Osmanlı’dan Bugüne Şam’da İlim, Zikir ve Direniş: Yağuşiyye Camii

Mustafa Sabri Tokat 15 Ağu 2026 7 dk okuma
PAYLAŞ

Sur İçinde Unutulmuş Bir Osmanlı Eseri

6 haftalık Arapça eğitimi için geldiğim Şam’da rehber hocalarımızla beraber Şağur denilen sur içi yani eski Şam’ın dar sokaklarında dolanırken “Yağuşiye” isminde bir camiye uğrayacağımız söylendi.

Caminin bulunduğu sokağa girer girmez minaresi dikkatimi çekti, minare Şam’ın memlük gelenekli kare tabanlı minarelerinden çok farklıydı. Karşımda çokgen gövdeli yapısıyla adeta bir Osmanlı minaresi duruyordu.

Caminin iç avlusuna girdiğimizde bizi kibar bir çeşme, genişçe bir havuz ve hoş kokulu üç narenciye ağacının altında caminin güleryüzlü genç imamı Hamza El-Şinvani hoca karşıladı. Ondan öğrendiğimize göre camiyi Kanuni sultan Süleyman, II. selim, ve III. Murad dönemlerinde önemli devlet görevlerinde bulunan ve sadrazamlığa kadar yükselen Siyavuş Paşa yaptırmış. Günün yorgunluğuyla beraber caminin hikayesine çok dikkat edememiştim.

Sonraki günlerde bir akşam vakti Emevi Camiinin etrafındaki masalsı ara sokaklarını adımlarken babam ve bazı arkadaşlarımla telefonda hasret gideriyorduk, laf arasında Yağuşiye Camiinden bahsettim, Siyavuş Paşayı bildiklerini fakat Paşa’nın Şam’da böyle bir eserinin olduğunu bilmediklerini söylediler. Şam gibi Osmanlı izlerinin hâlâ güçlü olduğu ve eserlerinin iyi bilindiği bir şehirde, böyle bir caminin pek bilinmiyor olması merakımı daha da artırdı.

O anda Hamza hocanın anlattığı bazı şeyler film şeridi gibi geçti zihnimden: Şam’da unutulmuş bir Osmanlı eseri, ilim meclisleri, zikir halkaları, Nakşibendi ismi, camideki silahlar…

Yağuşiyye’de Bir Akşamüstü

İlerleyen günlerde Arapça dersi aldığımız binanın bahçesinde Hamza hocayı görünce hemen yanına koştum, Yağuşiye hakkında bir yazı yazmak istediğimi söyledim ve caminin hikâyesini bir kez daha, bu defa daha ayrıntılı anlatmasını rica ettim. Akşam namazından bir saat önce camide buluşmak üzere sözleştik.

Buluşma saatine kadar Yağuşiye camii hakkında hızlı bir araştırma yaptıysam da birkaç ansiklopedi satırı dışında herhangi bir gezi yazısına rastlayamadım.

Mimari Not: Osmanlı cami mimarisinin kubbe ve şema düzeni Suriye bölgesinin geleneksel taş işçiliği ile birleştirilmiş, duvarlarda açık ve koyu renkli taşlar ardışık olarak dizilmiş, buna da “ablaq” tekniği deniyormuş.

Caminin kaldığım yere yakın olmasına güvenerek biraz geç çıktım, hatırladığım kadar yakın olmadığını farkedince koşmaya başladım. 20 dakika gecikme ile kendimi caminin avlusuna attım.

Hamza hoca hoş kokulu narenciye ağaçlarının altında avluyu temizliyordu, beni görünce gülümsedi, biraz soluklanmamı, kendisinin de hemen geleceğini söyledi. Caminin avlusunda asabi görünüşlü bir amcanın yanına oturup selam verdim, aynı amca akşam namazından önce caminin avlusunda oyun oynayan çocuklara sitem edecekti.

Sırtımı kolonlardan birine yaslayıp etrafı seyretmeye başladım, önceki gelişimde avluya bu kadar dikkatli bakmamıştım, arkamda cami, karşımda iki katlı tatlı bir yapı, hemen önümde kibar bir çeşme ile havuz, çeşmenin etrafında da üç narenciye ağacı vardı. Narenciye ağaçlarından yayılan koku suyun sesiyle karışıp insanda muazzam bir dinginlik hissi oluşturuyordu. Koşarak geldiğim Şam sokaklarının telaşı sanki avlunun kapısında kalmış, yerini tarifsiz bir dinginliğe bırakmıştı.

Biraz sonra Hamza hoca geldi, tekrar selamlaştık, kısa bir hasbihalin ardından cami duvarına bitişik küçük bir odaya geçtik, Hamza hoca besmele çekti ve Yağuşiyye’nin hikayesini anlatmaya başladı:

Hamza Hocanın Dilinden

Siyavuşiyye’den Yağuşiyye’ye

Cami Hicri 995 yılında inşa edilmiş, Caminin asıl adı, banisi Siyavuş Paşa’ya nispetle “Siyavuşiyye” imiş Ancak isim, Şamlıların dilinde zamanla değişerek “Yağuşiyye” hâlini almış.

