
Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki ağlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları
Yahudi doğramış analarını
Binlerce çocuk topların betonların altında
Beyrutun gözyaşları şimdi
Kudüsün yanıbaşında
Müslümanlarsa uzakta
Sanki başka
Gelinmez bir dünyada
Acın bir vadi
Zehirli çiçekler bir ova gibi karşımda
Gözüm baksın sadece
Ayrıntıları
Kıvrılıp kırılmış bilekleri
Kemikten yakılmış etleri
Kuma serilmiş cesetleri
Büyük ajansların yaydığı resimleri
Bir seyirci gibi görsün dursun
Bir kadın gibi ağlasın..
Beyrut yengeç kıskacında
Çoğu müslüman kafir yanında
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin
Sen filistin hokkaları doldur kanla
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar bir şamar olsun
Filistin sen işine bak kar toprağını
Yoğur gazabını yaradanın..
Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde
Çam ormanlarının salınışında
Kuşların cıvıldayışında
Otların serin tenlerinde
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini
Bir ateş bulutu var en bildik yerde
En emin yerde
Ve bak asıl ölen yaylalar villalar tok karınlar
Hissiz dudaklar gayretsiz kalpler
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar
Farzet körsün olabilir
Elele tut
Taş al ve at
Kafiri bulur
Hani ceylanların
Hani cihat marşın
Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın
En arka safta bile kalmadın
Cengi attın dünyaya daldın
Tezeğe konan sinekler gibi
Dönüyor burgaç
Dünya üstten yanlardan daralıyor
Ovalardan
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi
Bir gün ister istemez
Karşısında olacaksın kaçtıklarının
Dua et
O gün henüz mahşer olmasın
Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki ağlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları
Yahudi doğramış analarını
Binlerce çocuk topların betonların altında
Beyrutun gözyaşları şimdi
Kudüsün yanıbaşında
Müslümanlarsa uzakta
Sanki başka
Gelinmez bir dünyada
Acın bir vadi
Zehirli çiçekler bir ova gibi karşımda
Gözüm baksın sadece
Ayrıntıları
Kıvrılıp kırılmış bilekleri
Kemikten yakılmış etleri
Kuma serilmiş cesetleri
Büyük ajansların yaydığı resimleri
Bir seyirci gibi görsün dursun
Bir kadın gibi ağlasın..
Beyrut yengeç kıskacında
Çoğu müslüman kafir yanında
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin
Sen filistin hokkaları doldur kanla
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar bir şamar olsun
Filistin sen işine bak kar toprağını
Yoğur gazabını yaradanın..
Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde
Çam ormanlarının salınışında
Kuşların cıvıldayışında
Otların serin tenlerinde
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini
Bir ateş bulutu var en bildik yerde
En emin yerde
Ve bak asıl ölen yaylalar villalar tok karınlar
Hissiz dudaklar gayretsiz kalpler
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar
Farzet körsün olabilir
Elele tut
Taş al ve at
Kafiri bulur
Hani ceylanların
Hani cihat marşın
Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın
En arka safta bile kalmadın
Cengi attın dünyaya daldın
Tezeğe konan sinekler gibi
Dönüyor burgaç
Dünya üstten yanlardan daralıyor
Ovalardan
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi
Bir gün ister istemez
Karşısında olacaksın kaçtıklarının
Dua et
O gün henüz mahşer olmasın
gülünç şapkalarını sahipsiz şapkalarıyla
bazen mavi yanaklı bir yıldızın,
kızdan heykellerini
utanç ve yenilgen
bir gardrop odasında
tanrıya benzer
herşeyim
dünyada
üryan dolaşan bebeğin
özgürlüğün ama herşeyin
özgüre ödünç verilen geleceğin
erişilecek bir üst bir alt kent
bir de
içine durup demir atılacak
bu binek aşkların
delikanlılar sofrasında
kamçılı bağırışları
derken
merhem
yok merhem
derken
avuç içlerinin kadın bölmelerine
kadının iki havuç hacmindeki kadının
en usta hücrelerime
en yanıltıcı en dolup en boşalan
ve en boşa atılan
yıkan hücrelerime
bükülen dizlerime
ve kasılan karın etlerime
kendime gelince ben kim oluyorum
cevherim neyse nereden geliyor
nereden nereye ne mi
duvarların fayans çinko benzerleri
kendime gelince
gözlerini cihan gözlerini
ellerini kollarını parmaklarını
göğsüme göğsüme tam yüzüme
uzatan eşya beyleri
çanak çömlek
varlığına vardığım hücre gece
her yandan karanlıklar biçilir
dikilir üstümüze
yolda kamyonlarla süt satanlar
düşleri
evleri ufalayan ve büyüyen çocuklarından
değerli bir yoldaşlıkla
ödünç alan ihtiyar babalar
ateş yanan sokaktan geçiyorlar
delikanlılar baba ve adam
delikanlılar ve aşk
delikanlılar sevdalı oluşlardan
bir yıldız poyrazı
isa meryem kadar
bir balıkla girince sulara
insanlar kelime hücrelerinde
isanın denizlere dağılan saçlarında
-isa da tam denizlere göre
insanlar isaya göre
eşyalarıyla ve hayvanlarıyla
yaşar akıp giden uslarıyla
geliştire geliştire
bütün ölmek ve öldürmek sınavlarını
anılarda bırakmak için
tanrının ve meryemin yavrularını
delikanlı bir çağanoz fabrikasında
yürekleri devrilir doğum günü bayraklarıyla
kentlere çağrılan ve insan biçimleriyle
nefret biçilen
ve bunları düzenli anneler şeklinde
yalnız düşman getiren
babanın gecelerine
delikanlı
bir sahnenin perdelerinden sonra
katmerli kadife ve kapanan perdelerinden sonra
açılıp kapanan karanlık küçük odalarda
ve karanlık küçük odalarda
bazen mavi yanaklı bir yıldızın,
kızdan heykellerini
utanç ve yenilgen
bir gardrop odasında
tanrıya benzer
herşeyim
dünyada
üryan dolaşan bebeğin
özgürlüğün ama herşeyin
özgüre ödünç verilen geleceğin
erişilecek bir üst bir alt kent
bir de
içine durup demir atılacak
bu binek aşkların
delikanlılar sofrasında
kamçılı bağırışları
derken
merhem
yok merhem
derken
avuç içlerinin kadın bölmelerine
kadının iki havuç hacmindeki kadının
en usta hücrelerime
en yanıltıcı en dolup en boşalan
ve en boşa atılan
yıkan hücrelerime
bükülen dizlerime
ve kasılan karın etlerime
kendime gelince ben kim oluyorum
cevherim neyse nereden geliyor
nereden nereye ne mi
duvarların fayans çinko benzerleri
kendime gelince
gözlerini cihan gözlerini
ellerini kollarını parmaklarını
göğsüme göğsüme tam yüzüme
uzatan eşya beyleri
çanak çömlek
varlığına vardığım hücre gece
her yandan karanlıklar biçilir
dikilir üstümüze
yolda kamyonlarla süt satanlar
düşleri
evleri ufalayan ve büyüyen çocuklarından
değerli bir yoldaşlıkla
ödünç alan ihtiyar babalar
ateş yanan sokaktan geçiyorlar
delikanlılar baba ve adam
delikanlılar ve aşk
delikanlılar sevdalı oluşlardan
bir yıldız poyrazı
isa meryem kadar
bir balıkla girince sulara
insanlar kelime hücrelerinde
isanın denizlere dağılan saçlarında
-isa da tam denizlere göre
insanlar isaya göre
eşyalarıyla ve hayvanlarıyla
yaşar akıp giden uslarıyla
geliştire geliştire
bütün ölmek ve öldürmek sınavlarını
anılarda bırakmak için
tanrının ve meryemin yavrularını
delikanlı bir çağanoz fabrikasında
yürekleri devrilir doğum günü bayraklarıyla
kentlere çağrılan ve insan biçimleriyle
nefret biçilen
ve bunları düzenli anneler şeklinde
yalnız düşman getiren
babanın gecelerine
delikanlı
bir sahnenin perdelerinden sonra
katmerli kadife ve kapanan perdelerinden sonra
açılıp kapanan karanlık küçük odalarda
ve karanlık küçük odalarda
Doğa seyiriyor gördüm döşüm
Okşanıyor gibi duyarak
Bir yılan ve arkasında halkı
Doğruldu kayadan gerilenerek
Bir bütünlükle kayayı toprağı
Kuşların çevirdiği havayı
Kapsanarak bir bütünlükle
Ve ışık boşluk bırakmadan akıyordu
Yere yapışmış ve doğudan
Ve batıya şeffaf hırçınlanmadan dehşetli
Güneş bakıyordu kayalardan
Kumları sıyırarak denize
Bir yılan doğruldu uzun
Kayasını güneşi ve ovuğunu sevmekten bilge
"Uzaklara bakışım unutulmaz ısınışım"
Ses ver komşu kızı
Çiçeklere su ver
Dudağında açan gülleri göster
Başörtülerin ne hoş ne güzel
Kınalı ellerinle
Şu akrebe bir yelken bir dümen ver
Hey komşu kadın
Dost kadın
Zeynep miydi senin adın
Ormanda ağaçlara
Tırmanırsa
Binlerce çocuk
Bahçede
Bir tek erik ağacına
Yoksa tırmanacak bir çocuk
Doğa seyirmeye başlar ve aşksızlık
Bir yılan doğrulmalığı giyer ve güneş
Tende çalışır
Teni burar burar ve güneş
Dönüşür kayalardan denize dökülen şelalelere
Ana
Ekmek tahtasında bir yufka ve bir düş
Kurar gibi gidip gelen el
Eğilen ekmeğe sıcaklığını veren beden
Sacın alevini alan incelik
İçinde tereyağı eriyen bazlamayı
Ana
Aç çocuğa bir atlı gibi yetiştirir
Yoksa çocuk
Elde kalmaz dağılır
Yuvadan kopmak isteyecektir
Okşanıyor gibi duyarak
Bir yılan ve arkasında halkı
Doğruldu kayadan gerilenerek
Bir bütünlükle kayayı toprağı
Kuşların çevirdiği havayı
Kapsanarak bir bütünlükle
Ve ışık boşluk bırakmadan akıyordu
Yere yapışmış ve doğudan
Ve batıya şeffaf hırçınlanmadan dehşetli
Güneş bakıyordu kayalardan
Kumları sıyırarak denize
Bir yılan doğruldu uzun
Kayasını güneşi ve ovuğunu sevmekten bilge
"Uzaklara bakışım unutulmaz ısınışım"
Ses ver komşu kızı
Çiçeklere su ver
Dudağında açan gülleri göster
Başörtülerin ne hoş ne güzel
Kınalı ellerinle
Şu akrebe bir yelken bir dümen ver
Hey komşu kadın
Dost kadın
Zeynep miydi senin adın
Ormanda ağaçlara
Tırmanırsa
Binlerce çocuk
Bahçede
Bir tek erik ağacına
Yoksa tırmanacak bir çocuk
Doğa seyirmeye başlar ve aşksızlık
Bir yılan doğrulmalığı giyer ve güneş
Tende çalışır
Teni burar burar ve güneş
Dönüşür kayalardan denize dökülen şelalelere
Ana
Ekmek tahtasında bir yufka ve bir düş
Kurar gibi gidip gelen el
Eğilen ekmeğe sıcaklığını veren beden
Sacın alevini alan incelik
İçinde tereyağı eriyen bazlamayı
Ana
Aç çocuğa bir atlı gibi yetiştirir
Yoksa çocuk
Elde kalmaz dağılır
Yuvadan kopmak isteyecektir
Ki ne ne zaman bulandı sularda:çoğalan
Yıkan yüzler azgın yüzler
Seni ehli kaplan bir adın kırbaç bir adın kaplan
Nam vermek için doğruldun
Alnından öpsünler için bir vuruşta yıkıldın
Suyu biz böyle geçeriz
Bizi afet sanırlar
Yıkan yüzler azgın yüzler
Seni ehli kaplan bir adın kırbaç bir adın kaplan
Nam vermek için doğruldun
Alnından öpsünler için bir vuruşta yıkıldın
Suyu biz böyle geçeriz
Bizi afet sanırlar
E
I
Boynuma bir ip at
Kölen diye yollarda gezdir beni
II
Gözlerini süzüyorsun
Bir balık gibi akıyorsun kaldırımlarda
Bir daha yüreğini kaparsan bana
'Bu yaprağı parampaça yaparım'
Çiçekleri sarı yapraklar ve bir ocak ayı
Ağız ağıza sin ve cim harfleri
Ateş kararıyor, bu içimin alevleri
Acı çekiyorum elimden alınmışsın gibi
Bir mektup hikayemiz olacak
Baştan başa notalar bülbül ağızları
Dik kafalı bir baş görüyorlar
Başını eğmiş dalların yaprağında
Zayıf bir çocuk yüzü, gülümsüyor
Dikkatle bak, korku dolu bakışları
O boğulurken gülücükler
Saçılıyor
Ölüm bir kuş kaldırıyor mezarlıktan
Ak kanatları, hayat yok oluyor
Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
'Yaşamak' bir perde gibi kalkıyor aramızdan
Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi
O mavi gözleri görmüş olmalıyım
Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında
Uçuşlu saçlar bukleler
Üstünde uyuyan eller
Sevgim uzanıyor
Soluk soluğa uyandırıyor menekşeleri
Görüyorum kıpırdanışlarını
Uykunda gül açan yanaklarını
Boynuma bir ip at
Kölen diye yollarda gezdir beni
II
Gözlerini süzüyorsun
Bir balık gibi akıyorsun kaldırımlarda
Bir daha yüreğini kaparsan bana
'Bu yaprağı parampaça yaparım'
Çiçekleri sarı yapraklar ve bir ocak ayı
Ağız ağıza sin ve cim harfleri
Ateş kararıyor, bu içimin alevleri
Acı çekiyorum elimden alınmışsın gibi
Bir mektup hikayemiz olacak
Baştan başa notalar bülbül ağızları
Dik kafalı bir baş görüyorlar
Başını eğmiş dalların yaprağında
Zayıf bir çocuk yüzü, gülümsüyor
Dikkatle bak, korku dolu bakışları
O boğulurken gülücükler
Saçılıyor
Ölüm bir kuş kaldırıyor mezarlıktan
Ak kanatları, hayat yok oluyor
Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
'Yaşamak' bir perde gibi kalkıyor aramızdan
Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi
O mavi gözleri görmüş olmalıyım
Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında
Uçuşlu saçlar bukleler
Üstünde uyuyan eller
Sevgim uzanıyor
Soluk soluğa uyandırıyor menekşeleri
Görüyorum kıpırdanışlarını
Uykunda gül açan yanaklarını
Evet hatırladım
Küçük basit şeyler
Yetiyor kederlenmeye
Ya mutluluğa
Küçük basit şeyler
Yetiyor kederlenmeye
Ya mutluluğa
F
Bir sesti öyle
Kıskıvrak bir zaman urgan gibi boynuna dolalı
Belleten
Heheyleyen
Höreleyen
Üstadım kırk ağzınız
Fil yüreği gibi bir yüreğiniz olmalı
Belleten
Eşeleyen külleri
İşte bir küçükköz
İste bir nine parmağı
Bir sesti öyle
Bir çırpıda hem kiriş ve ok
Gögsünü yaymadınsa yay önüne
Üstadım birelif kılıcınız olmalı
İnce uzun bir merhametle
Bir gürzünüz olmalı dolgun bir kaf
Yedi devi arka arkaya yollamalı
Zırhsız ve kalkansız
Bir kılıç ve gürz
Kıraç toprak
Obasız bir çöl
O ses ıssız dolaşan bir sesti öyle
Bir sesti öyle
Bastı apansız kalabalık evler dolusu uykuları
Taki vakit saat
Saanki güz
İklim sapsarı
Anılar
Ne çok dostun var
Hatırladık Kaldırımlar'ı
Tek dostumuzdu
Hani çocuktuk ve sevdalı
Bir gün baktık bir sesti öyle
Hapishanede
Zırhsız ve kalkansız
Kılıç dizlerinin üzerinde
Gürz yerde
Baktık
Bir nazar
Besinliyor üçünü de
Bir damar denize açılan
Salan küçük çaylara derelere
Büyük ırmaklara da suları
Kıskıvrak bir zaman urgan gibi boynuna dolalı
Belleten
Heheyleyen
Höreleyen
Üstadım kırk ağzınız
Fil yüreği gibi bir yüreğiniz olmalı
Belleten
Eşeleyen külleri
İşte bir küçükköz
İste bir nine parmağı
Bir sesti öyle
Bir çırpıda hem kiriş ve ok
Gögsünü yaymadınsa yay önüne
Üstadım birelif kılıcınız olmalı
İnce uzun bir merhametle
Bir gürzünüz olmalı dolgun bir kaf
Yedi devi arka arkaya yollamalı
Zırhsız ve kalkansız
Bir kılıç ve gürz
Kıraç toprak
Obasız bir çöl
O ses ıssız dolaşan bir sesti öyle
Bir sesti öyle
Bastı apansız kalabalık evler dolusu uykuları
Taki vakit saat
Saanki güz
İklim sapsarı
Anılar
Ne çok dostun var
Hatırladık Kaldırımlar'ı
Tek dostumuzdu
Hani çocuktuk ve sevdalı
Bir gün baktık bir sesti öyle
Hapishanede
Zırhsız ve kalkansız
Kılıç dizlerinin üzerinde
Gürz yerde
Baktık
Bir nazar
Besinliyor üçünü de
Bir damar denize açılan
Salan küçük çaylara derelere
Büyük ırmaklara da suları
Manzaraya bakın
Üç sincap ağzılarında birer ceviz
Kıpırtılı bir şaşkınlıkla titretiyorlar tabiatı
Yanımda
Geniş ve adaleli ayakları
Dik gövdesi
Ve okşa diye elimin altına uzattığı başıyla
Bir pars / leopar
Şimdi de bakın bana
Sağlam çehrem
Şöyle yandan tepeden cepheden bir kere daha
Nasıl sessiz
Ak ve sert
Mermeri bir dikkat
Kıvamında bir insan soyu olmalıyım
Geçiyor dünya
Yorgun eşya
Sincap sıçrıyor ağacına
Ceviz yuvarlanıyor
Pars sağına doğru
Kaskatı
Şöyle biraz kayıyor
Manzaraya bakın
Zaman
Bir esintiyle dalgalandı yine
Fotağraf
Bir sincap ve benden kurulu
Bir diyaframa aralanıyor
Bir saniye
Hayır daha az
Şelale iniyor ve kalkıyor
Üç sincap ağzılarında birer ceviz
Kıpırtılı bir şaşkınlıkla titretiyorlar tabiatı
Yanımda
Geniş ve adaleli ayakları
Dik gövdesi
Ve okşa diye elimin altına uzattığı başıyla
Bir pars / leopar
Şimdi de bakın bana
Sağlam çehrem
Şöyle yandan tepeden cepheden bir kere daha
Nasıl sessiz
Ak ve sert
Mermeri bir dikkat
Kıvamında bir insan soyu olmalıyım
Geçiyor dünya
Yorgun eşya
Sincap sıçrıyor ağacına
Ceviz yuvarlanıyor
Pars sağına doğru
Kaskatı
Şöyle biraz kayıyor
Manzaraya bakın
Zaman
Bir esintiyle dalgalandı yine
Fotağraf
Bir sincap ve benden kurulu
Bir diyaframa aralanıyor
Bir saniye
Hayır daha az
Şelale iniyor ve kalkıyor
G
Niye yazıyorum ki bunları.
İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi farkedince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim. Ona böyle yazdım. Merhametle bakarak gülümsedim. Görünüşü acımayı da zorlaştırıyor insana...
İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi farkedince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim. Ona böyle yazdım. Merhametle bakarak gülümsedim. Görünüşü acımayı da zorlaştırıyor insana...
Hızla yol alan dünyanın sıcağıdır başımda
Geriye kalan hayattır yoran
Aklınla yapayalnız başbaşa
Nice alevli geceler geçtin
Toprağı yaymış ev sermiş üstüne. Nerde o bayrak arayan
Kurt kancaları ancak bir odadan ötekine sarka
Kadınlar ki çocuğu gezgin gibi dolanır
Aydınlık bir mağarada kalınır akşamları
Hızla sular aktı üzerimizden
Ayaktayız ama ya bu kurşun damlaları
Küçücük bir kurt oydu can evimizi
Taş gibi ağırlaştık gözümüze indirdik tenteleri
Dedeler neneler yaşlı denizlerde
Gittiler güneşin şavkına, soyunup sahile yorgun dertleri
De hazırlanalım kahramanlık gün doğmadan kalkmakta
Bu çocuklarla yolumuz ilelebet Allahla yürekleri
Ey Zarif yine başını örtüden çıkardın
Çok bal döktün yine yaktın gemileri
Geriye kalan hayattır yoran
Aklınla yapayalnız başbaşa
Nice alevli geceler geçtin
Toprağı yaymış ev sermiş üstüne. Nerde o bayrak arayan
Kurt kancaları ancak bir odadan ötekine sarka
Kadınlar ki çocuğu gezgin gibi dolanır
Aydınlık bir mağarada kalınır akşamları
Hızla sular aktı üzerimizden
Ayaktayız ama ya bu kurşun damlaları
Küçücük bir kurt oydu can evimizi
Taş gibi ağırlaştık gözümüze indirdik tenteleri
Dedeler neneler yaşlı denizlerde
Gittiler güneşin şavkına, soyunup sahile yorgun dertleri
De hazırlanalım kahramanlık gün doğmadan kalkmakta
Bu çocuklarla yolumuz ilelebet Allahla yürekleri
Ey Zarif yine başını örtüden çıkardın
Çok bal döktün yine yaktın gemileri
Birara neydi o bulutlar
Somurtkan dudakları yere sarkan
Arkasında deniz alev alan adam
Çehrem sarsılıyor bakmaktan
Güneş inip suya dokun
Nehre yaslanıp baş aşağı koşan bir yaşlı ağaç ol
Somurtkan dudakları yere sarkan
Arkasında deniz alev alan adam
Çehrem sarsılıyor bakmaktan
Güneş inip suya dokun
Nehre yaslanıp baş aşağı koşan bir yaşlı ağaç ol
Koşu koşuver nargözlüm
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde
Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım
Ruhsatlım sevdamsın berigel
Kanın höpürtülü başın dik
O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşegel
Dorukta yeni ay ince işaret
Ne kem gözler gezinir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur
Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahana
Mutluyuz tüm dünyaya duyur
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde
Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım
Ruhsatlım sevdamsın berigel
Kanın höpürtülü başın dik
O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşegel
Dorukta yeni ay ince işaret
Ne kem gözler gezinir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur
Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahana
Mutluyuz tüm dünyaya duyur
H
O sabah ezan sesi gelmedi camimizden
Korktum bütün inslar,bütün insanlık adına
Korktum bütün inslar,bütün insanlık adına
Hac yolunda bir merhale
Kalbin ve cesedin azık yeri
Tekkeler zaviyeler medreseler ve ulema
Yemiş yüklü ağaçların kolları kökleri
Saf ve seven bir göz gibi bakan şehir
Şimdi tüller arkasına geçmiş gibi
Büllbül yolar dudağını
Bakınca kara aklın batağına
Yetmişbin şehit
Sayısınca billur kase
Öyle bir sarsan ses
Gür gümrah dalmış Hak'la yarenliğe
İçinden akan nehir
İki yakayı çatan nehir
Ak durmadan ak
Yetmişbin kola ayrıl beş kıt'a ak
Sarıklar kan oldu
Ak sakal kan oldu
Demek bitmedi kerbela
Hama kerbelası dehrin
Nasıl kuru dudakları devlet olduysa Hüseynin
Şehit ağzını değdir üstüne ölü kalbimin
Bülbüller anıp susar sesini
Nice tevhit çekti dillerin
..ve üstüm başım perişan benim
Elim hayret kısa kamalarım kayıp
De şehit nefesini değdir üstüne ciğerimin
Kalbin ve cesedin azık yeri
Tekkeler zaviyeler medreseler ve ulema
Yemiş yüklü ağaçların kolları kökleri
Saf ve seven bir göz gibi bakan şehir
Şimdi tüller arkasına geçmiş gibi
Büllbül yolar dudağını
Bakınca kara aklın batağına
Yetmişbin şehit
Sayısınca billur kase
Öyle bir sarsan ses
Gür gümrah dalmış Hak'la yarenliğe
İçinden akan nehir
İki yakayı çatan nehir
Ak durmadan ak
Yetmişbin kola ayrıl beş kıt'a ak
Sarıklar kan oldu
Ak sakal kan oldu
Demek bitmedi kerbela
Hama kerbelası dehrin
Nasıl kuru dudakları devlet olduysa Hüseynin
Şehit ağzını değdir üstüne ölü kalbimin
Bülbüller anıp susar sesini
Nice tevhit çekti dillerin
..ve üstüm başım perişan benim
Elim hayret kısa kamalarım kayıp
De şehit nefesini değdir üstüne ciğerimin
Hemşeri miyiz benden saklama
Aşina saçların
Hele başını arkaya atışın
Sanki yakın komşu doğuştan sürmeli gözlerin
İliklerime kadar ürperiyorum karşında
Aynı kentin hamurundan değilsek
Söyle hangi bağ
Nerdeki dostluk dolamış kaslarını boynumuza
Çoğu zaman
Kabzasında
İkimizin birden kavrama izleri
Olan
Uzun ve enli bir kılıç geliyor yanıma
Yoksa
Göksümü kaldırarak
Gökyüzünü doğru açtığım bağır
Darbe üstüne darbe yiyor
Kafa büyüklüğünde taşlarla
Doğru söyle hemşerimiyiz
Aynı kentin hamurundan değilsek
Nasıl kalkıyor haykırşımızdan aynı kuşaklar
Bir gürühsa yüzüstü kapaklanıyor
Bir gürbüz vakit suç ve günah dolu
Kaçak
Deli dolu
Kıstırıyoruz onu bir tenhada
Bir sen anlıyorsun bunu bir ben
Zaten ortada bir sen varsın bir ben
Elmacık kemiklerini arıyorum buluyorum
Çıkık
Yüzlerini
Pembe ve gergin
Ellerini
Gizli ve sıcak
Göğüslerini
Çöldeki sıcak
Doğru söyle çabuk söyle hemşerimiyiz
Boşuna mı bu kadar telaşlanışım
Yoluna baş kuydu şahsım
Mırıldandığım dava yonttuğum heykel
Vurduğum gülbank
Bir hasret bu yağma bu soylu kıyım
Aşina saçların
Hele başını arkaya atışın
Sanki yakın komşu doğuştan sürmeli gözlerin
İliklerime kadar ürperiyorum karşında
Aynı kentin hamurundan değilsek
Söyle hangi bağ
Nerdeki dostluk dolamış kaslarını boynumuza
Çoğu zaman
Kabzasında
İkimizin birden kavrama izleri
Olan
Uzun ve enli bir kılıç geliyor yanıma
Yoksa
Göksümü kaldırarak
Gökyüzünü doğru açtığım bağır
Darbe üstüne darbe yiyor
Kafa büyüklüğünde taşlarla
Doğru söyle hemşerimiyiz
Aynı kentin hamurundan değilsek
Nasıl kalkıyor haykırşımızdan aynı kuşaklar
Bir gürühsa yüzüstü kapaklanıyor
Bir gürbüz vakit suç ve günah dolu
Kaçak
Deli dolu
Kıstırıyoruz onu bir tenhada
Bir sen anlıyorsun bunu bir ben
Zaten ortada bir sen varsın bir ben
Elmacık kemiklerini arıyorum buluyorum
Çıkık
Yüzlerini
Pembe ve gergin
Ellerini
Gizli ve sıcak
Göğüslerini
Çöldeki sıcak
Doğru söyle çabuk söyle hemşerimiyiz
Boşuna mı bu kadar telaşlanışım
Yoluna baş kuydu şahsım
Mırıldandığım dava yonttuğum heykel
Vurduğum gülbank
Bir hasret bu yağma bu soylu kıyım
Kim ölüyor hayvanların
Kızışarak daraldığı zamanda
Bir pazu marazında yıkılmadı o kollar
Güç istifi kanın
Saklanmış kadınlıkların
Ve kız kaleleri
Ehli hicablarca saklı
Muhasaralanmış önlerine perdeler akmış
Atmacalar
Gezgin kuşlar
Yeni çığlıklar yepyeni
Hücum sesleri
Hangisi
Daha önde belirsiz buyruk mu ermi
Dayanamayıp çöken duvarlardan
Gerilip yırtılan kaslardan en çok çocuk
davetleri
O av etleri rahleler sandukalar
Karanlıkla katılaşan nöbetci baskıncı silüetleri
Ve açın güller bir sabah daha açın
Bakın Tanrı konuğu insanlar bütün türleriyle
Şu bizim yeryüzünde
Toprakta gel! gel! nöbetleri
Kızışarak daraldığı zamanda
Bir pazu marazında yıkılmadı o kollar
Güç istifi kanın
Saklanmış kadınlıkların
Ve kız kaleleri
Ehli hicablarca saklı
Muhasaralanmış önlerine perdeler akmış
Atmacalar
Gezgin kuşlar
Yeni çığlıklar yepyeni
Hücum sesleri
Hangisi
Daha önde belirsiz buyruk mu ermi
Dayanamayıp çöken duvarlardan
Gerilip yırtılan kaslardan en çok çocuk
davetleri
O av etleri rahleler sandukalar
Karanlıkla katılaşan nöbetci baskıncı silüetleri
Ve açın güller bir sabah daha açın
Bakın Tanrı konuğu insanlar bütün türleriyle
Şu bizim yeryüzünde
Toprakta gel! gel! nöbetleri
1
Onlardı uzak yerler seçtiler
ve sayesiz ilahları
Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar
ve taşlaşan boğulu kalan nağra
bir sarnıç kemeri eğrisinde
dünden bugüne seyirten
telaşşız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar
hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar
ipe saldıran yığınlar çün osmanlı kanları
melekmeşen at yangınları
ülkeyi kol gezen projektör bakışlar
hayvanlar bile altında rahat uyuyan
ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri
ağırlaşan bir çiçekte
sultan sıcaklığına çarpıp
ummana sıçrayan çekirgeler
aşk donanmış bir havada
şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin
el çırpan iskele ve sancakları
-Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber
tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz
gerek kanatılan gelinler
davulun orta yerinden bir baş soğan
katlayıp ince ağızlarında çingen
içlerin boşalan surlarına zurna
Toplanan şimdilik sürgüne eklenen
değerli çocuklar
arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri
ucuna takılan yaşmak çeşitleri
mavi çok renkli tülbentler
iri gözyaşı boncukları
içine kainatlar sıkışan
caminin yürek konmamış kayalıklarında
durmadan her lahza yeniden arınan
henüz bir böceklik yer açılan
elleri aynı kumaytan
içlerinde bir haremi tavşan
açık duran kapılarının arkasında
çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli
bu bir an yüzümü hayvanlara dikip
çamurlu
-Ey babilin yorumaz artıkları
dışımda açıkça bir tazı koşuyor
ölümlerde yorulup
bir güle kapanan
gelincikte bekleşen
2
sonunda ak tavşan ölüme benzeyince
koşup bir ölümün önüne titremeler içinde
diz çöken adamlar beynime atıldılar
ağırlıkları safra taşları yanlarında
bellerine kancalı tırpanları
saçaktan akan buz parçaları
ona birazda ben katılacaktım
çünkü herhangibir hazırlık yapmışlardı
taş duvarın dibindeydik ölümünden
ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle
alnımı bana bıraksınlar
hiç yalnızlık korkutmayan alnımı
karnımdaki boşluklara
saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma
ama onların vakti yoktu onlar için
ve onlar için çocuk duvara kadar
gidip gelecekti salıncak ceviz dalında
ve komşunun ölüm çocukları
güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri
Öldürmeye alışmaları karar kılışları
Toprağı karıştırıp şaşkınlıkla içlerine giriyorum onların
Ansızın bir kravat bazen bir kaç sene deniz
renkli horozlar ve karanlık doğan yarasa
sık sık anne tekrarı
ve kalbinde allah yazan çocuk
kızlar hızlanan gelinler
erkeklerde insen uğultuları
çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan
ve dönülen bayrak
Beni buruyorlar renklerin gidip gelişleriyle
içinde kanlı zincirler elden ele
yıldız süzerken kadınların karınlarında doğururken
dilleri terleri damaklarıyla ısırdıkları pamuklar
ağızdan ağıza
ve meydanlara
cılk çıkan yığılan çocuklar
bağıran balık
suyu zorlayan midye
üzerimizden akan gemi karınları
- Çocuk kanlarla sarsıldı
öğrenciliğim korkunç öğretmenlerim
sızı olduğum kızlar
onların şehvetime dokunup kalışları
anı
akıllı bir öğrencinin alayındayım
kanımı ve kamalarını arıyorlar
aceleyle elleriyle cepleriyle
bedenime kanımı yapışık olarak
ya da kumaşa emdirerek
akıtacak olan
ve bedenimi arayan korkumu
açıklıyorlar önüme
(korkumu ölümümle ağzıma kilitlemişim)
İnsanlar salıncak altlarında solur
-Güneş hep aynı artist çocuktu
Nilüfer ipi çok ince parmaklarıyla
dağlara göklere en yakın elmacık kemikleriyle tutmuş
yüzüme gülerek severek
3
Şimdi yağmur birikiyor kubbelerin içine
ak yürek baraj büyüyor
yarış su pirinç ve içinde canlı çevrilen insanın
çiçekle döşenen başı
Balıkçı tezgahları
Kayıkçı tezgahları
Ekmek tezgahları
yağmur alınlara doğruldu
secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen
ateşli hastalar gibi
Onlardı uzak yerler seçtiler
ve sayesiz ilahları
Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar
ve taşlaşan boğulu kalan nağra
bir sarnıç kemeri eğrisinde
dünden bugüne seyirten
telaşşız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar
hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar
ipe saldıran yığınlar çün osmanlı kanları
melekmeşen at yangınları
ülkeyi kol gezen projektör bakışlar
hayvanlar bile altında rahat uyuyan
ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri
ağırlaşan bir çiçekte
sultan sıcaklığına çarpıp
ummana sıçrayan çekirgeler
aşk donanmış bir havada
şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin
el çırpan iskele ve sancakları
-Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber
tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz
gerek kanatılan gelinler
davulun orta yerinden bir baş soğan
katlayıp ince ağızlarında çingen
içlerin boşalan surlarına zurna
Toplanan şimdilik sürgüne eklenen
değerli çocuklar
arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri
ucuna takılan yaşmak çeşitleri
mavi çok renkli tülbentler
iri gözyaşı boncukları
içine kainatlar sıkışan
caminin yürek konmamış kayalıklarında
durmadan her lahza yeniden arınan
henüz bir böceklik yer açılan
elleri aynı kumaytan
içlerinde bir haremi tavşan
açık duran kapılarının arkasında
çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli
bu bir an yüzümü hayvanlara dikip
çamurlu
-Ey babilin yorumaz artıkları
dışımda açıkça bir tazı koşuyor
ölümlerde yorulup
bir güle kapanan
gelincikte bekleşen
2
sonunda ak tavşan ölüme benzeyince
koşup bir ölümün önüne titremeler içinde
diz çöken adamlar beynime atıldılar
ağırlıkları safra taşları yanlarında
bellerine kancalı tırpanları
saçaktan akan buz parçaları
ona birazda ben katılacaktım
çünkü herhangibir hazırlık yapmışlardı
taş duvarın dibindeydik ölümünden
ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle
alnımı bana bıraksınlar
hiç yalnızlık korkutmayan alnımı
karnımdaki boşluklara
saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma
ama onların vakti yoktu onlar için
ve onlar için çocuk duvara kadar
gidip gelecekti salıncak ceviz dalında
ve komşunun ölüm çocukları
güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri
Öldürmeye alışmaları karar kılışları
Toprağı karıştırıp şaşkınlıkla içlerine giriyorum onların
Ansızın bir kravat bazen bir kaç sene deniz
renkli horozlar ve karanlık doğan yarasa
sık sık anne tekrarı
ve kalbinde allah yazan çocuk
kızlar hızlanan gelinler
erkeklerde insen uğultuları
çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan
ve dönülen bayrak
Beni buruyorlar renklerin gidip gelişleriyle
içinde kanlı zincirler elden ele
yıldız süzerken kadınların karınlarında doğururken
dilleri terleri damaklarıyla ısırdıkları pamuklar
ağızdan ağıza
ve meydanlara
cılk çıkan yığılan çocuklar
bağıran balık
suyu zorlayan midye
üzerimizden akan gemi karınları
- Çocuk kanlarla sarsıldı
öğrenciliğim korkunç öğretmenlerim
sızı olduğum kızlar
onların şehvetime dokunup kalışları
anı
akıllı bir öğrencinin alayındayım
kanımı ve kamalarını arıyorlar
aceleyle elleriyle cepleriyle
bedenime kanımı yapışık olarak
ya da kumaşa emdirerek
akıtacak olan
ve bedenimi arayan korkumu
açıklıyorlar önüme
(korkumu ölümümle ağzıma kilitlemişim)
İnsanlar salıncak altlarında solur
-Güneş hep aynı artist çocuktu
Nilüfer ipi çok ince parmaklarıyla
dağlara göklere en yakın elmacık kemikleriyle tutmuş
yüzüme gülerek severek
3
Şimdi yağmur birikiyor kubbelerin içine
ak yürek baraj büyüyor
yarış su pirinç ve içinde canlı çevrilen insanın
çiçekle döşenen başı
Balıkçı tezgahları
Kayıkçı tezgahları
Ekmek tezgahları
yağmur alınlara doğruldu
secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen
ateşli hastalar gibi
Sabahtır
Alkışlar gecenin
Sıcak damları sükûn yapılarıyla
Aydınlatır bir ucundan
Kahvaltı sofrasında çay tasını
Düzgün uysal Işıklı bir de ağız
Gizlice götürür hücreyi bütüne
Ve akla her gelen telgraf telinde
Öpüşür iki güvercin
İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla
Bu geçen mızrak
Kalın kararlı
Atanın değer biçilmez atıyla
Kuşkusuz yolunda gerek
Mızrak geçer ışığı
Geçer geceyi dolduran karanlığı da
Alkışlar gecenin
Sıcak damları sükûn yapılarıyla
Aydınlatır bir ucundan
Kahvaltı sofrasında çay tasını
Düzgün uysal Işıklı bir de ağız
Gizlice götürür hücreyi bütüne
Ve akla her gelen telgraf telinde
Öpüşür iki güvercin
İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla
Bu geçen mızrak
Kalın kararlı
Atanın değer biçilmez atıyla
Kuşkusuz yolunda gerek
Mızrak geçer ışığı
Geçer geceyi dolduran karanlığı da
I
Verimsiz bezgin
Geçti günler
Uçtu çekip karnından kopardığım tüyler
Şen miyim martıları koluma takarak
Bir güç denemesiyle pazularım
Kahverengi-kendi kendine canlı-kabararak
Birara bütün kuvvetlerim elimde
Öyle ki dalgalar gibiyim
Bir okyanus kalbinde
Çevirdim hem üç kere numaranı
Birileri bir cumartesi
Müthiş morarıp genişlediğini bildirdiler
Şaka mı bu hayır şırrak bir şok
Üzülmüyorum korkmuyorum ağlamıyorum
Sadece
"Melenkoliniz uğradı" diyor pansiyoncu kadın
"Haber vereyim dedim yoktunuz dünden beri
bekliyor odanızda"
Elimle
Kendi elimi tutuyorum
Yan yana gidiyormuşum gibi kendimle
Ah yine bir aldatmaca durma koş
Bu ses
Telefonun olabilir
Yineliyorum kendimi
Önüne itiyorum hayalinin ölü seslerin
146 31 çift sıfırdan 18 çalıyor
Kaldırıyorum ahizeyi
Mazara şu
Beton kalıplarının içine akıyorsun harçla
Gelebilir miyim mümkün mü
Vıdı vıdı çenebaz sokaklar
Düşman baltalar vitrinler yola doğru küstah
Gelir miyim dersin
Yaban çehrelerin tırpanlarını göze alarak
Koca kent bir sancı dayanamayıp kalabalığa
İlk eczaneye dalacağım
Hani şöyle birden sessizlik yumuşak
Minik hafif eller cam tezgahta
Sürüngen
Em
Aspirin
- Bana bir aspirin
- Kutu tablet?
- Farketmez
Isırmasın da timsah gibi
Ilık kocaman bakışlar
Şaşırmak isteyerek
Biri saklasın beni
Eskilerin yüzaklarından
Bir incelik gösterin
İncinmesin yüreğim
Hala içerdeyim dikkatle bakıyor eczacı kadın
- Otuz liranız yok muydu
Olabilirdi sancıyla susuyor bakışım
Biri bağırarak konuşuyur
Biri giriyor
Veya öyle bir sükut
Başka?
Hava sıcak nemli ağır
Ağustos temmuz
Kuru havaları arıyorum
Bir de isteğim var
Dişlerim onaltı yaşımdaki gibi olabilir mi bir gecede
Bakışlar boşuna
Kırmızı dudak izleri mektuplar boyunca
Bir yalan
Ansızın uyanıyorum her gece
Biliyorum bahçede dolanıyorlar
Solukları kapı önünde
Beni istiyorlar
Onlarla yemek yiyorum düşümde
Kendimi yalnız bildiğim her gece
Yalvarışım ağlayışım
Cenkleşiyorum kendimle
Medet
İmdat
Bir ses kaydına
Upuzun iniltiler bekliyorum
Danışman olarak gırdapları
Yeryüzünden arta kalan bütün deprem kırıntılarını
Geçti günler
Uçtu çekip karnından kopardığım tüyler
Şen miyim martıları koluma takarak
Bir güç denemesiyle pazularım
Kahverengi-kendi kendine canlı-kabararak
Birara bütün kuvvetlerim elimde
Öyle ki dalgalar gibiyim
Bir okyanus kalbinde
Çevirdim hem üç kere numaranı
Birileri bir cumartesi
Müthiş morarıp genişlediğini bildirdiler
Şaka mı bu hayır şırrak bir şok
Üzülmüyorum korkmuyorum ağlamıyorum
Sadece
"Melenkoliniz uğradı" diyor pansiyoncu kadın
"Haber vereyim dedim yoktunuz dünden beri
bekliyor odanızda"
Elimle
Kendi elimi tutuyorum
Yan yana gidiyormuşum gibi kendimle
Ah yine bir aldatmaca durma koş
Bu ses
Telefonun olabilir
Yineliyorum kendimi
Önüne itiyorum hayalinin ölü seslerin
146 31 çift sıfırdan 18 çalıyor
Kaldırıyorum ahizeyi
Mazara şu
Beton kalıplarının içine akıyorsun harçla
Gelebilir miyim mümkün mü
Vıdı vıdı çenebaz sokaklar
Düşman baltalar vitrinler yola doğru küstah
Gelir miyim dersin
Yaban çehrelerin tırpanlarını göze alarak
Koca kent bir sancı dayanamayıp kalabalığa
İlk eczaneye dalacağım
Hani şöyle birden sessizlik yumuşak
Minik hafif eller cam tezgahta
Sürüngen
Em
Aspirin
- Bana bir aspirin
- Kutu tablet?
- Farketmez
Isırmasın da timsah gibi
Ilık kocaman bakışlar
Şaşırmak isteyerek
Biri saklasın beni
Eskilerin yüzaklarından
Bir incelik gösterin
İncinmesin yüreğim
Hala içerdeyim dikkatle bakıyor eczacı kadın
- Otuz liranız yok muydu
Olabilirdi sancıyla susuyor bakışım
Biri bağırarak konuşuyur
Biri giriyor
Veya öyle bir sükut
Başka?
Hava sıcak nemli ağır
Ağustos temmuz
Kuru havaları arıyorum
Bir de isteğim var
Dişlerim onaltı yaşımdaki gibi olabilir mi bir gecede
Bakışlar boşuna
Kırmızı dudak izleri mektuplar boyunca
Bir yalan
Ansızın uyanıyorum her gece
Biliyorum bahçede dolanıyorlar
Solukları kapı önünde
Beni istiyorlar
Onlarla yemek yiyorum düşümde
Kendimi yalnız bildiğim her gece
Yalvarışım ağlayışım
Cenkleşiyorum kendimle
Medet
İmdat
Bir ses kaydına
Upuzun iniltiler bekliyorum
Danışman olarak gırdapları
Yeryüzünden arta kalan bütün deprem kırıntılarını
K
Eski şairliklerim gitti gözümden
Gayridir başka bir hal kuşanıyorum
Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları
Az'la doymak yap deş insan zamanlarını
At al at bin at kuşan da ciğerin koş
Davran bre çocuk doyma ilk sulardan
Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın
Nice hançer dürdün sabır balyaladın
Göğsümde bir küçücük derya buldum
Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım
Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala
Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası
De Zarif inle. Ta ki huzra vardın
Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın
Gayridir başka bir hal kuşanıyorum
Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları
Az'la doymak yap deş insan zamanlarını
At al at bin at kuşan da ciğerin koş
Davran bre çocuk doyma ilk sulardan
Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın
Nice hançer dürdün sabır balyaladın
Göğsümde bir küçücük derya buldum
Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım
Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala
Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası
De Zarif inle. Ta ki huzra vardın
Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın
İşte
Bu çok yakıştı
Yanakları boyar elmalı şeker ve şoklarıyla
Bu son acı
Bülbülden kanaryadan geçtin
Bile bile girdin - labirentin
Bir sır yüklendin - dörtnal
Ak çocukluğun
Ak gençliğin toprakları
Zorluklar
Daha çocuktun
Elini uzatsan
Dokunsan bozulmazdı hayaller
Büyüdün ki yalanlar gayyalar
İnsan
Kader
Yayını kurmuş telaşsız şaşmaz avcın
Seni aramadı
Yerinden hiç kımıldamadı
Sen koş orda burda
Tasalı mutlu yalan
İşte son dönemeç son anı
İşte
Bak bu çok yaklaştı sana
Elin mallar kanburlar arasında
Sırtında dünya günlük gaileler
Derken irkildin dikeldin derken
Avcın bıraktı oku
Bir hayat daha
Ezberler nasıl,kalbler aklandı mı altın tabakta
Şimdiden bir bak
Dilin takılmasın
İki yol ağzında
İşte bakın
İçimizden biri daha
Elinde dünyadan bir çıkın
Bu çok yakıştı
Yanakları boyar elmalı şeker ve şoklarıyla
Bu son acı
Bülbülden kanaryadan geçtin
Bile bile girdin - labirentin
Bir sır yüklendin - dörtnal
Ak çocukluğun
Ak gençliğin toprakları
Zorluklar
Daha çocuktun
Elini uzatsan
Dokunsan bozulmazdı hayaller
Büyüdün ki yalanlar gayyalar
İnsan
Kader
Yayını kurmuş telaşsız şaşmaz avcın
Seni aramadı
Yerinden hiç kımıldamadı
Sen koş orda burda
Tasalı mutlu yalan
İşte son dönemeç son anı
İşte
Bak bu çok yaklaştı sana
Elin mallar kanburlar arasında
Sırtında dünya günlük gaileler
Derken irkildin dikeldin derken
Avcın bıraktı oku
Bir hayat daha
Ezberler nasıl,kalbler aklandı mı altın tabakta
Şimdiden bir bak
Dilin takılmasın
İki yol ağzında
İşte bakın
İçimizden biri daha
Elinde dünyadan bir çıkın
dağ köyünde körbağırsak sancısa
konur karnın ağrıyan yanına
alev gibi tuğlalar
/ Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu
konur karnın ağrıyan yanına
alev gibi tuğlalar
/ Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu
Kalıcı keser hammaddesi insan sahrası
Keser düzeltir ve yoluna verir
Upuzun yakıcı dili eski enli kelimelerin
İncelip ağırlaşarak çelik
İnce uçlarına doğru
Akıl almaz hızlanışlarla
Arka arkaya varışlarla
Yanağını yere koyup ağlıyan insanın kalbine yayılır
Karşı koyanı batırır basar geçer
Ne sağlam bırakır ne gelecek bırakır
Keser kılıç ağaç dalında asılıyken bile
Kabzadan alır rüzgarını
At biner gibi oturur et kemik içine
Kalbimiz iki parmağın arasında olana
Yöneldik kapısına
Safkan
Mahcub ve müştak
Kan Ve Toprak İçinde Yatırma Bizi
Keser düzeltir ve yoluna verir
Upuzun yakıcı dili eski enli kelimelerin
İncelip ağırlaşarak çelik
İnce uçlarına doğru
Akıl almaz hızlanışlarla
Arka arkaya varışlarla
Yanağını yere koyup ağlıyan insanın kalbine yayılır
Karşı koyanı batırır basar geçer
Ne sağlam bırakır ne gelecek bırakır
Keser kılıç ağaç dalında asılıyken bile
Kabzadan alır rüzgarını
At biner gibi oturur et kemik içine
Kalbimiz iki parmağın arasında olana
Yöneldik kapısına
Safkan
Mahcub ve müştak
Kan Ve Toprak İçinde Yatırma Bizi
Bir duvarı sürüyor saçların bir hayvan parıltısı var gözlerinde
Binbir kement sardırıyor boynuma açık açık cinsini parlatışın
Bırak gamzelerin aksın odalarıma
Kapı vuruşlarım eve zindan oluşlarım
Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara
Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara
Binbir kement sardırıyor boynuma açık açık cinsini parlatışın
Bırak gamzelerin aksın odalarıma
Kapı vuruşlarım eve zindan oluşlarım
Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara
Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara
Tabutunuz
Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor
Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim
Kan akıtılmadan
kesildi damarlarınızın sıcaklığı
Söyleyin kim yokladı
Bir ateş salmayla içinizi
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Kalabalıklardan eli mızraklılardan
Otomobillerden nufus patlamasından
Ve o koca denizlerin kirlenip ağrımasından
Kaçıp
Bir kırevi çitinin arkasında papatyaların içinde
Önünüze çıkıveren teneşir tahtasında
Nasıl yalnız ve manasız ağlamakta
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Bir beyin mimarı bir yaşlı kadın
Kapının aralığını dolduran çocuklar
Giysilerinde başdöndüren bir sersemlikle
Eve dolan komşular ve damın üstünde gökten
Bir kartal ölüsü düştü
Daha girmeyin oraya - melekler hazır değil
Nasıl da alıştınız ölümünüze
Yaşamın daha en tatlı sevişmelerinde
Elleriniz en ılık anlarda beden tutmalarında
Gidiyorsunuz ya gülüşüyor çocuklar
Herbiri o kadar güzel ki artık
Salıncak çelik çomak ve rüyalar yok artık
Harp oyunları bile unutuldu dönemeçlerde
Ölüm gelemiyor tıkalı kapılar
Nasıl ki elinden
kurtularak kaçmak isteyişler
Seni nasıl sürüyordu içine çürüyen uygarlıkların
Oyuklarında
Kötü bilmece kutuları tarifler
Yozlaşan hünerler
Şimdi vuruyor eşyalaşan göğsümüze
Kabuğu yosun bağlayan döşümüze
İçerden o
Isın odanın köşelerini dolanarak
Yatarak değil dolanarak
Yatarak değil rolanarak
Bin uykusuz gece bitirdin
Yeni bir uykusuzluk binliği aç
Camlarada gece başladı bile
Artık oda açılabilir kendine
Can çağrılıyor odaya
Karanlıkta ve seninle dolsun odaya
Yürüdükçe dolandıkça oda durmuyor artık evin içinde
Senile deniz kıyılarında ormanlı sırtlarda
Kırda hayvanlarda
Düşündüğün buluşlarda bulunduğun kurtuluşlarda
İçinde sen olan bir oda
Koş o önden giden
İnsanı bulup onu durdurmaya
Güçlü kalın pazulu oğlu aslan yavrusu gibi olan
Önden giden insana.
Gebe bir kadını durdurdu erkekler
Saçlarından çekip yolunu kırbaçlıyarak
Başında dolanan ak kuşları
Serinlikleri kovalıyarak
Elin değiyordu ah ah bana
ben kendimden uçarak etimdeki didişmeleri
takılıp düşen kadınlarla kovalıyarak - birden
düşürülmüş
sahipsiz çehrelerle karşılıyorduk
fır dönen meydanlarda yardımsız yürüyemiyen insanlar
Hiç. - Soruyorduk bu beyaz kuş
bize gelen ellerinden
bulanarak ve o kız çocuğu (bu nasıl olur)
şak diye düşürdü yolda
gazete satan adamın gözlerinin içinde
çıkmıştı bakınıyordu gererek önünü
ve derinden durarak
tüllerinden kopan içim bırak ki dalgalansın
Ki kim kovaladı bu yönde kaplanları
bizi yiyen aç kurt mu o neden
o neden kıpırdıyarak
sarı mor bizi kimden daha iyi koruyarak
daha iyi bir konukluk
bizi sevdayla allaştıran
o umulmadık açlıkları kapımıza salan
ne olur ne olur bırak bırak iyice kendimde olayım
Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor
Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim
Kan akıtılmadan
kesildi damarlarınızın sıcaklığı
Söyleyin kim yokladı
Bir ateş salmayla içinizi
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Kalabalıklardan eli mızraklılardan
Otomobillerden nufus patlamasından
Ve o koca denizlerin kirlenip ağrımasından
Kaçıp
Bir kırevi çitinin arkasında papatyaların içinde
Önünüze çıkıveren teneşir tahtasında
Nasıl yalnız ve manasız ağlamakta
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Bir beyin mimarı bir yaşlı kadın
Kapının aralığını dolduran çocuklar
Giysilerinde başdöndüren bir sersemlikle
Eve dolan komşular ve damın üstünde gökten
Bir kartal ölüsü düştü
Daha girmeyin oraya - melekler hazır değil
Nasıl da alıştınız ölümünüze
Yaşamın daha en tatlı sevişmelerinde
Elleriniz en ılık anlarda beden tutmalarında
Gidiyorsunuz ya gülüşüyor çocuklar
Herbiri o kadar güzel ki artık
Salıncak çelik çomak ve rüyalar yok artık
Harp oyunları bile unutuldu dönemeçlerde
Ölüm gelemiyor tıkalı kapılar
Nasıl ki elinden
kurtularak kaçmak isteyişler
Seni nasıl sürüyordu içine çürüyen uygarlıkların
Oyuklarında
Kötü bilmece kutuları tarifler
Yozlaşan hünerler
Şimdi vuruyor eşyalaşan göğsümüze
Kabuğu yosun bağlayan döşümüze
İçerden o
Isın odanın köşelerini dolanarak
Yatarak değil dolanarak
Yatarak değil rolanarak
Bin uykusuz gece bitirdin
Yeni bir uykusuzluk binliği aç
Camlarada gece başladı bile
Artık oda açılabilir kendine
Can çağrılıyor odaya
Karanlıkta ve seninle dolsun odaya
Yürüdükçe dolandıkça oda durmuyor artık evin içinde
Senile deniz kıyılarında ormanlı sırtlarda
Kırda hayvanlarda
Düşündüğün buluşlarda bulunduğun kurtuluşlarda
İçinde sen olan bir oda
Koş o önden giden
İnsanı bulup onu durdurmaya
Güçlü kalın pazulu oğlu aslan yavrusu gibi olan
Önden giden insana.
