Dursun Gürlek’in Sohbet Tadında Kitabı Üzerine

Esra Cihanbey 01 May 2026 4 dk okuma
PAYLAŞ

Merhaba değerli okur,

Geçenlerde izlediğim bir videoda ilginç bir soruya denk geldim: Kitap okuyan birine sorulabilecek en iyi soru ne olabilir? Adam Phillips’in Kaçırdıklarımız adlı eserinde bu soru şöyle geçiyormuş: “Bu kitaptan ne çıkarıyorsunuz değil; bu kitap sizi neyin içinden çıkarıyor?” Düşününce insanın zihninde yer eden derin bir soru öyle değil mi?

Tam da bu sorunun üstüne, Dursun Gürlek’in Sohbet Tadında kitabının daha ilk sayfalarında karşıma çıkan şu satırlar dikkatimi çekti:

“Kitabın değerini sahaf bildiği gibi altının kıymetini de sarraf takdir eder. Peki, altın kalpli insanların manevi özelliklerini ve güzelliklerini kim fark eder? Hiç şüpheniz olmasın ki yine altın kalpli insanlar takdir ederler. Unutmayalım ki, iyinin iyiliğini iyiler bildiği gibi güzelin güzelliğini de güzeller görür.”

Aslında bizi şu an bu satırlarda buluşturan şey de tam olarak bu: kitapların kıymetini biliyor olmamız.

Buradan hareketle, bir önceki yazımda sözünü verdiğim Dursun hocanın Sohbet Tadında adlı eserine dönmek istiyorum. Kitabı taze bitirmiş biri olarak az evvel bahsettiğim sorudan hareketle şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu eser, beni günlük hayatta sıkışıp kaldığım o sınırlı kelime dünyasından ve özellikle işim gereği maruz kaldığım dar sosyal medya dilinden çekip çıkararak daha ferah bir alana taşıdı. Çünkü okudukça adeta insanın içi açılıyor; anlatımı, dili ve kelime zenginliğiyle gerçekten soluk aldırıyor.

Eğer siz de yazar gibi telaffuz hatalarına takılan, yazım yanlışlarını fark ettiğinde zihni oraya takılıp kalanlardansanız bu kitapta kendinizden bir parça bulmanız oldukça mümkün. Üstelik yazar öyle örnekler veriyor ki kimi zaman “Buna da mı dikkat edilir?” diye gülümserken bir yandan da ne kadar yerinde tespitler olduğunu fark ediyorsunuz. Hani gülüp geçmek istersiniz ama içinizden bir ses “Yok, bu o kadar da geçilecek gibi değil” der ya… Tam olarak öyle.

Bu his sayfalar ilerledikçe daha da belirginleşiyor. Özellikle aynı kelimelerin tekrarına tahammülü azalanlar için oldukça iyi bir eşlikçi. Okurken ne yoruluyorsunuz ne de metin sizi daraltmıyor. Aksine nahif bir sohbetin içindeymişsiniz gibi ilerliyorsunuz. Üstelik konu çeşitliliği de bu akışı besliyor. Bir bakmışsınız kelimelerden hatıralara oradan bambaşka bir meseleye geçmişsiniz. Tıpkı bir dostla çay eşliğinde yapılan o samimi sohbetler gibi. Hani bir noktada “Biz az önce ne konuşuyorduk?” diye gülümseten anlar vardır ya işte kitap tam olarak o hissi yaşatıyor; yer yer tebessüm ettiren bazen de içten içe güldüren bir anlatımla sizi içine çekiyor.

Genelde her kitapta eleştirilecek bir yön bulmaya çalışan bir okurum. Ancak böyle bir şey ne mümkün ne de böyle bir hata avcılığı benim haddime olur. Bu yüzden gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim: Eğer nitelikli bir sohbetten mahrum kalmak istemiyorsanız, kendinize küçük bir iyilik yapıp bu yazıyı bitirdikten sonra sepetinize ekleyiverin.

Şimdiden keyifli okumalar. Yolunuz bu kitapla kesişirse, düşüncelerinizi duymayı gerçekten isterim. Belki bir sonraki yazıda sizin izlenimlerinize de yer verir, bu sohbeti birlikte sürdürürüz. Bir sonraki kitap sohbetimize kadar hoşça bakın zatınıza.

Yorum Yaz