Fırlatmak, atmak

V1: throw, V2: threw, V3: thrown. Okunuşu: /θrəʊ/. Düzensiz bir fiildir (V2: /θruː/, V3: /θrəʊn/). Bir nesneyi kol gücüyle havada uzağa göndermek demektir. Nuans: Çöpe atmak için ‘throw away’ çok sık kullanılır. Parti vermek için İngilizcede ‘give a party’ yerine genellikle ‘throw a party’ kalıbı tercih edilir. Yaygın Kullanım: ‘throw in the towel’ (havlu atmak / pes etmek), ‘throw someone under the bus’ (birini otobüsün altına atmak / başkasını yakarak kendini kurtarmak/satmak).

V1: If you throw a stone into the dark well, you will never hear it hit the bottom. (Karanlık kuyuya bir taş fırlatırsan, dibe vurduğunu asla duymazsın.) | V2: The guard threw his spear at the wild boar. (Muhafız mızrağını yaban domuzuna doğru fırlattı.) | V3: All the useless cargo has been thrown overboard to lighten the ship. (Gemiyi hafifletmek için işe yaramayan tüm kargo denize/bordadan aşağı atıldı.)
Ilgili: Düzensiz Fiil toss hurl cast