Gebe bir kadını durdurdu erkekler
Saçlarından çekip yolunu kırbaçlıyarak
Başında dolanan ak kuşları
Serinlikleri kovalıyarak
Elin değiyordu ah ah bana
ben kendimden uçarak etimdeki didişmeleri
takılıp düşen kadınlarla kovalıyarak - birden
düşürülmüş
sahipsiz çehrelerle karşılıyorduk
fır dönen meydanlarda yardımsız yürüyemiyen insanlar
Hiç. - Soruyorduk bu beyaz kuş
bize gelen ellerinden
bulanarak ve o kız çocuğu (bu nasıl olur)
şak diye düşürdü yolda
gazete satan adamın gözlerinin içinde
çıkmıştı bakınıyordu gererek önünü
ve derinden durarak
tüllerinden kopan içim bırak ki dalgalansın
Ki kim kovaladı bu yönde kaplanları
bizi yiyen aç kurt mu o neden
o neden kıpırdıyarak
sarı mor bizi kimden daha iyi koruyarak
daha iyi bir konukluk
bizi sevdayla allaştıran
o umulmadık açlıkları kapımıza salan
ne olur ne olur bırak bırak iyice kendimde olayım
Taş ve sopa
İki köylü karşı karşıya
Kavak ağaçları şahit
Bir de ibibik kuşu
İncir yalnız
Badem yeşil kabuklu
Camdaki hayalinle
İki öfkeli boğa
Sevdalılar kapışıyor
Tabiatın ortasında
Irmak göz kırpıyor akıyor
Çoban köpeği şöyle bir bakıyor
Yaman indi omzuna sopa
Güçlü çarptı taş başına
Hayalin akıyor kanda
Yüzün zonkluyor yarada
Taş ve sopa
İki köylü karşı karşıya
İki köylü karşı karşıya
Kavak ağaçları şahit
Bir de ibibik kuşu
İncir yalnız
Badem yeşil kabuklu
Camdaki hayalinle
İki öfkeli boğa
Sevdalılar kapışıyor
Tabiatın ortasında
Irmak göz kırpıyor akıyor
Çoban köpeği şöyle bir bakıyor
Yaman indi omzuna sopa
Güçlü çarptı taş başına
Hayalin akıyor kanda
Yüzün zonkluyor yarada
Taş ve sopa
İki köylü karşı karşıya
Kavuşmalarımız ağır aksak, ayrılıklarımız koşar adım.
İlim diye bağlansa boynun
Secdeye gecikir alnın
Konuşsan dilin uzar
Yalan olur gıybet yürür
Elde asa giydi çarık
De hangi günah beldesinde
Alnını yere koydunsa bile
Acep yakın mısın gaflet misin
Say boynunu vuruyorlar
Zebaniler bir takım
Bir zaman böyle geçti
Geldin sona, tıkandı nefes borun
Bu son güneş bu ilk adım
İkisi de malın hangisi kararın
Bil tefekkür koruna düşsen
Ödün kopmaz zalimden,dersin Allah daim
Elin şakaklarında yangın
öyle fikret çatlasın başın
Doğrul! belin iki kat yüzün solgun
Sarılık değilsin mağlup mu oldun
Toprak yer seni,etini kemiğini
İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili
Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet
Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret
Her sözün zarara
Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna
Her haykıranın takıldın ardına
Eğildin her rüzgarda
İster misin makakam rütbe ölümden sonra
Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh
Gitti haznedar
Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara
Secdeye gecikir alnın
Konuşsan dilin uzar
Yalan olur gıybet yürür
Elde asa giydi çarık
De hangi günah beldesinde
Alnını yere koydunsa bile
Acep yakın mısın gaflet misin
Say boynunu vuruyorlar
Zebaniler bir takım
Bir zaman böyle geçti
Geldin sona, tıkandı nefes borun
Bu son güneş bu ilk adım
İkisi de malın hangisi kararın
Bil tefekkür koruna düşsen
Ödün kopmaz zalimden,dersin Allah daim
Elin şakaklarında yangın
öyle fikret çatlasın başın
Doğrul! belin iki kat yüzün solgun
Sarılık değilsin mağlup mu oldun
Toprak yer seni,etini kemiğini
İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili
Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet
Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret
Her sözün zarara
Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna
Her haykıranın takıldın ardına
Eğildin her rüzgarda
İster misin makakam rütbe ölümden sonra
Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh
Gitti haznedar
Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara
Korku salardı inceliğin acıman tevazuun
Dünya ve insan çıkmazlarına yumuşak bakışın
Nur sarnıçları ballar koydun çöllere ruh eşiklerine
Senden kaynıyordu yine sana kapılıyor ırmakların
Yamalı ve tertemiz elbiselerim olunca
Her gece mutlak uyanıp adını anınca
Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz
Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım
Sura vardıkça gövdelendim soyundum aşk duasına
Atılıyorum sırlarına açılıyor hücrelerim
Menzili çoktan geçtim ün saldı kayboluşum
Kendi kuytumda çalkıyor şerbetini ağzım
Dünya ve insan çıkmazlarına yumuşak bakışın
Nur sarnıçları ballar koydun çöllere ruh eşiklerine
Senden kaynıyordu yine sana kapılıyor ırmakların
Yamalı ve tertemiz elbiselerim olunca
Her gece mutlak uyanıp adını anınca
Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz
Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım
Sura vardıkça gövdelendim soyundum aşk duasına
Atılıyorum sırlarına açılıyor hücrelerim
Menzili çoktan geçtim ün saldı kayboluşum
Kendi kuytumda çalkıyor şerbetini ağzım
Sis çöküyor
ırmak kör bir akış mı şimdi vadide
Ya silahım
Kanlı bir kurt başı koynumda
yonga dolu yatağım
Silahım
Kimbilir sen soyunurken sıcak fısıltılar geceye
Sisler çöküyor
mescid ve minare say fabrika bacaları
Ya gömleğim
Üç zaman hızımın rüzgarıya dolu
Gömleğim
Kimbilir sen delinip al kanımı emersin tenine
Gökten bir taş düşüyor
hallacı gibi yüreğimin
Ya bileğim
Sızım sızım sızılarla arar serin çelikler
Bileğim
Kimbilir sen
bir ceset gibi iradesizdin dostun elinde
Gökten bir ah geçiyor
mescid ve minare
Yar erliğim
Bir zaman
umut ve korkuyla genç yıllarımın çenelerinde
Erliğim
Kimbilir sen
nasıl keşfettin buğularla neyi
kadın diye
Sabır sabır içinde sürtünen ateş çıkaran bulut
kar rüzgarı tipi
heva heves yağmuru gibi
hani uysal hani durgun
sazlıklar
yüzümün yastığı alınır her gece
Ya elmasım
yoruldun evde bunaldın yıkandın
süslendin oturdun kıpırdadın
Elmasım
Kimbilir sen
camlarda başın belki geçerim yolum düşer
yeryüzüne
ırmak kör bir akış mı şimdi vadide
Ya silahım
Kanlı bir kurt başı koynumda
yonga dolu yatağım
Silahım
Kimbilir sen soyunurken sıcak fısıltılar geceye
Sisler çöküyor
mescid ve minare say fabrika bacaları
Ya gömleğim
Üç zaman hızımın rüzgarıya dolu
Gömleğim
Kimbilir sen delinip al kanımı emersin tenine
Gökten bir taş düşüyor
hallacı gibi yüreğimin
Ya bileğim
Sızım sızım sızılarla arar serin çelikler
Bileğim
Kimbilir sen
bir ceset gibi iradesizdin dostun elinde
Gökten bir ah geçiyor
mescid ve minare
Yar erliğim
Bir zaman
umut ve korkuyla genç yıllarımın çenelerinde
Erliğim
Kimbilir sen
nasıl keşfettin buğularla neyi
kadın diye
Sabır sabır içinde sürtünen ateş çıkaran bulut
kar rüzgarı tipi
heva heves yağmuru gibi
hani uysal hani durgun
sazlıklar
yüzümün yastığı alınır her gece
Ya elmasım
yoruldun evde bunaldın yıkandın
süslendin oturdun kıpırdadın
Elmasım
Kimbilir sen
camlarda başın belki geçerim yolum düşer
yeryüzüne
Çiçektozu üstümüz başımız
Bak sen geldin
Deniz kıyısına kurmuşlar mescit
Yunuslara sırtlarını dayamışlar
Defneler dallarını açıyorlar
Serin gölgelerde çınlıyor nefesimiz
İmam saflara bakıyor ışık vererek şehla
Alınlarda secde mühürleri kıble hoşluğu
Kuşum güvercin,kuşum uyan bekle
Uzun etekler hatır soracak süpürerek kır otlarını
Bir yaprak daha çevirdiler
Bir halka daha genişledi avluda çınar ve minare
Seven kollar açılıyor sarılıyor açılıyor
Peşpeşe tavşan yavruları su samurları
Oturup bir nefes daha derinlediler
Tesbihlerin yolunu birbirine ilediler
Bak sen geldin
Deniz kıyısına kurmuşlar mescit
Yunuslara sırtlarını dayamışlar
Defneler dallarını açıyorlar
Serin gölgelerde çınlıyor nefesimiz
İmam saflara bakıyor ışık vererek şehla
Alınlarda secde mühürleri kıble hoşluğu
Kuşum güvercin,kuşum uyan bekle
Uzun etekler hatır soracak süpürerek kır otlarını
Bir yaprak daha çevirdiler
Bir halka daha genişledi avluda çınar ve minare
Seven kollar açılıyor sarılıyor açılıyor
Peşpeşe tavşan yavruları su samurları
Oturup bir nefes daha derinlediler
Tesbihlerin yolunu birbirine ilediler
Karşılaşabildikse
Ağzını kullan ve lütfen sor:
- Nasılsın
Cevap veriyorum
- Bulanık
Yıllar
Gerçekler
Birini söyle
Kimden sorsak sevginin saklambaçlarını
Bir böcek bakışı yassı
Göğsümüzün gergefinde
Yıllar yirmi yıl açmış arayı
Mantığı öldüreceksin
Bir sabah
Bir ferman kaleme alarak:
tarihi yıkmalıydık
ırkları ve suçları yakmalıydık
Kalbi alışverişten almalıydık
kırk yaşlarındaki bir adamın konusuna bakmalıydık
Anlatsana bir serçe daha:
Önce bir mektup:satırların arasına yatmışssın bir
bomba gibi
Dehşet bir ses tonu çıkarıyor aklım
serçem bu
Avuçlarımda tanelerini arıyor merteliğin
Bir sesle bir sevinç
Biricik bu diye bağırıyorum biricik
Tellerin içinden toparlayan yakamı
Ekim onüç bir yanılma bir salı
Ağzını kullan ve lütfen sor:
- Nasılsın
Cevap veriyorum
- Bulanık
Yıllar
Gerçekler
Birini söyle
Kimden sorsak sevginin saklambaçlarını
Bir böcek bakışı yassı
Göğsümüzün gergefinde
Yıllar yirmi yıl açmış arayı
Mantığı öldüreceksin
Bir sabah
Bir ferman kaleme alarak:
tarihi yıkmalıydık
ırkları ve suçları yakmalıydık
Kalbi alışverişten almalıydık
kırk yaşlarındaki bir adamın konusuna bakmalıydık
Anlatsana bir serçe daha:
Önce bir mektup:satırların arasına yatmışssın bir
bomba gibi
Dehşet bir ses tonu çıkarıyor aklım
serçem bu
Avuçlarımda tanelerini arıyor merteliğin
Bir sesle bir sevinç
Biricik bu diye bağırıyorum biricik
Tellerin içinden toparlayan yakamı
Ekim onüç bir yanılma bir salı
Yüklenip geliyor gökyüzü evimizden yeryüzümüze
Dilimize onur veren kelime
Güzel ticaret ettik
Çölü okuyabiliyoruz deveyi çözebiliyoruz
/Delicesine yalnızlıktan yana reyi
Elleri berrak ve dolu
Arındı soyu kurudu kinlerin sanki
Vuruyordu son bahtsız atılışında
Köpeklere yaslanarak bir avluda
Ve ayaklarının altında
Her kiminse doğranmış saç örgüleri/
Ve şimdi adam ey çocuk
Eline bir dudak inziva al göster onlara
Belgele sevişebildiğin aklın
Kuşların o hızlı oluş adına
Çalılardan uçurduğu baharla
Uzaktan kur düşleri ve başla binmeye
Gemiler gibi gelen günlere
Ve özenle seçilen söylenen kulaklara
Yeni yeni hecelediğin tattığın
/İyice düşün ilk kez kim duyuyordu ayetleri/
Hatta o ısılı ve tamam edilmiş kelimeler yardımıyla
Nerdesin ne suçun var anlarsın
Gibi dost ettiğin paha gerçek paha
Bilinir ki yolluyor yiyeceklerini senin katına
Seni çile çektirilen
Verdikçe alan kelime
Susuzluktan kalma bir sarhoş ağzın
Salt ona adımların
Yalpa yok elatışında boyuna sürdüğün o
Ve hadi artık. Konuş
Nasıl buldun yolunu
Ki akıyor her gece ruhun bütün gücü
Bir fırdönüyü saklıyor eşyalar
Sen ıssız tekbaşına ve mağrur
Batıyorken yatağında
Nasıl da ateş sıcak içova nabzı
Zamanlar indirir kaldırır limanları
Sanki bir kuş ağzı bir kadın ağzı
Su başlarında sel yollarında hayatın
Kuğu kanatları beyaz soluk alışları
/Derken rahimlere kapandın
Dirilik harflerle çalkalandı
Boşaldı boş çanaklarına kavganın/
Kaynak yeniden yumulu parmaklarını açıyor
Biziz şimdi görünen artık salındayız aşkın
Yüz yüze koyulduğumuz sır vakti: Olgun ve hazır
Yine uyandım
Sabah
Yine büyük
İsmimle ancak
Aynı sarnıçta düş ve gerçek
Alıp veren sakınan etim
Soluduğum bakış
Can levham duvarlarım senin
Bana giysi verdin
Öyle biliyorum giyinmeyi
Beni doyurdun
Böyle biliyorum doymayı
Ve sayıyorum kimse yok
Öyle böyle bir doğa
Yalnız beni götürüyor kıyamete
Görüyorum ki farkediyor
Gülümserken korkuyorum
Elime açılıyor yüzün
Duyuyorum buzlar gibi
Sensin bana
Sanki kendimden bana
İçimden tüten
Sensin doğduğum sabahları
Işıklarına uzandığım başları
Dünyaya bırakan
Sensin güden
Kanımın düşüncesini
Sen ince şavk toplam zaman saf hayat
Tek diri
Sensin yüzen geceye
Tek diri
Sensin yüzen geceye
Yeryüzü
Sen ayrılmadın hiç
Evimizden
Uyudum yine
Gece
Yine geniş
Dilimize onur veren kelime
Güzel ticaret ettik
Çölü okuyabiliyoruz deveyi çözebiliyoruz
/Delicesine yalnızlıktan yana reyi
Elleri berrak ve dolu
Arındı soyu kurudu kinlerin sanki
Vuruyordu son bahtsız atılışında
Köpeklere yaslanarak bir avluda
Ve ayaklarının altında
Her kiminse doğranmış saç örgüleri/
Ve şimdi adam ey çocuk
Eline bir dudak inziva al göster onlara
Belgele sevişebildiğin aklın
Kuşların o hızlı oluş adına
Çalılardan uçurduğu baharla
Uzaktan kur düşleri ve başla binmeye
Gemiler gibi gelen günlere
Ve özenle seçilen söylenen kulaklara
Yeni yeni hecelediğin tattığın
/İyice düşün ilk kez kim duyuyordu ayetleri/
Hatta o ısılı ve tamam edilmiş kelimeler yardımıyla
Nerdesin ne suçun var anlarsın
Gibi dost ettiğin paha gerçek paha
Bilinir ki yolluyor yiyeceklerini senin katına
Seni çile çektirilen
Verdikçe alan kelime
Susuzluktan kalma bir sarhoş ağzın
Salt ona adımların
Yalpa yok elatışında boyuna sürdüğün o
Ve hadi artık. Konuş
Nasıl buldun yolunu
Ki akıyor her gece ruhun bütün gücü
Bir fırdönüyü saklıyor eşyalar
Sen ıssız tekbaşına ve mağrur
Batıyorken yatağında
Nasıl da ateş sıcak içova nabzı
Zamanlar indirir kaldırır limanları
Sanki bir kuş ağzı bir kadın ağzı
Su başlarında sel yollarında hayatın
Kuğu kanatları beyaz soluk alışları
/Derken rahimlere kapandın
Dirilik harflerle çalkalandı
Boşaldı boş çanaklarına kavganın/
Kaynak yeniden yumulu parmaklarını açıyor
Biziz şimdi görünen artık salındayız aşkın
Yüz yüze koyulduğumuz sır vakti: Olgun ve hazır
Yine uyandım
Sabah
Yine büyük
İsmimle ancak
Aynı sarnıçta düş ve gerçek
Alıp veren sakınan etim
Soluduğum bakış
Can levham duvarlarım senin
Bana giysi verdin
Öyle biliyorum giyinmeyi
Beni doyurdun
Böyle biliyorum doymayı
Ve sayıyorum kimse yok
Öyle böyle bir doğa
Yalnız beni götürüyor kıyamete
Görüyorum ki farkediyor
Gülümserken korkuyorum
Elime açılıyor yüzün
Duyuyorum buzlar gibi
Sensin bana
Sanki kendimden bana
İçimden tüten
Sensin doğduğum sabahları
Işıklarına uzandığım başları
Dünyaya bırakan
Sensin güden
Kanımın düşüncesini
Sen ince şavk toplam zaman saf hayat
Tek diri
Sensin yüzen geceye
Tek diri
Sensin yüzen geceye
Yeryüzü
Sen ayrılmadın hiç
Evimizden
Uyudum yine
Gece
Yine geniş
Mağaralar taştan yolcu örüyor
Böyle üstünlük görülmemiştir bir bebek
Göğü sevmeyi
Ve yerden korkmayı biliyor
Kendine bir ses bekliyor bir sarık
Aleme tanrı
Bir bebek susar nihayet
Sezer de ağaçların otların
Topraktan çıktığını
Bir bebek ağlar
Bir bebek mor ağzından
Bilinir söyleyince
Zerdüşt nereye gittiyse
Hep kartalı gördü
Ve güneş tek hüneriyle
Bir yaprağı kertenkeleyi çakıltaşını
Ve mor olduğunu suların
Beyin tırtıl
Taş taşlar taşların
Dipsiz süresiz seslerine tırmanır
Çünkü ses katlanır
Kazılır kayalara
Ses geçilir iki kaşın arasından
Sonsuz nefes alır
Ülkedir dudakta
Zerdüşt neredeyse
Kartal orada yığınak
O
Zincirli ayakların durmadan çıktığı
Tek bir basamak
Kaya gözlü ağaç saçlı
Taşın içindeki böcek
Bu ilk fırtına kapısında
Taşın içinde böcek
Taşır kendini yürür
Bedenini bir uçtan bir uca
Nabzı vurur dinler şaşırır
Çalışan eşyasını yakalar
Sorar fare kuş balık
her şey kendi yerinde
Taşın içindeki böcek
Ki inanır
Ve çatlar taş
Gök eğilir
O geçer kartalıyla
Yüreği büyülenir burkulur
Gözleri gerilir
Ağzından bir donanmayla bekler
Mermer yerine şahlanır
Çizilir kanar
Bardağa ilk düşen damlasında
Uyuyan güvercin
Ve ilk taşan damlasında
Bir azgın güvercin
Bulutları saçlarından sürükler
Bayram yerlerini geçer hızla
Bir sabah kartalın bembeyaz kadınıyla
Dağlardan düzlere nehirlerle
Çırpınarak çığlıklar atarak
O
Durmadan saratustra
Böyle üstünlük görülmemiştir bir bebek
Göğü sevmeyi
Ve yerden korkmayı biliyor
Kendine bir ses bekliyor bir sarık
Aleme tanrı
Bir bebek susar nihayet
Sezer de ağaçların otların
Topraktan çıktığını
Bir bebek ağlar
Bir bebek mor ağzından
Bilinir söyleyince
Zerdüşt nereye gittiyse
Hep kartalı gördü
Ve güneş tek hüneriyle
Bir yaprağı kertenkeleyi çakıltaşını
Ve mor olduğunu suların
Beyin tırtıl
Taş taşlar taşların
Dipsiz süresiz seslerine tırmanır
Çünkü ses katlanır
Kazılır kayalara
Ses geçilir iki kaşın arasından
Sonsuz nefes alır
Ülkedir dudakta
Zerdüşt neredeyse
Kartal orada yığınak
O
Zincirli ayakların durmadan çıktığı
Tek bir basamak
Kaya gözlü ağaç saçlı
Taşın içindeki böcek
Bu ilk fırtına kapısında
Taşın içinde böcek
Taşır kendini yürür
Bedenini bir uçtan bir uca
Nabzı vurur dinler şaşırır
Çalışan eşyasını yakalar
Sorar fare kuş balık
her şey kendi yerinde
Taşın içindeki böcek
Ki inanır
Ve çatlar taş
Gök eğilir
O geçer kartalıyla
Yüreği büyülenir burkulur
Gözleri gerilir
Ağzından bir donanmayla bekler
Mermer yerine şahlanır
Çizilir kanar
Bardağa ilk düşen damlasında
Uyuyan güvercin
Ve ilk taşan damlasında
Bir azgın güvercin
Bulutları saçlarından sürükler
Bayram yerlerini geçer hızla
Bir sabah kartalın bembeyaz kadınıyla
Dağlardan düzlere nehirlerle
Çırpınarak çığlıklar atarak
O
Durmadan saratustra
Anılar şarkılarda sıralandılar
bizim büyük güneşlerin karşılarına
gelip kamaşan ençok insan anısı
giden ve dolanan ayaklarını
en uca uzaklara yaklaşan
katı yürekli çocuklarına
işaret verdi solan sarayları
Toprağın üstünde iri erkek
gemç kıza koşturan atını
Genç kıza kapılan büyük atlı
yan yana çarpan hücrelerde
su içen öksüren düşünen
kıvrımlı sütunlar içinde
taş tabanlarda
sevişen güçler
kalın bir arap rakkasında
Homerin son ayaklarına
değinen kırmızı böcekler
savaş anısı yani
En güzel kan hücresi
gittikçe uzaklaşan kulakları
çağıran şarkılarıyla
taştan çizgilerin
arasına enli bir taht gibi
kurar gürbüz saçlı oğlu
yanında kralı
iki deniz adasının
ortasında kurulup denize
eteksiz bağdaş kuran
çömlek yapan adam
ağır birtaş açmış önüne
şehirlerimize uzanan
yeni çağ dağ heykelleri
insanı kansız ak mağara duvarlarına
kanlı ve kara
hayvanların hoş getirip doyurduğu
kadının içerisinden
kolunu sarkıtan buralara
uçuşan ışıklı oyukların
kemiğe giren yaranın
hızlı çarpışan yüreği çarpan şehirlerimize
gücünün farkına yeni varmış gibi
saldıran kamaları öz saçaklanmasının
artık çok incinebilen gözlerimize
bizim büyük güneşlerin karşılarına
gelip kamaşan ençok insan anısı
giden ve dolanan ayaklarını
en uca uzaklara yaklaşan
katı yürekli çocuklarına
işaret verdi solan sarayları
Toprağın üstünde iri erkek
gemç kıza koşturan atını
Genç kıza kapılan büyük atlı
yan yana çarpan hücrelerde
su içen öksüren düşünen
kıvrımlı sütunlar içinde
taş tabanlarda
sevişen güçler
kalın bir arap rakkasında
Homerin son ayaklarına
değinen kırmızı böcekler
savaş anısı yani
En güzel kan hücresi
gittikçe uzaklaşan kulakları
çağıran şarkılarıyla
taştan çizgilerin
arasına enli bir taht gibi
kurar gürbüz saçlı oğlu
yanında kralı
iki deniz adasının
ortasında kurulup denize
eteksiz bağdaş kuran
çömlek yapan adam
ağır birtaş açmış önüne
şehirlerimize uzanan
yeni çağ dağ heykelleri
insanı kansız ak mağara duvarlarına
kanlı ve kara
hayvanların hoş getirip doyurduğu
kadının içerisinden
kolunu sarkıtan buralara
uçuşan ışıklı oyukların
kemiğe giren yaranın
hızlı çarpışan yüreği çarpan şehirlerimize
gücünün farkına yeni varmış gibi
saldıran kamaları öz saçaklanmasının
artık çok incinebilen gözlerimize
Babam hemen hakanolur
kervan yüklü geceyi taşıyan ormanda
bar bar bağırır develerini
Durmaz babam
Öncü seher yıldızından
apaydın olan başını
savaş uçlarında
ölçer soylu oyunlarıyla
düşmanın güzel borazan seslerini
Savaşa gerilir babam
elinde bir karanfille bekler
atılır kentlere
Sular direnir
Çünkü padişah hala güneşe bakar
Akşam geç yürür denize
sonsuz savaşlar kaçan atlar
yük bilek sayısız güçle
açılan bir saray kapısını
kapatır ve padişahlar
sorarlar ava koşan avdan dönen
kanter avda koşan mızraklarını
Sancılı bir duruşla taştan çocukların
serce dolu bavullarını
açarlardı seccadeler şehzadelerin
artist sessizliğine
son büyük soygun son büyük insanın
içinde yaşatmak duran
sayısız ince parmaklarını
medrese parmaklarını
vakıfhan parmaklarını
...ve barış parmaklarını
palyaço resmen saklı maşalarla
taşır sehpalara
oysa babamla bir kraldı anam
ilk ve sonsöz kitap açardı önüne
Adını ona göre koyardı
bir şehrin
ve şehri kendine getirenlerin
İnce ve alabildiğine
giyinip kuşanıp ağlıyan
her bakışın dışında duran kadını
sessiz ölümlere çağıran ben
tık nefes ölümlerimle
sıradaysam vahim bir gerçeği
geçer ve titrek seçişimle
bütün bir insan çarpıntısını
şurda
hani şu dokundukça
yalnızlık değeri azalmayan
bir çocukluk gecesinde gamzeler
bir ilkbahar parçası ve hançerede heceler
senin aklında pusuda serüven
benim beklediğim (şal gezisi
uçurtmaları) seçerler
takarlar peşine
çocuğunu kanla seven
suya karla yürüyen
yağmuru sımsıkı tutan bulutun
bu sal benim canıma yakışan
bir sabaha yaklaşır
gidip alınır bir ev gibi
çağırır barıştığını
şapkalarına atıp hafif
kuş gibi asılan insanların
Kuş
ürpertir ağzında
ağaçsız insanı
imkansız erkek büyük ağlar
buzlarda
baş taşlaşır
ağrıyı kolay kazanır gibi
kadında dur erkekliği söyle
daha su balık ve yosun var
peşinden demir alıp demir atılan
bir takım ürkek beyaz kollardan
çıkan yola koyulan yükselen
yetişen ve koybolan
ne kadar rüzğar varsa
ölülern akan ırmaklarıyla
tekrarlanan dağları
Orada besbelli ölmekle sular boyunca
şaşmadan beklenişin
Ne kadar vardığı onlar varsa
Bütün onlar
fazlasıyla evlerindeler
ve yüksek sarnıçlı kalipsoları
denizin altına bir bulut şeklinde
indirir yağmur
gemileri hesaplayan
şehirde sinsi seslerini insanların
denizin zahmetsiz
hayatın hayuhayhayla tuttuğu
ki onlar süslenme odalarıında
aynaların içinde kendi ölümlerine
Makyaj
Bilmezler
Oysa onlar söylesin
yanılmışların hanisi
hangi vahşi hayvanın
hangisi o kadar benim
Bu bensem
gelişim gidişim bir şikayetse
katlanıp küreye
uzanmış uzun gövdemi bir yatağın
ölümü süsleyen secdesine
durmuşsam kapıya çağrılan karaltının
omuz başından uzakta bir şehir
tastaman bir şehir geliyor omuzlarını titretip
bir yanlış doğru olmayan anne gibi
gizlenmiyor bu asır onun başından
güneşte dipsiz kova beni seçmiş beni seçmiş
canlı canlı ağlayan hücrenin
huyunu ve öz toprağını
yoklayın siz çok yorgunum ben bakınıyorum
saniyen daha solgun daha içinden çıkılmaz
gün doğumuna hazır bir bardak çay
bir büyük bardak mitralyöz
Bir dolmayan yanımız
bir de hergün korkudan bir şeye
dokunup kalıyoruz
kanımızdan zehirli bir iğne geçiyor
ve güneşten korkuyoruz.
Bunlara benzer bir yüzüm var
her virajına insanlar devrilir
ama soylu deyince ben
içerde kalmış bir insanım
Taşırlarınıza bunun için
hem kendim binmiyorum
hem söylemezdim
nedir sormazdım
birşey durunca
kaçarsam su koşmak
bilinen birşey midir
bir köpeğin yeni doğmuş
konuşmayan eniklerini iskelede bir adam
korkunç bir sepete mi koydu
onları
denize o mu götürüyor
peki
ben kimim
kervan yüklü geceyi taşıyan ormanda
bar bar bağırır develerini
Durmaz babam
Öncü seher yıldızından
apaydın olan başını
savaş uçlarında
ölçer soylu oyunlarıyla
düşmanın güzel borazan seslerini
Savaşa gerilir babam
elinde bir karanfille bekler
atılır kentlere
Sular direnir
Çünkü padişah hala güneşe bakar
Akşam geç yürür denize
sonsuz savaşlar kaçan atlar
yük bilek sayısız güçle
açılan bir saray kapısını
kapatır ve padişahlar
sorarlar ava koşan avdan dönen
kanter avda koşan mızraklarını
Sancılı bir duruşla taştan çocukların
serce dolu bavullarını
açarlardı seccadeler şehzadelerin
artist sessizliğine
son büyük soygun son büyük insanın
içinde yaşatmak duran
sayısız ince parmaklarını
medrese parmaklarını
vakıfhan parmaklarını
...ve barış parmaklarını
palyaço resmen saklı maşalarla
taşır sehpalara
oysa babamla bir kraldı anam
ilk ve sonsöz kitap açardı önüne
Adını ona göre koyardı
bir şehrin
ve şehri kendine getirenlerin
İnce ve alabildiğine
giyinip kuşanıp ağlıyan
her bakışın dışında duran kadını
sessiz ölümlere çağıran ben
tık nefes ölümlerimle
sıradaysam vahim bir gerçeği
geçer ve titrek seçişimle
bütün bir insan çarpıntısını
şurda
hani şu dokundukça
yalnızlık değeri azalmayan
bir çocukluk gecesinde gamzeler
bir ilkbahar parçası ve hançerede heceler
senin aklında pusuda serüven
benim beklediğim (şal gezisi
uçurtmaları) seçerler
takarlar peşine
çocuğunu kanla seven
suya karla yürüyen
yağmuru sımsıkı tutan bulutun
bu sal benim canıma yakışan
bir sabaha yaklaşır
gidip alınır bir ev gibi
çağırır barıştığını
şapkalarına atıp hafif
kuş gibi asılan insanların
Kuş
ürpertir ağzında
ağaçsız insanı
imkansız erkek büyük ağlar
buzlarda
baş taşlaşır
ağrıyı kolay kazanır gibi
kadında dur erkekliği söyle
daha su balık ve yosun var
peşinden demir alıp demir atılan
bir takım ürkek beyaz kollardan
çıkan yola koyulan yükselen
yetişen ve koybolan
ne kadar rüzğar varsa
ölülern akan ırmaklarıyla
tekrarlanan dağları
Orada besbelli ölmekle sular boyunca
şaşmadan beklenişin
Ne kadar vardığı onlar varsa
Bütün onlar
fazlasıyla evlerindeler
ve yüksek sarnıçlı kalipsoları
denizin altına bir bulut şeklinde
indirir yağmur
gemileri hesaplayan
şehirde sinsi seslerini insanların
denizin zahmetsiz
hayatın hayuhayhayla tuttuğu
ki onlar süslenme odalarıında
aynaların içinde kendi ölümlerine
Makyaj
Bilmezler
Oysa onlar söylesin
yanılmışların hanisi
hangi vahşi hayvanın
hangisi o kadar benim
Bu bensem
gelişim gidişim bir şikayetse
katlanıp küreye
uzanmış uzun gövdemi bir yatağın
ölümü süsleyen secdesine
durmuşsam kapıya çağrılan karaltının
omuz başından uzakta bir şehir
tastaman bir şehir geliyor omuzlarını titretip
bir yanlış doğru olmayan anne gibi
gizlenmiyor bu asır onun başından
güneşte dipsiz kova beni seçmiş beni seçmiş
canlı canlı ağlayan hücrenin
huyunu ve öz toprağını
yoklayın siz çok yorgunum ben bakınıyorum
saniyen daha solgun daha içinden çıkılmaz
gün doğumuna hazır bir bardak çay
bir büyük bardak mitralyöz
Bir dolmayan yanımız
bir de hergün korkudan bir şeye
dokunup kalıyoruz
kanımızdan zehirli bir iğne geçiyor
ve güneşten korkuyoruz.
Bunlara benzer bir yüzüm var
her virajına insanlar devrilir
ama soylu deyince ben
içerde kalmış bir insanım
Taşırlarınıza bunun için
hem kendim binmiyorum
hem söylemezdim
nedir sormazdım
birşey durunca
kaçarsam su koşmak
bilinen birşey midir
bir köpeğin yeni doğmuş
konuşmayan eniklerini iskelede bir adam
korkunç bir sepete mi koydu
onları
denize o mu götürüyor
peki
ben kimim
Ellerin çıktı ve göğün ortasına geldi
Tarlada
Bakışı gittikçe yer toprağına
Çakılan
Bu kadar beklerken habersizdi
Ve hatta onlar da habersizdiler
Sular mı anladı
Dağlar mı sezdi
Yoksa birdenbire bir çiçek mi
Bir gün
Herhangi bir an
Ama bir çelik an
Her şey
Ve hepsi başlarını kaldırdılar
Ve hemen ellerinin gölgesi düştü yüzlerine
Karmakarışık belirsiz uzun
Geçti ve geçti gölgesi
Zerdüştün ayaklarından bir kartalın
Tarlada
Bakışı gittikçe yer toprağına
Çakılan
Bu kadar beklerken habersizdi
Ve hatta onlar da habersizdiler
Sular mı anladı
Dağlar mı sezdi
Yoksa birdenbire bir çiçek mi
Bir gün
Herhangi bir an
Ama bir çelik an
Her şey
Ve hepsi başlarını kaldırdılar
Ve hemen ellerinin gölgesi düştü yüzlerine
Karmakarışık belirsiz uzun
Geçti ve geçti gölgesi
Zerdüştün ayaklarından bir kartalın
L
Gaflet
Padişah kılındın
Bir gövde mülkünde
Ömür ve devlet idin
Kara zünnar belinde
Bir yürüdün bin düştün
Gölge içinde yüzün
Kara leke o siyah
Neyin gölgesi düşün
Uyanış
Gece yarısı uyandın
Nerede düğüm, aradın
Yanıyor akıl ve alem
Vakit kapı vuruyor
Nefes alıyor veriyor eşya
Mekan hem, hem zaman kayıyor
Çatıyı çatmış biri
Ete can katmış biri
Derken
Yürek aklın koynuna giriyor
Kıdem
Kim baş eğik girdi
De eli boş döndü?
Düşüş
Kim başı dik girdi
Kibir ilinde yitti
Korku
Tevbe onuma, kalın boynuma
Tevbe bunuma, ince boynuma
Reca
Bohçam boş
Öteberim eksik
Azığım kuru
Canım aç
Yüzüm sana çevrili
Adımım sana
Irmaklarına
Bir lokma suyla geldin, su denmez
Kabul ola affola
Padişah kılındın
Bir gövde mülkünde
Ömür ve devlet idin
Kara zünnar belinde
Bir yürüdün bin düştün
Gölge içinde yüzün
Kara leke o siyah
Neyin gölgesi düşün
Uyanış
Gece yarısı uyandın
Nerede düğüm, aradın
Yanıyor akıl ve alem
Vakit kapı vuruyor
Nefes alıyor veriyor eşya
Mekan hem, hem zaman kayıyor
Çatıyı çatmış biri
Ete can katmış biri
Derken
Yürek aklın koynuna giriyor
Kıdem
Kim baş eğik girdi
De eli boş döndü?
Düşüş
Kim başı dik girdi
Kibir ilinde yitti
Korku
Tevbe onuma, kalın boynuma
Tevbe bunuma, ince boynuma
Reca
Bohçam boş
Öteberim eksik
Azığım kuru
Canım aç
Yüzüm sana çevrili
Adımım sana
Irmaklarına
Bir lokma suyla geldin, su denmez
Kabul ola affola
M
Bakıyorsunuz kuşlar
Hazır
Sokak lambaları yanık unutulmuş
Bir kadıköy vapuru hınca hınç insan
Çok geçmeyecek
Martılar beyhude turlar atacak
Kıyılar lağım konserve kutuları
Mısır koçanları
Sevgi aranabilir yine
Korkusuzca say koskoca kederlerini
Bir kuyu bulunabilir
Aklımdan çıkmıyorsun
Sen hala dizüstü
Bunca anıyı besleyerek
Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
Görür gibi olarak açıp baktığımı
Bense şöyle diyorum:
Buradan bir acı kanamış boyuna
Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
O vapur hala hınca hınç
Kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır
Çok geçmez aradan
Kadınlar kapı önlerinde
Ellerinde meşalelerle
Aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
Yorgun bir sarıyla ben de
Geçeceğim önlerinden
Aklımdan çıkmıyorsun dedim
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
Telefonlar yan hücrede çalışıyor
Bende kurşuni bir dere
Ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
Onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar
açılarak
Yapayaşlı bir rum kadın
Herşeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
Haydi koşayım diyorum belki dağılır
Koşuyorum
Sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar
Hayır daha sevgili daha sevimli değil
Ne başka bir gün ne başka bir zaman
Çok geçmeyecek aradan
Şöyle diyeceğim:
Bulutlar açmadı
Mavi gök orda mı
Hazır
Sokak lambaları yanık unutulmuş
Bir kadıköy vapuru hınca hınç insan
Çok geçmeyecek
Martılar beyhude turlar atacak
Kıyılar lağım konserve kutuları
Mısır koçanları
Sevgi aranabilir yine
Korkusuzca say koskoca kederlerini
Bir kuyu bulunabilir
Aklımdan çıkmıyorsun
Sen hala dizüstü
Bunca anıyı besleyerek
Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
Görür gibi olarak açıp baktığımı
Bense şöyle diyorum:
Buradan bir acı kanamış boyuna
Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
O vapur hala hınca hınç
Kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır
Çok geçmez aradan
Kadınlar kapı önlerinde
Ellerinde meşalelerle
Aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
Yorgun bir sarıyla ben de
Geçeceğim önlerinden
Aklımdan çıkmıyorsun dedim
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
Telefonlar yan hücrede çalışıyor
Bende kurşuni bir dere
Ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
Onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar
açılarak
Yapayaşlı bir rum kadın
Herşeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
Haydi koşayım diyorum belki dağılır
Koşuyorum
Sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar
Hayır daha sevgili daha sevimli değil
Ne başka bir gün ne başka bir zaman
Çok geçmeyecek aradan
Şöyle diyeceğim:
Bulutlar açmadı
Mavi gök orda mı
Ağaçlara kılıçlara benzer çocuklar çıkıyor
erikleri itiyorlar
erikleri onları yırtıyor
ellerinde dürtme silâhları
plaj yıkıntılarına çarpıyorlar
sarsıntıyla akıyor
ayaklarını ıslatan
yaprakların gergin dallarında yüzücü nehir
gerginlik balık kanadı
sertlik gözlerine yakın gelmiş
suçlu ağızlarında çiğnenmiş bir gemi
çocuklar elleriyle dalların uçlarındaki eriklere
bir mahzendeki uzaklığa kayar gibi
Gerçekler başlarına konan çiçekler
yapraklar boğuluyor
yorgun bir meyve daha geliyor ağaç kökünden
bu sırada tramvay geçiyor
ve duruyor fidan küçük ağaç
göğüne üç ayak yaklaşmış
ilk koçanını ezberine biliyor
her an ürperti geçiriyor
odaya sokulan yemiş
odaya sokulan yemiş
göz hapsi
evinde durmayı seven kadınlar
mermerle sıvıyorlar çocuklarını
top uzağa yakına çağırıyor
hep bir noktada kalan adam
varmaya doğruluyor
sulardan sorulmayan
ama sulara yatkın anılarına
sevgiler koşturan
pencereyi parça parça aralayıp
denize açılan bir sokak kadını
denize açılan çuha kadınını
açıktan geçen son sağlığa bağlamak için
makine ustası
amma da mideli yıkılmadan geliyor
ve sırrım sessizliğiyle çalışıyorsa başına ben
gittikçe soğuyan ve soğuyan ben
ekmek kırıntıları döküyor
her zaman yaprak duşları başlıyor
serpilen kuşlar çimen düzlerine
gelip bir kısrağa yakından bakıyorlar
kuruyan ağza kapak göze kapak
çölüne atılan zar
sulardan serpme balık
deniz görününce kargılar atılıyor
karlı yamaçlardan
kızgın kumlara erenler kaydırak
arkalarından aç karınlı
sevilen kurtlar iniyor
ağaçlar dimdik
dallarında gergin su
haber gibi bir şey bekliyorlar
kökleri toprağı geziyor
bir yatağan aşırı gitti mi
zındana çıkıyor kök ucu
zufa bir cins ağaç
Devlet sokağını tek başına bir ayyaş geçiyor
Kente verdiği cevap pandomim
başı bir gölge altı açıyor
hotozlu kadınıyla
hovarda adamı
yanyana koyunca yatak
yaşama simidi
şimdi eskimolara bakın
kadınları fok balıklarından
bunda yataklara girip
sımsıcak çoğalıyorlar
denizlerini kargılarını köpeklerini yemeklerini kayıklarını ve kaygılarını
ayı balıkları bekliyor
ve
başkentte korsan gülçin dil balığı
yelken
gelmek üzereyim gelmeye hazır
şaramla doldurdum
sözleri ağarıncaya bu geceyi
hartuç ve hece
göğsü kızgın köpüklü tayfası
şişti mi kadın kollarını
kadın ellerini biçimli gergin tutan
insanın su başı rahim
kelime yorgun
gece soldu çan
çan ve çayır
suçsuz çocuklara koridor
yapraklar balık pulu
balıkçılar pul pul
yalnızca bakışlarını kırpıyorlar dokununca
çatılarda kirişlerde serin dubalarda
artık göze bakmak oyunu yok
erikleri itiyorlar
erikleri onları yırtıyor
ellerinde dürtme silâhları
plaj yıkıntılarına çarpıyorlar
sarsıntıyla akıyor
ayaklarını ıslatan
yaprakların gergin dallarında yüzücü nehir
gerginlik balık kanadı
sertlik gözlerine yakın gelmiş
suçlu ağızlarında çiğnenmiş bir gemi
çocuklar elleriyle dalların uçlarındaki eriklere
bir mahzendeki uzaklığa kayar gibi
Gerçekler başlarına konan çiçekler
yapraklar boğuluyor
yorgun bir meyve daha geliyor ağaç kökünden
bu sırada tramvay geçiyor
ve duruyor fidan küçük ağaç
göğüne üç ayak yaklaşmış
ilk koçanını ezberine biliyor
her an ürperti geçiriyor
odaya sokulan yemiş
odaya sokulan yemiş
göz hapsi
evinde durmayı seven kadınlar
mermerle sıvıyorlar çocuklarını
top uzağa yakına çağırıyor
hep bir noktada kalan adam
varmaya doğruluyor
sulardan sorulmayan
ama sulara yatkın anılarına
sevgiler koşturan
pencereyi parça parça aralayıp
denize açılan bir sokak kadını
denize açılan çuha kadınını
açıktan geçen son sağlığa bağlamak için
makine ustası
amma da mideli yıkılmadan geliyor
ve sırrım sessizliğiyle çalışıyorsa başına ben
gittikçe soğuyan ve soğuyan ben
ekmek kırıntıları döküyor
her zaman yaprak duşları başlıyor
serpilen kuşlar çimen düzlerine
gelip bir kısrağa yakından bakıyorlar
kuruyan ağza kapak göze kapak
çölüne atılan zar
sulardan serpme balık
deniz görününce kargılar atılıyor
karlı yamaçlardan
kızgın kumlara erenler kaydırak
arkalarından aç karınlı
sevilen kurtlar iniyor
ağaçlar dimdik
dallarında gergin su
haber gibi bir şey bekliyorlar
kökleri toprağı geziyor
bir yatağan aşırı gitti mi
zındana çıkıyor kök ucu
zufa bir cins ağaç
Devlet sokağını tek başına bir ayyaş geçiyor
Kente verdiği cevap pandomim
başı bir gölge altı açıyor
hotozlu kadınıyla
hovarda adamı
yanyana koyunca yatak
yaşama simidi
şimdi eskimolara bakın
kadınları fok balıklarından
bunda yataklara girip
sımsıcak çoğalıyorlar
denizlerini kargılarını köpeklerini yemeklerini kayıklarını ve kaygılarını
ayı balıkları bekliyor
ve
başkentte korsan gülçin dil balığı
yelken
gelmek üzereyim gelmeye hazır
şaramla doldurdum
sözleri ağarıncaya bu geceyi
hartuç ve hece
göğsü kızgın köpüklü tayfası
şişti mi kadın kollarını
kadın ellerini biçimli gergin tutan
insanın su başı rahim
kelime yorgun
gece soldu çan
çan ve çayır
suçsuz çocuklara koridor
yapraklar balık pulu
balıkçılar pul pul
yalnızca bakışlarını kırpıyorlar dokununca
çatılarda kirişlerde serin dubalarda
artık göze bakmak oyunu yok
Ve solmadan güller
Lahitler verdim
Sokağımızda yatan bir serinlik vardı
Saklambaç bile oyna(ya) mazdı çocuklar
/bir dağ çekilir bir serinlik vardı
aralanıverince o küçük
sedef süslemeli kapı
sandım ki yine o görünecek
kaplayacak bütün karşımı
küçükken rüyamda gördüğüm
o güzeller sultanı/
Bir ara bağlıyorlar beni
Yoksa gidiyorum ki mezarları sallıyayım.
Lahitler verdim
Sokağımızda yatan bir serinlik vardı
Saklambaç bile oyna(ya) mazdı çocuklar
/bir dağ çekilir bir serinlik vardı
aralanıverince o küçük
sedef süslemeli kapı
sandım ki yine o görünecek
kaplayacak bütün karşımı
küçükken rüyamda gördüğüm
o güzeller sultanı/
Bir ara bağlıyorlar beni
Yoksa gidiyorum ki mezarları sallıyayım.
Sözün ve yolun baş çeşmesi ruhumun
Canım içre sevinç verir sözlerin
Baktığın dağların düşüncesi bile ağlatır beni
Hür olurum buyruklarını bir bir donansam sultanım.
Aşkın bin gözlü devasa bir baş imiş
Yur her birini uykularından sohbetin
Dinlen ey Zarif bilatedbir çok söz açtın
Bu kırık akılla ne cürettir yaptığın
Canım içre sevinç verir sözlerin
Baktığın dağların düşüncesi bile ağlatır beni
Hür olurum buyruklarını bir bir donansam sultanım.
Aşkın bin gözlü devasa bir baş imiş
Yur her birini uykularından sohbetin
Dinlen ey Zarif bilatedbir çok söz açtın
Bu kırık akılla ne cürettir yaptığın
Sarıkamış tren istasyonunda bir deli
heeyt derken. - hamallar
Ve gülüşüp itişen çingene çocukları -
Kaçışıp yeniden deliliğe sokularak
Kızgın giysileri içerisinde
Zaptetmeye çalışıyor gibiydiler azgın
Ve alıp götüren uzuvlarının uçurtmalarını
Deli şey zaman zaman
İçine kıpırtı ve atılma gelen
Bir urgan gibiydi ellerinde
/ hâlâ
ne kapıyı ardına vurdurup
ciğerime tortulanan havayı dışarı uğratan bir
(mektup
ne bir rüya/
Ah
Üstüste iki gök kuşağı
Yaptı dünkü yağmur ve batarken
Bulutları iteleyen güneş
Boynunda ekmek tenekesi
Boydan boya yırtık pis ve dinçti çingene
Önde azapsız -
İstekli bir kadını sürerek
Ormanın eteğinden
Yamaca vuran sığır sürüsünü
O'va-lıyarak bir yandan
Otuz yedinci gün
İri kıyım bir dağ adamı
Tam yirmi mayıs günü
Kır çiçeklerine bakardı korkarak
Zor geliyor kaynağın kuş konuklarına
Eğilip suyu vardırmak gagalarını - gergin ve esir
Hür vurmak olmasa kanatlarını
Rahat ve güven dolu sıyrılmak dalların yanından
Aşağılanır (mış sanki) yaşmak
Zahire nöbetleri,bu gece sabaha kadar
Elektrik binekli bir gidip gelen - bir köylü
Harbe giden - ünken tüm silah çeşitlerinden
Rahat kelimeler bilen zor bilmeyen
Zaten esmerin - güneş nasıl birikiyor gövdemde
Ellerimin köklerini emiyor toprak
Bırakmak
-tanrıya emanet hasta kadınları
razı olmak mesafelere
ikiz bir ben'i bırakmış gibi geride
fısıltılar yüksek itiraz vuruşlar duymak
kendi öz sesinin içinde
'cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım'
Sarıkamış tren istasyonunda
Bir deli üç hamal bir ben
Altı çingene
Mektup yazdıran bir Kötek'li - bir manav duldusı
Yolda - sofraya tabakla konmuş gibi
Hızla berilip kaybolan bir kurt sürüsü
Güneş
Ve birden
Herkesi saçak altlarına fırlatıp atan
Sağnak. - bir kuduz nağrası
heeyt derken. - hamallar
Ve gülüşüp itişen çingene çocukları -
Kaçışıp yeniden deliliğe sokularak
Kızgın giysileri içerisinde
Zaptetmeye çalışıyor gibiydiler azgın
Ve alıp götüren uzuvlarının uçurtmalarını
Deli şey zaman zaman
İçine kıpırtı ve atılma gelen
Bir urgan gibiydi ellerinde
/ hâlâ
ne kapıyı ardına vurdurup
ciğerime tortulanan havayı dışarı uğratan bir
(mektup
ne bir rüya/
Ah
Üstüste iki gök kuşağı
Yaptı dünkü yağmur ve batarken
Bulutları iteleyen güneş
Boynunda ekmek tenekesi
Boydan boya yırtık pis ve dinçti çingene
Önde azapsız -
İstekli bir kadını sürerek
Ormanın eteğinden
Yamaca vuran sığır sürüsünü
O'va-lıyarak bir yandan
Otuz yedinci gün
İri kıyım bir dağ adamı
Tam yirmi mayıs günü
Kır çiçeklerine bakardı korkarak
Zor geliyor kaynağın kuş konuklarına
Eğilip suyu vardırmak gagalarını - gergin ve esir
Hür vurmak olmasa kanatlarını
Rahat ve güven dolu sıyrılmak dalların yanından
Aşağılanır (mış sanki) yaşmak
Zahire nöbetleri,bu gece sabaha kadar
Elektrik binekli bir gidip gelen - bir köylü
Harbe giden - ünken tüm silah çeşitlerinden
Rahat kelimeler bilen zor bilmeyen
Zaten esmerin - güneş nasıl birikiyor gövdemde
Ellerimin köklerini emiyor toprak
Bırakmak
-tanrıya emanet hasta kadınları
razı olmak mesafelere
ikiz bir ben'i bırakmış gibi geride
fısıltılar yüksek itiraz vuruşlar duymak
kendi öz sesinin içinde
'cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım'
Sarıkamış tren istasyonunda
Bir deli üç hamal bir ben
Altı çingene
Mektup yazdıran bir Kötek'li - bir manav duldusı
Yolda - sofraya tabakla konmuş gibi
Hızla berilip kaybolan bir kurt sürüsü
Güneş
Ve birden
Herkesi saçak altlarına fırlatıp atan
Sağnak. - bir kuduz nağrası
Seni kamçılardan çıkardım
Tevbelerle başladı rahmet vuruşları
İnsan ağlar oldun yürekli göğüsler kurdun
Sesimi işkencelerden alırdın
Elimin altına dökerdin etlerini
Hızlı varışlara bile hazırım daha
Dayanırdı yelken bezleri saf saf insan enginlikleri
Bir geçmiş zaman kalkanı indi
Çınar ağaçlarından sahil sularına
Kalbim kalkıp indi gemilerden
Çok tarandım başka saçlar tarandım sokaklarda
Kapris kamburu çıkardı yıllar
Ve bir tek çıban çıkaran yoktu sancılarla
Habire vuran rüzgâr
Kabirlerde su yollarında
Dehlizlerde
İç çekmeler
Sızlanmalar fısıltılar
Ne zora çekiyor zaman ki bildiler farkettim
Götürüp
Kelimeleri başka bir semte attılar beni
Üzgün melal içre ve âşık
Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim
Yakın sabahlarda öğlelerde ve daha
Üç parıltısında günün
Devlerimi güreştirmek işim
Üstüm başım heykel kırıkları
Tevbelerle başladı rahmet vuruşları
İnsan ağlar oldun yürekli göğüsler kurdun
Sesimi işkencelerden alırdın
Elimin altına dökerdin etlerini
Hızlı varışlara bile hazırım daha
Dayanırdı yelken bezleri saf saf insan enginlikleri
Bir geçmiş zaman kalkanı indi
Çınar ağaçlarından sahil sularına
Kalbim kalkıp indi gemilerden
Çok tarandım başka saçlar tarandım sokaklarda
Kapris kamburu çıkardı yıllar
Ve bir tek çıban çıkaran yoktu sancılarla
Habire vuran rüzgâr
Kabirlerde su yollarında
Dehlizlerde
İç çekmeler
Sızlanmalar fısıltılar
Ne zora çekiyor zaman ki bildiler farkettim
Götürüp
Kelimeleri başka bir semte attılar beni
Üzgün melal içre ve âşık
Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim
Yakın sabahlarda öğlelerde ve daha
Üç parıltısında günün
Devlerimi güreştirmek işim
Üstüm başım heykel kırıkları
N
Bir kaç beyit şiir..dedem bırakmış
Bir derviş nacarmış
Çelik bileli uçlar yontu kalemleri
Gibi dizlerinin üstünde elleri
Edebli
Hudutsuz bir noktanını içinde kalp sesleri
Dedem nacardı evet nacardı
Rahleler genç damlar açardı
Kapılarına buğday başakları
İnce ince nefesle zikir demetleriyle dam
direklerine
İşlerdi ebe sağdıç kirve ahiretlik adları
Sarıklar dizili rüyalar memleket işi
Kendi içlerine bakar mahalleli
Koşarken anne eteklerinde gülerken
Bolluk ve genişlik derinlik denizine kapılanır
çocuk
Saklanmazız zulümlere
Erkekçe
Tayfası biziz tarlamızın.