Bir İlim ve Direniş Yuvası

Cami yalnızca bir ibadet mekânı değil, uzun yıllar önemli bir ilim merkezi de olmuş. 2005 yılında evkaf bakanının kararıyla kendisine “Şeyhu’l Cami’l Emevi” lakabı verilen ve vefatına kadar da caminin Hanefi şeyhi olarak kabul edilen Şam’ın büyük kurralarından Abdurrezzak El-Halebi zamanında burada ders veriyormuş. Talebeler hem camide ders görür hem de camide kalırlarmış.

Hamza Hoca’nın anlattıkları arasında beni en çok şaşırtanlardan biri ise Yusuf el-Azme oldu. Osmanlı ordusunda yetişen, daha sonra Suriye’nin Harbiye Nazırlığını üstlenen ve 1920’de Meyselun Savaşı’nda Fransız işgaline karşı direnişin sembol isimlerinden biri hâline gelen Yusuf el-Azme de Yağuşiye’de eğitim görmüş. Hamza Hoca, kabrinde de Yağuşiye Camii’nden mezun olduğunun yazılı olduğunu söyledi.

Sonra avluda az önce karşısında oturduğum iki katlı yapının bambaşka bir hikâyesi olduğunu öğrendim. Alt katta Abdurrezzak el-Halebi’nin odası bulunuyordu. Odanın tavanında ise küçük, kare biçiminde bir açıklık vardı. Hamza Hoca’nın anlattığına göre Fransız işgali yıllarında direnişçiler burada bir araya gelir, silahlanır ve gerektiğinde tavandaki bu gizli geçidi kullanarak dışarı çıkarlarmış. Az önce narenciye kokuları ve su sesi arasında seyrettiğim sakin avlunun, bir zamanlar işgale karşı direnişin izlerini taşıdığını öğrenmek Yağuşiye’yi gözümde bambaşka bir yere dönüştürmüştü.

Caminin ilim halkalarında başka önemli isimler de yer almış. Arapça eğitimi aldığımız enstitüye adını veren Şam’ın büyük muhaddisi Bedreddin el-Haseni’nin önde gelen talebelerinden Ali el-Dakr Hoca da burada ders vermiş.

İki katlı yapının üst katı ise Yağuşiye’nin bir başka hafızasını saklıyormuş. Enstitümüzün müdürü Cemal Hoca, Halid Nakşibendi’nin hayatını araştırırken Şam’daki zikir halkalarının izine rastlamış. Uzun araştırmaların ardından bu halkalardan bazılarının Yağuşiye Camii’nin avlusundaki bu yapının üst katında kurulduğunu öğrenmişler. Böylece avlunun bir köşesinde ilim, bir köşesinde direniş, üst katında ise zikir halkalarının hatırası bir araya gelmiş oluyordu.

Yeniden Ayağa Kalkan Cami

Yağuşiye, bütün bu tarihine rağmen uzun yıllar bakımsızlık ve ihmalle mücadele etmiş. caminin duvarları çürümüş, ortası aşağı doğru çökmeye başlamış. Avludaki iki katlı tatlı binanın çatısı da çökmek üzereymiş. Abdulgani Hammud adında bir hayırsever çıkıp rahmetli anne ve babasının hayrına caminin bütün masraflarını üstlenmiş. Cami; minaresinden kubbesine, zemininden duvarına, elektriğinden klimasına kadar en ince ayrıntısa kadar yaptırılmış ve aslına uygun olmasına özen gösterilmiş.

Bugün avluda gördüğümüz şadırvan ise caminin eski hâlinde yokmuş. O zamanlar havuz sürekli akan suyla beslenir, insanlar abdestlerini burada alırlarmış.

Yağuşiye’den ayrılırken, Şam’ın dar sokakları arasında küçük bir camiden çok daha fazlasını geride bıraktığımı düşünüyordum. Siyavuş Paşa’dan Şam’ın âlimlerine, zikir halkalarından Fransız işgaline karşı direnişe uzanan dört asırlık bir hafıza, bu küçük avlunun duvarları arasında yaşamaya devam ediyordu. Bir zamanlar ihmal edilmiş, bugün ise yeniden ayağa kaldırılmış Yağuşiye, Şam’daki unutulmaması gereken Osmanlı eserlerinden biri.

Yolunuz Şam’a düşerse Yağuşiye’nin kapısından içeri girin. Bir süre narenciye ağaçlarının altında oturun, suyun sesini dinleyin. Sonra Hamza Hoca’yı bulun ve caminin hikâyesini bir de ondan dinleyin. Belki siz de benim gibi, o küçük avludan çıkarken Şam’ın dar sokaklarının aslında ne kadar geniş bir tarihe açıldığını düşünürsünüz.

2 Yorum

  1. Ustaz Serkan

    Ağzına diline sağlık Şam’ın keşfedilmeyi bekleyen o kadar çok yeri varki gezdikçe okudukça hayran kalıyorsun.

  2. Kudret ipek

    Arapça eğitim aldığınız kurumu söylerseniz bizlerde faydalanalım

Yorum Yaz