At ettik emeklerimizi komşu köyün derdine
Vurgun dursun sehpalar
İdamlar kalsın
Rahmetinden baygınım hastayım bakışlarına
Et tırpanları başlamış bir uzun ara
Genç kalplerde hasret çırası
Ağıt ağıta kervansaray harabeleri
Eski su yolları
Kışlalar
İçleri buz sarkar eski kitapsaraylar
Sandıklarda toz toprağa belenmiş dedemin
Soluk soluga rutubet içer kitapları
Bulutlardan geçerek dağ uçlarından sevgilerden
Yükselir cesetler
Şişi ve morluklar içinde kocaman ölüm delikleriyle
Bulutlardan
Geçerek dağ uçlarından
Sevgilerden
Deprem dalga kabartıyor
Dalga
Katleden elimi elimle dinlendiriyor
Bir taş yağmuru gibi geliyor
İşte şimdi geliyor
Abdulhamitten başlalayalım: çok ince derin bir
devdi
Saklanmaya ey çocuk o duvarlar dokunduğun
duvarlar
Nice bezirgan saldı saadet yolları
Benimle
Şu suyun yaylasına yüksel
İşte içindeyiz devin
Elimizde ölçüler
Şimdi darda sıkıntılı uzaklıklarda
Başlar sorular dikkatle üzerimize eğilmiş çiçekli
dallar
Ey evin neş'esi ey vin soylu gelini sor haydi
Başka bir kalbe başlıyor denizin çocukları
Kumsalda yemiş kabukları
Açıkca belli ayak izleri empozeler
Tesbih gibi gidip dönsün de deniz
Canlı sırtında olalım okyanusun
Şimdi varıyoruz
Bizim eller aydınlığı peydahlıyor oraya
Bataklık tabımız alev alıyor yüzyıların birikintisinden
O'raya
Anamız babamız
Döşenmişiz yollarına
Bir derviş nacarmış
Çelik bileli uçlar yontu kalemleri
Gibi dizlerinin üstünde elleri
Edebli
Hudutsuz bir noktanını içinde kalp sesleri
Dedem nacardı evet nacardı
Rahleler genç damlar açardı
Kapılarına buğday başakları
İnce ince nefesle zikir demetleriyle dam
direklerine
İşlerdi ebe sağdıç kirve ahiretlik adları
Sarıklar dizili rüyalar memleket işi
Kendi içlerine bakar mahalleli
Koşarken anne eteklerinde gülerken
Bolluk ve genişlik derinlik denizine kapılanır
çocuk
Saklanmazız zulümlere
Erkekçe
Tayfası biziz tarlamızın.
At ettik emeklerimizi komşu köyün derdine
Vurgun dursun sehpalar
İdamlar kalsın
Rahmetinden baygınım hastayım bakışlarına
Et tırpanları başlamış bir uzun ara
Genç kalplerde hasret çırası
Ağıt ağıta kervansaray harabeleri
Eski su yolları
Kışlalar
İçleri buz sarkar eski kitapsaraylar
Sandıklarda toz toprağa belenmiş dedemin
Soluk soluga rutubet içer kitapları
Bulutlardan geçerek dağ uçlarından sevgilerden
Yükselir cesetler
Şişi ve morluklar içinde kocaman ölüm delikleriyle
Bulutlardan
Geçerek dağ uçlarından
Sevgilerden
Deprem dalga kabartıyor
Dalga
Katleden elimi elimle dinlendiriyor
Bir taş yağmuru gibi geliyor
İşte şimdi geliyor
Abdulhamitten başlalayalım: çok ince derin bir
devdi
Saklanmaya ey çocuk o duvarlar dokunduğun
duvarlar
Nice bezirgan saldı saadet yolları
Benimle
Şu suyun yaylasına yüksel
İşte içindeyiz devin
Elimizde ölçüler
Şimdi darda sıkıntılı uzaklıklarda
Başlar sorular dikkatle üzerimize eğilmiş çiçekli
dallar
Ey evin neş'esi ey vin soylu gelini sor haydi
Başka bir kalbe başlıyor denizin çocukları
Kumsalda yemiş kabukları
Açıkca belli ayak izleri empozeler
Tesbih gibi gidip dönsün de deniz
Canlı sırtında olalım okyanusun
Şimdi varıyoruz
Bizim eller aydınlığı peydahlıyor oraya
Bataklık tabımız alev alıyor yüzyıların birikintisinden
O'raya
Anamız babamız
Döşenmişiz yollarına
Şu gördüğünüz masaya bir aşk şiiri yazmak için
oturmuştum sevgili insanlar muhterem konuklarım
Pazenle kaplama parmaklar
Elele tutup denizlerin üstüne basarak
Dalgaları mahçupluk duvarlarını aşarak
Bir aşk şiiri biçimlemek için başlamıştım.
Deyin ki resitalim
Çekiştiriyor bıyıklarımı yakalarımı
Konfenksiyoncu kızlar
Nasıl bilebilirler kimim nasıl tanırlar içimi
Kertenkele gibi duruyorum bir an altında tunç
bir güneşin
Papatyalar tenler
Ve zülfe dair bir anı sunacaktım
Ama urgan çıktı sevgili insanlar
bir de kör testere
İşkenceden olacak
Kaçamadığım içim
İşkenceci
Van gölü bir bozkır gibi batıyor önümde
Sor: Peki bu gemi
Ağır suları açarak
Hayır ilkin bir aşk şiiri için yokladım bordalarını
Titreşimleri sade ve körpe kımkırık uskurları
Şu var ki yine de bazen çarpık ağzı olacaktım
Piyasaya anlaşılmaz bir kelime tutarak.
Yine anlamadılar şaşkınım
Perişan mı perişan
Vuracaktım kanat
O taş senin bu taş benim
Mezarlık topraklarına yüz sürecek feryat
atacaktım
Aşkını işte böyle algılıyorum
O sabah bulutlar var yapma çiçekler gibi
Görüş uzaklığı onbinlerce metre
Elim dokunuyor her görüntünün tenine kalbine
Bu bir köşk bu da eli çıralı adam
Betonda bir gülümseme
Şair bir kelime daha uzatıyor
Saplanmıyor yine şaşkınım
Bunu duymayacaktım onu görmeyecektim
Başım harran ovasına gömülü
Bir rüyam vardı baktım ağlıyor orda
Dizleri kırık medrese kalıntıları
Sessiz ve baygın onbinlerce
Ateş gibi çölde serçeler gibi kavrulmuş açık
ağızları
İşte ne kadar sen desem
Bunları kavrıyorum aşkın diye
oturmuştum sevgili insanlar muhterem konuklarım
Pazenle kaplama parmaklar
Elele tutup denizlerin üstüne basarak
Dalgaları mahçupluk duvarlarını aşarak
Bir aşk şiiri biçimlemek için başlamıştım.
Deyin ki resitalim
Çekiştiriyor bıyıklarımı yakalarımı
Konfenksiyoncu kızlar
Nasıl bilebilirler kimim nasıl tanırlar içimi
Kertenkele gibi duruyorum bir an altında tunç
bir güneşin
Papatyalar tenler
Ve zülfe dair bir anı sunacaktım
Ama urgan çıktı sevgili insanlar
bir de kör testere
İşkenceden olacak
Kaçamadığım içim
İşkenceci
Van gölü bir bozkır gibi batıyor önümde
Sor: Peki bu gemi
Ağır suları açarak
Hayır ilkin bir aşk şiiri için yokladım bordalarını
Titreşimleri sade ve körpe kımkırık uskurları
Şu var ki yine de bazen çarpık ağzı olacaktım
Piyasaya anlaşılmaz bir kelime tutarak.
Yine anlamadılar şaşkınım
Perişan mı perişan
Vuracaktım kanat
O taş senin bu taş benim
Mezarlık topraklarına yüz sürecek feryat
atacaktım
Aşkını işte böyle algılıyorum
O sabah bulutlar var yapma çiçekler gibi
Görüş uzaklığı onbinlerce metre
Elim dokunuyor her görüntünün tenine kalbine
Bu bir köşk bu da eli çıralı adam
Betonda bir gülümseme
Şair bir kelime daha uzatıyor
Saplanmıyor yine şaşkınım
Bunu duymayacaktım onu görmeyecektim
Başım harran ovasına gömülü
Bir rüyam vardı baktım ağlıyor orda
Dizleri kırık medrese kalıntıları
Sessiz ve baygın onbinlerce
Ateş gibi çölde serçeler gibi kavrulmuş açık
ağızları
İşte ne kadar sen desem
Bunları kavrıyorum aşkın diye
karanlık basmadan ovalarıma
kainatın duru illetsiz aydınlıkları
katılaşırken çocuk ruhlarında
karanlık basmadan kararmadan taşıtlar
et kemik taşıtı tam da
mayalanmış yüreğimin hamuru
ve ne yakıp kavuran
yaklaştırmayan kalıplara
hiçbir daraban olmadan
ziynetli topraklara da
yanardağ akıntısı yer cazibesine mermut akan lav
katiyeti heybetiyle
akıp
dağ'la terbiyeli bir insan eli olan elinle şekillenmeye hazırken
NEREDE BULABİLSEM SENİ
yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin
kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
birinin heybeti ve lezzetinden
damağımız çatlamakta
ya ani karanlık
'inanana rahmet
inaçsıza esef' olan
(hiçistanda
bir rüzgar belirmiş
kulağımıza gelir
bir ey muhalif rüzgar ki oyropeiş örneği
hafifçe terli bedenin krondeli
göz dikmiş duyduk ki
meni yataklarına bile)
/japonya büyür büyür bir gün
toprağını denize yayarak
peygamber sözüne ordan hizmet olur/
kucak açanlar kadar geniş istekli
göçüp gelenler kadar hafif
az'la doyan yük olmadan
ve başlar
kimin yüreği daha yüce yarışı
musa kardeşim ağlamaktan mı
okumaktan mı az uyumaktan mı
kan gölü gözlerin
her an karanlığını giyinecek gibisin
ne kadar uzun sürüyor
ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin
karnın ne kadar küçük ve içerde
ince belin
fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
biliyorum ancak sen
bu kadar yetindikçe ve ekmeği
böyle mübarek tuttukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
sen olabilirsin çaresi
su içinde
susuzluk hissinden ölen kimselerin
musa kardeşim haya'dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
bir nebzesini tutsa yüreğindeki tartarkenki dikkatin
ikiye yarılır bir su aygırı
ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
çocuklar
kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
olmadık anda bırakılırlar
sonra
nice sonra
hatta bazen karanlıklarına uzanırken kadar sonra
üzerinde gözyaşı izleri
senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
mahzun yayılır
ancak görünür güzel dişleri
ve 'kuşlar da kaderle uçar'
kainatın duru illetsiz aydınlıkları
katılaşırken çocuk ruhlarında
karanlık basmadan kararmadan taşıtlar
et kemik taşıtı tam da
mayalanmış yüreğimin hamuru
ve ne yakıp kavuran
yaklaştırmayan kalıplara
hiçbir daraban olmadan
ziynetli topraklara da
yanardağ akıntısı yer cazibesine mermut akan lav
katiyeti heybetiyle
akıp
dağ'la terbiyeli bir insan eli olan elinle şekillenmeye hazırken
NEREDE BULABİLSEM SENİ
yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin
kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
birinin heybeti ve lezzetinden
damağımız çatlamakta
ya ani karanlık
'inanana rahmet
inaçsıza esef' olan
(hiçistanda
bir rüzgar belirmiş
kulağımıza gelir
bir ey muhalif rüzgar ki oyropeiş örneği
hafifçe terli bedenin krondeli
göz dikmiş duyduk ki
meni yataklarına bile)
/japonya büyür büyür bir gün
toprağını denize yayarak
peygamber sözüne ordan hizmet olur/
kucak açanlar kadar geniş istekli
göçüp gelenler kadar hafif
az'la doyan yük olmadan
ve başlar
kimin yüreği daha yüce yarışı
musa kardeşim ağlamaktan mı
okumaktan mı az uyumaktan mı
kan gölü gözlerin
her an karanlığını giyinecek gibisin
ne kadar uzun sürüyor
ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin
karnın ne kadar küçük ve içerde
ince belin
fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
biliyorum ancak sen
bu kadar yetindikçe ve ekmeği
böyle mübarek tuttukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
sen olabilirsin çaresi
su içinde
susuzluk hissinden ölen kimselerin
musa kardeşim haya'dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
bir nebzesini tutsa yüreğindeki tartarkenki dikkatin
ikiye yarılır bir su aygırı
ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
çocuklar
kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
olmadık anda bırakılırlar
sonra
nice sonra
hatta bazen karanlıklarına uzanırken kadar sonra
üzerinde gözyaşı izleri
senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
mahzun yayılır
ancak görünür güzel dişleri
ve 'kuşlar da kaderle uçar'
O
Bahçeden çocuk sesleri geliyor
Hayatı dinliyorum
İçim yoruluyor, ruh yoruluyor
Büyük gözlü çocuk
İnsanın içine kadar bakıyor
Sorar gibi
- Nerede benim babam
Kendimi şöyle görürüm düşümde
İki ata birden binmişim
Biriyle kuzeye saldırıyorum
Ötekiyle
Alkan lalelerin
Kıpkızıl tutuştuğu sulara
Nerede babam
Karşısında yapayalnızsın
Duvar gibi dikilen
Bu sorunun
Okşuyorsun başını
Şehit çocuğunun
Bahçeden kuş sesleri geliyor
Sabahı dinliyorum
Bu sefer bezgin
Bir vakit
Darağaçları kurdum
Elimden fırlayıp gidiyor cellatlar
Silah olarak
Bir tek soru var elimde
Nerede babam, nerede
Hayatı dinliyorum
İçim yoruluyor, ruh yoruluyor
Büyük gözlü çocuk
İnsanın içine kadar bakıyor
Sorar gibi
- Nerede benim babam
Kendimi şöyle görürüm düşümde
İki ata birden binmişim
Biriyle kuzeye saldırıyorum
Ötekiyle
Alkan lalelerin
Kıpkızıl tutuştuğu sulara
Nerede babam
Karşısında yapayalnızsın
Duvar gibi dikilen
Bu sorunun
Okşuyorsun başını
Şehit çocuğunun
Bahçeden kuş sesleri geliyor
Sabahı dinliyorum
Bu sefer bezgin
Bir vakit
Darağaçları kurdum
Elimden fırlayıp gidiyor cellatlar
Silah olarak
Bir tek soru var elimde
Nerede babam, nerede
Dün kalabalıkta
Sevmekten yorulmaktayım
Yalpalayan bir sarhoş var
Şimşek vuruyor onu bir çırpıda
Seçip vuruyor
Fırtına çevreği de onu buluyor emiyor
Yılışık nemli bir şehvete arzulanıyor
Bahar ayartıyor onu
Köprüde insanlardan yükselen buhar
Camların çiğneyip salonlara kustuğu sıcaklık
Sevmek yapışkan insan teri
İnsan kılı memesi kokarak
Kollarını eklemlerini yalıyor senin
ve şimdi aşkın evinde
iki yabancı insan
misina tutmaktan tuzlu sudan
birbirini duyamaz olmuş iki parmak gibi yatıyor
İstanbulda Suadiye mezarlığında
Yorgun uzman bir kalp
Kimbilir hangi kanlarda akıyor gövdemiz
Kimbilir kimin damarlarında hızlandırıyor sözlerim
Bir bohça aranır çağırır üfürür - sıcak ve tüterek
Irmak denize boşaltır dağlardan kaçırdıklarını
Atın birden nalları dökülür - delice koşarken yine de
Bilki şöminenin içinden
Yanmış kül olmuş yine de
Seni gözlemekteyim
Bir kadın bir baş kesiyor gördüklerim
Bir kadın kendiyle oynuyor
Kendine ve çocuklarına parçalanarak
Soğuk sıcak yanıp donarak
Dar koridorda yay gibi vınlar
Ve duşa varamadan
Ufak kırmızı lambadan erlikler yağar
Bir göz bir çağırma bir dur akar
Geri dön azarlandın
Koltuğa otur şöminenin içine bak
Şimdi hızlan ve hızlandır
Sevmekten yorulmaktayım
Yalpalayan bir sarhoş var
Şimşek vuruyor onu bir çırpıda
Seçip vuruyor
Fırtına çevreği de onu buluyor emiyor
Yılışık nemli bir şehvete arzulanıyor
Bahar ayartıyor onu
Köprüde insanlardan yükselen buhar
Camların çiğneyip salonlara kustuğu sıcaklık
Sevmek yapışkan insan teri
İnsan kılı memesi kokarak
Kollarını eklemlerini yalıyor senin
ve şimdi aşkın evinde
iki yabancı insan
misina tutmaktan tuzlu sudan
birbirini duyamaz olmuş iki parmak gibi yatıyor
İstanbulda Suadiye mezarlığında
Yorgun uzman bir kalp
Kimbilir hangi kanlarda akıyor gövdemiz
Kimbilir kimin damarlarında hızlandırıyor sözlerim
Bir bohça aranır çağırır üfürür - sıcak ve tüterek
Irmak denize boşaltır dağlardan kaçırdıklarını
Atın birden nalları dökülür - delice koşarken yine de
Bilki şöminenin içinden
Yanmış kül olmuş yine de
Seni gözlemekteyim
Bir kadın bir baş kesiyor gördüklerim
Bir kadın kendiyle oynuyor
Kendine ve çocuklarına parçalanarak
Soğuk sıcak yanıp donarak
Dar koridorda yay gibi vınlar
Ve duşa varamadan
Ufak kırmızı lambadan erlikler yağar
Bir göz bir çağırma bir dur akar
Geri dön azarlandın
Koltuğa otur şöminenin içine bak
Şimdi hızlan ve hızlandır
Korkuyu kapışır taşlar
karanlık kendine çekince perdeyi
göz hüzünle odayı kapar
el uyur ve akvaryumda balık
resmi çekilmiş nehir
Böyle bir çiçek vardı
Rüyadaki geçit büyüyüp büyüyüp
Büyüyüp büyüyüp büyüyüp
Espası bir tek gecede
Ezip el tutan
Alnının bütün bir duvara dayayan
ve sesleri bir orman büyüklüğünde
güneşe yol yapan çocuk
güreşip bütün gelişleriyle
gecikmiş bir deniz feneri
Saati yalvarır hızla
Şafağı çoğaltır kan akan damar
Adım zorlar kapıya çağrılan
En korkulan gerçeği
Bir boyun eğişle girilen
böyle bir çiçek vardı
kılcal kökleri
çağın sarsıntı duvarlarından
burası bir adam
bir aşk çapında
bir çeşit hapishane tutulan
akıp giden su uyanınca adam
suyu geçmek isteyen karınca
bir taşın alevinden basarak ellerine
kaçınca adam
bırakmaz eşyasını da uykuda.
karanlık kendine çekince perdeyi
göz hüzünle odayı kapar
el uyur ve akvaryumda balık
resmi çekilmiş nehir
Böyle bir çiçek vardı
Rüyadaki geçit büyüyüp büyüyüp
Büyüyüp büyüyüp büyüyüp
Espası bir tek gecede
Ezip el tutan
Alnının bütün bir duvara dayayan
ve sesleri bir orman büyüklüğünde
güneşe yol yapan çocuk
güreşip bütün gelişleriyle
gecikmiş bir deniz feneri
Saati yalvarır hızla
Şafağı çoğaltır kan akan damar
Adım zorlar kapıya çağrılan
En korkulan gerçeği
Bir boyun eğişle girilen
böyle bir çiçek vardı
kılcal kökleri
çağın sarsıntı duvarlarından
burası bir adam
bir aşk çapında
bir çeşit hapishane tutulan
akıp giden su uyanınca adam
suyu geçmek isteyen karınca
bir taşın alevinden basarak ellerine
kaçınca adam
bırakmaz eşyasını da uykuda.
Yolcuya bekliyerek koşan kadın
en uzakta kalan adaya
kumsaldan başlayan yorgun ağaca
ve şehre alışan yola
otahının beklediği mantar
sarı kırdan sonra
parmaklarıyla sarı çimenden sonra
mor gök gelir güzeldir
bir tek göğsünü
göğsünün tekini ışıtır
ve pembe dağlara
aydınlık göğsü
ve uzağa çağrlan bakışlarıyla
omuzumuzu önden aşar saçları
ve kendine yeten telaşsız saçlarının
dirsekleri yanında yere değen uçları
eli yuvarlak şakağında
bileğinde yumuşak nabzı
ayak altları
doğuverdi ve otahı olduğu evine
tam bir geçmişe
yaslandığı ağaçlara
baka durduğu ağaçlara
dizi dirseği
görülmeyen alnı
ve toprağı dokuyan karnıyla
ve karnıyla beklediği için toprağı
otahı bir adanın ismiyle kadın
manş daha yakın değil
mantar sarı kırdan sonra
otağı martin de bilmiyor
kemikli bir mum heykel gibi
telaşa durmuş duygularıyla
bir şeye bakarken
ya da bakracını
denizden doldururken
kapılarına su döker toprağı yıkarken
yaslanırken vakit geçsin diye bir ağaca
unutur ekmek yaptığını hamurdan bir yolcu açar
otahının beklediği katar
sarı kırdan
uzun sulardan sonra
en uzakta kalan adaya
kumsaldan başlayan yorgun ağaca
ve şehre alışan yola
otahının beklediği mantar
sarı kırdan sonra
parmaklarıyla sarı çimenden sonra
mor gök gelir güzeldir
bir tek göğsünü
göğsünün tekini ışıtır
ve pembe dağlara
aydınlık göğsü
ve uzağa çağrlan bakışlarıyla
omuzumuzu önden aşar saçları
ve kendine yeten telaşsız saçlarının
dirsekleri yanında yere değen uçları
eli yuvarlak şakağında
bileğinde yumuşak nabzı
ayak altları
doğuverdi ve otahı olduğu evine
tam bir geçmişe
yaslandığı ağaçlara
baka durduğu ağaçlara
dizi dirseği
görülmeyen alnı
ve toprağı dokuyan karnıyla
ve karnıyla beklediği için toprağı
otahı bir adanın ismiyle kadın
manş daha yakın değil
mantar sarı kırdan sonra
otağı martin de bilmiyor
kemikli bir mum heykel gibi
telaşa durmuş duygularıyla
bir şeye bakarken
ya da bakracını
denizden doldururken
kapılarına su döker toprağı yıkarken
yaslanırken vakit geçsin diye bir ağaca
unutur ekmek yaptığını hamurdan bir yolcu açar
otahının beklediği katar
sarı kırdan
uzun sulardan sonra
P
Müzik silaha yaklaşarak savaşmadan
Geriyordu sinirli gövdede.
hiç ırgalanmadı nehir ve karşı yamacın çiçekleri
Geriyor ve arada bir
Çekip bırakıyor ortasından.
açan ağacı
hızı üreten ve yola yayan aracı
balkonda boyatan çocuğu
aşamadan
hızlandı aşamadan.Aşırı müzikle
kısalan kollar ve şişiyor parmakların
ve uzasın mı saçların daha
her gün yürüdüğün parkta arkanda
ağlayan birşey duydun dönüp bakmadan
yürümek.Yanlarından geçerek nehrin kıyısında
sarma sigarayı dolaştırarak içenleri
fakat birden ve ancak
evde yokladın kendi öz gözlerini
sen par prensip ağlamazsın
bir şarklı olarak çok gerekince
ancak bir hece kadar
yüreğin kan ağlar
Bir de
kadın gördün
karnını kırmızı mor turuncu
ve dik duramıyan gevşek sarı bir renkle
çocuğa doldurmaya uğraşıyorlardı
boğuluyorum dedi çocuk nemli çimende
kaçıyordu ıslk bir aletle burularak
ama sesini duydular
bırakmadılar ama derinden dalgalandılar
boğuluyorum dedi kadının çocuk yuvası ve bele döndü
ama sesini duydular.Hepsini
bıraktılar ve derinden dalgalandılar
renkli ışıklara sönüp yanarak üreyen
yeni müzikle
yoluna bulan başın ve sallansın gövden
şimdiden daha
bir kadın da gördün
karnını.bir kaç kişiydiler
içerik beklemeden.
ışığa lambalarla ve müziğe vuruyorlardı
elleri bir böceği ikiye bölüp
bir tavşan da bölüyorlardı avlanarak böyle
parkta kuşku uyandıran bir gövde buldun
yanında
işlemeye alışmışken
tıkanmış
bir damar yatıyordu
o böceği
o tavşanı yanyana değerek
göz kırpmadan küçümsemeden
aldın.
Geriyordu sinirli gövdede.
hiç ırgalanmadı nehir ve karşı yamacın çiçekleri
Geriyor ve arada bir
Çekip bırakıyor ortasından.
açan ağacı
hızı üreten ve yola yayan aracı
balkonda boyatan çocuğu
aşamadan
hızlandı aşamadan.Aşırı müzikle
kısalan kollar ve şişiyor parmakların
ve uzasın mı saçların daha
her gün yürüdüğün parkta arkanda
ağlayan birşey duydun dönüp bakmadan
yürümek.Yanlarından geçerek nehrin kıyısında
sarma sigarayı dolaştırarak içenleri
fakat birden ve ancak
evde yokladın kendi öz gözlerini
sen par prensip ağlamazsın
bir şarklı olarak çok gerekince
ancak bir hece kadar
yüreğin kan ağlar
Bir de
kadın gördün
karnını kırmızı mor turuncu
ve dik duramıyan gevşek sarı bir renkle
çocuğa doldurmaya uğraşıyorlardı
boğuluyorum dedi çocuk nemli çimende
kaçıyordu ıslk bir aletle burularak
ama sesini duydular
bırakmadılar ama derinden dalgalandılar
boğuluyorum dedi kadının çocuk yuvası ve bele döndü
ama sesini duydular.Hepsini
bıraktılar ve derinden dalgalandılar
renkli ışıklara sönüp yanarak üreyen
yeni müzikle
yoluna bulan başın ve sallansın gövden
şimdiden daha
bir kadın da gördün
karnını.bir kaç kişiydiler
içerik beklemeden.
ışığa lambalarla ve müziğe vuruyorlardı
elleri bir böceği ikiye bölüp
bir tavşan da bölüyorlardı avlanarak böyle
parkta kuşku uyandıran bir gövde buldun
yanında
işlemeye alışmışken
tıkanmış
bir damar yatıyordu
o böceği
o tavşanı yanyana değerek
göz kırpmadan küçümsemeden
aldın.
S
İşte doğa işte ben
Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz
İnce ağızlı kelebek sancağımda
Çekirge dikkatli
Serçekuş
Gagası avucumda
Tablomuz hazır
Aslanla kaplan yanyana durdular
Tam yol kavşağında
Yerlerini aldılar
Kaslarından yayılıyor bana
Eğilip almanın
Bulup koparmanın değeri
Tilki göz kırpıyor
Mevlana'dan bir deyiş aktarıyor kartal
Şahin yarı yoldan dönüyor
Güvercin rahat bir nefes alıyor
Alçalıyor
Ve konuyor kanıma
Tablomuz resmimiz tamam
Kimse eksik
Kimse fazla değil
Bir sensin beklenen
Bu sabah ta uzaklardan
Duyuluyor dişiliğin
Bir pars mısın sen!
Defter arasında kurumuş toprak mı
Bir ses
Bir ne
Kolay değil
Dağanın ortasında
Hayvanlarım tırtıllarımla
Kalın gövdeli ağaçlar
Birbirine girmiş sarmaşıklar
Bu hürriyetler arasında
Seni beklemek
Mavi çocuk mavi ışık
Nerdesin
Yine bir bakış mı kaldı aklında
Yolunda azeri kamalar
Yamyam halkalar
Ah hayır zor değil beklerim daha
Doğa hazır
Bir kum saati gibi akıyorsun bende
Biliyorsun suçlu olan saçların
Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil
Güneş yerine aldı
Geceden kalmış bir yarım ay da burda
Derken
Bir telefon meleklerin
Odaklandığı küreden
Anlattım ona telefonda herşeyi
"Ya o olmasaydı"
Ya sevmek olmasaydı"
Düştüm oyalandığım kayalıklardan
Tabiat sönüyor şimdi
Kaplanlar
Gerçek kimliğine dönüyor
Tilki ürkek
Aslan geyik avında
Şimdi korkularımla
Başbaşayım
Kum saati
Devrilmeyecek bir daha
Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz
İnce ağızlı kelebek sancağımda
Çekirge dikkatli
Serçekuş
Gagası avucumda
Tablomuz hazır
Aslanla kaplan yanyana durdular
Tam yol kavşağında
Yerlerini aldılar
Kaslarından yayılıyor bana
Eğilip almanın
Bulup koparmanın değeri
Tilki göz kırpıyor
Mevlana'dan bir deyiş aktarıyor kartal
Şahin yarı yoldan dönüyor
Güvercin rahat bir nefes alıyor
Alçalıyor
Ve konuyor kanıma
Tablomuz resmimiz tamam
Kimse eksik
Kimse fazla değil
Bir sensin beklenen
Bu sabah ta uzaklardan
Duyuluyor dişiliğin
Bir pars mısın sen!
Defter arasında kurumuş toprak mı
Bir ses
Bir ne
Kolay değil
Dağanın ortasında
Hayvanlarım tırtıllarımla
Kalın gövdeli ağaçlar
Birbirine girmiş sarmaşıklar
Bu hürriyetler arasında
Seni beklemek
Mavi çocuk mavi ışık
Nerdesin
Yine bir bakış mı kaldı aklında
Yolunda azeri kamalar
Yamyam halkalar
Ah hayır zor değil beklerim daha
Doğa hazır
Bir kum saati gibi akıyorsun bende
Biliyorsun suçlu olan saçların
Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil
Güneş yerine aldı
Geceden kalmış bir yarım ay da burda
Derken
Bir telefon meleklerin
Odaklandığı küreden
Anlattım ona telefonda herşeyi
"Ya o olmasaydı"
Ya sevmek olmasaydı"
Düştüm oyalandığım kayalıklardan
Tabiat sönüyor şimdi
Kaplanlar
Gerçek kimliğine dönüyor
Tilki ürkek
Aslan geyik avında
Şimdi korkularımla
Başbaşayım
Kum saati
Devrilmeyecek bir daha
Zili - siz geldiniz -pamağınız durunca
a saçlısı biraz karşınızda
Ama durun uzun zaman önce
daha sizinle karşılaşmadan
dört köşeli
kavşaktaki odada
çook uzun daha dikdörtgen
masa duruyor.
Korkuyu herşeyden çok orda
Bir de zil sesinizi alınca
Daha size banyoyu
Havasız banyoyu açmadan
Korkuyu götürüp kilere
Kum torbasının içine tutuyor.
Oyuncak saklı gelişinizle
küçük yamyam ağızlı
yassı alnını
her gülüşün içinde tutan
yontma biçimiyle a saçlısı
karşınızda hemen
a saçlısı
daha herşeyi anlaşılmadan
daha siz ona aydınlanmadan
geçici bir bilardo alanında
kuzgun hançerli
sakal gibi el içen
donuk
solgun kaçışlı
sevmeye ve sevdirmeye
bir erke biçimi geyik salmış
a saçlısı
durunca güvercinli kapıda
mesela oldukça bir viyanadan
meçhul bir bayın göğe yaslanan şapkasıyla
elverişli çay sergisi
a saçlısı biraz karşınızda
Ama durun uzun zaman önce
daha sizinle karşılaşmadan
dört köşeli
kavşaktaki odada
çook uzun daha dikdörtgen
masa duruyor.
Korkuyu herşeyden çok orda
Bir de zil sesinizi alınca
Daha size banyoyu
Havasız banyoyu açmadan
Korkuyu götürüp kilere
Kum torbasının içine tutuyor.
Oyuncak saklı gelişinizle
küçük yamyam ağızlı
yassı alnını
her gülüşün içinde tutan
yontma biçimiyle a saçlısı
karşınızda hemen
a saçlısı
daha herşeyi anlaşılmadan
daha siz ona aydınlanmadan
geçici bir bilardo alanında
kuzgun hançerli
sakal gibi el içen
donuk
solgun kaçışlı
sevmeye ve sevdirmeye
bir erke biçimi geyik salmış
a saçlısı
durunca güvercinli kapıda
mesela oldukça bir viyanadan
meçhul bir bayın göğe yaslanan şapkasıyla
elverişli çay sergisi
Kanama dolabını taşır gibi gidiyorsun
Atların uyuşukluğu kimlerin vuruştuğu yerde
zaman bir nalbant gibi boğuk elleriyle
ovuyor çünkü uğultu çıkaran başlarınızı
Birinci ikinci ve dördüncü katları
dizleri tik çeken bacakları
örten masalarıyla
bir jest alıp bir cümle götüren
sağdaki gölgeden soldakine uzanan sahrayı
işaretleyen ve böylece
canlı duran elleri ögüten
uğunan bedenleri çoğaltan aynalarıyla
aslında kaynayan şehrin safrasında
o tek başına bir şeydir
orada hantal bilmecelerle
geçerek sualtı saçaklarını
ağrıtan durmadan kavrayıp
ikili altılı cam kenerlarını
çeker toprak çeker gibi üstümüze
Örneğin her gün gecekinin aynısı acaip kollar
sarıp sarmalayınca bizi
gözlerimize serilip akrep bezleri
göğüs boşluğumuzda evren bezleri
her noktasında ayağa kalkmanın bütün çeşitleri
bir bir susar
her el bir perde açar alnımıza
aslında o saklı anda
saklı kadınlar saklanır beynimize
yalnız hakkımızı biz orada azarladık
Orada çiğan kuşları gibi
kavuran ateşin içindeki zaman
katılır da aramıza
ve durmaz aramızda da
gider severek
okşar düşman gibi
kuşu söyleyen çocukların
ve zalim anılan
tekrarlanan çocuğun da seçtiği sokakları
santrançlar sağ köşede şah
damalar damla damla
ev ev
ve balıkçı kadın rampalarında
ağır yürüyüşlü adamların kafalarını
testereye yakın mıntıkada
ve durgun maytap ırmağında
bilen gözün görün dünyanın görmediği
en yaşlı ve genç oyun kağıtları
göğe gidip gökten gelen
ölümlü yağmur gibi
vurgun oyuk benliklerin
karşı bakışlarda delinmiş
denenmiş bileklerinde
Bir şeklin karşılıklı oturma bölümündeyiz
Hep böyle durur yaşlanıp ağlayışımızın
Gözevlerine kurulan sırat eğrisi
ve uzun çubuklarımızın
ve önümüzde uyuyan çocukların
hiç çıkmayan
ve çıkıp solumak için yeryüzeyine
karanlık eve giremeyen
yarısı bizde duran çocukların
içimizdeki şehvet düzeyinde
'istisnai' bir kadın
tam sağlanmış olarak
boğazkesen saatlerindeki çağrıları
dolu duran iliklerinden derleyip
kısrağı bütünler gibi
önümüzde açışan
sürtünüp tutuşan suları
erkeğin gerektirdiği kadar
kadın onu doğurmuş olarak
uzaktan toplantılardan çağırınca
uçuca yaşayan ayları
duman alan bozguna katılan gözlerimizle
göreceğimiz kadar
aç dedirtti ağzımıza
içimizdeki itimiz
aç dedik bütün sancılarını
önce dizlerine kadar fildişi
ayakları
Anlayın bizim de güzelliğimizi
bizim balık yiyip ölen
kelimeyi çatlatan güzelliğimizi
aklından açılıp kadının
bizi kemiren yüzünün güzel terkisinde
allahın ağır açılan
geniş sofralı odalarında
bir bir dünya namına
seferber eder sevgilerini
neler yapıyor artık
sen birşey yapıyordun ya
uvuuğ
uvuuuğ
uvuuuuğ
çıkar bir yöne insan sıkletini
diğer alanda filozof...
tek başına bir şeydir
savunur çoktan ağryan ağzını
Yuvarlak ağır atılan imkansızlıkları
cümleden cümleye şeklin ötesine
trampet çalan alan göz hücrelerinde
en genci öne atılan meydan çağıran
havzasız sabah gibi
ayıkları çıkarır sözlerini
kızıl sarı yeşil mor renklerine
batırır gittikçe taşolan kaynaklarını
ağızdaki namluya sürülen kelime haçlarını
sen saçaklanıyordun
elinden çıktığın dehlizin küçüklük kadınına
gümüş giysiler önünde
bir de göğe dayanan yanan ay önünde
doğu'yu yaya gerince
inanç terazili hazret gözleriyle
şerbet veriyordu okunan şekerden veriyordu
el veriyordu
şimdi ağırlaşan sağılan hak dolu çehrende
buhran bıçak yarası
marşlara çabuk şarkılara
eşitlenen geçmişinin
kalifiye insanı kök sürüyor
zorlayıp değiyor uzay hayvanına
ben kanlı insan gibi
arta kalan çiçeklerden
kaçırıyorum camlara yayılan can sıcağını
aramızda
kumaşlarımızın yaşayan koyunlar
kaçırılan kurtlar yüksekliğinde
sürdüğü bedenlerdenn
ölümün arkasını bize
önünü duvara dönüp
küskün
mümkün bir deniz gibi
aramızdaki arkadaşımız alıngan ölümün
sırtı duvarları kaplayan
yüzü aynaları
masaları gerekli kapıları
yirmilik insan kalıplarını
doğum gecesi haklıyan
bakışı
karşı bakışları hesaplayan çocuğuna
ince tezgahlı günahları
az az içiriyor
bir garson - çıldır çıldır -emekle
içinde kaşık duran
içinde çay duran
yanında şeker duran
içinde baradak duran
elinde tabak duran eliyle
garson ölümden gelen haberle
- ağrıyan ağrıdıkça sahnesi -
orada bir adam
garsona çay yalvarıyor
anlatın benim de güzelliğimi
negatif üzerine beyaz basın
görün içimden ayrılan köleliğimi
oraya
balığın ağzındaki dünyalar şarhoşuna
öne sürüp benim adımla
insan üreten iklimleri
hamamda kadınların sancılanıp
hamamları aydınlatan kadınların
yalvardıkları tanrılar gibi
bağışlayın benim de güzelliğimi
kutlayın alçak aynalar
bazen duygulu duran
beyaz şeker tanelerini
kör de olsa gün doğarken
akvaryum ağlarken
yalnız o anlaşıldı bizlerden
geçerek ocağı taşıran
su basan sabahı
yanmaz ateşleriyle
önemmli saattir geçilmez şarkılarında
kumlarda yüzlerin eğrildiği
sıkışıp iki etin
kıskançlığa gelindiği evlerinde
balıkların toplanıp yendiği
kemiklerinin düz bir kasabada
köylü ayaklarına değdiği
şapkalarının hafifçe öne eğildiği
büyük akvaryum sabahlamasında
domuz tanelerini ineklerin beygir kırıntılarının
bir süre okşanan ağrılarıyla
sevince fırlayan kelime tüketen
birbirine mıhlanan dişli ağızlarıyla
- garson bir süt çayı daha
tavanda cenkeden tek seste
tabakların nakışlarıyla
hazreti isa toplantılarından ayrılan
ilk muhammed lengerinin
başında zenci evlatlarının
çekilip gözlerine yerleşen
dalgalanan etraflarında
can çağıran evren kişilerinin
başlarının bütün kaynamalarında
selamını ezraile muhsus çakan
allahı yalnız kuşanan
ağır yere yerden ağır alınan bedenlerin
görmediğimiz hafif canlarını
derhal acele edenlerin ardından
külahını ağzına sürmeleyip
hassas o gök işçiliğinde
denizin yan gelip
bazen eteğini toplamadan atladığı
kesilen yürek uzantılarının
ötesinde çukur
kızgın kırmızı bacaklı kadın vardır
rüzgarlı anların tranvay altında
yerinden oynayan gözünü
bütün sivri demirlere çarpa çarpa
düşleyip el koyduğu
bütün akvaryum duraklarındaki masalara
saldıran dirseklerin
sinir uçlarında başlayıp
aka aka yorulan ırmakların dikine duran ırmakların
etin ve her çeşit kemiğin
en içlerine yorgun taakalarla
inip yüreklendiği gıcırdadığı tarhlarda
diz dize değen kahramanları
cihan garsonları da
hep yakınında dururlar
kızgın
kırmızı bacaklı kadının
uzun bacaklı leylek içimizde genç açar
uzun uçuşlu kanatlarının altında
hangar dolusu donmuş alçının
içinde hışırdar başımız
salgın duvarlar
iç içe geçen vücutlar
büyülü bir gecenin
karanlığa bitişik ışığında
ışıklı varlık sıçramasında
bellekten kendini kaçıran anlıklarını
hatırlamaya koşarlar
durgun benlikler kanaması duran suratlar
susuşan etler tortu hücreler
ağzın mağarasında
tek başına kıpırdayan
canlı dil hayvanında
ismini bulup çıkarmaya
adını koymaya saldıran
zehir uçları sancılar
Atların uyuşukluğu kimlerin vuruştuğu yerde
zaman bir nalbant gibi boğuk elleriyle
ovuyor çünkü uğultu çıkaran başlarınızı
Birinci ikinci ve dördüncü katları
dizleri tik çeken bacakları
örten masalarıyla
bir jest alıp bir cümle götüren
sağdaki gölgeden soldakine uzanan sahrayı
işaretleyen ve böylece
canlı duran elleri ögüten
uğunan bedenleri çoğaltan aynalarıyla
aslında kaynayan şehrin safrasında
o tek başına bir şeydir
orada hantal bilmecelerle
geçerek sualtı saçaklarını
ağrıtan durmadan kavrayıp
ikili altılı cam kenerlarını
çeker toprak çeker gibi üstümüze
Örneğin her gün gecekinin aynısı acaip kollar
sarıp sarmalayınca bizi
gözlerimize serilip akrep bezleri
göğüs boşluğumuzda evren bezleri
her noktasında ayağa kalkmanın bütün çeşitleri
bir bir susar
her el bir perde açar alnımıza
aslında o saklı anda
saklı kadınlar saklanır beynimize
yalnız hakkımızı biz orada azarladık
Orada çiğan kuşları gibi
kavuran ateşin içindeki zaman
katılır da aramıza
ve durmaz aramızda da
gider severek
okşar düşman gibi
kuşu söyleyen çocukların
ve zalim anılan
tekrarlanan çocuğun da seçtiği sokakları
santrançlar sağ köşede şah
damalar damla damla
ev ev
ve balıkçı kadın rampalarında
ağır yürüyüşlü adamların kafalarını
testereye yakın mıntıkada
ve durgun maytap ırmağında
bilen gözün görün dünyanın görmediği
en yaşlı ve genç oyun kağıtları
göğe gidip gökten gelen
ölümlü yağmur gibi
vurgun oyuk benliklerin
karşı bakışlarda delinmiş
denenmiş bileklerinde
Bir şeklin karşılıklı oturma bölümündeyiz
Hep böyle durur yaşlanıp ağlayışımızın
Gözevlerine kurulan sırat eğrisi
ve uzun çubuklarımızın
ve önümüzde uyuyan çocukların
hiç çıkmayan
ve çıkıp solumak için yeryüzeyine
karanlık eve giremeyen
yarısı bizde duran çocukların
içimizdeki şehvet düzeyinde
'istisnai' bir kadın
tam sağlanmış olarak
boğazkesen saatlerindeki çağrıları
dolu duran iliklerinden derleyip
kısrağı bütünler gibi
önümüzde açışan
sürtünüp tutuşan suları
erkeğin gerektirdiği kadar
kadın onu doğurmuş olarak
uzaktan toplantılardan çağırınca
uçuca yaşayan ayları
duman alan bozguna katılan gözlerimizle
göreceğimiz kadar
aç dedirtti ağzımıza
içimizdeki itimiz
aç dedik bütün sancılarını
önce dizlerine kadar fildişi
ayakları
Anlayın bizim de güzelliğimizi
bizim balık yiyip ölen
kelimeyi çatlatan güzelliğimizi
aklından açılıp kadının
bizi kemiren yüzünün güzel terkisinde
allahın ağır açılan
geniş sofralı odalarında
bir bir dünya namına
seferber eder sevgilerini
neler yapıyor artık
sen birşey yapıyordun ya
uvuuğ
uvuuuğ
uvuuuuğ
çıkar bir yöne insan sıkletini
diğer alanda filozof...
tek başına bir şeydir
savunur çoktan ağryan ağzını
Yuvarlak ağır atılan imkansızlıkları
cümleden cümleye şeklin ötesine
trampet çalan alan göz hücrelerinde
en genci öne atılan meydan çağıran
havzasız sabah gibi
ayıkları çıkarır sözlerini
kızıl sarı yeşil mor renklerine
batırır gittikçe taşolan kaynaklarını
ağızdaki namluya sürülen kelime haçlarını
sen saçaklanıyordun
elinden çıktığın dehlizin küçüklük kadınına
gümüş giysiler önünde
bir de göğe dayanan yanan ay önünde
doğu'yu yaya gerince
inanç terazili hazret gözleriyle
şerbet veriyordu okunan şekerden veriyordu
el veriyordu
şimdi ağırlaşan sağılan hak dolu çehrende
buhran bıçak yarası
marşlara çabuk şarkılara
eşitlenen geçmişinin
kalifiye insanı kök sürüyor
zorlayıp değiyor uzay hayvanına
ben kanlı insan gibi
arta kalan çiçeklerden
kaçırıyorum camlara yayılan can sıcağını
aramızda
kumaşlarımızın yaşayan koyunlar
kaçırılan kurtlar yüksekliğinde
sürdüğü bedenlerdenn
ölümün arkasını bize
önünü duvara dönüp
küskün
mümkün bir deniz gibi
aramızdaki arkadaşımız alıngan ölümün
sırtı duvarları kaplayan
yüzü aynaları
masaları gerekli kapıları
yirmilik insan kalıplarını
doğum gecesi haklıyan
bakışı
karşı bakışları hesaplayan çocuğuna
ince tezgahlı günahları
az az içiriyor
bir garson - çıldır çıldır -emekle
içinde kaşık duran
içinde çay duran
yanında şeker duran
içinde baradak duran
elinde tabak duran eliyle
garson ölümden gelen haberle
- ağrıyan ağrıdıkça sahnesi -
orada bir adam
garsona çay yalvarıyor
anlatın benim de güzelliğimi
negatif üzerine beyaz basın
görün içimden ayrılan köleliğimi
oraya
balığın ağzındaki dünyalar şarhoşuna
öne sürüp benim adımla
insan üreten iklimleri
hamamda kadınların sancılanıp
hamamları aydınlatan kadınların
yalvardıkları tanrılar gibi
bağışlayın benim de güzelliğimi
kutlayın alçak aynalar
bazen duygulu duran
beyaz şeker tanelerini
kör de olsa gün doğarken
akvaryum ağlarken
yalnız o anlaşıldı bizlerden
geçerek ocağı taşıran
su basan sabahı
yanmaz ateşleriyle
önemmli saattir geçilmez şarkılarında
kumlarda yüzlerin eğrildiği
sıkışıp iki etin
kıskançlığa gelindiği evlerinde
balıkların toplanıp yendiği
kemiklerinin düz bir kasabada
köylü ayaklarına değdiği
şapkalarının hafifçe öne eğildiği
büyük akvaryum sabahlamasında
domuz tanelerini ineklerin beygir kırıntılarının
bir süre okşanan ağrılarıyla
sevince fırlayan kelime tüketen
birbirine mıhlanan dişli ağızlarıyla
- garson bir süt çayı daha
tavanda cenkeden tek seste
tabakların nakışlarıyla
hazreti isa toplantılarından ayrılan
ilk muhammed lengerinin
başında zenci evlatlarının
çekilip gözlerine yerleşen
dalgalanan etraflarında
can çağıran evren kişilerinin
başlarının bütün kaynamalarında
selamını ezraile muhsus çakan
allahı yalnız kuşanan
ağır yere yerden ağır alınan bedenlerin
görmediğimiz hafif canlarını
derhal acele edenlerin ardından
külahını ağzına sürmeleyip
hassas o gök işçiliğinde
denizin yan gelip
bazen eteğini toplamadan atladığı
kesilen yürek uzantılarının
ötesinde çukur
kızgın kırmızı bacaklı kadın vardır
rüzgarlı anların tranvay altında
yerinden oynayan gözünü
bütün sivri demirlere çarpa çarpa
düşleyip el koyduğu
bütün akvaryum duraklarındaki masalara
saldıran dirseklerin
sinir uçlarında başlayıp
aka aka yorulan ırmakların dikine duran ırmakların
etin ve her çeşit kemiğin
en içlerine yorgun taakalarla
inip yüreklendiği gıcırdadığı tarhlarda
diz dize değen kahramanları
cihan garsonları da
hep yakınında dururlar
kızgın
kırmızı bacaklı kadının
uzun bacaklı leylek içimizde genç açar
uzun uçuşlu kanatlarının altında
hangar dolusu donmuş alçının
içinde hışırdar başımız
salgın duvarlar
iç içe geçen vücutlar
büyülü bir gecenin
karanlığa bitişik ışığında
ışıklı varlık sıçramasında
bellekten kendini kaçıran anlıklarını
hatırlamaya koşarlar
durgun benlikler kanaması duran suratlar
susuşan etler tortu hücreler
ağzın mağarasında
tek başına kıpırdayan
canlı dil hayvanında
ismini bulup çıkarmaya
adını koymaya saldıran
zehir uçları sancılar
Bir şair olmak istedim
İslam hartasında
Baltalarını
Ortak çarşılara götürüp pazarlayan
Şu gonca
Daha dün yepyeni değil miydi
Nasıl eskimiş ağzı
Ya şu köpüklü dualar
Eyvahımı nasıl unuttum
Bunca imdat) (bir tek sonbahar
Bir oyun bulmalı
Yepyeni kelimeler
Haydi mesafeleri topla
Yak ateşi orta yere
Ve gece boyu bir tek uzun şiirli cümle
Derken telefonun
Gözyaşların
Yoldan gelip geçenler
Çocuk sesli kaldırım
Seselenip ağlaman
Bir salkım üzüm dudakların
Bir seninle
Bir kaç basit anı
Kalabalıkta küçük adımların içinde
Söylentiler içimizle dolu
Şöyle olmuş:
Ben sen demişim
Sense sen
İslam hartasında
Baltalarını
Ortak çarşılara götürüp pazarlayan
Şu gonca
Daha dün yepyeni değil miydi
Nasıl eskimiş ağzı
Ya şu köpüklü dualar
Eyvahımı nasıl unuttum
Bunca imdat) (bir tek sonbahar
Bir oyun bulmalı
Yepyeni kelimeler
Haydi mesafeleri topla
Yak ateşi orta yere
Ve gece boyu bir tek uzun şiirli cümle
Derken telefonun
Gözyaşların
Yoldan gelip geçenler
Çocuk sesli kaldırım
Seselenip ağlaman
Bir salkım üzüm dudakların
Bir seninle
Bir kaç basit anı
Kalabalıkta küçük adımların içinde
Söylentiler içimizle dolu
Şöyle olmuş:
Ben sen demişim
Sense sen
Nerdeyse gece olacak hesap başlayacak
Dertler sancak açacak uykuları basacak
Yine ağır kaldın ve dersen ki adelet olsun
Çıplan bütün katiller boynuna kalsın
Kara kemerleri altında genç kızlar
alınmış neleri varsa ellerinde
Ölüm bir kurtuluş çizgisi
bir sarınmak zihinlerinde
Gökkuşağı altında genç erkekler sanki geç
girmişler hedefe
Akılları bıçak çekiyor
Bir duruyor kanlanmış ağlamış gözü
Diğerinin kalbi üzerinde
Savaşın filizlenen kamaları yavaş savaşça
ellerinde
Savaşan diller kesik kesik konuşuyor ağızlarında
Varıp mola verdikleri bir gerçeklik
Mangal gibi dolu ve ortada
Ceviz ağacı gibi geniş yelpazeli
Gövdesi oyum oyum
Dibinde hastalandıran ağır bir gölge
Az ötede güneşin
Gözalan ışığında
Yılların saçlı zifiri kara
Pırıl pırıl asırlık yılanı
Artık zamandır yanından geçip varacakları
menbaına
O çoktan kabaran insan öfkesinin
Bu kadar yorgun olmamıştılar kapında Tanrım
Lime lime ve üstüste cesetleri
+
Gündüz tanklar geliyor
kızıl
teleskoplarında kısık hayvan gözleri
ellerinde mermiler
hedef toprak dam basit evler
+
Bak şairin yarım kalmasın
isyan etmedi
kabul etmedi
biliyordu yürüyen tam kaldı ölürkün de diri
Eğil selvi boylu kulağına
Bir akıl bir sır vereyim:
Parmak masanın üstündeyken de kırılır
Gafletle ölürsün yazık değil mi
Lütfen yarın sabah
Parmaklar
Tetiğe
Avcılar olalım insanlık ağlamasın
Yer bizi dinlermiş
Kıpır kıpır taze
Duydum ki denmiş ortaya çık
Adını açık söyle
İşte adım
Ünüm gizli kalsın
İşte kılıcım
Ünü siyahlarca beyazlarca ünlensin
Defterini dür meşreplerin
Dursun söylevi kesilsin söylevi mumya ağızların
Başlasın marşın
Açılsın kapansın göyneklerin
Döşün zarefet ini
Geceleyin gündüzleyin
Artık yataklar rahat değil
Yünler yongalı pamuklar katran
Sarındıklarımız
Biri toprak olsun diğeri de gök olsun
Dertler sancak açacak uykuları basacak
Yine ağır kaldın ve dersen ki adelet olsun
Çıplan bütün katiller boynuna kalsın
Kara kemerleri altında genç kızlar
alınmış neleri varsa ellerinde
Ölüm bir kurtuluş çizgisi
bir sarınmak zihinlerinde
Gökkuşağı altında genç erkekler sanki geç
girmişler hedefe
Akılları bıçak çekiyor
Bir duruyor kanlanmış ağlamış gözü
Diğerinin kalbi üzerinde
Savaşın filizlenen kamaları yavaş savaşça
ellerinde
Savaşan diller kesik kesik konuşuyor ağızlarında
Varıp mola verdikleri bir gerçeklik
Mangal gibi dolu ve ortada
Ceviz ağacı gibi geniş yelpazeli
Gövdesi oyum oyum
Dibinde hastalandıran ağır bir gölge
Az ötede güneşin
Gözalan ışığında
Yılların saçlı zifiri kara
Pırıl pırıl asırlık yılanı
Artık zamandır yanından geçip varacakları
menbaına
O çoktan kabaran insan öfkesinin
Bu kadar yorgun olmamıştılar kapında Tanrım
Lime lime ve üstüste cesetleri
+
Gündüz tanklar geliyor
kızıl
teleskoplarında kısık hayvan gözleri
ellerinde mermiler
hedef toprak dam basit evler
+
Bak şairin yarım kalmasın
isyan etmedi
kabul etmedi
biliyordu yürüyen tam kaldı ölürkün de diri
Eğil selvi boylu kulağına
Bir akıl bir sır vereyim:
Parmak masanın üstündeyken de kırılır
Gafletle ölürsün yazık değil mi
Lütfen yarın sabah
Parmaklar
Tetiğe
Avcılar olalım insanlık ağlamasın
Yer bizi dinlermiş
Kıpır kıpır taze
Duydum ki denmiş ortaya çık
Adını açık söyle
İşte adım
Ünüm gizli kalsın
İşte kılıcım
Ünü siyahlarca beyazlarca ünlensin
Defterini dür meşreplerin
Dursun söylevi kesilsin söylevi mumya ağızların
Başlasın marşın
Açılsın kapansın göyneklerin
Döşün zarefet ini
Geceleyin gündüzleyin
Artık yataklar rahat değil
Yünler yongalı pamuklar katran
Sarındıklarımız
Biri toprak olsun diğeri de gök olsun
Başın çok yükseklerde eğil selvi boylu
Eğil bir kez nasıl bir şeysin göreyim
Nasıl liman çocukları zalim
Nağra atarlar gecenin koynuna
Daha başkaları da var
Tabiatlarını mayalarını açıklayan
Ya sen selvi boylu nesisin
Ya ben neyiyim körlüğün
Eğil hakkımızla
Birlikte bağıralım içine esirliğin
Ben hırsız olayım kendi malıma ha!
Ben yakalanayım eşkiyama
Gardiyanların değişti de n'ooldu
Haydi soyun bir kez daha kırbaçlan kendi dallarına
Dağ özlemin sarı bir kanarya oldu
Ötüşsüz uçtu uçamadı kondu konamadı
Akıl ve hikmet emzirirdi mağara
Yarasa doldu.Yüz çarpılır göz kayar
Güneşin tozu yağmuru ateşleri taşları
Gelse gelse elimin vuruşma özlemini alsa
Selvi boylu eğil ikiye katlan
Bak şairin yarım şiirin köle kaldı.
Eğil bir kez nasıl bir şeysin göreyim
Nasıl liman çocukları zalim
Nağra atarlar gecenin koynuna
Daha başkaları da var
Tabiatlarını mayalarını açıklayan
Ya sen selvi boylu nesisin
Ya ben neyiyim körlüğün
Eğil hakkımızla
Birlikte bağıralım içine esirliğin
Ben hırsız olayım kendi malıma ha!
Ben yakalanayım eşkiyama
Gardiyanların değişti de n'ooldu
Haydi soyun bir kez daha kırbaçlan kendi dallarına
Dağ özlemin sarı bir kanarya oldu
Ötüşsüz uçtu uçamadı kondu konamadı
Akıl ve hikmet emzirirdi mağara
Yarasa doldu.Yüz çarpılır göz kayar
Güneşin tozu yağmuru ateşleri taşları
Gelse gelse elimin vuruşma özlemini alsa
Selvi boylu eğil ikiye katlan
Bak şairin yarım şiirin köle kaldı.
svebiş - hal'de
büyük bir park her alman kentinde
bulunduğu gibi
ve merdiven tiyatrosunda
bir adam yaratmak piyesi
olmaz dedi berbel
tek saf damarı avrupanın
gözlerimiz yaşarıyor
yanağındaki kırmızılıktan akıp duruyor her şeyimiz
tırmanmaya başladı merdivenleri
haylbronlu kedi
sarışın -
ve kara açılımıyla kırbaçlar
uzun saçları -
ve bindiği atlar sıyırır kayaları
genç
ve durup direnecek sanki kasları
ve o bakışlar kaçıp saklanan
ve umulmadık anlarda karşılaşılan arzlar
aktörlük yaptığı için kendinden
herkeste olduğundan daha emin
olmaz dedi berbel
şiirlerimi oku derken
birden
necip fazıl göründü merdivenlerde
müthişti.
bilin ki berdel
jan janin
sen de merikalı tom
ve seya
bütün ecdadınız barındı içimizdeki hoşgörüde
bir gün
baktıkça değişen ve beni alabilen
enginliklerinde
bal görünümlü gamzelerinde
dudaklarının zümrütten gibi
billurluk yansıyan çekişlerinde coşarak ekstazla
. zira aklında değil
güzelliğinle anlıyordun.
işte bütün bunlarda
bütün dünyaya
üstad necip fazılı anlattım dedim ki
O görünüz görünmez
Daha ilk sesi ilk kelimeleri
İlk mimikleri ve yüzünde
İçiçe dönen binlerce daireyle
İnsanı alıp gönül hücrelerine salar
kanının yapısını bozar
yepyeni bir terkiple atar meydanlara
çünkü çok gördüm
onun
yüzündeki ahenge ulaşacağım diye
temelinden sallanan yapıları
aklım mı köpürüyor ne vakti deniz
toprağa kene gibi yapışmış ağaçlar
köpek bastırıyor kanı
avrupa kadını ne kapılar ışmarlıyor
kapanıyor içindeki bütün çengeller
insan tarihi kadar eski bir hasretle
bakıyor-
ve alıyor
büyük bir park her alman kentinde
bulunduğu gibi
ve merdiven tiyatrosunda
bir adam yaratmak piyesi
olmaz dedi berbel
tek saf damarı avrupanın
gözlerimiz yaşarıyor
yanağındaki kırmızılıktan akıp duruyor her şeyimiz
tırmanmaya başladı merdivenleri
haylbronlu kedi
sarışın -
ve kara açılımıyla kırbaçlar
uzun saçları -
ve bindiği atlar sıyırır kayaları
genç
ve durup direnecek sanki kasları
ve o bakışlar kaçıp saklanan
ve umulmadık anlarda karşılaşılan arzlar
aktörlük yaptığı için kendinden
herkeste olduğundan daha emin
olmaz dedi berbel
şiirlerimi oku derken
birden
necip fazıl göründü merdivenlerde
müthişti.
bilin ki berdel
jan janin
sen de merikalı tom
ve seya
bütün ecdadınız barındı içimizdeki hoşgörüde
bir gün
baktıkça değişen ve beni alabilen
enginliklerinde
bal görünümlü gamzelerinde
dudaklarının zümrütten gibi
billurluk yansıyan çekişlerinde coşarak ekstazla
. zira aklında değil
güzelliğinle anlıyordun.
işte bütün bunlarda
bütün dünyaya
üstad necip fazılı anlattım dedim ki
O görünüz görünmez
Daha ilk sesi ilk kelimeleri
İlk mimikleri ve yüzünde
İçiçe dönen binlerce daireyle
İnsanı alıp gönül hücrelerine salar
kanının yapısını bozar
yepyeni bir terkiple atar meydanlara
çünkü çok gördüm
onun
yüzündeki ahenge ulaşacağım diye
temelinden sallanan yapıları
aklım mı köpürüyor ne vakti deniz
toprağa kene gibi yapışmış ağaçlar
köpek bastırıyor kanı
avrupa kadını ne kapılar ışmarlıyor
kapanıyor içindeki bütün çengeller
insan tarihi kadar eski bir hasretle
bakıyor-
ve alıyor
Kuşlar uçarlar uçarlar
İnsanlar vardı sanır
Toprak dünyası döner oysa döner de
Gagalarının önüne getirir yuvalarını onların
Kuyular sularını yükseltir
Çöllerden sızıp gelen geyik ağızlarına
Her nasip için ayrı ayrı
Rahmet şekillenir
İnsanlar vardı sanır
Toprak dünyası döner oysa döner de
Gagalarının önüne getirir yuvalarını onların
Kuyular sularını yükseltir
Çöllerden sızıp gelen geyik ağızlarına
Her nasip için ayrı ayrı
Rahmet şekillenir
uzun bir geçmişimiz var
hiç yorulmadan
en azından bir kere
eğlenceli beşik
ha biz varız
ha biz maskeli balo
saygıya durup üstün bir gecede
bir sır payı katlayıp
sade bir kahveden
keyifsiz bir detayın hükmüyle
ha biz yokuz
ha biz seferde
ya bu kez ölenleri görmeliysek
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
parka dolalım
park bizi alır önce
seyrimizden bir sabah kazanır
eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.
hiç yorulmadan
en azından bir kere
eğlenceli beşik
ha biz varız
ha biz maskeli balo
saygıya durup üstün bir gecede
bir sır payı katlayıp
sade bir kahveden
keyifsiz bir detayın hükmüyle
ha biz yokuz
ha biz seferde
ya bu kez ölenleri görmeliysek
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
parka dolalım
park bizi alır önce
seyrimizden bir sabah kazanır
eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.
benim şiirim....
Saray illerine yürüdüm her hana asılmş resmim
Kapılarda biliniyorum adım ünleniyor çinilerde
Kadınlar geçiyor omuzlarında gözyaşı bezleriyle
Görünen ne! duvar yüzlerinde kemer taşlarda
İnen çıkan vinçler kayan ışıklar künkler
Toprağı bombalayan bent suları rüzgarlı yeleler
Derviş ayakların altında boy boy padişah bebeler
Güreş tutan vezirler ve bunlar körükeller
Ve incecik perçemler sanki çekme gözler
Meğer bir şehzade kılıç dönemeçlerinden geçiyor
Fenerler ki yakılıyor boşalıyor akşamı şehrin
Odalar dolusu çocuklar okşanmak için bekliyor
Son yağları bitiriyor fitiller
Yaşlı saray eşyaları yalnızlıktan eskiyor
Koşumlu iri atlar sert kaslar o eski soluklar
Nefes nefese kişnemeler yatak odalarına dalıyor
Ağır atlar örtülere
Çarpıyor çarpıyor
Saray içinde. Hayret içinde
Kristaller. Mahzene sızmış fısıltılarda
Eski hayatlar yaşıyor hala ve kapalı
Dudak ısırmış gibi iç odalara bakan kapılar
Soruyoruz kiraz dudaklı kızlar durdurup kır hayvanlarını
Hangisi sahte bu geçen dakikalardan
Hangisi hakl
Müzelerden yoruldun ama
Sen nakışlara dokun deli çehreli çocuk
Az bir yolun kalır nakkaşlara
Bir şehzade başı kesilir ve atılır
Dipdiri sürgünler verir saray gövdesi atlılara
Daluçları cönklere tenler Dicleye ve çöllere
Kutsal beyitlere bir menzil yol kılar
Sen sevgileri gögüsle ve ne olur anla.
Kapılarda biliniyorum adım ünleniyor çinilerde
Kadınlar geçiyor omuzlarında gözyaşı bezleriyle
Görünen ne! duvar yüzlerinde kemer taşlarda
İnen çıkan vinçler kayan ışıklar künkler
Toprağı bombalayan bent suları rüzgarlı yeleler
Derviş ayakların altında boy boy padişah bebeler
Güreş tutan vezirler ve bunlar körükeller
Ve incecik perçemler sanki çekme gözler
Meğer bir şehzade kılıç dönemeçlerinden geçiyor
Fenerler ki yakılıyor boşalıyor akşamı şehrin
Odalar dolusu çocuklar okşanmak için bekliyor
Son yağları bitiriyor fitiller
Yaşlı saray eşyaları yalnızlıktan eskiyor
Koşumlu iri atlar sert kaslar o eski soluklar
Nefes nefese kişnemeler yatak odalarına dalıyor
Ağır atlar örtülere
Çarpıyor çarpıyor
Saray içinde. Hayret içinde
Kristaller. Mahzene sızmış fısıltılarda
Eski hayatlar yaşıyor hala ve kapalı
Dudak ısırmış gibi iç odalara bakan kapılar
Soruyoruz kiraz dudaklı kızlar durdurup kır hayvanlarını
Hangisi sahte bu geçen dakikalardan
Hangisi hakl
Müzelerden yoruldun ama
Sen nakışlara dokun deli çehreli çocuk
Az bir yolun kalır nakkaşlara
Bir şehzade başı kesilir ve atılır
Dipdiri sürgünler verir saray gövdesi atlılara
Daluçları cönklere tenler Dicleye ve çöllere
Kutsal beyitlere bir menzil yol kılar
Sen sevgileri gögüsle ve ne olur anla.
Döngel yutar gölgeleri - içi piliç taşlığı
çoban çocukların bile aldırmadığı
hatta koyunların koyun yavrularını bile
kaale almadığı
küçük turist sürüleri geçerken
Tarihsel bir seyirmeyle
Ali kayası gerilenir heybetlenir
Kendi
Uzak kendi kemiklerinden
En uzak kendi kemiklerinden
İlgisizlikle boyun boyuna yaşanırken
Tanıması birdenini
Kendi birdenini kalabalığın
En dayanıklı topraklarda o yıllarda
Ne tarihler kırıldı ve olurdu ki
Devasa karınlı mağaralar bile
Yılardı
Kendi birdeniyle bir genç insan çocuğu
Ana - baba kemiğinden evaralarına
hatta caddelere bile aralanarak
Bir kırbaçucu atılımayla
Şamlayıp
Binlerce ince çelik pürçüklü patlamalarla
İşte elleri işte duyguları
Görünce çıplak etini
Kavuşmayan giysileri arasından bir meczubun
Kendi birdeni ve bir insan çocuğu
İçaçıcı ışıklar harlı yaldızlar tutuyor başının üzerinde
bizim evin önünden de geçti
bizimle de gözgöze baktı
Sevgili dostum insan kalabalığımız
Diye sözetti bizlerden
O yüzden
Mümkün olduğunca doğurur
bizde kadınlar
çoban çocukların bile aldırmadığı
hatta koyunların koyun yavrularını bile
kaale almadığı
küçük turist sürüleri geçerken
Tarihsel bir seyirmeyle
Ali kayası gerilenir heybetlenir
Kendi
Uzak kendi kemiklerinden
En uzak kendi kemiklerinden
İlgisizlikle boyun boyuna yaşanırken
Tanıması birdenini
Kendi birdenini kalabalığın
En dayanıklı topraklarda o yıllarda
Ne tarihler kırıldı ve olurdu ki
Devasa karınlı mağaralar bile
Yılardı
Kendi birdeniyle bir genç insan çocuğu
Ana - baba kemiğinden evaralarına
hatta caddelere bile aralanarak
Bir kırbaçucu atılımayla
Şamlayıp
Binlerce ince çelik pürçüklü patlamalarla
İşte elleri işte duyguları
Görünce çıplak etini
Kavuşmayan giysileri arasından bir meczubun
Kendi birdeni ve bir insan çocuğu
İçaçıcı ışıklar harlı yaldızlar tutuyor başının üzerinde
bizim evin önünden de geçti
bizimle de gözgöze baktı
Sevgili dostum insan kalabalığımız
Diye sözetti bizlerden
O yüzden
Mümkün olduğunca doğurur
bizde kadınlar
Mezarışerif bir Afgan şehridir el atılmaz
Bir nur çadırı oturur ve aklın
Eli yorgundur civarlarında
Rus gözü kapanır açılmaz
Silhlar geceden paslanır
Mezarışerif mezarışerif
Sesimizi bağışlarsan atlar senin olur
Genç adamların ağızları dua kovanı
Ve uzak kardeşlerin toztoprak yırtık ve sarhoş
Bir önceki günlerden mezeler artmış sofralarda durur
Elbiselerin beyaz gömleğin
Mor ayakkabıların
Biraz mahmurluğun katran ısılarından geçirilerek
bedene bağlandığını düğmelerin kuşakların
belkayışlarının bağcıkların yakaların
Hınçla çeşitli hınçlarla çekiştirildiği
Ve evet kalkılıp bakıldığı zaman
Camilerin yıkık bir merdiven gibi ayaklara takıldığı
O uzak karşelerin toztoprak yıkık ve sarhoş
Çünkü bunlar sevdiğin bir canlanmış
Beklediğin bir ilkbahar sancağı değil...
Mezarışerif bir Afgan şehridir
Düşman herşeye dokunur ona dokunamaz
Türbenin yanından geçiyoruz elimiz eğik
Bir an kırık bır bakış fazla bakılmaz gerçeğine
Durup dokunuyoruz çinilerine. Hissimiz acı
Hicret insanlarıyla bir odada oturduk
Kardeşim Rasim ağlamayalım dedi
Çünkü onlar daha kavi
İşte heyecan dolu bir farsça
Anlamaı uçaklar bombalar farkedilmez ağaçlar kuşlar
Mücahit kaya toprak sarınmış
Şimdi Rus başını zırhlısından çıkaracak
Yürekli bir farsça tam alnından vuracak
Bir özbek biliğimizden kavrıyor
- Mezarışerif kendine kafir ynştırmaz
Bize görünmez ama orda
Rus bakar her şeyi asker görür
Bir nur çadırı oturur ve aklın
Eli yorgundur civarlarında
Rus gözü kapanır açılmaz
Silhlar geceden paslanır
Mezarışerif mezarışerif
Sesimizi bağışlarsan atlar senin olur
Genç adamların ağızları dua kovanı
Ve uzak kardeşlerin toztoprak yırtık ve sarhoş
Bir önceki günlerden mezeler artmış sofralarda durur
Elbiselerin beyaz gömleğin
Mor ayakkabıların
Biraz mahmurluğun katran ısılarından geçirilerek
bedene bağlandığını düğmelerin kuşakların
belkayışlarının bağcıkların yakaların
Hınçla çeşitli hınçlarla çekiştirildiği
Ve evet kalkılıp bakıldığı zaman
Camilerin yıkık bir merdiven gibi ayaklara takıldığı
O uzak karşelerin toztoprak yıkık ve sarhoş
Çünkü bunlar sevdiğin bir canlanmış
Beklediğin bir ilkbahar sancağı değil...
Mezarışerif bir Afgan şehridir
Düşman herşeye dokunur ona dokunamaz
Türbenin yanından geçiyoruz elimiz eğik
Bir an kırık bır bakış fazla bakılmaz gerçeğine
Durup dokunuyoruz çinilerine. Hissimiz acı
Hicret insanlarıyla bir odada oturduk
Kardeşim Rasim ağlamayalım dedi
Çünkü onlar daha kavi
İşte heyecan dolu bir farsça
Anlamaı uçaklar bombalar farkedilmez ağaçlar kuşlar
Mücahit kaya toprak sarınmış
Şimdi Rus başını zırhlısından çıkaracak
Yürekli bir farsça tam alnından vuracak
Bir özbek biliğimizden kavrıyor
- Mezarışerif kendine kafir ynştırmaz
Bize görünmez ama orda
Rus bakar her şeyi asker görür
Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım
Bana bunu sessizce anlatıyorlardı
Bir yerde onların yönlerinden
alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
bulvarların geceye vurdukları
çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
bir sürü alışkanlıklar taşıyan
insanlığımızı gülüşü yalnızlar çarşısında
çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
başkası sevsin diye en seçkin yerine
bir şal gezdirirdi
İnsanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla
Bir sen varsın hep saçların ağzın
Bir merdiven hücresinde
uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem
seni sonsuz gelişinle
saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor
eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
davranılmaz üstünde durulmaz
hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem
Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde
durmuş ki bakışın boynun bozgun
üstünden bir nehir geçer gibi
ya gecedir ondan ya bulanık sudan
bir hasta gibi ağrımaktasın
Gelişini aldım onu nasıl harcadım
Denizden bunalıp okyanusa
Selâm çakan vapurun
Sevindik adımına birden parka çekildik
Ve birden nasıl bayram bıyıklı
Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
Eğip başını içlerimden gittiğin zaman
Uzağa bir yolcuya çıkar gibi
Selini üstüme çektin önce
camdan bir mektup dolabının
üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın
başını duvara değdirmiş bir benzetişle
josef ka benzeri bir bakışındı
ya da konuşmayı kesip aman sen
öyle bir gittin ki benimle
Piknik beni sana verdi önce
Gelişen güneş yalnızlıktan bir göze
Eski ellerin
Ve çağlarınla bir şeye uzanmış etin
Ve hançerinle zamana saf durmuş
Son gidişindir bu
Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
zaten hangisi kavak zürafası değil
biri bütün yan odaları bekler
kuşkulu geçer camlardan
ve bırakır yerini bir koridor bekçisine
Haydi sen bütün onlara git benimle
Son sigaramdın
Gidişin antinikotin
Birden bir şey mutlu eşit piyano çalıyor
Elleri iki çeşit durgun
Gerçi çıkmıyor gelenlerin karanlığa duranların
Suya inen sesleri
Tam şimdi denizinle
bir çakıl taşına yaklaşıyor
kuma çok yakın bütün kesitlerinle
bakıyor ve bunalıyorsun
Tam şimdi ipe koşan
beni elleriyle alkışlayan
ağrıyan bir gün geliyor
Bana bunu sessizce anlatıyorlardı
Bir yerde onların yönlerinden
alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
bulvarların geceye vurdukları
çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
bir sürü alışkanlıklar taşıyan
insanlığımızı gülüşü yalnızlar çarşısında
çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
başkası sevsin diye en seçkin yerine
bir şal gezdirirdi
İnsanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla
Bir sen varsın hep saçların ağzın
Bir merdiven hücresinde
uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem
seni sonsuz gelişinle
saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor
eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
davranılmaz üstünde durulmaz
hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem
Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde
durmuş ki bakışın boynun bozgun
üstünden bir nehir geçer gibi
ya gecedir ondan ya bulanık sudan
bir hasta gibi ağrımaktasın
Gelişini aldım onu nasıl harcadım
Denizden bunalıp okyanusa
Selâm çakan vapurun
Sevindik adımına birden parka çekildik
Ve birden nasıl bayram bıyıklı
Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
Eğip başını içlerimden gittiğin zaman
Uzağa bir yolcuya çıkar gibi
Selini üstüme çektin önce
camdan bir mektup dolabının
üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın
başını duvara değdirmiş bir benzetişle
josef ka benzeri bir bakışındı
ya da konuşmayı kesip aman sen
öyle bir gittin ki benimle
Piknik beni sana verdi önce
Gelişen güneş yalnızlıktan bir göze
Eski ellerin
Ve çağlarınla bir şeye uzanmış etin
Ve hançerinle zamana saf durmuş
Son gidişindir bu
Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
zaten hangisi kavak zürafası değil
biri bütün yan odaları bekler
kuşkulu geçer camlardan
ve bırakır yerini bir koridor bekçisine
Haydi sen bütün onlara git benimle
Son sigaramdın
Gidişin antinikotin
Birden bir şey mutlu eşit piyano çalıyor
Elleri iki çeşit durgun
Gerçi çıkmıyor gelenlerin karanlığa duranların
Suya inen sesleri
Tam şimdi denizinle
bir çakıl taşına yaklaşıyor
kuma çok yakın bütün kesitlerinle
bakıyor ve bunalıyorsun
Tam şimdi ipe koşan
beni elleriyle alkışlayan
ağrıyan bir gün geliyor
Hırsından ağlıyor sahilde kayalar
Bu ceset dünden beri
Sallanıp duruyor sularda
Sahilde kayalar
Lodos şiddet
Bir hatırlatmayla dövüyor karnını
Değil kumsallara
Güneş altında köpükler yaladıkça
Bir ince tabaka parlak ıslak
Nemli
Hayvansal çağrılarla ürpertici
Kumsalda değil
Şehrin
Kalabalık vapurları geliyor bu iskeleye
İşte şurada o kayalıklar
Korkunç martılar kirli siyah ve iskeleye
Kirli ve herşey var suda
Yıkılan bir dünyadan kopmuş
Şurada bir kalasparçası olacak
Dünden beri
Hantal
İşe yaramaz mı
Kopmuş mu can damrından
Unutulmuş mu
Atılmış değil olamaz da
Sırtüstü yatmış bir kadın göbeğinin üstünde oğlu
Hoplatıp oynatıyor
Hırsından ağlarken sahilde kayalar
Kuvvetli bir başağrısı gibi
Bir ceset bıraktı sahile dalgalar
Bu ceset dünden beri
Sallanıp duruyor sularda
Sahilde kayalar
Lodos şiddet
Bir hatırlatmayla dövüyor karnını
Değil kumsallara
Güneş altında köpükler yaladıkça
Bir ince tabaka parlak ıslak
Nemli
Hayvansal çağrılarla ürpertici
Kumsalda değil
Şehrin
Kalabalık vapurları geliyor bu iskeleye
İşte şurada o kayalıklar
Korkunç martılar kirli siyah ve iskeleye
Kirli ve herşey var suda
Yıkılan bir dünyadan kopmuş
Şurada bir kalasparçası olacak
Dünden beri
Hantal
İşe yaramaz mı
Kopmuş mu can damrından
Unutulmuş mu
Atılmış değil olamaz da
Sırtüstü yatmış bir kadın göbeğinin üstünde oğlu
Hoplatıp oynatıyor
Hırsından ağlarken sahilde kayalar
Kuvvetli bir başağrısı gibi
Bir ceset bıraktı sahile dalgalar
Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş
Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke
Dikilsen dağların ötesini tutar elin
Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde
Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun
Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde
O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer
Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde
Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni
Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
Bir deli akıl çırpınıyor aramızda
Rızık korkusu can korkusu baş mesele
Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden
O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
Başını eğmiş zalimleri dinlersin
Dersin 'lokmam ellerinde'
Filistin bir sınav kağıdı
Her mü'min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine
Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke
Dikilsen dağların ötesini tutar elin
Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde
Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun
Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde
O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer
Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde
Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni
Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
Bir deli akıl çırpınıyor aramızda
Rızık korkusu can korkusu baş mesele
Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden
O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
Başını eğmiş zalimleri dinlersin
Dersin 'lokmam ellerinde'
Filistin bir sınav kağıdı
Her mü'min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine
hıncahınç bir stadda
duvarlar merdiverler kapı oyukları
demir rampalar
ve beton çölü toprak.
İnsan kene gibi yapışmış kentine
. sahipsiz kentimizin yapı direklerine ve isteklerine
Görünüşte
beton yiyen beton salgılar
nikel döküyor kundaktaki çocuklar
. daha hızlı gidemez miyiz diye bağırıyor ihtiyarlar
. ölüm niçin bu kadar korkunçlaşıyor herşeyimiz var
Ve tahtalar
otomobil ve gemiler var
Herşey ve herşey yer yuvarlağının
Devrile devrile geldiği noktada
Hıncahınç stadda insanlar ellerini
nereye atsalar belatları
Ceplerinden yeleklerinin diplerinden
Soluk aldıkça genleşen etlerinden
İnsanlar başka başka insanlar ve insanlar ürüyordu
Zahmetsiz ve maça ve haydi maça maça
Bir yara kurdu sarsılmasıyla sarılıp
birbirinin burunlarında ağızlarında
Beyin cılklarında kaynaşıyorlarken
. emanetler zincirinden haberim yoktu ey ay ışığı
sen de mi canlandın ölü hücrelerin
sessiz varlıkların duvarı
Sezilmeden taşınan binlerce yük altında
Ve ezilmiz görünüşlü
Dinç ve saatlerinden emin
Ve dünyayla dolularken
bakın birden
duvarlar yıkılmazdanken
ve tümüyle bir sanem yakapaçası insan kapılmacalığı
ünlüyorken
kent mabetleri
çevreklere çekiyorken
ve yapılar. - kustuklarının ağızlarına döneceğinden
emin
beton sağır ve tahtalar yalnız çok derinde
yaklaşanı gıcırdıyorken
Otomobil ve gemiler nerdeyse
Kendi ve insan kudreti ile gidiyorlarmış gibi
koşuyorken
Ve insan yaradan yokmuş gibi hüzünsüz ve ağlamasız
Habersizliğin kahramanı (1)
Etin atılışlarını
Bayıltan boşalışlar için kamçılıyorken ha
kamçılıyorken
Başıdolu koşumunu kulağın kanın
Ve denetsiz kapanışını gözün parlatıyorken
İşaretleri geldi
Sessiz ve kımıltısız halek oldular:
Herşey
Ve herşeyi elin dokunabilirliğinin
Ve korkuyla tanınabilirliğin
Ve gözün görebilirliğinin
Ve şeyi kulağın işitebilirliğinin
Ve tadabilirliğiyle dilin
Ve aktığı düzlükler ağzın
Sessiz kımıltısız boyun eğerek çekiliyordu
Taş emir alıyor eğiliyor boyun eğiyor
et emir alıyor bilmediğin seslerden boyun eğiyor
Ve 'zaman' onlarla birlikte tavralan
Dünyanın döne devrile geldiği noktada
Hıncahınç bir stadda
Bitiverdi eşya
Ve dünya dostluğu
Geldikleri olmayan insan kalabalığı şimdi
Ortadaydı
O babanın elinden tutup getirdiği on yaşlarındaki
çocuk
Çağırdığını işitti ve gitti
Ve bütün buluğa ermemişler çağrıldılar
Onların gidişinden müthiş bir kaygı doğdu
kalanlar için
Kurt dalan hayvan kalabalığı gibi kabardı insan
kalabalığı
Ve ileri gidemediler yoktu
Geri gidemediler yoktu
Ne ev ne eve konan kadın
Ve ne anmadan açılıp hamdsiz kapanan sofra
Ne iş ne masa
Ne arttıkça azan ur gibi onurmaz gelir
Ne emek'e zulmeden banka patron işçi işsiz
Ne çarşı alışveriş ne haftanın günleri ne takvim ne
zaman
Ne loca ne aslan kulüb ikbali dünya
Ne televizyon
Ne fahişe kolaylaması
Ne iyilik hevesi ne aşk
Ne kadının istekle çağıran uydusu
Ne erkeğin bağırmalarla varışı
Çoğu alabildiğine koşuyordu yönlere
Ve doğu yoktu ve batı yoktu
Ve güney ve kuzey yoktu
Belki varırız diyorlardı oysa
'nereden' 'nereye'de yoktu
(kadınlar hamile kadınlar asla
çocuklar için kavranır mutluluklar dolu
köşeler ağaçlar izinler)
Stadiler var mı yok mu bilemedikleri çoğalmayan
bitmeyen pürüzsüz
gölgesiz
ve beşerin tanımadığı bir idrakle
Apaçık ve kesin
Biliyorlardı
. bilmemek elde değil uyumadan asla
uyuyamadan
zira beyinlerinin içine bildiriyordu
etlerinin acıyı duyabileceği ve bu mutlaktı
evet sokakta
günübirlik bir anda
ağrıyı duyabilirdik ve kaçamazdık ondan
duyuyorlardı karşılarında içlerinde herşeylerinde
ve azap yaklaşıyordu onlara
ve hiçbirşey karşı durmuyordu bana
Şehvet ve erkeğin çekip unutturması
Şehvet ve kadının unutturması
Ne ölüm korkusu
Ne de 'inandık' demek o anda
servetölümuyku
alındı onlardan
ayrıcalıksız tümü
delirebilmeyi dilerdi kurtuluş bilirdi
alındı onlardan
Ve uyku
Alkol afyon onlar
Ot
Ve intihar alındı onlardan
Çünkü ölüm alındı onlardan
Yalnız idrak sonsuz beyaz ve net
Ve yalnız acı vardı ortada
Işık yılları boyunda
daha ilk basamağında acının
kızgın çöllerde
aç biilaç ölürkenden daha sert
O ılık serin şerbet tadındaki ilk basamağında acının
Herbiri
En yakınını bile vurmaya hazır
Birnebze uyku için
(Martı
Açık iri kanatlarını vurmadan
uçurumun üzerinde
Rüzgara yatıp süzülerek
Tadı hoş bir gerçeği içmektedir
Bulut namütenahi
Kelebeksiz
Kentin üzerinde biriken sislerden
Evlerden birşeyler beklemekte
Sultan Ahmet
Ayasofya
Ortada Beyazıt Kulesi)
______________________________
(1) açık sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözleri açan sözler gelmişti
bilenler için
onlarsa sözleri değil
tahtaları bile
yıkılmazdan önce ağlayan
anlamayan olmuşlardı.
duvarlar merdiverler kapı oyukları
demir rampalar
ve beton çölü toprak.
İnsan kene gibi yapışmış kentine
. sahipsiz kentimizin yapı direklerine ve isteklerine
Görünüşte
beton yiyen beton salgılar
nikel döküyor kundaktaki çocuklar
. daha hızlı gidemez miyiz diye bağırıyor ihtiyarlar
. ölüm niçin bu kadar korkunçlaşıyor herşeyimiz var
Ve tahtalar
otomobil ve gemiler var
Herşey ve herşey yer yuvarlağının
Devrile devrile geldiği noktada
Hıncahınç stadda insanlar ellerini
nereye atsalar belatları
Ceplerinden yeleklerinin diplerinden
Soluk aldıkça genleşen etlerinden
İnsanlar başka başka insanlar ve insanlar ürüyordu
Zahmetsiz ve maça ve haydi maça maça
Bir yara kurdu sarsılmasıyla sarılıp
birbirinin burunlarında ağızlarında
Beyin cılklarında kaynaşıyorlarken
. emanetler zincirinden haberim yoktu ey ay ışığı
sen de mi canlandın ölü hücrelerin
sessiz varlıkların duvarı
Sezilmeden taşınan binlerce yük altında
Ve ezilmiz görünüşlü
Dinç ve saatlerinden emin
Ve dünyayla dolularken
bakın birden
duvarlar yıkılmazdanken
ve tümüyle bir sanem yakapaçası insan kapılmacalığı
ünlüyorken
kent mabetleri
çevreklere çekiyorken
ve yapılar. - kustuklarının ağızlarına döneceğinden
emin
beton sağır ve tahtalar yalnız çok derinde
yaklaşanı gıcırdıyorken
Otomobil ve gemiler nerdeyse
Kendi ve insan kudreti ile gidiyorlarmış gibi
koşuyorken
Ve insan yaradan yokmuş gibi hüzünsüz ve ağlamasız
Habersizliğin kahramanı (1)
Etin atılışlarını
Bayıltan boşalışlar için kamçılıyorken ha
kamçılıyorken
Başıdolu koşumunu kulağın kanın
Ve denetsiz kapanışını gözün parlatıyorken
İşaretleri geldi
Sessiz ve kımıltısız halek oldular:
Herşey
Ve herşeyi elin dokunabilirliğinin
Ve korkuyla tanınabilirliğin
Ve gözün görebilirliğinin
Ve şeyi kulağın işitebilirliğinin
Ve tadabilirliğiyle dilin
Ve aktığı düzlükler ağzın
Sessiz kımıltısız boyun eğerek çekiliyordu
Taş emir alıyor eğiliyor boyun eğiyor
et emir alıyor bilmediğin seslerden boyun eğiyor
Ve 'zaman' onlarla birlikte tavralan
Dünyanın döne devrile geldiği noktada
Hıncahınç bir stadda
Bitiverdi eşya
Ve dünya dostluğu
Geldikleri olmayan insan kalabalığı şimdi
Ortadaydı
O babanın elinden tutup getirdiği on yaşlarındaki
çocuk
Çağırdığını işitti ve gitti
Ve bütün buluğa ermemişler çağrıldılar
Onların gidişinden müthiş bir kaygı doğdu
kalanlar için
Kurt dalan hayvan kalabalığı gibi kabardı insan
kalabalığı
Ve ileri gidemediler yoktu
Geri gidemediler yoktu
Ne ev ne eve konan kadın
Ve ne anmadan açılıp hamdsiz kapanan sofra
Ne iş ne masa
Ne arttıkça azan ur gibi onurmaz gelir
Ne emek'e zulmeden banka patron işçi işsiz
Ne çarşı alışveriş ne haftanın günleri ne takvim ne
zaman
Ne loca ne aslan kulüb ikbali dünya
Ne televizyon
Ne fahişe kolaylaması
Ne iyilik hevesi ne aşk
Ne kadının istekle çağıran uydusu
Ne erkeğin bağırmalarla varışı
Çoğu alabildiğine koşuyordu yönlere
Ve doğu yoktu ve batı yoktu
Ve güney ve kuzey yoktu
Belki varırız diyorlardı oysa
'nereden' 'nereye'de yoktu
(kadınlar hamile kadınlar asla
çocuklar için kavranır mutluluklar dolu
köşeler ağaçlar izinler)
Stadiler var mı yok mu bilemedikleri çoğalmayan
bitmeyen pürüzsüz
gölgesiz
ve beşerin tanımadığı bir idrakle
Apaçık ve kesin
Biliyorlardı
. bilmemek elde değil uyumadan asla
uyuyamadan
zira beyinlerinin içine bildiriyordu
etlerinin acıyı duyabileceği ve bu mutlaktı
evet sokakta
günübirlik bir anda
ağrıyı duyabilirdik ve kaçamazdık ondan
duyuyorlardı karşılarında içlerinde herşeylerinde
ve azap yaklaşıyordu onlara
ve hiçbirşey karşı durmuyordu bana
Şehvet ve erkeğin çekip unutturması
Şehvet ve kadının unutturması
Ne ölüm korkusu
Ne de 'inandık' demek o anda
servetölümuyku
alındı onlardan
ayrıcalıksız tümü
delirebilmeyi dilerdi kurtuluş bilirdi
alındı onlardan
Ve uyku
Alkol afyon onlar
Ot
Ve intihar alındı onlardan
Çünkü ölüm alındı onlardan
Yalnız idrak sonsuz beyaz ve net
Ve yalnız acı vardı ortada
Işık yılları boyunda
daha ilk basamağında acının
kızgın çöllerde
aç biilaç ölürkenden daha sert
O ılık serin şerbet tadındaki ilk basamağında acının
Herbiri
En yakınını bile vurmaya hazır
Birnebze uyku için
(Martı
Açık iri kanatlarını vurmadan
uçurumun üzerinde
Rüzgara yatıp süzülerek
Tadı hoş bir gerçeği içmektedir
Bulut namütenahi
Kelebeksiz
Kentin üzerinde biriken sislerden
Evlerden birşeyler beklemekte
Sultan Ahmet
Ayasofya
Ortada Beyazıt Kulesi)
______________________________
(1) açık sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözleri açan sözler gelmişti
bilenler için
onlarsa sözleri değil
tahtaları bile
yıkılmazdan önce ağlayan
anlamayan olmuşlardı.
Taşlanan kadınlar yankır
girdap duvarda ve sırları çözük aynalar
bir aynanın civarda hayvan otlağındaki benzeri
yüzler kuyuya inen gözü terkeder
sıcaktır orfe yaklaşır
kavalsız ve çılgınca döner kaderine bir kez daha bakar
açlığa üşümeye kartalın alnında duran yıldıza
bir kere daha daha yalnızlığa
kati ve aşk geçerliliğini ortaya koyarak
ulusal ve benci iki çingene arasında
bir kere daha yalnızlığa
atılarak
Yerin içinde yüzlerle hücum
bütün özentili yekinmelere doğru karşı
bütün nedensiz gençliklere doğru karşı
bütün...............doğru karşı
aç olan karın
soylu olan yoksulluk
ve mızrakla gelen alın
yerin gezisinde insan vardır
ağulu bir diş put taşında
doğacak çocukların toplandığı çadır taşında
ava çıkmıştır
Aşk tunç çekmiştir bizle olan sırttına
birbirini çaresiz bırakan çehrelerin
yaralı ceylanı bulup tepindiği
(Fırat birden bire kaybolur bir mağarada)
sevenin kurbanla alınıp kurbanla ödendiği
güneşin aşktan sudan ve topraktan
daha hızlı yöneldiği
raskolnikof
müthiş bir iman ağrısı çekmektedir.
Güvercinler toplandı sofralar kuruldu
Ağaçlar bahçede kızgın güneşle çatıldı
Elma tadları ağır ayrılık tadları
Yalnızlıkla toprağa savruldu
Katerin açık kollarıyla yaklaştı üç tuzaklı odalarıyla
mükemmel bir karpuza yaslanmak
suya çağrılmak
bir de içindeki ziynetleri hor görmek iyice
oysa güneş ağırlaşsın siyah saçımız uzayan başımızda
alnımızın dibinde kalsın seçkin ve Horasanı kayıran
gözlerimiz
Hiç akla gelmedi
Beraber kırları hüznü atmaya yarayan bir annenin
dallara takılıp ağrıyan yaralarıyla yattığı
gerçekten canlı göğsü boğucu çaylarıyla
akşam suyunda bir sütun mermer içmiş
her erkeğe bir yılan üfürmüş
2
Ciğerlerde ölüm akar
Çeşme
İnsan hesapsız çocuk üfürük
kendinde olmayan gürz kapanan ayna
mektep taze ekmek dilimi zeytinin içindeki bağırgan
ölüm
sıkışmış aramıza
sandalyenin dibinde mi
dudak sıcak çay bardağına kapanırken
salıncak onunla içten içe anlaşma
cevizin ipi tıtan çocuğu kayıran dallarında
yeşil yaprakta veba
ölüm evin hangi bilinmezinde ya da açıkca
küçük kardeşin avucunda mı
uzak insan sahillerine
kelimeyi dolanan dillere
taşıdılar zeytin
kahvaltı ve zeytin
sofrada üç büyük zeytin üç kanlı bakış
Ölünün ağzına zeytin kondu
şiş dudakların arasına
sonra geniş omuz yaralarında
adamlar kırılan camlar taktılar
3
İnanç yiğit ev sorardı bulup konaklardı
Kanlı göz ufuk tarardı
Cürümlü başta her geyik akışında
Örtülür dudaklar çünkü kalbe çarpılırlar
el gezer tenhaları dolanır ufak tüyler
ve tüyler ki ateşle diklenirler
kendi namlarına egemen olarak
üşüme kabarcıkları tad kabarcıkları
ürpermelerle unutkanlık
yerin bir zaferle doğrulması cürme katık olarak
dantel kalb vurması su kapları
ıslak naylon örtü ve ıslak cimrilikle
ustalıkla yaprağa ilave peçete
yorgun ve evvelden haber
sonra saralar
sıradadırlar
Kapılar baskıyla kapalıdır
onlar yontup hamam kapılarını
kulaklara ses kutuları
Ormanlar avazlarıyla parke taşlar
Kurtlar
Yıldırım
Avizeler
Orada köşelere düşler yerleşir yatakları kollar
Uyku canavar kıvrımlı batarlı saldırır
Ev tilkiyle sarılır kuşatılır
Yorgun bir masal uzakta kaybolur
Kulaklarına yosun ve balık biriken çocuklar
Toprağın rengine katılan
Hızla yorgana atılan
Göğsümüze sırtımızaateş bastıran
Örtünen çıldıran çocuklar
La onlarla alev açıyor her yanımız
Anlaşalım
4
Denizde büyüyen av hayvanı
suları derin denizleri boyıyan mürekkep hayvanı
uzatır gözlerini ince çalgılar içinde şavaşlarla
tiz sesli yuvarlak ağızlarıyla
bu kez bu alçıyı donduranla
kapalı denizlere kapılıp açık okyanusta
kayalardan inen hızlı koşan bağırlar
ayakta durlar
KALKlar
oturun babamı
ben güvercin saçlı çocuktum
buzlardan başlayıp vurdular
dağların yabani timsahında
sanatın fiziksel geçerliliğe kadar
vurdular
babam up uzun yatandı kumda
ölü ve uzaması birden duran saçlarıyla
çünkü öylesine kendi ölümü
başını yastıklardan kaçıran uykulu başınıcümle odalardan
hep kumlar vardı çünkü uykuya yaklaşırken
üzülecek ve sevinç duyacak yerlerde
dudakların içinde kulak yollarında
adamın öldürülüş sesi
sofadan sokak kapısından
pencereden kumluğa okyanusa
ahrete olan dostluğumuza yakınlığımıza
girdap duvarda ve sırları çözük aynalar
bir aynanın civarda hayvan otlağındaki benzeri
yüzler kuyuya inen gözü terkeder
sıcaktır orfe yaklaşır
kavalsız ve çılgınca döner kaderine bir kez daha bakar
açlığa üşümeye kartalın alnında duran yıldıza
bir kere daha daha yalnızlığa
kati ve aşk geçerliliğini ortaya koyarak
ulusal ve benci iki çingene arasında
bir kere daha yalnızlığa
atılarak
Yerin içinde yüzlerle hücum
bütün özentili yekinmelere doğru karşı
bütün nedensiz gençliklere doğru karşı
bütün...............doğru karşı
aç olan karın
soylu olan yoksulluk
ve mızrakla gelen alın
yerin gezisinde insan vardır
ağulu bir diş put taşında
doğacak çocukların toplandığı çadır taşında
ava çıkmıştır
Aşk tunç çekmiştir bizle olan sırttına
birbirini çaresiz bırakan çehrelerin
yaralı ceylanı bulup tepindiği
(Fırat birden bire kaybolur bir mağarada)
sevenin kurbanla alınıp kurbanla ödendiği
güneşin aşktan sudan ve topraktan
daha hızlı yöneldiği
raskolnikof
müthiş bir iman ağrısı çekmektedir.
Güvercinler toplandı sofralar kuruldu
Ağaçlar bahçede kızgın güneşle çatıldı
Elma tadları ağır ayrılık tadları
Yalnızlıkla toprağa savruldu
Katerin açık kollarıyla yaklaştı üç tuzaklı odalarıyla
mükemmel bir karpuza yaslanmak
suya çağrılmak
bir de içindeki ziynetleri hor görmek iyice
oysa güneş ağırlaşsın siyah saçımız uzayan başımızda
alnımızın dibinde kalsın seçkin ve Horasanı kayıran
gözlerimiz
Hiç akla gelmedi
Beraber kırları hüznü atmaya yarayan bir annenin
dallara takılıp ağrıyan yaralarıyla yattığı
gerçekten canlı göğsü boğucu çaylarıyla
akşam suyunda bir sütun mermer içmiş
her erkeğe bir yılan üfürmüş
2
Ciğerlerde ölüm akar
Çeşme
İnsan hesapsız çocuk üfürük
kendinde olmayan gürz kapanan ayna
mektep taze ekmek dilimi zeytinin içindeki bağırgan
ölüm
sıkışmış aramıza
sandalyenin dibinde mi
dudak sıcak çay bardağına kapanırken
salıncak onunla içten içe anlaşma
cevizin ipi tıtan çocuğu kayıran dallarında
yeşil yaprakta veba
ölüm evin hangi bilinmezinde ya da açıkca
küçük kardeşin avucunda mı
uzak insan sahillerine
kelimeyi dolanan dillere
taşıdılar zeytin
kahvaltı ve zeytin
sofrada üç büyük zeytin üç kanlı bakış
Ölünün ağzına zeytin kondu
şiş dudakların arasına
sonra geniş omuz yaralarında
adamlar kırılan camlar taktılar
3
İnanç yiğit ev sorardı bulup konaklardı
Kanlı göz ufuk tarardı
Cürümlü başta her geyik akışında
Örtülür dudaklar çünkü kalbe çarpılırlar
el gezer tenhaları dolanır ufak tüyler
ve tüyler ki ateşle diklenirler
kendi namlarına egemen olarak
üşüme kabarcıkları tad kabarcıkları
ürpermelerle unutkanlık
yerin bir zaferle doğrulması cürme katık olarak
dantel kalb vurması su kapları
ıslak naylon örtü ve ıslak cimrilikle
ustalıkla yaprağa ilave peçete
yorgun ve evvelden haber
sonra saralar
sıradadırlar
Kapılar baskıyla kapalıdır
onlar yontup hamam kapılarını
kulaklara ses kutuları
Ormanlar avazlarıyla parke taşlar
Kurtlar
Yıldırım
Avizeler
Orada köşelere düşler yerleşir yatakları kollar
Uyku canavar kıvrımlı batarlı saldırır
Ev tilkiyle sarılır kuşatılır
Yorgun bir masal uzakta kaybolur
Kulaklarına yosun ve balık biriken çocuklar
Toprağın rengine katılan
Hızla yorgana atılan
Göğsümüze sırtımızaateş bastıran
Örtünen çıldıran çocuklar
La onlarla alev açıyor her yanımız
Anlaşalım
4
Denizde büyüyen av hayvanı
suları derin denizleri boyıyan mürekkep hayvanı
uzatır gözlerini ince çalgılar içinde şavaşlarla
tiz sesli yuvarlak ağızlarıyla
bu kez bu alçıyı donduranla
kapalı denizlere kapılıp açık okyanusta
kayalardan inen hızlı koşan bağırlar
ayakta durlar
KALKlar
oturun babamı
ben güvercin saçlı çocuktum
buzlardan başlayıp vurdular
dağların yabani timsahında
sanatın fiziksel geçerliliğe kadar
vurdular
babam up uzun yatandı kumda
ölü ve uzaması birden duran saçlarıyla
çünkü öylesine kendi ölümü
başını yastıklardan kaçıran uykulu başınıcümle odalardan
hep kumlar vardı çünkü uykuya yaklaşırken
üzülecek ve sevinç duyacak yerlerde
dudakların içinde kulak yollarında
adamın öldürülüş sesi
sofadan sokak kapısından
pencereden kumluğa okyanusa
ahrete olan dostluğumuza yakınlığımıza
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum
Başımın hemen üstü tufan
Maddede bir başka madde
Kara haberler var size
Nehirler lanet akıtıyor denizlere
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Katl
Burulan kol oyulan göz ve çene
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Masum gözler
Sonuna kadar açık tarifsiz bir dikkatle
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Baş bir lezzet açtı
Direnirken kalp eller içinde
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ne görür ne düşünür zaman
Kımıldayamadan
Akan sulardır kaskatı bir kaya üstünde
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Atıldı hançer havaya
Tutuldu gergin zar ovaya
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Hışmın hep uzakta kaydı
Şarap ve kadın inkar üstüne
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Hayvan günahsız bir iz yürüdü ama insan
Ya yitti derya içinde ya gitti cife içine
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ya fakirlik zenginlik tuzak
Ya yokluk varlık evlat bile
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ne hayırlı? Bu! Hayır değil-
Ne güzel? O! Yoo değilŞeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
sonunda
rusvalıkla gelmişik kapına
Maddede bir başka madde
Kara haberler var size
Nehirler lanet akıtıyor denizlere
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Katl
Burulan kol oyulan göz ve çene
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Masum gözler
Sonuna kadar açık tarifsiz bir dikkatle
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Baş bir lezzet açtı
Direnirken kalp eller içinde
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ne görür ne düşünür zaman
Kımıldayamadan
Akan sulardır kaskatı bir kaya üstünde
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Atıldı hançer havaya
Tutuldu gergin zar ovaya
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Hışmın hep uzakta kaydı
Şarap ve kadın inkar üstüne
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Hayvan günahsız bir iz yürüdü ama insan
Ya yitti derya içinde ya gitti cife içine
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ya fakirlik zenginlik tuzak
Ya yokluk varlık evlat bile
Şeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
Ne hayırlı? Bu! Hayır değil-
Ne güzel? O! Yoo değilŞeytan
Şişen ve fısıldayan dudaklar
sonunda
rusvalıkla gelmişik kapına
T
a.
Temizlikle parıldayan burnu
ve alnı geniş.Hazır.Karşı Koyan ve Razı
eli boş verişli
alabildiğine derin
çocuk kalplerine uzanır nefesi
b.
hadde Evlerinde haddeler
zulüm yok şiddet de yok hizmetim kabulümde
zillet yok illet de yok hizmetim verişimde
incelip derinleştikçe uzayıp gider caddeler seccadeler
(secdeler
c.
insan yığılmaları uzuv karmaşası
bir bir kenetlenmiş eller uyruklar
dilden dudakdan önde
bir ağız edinmişler kendilerine
nutuk dinlettiriyordum da
düşünmüyordum
geçiyordu günlerimin genci gençliği
alın alıyordum yabancılıkları zırhsız
içinde rüzgarlar beriliyor mintanlarımın
askılarda karyola başlarında çıkarıp
bıraktığım göllerde
Temizlikle parıldayan burnu
ve alnı geniş.Hazır.Karşı Koyan ve Razı
eli boş verişli
alabildiğine derin
çocuk kalplerine uzanır nefesi
b.
hadde Evlerinde haddeler
zulüm yok şiddet de yok hizmetim kabulümde
zillet yok illet de yok hizmetim verişimde
incelip derinleştikçe uzayıp gider caddeler seccadeler
(secdeler
c.
insan yığılmaları uzuv karmaşası
bir bir kenetlenmiş eller uyruklar
dilden dudakdan önde
bir ağız edinmişler kendilerine
nutuk dinlettiriyordum da
düşünmüyordum
geçiyordu günlerimin genci gençliği
alın alıyordum yabancılıkları zırhsız
içinde rüzgarlar beriliyor mintanlarımın
askılarda karyola başlarında çıkarıp
bıraktığım göllerde
I
biraz yukardan
taş et
ot mu yoksa
taşetot
alır şaşmadan
gündüzden geceye geceden gündüze
ve bütün geleceklere
çağırır şimdiden ve el koyar
ne varsa
ne dökülse küreden
güneşi çıkarırken toprak
bir de süsler koşturur insanoğlunun
bir günlük atını
sıcak el üfler güneşi karnında köpükleriyle
bir göl huzurundan tutşup
başlar yanmaya
ve seslenir yüce dağ
serin
toplar kartalı yılanıyla
atlasın omuzlarından gencecik kayalar
eğildiler bir mermerin önüne
koşunuz ak saçlı bulutlar
denize yakın
bir çakılın kızgın yapısında
güneşle ilk kez selama durmuş
narin gövdeli soylu karınca
II
baş köşede
bak nasıl
denizin tanrıça köpüklerinden
bir de mermer balık
bir karanlık şehre
üstün nöbetçilerle giriyor
bunu gelecek çocukta olmak için
beklemek daha sonra
önce sipsivri bir başın
balçıkla Afrodite
merdiven dayayıp çıktığı
ağaçların huzurunda
onlar ne diye çocuklarını
balçıklara
III
rüzgâr da koşar
nasıl sever misiniz
ya kim bilir hangi sevincin
hangi gerçeğin çiçeği
göz nuru
hangi hangi geleceğin
ağacı gelir dize
çılgınlık gibi mutlaka
ışıklı imkan içinde
Sol burna mıknatıslı demir halka
acıklı hapşırır diye belkemiğinin
durmadan mutlu geçmişini
Ananız ve babanız
balalan ağızlarıyla
onurları durmadan azalır.Döllenirler
ve başımızın içi cenaze
bir cama bin çekiç
başınız cenaze
canlı tabutlarınızla
kutupsuz kıblesiz
hangi putun önünden geçmektesiniz
IV
Can akıldan geçerken üstün gemi
gelir yaslanır bir direğe
kızkardeşini kanıyla diz kapağını
göbeğine bir haç getirip gölgesine
aleksandirina usulü ağlayıp
nereden nereye ün saldı
Su demek ki taşın çakıl cinsinden
zamanla toprak
incecik zar kesmekte
çok 'mahirdi'
Ona
İlyada nasıl kendine benzetip
bakmışsa bugüne
gün ışığında bütün limanların
nasipsiz gemiye
sanki başka liman duruşu gibi
tanrıya yabanlaşamış
canların güneşi
V
Ne demek şu beyaz göğüslü
ince yapılı dansöz atlarla
iki lata uzanmak
kutsamak için
svinç getiren
büyük yorgunlukla sevinç getiren
durmadan değişen ve yeniden gelen
kambur
o lezzetinde iştahlar getiren
köpükten kör balığı
... kutlanmaz göl ve toprak
temiz bir bilgiyle geçilir ellerine
su ekmek ama bir çift böcek
bir biri alnından
biraz tepeye
gerçekten biraz da tepeye
ne diye 'gidiyorlardı'
Düştür bağırır şimdi şarkıya
onlar eğilip geçiyorlar
gelir okyanus ayaklarına
En derin anlamlı tepenin
elleri şarap ağzında gülünce
Başları bir baş dönme anaforunda
yaşamakla erkekçe kaybediyorlar
ölüme ''mahcup''bir rölans
damarlarında koşan toprakla süslenip
ışığa pas diyorlar
intiharla gizlenip
hatırlarken çocuklrın sevinçle
ve babalarıyla ilk boy resimlerini
VI
biz işte hepp soylu yapılar
ıslak taş gemide huysuz
uzakta ilk gülün akrebiyle sevişmekten
bi tek sarı ve sarsılmaz sesine güvendiğimiz
kanaryayı katlettik
biraz yukardan
taş et
ot mu yoksa
taşetot
alır şaşmadan
gündüzden geceye geceden gündüze
ve bütün geleceklere
çağırır şimdiden ve el koyar
ne varsa
ne dökülse küreden
güneşi çıkarırken toprak
bir de süsler koşturur insanoğlunun
bir günlük atını
sıcak el üfler güneşi karnında köpükleriyle
bir göl huzurundan tutşup
başlar yanmaya
ve seslenir yüce dağ
serin
toplar kartalı yılanıyla
atlasın omuzlarından gencecik kayalar
eğildiler bir mermerin önüne
koşunuz ak saçlı bulutlar
denize yakın
bir çakılın kızgın yapısında
güneşle ilk kez selama durmuş
narin gövdeli soylu karınca
II
baş köşede
bak nasıl
denizin tanrıça köpüklerinden
bir de mermer balık
bir karanlık şehre
üstün nöbetçilerle giriyor
bunu gelecek çocukta olmak için
beklemek daha sonra
önce sipsivri bir başın
balçıkla Afrodite
merdiven dayayıp çıktığı
ağaçların huzurunda
onlar ne diye çocuklarını
balçıklara
III
rüzgâr da koşar
nasıl sever misiniz
ya kim bilir hangi sevincin
hangi gerçeğin çiçeği
göz nuru
hangi hangi geleceğin
ağacı gelir dize
çılgınlık gibi mutlaka
ışıklı imkan içinde
Sol burna mıknatıslı demir halka
acıklı hapşırır diye belkemiğinin
durmadan mutlu geçmişini
Ananız ve babanız
balalan ağızlarıyla
onurları durmadan azalır.Döllenirler
ve başımızın içi cenaze
bir cama bin çekiç
başınız cenaze
canlı tabutlarınızla
kutupsuz kıblesiz
hangi putun önünden geçmektesiniz
IV
Can akıldan geçerken üstün gemi
gelir yaslanır bir direğe
kızkardeşini kanıyla diz kapağını
göbeğine bir haç getirip gölgesine
aleksandirina usulü ağlayıp
nereden nereye ün saldı
Su demek ki taşın çakıl cinsinden
zamanla toprak
incecik zar kesmekte
çok 'mahirdi'
Ona
İlyada nasıl kendine benzetip
bakmışsa bugüne
gün ışığında bütün limanların
nasipsiz gemiye
sanki başka liman duruşu gibi
tanrıya yabanlaşamış
canların güneşi
V
Ne demek şu beyaz göğüslü
ince yapılı dansöz atlarla
iki lata uzanmak
kutsamak için
svinç getiren
büyük yorgunlukla sevinç getiren
durmadan değişen ve yeniden gelen
kambur
o lezzetinde iştahlar getiren
köpükten kör balığı
... kutlanmaz göl ve toprak
temiz bir bilgiyle geçilir ellerine
su ekmek ama bir çift böcek
bir biri alnından
biraz tepeye
gerçekten biraz da tepeye
ne diye 'gidiyorlardı'
Düştür bağırır şimdi şarkıya
onlar eğilip geçiyorlar
gelir okyanus ayaklarına
En derin anlamlı tepenin
elleri şarap ağzında gülünce
Başları bir baş dönme anaforunda
yaşamakla erkekçe kaybediyorlar
ölüme ''mahcup''bir rölans
damarlarında koşan toprakla süslenip
ışığa pas diyorlar
intiharla gizlenip
hatırlarken çocuklrın sevinçle
ve babalarıyla ilk boy resimlerini
VI
biz işte hepp soylu yapılar
ıslak taş gemide huysuz
uzakta ilk gülün akrebiyle sevişmekten
bi tek sarı ve sarsılmaz sesine güvendiğimiz
kanaryayı katlettik
Nehirler
Uzun uzun ağlayan söğütler
Birine bir kadın tutunmuş
Biri bir kaval üfürüyor
Sürü nerdeyse görünür
Akşamın zili olmalı
Bazı kulaklardan tam-tamlar
Karışır büyücü ağzı
El eli tutar gözyaşı boşanır
Daha başındayız iklimin
Kızıl saçların
Kor bakışın
Kulübeler yanıyor
Yaramz çocuklar, yaramz çocuklar
Balçık emiyor gövdeyi
Devrilmiş bir ağaç yanlarıda
Toplanıyorlar, doğuya bakıyorlar
Masallarda bir delik olmalı
Çok geç
O akşam geç vakit
Sokak serserileri yolumu bekliyor
Adımlarım, çözülen kıravatım
Yanımdan bir atlı kalkıyor
Hayır kan, kan sızıyor
İlkin bir köpekbalığı ağzı
Kıyasıya başbaşayız
Beraber olduğumuz günlerden biri
Haykırıyor
Derken biri daha
Çene açılıp kapanıyor
Paralayan diş bir baş kapıyor
Son bir söz daha
Bir yalvarış kırıntısı olmalı
Duyanı olmayan, Allahtan başka
Sana bu soruları uzatıyorum
Son nefes sorusu
Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
Mezar sorusu
Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
O sorular sorusu
Korkma zor değil
Korkma korkma zor değil
İyi bir alışkanlık edindiyse kalbin
Kork ama umut et zor değil
Uzun uzun ağlayan söğütler
Birine bir kadın tutunmuş
Biri bir kaval üfürüyor
Sürü nerdeyse görünür
Akşamın zili olmalı
Bazı kulaklardan tam-tamlar
Karışır büyücü ağzı
El eli tutar gözyaşı boşanır
Daha başındayız iklimin
Kızıl saçların
Kor bakışın
Kulübeler yanıyor
Yaramz çocuklar, yaramz çocuklar
Balçık emiyor gövdeyi
Devrilmiş bir ağaç yanlarıda
Toplanıyorlar, doğuya bakıyorlar
Masallarda bir delik olmalı
Çok geç
O akşam geç vakit
Sokak serserileri yolumu bekliyor
Adımlarım, çözülen kıravatım
Yanımdan bir atlı kalkıyor
Hayır kan, kan sızıyor
İlkin bir köpekbalığı ağzı
Kıyasıya başbaşayız
Beraber olduğumuz günlerden biri
Haykırıyor
Derken biri daha
Çene açılıp kapanıyor
Paralayan diş bir baş kapıyor
Son bir söz daha
Bir yalvarış kırıntısı olmalı
Duyanı olmayan, Allahtan başka
Sana bu soruları uzatıyorum
Son nefes sorusu
Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
Mezar sorusu
Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
O sorular sorusu
Korkma zor değil
Korkma korkma zor değil
İyi bir alışkanlık edindiyse kalbin
Kork ama umut et zor değil
Evlerle aramız açılıyor
çünkü şavaşlardan biridir evlerimizden kaçanlar
1
Evler boyun boyuna gelmenin habercileri
çocukları çok yaşatan serçe ağartan damlar
göğün yanaklarından sarkan gündüzleri
indirirler saçaklarından akıtarak bahçelere
Bahçeler ki evlerinde olanların
topraktan gelen ağaçlara
tutundukları ve gizli çekmeceler açtıkları
ve içine geleceğinden emin anılar
nur topu ceviz yaprakları
İlk sevgili yaprakları
ilk şiir sıcaklarını koydukları
Bir hacim altın şeklinde
Her an açılan Kitabın üstünde
Işık ve ışıklardan camını giyinmiş
Balrengi bir lamba
Beni doğuran peygambere yaslanmış
Geçmiş canları sergilemiş göğsüne
Hepsine hatimden bir mucize ayırmış
Armağan salmış iç süslerine
babam canımı çökertiyor
hep aynı tarlanın önünde
aynı topraktan kalkıp
türbesini yontuyor içime
2
Oysa sessizce girerdim çiçeklerin içine
küçük kız gitti sancılandınız mı
evler ve dereler daha derine
Güneşe kan durup dururken sıçradı
korsan deri değiştirdi
ben can değiştim toprağa basarken
ellerim yırtık saçlarımda
tatlı suları geçerken
denizde sallanırdı başları
korsan bir ev tutkununun içinde
evi zorlanan midyenin içinde
topraktan da ötede denizin kadersiz gecesinde
keçelenen
ve raslantı basan çatısız yüzleri
evlerde tartılmış ve ağır bulunmuş
fırlatılmış ve geceyle karşılanmış toprak
geçti biçiminden
sen nerde şehirleri gezdiren nehir
gece bir an bulup çınar ağacından
güneşe dökülen
evlerin dışında gezdiren beni
yer yere abandı sırtıma bir ev yaslandı
Ki sımsıkı el tutan kader tutan
ve sokaklar ki anneler şöleninde
bebelerce fıskiyeli etekler
çünkü şavaşlardan biridir evlerimizden kaçanlar
1
Evler boyun boyuna gelmenin habercileri
çocukları çok yaşatan serçe ağartan damlar
göğün yanaklarından sarkan gündüzleri
indirirler saçaklarından akıtarak bahçelere
Bahçeler ki evlerinde olanların
topraktan gelen ağaçlara
tutundukları ve gizli çekmeceler açtıkları
ve içine geleceğinden emin anılar
nur topu ceviz yaprakları
İlk sevgili yaprakları
ilk şiir sıcaklarını koydukları
Bir hacim altın şeklinde
Her an açılan Kitabın üstünde
Işık ve ışıklardan camını giyinmiş
Balrengi bir lamba
Beni doğuran peygambere yaslanmış
Geçmiş canları sergilemiş göğsüne
Hepsine hatimden bir mucize ayırmış
Armağan salmış iç süslerine
babam canımı çökertiyor
hep aynı tarlanın önünde
aynı topraktan kalkıp
türbesini yontuyor içime
2
Oysa sessizce girerdim çiçeklerin içine
küçük kız gitti sancılandınız mı
evler ve dereler daha derine
Güneşe kan durup dururken sıçradı
korsan deri değiştirdi
ben can değiştim toprağa basarken
ellerim yırtık saçlarımda
tatlı suları geçerken
denizde sallanırdı başları
korsan bir ev tutkununun içinde
evi zorlanan midyenin içinde
topraktan da ötede denizin kadersiz gecesinde
keçelenen
ve raslantı basan çatısız yüzleri
evlerde tartılmış ve ağır bulunmuş
fırlatılmış ve geceyle karşılanmış toprak
geçti biçiminden
sen nerde şehirleri gezdiren nehir
gece bir an bulup çınar ağacından
güneşe dökülen
evlerin dışında gezdiren beni
yer yere abandı sırtıma bir ev yaslandı
Ki sımsıkı el tutan kader tutan
ve sokaklar ki anneler şöleninde
bebelerce fıskiyeli etekler
U
Bakımlı parkların görgülü ağaçları
eli yüzü düzgün kibar dalları
Sarı yaprakları günışığını sarınmış bırakmamış
Banklardan her birinde gündüzden kalma bir koku
Bir kedi miyavlar yalnızlık hakkında
elinde bir belgeyle geçer
Yakın denizde bir derinlik kokusu
ve kımıldayan bir ölüm duygusu
Ve deniz
Onun sularda olmayan bir sesle
mendireğin iri kayalarına yalvarışı
Işıklarını takınmış zillerini kapamış son ada vapuru
Haydi ay da sulara kaysın denize yaysın gümüş dantelasını
Bir şair olarak geç karşılarına
Bir de sevgili yavrula kalbinin minicik seslerinden
Yavaş yavaş boğulan
Hafif bir de sarhoşluk özlemiyle kendini
Parktan anladığın dostluğa ver
Bir miktar da elbette ağlamak istersin
Saçın kararmış yakından neşeli insanlar geçmiştir
Haydi toprağa çök de ağla
Ve bre
Başının üstüne uykular çağıran adam
Kendi yamanevinden habersiz dam özleyen adam
Bu şehrin gecesinde bulduğun safiyet şeytandan
Deniz ve vapurlar ay ve ağaçlar ne de kedi
Ne de elin ayakların duydukların gerçek yerlerinden değil
Şimdi geç bunları geç parkları geç
Hepimizin yırtılır gibi olan ağzına bak
Yazdıkların şiir değilse kalsın
Cennetse sevdan çık dışarı
Solgun ışıklar
Sessiz ağaçlar parklarla
O cümbüş gecesini de tak peşine
Yazdığın şiir değilse bırak bunları kalsın...
eli yüzü düzgün kibar dalları
Sarı yaprakları günışığını sarınmış bırakmamış
Banklardan her birinde gündüzden kalma bir koku
Bir kedi miyavlar yalnızlık hakkında
elinde bir belgeyle geçer
Yakın denizde bir derinlik kokusu
ve kımıldayan bir ölüm duygusu
Ve deniz
Onun sularda olmayan bir sesle
mendireğin iri kayalarına yalvarışı
Işıklarını takınmış zillerini kapamış son ada vapuru
Haydi ay da sulara kaysın denize yaysın gümüş dantelasını
Bir şair olarak geç karşılarına
Bir de sevgili yavrula kalbinin minicik seslerinden
Yavaş yavaş boğulan
Hafif bir de sarhoşluk özlemiyle kendini
Parktan anladığın dostluğa ver
Bir miktar da elbette ağlamak istersin
Saçın kararmış yakından neşeli insanlar geçmiştir
Haydi toprağa çök de ağla
Ve bre
Başının üstüne uykular çağıran adam
Kendi yamanevinden habersiz dam özleyen adam
Bu şehrin gecesinde bulduğun safiyet şeytandan
Deniz ve vapurlar ay ve ağaçlar ne de kedi
Ne de elin ayakların duydukların gerçek yerlerinden değil
Şimdi geç bunları geç parkları geç
Hepimizin yırtılır gibi olan ağzına bak
Yazdıkların şiir değilse kalsın
Cennetse sevdan çık dışarı
Solgun ışıklar
Sessiz ağaçlar parklarla
O cümbüş gecesini de tak peşine
Yazdığın şiir değilse bırak bunları kalsın...
İlle gerek mi özlediğimi söylemek
ya da sevdiğimi seni
Hem gelecek günlere bıraktım seninle olmayı
seninle ölmeyi bir güzel
seninle
ya da sevdiğimi seni
Hem gelecek günlere bıraktım seninle olmayı
seninle ölmeyi bir güzel
seninle
V
İnsanın delikanlılığı üzerine konuşalım
Parmağıyla bir zincir sallayarak geçiyor önümüzden
Bu bir müzik
De ki balyozlanan kaburgalar
İşkence odaları hayır diyorum ki
Kulağımızı dayadık mı kumluklarına
Kadırga kırıkları deniz dibi fısıltıları
Elbette bu suçları
Bu suçları
Bakın nasıl utanıyorlar
İnsanlık bizde kalsın fakat Allah
Onları sorguya çekecek
Bir zebani düşünemeyiz daha
Dünyaya ait beş duyumuzla
Ateşi bilemeyiz daha
Dünyaya ait beş duyumuzla
Bir adımını bir iskele gibi şöyle uzat
Bir hesap yapıp durduğun belli
Ara bakalım çölleri
Boynunu kütürdetip gezinen bir kutup ayısı ol
Eşle bakalım geleceklerin çulunu patırtısını
Şöyle bağıracaksın
Kala ölüm meleğinin vurmasına bir vakit
- Bana bir kaldıraç bulun
Gücüm orta yerde görmenin tam sırası
Derken
Oğlunu görmen bir baba gördüm
Açılıp duruyor gibi kafatası
Elleri gidip kapanıyordu başına
Saçları incelip savruluyor tel tel
Rüzgar mı var mezar mı uğulduyor
Pek sesli bangır bangır selviler
Güneş öğle vakti sarı tunç kara demir
İşte geçti gitti bitti
Göçmen kuşlar gibi zaferler naralar
Gök bir zaman oldu boşaldı
Sırtın eğik başın kambur
Birbirine birşey soran bakışların
Parkta ateş parkında
Arasında apaçık açılan defkerlerin
Hayat bunu ilaveten yanımıza koydu
Bu bilgi sağlam
Ne vakit bilmem
Çıkar kurt başı korkunun
Çıkar havlı başı recanın
Üstümüze diker bakışını
Parmağıyla bir zincir sallayarak geçiyor önümüzden
Bu bir müzik
De ki balyozlanan kaburgalar
İşkence odaları hayır diyorum ki
Kulağımızı dayadık mı kumluklarına
Kadırga kırıkları deniz dibi fısıltıları
Elbette bu suçları
Bu suçları
Bakın nasıl utanıyorlar
İnsanlık bizde kalsın fakat Allah
Onları sorguya çekecek
Bir zebani düşünemeyiz daha
Dünyaya ait beş duyumuzla
Ateşi bilemeyiz daha
Dünyaya ait beş duyumuzla
Bir adımını bir iskele gibi şöyle uzat
Bir hesap yapıp durduğun belli
Ara bakalım çölleri
Boynunu kütürdetip gezinen bir kutup ayısı ol
Eşle bakalım geleceklerin çulunu patırtısını
Şöyle bağıracaksın
Kala ölüm meleğinin vurmasına bir vakit
- Bana bir kaldıraç bulun
Gücüm orta yerde görmenin tam sırası
Derken
Oğlunu görmen bir baba gördüm
Açılıp duruyor gibi kafatası
Elleri gidip kapanıyordu başına
Saçları incelip savruluyor tel tel
Rüzgar mı var mezar mı uğulduyor
Pek sesli bangır bangır selviler
Güneş öğle vakti sarı tunç kara demir
İşte geçti gitti bitti
Göçmen kuşlar gibi zaferler naralar
Gök bir zaman oldu boşaldı
Sırtın eğik başın kambur
Birbirine birşey soran bakışların
Parkta ateş parkında
Arasında apaçık açılan defkerlerin
Hayat bunu ilaveten yanımıza koydu
Bu bilgi sağlam
Ne vakit bilmem
Çıkar kurt başı korkunun
Çıkar havlı başı recanın
Üstümüze diker bakışını
Gül kokuları çocukların kaburga kırıklarından geliyor
Acıyı ve insanlığı çocuklar
Böyle dayanılmaz kıldılar ve yeni suları
Onların bilgileri getirdi
Elleri önlerinde bağlı-duruşları
Omuzlarından göğüslerine doğru kıvrık ve yumulu
Yaşarlar ebedi göz ve ölümsüzlük aşısı yapan kitabı
Ki şimendifer
Nasıl peşinden koşturursa katarları yolcu kutularını
Oralarda civarda
Böcekler sürüngenler bulunan kırda
Dönen çember- toprakla çalkalanan çocukların önünde
Bir dev gezinir
Şimşek düşer
*
Ve balık yumurtaları
Ki onları balıklar
Suyun gencine bırakırlar
Ve suları da gezer ölüm
Çelikağ yok eder insan eliyle uzanarak
Hem balığı hem yumurtayı
Hem yumurtadaki balığı
Hem balıktaki yumurtayı.
Toprağa dikili göz neler bulmaz
İstese dağlar mı bulmaz
Sonsuz gebelik ölümü suçiçeği gibi döken hayat
Suları ve karaları uluyor birbirine
Erkekler kadınla donlarının altında harp cep kitapları
Dudaklarında verem çiçekleri uzaktan
Yakından aynı ve ayrı uluslardan
*
Genç bir adamdım
Tren uğurlardım
Eski ve yeni efendileri
Taç giyen şehzadenin karpuz gibi
Ya da gemilere açılan çelik bir köprü gibi
Serin kırmızı ve sıcağını bırakarak
İkiye bölüneceği haberini
Büyük olayları hava limanlarında zonklayan
Trenlerle ben yolladım
Parklarım vardı akşamları
Kapatırdım
Saati vurunca trenlerin beklenip gelmeyenlerin
Bıldırcın tüneli ve bir açık bir örtülü tren
Akşamsa hemen
Korkardım-bir kızeline tutunarak
Karşı komadan sarışın-onu dökülmüş yapraklara yayarak
Çıkarırdım yanağından ürkek şapkalı
Ve çantalı adamı
Yaklaşırdı ve sorardı
-Oralı mısınız oralıyım
-alın ve okuyun incil ve yohannaya göre
-misyoner misin değilim
-O hah ha
-Değilim ve okuyun yohannaya göre
İnsana olan sevgim-bodurluğuna kurnazlığına
Birden bilerek
İstasyon bir boşluk
Çünkü bir yok bir var
Trenler çehreler
*
Üçüncü hat koş üçüncü hat
Katlan elele katlandık ey Anna taş içinde heykelim
Yonttum yonttum taş bitti sen çıkmadın
Yanıldım avrupalanmakla çün bizde
Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
Derken katar üstümüzdeki katardan çoğaldı
Sen burgu oldun içimin dağlarına tünele girdin
Strasburg akşamın karnında
Uslu çocuk olarak bekledi
Bianka boğazlanan boğanın önünde kaldı
İstersek durduruldu diyelim
Çünkü halklar vardı
Güvercin halkı
Meydan
Göz halkı
İnce doğranmış fransız halkı
Ey anna sen kalkan balığı
Kafa vurmayan fakat gövde vuran
Ağzın karnından biraz yukarda
Karnında bir anne yeni kız doğuruyor işaretleri
Kan gidişmeleri
Açık göğün önünde açık meydan halkları
Bianka kıvılcım
Ucu kendine kıvrılmış kılınç
Öpüşümüz gizli olmalı
Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli
Sıcak gözyaşı ve şikayetle
Ağzı konuşmaz kılan
Ağzımızda
Dilimizi şişiren ayrılık bademi
*
Senin elin söyler
Avucunun toprağa değip donan çizgileri
Anlatır
İstasyon çayevini dolduran gebeyi
Dumanlı ve biraz her şey kokan gebeyi
Aşkın
Şişen bir yara gibi gelişip
İçimizden iki yolcu gibi gideceğini
Venedik birdenbire kavruldu
Nedensiz ve niçin
Çün korkunç
Ve savaşla gidiyorsun
Ama ancak sen
Vurulduktan sonra ve kurşun
Benden ayrıldı
Ve gittin
Ve dağ çöktü
*
Artık dayanamam
Yabancı isimlerin isim ebelerinin içinden
Yabancının ter kokusunun içinden
Yabancının buyruğuyla geçmeye
Ey toprağım kalkamadığım
Üs kimin üssü
Kime ait minare
Ey sen karşımda paylaşılan
Alna dudağa ve kalbe ayrılan
Sen aşkım sabah doğrulunca bağırdım
Geceleri sancınla kıvrandığım
Karanlığı itiyorum yine gelir
Sabahı seviyorum özlüyorum
Seni aydınlığa getirip anlıyorum
Daha sonra ışıksızlıkta anlamsız
Ve sancım var
İnceden ve derinden gözlüyorum
Çılgınlık ve inceliyorum
Kilom elli beş boy bir yetmiş üç
Sen kendime etiplikle eklediğim
Kanı benden canı ciğerimden alırdın
Aydınlıktın
Hep onarırdım eskiyenlerini güneşle
Ay gece görününce açar aylığını
Kurbanlar ve senin büyüklüğün dağınıklığın
Çünkü her bölgeni başka bir şehirde yaşadım
Küskünlüğünü aşk öncesi şehirde
Etinin lekelerini doğduğum şehirde
Korkularını ve yüksek korkmalarımla
Irmağı kapayan boydan boya
Suyu toprağa ilave eden şehirde
Gidişini özel olarak
Kalbimin bağışlandığı şehirde- en önce
Ayrılık vardı hep
Ay gece olunca pay eder ayrılığı
Ey güzelce yakalandığım
Mutlulukla sunulan
Bize bahşedilen armağan kılınan
Ayrılık sen ki
Aşkın ve sanatın
Durmadan doğumlar getiren anası
Hep orada gebe karınların dibinde içinde
Doğuma en yakı
Doğmadan gibi ve aralıksız doğarak
*
Böyleydi kuruluş yapı ve bizim ustalığımız
*
Fakat sen
Hep karşımda kalan
Ağzı ağzımdan alınan
Paylaşılmakta olan
*
Biz dördüncü Muratın kılıcının sivri ucunu tutuyoruz
Keskin yanında karılarımız ve çocuklarıyla
Hızla akan bir vatan tuttular
Aşkın ve birlikteliğin çatısını orda kurdular
Karılarımız her asrın insan güzelleri
İmkan bekçileri
Ağır arabalarla taşınan sancılarımız
Ağır tabanlarımız
Etten değil gibi az yiyen gövdemiz
Toprağın ürününe avuç açan karşı koyan
Yeri var olmayan bir lisanla bağlayan
Sıcağa ve nalın kıvılcımına gerçek isimler koyan
Irmak ve ırmağı süren yol
Biri uzağında kaldığımız
Öteki içine daldığımız
Buzul uzaksa ve beraberlik ateşi kucaklamışsa
Sabaha çıkmamız kolay
Güneşi bir mızrak boyu yükseltmemiz
Yabanı kolundan tutup germemiz
Alnına bir mıh
Sırtına bir yafta ekleyip göndermemiz
Yekin seslerindeki yanlışlığı düzeltip
Büyük doğrulamanın aklına geçmemiz
Yavuz boğalara benzeyecek
Ve sancı değiştiren hayvanlara
Küçük kahraman öğütlerle büyük esere
Bir mısramızdan girer
Bir çocuk avlusunda salıncaktaki çocukların
Anneleri ablaları sahilde çay içen evden konuşan
Gelecekle haberli yemiş tutan elleri
Şimdi salıncakta aynı anda
Bir fotoğrafta gibi
Her geçen anı bir fotoğraf olan çocukların
Altlarındaki toprağa
Öğütlerle büyük eser okları işaretleri
Düştükleri taşlara dizlerini kanatmak için
Biz açıyoruz
Ekonomik iktisat risaleleri
Her şey benzinle aşk ve ilkbahar bile
Barut ateşle harmanlandı
Kılıç nasıl deldi geçti ve çekildi
Ve nasıl kan göstermedi et
Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe
Örtü yayıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar
Güvercin teslimiyeti içinde
Bakın istiyorsak
Nasıl yıllarla sürüyor bir salise
Sabah bulantıları birlikte yatılan akşamlar
Kuşların yalnız uzanıp pencereden
Havaya alıştıkları saksıları kavrayıp uzaklaştıkları
O gökler ağaçların tulumba gibi çalışan özsu boruları
Sızıları tahta kulübelerin
Dağda tahta kulübelerin
*
Ateş için odun topladık
Ben makki ve beşimiz
Kısa ama kesin çağırarak
İçeriksiz coştuk hemen. Hey önce ateşin içinde ol
Hey önce alevin sıçrasın
Yüreğimizi kavra soluğumuzu başka yollardan geçir
Aynı an ayağa kalkındı
Doğranıldı
Nasıl söyler bir erkeğe bir kadın
Denize atılan bombanın
Balıklar delirttiğini
En zor sorunun yöneltildiği
Bir kadındı
Nasıl ki kelimesiz ve gözler olmadan
Renksiz bir iz seçiliyor
Belki karanlığın kendisi işaret veriyor
Saçların değişiyor
Karanlık tahta kulübe ve saçların
Hepsi bu hepsi bunlar
Özgürlüğü kur
Suyu dök yürek etlerimizi
Parçalanmalarımızı topla
Büyük ateş meydana yağmur getirdi
Gökteki kazan devrildi
Ağaçların gece aydınlığı
Duygunun canlılığı
Kıvrılıp eğilişi dalların hüznü ateşe
hüznü ateşe
hüznü ateşe tutuşu
Toprağı üzüntüden ayıklayışı
Sende kaybedebildiğim yani ey korkulu hayat
Taktığım tarafımızdan sevilen
Haklarımız esenliğimiz karanlığımız
Güzelliğin ellerin alnımla
Mızrağına seç önce seç kabarık alnımı
Fırlat kayaya kimliğini kişiliğini
Dişlerimin ortasına
Sar beni kumla ağaç kütükleriyle
Ki suyu geç beni kurula
Arkamdan rüzgâr seğirtiyor
Ellerim dağdaki kulübeden ses ediyor
Orman uğultular kurt ulumaları
Aşkın omurgan
Yapışkan
Yak beni çocuğumsuz
Senden ışıklandırılmış havuzlarımda
Ve gizli su yollarımda
Sözün ediliyor
O sen sen
Gölgemi bırak beni sürme
Ben benimleyim
İçim büyük sabırla haşlandı
İçim ey içim bu yolculuk nereye
Yine bir şehrin ölümünü başladır gibisin
*
Ve çocuğun uykusu böyle başladı
Çünkü yeni bir çocuk uyanacaktır
Ey ana
Parkları çocuğunla eş doğurdun
Çimenleri mutlu kıldın
Bayrakların sularda aktı
Pulatın
İnce ve yumuşak saçın
Yaralı ağzın
Mutlu kılan çocuk
Çimene düşen yaprakları
Kadın sen tattın
Babanınkine benzeyen
Çocuğun böbreğindeki katlar.
*
Gün gelişini açıkladı
Sen kapanan gözü açıkla
Karısına arabayla tabut taşıyan adamı
Güzel yontulmuş ve parlak sarıları olan kadını
Yeni bir çocuk planı yapan
Yeni ve ölümü de transfer eden aileyi
Nalçayı yiyince nasıl çöküyorsun yere
Nasıl dumanını üfürürken ve solarken ciğerlerime
Düşten yıkanıp ava değil çocuğa yatıyorum
Değil vurmaya ve rastlantıya
Değil hülyalanıp dalgalanmaya
Çıkara değil kedi gibi sokulup ayartmasına
Değil sarı demire
Değil söylev'e asla değil aştım gitti yirmi dokuz yıl önce ölenleri
Nalçayı yedikçe nasıl çöktüm yere
Zorla ezilenin zorlu öldürmesi olur
Fabrikanın kasıklarını ovan işçilerin
Hak dünyasında hastalanırım olağandır
Neden mi şimdi tepilebilirim
Maden ocaklarına dinamit yerine
Bir hakkın düşmanıyla kucaklaşıyorsam
Sök beni yeniden şakağıma it ellerimi
Bileklerime aklım aksın
Damarlarımı lif lif denetle çöz gözümün perdelerini
Trenleri uzlaştır sulh fenerlerini yak
Nerede olursan ol kim olursam olayım
Sesimi bir dağ zannet
Irmağa ver haberi
Yangına doğru sürünen haberi
Güneş beni saklar
Sen alnımdaki dumanı kazı
Kemiğinin geleceğini düşün beni yont alıştır
Sararan örtü cafe müller
Gırtlakta sarı halka
Esirlik ve kendinden kayma halkası
Yalnızlığın çarmıhı dere balıklarının ilanı
Çarmıh yaylı ve değişken
Karın çarmıhı belkemiği ve baldırın
Karnımız ayrı sancılardan kaymış
Yeşil ya da yeşil olmayan çocuğun ağzından çoğaltılmış
*
Ey gece sen de aldatıldın
Sana da tuzak kurdu yüzü güneş parıltılı kız
Rosemariegirbach
*
Gidip bilmediğin kentlerin
Böğrünü delen harp mikkaplarını gördüm
Kartpostal tüccarlarını
Kilise ortak Pazar birlik orak çekiç
Ve asya ve afrikaya ayak atma postallarını
Ve kimseyi göstermeyen aynaları
Ve bir istasyonda
Hatta önemsiz bir memurun yakınında
İçinden asya çıkan bir balya
Geleceği
Ormana terketmeyi dener gibi yeni doğan çocuğu
Ananın karın bulaşıklarını arıtmadan
Çalıları ve topraklaşan yaprakların içine
Alabildiğine
Gevşeyip bırakılmış gerginliğin ortasına iterek
Geleceği ormana iter gibi ormana iterek
Meleklerin hayatını yaşamaya
Gidelim sizinle kendinde insan olmadan
Kimseyi insanlamadan yaşamaya
Sıcak kayayı arayan iki tavşan gibi
Evleri korkutmadan uluyan kurtlar gibi
Bellemeden
Etle bilinçlemeden
Evdeki sevinci kırgınlığı ballanan üzümleri
Bilmeden aşkı ve aşk benzerini
Çocuk sesinin düzlüğünü arayan bir çeşit insan gibi
Görevi bu olarak
Yalnızlığımızı sessizce ortaya koyalım
Erkekçe sessiz ve erkekçe
Kiminki sahipse ölümü o karşılasın
Ağırlasın
Ayaklarım ağrıdı güvercin izlemekten
Onun başının önündeydi alevli sancak
Elimi ve kalbimi uzattım
Eriştim tanrıya çağırma kuleli evin
Bekleyen güvercinine
Güneşi ayı ve yeryüzünü bütün şekilleriyle
Bir kutlu çehrenin emrine kul bildim
Bilesiniz
Ona döndürüleceksiniz
Ve başı yeşil hâleyle çevrilen
Yüzünde tarihten ve gelecekten bir renk beliren
Atmacanın pençesinde atmacayı kendinden geçiren
Bir güvercin ki ne gören olmuş
Ne işiten
Bir sabah bir çeşit güvercin fırtınasıydı sur önünde
Gözleri burçlara
Bayrak tebdiline dikilmiş bir kartalın
Buyruğundan hızlanarak
Bir kartaldı gözünü burçlara dikmiş
Döşü surları geriletmiş
Durur güvercinlerin en önünde
Emrolundu. Haliç bir yılan gibi yönelip
Soktu Kayser'i
Zaman bir takla attı
Zaman bir takla daha attı
Zaman altında kalan
Çıplak boynu hançer kuşattı
Başı sülük ağızlarında
Ayakları boşlukta çırpınan
Bir millettik artık
Güvercin
Merhamet kılınçlarını toplayabildi ancak
Camide toplantı var davranın
Aşkı denetleyen güvercinler
Kılınçlar eskinin habercileri
Keskin bekçiler
Bildiriciler.
Bu iç çığlıkla
Yürürken üstüne bir mısır habbesinin
Yeni yorum yatırımcıları
Ve büyük doğrulma günüyle
Bir aliterasyon olan güvercin
Dansöz kalkışlı güvercin
Gel. Sen gelince
Azap çıkacak her evden
Gidecek kendi evine
Organlar sizinle benim savaşım
Ben ahretim
Ahret yere gebedir
Sizinle hep beraberim
Dağı tutmuştunuz kalbinizden geçendim
Güzel duydunuz ve durduruldum
Atımı atınız büyüledi
Okyanus everesti nişanlayıp durdu
Çünkü etin ötesinde
Bir şey değildi everest ve okyanus
Korkunun yüzüne ayna konmuş gibi
Başkayım sizinle
Aynayı eline alan korkuyu bilir
Çün korku etin içinden yekinir
Hep koşmaklayız kitabın onayıylayız
Tarlayı çok severiz. Yaradan
Lokma lokma bölmüş isteyenlere
Karından gelenlere
Ve karna gelenlere
*
Aşkı cambazımız aldı
Tokmak kırıldı
Kapının çatlağı esner
Gözetleyen göz şişer küçülür
Et aralığından görmeyi dileyince.
Duyulur iç ses
Uyan ey kaplumbağa kelimeyi kımıldat
Çünkü kıyamet sezilsin otobüs devrilsin
Kımıldat kanlarını
Koşanın yıldırım gibi duranın
Susanın ve dağlarla konuşanın
Kendiyle
Dağları konuşturanın
Aklı çok kez hançerce bulunduranın
Kendini sürü için öldürüp
Sürüyü çobansız bırakan çobanın
Hep içilmez sulara varan koyunların
Mermerin namütenahi bekleyen kayanın
İçinden hata edilerek çıkarılanların
İnsan yüzleri
Çömelmiş inleyen ve içgüdü şekilleri
Yaralar kan akmayan
Kanla işi olmayan
Taştan çıkanın ve çıkaranın birlikte söylevleri
İnsan sanatı çığlıkları
(bir yerde onlarlayım)
Öpülerek topuğu parlatılan tuncun
Günah anlatılan karanlıkların
'Enriko istersen anlat önce sonra işel'
O dağlar güvercinin yabanına yuvadır
Hiç solunmamış bir hava üfler rüzgâr
Dünya sürü yürüdükçe döner
Çoban sürü için ölmez gelecek sürüler için
Yaşamağa bakar
Kısa süren bir hatıra değildir toplum
Mısır taneli çocuk avuçları
Fotoğrafını çek günahların
Tövbeleri yıldırımla yayınla yine de
Esmeri
Karayı
Kızıl ve sarıyı bir tutanı
Benden aldın
Buruşmaz entarisi İstanbulun entarisi buruşmaz entarisi
Maraşın seferde
Fakat İstanbul ve Maraş
Fakat Maraşın
Her kurban arayışında
Fazla davrandım ben
Yangına uğradım
Kara bir moloza ayrıldım
Bazen marsık sanıldım
Maraşın her kahraman kurban arayışında
Ve bulup sunuşunda
Mutlaka bir işareti vardı
Bayram çöreklerini tuzundan yağından anlayışın
Sertçe düşmanca gibi tokça kucaklanışın
Harbeder gibi sevişin
Mesela adil erdem aynı silahla mücehhezdi
Üstümüzden aynı katar geçti
Mutluluğumuz anlaşılsın yıkıldık
Toprağa yayıldık ve büyüdük
Çünkü topraktan ancak böyle geçtik
*
Kızlar burgulu
Etlerinde tahta kıymıkları karınca yığınları
Alabildiğine açılmış bir organ
Bir gramofon
Geniş ağızlı
Her adımlarını bildiğimiz
Hangi yörüngeyi güttüklerini
Hangi suyu geçtiklerini
Ne çeşit bir şölenden koyulduklarını
Çünkü sokağı aman nasıl eğilerek geçiyorlar
Hangi tahta kapıdan çıktıklarını
Zenginini ve bulgurla su içenini
Ellerinin çatlaklarını yine krem sürülenini
Göğüslerinin bakımını tahta sütyenlerini
Ocaktaki dumanın yaktığı sapladığı göz sürmelerini
Çünkü kara dumanlı ocak
Ve sürmeydi
Sürmeyi niye çekmeli
Sürmeyi çekmeli mi
-Annen ne söyledi
-(Elmanın yarısını kardeşin yesin)
Kardeşin yesin anne yemesin mi
Elmayı yemiyorsun bir
Ve öyle sıkılıyorsun ki elma ölecek
Ne sen yiyeceksin
Ne kardeşin ne annen
Bu evde yılanı yine değiştirmemişler
Baba ana ve kardeşler
Aynı odada soluyorlar
Oda şişip iniyor
Dışarıdan bakınca odaya
Duvarları kıvrılan oda
Özel bir korku ve kuşkuyla irkilerek
Tehlikenin hayvanları yönünden
Boğularak
Yılandan gizli işaret alarak
Göz kırpar gibi yapıp uluyor
Oda uluyor
Yılan göz kaş işareti
Konuşmayan hiçbir şey yapmayan
Başını yılandan çevri yemek taşmasın
Başını yılandan çevri kuyu yakın
Başını yılandan çevir unutma babayı yürekte tut
Baba dağ ve balta
Anne
Kolundan koynunda karnında çocuklar
Gitti pazara dolandı çığlık beğendi
Anne eve dönünce
Anne eve dönecek
Ölün bilinecek küçük ölün
Mahalle daracık bilinecek
Alçak duvar ötesinde ölün tahta sıcak su
Ve odun kokusu
Kabre akıtılan sabunlu suyu
(Yolun burasında coşkuyla karşı ko)
Nasıl ki beyninden apartman fışkıran mimarın
Yaşamın öte yarısı
Burçları gezer
Kutup yıldızından söz eder
Gök çoğalınca
Göğe açılan göz kapanınca
Beni duyacak anlamayacaksın
Bunlar hep senin ölün
Bir yerinde yatağa sığmayan çocukların
Suçları bir atmacayla alınan çobanların
Her şey karıştı çünkü öldün
Artık kimse bulamaz kendini
Eller birbirinin içinde
Senin ölmüş elin yapışır
Benim tetiğimin üzerine
*
Silah benim tetik bende koşanadek kurşun benim
Parmak senin et senin güç senin
İrade kimde
Benim elim hangi köpeğin içinde
Dişleri birbirine geçmiş bileğimde
İlk tıraşını olan gencin
Jileti kemiğin iliğinde
-Kan seli
-Tetik kan seli
Hedef nerde kız mı erkek mi
Dünya çekirdeği mi
Yeryüzü ateşi mi
Şehvetin ya da nur içinde birleşmenin
Satan'ın içinde beklerken her şeyi önceden kestirenin
Çünkü şarttı bir kere
Ölümle yan yana şeytanın içinde durmak
Karnından geçmek
Bir lambayı bekleyen makkinin
Öpüşünü kanla bekleyen
En küçük kilisede çarmıha çekilen
Dom'un üç asrın
Kana kan koyup
Yücelttiği abesin
Galerisi insan ve heykel ve resim ve kezzap galerisi
At gözü oyuk
Heykel atın içinde
Çünkü at büyük heykel
Sürücünün içinde on aziz birkaç isa yezus hiristus
Yüz bin haç
Atın ayağında bir nalbant heykeli
Nalın içide bir at benzeri
Karşılıklı uyuşan iki arslan
Biri dişi diğeri dişi
Yuvarlak yalanmış ve parlatılmış derileri
Ki karpuz yenmiş gibi
Goldah karpuz
Kalf karpuz
Anna karpuzun çekirdeki
Frankrayh şu dağın ardındaki dağ
*
Düşmanın kim onu anlat
Mişel'i hatırlat alnımı uğraştır
Kalbine plânlı ve
Avrupa bir duvarın taşları dizilen mişeli
Saçlarına çocuk kuşları konmaz
Çocuk uçmaz dallarından. İçinden yanında
Boy tüfeği patlatsan
Tuzaklı
Hatırlat mişeli mişeli
İçinden hep bir kuşku tankeri
Bir petrol tankeri namıyla yol alır
Pergel petrol
Borusu motorun icadı
Aşkın feda bayramı cenaze şekli
Boyuna hatırlat
Yoksa olur ki unuta kalırım esmerliğimi
Telefon
-Görünüşünüz nasıl
-Yorgun uyanırken ve gittikçe diri ve daha esmer
Tanımadığım kentin
Ağırlık merkezine alındım
Taşıtlar grevler insan böğürmeleri
Alış verişler
Şapka seçerken birden çocuk doğuruyorlar
Baba oyundan çağrılan çocuklar gibi isteksizdir
Ya da bırakır kürekleri denizin üstüne
Suda kayan cilalı bir taş gibi seğirtir
*
Her doğan çocukla orada
Birlikte. Daha yeryüzüne bakınamadan
Kırbaçlanırız uyumaya. Anakarnı yorgunluğumuz alınmadan
Vurulur kollarımıza ve. Çarpılır dizimiz dizime
Her doğan çocuk
Bir ertelenmeydi analarca bağlanarak memelere
(Artık sigara içmeyeceğim artık
Koyun gütmeyeceğim)
Meşgul uğraşır azar altında bile uyurken de
Uykusundan silkelenip irileşmeye hamle elleri ve duramadan
Yan beşiktekinin yüzüne gölgesini indirerek
Bir gün önceki bedenini
Kaybedilmiş bir okul eşyası gibi özleyerek
Her doğdu
Bir ölendi
Mayland uzun yüzlü bir kız resmi
Hani şu hep
Selamlaşıp geçerdik
Uzun yüzlü kızlar çizen ressamla
Aklımı anlat gönlümü kazandır
Benden beni çıkar bakalım kalacak mıyım
Üstüme beni koy bir de
Gözle dayana bilecek miyim
Yoksa hemen bir kez daha bütünle bende beni
Özümü kullan
Çünkü aşktır
Beyaz bir sanattır
*
Evlerin dışında
Çünkü böyle oldu
Pencereden uzanan başın dışında
Günâhın ve sevabın
Merkezinde hem tanımadığım
Alışmadığım bir sistem gitgelinde
Boyuna sırtımdan ve kafamın arkasından delindiğimi
Oynuyorum ve rolümü. Oyun çarkının boşuna döndüğünü
Seyircilerden bir kadın olgun ve eteçalan
Çıplak. Eşyadan ve odanın kapamasından
Her an biraz daha soyunarak
Yatağında
Çivilenmeden gerilmiş çarmıha gibi yatan
Anlıyorum oyun çarkının kendine döndüğünü
Ölümün
Saklanacağı kalmayan av hayvanı gibi
Avcısına göründüğünü
Ah anlıyorum
Çünkü annanın
Anlaşılmaz bir gözaldanımıyla
İçimde bir gemi batırıp döndüğünü
Unutmadı
Yanlışlıkla
Onlara:
Beni unutmayacaksınız
*
Anlat kızın ekmek tutuşunu
İçimdeki soylu kişiden utanışını
Annayı tutarken balık tutuyorum
Ekvator ağzıyla kolumu buzdan denize indirmişim
Kız içimde bir sarmaşık kelimesiyle büyürken
Arada bir kanla uslayıp
Seni anıyorum
-ey eski sevdiklerim-
Sizi şaşırtıyorum. Sanatım
Fakat ben korkutuldum
*
Şatoya bağlanan tahta köprüde beynim
Ağırlaşmış dalmışım
Güneş doğmuş işte böyle. Taş ısınmış ısınmış
Nerdeyse belleğinden kan ürperten
Bir sipahi sureti
Aşka ne zaman veda
Demiş ki bu topraklar
Boyuna kiliselere taşıyorlar otobüslerle. Isınamıyorum.
VE baden Baden'de kaçtım
Başka bir kiliseye
gittim. Hafifçe.
Çok ve canlı renkli süslemelerden az ürpererek
Dost için yani dosto için
Dönerken
Kule yerine
Küreye yakın parlak başlıklarına dönüp baktım
Dosto Badende
Ve kumar da oynardı
Bir çocuğun. Hırsla. Bir taşı.
Atışı gibi. Dikine.
Kapa perdeyi kapa köprüyü
Ve şatonun ta kendisini
İnce bedenin mühürlenişini
Tüfek mahzenini
Sevginin tiklerini aort deliklerini
Duvarda asırlardır dinlenemeyen
Dört işkence resminin
Takip tutuklanma işkence
Ve tahta kurulan işkenceli etin
Bin dokuz yüz 77 yıl
Yenilen içilen kan ve etin
Yarı açılan mor pelerinin
Çizgi - kan
Çizgiler ve kanın
Başta yer yer kemiğe batan tacın
Dört resmin dört korkunç dakikanın
İri jestlerini anlıyorum
Makkiyi hayır
Sigridi tren getirdi
Tren götürdü
Yedi
*
Duruşu kımıldanışı
Mağrur tavırları olan
Çünkü o güzel kelimelerle ağırlanan
Göllerin beşiği toprak eğrisi
At yiyen ejderdi
Tılsım
Karıncanın kölesi
At köpeğin kuruyan ölüsünü
Minderi düzelt
Baklava kırıntılarını
Ana babanın kol gezdiği koruduğu pencere kıyılarını
Mutfak ve yüznumara korolarını
Yatak ameliyatlarını cinsiyet taslarını
An binlerce yıllık olan et kabartmalarını
Pervaz ve şimdi
Büyük taraçalarda doğuruyorlar
Kol bakımı bilek ve dizkapağı bakımı
Gebelik ve sancı limonlukları
Sıcağa karşı ay ışığı
Yelpaze atkı palan
Acılar yer delen sinir göğü tırmalayan
Kutlu sevinç giysileri yalayan
Ve yağmur suyunu
Havuza koyan ırgat olarak
Anlat insanda ölümsüz olmak yaprağının
Hangi ağacın kıvranışı olduğunu
Güzün hazırladığı insan yavrularını
Kışın insan yeteneklerini
Baharın insan olanaklarını
Anlat durmadan
Hurmayı anlat dala uzanan
Tüylü kalın dudağa anlat
Yaban elmayla eriği
Aşıyı
Elmanın gelinliğini geyiğin baskın güveyliğini
Atlı karıncayı
Lunaparkta bir hayvan olan
Atlı karınca bir hayvansa
'İsa ağladı'
Kuzeyde ses kalmadı
Alnımız buz dondu gece
Aksın. Gündüz karıştırılmasın
Ah sade bir gün yaşasak
Dal dal - Kitap bil
Lord kimin lordu hangi mabedin
Sinonimi
İkisi duman tütsü su rengi
Perde kıllı el korku
Bölüşmek kekelemek
Donup kal - Aklımı al
Durmaz bilmez yaşamakla
Senin yaşamın nereye kadar ne yana böyle benimki
Can kamaram
Yalnız göğsüm değil
Hayat var kaçıp bıraktığım zamanlarda da
Ölmek koşup varmak mıdır oralara
Soluğunu yatıştırarak
Perdeyi aralayıp girmeden çiçekli ovalara
Ah kıra gitmek böyle zor olmasa
Ellerimiz ısınan ocakta - Tabakta ziyafet tasında
Kızartılmış bir keklik
Paslı ve kükürt salyalı bir ağızla
Tatlılıkla ololki
Ölünü gebeliğini morarmışlığını
Etin devinme sanatını
Bilesin yuvarlak akasın akşam olunca
Yuvarlak akşam akşam
Serçenin girdiği dolap
Şehri –ey canım- uçtan hayvan kuşları olarak yukarıdan
Devgözüyle - bakışı görüyorsun
Süzül. Kanatlar arasından
Uzanan boynunla evleri ara ikizleri araştır
Ren'in çamurlu suyundan bir gümüş iplik bük
Sür yeryüzü hamuruna
Ki orda
Bir yılan renkli başını onarır
Kuyruğunu ağrı dağında yakala
Ekmek paketini çıkar kuşlar çağrılsın
Kirazın yuvarlağı gibi yanağın
Bir güçlü böceğin ki gibi alnın
Otalara yayılmış çıplaklığında bir uçuç böceği
Yanından dikine toprağa iniyor
Ekmeği göğsünden ufala kuşlar çağrıldı
Tutulmuş ve öyle güzelken
Korkarak. Ağaçların arasında dolanan cin
Sen misin -Ama içim Eyiçim
Kara başımı tutup kara başımı
Şu suyun insanını güttüğüm vakit
Göğsümü asya bir edayla gerdiğim vakit
Hem barışmak ne demek kendimle
'Sen yoksan mekan yok zaman belli değil' dediğim vakit
Sen ölçebilirsin ancak sesimdeki beygirimsiliği
Çün bu çamur
Şu yaşamı bulandıran su
Donyüzlü rahibe şu
Şu ev ki ev
Ve o karanlıkta cin
Ve ormandaki dev
Oysa melodim
Ne güzel. sözlerim ne tatlı
Kuşkusuz. Yanımda olaydın
Testiyi deler ırmağı temizlerdik
Avucumuzla buz gibi içer
Bileğimizden akan toprağa düşerdi
*
Ve şimdi
Anlat bana ey can tatlısı kız ki
Çünkü ben ödevliyim yinelemeye
Eskiçağ ozanlarının ağız toplantısını
Anlat bana gönüllerindeki bağ bozumunu
Hep şarkı sancıyan dizelerini
Kocamış dumanı ve is yüklü tavan direklerinin
Arasından destanlara sarkan yılanı
Kapıdaki baharı yaprak selini sarı kanaryayı
Ölümsüzlüğün karyığınını - granityığınını - suyığınını
Anlat durmadan
Oğlu teketek öldüren babanın
Oğula mızrağın ucuyla
Gürzün kılıcın kıyımıyla ad koyan babanın
Anlat bize içinde koşan atların
Hangi koşudan kaçtıklarını
Yani ilkel
Ya da kültürle deşilmiş olmanın
Anlat durmadan anlat oğulun
Gençliğin
Yarısı akan yarısı mezara konan kanın
Genç ve geniş bir yaradan
Hem babanın elinden mızrakla
Ve baltayla açılmış yara'dan
Şefkat ve müthiş bir dikkatle
Ve müthiş bir hayranlıkla
Şövalyelik adına açılmış yara'dan
/Huysuz kan sonuna dek akar düşünürüz/
Anlat ki ey can tatlısı kız
Babanın cesedi bir türlü toprağa atamadığını
Yine de kanın sonuna dek akmadığını
Anlat
Babanın can elmas'ıyla kesilen oğulu
Aydınlığa sun
Toprağa sözü olan kanın
Neden sonuna dek akmadığını
Karşılık verir
Can tatlısı kızlar korosu:
OĞUL MIZRAK KESKİN GENÇ
Oğul genç mızrak keskin
BABA DİNÇ YAŞLI MIZRAK AKILSIZ
Oğul baba
MIZRAK BABA
ÖLÜM baba
Ölüm Oğul Mızrak
Ölüm Baba Mızrak
OĞUL MIZRAK baba ÖLÜM
Kan ŞAŞIRDI KAN Şaşırdı
Genç cesedin
Ölüm gölünün başında
Diz çökmüş olan baba
Hınç ayırdı
Hayret ve üzgünlük şerbeti
Ve abes ayırdı
Çok yıl sonraki tanrıtanımaz savaşlara
Ve yenilip ve yenip dönerken ordu
Neyi algılarsa çiftleşip çoğalmaktan
Babanın yüreği ordu yüreği
/Zırhını kırdı/
Narası göğe vurdu
Daha gür bir ses duyuldu
Belki bir melek gülümsedi
Çünkü sıyrıldı gergefi dizinden
Belki ayağının dibine vuran sesten
Ey baba
Kılıcını toprağa gizle
Gizledi
Kendini kınamak için çıkardı gerektikçe
Yüzünü sarartıp karartmak için
Ve düşüncenin kavurması geldikçe
Çünkü bir serçenin diliyle gelmiyordu düşünce
Beyaz güvercinin
Bir ilkbahar gencinin güz güneşinin
Taşı heykelleştiren eğilimin
Su taşıyan kedi seven uykunun altına geçen döşeğin
Erkeği kadında koşturan geleneğin
Kızlıkta açan çiçeklerin
Sevişen fillerin
Uyuyan çocuk ellerin
Karaya vuran geminin
Yemeğe hazır eden annenin
... Yalvaran dilin diliyle
Gelmiyordu düşünce
Geliyordu düşünce
Ateş kuşunun gagasında
Çünkü soyluluğun ağırlaştı baba
Bir'din ordu oldun
Zamanın bir gerisine bir ilerisine
Son dünya savaşının eşiğine serildin
Çocuğu vururken çekilen işkencenin
Beşiğine
Baba Çocuk
Azap Sancak
Baba genişledi nalbandı bildi
Toprağın içinde oğulun ölümü
Arttıkça ve gezdikçe denizlerin dibini
Çünkü ölüm artık canlı oldu
Nasıl kuduran boğa canlıysa
Ve bir şeye koşarsa
Baba açığa çıkan kandan yedi
Gezdi yeryüzünü
Hayvan alım satım yerlerini
Anneyi annenin ayak diplerini
Karıncanın ölmez gelenekçiliğini
Hayvanları şartlayıp
Şatoları kefenleyip
Ahırları koyunları
Gördü baba gezdi baba
Oğulun taş benzerlerini
Nasıl ki oğulun ölümü
/Eli babanın derisinde/
bir gerisinde bir ilerisinde
arttıkça ve gezdikçe suların dibini
Baba devşirdi bir ana
Ki yüreğinin altında
Bir et kordonla tutan
Oğulu delmeyecek olan babayı
Acıyı ve insanlığı çocuklar
Böyle dayanılmaz kıldılar ve yeni suları
Onların bilgileri getirdi
Elleri önlerinde bağlı-duruşları
Omuzlarından göğüslerine doğru kıvrık ve yumulu
Yaşarlar ebedi göz ve ölümsüzlük aşısı yapan kitabı
Ki şimendifer
Nasıl peşinden koşturursa katarları yolcu kutularını
Oralarda civarda
Böcekler sürüngenler bulunan kırda
Dönen çember- toprakla çalkalanan çocukların önünde
Bir dev gezinir
Şimşek düşer
*
Ve balık yumurtaları
Ki onları balıklar
Suyun gencine bırakırlar
Ve suları da gezer ölüm
Çelikağ yok eder insan eliyle uzanarak
Hem balığı hem yumurtayı
Hem yumurtadaki balığı
Hem balıktaki yumurtayı.
Toprağa dikili göz neler bulmaz
İstese dağlar mı bulmaz
Sonsuz gebelik ölümü suçiçeği gibi döken hayat
Suları ve karaları uluyor birbirine
Erkekler kadınla donlarının altında harp cep kitapları
Dudaklarında verem çiçekleri uzaktan
Yakından aynı ve ayrı uluslardan
*
Genç bir adamdım
Tren uğurlardım
Eski ve yeni efendileri
Taç giyen şehzadenin karpuz gibi
Ya da gemilere açılan çelik bir köprü gibi
Serin kırmızı ve sıcağını bırakarak
İkiye bölüneceği haberini
Büyük olayları hava limanlarında zonklayan
Trenlerle ben yolladım
Parklarım vardı akşamları
Kapatırdım
Saati vurunca trenlerin beklenip gelmeyenlerin
Bıldırcın tüneli ve bir açık bir örtülü tren
Akşamsa hemen
Korkardım-bir kızeline tutunarak
Karşı komadan sarışın-onu dökülmüş yapraklara yayarak
Çıkarırdım yanağından ürkek şapkalı
Ve çantalı adamı
Yaklaşırdı ve sorardı
-Oralı mısınız oralıyım
-alın ve okuyun incil ve yohannaya göre
-misyoner misin değilim
-O hah ha
-Değilim ve okuyun yohannaya göre
İnsana olan sevgim-bodurluğuna kurnazlığına
Birden bilerek
İstasyon bir boşluk
Çünkü bir yok bir var
Trenler çehreler
*
Üçüncü hat koş üçüncü hat
Katlan elele katlandık ey Anna taş içinde heykelim
Yonttum yonttum taş bitti sen çıkmadın
Yanıldım avrupalanmakla çün bizde
Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
Derken katar üstümüzdeki katardan çoğaldı
Sen burgu oldun içimin dağlarına tünele girdin
Strasburg akşamın karnında
Uslu çocuk olarak bekledi
Bianka boğazlanan boğanın önünde kaldı
İstersek durduruldu diyelim
Çünkü halklar vardı
Güvercin halkı
Meydan
Göz halkı
İnce doğranmış fransız halkı
Ey anna sen kalkan balığı
Kafa vurmayan fakat gövde vuran
Ağzın karnından biraz yukarda
Karnında bir anne yeni kız doğuruyor işaretleri
Kan gidişmeleri
Açık göğün önünde açık meydan halkları
Bianka kıvılcım
Ucu kendine kıvrılmış kılınç
Öpüşümüz gizli olmalı
Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli
Sıcak gözyaşı ve şikayetle
Ağzı konuşmaz kılan
Ağzımızda
Dilimizi şişiren ayrılık bademi
*
Senin elin söyler
Avucunun toprağa değip donan çizgileri
Anlatır
İstasyon çayevini dolduran gebeyi
Dumanlı ve biraz her şey kokan gebeyi
Aşkın
Şişen bir yara gibi gelişip
İçimizden iki yolcu gibi gideceğini
Venedik birdenbire kavruldu
Nedensiz ve niçin
Çün korkunç
Ve savaşla gidiyorsun
Ama ancak sen
Vurulduktan sonra ve kurşun
Benden ayrıldı
Ve gittin
Ve dağ çöktü
*
Artık dayanamam
Yabancı isimlerin isim ebelerinin içinden
Yabancının ter kokusunun içinden
Yabancının buyruğuyla geçmeye
Ey toprağım kalkamadığım
Üs kimin üssü
Kime ait minare
Ey sen karşımda paylaşılan
Alna dudağa ve kalbe ayrılan
Sen aşkım sabah doğrulunca bağırdım
Geceleri sancınla kıvrandığım
Karanlığı itiyorum yine gelir
Sabahı seviyorum özlüyorum
Seni aydınlığa getirip anlıyorum
Daha sonra ışıksızlıkta anlamsız
Ve sancım var
İnceden ve derinden gözlüyorum
Çılgınlık ve inceliyorum
Kilom elli beş boy bir yetmiş üç
Sen kendime etiplikle eklediğim
Kanı benden canı ciğerimden alırdın
Aydınlıktın
Hep onarırdım eskiyenlerini güneşle
Ay gece görününce açar aylığını
Kurbanlar ve senin büyüklüğün dağınıklığın
Çünkü her bölgeni başka bir şehirde yaşadım
Küskünlüğünü aşk öncesi şehirde
Etinin lekelerini doğduğum şehirde
Korkularını ve yüksek korkmalarımla
Irmağı kapayan boydan boya
Suyu toprağa ilave eden şehirde
Gidişini özel olarak
Kalbimin bağışlandığı şehirde- en önce
Ayrılık vardı hep
Ay gece olunca pay eder ayrılığı
Ey güzelce yakalandığım
Mutlulukla sunulan
Bize bahşedilen armağan kılınan
Ayrılık sen ki
Aşkın ve sanatın
Durmadan doğumlar getiren anası
Hep orada gebe karınların dibinde içinde
Doğuma en yakı
Doğmadan gibi ve aralıksız doğarak
*
Böyleydi kuruluş yapı ve bizim ustalığımız
*
Fakat sen
Hep karşımda kalan
Ağzı ağzımdan alınan
Paylaşılmakta olan
*
Biz dördüncü Muratın kılıcının sivri ucunu tutuyoruz
Keskin yanında karılarımız ve çocuklarıyla
Hızla akan bir vatan tuttular
Aşkın ve birlikteliğin çatısını orda kurdular
Karılarımız her asrın insan güzelleri
İmkan bekçileri
Ağır arabalarla taşınan sancılarımız
Ağır tabanlarımız
Etten değil gibi az yiyen gövdemiz
Toprağın ürününe avuç açan karşı koyan
Yeri var olmayan bir lisanla bağlayan
Sıcağa ve nalın kıvılcımına gerçek isimler koyan
Irmak ve ırmağı süren yol
Biri uzağında kaldığımız
Öteki içine daldığımız
Buzul uzaksa ve beraberlik ateşi kucaklamışsa
Sabaha çıkmamız kolay
Güneşi bir mızrak boyu yükseltmemiz
Yabanı kolundan tutup germemiz
Alnına bir mıh
Sırtına bir yafta ekleyip göndermemiz
Yekin seslerindeki yanlışlığı düzeltip
Büyük doğrulamanın aklına geçmemiz
Yavuz boğalara benzeyecek
Ve sancı değiştiren hayvanlara
Küçük kahraman öğütlerle büyük esere
Bir mısramızdan girer
Bir çocuk avlusunda salıncaktaki çocukların
Anneleri ablaları sahilde çay içen evden konuşan
Gelecekle haberli yemiş tutan elleri
Şimdi salıncakta aynı anda
Bir fotoğrafta gibi
Her geçen anı bir fotoğraf olan çocukların
Altlarındaki toprağa
Öğütlerle büyük eser okları işaretleri
Düştükleri taşlara dizlerini kanatmak için
Biz açıyoruz
Ekonomik iktisat risaleleri
Her şey benzinle aşk ve ilkbahar bile
Barut ateşle harmanlandı
Kılıç nasıl deldi geçti ve çekildi
Ve nasıl kan göstermedi et
Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe
Örtü yayıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar
Güvercin teslimiyeti içinde
Bakın istiyorsak
Nasıl yıllarla sürüyor bir salise
Sabah bulantıları birlikte yatılan akşamlar
Kuşların yalnız uzanıp pencereden
Havaya alıştıkları saksıları kavrayıp uzaklaştıkları
O gökler ağaçların tulumba gibi çalışan özsu boruları
Sızıları tahta kulübelerin
Dağda tahta kulübelerin
*
Ateş için odun topladık
Ben makki ve beşimiz
Kısa ama kesin çağırarak
İçeriksiz coştuk hemen. Hey önce ateşin içinde ol
Hey önce alevin sıçrasın
Yüreğimizi kavra soluğumuzu başka yollardan geçir
Aynı an ayağa kalkındı
Doğranıldı
Nasıl söyler bir erkeğe bir kadın
Denize atılan bombanın
Balıklar delirttiğini
En zor sorunun yöneltildiği
Bir kadındı
Nasıl ki kelimesiz ve gözler olmadan
Renksiz bir iz seçiliyor
Belki karanlığın kendisi işaret veriyor
Saçların değişiyor
Karanlık tahta kulübe ve saçların
Hepsi bu hepsi bunlar
Özgürlüğü kur
Suyu dök yürek etlerimizi
Parçalanmalarımızı topla
Büyük ateş meydana yağmur getirdi
Gökteki kazan devrildi
Ağaçların gece aydınlığı
Duygunun canlılığı
Kıvrılıp eğilişi dalların hüznü ateşe
hüznü ateşe
hüznü ateşe tutuşu
Toprağı üzüntüden ayıklayışı
Sende kaybedebildiğim yani ey korkulu hayat
Taktığım tarafımızdan sevilen
Haklarımız esenliğimiz karanlığımız
Güzelliğin ellerin alnımla
Mızrağına seç önce seç kabarık alnımı
Fırlat kayaya kimliğini kişiliğini
Dişlerimin ortasına
Sar beni kumla ağaç kütükleriyle
Ki suyu geç beni kurula
Arkamdan rüzgâr seğirtiyor
Ellerim dağdaki kulübeden ses ediyor
Orman uğultular kurt ulumaları
Aşkın omurgan
Yapışkan
Yak beni çocuğumsuz
Senden ışıklandırılmış havuzlarımda
Ve gizli su yollarımda
Sözün ediliyor
O sen sen
Gölgemi bırak beni sürme
Ben benimleyim
İçim büyük sabırla haşlandı
İçim ey içim bu yolculuk nereye
Yine bir şehrin ölümünü başladır gibisin
*
Ve çocuğun uykusu böyle başladı
Çünkü yeni bir çocuk uyanacaktır
Ey ana
Parkları çocuğunla eş doğurdun
Çimenleri mutlu kıldın
Bayrakların sularda aktı
Pulatın
İnce ve yumuşak saçın
Yaralı ağzın
Mutlu kılan çocuk
Çimene düşen yaprakları
Kadın sen tattın
Babanınkine benzeyen
Çocuğun böbreğindeki katlar.
*
Gün gelişini açıkladı
Sen kapanan gözü açıkla
Karısına arabayla tabut taşıyan adamı
Güzel yontulmuş ve parlak sarıları olan kadını
Yeni bir çocuk planı yapan
Yeni ve ölümü de transfer eden aileyi
Nalçayı yiyince nasıl çöküyorsun yere
Nasıl dumanını üfürürken ve solarken ciğerlerime
Düşten yıkanıp ava değil çocuğa yatıyorum
Değil vurmaya ve rastlantıya
Değil hülyalanıp dalgalanmaya
Çıkara değil kedi gibi sokulup ayartmasına
Değil sarı demire
Değil söylev'e asla değil aştım gitti yirmi dokuz yıl önce ölenleri
Nalçayı yedikçe nasıl çöktüm yere
Zorla ezilenin zorlu öldürmesi olur
Fabrikanın kasıklarını ovan işçilerin
Hak dünyasında hastalanırım olağandır
Neden mi şimdi tepilebilirim
Maden ocaklarına dinamit yerine
Bir hakkın düşmanıyla kucaklaşıyorsam
Sök beni yeniden şakağıma it ellerimi
Bileklerime aklım aksın
Damarlarımı lif lif denetle çöz gözümün perdelerini
Trenleri uzlaştır sulh fenerlerini yak
Nerede olursan ol kim olursam olayım
Sesimi bir dağ zannet
Irmağa ver haberi
Yangına doğru sürünen haberi
Güneş beni saklar
Sen alnımdaki dumanı kazı
Kemiğinin geleceğini düşün beni yont alıştır
Sararan örtü cafe müller
Gırtlakta sarı halka
Esirlik ve kendinden kayma halkası
Yalnızlığın çarmıhı dere balıklarının ilanı
Çarmıh yaylı ve değişken
Karın çarmıhı belkemiği ve baldırın
Karnımız ayrı sancılardan kaymış
Yeşil ya da yeşil olmayan çocuğun ağzından çoğaltılmış
*
Ey gece sen de aldatıldın
Sana da tuzak kurdu yüzü güneş parıltılı kız
Rosemariegirbach
*
Gidip bilmediğin kentlerin
Böğrünü delen harp mikkaplarını gördüm
Kartpostal tüccarlarını
Kilise ortak Pazar birlik orak çekiç
Ve asya ve afrikaya ayak atma postallarını
Ve kimseyi göstermeyen aynaları
Ve bir istasyonda
Hatta önemsiz bir memurun yakınında
İçinden asya çıkan bir balya
Geleceği
Ormana terketmeyi dener gibi yeni doğan çocuğu
Ananın karın bulaşıklarını arıtmadan
Çalıları ve topraklaşan yaprakların içine
Alabildiğine
Gevşeyip bırakılmış gerginliğin ortasına iterek
Geleceği ormana iter gibi ormana iterek
Meleklerin hayatını yaşamaya
Gidelim sizinle kendinde insan olmadan
Kimseyi insanlamadan yaşamaya
Sıcak kayayı arayan iki tavşan gibi
Evleri korkutmadan uluyan kurtlar gibi
Bellemeden
Etle bilinçlemeden
Evdeki sevinci kırgınlığı ballanan üzümleri
Bilmeden aşkı ve aşk benzerini
Çocuk sesinin düzlüğünü arayan bir çeşit insan gibi
Görevi bu olarak
Yalnızlığımızı sessizce ortaya koyalım
Erkekçe sessiz ve erkekçe
Kiminki sahipse ölümü o karşılasın
Ağırlasın
Ayaklarım ağrıdı güvercin izlemekten
Onun başının önündeydi alevli sancak
Elimi ve kalbimi uzattım
Eriştim tanrıya çağırma kuleli evin
Bekleyen güvercinine
Güneşi ayı ve yeryüzünü bütün şekilleriyle
Bir kutlu çehrenin emrine kul bildim
Bilesiniz
Ona döndürüleceksiniz
Ve başı yeşil hâleyle çevrilen
Yüzünde tarihten ve gelecekten bir renk beliren
Atmacanın pençesinde atmacayı kendinden geçiren
Bir güvercin ki ne gören olmuş
Ne işiten
Bir sabah bir çeşit güvercin fırtınasıydı sur önünde
Gözleri burçlara
Bayrak tebdiline dikilmiş bir kartalın
Buyruğundan hızlanarak
Bir kartaldı gözünü burçlara dikmiş
Döşü surları geriletmiş
Durur güvercinlerin en önünde
Emrolundu. Haliç bir yılan gibi yönelip
Soktu Kayser'i
Zaman bir takla attı
Zaman bir takla daha attı
Zaman altında kalan
Çıplak boynu hançer kuşattı
Başı sülük ağızlarında
Ayakları boşlukta çırpınan
Bir millettik artık
Güvercin
Merhamet kılınçlarını toplayabildi ancak
Camide toplantı var davranın
Aşkı denetleyen güvercinler
Kılınçlar eskinin habercileri
Keskin bekçiler
Bildiriciler.
Bu iç çığlıkla
Yürürken üstüne bir mısır habbesinin
Yeni yorum yatırımcıları
Ve büyük doğrulma günüyle
Bir aliterasyon olan güvercin
Dansöz kalkışlı güvercin
Gel. Sen gelince
Azap çıkacak her evden
Gidecek kendi evine
Organlar sizinle benim savaşım
Ben ahretim
Ahret yere gebedir
Sizinle hep beraberim
Dağı tutmuştunuz kalbinizden geçendim
Güzel duydunuz ve durduruldum
Atımı atınız büyüledi
Okyanus everesti nişanlayıp durdu
Çünkü etin ötesinde
Bir şey değildi everest ve okyanus
Korkunun yüzüne ayna konmuş gibi
Başkayım sizinle
Aynayı eline alan korkuyu bilir
Çün korku etin içinden yekinir
Hep koşmaklayız kitabın onayıylayız
Tarlayı çok severiz. Yaradan
Lokma lokma bölmüş isteyenlere
Karından gelenlere
Ve karna gelenlere
*
Aşkı cambazımız aldı
Tokmak kırıldı
Kapının çatlağı esner
Gözetleyen göz şişer küçülür
Et aralığından görmeyi dileyince.
Duyulur iç ses
Uyan ey kaplumbağa kelimeyi kımıldat
Çünkü kıyamet sezilsin otobüs devrilsin
Kımıldat kanlarını
Koşanın yıldırım gibi duranın
Susanın ve dağlarla konuşanın
Kendiyle
Dağları konuşturanın
Aklı çok kez hançerce bulunduranın
Kendini sürü için öldürüp
Sürüyü çobansız bırakan çobanın
Hep içilmez sulara varan koyunların
Mermerin namütenahi bekleyen kayanın
İçinden hata edilerek çıkarılanların
İnsan yüzleri
Çömelmiş inleyen ve içgüdü şekilleri
Yaralar kan akmayan
Kanla işi olmayan
Taştan çıkanın ve çıkaranın birlikte söylevleri
İnsan sanatı çığlıkları
(bir yerde onlarlayım)
Öpülerek topuğu parlatılan tuncun
Günah anlatılan karanlıkların
'Enriko istersen anlat önce sonra işel'
O dağlar güvercinin yabanına yuvadır
Hiç solunmamış bir hava üfler rüzgâr
Dünya sürü yürüdükçe döner
Çoban sürü için ölmez gelecek sürüler için
Yaşamağa bakar
Kısa süren bir hatıra değildir toplum
Mısır taneli çocuk avuçları
Fotoğrafını çek günahların
Tövbeleri yıldırımla yayınla yine de
Esmeri
Karayı
Kızıl ve sarıyı bir tutanı
Benden aldın
Buruşmaz entarisi İstanbulun entarisi buruşmaz entarisi
Maraşın seferde
Fakat İstanbul ve Maraş
Fakat Maraşın
Her kurban arayışında
Fazla davrandım ben
Yangına uğradım
Kara bir moloza ayrıldım
Bazen marsık sanıldım
Maraşın her kahraman kurban arayışında
Ve bulup sunuşunda
Mutlaka bir işareti vardı
Bayram çöreklerini tuzundan yağından anlayışın
Sertçe düşmanca gibi tokça kucaklanışın
Harbeder gibi sevişin
Mesela adil erdem aynı silahla mücehhezdi
Üstümüzden aynı katar geçti
Mutluluğumuz anlaşılsın yıkıldık
Toprağa yayıldık ve büyüdük
Çünkü topraktan ancak böyle geçtik
*
Kızlar burgulu
Etlerinde tahta kıymıkları karınca yığınları
Alabildiğine açılmış bir organ
Bir gramofon
Geniş ağızlı
Her adımlarını bildiğimiz
Hangi yörüngeyi güttüklerini
Hangi suyu geçtiklerini
Ne çeşit bir şölenden koyulduklarını
Çünkü sokağı aman nasıl eğilerek geçiyorlar
Hangi tahta kapıdan çıktıklarını
Zenginini ve bulgurla su içenini
Ellerinin çatlaklarını yine krem sürülenini
Göğüslerinin bakımını tahta sütyenlerini
Ocaktaki dumanın yaktığı sapladığı göz sürmelerini
Çünkü kara dumanlı ocak
Ve sürmeydi
Sürmeyi niye çekmeli
Sürmeyi çekmeli mi
-Annen ne söyledi
-(Elmanın yarısını kardeşin yesin)
Kardeşin yesin anne yemesin mi
Elmayı yemiyorsun bir
Ve öyle sıkılıyorsun ki elma ölecek
Ne sen yiyeceksin
Ne kardeşin ne annen
Bu evde yılanı yine değiştirmemişler
Baba ana ve kardeşler
Aynı odada soluyorlar
Oda şişip iniyor
Dışarıdan bakınca odaya
Duvarları kıvrılan oda
Özel bir korku ve kuşkuyla irkilerek
Tehlikenin hayvanları yönünden
Boğularak
Yılandan gizli işaret alarak
Göz kırpar gibi yapıp uluyor
Oda uluyor
Yılan göz kaş işareti
Konuşmayan hiçbir şey yapmayan
Başını yılandan çevri yemek taşmasın
Başını yılandan çevri kuyu yakın
Başını yılandan çevir unutma babayı yürekte tut
Baba dağ ve balta
Anne
Kolundan koynunda karnında çocuklar
Gitti pazara dolandı çığlık beğendi
Anne eve dönünce
Anne eve dönecek
Ölün bilinecek küçük ölün
Mahalle daracık bilinecek
Alçak duvar ötesinde ölün tahta sıcak su
Ve odun kokusu
Kabre akıtılan sabunlu suyu
(Yolun burasında coşkuyla karşı ko)
Nasıl ki beyninden apartman fışkıran mimarın
Yaşamın öte yarısı
Burçları gezer
Kutup yıldızından söz eder
Gök çoğalınca
Göğe açılan göz kapanınca
Beni duyacak anlamayacaksın
Bunlar hep senin ölün
Bir yerinde yatağa sığmayan çocukların
Suçları bir atmacayla alınan çobanların
Her şey karıştı çünkü öldün
Artık kimse bulamaz kendini
Eller birbirinin içinde
Senin ölmüş elin yapışır
Benim tetiğimin üzerine
*
Silah benim tetik bende koşanadek kurşun benim
Parmak senin et senin güç senin
İrade kimde
Benim elim hangi köpeğin içinde
Dişleri birbirine geçmiş bileğimde
İlk tıraşını olan gencin
Jileti kemiğin iliğinde
-Kan seli
-Tetik kan seli
Hedef nerde kız mı erkek mi
Dünya çekirdeği mi
Yeryüzü ateşi mi
Şehvetin ya da nur içinde birleşmenin
Satan'ın içinde beklerken her şeyi önceden kestirenin
Çünkü şarttı bir kere
Ölümle yan yana şeytanın içinde durmak
Karnından geçmek
Bir lambayı bekleyen makkinin
Öpüşünü kanla bekleyen
En küçük kilisede çarmıha çekilen
Dom'un üç asrın
Kana kan koyup
Yücelttiği abesin
Galerisi insan ve heykel ve resim ve kezzap galerisi
At gözü oyuk
Heykel atın içinde
Çünkü at büyük heykel
Sürücünün içinde on aziz birkaç isa yezus hiristus
Yüz bin haç
Atın ayağında bir nalbant heykeli
Nalın içide bir at benzeri
Karşılıklı uyuşan iki arslan
Biri dişi diğeri dişi
Yuvarlak yalanmış ve parlatılmış derileri
Ki karpuz yenmiş gibi
Goldah karpuz
Kalf karpuz
Anna karpuzun çekirdeki
Frankrayh şu dağın ardındaki dağ
*
Düşmanın kim onu anlat
Mişel'i hatırlat alnımı uğraştır
Kalbine plânlı ve
Avrupa bir duvarın taşları dizilen mişeli
Saçlarına çocuk kuşları konmaz
Çocuk uçmaz dallarından. İçinden yanında
Boy tüfeği patlatsan
Tuzaklı
Hatırlat mişeli mişeli
İçinden hep bir kuşku tankeri
Bir petrol tankeri namıyla yol alır
Pergel petrol
Borusu motorun icadı
Aşkın feda bayramı cenaze şekli
Boyuna hatırlat
Yoksa olur ki unuta kalırım esmerliğimi
Telefon
-Görünüşünüz nasıl
-Yorgun uyanırken ve gittikçe diri ve daha esmer
Tanımadığım kentin
Ağırlık merkezine alındım
Taşıtlar grevler insan böğürmeleri
Alış verişler
Şapka seçerken birden çocuk doğuruyorlar
Baba oyundan çağrılan çocuklar gibi isteksizdir
Ya da bırakır kürekleri denizin üstüne
Suda kayan cilalı bir taş gibi seğirtir
*
Her doğan çocukla orada
Birlikte. Daha yeryüzüne bakınamadan
Kırbaçlanırız uyumaya. Anakarnı yorgunluğumuz alınmadan
Vurulur kollarımıza ve. Çarpılır dizimiz dizime
Her doğan çocuk
Bir ertelenmeydi analarca bağlanarak memelere
(Artık sigara içmeyeceğim artık
Koyun gütmeyeceğim)
Meşgul uğraşır azar altında bile uyurken de
Uykusundan silkelenip irileşmeye hamle elleri ve duramadan
Yan beşiktekinin yüzüne gölgesini indirerek
Bir gün önceki bedenini
Kaybedilmiş bir okul eşyası gibi özleyerek
Her doğdu
Bir ölendi
Mayland uzun yüzlü bir kız resmi
Hani şu hep
Selamlaşıp geçerdik
Uzun yüzlü kızlar çizen ressamla
Aklımı anlat gönlümü kazandır
Benden beni çıkar bakalım kalacak mıyım
Üstüme beni koy bir de
Gözle dayana bilecek miyim
Yoksa hemen bir kez daha bütünle bende beni
Özümü kullan
Çünkü aşktır
Beyaz bir sanattır
*
Evlerin dışında
Çünkü böyle oldu
Pencereden uzanan başın dışında
Günâhın ve sevabın
Merkezinde hem tanımadığım
Alışmadığım bir sistem gitgelinde
Boyuna sırtımdan ve kafamın arkasından delindiğimi
Oynuyorum ve rolümü. Oyun çarkının boşuna döndüğünü
Seyircilerden bir kadın olgun ve eteçalan
Çıplak. Eşyadan ve odanın kapamasından
Her an biraz daha soyunarak
Yatağında
Çivilenmeden gerilmiş çarmıha gibi yatan
Anlıyorum oyun çarkının kendine döndüğünü
Ölümün
Saklanacağı kalmayan av hayvanı gibi
Avcısına göründüğünü
Ah anlıyorum
Çünkü annanın
Anlaşılmaz bir gözaldanımıyla
İçimde bir gemi batırıp döndüğünü
Unutmadı
Yanlışlıkla
Onlara:
Beni unutmayacaksınız
*
Anlat kızın ekmek tutuşunu
İçimdeki soylu kişiden utanışını
Annayı tutarken balık tutuyorum
Ekvator ağzıyla kolumu buzdan denize indirmişim
Kız içimde bir sarmaşık kelimesiyle büyürken
Arada bir kanla uslayıp
Seni anıyorum
-ey eski sevdiklerim-
Sizi şaşırtıyorum. Sanatım
Fakat ben korkutuldum
*
Şatoya bağlanan tahta köprüde beynim
Ağırlaşmış dalmışım
Güneş doğmuş işte böyle. Taş ısınmış ısınmış
Nerdeyse belleğinden kan ürperten
Bir sipahi sureti
Aşka ne zaman veda
Demiş ki bu topraklar
Boyuna kiliselere taşıyorlar otobüslerle. Isınamıyorum.
VE baden Baden'de kaçtım
Başka bir kiliseye
gittim. Hafifçe.
Çok ve canlı renkli süslemelerden az ürpererek
Dost için yani dosto için
Dönerken
Kule yerine
Küreye yakın parlak başlıklarına dönüp baktım
Dosto Badende
Ve kumar da oynardı
Bir çocuğun. Hırsla. Bir taşı.
Atışı gibi. Dikine.
Kapa perdeyi kapa köprüyü
Ve şatonun ta kendisini
İnce bedenin mühürlenişini
Tüfek mahzenini
Sevginin tiklerini aort deliklerini
Duvarda asırlardır dinlenemeyen
Dört işkence resminin
Takip tutuklanma işkence
Ve tahta kurulan işkenceli etin
Bin dokuz yüz 77 yıl
Yenilen içilen kan ve etin
Yarı açılan mor pelerinin
Çizgi - kan
Çizgiler ve kanın
Başta yer yer kemiğe batan tacın
Dört resmin dört korkunç dakikanın
İri jestlerini anlıyorum
Makkiyi hayır
Sigridi tren getirdi
Tren götürdü
Yedi
*
Duruşu kımıldanışı
Mağrur tavırları olan
Çünkü o güzel kelimelerle ağırlanan
Göllerin beşiği toprak eğrisi
At yiyen ejderdi
Tılsım
Karıncanın kölesi
At köpeğin kuruyan ölüsünü
Minderi düzelt
Baklava kırıntılarını
Ana babanın kol gezdiği koruduğu pencere kıyılarını
Mutfak ve yüznumara korolarını
Yatak ameliyatlarını cinsiyet taslarını
An binlerce yıllık olan et kabartmalarını
Pervaz ve şimdi
Büyük taraçalarda doğuruyorlar
Kol bakımı bilek ve dizkapağı bakımı
Gebelik ve sancı limonlukları
Sıcağa karşı ay ışığı
Yelpaze atkı palan
Acılar yer delen sinir göğü tırmalayan
Kutlu sevinç giysileri yalayan
Ve yağmur suyunu
Havuza koyan ırgat olarak
Anlat insanda ölümsüz olmak yaprağının
Hangi ağacın kıvranışı olduğunu
Güzün hazırladığı insan yavrularını
Kışın insan yeteneklerini
Baharın insan olanaklarını
Anlat durmadan
Hurmayı anlat dala uzanan
Tüylü kalın dudağa anlat
Yaban elmayla eriği
Aşıyı
Elmanın gelinliğini geyiğin baskın güveyliğini
Atlı karıncayı
Lunaparkta bir hayvan olan
Atlı karınca bir hayvansa
'İsa ağladı'
Kuzeyde ses kalmadı
Alnımız buz dondu gece
Aksın. Gündüz karıştırılmasın
Ah sade bir gün yaşasak
Dal dal - Kitap bil
Lord kimin lordu hangi mabedin
Sinonimi
İkisi duman tütsü su rengi
Perde kıllı el korku
Bölüşmek kekelemek
Donup kal - Aklımı al
Durmaz bilmez yaşamakla
Senin yaşamın nereye kadar ne yana böyle benimki
Can kamaram
Yalnız göğsüm değil
Hayat var kaçıp bıraktığım zamanlarda da
Ölmek koşup varmak mıdır oralara
Soluğunu yatıştırarak
Perdeyi aralayıp girmeden çiçekli ovalara
Ah kıra gitmek böyle zor olmasa
Ellerimiz ısınan ocakta - Tabakta ziyafet tasında
Kızartılmış bir keklik
Paslı ve kükürt salyalı bir ağızla
Tatlılıkla ololki
Ölünü gebeliğini morarmışlığını
Etin devinme sanatını
Bilesin yuvarlak akasın akşam olunca
Yuvarlak akşam akşam
Serçenin girdiği dolap
Şehri –ey canım- uçtan hayvan kuşları olarak yukarıdan
Devgözüyle - bakışı görüyorsun
Süzül. Kanatlar arasından
Uzanan boynunla evleri ara ikizleri araştır
Ren'in çamurlu suyundan bir gümüş iplik bük
Sür yeryüzü hamuruna
Ki orda
Bir yılan renkli başını onarır
Kuyruğunu ağrı dağında yakala
Ekmek paketini çıkar kuşlar çağrılsın
Kirazın yuvarlağı gibi yanağın
Bir güçlü böceğin ki gibi alnın
Otalara yayılmış çıplaklığında bir uçuç böceği
Yanından dikine toprağa iniyor
Ekmeği göğsünden ufala kuşlar çağrıldı
Tutulmuş ve öyle güzelken
Korkarak. Ağaçların arasında dolanan cin
Sen misin -Ama içim Eyiçim
Kara başımı tutup kara başımı
Şu suyun insanını güttüğüm vakit
Göğsümü asya bir edayla gerdiğim vakit
Hem barışmak ne demek kendimle
'Sen yoksan mekan yok zaman belli değil' dediğim vakit
Sen ölçebilirsin ancak sesimdeki beygirimsiliği
Çün bu çamur
Şu yaşamı bulandıran su
Donyüzlü rahibe şu
Şu ev ki ev
Ve o karanlıkta cin
Ve ormandaki dev
Oysa melodim
Ne güzel. sözlerim ne tatlı
Kuşkusuz. Yanımda olaydın
Testiyi deler ırmağı temizlerdik
Avucumuzla buz gibi içer
Bileğimizden akan toprağa düşerdi
*
Ve şimdi
Anlat bana ey can tatlısı kız ki
Çünkü ben ödevliyim yinelemeye
Eskiçağ ozanlarının ağız toplantısını
Anlat bana gönüllerindeki bağ bozumunu
Hep şarkı sancıyan dizelerini
Kocamış dumanı ve is yüklü tavan direklerinin
Arasından destanlara sarkan yılanı
Kapıdaki baharı yaprak selini sarı kanaryayı
Ölümsüzlüğün karyığınını - granityığınını - suyığınını
Anlat durmadan
Oğlu teketek öldüren babanın
Oğula mızrağın ucuyla
Gürzün kılıcın kıyımıyla ad koyan babanın
Anlat bize içinde koşan atların
Hangi koşudan kaçtıklarını
Yani ilkel
Ya da kültürle deşilmiş olmanın
Anlat durmadan anlat oğulun
Gençliğin
Yarısı akan yarısı mezara konan kanın
Genç ve geniş bir yaradan
Hem babanın elinden mızrakla
Ve baltayla açılmış yara'dan
Şefkat ve müthiş bir dikkatle
Ve müthiş bir hayranlıkla
Şövalyelik adına açılmış yara'dan
/Huysuz kan sonuna dek akar düşünürüz/
Anlat ki ey can tatlısı kız
Babanın cesedi bir türlü toprağa atamadığını
Yine de kanın sonuna dek akmadığını
Anlat
Babanın can elmas'ıyla kesilen oğulu
Aydınlığa sun
Toprağa sözü olan kanın
Neden sonuna dek akmadığını
Karşılık verir
Can tatlısı kızlar korosu:
OĞUL MIZRAK KESKİN GENÇ
Oğul genç mızrak keskin
BABA DİNÇ YAŞLI MIZRAK AKILSIZ
Oğul baba
MIZRAK BABA
ÖLÜM baba
Ölüm Oğul Mızrak
Ölüm Baba Mızrak
OĞUL MIZRAK baba ÖLÜM
Kan ŞAŞIRDI KAN Şaşırdı
Genç cesedin
Ölüm gölünün başında
Diz çökmüş olan baba
Hınç ayırdı
Hayret ve üzgünlük şerbeti
Ve abes ayırdı
Çok yıl sonraki tanrıtanımaz savaşlara
Ve yenilip ve yenip dönerken ordu
Neyi algılarsa çiftleşip çoğalmaktan
Babanın yüreği ordu yüreği
/Zırhını kırdı/
Narası göğe vurdu
Daha gür bir ses duyuldu
Belki bir melek gülümsedi
Çünkü sıyrıldı gergefi dizinden
Belki ayağının dibine vuran sesten
Ey baba
Kılıcını toprağa gizle
Gizledi
Kendini kınamak için çıkardı gerektikçe
Yüzünü sarartıp karartmak için
Ve düşüncenin kavurması geldikçe
Çünkü bir serçenin diliyle gelmiyordu düşünce
Beyaz güvercinin
Bir ilkbahar gencinin güz güneşinin
Taşı heykelleştiren eğilimin
Su taşıyan kedi seven uykunun altına geçen döşeğin
Erkeği kadında koşturan geleneğin
Kızlıkta açan çiçeklerin
Sevişen fillerin
Uyuyan çocuk ellerin
Karaya vuran geminin
Yemeğe hazır eden annenin
... Yalvaran dilin diliyle
Gelmiyordu düşünce
Geliyordu düşünce
Ateş kuşunun gagasında
Çünkü soyluluğun ağırlaştı baba
Bir'din ordu oldun
Zamanın bir gerisine bir ilerisine
Son dünya savaşının eşiğine serildin
Çocuğu vururken çekilen işkencenin
Beşiğine
Baba Çocuk
Azap Sancak
Baba genişledi nalbandı bildi
Toprağın içinde oğulun ölümü
Arttıkça ve gezdikçe denizlerin dibini
Çünkü ölüm artık canlı oldu
Nasıl kuduran boğa canlıysa
Ve bir şeye koşarsa
Baba açığa çıkan kandan yedi
Gezdi yeryüzünü
Hayvan alım satım yerlerini
Anneyi annenin ayak diplerini
Karıncanın ölmez gelenekçiliğini
Hayvanları şartlayıp
Şatoları kefenleyip
Ahırları koyunları
Gördü baba gezdi baba
Oğulun taş benzerlerini
Nasıl ki oğulun ölümü
/Eli babanın derisinde/
bir gerisinde bir ilerisinde
arttıkça ve gezdikçe suların dibini
Baba devşirdi bir ana
Ki yüreğinin altında
Bir et kordonla tutan
Oğulu delmeyecek olan babayı
Tabiata çıkıyorum
Göğsüm bir müzikle
Vuruyor ritmini
Dinliyorum hüznünü sendeki güzelliğin
Başımda fırtına bir taç
Unutulmuş padişahlıklar
İpiri gözleriyle uyanıyor
Şu gündüzden kalan mesele
Bir hatip bir kuruntu
Rutubet ve ukalalıklarla dolu bir debdebe
Başını koyduğun yastık
Bir yılan sürünerek geçmiş gece
Hadi bir sonuç yaz bir teselli uzat
Göğüs ağrılarına çırpınışlara
Korkulara
Ve bir çıngırak gibi öten zamana
Kolye gibi taşıyorum boynumda
Varlığını onun
Bir ceylan tutuyor ağzında
Kuşlara takılıp gidiyor aklım
Hergün kaçıyorum
Yoksa gülüşün
Gelip siyasetten kozmatikten sözedişin
Bakıyorum aleve dönüşüyor bir çırpıda
Dost
Bu eli sıkı tut
Çarşıda evimizden uzakta
Bir pazu güreşi varsa kaybolmayalım
Geçecektir daha daha
Günler
Bilmeden kavramak nasıl
Zirvesine göz koyduğum dağlara bak
Koşup takıldığım çitlere bak
Göğsüm bir müzikle
Vuruyor ritmini
Dinliyorum hüznünü sendeki güzelliğin
Başımda fırtına bir taç
Unutulmuş padişahlıklar
İpiri gözleriyle uyanıyor
Şu gündüzden kalan mesele
Bir hatip bir kuruntu
Rutubet ve ukalalıklarla dolu bir debdebe
Başını koyduğun yastık
Bir yılan sürünerek geçmiş gece
Hadi bir sonuç yaz bir teselli uzat
Göğüs ağrılarına çırpınışlara
Korkulara
Ve bir çıngırak gibi öten zamana
Kolye gibi taşıyorum boynumda
Varlığını onun
Bir ceylan tutuyor ağzında
Kuşlara takılıp gidiyor aklım
Hergün kaçıyorum
Yoksa gülüşün
Gelip siyasetten kozmatikten sözedişin
Bakıyorum aleve dönüşüyor bir çırpıda
Dost
Bu eli sıkı tut
Çarşıda evimizden uzakta
Bir pazu güreşi varsa kaybolmayalım
Geçecektir daha daha
Günler
Bilmeden kavramak nasıl
Zirvesine göz koyduğum dağlara bak
Koşup takıldığım çitlere bak
Y
ve elbet
gözlerim sularımdan çekilince
ürkek bir ceylanla anlaşırım
yüzünün çok yakını olan bir limana
dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine
bahçeni tutan tavşanlara sığınırım
kanımdan geçilmiyor moraran ağzım
kovalanıyorum
ikinci zaman karanlığı iç çarşılar
ey şafak bir askerle anlaş
çünkü namluya sürüldün
işte burada bir ordu yürüyen karnımda
izim sürülüyor köpeklerin sürünerek yaklaştığı
anlaşılıyor
hatırlarımıza dokunulmamış
fakat el konmuş aşkı yaşatırken kuğuların
geleceğimizin serin suları ve göllerine
ey kadın kokla beni
hayatım yasaksınız
gelinmiyor akşam zaman kaplanı
kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde
hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde
kıvrılıp yeniden yakalanıyorum
cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım
hem şarklıyım ben
gövdem yara dolu
sevdiğim kolla beni
anlıyorum
fakat artık dayanılmaz sarmaşıklara
öpüşüyorlar
harbin bittiğini söyle ayrılsınlar
çünkü gece zamanın katranıdır
gelip geçecek gibi değil omurgamdaki didişme
çantamda sevişme askerleri
harbin bittiğini söyle
önce beni boğacaklar özgür ve sevecen olmak için
bir bıraksam
yakut bir kuşun içinde duran ellerimi
sevdiğim
önce kemir bu tel örgüleri gövdemden
geç derimin altındaki tehlikeleri
yürek kızgın bir kuma devrilmeden
yokla beni
anlıyorum kaçmaya zaman yok
şafak birden doğrulacak
gözlerim sularımdan çekilince
ürkek bir ceylanla anlaşırım
yüzünün çok yakını olan bir limana
dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine
bahçeni tutan tavşanlara sığınırım
kanımdan geçilmiyor moraran ağzım
kovalanıyorum
ikinci zaman karanlığı iç çarşılar
ey şafak bir askerle anlaş
çünkü namluya sürüldün
işte burada bir ordu yürüyen karnımda
izim sürülüyor köpeklerin sürünerek yaklaştığı
anlaşılıyor
hatırlarımıza dokunulmamış
fakat el konmuş aşkı yaşatırken kuğuların
geleceğimizin serin suları ve göllerine
ey kadın kokla beni
hayatım yasaksınız
gelinmiyor akşam zaman kaplanı
kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde
hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde
kıvrılıp yeniden yakalanıyorum
cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım
hem şarklıyım ben
gövdem yara dolu
sevdiğim kolla beni
anlıyorum
fakat artık dayanılmaz sarmaşıklara
öpüşüyorlar
harbin bittiğini söyle ayrılsınlar
çünkü gece zamanın katranıdır
gelip geçecek gibi değil omurgamdaki didişme
çantamda sevişme askerleri
harbin bittiğini söyle
önce beni boğacaklar özgür ve sevecen olmak için
bir bıraksam
yakut bir kuşun içinde duran ellerimi
sevdiğim
önce kemir bu tel örgüleri gövdemden
geç derimin altındaki tehlikeleri
yürek kızgın bir kuma devrilmeden
yokla beni
anlıyorum kaçmaya zaman yok
şafak birden doğrulacak
Toprağın yutkunmasıdır
Benden yere
Özümün yeryüzüne
Kaçmasıdır sevmem
Doğa sevmeni bekler
İster ki göveresin
Yari görünce çökesin
Kavi eğilsin boynun
Eğilirken diklenmeyi bilmelisin
Sen ine taşır yücelere
Ya gökyüzünde gördüğün çehre
Bulutların bir oyunu
Hilesi mi yıldızların
Hep severek
Ve yücelerek de
Ben'im bir yalnızlık haberiyle
İklimsizliğe doğru
Uçarak
Ufalmaktadır
Benden yere
Özümün yeryüzüne
Kaçmasıdır sevmem
Doğa sevmeni bekler
İster ki göveresin
Yari görünce çökesin
Kavi eğilsin boynun
Eğilirken diklenmeyi bilmelisin
Sen ine taşır yücelere
Ya gökyüzünde gördüğün çehre
Bulutların bir oyunu
Hilesi mi yıldızların
Hep severek
Ve yücelerek de
Ben'im bir yalnızlık haberiyle
İklimsizliğe doğru
Uçarak
Ufalmaktadır
Neden diye sormayın hemen. Onu ben kendi kendime de açıklayabilmiş değilim henüz.
Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı.
Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz.
Sıkıntı kollarını göğsümde kavuşturmuş. Soluk alırken, genişleyip daralan kaburgalarım, zamanın boşuna ve nedensiz geçtiğini biliyor.
Çoktandır yabancı bir cismin kalbime sürtünmekte olduğunu biliyorum.
Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.
Kederli olduğumda söylenemez zaten. Buna sebepte yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felâket geçirenlerim var.
Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok.
Hiç beklemiyordum, birden kadın bana çevirdi bakışını. Tanrım ne büyük bir merak içindeydi bu bakış. Durmadan sormaktaydı. Hayattan ne beklediğimi sormaktaydı...Günü birlik yaşama içinde elde edilebilen sayısız imkanlar kaçırmıştı.
Bu durumda ona bakmak zordu. Huzursuz kımıldayarak ondan kurtulmaya çalıştım. Fakat bakışımı tutmuştu, ondan ayrılamıyordum, tanışmıştık bir kere. Tekrar karşılaştığımız takrirde, sorularını, ikinci kez tekrarladığını bilerek, düşündü mü der gibi, başkalarının öğrenmelerine duyulan güvensizlikle, yine alay ederek tekrarliyacağını düşünüyordum. Fakat umulmadık bir anda başka, herhangi bir şeyle ilgilenmeye başladı... Birden sahipsiz kalmıştım. Bakışım, yere paralel durmak zorunda bulunan, fakat içindeki sertlik süratle yumuşayan bir bakır tel gibi eğiliyordu boyuna. Durumun saçmalığını kavrayıncaya kadar bir an bocaladım. Bu belki de devam edecekti ama, seni hissettim. Evet, bakıyordun, yanılmamıştım...Bunu hissetmemden ne kadar önce başlamıştım bilmiyorum ama, bakışlarımız karşılaşınca kaçtın, önüne döndün...ve dönmen için zamanın vardı. Fakat dönmemiştin. Omuzlarından bana dokunup kaldığını anladım.
Görüyordun, beni hissediyordun.
Ve o zaman başladı.
İste yine bir şey var.
Bakıyordum sana.
Şimdi birşeysin benim için...Varsın.
Fakat bocalıyordum.
Gizlice düşündüğüm, farkedilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben, hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde, sırtımdan korkakça, hiç bir teşebbüste bulunmadan birden bire atmak için yine hayal mi kuruyordum.
Dedim ya işte, bocalıyorum.
Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
Yaşamak s.168-174
Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı.
Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz.
Sıkıntı kollarını göğsümde kavuşturmuş. Soluk alırken, genişleyip daralan kaburgalarım, zamanın boşuna ve nedensiz geçtiğini biliyor.
Çoktandır yabancı bir cismin kalbime sürtünmekte olduğunu biliyorum.
Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.
Kederli olduğumda söylenemez zaten. Buna sebepte yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felâket geçirenlerim var.
Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok.
Hiç beklemiyordum, birden kadın bana çevirdi bakışını. Tanrım ne büyük bir merak içindeydi bu bakış. Durmadan sormaktaydı. Hayattan ne beklediğimi sormaktaydı...Günü birlik yaşama içinde elde edilebilen sayısız imkanlar kaçırmıştı.
Bu durumda ona bakmak zordu. Huzursuz kımıldayarak ondan kurtulmaya çalıştım. Fakat bakışımı tutmuştu, ondan ayrılamıyordum, tanışmıştık bir kere. Tekrar karşılaştığımız takrirde, sorularını, ikinci kez tekrarladığını bilerek, düşündü mü der gibi, başkalarının öğrenmelerine duyulan güvensizlikle, yine alay ederek tekrarliyacağını düşünüyordum. Fakat umulmadık bir anda başka, herhangi bir şeyle ilgilenmeye başladı... Birden sahipsiz kalmıştım. Bakışım, yere paralel durmak zorunda bulunan, fakat içindeki sertlik süratle yumuşayan bir bakır tel gibi eğiliyordu boyuna. Durumun saçmalığını kavrayıncaya kadar bir an bocaladım. Bu belki de devam edecekti ama, seni hissettim. Evet, bakıyordun, yanılmamıştım...Bunu hissetmemden ne kadar önce başlamıştım bilmiyorum ama, bakışlarımız karşılaşınca kaçtın, önüne döndün...ve dönmen için zamanın vardı. Fakat dönmemiştin. Omuzlarından bana dokunup kaldığını anladım.
Görüyordun, beni hissediyordun.
Ve o zaman başladı.
İste yine bir şey var.
Bakıyordum sana.
Şimdi birşeysin benim için...Varsın.
Fakat bocalıyordum.
Gizlice düşündüğüm, farkedilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben, hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde, sırtımdan korkakça, hiç bir teşebbüste bulunmadan birden bire atmak için yine hayal mi kuruyordum.
Dedim ya işte, bocalıyorum.
Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
Yaşamak s.168-174
nefesini yüzümde tutuyorum
gülüşünü aklımda
morarmış yüzlerini
ısıttım kaç gece_ ısıtıyorum
içimdesin-büyütüyorum seni
Seni yepyeni bir dünya yapıyorum kendime
Tam kralca yaşanacak
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın
ellerin yapayalnız biliyorum
gözlerin dalıyor yine
hep benim için olmalı
gülüşünü aklımda
morarmış yüzlerini
ısıttım kaç gece_ ısıtıyorum
içimdesin-büyütüyorum seni
Seni yepyeni bir dünya yapıyorum kendime
Tam kralca yaşanacak
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın
ellerin yapayalnız biliyorum
gözlerin dalıyor yine
hep benim için olmalı
I.
Bu insanlar dev midir
Yatak görmemiş gövde midir
Bir yara açar boyunlarında
Kolkola durup bağırdıklarında
-Ya kurbanın olam
Dağlar önüme durmuş
Ki dağlanam
Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala karşı yarin kapısında
1.
Yedi adam biri bir gün
bir kan gördü
gereğini belledi
yari alsa koynuna
Ayırmaz kanı yanından
Beyaz haberlerim var kardeşlerim
-Bir güzel ince gelin
Kabartır göğsünü toz duman içinde
gelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerde
İçerlerden bir taşlı tarladan
Kaynayan nehrin gözünde
unutmuş gelin alınlığını
Avuçları sıcacık yumulu beline dayalı
Kalın bilekli badem topuklu
Seyirtir o ince gelin
grevli'ler şifalar götürmek için
Beyaz haberlerim var kardeşlerim
-Gölgesiz meydanlara
aklı yağmalayanlara arasından
yayılırsa karanlık fısıltılar
Ya da güzel dışlı yapa çiçekleri
Muhtemel bir genç kızın
Başına atılırsa
Yedi adamdan biri
Bir gün bir kan göreni
Kabukları soyulmuş
Taze devrilmiş bir ağaç gibi
Çeker çıkarır kendi kadınlardan
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak çıkarır kendi kadınlarından
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak yalın ve güzel adaleli
O er alarak
Seğirtir danseder gibi
-Önce sağlam olmalı arkam
O ince gelin
Belirir hemen ardında erin
1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi
Gidiyor dansöz gibi
Yere ve göğe açık avucunda o kan
O işlem onda güvercin ve sevap
Onlarda en ağrımalı yara
Ve yollanıyor o güvercin onlara
Güvercin değişiyor gittikçe ondan
Güvercin değişiyor vardıkça onlara
+ ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek+
Yedi adam artık bir kan göreni
Varıyor dengede
Kuğu gibi sarkıyor onlara
akıyor onlara
şiirler söylüyor ve mısralarında
işlek çelik kümeleri
ve kalkıyor her bir ulaşmasında
iki yanında sülüs ve yay gibi
bir vuruşta öldüren elleri
-Karanfil serpercesine
Bir kez daha vurdum ya Allah diye açtığım yaralara
-Güzelin düşmanı güzel olur
Güzelin yari güzel olur
O varıyor tüm meydanlara
Kanı okşayarak ve kabartarak
Kanı okşa ve kabart
Ve sonra sabah kahvaltısında
İçinden geçirmekle varsın sofrana
Çocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerin
Tanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığı
Gürbüz bir yumurta
II.
Yedi adam biri bir gün
bir aşk bir gün
gereğini belledi
ölüm girse koynuna
Ayırmaz aşkı yanından
Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim
Daha ne kadar saklanabilirdik seninle:
Yaylalardan nasıl geçtik
Çobanlara yetişemedik ama uzaktan
zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan
Ne bilge sözler dinledik
Sığındığımız
Ve içinde saçlarımız göle girmiş ıslanan
O dev O kabul eden O sizin veren mağaralar
Yine açık yine buyur’lu
Çekildi üstümüzden. -Çalıların
Bilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilere
Güneşi tez gördük dağlarda
Ormanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıyla
İlk iş gövdemizin acıktığını anlamak oldu
Gittik kokladık ekmeğimizi tarlalarda
O gün gezdim seni ellerimle
Bu insanlar dev midir
Yatak görmemiş gövde midir
Bir yara açar boyunlarında
Kolkola durup bağırdıklarında
-Ya kurbanın olam
Dağlar önüme durmuş
Ki dağlanam
Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala karşı yarin kapısında
1.
Yedi adam biri bir gün
bir kan gördü
gereğini belledi
yari alsa koynuna
Ayırmaz kanı yanından
Beyaz haberlerim var kardeşlerim
-Bir güzel ince gelin
Kabartır göğsünü toz duman içinde
gelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerde
İçerlerden bir taşlı tarladan
Kaynayan nehrin gözünde
unutmuş gelin alınlığını
Avuçları sıcacık yumulu beline dayalı
Kalın bilekli badem topuklu
Seyirtir o ince gelin
grevli'ler şifalar götürmek için
Beyaz haberlerim var kardeşlerim
-Gölgesiz meydanlara
aklı yağmalayanlara arasından
yayılırsa karanlık fısıltılar
Ya da güzel dışlı yapa çiçekleri
Muhtemel bir genç kızın
Başına atılırsa
Yedi adamdan biri
Bir gün bir kan göreni
Kabukları soyulmuş
Taze devrilmiş bir ağaç gibi
Çeker çıkarır kendi kadınlardan
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak çıkarır kendi kadınlarından
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak yalın ve güzel adaleli
O er alarak
Seğirtir danseder gibi
-Önce sağlam olmalı arkam
O ince gelin
Belirir hemen ardında erin
1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi
Gidiyor dansöz gibi
Yere ve göğe açık avucunda o kan
O işlem onda güvercin ve sevap
Onlarda en ağrımalı yara
Ve yollanıyor o güvercin onlara
Güvercin değişiyor gittikçe ondan
Güvercin değişiyor vardıkça onlara
+ ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek+
Yedi adam artık bir kan göreni
Varıyor dengede
Kuğu gibi sarkıyor onlara
akıyor onlara
şiirler söylüyor ve mısralarında
işlek çelik kümeleri
ve kalkıyor her bir ulaşmasında
iki yanında sülüs ve yay gibi
bir vuruşta öldüren elleri
-Karanfil serpercesine
Bir kez daha vurdum ya Allah diye açtığım yaralara
-Güzelin düşmanı güzel olur
Güzelin yari güzel olur
O varıyor tüm meydanlara
Kanı okşayarak ve kabartarak
Kanı okşa ve kabart
Ve sonra sabah kahvaltısında
İçinden geçirmekle varsın sofrana
Çocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerin
Tanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığı
Gürbüz bir yumurta
II.
Yedi adam biri bir gün
bir aşk bir gün
gereğini belledi
ölüm girse koynuna
Ayırmaz aşkı yanından
Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim
Daha ne kadar saklanabilirdik seninle:
Yaylalardan nasıl geçtik
Çobanlara yetişemedik ama uzaktan
zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan
Ne bilge sözler dinledik
Sığındığımız
Ve içinde saçlarımız göle girmiş ıslanan
O dev O kabul eden O sizin veren mağaralar
Yine açık yine buyur’lu
Çekildi üstümüzden. -Çalıların
Bilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilere
Güneşi tez gördük dağlarda
Ormanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıyla
İlk iş gövdemizin acıktığını anlamak oldu
Gittik kokladık ekmeğimizi tarlalarda
O gün gezdim seni ellerimle
Orda şehitler Afgan
Derler ki gel iman armağanıyla boyan
Kan sancağı
Cennet sedirlerinin basamağı
Yanlarında savaş atlarının cezbesi
Her biri islâm ocaklarının gözbebeği
Fidan gibi
Demir yapılı çocuklar şehit fideliği
Serinliği koşuyor nehirlerinin cennet
Bildikleri yalnız emret! emret!
Bir dalga ki
okyanus yavrusu
bir dalga
bedir'den besli
mübarek kalblerinde
fatma ve meral isimleri
bir uçlarından yaktılar mı
kağıt gibi tanklar
elbet şehitler
kırmızı ışıklar çelik ışıklar
bu renkler bu renkler
kaslar kayalara çalınmış gibi
dil uçlarında ünlü ruhlar
analar dualar dualar
bir gül açtı şöyle bir gül açtı: besmele
baskın emri rehber'in emrinde
bu kalkış gece akınına
yatsı geliyor aralarına
menekşe soluklarıyla
önlerinde diz kırıyor gece
yıldızlar üstlerinde
bakışlar kırpışırlar dikkat içinde
+ bir omuzun delinmiş
heryana hâlâ dağlar düşüyor
gözkapakların gittikçe ağır
damarlarında sanki bir fil kalabalığı
yaran sıcak ve buğulu ateşleriyle
alıyor gövdeni içine
başında bir mücahit dost nöbette
sanki dünya sanki kainat tehlikede
orda şehitler Afgan
aşk adı cennet sedirlerinin basamağı
Derler ki gel iman armağanıyla boyan
Kan sancağı
Cennet sedirlerinin basamağı
Yanlarında savaş atlarının cezbesi
Her biri islâm ocaklarının gözbebeği
Fidan gibi
Demir yapılı çocuklar şehit fideliği
Serinliği koşuyor nehirlerinin cennet
Bildikleri yalnız emret! emret!
Bir dalga ki
okyanus yavrusu
bir dalga
bedir'den besli
mübarek kalblerinde
fatma ve meral isimleri
bir uçlarından yaktılar mı
kağıt gibi tanklar
elbet şehitler
kırmızı ışıklar çelik ışıklar
bu renkler bu renkler
kaslar kayalara çalınmış gibi
dil uçlarında ünlü ruhlar
analar dualar dualar
bir gül açtı şöyle bir gül açtı: besmele
baskın emri rehber'in emrinde
bu kalkış gece akınına
yatsı geliyor aralarına
menekşe soluklarıyla
önlerinde diz kırıyor gece
yıldızlar üstlerinde
bakışlar kırpışırlar dikkat içinde
+ bir omuzun delinmiş
heryana hâlâ dağlar düşüyor
gözkapakların gittikçe ağır
damarlarında sanki bir fil kalabalığı
yaran sıcak ve buğulu ateşleriyle
alıyor gövdeni içine
başında bir mücahit dost nöbette
sanki dünya sanki kainat tehlikede
orda şehitler Afgan
aşk adı cennet sedirlerinin basamağı
İlk teksif harbin kazdığı çukurlara
Adım başında ğöğsü parçalanmış gözleri hâlâ canlı bir ceset
Enerji geliyor elektrik kaynıyor sulardan
Toprak insan
Karmaşık soru bir çabuk cevap
Kimbilir nasıl çikilotalarını yarıda bırakacaklar
İki ucundan da elleri ısırmış
Bütün kan rezervleri boşalmış damarlar
Yalnız kalmış
Şimdi koşacak meydanları kim
Asırlardır söylenen bir isyan susacak nasıl
Kendini ara bul getir şiddetle kucaklaşalım
Dudağımın altına koy adını
Uluslararası çınlayalım çölden ormandan
Uçurum başlarından kumsallardan
Adımıza hazırlanmış bir mesaj olmalı
Ağzını aç ağzını kapa
Gözünü aç
Toprağa bak
Bir de insana
Hayat enerjilerinin sokağımızda koştuğu bir mahalledeyiz
Evimizden el etek çekilmiş
Durmuş insan çok akıllanmışsa eşya
Deniz bu sancıyla kabuk bağlayacak çalkalanaraktan
Halkın yaşamak marşını dinle
Kafiyeleri dünyanın o son ilerleme kitabı
Alınlarında ise saçlarına yakın bir iz
Cemaatın ayakları biçiminde
Ondört asır önce gergeflenmiş
Halılar kilimler renginde hasır mühürler
Nasıl kullanırlar yüzlerinin ince liflerini böcekler
Sanki bunlar
Toprağın başında duran insanlar
Binlerce ayıyı birarada görmüşler
Dehşet an meselesi
Tuzağa ramak kalmış
Ahret kıl payı
Şimdi yüzlerin ince lifleri kımıldıyor
İşte bir memnunluk tümseği
Sonra bunun süreği ve zaman geldi
Korkulu bir mutluluk tırmanıyor
İklimleri
Adım başında ğöğsü parçalanmış gözleri hâlâ canlı bir ceset
Enerji geliyor elektrik kaynıyor sulardan
Toprak insan
Karmaşık soru bir çabuk cevap
Kimbilir nasıl çikilotalarını yarıda bırakacaklar
İki ucundan da elleri ısırmış
Bütün kan rezervleri boşalmış damarlar
Yalnız kalmış
Şimdi koşacak meydanları kim
Asırlardır söylenen bir isyan susacak nasıl
Kendini ara bul getir şiddetle kucaklaşalım
Dudağımın altına koy adını
Uluslararası çınlayalım çölden ormandan
Uçurum başlarından kumsallardan
Adımıza hazırlanmış bir mesaj olmalı
Ağzını aç ağzını kapa
Gözünü aç
Toprağa bak
Bir de insana
Hayat enerjilerinin sokağımızda koştuğu bir mahalledeyiz
Evimizden el etek çekilmiş
Durmuş insan çok akıllanmışsa eşya
Deniz bu sancıyla kabuk bağlayacak çalkalanaraktan
Halkın yaşamak marşını dinle
Kafiyeleri dünyanın o son ilerleme kitabı
Alınlarında ise saçlarına yakın bir iz
Cemaatın ayakları biçiminde
Ondört asır önce gergeflenmiş
Halılar kilimler renginde hasır mühürler
Nasıl kullanırlar yüzlerinin ince liflerini böcekler
Sanki bunlar
Toprağın başında duran insanlar
Binlerce ayıyı birarada görmüşler
Dehşet an meselesi
Tuzağa ramak kalmış
Ahret kıl payı
Şimdi yüzlerin ince lifleri kımıldıyor
İşte bir memnunluk tümseği
Sonra bunun süreği ve zaman geldi
Korkulu bir mutluluk tırmanıyor
İklimleri
Z
Yaşamak bir sokak lambası gibi
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Tek bir damla tek bir ses gibi
Aklıma düşüyor
Artık delirir koşar şimşeklerim
Yaşamak bu nadir ve gevşek
Hayır bugün hiçbir kimseyi alkışlamıyorum
Ve onların dikilip içi yumurta çürüğü kokan
Kristal fanuslarına baka durdukları gibi bakıp durmuyorum
Ve bazı bey alıkların dediği gibi
Sadece yürek arılığını arı bulmuyorum
Düşünün
Tohumlar ekilir
Yağmurlar başlar
O zaman filizler bir karış boyu yükselmiştir
Köylü davarlarını alır götürür sürer üstüne
Başak dediğimiz rahmet ondan sonra fışkırır
Esas ondan sonra gövdelenir
Görmezik/ gördürürler
Davarın yedim doydum sandığı
Bir dalgınlık
çünkü benden bir kahramanlık kalacak
çünkü besmeleyle başlandı
çünkü desturla tuttuk ne tuttuksa
çünkü imanla çok şeylere çağrıldık gözümüz
dağlarda kaldı eşya geride kaldı
dünya arkada bırakıldı
bir diş gibi ayrıldık çenemizden
dil çağı kapandı göz bağı koptu
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci değil
çünkü bütün o zamanlar toptan kullanılmış oldu
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi izin verildi besmeleyle başlandı
sevgilinin elinden dertler hoş
beline/ çamur çamur olarak
tekme tekme olarak
on gündür ve kırk gündür daha
aç acına ayakta
durmak
elli gün ayakta durmak olarak kaydedildi
sevilinin elinden bağış ve kefaret olarak
bilindi
kabul edildi
razı olundu
ağlanmadı
peki ekmek istenmedi mi istendi
Sadece bir parça ekmek istendi tapınmaya bedensel güç olarak
Yalvarılmadı HİÇKİM
SE
YE
ağlanmadı
razı olundu kabul edildi öpüp başa kondu
ve çünkü tövbe edildi
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci devrildi
bir isyan kazanı devrilmedi
itiraz isyan akmadı
bir tövbe sancağı açıldı
çünkü bütün zamanlar toptan kullanıldı
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi tövbe edildi
ağıt güzel vakitlerindendir
estağfirullaaaaah ve işte böyle uzatarak
kalbim aç
etim yanık
Dünya diz çöktüğüm yer kadardır dizimin yanında bir diz
dizimin yanında bir diz sağdan biri iki üç
dört beş altı yedi soldan bir iki üç
dört beş altı yedi
bir sana bir sana bir sana... avucunu aç avucunu kapa
dilini tut aklını kravatın gibi çöz at
şimdi bir damla gözyaşı bir iri yahut
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Tek bir damla tek bir ses gibi
Aklıma düşüyor
Artık delirir koşar şimşeklerim
Yaşamak bu nadir ve gevşek
Hayır bugün hiçbir kimseyi alkışlamıyorum
Ve onların dikilip içi yumurta çürüğü kokan
Kristal fanuslarına baka durdukları gibi bakıp durmuyorum
Ve bazı bey alıkların dediği gibi
Sadece yürek arılığını arı bulmuyorum
Düşünün
Tohumlar ekilir
Yağmurlar başlar
O zaman filizler bir karış boyu yükselmiştir
Köylü davarlarını alır götürür sürer üstüne
Başak dediğimiz rahmet ondan sonra fışkırır
Esas ondan sonra gövdelenir
Görmezik/ gördürürler
Davarın yedim doydum sandığı
Bir dalgınlık
çünkü benden bir kahramanlık kalacak
çünkü besmeleyle başlandı
çünkü desturla tuttuk ne tuttuksa
çünkü imanla çok şeylere çağrıldık gözümüz
dağlarda kaldı eşya geride kaldı
dünya arkada bırakıldı
bir diş gibi ayrıldık çenemizden
dil çağı kapandı göz bağı koptu
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci değil
çünkü bütün o zamanlar toptan kullanılmış oldu
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi izin verildi besmeleyle başlandı
sevgilinin elinden dertler hoş
beline/ çamur çamur olarak
tekme tekme olarak
on gündür ve kırk gündür daha
aç acına ayakta
durmak
elli gün ayakta durmak olarak kaydedildi
sevilinin elinden bağış ve kefaret olarak
bilindi
kabul edildi
razı olundu
ağlanmadı
peki ekmek istenmedi mi istendi
Sadece bir parça ekmek istendi tapınmaya bedensel güç olarak
Yalvarılmadı HİÇKİM
SE
YE
ağlanmadı
razı olundu kabul edildi öpüp başa kondu
ve çünkü tövbe edildi
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci devrildi
bir isyan kazanı devrilmedi
itiraz isyan akmadı
bir tövbe sancağı açıldı
çünkü bütün zamanlar toptan kullanıldı
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi tövbe edildi
ağıt güzel vakitlerindendir
estağfirullaaaaah ve işte böyle uzatarak
kalbim aç
etim yanık
Dünya diz çöktüğüm yer kadardır dizimin yanında bir diz
dizimin yanında bir diz sağdan biri iki üç
dört beş altı yedi soldan bir iki üç
dört beş altı yedi
bir sana bir sana bir sana... avucunu aç avucunu kapa
dilini tut aklını kravatın gibi çöz at
şimdi bir damla gözyaşı bir iri yahut
Şarkı ve oyma dudak
Sağlam gözleri
Ve yandan bakılınca
Uzun yüzünde kabartma bir deniz
Bütün kuşlarla gidilir yanına
Sıhhat'i bir hava seçilir dolaptan
Bakılır en arkaya durmuş evin
Acısız aynasına
Bu yaşamak sezonu çok memnun
Yay gerip ok atan
Sağlam gözleri
Ve yandan bakılınca
Uzun yüzünde kabartma bir deniz
Bütün kuşlarla gidilir yanına
Sıhhat'i bir hava seçilir dolaptan
Bakılır en arkaya durmuş evin
Acısız aynasına
Bu yaşamak sezonu çok memnun
Yay gerip ok atan
O güzeli bana verseler
Tombul kuzuların aşkına
Yaylalara atlas kilim serseler
Tombul kuzuların aşkına
Yayılsın topraklar, aşıklar gezecek
Feryat, taşları sızlatıp inletecek
Başa gülü sümbül örseler
Tombul kuzuların aşkına
Ayrı kaldım ağlar inlerim
Dağ kavi, iklim sarp, çarıklar delerim.
Bağrım yosun tuttu bir görseler
Tombul kuzuların aşkına
Kaval derler, dertli yoldaştır
Bende iki, onda dokuz göz vardır
Nice sersefil olduk bir bilseler
Tombul kuzuların aşkına
Geçiyor bulut geçen ömürdür
Gece mi, saç mı, hayır kömürdür
Zarif çoban oldu görseler
Tombul kuzuların aşkına
Tombul kuzuların aşkına
Yaylalara atlas kilim serseler
Tombul kuzuların aşkına
Yayılsın topraklar, aşıklar gezecek
Feryat, taşları sızlatıp inletecek
Başa gülü sümbül örseler
Tombul kuzuların aşkına
Ayrı kaldım ağlar inlerim
Dağ kavi, iklim sarp, çarıklar delerim.
Bağrım yosun tuttu bir görseler
Tombul kuzuların aşkına
Kaval derler, dertli yoldaştır
Bende iki, onda dokuz göz vardır
Nice sersefil olduk bir bilseler
Tombul kuzuların aşkına
Geçiyor bulut geçen ömürdür
Gece mi, saç mı, hayır kömürdür
Zarif çoban oldu görseler
Tombul kuzuların aşkına
İşte size söylüyorum
Toprağın yorulacağını
Fıratın ordusuyla kah cenge vardığını (kâh uykuya
varmıştır)
Zeynebin fakir göğsü cılız bacağı
Fırat cenge vardıkca kabarmış
Uykuya vardıkça kırılmıştır
- Zeynep çık kuyudan
- Ben çıkmam kuyudan
1
Kent kurmaya bir seher vakti
Dualar ederek seyirtiyor
Siyah yanaklı etleri barbar kabartılılar
Geliyorlar bulmaya insanları
Kan damarlarını bağlamaya kırnaplarla
Çün içlerini basıyor halklar
Yağma var içlerini basıyor halklar
Öykü böyle başlasın işte söylüyorum
Önce yeryüzünde yoktunuz - bir kadın ki
Rahminde boğmadı size annenizdir
Buluşunuz değildir anne - doğuranınızdır
(Anne boğmaz doğurur)
Nasıl ki doğdunuz ve buldunuz annenizdir..
... Ve nasıl geçti çocuğan süreleri
Erkeklik ve kadınlık gürlemeleri
Bir av gibi
Göğü mutlu bir nefes yapıp söyleyip
Muhabbetle ölürken
Yepyeni bir anne gerekli
En çalkantılı yönleriyle dünüm
Mağara hummasına tutulmuş
Gerçek mavi ırmağını
Durmayın düşünün
- Düşünün
Dağların sivri döşlü bir ceylan
Ormanın ve kara bahtlardan korkan
(Vuruken korkulsun vurulanın bahtından)
Bağırana öfkeli yürekler
Şehre yürüme devleri toplayan
(Dağlara gitmeli ağaçlara mağaralara ne zaman)
Düşünün yaylaları ağız'ları dürüst çiçekleri
Kırları hünerli hayvanları
insanı hür yatırıp hür kaldıran buğday hakikatını
- Düşünün zekanın doluluğunu - bir emanet olduğunu
- Kullanın çocukluğunuzu
Bombalığını
Cepane damlarını
Diri bedenlerdeki kadınlığı
Erkekliğin altın çağını
Ki ölüm bir doku konuğu
Gibi durmadan geldikce ve göründükce
2
Dağda genç kadın
Güneşe gömleğini açtı
İncecik tüylü kabarcıklı tenini
Kalın bir dudak gezindi ve güneş
Kentte genç erkek
Geceye gömleğini açtı
İnce zehirli morarmış etini
Kalın bir akrep gezindi ve loşluk
Dağda Zeynep kadın
Kuluncunda çıkan kızıl çıban gibi benzeri
Doğurdu bir çocuk
Köylüler ırmağı sıvazlar
Dururlar ay - buğday korosunda
- Ay karınca ad konmaz oğlana
Mehmet kente çağrılıp
Afsunlanıp burgaçla kurcalandıkca
Yüreğinde morarmış kan vurdukca
Köy kararı ad konmaz oğlana
Heyda heyda heheyda
Yaşamaklı başın nar gibi
Koy belini toprağa belin çatlasın
Sok gövdeni toprağa toprak çatlasın
Zeynep kadın genç kadın
Başı bir başka yönde
Durur kendi dilinde
- Mehmedim kekliğim
Katbekat giysilerimdir üstümde
Bir gün yağ kokarım bir gün bal
Daya Mehmedim daya dertbükülen bileğini dizime
ev çeviren dizime
yıldız güden dizime
Değildir hecin yüzüne yüzüme
Anla yüreğim bir çarpıntı bellemiş
Anla ne demeye bellemiş
Yorgun sığırlar
Geceyi oldurup
Çekip getiren koyunlar
Evi çevirsin korkuları çoğaltsın
Sofraya karşı bir beygir sureti vursun da
Çocuklar sofrada bir çıra gibi yansın da
Anla şu dağla bu dağın yanında
Anla hayatta
Bir gelip gelmemene yaslanmış
Karnım bir dik bayırın
Bir dibinde bir doruğunda
- Bu oğlan senden olan oğlan
Öteki oğlan senden olan oğlan
Şu kız kendi kendine doğdu babasız
Bir kez gel çocuk gözle sen
Bu gece çocuk düzenleme gecesi
Çocuklarla sofrada yanıp tutuşma gecesi
Yemeği dökeni somunu hırsla kapanı
Kardeşinin gözüne parmak atanı bağışlama gecesi
Susunca Zeynep
Dağdan kentten köyden kasabadan
Bir ışık bir sıcak bir karanlık
Bir çocuk yalvarışı bel burkulması
Bir erkek çaprazı adele kıvranışı
Bir zehir düşünce içine çabalasın
Cesur cesur eşyaya dökülürken kadınlık
Köpek evin damına süründükçe
İçeriye bir tüy ısısı uyku kaçıran sıcaklığı
Saldıkça ve Zeynep karnını avuçladıkça
Ve karnı değişip değişip
Bazen bir azık çıkını
Bir tiken çukuru
Bir bal kutusu titreşimleri saldıkça
Çocuk delirmiş gibi fırlar ananın sıcağından
Deşe deşe koşmak için dağdan kentin yollarına
Çocuk Kısık kaya dibinde çarpılır
Köpek çocukla haber salar köpek ırkına
- Durdurun gece hücumlarını
Artık aşk insan kalbine sığmıyor
Kentliler akrebi savuşturdular
Bağırıyorlar güneş - ışık korosunda
- Çocuk Mehmedin dinine bağlansın
Ay gördükçe öfkesi ağalansın
Aşka değdikçe gövdesi
Nar çiçeği gibi patlasın
Şerha şerha yarılsın
Kurtlarla ağız ağıza verip ağlasın
Sabahın çiğini tandır ateşinde dağlasın
Köye gelin geldikçe toprak duvarları baltalasın
Heheyda
Cazgır ve enli bedenler
Harman yerinde kütürdiye dursun
Kıvrılmış ürkek ve atılgan
Dağ gibi güneşe dursun
Terleyen ve soluyan bedenler arasında
(Damlarda seyre durmuş birbirine sokulan
Birbirine dirsek vuran köy kızlarına ait)
salkım salkım memeler
Dügündür sanıyorsun ey güvey
Bir gelin bulundu sana işaret edilenlerden oldun
Bugün bir cennet hüneri kazandın
Anan bacın kurban sana
Toprak damlardan bir kız aldın
Ona selalarla git
Onu besmeleyle değiştir
Düğün
ve işaret
Bir baş çemberiyle atılınca
kovalar birbirini genç kızlar
Her gece karınlarına bir düğüm çalan
ihtiyar kızlar kocamış oğlanlar
Ay koşar mızrak koşar
Söyleşir devrilir birbiri ardına
Er - kız korosu
- Er meydanından damdaki giysilerin içine
Er kazanlarından hız kazanlarına
İtişen bir şey oluyor
Künde ve dönüyor toprak evler
Durmadan çevriliyor damlar
Birbiri üstünden ve içinden geçiyor
Kız kadın ve çocuk yüzleri
İkinci üçüncü ve beşinci künde
Yani aynı anda sanki
Beş künde birden
Ki Zeynep
- Kız çocuk Zeynebin kaderinde kaynasın
Ve kentten köye yalvarış
- Biz bir insan yaylımı
Bir beşik hatası ekmek pazarlığı
Bir tarih kurbanı bir bilim yanılması
Köye inen aç kurtların
Tenekelerle ürkütülen çakalların akranı
Çöplerle delinen
Ceninlirinden bizler onarıldık
- Kentte kaykılan köy bebeleri
Büyüyüp de kenti bıçkın
Bir yürek ve lapa beyinlerle
Tüneklerde gece diplerinde
El yüz yıkanan park çeşmelerinde
Sabunsuz kör bıçakla sakal kazırlar
Bütün bir ekmekle koca bir gün savarlar
Köyden çıkınca kentte anlamsızdırlar
- Konuşup türkü söyleyip
Pilli radyo peyda etmeleri
Uzayıp rursun apartman kapılarına
Gazete tokmaklarına
Geceyi nakışlı yorganlarıyla
Sabaha aktaran köy bebeleri
Ey kalın ve kocamış bebeler
Başlarında boncuklu takkeler
Pazularında topraktan bekçilerle:
- Kız çocuk
Durmasın ağlasın
Bırak ağlasında durulsun
Zeynep kadın ey kadın
Yolun ayrı yolun ırak
Bir memendez bir yılan başı
Birinde bir güvercin yavrusu
- Nasıl ki duyulur yamacı
Suyun şırıltısı
Kız çocuk kapanır bakraçlarla toprağa
(Birin ikincisi
sal merhamet bulutlarını- kurut içimizdeki
öfke mayalanmalarını)
Görenler durdular kadınlık korosunda
- Zeynebin başı su çiçeği gibi döner
Ay çiçeği gibi döner
3
Zeynep kadın dereden yükselen
Haber dolu bir söğüt ağacını
Dallı güllü basmalarıyla karşıladı
yol başında. Tarlaların ve otların
arasında. Yel vurdukca söğüdün
dalına ve yaprağına
Ve Zeynebin karnında bir tabak açılıp kapandıkca
Ve köy isli bebeleriyle tepelerin
ardından koptukça
ve çeşmelerden derelerden su yerine
bebeler ve köpekler aktıkca
Zeynep iki elini bastırır kalçalarına
- Ruhumuzun kirlenmesi dolmadı mı
Gövdemizin kıvranması doymadı mı
Bir hınzır uyku bir şeklaban uyanıklık
Bir batında gecenin gündüzün kavranması
Bu nedir böyle gün mü günsüzlük mü
Hangisine kapıldık nerelere atıldık
-İşleyen demiri ve el tırpanlarını
Onlar ne etti nasıl hamle etti
Ruhum Kollarım Günahım sevabım
Ölçülerek tartılacağım
- Gecelerimi ağırlıyamaz oldum
Yürüyorum
Benimle adım atan bir şey var
Ben fakir gövdeli yumuşak etli bir Zeynebim
Bir köpeğin kanı yürüyor
Benim kanım yürüyor
Dişi köpeğin karnı bir anbar
Benim karnım bir anbar
Belim bedenimi besliyor arkadan destekliyor
İşte iz bıraka bıraka yürüyorum toprağı
Dağları bayırları
Bir köpek miyim ki benimle
Soluk alan bir şey var
Hep köpeğimiz var yanımda
Çocuklarla oynaşır durur
Ey Mehmet nerdesin
Bu köpek senin yerinde
- Yoksa bu köpek ben miyim
Bu köpek mi benim yerimde
- Ruhum kirlenmeden soluyun beni
Dinleyin içimle bir soluk verdiğimi
Duyarsanız ben olurum
Köpek kendi olur
Bana göre değil köpeğin aşkı
- Bizi ışığıyla vuracak şimşek nerede
Beni ben olarak ve köpeği kendi olarak
Uyuyan ama dik duran heykele ne olacak kim sarsacak
(- Uyuyan heykele ne oldu kim sarstı)
/ yer oynamış gibi kim sarstı /
Kılıç çekiyorsunuz ve uzuyor
Büyüyor ruhun görgüleri
- Sırtınızı köleniz sıvazladı
Siyah ve beyaz bilgileri sonsuz olan
Bir dağı bir dağdan ayıran
Yani bilen granit yataklarını
Ruhun içinden dünyaya doğru keşfe yönelen
Namaz vakitlerini aya ve boşluklara göre derleyen
Kölenize buyurdunuz bizi
Eğildik eteğini öptük
tırnağını ve avuç içlerini öptük
Efendim büyük efendim
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz
4
- Toprağı hazırlayınız çocuklarınıza
Ve çocuklarınızı ayar ediniz toprağa
Evi dik
Karnı tok
Kanı sağlam tutup
Göze savrulan toprağa
- Kadını hazırlayınız çocuklarınıza
Erkeği hazır ediniz onlara
Öyleki kadın
Günü saati dolunca doğurunca
Bin yılı birden doğursun
Sancısı bel ağrısı teri ve kanı
Zorlanan alnı şişen şakağı kadının
- Çocuğun yüceliğiyle avunsun
Gün gelecek
Mızrağın ucunda yeşil renk bir tülbent
Çemberli mermerin dibinde
Balık yiyen balık üreten iki tülbent eri
Balıklar ki harflerdirler
Ağrıyan başları sürtünüp kızışan derileriyle
Kızgın ve diklenen
Ürperen ve aklım geçiren güçleriyle
Yollara devlet resmi çiziliyor
Hayret ve varolma tıkandı
Hayret ve haya tıkandı
Hayret ve hayret ve hayret
İlk kez geriye dönmek gerekiyor
Dağları yokladınız mı dilsiz duranları
Bir de kulak kesilince
Dağ konuşur - Hayır konuşmaz mı
Sonsuza dek kalmaz Fırat bu mağarada
Tanrı elbet kanatlı halketmiştir toprağı da
Taşın kendisine mahsus bir sesi vardır
Nasıl ki kardeşim
Yelelerinden zor çekilen bir at gibi
Gözü en ilerde
Onurlu burnu kaya ve kılıcın çıkardığı kıvılcımlarla çevrili
Gövdesinde en ince sanat gelinleri
meseleli
endişeli
Koştukça hızlanan hızlandıkça hızlanan
En eski uygarlıklarda hak arayan
Gövdenin labirentlerinde
Cam gibi birden donan
Bütün bir gövde bir hayret
Bir şaşkınlık bir taaccüp gibi donan
Gelinleri ışığa uzayan bir at gibi
Aşk bir at gibi
Fetih bir at gibi
Minyatür bir taç gibi
Çağın ve içimizde balyoz gürültüleri
Toprağın yorulacağını
Fıratın ordusuyla kah cenge vardığını (kâh uykuya
varmıştır)
Zeynebin fakir göğsü cılız bacağı
Fırat cenge vardıkca kabarmış
Uykuya vardıkça kırılmıştır
- Zeynep çık kuyudan
- Ben çıkmam kuyudan
1
Kent kurmaya bir seher vakti
Dualar ederek seyirtiyor
Siyah yanaklı etleri barbar kabartılılar
Geliyorlar bulmaya insanları
Kan damarlarını bağlamaya kırnaplarla
Çün içlerini basıyor halklar
Yağma var içlerini basıyor halklar
Öykü böyle başlasın işte söylüyorum
Önce yeryüzünde yoktunuz - bir kadın ki
Rahminde boğmadı size annenizdir
Buluşunuz değildir anne - doğuranınızdır
(Anne boğmaz doğurur)
Nasıl ki doğdunuz ve buldunuz annenizdir..
... Ve nasıl geçti çocuğan süreleri
Erkeklik ve kadınlık gürlemeleri
Bir av gibi
Göğü mutlu bir nefes yapıp söyleyip
Muhabbetle ölürken
Yepyeni bir anne gerekli
En çalkantılı yönleriyle dünüm
Mağara hummasına tutulmuş
Gerçek mavi ırmağını
Durmayın düşünün
- Düşünün
Dağların sivri döşlü bir ceylan
Ormanın ve kara bahtlardan korkan
(Vuruken korkulsun vurulanın bahtından)
Bağırana öfkeli yürekler
Şehre yürüme devleri toplayan
(Dağlara gitmeli ağaçlara mağaralara ne zaman)
Düşünün yaylaları ağız'ları dürüst çiçekleri
Kırları hünerli hayvanları
insanı hür yatırıp hür kaldıran buğday hakikatını
- Düşünün zekanın doluluğunu - bir emanet olduğunu
- Kullanın çocukluğunuzu
Bombalığını
Cepane damlarını
Diri bedenlerdeki kadınlığı
Erkekliğin altın çağını
Ki ölüm bir doku konuğu
Gibi durmadan geldikce ve göründükce
2
Dağda genç kadın
Güneşe gömleğini açtı
İncecik tüylü kabarcıklı tenini
Kalın bir dudak gezindi ve güneş
Kentte genç erkek
Geceye gömleğini açtı
İnce zehirli morarmış etini
Kalın bir akrep gezindi ve loşluk
Dağda Zeynep kadın
Kuluncunda çıkan kızıl çıban gibi benzeri
Doğurdu bir çocuk
Köylüler ırmağı sıvazlar
Dururlar ay - buğday korosunda
- Ay karınca ad konmaz oğlana
Mehmet kente çağrılıp
Afsunlanıp burgaçla kurcalandıkca
Yüreğinde morarmış kan vurdukca
Köy kararı ad konmaz oğlana
Heyda heyda heheyda
Yaşamaklı başın nar gibi
Koy belini toprağa belin çatlasın
Sok gövdeni toprağa toprak çatlasın
Zeynep kadın genç kadın
Başı bir başka yönde
Durur kendi dilinde
- Mehmedim kekliğim
Katbekat giysilerimdir üstümde
Bir gün yağ kokarım bir gün bal
Daya Mehmedim daya dertbükülen bileğini dizime
ev çeviren dizime
yıldız güden dizime
Değildir hecin yüzüne yüzüme
Anla yüreğim bir çarpıntı bellemiş
Anla ne demeye bellemiş
Yorgun sığırlar
Geceyi oldurup
Çekip getiren koyunlar
Evi çevirsin korkuları çoğaltsın
Sofraya karşı bir beygir sureti vursun da
Çocuklar sofrada bir çıra gibi yansın da
Anla şu dağla bu dağın yanında
Anla hayatta
Bir gelip gelmemene yaslanmış
Karnım bir dik bayırın
Bir dibinde bir doruğunda
- Bu oğlan senden olan oğlan
Öteki oğlan senden olan oğlan
Şu kız kendi kendine doğdu babasız
Bir kez gel çocuk gözle sen
Bu gece çocuk düzenleme gecesi
Çocuklarla sofrada yanıp tutuşma gecesi
Yemeği dökeni somunu hırsla kapanı
Kardeşinin gözüne parmak atanı bağışlama gecesi
Susunca Zeynep
Dağdan kentten köyden kasabadan
Bir ışık bir sıcak bir karanlık
Bir çocuk yalvarışı bel burkulması
Bir erkek çaprazı adele kıvranışı
Bir zehir düşünce içine çabalasın
Cesur cesur eşyaya dökülürken kadınlık
Köpek evin damına süründükçe
İçeriye bir tüy ısısı uyku kaçıran sıcaklığı
Saldıkça ve Zeynep karnını avuçladıkça
Ve karnı değişip değişip
Bazen bir azık çıkını
Bir tiken çukuru
Bir bal kutusu titreşimleri saldıkça
Çocuk delirmiş gibi fırlar ananın sıcağından
Deşe deşe koşmak için dağdan kentin yollarına
Çocuk Kısık kaya dibinde çarpılır
Köpek çocukla haber salar köpek ırkına
- Durdurun gece hücumlarını
Artık aşk insan kalbine sığmıyor
Kentliler akrebi savuşturdular
Bağırıyorlar güneş - ışık korosunda
- Çocuk Mehmedin dinine bağlansın
Ay gördükçe öfkesi ağalansın
Aşka değdikçe gövdesi
Nar çiçeği gibi patlasın
Şerha şerha yarılsın
Kurtlarla ağız ağıza verip ağlasın
Sabahın çiğini tandır ateşinde dağlasın
Köye gelin geldikçe toprak duvarları baltalasın
Heheyda
Cazgır ve enli bedenler
Harman yerinde kütürdiye dursun
Kıvrılmış ürkek ve atılgan
Dağ gibi güneşe dursun
Terleyen ve soluyan bedenler arasında
(Damlarda seyre durmuş birbirine sokulan
Birbirine dirsek vuran köy kızlarına ait)
salkım salkım memeler
Dügündür sanıyorsun ey güvey
Bir gelin bulundu sana işaret edilenlerden oldun
Bugün bir cennet hüneri kazandın
Anan bacın kurban sana
Toprak damlardan bir kız aldın
Ona selalarla git
Onu besmeleyle değiştir
Düğün
ve işaret
Bir baş çemberiyle atılınca
kovalar birbirini genç kızlar
Her gece karınlarına bir düğüm çalan
ihtiyar kızlar kocamış oğlanlar
Ay koşar mızrak koşar
Söyleşir devrilir birbiri ardına
Er - kız korosu
- Er meydanından damdaki giysilerin içine
Er kazanlarından hız kazanlarına
İtişen bir şey oluyor
Künde ve dönüyor toprak evler
Durmadan çevriliyor damlar
Birbiri üstünden ve içinden geçiyor
Kız kadın ve çocuk yüzleri
İkinci üçüncü ve beşinci künde
Yani aynı anda sanki
Beş künde birden
Ki Zeynep
- Kız çocuk Zeynebin kaderinde kaynasın
Ve kentten köye yalvarış
- Biz bir insan yaylımı
Bir beşik hatası ekmek pazarlığı
Bir tarih kurbanı bir bilim yanılması
Köye inen aç kurtların
Tenekelerle ürkütülen çakalların akranı
Çöplerle delinen
Ceninlirinden bizler onarıldık
- Kentte kaykılan köy bebeleri
Büyüyüp de kenti bıçkın
Bir yürek ve lapa beyinlerle
Tüneklerde gece diplerinde
El yüz yıkanan park çeşmelerinde
Sabunsuz kör bıçakla sakal kazırlar
Bütün bir ekmekle koca bir gün savarlar
Köyden çıkınca kentte anlamsızdırlar
- Konuşup türkü söyleyip
Pilli radyo peyda etmeleri
Uzayıp rursun apartman kapılarına
Gazete tokmaklarına
Geceyi nakışlı yorganlarıyla
Sabaha aktaran köy bebeleri
Ey kalın ve kocamış bebeler
Başlarında boncuklu takkeler
Pazularında topraktan bekçilerle:
- Kız çocuk
Durmasın ağlasın
Bırak ağlasında durulsun
Zeynep kadın ey kadın
Yolun ayrı yolun ırak
Bir memendez bir yılan başı
Birinde bir güvercin yavrusu
- Nasıl ki duyulur yamacı
Suyun şırıltısı
Kız çocuk kapanır bakraçlarla toprağa
(Birin ikincisi
sal merhamet bulutlarını- kurut içimizdeki
öfke mayalanmalarını)
Görenler durdular kadınlık korosunda
- Zeynebin başı su çiçeği gibi döner
Ay çiçeği gibi döner
3
Zeynep kadın dereden yükselen
Haber dolu bir söğüt ağacını
Dallı güllü basmalarıyla karşıladı
yol başında. Tarlaların ve otların
arasında. Yel vurdukca söğüdün
dalına ve yaprağına
Ve Zeynebin karnında bir tabak açılıp kapandıkca
Ve köy isli bebeleriyle tepelerin
ardından koptukça
ve çeşmelerden derelerden su yerine
bebeler ve köpekler aktıkca
Zeynep iki elini bastırır kalçalarına
- Ruhumuzun kirlenmesi dolmadı mı
Gövdemizin kıvranması doymadı mı
Bir hınzır uyku bir şeklaban uyanıklık
Bir batında gecenin gündüzün kavranması
Bu nedir böyle gün mü günsüzlük mü
Hangisine kapıldık nerelere atıldık
-İşleyen demiri ve el tırpanlarını
Onlar ne etti nasıl hamle etti
Ruhum Kollarım Günahım sevabım
Ölçülerek tartılacağım
- Gecelerimi ağırlıyamaz oldum
Yürüyorum
Benimle adım atan bir şey var
Ben fakir gövdeli yumuşak etli bir Zeynebim
Bir köpeğin kanı yürüyor
Benim kanım yürüyor
Dişi köpeğin karnı bir anbar
Benim karnım bir anbar
Belim bedenimi besliyor arkadan destekliyor
İşte iz bıraka bıraka yürüyorum toprağı
Dağları bayırları
Bir köpek miyim ki benimle
Soluk alan bir şey var
Hep köpeğimiz var yanımda
Çocuklarla oynaşır durur
Ey Mehmet nerdesin
Bu köpek senin yerinde
- Yoksa bu köpek ben miyim
Bu köpek mi benim yerimde
- Ruhum kirlenmeden soluyun beni
Dinleyin içimle bir soluk verdiğimi
Duyarsanız ben olurum
Köpek kendi olur
Bana göre değil köpeğin aşkı
- Bizi ışığıyla vuracak şimşek nerede
Beni ben olarak ve köpeği kendi olarak
Uyuyan ama dik duran heykele ne olacak kim sarsacak
(- Uyuyan heykele ne oldu kim sarstı)
/ yer oynamış gibi kim sarstı /
Kılıç çekiyorsunuz ve uzuyor
Büyüyor ruhun görgüleri
- Sırtınızı köleniz sıvazladı
Siyah ve beyaz bilgileri sonsuz olan
Bir dağı bir dağdan ayıran
Yani bilen granit yataklarını
Ruhun içinden dünyaya doğru keşfe yönelen
Namaz vakitlerini aya ve boşluklara göre derleyen
Kölenize buyurdunuz bizi
Eğildik eteğini öptük
tırnağını ve avuç içlerini öptük
Efendim büyük efendim
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz
4
- Toprağı hazırlayınız çocuklarınıza
Ve çocuklarınızı ayar ediniz toprağa
Evi dik
Karnı tok
Kanı sağlam tutup
Göze savrulan toprağa
- Kadını hazırlayınız çocuklarınıza
Erkeği hazır ediniz onlara
Öyleki kadın
Günü saati dolunca doğurunca
Bin yılı birden doğursun
Sancısı bel ağrısı teri ve kanı
Zorlanan alnı şişen şakağı kadının
- Çocuğun yüceliğiyle avunsun
Gün gelecek
Mızrağın ucunda yeşil renk bir tülbent
Çemberli mermerin dibinde
Balık yiyen balık üreten iki tülbent eri
Balıklar ki harflerdirler
Ağrıyan başları sürtünüp kızışan derileriyle
Kızgın ve diklenen
Ürperen ve aklım geçiren güçleriyle
Yollara devlet resmi çiziliyor
Hayret ve varolma tıkandı
Hayret ve haya tıkandı
Hayret ve hayret ve hayret
İlk kez geriye dönmek gerekiyor
Dağları yokladınız mı dilsiz duranları
Bir de kulak kesilince
Dağ konuşur - Hayır konuşmaz mı
Sonsuza dek kalmaz Fırat bu mağarada
Tanrı elbet kanatlı halketmiştir toprağı da
Taşın kendisine mahsus bir sesi vardır
Nasıl ki kardeşim
Yelelerinden zor çekilen bir at gibi
Gözü en ilerde
Onurlu burnu kaya ve kılıcın çıkardığı kıvılcımlarla çevrili
Gövdesinde en ince sanat gelinleri
meseleli
endişeli
Koştukça hızlanan hızlandıkça hızlanan
En eski uygarlıklarda hak arayan
Gövdenin labirentlerinde
Cam gibi birden donan
Bütün bir gövde bir hayret
Bir şaşkınlık bir taaccüp gibi donan
Gelinleri ışığa uzayan bir at gibi
Aşk bir at gibi
Fetih bir at gibi
Minyatür bir taç gibi
Çağın ve içimizde balyoz gürültüleri
Ç
- ah şu yalnızlık
kemik gibi
ne yanına dönsen batar
...
Küçük
Haber verdiler
Arka karanlıkta
bir kadın var yüzü göğsüne akmış
kemik gibi
ne yanına dönsen batar
...
Küçük
Haber verdiler
Arka karanlıkta
bir kadın var yüzü göğsüne akmış
bu bir geç kalıştır.
akşam duruşlarında
alna vuran ürpertinin
direklere benzeyen düzenli
gizlenik adamında bir kadın
bir geç kalıştır
taş kapıdan ürkek bir güvercin
aşağı sokaklara uçuşan saçlarıyla
ilk akşam vuruşuna kadar
ardında gizlenir bütün seslerin
bu koşu büyür elbet
geçmiş bilinen çehreler sırasından
açıkça saçları belirir
bir gözleri bakar
dudakları gizlenir ağzına
burada yoğun bir savaştan
inmek gerekiyor
Taşlarla koşuyu
en yakın sonuna
örtmeli
güçleri buğudan atları
kırbaçlarla
kavga gider yol uzayınca
bitirir şarkıyı şapkayla
şaraba sabahsız
uzanan ellere
bir keklik dimdik bakınır
bir kazanca dokunur aklıyla
Dünya
sırtına çevrilmiş hamalın
yorgun kalkışı
şehrin torbalanmış sıcağına
kalabalık bir şaldasın
arkandan bir şovalye gelir
üzgün ve eski
zincirlere benzeyen yanlışlarıyla
tutarsa kolunu özgürlüğüne tutar
sen savrulup gülmektesin
dağı anlarım durur kızmadıkça
dağılır buzlar yolları kesilince
akla dümdüz
demir atıp ancak durulan
sedirsiz taş kapıda
sevecen gezdirir ellerini
sürdürür çocuğan çağında
sürmeli
açar ordularını sevgilimdir
kurar çadırını bir tiyatro kahvesine
altıncı kata bir denize yükselir
anlatır haftalarca
telefonda susta duran
kapıda bir saat vuruşunun önünde
silahsız duran serçeyi
sen
bir şehir açsında çevrilensin
bu koşan eski ve solgun
Aşkın
ikinci serpilişin bir yüreğe
tuzaktır adını bildirmek
ama bir şarkıda geçer adımız
sahipsiz vuruşuyla ispanyolun biri
bir balıkla yan yana sorulur
barıştıramazsa bizi
denizler adına ne duymuşsa
hepsini çizdirir ve üzgün
bir kalkışla çıkar karşımıza
akşam duruşlarında
alna vuran ürpertinin
direklere benzeyen düzenli
gizlenik adamında bir kadın
bir geç kalıştır
taş kapıdan ürkek bir güvercin
aşağı sokaklara uçuşan saçlarıyla
ilk akşam vuruşuna kadar
ardında gizlenir bütün seslerin
bu koşu büyür elbet
geçmiş bilinen çehreler sırasından
açıkça saçları belirir
bir gözleri bakar
dudakları gizlenir ağzına
burada yoğun bir savaştan
inmek gerekiyor
Taşlarla koşuyu
en yakın sonuna
örtmeli
güçleri buğudan atları
kırbaçlarla
kavga gider yol uzayınca
bitirir şarkıyı şapkayla
şaraba sabahsız
uzanan ellere
bir keklik dimdik bakınır
bir kazanca dokunur aklıyla
Dünya
sırtına çevrilmiş hamalın
yorgun kalkışı
şehrin torbalanmış sıcağına
kalabalık bir şaldasın
arkandan bir şovalye gelir
üzgün ve eski
zincirlere benzeyen yanlışlarıyla
tutarsa kolunu özgürlüğüne tutar
sen savrulup gülmektesin
dağı anlarım durur kızmadıkça
dağılır buzlar yolları kesilince
akla dümdüz
demir atıp ancak durulan
sedirsiz taş kapıda
sevecen gezdirir ellerini
sürdürür çocuğan çağında
sürmeli
açar ordularını sevgilimdir
kurar çadırını bir tiyatro kahvesine
altıncı kata bir denize yükselir
anlatır haftalarca
telefonda susta duran
kapıda bir saat vuruşunun önünde
silahsız duran serçeyi
sen
bir şehir açsında çevrilensin
bu koşan eski ve solgun
Aşkın
ikinci serpilişin bir yüreğe
tuzaktır adını bildirmek
ama bir şarkıda geçer adımız
sahipsiz vuruşuyla ispanyolun biri
bir balıkla yan yana sorulur
barıştıramazsa bizi
denizler adına ne duymuşsa
hepsini çizdirir ve üzgün
bir kalkışla çıkar karşımıza
Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk
Dönüp bakarken geçmişe - kumandalı
Atlara biniyorduk
Benim çok çocuğum oldu
Kadınım sen onların yüzlerini
Çalılardan kolla
Bütün çıplaksın - omuzların
Birbirine içiçe iki saat rakkası
Gelecekte kumandalı - dönüyor
Güneşi alıyor - alıyor gövden
Karanlık eşyada bulup
Ürkünce parlayıp koşan hayvanda bularak
Çocuklarımızlaysa - seçerek beni
İçinin çağırması bir kır hayvanı düzlüğüyle
Bedensel - seçerek ve buyruk üzerine
İçine alışın doyuruşun
O erkek giysilerine giydirişin
Doğanın çizdiğini
Çizip kanattığını hiç görmedim seni
Çalı eğildi yumuşadı batan taş
Kabuklar düz bir sıyrılma oldu
İşte en başta ve değişen dünyada - durmadan "sen"
kalabilirlikle
Güzel kılınan sen
Beni de kutsal sıvamaktasın
Güzelleşiyorum çocuklarımızla
Hatırladıkça koşuyorum - biz geleceği
Çoktan yaşadık öylemi kadınım
Koşarak hatırlıyorum alnımın terini
Avucumda tutup doyuran buğday ağırlığında
Sunarak göğe
Sınayarak elimin alnımla anlaşan hünerini
Ve hatırlıyorum koşarak o gelecek zamanda
İçimize söyleyen sese akıyorduk
İlkin korkuyorduk
Taşın kovuğunda oturuyorken
Önümüzde ağaçsız düzlük - Çöl yada kumsal
Gökte o acaip bakılamayan parıltı
Buyruk alıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğimiz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Oku'maya başladık
Ben çocuklarım ve kadınım
Bilerek erkekliği yeryüzünde
Onun koşturmasıyla koşarak
Bilerek kadınlığı yeryüzünde
Onun koşturmasıyla kapanarak
Erçocuklar sezinleyerek
giderek tanıyarak erkekliği
Onun koşturmasıyla atılarak
Kızlar kendilerinde doğrudan bularak kadınlığı
Onun koşturmasıyla açılarak
Hızla istekle alarak
Ben ve kadınım
Açık anlamlı şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Erkekliği ve kadınlığı hükümet ettik
Somuttur benim başım
Rüzgar yüzümde engellenir
Su akar saçımdan
Öfkemde alnımda "v" damarı kabarır
Kadınımla hayvana benziyorduk
Saçaklı üç kollu üç ayaklı
Eti eti alıyordu
bir hayvanı (Boğuyorduk/Yoruyorduk/Ağırlıyorduk) aramızda
Et eti alıyor - sert'e çarpıyor kanlı'dan geçiyor
Değiştirmeden bırakıyordu
Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk
Dönüp baktırarak başımızı
Ardımızda kalan topraklara - Buyruk alarak
Atları belirginliğe kamçılıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Haberi alıyor yayıyorduk işlenmiş ovalara
Sesimiz olan atımızla - atlarımız olan sesimizle
Kadında çocuklarımızı çoğaltarak - şiirimizle
Kent kurulu yamaçlara - ıssız dağlara da
Tanıkol
yer sahibi gök sahibi
aktığımıza
İçimize koyduğun sesle
Atlara biniyorduk
Dönüp bakarken geçmişe - kumandalı
Atlara biniyorduk
Benim çok çocuğum oldu
Kadınım sen onların yüzlerini
Çalılardan kolla
Bütün çıplaksın - omuzların
Birbirine içiçe iki saat rakkası
Gelecekte kumandalı - dönüyor
Güneşi alıyor - alıyor gövden
Karanlık eşyada bulup
Ürkünce parlayıp koşan hayvanda bularak
Çocuklarımızlaysa - seçerek beni
İçinin çağırması bir kır hayvanı düzlüğüyle
Bedensel - seçerek ve buyruk üzerine
İçine alışın doyuruşun
O erkek giysilerine giydirişin
Doğanın çizdiğini
Çizip kanattığını hiç görmedim seni
Çalı eğildi yumuşadı batan taş
Kabuklar düz bir sıyrılma oldu
İşte en başta ve değişen dünyada - durmadan "sen"
kalabilirlikle
Güzel kılınan sen
Beni de kutsal sıvamaktasın
Güzelleşiyorum çocuklarımızla
Hatırladıkça koşuyorum - biz geleceği
Çoktan yaşadık öylemi kadınım
Koşarak hatırlıyorum alnımın terini
Avucumda tutup doyuran buğday ağırlığında
Sunarak göğe
Sınayarak elimin alnımla anlaşan hünerini
Ve hatırlıyorum koşarak o gelecek zamanda
İçimize söyleyen sese akıyorduk
İlkin korkuyorduk
Taşın kovuğunda oturuyorken
Önümüzde ağaçsız düzlük - Çöl yada kumsal
Gökte o acaip bakılamayan parıltı
Buyruk alıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğimiz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Oku'maya başladık
Ben çocuklarım ve kadınım
Bilerek erkekliği yeryüzünde
Onun koşturmasıyla koşarak
Bilerek kadınlığı yeryüzünde
Onun koşturmasıyla kapanarak
Erçocuklar sezinleyerek
giderek tanıyarak erkekliği
Onun koşturmasıyla atılarak
Kızlar kendilerinde doğrudan bularak kadınlığı
Onun koşturmasıyla açılarak
Hızla istekle alarak
Ben ve kadınım
Açık anlamlı şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Erkekliği ve kadınlığı hükümet ettik
Somuttur benim başım
Rüzgar yüzümde engellenir
Su akar saçımdan
Öfkemde alnımda "v" damarı kabarır
Kadınımla hayvana benziyorduk
Saçaklı üç kollu üç ayaklı
Eti eti alıyordu
bir hayvanı (Boğuyorduk/Yoruyorduk/Ağırlıyorduk) aramızda
Et eti alıyor - sert'e çarpıyor kanlı'dan geçiyor
Değiştirmeden bırakıyordu
Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk
Dönüp baktırarak başımızı
Ardımızda kalan topraklara - Buyruk alarak
Atları belirginliğe kamçılıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Haberi alıyor yayıyorduk işlenmiş ovalara
Sesimiz olan atımızla - atlarımız olan sesimizle
Kadında çocuklarımızı çoğaltarak - şiirimizle
Kent kurulu yamaçlara - ıssız dağlara da
Tanıkol
yer sahibi gök sahibi
aktığımıza
İçimize koyduğun sesle
bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yağmur sıcağı gibi
öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni
yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran
akrepleridir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan
bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek
şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek
sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında
bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yangın borularında
şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından
burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından
gemilerimiz saklanır. ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların
saplandık tadına. durduk alnında yüreğe vuruşların
yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır
bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağırmak hiç keseye mi kalır
çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde
geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle
koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından
oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar
uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular
bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan
biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik. Sonsuz seçtik. Beğendik. Ama toprağı kazandık
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle. Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım
öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni
yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran
akrepleridir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan
bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek
şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek
sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında
bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yangın borularında
şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından
burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından
gemilerimiz saklanır. ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların
saplandık tadına. durduk alnında yüreğe vuruşların
yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır
bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağırmak hiç keseye mi kalır
çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde
geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle
koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından
oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar
uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular
bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan
biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik. Sonsuz seçtik. Beğendik. Ama toprağı kazandık
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle. Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım
Ö
Karışık bir iç deniz bunalımı
Zafersiz bir kalyonda
Ölümün her anki hatırasından uzak
insanı her halinden tanıyan
sakat bir ölü atlar alıcısı
Ucuza kilitlenmiş bir dağ ceylanı
Ancak bir tabuyu öldürecek bir zamanda
göğün bütün ön görmelerinden uzak
fenerler tutulup tekmeler atılan
önemli bir es çağ tanrısı
Telaşla yenilen analarda kayboluşları
sevgisiz kalan babalarla
lekesiz bir güneşle ancak
çocuğunu sardığı bezler arınan
ağrıtmaz sanılan bir yaşamak şarkısı
ikisinden birini örter kanadı
durulmayıp tabessüm ettirilen şarkıda
sevinçsiz canlara dayanmak
her an bir başka ışıksızı arayan
acıması bir çocuğun masal cücelerine
Zafersiz bir kalyonda
Ölümün her anki hatırasından uzak
insanı her halinden tanıyan
sakat bir ölü atlar alıcısı
Ucuza kilitlenmiş bir dağ ceylanı
Ancak bir tabuyu öldürecek bir zamanda
göğün bütün ön görmelerinden uzak
fenerler tutulup tekmeler atılan
önemli bir es çağ tanrısı
Telaşla yenilen analarda kayboluşları
sevgisiz kalan babalarla
lekesiz bir güneşle ancak
çocuğunu sardığı bezler arınan
ağrıtmaz sanılan bir yaşamak şarkısı
ikisinden birini örter kanadı
durulmayıp tabessüm ettirilen şarkıda
sevinçsiz canlara dayanmak
her an bir başka ışıksızı arayan
acıması bir çocuğun masal cücelerine
Hiçbir karası kalmadan aydınlanan kanla
Akar dağları çoşturur suları bir kanla
Çarpa çarpa yüreği ismini Allahın
Hızla bir dua kapısı araladı kılıçlar
Efendilerimizdeki kılıçlar
Ki herbiri
Akışında zikrin bir küçük tesbih tanesi olan
sıradağlara
Ordu götüren -
Hülyalara
Dua vuruyordu
Cenkci dua vuruyordu
Yanamaz oluyordu düşman ateşi
. ağlamasın için önünü kestim
yıkılmasın diye işimi bıraktım beline sarıldım
sağ göğsünden vurulmuş gibiydi.
. acılar ey acılar
zırhımız kırdın etimiz lezzetine bulandı
fikirler bağlandığım.
Hayır sevgilim vermedin daha
Aç biilaç üstündeyim etinin
Bahar geçti de açmadı çiçek badem dalları
Bu kara toprak lafzı
Şek mi var sende ey mahcub kalbim
Ki kollanamazsın bir türlü korkularından ölümün
Bir ay tutulmasına bakakalırlığı yüreğe indirerek
Geceleri insan karanlığında uyandıran
Nabız hallaçlıyan çarpışlarından yoruldum
Kıvrımlarını toprağa yaymış
Bir beyne vardım
Gözüm yere dikilir
akraba açken uzanamasın elimiz ekmeğe
komşu tasalıysa tasalansız evimiz
iştahayla gülünmez bizde
azbiraz tebessüm edilir
dünya için sevinilse
Akar dağları çoşturur suları bir kanla
Çarpa çarpa yüreği ismini Allahın
Hızla bir dua kapısı araladı kılıçlar
Efendilerimizdeki kılıçlar
Ki herbiri
Akışında zikrin bir küçük tesbih tanesi olan
sıradağlara
Ordu götüren -
Hülyalara
Dua vuruyordu
Cenkci dua vuruyordu
Yanamaz oluyordu düşman ateşi
. ağlamasın için önünü kestim
yıkılmasın diye işimi bıraktım beline sarıldım
sağ göğsünden vurulmuş gibiydi.
. acılar ey acılar
zırhımız kırdın etimiz lezzetine bulandı
fikirler bağlandığım.
Hayır sevgilim vermedin daha
Aç biilaç üstündeyim etinin
Bahar geçti de açmadı çiçek badem dalları
Bu kara toprak lafzı
Şek mi var sende ey mahcub kalbim
Ki kollanamazsın bir türlü korkularından ölümün
Bir ay tutulmasına bakakalırlığı yüreğe indirerek
Geceleri insan karanlığında uyandıran
Nabız hallaçlıyan çarpışlarından yoruldum
Kıvrımlarını toprağa yaymış
Bir beyne vardım
Gözüm yere dikilir
akraba açken uzanamasın elimiz ekmeğe
komşu tasalıysa tasalansız evimiz
iştahayla gülünmez bizde
azbiraz tebessüm edilir
dünya için sevinilse
Bırakıyor ardından belalara beni
Tedbirim öldü gövdemin binası geçti
Göğsümde ince gergin çelik bağcık
Tenimi bastıran içerilere
Bağırıyor leylaklarım ağlıyor ağlıyor duvarlar
Çatlayacak gibi susuz düzgün ve biçimli sanatlar
Çocuk yığılıyor kalp kalp üstüne konuyor
Bir baba damarı vuruyor sökülen nabzım
Şimdi batar birkaç nesil azdıran bozgun
Simsiyah aklım ve beyaz bir nokta kalbim
Kader akışı alkışlanıyor her kârım
Nazlı buluş git git kabarıyor dalgalar
Çare yok gür gür bağıracağım yoksa bu sefil
İsyan yüklü gemi zor kayalıklarında gönlün
Harp. Ezilen etim söğülen köpekliğin için değil
Güzel ölçülü zulmetmeden yeterince öldürüşüm
Harp geliyor bir güzel bilendin mi kardeşim
Binlerce cilt tutuyor kılıçların hançerin
I believe in you believe in we believe in
In la ilahe illallah la ilahe illallah
Şimdi halk yüceldin guslet suyun götürmesiyle kuşan
Yüzün kolların ateş yakmaz başın ince ayakların
Dünya bir konak bir konuk ölümsüz hayat içre
Geçildikçe hor öpüldükçe soyunur şehvete
Şehvet ahırı değil yeryüzü
Domuz ahırı değil yer toprak
İki bakışımın arasında bulduğun toprak
Dört köşe duvarlar siyah örtü ve göç sesleri
Kapanıyorum kabul et öyle buyur
Bin açılı örtüye daha sar beni
Bin yıl bin daha
Dursam kapında
Sayısız perdeden bir perdecik kalksın için
Başım yüzüm kızarır haddim olmaz aslında
Sakin ve gövdemin mızraklarını döken bir geliş
Vara gele ancak birkaç ağaç alıyor göğsüm
Sakin ve daha sakin mızraklarım dökülsün daha
Aniden çıkıp havlayan köpekte emanet bugün
Binbir helak ve Allah selamıyla girilen ovada
Bir dağ gibi diz çök kendine ırmak ol tut tut bırak yıldırımları
Sakin daha sakin kımıltı yok bakışında
Bırak toprak altında göl olsun gözyaşın
Bir çeşit isyandın gönül ağlaması ilacın
Destur. Nice uzlet makamından geçersin şimdi
Şimdi çağırıyor o güzel aşka beni yalvarıyor beni
Duruyorum ve çeşit çeşit ölüm omuzumun binileri
Bu ova cennet olmalı sayımızca bir cennet safı
Bu çukur ateş olmalı sayımızca bir cehennem safı
Ya bu yol. Ayağın sahibi gövdeden habersiz yürüdüğü
Gövdenin ayağa merbut ayağa dönük ayak kesildiği
Sen gönlünü yukarıya bil
Bir dağ nasıl söylerse öyle söyle
Bir dağ nasıl inlerse başla öyle
Ey zarif sen de ata yoluna meylettin
Korkarım binbir belaya dayanmaz sıkletin
Tedbirim öldü gövdemin binası geçti
Göğsümde ince gergin çelik bağcık
Tenimi bastıran içerilere
Bağırıyor leylaklarım ağlıyor ağlıyor duvarlar
Çatlayacak gibi susuz düzgün ve biçimli sanatlar
Çocuk yığılıyor kalp kalp üstüne konuyor
Bir baba damarı vuruyor sökülen nabzım
Şimdi batar birkaç nesil azdıran bozgun
Simsiyah aklım ve beyaz bir nokta kalbim
Kader akışı alkışlanıyor her kârım
Nazlı buluş git git kabarıyor dalgalar
Çare yok gür gür bağıracağım yoksa bu sefil
İsyan yüklü gemi zor kayalıklarında gönlün
Harp. Ezilen etim söğülen köpekliğin için değil
Güzel ölçülü zulmetmeden yeterince öldürüşüm
Harp geliyor bir güzel bilendin mi kardeşim
Binlerce cilt tutuyor kılıçların hançerin
I believe in you believe in we believe in
In la ilahe illallah la ilahe illallah
Şimdi halk yüceldin guslet suyun götürmesiyle kuşan
Yüzün kolların ateş yakmaz başın ince ayakların
Dünya bir konak bir konuk ölümsüz hayat içre
Geçildikçe hor öpüldükçe soyunur şehvete
Şehvet ahırı değil yeryüzü
Domuz ahırı değil yer toprak
İki bakışımın arasında bulduğun toprak
Dört köşe duvarlar siyah örtü ve göç sesleri
Kapanıyorum kabul et öyle buyur
Bin açılı örtüye daha sar beni
Bin yıl bin daha
Dursam kapında
Sayısız perdeden bir perdecik kalksın için
Başım yüzüm kızarır haddim olmaz aslında
Sakin ve gövdemin mızraklarını döken bir geliş
Vara gele ancak birkaç ağaç alıyor göğsüm
Sakin ve daha sakin mızraklarım dökülsün daha
Aniden çıkıp havlayan köpekte emanet bugün
Binbir helak ve Allah selamıyla girilen ovada
Bir dağ gibi diz çök kendine ırmak ol tut tut bırak yıldırımları
Sakin daha sakin kımıltı yok bakışında
Bırak toprak altında göl olsun gözyaşın
Bir çeşit isyandın gönül ağlaması ilacın
Destur. Nice uzlet makamından geçersin şimdi
Şimdi çağırıyor o güzel aşka beni yalvarıyor beni
Duruyorum ve çeşit çeşit ölüm omuzumun binileri
Bu ova cennet olmalı sayımızca bir cennet safı
Bu çukur ateş olmalı sayımızca bir cehennem safı
Ya bu yol. Ayağın sahibi gövdeden habersiz yürüdüğü
Gövdenin ayağa merbut ayağa dönük ayak kesildiği
Sen gönlünü yukarıya bil
Bir dağ nasıl söylerse öyle söyle
Bir dağ nasıl inlerse başla öyle
Ey zarif sen de ata yoluna meylettin
Korkarım binbir belaya dayanmaz sıkletin
İ
Çölde anne
Kumlar akıyor üstüne
Çocuk
Sularda başı
Baba
Sur duvarlarıyla çevrili ağzı
Üç yer üç zaman
Üstüste kaydı
Üç ince madeni levha
Sımsıkı ve yüzyüze
Fakat kaderler karışmadan kaldı
Muhterem kocam - Sevgili karım
Babacığım - Güzey Yavrum
Sevgili annem-Güzel yavrum
Fakat kaderler ayrı kaldı
Baba nerden bugün
Ana hangi kum çanağında
Çocuk şöyle der:
- Babacığım Baba
Sobalara toprak atılacaktır
Bacalara çarçaput tıkılacaktır
Aralanankapıdan
Uykuda dudağı kanamış bir çocuk bakacaktır
Kumlar akıyor üstüne
Çocuk
Sularda başı
Baba
Sur duvarlarıyla çevrili ağzı
Üç yer üç zaman
Üstüste kaydı
Üç ince madeni levha
Sımsıkı ve yüzyüze
Fakat kaderler karışmadan kaldı
Muhterem kocam - Sevgili karım
Babacığım - Güzey Yavrum
Sevgili annem-Güzel yavrum
Fakat kaderler ayrı kaldı
Baba nerden bugün
Ana hangi kum çanağında
Çocuk şöyle der:
- Babacığım Baba
Sobalara toprak atılacaktır
Bacalara çarçaput tıkılacaktır
Aralanankapıdan
Uykuda dudağı kanamış bir çocuk bakacaktır
Korkup kaçarken çıktı benden
Bir çeşit hayvan nereye dönsem o
Kış olmadı duymadım hiç bir kar
Tendeki papatyaların tutunduğunu
Komşuda bir çocuk daha ağlıyor
Gözyaşı akışı neden var bilseydim
Ve dost yok karşımda daha da çevrildin
Küçülüp yürümek isterim karıncalarla
Bir çeşit sevdam var
Bir çeşit yalnızım kapıda
Yaradana giden yoldadır her ruh
Çocuklar gibi sevmese de kalpler
. şapka bisiklet beyaz sarı
. kırbaçlanan gülüş zalim ağzı
Bir gıybete kapanıyor akıllar
Bizde ruh gencini ihtiyar ederler
Aşabilsem boğulmalarını ömrümün
Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları
Yüzün çepesine koştur beni
İsyan eşiğim toprak kayıyor içim
Bir çeşit hayvan nereye dönsem o
Kış olmadı duymadım hiç bir kar
Tendeki papatyaların tutunduğunu
Komşuda bir çocuk daha ağlıyor
Gözyaşı akışı neden var bilseydim
Ve dost yok karşımda daha da çevrildin
Küçülüp yürümek isterim karıncalarla
Bir çeşit sevdam var
Bir çeşit yalnızım kapıda
Yaradana giden yoldadır her ruh
Çocuklar gibi sevmese de kalpler
. şapka bisiklet beyaz sarı
. kırbaçlanan gülüş zalim ağzı
Bir gıybete kapanıyor akıllar
Bizde ruh gencini ihtiyar ederler
Aşabilsem boğulmalarını ömrümün
Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları
Yüzün çepesine koştur beni
İsyan eşiğim toprak kayıyor içim
Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları
Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş
Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Nenelerinin koyduğu avuç taslarına
Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleşirdi erkekler
Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonra yıkanırdı
Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline
Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları
Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere
Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu
Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyuyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim.
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları
Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş
Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Nenelerinin koyduğu avuç taslarına
Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleşirdi erkekler
Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonra yıkanırdı
Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline
Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları
Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere
Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu
Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyuyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim.
Bir tohumdan daha az değil
Fatihin büyük güvercin kanatları
Meleklerin sık aralıklarla
Dokunduğu toprak.
Güzel buyruklar
Gürbüz havalar
Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havadan gömülmeyi
Çocuklar topkapıda
Sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
Rahlelerde kur'an
Tefsir
Arapça
Farsça
Dikkatle önünü iliklemede
Padişah ve şehzade
Açılıyor dev gibi bir kapı
Dikiliyor dev gibi bir sütun
Sütun başı sütun ayağı
Dibinde dilek şikayet sahipleri
Birer gürz gibi sağ ellerinde
İradeleri
Bir ellerinde arzuhalleri
Oğullarım
Dikkat edin
Hak yemeyin
Oğullarım
Mümkündür
Topal bir karınca
Mihnettedir
Oğullarım
Mümkündür ki
Bir baş kesilir avluda
Akın, akan kanla
Cihangir
Taş yokuşlar
Eyup
Sıla sıla Medine
Acı
Bu tortu
Karartır camları
Yorar küpleri
En berrak sular bile
Ve kapanıyor saray kapısı
Saklanıyor
Sarı sarı altınlar
Kokup
Şimdi birden Eminönü kalabalığı
Kimseyi tanıyamazsın
Kıyafetinden
Yüz çizgisinden
Katil efendi
Hırsız baş köşede
Haksız haklı
Şer belalı
Örtünmüş güneş
Çoktandır, yüzü nerde
Ya o ay
Kara bir zıbın biçmiş kendine
Bir düş
O buyruk
Şefaat
Gürbüz hava
O güzelleri İstanbulun
Dönüyor demir teker
Fatihin büyük güvercin kanatları
Meleklerin sık aralıklarla
Dokunduğu toprak.
Güzel buyruklar
Gürbüz havalar
Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havadan gömülmeyi
Çocuklar topkapıda
Sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
Rahlelerde kur'an
Tefsir
Arapça
Farsça
Dikkatle önünü iliklemede
Padişah ve şehzade
Açılıyor dev gibi bir kapı
Dikiliyor dev gibi bir sütun
Sütun başı sütun ayağı
Dibinde dilek şikayet sahipleri
Birer gürz gibi sağ ellerinde
İradeleri
Bir ellerinde arzuhalleri
Oğullarım
Dikkat edin
Hak yemeyin
Oğullarım
Mümkündür
Topal bir karınca
Mihnettedir
Oğullarım
Mümkündür ki
Bir baş kesilir avluda
Akın, akan kanla
Cihangir
Taş yokuşlar
Eyup
Sıla sıla Medine
Acı
Bu tortu
Karartır camları
Yorar küpleri
En berrak sular bile
Ve kapanıyor saray kapısı
Saklanıyor
Sarı sarı altınlar
Kokup
Şimdi birden Eminönü kalabalığı
Kimseyi tanıyamazsın
Kıyafetinden
Yüz çizgisinden
Katil efendi
Hırsız baş köşede
Haksız haklı
Şer belalı
Örtünmüş güneş
Çoktandır, yüzü nerde
Ya o ay
Kara bir zıbın biçmiş kendine
Bir düş
O buyruk
Şefaat
Gürbüz hava
O güzelleri İstanbulun
Dönüyor demir teker
Karşı dağdan meleyen canım
Günler nasıl homurdanıyor başımızda
Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde
Bülbül neden kenetlenmiş Sorman oldu mu hiç
İskeleti havlar mı bir insanın. Gördüm
Karşı dağdan meleyen canım
Evin görünmeyen elleri
Yağmur yanaklarında gözyaşı taneleri
Art arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri
Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar
Ateş gibi ülfetleri
Dağlamış serin taslar bakraçları
Anaları bilinmez bir köşede
Bir nağra gibi. Hayatın başında
Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla
Bir kapalı ağzın var. Sanki susar çağın ünlü marşlarını
Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar
Üstü mavi papatyalar
Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar
Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını
Şimdi sırtım sağlam
Karşımda hamle yatakları. Bir elimde kılınç bir elimde zafer duaları
Günler nasıl homurdanıyor başımızda
Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde
Bülbül neden kenetlenmiş Sorman oldu mu hiç
İskeleti havlar mı bir insanın. Gördüm
Karşı dağdan meleyen canım
Evin görünmeyen elleri
Yağmur yanaklarında gözyaşı taneleri
Art arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri
Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar
Ateş gibi ülfetleri
Dağlamış serin taslar bakraçları
Anaları bilinmez bir köşede
Bir nağra gibi. Hayatın başında
Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla
Bir kapalı ağzın var. Sanki susar çağın ünlü marşlarını
Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar
Üstü mavi papatyalar
Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar
Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını
Şimdi sırtım sağlam
Karşımda hamle yatakları. Bir elimde kılınç bir elimde zafer duaları
Ş
Bin desi derinlikte delik bir kalp
Uzanır ağız
Siyasal bir avuç hava ister
Benimle fazla yakınlık kurdun
Çiçeğim
Köklerim ateş saplarım zehir
Yağmur ateş saplarım zehir
Yağmur sularıyla izler edinmiş tenin
Benimle çok hayal kurdun artık yaklaş
İpil ipil miyop bakışın bir kanakışı
Bu su sarnıcından başla
Sana verildi emanetim ateşim zehrim
Benimle çok put kır çiçeğim
Edisyonkritik
Bir ses
Bin desi yer dolması ağırlık
Havagazından uzanır ağzın
Siyasal bir ton özgürlük ister
Arz gittikçe benim ve onun
Karşılıklı
Bileyli
Havada
Palalarımız
Hamlesi yaman ilkin bir defne dalı
Detant
Hadi oradan-ardından
Sam füzeleri
Hilesi hayatı olmuş gördüm ki
Anam babam kemirilmiş
Çorbama kireç ekilmiş
Hamlem zarif
Vuruşum hayat
Hilem tay
Kaçıp dönüşüm şiir
Arz gitgide benim
Muharremde temeli atılır güveyliğimin
Uzanır ağız
Siyasal bir avuç hava ister
Benimle fazla yakınlık kurdun
Çiçeğim
Köklerim ateş saplarım zehir
Yağmur ateş saplarım zehir
Yağmur sularıyla izler edinmiş tenin
Benimle çok hayal kurdun artık yaklaş
İpil ipil miyop bakışın bir kanakışı
Bu su sarnıcından başla
Sana verildi emanetim ateşim zehrim
Benimle çok put kır çiçeğim
Edisyonkritik
Bir ses
Bin desi yer dolması ağırlık
Havagazından uzanır ağzın
Siyasal bir ton özgürlük ister
Arz gittikçe benim ve onun
Karşılıklı
Bileyli
Havada
Palalarımız
Hamlesi yaman ilkin bir defne dalı
Detant
Hadi oradan-ardından
Sam füzeleri
Hilesi hayatı olmuş gördüm ki
Anam babam kemirilmiş
Çorbama kireç ekilmiş
Hamlem zarif
Vuruşum hayat
Hilem tay
Kaçıp dönüşüm şiir
Arz gitgide benim
Muharremde temeli atılır güveyliğimin
5
Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır
Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler
Aşığın avuç açıp doldurduğu sularla
ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda
Elim yarım ve bilgisiz uzanarak
Herşeyim çocukluğum
En yakın nalbantın ağzından kestiği at
sarsılınca ayağını büküp başlamışlardı
güçlüydü nalbantın çıplak kollu adamı
Oyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarına
sokağı dönerdim
kaplanları karanlıkağızları arap bağırlarını
zayıf çöl savrulu arap bağırlarını
anlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarken
Birden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdim
Küçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdim
Nedeninden hiç bir şey bilinmeyen
Sen ey şanlara
Mahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdı
Ender dururdu kadınlar
Demirinde gül suyu şişeleri asılı pencerede
Duvarlarına akrep tutturulmuş oda
Duvar gezinirdi akrebin altında
Duvar loş akrep sarhoş
lambanın o büyük şafağından sonra
gidip gelirdi mutfağa
kilerde kirpilerin çuvalların dibinde
peynir küpünün içinde
Çocukları
Asılan kocası
Kurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdi
Kan güden bir yaşamayla gider
Kan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadın
Öyle sanırdım ben oralardım çocukluğumdu
Beni bağrına bastırırdı
Gözümü gözüne kaldıramazdım
Kaşlarının dibinde kuytu
ilk gelinlik mağarası
Ağzının içi mor kat kat pütür
Sonra duvar
Demir
Gül suyu şişesi
Karşı pencere
Sabah nalbant hala durur beynimde
Çocuğum öylece uyanırım
Pek bilmem
Alt katta sivilceli bir oğlan
Anası civcivleri ağaca saçar
Yağmur toprak süyüklerden sallanırdı
Taşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evde
Sıcakken ateşin üstünde
Kentteki kişilerin elleri tavanın içinde
Alıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleri
Alıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriye
Kızgın
Dudağımınuykuda sevinçle yarılmış derisine kızgın
Parmaklarımın civa akan ucunda
müthiş azıcık kaygan
Kavun çekirdeğinin batan sivrisine
Ağzı kanasın diye nalbantın
Kestiğ at
Çocuklar kişneyerek doldular avucuma
Annelerinden koşan babalarıyla kovalanan
Sarı ve siyah başlarıyla
Ölümle boğuşa boğuşa onu kaldırım taşlarından çekerek
üstlerine
terli yüzleriyle yapıştılar ellerime
Çocukluğumun orda en bülbül yerinde
Nalbanttaki atın içinde şah duran korkuydu
Zahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeye
Atın içinden bedeni yırtarak
Fırlayan korku
Ta kendisi bahçeye kurduğumuz salıncak
Çocuk başluktayken ölüye asılı kalmak
Annenin sesi her evden
Şehirde her baş dönmesinden
Çocuklara çıngırak gibi duyulur
Annenin elinde birden tahta kaşık kırılır
İçini bastıırır raftan bir kaşık daha alır
Ocaktaki çorbanın önüne çömelmiş
Düşüncesi suyun şeytanına çağrılır
- Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tut
Annenim ben
Yaklaşır kan kokusu yere vurur
Burunda ve orada iyice kan bulunur
kaplar koşuşan bağrışan yüzleri
eğilirler bakarlar
ki tırnaktaki noktadır
cansız bedene tırpanını geçirmiş
çarşaf gibi büyüyen
Bayramlar oyun arkadaşları kuşlarla
Güzel seslerle yaklaşır
Tırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şeker
Ölüm ve korku beraberce toplanır
Dernek kurulur
Her kadında bir çekmece açılır ve kapanır
Ey alın beni
Yuvarlak ve dalgın kalayım
Arkamda dik ve beni iterek kendine çekerek
taş ve yerinden oynamaz
Oysa onlar kuşlar gibi uçar durur
İçine yukardan çiçeklerr savrulur
Havuz cami havuzunda
Kımıldayarak yatan minare
Size çağrıldığım çağlarda
Açtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldum
Çocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalarda
Ellerinde kırık aynalar ve aralarında
Esrarlı bir hayvan dolanıyordu
Falakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasında
çünkü falaka asıl her yanda
Sıkışmış gibi gözleri
Hain bakıyordu çocuklar
Elif eşer
Be beyazlatır
Te terkeder
Büyünür ferahlanırdı
Bol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakalları
arkasında bol entarili içbükey kızları
Yorganların ısıtan nakışları
Cim
Kilimler süslenip yangının önüne serilirler
Kan ve ateş beraber tadılırlar
Buyurulur yayıklar az gelir
Sabah ışığında uykulu çağda
Bir çocugun aydan anlayışına
Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları
Karacadağ bir deveyle aşılır
Karacadağa bir deveyle varılır
Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur
Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır
Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır
Kıl çadır ve deve ıhh
Ihh ya deve
Hoca
Hocanın iklime emir veren karısı
Ve çocukları kavrayan kızları
Ve onları kat kat kapalı dizlerinde
Pekmez ve ekmek duran sinide
Biz güvercinlerdik yüksek ve gizlice
Değirmenden
Üzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdi
Elif Lam Mim
İçimizin fatihleriydi bürürlerdi
Güzelce
Muhteşemce
Sen büyük ve yeşil renk ayrımı
Seven bileğimin tuttuğu dostlar
Çocugan kokuları havlayan masal şahları
Oradayken kilerdeki torba yığınlar
Geceyi kapının önünde geçirmiş
Deve kervanı
(ve birden manzara)
Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlar
Boğuşurlar tutunulmaz gediklerinde
Ekmek taşında
Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar
Sorar.Rüzgarı tutar bırakmaz
Sorar bırakmaz
Bıraksa sal devrilir
Tavşan yavruları bulur sever
Salın ipini öper
Su uysal kalır
Çocuğun saflığına denk
Sincap elinin altında
İnsanı koruyan suyu uysallaştıran da
Büyükler huysuz
bir şehre gitmek ötekinden devrilmek
Ana suya bakar
Saçının tellerine korku takılır
Bilinmez çocuğun
Isırırken ananın yanağını
Ya da kırarkaengül suyu bardağını
Dost tuttuğu melekler
Hep oradadırlar
6
Bayramda içinde buzlu su duran sürahi
Hıdırellez çarpışı kırların mutlu çarpışı
hapisane duvarının süyüğünde
İçinde tozlu balıklar soluyan sürahi
Ve atlı meydan yokuşunu başında
Kovulan cinleri toplamış bir deve
Bir hecin deve
Kudurmuş ve ağzından köpükler saçarak
Koşarken kalabalığa korkmuşum bir yalın kılıçla
Başımı düzlemişler dizlerimin arasından kurtarıp
Yüreğimi bir hançer başıyla
Delip yırtmışlar iri yaralar açtığım yatağa
7
Gökten tarlada sürüneni gören kartal
toprak damları uykuyla ayıran oymaklar
Yukardaki her şeklin altına bir döşek açılır
ses bastırılır sıkıca kapatılır dizlerin arasındaki yumruğa
uyku o kimbilir hangi dağın ardından atılır
rüzgarla soğuyan alna sançılr
yıldırım sıkışık bekler
sevenin yumulmaz gözünde kan birikir
yatağın içinde savrulan eliyle akrep düğümler
akrep biriktirir
son had son saat
toprak dam Dağ başı Karanlık Uyuyanlar
seven dayanamaz kımıldar
birden yıldızlar dökülür
dans dans içiçe gök dans
üşürler bir anaya çarpılır atılırlar evin üçlü düzenine
azap sağanak tutturur mevsimler kapılarla sakatlanır
dolanırlar kırık camlarını pencerelerin elleri parçalanır
çene deler yorganı çenenin ucu baygın sıcak
uyuyan bedenleri uyanmayı vuran bilinç
bu et onların mı kolları hangi çıkmazda
onları alıp götürüyorlardı onlar yatanlardı
zuhal yıldızıyla bir kestane çarpıştı tavanda
bütün kozlu dere künbet yıldız avında
yıldızların yanında onlarla sahi
onlardan biri
topraktan tutmuşum yıldızım ne zaman kayacak
ve şan şan açılır kitaptan sayfa
bir küçük kıyamet yatırılmış içine
üç parmak eninde
gerçek tavanda dönen fare
elden avuçtan dalgınlıkla kaybolan
çare kaybolan
tepede tek taşıyla duran minare
şeyhin bir nefesle ayakta tuttuğu minare
ve yattığı toprağından hatıralar alındığı
kadınların gebelik isteklerine
her tozunda bin bir suare
en geniş geçmişte en son gelecekte
o var
nesiller dağa dağ tutarak
toprağın yaralarını yararak
bildiler onu ATEŞ saçan uyku
girdap dönüp dolaşmak
ölünce atılmak cesurca tutunmak
ve onlar kadınlar
öyle değişik dururlar çocuğun teriyle savaşırlar
önemle alınırsa van goh
vahşice dolanır şafaklarda
dağları yakalayıp duran gün daralır
ovalara sancılarla dalgalarla ahenkli dalışlara
öyle sabah öyle kadınca çığlıkça
hayır anıla şer kutsal ağırlana çün tanrı
bir güzelce buyurdu öyle buyurdu
insan toprak çalkanırken
çocuklar kadınlar erkekler gülücükler ovalarca
8
Erkek ve dalgınca büyüdüm
Dervişin su okuduğu taslarda
Yumulup eğilmiştim bedenim vardı
Suyu arıyordum vardı yanılmıyordum
Başımda göğün dolanan sarmaşıkları
Güya kurnazca bakıyordum
Ve Leylanın
Bir gece ağrısında
Sapsarı kabarcıklanan yüzüne
Bir haneye çağrıldılar
halılar hasırlar ve kaynayan canlar
Acı kahve derin fincanla sunuldu
Oraya ateş birikmesi gibi oturdular
Gözlerini kapıyarak ve sormıyarak
Hasırları birbirine vuran
Hasırları duvara damlara
Ve dağın mağarasındaki hikmete savuran
Oraya bir ateş kümesi gibi kaydolan
Kendi içlerine ummana sançılıp boğulmaya koyulan
Dervişler
Basık ve duvarları secdeye giden odada
Hasırlar acı kahve derin halli uşak
Halvet ve küçük ağzımla
Uçar dalgınca uyurdum sakallarında
Elmas ve tümlenen bir aşkla daima kekemeydim
Sevişirlerdi derlerdi sevişiriz
Söz bedeni aşınca harlardı
Daire çizerek Ve kan Daire çizerek
Gece zangır zangır titreyerek
Yorgana bir hal gelir uykuda bir şey gerilir
(Komşu dağ derinde mi
Mezarlar kuşatıldı ölüler baskınla mı alındı
Bana verilen portakala ne oldu
çıldırdı mı) bilemem
çocuğum öyle uyur öyle uyanırım
Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum
Uyku yansın yürek maçburlansın
Beden bedende artmaya can bedeni aşmaya
Ağız ilk şanlı yemek
Olan ölümü
Başlasın anlatmaya
İz sürmek bundan gerek
Ok ize düşmüş kemiği deşmişti
Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır
Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler
Aşığın avuç açıp doldurduğu sularla
ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda
Elim yarım ve bilgisiz uzanarak
Herşeyim çocukluğum
En yakın nalbantın ağzından kestiği at
sarsılınca ayağını büküp başlamışlardı
güçlüydü nalbantın çıplak kollu adamı
Oyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarına
sokağı dönerdim
kaplanları karanlıkağızları arap bağırlarını
zayıf çöl savrulu arap bağırlarını
anlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarken
Birden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdim
Küçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdim
Nedeninden hiç bir şey bilinmeyen
Sen ey şanlara
Mahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdı
Ender dururdu kadınlar
Demirinde gül suyu şişeleri asılı pencerede
Duvarlarına akrep tutturulmuş oda
Duvar gezinirdi akrebin altında
Duvar loş akrep sarhoş
lambanın o büyük şafağından sonra
gidip gelirdi mutfağa
kilerde kirpilerin çuvalların dibinde
peynir küpünün içinde
Çocukları
Asılan kocası
Kurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdi
Kan güden bir yaşamayla gider
Kan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadın
Öyle sanırdım ben oralardım çocukluğumdu
Beni bağrına bastırırdı
Gözümü gözüne kaldıramazdım
Kaşlarının dibinde kuytu
ilk gelinlik mağarası
Ağzının içi mor kat kat pütür
Sonra duvar
Demir
Gül suyu şişesi
Karşı pencere
Sabah nalbant hala durur beynimde
Çocuğum öylece uyanırım
Pek bilmem
Alt katta sivilceli bir oğlan
Anası civcivleri ağaca saçar
Yağmur toprak süyüklerden sallanırdı
Taşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evde
Sıcakken ateşin üstünde
Kentteki kişilerin elleri tavanın içinde
Alıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleri
Alıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriye
Kızgın
Dudağımınuykuda sevinçle yarılmış derisine kızgın
Parmaklarımın civa akan ucunda
müthiş azıcık kaygan
Kavun çekirdeğinin batan sivrisine
Ağzı kanasın diye nalbantın
Kestiğ at
Çocuklar kişneyerek doldular avucuma
Annelerinden koşan babalarıyla kovalanan
Sarı ve siyah başlarıyla
Ölümle boğuşa boğuşa onu kaldırım taşlarından çekerek
üstlerine
terli yüzleriyle yapıştılar ellerime
Çocukluğumun orda en bülbül yerinde
Nalbanttaki atın içinde şah duran korkuydu
Zahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeye
Atın içinden bedeni yırtarak
Fırlayan korku
Ta kendisi bahçeye kurduğumuz salıncak
Çocuk başluktayken ölüye asılı kalmak
Annenin sesi her evden
Şehirde her baş dönmesinden
Çocuklara çıngırak gibi duyulur
Annenin elinde birden tahta kaşık kırılır
İçini bastıırır raftan bir kaşık daha alır
Ocaktaki çorbanın önüne çömelmiş
Düşüncesi suyun şeytanına çağrılır
- Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tut
Annenim ben
Yaklaşır kan kokusu yere vurur
Burunda ve orada iyice kan bulunur
kaplar koşuşan bağrışan yüzleri
eğilirler bakarlar
ki tırnaktaki noktadır
cansız bedene tırpanını geçirmiş
çarşaf gibi büyüyen
Bayramlar oyun arkadaşları kuşlarla
Güzel seslerle yaklaşır
Tırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şeker
Ölüm ve korku beraberce toplanır
Dernek kurulur
Her kadında bir çekmece açılır ve kapanır
Ey alın beni
Yuvarlak ve dalgın kalayım
Arkamda dik ve beni iterek kendine çekerek
taş ve yerinden oynamaz
Oysa onlar kuşlar gibi uçar durur
İçine yukardan çiçeklerr savrulur
Havuz cami havuzunda
Kımıldayarak yatan minare
Size çağrıldığım çağlarda
Açtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldum
Çocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalarda
Ellerinde kırık aynalar ve aralarında
Esrarlı bir hayvan dolanıyordu
Falakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasında
çünkü falaka asıl her yanda
Sıkışmış gibi gözleri
Hain bakıyordu çocuklar
Elif eşer
Be beyazlatır
Te terkeder
Büyünür ferahlanırdı
Bol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakalları
arkasında bol entarili içbükey kızları
Yorganların ısıtan nakışları
Cim
Kilimler süslenip yangının önüne serilirler
Kan ve ateş beraber tadılırlar
Buyurulur yayıklar az gelir
Sabah ışığında uykulu çağda
Bir çocugun aydan anlayışına
Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları
Karacadağ bir deveyle aşılır
Karacadağa bir deveyle varılır
Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur
Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır
Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır
Kıl çadır ve deve ıhh
Ihh ya deve
Hoca
Hocanın iklime emir veren karısı
Ve çocukları kavrayan kızları
Ve onları kat kat kapalı dizlerinde
Pekmez ve ekmek duran sinide
Biz güvercinlerdik yüksek ve gizlice
Değirmenden
Üzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdi
Elif Lam Mim
İçimizin fatihleriydi bürürlerdi
Güzelce
Muhteşemce
Sen büyük ve yeşil renk ayrımı
Seven bileğimin tuttuğu dostlar
Çocugan kokuları havlayan masal şahları
Oradayken kilerdeki torba yığınlar
Geceyi kapının önünde geçirmiş
Deve kervanı
(ve birden manzara)
Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlar
Boğuşurlar tutunulmaz gediklerinde
Ekmek taşında
Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar
Sorar.Rüzgarı tutar bırakmaz
Sorar bırakmaz
Bıraksa sal devrilir
Tavşan yavruları bulur sever
Salın ipini öper
Su uysal kalır
Çocuğun saflığına denk
Sincap elinin altında
İnsanı koruyan suyu uysallaştıran da
Büyükler huysuz
bir şehre gitmek ötekinden devrilmek
Ana suya bakar
Saçının tellerine korku takılır
Bilinmez çocuğun
Isırırken ananın yanağını
Ya da kırarkaengül suyu bardağını
Dost tuttuğu melekler
Hep oradadırlar
6
Bayramda içinde buzlu su duran sürahi
Hıdırellez çarpışı kırların mutlu çarpışı
hapisane duvarının süyüğünde
İçinde tozlu balıklar soluyan sürahi
Ve atlı meydan yokuşunu başında
Kovulan cinleri toplamış bir deve
Bir hecin deve
Kudurmuş ve ağzından köpükler saçarak
Koşarken kalabalığa korkmuşum bir yalın kılıçla
Başımı düzlemişler dizlerimin arasından kurtarıp
Yüreğimi bir hançer başıyla
Delip yırtmışlar iri yaralar açtığım yatağa
7
Gökten tarlada sürüneni gören kartal
toprak damları uykuyla ayıran oymaklar
Yukardaki her şeklin altına bir döşek açılır
ses bastırılır sıkıca kapatılır dizlerin arasındaki yumruğa
uyku o kimbilir hangi dağın ardından atılır
rüzgarla soğuyan alna sançılr
yıldırım sıkışık bekler
sevenin yumulmaz gözünde kan birikir
yatağın içinde savrulan eliyle akrep düğümler
akrep biriktirir
son had son saat
toprak dam Dağ başı Karanlık Uyuyanlar
seven dayanamaz kımıldar
birden yıldızlar dökülür
dans dans içiçe gök dans
üşürler bir anaya çarpılır atılırlar evin üçlü düzenine
azap sağanak tutturur mevsimler kapılarla sakatlanır
dolanırlar kırık camlarını pencerelerin elleri parçalanır
çene deler yorganı çenenin ucu baygın sıcak
uyuyan bedenleri uyanmayı vuran bilinç
bu et onların mı kolları hangi çıkmazda
onları alıp götürüyorlardı onlar yatanlardı
zuhal yıldızıyla bir kestane çarpıştı tavanda
bütün kozlu dere künbet yıldız avında
yıldızların yanında onlarla sahi
onlardan biri
topraktan tutmuşum yıldızım ne zaman kayacak
ve şan şan açılır kitaptan sayfa
bir küçük kıyamet yatırılmış içine
üç parmak eninde
gerçek tavanda dönen fare
elden avuçtan dalgınlıkla kaybolan
çare kaybolan
tepede tek taşıyla duran minare
şeyhin bir nefesle ayakta tuttuğu minare
ve yattığı toprağından hatıralar alındığı
kadınların gebelik isteklerine
her tozunda bin bir suare
en geniş geçmişte en son gelecekte
o var
nesiller dağa dağ tutarak
toprağın yaralarını yararak
bildiler onu ATEŞ saçan uyku
girdap dönüp dolaşmak
ölünce atılmak cesurca tutunmak
ve onlar kadınlar
öyle değişik dururlar çocuğun teriyle savaşırlar
önemle alınırsa van goh
vahşice dolanır şafaklarda
dağları yakalayıp duran gün daralır
ovalara sancılarla dalgalarla ahenkli dalışlara
öyle sabah öyle kadınca çığlıkça
hayır anıla şer kutsal ağırlana çün tanrı
bir güzelce buyurdu öyle buyurdu
insan toprak çalkanırken
çocuklar kadınlar erkekler gülücükler ovalarca
8
Erkek ve dalgınca büyüdüm
Dervişin su okuduğu taslarda
Yumulup eğilmiştim bedenim vardı
Suyu arıyordum vardı yanılmıyordum
Başımda göğün dolanan sarmaşıkları
Güya kurnazca bakıyordum
Ve Leylanın
Bir gece ağrısında
Sapsarı kabarcıklanan yüzüne
Bir haneye çağrıldılar
halılar hasırlar ve kaynayan canlar
Acı kahve derin fincanla sunuldu
Oraya ateş birikmesi gibi oturdular
Gözlerini kapıyarak ve sormıyarak
Hasırları birbirine vuran
Hasırları duvara damlara
Ve dağın mağarasındaki hikmete savuran
Oraya bir ateş kümesi gibi kaydolan
Kendi içlerine ummana sançılıp boğulmaya koyulan
Dervişler
Basık ve duvarları secdeye giden odada
Hasırlar acı kahve derin halli uşak
Halvet ve küçük ağzımla
Uçar dalgınca uyurdum sakallarında
Elmas ve tümlenen bir aşkla daima kekemeydim
Sevişirlerdi derlerdi sevişiriz
Söz bedeni aşınca harlardı
Daire çizerek Ve kan Daire çizerek
Gece zangır zangır titreyerek
Yorgana bir hal gelir uykuda bir şey gerilir
(Komşu dağ derinde mi
Mezarlar kuşatıldı ölüler baskınla mı alındı
Bana verilen portakala ne oldu
çıldırdı mı) bilemem
çocuğum öyle uyur öyle uyanırım
Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum
Uyku yansın yürek maçburlansın
Beden bedende artmaya can bedeni aşmaya
Ağız ilk şanlı yemek
Olan ölümü
Başlasın anlatmaya
İz sürmek bundan gerek
Ok ize düşmüş kemiği deşmişti
1.
Rahmete açılan bir gökyüzüydü
Üstümüze yıldızlar serpen
Şefkatli bir anne gibiydi
Seni bağrına basan toprak
Mümin mütevekkil bir güzel adam için
Ölümün müthiş ve gizemli sorularına
Ağrılarımı iyileştiren
Sakin cevaplar bulabilirdim
Cesur olmayı dener
"Yaşamak" bu diyebilirdim
İçimde bulutlar hep böyle kabarmaz
Uysal gözlerle bakardım sana
Hafta sonlan parkları sevebilir
Anılarımı bir tablo gibi asardım duvara
Söylenecek sözlerim olmasaydı hayata
2.
Oysa yine çocuklar var hayatımızın ortasında
Güzel yüzleri ve namlı isyanlarıyla
Sayfalarından hayata çıkıp
Bizi insanlığımızdan utandıran
Müthiş nağralarıyla haberler salan ortalığa
Sonra biraz filistin bir parça afgan
Ve napalm eksersizleri
Karanlık mağralarından çıkan devlerin
Sonra acıları ve sevinçleri
Birlikte paylaşan bir yürek
'Beyaz haberler' ustası bir nevcihan
Alımlı vitrinlerini onurla geçerek hayatın
'Yürekdede' sofrasından 'Serçekuş' kanatlarıyla
Güzellikler sunan mümin yüreklere
Er meydanına
Kurşundan ağır kelimelerle çıkan
Sonrası bir şehir ve yine sen şehriyâr
Zulüm kaldığı yerden
Vurmaya başlarken yumruğunu toprağa
İçinde asyalı karanfiller ağlar
Toprağın yağmuru arar ve uykusuzluğun
İz bırakır ceylan gözlerde şehriyâr
Bir şehrin kederi senden sorulur
Sonra yine açarsın sofranı coğrafyan geniş
'Zal tepesine doğru' sonsuz bir koşu
Adımlarımız kararlı 'Adamlarımız yiğit'
Döverler bilinç harmanını
Sonra şu bizim yeryüzünde
topraktan gel gel nöbetleri'
3.
Uzak mevsimler midir şehriyâr
yaşayamadıklarımız
Tutuklu günlerimiz mi
Halkımızın yüzyıllık öfkesini
boşaltan sokaklar
Artık ne insan yüzleri taşır omzunda
Ne sıcak bir gülümseme
Beni bulmaz artık postacı
Ne de dost dudağından bir selam
İçimde mısralarının çağıltısı
-Bismillah, elif lâm-
Aşkım bir hüzün bulutuna dönüşüp
Çöker dağının üstüne
Havf ve reca makamında
Dilimde
dua metinleri aşk ayetleri
-İnna lillalıi ve inna ileyhi raciun-
Güzel hayatlar ve ölümler için.
Mesafeleri toplayıp uzun bir gecede
Ateşini yüreğimde yakıyorum
Sıcak bir haziran öğlesi
Bir telefon dua ve gözyaşı
İns ve cin su hava ateş
Serin serviler altında mütebessim toprak
Mahzun gönüller
'Sevginin gücü, savaş ritimleri'
Fatiha yasin tebareke ve amin
"-Hakkınızı helal edin Hakkınızı helal edin..."
4.
Beni anla. Çılgınlık öğrendim ırmaklarından
Göğsümde bir cihan soluyor rüzgar
Rabbimize teslimiyet ve razı olmak için
Yumuşak bir kavisle geçerek ölüm sularını
Güzel şeyler de söylemeliyim
Maraş ankara istanbul ve boğaziçi
Ayaklarının ucunda deniz
Harlı alevler ve bahar için
Şiirlerin seni ele verir şehriyâr
Kaç martının ayakları suya değer balıklar sevinir
Seninle bütün bir şehir
Son rüyasına dalar
Gözlerini alıp sabaha başlangıç yapar
Toprak uyanır bereketi başlar günün
Sevginin en mahrem sınırından geçilir
Gölgen olur peşinden yürür
Yağmur olup düşerim toprağına
Havf ve reca havf ve reca
Yasin tebareke fatiha ve dua
Son söz/
"Her şey karıştı çünkü öldün
Artık kimse bulamaz kendini
Eller birbirinin içinde
Senin ölmüş elin yapışır
Benim tetiğimin üstüne"
-Şimdi üzgünüz arkadaş-
Rahmete açılan bir gökyüzüydü
Üstümüze yıldızlar serpen
Şefkatli bir anne gibiydi
Seni bağrına basan toprak
Mümin mütevekkil bir güzel adam için
Ölümün müthiş ve gizemli sorularına
Ağrılarımı iyileştiren
Sakin cevaplar bulabilirdim
Cesur olmayı dener
"Yaşamak" bu diyebilirdim
İçimde bulutlar hep böyle kabarmaz
Uysal gözlerle bakardım sana
Hafta sonlan parkları sevebilir
Anılarımı bir tablo gibi asardım duvara
Söylenecek sözlerim olmasaydı hayata
2.
Oysa yine çocuklar var hayatımızın ortasında
Güzel yüzleri ve namlı isyanlarıyla
Sayfalarından hayata çıkıp
Bizi insanlığımızdan utandıran
Müthiş nağralarıyla haberler salan ortalığa
Sonra biraz filistin bir parça afgan
Ve napalm eksersizleri
Karanlık mağralarından çıkan devlerin
Sonra acıları ve sevinçleri
Birlikte paylaşan bir yürek
'Beyaz haberler' ustası bir nevcihan
Alımlı vitrinlerini onurla geçerek hayatın
'Yürekdede' sofrasından 'Serçekuş' kanatlarıyla
Güzellikler sunan mümin yüreklere
Er meydanına
Kurşundan ağır kelimelerle çıkan
Sonrası bir şehir ve yine sen şehriyâr
Zulüm kaldığı yerden
Vurmaya başlarken yumruğunu toprağa
İçinde asyalı karanfiller ağlar
Toprağın yağmuru arar ve uykusuzluğun
İz bırakır ceylan gözlerde şehriyâr
Bir şehrin kederi senden sorulur
Sonra yine açarsın sofranı coğrafyan geniş
'Zal tepesine doğru' sonsuz bir koşu
Adımlarımız kararlı 'Adamlarımız yiğit'
Döverler bilinç harmanını
Sonra şu bizim yeryüzünde
topraktan gel gel nöbetleri'
3.
Uzak mevsimler midir şehriyâr
yaşayamadıklarımız
Tutuklu günlerimiz mi
Halkımızın yüzyıllık öfkesini
boşaltan sokaklar
Artık ne insan yüzleri taşır omzunda
Ne sıcak bir gülümseme
Beni bulmaz artık postacı
Ne de dost dudağından bir selam
İçimde mısralarının çağıltısı
-Bismillah, elif lâm-
Aşkım bir hüzün bulutuna dönüşüp
Çöker dağının üstüne
Havf ve reca makamında
Dilimde
dua metinleri aşk ayetleri
-İnna lillalıi ve inna ileyhi raciun-
Güzel hayatlar ve ölümler için.
Mesafeleri toplayıp uzun bir gecede
Ateşini yüreğimde yakıyorum
Sıcak bir haziran öğlesi
Bir telefon dua ve gözyaşı
İns ve cin su hava ateş
Serin serviler altında mütebessim toprak
Mahzun gönüller
'Sevginin gücü, savaş ritimleri'
Fatiha yasin tebareke ve amin
"-Hakkınızı helal edin Hakkınızı helal edin..."
4.
Beni anla. Çılgınlık öğrendim ırmaklarından
Göğsümde bir cihan soluyor rüzgar
Rabbimize teslimiyet ve razı olmak için
Yumuşak bir kavisle geçerek ölüm sularını
Güzel şeyler de söylemeliyim
Maraş ankara istanbul ve boğaziçi
Ayaklarının ucunda deniz
Harlı alevler ve bahar için
Şiirlerin seni ele verir şehriyâr
Kaç martının ayakları suya değer balıklar sevinir
Seninle bütün bir şehir
Son rüyasına dalar
Gözlerini alıp sabaha başlangıç yapar
Toprak uyanır bereketi başlar günün
Sevginin en mahrem sınırından geçilir
Gölgen olur peşinden yürür
Yağmur olup düşerim toprağına
Havf ve reca havf ve reca
Yasin tebareke fatiha ve dua
Son söz/
"Her şey karıştı çünkü öldün
Artık kimse bulamaz kendini
Eller birbirinin içinde
Senin ölmüş elin yapışır
Benim tetiğimin üstüne"
-Şimdi üzgünüz arkadaş-
karanlık basmadan ovalarıma
kainatın duru illetsiz aydınlıkları
katılaşırken çocuk ruhlarında
karanlık basmadan kararmadan taşıtlar
et kemik taşıtı tam da
mayalanmış yüreğimin hamuru
ve ne yakıp kavuran
yaklaştırmayan kalıplara
hiçbir daraban olmadan
ziynetli topraklara da
yanardağ akıntısı yer cazibesine mermut akan lav
katiyeti heybetiyle
akıp
dağ'la terbiyeli bir insan eli olan elinle şekillenmeye hazırken
NEREDE BULABİLSEM SENİ
yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin
kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
birinin heybeti ve lezzetinden
damağımız çatlamakta
ya ani karanlık
'inanana rahmet
inaçsıza esef' olan
(hiçistanda
bir rüzgar belirmiş
kulağımıza gelir
bir ey muhalif rüzgar ki oyropeiş örneği
hafifçe terli bedenin krondeli
göz dikmiş duyduk ki
meni yataklarına bile)
/japonya büyür büyür bir gün
toprağını denize yayarak
peygamber sözüne ordan hizmet olur/
kucak açanlar kadar geniş istekli
göçüp gelenler kadar hafif
az'la doyan yük olmadan
ve başlar
kimin yüreği daha yüce yarışı
musa kardeşim ağlamaktan mı
okumaktan mı az uyumaktan mı
kan gölü gözlerin
her an karanlığını giyinecek gibisin
ne kadar uzun sürüyor
ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin
karnın ne kadar küçük ve içerde
ince belin
fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
biliyorum ancak sen
bu kadar yetindikçe ve ekmeği
böyle mübarek tuttukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
sen olabilirsin çaresi
su içinde
susuzluk hissinden ölen kimselerin
musa kardeşim haya'dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
bir nebzesini tutsa yüreğindeki tartarkenki dikkatin
ikiye yarılır bir su aygırı
ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
çocuklar
kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
olmadık anda bırakılırlar
sonra
nice sonra
hatta bazen karanlıklarına uzanırken kadar sonra
üzerinde gözyaşı izleri
senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
mahzun yayılır
ancak görünür güzel dişleri
ve 'kuşlar da kaderle uçar'
kainatın duru illetsiz aydınlıkları
katılaşırken çocuk ruhlarında
karanlık basmadan kararmadan taşıtlar
et kemik taşıtı tam da
mayalanmış yüreğimin hamuru
ve ne yakıp kavuran
yaklaştırmayan kalıplara
hiçbir daraban olmadan
ziynetli topraklara da
yanardağ akıntısı yer cazibesine mermut akan lav
katiyeti heybetiyle
akıp
dağ'la terbiyeli bir insan eli olan elinle şekillenmeye hazırken
NEREDE BULABİLSEM SENİ
yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin
kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
birinin heybeti ve lezzetinden
damağımız çatlamakta
ya ani karanlık
'inanana rahmet
inaçsıza esef' olan
(hiçistanda
bir rüzgar belirmiş
kulağımıza gelir
bir ey muhalif rüzgar ki oyropeiş örneği
hafifçe terli bedenin krondeli
göz dikmiş duyduk ki
meni yataklarına bile)
/japonya büyür büyür bir gün
toprağını denize yayarak
peygamber sözüne ordan hizmet olur/
kucak açanlar kadar geniş istekli
göçüp gelenler kadar hafif
az'la doyan yük olmadan
ve başlar
kimin yüreği daha yüce yarışı
musa kardeşim ağlamaktan mı
okumaktan mı az uyumaktan mı
kan gölü gözlerin
her an karanlığını giyinecek gibisin
ne kadar uzun sürüyor
ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin
karnın ne kadar küçük ve içerde
ince belin
fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
biliyorum ancak sen
bu kadar yetindikçe ve ekmeği
böyle mübarek tuttukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
sen olabilirsin çaresi
su içinde
susuzluk hissinden ölen kimselerin
musa kardeşim haya'dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
bir nebzesini tutsa yüreğindeki tartarkenki dikkatin
ikiye yarılır bir su aygırı
ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
çocuklar
kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
olmadık anda bırakılırlar
sonra
nice sonra
hatta bazen karanlıklarına uzanırken kadar sonra
üzerinde gözyaşı izleri
senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
mahzun yayılır
ancak görünür güzel dişleri
ve 'kuşlar da kaderle uçar'
1
Sopalar taşlar avtüfekleri
Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca
Belinden orta etinden
Cılız çelimsiz bir elden
Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini
Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
Gamzen için ne kanlar bağırıyor
Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında
Bedenler
Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
Birbirine çarpa çarpa
Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
yutuşlar
Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
kusuşlar
Delikler ezik çöküntüler
Yırtıklar alıp açılarak
Dantel perdeli camda kayan gölgen için
Ne kanlar akıttılar toprağa
Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor
Binbir renk ve işleme donanımlı başı
Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları
Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri
Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen
Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
Ne son,solukta öç öğütleyerek
Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
Ne yarı ne yaranı görerek gözü
Bir karnağrısına uğramış gibi
Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
Ölürken
Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
Koparan karısı.Erkekler hısımlar
Kalplerini daraltan can verişi önünde
İncecik gergin yırtabilir yürekleri
Bütün evrene
Eğilip yanaklarından baktılar gelinin
Şimdi çarpılır köyün ağzı
Bir yabancı saçı taradı ev
Şimdi köyde cami bile gurbet olur
Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:
evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
Yanan ateşin dumanı da
İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
çaylar
Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi
Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
Sesi insan öldürmeye giden kurşunların
Ve susunca
Kama düşüşü bir zaman başlar
Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
Cine ve meleğe
Zulme ve hilme
Zaman ağlyan kadınların
Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek
Ve kana çobanlık eder çocuklar
Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları
Güzel başın
Mermer akmalı yanyarın
Güzel adalen
ellerin ne maharetler edindi
asla maymun değildin
topraktan geldin nice sırlardan geldin
- Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
Yoldaşın melekler
Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
Tüm bunlar öfkenin şimdi -
Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
Vurmaya gidiyor yine de o ve o
Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
Ağlayan dudakların
Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke
Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca
Belinden orta etinden
Cılız çelimsiz bir elden
Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini
Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
Gamzen için ne kanlar bağırıyor
Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında
Bedenler
Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
Birbirine çarpa çarpa
Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
yutuşlar
Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
kusuşlar
Delikler ezik çöküntüler
Yırtıklar alıp açılarak
Dantel perdeli camda kayan gölgen için
Ne kanlar akıttılar toprağa
Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor
Binbir renk ve işleme donanımlı başı
Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları
Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri
Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen
Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
Ne son,solukta öç öğütleyerek
Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
Ne yarı ne yaranı görerek gözü
Bir karnağrısına uğramış gibi
Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
Ölürken
Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
Koparan karısı.Erkekler hısımlar
Kalplerini daraltan can verişi önünde
İncecik gergin yırtabilir yürekleri
Bütün evrene
Eğilip yanaklarından baktılar gelinin
Şimdi çarpılır köyün ağzı
Bir yabancı saçı taradı ev
Şimdi köyde cami bile gurbet olur
Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:
evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
Yanan ateşin dumanı da
İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
çaylar
Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi
Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
Sesi insan öldürmeye giden kurşunların
Ve susunca
Kama düşüşü bir zaman başlar
Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
Cine ve meleğe
Zulme ve hilme
Zaman ağlyan kadınların
Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek
Ve kana çobanlık eder çocuklar
Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları
Güzel başın
Mermer akmalı yanyarın
Güzel adalen
ellerin ne maharetler edindi
asla maymun değildin
topraktan geldin nice sırlardan geldin
- Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
Yoldaşın melekler
Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
Tüm bunlar öfkenin şimdi -
Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
Vurmaya gidiyor yine de o ve o
Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
Ağlayan dudakların
Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke

